"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Su Başındaki Savaş

Ebû Mihnef – Temîm b. el-Hâris el-Ezdî – Cündeb b. Abdullah rivayet etti: Muâviye’nin karşısına vardığımızda, onun bizden önce seçip yerleştiği düz, geniş ve ferah bir yerde konakladığını gördük. Burası Fırat üzerindeki bir su alma yerinin yanındaydı. O bölgede su alınabilecek başka bir yer yoktu. Muâviye burayı denetimi altına almış, Ebü’l-A‘ver’i de oraya girişi engellemek ve orayı korumakla görevlendirmişti. Biz Fırat boyunca yukarı çıktık; bize yetecek başka bir su yeri bulur muyuz diye baktık. Fakat bulamadık. Bunun üzerine Ali’ye döndük. Askerlerin susuzluk çektiğini ve düşmanın bulunduğu yer dışında su alınacak başka bir yer bulamadığımızı ona haber verdik. O da, “Onlarla bunun için savaşın” dedi.

El-Eş‘as b. Kays el-Kindî Ali’nin yanına gelip, “Onların üzerine ben gideyim mi?” dedi. Ali de, “Git” dedi. O gitti, biz de onunla birlikte gittik. Suya yaklaştığımızda onlar önümüzde ayağa kalktılar ve bize ok yağdırdılar. Allah’a yemin olsun ki, biz de bir süre onlara ok attık. Sonra uzun süre mızraklarla birbirimize hücum ettik. Nihayet biz de onlar da kılıçlara sarıldık ve bir süre kılıçla çarpıştık. Ardından Yezîd b. Esed el-Becelî düşmana süvari ve piyadelerle takviye olarak geldi ve üzerimize yürüdüler. İçimden, “Müminlerin Emiri bizi dengeleyecek birini bize göndermeyecek mi?” diye geçirdim. Geri dönüp baktım; Ali’nin bize destek olmak için gönderdiği, düşman kadar, hatta daha fazla adam gördüm. Bu yeni birliklerin başında Şebes b. Rib‘î er-Riyâhî vardı. Bunun üzerine savaş daha da şiddetlendi.

Amr b. el-Âs da Muâviye’nin ordugâhından büyük bir kuvvetle çıkıp üzerimize geldi ve Ebü’l-A‘ver ile Yezîd b. Esed’e yardım etmeye başladı. Fakat el-Eşter de Ali tarafından büyük bir kuvvetle geldi. El-Eşter, Amr b. el-Âs’ın Ebü’l-A‘ver ile Yezîd b. Esed’i desteklediğini görünce el-Eş‘as b. Kays ile Şebes b. Rib‘î’ye yardım gönderdi. Bunun üzerine çarpışmamız daha da şiddetlendi. Abdullah b. Avf b. el-Ahmer el-Ezdî’nin şu sözlerini hiç unutmadım:

“Bize Fırat’ın akan sularına ulaşma imkânı verin,
Yahut çok sayıdaki orduya karşı sağlam durun.
Her savaşçıya karşı ölüme meydan okuyan, canını pahalıya satan,
Mızraklarıyla saldıran ve yeniden hücuma dönen,
Düşmanlarının kafataslarına vuran ve cesaret dolu bir topluluğa karşı.”

Ebû Mihnef – Hârice b. … et-Temîmî ailesinden bir adam rivayet etti: Zebyân b. Umâre o gün savaşırken şöyle diyordu:

“Ey Zebyân, yeryüzünde yaşayanlar arasında
Susuz bir hayat sürmeye dayanabilir misin?
Yerin ve göğün Rabbine yemin olsun ki hayır.
Öyleyse kâfir düşmanların yüzlerine vur,
Şiddetli gürültü içinde kılıçla vur,
Ta ki sana eşitlik tanısınlar.”

Zebyân dedi ki: “Allah’a yemin olsun, suya ulaşıncaya kadar onları vurduk.”

Ebû Mihnef – babası Yahyâ b. Saîd – amcası Muhammed b. Mihnef rivayet etti: O sırada ben babam Mihnef b. Süleym ile beraberdim. On yedi yaşındaydım ve henüz maaş defterine yazılmamıştım. Adamların suya erişmesi engellenince babam bana, “Ordugâha yakın dur” dedi. Fakat Müslümanların suya doğru gittiğini görünce sabredemedim; kılıcımı aldım, adamlarla birlikte çıktım ve savaşa katıldım.

Sonra Iraklılardan bir adamın köle gencini gördüm. Yanında bir su tulumu vardı. Şamlıların su yolunu açık bıraktığını görünce ilerledi ve tulumunu doldurdu. Sonra geri dönmeye yöneldi. Fakat Şamlı askerlerden biri ona saldırdı ve onu yere serdi; su tulumu da elinden düştü. Ben Şamlıya saldırdım, vurup yere yıktım. Fakat arkadaşları sertçe dövüşüp onu kurtardılar. Yine de onu götürürlerken, “Bunun kurtulacağından emin değiliz” dediklerini duydum. Sonra köle gencin yanına döndüm, onu taşıdım; ağır bir yarası olmasına rağmen benimle konuşabiliyordu. Hemen efendisi geldi ve onu alıp götürdü. Ben de su dolu tulumu alıp babam Mihnef’e getirdim. Babam, “Bunu nereden aldın?” dedi. Ben de, “Satın aldım” dedim. Çünkü ona gerçeği söyleyip bana kızmasını istemiyordum. O da, “Bırak, adamlar içsin” dedi. Ben de öyle yaptım. En son içen babam oldu.

Allah’a yemin olsun ki nefsim beni savaşa sürükledi. Savaşanlarla birlikte aceleyle ileri çıktım. Düşmanla bir süre çarpıştık. Sonra onların su yolunu bize açık bıraktıklarını gördüm. Akşam olduğunda bizim sakalarımızla onların sakalarının su başında birbirine karıştığını, fakat birbirlerine zarar vermediklerini gördük. Geri döndüm ve su tulumu olan gencin efendisine rastladım. Ona, “Sizin su tulumunuz bizde. Birini gönder aldır yahut nerede olduğunuzu söyle de ben size göndereyim” dedim. O da, “Allah sana rahmet etsin, yanımızda yeterince var” dedi. Ben de ayrıldım, o da gitti.

Ertesi sabah o adam babamın yanından geçti, durup ona selam verdi ve beni de babamın yanında gördü. “Bu genç senin değil mi?” dedi. Babam, “Benim oğlumdur” dedi. Adam da, “Allah seni onunla sevindirsin. Dün akşam Allah bu genç sayesinde benim kölemi ölümden kurtardı. Kabilemin gençleri bana onun o anda insanların en yiğidi olduğunu söylediler” dedi. Babam bana bir baktı; yüzünden bana kızdığını anladım. Sustuktan sonra adam gidince bana, “Ben sana böyle mi emrettim?” dedi ve benden, izni olmadan bir daha savaşa çıkmayacağıma dair yemin aldı. Böylece o çarpışma, daha sonraki bir zamana kadar katıldığım tek çatışma oldu.

Ebû Mihnef – Yûnus b. Ebî İshak es-Sebîî – Yezîd b. Hânî’nin mevlası Mihrân rivayet etti: Allah’a yemin olsun, efendim Yezîd b. Hânî su başındaki savaşta elinde su tulumu olduğu halde çarpışıyordu. Şamlılar sudan çekilince ben dönüp su içmeye başladım; bu sırada hem savaşıyor hem de ok atıyordum.

Ebû Mihnef – Yûsuf b. Yezîd – Abdullah b. Avf b. el-Ahmer rivayet etti: Sıffîn’de Muâviye ve Şamlıların yanına vardığımızda onların düz, geniş ve rahat bir yer seçtiklerini gördük. Su alma yerini ele geçirmişlerdi ve orası onların elindeydi. Ebü’l-A‘ver es-Sülemî orada süvari ve piyadeyi saf saf dizmişti. Okçuları da adamlarının önüne yerleştirmişti. Mızraklı ve kalkanlı bir saf kurmuşlardı; başlarında miğferler vardı. Bizi suya yaklaştırmamaya kesin karar vermişlerdi.

Biz telaşla Müminlerin Emiri’nin yanına gittik ve durumu anlattık. O da Sa‘sa‘a b. Sûhân’ı çağırdı ve ona şöyle dedi: “Muâviye’ye git ve şunu söyle: ‘Biz sana bu şekilde geldik; fakat sana karşı elimizden geldiğince öğüt vermeden savaşmak istemiyoruz. Oysa sen, daha biz saldırmadan bize karşı süvari ve piyadeni öne sürdün, bize saldırdın ve savaşı başlatan sen oldun. Biz sana çağrıda bulunup delillerimizi ortaya koyuncaya kadar savaşmaktan geri durmayı uygun görüyorduk. Şimdi bir de bu işi yaptın: Adamlarımızı sudan alıkoydun. Onlar da içmedikçe savaşmayı bırakmayacaklar. Adamlarına haber gönder de bizimkileri suya yaklaştırsınlar ve biz aramızdaki anlaşmazlığı, ne için geldiğimizi ve sizin ne için geldiğinizi düşününceye kadar savaşmaktan vazgeçsinler. Ama su başında savaşmayı ve yalnız galip gelenin içmesini tercih ederseniz, biz de öyle yaparız.’”

Muâviye bunu duyunca adamlarına, “Ne dersiniz?” dedi. El-Velîd b. Ukbe cevap verip, “Suyu onlardan esirge; tıpkı onların Osman b. Affân’dan esirgedikleri gibi. Onu kırk gün kuşattılar, ne soğuk suya ulaşmasına ne de rahatça yemek yemesine izin verdiler. Bunları susuzluktan öldür. Allah onları susuzluktan öldürsün” dedi. Fakat Amr b. el-Âs, “Onları suya bırak. Çünkü siz içtikten sonra adamlar susuz kalmayacaktır. Sen suyu bir yana bırak; aranızdaki anlaşmazlığa bak” dedi. El-Velîd sözünü tekrarladı. Abdullah b. Sa‘d b. Ebî Serh da, “Gece oluncaya kadar onları sudan mahrum et. Eğer suya ulaşamazlarsa geri çekilirler. Geri çekilirlerse bu kaçış olur. Suyu onlardan esirge. Allah da kıyamet gününde suyu onlardan esirgesin” dedi.

Sa‘sa‘a buna karşılık şöyle dedi: “Allah kıyamet gününde suyu ancak kâfirlerden, taşkınlardan ve şarap içenlerden esirger; senin ve şu taşkının gibi” diyerek El-Velîd b. Ukbe’yi kastetti. Bunun üzerine üzerine yürüyüp ona kötü söz söylediler ve tehdit ettiler. Fakat Muâviye, “Adamı bırakın. O sadece elçidir” dedi.

Ebû Mihnef – Yûsuf b. Yezîd – Abdullah b. Avf b. el-Ahmer rivayet etti: Sa‘sa‘a yanımıza dönüp Muâviye’ye ne dediğini, ne cevap aldığını ve kendisinin nasıl karşılık verdiğini anlattı. Biz de ona, “Muâviye buna ne cevap verdi?” diye sorduk. O da, “Onun yanından ayrılmak isteyince, ‘Bana ne cevap veriyorsun?’ dedim. O da, ‘Kararımı öğreneceksin’ dedi” diye anlattı.

Allah’a yemin olsun, bundan hemen sonra Muâviye, süvari birliklerini Ebü’l-A‘ver’e yardım için gönderdi ve adamlarımızın suya ulaşmasını engelledi. Ali bizi onların üzerine gönderdi. Biz de ok attık, mızraklarla yüklendik, sonra kılıçlarla vuruştuk. Nihayet Allah bize onlara karşı zafer verdi ve su bizim elimize geçti. Bunun üzerine, “Allah’a yemin olsun, biz de onların sudan içmesine izin vermeyeceğiz” dedik. Fakat Ali bize haber gönderip şöyle dedi: “İhtiyacınız olan kadar su alın ve ordugâhınıza dönün. Onları kendi haline bırakın. Çünkü Allah size onların kötülüğü ve zulmü sebebiyle onlara karşı zafer verdi.”

https://kutsalayet.de/alinin-firat-uzerine-kopru-kurulmasini-emretmesi/,https://kutsalayet.de/ali-muaviyeyi-itaate-cagiriyor/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız