Allah’ın Elçisi, hac mevsimlerinde Arap kabilelerinin konak yerlerine gider, onları Allah’a çağırır, kendisinin Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu bildirir ve sözlerine inanmalarını, kendisini koruyup savunmalarını isterdi; böylece Allah’ın kendisine tebliğ etmek için gönderdiği mesajı açıkça ortaya koyabilsin.
İbn Humeyd–Selâme–Muhammed b. İshak–Hüseyin b. Abdallah b. Ubeydallah b. Abbas (195): Rabi‘a b. Abbad’ı babama şöyle anlatırken işittim: “Ben genç bir delikanlı iken Mina’da babamla beraberdim. Allah’ın Elçisi, Arap kabilelerinin konak yerlerine uğruyor ve şöyle diyordu: ‘Falancaların oğulları! Ben size Allah’ın Elçisiyim. Allah’a kulluk etmenizi, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamanızı, O’ndan başka taptığınız putları terk etmenizi, bana iman etmenizi, getirdiğim mesajın doğruluğunu tasdik etmenizi ve Allah’ın beni gönderdiği mesajı açıkça ortaya koyabilmem için beni koruyup savunmanızı emrediyorum.’”
Onun arkasında, yüzü yeni yıkanmış gibi duran, şaşı bakan, iki perçem saçlı, Adânî bir elbise giymiş bir adam vardı. Allah’ın Elçisi konuşmasını ve çağrısını bitirince bu adam şöyle derdi: “Falancaların oğulları! Bu adam sizi boynunuza taktığınız Lât ve Uzzâ’yı, ayrıca Benû Mâlik b. Ukayş’in cinlerden olan müttefiklerini de terk etmeye; onun getirdiği sapkınlık ve yanlışa uymaya çağırıyor. Ona itaat etmeyin, onu dinlemeyin.”
Ben babama, “Baba, Muhammed’in arkasından gidip onun söylediklerine karşı çıkan bu adam kim?” dedim. Babam, “O, onun amcası Abdüluzzâ, yani Ebû Leheb b. Abdülmuttalib’dir,” dedi.
İbn Humeyd–Selâme–Muhammed b. İshak–Muhammed b. Müslim b. Şihâb ez-Zührî: Allah’ın Elçisi, konak yerlerinde Kindelilere gitti; içlerinde reislerinden biri olan Müleyh de vardı. Onları Allah’a çağırdı, kendisini onlara arz etti; fakat onu reddettiler.
İbn Humeyd–Selâme–Muhammed b. İshak–Muhammed b. Abdürrahman b. Abdallah b. Hüseyin: Kalb’in Benû Abdallah denilen koluna, konak yerlerinde gitti; onları Allah’a çağırdı, kendisini onlara arz etti. Sonunda, “Benû Abdallah! Allah, atanıza güzel bir isim vermiştir,” dedi. Buna rağmen, sunduğunu kabul etmediler.
İbn Humeyd–Selâme–Muhammed b. İshak–ashabından biri–Abdallah b. Ka‘b b. Mâlik: Allah’ın Elçisi, Benû Hanîfe’nin konak yerlerine gitti; onları Allah’a çağırdı, kendisini onlara arz etti; fakat Araplar içinde ona Benû Hanîfe’den daha çirkin cevap veren kimse olmadı.
İbn Humeyd–Selâme–Muhammed b. İshak ve Muhammed b. Müslim b. Şihâb ez-Zührî: Benû Âmir b. Sa‘saa’ya gitti; onları Allah’a çağırdı ve kendisini onlara arz etti. İçlerinden Bayhara b. Firâs adlı biri şöyle dedi: “Allah’a yemin ederim, eğer şu Kureyşli genci yanıma alabilsem, onunla bütün Araplara galip gelirdim.”
Sonra ona şöyle dedi: “Biz sana uyarsak ve Allah seni muhaliflerine karşı muzaffer kılarsa, senden sonra yönetim bize mi geçecek?” Allah’ın Elçisi, “Yönetim Allah’a aittir; onu dilediği yere koyar,” dedi. Bayhara, “Biz Araplara karşı senin uğrunda boğazlarımızı ortaya koyalım; sen galip gelince yönetim başkasına gitsin! Biz senin dinine muhtaç değiliz,” dedi. Böylece onu reddettiler.
Hacılar dağılıp giderken Benû Âmir, hac yolculuğuna katılamayacak kadar yaşlı bir şeyhlerinin yanına döndü. Dönünce her yıl hacda olup bitenleri ona anlatırlardı. O yıl yaşlı şeyh, dönüşlerinde “Hacda ne oldu?” diye sordu. Onlar da, “Kureyş’ten genç bir adam, Abdülmuttalib oğullarından biri, peygamber olduğunu iddia ediyor. Bize geldi, kendisini savunmamızı, yanında durmamızı ve onu ülkemize götürmemizi istedi,” dediler.
Yaşlı adam elini başına koydu ve şöyle dedi: “Benû Âmir! Bunu telafi etmenin bir yolu var mı? Kaçırdığımız fırsatı geri alabilir miyiz? Canım elinde olana yemin ederim ki, İsmail soyundan hiç kimse böyle bir şeyi yalan yere iddia etmemiştir. Bu, gerçekten haktır. Onu değerlendirme gücünüz nereye gitti?”
Allah’ın Elçisi, bu şekilde devam etti. Hac için insanlar toplandığında onların yanına gider, kabileleri Allah’a ve İslam’a çağırır, Allah katından getirdiği doğru yol ve rahmeti, kendisiyle birlikte onlara arz ederdi. Araplar arasında adı ve itibarı olan bir kimsenin geldiğini duyduğunda, ona özel ilgi gösterir; onu Allah’a çağırır ve mesajını ona sunardı.