"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

el-Emîn ile el-Me’mûn Arasındaki Anlaşmazlığın Sebepleri

Ebû Ca‘fer (Taberî) şöyle demiştir: Daha önce zikretmiştik ki, Hârûn er-Reşîd Horasan’a giderken, yanında bulunan askerî kumandanlara el-Me’mûn için biatı yeniletmişti. Kumandanları, geri kalan askerleri ve yanında bulunan diğer kimseleri şahit tutarak, yanında bulunan bütün askerlerin el-Me’mûn’a bağlanacağını; yanında bulunan bütün para, silah, teçhizat ve diğer şeylerin el-Me’mûn’a ait olacağını ilan etmişti.

Hârûn’un oğlu Muhammed, babasının hastalığının ağırlaştığını ve öleceğini öğrenince, her gün kendisine onun hakkında haber getirmesi için birini gönderdi. Bekr b. el-Mu‘temir’i gönderdi ve onunla birlikte mektuplar yazdı. Bu mektupları, içi oyulmuş sandık ayaklarının içine yerleştirdi ve bunları sığır derisiyle kapladı. Ona şöyle dedi:
“Müminlerin Emiri (Hârûn) veya ordugâhındaki herhangi bir kimse, işin, niyetin veya yanında bulunan şeyler hakkında hiçbir şey öğrenmesin. Hatta öldürülsen bile, Müminlerin Emiri ölmeden önce bunu açığa çıkarma. O öldüğü zaman, her adama kendi mektubunu ver.”

Bekr b. el-Mu‘temir Tûs’a ulaştığında, Hârûn onun gelişini öğrenmişti. Onu çağırdı ve:
“Seni buraya getiren nedir?” diye sordu.

Bekr:
“Muhammed beni, senin hakkında haber öğrenmem ve ona götürmem için gönderdi” dedi.

Hârûn:
“Yanında bir mektup var mı?” dedi.

Bekr:
“Hayır” dedi.

Bunun üzerine Hârûn, Bekr’in yanında bulunan şeylerin aranmasını emretti; fakat hiçbir şey bulunamadı. Hârûn onu dövmekle tehdit etti, fakat o hiçbir şeyi itiraf etmedi. Bunun üzerine Hârûn, onun hapsedilmesini ve bağlanmasını emretti.

Öldüğü gece, Hârûn, Fazl b. Rebî‘’e, Bekr b. el-Mu‘temir’in tutulduğu yere gitmesini ve onu konuşturmasını emretti. Ya itiraf edecek ya da boynu vurulacaktı. Fazl Bekr’e gitti ve onu konuşturmaya çalıştı, fakat o hiçbir şey söylemedi. Bu sırada Hârûn bayıldı ve kadınlar feryat etti. Bunun üzerine Fazl, Bekr’i öldürmekten vazgeçti ve Hârûn’un yanına gitti.

Hârûn kendine geldi, fakat zayıf düşmüştü ve yaklaşan ölümün etkisiyle Bekr veya başka biri hakkında düşünemeyecek durumdaydı. Sonra tekrar bayıldı ve bunun son olduğu zannedildi. Ortalıkta bir feryat yükseldi. Bunun üzerine Bekr b. el-Mu‘temir, bulunduğu yerden Fazl b. Rebî‘’e bir not gönderdi. Bu notu `Abdullah b. Ebî Nu‘aym vasıtasıyla iletti. Notta, acele edilmemesini ve kendisinde bilinmesi gereken şeyler bulunduğunu bildirdi.

Bekr, hadım Hüseyin’in evinde tutuluyordu. Hârûn öldüğünde, Fazl b. Rebî‘ hemen Bekr’i çağırdı ve elinde ne olduğunu sordu. Bekr, Hârûn’un hâlâ hayatta olabileceğinden korktuğu için bir şeyinin olmadığını söyledi. Ancak Hârûn’un ölümünün kesinleştiğini görünce ve onun cesedini gösterdiklerinde, Muhammed’den gelen mektupların kendisinde bulunduğunu söyledi. Fakat bağlı ve hapsedilmiş haldeyken bunları çıkaramayacağını belirtti.

Hadım Hüseyin, Fazl onu serbest bırakmadan Bekr’i çözmeyi reddetti. Bunun üzerine Fazl onu serbest bıraktı. Bekr, yanında bulunan mektupları çıkardı. Bunlar, mutfak sandıklarının sığır derisiyle kaplı ayaklarının içindeydi. Herkese kendi mektubunu verdi.

Mektuplar arasında, Muhammed b. Hârûn’dan hadım Hüseyin’e yazılmış, kendi el yazısıyla yazılmış bir mektup da vardı; bu mektupta Hüseyin’e Bekr’i serbest bırakması emrediliyordu. Bekr bu mektubu ona verdi. Ayrıca `Abdullah el-Me’mûn’a yazılmış bir mektup da vardı. Bekr, el-Me’mûn’un mektubunu yanında tuttu ki onu Merv’de kendisine ulaştırsın.

Hârûn’un Tûs’ta yanında bulunan ve orada hazır bulunan oğulları içinde en büyüğü olan oğlu Sâlih çağrıldı. Sâlih hemen geldi ve babasını sordu. Ona Hârûn’un öldüğü haber verilince büyük bir üzüntü gösterdi. Sonra Bekr’in getirdiği, kardeşi Muhammed’in mektubu ona verildi.

Hârûn’un ölümünde hazır bulunanlar, onun yıkanması ve defne hazırlanması işlerini üstlendiler. Cenaze namazını oğlu Sâlih kıldırdı.

https://kutsalayet.de/muhammed-el-eminin-halife-olarak-basa-gecisi/,https://kutsalayet.de/muhammed-el-eminin-kardesi-abdullah-el-memuna-mektubu/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız