Ebû Mihnef – Abdülmelik b. Ebî Hurre el-Hanefî rivayet etti: Ali, “Bugün size zafer gayret ve hamiyet sayesinde verildi” dedi. Bunun üzerine adamlar ordugâhlarına döndüler. Ali ise iki gün yerinde kaldı. Bu süre içinde o da Muâviye de birbirine elçi göndermedi.
Sonra Ali, Beşîr b. Amr b. Mihsan el-Ensârî’yi, Saîd b. Kays el-Hemdânî’yi ve Şebes b. Rib‘î et-Temîmî’yi çağırdı ve onlara, “Bu adama gidin; onu Allah’a, itaate ve birliğe çağırın” dedi.
Şebes b. Rib‘î, “Ey Müminlerin Emiri, ona sana biat etmesi halinde kendisine vereceğin bir makam ve senin yanında etkili olacağı bir mevki vaadinde bulunmayacak mısın?” dedi. Ali, “Ona gidin, onunla tartışın ve görüşünün ne olduğunu öğrenin” dedi. Bu, Zilhicce ayının başlarında idi.
Onlar gidip Muâviye’nin huzuruna girdiler. Ebû Amre Beşîr b. Amr Allah’a hamd etti, O’nu övdü ve sonra şöyle dedi: “Ey Muâviye, bu dünya geçicidir; sonunda dönüş ahiretedir. Allah seni yaptıklarından ve ellerinin öne sürdüğü şeylerden dolayı hesaba çekecektir. Seni Allah adına uyarıyorum: Bu ümmetin birliğini bozma ve iç savaşla onun kanını dökme.”
Muâviye onun sözünü keserek, “Bunu efendine de tavsiye etmedin mi?” dedi. Ebû Amre cevap verdi: “Benim efendim senin gibi değildir. Fazileti, dini, İslam’daki önceliği ve Allah’ın Elçisi’ne yakınlığı sebebiyle bu yönetime insanların en layığı odur.” Muâviye, “Peki o ne diyor?” diye sordu. Ebû Amre de, “Senden Allah’tan korkmanı ve seni çağırdığı hakka bağlanarak amcaoğlunun otoritesini kabul etmeni istiyor. Bu, dünya hayatın açısından daha güvenli, sonun açısından da daha hayırlıdır” dedi. Bunun üzerine Muâviye, “Osman’ın kanını boşa mı bırakacağız? Hayır, Allah’a yemin olsun, asla!” dedi.
Bu defa Saîd b. Kays konuşmak istedi. Fakat Şebes b. Rib‘î araya girip, Allah’a hamd ve sena ettikten sonra şöyle dedi:
“Ey Muâviye, İbn Mihsan’a verdiğin cevabı anladım. Allah’a yemin olsun ki, senin ne istediğini ve ne peşinde olduğunu bilmiyor değiliz. İnsanları saptırmak, arzularını bozmak ve itaatlerini elde etmek için bulduğun tek yol, ‘İmamınız zulmen öldürüldü, biz de onun kanının intikamını istiyoruz’ demendir. Buna birtakım akılsız ayaktakımı uydu. Oysa biz biliyoruz ki, Osman’a yardımı geciktiren de sendin; öldürülmesini isteyen de sendin. Bunu şimdi talep ettiğin bu makama ulaşmak için yaptın. Nice kimse bir şeyi ister, onun peşine düşer; fakat Allah kudretiyle ona engel olur. Bazen de dileyen kimse muradına, hatta daha fazlasına kavuşur. Fakat Allah’a yemin olsun ki, her iki durumda da senin için hayır yoktur. Umduğuna ulaşamazsan, bunun sonucunda Arapların en bedbahtı olursun. Eğer istediğini elde edersen, bunu ancak Rabbin katında cehennem ateşini hak ederek elde etmiş olursun. Allah’tan kork ey Muâviye. Bulunduğun işi bırak ve yönetim hususunda onun gerçek sahibine karşı çekişmeye girme.”
Bunun üzerine Muâviye Allah’a hamd etti, O’nu övdü ve şöyle dedi: “Sende aptallığı ve olgunluk eksikliğini ilk fark ettiğim şey, bu şerefli ve soylu adamın, yani kavminin önderinin sözünü kesmen oldu.” Burada Saîd b. Kays’ı kastediyordu. Sonra sözünü sürdürdü: “Ardından da hakkında hiçbir şey bilmediğin bir işe karıştın. Söylediğin ve anlattığın her şeyde yalan söyledin ve alçaklaştın, ey kaba ve görgüsüz bedevi! Hepiniz çıkın karşımdan! Benimle sizin aranızda kılıçtan başka bir şey yoktur!” Ve çok öfkelendi.
Heyet ayrıldı. Şebes, “Bizi kılıçla mı tehdit ediyorsun? Allah’a yemin olsun ki o kılıç çok geçmeden sana karşı kaldırılacaktır” dedi.
Sonra heyet Ali’nin yanına dönüp Muâviye’nin söylediklerini ona haber verdi. Bu da Zilhicce ayında idi.
Bundan sonra Ali, ileri gelen bazı komutanlara emir verir, onların arkasından da destek için bir grup adam çıkardı. Muâviye tarafında da itibarlı bir kimse, taraftarlarından bir toplulukla ona karşı çıkardı. İki taraf bir müddet atlı ve yayalarla çarpışır, sonra geri çekilirdi. Ali, topyekûn Irak ordusunu Şamlıların karşısına sürmek istemiyordu. Çünkü bunun büyük bir kıyıma ve yıkıma yol açmasından korkuyordu.
Ali değişik zamanlarda el-Eşter’i, Hucr b. Adî el-Kindî’yi, Şebes b. Rib‘î’yi, Hâlid b. el-Muammer’i, Ziyâd b. en-Nadr el-Hârisî’yi, Ziyâd b. Hasafe et-Teymî’yi, Saîd b. Kays’ı, Ma‘kıl b. Kays er-Riyâhî’yi ve Kays b. Sa‘d’ı gönderdi. Bunlar arasında en çok gönderilen kişi el-Eşter idi.
Muâviye de Iraklıların karşısına zaman zaman Abdurrahman b. Hâlid el-Mahzûmî’yi, Ebü’l-A‘ver es-Sülemî’yi, Habîb b. Mesleme el-Fihrî’yi, Zü’l-Kelâ el-Himyerî’yi, Ubeydullah b. Ömer b. el-Hattâb’ı, Şurahbîl b. es-Sımt el-Kindî’yi ve Hamza b. Mâlik el-Hemdânî’yi çıkardı. Zilhicce ayının tamamı boyunca çarpıştılar; bazen bir gün içinde iki defa, ayın başında ve sonunda karşı karşıya geldiler.
Ebû Mihnef – Abdullah b. Âsım el-Fâişî rivayet etti: Kabilemden biri bana anlattı ki, bir gün el-Eşter, Sıffîn’de Kur’an okuyucularından bir grup ile bedevi süvarilerden bazıları arasında savaşa çıkmıştı. Savaş şiddetlendi. Karşımıza öyle uzun boylu ve kuvvetli bir adam çıktı ki, ondan daha iri ve güçlü birini pek az görmüşümdür. Mübarezeye davet etti. Ona el-Eşter’den başka cevap veren olmadı. İkisi vuruştular. El-Eşter onu vurup öldürdü. Allah’a yemin olsun ki, biz el-Eşter için korkmuştuk ve ona meydan okumaya karşılık vermemesini söylemiştik. El-Eşter onu öldürünce, ölen adamın tellallarından biri şöyle bağırdı:
“Ey Sehm, ey İbn Ebî’l-Ayzer,
Ezr kabilesi içinde tanıdığımız en hayırlı kişi!”
Zerâ, Ezd’in bir koludur.
Sonra o tellal, “Allah’a yemin olsun ki, ya ben onun katilini öldüreceğim ya da o beni öldürecek” dedi. Çıkıp el-Eşter’e saldırdı. El-Eşter de ona yönelip vurdu ve birden yere düştü. Fakat arkadaşları hemen üzerine kapanıp onu yaralı halde götürdüler. Ebû Rufeyka el-Fehmî bu olay üzerine şöyle dedi: “Bu bir ateşti, fakat onun karşısına bir kasırga çıktı.”
Adamlar Zilhicce ayı boyunca savaştılar. Ayın sonuna gelince, Muharrem ayı sebebiyle birbirlerine savaşmayı bırakma çağrısında bulundular. Belki Allah bir barış yahut bir uzlaşma meydana getirir diye düşündüler. Bunun üzerine birbirleriyle savaşmayı bıraktılar.
Bu yılda hac emirliğini Ali’nin tayiniyle Abdullah b. Abbas yaptı. Bunu bana Ahmed b. Sâbit, ona bunu anlatandan, o da İshak b. Îsâ’dan, o da Ebû Ma‘şer’den rivayet ederek haber verdi.