Ebû Ca‘fer (Taberî): Habeşistan’a hicret edenler Necâşî’nin ülkesinde güven içinde yerleşince, Kureyş oraya sığınan Müslümanlara karşı ne yapabileceklerini görüştü. Necâşî’ye ve kumandanlarına çok sayıda hediye ile Amr b. el-Âs ile Abdullah b. Ebî Rebîa b. el-Muğîre el-Mahzûmî’yi göndererek, ülkesine kabul ettiği Müslümanları geri vermesini istemelerini söylediler.
Amr ve Abdullah görevlerini yerine getirdiler; fakat Necâşî’den kavimlerinin umduğu sonucu elde edemediler ve başarısız olarak geri döndüler.
Bu sırada güçlü, sert ve yiğit bir savaşçı olan Ömer b. el-Hattab İslam’ı kabul etmişti; ondan önce de Hamza b. Abdülmuttalib Müslüman olmuştu. Allah’ın Elçisi’nin sahâbeleri kendilerini daha güçlü hissetmeye başladı. İslam kabileler arasında yayılmaya başlamıştı. Necâşî de ülkesine sığınan Müslümanları koruma altına almıştı.
Bütün bunlar gerçekleşince Kureyş toplanıp istişare etti ve Benû Hâşim ile Benû’l-Muttalib’den kız alıp vermemeye, onlara bir şey satmamaya ve onlardan bir şey satın almamaya dair bir belge yazmaya karar verdi. Bu hususta yazılı bir ahit düzenlediler ve buna uyacaklarına dair yemin ettiler. Sonra bu belgeyi daha bağlayıcı olsun diye Kâbe’nin içine astılar.
Kureyş bunu yapınca Benû Hâşim ve Benû’l-Muttalib, Ebû Tâlib’in yanında yer aldılar; onunla birlikte vadisine gittiler ve orada onun etrafında toplandılar. Ancak Ebû Leheb Abdüluzzâ b. Abdülmuttalib, Benû Hâşim’den ayrılıp Kureyş’in tarafına geçti ve Ebû Tâlib’e karşı onları destekledi.
Bu durum iki veya üç yıl sürdü. Bu iki kabile çok zor durumda kaldı; çünkü onlara ancak Kureyş’ten akrabalık bağını sürdürmek isteyenlerin gizlice gönderdikleri şeyler ulaşabiliyordu.
Rivayet edilir ki Ebû Cehil, Hakîm b. Hizâm b. Huveylid b. Esed ile karşılaştı. Hakîm’in yanında, halası Hatice bt. Huveylid’e götürmek üzere taşıdığı bir köle ve bir miktar buğday vardı. Hatice, vadide Allah’ın Elçisi ile birlikteydi.
Ebû Cehil ona engel oldu ve, “Benû Hâşim’e yiyecek mi götürüyorsun? Allah’a yemin ederim ki seni de yiyeceğini de Mekke’de rezil edinceye kadar bırakmam,” dedi.
Bu sırada Ebû’l-Bahtârî b. Hişâm geldi ve, “Aranızda ne oluyor?” diye sordu.
Ebû Cehil, “Benû Hâşim’e yiyecek götürüyor,” dedi.
Ebû’l-Bahtârî ise, “Bu, halasına ait bir yiyecektir; daha önce saklamıştı, şimdi istemiş. Kendi malını ona götürmesine mi engel olacaksın? Adamı bırak,” dedi.
Ebû Cehil reddetti. Sonunda aralarında kavga çıktı. Ebû’l-Bahtârî bir deve çene kemiği aldı, onunla Ebû Cehil’e vurdu; başını yardı ve onu yere yatırıp çiğnedi. Hamza b. Abdülmuttalib de yakında olup olanları izliyordu.
Kureyş, Allah’ın Elçisi ve sahâbelerinin bunu duyup sevinmesini istemedikleri için bu olayın duyulmasını arzu etmiyorlardı.
Bütün bu yıllar boyunca Allah’ın Elçisi, gece gündüz, gizli ve açık olarak kavmini çağırmaya devam etti. Bu süre içinde Allah’tan vahiy gelmeye devam ediyor; emirler ve yasaklar bildiriliyor, ona açıkça düşmanlık edenler tehdit ediliyor ve Allah’ın Elçisi’ne karşı çıkanlara karşı onun haklılığı ortaya konuyordu.