"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Yazar: Hz.Ateist

Hacerle İsmail Uzaklaştırılıyor – Tekvin 21

Çocuk büyüdü. Sütten kesildiği gün İbrahim büyük bir şölen verdi. Ne var ki Sara, Mısırlı Hacerin İbrahimden olma oğlu İsmailin alay ettiğini görünce, İbrahime, “Bu cariyeyle oğlunu kov” dedi, “Bu cariyenin oğlu, oğlum İshakın mirasına ortak olmasın.” Bu İbrahimi çok üzdü, çünkü İsmail de öz oğluydu. Ancak Tanrı İbrahime, “Oğlunla cariyen için üzülme” dedi, “Sara ne derse, onu yap. Çünkü senin soyun İshakla sürecektir. Cariyenin oğlundan da bir ulus yaratacağım, çünkü o da senin soyun.”
İbrahim sabah erkenden kalktı, biraz yiyecek, bir tulum da su hazırlayıp Hacerin omuzuna attı, çocuğunu da verip onu gönderdi. Hacer Beer-Şeva Çölüne gitti, orada bir süre dolaştı. Tulumdaki su tükenince, oğlunu bir çalının altına bıraktı. Yaklaşık bir ok atımı uzaklaşıp, “Oğlumun ölümünü görmeyeyim” diyerek onun karşısına oturup hıçkıra hıçkıra ağladı.
Tanrı çocuğun sesini duydu. Tanrının meleği göklerden Hacere, “Nen var, Hacer?” diye seslendi, “Korkma! Çünkü Tanrı çocuğun sesini duydu. Kalk, oğlunu kaldır, elini tut. Onu büyük bir ulus yapacağım.” Sonra Tanrı Hacerin gözlerini açtı, Hacer bir kuyu gördü. Gidip tulumunu doldurdu, oğluna içirdi.
Çocuk büyürken Tanrı onunlaydı. Çocuk çölde yaşadı ve okçu oldu. Paran Çölünde yaşarken annesi ona Mısırlı bir kadın aldı.

İshakın Doğumu – Tekvin 21

RAB verdiği söz uyarınca Saraya iyilik etti ve sözünü yerine getirdi. Sara hamile kaldı; İbrahimin yaşlılık döneminde, tam Tanrının belirttiği zamanda ona bir erkek çocuk doğurdu. İbrahim Saranın doğurduğu çocuğa İshak adını verdi. Tanrının kendisine buyurduğu gibi oğlu İshakı sekiz günlükken sünnet etti. İshak doğduğunda İbrahim yüz yaşındaydı.
Sara, “Tanrı yüzümü güldürdü” dedi, “Bunu duyan herkes benimle birlikte gülecek. Kim İbrahime Sara çocuk emzirecek derdi? Bu yaşında ona bir oğul doğurdum.”

İbrahim ile Avimelek – Tekvin 20

İbrahim Mamreden Negeve göçerek Kadeş ve Şur kentlerinin arasına yerleşti. Sonra geçici bir süre Gerarda kaldı. Karısı Sara için, “Bu kadın kızkardeşimdir” dedi. Bunun üzerine Gerar Kralı Avimelek adam gönderip Sarayı getirtti. Ama Tanrı gece düşünde Avimeleke görünerek, “Bu kadını aldığın için öleceksin” dedi, “Çünkü o evli bir kadın.”
Avimelek henüz Saraya dokunmamıştı. “Ya Rab” dedi, “Suçsuz bir ulusu mu yok edeceksin? İbrahimin kendisi bana, Bu kadın kızkardeşimdir demedi mi? Kadın da İbrahim için, O kardeşimdir dedi. Ben temiz vicdanla, suçsuz ellerimle yaptım bunu.”
Tanrı, düşünde ona, “Bunu temiz vicdanla yaptığını biliyorum” diye yanıtladı, “Ben de seni bu yüzden bana karşı günah işlemekten alıkoydum, kadına dokunmana izin vermedim. Şimdi kadını kocasına geri ver. Çünkü o bir peygamberdir. Senin için dua eder, ölmezsin. Ama kadını geri vermezsen, sen de sana ait olan herkes de ölecek, bilesin.”
Avimelek sabah erkenden kalktı, bütün adamlarını çağırarak olup biteni anlattı. Adamlar dehşete düştü. Avimelek İbrahimi çağırtarak, “Ne yaptın bize?” dedi, “Sana ne haksızlık ettim ki, beni ve krallığımı bu büyük günaha sürükledin? Bana bu yaptığın yapılacak iş değil.” Sonra, “Amacın neydi, niçin yaptın bunu?” diye sordu.
İbrahim, “Çünkü burada hiç Tanrı korkusu yok” diye yanıtladı, “Karım yüzünden beni öldürebilirler diye düşündüm. Üstelik, Sara gerçekten kızkardeşimdir. Babamız bir, annemiz ayrıdır. Onunla evlendim. Tanrı beni babamın evinden gurbete gönderdiği zaman karıma, Bana sevgini şöyle göstereceksin: Gideceğimiz her yerde kardeşin olduğumu söyle dedim.”
Avimelek İbrahime karısı Sarayı geri verdi. Bunun yanısıra ona davar, sığır, köleler, cariyeler de verdi. İbrahime, “İşte ülkem önünde, nereye istersen oraya yerleş” dedi. Saraya da, “Kardeşine bin parça gümüş veriyorum” dedi, “Yanındakilere karşı senin suçsuz olduğunu gösteren bir kanıttır bu. Herkes suçsuz olduğunu bilsin.”
İbrahim Tanrıya dua etti ve Tanrı Avimelekle karısına, cariyelerine şifa verdi. Çocuk sahibi oldular. Çünkü İbrahimin karısı Sara yüzünden RAB Avimelekin evindeki kadınların hamile kalmasını engellemişti.

Lut ile Kızları – Tekvin 19

Lut Soarda kalmaktan korkuyordu. Bu yüzden iki kızıyla kentten ayrılarak dağa yerleşti, onlarla birlikte bir mağarada yaşamaya başladı. Büyük kızı küçüğüne, “Babamız yaşlı” dedi, “Dünya geleneklerine uygun biçimde burada bizimle yatabilecek bir erkek yok. Gel, babamıza şarap içirelim, soyumuzu yaşatmak için onunla yatalım.” O gece babalarına şarap içirdiler. Büyük kız gidip babasıyla yattı. Ancak Lut yatıp kalktığının farkında değildi. Ertesi gün büyük kız küçüğüne, “Dün gece babamla yattım” dedi, “Bu gece de ona şarap içirelim. Soyumuzu yaşatmak için sen de onunla yat.” O gece de babalarına şarap içirdiler ve küçük kız babasıyla yattı. Ama Lut yatıp kalktığının farkında değildi.
Böylece Lutun iki kızı da öz babalarından hamile kaldılar. Büyük kız bir erkek çocuk doğurdu, ona Moav adını verdi. Moav bugünkü Moavlıların atasıdır. Küçük kızın da bir oğlu oldu, adını Ben-Ammi koydu. O da bugünkü Ammonluların atasıdır.

Sodom ve Gomoranın Yıkılışı – Tekvin 19

İki melek akşamleyin Sodoma vardılar. Lut kentin kapısında oturuyordu. Onları görür görmez karşılamak için ayağa kalktı. Yere kapanarak, “Efendilerim” dedi, “Kulunuzun evine buyurun. Ayaklarınızı yıkayın, geceyi bizde geçirin. Sonra erkenden kalkıp yolunuza devam edersiniz.”
Melekler, “Olmaz” dediler, “Geceyi kent meydanında geçireceğiz.”
Ama Lut çok diretti. Sonunda onunla birlikte evine gittiler. Lut onlara yemek hazırladı, mayasız ekmek pişirdi. Yediler.
Onlar yatmadan, kentin erkekleri –Sodomun her mahallesinden genç yaşlı bütün erkekler– evi sardı. Luta seslenerek, “Bu gece sana gelen adamlar nerede?” diye sordular, “Getir onları da yatalım.”
Lut dışarı çıktı, arkasından kapıyı kapadı. “Kardeşler, lütfen bu kötülüğü yapmayın” dedi, “Erkek yüzü görmemiş iki kızım var. Size onları getireyim, ne isterseniz yapın. Yeter ki, bu adamlara dokunmayın. Çünkü onlar konuğumdur, çatımın altına geldiler.”
Adamlar, “Çekil önümüzden!” diye karşılık verdiler, “Adam buraya dışardan geldi, şimdi yargıçlık taslıyor! Sana daha beterini yaparız.” Lutu ite kaka kapıyı kırmaya davrandılar. Ama içerdeki adamlar uzanıp Lutu evin içine, yanlarına aldılar ve kapıyı kapadılar. Kapıya dayanan adamları, büyük küçük hepsini kör ettiler. Öyle ki, adamlar kapıyı bulamaz oldu.
İçerdeki iki adam Luta, “Senin burada başka kimin var?” diye sordular, “Oğullarını, kızlarını, damatlarını, kentte sana ait kim varsa hepsini dışarı çıkar. Çünkü burayı yok edeceğiz. RAB bu halk hakkında birçok kötü suçlama duydu, kenti yok etmek için bizi gönderdi.”
Lut dışarı çıktı ve kızlarıyla evlenecek olan adamlara, “Hemen buradan uzaklaşın!” dedi, “Çünkü RAB bu kenti yok etmek üzere.” Ne var ki damat adayları onun şaka yaptığını sandılar.
Tan ağarırken melekler Luta, “Karınla iki kızını al, hemen buradan uzaklaş” diye üstelediler, “Yoksa kent cezasını bulurken sen de canından olursun.” Lut ağır davrandı, ama RAB ona acıdı. Adamlar Lutla karısının ve iki kızının elinden tutup onları kentin dışına çıkardılar. Kent dışına çıkınca, adamlardan biri Luta, “Kaç, canını kurtar, arkana bakma” dedi, “Bu ovanın hiçbir yerinde durma. Dağa kaç, yoksa ölür gidersin.”
Lut, “Aman, efendim!” diye karşılık verdi, “Ben kulunuzdan hoşnut kaldınız, canımı kurtarmakla bana büyük iyilik yaptınız. Ama dağa kaçamam. Çünkü felaket bana yetişir, ölürüm. İşte, şurada kaçabileceğim yakın bir kent var, küçücük bir kent. İzin verin, oraya kaçıp canımı kurtarayım. Zaten küçücük bir kent.”
Adamlardan biri, “Peki, dileğini kabul ediyorum” dedi, “O kenti yıkmayacağım. Çabuk ol, hemen kaç! Çünkü sen oraya varmadan bir şey yapamam.” Bu yüzden o kente Soar adı verildi.
Lut Soara vardığında güneş doğmuştu. RAB Sodom ve Gomoranın üzerine gökten ateşli kükürt yağdırdı. Bu kentleri, bütün ovayı, oradaki insanların hepsini ve bütün bitkileri yok etti. Ancak Lutun peşisıra gelen karısı dönüp geriye bakınca tuz kesildi.
İbrahim sabah erkenden kalkıp önceki gün RABbin huzurunda durduğu yere gitti. Sodom ve Gomoraya ve bütün ovaya baktı. Yerden, tüten bir ocak gibi duman yükseliyordu.
Tanrı ovadaki kentleri yok ederken İbrahimi anımsamış ve Lutun yaşadığı kentleri yok ederken Lutu bu felaketin dışına çıkarmıştı.

İbrahim Sodom için Yalvarıyor – Tekvin 18

Adamlar oradan ayrılırken Sodoma doğru baktılar. İbrahim onları yolcu etmek için yanlarında yürüyordu. RAB, “Yapacağım şeyi İbrahimden mi gizleyeceğim?” dedi, “Kuşkusuz İbrahimden büyük ve güçlü bir ulus türeyecek, yeryüzündeki bütün uluslar onun aracılığıyla kutsanacak. Doğru ve adil olanı yaparak yolumda yürümeyi oğullarına ve soyuna buyursun diye İbrahimi seçtim. Öyle ki, ona verdiğim sözü yerine getireyim.”
Sonra İbrahime, “Sodom ve Gomora büyük suçlama altında” dedi, “Günahları çok ağır. Onun için inip bakacağım. Duyduğum suçlamalar doğru mu, değil mi göreceğim. Bunları yapıp yapmadıklarını anlayacağım.”
Adamlar oradan ayrılıp Sodoma doğru gittiler. Ama İbrahim RABbin huzurunda kaldı. RABbe yaklaşarak, “Haksızla birlikte haklıyı da mı yok edeceksin?” diye sordu, “Kentte elli doğru kişi var diyelim. Orayı gerçekten yok edecek misin? İçindeki elli doğru kişinin hatırı için kenti bağışlamayacak mısın? Senden uzak olsun bu. Haklıyı, haksızı aynı kefeye koyarak haksızın yanında haklıyı da öldürmek senden uzak olsun. Bütün dünyayı yargılayan adil olmalı.”
RAB, “Eğer Sodomda elli doğru kişi bulursam, onların hatırına bütün kenti bağışlayacağım” diye karşılık verdi.
İbrahim, “Ben toz ve külüm, bir hiçim” dedi, “Ama seninle konuşma yürekliliğini göstereceğim. Kırk beş doğru kişi var diyelim, beş kişi için bütün kenti yok mu edeceksin?”
RAB, “Eğer kentte kırk beş doğru kişi bulursam, orayı yok etmeyeceğim” dedi.
İbrahim yine sordu: “Ya kırk kişi bulursan?”
RAB, “O kırk kişinin hatırı için hiçbir şey yapmayacağım” diye yanıtladı.
İbrahim, “Ya Rab, öfkelenme ama, otuz kişi var diyelim?” dedi.
RAB, “Otuz kişi bulursam, kente dokunmayacağım” diye yanıtladı.
İbrahim, “Ya Rab, lütfen konuşma yürekliliğimi bağışla” dedi, “Eğer yirmi kişi bulursan?”
RAB, “Yirmi kişinin hatırı için kenti yok etmeyeceğim” diye yanıtladı.
İbrahim, “Ya Rab, öfkelenme ama, bir kez daha konuşacağım” dedi, “Eğer on kişi bulursan?”
RAB, “On kişinin hatırı için kenti yok etmeyeceğim” diye yanıtladı.
RAB İbrahimle konuşmasını bitirince oradan ayrıldı, İbrahim de çadırına döndü.

Üç Konuk – Tekvin 18

İbrahim günün sıcak saatlerinde Mamre meşeliğindeki çadırının önünde otururken, RAB kendisine göründü. İbrahim karşısında üç adamın durduğunu gördü. Onları görür görmez karşılamaya koştu. Yere kapanarak, “Ey efendim, eğer gözünde lütuf bulduysam, lütfen kulunun yanından ayrılma” dedi, “Biraz su getirteyim, ayaklarınızı yıkayın. Şu ağacın altında dinlenin. Madem kulunuza konuk geldiniz, bırakın size yiyecek bir şeyler getireyim. Biraz dinlendikten sonra yolunuza devam edersiniz.”
Adamlar, “Peki, dediğin gibi olsun” dediler.
İbrahim hemen çadıra, Saranın yanına gitti. Ona, “Hemen üç sea ince un al, yoğurup pide yap” dedi. Ardından sığırlara koştu. Körpe ve besili bir buzağı seçip uşağına verdi. Uşak buzağıyı hemen hazırladı. İbrahim hazırlanan buzağıyı yoğurt ve sütle birlikte götürüp konuklarının önüne koydu. Onlar yerken o da yanlarında, ağacın altında durdu.
Konuklar, “Karın Sara nerede?” diye sordular.
İbrahim, “Çadırda” diye yanıtladı.
O, “Gelecek yıl bu zamanda kesinlikle yanına döneceğim” dedi, “O zaman karın Saranın bir oğlu olacak.”
Sara onun arkasında, çadırın girişinde durmuş, dinliyordu. İbrahimle Sara kocamışlardı, yaşları hayli ileriydi. Sara adetten kesilmişti. İçin için gülerek, “Bu yaştan sonra bu sevinci tadabilir miyim?” diye düşündü, “Üstelik efendim de yaşlı.”
RAB İbrahime sordu: “Sara niçin, Bu yaştan sonra gerçekten çocuk sahibi mi olacağım? diyerek güldü? RAB için olanaksız bir şey var mı? Belirlenen vakitte, gelecek yıl bu zaman yanına döndüğümde Saranın bir oğlu olacak.”
Sara korktu, “Gülmedim” diyerek yalan söyledi.
RAB, “Hayır, güldün” dedi.

Sünnet: Antlaşma Simgesi – Tekvin 17

Avram doksan dokuz yaşındayken RAB ona görünerek, “Ben Her Şeye Gücü Yeten Tanrıyım” dedi, “Benim yolumda yürü, kusursuz ol. Seninle yaptığım antlaşmayı sürdürecek, soyunu alabildiğine çoğaltacağım.”
Avram yüzüstü yere kapandı. Tanrı, “Seninle yaptığım antlaşma şudur” dedi, “Birçok ulusun babası olacaksın. Artık adın Avram değil, İbrahim olacak. Çünkü seni birçok ulusun babası yapacağım. Seni çok verimli kılacağım. Soyundan uluslar doğacak, krallar çıkacak. Antlaşmamı seninle ve soyunla kuşaklar boyunca, sonsuza dek sürdüreceğim. Senin, senden sonra da soyunun Tanrısı olacağım. Bir yabancı olarak yaşadığın toprakları, bütün Kenan ülkesini sonsuza dek mülkünüz olmak üzere sana ve soyuna vereceğim. Onların Tanrısı olacağım.”
Tanrı İbrahime, “Sen ve soyun kuşaklar boyu antlaşmama bağlı kalmalısınız” dedi, “Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek. Sünnet olmalısınız. Sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak. Evinizde doğmuş ya da soyunuzdan olmayan bir yabancıdan satın alınmış köleler dahil sekiz günlük her erkek çocuk sünnet edilecek. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürecek bu. Evinizde doğan ya da satın aldığınız her çocuk kesinlikle sünnet edilecek. Bedeninizdeki bu belirti sonsuza dek sürecek antlaşmamın simgesi olacak. Sünnet edilmemiş her erkek halkının arasından atılacak, çünkü antlaşmamı bozmuş demektir.”
Tanrı, “Karın Saraya gelince, ona artık Saray demeyeceksin” dedi, “Bundan böyle onun adı Sara olacak. Onu kutsayacak, ondan sana bir oğul vereceğim. Onu kutsayacağım, ulusların anası olacak. Halkların kralları onun soyundan çıkacak.”
İbrahim yüzüstü yere kapandı ve güldü. İçinden, “Yüz yaşında bir adam çocuk sahibi olabilir mi?” dedi, “Doksan yaşındaki Sara doğurabilir mi?” Sonra Tanrıya, “Keşke İsmaili mirasçım kabul etseydin!” dedi.
Tanrı, “Hayır. Ama karın Sara sana bir oğul doğuracak, adını İshak koyacaksın” dedi, “Onunla ve soyuyla antlaşmamı sonsuza dek sürdüreceğim. İsmaile gelince, seni işittim. Onu kutsayacak, verimli kılacak, soyunu alabildiğine çoğaltacağım. On iki beyin babası olacak. Soyunu büyük bir ulus yapacağım. Ancak antlaşmamı gelecek yıl bu zaman Saranın doğuracağı oğlun İshakla sürdüreceğim.” Tanrı İbrahimle konuşmasını bitirince ondan ayrılıp yukarıya çekildi.
İbrahim evindeki bütün erkekleri –oğlu İsmaili, evinde doğanların, satın aldığı uşakların hepsini– Tanrının kendisine buyurduğu gibi o gün sünnet ettirdi. İbrahim sünnet olduğunda doksan dokuz yaşındaydı. Oğlu İsmail on üç yaşında sünnet oldu. İbrahim, oğlu İsmaille aynı gün sünnet edildi. İbrahimin evindeki bütün erkekler –evinde doğanlar ve yabancılardan satın alınanlar– onunla birlikte sünnet oldu.

Hacer ile İsmail – Tekvin 16

Karısı Saray Avrama çocuk verememişti. Sarayın Hacer adında Mısırlı bir cariyesi vardı. Saray Avrama, “RAB çocuk sahibi olmamı engelledi” dedi, “Lütfen, cariyemle yat. Belki bu yoldan bir çocuk sahibi olabilirim.” Avram Sarayın sözünü dinledi. Saray Mısırlı cariyesi Haceri kocası Avrama karı olarak verdi. Bu olay Avram Kenanda on yıl yaşadıktan sonra oldu. Avram Hacerle yattı, Hacer hamile kaldı. Hacer hamile olduğunu anlayınca, hanımını küçük görmeye başladı.
Saray Avrama, “Bu haksızlık senin yüzünden başıma geldi!” dedi, “Cariyemi koynuna soktum. Hamile olduğunu anlayınca beni küçük görmeye başladı. Seninle benim aramda RAB karar versin.”
Avram, “Cariyen senin elinde” dedi, “Neyi uygun görürsen yap.” Böylece Saray cariyesine sert davranmaya başladı. Hacer onun yanından kaçtı.
RABbin meleği Haceri çölde bir pınarın, Şur yolundaki pınarın başında buldu. Ona, “Sarayın cariyesi Hacer, nereden gelip nereye gidiyorsun?” diye sordu.
Hacer, “Hanımım Saraydan kaçıyorum” diye yanıtladı.
RABbin meleği, “Hanımına dön ve ona boyun eğ” dedi, “Senin soyunu öyle çoğaltacağım ki, kimse sayamayacak.
“İşte hamilesin, bir oğlun olacak,
Adını İsmail koyacaksın.
Çünkü RAB sıkıntı içindeki yakarışını işitti.
Oğlun yaban eşeğine benzer bir adam olacak,
O herkese, herkes de ona karşı çıkacak.
Kardeşlerinin hepsiyle çekişme içinde yaşayacak.”
Hacer, “Beni gören Tanrıyı gerçekten gördüm mü?” diyerek kendisiyle konuşan RABbe “El-Roi” adını verdi. Bu yüzden Kadeşle Beret arasındaki o kuyuya Beer-Lahay-Roi adı verildi.
Hacer Avrama bir erkek çocuk doğurdu. Avram çocuğun adını İsmail koydu. Hacer İsmaili doğurduğunda, Avram seksen altı yaşındaydı.

Rabbin Avramla Yaptığı Antlaşma – Tekvin 15

Bundan sonra RAB bir görümde Avrama, “Korkma, Avram” diye seslendi, “Senin kalkanın benim. Ödülün çok büyük olacak.”
Avram, “Ey Egemen RAB, bana ne vereceksin?” dedi, “Çocuk sahibi olamadım. Evim Şamlı Eliezere kalacak. Bana çocuk vermediğin için evimdeki bir uşak mirasçım olacak.”
RAB yine seslendi: “O mirasçın olmayacak, öz çocuğun mirasçın olacak.” Sonra Avramı dışarı çıkararak, “Göklere bak” dedi, “Yıldızları sayabilir misin? İşte, soyun o kadar çok olacak.”
Avram RABbe iman etti, RAB bunu ona doğruluk saydı.
Tanrı Avrama, “Bu toprakları sana miras olarak vermek için Kildanilerin Ur Kentinden seni çıkaran RAB benim” dedi.
Avram, “Ey Egemen RAB, bu toprakları miras alacağımı nasıl bileceğim?” diye sordu.
RAB, “Bana bir düve, bir keçi, bir de koç getir” dedi, “Hepsi üçer yaşında olsun. Bir de kumruyla güvercin yavrusu getir.”
Avram hepsini getirdi, ortadan kesip parçaları birbirine karşı dizdi. Yalnız kuşları kesmedi. Leşlerin üzerine konan yırtıcı kuşları kovdu.
Güneş batarken Avram derin bir uykuya daldı. Üzerine dehşet verici zifiri bir karanlık çöktü. RAB Avrama şöyle dedi: “Şunu iyi bil ki, senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak. Dört yüz yıl kölelik edip baskı görecek. Ama soyuna kölelik yaptıran ulusu cezalandıracağım. Sonra soyun oradan büyük mal varlığıyla çıkacak. Sen de esenlik içinde atalarına kavuşacaksın. İleri yaşta ölüp gömüleceksin. Soyunun dördüncü kuşağı buraya geri dönecek. Çünkü Amorluların yaptığı kötülükler henüz doruğa varmadı.”
Güneş batıp karanlık çökünce, dumanlı bir mangalla alevli bir meşale göründü ve kesilen hayvan parçalarının arasından geçti. O gün RAB Avramla antlaşma yaparak ona şöyle dedi: “Mısır Irmağından büyük Fırat Irmağına kadar uzanan bu toprakları –Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını– senin soyuna vereceğim.”

Melkisedek Avramı Kutsuyor – Tekvin 14

Avram Kedorlaomerle onu destekleyen kralları bozguna uğratıp dönünce, Sodom Kralı onu karşılamak için Kral Vadisi olan Şave Vadisine gitti.
Yüce Tanrının kahini olan Şalem Kralı Melkisedek ekmek ve şarap getirdi.
Avramı kutsayarak şöyle dedi:
“Yeri göğü yaratan yüce Tanrı Avramı kutsasın,
Düşmanlarını onun eline teslim eden yüce Tanrıya övgüler olsun.” Bunun üzerine Avram her şeyin ondalığını Melkisedeke verdi.
Sodom Kralı Avrama, “Adamlarımı bana ver, mallar sana kalsın” dedi.
Avram Sodom Kralına, “Yeri göğü yaratan yüce Tanrı RABbin önünde sana ait hiçbir şey, bir iplik, bir çarık bağı bile almayacağıma ant içerim” diye karşılık verdi, “Öyle ki, Avramı zengin ettim demeyesin. Yalnız, adamlarımın yedikleri bunun dışında. Bir de beni destekleyen Aner, Eşkol ve Mamre paylarına düşeni alsınlar.”

Avram Lutu Kurtarıyor – Tekvin 14

Bu arada Şinar Kralı Amrafel, Ellasar Kralı Aryok, Elam Kralı Kedorlaomer ve Goyim Kralı Tidal Sodom Kralı Beraya, Gomora Kralı Birşaya, Adma Kralı Şinava, Sevoyim Kralı Şemevere ve Bala –Soar– Kralına karşı savaş açtı. Bu son beş kral bugün Lut Gölü olan Siddim Vadisinde güçlerini birleştirmişti. Bu krallar on iki yıl Kedorlaomerin egemenliği altında yaşamış, on üçüncü yıl ona başkaldırmışlardı. On dördüncü yıl Kedorlaomerle onu destekleyen öbür krallar gelip Aşterot-Karnayimde Refalıları, Hamda Zuzluları, Şave-Kiryatayimde Emlileri, çöl kenarındaki El-Parana kadar uzanan dağlık Seir bölgesinde Horluları bozguna uğrattılar. Oradan geri dönüp Eyn-Mişpata –Kadeşe– gittiler. Amaleklilerin bütün topraklarını alarak Haseson-Tamarda yaşayan Amorluları bozguna uğrattılar.
Bunun üzerine Sodom, Gomora, Adma, Sevoyim, Bala –Soar– kralları yola çıktı. Bu beş kral dört krala –Elam Kralı Kedorlaomer, Goyim Kralı Tidal, Şinar Kralı Amrafel, Ellasar Kralı Aryoka– karşı Siddim Vadisinde savaş düzenine girdiler. Siddim Vadisi zift çukurlarıyla doluydu. Sodom ve Gomora kralları kaçarken adamlarından bazıları bu çukurlara düştü. Sağ kalanlarsa dağlara kaçtı. Dört kral Sodom ve Gomoranın bütün malını ve yiyeceğini alıp gitti. Avramın yeğeni Lutla mallarını da götürdüler. Çünkü o da Sodomda yaşıyordu.
Oradan kaçıp kurtulan biri gelip İbrani Avrama durumu bildirdi. Avram Eşkolla Anerin kardeşi Amorlu Mamrenin meşeliğinde yaşıyordu. Bunların hepsi Avramdan yanaydılar. Avram yeğeni Lutun tutsak alındığını duyunca, evinde doğup yetişmiş üç yüz on sekiz adamını yanına alarak dört kralı Dana kadar kovaladı. Adamlarını gruplara ayırdı, gece saldırıp onları bozguna uğratarak Şamın kuzeyindeki Hovaya kadar kovaladı. Yağmalanan bütün malı, yeğeni Lutla mallarını, kadınları ve halkı geri getirdi.

Avramla Lutun Ayrılması – Tekvin 13

Avram, karısı ve sahip olduğu her şeyle birlikte Mısırdan ayrılıp Negeve doğru gitti. Lut da onunla birlikteydi. Avram çok zengindi. Sürüleri, altınları, gümüşleri vardı. Negevden başlayıp bir yerden öbürüne göçerek Beytele kadar gitti. Beytelle Ay Kenti arasında daha önce çadırını kurmuş olduğu yere vardı. Önceden yapmış olduğu sunağın bulunduğu yere gidip orada RABbi adıyla çağırdı.
Avramla birlikte göçen Lutun da davarları, sığırları, çadırları vardı. Malları öyle çoktu ki, toprak birlikte yaşamalarına elvermedi; yan yana yaşayamadılar. Avramın çobanlarıyla Lutun çobanları arasında kavga çıktı. –O günlerde Kenanlılarla Perizliler de orada yaşıyorlardı.–
Avram Luta, “Biz akrabayız” dedi, “Bu yüzden aramızda da çobanlarımız arasında da kavga çıkmasın. Bütün topraklar senin önünde. Gel, ayrılalım. Sen sola gidersen, ben sağa gideceğim. Sen sağa gidersen, ben sola gideceğim.”
Lut çevresine baktı. Şeria Ovasının tümü RABbin bahçesi gibi, Soara doğru giderken Mısır toprakları gibiydi. Her yerde bol su vardı. RAB Sodom ve Gomora kentlerini yok etmeden önce ova böyleydi. Lut kendine Şeria Ovasının tümünü seçerek doğuya doğru göçtü. Birbirlerinden ayrıldılar. Avram Kenan topraklarında kaldı. Lut ovadaki kentlerin arasına yerleşti, Sodoma yakın bir yere çadır kurdu. Sodom halkı çok kötüydü. RABbe karşı büyük günah işliyordu.
Lut Avramdan ayrıldıktan sonra, RAB Avrama, “Bulunduğun yerden kuzeye, güneye, doğuya, batıya dikkatle bak” dedi, “Gördüğün bütün toprakları sonsuza dek sana ve soyuna vereceğim. Soyunu toprağın tozu kadar çoğaltacağım. Öyle ki, biri çıkıp da toprağın tozunu sayabilirse, senin soyunu da sayabilecek. Kalk, sana vereceğim toprakları boydan boya dolaş.”
Avram çadırını söktü, gidip Hevrondaki Mamre meşeliğine yerleşti. Orada RABbe bir sunak yaptı.

Avram Mısırda – Tekvin 12

Ülkedeki şiddetli kıtlık yüzünden Avram geçici bir süre için Mısıra gitti. Mısıra yaklaştıklarında karısı Saraya, “Güzel bir kadın olduğunu biliyorum” dedi, “Olur ki Mısırlılar seni görüp, Bu onun karısı diyerek beni öldürür, seni sağ bırakırlar. Lütfen, Onun kızkardeşiyim de ki, senin hatırın için bana iyi davransınlar, canıma dokunmasınlar.”
Avram Mısıra girince, Mısırlılar karısının çok güzel olduğunu farkettiler. Kadını gören firavunun adamları, güzelliğini firavuna övdüler. Kadın saraya alındı. Onun hatırı için firavun Avrama iyi davrandı. Avram davar, sığır, erkek ve dişi eşek, erkek ve kadın köle, deve sahibi oldu.
RAB Avramın karısı Saray yüzünden firavunla ev halkının başına korkunç felaketler getirdi. Firavun Avramı çağırtarak, “Nedir bana bu yaptığın?” dedi, “Neden Sarayın karın olduğunu söylemedin? Niçin Saray kızkardeşimdir diyerek onunla evlenmeme izin verdin? Al karını, git!” Firavun Avram için adamlarına buyruk verdi. Böylece Avramla karısını sahip olduğu her şeyle birlikte gönderdiler.

Avrama Çağrı – Tekvin 12

RAB Avrama, “Ülkeni, akrabalarını, baba evini bırak, sana göstereceğim ülkeye git” dedi,
“Seni büyük bir ulus yapacağım,
Seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım,
Bereket kaynağı olacaksın.
Seni kutsayanları kutsayacak,
Seni lanetleyeni lanetleyeceğim.
Yeryüzündeki bütün halklar
Senin aracılığınla kutsanacak.”
Avram RABbin buyurduğu gibi yola çıktı. Lut da onunla birlikte gitti. Avram Harrandan ayrıldığı zaman yetmiş beş yaşındaydı. Karısı Sarayı, yeğeni Lutu, Harranda kazandıkları malları, edindikleri uşakları yanına alıp Kenan ülkesine doğru yola çıktı. Oraya vardılar.
Avram ülke boyunca Şekemdeki More meşesine kadar ilerledi. O günlerde orada Kenanlılar yaşıyordu. RAB Avrama görünerek, “Bu toprakları senin soyuna vereceğim” dedi. Avram kendisine görünen RABbe orada bir sunak yaptı. Oradan Beytelin doğusundaki dağlık bölgeye doğru gitti. Çadırını batıdaki Beytelle doğudaki Ay Kentinin arasına kurdu. Orada RABbe bir sunak yapıp RABbi adıyla çağırdı. Sonra kona göçe Negeve doğru ilerledi.

Samdan Avrama – Tekvin 11

Samın soyunun öyküsü: Tufandan iki yıl sonra Sam 100 yaşındayken oğlu Arpakşat doğdu. Arpakşatın doğumundan sonra Sam 500 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
Arpakşat 35 yaşındayken oğlu Şelah doğdu. Şelahın doğumundan sonra Arpakşat 403 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
Şelah 30 yaşındayken oğlu Ever doğdu. Everin doğumundan sonra Şelah 403 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
Ever 34 yaşındayken oğlu Pelek doğdu. Pelekin doğumundan sonra Ever 430 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
Pelek 30 yaşındayken oğlu Reu doğdu. Reunun doğumundan sonra Pelek 209 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
Reu 32 yaşındayken oğlu Seruk doğdu. Serukun doğumundan sonra Reu 207 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
Seruk 30 yaşındayken oğlu Nahor doğdu. Nahorun doğumundan sonra Seruk 200 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
Nahor 29 yaşındayken oğlu Terah doğdu. Terahın doğumundan sonra Nahor 119 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu.
Yetmiş yaşından sonra Terahın Avram, Nahor ve Haran adlı oğulları oldu.
Terah soyunun öyküsü: Terah Avram, Nahor ve Haranın babasıydı. Haranın Lut adlı bir oğlu oldu. Haran, babası Terah henüz sağken, doğduğu ülkede, Kildanilerin Ur Kentinde öldü. Avramla Nahor evlendiler. Avramın karısının adı Saray, Nahorunkinin adı Milkaydı. Milka Yiskanın babası Haranın kızıydı. Saray kısırdı, çocuğu olmuyordu.
Terah, oğlu Avramı, Haranın oğlu olan torunu Lutu ve Avramın karısı olan gelini Sarayı yanına aldı. Kenan ülkesine gitmek üzere Kildanilerin Ur Kentinden ayrıldılar. Harrana gidip oraya yerleştiler. Terah iki yüz beş yıl yaşadıktan sonra Harranda öldü.

Babil Kulesi – Tekvin 11

Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı. Doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova bulup oraya yerleştiler.
Birbirlerine, “Gelin, tuğla yapıp iyice pişirelim” dediler. Taş yerine tuğla, harç yerine zift kullandılar. Sonra, “Kendimize bir kent kuralım” dediler, “Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız.”
RAB insanların yaptığı kentle kuleyi görmek için aşağıya indi. “Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre, düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar” dedi, “Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki, birbirlerini anlamasınlar.” Böylece RAB onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu. Bu nedenle kente Babil adı verildi. Çünkü RAB bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı.

Nuh Oğullarının Soyu – Tekvin 10

Nuhun oğulları Sam, Ham ve Yafetin öyküsü şudur:
Tufandan sonra bunların birçok oğlu oldu.
Yafetin oğulları: Gomer, Magog, Meday, Yavan, Tuval, Meşek, Tiras. Gomerin oğulları: Aşkenaz, Rifat, Togarma. Yavanın oğulları: Elişa, Tarşiş, Kittim, Rodanim. Kıyılarda yaşayan insanların ataları bunlardır. Ülkelerinde çeşitli dillere, uluslarında çeşitli boylara bölündüler.
Hamın oğulları: Kuş, Misrayim, Put, Kenan. Kuşun oğulları: Seva, Havila, Savta, Raama, Savteka. Raamanın oğulları: Şeva, Dedan. Kuşun Nemrut adında bir oğlu oldu. Yiğitliğiyle yeryüzüne ün saldı. RABbin önünde yiğit bir avcıydı. “RABbin önünde Nemrut gibi yiğit avcı” sözü buradan gelir. İlkin Şinar topraklarında, Babil, Erek, Akat, Kalne kentlerinde krallık yaptı. Sonra Asura giderek Ninova, Rehovot-İr, Kalah kentlerini ve Ninovayla önemli bir kent olan Kalah arasında Reseni kurdu.
Misrayim Ludluların, Anamlıların, Lehavlıların, Naftuhluların, Patrusluların, Filistlilerin ataları olan Kasluhluların ve Kaftorluların atasıydı.
Kenan ilk oğlu olan Sidonun babası ve Hititlerin, Yevusluların, Amorluların, Girgaşlıların, Hivlilerin, Arklıların, Sinlilerin, Arvatlıların, Semarlıların, Hamalıların atasıydı. Kenan boyları daha sonra dağıldı. Kenan sınırı Saydadan Gerar, Gazze, Sodom, Gomora, Adma ve Sevoyime doğru Laşaya kadar uzanıyordu. Ülkelerinde ve uluslarında çeşitli boylara ve dillere bölünen Hamoğulları bunlardı.
Yafetin ağabeyi olan Samın da çocukları oldu. Sam bütün Ever soyunun atasıydı.
Samın oğulları: Elam, Asur, Arpakşat, Lud, Aram. Aramın oğulları: us, Hul, Geter, Maş. Arpakşat Şelahın babasıydı. Şelahtan Ever oldu. Everin iki oğlu oldu. Birinin adı Pelekti; çünkü yeryüzündeki insanlar onun yaşadığı dönemde bölündü. Kardeşinin adı Yoktandı. Yoktan Almodatın, Şelefin, Hasarmavetin, Yerahın, Hadoramın, Uzalın, Diklanın, Ovalın, Avimaelin, Şevanın, Ofirin, Havilanın, Yovavın atasıydı. Bunların hepsi Yoktanın soyundandı.
Doğuda, Meşadan Sefara uzanan dağlık bölgede yaşarlardı. Ülkelerinde ve uluslarında çeşitli boylara ve dillere bölünen Samoğulları bunlardı.
Tufandan sonra kayda geçen, ulus ulus, boy boy yeryüzüne yayılan bütün bu insanlar Nuhun soyundan gelmedir.

Nuhun Oğulları – Tekvin 9

Gemiden çıkan Nuhun oğulları Sam, Ham ve Yafet idi. Ham Kenanın babasıydı. Nuhun üç oğlu bunlardı. Yeryüzüne yayılan bütün insanlar onlardan üredi.
Nuh çiftçiydi, ilk bağı o dikti. Şarap içip sarhoş oldu, çadırının içinde çırılçıplak uzandı. Kenanın babası olan Ham babasının çıplak olduğunu görünce dışarı çıkıp iki kardeşine anlattı. Samla Yafet bir giysi alıp omuzlarına attılar, geri geri yürüyerek çıplak babalarını örttüler. Babalarını çıplak görmemek için yüzlerini öbür yana çevirdiler. Nuh ayılınca küçük oğlunun ne yaptığını anlayarak, şöyle dedi:
“Kenana lanet olsun,
Köleler kölesi olsun kardeşlerine.
Övgüler olsun Samın Tanrısı RABbe,
Kenan Sama kul olsun.
Tanrı Yafete bolluk versin,
Samın çadırlarında yaşasın,
Kenan Yafete kul olsun.”
Nuh tufandan sonra üç yüz elli yıl daha yaşadı. Toplam dokuz yüz elli yıl yaşadıktan sonra öldü.

Tanrı Nuhla Antlaşma Yapıyor – Tekvin 9

Tanrı, Nuhu ve oğullarını kutsayarak, “Verimli olun, çoğalıp yeryüzünü doldurun” dedi, “Yerdeki hayvanların, gökteki kuşların tümü sizden korkup ürkecek. Yeryüzündeki bütün canlılar, denizdeki bütün balıklar sizin yönetiminize verilmiştir. Bütün canlılar size yiyecek olacak. Yeşil bitkiler gibi, hepsini size veriyorum.
“Yalnız kanlı et yemeyeceksiniz, çünkü kan canı içerir. Sizin de kanınız dökülürse, hakkınızı kesinlikle arayacağım. Her hayvandan hesabını soracağım. Her insandan, kardeşinin canına kıyan herkesten hakkınızı arayacağım.
“Kim insan kanı dökerse,
Kendi kanı da insan tarafından dökülecektir.
Çünkü Tanrı insanı kendi suretinde yarattı.
Verimli olun, çoğalın.
Yeryüzünde üreyin, artın.”
Tanrı Nuha ve oğullarına şöyle dedi: “Sizinle ve gelecek kuşaklarınızla, sizinle birlikteki bütün canlılarla –kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, gemiden çıkan bütün hayvanlarla– antlaşmamı sürdürmek istiyorum. Sizinle antlaşmamı sürdüreceğim: Bir daha tufanla bütün canlılar yok olmayacak. Yeryüzünü yok eden tufan bir daha olmayacak.”
Tanrı şöyle sürdürdü konuşmasını: “Sizinle ve bütün canlılarla kuşaklar boyu sonsuza dek sürecek antlaşmamın belirtisi şu olacak: Yayımı bulutlara yerleştireceğim ve bu, yeryüzüyle aramdaki antlaşmanın belirtisi olacak. Yeryüzüne ne zaman bulut göndersem, yayım bulutların arasında ne zaman görünse, sizinle ve bütün canlı varlıklarla yaptığım antlaşmayı anımsayacağım: Canlıları yok edecek bir tufan bir daha olmayacak. Ne zaman bulutlarda yay görünse, ona bakıp yeryüzünde yaşayan bütün canlılarla yaptığım sonsuza dek geçerli antlaşmayı anımsayacağım.”
Tanrı Nuha, “Kendimle yeryüzündeki bütün canlılar arasında sürdüreceğim antlaşmanın belirtisi budur” dedi.

Tufanın Sonu – Tekvin 8

Sonra Tanrı Nuhu ve gemideki evcil ve yabanıl hayvanları anımsadı. Yeryüzünde bir rüzgar estirdi, sular alçalmaya başladı. Enginlerin kaynakları, göklerin kapakları kapandı. Yağmur dindi. Sular yeryüzünden çekilmeye başladı. Yüz elli gün geçtikten sonra sular azaldı. Gemi yedinci ayın on yedinci günü Ararat dağlarına oturdu. Sular onuncu aya kadar sürekli azaldı. Onuncu ayın birinde dağların doruğu göründü.
Kırk gün sonra Nuh yapmış olduğu geminin penceresini açtı. Kuzgunu dışarı gönderdi. Kuzgun sular kuruyuncaya kadar dönmedi, uçup durdu. Bunun üzerine Nuh suların yeryüzünden çekilip çekilmediğini anlamak için güvercini gönderdi. Güvercin konacak bir yer bulamadı, çünkü her yer suyla kaplıydı. Gemiye, Nuhun yanına döndü. Nuh uzanıp güvercini tuttu ve gemiye, yanına aldı. Yedi gün daha bekledi, sonra güvercini yine dışarı saldı. Güvercin gagasında yeni kopmuş bir zeytin yaprağıyla akşamleyin geri döndü. O zaman Nuh suların yeryüzünden çekilmiş olduğunu anladı. Yedi gün daha bekledikten sonra güvercini yine gönderdi. Bu kez güvercin geri dönmedi.
Nuh altı yüz bir yaşındayken, birinci ayın birinde yeryüzündeki sular kurudu. Nuh geminin üstündeki kapağı kaldırınca toprağın kurumuş olduğunu gördü. İkinci ayın yirmi yedinci günü toprak tümüyle kurumuştu.
Tanrı Nuha, “Karın, oğulların ve gelinlerinle birlikte gemiden çık” dedi, “Kendinle birlikte bütün canlıları, kuşları, hayvanları, sürüngenleri de çıkar. Üresinler, verimli olsunlar, yeryüzünde çoğalsınlar.”
Nuh karısı, oğulları ve gelinleriyle birlikte gemiden çıktı. Bütün hayvanlar, sürüngenler, kuşlar, yeryüzünde yaşayan her tür canlı da gemiyi terk etti.
Nuh RABbe bir sunak yaptı. Orada bütün temiz sayılan hayvanlarla kuşlardan yakmalık sunular sundu. Güzel kokudan hoşnut olan RAB içinden şöyle dedi: “İnsanlar yüzünden yeryüzünü bir daha lanetlemeyeceğim. Çünkü insan yüreğindeki eğilimler çocukluğundan beri kötüdür. Şimdi yaptığım gibi bütün canlıları bir daha yok etmeyeceğim.
“Dünya durdukça
Ekin ekmek, biçmek,
Sıcak, soğuk,
Yaz, kış,
Gece, gündüz hep var olacaktır.”

Tufan – Tekvin 7

RAB Nuha, “Bütün ailenle birlikte gemiye bin” dedi, “Çünkü bu kuşak içinde yalnız seni doğru buldum. Yeryüzünde soyları tükenmesin diye, yanına temiz sayılan hayvanlardan erkek ve dişi olmak üzere yedişer çift, kirli sayılan hayvanlardan birer çift, kuşlardan yedişer çift al. Çünkü yedi gün sonra yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdıracağım. Yarattığım her canlıyı yeryüzünden silip atacağım.” Nuh RABbin bütün buyruklarını yerine getirdi.
Yeryüzünde tufan koptuğunda Nuh altı yüz yaşındaydı. Nuh, oğulları, karısı, gelinleri tufandan kurtulmak için hep birlikte gemiye bindiler. Tanrının Nuha buyurduğu gibi temiz ve kirli sayılan her tür hayvan, kuş ve sürüngenden erkek ve dişi olmak üzere birer çift Nuha gelip gemiye bindiler. Yedi gün sonra tufan koptu.
Nuh altı yüz yaşındayken, o yılın ikinci ayının on yedinci günü enginlerin bütün kaynakları fışkırdı, göklerin kapakları açıldı. Yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdı.
Nuh, oğulları Sam, Ham, Yafet, Nuhun karısıyla üç gelini tam o gün gemiye bindiler. Onlarla birlikte her tür hayvan –evcil hayvanların, sürüngenlerin, kuşların, uçan yaratıkların her türü– gemiye bindi. Soluk alan her tür canlı çifter çifter Nuhun yanına gelip gemiye bindi. Gemiye giren hayvanlar Tanrının Nuha buyurduğu gibi erkek ve dişiydi. RAB Nuhun ardından kapıyı kapadı.
Tufan kırk gün sürdü. Çoğalan sular gemiyi yerden yukarı kaldırdı. Sular yükseldi, çoğaldıkça çoğaldı; gemi suyun üzerinde yüzmeye başladı. Sular öyle yükseldi ki, yeryüzündeki bütün yüksek dağlar su altında kaldı. Yükselen sular dağları on beş arşın aştı. Yeryüzünde yaşayan bütün canlılar yok oldu; kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, sürüngenler, insanlar, soluk alan bütün canlılar öldü. RAB insanlardan evcil hayvanlara, sürüngenlerden kuşlara dek bütün canlıları yok etti, yeryüzündeki her şey silinip gitti. Yalnız Nuhla gemidekiler kaldı. Sular yüz elli gün boyunca yeryüzünü kapladı.

Tufan – Tekvin 6

Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladı, kızlar doğdu. İlahi varlıklar insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler. RAB, “Ruhum insanda sonsuza dek kalmayacak, çünkü o ölümlüdür” dedi, “İnsanın ömrü yüz yirmi yıl olacak.” İlahi varlıkların insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde Nefiller vardı. Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi.
RAB baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte. İnsanı yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı. “Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım” dedi, “Çünkü onları yarattığıma pişman oldum.” Ama Nuh RABbin gözünde lütuf buldu.
Nuhun öyküsü şöyledir: Nuh doğru bir insandı. Çağdaşları arasında kusursuz biriydi. Tanrı yolunda yürüdü. Üç oğlu vardı: Sam, Ham, Yafet. Tanrının gözünde yeryüzü bozulmuş, zorbalıkla dolmuştu. Tanrı yeryüzüne baktı ve her şeyin ne denli bozulduğunu gördü. Çünkü insanlar yoldan çıkmıştı.
Tanrı Nuha, “İnsanlığa son vereceğim” dedi, “Çünkü onlar yüzünden yeryüzü zorbalıkla doldu. Onlarla birlikte yeryüzünü de yok edeceğim. Kendine gofer ağacından bir gemi yap. İçini dışını ziftle, içeriye kamaralar yap. Gemiyi şöyle yapacaksın: Uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olacak. Pencere de yap, boyu yukarıya doğru bir arşını bulsun. Kapıyı geminin yan tarafına koy. Alt, orta ve üst güverteler yap. Yeryüzüne tufan göndereceğim. Göklerin altında soluk alan bütün canlıları yok edeceğim. Yeryüzündeki her canlı ölecek. Ama seninle bir antlaşma yapacağım. Oğulların, karın, gelinlerinle birlikte gemiye bin. Sağ kalabilmeleri için her canlı türünden bir erkek, bir dişi olmak üzere birer çifti gemiye al. Çeşit çeşit kuşlar, hayvanlar, sürüngenler sağ kalmak için çifter çifter sana gelecekler. Yanına hem kendin, hem onlar için yenebilecek ne varsa al, ilerde yemek üzere depola.”
Nuh Tanrının bütün buyruklarını yerine getirdi.

Ademden Nuha – Tekvin 5

Adem soyunun öyküsü: Tanrı insanı yarattığında onu kendine benzer kıldı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı ve kutsadı. Yaratıldıkları gün onlara “İnsan” adını verdi. Adem 130 yaşındayken kendi suretinde, kendisine benzer bir oğlu oldu. Ona Şit adını verdi. Şitin doğumundan sonra Adem 800 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. Adem toplam 930 yıl yaşadıktan sonra öldü.
Şit 105 yaşındayken oğlu Enoş doğdu. Enoşun doğumundan sonra Şit 807 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. Şit toplam 912 yıl yaşadıktan sonra öldü.
Enoş 90 yaşındayken oğlu Kenan doğdu. Kenanın doğumundan sonra Enoş 815 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. Enoş toplam 905 yıl yaşadıktan sonra öldü.
Kenan 70 yaşındayken oğlu Mahalalel doğdu. Mahalalelin doğumundan sonra Kenan 840 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. Kenan toplam 910 yıl yaşadıktan sonra öldü.
Mahalalel 65 yaşındayken oğlu Yeret doğdu. Yeretin doğumundan sonra Mahalalel 830 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. Mahalalel toplam 895 yıl yaşadıktan sonra öldü.
Yeret 162 yaşındayken oğlu Hanok doğdu. Hanokun doğumundan sonra Yeret 800 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. Yeret toplam 962 yıl yaşadıktan sonra öldü.
Hanok 65 yaşındayken oğlu Metuşelah doğdu. Metuşelahın doğumundan sonra Hanok 300 yıl Tanrı yolunda yürüdü. Başka oğulları, kızları oldu. Hanok toplam 365 yıl yaşadı. Tanrı yolunda yürüdü, sonra ortadan kayboldu; çünkü Tanrı onu yanına almıştı.
Metuşelah 187 yaşındayken oğlu Lemek doğdu. Lemekin doğumundan sonra Metuşelah 782 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. Metuşelah toplam 969 yıl yaşadıktan sonra öldü.
Lemek 182 yaşındayken bir oğlu oldu. “RABbin lanetlediği bu toprak yüzünden çektiğimiz eziyeti, harcadığımız emeği bu çocuk hafifletip bizi rahatlatacak” diyerek çocuğa Nuh adını verdi. Nuhun doğumundan sonra Lemek 595 yıl daha yaşadı. Başka oğulları, kızları oldu. Lemek toplam 777 yıl yaşadıktan sonra öldü.
Nuh 500 yıl yaşadıktan sonra Sam, Ham, Yafet adlı oğulları doğdu.

Kayinin Soyu – Tekvin 4

Kayin karısıyla yattı. Karısı hamile kaldı ve Hanoku doğurdu. Kayin o sırada bir kent kurmaktaydı. Kente oğlu Hanokun adını verdi. Hanoktan İrat oldu. İrattan Mehuyael, Mehuyaelden Metuşael, Metuşaelden Lemek oldu. Lemek iki kadınla evlendi. Birinin adı ada, öbürünün ise Sillaydı. ada Yavalı doğurdu. Yaval sürü sahibi göçebelerin atasıydı. Kardeşinin adı Yuvaldı. Yuval lir ve ney çalanların atasıydı. Silla Tuval-Kayini doğurdu. Tuval-Kayin tunç ve demirden çeşitli kesici aletler yapardı. Tuval-Kayinin kızkardeşi Naamaydı.
Lemek karılarına şöyle dedi:
“Ey ada ve Silla, beni dinleyin,
Ey Lemekin karıları, sözlerime kulak verin.
Beni yaraladığı için
Bir adam öldürdüm,
Beni hırpaladığı için
Bir genci öldürdüm.
Kayinin yedi kez öcü alınacaksa,
Lemekin yetmiş yedi kez öcü alınmalı.”
Adem karısıyla yine yattı. Havva bir erkek çocuk doğurdu. “Tanrı Kayinin öldürdüğü Habilin yerine bana başka bir oğul bağışladı” diyerek çocuğa Şit adını verdi. Şitin de bir oğlu oldu, adını Enoş koydu.
O zaman insanlar RABbi adıyla çağırmaya başladı.

Kayin ile Habil – Tekvin 4

Adem karısı Havva ile yattı. Havva hamile kaldı ve Kayini doğurdu. “RABbin yardımıyla bir oğul dünyaya getirdim” dedi. Daha sonra Kayinin kardeşi Habili doğurdu. Habil çoban oldu, Kayin ise çiftçi. Günler geçti. Bir gün Kayin toprağın ürünlerinden RABbe sunu getirdi. Habil de sürüsünde ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de yağlarını getirdi. RAB Habili ve sunusunu kabul etti. Kayinle sunusunu ise reddetti. Kayin çok öfkelendi, suratını astı.
RAB Kayine, “Niçin öfkelendin?” diye sordu, “Niçin surat astın? Doğru olanı yapsan, seni kabul etmez miyim? Ancak doğru olanı yapmazsan, günah kapıda pusuya yatmış, seni bekliyor. Ona egemen olmalısın.”
Kayin kardeşi Habile, “Haydi, tarlaya gidelim” dedi. Tarlada birlikteyken kardeşine saldırıp onu öldürdü.
RAB Kayine, “Kardeşin Habil nerede?” diye sordu.
Kayin, “Bilmiyorum, kardeşimin bekçisi miyim ben?” diye karşılık verdi.
RAB, “Ne yaptın?” dedi, “Kardeşinin kanı topraktan bana sesleniyor. Artık döktüğün kardeş kanını içmek için ağzını açan toprağın laneti altındasın. İşlediğin toprak bundan böyle sana ürün vermeyecek. Yeryüzünde aylak aylak dolaşacaksın.”
Kayin, “Cezam kaldıramayacağım kadar ağır” diye karşılık verdi, “Bugün beni bu topraklardan kovdun. Artık huzurundan uzak kalacak, yeryüzünde aylak aylak dolaşacağım. Kim bulsa öldürecek beni.”
Bunun üzerine RAB, “Seni kim öldürürse, ondan yedi kez öç alınacak” dedi. Kimse bulup öldürmesin diye Kayinin üzerine bir nişan koydu. Kayin RABbin huzurundan ayrıldı. Aden bahçesinin doğusunda, Nod topraklarına yerleşti.

İnsanın Günahı – Tekvin 3

RAB Tanrının yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, “Tanrı gerçekten, Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin dedi mi?” diye sordu.
Kadın, “Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz” diye yanıtladı, “Ama Tanrı, Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz dedi.”
Yılan, “Kesinlikle ölmezsiniz” dedi, “Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.”
Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.
Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrının sesini duydular. Ondan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler. RAB Tanrı Ademe, “Neredesin?” diye seslendi.
Adem, “Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim” dedi.
RAB Tanrı, “Çıplak olduğunu sana kim söyledi?” diye sordu, “Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?”
Adem, “Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim” diye yanıtladı.
RAB Tanrı kadına, “Nedir bu yaptığın?” diye sordu.
Kadın, “Yılan beni aldattı, o yüzden yedim” diye karşılık verdi.
Bunun üzerine RAB Tanrı yılana,
“Bu yaptığından ötürü
Bütün evcil ve yabanıl hayvanların
En lanetlisi sen olacaksın” dedi,
“Karnının üzerinde sürünecek,
Yaşamın boyunca toprak yiyeceksin.
Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu
Birbirinize düşman edeceğim.
Onun soyu senin başını ezecek,
Sen onun topuğuna saldıracaksın.”
RAB Tanrı kadına,
“Çocuk doğururken sana
Çok acı çektireceğim” dedi,
“Ağrı çekerek doğum yapacaksın.
Kocana istek duyacaksın,
Seni o yönetecek.”
RAB Tanrı Ademe,
“Karının sözünü dinlediğin ve sana,
Meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için
Toprak senin yüzünden lanetlendi” dedi,
“Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın.
Toprak sana diken ve çalı verecek,
Yaban otu yiyeceksin.
Toprağa dönünceye dek
Ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın.
Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın
Ve yine toprağa döneceksin.”
Adem karısına Havva adını verdi. Çünkü o bütün insanların annesiydi.
RAB Tanrı Ademle karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi. Sonra, “Adem iyiyle kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu” dedi, “Artık yaşam ağacına uzanıp meyve almasına, yiyip ölümsüz olmasına izin verilmemeli.” Böylece RAB Tanrı, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere Ademi Aden bahçesinden çıkardı. Onu kovdu. Yaşam ağacının yolunu denetlemek için de Aden bahçesinin doğusuna Keruvlar ve her yana dönen alevli bir kılıç yerleştirdi.

Adem ile Havva – Tekvin 2

Göğün ve yerin yaratılış öyküsü: RAB Tanrı göğü ve yeri yarattığında, yeryüzünde yabanıl bir fidan, bir ot bile bitmemişti. Çünkü RAB Tanrı henüz yeryüzüne yağmur göndermemişti. Toprağı işleyecek insan da yoktu. Yerden yükselen buhar bütün toprakları suluyordu. RAB Tanrı Ademi topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu.
RAB Tanrı doğuda, Adende bir bahçe dikti. Yarattığı Ademi oraya koydu. Bahçede iyi meyve veren türlü türlü güzel ağaç yetiştirdi. Bahçenin ortasında yaşam ağacıyla iyiyle kötüyü bilme ağacı vardı.
Adenden bir ırmak doğuyor, bahçeyi sulayıp orada dört kola ayrılıyordu. İlk ırmağın adı Pişondur. Altın kaynakları olan Havila sınırları boyunca akar. Orada iyi altın, reçine ve oniks bulunur. İkinci ırmağın adı Gihondur, Kuş sınırları boyunca akar. Üçüncü ırmağın adı Dicledir, Asurun doğusundan akar. Dördüncü ırmak ise Fırattır.
RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Ademi oraya koydu. Ona, “Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin” diye buyurdu, “Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.”
Sonra, “Ademin yalnız kalması iyi değil” dedi, “Ona uygun bir yardımcı yaratacağım.” RAB Tanrı yerdeki hayvanların, gökteki kuşların tümünü topraktan yaratmıştı. Onlara ne ad vereceğini görmek için hepsini Ademe getirdi. Adem her birine ne ad verdiyse, o canlı o adla anıldı. Adem bütün evcil ve yabanıl hayvanlara, gökte uçan kuşlara ad koydu. Ama kendisi için uygun bir yardımcı bulunmadı.
RAB Tanrı Ademe derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. Ademden aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Ademe getirdi.
Adem,
“İşte, bu benim kemiklerimden alınmış kemik,
Etimden alınmış ettir” dedi,
“Ona Kadın denilecek,
Çünkü o adamdan alındı.”
Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak. Adem de karısı da çıplaktılar, henüz utanç nedir bilmiyorlardı.

Dünyanın Yaratılışı – Tekvin 2

Gök ve yer bütün öğeleriyle tamamlandı. Yedinci güne gelindiğinde Tanrı yapmakta olduğu işi bitirdi. Yaptığı işten o gün dinlendi. Yedinci günü kutsadı. Onu kutsal bir gün olarak belirledi. Çünkü Tanrı o gün yaptığı, yarattığı bütün işi bitirip dinlendi.

Dünyanın Yaratılışı – Tekvin 1

Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrının Ruhu suların üzerinde hareket ediyordu.
Tanrı, “Işık olsun” diye buyurdu ve ışık oldu. Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. Işığa “Gündüz”, karanlığa “Gece” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu.
Tanrı, “Suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın” diye buyurdu. Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı. Kubbeye “Gök” adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu.
Tanrı, “Göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün” diye buyurdu ve öyle oldu. Kuru alana “Kara”, toplanan sulara “Deniz” adını verdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü.
Tanrı, “Yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin” diye buyurdu ve öyle oldu. Yeryüzü bitkiler, türüne göre tohum veren otlar, tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları yetiştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve üçüncü gün oluştu.
Tanrı şöyle buyurdu: “Gökkubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin.” Ve öyle oldu. Tanrı büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yarattı. Yeryüzünü aydınlatmak, gündüze ve geceye egemen olmak, ışığı karanlıktan ayırmak için onları gökkubbeye yerleştirdi. Tanrı bunun iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve dördüncü gün oluştu.
Tanrı, “Sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun” diye buyurdu. Tanrı büyük deniz canavarlarını, sularda kaynaşan canlıları ve uçan çeşitli varlıkları yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü. Tanrı, “Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın” diyerek onları kutsadı. Akşam oldu, sabah oldu ve beşinci gün oluştu.
Tanrı, “Yeryüzü çeşit çeşit canlı yaratık, evcil ve yabanıl hayvan, sürüngen türetsin” diye buyurdu. Ve öyle oldu. Tanrı çeşit çeşit yabanıl hayvan, evcil hayvan, sürüngen yarattı. Bunun iyi olduğunu gördü.
Tanrı, “Kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.”
Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, onu Tanrının suretinde yarattı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı. Onları kutsayarak, “Verimli olun, çoğalın” dedi, “Yeryüzünü doldurun ve denetiminize alın; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, yeryüzünde yaşayan bütün canlılara egemen olun. İşte yeryüzünde tohum veren her otu, tohumu meyvesinde bulunan her meyve ağacını size veriyorum. Bunlar size yiyecek olacak. Yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara, sürüngenlere –soluk alıp veren bütün hayvanlara– yiyecek olarak yeşil otları veriyorum.” Ve öyle oldu. Tanrı yarattıklarına baktı ve her şeyin çok iyi olduğunu gördü. Akşam oldu, sabah oldu ve altıncı gün oluştu.

Ezgiler Ezgisi 8

Erkek
Keşke kardeşim olsaydın,
Annemin memelerinden süt emmiş.
Dışarıda görünce öperdim seni,
Kimse de kınamazdı beni.
Önüne düşer,
Beni eğiten
Annemin evine götürürdüm seni;
Sana baharatlı şarapla
Kendi narlarımın suyundan içirirdim.
Sol eli başımın altında,
Sağ eli sarsın beni.

Kızın Arkadaşları
Ant içiriyorum size, ey Yeruşalim kızları!
Aşkımı ayıltmayasınız, uyandırmayasınız diye,
Gönlü hoş olana dek.

Kız
Kim bu,
Sevgilisine yaslanarak çölden çıkan?
Elma ağacı altında uyandırdım seni,
Orada doğum sancıları çekti annen,
Orada doğum sancıları çekip doğurdu seni.
Beni yüreğinin üzerine bir mühür gibi,
Kolunun üzerine bir mühür gibi yerleştir.
Çünkü sevgi ölüm kadar güçlü,
Tutku ölüler diyarı kadar katıdır.
Alev alev yanar,
Yakıp bitiren ateş gibi.

Kızın Arkadaşları
Sevgiyi engin sular söndüremez,
Irmaklar süpürüp götüremez.
İnsan varını yoğunu sevgi uğruna verse bile,
Yine de hor görülür!
Küçük bir kızkardeşimiz var,
Daha memeleri çıkmadı.
Ne yapacağız kızkardeşimiz için,
Söz kesileceği gün?

Kız
Eğer o bir sursa,
Üzerine gümüş mazgallı siper yaparız;
Eğer bir kapıysa,
Sedir tahtalarıyla onu kaplarız.
Ben bir surum, memelerim de kuleler gibi,
Böylece hoşnut eden biri oldum onun gözünde.
Süleymanın bağı vardı Baal-Hamonda,
Kiraya verdi bağını;
Her biri bin gümüş öderdi ürünü için.

Erkek
Benim bağım kendi emrimde,
Bin gümüş senin olsun, ey Süleyman,
İki yüz gümüş de ürününe bakan kiracıların.

Kız
Ey sen, bahçelerde oturan kadın,
Arkadaşlar kulak veriyor sesine,
Bana da duyur onu.
Koş, sevgilim,
Mis kokulu dağların üzerinde bir ceylan gibi,
Geyik yavrusu gibi ol!

Ezgiler Ezgisi 7

Erkek
Ne güzel sandaletli ayakların,
Ey soylu kız!
Mücevher gibi yuvarlak kalçaların,
Usta ellerin işi.
Karışık şarabın hiç eksilmediği
Yuvarlak bir tas gibi göbeğin.
Zambaklarla kuşanmış
Buğday yığını gibi karnın.
Sanki bir çift geyik yavrusu memelerin,
İkiz ceylan yavrusu.
Fildişi kule gibi boynun.
Bat-Rabim Kapısı yanındaki
Heşbon havuzları gibi gözlerin.
Şama bakan
Lübnan Kulesi gibi burnun.
Karmel Dağı gibi duruyor başın,
Pırıl pırıl mora çalar saçların.
Kaküllerine tutsak oldu kral.
Ne güzel, ne çekicidir aşk!
Zevkten zevke sürükler.
Hurma ağacına benziyor boyun,
Salkım salkım memelerin.
“Çıkayım hurma ağacına” dedim,
“Tutayım meyveli dallarını.”
Üzüm salkımları gibi olsun memelerin,
Elma gibi koksun soluğun,

Kız
En iyi şarap gibi ağzın.
Sevgilimin dudaklarına, dişlerine doğru kaysın.
Ben sevgilime aitim,
O da bana tutkun.
Gel, sevgilim, kıra çıkalım,
Köylerde geceleyelim.
Bağlara gidelim sabah erkenden,
Bakalım, asma tomurcuk verdi mi?
Dalları yeşerdi mi,
Narlar çiçek açtı mı,
Orada sevişeceğim seninle.
Mis gibi koku saçıyor adamotları,
Kapımızın yanıbaşında
Taze, kuru,
Her çeşit seçme meyve var.
Senin için sakladım onları, sevgilim.

Ezgiler Ezgisi 6

Kızın Arkadaşları
Nereye gitti sevgilin,
Ey güzeller güzeli,
Ne yana yöneldi?
Biz de onu arayalım seninle birlikte!
Bahçesine indi sevgilim,
Güzel kokulu tarhlara,
Bahçede gezinmek, zambak toplamak için.

Erkek
Ben sevgilime aitim, sevgilim de bana,
Gezinip duruyor zambaklar arasında.
Sevgilim, Tirsa kadar güzelsin,
Yeruşalim kadar şirin,
Sancak açmış bir ordu kadar görkemli.
Çevir gözlerini benden,
Çünkü şaşırtıyorlar beni.
Gilat Dağının yamaçlarından inen
Keçi sürüsünü andırıyor siyah saçların.
Yeni yıkanmış, sudan çıkmış dişi koyun sürüsü gibi dişlerin,
Hepsinin ikizi var;
Yavrusunu yitiren yok aralarında.
Peçenin ardındaki yanakların
Nar parçası sanki.
Altmış kraliçe,
Seksen cariye,
Sayısız bakire kız olabilir;

Kızın Arkadaşları
Ama bir tanedir benim eşsiz güvercinim,
Biricik kızıdır annesinin,
Gözbebeği kendisini doğuranın.
Kızlar sevgilimi görünce, “Ne mutlu ona!” dediler.
Kraliçeler, cariyeler onu övdüler.

Kız
Kimdir bu kadın?
Şafak gibi beliren,
Ay kadar güzel,
Güneş kadar parlak,
Sancak açmış bir ordu kadar görkemli.
Ceviz bahçesine indim,
Yeşermiş vadiyi göreyim diye;
Asma tomurcuk verdi mi,
Narlar çiçek açtı mı bakayım diye.
Kızın Arkadaşları
Nasıl oldu farkına varmadan,
Tutkum bindirdi beni soylu halkımın savaş arabalarına.

Erkek
Dön, geri dön, ey Şulamlı kız,
Dön, geri dön de seni seyredelim.
Niçin Şulamlı kızı seyretmek istiyorsunuz,
Mahanayim oyununu seyredercesine?

Ezgiler Ezgisi 5

Erkek
Bahçeme girdim, kızkardeşim, yavuklum,
Mürümü topladım baharatımla,
Gümecimi, balımı yedim,
Şarabımı, sütümü içtim.
Yiyin, için, ey dostlar!
Mest olun aşktan, ey sevgililer!
Ben uyuyordum ama yüreğim uyanıktı.
Dinleyin! Sevgilim kapıyı vuruyor.
“Aç bana, kızkardeşim, aşkım, eşsiz güvercinim!
Sırılsıklam oldu başım çiyden,
Kaküllerim gecenin neminden.”
Entarimi çıkardım,
Yine giyinmeli miyim?
Ayaklarımı yıkadım,
Yine kirletmeli miyim?
Kapı deliğinden uzattı elini sevgilim,
Aşk duygularım kabardı onun için.
Kalktım, sevgilime kapıyı açayım diye,
Mür elimden damladı,
Parmaklarımdan aktı
Sürgü tokmakları üzerine.
Kapıyı açtım sevgilime,
Ama sevgilim yoktu, gitmişti!
Kendimden geçmişim o konuşurken.
Aradım onu, ama bulamadım,
Seslendim, ama yanıt vermedi.
Kenti dolaşan bekçiler buldu beni,
Dövüp yaraladılar.
Sur bekçileri alıp götürdü şalımı.

Kızın Arkadaşları
Size ant içiriyorum, ey Yeruşalim kızları!
Eğer sevgilimi bulursanız,
Söyleyin ona, aşk hastasıyım ben.

Kız
Farkı ne sevgilinin öbürlerinden,
Ey güzeller güzeli?
Farkı ne ki, bize böyle ant içiriyorsun?
Sevgilimin teni pembe-beyaz, ışıl ışıl yanıyor!
Göze çarpıyor on binler arasında.
Başı saf altın,
Kakülleri kıvır kıvır, kuzgun gibi siyah.
Akarsu kıyısındaki
Güvercinler gibi gözleri;
Sütle yıkanmış,
Yuvasındaki mücevher sanki.
Yanakları güzel kokulu tarhlar gibi,
Nefis kokular saçıyor.
Dudakları zambak gibi,
Mür yağı damlatıyor.
Elleri, üzerine sarı yakut kakılmış altın çubuklar,
Gövdesi laciverttaşıyla süslenmiş cilalı fildişi.
Mermer sütun bacakları
Saf altın ayaklıklar üzerine kurulmuş.
Boyu bosu Lübnan dağları gibi,
Lübnanın sedir ağaçları gibi eşsiz.
Ağzı çok tatlı,
Tepeden tırnağa güzel.
İşte böyledir sevgilim, böyledir yarim, ey Yeruşalim kızları!

Ezgiler Ezgisi 4

Erkek
Ah, ne güzelsin, aşkım, ah, ne güzel!
Peçenin ardındaki gözlerin güvercinler gibi.
Siyah saçların Gilat Dağının yamaçlarından inen
Keçi sürüsü sanki.
Yeni kırkılıp yıkanmış,
Sudan çıkmış koyun sürüsü gibi dişlerin,
Hepsinin ikizi var.
Yavrusunu yitiren yok aralarında.
Al kurdele gibi dudakların,
Ağzın ne güzel!
Peçenin ardındaki yanakların
Nar parçası sanki.
Boynun Davutun kulesi gibi,
Kakma taşlarla yapılmış,
Üzerine bin kalkan asılmış,
Hepsi de birer yiğit kalkanı.
Sanki bir çift geyik yavrusu memelerin
Zambaklar arasında otlayan
İkiz ceylan yavrusu.
Gün serinleyip gölgeler uzayınca,
Mür dağına,
Günnük tepesine gideceğim.
Tepeden tırnağa güzelsin, aşkım,
Hiç kusurun yok.
Benimle gel Lübnandan, yavuklum,
Benimle gel Lübnandan!
Amana doruğundan,
Senir ve Hermon doruklarından,
Aslanların inlerinden,
Parsların dağlarından geç.
Çaldın gönlümü kızkardeşim, yavuklum,
Bir bakışınla,
Gerdanlığının tek zinciriyle çaldın gönlümü!
Aşkın ne güzel, kızkardeşim, yavuklum,
Şaraptan çok daha tatlı;
Esansının kokusu her türlü baharattan güzel!
Ey yavuklum, bal damlar dudaklarından,
Bal ve süt var dilinin altında,
Lübnanın kokusu geliyor giysilerinden!
Kapalı bahçesin sen, kızkardeşim, yavuklum,
Kapalı bir kaynak, mühürlü bir pınar.
Fidanların nar bahçesidir;
Seçme meyvelerle,
Kına ve hintsümbülüyle,
Hintsümbülü ve safranla,
Güzel kokulu kamış ve tarçınla, her türlü günnük ağacıyla,
Mür ve ödle, her türlü seçme baharatla.

Kız
Sen bir bahçe pınarısın,
Bir taze su kuyusu,
Lübnandan akan bir dere.
Uyan, ey kuzey rüzgarı,
Sen de gel, ey güney rüzgarı!
Bahçemde es de güzel kokusu saçılsın.
Sevgilim bahçesine gelsin, seçme meyvelerini yesin!

Ezgiler Ezgisi 3

Kız
Gece boyunca yatağımda
Sevgilimi aradım,
Aradım, ama bulamadım.
“Kalkıp kenti dolaşayım,
Sokaklarda, meydanlarda sevgilimi arayayım” dedim,
Aradım, ama bulamadım.
Kenti dolaşan bekçiler buldu beni,
“Sevgilimi gördünüz mü?” diye sordum.
Onlardan ayrılır ayrılmaz
Sevgilimi buldum.
Tuttum onu, bırakmadım;
Annemin evine,
Beni doğuran kadının odasına götürünceye dek.
Dişi ceylanlar,
Yabanıl dişi geyikler üstüne
Ant içiriyorum size, ey Yeruşalim kızları!
Aşkımı ayıltmayasınız, uyandırmayasınız diye,
Gönlü hoş olana dek.
Kimdir bu kırdan çıkan,
Bir duman sütunu gibi,
Tüccarın türlü türlü baharatıyla,
Mür ve günnükle tütsülenmiş?
İşte Süleymanın tahtırevanı!
İsrailli yiğitlerden
Altmış kişi eşlik ediyor ona.
Hepsi kılıç kuşanmış, eğitilmiş savaşçı.
Gecenin tehlikelerine karşı,
Hepsinin kılıcı belinde.
Kral Süleyman tahtırevanı
Lübnan ağaçlarından yaptı.
Direklerini gümüşten,
Tabanını altından yaptı.
Koltuğu mor kumaşla kaplıydı.
İçini sevgiyle döşemişti Yeruşalim kızları.
Dışarı çıkın, ey Siyon kızları!
Düğününde, mutlu gününde
Annesinin verdiği tacı giymiş Kral Süleymanı görün.

Ezgiler Ezgisi 2

Kız
Ben Şaron çiğdemiyim,
Vadilerin zambağıyım.
Dikenlerin arasında zambak nasılsa
Kızların arasında öyledir aşkım.
Orman ağaçları arasında bir elma ağacına benzer
Delikanlıların arasında sevgilim.
Onun gölgesinde oturmaktan zevk alırım,
Tadı damağımda kalır meyvesinin.
Ziyafet evine götürdü beni,
Üzerimdeki sancağı aşktı.
Güçlendirin beni üzüm pestiliyle,
Canlandırın elmayla,
Çünkü aşk hastasıyım ben.
Sol eli başımın altında,
Sağ eli sarsın beni.
Dişi ceylanlar,
Yabanıl dişi geyikler üstüne
Ant içiriyorum size, ey Yeruşalim kızları!
Aşkımı ayıltmayasınız, uyandırmayasınız diye,
Gönlü hoş olana dek.
İşte! Sevgilimin sesi!
Dağların üzerinden sekerek,
Tepelerin üzerinden sıçrayarak geliyor.
Sevgilim ceylana benzer, sanki bir geyik yavrusu.
Bakın, duvarımızın ardında duruyor,
Pencerelerden bakıyor,
Kafeslerden seyrediyor.
Sevgilim şöyle dedi:
“Kalk, gel aşkım, güzelim.
Bak, kış geçti,
Yağmurların ardı kesildi,
Çiçekler açtı,
Şarkı mevsimi geldi,
Kumrular ötüşmeye başladı beldemizde.

Erkek
İncir ağacı ilk meyvesini verdi,
Yeşeren asmalar mis gibi kokular saçmakta.
Kalk, gel aşkım, güzelim.”
Kaya kovuklarında,
Uçurum kenarlarında gizlenen güvercinim!
Boyunu bosunu göster bana,
Sesini duyur;
Çünkü sesin tatlı, boyun bosun güzeldir.

Kız
Yakalayın tilkileri bizim için,
Bağları bozan küçük tilkileri;
Çünkü bağlarımız yeşerdi.
Sevgilim benimdir, ben de onun,
Zambaklar arasında gezinir durur.
Ey sevgilim, gün serinleyip gölgeler uzayana dek,
Engebeli dağlar üzerinde bir ceylan gibi,
Geyik yavrusu gibi ol!

Ezgiler Ezgisi 1

Kız
Süleymanın Ezgiler Ezgisi.
Beni dudaklarıyla öptükçe öpsün!
Çünkü aşkın şaraptan daha tatlı.
Ne güzel kokuyor sürdüğün esans,
Dökülmüş esans sanki adın,
Kızlar bu yüzden seviyor seni.

Kızın arkadaşları
Al götür beni, haydi koşalım!
Kral beni odasına götürsün.
Seninle coşup seviniriz,
Aşkını şaraptan çok överiz.
Ne kadar haklılar seni sevmekte!
Esmerim ben, ama güzelim,
Ey Yeruşalim kızları!
Kedarın çadırları gibi,
Süleymanın çadır bezleri gibi kara.
Bakmayın esmer olduğuma,
Güneş kararttı beni.
Çünkü kızdılar bana erkek kardeşlerim,
Bağlara bakmakla görevlendirdiler.
Ama kendi bağıma bakmadım.

Kızın Arkadaşları
Ey sevgilim, söyle bana, sürünü nerede otlatıyorsun,
Öğleyin nerede yatırıyorsun?
Neden arkadaşlarının sürüleri yanında
Yüzünü örten bir kadın durumuna düşeyim?

Erkek
Ey güzeller güzeli,
Bilmiyorsan,
Sürünün izine çık,
Çobanların çadırları yanında
Oğlaklarını otlat.
Firavunun arabalarına koşulu kısrağa benzetiyorum seni, aşkım benim!
Yanakların süslerle,
Boynun gerdanlıklarla ne güzel!

Kız
Sana gümüş düğmelerle altın süsler yapacağız.
Kral divandayken,
Hintsümbülümün güzel kokusu yayıldı.
Memelerim arasında yatan
Mür dolu bir kesedir benim için sevgilim;

Erkek
Eyn-Gedi bağlarında
Bir demet kına çiçeğidir benim için sevgilim.

Kız
Ah, ne güzelsin, aşkım, ah, ne güzel!
Gözlerin tıpkı birer güvercin!

Erkek
Ne yakışıklısın, sevgilim, ah, ne çekici!
Yeşilliktir yatağımız.
Sedir ağaçlarıdır evimizin kirişleri,
Tavanımızın tahtaları ardıçlar.

Son Söz – Vaiz 13

Vaiz yalnız bilge değildi, bildiklerini halka da öğretiyordu. Hesap etti, araştırdı ve birçok özdeyişi düzene soktu. Güzel sözler bulmaya çalıştı. Yazdıkları gerçek ve doğrudur.
Bilgelerin sözleri üvendire gibidir, derledikleri özdeyişlerse, iyi çakılan çivi gibi; bir tek Çoban tarafından verilmişler. Bunların dışındakilerden sakın, evladım. Çok kitap yazmanın sonu yoktur, fazla araştırma da bedeni yıpratır.
Her şey duyuldu, sonuç şu:
Tanrıya saygı göster, buyruklarını yerine getir,
Çünkü her insanın görevi budur.
Tanrı her işi, her gizli şeyi yargılayacaktır,
İster iyi ister kötü olsun.

Gençliğinin Değerini Bil – Vaiz 12

Bu yüzden zor günler gelmeden,
“Zevk almıyorum” diyeceğin yıllar yaklaşmadan,
Güneş, ışık, ay ve yıldızlar kararmadan
Ve yağmurdan sonra bulutlar geri dönmeden,
Gençlik günlerinde seni yaratanı anımsa.
O gün, evi bekleyenler titreyecek,
Güçlüler eğilecek,
Öğütücüler azaldığı için duracak,
Pencereden bakanlar kararacak.
Değirmen sesi yavaşlayınca,
Sokağa açılan çift kapı kapanacak,
İnsanlar kuş sesiyle uyanacak,
Ama şarkıların sesini duyamayacaklar.
Dahası yüksek yerden,
Sokaktaki tehlikelerden korkacaklar;
Badem ağacı çiçek açacak,
Çekirge ağırlaşacak,
Tutku zayıflayacak.
Çünkü insan sonsuzluk evine gidecek,
Yas tutanlar sokakta dolaşacak.
Gümüş tel kopmadan,
Altın tas kırılmadan,
Testi çeşmede parçalanmadan,
Kuyu makarası kırılmadan,
Toprak geldiği yere dönmeden,
Ruh onu veren Tanrıya dönmeden,
Seni yaratanı anımsa.
“Her şey boş” diyor Vaiz, “Bomboş!”

Gençliğinin Değerini Bil – Vaiz 11

Evet, insan uzun yıllar yaşarsa,
Sevinçle yaşasın.
Ama karanlık günleri unutmasın,
Çünkü onlar da az değil.
Gelecek her şey boştur.

Ey delikanlı, gençliğinle sevin,
Bırak gençlik günlerinde yüreğin sevinç duysun.
Gönlünün isteklerini, gözünün gördüklerini izle,
Ama bil ki, bütün bunlar için Tanrı seni yargılayacaktır.
Öyleyse at tasayı yüreğinden,
Uzaklaştır derdi bedeninden.
Çünkü gençlik de dinçlik de boştur.

İyilik Yap, Denize At – Vaiz 11

Ekmeğini suya at,
Çünkü günler sonra onu bulursun.
Yedi, hatta sekiz kişiye pay ver,
Çünkü ülkenin başına ne felaket geleceğini bilemezsin.
Bulutlar su yüklüyse,
Yeryüzüne döker yağmurlarını.
Ağaç ister güneye ister kuzeye devrilsin,
Devrildiği yerde kalır.
Rüzgarı gözeten ekmez,
Bulutlara bakan biçmez.
Ana rahmindeki çocuğun nasıl ruh ve beden aldığını bilmediğin gibi,
Her şeyi yaratan Tanrının yaptıklarını da bilemezsin.
Tohumunu sabah ek,
Akşam da elin boş durmasın.
Çünkü bu mu iyi, şu mu,
Yoksa ikisi de aynı sonucu mu verecek, bilemezsin.
Işık tatlıdır,
Güneşi görmek güzeldir.

Bilgelik Akılsızlıktan İyidir – Vaiz 10

Ölü sinekler attarın ıtırını kokutur.
Biraz aptallık da bilgeliği ve saygınlığı bastırır.
Bilgenin yüreği hep doğruya eğilimlidir,
Akılsızın ise, hep yanlışa.
Yolda yürürken bile akılsızın aklı kıttır,
Akılsız olduğunu herkese gösterir.
Yöneticinin öfkesi sana karşı alevlenirse,
Yerinden ayrılma;
Çünkü serinkanlılık büyük yanlışları bastırır.
Güneşin altında gördüğüm bir haksızlık var,
Yöneticiden kaynaklanan bir yanlışı andırıyor:
Zenginler düşük makamlarda otururken,
Aptallar yüksek makamlara atanıyor.
Köleleri at sırtında,
Önderleri yerde köleler gibi yürürken gördüm.
Çukur kazan içine kendi düşer,
Duvarda gedik açanı yılan sokar.
Taş çıkaran taştan incinir,
Odun yaran tehlikeye girer.
Balta körse, ağzı bilenmemişse,
Daha çok güç gerektirir;
Ama bilgelik başarı doğurur.
Yılan büyü yapılmadan önce sokarsa,
Büyücünün yararı olmaz.
Bilgenin ağzından çıkan sözler benimsenir,
Oysa akılsız kendi ağzıyla yıkımına yol açar.
Sözünün başı aptallık,
Sonu zırdeliliktir.
Akılsız konuştukça konuşur.
Kimse ne olacağını bilmez.
Kim ona kendisinden sonra ne olacağını bildirebilir?
Akılsızın emeği kendini öylesine yıpratır ki,
Kente bile nasıl gideceğini bilemez.
Kralın bir çocuksa,
Önderlerin sabah şölen veriyorsa, vay sana, ey ülke!
Kralın soyluysa,
Önderlerin sarhoşluk için değil
Güçlenmek için vaktinde yemek yiyorsa, ne mutlu sana, ey ülke!
Tembellikten dam çöker,
Miskinlikten çatı akar.
Şölen eğlenmek için yapılır,
Şarap yaşama sevinç katar,
Paraysa her ihtiyacı karşılar.
İçinden bile krala sövme,
Yatak odanda zengine lanet etme,
Çünkü gökte uçan kuşlar haber taşır,
Kanatlı varlıklar söylediğini aktarır.

Bilgelik Akılsızlıktan İyidir – Vaiz 9

Güneşin altında bilgelik olarak şunu da gördüm, beni çok etkiledi: Çok az insanın yaşadığı küçük bir kent vardı. Güçlü bir kral saldırıp onu kuşattı. Karşısına büyük rampalar kurdu. Kentte yoksul ama bilge bir adam vardı. Bilgeliğiyle kenti kurtardı. Ne var ki, kimse bu yoksul adamı anmadı. Bunun üzerine, “Bilgelik güçten iyidir” dedim, “Ne yazık ki, yoksul insanın bilgeliği küçümseniyor, söyledikleri dikkate alınmıyor.”
Bilgenin sessizce söylediği sözler,
Akılsızlar arasındaki önderin bağırışından iyidir.
Bilgelik silahtan iyidir,
Ama bir deli çıkar, her şeyi berbat eder.

İnsanlar Tanrının Elindedir – Vaiz 9

Böylece bütün bunları düşünüp taşındım ve şu sonuca vardım: Doğrular, bilgeler ve yaptıkları her şey Tanrının elindedir. Onları sevginin mi, nefretin mi beklediğini kimse bilmez.
Herkesin başına aynı şey geliyor. Doğrunun, iyinin, kötünün, temizin, kirlinin, kurban sunanla sunmayanın başına gelen şey aynı.
İyi insana ne oluyorsa, günahlıya da oluyor;
Ant içene ne oluyorsa, ant içmekten korkana da aynısı oluyor.
Güneşin altında yapılan işlerin tümünün kötü yanı şu ki, herkesin başına aynı şey geliyor. Üstelik insanların içi kötülük doludur, yaşadıkları sürece içlerinde delilik vardır. Ardından ölüp gidiyorlar. Yaşayanlar arasındaki herkes için umut vardır. Evet, sağ köpek ölü aslandan iyidir!
Çünkü yaşayanlar öleceğini biliyor,
Ama ölüler hiçbir şey bilmiyor.
Onlar için artık ödül yoktur,
Anıları bile unutulmuştur.
Sevgileri, nefretleri,
Kıskançlıkları çoktan bitmiştir.
Güneşin altında yapılanlardan
Bir daha payları olmayacaktır.
Git, sevinçle ekmeğini ye, neşeyle şarabını iç. Çünkü yaptıkların baştan beri Tanrının hoşuna gitti. Giysilerin hep ak olsun. Başından zeytinyağı eksilmesin. Güneşin altında Tanrının sana verdiği boş ömrün bütün günlerini, bütün anlamsız günlerini sevdiğin karınla güzel güzel yaşayarak geçir. Çünkü hayattan ve güneşin altında harcadığın emekten payına düşecek olan budur. Çalışmak için eline ne geçerse, var gücünle çalış. Çünkü gitmekte olduğun ölüler diyarında iş, tasarı, bilgi ve bilgelik yoktur.
Güneşin altında bir şey daha gördüm:
Yarışı hızlı koşanlar,
Savaşı yiğitler,
Ekmeği bilgeler,
Serveti akıllılar,
Beğeniyi bilgililer kazanmaz.
Ama zaman ve şans hepsinin önüne çıkar.
Dahası insan kendi vaktini bilmez:
Balığın acımasız ağa, kuşun kapana düştüğü gibi,
İnsanlar da üzerlerine ansızın çöken kötü zamana yakalanırlar.

Kralı Dinle – Vaiz 8

Kralın buyruğuna uy, diyorum. Çünkü Tanrının önünde ant içtin. Kralın huzurundan ayrılmak için acele etme. Kötülüğe bulaşma. Çünkü o dilediği her şeyi yapar. Kralın sözünde güç vardır. Kim ona, “Ne yapıyorsun?” diyebilir?
Onun buyruğuna uyan zarar görmez.
Bilge kişi bunun zamanını ve yolunu bilir.
Çünkü her işin bir zamanı ve yolu vardır.
İnsanın derdi kendine yeter.
Kimse geleceği bilmez,
Kim kime geleceği bildirebilir?
Rüzgarı tutup ona egemen olmaya kimsenin gücü yetmediği gibi,
Ölüm gününe egemen olmaya da kimsenin gücü yetmez.
Savaştan kaçış olmadığı gibi, kötülük de sahibini kurtaramaz.
Bütün bunları gördüm ve güneşin altında yapılan her iş üzerinde kafa yordum. Gün gelir, insanın insana egemenliği kendine zarar verir. Bir de kötülerin gömüldüğünü gördüm. Kutsal yere girip çıkar, kötülük yaptıkları kentte övülürlerdi. Bu da boş.
Suçlu çabuk yargılanmazsa, insanlar kötülük etmek için cesaret bulur. Günahlı yüz kez kötülük edip uzun yaşasa bile, Tanrıdan korkanların, Onun önünde saygıyla duranların iyilik göreceğini biliyorum. Oysa kötü, Tanrıdan korkmadığı için iyilik görmeyecek, gölge gibi olan ömrü uzamayacaktır.
Yeryüzünde boş bir şey daha var: Kötülerin hak ettiği doğruların, doğruların hak ettiğiyse kötülerin başına geliyor. Bu da boş, diyorum. Mutluluğu övgüye değer buldum. Çünkü güneşin altında insan için yiyip içmekten, mutlu olmaktan daha iyi bir şey yoktur. Çünkü Tanrının güneşin altında kendisine verdiği ömür boyunca çektiği zahmetten insana kalacak olan budur.
Bilgeliği ve dünyada çekilen zahmeti anlamak için kafamı yorunca –öyleleri var ki, gece gündüz gözüne uyku girmez– Tanrının yaptığı her şeyi gördüm. İnsan güneşin altında olup bitenleri keşfedemez. Arayıp bulmak için ne kadar çaba harcarsa harcasın, yine de anlamını bulamaz. Bilge kişi anladığını söylese bile gerçekten kavrayamaz.

Bilgelik – Vaiz 7

İyi ad hoş kokulu yağdan,
Ölüm günü doğum gününden iyidir.
Yas evine gitmek, şölen evine gitmekten iyidir.
Çünkü her insanın sonu ölümdür,
Yaşayan herkes bunu aklında tutmalı.
Üzüntü gülmekten iyidir,
Çünkü yüz mahzun olunca yürek sevinir.
Bilge kişinin aklı yas evindedir,
Akılsızın aklıysa şenlik evinde.
Bilgenin azarını işitmek,
Akılsızın türküsünü işitmekten iyidir.
Çünkü akılsızın gülmesi,
Kazanın altındaki çalıların çatırtısı gibidir.
Bu da boştur.
Haksız kazanç bilgeyi delirtir,
Rüşvet karakteri bozar.
Bir olayın sonu başlangıcından iyidir.
Sabırlı kibirliden iyidir.
Çabuk öfkelenme,
Çünkü öfke akılsızların bağrında barınır.
“Neden geçmiş günler bugünlerden iyiydi?” diye sorma,
Çünkü bu bilgece bir soru değil.
Bilgelik miras kadar iyidir,
Güneşi gören herkes için yararlıdır.
Bilgelik siperdir, para da siper,
Bilginin yararı ise şudur:
Bilgelik ona sahip olan kişinin yaşamını korur.
Tanrının yaptığını düşün:
Onun eğrilttiğini kim doğrultabilir?
İyi günde mutlu ol,
Ama kötü günde dikkatle düşün;
Tanrı birini öbürü gibi yaptı ki,
İnsan kendisinden sonra neler olacağını bilmesin.
Boş ömrümde şunları gördüm:
Doğru insan doğruluğuna karşın ölüyor,
Kötü insanın ise, kötülüğüne karşın ömrü uzuyor.
Ne çok doğru ol ne de çok bilge.
Niçin kendini yok edesin?
Ne çok kötü ol ne de akılsız.
Niçin vaktinden önce ölesin?
Birini tutman iyidir,
Öbüründen de elini çekme.
Çünkü Tanrıya saygı duyan ikisini de başarır.
Bilgelik, bilge kişiyi kentteki on yöneticiden daha güçlü kılar.
Çünkü yeryüzünde hep iyilik yapan,
Hiç günah işlemeyen doğru insan yoktur.
İnsanların söylediği her söze aldırma,
Yoksa uşağının bile sana sövdüğünü duyabilirsin.
Çünkü sen de birçok kez
Başkalarına sövdüğünü pekala biliyorsun.
Bütün bunları bilgelikle denedim:
“Bilge olacağım” dedim.
Ama bu beni aşıyordu.
Bilgelik denen şey
Uzak ve çok derindir, onu kim bulabilir?
Böylece, bilgelik ve çözüm aramaya, incelemeye, kavramaya,
Kötülüğün akılsızlık, akılsızlığın delilik olduğunu anlamaya kafa yordum.
Kimi kadını ölümden acı buldum.
O kadın ki, kendisi tuzak, yüreği kapan, elleri zincirdir.
Tanrının hoşnut kaldığı insan ondan kaçar,
Günah işleyense ona tutsak olur.
Vaiz diyor ki, “Şunu gördüm:
Bir çözüm bulmak için
Bir şeyi öbürüne eklerken
–Araştırıp hala bulamazken–
Binde bir adam buldum,
Ama aralarında bir kadın bulamadım.
Bulduğum tek şey:
Tanrı insanları doğru yarattı,
Oysa onlar hala karmaşık çözümler arıyorlar.”
Bilge insan gibisi var mı?
Kim olup bitenlerin anlamını bilebilir?
Bilgelik insanın yüzünü aydınlatır,
Sert görünüşünü değiştirir.

Zenginliğin Anlamsızlığı – Vaiz 6

Güneşin altında insana ağır gelen bir kötülük gördüm: Adam vardır, Tanrı kendisine mal, mülk, saygınlık verir, yerine gelmeyecek isteği yoktur. Ama Tanrı yemesine izin vermez; bir yabancı yer. Bu da boş ve acı bir derttir.
Bir adam yüz çocuk babası olup uzun yıllar yaşamış, ama uzun ömrüne karşılık, zenginliğin tadını çıkaramamış, bir mezara bile gömülmemişse, düşük çocuk ondan iyidir derim. Çünkü düşük çocuk boş yere doğuyor, karanlık içinde geçip gidiyor, adı karanlığa gömülüyor. Ne güneş yüzü görüyor, ne de bir şey tanıyor. Öbür adam iki kez biner yıl yaşasa bile mutluluk duymaz, düşük çocuk ondan rahattır. Hepsi aynı yere gitmiyor mu?
İnsan hep boğazı için çalışır,
Yine de doymaz.
Bilgenin akılsızdan ne üstünlüğü var?
Yoksul başkasına nasıl davranacağını bilmekle ne yarar sağlar?
Gözün gördüğü gönlün çektiğinden iyidir.
Bu da boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmaktır.
Ne varsa, adı çoktan konmuştur,
İnsanın da ne olduğu biliniyor.
Kimse kendinden güçlü olanla çekişemez.
Söz çoğaldıkça anlam azalır,
Bunun kime yararı olur?
Çünkü gölge gibi gelip geçen kısa ve boş ömründe insana neyin yararlı olduğunu kim bilebilir? Bir adama kendisinden sonra güneşin altında neler olacağını kim söyleyebilir?

Zenginliğin Anlamsızlığı – Vaiz 5

Bir yerde yoksullara baskı yapıldığını, adaletin ve doğruluğun çiğnendiğini görürsen şaşma; çünkü üstü gözeten daha üst biri var, onların da üstleri var. Tarlaların sürülmesini isteyen bir kral ülke için her bakımdan yararlıdır.
Parayı seven paraya doymaz,
Zenginliği seven kazancıyla yetinmez.
Bu da boştur.
Mal çoğaldıkça yiyeni de çoğalır.
Sahibine ne yararı var, seyretmekten başka?
Az yesin, çok yesin işçi rahat uyur,
Ama zenginin malı zengini uyutmaz.
Güneşin altında acı bir kötülük gördüm:
Sahibinin zararına biriktirilen
Ve bir talihsizlikle yok olup giden servet.
Böyle bir servet sahibi baba olsa bile,
Oğluna bir şey bırakamaz.
Annesinin rahminden çıplak çıkar insan.
Dünyaya nasıl geldiyse öyle gider,
Emeğinden hiçbir şey götürmez elinde.
Dünyaya nasıl geldiyse öyle gider insan.
Bu da acı bir kötülüktür.
Ne kazancı var yel için zahmet çekmekten?
Ömrü boyunca büyük üzüntü, hastalık, öfke içinde
Karanlıkta yiyor.
Gördüm ki, iyi ve güzel olan şu: Tanrının insana verdiği birkaç günlük ömür boyunca yemek, içmek, güneşin altında harcadığı emekten zevk almak. Çünkü insanın payına düşen budur. Üstelik Tanrı bir insana mal mülk veriyor, onu yemesi, ödülünü alması, yaptığı işten mutluluk duyması için ona güç veriyorsa, bu bir Tanrı armağanıdır. Bu yüzden insan, geçen ömrünü pek düşünmez. Çünkü Tanrı onun yüreğini mutlulukla meşgul eder.

Tanrıya Karşı Tutumumuz – Vaiz 5

Tanrının evine gittiğinde davranışına dikkat et. Yaptıkları kötülüğün farkında olmayan akılsızlar gibi kurban sunmak için değil, dinlemek için yaklaş.
Ağzını çabuk açma,
Tanrının önünde hemen konuya girme,
Çünkü Tanrı gökte, sen yerdesin,
Bu yüzden, az konuş.
Çok tasa kötü düş,
Çok söz akılsızlık doğurur.
Tanrıya adak adayınca, yerine getirmekte gecikme. Çünkü O akılsızlardan hoşlanmaz. Adağını yerine getir! Adamamak, adayıp da yerine getirmemekten iyidir. Ağzının seni günaha sürüklemesine izin verme. Ulağın önünde: “Adağım yanlıştı” deme. Tanrı niçin senin sözlerine öfkelensin, yaptığın işi yok etsin? Çünkü çok düş kurmak hayalciliğe ve laf kalabalığına yol açar; Tanrıya saygı göster.

Yükselmenin Anlamsızlığı – Vaiz 4

Yoksul ama bilge bir genç artık öğüt almayı bilmeyen kocamış akılsız kraldan iyidir. Çünkü genç, ülkesinde yoksulluk içinde doğsa bile cezaevinden krallığa yükselebilir. Güneşin altında yaşayan herkesin kralın yerine geçen genci izlediğini gördüm. Yeni kralın yönettiği halk sayısız olabilir. Yine de sonrakiler ondan hoşnut olmayabilir. Gerçekten bu da boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmaktır.

Yalnızlığın Anlamsızlığı – Vaiz 4

Rahat kazanılan bir avuç dolusu
Zahmetle, rüzgarı kovalamaya kalkışarak kazanılan
İki avuç dolusundan daha iyidir.
Güneşin altında bir boş şey daha gördüm:
Yalnız bir adam vardı,
Oğlu da kardeşi de yoktu.
Çabaları dinmek nedir bilmezdi,
Gözü zenginliğe doymazdı.
“Kimin için çalışıyorum,
Neden kendimi zevkten yoksun bırakıyorum?” diye sormazdı.
Bu da boş ve çetin bir zahmettir.
İki kişi bir kişiden iyidir,
Çünkü emeklerine iyi karşılık alırlar.
Biri düşerse, öteki kaldırır.
Ama yalnız olup da düşenin vay haline!
Onu kaldıran olmaz.
Ayrıca iki kişi birlikte yatarsa, birbirini ısıtır.
Ama tek başına yatan nasıl ısınabilir?
Yalnız biri yenik düşer,
Ama iki kişi direnebilir.
Üç kat iplik kolay kolay kopmaz.

Dünyadaki Eziyetler – Vaiz 4

Güneşin altında yapılan baskılara bir daha baktım,
Ezilenlerin gözyaşlarını gördüm;
Avutanları yok,
Güç ezenlerden yana,
Avutanları yok.
Çoktan ölmüş ölüleri,
Hala sağ olan yaşayanlardan daha mutlu gördüm.
Ama henüz doğmamış,
Güneşin altında yapılan kötülükleri görmemiş olan
İkisinden de mutludur. Harcanan her emeğin, yapılan her ustaca işin ardında kıskançlık olduğunu gördüm. Bu da boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış.
Akılsız ellerini kavuşturup kendi kendini yer.

Her Şeyin Zamanı Var – Vaiz 3

Her şeyin mevsimi, göklerin altındaki her olayın zamanı vardır.
Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var.
Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.
Öldürmenin zamanı var, şifa vermenin zamanı var.
Yıkmanın zamanı var, yapmanın zamanı var.
Ağlamanın zamanı var, gülmenin zamanı var.
Yas tutmanın zamanı var, oynamanın zamanı var.
Taş atmanın zamanı var, taş toplamanın zamanı var.
Kucaklaşmanın zamanı var, kucaklaşmamanın zamanı var.
Aramanın zamanı var, vazgeçmenin zamanı var.
Saklamanın zamanı var, atmanın zamanı var.
Yırtmanın zamanı var, dikmenin zamanı var.
Susmanın zamanı var, konuşmanın zamanı var.
Sevmenin zamanı var, nefret etmenin zamanı var.
Savaşın zamanı var, barışın zamanı var. Çalışanın harcadığı emekten ne kazancı var? Tanrının uğraşsınlar diye insanlara verdiği zahmeti gördüm. O her şeyi zamanında güzel yaptı. İnsanların yüreğine sonsuzluk kavramını koydu. Yine de insan Tanrının yaptığı işi başından sonuna dek anlayamaz. İnsan için yaşamı boyunca mutlu olmaktan, iyi yaşamaktan daha iyi bir şey olmadığını biliyorum. Her insanın yiyip içmesi, yaptığı her işle doyuma ulaşması bir Tanrı armağanıdır. Tanrının yaptığı her şeyin sonsuza dek süreceğini biliyorum. Ona ne bir şey eklenebilir ne de ondan bir şey çıkarılabilir. Tanrı insanların kendisine saygı duymaları için bunu yapıyor.
Şimdi ne oluyorsa, geçmişte de oldu,
Ne olacaksa, daha önce de olmuştur.
Tanrı geçmiş olayların hesabını soruyor.
Güneşin altında bir şey daha gördüm:
Adaletin ve doğruluğun yerini kötülük almış.
İçimden “Tanrı doğruyu da, kötüyü de yargılayacaktır” dedim,
“Çünkü her olayın, her eylemin zamanını belirledi.”
İnsanlara gelince, “Tanrı hayvan olduklarını görsünler diye insanları sınıyor” diye düşündüm. Çünkü insanların başına gelen hayvanların da başına geliyor. Aynı sonu paylaşıyorlar. Biri nasıl ölüyorsa, öbürü de öyle ölüyor. Hepsi aynı soluğu taşıyor. İnsanın hayvandan üstünlüğü yoktur. Çünkü her şey boş. İkisi de aynı yere gidiyor; topraktan gelmiş, toprağa dönüyor. Kim biliyor insan ruhunun yukarıya çıktığını, hayvan ruhunun aşağıya, yeraltına indiğini?
Sonuçta insanın yaptığı işten zevk almasından daha iyi bir şey olmadığını gördüm. Çünkü onun payına düşen budur. Kendisinden sonra olacakları görmesi için kim onu geri getirebilir?

Çalışmanın Anlamsızlığı – Vaiz 2

Çünkü akılsız gibi, bilge de uzun süre anılmaz,
Gelecekte ikisi de unutulur.
Nitekim bilge de akılsız gibi ölür!
Böylece hayattan nefret ettim.
Çünkü güneşin altında yapılan iş çetindi bence.
Her şey boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış. Güneşin altında harcadığım bütün emekten nefret ettim. Çünkü her şeyi benden sonra gelecek olana bırakmak zorundayım. Kim bilir, bilge mi olacak, akılsız mı? Güneşin altında bilgeliğimi kullanarak harcadığım bütün emek üzerinde saltanat sürecek. Bu da boş. Bu yüzden güneşin altında harcadığım onca emeğe üzülmeye başladım. Çünkü biri bilgelik, bilgi ve beceriyle çalışır, sonunda her şeyini hiç emek vermemiş başka birine bırakmak zorunda kalır. Bu da boş ve büyük bir hüsrandır. Çünkü ne kazancı var adamın, güneşin altında harcadığı bunca emekten, bunca kafa yormaktan? Günler boyunca çektiği zahmet acı ve dert doğurur. Gece bile içi rahat etmez. Bu da boş.
İnsan için yemekten, içmekten ve yaptığı işten zevk almaktan daha iyi bir şey yoktur. Gördüm ki, bu da Tanrıdandır. Onsuz kim yiyebilir, kim zevk alabilir? Çünkü Tanrı bilgiyi, bilgeliği, sevinci hoşnut kaldığı insana verir. Günahkara ise, yığma, biriktirme zahmeti verir; biriktirdiklerini Tanrının hoşnut kaldığı insanlara bıraksın diye. Bu da boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış.

Bilgelik Akılsızlıktan Üstündür – Vaiz 2

Bilgelik Akılsızlıktan Üstündür
Yaptığım bütün işlere,
Çektiğim bütün emeklere bakınca,
Gördüm ki, hepsi boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış.
Güneşin altında hiçbir kazanç yokmuş.
Sonra bilgelik, delilik, akılsızlık nedir diye baktım;
Çünkü kralın yerine geçecek kişi
Zaten yapılanın ötesinde ne yapabilir ki?
Işığın karanlıktan üstün olduğu gibi
Bilgeliğin de akılsızlıktan üstün olduğunu gördüm.
Bilge nereye gittiğini görür,
Ama akılsız karanlıkta yürür.
İkisinin de aynı sonu paylaştığını gördüm.
“Akılsızın başına gelen, benim de başıma gelecek”
Dedim kendi kendime, “Öyleyse kazancım ne bilgelikten?”
“Bu da boş” dedim içimden.

Zevklerin Anlamsızlığı – Vaiz 2

Kendi kendime, “Gel, zevki tat. İyi mi, değil mi, gör” dedim. Ama gördüm ki, o da boş. Gülmeye, “Delilik”, zevke, “Ne işe yarar?” dedim. İnsanların göklerin altında geçirdiği birkaç günlük ömürleri boyunca, yapacakları iyi bir şey olup olmadığını görünceye dek, bilgeliğimin önderliğinde, bedenimi şarapla nasıl canlandırayım, akılsızlığı nasıl ele alayım diye düşündüm durdum.
Büyük işlere girdim. Kendime evler inşa ettim, bağlar diktim. Bahçeler, parklar yaptım, oralara türlü türlü meyve ağaçları diktim. Dal budak salan orman ağaçlarını sulamak için havuzlar yaptım. Kadın, erkek köleler satın aldım; evimde doğan kölelerim de vardı. Ayrıca benden önce Yeruşalimde yaşayan herkesten çok sığıra, davara sahip oldum. Altın, gümüş biriktirdim; kralların, illerin hazinelerini topladım. Kadın, erkek şarkıcılar ve erkeklerin özlemi olan bir harem edindim. Böylece büyük üne kavuştum, benden önce Yeruşalimde yaşayanların hepsini aştım. Bilgeliğimden de bir şey yitirmedim.
Gözümün dilediği hiçbir şeyi kendimden esirgemedim.
Gönlümü hiçbir zevkten alıkoymadım.
Yaptığım her işten zevk aldı gönlüm.
Bütün emeğimin ödülü bu oldu.

Bilgelik Boştur – Vaiz 1

Ben Vaiz, Yeruşalimde İsrail kralıyken kendimi göklerin altında yapılan her şeyi bilgece araştırıp incelemeye adadım. Tanrının uğraşsınlar diye insanlara verdiği çetin bir zahmettir bu. Güneşin altında yapılan bütün işleri gördüm; hepsi boştur, rüzgarı kovalamaya kalkışmaktır! Eğri olan doğrultulamaz, eksik olan sayılamaz.
Kendi kendime, “İşte, bilgeliğimi benden önce Yeruşalimde krallık yapan herkesten çok artırdım” dedim, “Alabildiğine bilgi ve bilgelik edindim.” Kendimi bilgi ve bilgeliği, deliliği ve akılsızlığı anlamaya adadım. Gördüm ki, bu da yalnızca rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış. Çünkü çok bilgelik çok keder doğurur, bilgi arttıkça acı da artar.

Her Şey Bomboş – Vaiz 1

Bunlar Yeruşalimde krallık yapan Davut oğlu Vaizin sözleridir:
“Her şey boş, bomboş, bomboş!” diyor Vaiz.
Ne kazancı var insanın
Güneşin altında harcadığı onca emekten?
Kuşaklar gelir, kuşaklar geçer,
Ama dünya sonsuza dek kalır.
Güneş doğar, güneş batar,
Hep doğduğu yere koşar.
Rüzgar güneye gider, kuzeye döner,
Döne döne eserek
Hep aynı yolu izler.
Bütün ırmaklar denize akar,
Yine de deniz dolmaz.
Irmaklar hep çıktıkları yere döner.
Her şey yorucu,
Sözcüklerle anlatılamayacak kadar.
Göz görmekle doymuyor,
Kulak işitmekle dolmuyor.
Önce ne olduysa, yine olacak.
Önce ne yapıldıysa, yine yapılacak.
Güneşin altında yeni bir şey yok.
Var mı kimsenin, “Bak bu yeni!” diyebileceği bir şey?
Her şey çoktan, bizden yıllar önce de vardı.
Geçmiş kuşaklar anımsanmıyor,
Gelecek kuşaklar da kendilerinden sonra gelenlerce anımsanmayacak.

Erdemli Kadın – Süleymanın Özdeyişleri 31

Ağzını aç ve adaletle yargıla,
Mazlumun, yoksulun hakkını savun.”

Erdemli kadını kim bulabilir?
Onun değeri mücevherden çok üstündür.
Kocası ona yürekten güvenir
Ve kazancı eksilmez.
Kadın ona kötülükle değil,
Yaşamı boyunca iyilikle karşılık verir.
Yün, keten bulur,
Zevkle elleriyle işler.
Ticaret gemileri gibidir,
Yiyeceğini uzaktan getirir.
Gün ağarmadan kalkar,
Ev halkına yiyecek, hizmetçilerine paylarını verir.
Bir tarlayı gözüne kestirip satın alır,
El emeğiyle kazandığı parayla bağ diker.
Giyinip kollarını sıvar,
Canla başla çalışır.
Ticaretinin karlı olduğunu bilir,
Çırası gece boyunca yanar.
Eliyle örekeyi tutar,
Avucunda iği tutar.
Mazluma kollarını açar,
Yoksula elini uzatır.
Kar yağınca ev halkı için kaygılanmaz,
Çünkü hepsinin iki kat giysisi vardır.
Yatak örtüleri dokur,
Kendi giysileri ince mor ketendendir.
Kocası ülkenin ileri gelenleriyle oturup kalkar,
Kent kurulunda iyi tanınır.
Kadın diktiği keten giysilerle
Ördüğü kuşakları tüccara satar.
Güç ve onurla kuşanmıştır,
Geleceğe güvenle bakar.
Ağzından bilgelik akar,
Dili iyilik öğütler.
Ev halkının işlerini yönetir,
Tembellik nedir bilmez.
Çocukları önünde ayağa kalkıp onu kutlar,
Kocası onu över.
“Soylu işler yapan çok kadın var,
Ama sen hepsinden üstünsün” der.
Çekicilik aldatıcı, güzellik boştur;
Ama RABbe saygılı kadın övülmeye layıktır.
Ellerinin hak ettiğini verin kendisine,
Yaptıkları için kent kurulunda övülsün.

Lemuelin Özdeyişleri – Süleymanın Özdeyişleri 31

Massa Kralı Lemuelin sözleri,
Annesinin ona öğrettikleri:
“Oğlum, rahmimin ürünü, ne diyeyim?
Adaklarımın yanıtı oğlum, ne diyeyim?
Gücünü kadınlara,
Gençliğini kralları mahvedenlere kaptırma!
“Şarap içmek krallara yakışmaz, ey Lemuel,
Krallara yakışmaz!
İçkiyi özlemek hükümdarlara yaraşmaz.
Çünkü içince kuralları unutur,
Mazlumun hakkını yerler.
İçkiyi çaresize,
Şarabı kaygı çekene verin.
İçsin ki yoksulluğunu unutsun,
Artık sefaletini anmasın.
Ağzını hakkını savunamayan için,
Kimsesizin davasını gütmek için aç.

Agurun Özdeyişleri – Süleymanın Özdeyişleri 30

Massalı Yake oğlu Agurun sözleri:
Bu adam şöyle diyor:
“Yoruldum, ey Tanrım, yoruldum ve tükendim.
Gerçekten ben insanların en cahiliyim,
Bende insan aklı yok.
Bilgeliği öğrenmedim,
Kutsal Olana ilişkin bilgiden de yoksunum.
Kim göklere çıkıp indi?
Kim yeli avuçlarında topladı?
Suları giysisiyle sarıp sarmalayan kim?
Kim belirledi dünyanın sınırlarını?
Adı nedir, oğlunun adı nedir, biliyorsan söyle!
Tanrının her sözü güvenilirdir,
O kendisine sığınan herkese kalkandır.
Onun sözüne bir şey katma,
Yoksa seni azarlar, yalancı çıkarsın.
Ey Tanrı, iki şey diledim senden:
Ben ölmeden bunları esirgeme benden.
Sahtekarlığı, yalanı benden uzak tut,
Bana ne yoksulluk ne de zenginlik ver;
Payıma düşen ekmeği ver, yeter.
Yoksa bolluktan, Kimmiş RAB? diye seni yadsır,
Ya da yoksulluktan çalar
Ve Tanrımın adını lekelemiş olurum.
“Köleyi efendisine çekiştirme,
Yoksa sana lanet eder, sen de suçlu çıkarsın.
Öyleleri var ki, babalarına lanet eder,
Annelerine değer vermezler.
Öyleleri var ki, kendilerini tertemiz sanırlar,
Oysa kötülüklerinden arınmış değiller.
Öyleleri var ki, kendilerinden üstün kimse yok sanır,
Herkese tepeden bakarlar.
Öyleleri var ki, dişleri kılıç, çeneleri bıçaktır,
Mazlumlarla yoksulları yutup yeryüzünden yok ederler.
Sülüğün iki kızı vardır, adları Ver, ver dir.
Hiç doymayan üç şey,
Yeter demeyen dört şey vardır:
Ölüler diyarı, kısır rahim,
Suya doymayan toprak ve Yeter demeyen ateş.
Babasıyla alay edenin, annesinin sözünü hor görenin
Gözünü vadideki kargalar oyacak;
O akbabalara yem olacak.
Aklımın ermediği üç şey,
Anlamadığım dört şey var:
Kartalın gökyüzünde,
Yılanın kayada,
Geminin denizde izlediği yol
Ve erkeğin genç kızla tuttuğu yol.
Zina eden kadının yolu da şöyledir:
Yer, ağzını siler,
Sonra da, Suç işlemedim der.
Yeryüzü üç şeyin altında sarsılır;
Katlanamadığı dört şey vardır:
Kölenin kral olması,
Budalanın doyması,
Nefret edilen kadının evlenmesi
Ve hizmetçinin hanımının yerine geçmesi.
“Dünyada dört küçük yaratık var ki,
Çok bilgece davranırlar:
Karıncalar güçlü olmayan bir topluluktur,
Ama yiyeceklerini yazdan biriktirirler.
Kaya tavşanları da güçsüz bir topluluktur,
Ama yuvalarını kaya kovuklarında yaparlar.
Çekirgelerin kralı yoktur,
Ama bölük bölük ilerlerler.
Kertenkele elle bile yakalanır,
Ama kral saraylarında bulunur.
“Yürüyüşü gösterişli üç yaratık,
Davranışı gösterişli dört yaratık var:
Hayvanların en güçlüsü olan
Ve hiçbir şeyin önünde pes etmeyen aslan,
Tazı, teke
Ve ordusunun başındaki kral.
“Eğer budala gibi kendini yücelttinse
Ya da kötülük tasarladınsa,
Dur ve düşün!
Çünkü nasıl sütü dövünce tereyağı,
Burnu sıkınca kan çıkarsa,
Öfkeyi kurcalayınca da kavga çıkar.”

Süleymanın Özdeyişlerinin İkinci Bölümü – Süleymanın Özdeyişleri 29

Defalarca azarlandığı halde dikbaşlılık eden,
Ansızın yıkıma uğrayacak, çare yok.
Doğru kişiler çoğalınca halk sevinir,
Kötü kişi hükümdar olunca halk inler.
Bilgeliği seven babasını sevindirir,
Fahişelerle dostluk eden malını yitirir.
Adaletle yöneten kral ülkesini ayakta tutar,
Rüşvet alansa çökertir.
Başkasını pohpohlayan kişi,
Ona tuzak olur.
Kötünün başkaldırısı kendine tuzak olur,
Doğru kişiyse ezgi söyler ve sevinir.
Doğru kişi yoksulların hakkını verir,
Kötü kişi hak hukuk nedir bilmez.
Alaycı kişiler kentleri bile karıştırır,
Bilgelerse öfkeyi yatıştırır.
Bilge kişiyle davası olan ahmak
Kızar, alay eder ve rahat vermez.
Kana susamışlar dürüst kişiden nefret eder,
Doğrularsa onun canını korur.
Akılsız hep patlamaya hazırdır,
Bilgeyse öfkesini dizginler.
Hükümdar yalana kulak verirse,
Bütün görevlileri de kötü olur.
Zorbayla yoksulun ortak bir noktası var:
İkisinin de gözünü açan RABdir.
Yoksulları adaletle yöneten kralın
Tahtı hep güvenlikte olur.
Değnekle terbiye bilgelik kazandırır,
Kendi haline bırakılan çocuksa annesini utandırır.
Kötüler çoğalınca başkaldırı da çoğalır,
Ama doğrular onların düşüşünü görecektir.
Oğlunu terbiye et, o da sana huzur verecek
Ve gönlünü hoşnut edecektir.
Tanrısal esinden yoksun olan halk
Sınır tanımaz olur.
Ne mutlu Kutsal Yasayı yerine getirene!
Köle salt sözle terbiye edilemez,
Çünkü anlasa da kulak asmaz.
Sözünü tartmadan konuşan birini tanıyor musun?
Akılsızın durumu bile onunkinden daha umut vericidir.
Çocukluğundan beri kölesini şımartan,
Sonunda cezasını çeker.
Öfkeli kişi çekişme yaratır,
Huysuz kişinin başkaldırısı eksik olmaz.
Kibir insanı küçük düşürür,
Alçakgönüllülükse onur kazandırır.
Hırsızla ortak olanın düşmanı kendisidir,
Mahkemede yemin etse de bildiğini söylemez.
İnsandan korkmak tuzaktır,
Ama RABbe güvenen güvenlikte olur.
Hükümdarın gözüne girmek isteyen çoktur,
Ama RABdir insana adalet sağlayan.
Doğrular haksızlardan iğrenir,
Kötüler de dürüst yaşayanlardan.

Süleymanın Özdeyişlerinin İkinci Bölümü – Süleymanın Özdeyişleri 28

Kötü kişi kendisini kovalayan olmasa bile kaçar,
Doğrularsa genç aslan gibi yüreklidir.
Ayaklanan ülke çok başlı olur,
Ama akıllı, bilgili kişi düzeni sağlar.
Yoksulu ezen yoksul,
Ürünü harap eden sağanak yağmur gibidir.
Yasayı terk eden kötüyü över,
Yerine getirense kötüye karşı çıkar.
Kötüler adaletten anlamaz,
RABbe yönelenlerse her yönüyle anlar.
Dürüst bir yoksul olmak,
Yolsuzlukla zengin olmaktan yeğdir.
Kutsal Yasayı yerine getiren çocuk akıllıdır,
Oburlarla arkadaşlık edense babasını utandırır.
Faiz ve tefecilikle malına mal katan kişi,
Bunu yoksullara acıyan için biriktirir.
Yasaya kulağını tıkayanın
Duası da iğrençtir.
Dürüst kişileri kötü yola saptıran
Kendi kazdığı çukura düşer.
İyiliği, özü sözü bir olanlar miras alacak.
Zengin kendini bilge sanır,
Ama akıllı yoksul onun içini okur.
Doğruların zaferi coşkuyla kutlanır,
Ama kötüler egemen olunca insan kaçacak yer arar.
Günahlarını gizleyen başarılı olmaz,
İtiraf edip bırakansa merhamet bulur.
Günahtan çekinen ne mutludur!
İnatçılık edense belaya düşer.
Yoksul halkı yöneten kötü kişi
Kükreyen aslan, saldırgan ayı gibidir.
Gaddar önderin aklı kıttır;
Haksız kazançtan nefret edense uzun ömürlü olur.
Adam öldürmekten vicdan azabı çeken, mezara dek kaçacaktır;
Kimse ona yardım etmesin.
Alnı ak yaşayan kurtulur,
Yolsuzluk yapan ansızın yıkıma uğrar.
Toprağını işleyenin ekmeği bol olur,
Hayal peşinde koşansa yoksulluğa doyar.
Güvenilir kişi bolluğa erer,
Zengin olmaya can atansa beladan kurtulamaz.
Hatır gözetmek iyi değildir,
Çünkü insan bir lokma ekmek için bile suç işler.
Cimri servet peşinde koşar,
Yoksulluğa uğrayacağını düşünmez.
Başkasını azarlayan sonunda
Pohpohlayandan daha çok beğeni kazanır.
Annesini ya da babasını soymayı günah saymayan,
Haydutla birdir.
Açgözlü kavga çıkarır,
RABbe güvenense bolluk içinde yaşar.
Kendine güvenen akılsızdır,
Bilgece davranan güvenlikte olur.
Yoksula verenin eksiği olmaz,
Yoksulu görmezden gelense bir sürü lanete uğrar.
Kötüler egemen olunca insan kaçacak yer arar,
Ama kötüler yok olunca doğrular çoğalır.

Süleymanın Özdeyişlerinin İkinci Bölümü – Süleymanın Özdeyişleri 27

Yarınla övünme,
Çünkü ne getireceğini bilemezsin.
Seni kendi ağzın değil, başkaları övsün,
Kendi dudakların değil, yabancı övsün.
Taş ağırdır, kum bir yüktür,
Ama ahmağın kışkırtması ikisinden de ağırdır.
Öfke zalim, hiddet azgındır,
Ama kıskançlığa kim dayanabilir?
Açık bir azar,
Gizli tutulan sevgiden iyidir.
Düşmanın öpücükleri aldatıcıdır,
Ama dostun seni iyiliğin için yaralar.
Tok insanın canı balı bile çekmez,
Aç kişiye en acı şey tatlı gelir.
Yuvasından uzak kalan kuş nasılsa,
Yurdundan uzak kalan insan da öyledir.
Güzel koku ve buhur canı ferahlatır,
Dostun verdiği öğüt insana tatlı gelir.
Kendi dostunu da babanın dostunu da bırakma
Ve felakete uğradığın gün kardeşinin evine gitme;
Yakın komşun uzaktaki kardeşten yeğdir.
Oğlum, bilgece davran ki yüreğim sevinsin,
Beni ayıplayana yanıt vereyim.
İhtiyatlı kişi tehlikeyi görünce saklanır,
Bönse öne atılır ve zarar görür.
Tanımadığı birine kefil olanın giysisini al;
Bir yabancı için yapıyorsa bunu,
Giysisini rehin tut.
Sabah sabah komşuya verilen gürültülü bir selam
Küfür sayılır.
Kavgacı kadının dırdırı
Yağmurlu günde damlaların dinmeyen sesi gibidir.
Böyle bir kadını dizginlemeye kalkmak,
Rüzgarı ya da yağı avuçta tutmaya çalışmak gibidir.
Demir demiri biler,
İnsan da insanı…
İncir ağacını budayan meyvesini yer,
Efendisine hizmet eden onurlandırılır.
Su görüntümüzü nasıl yansıtıyorsa,
Yürek de insanın içini yansıtır.
Ölüm ve yıkım diyarı insana doymaz,
İnsanın gözü de hiç doymaz.
Altın ocakta, gümüş potada sınanır,
İnsansa aldığı övgüyle sınanır.
Ahmağı buğdayla birlikte dibekte tokmakla dövsen bile,
Ahmaklığından kurtulmaz.
Davarına iyi bak,
Sığırlarına dikkat et.
Çünkü zenginlik kalıcı değildir
Ve taç kuşaktan kuşağa geçmez.
Çayır biçilince, yeni çimen çıkınca,
Dağlardaki otlar toplanınca,
Kuzular seni giydirir,
Tekeler tarlanın bedeli olur.
Keçilerin sütü yalnız seni değil,
Ev halkını, hizmetçilerini de doyurmaya yeter.

Süleymanın Özdeyişlerinin İkinci Bölümü – Süleymanın Özdeyişleri 26

Yaz ortasında kar, hasatta yağmur uygun olmadığı gibi,
Akılsıza da onur yakışmaz.
Öteye beriye uçuşan serçe
Ve kırlangıç gibi,
Hak edilmemiş lanet de tutmaz.
Ata kırbaç, eşeğe gem,
Akılsızın sırtına da değnek gerek.
Akılsıza ahmaklığına göre karşılık verme,
Yoksa sen de onun düzeyine inersin.
Akılsıza ahmaklığına uygun karşılık ver,
Yoksa kendini bilge sanır.
Akılsızın eliyle haber gönderen,
Kendi ayaklarını kesen biri gibi,
Kendine zarar verir.
Akılsızın ağzında özdeyiş,
Kötürümün sarkan bacakları gibidir.
Akılsızı onurlandırmak,
Taşı sapana bağlamak gibidir.
Sarhoşun elindeki dikenli dal ne ise,
Akılsızın ağzında özdeyiş de odur.
Oklarını gelişigüzel fırlatan okçu neyse,
Yoldan geçen akılsızı ya da sarhoşu ücretle tutan da öyledir.
Ahmaklığını tekrarlayan akılsız,
Kusmuğuna dönen köpek gibidir.
Kendini bilge gören birini tanıyor musun?
Akılsız bile ondan daha umut vericidir.
Tembel, “Yolda aslan var,
Sokaklarda aslan dolaşıyor” der.
Menteşeleri üzerinde dönen kapı gibi,
Tembel de yatağında döner durur.
Tembel elini sahana daldırır,
Yeniden ağzına götürmeye üşenir.
Tembel kendini,
Akıllıca yanıt veren yedi kişiden daha bilge sanır.
Kendini ilgilendirmeyen bir kavgaya bulaşan kişi,
Yoldan geçen köpeği kulaklarından tutana benzer.
Ateşli ve öldürücü oklar savuran bir deli neyse,
Komşusunu aldatıp, “Şaka yapıyordum”
Diyen de öyledir.
Odun bitince ateş söner,
Dedikoducu yok olunca kavga diner.
Kor için kömür, ateş için odun neyse,
Çekişmeyi alevlendirmek için kavgacı da öyledir.
Dedikodu tatlı lokma gibidir,
İnsanın ta içine işler.
Okşayıcı dudaklarla kötü yürek,
Sırlanmış toprak kaba benzer.
Yüreği nefret dolu kişi sözleriyle niyetini gizlemeye çalışır,
Ama içi hile doludur.
Güzel sözlerine kanma,
Çünkü yüreğinde yedi iğrenç şey vardır.
Nefretini hileyle örtse bile,
Kötülüğü toplumun önünde ortaya çıkar.
Başkasının kuyusunu kazan içine kendi düşer,
Taşı yuvarlayan altında kalır.
Yalancı dil incittiği kişilerden nefret eder,
Yaltaklanan ağızdan yıkım gelir.

Süleymanın Özdeyişlerinin İkinci Bölümü – Süleymanın Özdeyişleri 25

Bundan sonrakiler de Süleymanın özdeyişleridir.
Bunları Yahuda Kralı Hizkiyanın adamları derledi.
Tanrıyı gizli tuttuğu şeyler için,
Krallarıysa açığa çıkardıkları için yüceltiriz.
Göğün yüksekliği, yerin derinliği gibi,
Kralların aklından geçen de kestirilemez.
Cürufu gümüşten ayırınca,
Kuyumcunun işleyeceği madde kalır.
Kötüleri kralın huzurundan uzaklaştırırsan
Kralın tahtı adaletle pekişir.
Kralın önünde kendini yüceltme,
Önemli kişiler arasında yer edinmeye çalışma.
Çünkü kralın seni bir soylunun önünde alaşağı etmesindense,
Sana, “Yukarıya gel” demesi yeğdir.
Gördüklerinle hemencecik mahkemeye başvurma;
Çünkü başkası seni utandırabilir,
Sonra ne yapacağını bilemezsin.
Davanı doğrudan komşunla gör;
Başkasının sırrını açıklama.
Yoksa işiten seni utandırabilir
Ve bu kötü ün yakanı bırakmaz.
Yerinde söylenen söz,
Gümüş oymalardaki altın elma gibidir.
Altın küpe ya da altın bir süs neyse,
Dinleyen kulak için bilgenin azarlaması da öyledir.
Hasatta kar serinliği nasılsa,
Güvenilir ulak da kendisini gönderenler için öyledir.
Böyle biri efendilerinin canına can katar.
Yağmursuz bulut ve yel nasılsa,
Vermediği armağanla övünen kişi de öyledir.
Sabırla bir hükümdar bile ikna edilir,
Tatlı dil en güçlü direnci kırar.
Bal buldun mu yeteri kadar ye,
Fazla doyarsan kusarsın.
Başkalarının evine seyrek git,
Yoksa onları bezdirir, nefretini kazanırsın.
Başkasına karşı yalancı tanıklık eden
Topuz, kılıç ya da sivri ok gibidir.
Sıkıntılı günde haine güvenmek,
Çürük dişe ya da sakat ayağa güvenmek gibidir.
Dertli kişiye ezgi söylemek,
Soğuk günde giysilerini üzerinden almaya,
Ya da sodaya sirke katmaya benzer.
Düşmanın acıkmışsa doyur,
Susamışsa su ver.
Bunu yapmakla onu utanca boğarsın
Ve RAB seni ödüllendirir.
Kuzeyden esen rüzgar nasıl yağmur getirirse,
İftiracı dil de öfkeli bakışlara yol açar.
Kavgacı kadınla aynı evde oturmaktansa,
Damın köşesinde oturmak yeğdir.
Susamış kişi için soğuk su neyse,
Uzak ülkeden gelen iyi haber de öyledir.
Kötünün önünde pes eden doğru kişi,
Suyu bulanmış pınar, kirlenmiş kuyu gibidir.
Fazla bal yemek iyi değildir;
Hep yüceltilmeyi beklemek de…
Kendini denetleyemeyen kişi
Yıkılmış sursuz kent gibidir.

Bilgelerin Öbür Özdeyişleri – Süleymanın Özdeyişleri 24

Çünkü onlar ansızın felakete uğrar,
İnsanın başına ne belalar getireceklerini kim bilir?
Şunlar da bilgelerin sözleridir:
Yargılarken yan tutmak iyi değildir.
Kötüye, “Suçsuzsun” diyen yargıcı
Halklar lanetler, uluslar kınar.
Ne mutlu suçluyu mahkum edene!
Herkes onu candan kutlar.
Dürüst yanıt
Gerçek dostluğun işaretidir.
İlkin dışardaki işini bitirip tarlanı hazırla,
Ondan sonra evini yap.
Başkalarına karşı nedensiz tanıklık etme
Ve dudaklarınla aldatma.
“Bana yaptığını ben de ona yapacağım,
Ödeteceğim bana yaptığını” deme.
Tembelin tarlasından,
Sağduyudan yoksun kişinin bağından geçtiğimde
Her yanı dikenlerin, otların
Kapladığını gördüm;
Taş duvar da yıkılmıştı.
Gördüklerimi derin derin düşündüm,
Seyrettiklerimden ibret aldım.
“Biraz kestireyim, biraz uyuklayayım,
Ellerimi kavuşturup şöyle bir uyuyayım” demeye kalmadan,
Yokluk bir haydut gibi,
Yoksulluk bir akıncı gibi gelir üzerine.

Bilgeden Otuz Öğüt – Süleymanın Özdeyişleri 24

Kötülere imrenme,
Onlarla birlikte olmayı isteme.
(20)
Çünkü yürekleri zorbalık tasarlar,
Dudakları belalardan söz eder.

Ev bilgelikle yapılır,
Akılla pekiştirilir.
(21)
Bilgi sayesinde odaları
Her türlü değerli, güzel eşyayla dolar.

Bilgelik güçten,
Bilgi kaba kuvvetten üstündür.
(22)
Savaşmak için yöntem,
Zafer kazanmak için birçok danışman gerekli.

(23)
Ahmak için bilgelik ulaşılamayacak kadar yüksektir,
Kent kurulunda ağzını açamaz.

Kötülük tasarlayan kişi
Düzenbaz olarak bilinecektir.
(24)
Ahmakça tasarılar günahtır,
Alaycı kişiden herkes iğrenir.

(25)
Sıkıntılı günde cesaretini yitirirsen,
Gücün kıt demektir.

Ölüm tehlikesi içinde olanları kurtar,
Ölmek üzere olanları esirge.
(26)
“İşte bunu bilmiyordum” desen de,
İnsanın yüreğindekini bilen sezmez mi?
Senin canını koruyan anlamaz mı?
Ödetmez mi herkese yaptığını?

Oğlum, bal ye, çünkü iyidir,
Süzme bal damağa tatlı gelir.
(27)
Bilgelik de canın için öyledir, bilmiş ol.
Bilgeliği bulursan bir geleceğin olur
Ve umudun boşa çıkmaz.

Ey kötü adam, doğru kişinin evine karşı pusuya yatma,
Konutunu yıkmaya kalkma.
(28)
Çünkü doğru kişi yedi kez düşse yine kalkar,
Ama kötüler felakette yıkılır.

Düşmanın düşüşüne keyiflenme,
Sendelemesine sevinme.
(29)
Yoksa RAB görür ve hoşnut kalmaz
Ve düşmanına duyduğu öfke yatışır.

Kötülük edenlere kızıp üzülme,
Onlara özenme.
(30)
Çünkü kötülerin geleceği yok,
Çırası sönecek onların.

Oğlum, RABbe ve krala saygı göster,
Onlara başkaldıranlarla arkadaşlık etme.

Bilgeden Otuz Öğüt – Süleymanın Özdeyişleri 23

Bir önderle yemeğe oturduğunda
Önüne konulana dikkat et.
İştahına yenilecek olursan,
Daya bıçağı kendi boğazına.
(7)
Onun lezzetli yemeklerini çekmesin canın,
Böyle yemeğin ardında hile olabilir.

Zengin olmak için didinip durma,
Çıkar bunu aklından.
(8)
Servet göz açıp kapayana dek yok olur,
Kanatlanıp kartal gibi göklere uçar.

Cimrinin verdiği yemeği yeme,
Lezzetli yemeklerini çekmesin canın.
Çünkü yediğin her şeyin hesabını tutar,
“Ye, iç” der sana,
Ama yüreği senden yana değildir.
(9)
Yediğin azıcık yemeği kusarsın,
Söylediğin güzel sözler de boşa gider.

(10)
Akılsıza öğüt vermeye kalkma,
Çünkü senin sözlerindeki sağduyuyu küçümser.

Eski sınır taşlarının yerini değiştirme,
Öksüzlerin toprağına el sürme.
(11)
Çünkü onların Velisi güçlüdür
Ve onların davasını sana karşı O yürütür.

Uyarıları zihnine işle,
Bilgi dolu sözlere kulak ver.
Çocuğunu terbiye etmekten geri kalma,
Onu değnekle dövsen de ölmez.
(12)
Onu değnekle döversen,
Canını ölüler diyarından kurtarırsın.

Oğlum, bilge yürekli olursan,
Benim yüreğim de sevinir.
(13)
Dudakların doğru konuştuğunda
Gönlüm de coşar.

Günahkarlara imrenmektense,
Sürekli RAB korkusunda yaşa.
Böylece bir geleceğin olur
Ve umudun boşa çıkmaz.
(14)
Oğlum, dinle ve bilge ol,
Yüreğini doğru yolda tut.

Aşırı şarap içenlerle,
Ete düşkün oburlarla arkadaşlık etme.
(15)
Çünkü ayyaş ve obur kişi yoksullaşır,
Uyuşukluk da insana paçavra giydirir.

(16)
Sana yaşam veren babanın sözlerine kulak ver,
Yaşlandığı zaman anneni hor görme.

Gerçeği satın al ve satma;
Bilgeliği, terbiyeyi, aklı da.
Doğru kişinin babası coştukça coşar,
Bilgece davranan oğulun babası sevinir.
(17)
Annenle baban seninle coşsun,
Seni doğuran sevinsin.

Oğlum, beni yürekten dinle,
Gözünü gittiğim yoldan ayırma.
Çünkü fahişe derin bir çukur,
Ahlaksız kadın dar bir kuyudur.
(18)
Evet, soyguncu gibi pusuda bekler
Ve birçok erkeği yoldan çıkarır.

Ah çeken kim? Vah çeken kim?
Kimdir çekişip duran?
Yakınan kim? Boş yere yaralanan kim?
Gözleri kanlı olan kim?
İçmeye oturup kalkamayanlar,
Karışık şarapları denemeye gidenlerdir.
Şarabın kızıl rengine,
Kadehte ışımasına,
Boğazdan aşağı süzülüvermesine bakma.
Sonunda yılan gibi ısırır,
Engerek gibi sokar.
Gözlerin garip şeyler görür,
Aklından ahlaksızlıklar geçer.
Kendini kah denizin ortasında,
Kah gemi direğinin tepesinde yatıyor sanırsın.
“Dövdüler beni ama incinmedim,
Vurdular ama farketmedim” dersin,
“Yeniden içmek için ne zaman ayılacağım?”

Bilgeden Otuz Öğüt – Süleymanın Özdeyişleri 22

Servetini büyütmek için yoksulu ezenle
Zengine armağan verenin sonu yoksulluktur.

Kulak ver, bilgelerin sözlerini dinle,
Öğrettiğimi zihnine işle.
Sözlerimi yüreğinde saklarsan mutlu olursun,
Onlar hep hazır olsun dudaklarında.
RABbe güvenmen için
Bugün bunları sana, evet sana da bildiriyorum.
Senin için otuz söz yazdım,
Bilgi ve öğüt sözleri…
(1)
Öyle ki, güvenilir, doğru sözleri bilesin,
Böylece seni gönderene güvenilir yanıt verebilesin.
Yoksulu, yoksul olduğu için soymaya kalkma,
Düşkünü mahkemede ezme.
(2)
Çünkü onların davasını RAB yüklenecek
Ve onları soyanların canını alacak.

Huysuz kişiyle arkadaşlık etme;
Tez öfkelenenle yola çıkma.
(3)
Yoksa onun yollarına alışır,
Kendini tuzağa düşmüş bulursun.

El sıkışıp
Başkasının borcuna kefil olmaktan kaçın.
(4)
Ödeyecek paran olmazsa,
Altındaki döşeğe bile el koyarlar.

(5)
Atalarının belirlediği
Eski sınır taşlarının yerini değiştirme.

İşinde usta birini görüyor musun?
Öylesi sıradan kişilere değil,
Krallara bile hizmet eder.

Doğrulukla Kötülüğün Karşılaştırılması – Süleymanın Özdeyişleri 22

İyi ad büyük servetten,
Saygınlık gümüş ve altından yeğdir.
Zenginle yoksulun ortak yönü şu:
Her ikisini de RAB yarattı.
İhtiyatlı kişi tehlikeyi görünce saklanır,
Bönse öne atılır ve zarar görür.
Alçakgönüllülüğün ve RAB korkusunun ödülü,
Zenginlik, onur ve yaşamdır.
Kötünün yolu diken ve tuzakla doludur.
Canını korumak isteyen bunlardan uzak durur.
Çocuğu tutması gereken yola göre yetiştir,
Yaşlandığında o yoldan ayrılmaz.
Zengin yoksullara egemen olur,
Borç alan borç verenin kulu olur.
Fesat eken dert biçer,
Gazabının değneği yok olur.
Cömert olan kutsanır,
Çünkü yemeğini yoksullarla paylaşır.
Alaycıyı kov, kavga biter;
Çekişme ve aşağılamalar da sona erer.
Yürek temizliğini ve güzel sözleri seven,
Kralın dostluğunu kazanır.
RAB bilgiyi gözetip korur,
Hainin sözlerini ise altüst eder.
Tembel der ki, “Dışarda aslan var,
Sokağa çıksam beni parçalar.”
Sokak kadınının ağzı dipsiz çukur gibidir,
RABbin gazabına uğrayan oraya düşer.
Akılsızlık çocuğun öz yapısındadır,
Değnekle terbiye edilirse akılsızlıktan uzaklaşır.

Doğrulukla Kötülüğün Karşılaştırılması – Süleymanın Özdeyişleri 21

Kralın yüreği RABbin elindedir,
Kanaldaki su gibi onu istediği yöne çevirir.
İnsan izlediği her yolun doğru olduğunu sanır,
Ama niyetlerini tartan RABdir.
RAB kendisine kurban sunulmasından çok,
Doğruluğun ve adaletin yerine getirilmesini ister.
Küstah bakışlar ve kibirli yürek
Kötülerin çırası ve günahıdır.
Çalışkanın tasarıları hep bollukla,
Her türlü acelecilik hep yoklukla sonuçlanır.
Yalan dolanla yapılan servet,
Sis gibi geçicidir ve ölüm tuzağıdır.
Kötülerin zorbalığı kendilerini süpürüp götürür,
Çünkü doğru olanı yapmaya yanaşmazlar.
Suçlunun yolu dolambaçlı,
Pak kişinin yaptıklarıysa dosdoğrudur.
Kavgacı kadınla aynı evde oturmaktansa,
Damın köşesinde oturmak yeğdir.
Kötünün can attığı kötülüktür,
Hiç kimseye acımaz.
Alaycı cezalandırılınca bön kişi akıllanır,
Bilge olan öğretilenden bilgi kazanır.
Adil Olan, kötünün evini dikkatle gözler
Ve kötüleri yıkıma uğratır.
Yoksulun feryadına kulağını tıkayanın
Feryadına yanıt verilmeyecektir.
Gizlice verilen armağan öfkeyi,
Koyna sokuşturulan rüşvet de kızgın gazabı yatıştırır.
Hak yerine gelince doğru kişi sevinir,
Fesatçı dehşete düşer.
Sağduyudan uzaklaşan,
Kendini ölüler arasında bulur.
Zevkine düşkün olan yoksullaşır,
Şaraba ve zeytinyağına düşkün kişi de zengin olmaz.
Kötü kişi doğru kişinin fidyesidir,
Hain de dürüstün.
Çölde yaşamak,
Can sıkıcı ve kavgacı kadınla yaşamaktan yeğdir.
Bilgenin evi değerli eşya ve zeytinyağıyla doludur,
Akılsızsa malını har vurup harman savurur.
Doğruluğun ve sevginin ardından koşan,
Yaşam, gönenç ve onur bulur.
Bilge kişi güçlülerin kentine saldırıp
Güvendikleri kaleyi yıkar.
Ağzını ve dilini tutan
Başını beladan korur.
Gururlu, küstah ve alaycı:
Bunlar kas kas kasılan insanın adlarıdır.
Tembelin isteği onu ölüme götürür,
Çünkü elleri çalışmaktan kaçınır;
Bütün gün isteklerini sıralar durur,
Oysa doğru kişi esirgemeden verir.
Kötülerin sunduğu kurban iğrençtir,
Hele bunu kötü niyetle sunarlarsa.
Yalancı tanık yok olur,
Dinlemeyi bilenin tanıklığıysa inandırıcıdır.
Kötü kişi kendine güçlü bir görünüm verir,
Erdemli insansa tuttuğu yoldan emindir.
RABbe karşı başarılı olabilecek
Bilgelik, akıl ve tasarı yoktur.
At savaş günü için hazır tutulur,
Ama zafer sağlayan RABdir.

Doğrulukla Kötülüğün Karşılaştırılması – Süleymanın Özdeyişleri 20

Şarap insanı alaycı, içki gürültücü yapar,
Onun etkisiyle yoldan sapan bilge değildir.
Kralın öfkesi genç aslanın kükreyişine benzer,
Onu kızdıran canından olur.
Kavgadan kaçınmak insan için onurdur,
Oysa her ahmak tartışmaya hazırdır.
Sonbaharda çift sürmeyen tembel,
Hasatta aradığını bulamaz.
İnsanın niyetleri derin bir kuyunun suları gibidir,
Akıllı kişi onları açığa çıkarır.
İnsanların çoğu, “Vefalıyım” der.
Ama sadık birini kim bulabilir?
Doğru ve dürüst bir babaya
Sahip olan çocuklara ne mutlu!
Yargı kürsüsünde oturan kral,
Kötülüğü gözleriyle ayıklar.
Kim, “Yüreğimi pak kıldım,
Günahımdan arındım” diyebilir?
RAB hileli tartıdan da, hileli ölçüden de tiksinir.
Çocuk bile eylemleriyle kendini belli eder,
Yaptıkları pak ve doğru mu, değil mi, anlaşılır.
İşiten kulağı da gören gözü de
RAB yaratmıştır.
Uykuyu seversen yoksullaşırsın,
Uyanık durursan ekmeğin bol olur.
Alıcı, “İşe yaramaz, işe yaramaz” der,
Ama alıp gittikten sonra aldığıyla övünür.
Bol bol altının, mücevherin olabilir,
Ama bilgi akıtan dudaklar daha değerlidir.
Tanımadığı birine kefil olanın giysisini al;
Bir yabancı için yapıyorsa bunu,
Giysisini rehin tut.
Hileyle kazanılan yiyecek insana tatlı gelir,
Ama sonra ağza dolan çakıl gibidir.
Tasarılarını danışarak yap,
Yöntemlere uyarak savaş.
Dedikoducu sır saklayamaz,
Bu nedenle ağzı gevşek olanla arkadaşlık etme.
Annesine ya da babasına sövenin
Işığı zifiri karanlıkta sönecek.
Tez elde edilen mirasın
Sonu bereketli olmaz.
“Bu kötülüğü sana ödeteceğim” deme;
RABbi bekle, O seni kurtarır.
RAB hileli tartıdan tiksinir,
Hileli teraziden hoşlanmaz.
İnsanın adımlarını RAB yönlendirir;
Öyleyse insan tuttuğu yolu nasıl anlayabilir?
Düşünmeden adakta bulunmak
Sakıncalıdır.
Bilge kral kötüleri ayıklar,
Harman döver gibi cezalandırır.
İnsanın ruhu RABbin ışığıdır,
İç varlığın derinliklerine işler.
Sevgi ve sadakat kralın güvencesidir.
Onun tahtını sağlamlaştıran sevgidir.
Gençlerin görkemi güçleri,
Yaşlıların onuru ağarmış saçlardır.
Yaralayan darbeler kötülüğü temizler,
Kötek iç varlığın derinliklerini paklar.

Doğrulukla Kötülüğün Karşılaştırılması – Süleymanın Özdeyişleri 19

Dürüst yaşayan bir yoksul olmak,
Yalancı bir akılsız olmaktan yeğdir.
Bilgisiz heves işe yaramaz,
Acelecilik insanı yanılgıya düşürür.
İnsanın ahmaklığı yaşamını yıkar,
Yine de içinden RABbe öfkelenir.
Zenginlik dost üstüne dost kazandırır.
Oysa yoksulun dostu onu yüzüstü bırakır.
Yalancı tanık cezasız kalmaz,
Yalan soluyan kurtulamaz.
Birçokları önemli kişinin gözüne girmek
Ve eli açık olanın dostu olmak ister.
Yoksulun akrabaları bile onu sevmezse,
Dostlarının ondan uzak duracağı daha da kesindir.
Ne kadar yalvarsa ona yaklaşmazlar.
Sağduyulu olan canını sever,
Aklı izleyen bolluğa kavuşur.
Yalancı tanık cezasız kalmaz,
Yalan soluyan yok olur.
Akılsızın gösterişli bir yaşam sürmesi uygun değilse,
Kölelerin önderlere egemen olması
Hiç uygun değildir.
Sağduyulu kişi sabırlıdır,
Kusurları hoş görmesi ona onur kazandırır.
Kralın öfkesi genç aslanın kükreyişine benzer,
Lütfuysa otların üzerine düşen çiy gibidir.
Akılsız çocuk babasının başına beladır,
Dırdır eden kadın sürekli damlayan su gibidir.
Ev ve servet babadan mirastır,
Ama sağduyulu kadın RABbin armağanıdır.
Tembellik insanı uyuşukluğa iter,
Haylaz kişi de aç kalır.
Tanrı buyruğuna uyan canını korur,
Gitmesi gereken yolları umursamayan ölür.
Yoksula acıyan kişi RABbe ödünç vermiş olur,
Yaptığı iyilik için RAB onu ödüllendirir.
Henüz umut varken çocuğunu eğit,
Onun yıkımına neden olma.
Huysuz insan cezasını çekmelidir.
Onu bir kere kurtarsan da, hep aynı şeyi yapman gerekir.
Öğüde kulak ver, terbiyeyi kabul et ki,
Ömrünün kalan kısmı boyunca bilge olasın.
İnsan yüreğinde çok şey tasarlar,
Ama gerçekleşen, RABbin amacıdır.
İnsandan istenen vefadır,
Yoksul olmak yalancı olmaktan yeğdir.
RAB korkusu
Doygun ve dertsiz bir yaşama kavuşturur.
Tembel sahana daldırdığı elini
Ağzına geri götürmek bile istemez.
Alaycıyı döversen bön kişi ibret alır,
Akıllı kişiyi azarlarsan bilgisine bilgi katar.
Babasına saldıran, annesini kovan çocuk,
Ailesinin utancı ve yüzkarasıdır.
Oğlum, uyarılara kulağını tıkarsan,
Bilgi kaynağı sözlerden saparsın.
Niyeti bozuk tanık adaletle eğlenir,
Kötülerin ağzı fesatla beslenir.
Alaycılar için ceza,
Akılsızların sırtı için kötek hazırdır.

Doğrulukla Kötülüğün Karşılaştırılması – Süleymanın Özdeyişleri 18

Geçimsiz kişi kendi çıkarı peşindedir,
İyi öğüde hep karşı çıkar.
Akılsız kişi bir şey anlamaktan çok
Kendi düşüncelerini açmaktan hoşlanır.
Kötülüğü aşağılanma,
Ayıbı utanç izler.
Bilge kişinin ağzından çıkan sözler derin sular gibidir,
Bilgelik pınarı da coşkun bir akarsu.
Kötüyü kayırmak da,
Suçsuzdan adaleti esirgemek de iyi değildir.
Akılsızın dudakları çekişmeye yol açar,
Ağzı da dayağı davet eder.
Akılsızın ağzı kendisini mahveder,
Dudakları da canına tuzaktır.
Dedikodu tatlı lokma gibidir,
İnsanın ta içine işler.
İşini savsaklayan kişi
Yıkıcıya kardeştir.
RABbin adı güçlü kuledir,
Ona sığınan doğru kişi için korunaktır.
Zengin servetini bir kale,
Aşılmaz bir sur sanır.
Yürekteki gururu düşüş,
Alçakgönüllülüğü ise onur izler.
Dinlemeden yanıt vermek
Ahmaklık ve utançtır.
İnsanın ruhu hastalıkta ona destektir.
Ama ezik ruh nasıl dayanabilir?
Akıllı kişi bilgiyi satın alır,
Bilgenin kulağı da bilgi peşindedir.
Armağan, verenin yolunu açar
Ve kendisini büyüklerin önüne çıkartır.
Duruşmada ilk konuşan haklı görünür,
Başkası çıkıp onu sorgulayana dek.
Kura çekişmeleri sona erdirir,
Güçlü rakipleri uzlaştırır.
Gücenmiş kardeş surlu kentten daha zor elde edilir.
Çekişme sürgülü kale kapısı gibidir.
İnsanın karnı ağzının meyvesiyle,
Dudaklarının ürünüyle doyar.
Dil ölüme de götürebilir, yaşama da;
Konuşmayı seven, dilin meyvesine katlanmak zorundadır.
İyi bir eş bulan iyilik bulur
Ve RABbin lütfuna erer.
Yoksul acınma dilenir,
Zenginin yanıtıysa serttir.
Yıkıma götüren dostlar vardır,
Ama öyle dost var ki, kardeşten yakındır insana.

Doğrulukla Kötülüğün Karşılaştırılması – Süleymanın Özdeyişleri 17

Huzur içinde kuru bir lokma,
Kavga ve ziyafet dolu evden iyidir.
Sağduyulu köle,
Ailesini utanca sokan oğula egemen olur
Ve kardeşlerle birlikte mirastan pay alır.
Altın ocakta, gümüş potada arıtılır,
Yüreği arıtansa RABdir.
Kötü kişi fesat yüklü dudakları dinler,
Yalancı da yıkıcı dile kulak verir.
Yoksulla alay eden, onu yaratanı hor görür.
Felakete sevinen cezasız kalmaz.
Torunlar yaşlıların tacıdır,
Çocukların övüncü anne babalarıdır.
Kurumlu sözler ahmağa nasıl yakışmazsa,
Soyluya da yalancı dudaklar hiç yakışmaz.
Sahibinin gözünde rüşvet bir tılsımdır.
Ne yapsa başarılı olur.
Sevgi isteyen kişi suçları bağışlar,
Olayı diline dolayansa can dostları ayırır.
Akıllı kişiyi azarlamak,
Akılsıza yüz darbe vurmaktan etkilidir.
Kötü kişi ancak başkaldırmaya eğilimlidir,
Ona gönderilecek ulak acımasız olacaktır.
Azgınlığı üstünde bir akılsızla karşılaşmak,
Yavrularından edilmiş dişi ayıyla karşılaşmaktan beterdir.
İyiliğin karşılığını kötülükle ödeyenin
Evinden kötülük eksik olmaz.
Kavganın başlangıcı su sızıntısına benzer,
Bir patlamaya yol açmadan çekişmeyi bırak.
Kötüyü aklayan da, doğruyu mahkum eden de
RABbi tiksindirir.
Akılsız biri bilgelik satın almak için niye para harcasın?
Zaten sağduyudan yoksun!
Dost her zaman sever,
Kardeş sıkıntılı günde belli olur.
Sağduyudan yoksun kişi el sıkışıp
Başkasına kefil olur.
Başkaldırıyı seven kavgayı sever,
Kapısını yüksek yapan yıkımına davetiye çıkarır.
Sapık yürekli kişi iyilik beklememeli.
Diliyle aldatan da belaya düşer.
Akılsız kendisini doğurana derttir,
Ahmağın babası sevinç nedir bilmez.
İç ferahlığı sağlık getirir,
Ezik ruh ise bedeni yıpratır.
Kötü kişi adaleti saptırmak için
Gizlice rüşvet alır.
Akıllı kişi gözünü bilgelikten ayırmaz,
Akılsızın gözüyse hep sağda soldadır.
Akılsız çocuk babasına üzüntü,
Annesine acı verir.
Ne suçsuza ceza kesmek iyidir,
Ne de görevliyi dürüst davrandığı için dövmek…
Bilgili kişi az konuşur,
Akıllı kişi sakin ruhludur.
Çenesini tutup susan ahmak bile
Bilge ve akıllı sayılır.

Doğrulukla Kötülüğün Karşılaştırılması – Süleymanın Özdeyişleri 16

İnsan aklıyla çok şey tasarlayabilir,
Ama dilin vereceği yanıt RABdendir.
İnsan her yaptığını temiz sanır,
Ama niyetlerini tartan RABdir.
Yapacağın işleri RABbe emanet et,
O zaman tasarıların gerçekleşir.
RAB her şeyi amacına uygun yapar,
Kötü kişinin yıkım gününü de O hazırlar.
RAB yüreği küstah olandan iğrenir,
Bilin ki, öyleleri cezasız kalmaz.
Sevgi ve bağlılık suçları bağışlatır,
RAB korkusu insanı kötülükten uzaklaştırır.
RAB kişinin yaşayışından hoşnutsa
Düşmanlarını bile onunla barıştırır.
Doğrulukla kazanılan az şey
Haksızlıkla kazanılan büyük gelirden iyidir.
Kişi yüreğinde gideceği yolu tasarlar,
Ama adımlarını RAB yönlendirir.
Tanrı buyruklarını kralın ağzıyla açıklar,
Bu nedenle kral adaleti çiğnememelidir.
Doğru terazi ve baskül RABbindir,
Bütün tartı ağırlıklarını O belirler.
Krallar kötülükten iğrenir,
Çünkü tahtın güvencesi adalettir.
Kral doğru söyleyenden hoşnut kalır,
Dürüst konuşanı sever.
Kralın öfkesi ölüm habercisidir,
Ama bilge kişi onu yatıştırır.
Kralın yüzü gülüyorsa, yaşam demektir.
Lütfu son yağmuru getiren bulut gibidir.
Bilgelik kazanmak altından daha değerlidir,
Akla sahip olmak da gümüşe yeğlenir.
Dürüstlerin tuttuğu yol kötülükten uzaklaştırır,
Yoluna dikkat eden, canını korur.
Gururun ardından yıkım,
Kibirli ruhun ardından da düşüş gelir.
Mazlumlar arasında alçakgönüllü biri olmak,
Kibirlilerle çapul malı paylaşmaktan iyidir.
Öğüde kulak veren başarıya ulaşır,
RABbe güvenen mutlu olur.
Bilge yüreklilere akıllı denir,
Tatlı söz ikna gücünü artırır.
Sağduyu, sahibine yaşam kaynağı,
Ahmaklıksa ahmaklara cezadır.
Bilgenin aklı diline yön verir,
Dudaklarının ikna gücünü artırır.
Hoş sözler petek balı gibidir,
Cana tatlı ve bedene şifadır.
Öyle yol var ki, insana düz gibi görünür,
Ama sonu ölümdür.
Emekçinin iştahıdır onu çalıştıran,
Çünkü açlığı onu kamçılar.
Alçaklar başkalarına kötülük tasarlar,
Konuşmaları kavurucu ateş gibidir.
Huysuz kişi çekişmeyi körükler,
Dedikoducu can dostları ayırır.
Zorba kişi başkalarını ayartır
Ve onları olumsuz yola yöneltir.
Göz kırpmak düzenbazlığa,
Sinsi gülücükler kötülüğe işarettir.
Ağarmış saçlar onur tacıdır,
Doğru yaşayışla kazanılır.
Sabırlı kişi yiğitten üstündür,
Kendini denetleyen de kentler fethedenden üstündür.
İnsan kura atar,
Ama her kararı RAB verir.

Doğrulukla Kötülüğün Karşılaştırılması – Süleymanın Özdeyişleri 15

Yumuşak yanıt gazabı yatıştırır,
Oysa yaralayıcı söz öfkeyi alevlendirir.
Bilgenin dili bilgiyi iyi kullanır,
Akılsızın ağzındansa ahmaklık akar.
RABbin gözü her yerde olanı görür,
Kötüleri de iyileri de gözler.
Okşayıcı dil yaşam verir,
Çarpık dilse ruhu yaralar.
Ahmak babasının uyarılarını küçümser,
İhtiyatlı kişi azara kulak verir.
Doğru kişinin evi büyük hazine gibidir,
Kötünün geliriyse sıkıntı kaynağıdır.
Bilgelerin dudakları bilgi yayar,
Ama akılsızların yüreği öyle değildir.
RAB kötülerin kurbanından iğrenir,
Ama doğruların duası Onu hoşnut eder.
RAB kötü kişinin yolundan iğrenir,
Doğruluğun ardından gideni sever.
Yoldan sapan şiddetle cezalandırılır
Ve azarlanmaktan nefret eden ölüme gider.
RAB, ölüm ve yıkım diyarında olup biteni bilir,
Nerde kaldı ki insanın yüreği!
Alaycı kişi azarlanmaktan hoşlanmaz,
Bilgelere gidip danışmaz.
Mutlu yürek yüzü neşelendirir,
Acılı yürek ruhu ezer.
Akıllı yürek bilgi arar,
Akılsızın ağzıysa ahmaklıkla beslenir.
Mazlumun bütün günleri sıkıntı doludur,
Mutlu bir yürekse sahibine sürekli ziyafettir.
Yoksul olup RABden korkmak,
Zengin olup kaygı içinde yaşamaktan yeğdir.
Sevgi dolu bir ortamdaki sebze yemeği,
Nefret dolu bir ortamdaki besili danadan yeğdir.
Huysuz kişi çekişme yaratır,
Sabırlı kişi kavgayı yatıştırır.
Tembelin yolu dikenli çit gibidir,
Doğrunun yoluysa ana caddeye benzer.
Bilge çocuk babasını sevindirir,
Akılsız çocuksa annesini küçümser.
Sağduyudan yoksun kişi ahmaklığıyla sevinir,
Ama akıllı insan dürüst bir yaşam sürer.
Karşılıklı danışılmazsa tasarılar boşa çıkar,
Danışmanların çokluğuyla başarıya ulaşılır.
Uygun yanıt sahibini mutlu eder,
Yerinde söylenen söz ne güzeldir!
Sağduyulu kişi yukarıya, yaşama giden yoldadır,
Bu da ölüler diyarına inmesini önler.
RAB kibirlinin evini yıkar,
Dul kadının sınırını korur.
RAB kötünün tasarılarından iğrenir,
Temiz düşüncelerden hoşnut kalır.
Kazanca düşkün kişi kendi evine sıkıntı verir,
Rüşvetten nefret edense rahat yaşar.
Doğru kişinin aklı yanıtını iyi tartar,
Kötünün ağzı kötülük saçar.
RAB kötülerden uzak durur,
Oysa doğruların duasını duyar.
Gülen gözler yüreği sevindirir,
İyi haber bedeni ferahlatır.
Yaşam veren uyarıları dinleyen,
Bilgeler arasında konaklar.
Terbiyeden kaçan kendine zarar verir,
Azara kulak verense sağduyu kazanır.
RAB korkusu bilgelik öğretir,
Alçakgönüllülük de onurun önkoşuludur.

Doğrulukla Kötülüğün Karşılaştırılması – Süleymanın Özdeyişleri 14

Bilge kadın evini yapar,
Ahmak kadın evini kendi eliyle yıkar.
Doğru yolda yürüyen, RABden korkar,
Yoldan sapan, RABbi hor görür.
Ahmağın sözleri sırtına kötektir,
Ama bilgenin dudakları kendisini korur.
Öküz yoksa yemlik boş kalır,
Çünkü bol ürünü sağlayan öküzün gücüdür.
Güvenilir tanık yalan söylemez,
Yalancı tanıksa yalan solur.
Alaycı bilgeliği arasa da bulamaz,
Akıllı içinse bilgi edinmek kolaydır.
Akılsız kişiden uzak dur,
Çünkü sana öğretecek bir şeyi yok.
İhtiyatlı kişinin bilgeliği, ne yapacağını bilmektir,
Akılsızların ahmaklığıysa aldanmaktır.
Ahmaklar suç sunusuyla alay eder,
Dürüstler ise iyi niyetlidir.
Yürek kendi acısını bilir,
Sevinciniyse kimse paylaşmaz.
Kötü kişinin evi yerle bir edilecek,
Doğru kişinin konutuysa bayındır olacak.
Öyle yol var ki, insana düz gibi görünür,
Ama sonu ölümdür.
Gülerken bile yürek sızlayabilir,
Sevinç bitince acı yine görünebilir.
Yüreği dönek olan tuttuğu yolun,
İyi kişi de yaptıklarının ödülünü alacaktır.
Saf kişi her söze inanır,
İhtiyatlı olansa attığı her adımı hesaplar.
Bilge kişi korktuğu için kötülükten uzaklaşır,
Akılsızsa büyüklük taslayıp kendine güvenir.
Çabuk öfkelenen ahmakça davranır,
Düzenbazdan herkes nefret eder.
Saf kişilerin mirası akılsızlıktır,
İhtiyatlı kişilerin tacı ise bilgidir.
Alçaklar iyilerin önünde,
Kötüler doğruların kapısında eğilirler.
Komşusu bile yoksulu sevmez,
Oysa zenginin dostu çoktur.
Komşuyu hor görmek günahtır,
Ne mutlu mazluma lütfedene!
Kötülük tasarlayan yolunu şaşırmaz mı?
Oysa iyilik tasarlayan sevgi ve sadakat kazanır.
Her emek kazanç getirir,
Ama boş lakırdı yoksulluğa götürür.
Bilgelerin tacı servetleridir,
Akılsızlarsa ahmaklıklarıyla tanınır.
Dürüst tanık can kurtarır,
Yalancı tanık aldatıcıdır.
RABden korkan tam güvenliktedir,
RAB onun çocuklarına da sığınak olacaktır.
RAB korkusu yaşam kaynağıdır,
İnsanı ölüm tuzaklarından uzaklaştırır.
Kralın yüceliği halkının çokluğuna bağlıdır,
Halk yok olursa hükümdar da mahvolur.
Geç öfkelenen akıllıdır,
Çabuk sinirlenen ahmaklığını gösterir.
Huzurlu yürek bedenin yaşam kaynağıdır,
Hırs ise insanı için için yer bitirir.
Muhtacı ezen, Yaradanını hor görüyor demektir.
Yoksula acıyansa Yaradanı yüceltir.
Kötü kişi uğradığı felaketle yıkılır,
Doğru insanın ölümde bile sığınacak yeri var.
Bilgelik akıllı kişinin yüreğinde barınır,
Akılsızlar arasında bile kendini belli eder.
Doğruluk bir ulusu yüceltir,
Oysa günah herhangi bir halk için utançtır.
Kral sağduyulu kulunu beğenir,
Utanç getirene öfkelenir.

Doğrulukla Kötülüğün Karşılaştırılması – Süleymanın Özdeyişleri 13

Bilge kişi terbiye edilmeyi sever,
Alaycı kişi azarlansa da aldırmaz.
İyi insan ağzından çıkan sözler için ödüllendirilir,
Ama hainlerin soluduğu zorbalıktır.
Dilini tutan canını korur,
Ama boşboğazın sonu yıkımdır.
Tembel canının çektiğini elde edemez,
Çalışkanın istekleriyse tümüyle yerine gelir.
Doğru kişi yalandan nefret eder,
Kötünün sözleriyse iğrençtir, yüzkarasıdır.
Doğruluk dürüst yaşayanı korur,
Kötülük günahkarı yıkar.
Kimi hiçbir şeyi yokken kendini zengin gösterir,
Kimi serveti çokken kendini yoksul gösterir.
Kişinin serveti gün gelir canına fidye olur,
Oysa yoksul kişi tehdide aldırmaz.
Doğruların ışığı parlak yanar,
Kötülerin çırası söner.
Kibirden ancak kavga çıkar,
Öğüt dinleyense bilgedir.
Havadan kazanılan para yok olur,
Azar azar biriktirenin serveti çok olur.
Ertelenen umut hayal kırıklığına uğratır,
Yerine gelen dilekse yaşam verir.
Uyarılara kulak asmayan bedelini öder,
Buyruklara saygılı olansa ödülünü alır.
Bilgelerin öğrettikleri yaşam kaynağıdır,
İnsanı ölüm tuzaklarından uzaklaştırır.
Sağduyulu davranış saygınlık kazandırır,
Hainlerin yoluysa yıkıma götürür.
İhtiyatlı kişi işini bilerek yapar,
Akılsız kişiyse ahmaklığını sergiler.
Kötü ulak belaya düşer,
Güvenilir elçiyse şifa getirir.
Terbiye edilmeye yanaşmayanı
Yokluk ve utanç bekliyor,
Ama azara kulak veren onurlandırılır.
Yerine getirilen dilek mutluluk verir.
Akılsız kötülükten uzak kalamaz.
Bilgelerle oturup kalkan bilge olur,
Akılsızlarla dost olansa zarar görür.
Günahkarın peşini felaket bırakmaz,
Doğruların ödülüyse gönençtir.
İyi kişi torunlarına miras bırakır,
Günahkarın servetiyse doğru kişiye kalır.
Yoksulun tarlası bol ürün verebilir,
Ama haksızlık bunu alıp götürür.
Oğlundan değneği esirgeyen, onu sevmiyor demektir.
Seven baba özenle terbiye eder.
Doğru kişinin yeterince yiyeceği vardır,
Kötünün karnıysa aç kalır.

Doğrulukla Kötülüğün Karşılaştırılması – Süleymanın Özdeyişleri 12

Terbiye edilmeyi seven bilgiyi de sever,
Azarlanmaktan nefret eden budaladır.
İyi kişi RABbin lütfuna erer,
Ama düzenbazı RAB mahkum eder.
Kötülük kişiyi güvenliğe kavuşturmaz,
Ama doğruların kökü kazılamaz.
Erdemli kadın kocasının tacıdır,
Edepsiz kadınsa kocasını yer bitirir.
Doğruların tasarıları adil,
Kötülerin öğütleri aldatıcıdır.
Kötülerin sözleri ölüm tuzağıdır,
Doğruların konuşmasıysa onları kurtarır.
Kötüler yıkılıp yok olur,
Doğru kişinin evi ayakta kalır.
Kişi sağduyusu oranında övülür,
Çarpık düşünceliyse küçümsenir.
Köle sahibi olup aşağılanan
Büyüklük taslayıp ekmeğe muhtaç olandan yeğdir.
Doğru kişi hayvanıyla ilgilenir,
Ama kötünün sevecenliği bile zalimcedir.
Toprağını işleyenin ekmeği bol olur,
Hayal peşinde koşansa sağduyudan yoksundur.
Kötü kişi kötülerin ganimetini ister,
Ama doğru kişilerin kökü ürün verir.
Kötü kişinin günahlı sözleri kendisi için tuzaktır,
Ama doğru kişi sıkıntıyı atlatır.
İnsan ağzının ürünüyle iyiliğe doyar,
Elinin emeğine göre de karşılığını alır.
Ahmağın yolu kendi gözünde doğrudur,
Bilge kişiyse öğüde kulak verir.
Ahmak sinirlendiğini hemen belli eder,
Ama ihtiyatlı olan aşağılanmaya aldırmaz.
Dürüst tanık doğruyu söyler,
Yalancı tanıksa hile solur.
Düşünmeden söylenen sözler kılıç gibi keser,
Bilgelerin diliyse şifa verir.
Gerçek sözler sonsuza dek kalıcıdır,
Oysa yalanın ömrü bir anlıktır.
Kötülük tasarlayanın yüreği hileci,
Barışı öğütleyenin yüreğiyse sevinçlidir.
Doğru kişiye hiç zarar gelmez,
Kötünün başıysa beladan kurtulmaz.
RAB yalancı dudaklardan iğrenir,
Ama gerçeğe uyanlardan hoşnut kalır.
İhtiyatlı kişi bilgisini kendine saklar,
Oysa akılsızın yüreği ahmaklığını ilan eder.
Çalışkanların eli egemenlik sürer,
Tembellikse köleliğe götürür.
Kaygılı yürek insanı çökertir,
Ama güzel söz sevindirir.
Doğru kişi arkadaşına da yol gösterir,
Kötünün tuttuğu yolsa kendini saptırır.
Tembel kişi işini bitirmez,
Oysa çalışkan değerli bir servet kazanır.
Doğru yol yaşam kaynağıdır,
Bu yol ölümsüzlüğe götürür.

Doğrulukla Kötülüğün Karşılaştırılması – Süleymanın Özdeyişleri 11

RAB hileli teraziden iğrenir,
Hilesiz tartıdansa hoşnut kalır.
Küstahlığın ardından utanç gelir,
Ama bilgelik alçakgönüllülerdedir.
Erdemlinin dürüstlüğü ona yol gösterir,
Hainin yalancılığıysa yıkıma götürür.
Gazap günü servet işe yaramaz,
Oysa doğruluk ölümden kurtarır.
Dürüst insanın doğruluğu onun yolunu düzler,
Kötü kişiyse kötülüğü yüzünden yıkılıp düşer.
Erdemlinin doğruluğu onu kurtarır,
Ama haini kendi hırsı ele verir.
Kötü kişi öldüğünde umutları yok olur,
Güvendiği güç de biter.
Doğru kişi sıkıntıdan kurtulur,
Onun yerine sıkıntıyı kötü kişi çeker.
Tanrısız kişi başkalarını ağzıyla yıkıma götürür,
Oysa doğrular bilgi sayesinde kurtulur.
Doğruların başarısına kent bayram eder,
Kötülerin ölümüne sevinç çığlıkları atılır.
Dürüstlerin kutsamasıyla kent gelişir,
Ama kötülerin ağzı kenti yerle bir eder.
Başkasını küçük gören sağduyudan yoksundur,
Akıllı kişiyse dilini tutar.
Dedikoducu sır saklayamaz,
Oysa güvenilir insan sırdaş olur.
Yol göstereni olmayan ulus düşer,
Danışmanı bol olan zafere gider.
Yabancıya kefil olan mutlaka zarar görür,
Kefaletten kaçınan güvenlik içinde yaşar.
Sevecen kadın onur,
Zorbalarsa yalnızca servet kazanır.
İyilikseverin yararı kendinedir,
Gaddarsa kendi başına bela getirir.
Kötü kişinin kazancı aldatıcıdır,
Doğruluk ekenin ödülüyse güvenlidir.
Yürekten doğru olan yaşama kavuşur,
Kötülüğün ardından giden ölümünü hazırlar.
RAB sapık yürekliden iğrenir,
Dürüst yaşayandan hoşnut kalır.
Bilin ki, kötü kişi cezasız kalmaz,
Doğruların soyuysa kurtulur.
Sağduyudan yoksun kadının güzelliği,
Domuzun burnundaki altın halkaya benzer.
Doğruların isteği hep iyilikle sonuçlanır,
Kötülerin umutlarıysa gazapla.
Eliaçık olan daha çok kazanır,
Hak yiyenin sonuysa yoksulluktur.
Cömert olan bolluğa erecek,
Başkasına su verene su verilecek.
Halk buğday istifleyeni lanetler,
Ama buğday satanı kutsar.
İyiliği amaç edinen beğeni kazanır,
Kötülüğü amaç edinense kötülüğe uğrar.
Zenginliğine güvenen tepetaklak gidecek,
Oysa doğrular dalındaki yaprak gibi gelişecek.
Ailesine sıkıntı çektirenin mirası yeldir,
Ahmaklar da bilgelerin kulu olur.
Doğru kişinin işleri yaşam ağacının meyvesine benzer,
Bilge kişi insanları kazanır.
Bu dünyada doğru kişi bile cezalandırılırsa,
Kötülerle günahlıların cezalandırılacağı kesindir.

Doğrulukla Kötülüğün Karşılaştırılması – Süleymanın Özdeyişleri 10

Süleymanın özdeyişleri:
Bilge çocuk babasını sevindirir,
Akılsız çocuk annesini üzer.
Haksızca kazanılan servetin yararı yoktur,
Ama doğruluk ölümden kurtarır.
RAB doğru kişiyi aç komaz,
Ama kötülerin isteğini boşa çıkarır.
Tembel eller insanı yoksullaştırır,
Çalışkan el zengin eder.
Aklı başında evlat ürünü yazın toplar,
Hasatta uyuyansa ailesinin yüzkarasıdır.
Bereket doğru kişinin başına yağar,
Kötülerse zorbalıklarını sözle gizler.
Doğrular övgüyle,
Kötüler nefretle anılır.
Bilge kişi buyrukları kabul eder,
Çenesi düşük ahmaksa yıkıma uğrar.
Dürüst kişi güvenlik içinde yaşar,
Ama hileli yoldan giden açığa vurulacaktır.
Sinsice göz kırpan, acılara neden olur.
Çenesi düşük ahmak da yıkıma uğrar.
Doğru kişinin ağzı yaşam pınarıdır,
Kötülerse zorbalıklarını sözle gizlerler.
Nefret çekişmeyi azdırır,
Sevgi her suçu bağışlar.
Akıllı kişinin dudaklarından bilgelik akar,
Ama sağduyudan yoksun olan sırtına kötek yer.
Bilge kişi bilgi biriktirir,
Ahmağın ağzıysa onu yıkıma yaklaştırır.
Zenginin serveti onun kalesidir,
Fakirin yoksulluğu ise onu yıkıma götürür.
Doğru kişinin ücreti yaşamdır,
Kötünün geliriyse kendisine cezadır.
Terbiyeye kulak veren yaşam yolunu bulur.
Uyarıları reddedense başkalarını yoldan saptırır.
Nefretini gizleyen kişinin dudakları yalancıdır.
İftira yayan akılsızdır.
Çok konuşanın günahı eksik olmaz,
Sağduyulu kişiyse dilini tutar.
Doğru kişinin dili saf gümüş gibidir,
Kötünün niyetleriyse değersizdir.
Doğru kişinin sözleri birçoklarını besler,
Ahmaklarsa sağduyu yoksunluğundan ölür.
RABbin bereketidir kişiyi zengin eden,
RAB buna dert katmaz.
Kötülük akılsızlar için eğlence gibidir.
Aklı başında olanlar içinse bilgelik aynı şeydir.
Kötü kişinin korktuğu başına gelir,
Doğru kişiyse dileğine erişir.
Kasırga gelince kötü kişiyi silip götürür;
Ama doğru kişi sonsuza dek ayakta kalır.
Dişler için sirke,
Gözler için duman neyse,
Tembel ulak da kendisini gönderen için öyledir.
RAB korkusu ömrü uzatır,
Kötülerin yıllarıysa kısadır.
Doğrunun umudu onu sevindirir,
Kötünün beklentileriyse boşa çıkar.
RABbin yolu dürüst için sığınak,
Fesatçı içinse yıkımdır.
Doğru kişi hiçbir zaman sarsılmaz,
Ama kötüler ülkede kalamaz.
Doğru kişinin ağzı bilgelik üretir,
Sapık dilse kesilir.
Doğru kişinin dudakları söylenecek sözü bilir,
Kötünün ağzındansa sapık sözler çıkar.

Bilgeliği mi, Akılsızlığı mı Seveceksin? – Süleymanın Özdeyişleri 9

Bilgelik kendi evini yaptı,
Yedi direğini yonttu.
Hayvanlarını kesti,
Şarabını hazırlayıp sofrasını kurdu.
Kentin en yüksek noktalarına gönderdiği
Hizmetçileri aracılığıyla herkesi çağırıyor:
“Kim safsa buraya gelsin” diyor.
Sağduyudan yoksun olanlara da,
“Gelin, yiyeceklerimi yiyin,
Hazırladığım şaraptan için” diyor.
“Saflığı bırakın da yaşayın,
Aklın yolunu izleyin.
“Alaycıyı paylayan aşağılanmayı hak eder,
Kötü kişiyi azarlayan hakarete uğrar.
Alaycıyı azarlama, yoksa senden nefret eder.
Bilge kişiyi azarlarsan, seni sever.
Bilge kişiyi eğitirsen
Daha bilge olur,
Doğru kişiye öğretirsen bilgisini artırır.
RAB korkusudur bilgeliğin temeli.
Akıl Kutsal Olanı tanımaktır.
Benim sayemde günlerin çoğalacak,
Ömrüne yıllar katılacak.
Bilgeysen, bilgeliğinin yararı sanadır,
Alaycı olursan acısını yalnız sen çekersin.”
Akılsız kadın yaygaracı
Ve saftır, hiçbir şey bilmez.
Evinin kapısında,
Kentin en yüksek yerinde bir iskemleye oturur;
Yoldan geçenleri,
Kendi yollarından gidenleri çağırmak için,
“Kim safsa buraya gelsin” der.
Sağduyudan yoksun olanlara da,
“Çalıntı su tatlı,
Gizlice yenen yemek lezzetlidir” der.
Ne var ki, evine girenler ölüme gittiklerini,
Ona konuk olanlar
Ölüler diyarının dibine indiklerini bilmezler.

Bilgeliğe Kulak Ver – Süleymanın Özdeyişleri 8

Bilgelik çağırıyor,
Akıl sesini yükseltiyor.
Yol kenarındaki tepelerin başında,
Yolların birleştiği yerde duruyor o.
Kentin girişinde, kapıların yanında,
Sesini yükseltiyor:
“Ey insanlar, size sesleniyorum,
Çağrım insan soyunadır!
Ey bön kişiler, ihtiyatlı olmayı öğrenin;
Sağduyulu olmayı öğrenin, ey akılsızlar!
Söylediğim yetkin sözleri dinleyin,
Ağzımı doğruları söylemek için açarım.
Ağzım gerçeği duyurur,
Çünkü dudaklarım kötülükten iğrenir.
Ağzımdan çıkan her söz doğrudur,
Yoktur eğri ya da sapık olanı.
Apaçıktır hepsi anlayana,
Bilgiye erişen, doğruluğunu bilir onların.
Gümüş yerine terbiyeyi,
Saf altın yerine bilgiyi edinin.
Çünkü bilgelik mücevherden değerlidir,
Dilediğin hiçbir şey onunla kıyaslanamaz.
Ben bilgelik olarak ihtiyatı kendime konut edindim.
Bilgi ve sağgörü bendedir.
RABden korkmak kötülükten nefret etmek demektir.
Kibirden, küstahlıktan,
Kötü yoldan, sapık ağızdan nefret ederim.
Öğüt ve sağlam karar bana özgüdür.
Akıl ve güç kaynağı benim.
Krallar sayemde egemenlik sürer,
Hükümdarlar adil kurallar koyar.
Önderler, adaletle yöneten soylular
Sayemde yönetirler.
Beni sevenleri ben de severim,
Gayretle arayan beni bulur.
Zenginlik ve onur,
Kalıcı değerler ve bolluk bendedir.
Meyvem altından, saf altından,
Ürünüm seçme gümüşten daha iyidir.
Doğruluk yolunda,
Adaletin izinden yürürüm.
Böylelikle, beni sevenleri servet sahibi yapar,
Hazinelerini doldururum.
RAB yaratma işine başladığında
İlk beni yarattı,
Dünya var olmadan önce,
Ta başlangıçta, öncesizlikte yerimi aldım.
Enginler yokken,
Suları bol pınarlar yokken doğdum ben.
Dağlar daha oluşmadan,
Tepeler belirmeden,
RAB dünyayı, kırları
Ve dünyadaki toprağın zerresini yaratmadan doğdum.
RAB gökleri yerine koyduğunda oradaydım,
Engin denizleri ufukla çevirdiğinde,
Bulutları oluşturduğunda,
Denizin kaynaklarını güçlendirdiğinde,
Sular buyruğundan öte geçmesinler diye
Denize sınır çizdiğinde,
Dünyanın temellerini pekiştirdiğinde,
Baş mimar olarak Onun yanındaydım.
Gün be gün sevinçle dolup taştım,
Huzurunda hep coştum.
Onun dünyası mutluluğum,
İnsanları sevincimdi.
Çocuklarım, şimdi beni dinleyin:
Yolumu izleyenlere ne mutlu!
Uyarılarımı dinleyin ve bilge kişiler olun,
Görmezlikten gelmeyin onları.
Beni dinleyen,
Her gün kapımı gözleyen,
Kapımın eşiğinden ayrılmayan kişiye ne mutlu!
Çünkü beni bulan yaşam bulur
Ve RABbin beğenisini kazanır.
Beni gözardı edense kendine zarar verir,
Benden nefret eden, ölümü seviyor demektir.”

Zinaya Karşı Bir Uyarı Daha – Süleymanın Özdeyişleri 7

Oğlum, sözlerimi yerine getir,
Aklında tut buyruklarımı.
Buyruklarımı yerine getir ki, yaşayasın.
Öğrettiklerimi gözünün bebeği gibi koru.
Onları yüzük gibi parmaklarına geçir,
Yüreğinin levhasına yaz.
Bilgeliğe, “Sen kızkardeşimsin”,
Akla, “Akrabamsın” de.
Zina eden kadından,
Yaltaklanan ahlaksız kadından seni koruyacak olan bunlardır.
Evimin penceresinden,
Kafesin ardından dışarıyı seyrederken,
Bir sürü toy gencin arasında,
Sağduyudan yoksun bir delikanlı çarptı gözüme.
Akşamüzeri, alaca karanlıkta,
Akşam karanlığı çökerken,
O kadının oturduğu sokağa saptığını,
Onun evine yöneldiğini gördüm.
Derken kadın onu karşıladı,
Fahişe kılığıyla sinsice.
Yaygaracı, dik başlı biriydi kadın.
Bir an bile durmaz evde.
Kah sokakta, kah meydanlardadır.
Sokak başlarında pusuya yatar.
Delikanlıyı tutup öptü,
Yüzü kızarmadan ona şöyle dedi:
“Esenlik kurbanlarımı kesmek zorundaydım,
Adak sözümü bugün yerine getirdim.
Bunun için seni karşılamaya, seni aramaya çıktım,
İşte buldum seni!
Döşeğime Mısır ipliğinden dokunmuş
Renkli örtüler serdim.
Yatağıma mür, öd
Ve tarçın serptim.
Haydi gel, sabaha dek doya doya sevişelim,
Aşktan zevk alalım.
Kocam evde değil,
Uzun bir yolculuğa çıktı.
Yanına para torbasını aldı,
Dolunaydan önce eve dönmeyecek.”
Onu bir sürü çekici sözlerle baştan çıkardı,
Tatlı diliyle peşinden sürükledi.
Kesimevine götürülen öküz gibi
Hemen izledi onu delikanlı;
Tuzağa düşen geyik gibi,
Ciğerini bir ok delene kadar;
Kapana koşan bir kuş gibi,
Bunun yaşamına mal olacağını bilmeden.
Çocuklarım, şimdi dinleyin beni,
Kulak verin söylediklerime,
Sakın o kadına gönül vermeyin,
Onun yolundan gitmeyin.
Yere serdiği bir sürü kurbanı var,
Öldürdüğü kişilerin sayısı pek çok.
Ölüler diyarına giden yoldur onun evi,
Ölüm odalarına götürür.

Zinaya Karşı Bir Uyarı Daha – Süleymanın Özdeyişleri 6

Yalan soluyan yalancı tanık
Ve kardeşler arasında çekişme yaratan kişi.

Oğlum, babanın buyruklarına uy,
Annenin öğrettiklerinden ayrılma.
Bunlar sürekli yüreğinin bağı olsun,
Tak onları boynuna.
Yolunda sana rehber olacak,
Seni koruyacaklar yattığın zaman;
Söyleşecekler seninle uyandığında.
Bu buyruklar sana çıra,
Öğretilenler ışıktır.
Eğitici uyarılar yaşam yolunu gösterir.
Seni kötü kadından,
Başka birinin karısının yaltaklanan dilinden
Koruyacak olan bunlardır.
Böyle kadınların güzelliği seni ayartmasın,
Bakışları seni tutsak etmesin.
Çünkü fahişe yüzünden insan bir lokma ekmeğe muhtaç kalır,
Başkasının karısıyla yatmak da kişinin canına mal olur.
İnsan koynuna ateş alır da,
Giysisi yanmaz mı?
Korlar üzerinde yürür de,
Ayakları kavrulmaz mı?
Başkasının karısıyla yatan adamın durumu budur.
Böyle bir ilişkiye giren cezasız kalmaz.
Aç hırsız karnını doyurmak için çalıyorsa,
Kimse onu hor görmez.
Ama yakalanırsa, çaldığının yedi katını ödemek zorunda;
Varını yoğunu vermek anlamına gelse bile.
Zina eden adam sağduyudan yoksundur.
Yaptıklarıyla kendini yok eder.
Payına düşen dayak ve onursuzluktur,
Asla kurtulamaz utançtan.
Çünkü kıskançlık kocanın öfkesini azdırır,
Öç alırken acımasız olur.
Hiçbir fidye kabul etmez,
Gönlünü alamazsın armağanların çokluğuyla.

Tuzaklara Dikkat Et! – Süleymanın Özdeyişleri 6

Oğlum, eğer birine kefil oldunsa,
Onun borcunu yüklendinse,
Düştünse tuzağa kendi sözlerinle,
Ağzının sözleriyle yakalandınsa,
O kişinin eline düştün demektir.
Oğlum, şunu yap ve kendini kurtar:
Git, yere kapan onun önünde,
Ona yalvar yakar.
Gözlerine uyku girmesin,
Ağırlaşmasın göz kapakların.
Avcının elinden ceylan gibi,
Kuşbazın elinden kuş gibi kurtar kendini.
Ey tembel kişi, git, karıncalara bak,
Onların yaşamından bilgelik öğren.
Başkanları, önderleri ya da yöneticileri olmadığı halde,
Yazın erzaklarını biriktirirler,
Yiyeceklerini toplarlar biçim mevsiminde.
Ne zamana dek yatacaksın, ey tembel kişi?
Ne zaman kalkacaksın uykundan?
“Biraz kestireyim, biraz uyuklayayım,
Ellerimi kavuşturup şöyle bir uyuyayım” demeye kalmadan,
Yokluk bir haydut gibi,
Yoksulluk bir akıncı gibi gelir üzerine.
Ağzında yalanla dolaşan kişi,
Soysuz ve fesatçıdır.
Göz kırpar, bir sürü ayak oyunu,
El kol hareketleri yapar,
Ahlaksız yüreğinde kötülük tasarlar,
Çekişmeler yaratır durmadan.
Bu yüzden ansızın yıkıma uğrayacak,
Birdenbire çaresizce yok olacak.
RABbin nefret ettiği altı şey,
İğrendiği yedi şey vardır:
Gururlu gözler,
Yalancı dil,
Suçsuz kanı döken eller,
Düzenbaz yürek,
Kötülüğe seğirten ayaklar,

Zinaya Karşı Uyarı – Süleymanın Özdeyişleri 5

Oğlum, bilgeliğime dikkat et,
Akıllıca sözlerime kulak ver.
Böylelikle her zaman sağgörülü olur,
Dudaklarınla bilgiyi korursun.
Zina eden kadının bal damlar dudaklarından,
Ağzı daha yumuşaktır zeytinyağından.
Ama sonu pelinotu kadar acı,
İki ağızlı kılıç kadar keskindir.
Ayakları ölüme gider,
Adımları ölüler diyarına ulaşır.
Yaşama giden yolu hiç düşünmez,
Yolları dolaşıktır, ama farkında değil.
Oğlum, şimdi beni dinle,
Ağzımdan çıkan sözlerden ayrılma.
Öyle kadınlardan uzak dur,
Yaklaşma evinin kapısına.
Yoksa onurunu başkalarına,
Yıllarını bir gaddara kaptırırsın.
Varını yoğunu yer bitirir yabancılar,
Emeğin başka birinin evini bayındır kılar.
Ah çekip inlersin ömrünün son günlerinde,
Etin, bedenin tükendiğinde.
“Eğitilmekten neden bu kadar nefret ettim,
Yüreğim uyarıları neden önemsemedi?” dersin.
“Öğretmenlerimin sözünü dinlemedim,
Beni eğitenlere kulak vermedim.
Halkın ve topluluğun arasında
Tam bir yıkımın eşiğine gelmişim.”
Suyu kendi sarnıcından,
Kendi kuyunun kaynağından iç.
Pınarların sokakları,
Akarsuların meydanları mı sulamalı?
Yalnız senin olsun onlar,
Paylaşma yabancılarla.
Çeşmen bereketli olsun
Ve gençken evlendiğin karınla mutlu ol.
Sevimli bir geyik, zarif bir ceylan gibi,
Hep seni doyursun memeleri.
Aşkıyla sürekli coş.
Oğlum, neden ahlaksız bir kadınla coşasın,
Neden başka birinin karısını koynuna alasın?
RAB insanın tuttuğu yolu gözler,
Attığı her adımı denetler.
Kötü kişiyi kendi suçları ele verecek,
Günahının kemendi kıskıvrak bağlayacak onu.
Aşırı ahmaklığı onu yoldan çıkaracak,
Terbiyeyi umursamadığı için ölecek.

Bilgeliğin Üstünlüğü – Süleymanın Özdeyişleri 4

Çocuklarım, babanızın uyarılarına kulak verin.
Dikkat edin ki anlayışlı olasınız.
Çünkü size iyi ders veriyorum,
Ayrılmayın öğrettiğimden.
Ben bir çocukken babamın evinde,
Annemin körpecik tek yavrusuyken,
Babam bana şunu öğretti:
“Söylediklerime yürekten sarıl,
Buyruklarımı yerine getir ki yaşayasın.
Bilgeliği ve aklı sahiplen,
Söylediklerimi unutma, onlardan sapma.
Bilgelikten ayrılma, o seni korur.
Sev onu, seni gözetir.
Bilgeliğe ilk adım onu sahiplenmektir.
Bütün servetine mal olsa da akla sahip çık.
Onu el üstünde tut, o da seni yüceltecek,
Ona sarılırsan seni onurlandıracak.
Başına zarif bir çelenk,
Görkemli bir taç giydirecektir.”
Dinle oğlum, sözlerimi benimse ki,
Uzasın ömrün.
Seni bilgelik yolunda eğitir,
Doğru yollara yöneltirim.
Ayakların takılmadan yürür,
Sürçmeden koşarsın.
Aldığın terbiyeye sarıl, bırakma,
Onu uygula, çünkü odur yaşamın.
Kötülerin yoluna ayak basma,
Yürüme alçakların yolunda,
O yoldan sakın, yakınından bile geçme,
Yönünü değiştirip geç.
Çünkü kötülük etmedikçe uyuyamaz onlar,
Uykuları kaçar saptırmadıkça birilerini.
Yedikleri ekmek kötülük,
İçtikleri şarap zorbalık ürünüdür.
Oysa doğruların yolu şafak ışığı gibidir,
Giderek öğle güneşinin parlaklığına erişir.
Kötülerin yoluysa zifiri karanlık gibidir,
Neden tökezlediklerini bilmezler.
Oğlum, sözlerime dikkat et,
Dediklerime kulak ver.
Aklından çıkmasın bunlar,
Onları yüreğinde sakla.
Çünkü onları bulan için yaşam,
Bedeni için şifadır bunlar.
Her şeyden önce de yüreğini koru,
Çünkü yaşam ondan kaynaklanır.
Yalan çıkmasın ağzından,
Uzak tut dudaklarını sapık sözlerden.
Gözlerin hep ileriye baksın,
Dosdoğru önüne!
Gideceğin yolu düzle,
O zaman bütün işlerin sağlam olur.
Sapma sağa sola,
Ayağını kötülükten uzak tut.

Bilgenin Yolu – Süleymanın Özdeyişleri 3

Oğlum, unutma öğrettiklerimi,
Aklında tut buyruklarımı.
Çünkü bunlar ömrünü uzatacak,
Yaşam yıllarını, esenliğini artıracaktır.
Sevgiyi, sadakati hiç yanından ayırma,
Bağla onları boynuna,
Yaz yüreğinin levhasına.
Böylece Tanrının ve insanların gözünde
Beğeni ve saygınlık kazanacaksın.
RABbe güven bütün yüreğinle,
Kendi aklına bel bağlama.
Yaptığın her işte RABbi an,
O senin yolunu düze çıkarır.
Kendini bilge biri olarak görme,
RABden kork, kötülükten uzak dur.
Böylece bedenin sağlık
Ve ferahlık bulur.
Servetinle ve ürününün turfandasıyla
RABbi onurlandır.
O zaman ambarların tıka basa dolar,
Teknelerin yeni şarapla dolup taşar.
Oğlum, RABbin terbiye edişini hafife alma,
Onun azarlamasından usanma.
Çünkü RAB, oğlundan hoşnut bir baba gibi,
Sevdiğini azarlar.
Bilgeliğe erişene,
Aklı bulana ne mutlu!
Gümüş kazanmaktansa onu kazanmak daha iyidir.
Onun yararı altından daha çoktur.
Daha değerlidir mücevherden,
Dileyeceğin hiçbir şey onunla kıyaslanamaz.
Sağ elinde uzun ömür,
Sol elinde zenginlik ve onur vardır.
Yolları sevinç yollarıdır,
Evet, bütün yolları esenliğe çıkarır.
Bilgelik yaşam ağacıdır ona sarılanlara,
Ne mutlu ona sımsıkı tutunanlara!
RAB dünyanın temelini bilgelikle attı,
Gökleri akıllıca yerleştirdi.
Bilgisiyle enginler yarıldı,
Bulutlar suyunu verdi.
Oğlum, sağlam öğüde, sağgörüye tutun.
Sakın gözünü ayırma onlardan.
Onlar sana yaşam verecek
Ve boynuna güzel bir süs olacak.
O zaman güvenlik içinde yol alırsın,
Sendelemeden.
Korkusuzca yatar,
Tatlı tatlı uyursun.
Beklenmedik felaketten,
Ya da kötülerin uğradığı yıkımdan korkma.
Çünkü senin güvencen RABdir,
Tuzağa düşmekten seni O koruyacaktır.
Elinden geldikçe,
İyiliğe hakkı olanlardan iyiliği esirgeme.
Elinde varken komşuna,
“Bugün git, yarın gel, o zaman veririm” deme.
Sana güvenerek yanında yaşayan komşuna
Kötülük tasarlama.
Sana kötülük etmemiş biriyle
Yok yere çekişme.
Zorba kişiye imrenme,
Onun yollarından hiçbirini seçme.
Çünkü RAB sapkınlardan tiksinir,
Ama doğruların candan dostudur.
RAB kötülerin evini lanetler,
Doğruların oturduğu yeriyse kutsar.
RAB alaycılarla alay eder,
Ama alçakgönüllülere lütfeder.
Bilge kişiler onuru miras alacak,
Akılsızlara yalnız utanç kalacak.

Bilgeliğin Yararları – Süleymanın Özdeyişleri 2

Oğlum, bilgeliğe kulak verip
Yürekten akla yönelerek
Sözlerimi kabul eder,
Buyruklarımı aklında tutarsan,
Evet, aklı çağırır,
Ona gönülden seslenirsen,
Gümüş ararcasına onu ararsan,
Onu ararsan define arar gibi,
RAB korkusunu anlar
Ve Tanrıyı yakından tanırsın.
Çünkü bilgeliğin kaynağı RABdir.
Onun ağzından bilgi ve anlayış çıkar.
Doğru kişileri başarıya ulaştırır,
Kalkanıdır dürüst yaşayanların.
Adil olanların adımlarını korur,
Sadık kullarının yolunu gözetir.
O zaman anlarsın her iyi yolu,
Neyin doğru, haklı ve adil olduğunu.
Çünkü yüreğin bilgelikle dolacak,
Zevk alacaksın bilgiden.
Sağgörü sana bekçilik edecek
Ve akıl seni koruyacak.
Bunlar seni kötü yoldan,
Ahlaksızın sözlerinden kurtaracak.
Onlar ki karanlık yollarda yürümek için
Doğru yoldan ayrılırlar.
Kötülük yapmaktan hoşlanır,
Zevk alırlar kötülüğün aşırısından.
Yolları dolambaçlı,
Yaşayışları çarpıktır.
Bilgelik, gençken evlendiği eşini terk eden,
Tanrının önünde içtiği andı unutan ahlaksız kadından,
Sözleriyle yaltaklanan
Vefasız kadından seni kurtaracak.
O kadının evi insanı ölüme,
Yolları ölülere götürür.
Ona gidenlerden hiçbiri geri dönmez,
Yaşam yollarına erişmez.
Bu nedenle sen iyilerin yolunda yürü,
Doğruların izinden git.
Çünkü ülkede yaşayacak olan doğrulardır,
Dürüst kişilerdir orada kalacak olan.
Kötüler ülkeden sürülecek,
Hainler sökülüp atılacak.

Bilgeliğin Sesini Dinle – Süleymanın Özdeyişleri 1

Haksız kazanca düşkün olanların sonu böyledir.
Bu düşkünlük onları canlarından eder.

Bilgelik dışarıda yüksek sesle haykırıyor,
Meydanlarda sesleniyor.
Kalabalık sokak başlarında bağırıyor,
Kentin giriş kapılarında sözlerini duyuruyor:
“Ey budalalar, budalalığı ne zamana dek seveceksiniz?
Alaycılar ne zamana dek alay etmekten zevk alacak?
Akılsızlar ne zamana dek bilgiden nefret edecek?
Uyardığımda yola gelin, o zaman size yüreğimi açar,
Sözlerimi anlamanıza yardım ederim.
Ama sizi çağırdığım zaman beni reddettiniz.
Elimi uzattım, umursayan olmadı.
Duymazlıktan geldiniz bütün öğütlerimi,
Uyarılarımı duymak istemediniz.
Bu yüzden ben de felaketinize sevineceğim.
Belaya uğradığınızda,
Bela üzerinize bir fırtına gibi geldiğinde,
Bir kasırga gibi geldiğinde felaketiniz,
Sıkıntıya, kaygıya düştüğünüzde,
Sizinle alay edeceğim.
O zaman beni çağıracaksınız,
Ama yanıtlamayacağım.
Var gücünüzle arayacaksınız beni,
Ama bulamayacaksınız.
Çünkü bilgiden nefret ettiniz.
RABden korkmayı reddettiniz.
Öğütlerimi istemediniz,
Uyarılarımın tümünü küçümsediniz.
Bu nedenle tuttuğunuz yolun meyvesini yiyeceksiniz,
Kendi düzenbazlığınıza doyacaksınız.
Bön adamlar dönekliklerinin kurbanı olacak.
Akılsızlar kaygısızlıklarının içinde yok olup gidecek.
Ama beni dinleyen güvenlik içinde yaşayacak,
Kötülükten korkmayacak, huzur bulacak.”

Sunuş – Süleymanın Özdeyişleri 1

Davut oğlu İsrail Kralı Süleymanın özdeyişleri:
Bu özdeyişler, bilgeliğe ve terbiyeye ulaşmak,
Akıllıca sözleri anlamak,
Başarıya götüren terbiyeyi edinip
Doğru, haklı ve adil olanı yapmak,
Saf kişiyi ihtiyatlı,
Genç adamı bilgili ve sağgörülü kılmak içindir.

Ayartmalardan Kaç

Özdeyişlerle benzetmeleri,
Bilgelerin sözleriyle bilmecelerini anlamak için
Bilge kişi dinlesin ve kavrayışını artırsın,
Akıllı kişi yaşam hüneri kazansın.

RAB korkusudur bilginin temeli.
Ahmaklarsa bilgeliği ve terbiyeyi küçümser.
Oğlum, babanın uyarılarına kulak ver,
Annenin öğrettiklerinden ayrılma.
Çünkü bunlar başın için sevimli bir çelenk,
Boynun için gerdanlık olacaktır.
Oğlum, seni ayartmaya çalışan günahkarlara teslim olma.
Şöyle diyebilirler:
“Bizimle gel,
Adam öldürmek için pusuya yatalım,
Zevk uğruna masum kişileri tuzağa düşürelim.
Onları ölüler diyarı gibi diri diri,
Ölüm çukuruna inenler gibi
Bütünüyle yutalım.
Bir sürü değerli mal ele geçirir,
Evlerimizi ganimetle doldururuz.
Gel, sen de bize katıl,
Tek bir kesemiz olacak.”
Oğlum, böyleleriyle gitme,
Onların tuttuğu yoldan uzak dur.
Çünkü ayakları kötülüğe koşar,
Çekinmeden kan dökerler.
Kuşların gözü önünde ağ sermek boşunadır.
Başkasına pusu kuran kendi kurduğu pusuya düşer.
Yalnız kendi canıdır tuzağa düşürdüğü.

150. Mezmur

RABbe övgüler sunun!
Kutsal yerde Tanrıya övgüler sunun!
Gücünü gösteren göklerde övgüler sunun Ona!
Övgüler sunun Ona güçlü işleri için!
Övgüler sunun Ona eşsiz büyüklüğüne yaraşır biçimde!
Boru çalarak Ona övgüler sunun!
Çenkle ve lirle Ona övgüler sunun!
Tef ve dansla Ona övgüler sunun!
Saz ve neyle Ona övgüler sunun!
Zillerle Ona övgüler sunun!
Çınlayan zillerle Ona övgüler sunun!
Bütün canlı varlıklar RABbe övgüler sunsun!
RABbe övgüler sunun!

149. Mezmur

RABbe övgüler sunun!
RABbe yeni bir ezgi söyleyin,
Sadık kullarının toplantısında
Onu ezgilerle övün!
İsrail Yaratıcısında sevinç bulsun,
Siyon halkı Krallarıyla coşsun!
Dans ederek övgüler sunsunlar Onun adına,
Tef ve lir çalarak Onu ilahilerle övsünler!
Çünkü RAB halkından hoşlanır,
Alçakgönüllüleri zafer tacıyla süsler.
Bu onurla mutlu olsun sadık kulları,
Sevinç ezgileri okusunlar yataklarında!
Ağızlarında Tanrıya yüce övgüler,
Ellerinde iki ağızlı kılıçla
Uluslardan öç alsınlar,
Halkları cezalandırsınlar,
Krallarını zincire,
Soylularını prangaya vursunlar!
Yazılan kararı onlara uygulasınlar!
Bütün sadık kulları için onurdur bu.
RABbe övgüler sunun!

148. Mezmur

RABbe övgüler sunun!
Göklerden RABbe övgüler sunun,
Yücelerde Ona övgüler sunun!
Ey bütün melekleri, Ona övgüler sunun,
Övgüler sunun Ona, ey bütün göksel orduları!
Ey güneş, ay, Ona övgüler sunun,
Övgüler sunun Ona, ey ışıldayan bütün yıldızlar!
Ey göklerin gökleri
Ve göklerin üstündeki sular,
Ona övgüler sunun!
RABbin adına övgüler sunsunlar,
Çünkü O buyruk verince, var oldular;
Bozulmayacak bir kural koyarak,
Onları sonsuza dek yerlerine oturttu.
Yeryüzünden RABbe övgüler sunun,
Ey deniz canavarları, bütün enginler,
Şimşek, dolu, kar, bulutlar,
Onun buyruğuna uyan fırtınalar,
Dağlar, bütün tepeler,
Meyve ağaçları, sedir ağaçları,
Yabanıl ve evcil hayvanlar,
Sürüngenler, uçan kuşlar,
Yeryüzünün kralları, bütün halklar,
Önderler, yeryüzünün bütün yöneticileri,
Delikanlılar, genç kızlar,
Yaşlılar, çocuklar!
RABbin adına övgüler sunsunlar,
Çünkü yalnız Onun adı yücedir.
Onun yüceliği yerin göğün üstündedir.
RAB kendi halkını güçlü kıldı,
Bütün sadık kullarına,
Kendisine yakın olan halka,
İsraillilere ün kazandırdı.
RABbe övgüler sunun!

147. Mezmur

RABbe övgüler sunun!
Ne güzel, ne hoş Tanrımızı ilahilerle övmek!
Ona övgü yaraşır.
RAB yeniden kuruyor Yeruşalimi,
Bir araya topluyor İsrailin sürgünlerini.
O kırık kalplileri iyileştirir,
Yaralarını sarar.
Yıldızların sayısını belirler,
Her birini adıyla çağırır.
Rabbimiz büyük ve çok güçlüdür,
Sınırsızdır anlayışı.
RAB mazlumlara yardım eder,
Kötüleri yere çalar.
RABbe şükran ezgileri okuyun,
Tanrımızı lirle, ilahilerle övün.
Odur gökleri bulutlarla kaplayan,
Yeryüzüne yağmur sağlayan,
Dağlarda ot bitiren.
O yiyecek sağlar hayvanlara,
Bağrışan kuzgun yavrularına.
Ne atın gücünden zevk alır,
Ne de insanın yiğitliğinden hoşlanır.
RAB kendisinden korkanlardan,
Sevgisine umut bağlayanlardan hoşlanır.
RABbi yücelt, ey Yeruşalim!
Tanrına övgüler sun, ey Siyon!
Çünkü senin kapılarının kol demirlerine güç katar,
İçindeki halkı kutsar.
Sınırlarını esenlik içinde tutar,
Seni en iyi buğdayla doyurur.
Yeryüzüne buyruğunu gönderir,
Sözü çarçabuk yayılır.
Yapağı gibi kar yağdırır,
Kırağıyı kül gibi saçar.
Aşağıya iri iri dolu savurur,
Kim dayanabilir soğuğuna?
Buyruk verir, eritir buzları,
Rüzgarını estirir, sular akmaya başlar.
Sözünü Yakup soyuna,
Kurallarını, ilkelerini İsraile bildirir.
Başka hiçbir ulus için yapmadı bunu,
Onlar Onun ilkelerini bilmezler.
RABbe övgüler sunun!

146. Mezmur

RABbe övgüler sunun!
Ey gönlüm, RABbe övgüler sun.
Yaşadıkça RABbe övgüler sunacak,
Var oldukça Tanrıma ilahiler söyleyeceğim.
Önderlere,
Sizi kurtaramayacak insanlara güvenmeyin.
O son soluğunu verince toprağa döner,
O gün tasarıları da biter.
Ne mutlu yardımcısı Yakupun Tanrısı olan insana,
Umudu Tanrısı RABde olana!
Yeri göğü,
Denizi ve içindeki her şeyi yaratan,
Sonsuza dek güvenilir olan,
Ezilenlerin hakkını alan,
Açlara yiyecek sağlayan Odur.
RAB tutsakları özgür kılar,
Körlerin gözünü açar,
İki büklüm olanları doğrultur,
Doğruları sever.
RAB garipleri korur,
Öksüze, dul kadına yardım eder,
Kötülerin yolunuysa saptırır.
RAB Tanrın sonsuza dek, ey Siyon,
Kuşaklar boyunca egemenlik sürecek.
RABbe övgüler sunun!

145. Mezmur

Ey Tanrım, ey Kral, seni yücelteceğim,
Adını sonsuza dek öveceğim.
Seni her gün övecek,
Adını sonsuza dek yücelteceğim.
RAB büyüktür, yalnız O övgüye yaraşıktır,
Akıl ermez büyüklüğüne.
Yaptıkların kuşaktan kuşağa şükranla anılacak,
Güçlü işlerin duyurulacak.
Düşüneceğim harika işlerini,
İnsanlar büyüklüğünü, yüce görkemini konuşacak.
Yaptığın müthiş işlerin gücünden söz edecekler,
Ben de senin büyüklüğünü duyuracağım.
Eşsiz iyiliğinin anılarını kutlayacak,
Sevinç ezgileriyle övecekler doğruluğunu.
RAB lütufkar ve sevecendir,
Tez öfkelenmez, sevgisi engindir.
RAB herkese iyi davranır,
Sevecenliği bütün yapıtlarını kapsar.
Bütün yapıtların sana şükreder, ya RAB,
Sadık kulların sana övgüler sunar.
Krallığının yüceliğini anlatır,
Kudretini konuşur;
Herkes senin gücünü,
Krallığının yüce görkemini bilsin diye.
Senin krallığın ebedi krallıktır,
Egemenliğin kuşaklar boyunca sürer.
RAB verdiği bütün sözleri tutar,
Her davranışı sadıktır.
RAB her düşene destek olur,
İki büklüm olanları doğrultur.
Herkesin umudu sende,
Onlara yiyeceklerini zamanında veren sensin.
Elini açar,
Bütün canlıları doyurursun dilediklerince.
RAB bütün davranışlarında adil,
Yaptığı bütün işlerde sevecendir.
RAB kendisine yakaran,
İçtenlikle yakaran herkese yakındır.
Dileğini yerine getirir kendisinden korkanların,
Feryatlarını işitir, onları kurtarır.
RAB korur kendisini seven herkesi,
Yok eder kötülerin hepsini.
RABbe övgüler sunsun ağzım!
Bütün canlılar Onun kutsal adına,
Sonsuza dek övgüler dizsin.

144. Mezmur

Ellerime vuruşmayı,
Parmaklarıma savaşmayı öğreten
Kayam RABbe övgüler olsun!
Odur benim vefalı dostum, kalem,
Kurtarıcım, kulem,
Kalkanım, Ona sığınırım;
Odur halkları bana boyun eğdiren!
Ya RAB, insan ne ki, onu gözetesin,
İnsan soyu ne ki, onu düşünesin?
İnsan bir soluğu andırır,
Günleri geçici bir gölge gibidir.
Ya RAB, gökleri yar, aşağıya in,
Dokun dağlara, tütsünler.
Şimşek çaktır, dağıt düşmanı,
Savur oklarını, şaşkına çevir onları.
Yukarıdan elini uzat, kurtar beni;
Çıkar derin sulardan,
Al eloğlunun elinden.
Onların ağzı yalan saçar,
Sağ ellerini kaldırır, yalan yere ant içerler.
Ey Tanrı, sana yeni bir ezgi söyleyeyim,
Seni on telli çenkle, ilahilerle öveyim.
Sensin kralları zafere ulaştıran,
Kulun Davutu kötülük kılıcından kurtaran.
Kurtar beni, özgür kıl
Eloğlunun elinden.
Onların ağzı yalan saçar,
Sağ ellerini kaldırır, yalan yere ant içerler.
O zaman gençliğinde
Sağlıklı yetişen fidan gibi olacak oğullarımız,
Sarayın oymalı sütunları gibi olacak kızlarımız.
Her türlü ürünle dolup taşacak ambarlarımız;
Binlerce, on binlerce yavrulayacak
Çayırlarda davarlarımız.
Semiz olacak sığırlarımız;
Surlarımıza gedik açılmayacak,
İnsanlarımız sürgün edilmeyecek,
Meydanlarımızda feryat duyulmayacak!
Ne mutlu bunlara sahip olan halka!
Ne mutlu Tanrısı RAB olan halka!

143. Mezmur

Duamı işit, ya RAB,
Yalvarışlarıma kulak ver!
Sadakatinle, doğruluğunla yanıtla beni!
Kulunla yargıya girme,
Çünkü hiçbir canlı senin karşında aklanmaz.
Düşman beni kovalıyor,
Ezip yere seriyor.
Çoktan ölmüş olanlar gibi,
Beni karanlıklarda oturtuyor.
Bu yüzden bunalıma düştüm,
Yüreğim perişan.
Geçmiş günleri anıyor,
Bütün yaptıklarını derin derin düşünüyor,
Ellerinin işine bakıp dalıyorum.
Ellerimi sana açıyorum,
Canım kurak toprak gibi sana susamış. Sela
Çabuk yanıtla beni, ya RAB,
Tükeniyorum.
Çevirme benden yüzünü,
Yoksa ölüm çukuruna inen ölülere dönerim.
Sabahları duyur bana sevgini,
Çünkü sana güveniyorum;
Bana gideceğim yolu bildir,
Çünkü duam sanadır.
Düşmanlarımdan kurtar beni, ya RAB;
Sana sığınıyorum.
Bana istemini yapmayı öğret,
Çünkü Tanrımsın benim.
Senin iyi Ruhun
Düz yolda bana öncülük etsin!
Ya RAB, adın uğruna yaşam ver bana,
Doğruluğunla kurtar beni sıkıntıdan.
Sevginden ötürü,
Öldür düşmanlarımı,
Yok et bütün hasımlarımı,
Çünkü senin kulunum ben.

142. Mezmur

Yüksek sesle yakarıyorum RABbe,
Yüksek sesle RABbe yalvarıyorum.
Önüne döküyorum yakınmalarımı,
Önünde anlatıyorum sıkıntılarımı.
Bunalıma düştüğümde,
Gideceğim yolu sen bilirsin.
Tuzak kurdular yürüdüğüm yola.
Sağıma bak da gör,
Kimse saymıyor beni,
Sığınacak yerim kalmadı,
Kimse aramıyor beni.
Sana haykırıyorum, ya RAB:
“Sığınağım,
Yaşadığımız bu dünyada nasibim sensin” diyorum.
Haykırışıma kulak ver,
Çünkü çok çaresizim;
Kurtar beni ardıma düşenlerden,
Çünkü benden güçlüler.
Çıkar beni zindandan,
Adına şükredeyim.
O zaman doğrular çevremi saracak,
Bana iyilik ettiğin için.

141. Mezmur

Seni çağırıyorum, ya RAB, yardımıma koş!
Sana yakarınca sesime kulak ver!
Duam önünde yükselen buhur gibi,
El açışım akşam sunusu gibi kabul görsün!
Ya RAB, ağzıma bekçi koy,
Dudaklarımın kapısını koru!
Yüreğim kötülüğe eğilim göstermesin,
Suç işleyenlerin fesadına bulaşmayayım;
Onların nefis yemeklerini tatmayayım.
Doğru insan bana vursa, iyilik sayılır,
Azarlasa, başa sürülen yağ gibidir,
Başım reddetmez onu.
Çünkü duam hep kötülere karşıdır.
Önderleri kayalardan aşağı atılınca,
Dinleyecekler tatlı sözlerimi.
Sabanla sürülüp yarılmış toprak gibi,
Saçılmış kemiklerimiz ölüler diyarının ağzına.
Ancak gözlerim sende, ey Egemen RAB,
Sana sığınıyorum, beni savunmasız bırakma!
Koru beni kurdukları tuzaktan,
Suç işleyenlerin kapanlarından.
Ben güvenlik içinde geçip giderken,
Kendi ağlarına düşsün kötüler.

140. Mezmur

Ya RAB, kurtar beni kötü insandan,
Koru beni zorbadan.
Onlar yüreklerinde kötülük tasarlar,
Savaşı sürekli körükler,
Yılan gibi dillerini bilerler,
Engerek zehiri var dudaklarının altında. Sela
Ya RAB, sakın beni kötünün elinden,
Koru beni zorbadan;
Bana çelme takmayı tasarlıyorlar.
Küstahlar benim için tuzak kurdu,
Haydutlar ağ gerdi;
Yol kenarına kapan koydular benim için. Sela
Sana diyorum, ya RAB: “Tanrım sensin.”
Yalvarışıma kulak ver, ya RAB.
Ey Egemen RAB, güçlü kurtarıcım,
Savaş gününde başımı korudun.
Kötülerin dileklerini yerine getirme, ya RAB,
Tasarılarını ileri götürme!
Yoksa gurura kapılırlar. Sela
Beni kuşatanların başını,
Dudaklarından dökülen fesat kaplasın.
Kızgın korlar yağsın üzerlerine!
Ateşe, dipsiz çukurlara atılsınlar,
Bir daha kalkamasınlar.
İftiracılara ülkede hayat kalmasın,
Felaket zorbaları amansızca avlasın.
Biliyorum, RAB mazlumun davasını savunur,
Yoksulları haklı çıkarır.
Kuşkusuz doğrular senin adına şükredecek,
Dürüstler senin huzurunda oturacak.

139. Mezmur

Ya RAB, sınayıp tanıdın beni.
Oturup kalkışımı bilirsin,
Niyetimi uzaktan anlarsın.
Gittiğim yolu, yattığım yeri inceden inceye elersin,
Bütün yaptıklarımdan haberin var.
Daha sözü ağzıma almadan,
Söyleyeceğim her şeyi bilirsin, ya RAB.
Beni çepeçevre kuşattın,
Elini üzerime koydun.
Kaldıramam böylesi bir bilgiyi,
Başa çıkamam, erişemem.
Nereye gidebilirim senin Ruhundan,
Nereye kaçabilirim huzurundan?
Göklere çıksam, oradasın,
Ölüler diyarına yatak sersem, yine oradasın.
Seherin kanatlarını alıp uçsam,
Denizin ötesine konsam,
Orada bile elin yol gösterir bana,
Sağ elin tutar beni.
Desem ki, “Karanlık beni kaplasın,
Çevremdeki aydınlık geceye dönsün.”
Karanlık bile karanlık sayılmaz senin için,
Gece, gündüz gibi ışıldar,
Karanlıkla aydınlık birdir senin için.
İç varlığımı sen yarattın,
Annemin rahminde beni sen ördün.
Sana övgüler sunarım,
Çünkü müthiş ve harika yaratılmışım.
Ne harika işlerin var!
Bunu çok iyi bilirim.
Gizli yerde yaratıldığımda,
Yerin derinliklerinde örüldüğümde,
Bedenim senden gizli değildi.
Henüz döl yatağındayken gözlerin gördü beni;
Bana ayrılan günlerin hiçbiri gelmeden,
Hepsi senin kitabına yazılmıştı.
Hakkımdaki düşüncelerin ne değerli, ey Tanrı,
Sayıları ne çok!
Kum tanelerinden fazladır saymaya kalksam.
Uyanıyorum, hala seninleyim.
Ey Tanrı, keşke kötüleri öldürsen!
Ey eli kanlı insanlar, uzaklaşın benden!
Çünkü senin için kötü konuşuyorlar,
Adını kötüye kullanıyor düşmanların.
Ya RAB, nasıl tiksinmem senden tiksinenlerden?
Nasıl iğrenmem sana başkaldıranlardan?
Onlardan tümüyle nefret ediyor,
Onları düşman sayıyorum.
Ey Tanrı, yokla beni, tanı yüreğimi,
Sına beni, öğren kaygılarımı.
Bak, seni gücendiren bir yönüm var mı,
Öncülük et bana sonsuz yaşam yolunda!

138. Mezmur

Bütün yüreğimle sana şükrederim, ya RAB,
İlahlar önünde seni ilahilerle överim.
Kutsal tapınağına doğru eğilir,
Adına şükrederim,
Sevgin, sadakatin için.
Çünkü adını ve sözünü her şeyden üstün tuttun.
Seslendiğim gün bana yanıt verdin,
İçime güç koydun, beni yüreklendirdin.
Şükretsin sana, ya RAB, yeryüzü krallarının tümü,
Çünkü ağzından çıkan sözleri işittiler.
Yaptığın işleri ezgilerle övsünler, ya RAB,
Çünkü çok yücesin.
RAB yüksekse de,
Alçakgönüllüleri gözetir,
Küstahları uzaktan tanır.
Sıkıntıya düşersem, canımı korur,
Düşmanlarımın öfkesine karşı el kaldırırsın,
Sağ elin beni kurtarır.
Ya RAB, her şeyi yaparsın benim için.
Sevgin sonsuzdur, ya RAB,
Elinin eserini bırakma!

137. Mezmur

Babil ırmakları kıyısında oturup
Siyonu andıkça ağladık;
Çevredeki kavaklara
Lirlerimizi astık.
Çünkü orada bizi tutsak edenler bizden ezgiler,
Bize zulmedenler bizden şenlik istiyor,
“Siyon ezgilerinden birini okuyun bize!” diyorlardı.
Nasıl okuyabiliriz RABbin ezgisini
El toprağında?
Ey Yeruşalim, seni unutursam,
Sağ elim kurusun.
Seni anmaz,
Yeruşalimi en büyük sevincimden üstün tutmazsam,
Dilim damağıma yapışsın!
Yeruşalimin düştüğü gün,
“Yıkın onu, yıkın temellerine kadar!”
Diyen Edomluların tavrını anımsa, ya RAB.
Ey sen, yıkılası Babil kızı,
Bize yaptıklarını
Sana ödetecek olana ne mutlu!
Ne mutlu senin yavrularını tutup
Kayalarda parçalayacak insana!

136. Mezmur

ükredin RABbe, çünkü O iyidir, Sevgisi sonsuzdur;
Şükredin tanrılar Tanrısına, Sevgisi sonsuzdur;
Şükredin rabler Rabbine, Sevgisi sonsuzdur;
Büyük harikalar yapan tek varlığa, Sevgisi sonsuzdur;
Gökleri bilgece yaratana, Sevgisi sonsuzdur;
Yeri sular üzerine yayana, Sevgisi sonsuzdur;
Büyük ışıklar yaratana, Sevgisi sonsuzdur;
Gündüze egemen olsun diye güneşi, Sevgisi sonsuzdur;
Geceye egemen olsun diye ayı ve yıldızları yaratana, Sevgisi sonsuzdur;
Mısırda ilk doğanları öldürene, Sevgisi sonsuzdur;
Güçlü eli, kudretli koluyla Sevgisi sonsuzdur;
İsraili Mısırdan çıkarana, Sevgisi sonsuzdur;
Kamış Denizini ikiye bölene, Sevgisi sonsuzdur;
İsraili ortasından geçirene, Sevgisi sonsuzdur;
Firavunla ordusunu Kamış Denizine dökene, Sevgisi sonsuzdur;
Kendi halkını çölde yürütene, Sevgisi sonsuzdur;
Büyük kralları vurana, Sevgisi sonsuzdur;
Güçlü kralları öldürene, Sevgisi sonsuzdur;
Amorlu kral Sihonu, Sevgisi sonsuzdur;
Başan Kralı Ogu öldürene, Sevgisi sonsuzdur;
Topraklarını mülk olarak, Sevgisi sonsuzdur;
Kulu İsraile mülk verene, Sevgisi sonsuzdur;
Düşkün günlerimizde bizi anımsayana, Sevgisi sonsuzdur;
Düşmanlarımızdan bizi kurtarana, Sevgisi sonsuzdur;
Bütün canlılara yiyecek verene, Sevgisi sonsuzdur;
Şükredin Göklerin Tanrısına, Sevgisi sonsuzdur.

135. Mezmur

RABbe övgüler sunun!
RABbin adına övgüler sunun,
Ey RABbin kulları!
Ey sizler, RABbin Tapınağında,
Tanrımızın Tapınağının avlularında hizmet edenler,
Övgüler sunun!
RABbe övgüler sunun,
Çünkü RAB iyidir.
Adını ilahilerle övün,
Çünkü hoştur bu.
RAB kendine Yakup soyunu,
Öz halkı olarak İsraili seçti.
Biliyorum, RAB büyüktür,
Rabbimiz bütün ilahlardan üstündür.
RAB ne isterse yapar,
Göklerde, yeryüzünde,
Denizlerde, bütün derinliklerde.
Yeryüzünün dört bucağından bulutlar yükseltir,
Yağmur için şimşek çaktırır,
Ambarlarından rüzgar estirir.
İnsanlardan hayvanlara dek
Mısırda ilk doğanları öldürdü.
Ey Mısır, senin orta yerinde,
Firavunla bütün görevlilerine
Belirtiler, şaşılası işler gösterdi.
Birçok ulusu bozguna uğrattı,
Güçlü kralları öldürdü:
Amorlu kral Sihonu,
Başan Kralı Ogu,
Bütün Kenan krallarını.
Topraklarını mülk,
Evet, mülk olarak halkı İsraile verdi.
Ya RAB, adın sonsuza dek sürecek,
Bütün kuşaklar seni anacak.
RAB halkını haklı çıkarır,
Kullarına acır.
Ulusların putları altın ve gümüşten yapılmış,
İnsan elinin eseridir.
Ağızları var, konuşmazlar,
Gözleri var, görmezler,
Kulakları var, duymazlar,
Soluk alıp vermezler.
Onları yapan, onlara güvenen herkes
Onlar gibi olacak!
Ey İsrail halkı, RABbe övgüler sun!
Ey Harun soyu, RABbe övgüler sun!
Ey Levi soyu, RABbe övgüler sun!
RABbe övgüler sunun, ey RABden korkanlar!
Yeruşalimde oturan RABbe
Siyondan övgüler sunulsun!
RABbe övgüler sunun!

134. Mezmur

Ey sizler, RABbin bütün kulları,
RABbin Tapınağında gece hizmet edenler,
Ona övgüler sunun!
Ellerinizi kutsal yere doğru kaldırıp
RABbe övgüler sunun!
Yeri göğü yaratan
RAB kutsasın sizi Siyondan.

133. Mezmur

Ne iyi, ne güzeldir,
Birlik içinde kardeşçe yaşamak!
Başa sürülen değerli yağ gibi,
Sakaldan, Harunun sakalından
Kaftanının yakasına dek inen yağ gibi.
Hermon Dağına yağan çiy
Siyon dağlarına yağıyor sanki.
Çünkü RAB orada bereketi,
Sonsuz yaşamı buyurdu.

132. Mezmur

Ya RAB, Davutun hatırı için,
Çektiği bütün zorlukları,
Sana nasıl ant içtiğini,
Yakupun güçlü Tanrısına adak adadığını anımsa:
“Evime gitmeyeceğim,
Yatağıma uzanmayacağım,
Gözlerime uyku girmeyecek,
Göz kapaklarım kapanmayacak,
RABbe bir yer,
Yakupun güçlü Tanrısına bir konut buluncaya dek.”
Antlaşma Sandığının Efratada olduğunu duyduk,
Onu Yaar kırlarında bulduk.
“RABbin konutuna gidelim,
Ayağının taburesi önünde tapınalım” dedik.
Çık, ya RAB, yaşayacağın yere,
Gücünü simgeleyen sandıkla birlikte.
Kahinlerin doğruluğu kuşansın,
Sadık kulların sevinç çığlıkları atsın.
Kulun Davutun hatırı için,
Meshettiğin krala yüz çevirme.
RAB Davuta kesin ant içti,
Andından dönmez:
“Senin soyundan birini tahtına oturtacağım.
Eğer oğulların antlaşmama,
Vereceğim öğütlere uyarlarsa,
Onların oğulları da sonsuza dek
Senin tahtına oturacak.”
Çünkü RAB Siyonu seçti,
Onu konut edinmek istedi.
“Sonsuza dek yaşayacağım yer budur” dedi,
“Burada oturacağım, çünkü bunu kendim istedim.
Çok bereketli kılacağım erzağını,
Yiyecekle doyuracağım yoksullarını.
Kurtuluşla donatacağım kahinlerini;
Hep sevinç ezgileri söyleyecek sadık kulları.
Burada Davut soyundan güçlü bir kral çıkaracağım,
Meshettiğim kralın soyunu
Işık olarak sürdüreceğim.
Düşmanlarını utanca bürüyeceğim,
Ama onun başındaki taç parıldayacak.”

131. Mezmur

Ya RAB, yüreğimde gurur yok,
Gözüm yükseklerde değil.
Büyük işlerle,
Kendimi aşan harika işlerle uğraşmıyorum.
Tersine, ana kucağında sütten kesilmiş çocuk gibi,
Kendimi yatıştırıp huzur buldum,
Sütten kesilmiş çocuğa döndüm.
Ey İsrail, RABbe umut bağla
Şimdiden sonsuza dek!

130. Mezmur

Derinliklerden sana sesleniyorum, ya RAB,
Sesimi işit, ya Rab,
Yalvarışıma iyi kulak ver!
Ya RAB, sen suçların hesabını tutsan,
Kim ayakta kalabilir, ya Rab?
Ama sen bağışlayıcısın,
Öyle ki senden korkulsun.
RABbi gözlüyorum,
Canım RABbi gözlüyor,
Umut bağlıyorum Onun sözüne.
Sabahı gözleyenlerden,
Evet, sabahı gözleyenlerden daha çok,
Canım Rabbi gözlüyor.
Ey İsrail, RABbe umut bağla!
Çünkü RABde sevgi,
Tam kurtuluş vardır.
İsraili bütün suçlarından
Fidyeyle O kurtaracaktır.

129. Mezmur

Gençliğimden beri bana sık sık saldırdılar;
Şimdi söylesin İsrail:
“Gençliğimden beri bana sık sık saldırdılar,
Ama yenemediler beni.
Çiftçiler saban sürdüler sırtımda,
Upuzun iz bıraktılar.”
Ama RAB adildir,
Kesti kötülerin bağlarını.
Siyondan nefret eden herkes
Utanç içinde geri çekilsin.
Damlardaki ota,
Büyümeden kuruyan ota dönsünler.
Orakçı avucunu,
Demetçi kucağını dolduramaz onunla.
Yoldan geçenler de,
“RAB sizi kutsasın,
RABbin adıyla sizi kutsarız” demezler.

128. Mezmur

Ne mutlu RABden korkana,
Onun yolunda yürüyene!
Emeğinin ürününü yiyeceksin,
Mutlu ve başarılı olacaksın.
Eşin evinde verimli bir asma gibi olacak;
Çocukların zeytin filizleri gibi sofranın çevresinde.
İşte RABden korkan kişi
Böyle kutsanacak.
RAB seni Siyondan kutsasın!
Yeruşalimin gönencini göresin,
Bütün yaşamın boyunca!
Çocuklarının çocuklarını göresin!
İsraile esenlik olsun!

127. Mezmur

Evi RAB yapmazsa,
Yapıcılar boşuna didinir.
Kenti RAB korumazsa,
Bekçi boşuna bekler.
Boşuna erken kalkıp
Geç yatıyorsunuz.
Ey zahmetle kazanılan ekmeği yiyenler,
RAB sevdiklerinin rahat uyumasını sağlar.
Çocuklar RABbin verdiği bir armağandır,
Rahmin ürünü bir ödüldür.
Yiğidin elinde nasılsa oklar,
Öyledir gençlikte doğan çocuklar.
Ne mutlu ok kılıfı onlarla dolu insana!
Kent kapısında hasımlarıyla tartışırken
Utanç duymayacaklar.

126. Mezmur

RAB sürgünleri Siyona geri getirince,
Rüya gibi geldi bize.
Ağzımız gülüşlerle,
Dilimiz sevinç çığlıklarıyla doldu.
“RAB onlar için büyük işler yaptı”
Diye konuşuldu uluslar arasında.
RAB bizim için büyük işler yaptı,
Sevinç doldu içimiz.
Ya RAB, eski gönencimize kavuştur bizi,
Negevde suya kavuşan vadiler gibi.
Gözyaşları içinde ekenler,
Sevinç çığlıklarıyla biçecek;
Ağlayarak tohum çuvalını taşıyıp dolaşan,
Sevinç çığlıkları atarak demetlerle dönecek.

125. Mezmur

RABbe güvenenler Siyon Dağına benzer,
Sarsılmaz, sonsuza dek durur.
Dağlar Yeruşalimi nasıl kuşatmışsa,
RAB de halkını öyle kuşatmıştır,
Şimdiden sonsuza dek.
Kalmayacak kötülerin asası,
Doğruların payına düşen toprakta,
Yoksa doğrular haksızlığa el uzatabilir.
İyilik et, ya RAB,
İyilere, yüreği temiz olanlara.
Ama kendi halkından eğri yollara sapanları,
RAB kötü uluslarla birlikte kovacak.
İsraile esenlik olsun!

124. Mezmur

RAB bizden yana olmasaydı,
Desin şimdi İsrail:
RAB bizden yana olmasaydı,
İnsanlar bize saldırdığında,
Diri diri yutarlardı bizi,
Öfkeleri bize karşı alevlenince.
Sular silip süpürürdü bizleri,
Seller geçerdi üzerimizden.
Kabaran sular
Aşardı başımızdan.
Övgüler olsun
Bizi onların ağzına yem etmeyen RABbe!
Bir kuş gibi
Kurtuldu canımız avcının tuzağından,
Kırıldı tuzak, kurtulduk.
Yeri göğü yaratan
RABbin adı yardımcımızdır.

123. Mezmur

Gözlerimi sana kaldırıyorum,
Ey göklerde taht kuran!
Nasıl kulların gözleri efendilerinin,
Hizmetçinin gözleri hanımının eline bakarsa,
Bizim gözlerimiz de RAB Tanrımıza öyle bakar,
O bize acıyıncaya dek.
Acı bize, ya RAB, acı;
Gördüğümüz hakaret yeter de artar.
Rahat yaşayanların alayları,
Küstahların hakareti
Canımıza yetti.

122. Mezmur

Bana: “RABbin evine gidelim” dendikçe
Sevinirim.
Ayaklarımız senin kapılarında,
Ey Yeruşalim!
Bitişik nizamda kurulmuş bir kenttir
Yeruşalim!
Oymaklar çıkar oraya, RABbin oymakları,
İsraile verilen öğüt uyarınca,
RABbin adına şükretmek için.
Çünkü orada yargı tahtları,
Davut soyunun tahtları kurulmuştur.
Esenlik dileyin Yeruşalime:
“Huzur bulsun seni sevenler!
Surlarına esenlik,
Saraylarına huzur egemen olsun!”
Kardeşlerim, dostlarım için,
“Esenlik olsun sana!” derim.
Tanrımız RABbin evi için
İyilik dilerim sana.

121. Mezmur

Gözlerimi dağlara kaldırıyorum,
Nereden yardım gelecek?
Yeri göğü yaratan
RABden gelecek yardım.
O ayaklarının kaymasına izin vermez,
Seni koruyan uyuklamaz.
İsrailin koruyucusu ne uyur ne uyuklar.
Senin koruyucun RABdir,
O sağ yanında sana gölgedir.
Gündüz güneş,
Gece ay sana zarar vermez.
RAB her kötülükten seni korur,
Esirger canını.
Şimdiden sonsuza dek
RAB koruyacak gidişini, gelişini.

120. Mezmur

Sıkıntıya düşünce RABbe seslendim;
Yanıtladı beni.
Ya RAB, kurtar canımı yalancı dudaklardan,
Aldatıcı dillerden!
Ey aldatıcı dil,
RAB ne verecek sana,
Daha ne verecek?
Yiğidin sivri oklarıyla
Retem çalısından alevli korlar!
Vay bana, Meşekte garip kaldım sanki,
Kedar çadırları arasında oturdum.
Fazla kaldım
Barıştan nefret edenler arasında.
Ben barış yanlısıyım,
Ama söze başladığımda,
Onlar savaşa kalkıyor!

119. Mezmur

Ne mutlu yolları temiz olanlara,
RABbin yasasına göre yaşayanlara!
Ne mutlu Onun öğütlerine uyanlara,
Bütün yüreğiyle Ona yönelenlere!
Hiç haksızlık etmezler,
Onun yolunda yürürler.
Koyduğun koşullara
Dikkatle uyulmasını buyurdun.
Keşke kararlı olsam
Senin kurallarına uymakta!
Hiç utanmayacağım,
Bütün buyruklarını izledikçe.
Şükredeceğim sana temiz yürekle,
Adil hükümlerini öğrendikçe.
(BEYT)
Kurallarını yerine getireceğim,
Bırakma beni hiçbir zaman!
Genç insan yolunu nasıl temiz tutar?
Senin sözünü tutmakla.
Bütün yüreğimle sana yöneliyorum,
İzin verme buyruklarından sapmama!
Aklımdan çıkarmam sözünü,
Sana karşı günah işlememek için.
Övgüler olsun sana, ya RAB,
Bana kurallarını öğret.
Ağzından çıkan bütün hükümleri
Dudaklarımla yineliyorum.
Sevinç duyuyorum öğütlerini izlerken,
Sanki benim oluyor bütün hazineler.
Koşullarını derin derin düşünüyorum,
Yollarını izlerken.
(GİMEL)
Zevk alıyorum kurallarından,
Sözünü unutmayacağım.
Ben kuluna iyilik et ki yaşayayım,
Sözüne uyayım.
Gözlerimi aç,
Yasandaki harikaları göreyim.
Garibim bu dünyada,
Buyruklarını benden gizleme!
İçim tükeniyor,
Her an hükümlerini özlemekten.
Buyruklarından sapan
Lanetli küstahları azarlarsın.
Uzaklaştır benden küçümsemeleri, hakaretleri,
Çünkü öğütlerini tutuyorum.
Önderler toplanıp beni kötüleseler bile,
Ben kulun senin kurallarını derin derin düşüneceğim.
(DALET)
Öğütlerin benim zevkimdir,
Bana akıl verirler.
Toza toprağa serildim,
Sözün uyarınca yaşam ver bana.
Yaptıklarımı açıkladım, beni yanıtladın;
Kurallarını öğret bana!
Koşullarını anlamamı sağla ki,
Harikalarının üzerinde düşüneyim.
İçim eriyor kederden,
Sözün uyarınca güçlendir beni!
Yalan yoldan uzaklaştır,
Yasan uyarınca lütfet bana.
Ben sadakat yolunu seçtim,
Hükümlerini uygun gördüm.
Öğütlerine dört elle sarıldım, ya RAB,
Utandırma beni!
(HE)
İçime huzur verdiğin için
Buyrukların doğrultusunda koşacağım.
Kurallarını nasıl izleyeceğimi öğret bana, ya RAB,
Öyle ki, onları sonuna kadar izleyeyim.
Anlamamı sağla, yasana uyayım,
Bütün yüreğimle onu yerine getireyim.
Buyrukların doğrultusunda yol göster bana,
Çünkü yolundan zevk alırım.
Yüreğimi haksız kazanca değil,
Kendi öğütlerine yönelt.
Gözlerimi boş şeylerden çevir,
Beni kendi yolunda yaşat.
Senden korkulması için
Ben kuluna verdiğin sözü yerine getir.
Korktuğum hakaretten uzak tut beni,
Çünkü senin ilkelerin iyidir.
(VAV)
Çok özlüyorum senin koşullarını!
Beni doğruluğunun içinde yaşat!
Bana sevgini göster, ya RAB,
Sözün uyarınca kurtar beni!
O zaman beni aşağılayanlara
Gereken yanıtı verebilirim,
Çünkü senin sözüne güvenirim.
Gerçeğini ağzımdan düşürme,
Çünkü senin hükümlerine umut bağladım.
Yasana sürekli,
Sonsuza dek uyacağım.
Özgürce yürüyeceğim,
Çünkü senin koşullarına yöneldim ben.
Kralların önünde senin öğütlerinden söz edecek,
Utanç duymayacağım.
Senin buyruklarından zevk alıyor,
Onları seviyorum.
(ZAYİN)
Saygı ve sevgi duyuyorum buyruklarına,
Derin derin düşünüyorum kurallarını.
Kuluna verdiğin sözü anımsa,
Bununla umut verdin bana.
Acı çektiğimde beni avutan budur,
Sözün bana yaşam verir.
Çok eğlendiler küstahlar benimle,
Yine de yasandan şaşmadım.
Geçmişte verdiğin hükümleri anımsayınca,
Avundum, ya RAB.
Çileden çıkıyorum,
Yasanı terk eden kötüler yüzünden.
Senin kurallarındır ezgilerimin konusu,
Konuk olduğum bu dünyada.
Gece adını anarım, ya RAB,
Yasana uyarım.
(HET)
Tek yaptığım,
Senin koşullarına uymak.
Benim payıma düşen sensin, ya RAB,
Sözlerini yerine getireceğim, dedim.
Bütün yüreğimle sana yakardım.
Lütfet bana, sözün uyarınca.
Tuttuğum yolları düşündüm,
Senin öğütlerine göre adım attım.
Buyruklarına uymak için
Elimi çabuk tuttum, oyalanmadım.
Kötülerin ipleri beni sardı,
Yasanı unutmadım.
Doğru hükümlerin için
Gece yarısı kalkıp sana şükrederim.
Dostuyum bütün senden korkanların,
Koşullarına uyanların.
(TET)
Yeryüzü sevginle dolu, ya RAB,
Kurallarını öğret bana!
Ya RAB, iyilik ettin kuluna,
Sözünü tuttun.
Bana sağduyu ve bilgi ver,
Çünkü inanıyorum buyruklarına.
Acı çekmeden önce yoldan sapardım,
Ama şimdi sözüne uyuyorum.
Sen iyisin, iyilik edersin;
Bana kurallarını öğret.
Küstahlar yalanlarla beni lekeledi,
Ama ben bütün yüreğimle senin koşullarına uyarım.
Onların yüreği yağ bağladı,
Bense zevk alırım yasandan.
İyi oldu acı çekmem;
Çünkü kurallarını öğreniyorum.
(YOD)
Ağzından çıkan yasa benim için
Binlerce altın ve gümüşten daha değerlidir.
Senin ellerin beni yarattı, biçimlendirdi.
Anlamamı sağla ki buyruklarını öğreneyim.
Senden korkanlar beni görünce sevinsin,
Çünkü senin sözüne umut bağladım.
Biliyorum, ya RAB, hükümlerin adildir;
Bana acı çektirirken bile sadıksın.
Ben kuluna verdiğin söz uyarınca,
Sevgin beni avutsun.
Sevecenlik göster bana, yaşayayım,
Çünkü yasandan zevk alıyorum.
Utansın küstahlar beni yalan yere suçladıkları için.
Bense senin koşullarını düşünüyorum.
Bana dönsün senden korkanlar,
Öğütlerini bilenler.
(KAF)
Yüreğim kusursuz uysun kurallarına,
Öyle ki, utanç duymayayım.
İçim tükeniyor senin kurtarışını özlerken,
Senin sözüne umut bağladım ben.
Gözümün feri sönüyor söz verdiklerini beklemekten,
“Ne zaman avutacaksın beni?” diye soruyorum.
Dumandan kararmış tuluma döndüm,
Yine de unutmuyorum kurallarını.
Daha ne kadar bekleyecek kulun?
Ne zaman yargılayacaksın bana zulmedenleri?
Çukur kazdılar benim için
Yasana uymayan küstahlar.
Bütün buyrukların güvenilirdir;
Haksız yere zulmediyorlar, yardım et bana!
Nerdeyse sileceklerdi beni yeryüzünden,
Ama ben senin koşullarından ayrılmadım.
(LAMET)
Koru canımı sevgin uyarınca,
Tutayım ağzından çıkan öğütleri.
Ya RAB, sözün
Göklerde sonsuza dek duruyor.
Sadakatin kuşaklar boyu sürüyor,
Kurduğun yeryüzü sapasağlam duruyor.
Bugün hükümlerin uyarınca ayakta duran her şey
Sana kulluk ediyor.
Eğer yasan zevk kaynağım olmasaydı,
Çektiğim acılardan yok olurdum.
Koşullarını asla unutmayacağım,
Çünkü onlarla bana yaşam verdin.
Kurtar beni, çünkü seninim,
Senin koşullarına yöneldim.
Kötüler beni yok etmeyi beklerken,
Ben senin öğütlerini inceliyorum.
(MEM)
Kusursuz olan her şeyin bir sonu olduğunu gördüm,
Ama senin buyruğun sınır tanımaz.
Ne kadar severim yasanı!
Bütün gün düşünürüm onun üzerinde.
Buyrukların beni düşmanlarımdan bilge kılar,
Çünkü her zaman aklımdadır onlar.
Bütün öğretmenlerimden daha akıllıyım,
Çünkü öğütlerin üzerinde düşünüyorum.
Yaşlılardan daha bilgeyim,
Çünkü senin koşullarına uyuyorum.
Sakınırım her kötü yoldan,
Senin sözünü tutmak için.
Ayrılmam hükümlerinden,
Çünkü bana sen öğrettin.
Ne tatlı geliyor verdiğin sözler damağıma,
Baldan tatlı geliyor ağzıma!
(NUN)
Senin koşullarına uymakla bilgelik kazanıyorum,
Bu yüzden nefret ediyorum her yanlış yoldan.
Sözün adımlarım için çıra,
Yolum için ışıktır.
Adil hükümlerini izleyeceğime ant içtim,
Andımı tutacağım.
Çok sıkıntı çektim, ya RAB;
Koru hayatımı sözün uyarınca.
Ağzımdan çıkan içten övgüleri
Kabul et, ya RAB,
Bana hükümlerini öğret.
Hayatım her an tehlikede,
Yine de unutmam yasanı.
Kötüler tuzak kurdu bana,
Yine de sapmadım senin koşullarından.
Öğütlerin sonsuza dek mirasımdır,
Yüreğimin sevincidir onlar.
(SAMEK)
Kararlıyım
Sonuna kadar senin kurallarına uymaya.
Döneklerden tiksinir,
Senin yasanı severim.
Sığınağım ve kalkanım sensin,
Senin sözüne umut bağlarım.
Ey kötüler, benden uzak durun,
Tanrımın buyruklarını yerine getireyim.
Sözün uyarınca destek ol bana, yaşam bulayım;
Umudumu boşa çıkarma!
Sıkı tut beni, kurtulayım,
Her zaman kurallarını dikkate alayım.
Kurallarından sapan herkesi reddedersin,
Çünkü onların hileleri boştur.
Dünyadaki kötüleri cüruf gibi atarsın,
Bu yüzden severim senin öğütlerini.
(AYİN)
Bedenim ürperiyor dehşetinden,
Korkuyorum hükümlerinden.
Adil ve doğru olanı yaptım,
Gaddarların eline bırakma beni!
Güven altına al kulunun mutluluğunu,
Baskı yapmasın bana küstahlar.
Gözümün feri sönüyor,
Beni kurtarmanı,
Adil sözünü yerine getirmeni beklemekten.
Kuluna sevgin uyarınca davran,
Bana kurallarını öğret.
Ben senin kulunum, bana akıl ver ki,
Öğütlerini anlayabileyim.
Ya RAB, harekete geçmenin zamanıdır,
Yasanı çiğniyorlar.
Bu yüzden senin buyruklarını,
Altından, saf altından daha çok seviyorum;
(PE)
Koyduğun koşulların hepsini doğru buluyorum,
Her yanlış yoldan tiksiniyorum.
Harika öğütlerin var,
Bu yüzden onlara candan uyuyorum.
Sözlerinin açıklanışı aydınlık saçar,
Saf insanlara akıl verir.
Ağzım açık, soluk soluğayım,
Çünkü buyruklarını özlüyorum.
Bana lütufla bak,
Adını sevenlere her zaman yaptığın gibi.
Adımlarımı pekiştir verdiğin söz uyarınca,
Hiçbir suç bana egemen olmasın.
Kurtar beni insan baskısından,
Koşullarına uyabileyim.
Yüzün aydınlık saçsın kulunun üzerine,
Kurallarını öğret bana.
(SADE)
Oluk oluk yaş akıyor gözlerimden,
Çünkü uymuyorlar yasana.
Sen adilsin, ya RAB,
Hükümlerin doğrudur.
Buyurduğun öğütler doğru
Ve tam güvenilirdir.
Gayretim beni tüketti,
Çünkü düşmanlarım unuttu senin sözlerini.
Sözün çok güvenilirdir,
Kulun onu sever.
Önemsiz ve horlanan biriyim ben,
Ama koşullarını unutmuyorum.
Adaletin sonsuza dek doğrudur,
Yasan gerçektir.
Sıkıntıya, darlığa düştüm,
Ama buyrukların benim zevkimdir.
(KOF)
Öğütlerin sonsuza dek doğrudur;
Bana akıl ver ki, yaşayayım.
Bütün yüreğimle haykırıyorum,
Yanıtla beni, ya RAB!
Senin kurallarına uyacağım.
Sana sesleniyorum,
Kurtar beni,
Öğütlerine uyayım.
Gün doğmadan kalkıp yardım dilerim,
Senin sözüne umut bağladım.
Verdiğin söz üzerinde düşüneyim diye,
Gece boyunca uyku girmiyor gözüme.
Sevgin uyarınca sesime kulak ver,
Hükümlerin uyarınca, ya RAB, yaşam ver bana!
Yaklaşıyor kötülük ardınca koşanlar,
Yasandan uzaklaşıyorlar.
Oysa sen yakınsın, ya RAB,
Bütün buyrukların gerçektir.
(REŞ)
Çoktan beri anladım
Öğütlerini sonsuza dek verdiğini.
Çektiğim sıkıntıyı gör, kurtar beni,
Çünkü yasanı unutmadım.
Davamı savun, özgür kıl beni,
Sözün uyarınca koru canımı.
Kurtuluş kötülerden uzaktır,
Çünkü senin kurallarına yönelmiyorlar.
Çok sevecensin, ya RAB,
Hükümlerin uyarınca koru canımı.
Bana zulmedenler, düşmanlarım çok,
Yine de sapmadım senin öğütlerinden.
Tiksinerek bakıyorum hainlere,
Çünkü uymuyorlar senin sözüne.
Bak, ne kadar seviyorum koşullarını,
Sevgin uyarınca, ya RAB, koru canımı.
(SİN ve ŞİN)
Sözlerinin temeli gerçektir,
Doğru hükümlerinin tümü sonsuza dek sürecektir.
Yok yere zulmediyor bana önderler,
Oysa yüreğim senin sözünle titrer.
Ganimet bulan biri gibi
Verdiğin sözlerde sevinç bulurum.
Tiksinir, iğrenirim yalandan,
Ama senin yasanı severim.
Doğru hükümlerin için
Seni günde yedi kez överim.
Yasanı sevenler büyük esenlik bulur,
Hiçbir şey sendeletmez onları.
Ya RAB, kurtarışına umut bağlar,
Buyruklarını yerine getiririm.
Öğütlerine candan uyar,
Onları çok severim.
(TAV)
Öğütlerini, koşullarını uygularım,
Çünkü bütün davranışlarımı görürsün sen.
Feryadım sana erişsin, ya RAB,
Sözün uyarınca akıl ver bana!
Yalvarışım sana ulaşsın;
Verdiğin söz uyarınca kurtar beni!
Dudaklarımdan övgüler aksın,
Çünkü bana kurallarını öğretiyorsun.
Dilimde sözün ezgilere dönüşsün,
Çünkü bütün buyrukların doğrudur.
Elin bana yardıma hazır olsun,
Çünkü senin koşullarını seçtim ben.
Kurtarışını özlüyorum, ya RAB,
Yasan zevk kaynağımdır.
Beni yaşat ki, sana övgüler sunayım,
Hükümlerin bana yardımcı olsun.
Kaybolmuş koyun gibi avare dolaşıyordum;
Kulunu ara,
Çünkü buyruklarını unutmadım ben.

118. Mezmur

RABbe şükredin, çünkü O iyidir,
Sevgisi sonsuzdur.
“Sonsuzdur sevgisi!” desin İsrail halkı.
“Sonsuzdur sevgisi!” desin Harunun soyu.
“Sonsuzdur sevgisi!” desin RABden korkanlar.
Sıkıntı içinde RABbe seslendim;
Yanıtladı, rahata kavuşturdu beni.
RAB benden yana, korkmam;
İnsan bana ne yapabilir?
RAB benden yana, benim yardımcım,
Benden nefret edenlerin sonuna zaferle bakacağım.
RABbe sığınmak
İnsana güvenmekten iyidir.
RABbe sığınmak
Soylulara güvenmekten iyidir.
Bütün uluslar beni kuşattı,
RABbin adıyla püskürttüm onları.
Kuşattılar, sardılar beni,
RABbin adıyla püskürttüm onları.
Arılar gibi sardılar beni,
Ama diken ateşi gibi sönüverdiler;
RABbin adıyla püskürttüm onları.
İtilip kakıldım, düşmek üzereydim,
Ama RAB yardım etti bana.
RAB gücüm ve ezgimdir,
O kurtardı beni.
Sevinç ve zafer çığlıkları
Çınlıyor doğruların çadırlarında:
“RABbin sağ eli güçlü işler yapar!
RABbin sağ eli üstündür,
RABbin sağ eli güçlü işler yapar!”
Ölmeyecek, yaşayacağım,
RABbin yaptıklarını duyuracağım.
RAB beni şiddetle yola getirdi,
Ama ölüme terk etmedi.
Açın bana adalet kapılarını,
Girip RABbe şükredeyim.
İşte budur RABbin kapısı!
Doğrular girebilir oradan.
Sana şükrederim, çünkü bana yanıt verdin,
Kurtarıcım oldun.
Yapıcıların reddettiği taş,
Köşenin baş taşı oldu.
RABbin işidir bu,
Gözümüzde harika bir iş!
Bugün RABbin yarattığı gündür,
Onun için sevinip coşalım!
Ne olur, ya RAB, kurtar bizi,
Ne olur, başarılı kıl bizi!
Kutsansın RABbin adıyla gelen!
Kutsuyoruz sizi RABbin evinden.
RAB Tanrıdır, aydınlattı bizi.
İplerle bağlayın bayram kurbanını,
İlerleyin sunağın boynuzlarına kadar.
Tanrım sensin, şükrederim sana,
Tanrım sensin, yüceltirim seni.
RABbe şükredin, çünkü O iyidir,
Sevgisi sonsuzdur.

117. Mezmur

Ey bütün uluslar, RABbe övgüler sunun!
Ey bütün halklar, Onu yüceltin!
Çünkü bize beslediği sevgi büyüktür,
RABbin sadakati sonsuza dek sürer.
RABbe övgüler sunun!

116. Mezmur

RABbi seviyorum,
Çünkü O feryadımı duyar.
Bana kulak verdiği için,
Yaşadığım sürece Ona sesleneceğim.
Ölüm iplerine dolaşmıştım,
Ölüler diyarının kabusu yakama yapışmıştı,
Sıkıntıya, acıya gömülmüştüm.
O zaman RABbi adıyla çağırdım,
“Aman, ya RAB, kurtar canımı!” dedim.
RAB lütufkar ve adildir,
Sevecendir Tanrımız.
RAB saf insanları korur,
Tükendiğim zaman beni kurtardı.
Ey canım, yine huzura kavuş,
Çünkü RAB sana iyilik etti.
Sen, ya RAB, canımı ölümden,
Gözlerimi yaştan,
Ayaklarımı sürçmekten kurtardın.
Yaşayanların diyarında,
RABbin huzurunda yürüyeceğim.
İman ettim,
“Büyük acı çekiyorum” dediğim zaman bile.
Şaşkınlık içinde,
“Bütün insanlar yalancı” dedim.
Ne karşılık verebilirim RABbe,
Bana yaptığı onca iyilik için?
Kurtuluş sunusu olarak kadeh kaldırıp
RABbi adıyla çağıracağım.
Bütün halkının önünde,
RABbe adadıklarımı yerine getireceğim.
RABbin gözünde değerlidir
Sadık kullarının ölümü.
Ya RAB, ben gerçekten senin kulunum;
Kulun, hizmetçinin oğluyum,
Sen çözdün bağlarımı.
Ya RAB, seni adınla çağırıp
Şükran kurbanı sunacağım.
RABbe adadıklarımı yerine getireceğim
Bütün halkının önünde,
RABbin Tapınağının avlularında,
Senin orta yerinde, ey Yeruşalim!
RABbe övgüler sunun!

115. Mezmur

Bizi değil, ya RAB, bizi değil,
Sevgin ve sadakatin uğruna,
Kendi adını yücelt!
Niçin uluslar:
“Hani, nerede onların Tanrısı?” desin.
Bizim Tanrımız göklerdedir,
Ne isterse yapar.
Oysa onların putları altın ve gümüşten yapılmış,
İnsan elinin eseridir.
Ağızları var, konuşmazlar,
Gözleri var, görmezler,
Kulakları var, duymazlar,
Burunları var, koku almazlar,
Elleri var, hissetmezler,
Ayakları var, yürümezler,
Boğazlarından ses çıkmaz.
Onları yapan, onlara güvenen herkes
Onlar gibi olacak!
Ey İsrail halkı, RABbe güven,
Odur yardımcınız ve kalkanınız!
Ey Harun soyu, RABbe güven,
Odur yardımcınız ve kalkanınız!
Ey RABden korkanlar, RABbe güvenin,
Odur yardımcınız ve kalkanınız!
RAB bizi anımsayıp kutsayacak,
İsrail halkını,
Harun soyunu kutsayacak.
Küçük, büyük,
Kendisinden korkan herkesi kutsayacak.
RAB sizi,
Sizi ve çocuklarınızı çoğaltsın!
Yeri göğü yaratan RAB
Sizleri kutsasın.
Göklerin öteleri RABbindir,
Ama yeryüzünü insanlara vermiştir.
Ölüler, sessizlik diyarına inenler,
RABbe övgüler sunmaz;
Biziz RABbi öven,
Şimdiden sonsuza dek.
RABbe övgüler sunun!

114. Mezmur

İsrail Mısırdan çıktığında,
Yakupun soyu yabancı dil konuşan bir halktan ayrıldığında,
Yahuda Rabbin kutsal yeri oldu,
İsrail de Onun krallığı.
Deniz olanı görüp geri çekildi,
Şeria Irmağı tersine aktı.
Dağlar koç gibi,
Tepeler kuzu gibi sıçradı.
Ey deniz, sana ne oldu da kaçtın?
Ey Şeria, neden tersine aktın?
Ey dağlar, niçin koç gibi,
Ey tepeler, niçin kuzu gibi sıçradınız?
Titre, ey yeryüzü,
Kayayı havuza,
Çakmaktaşını pınara çeviren Rabbin önünde,
Yakupun Tanrısının huzurunda.

113. Mezmur

Övgüler sunun RABbe!
Övgüler sunun, ey RABbin kulları,
RABbin adına övgüler sunun!
Şimdiden sonsuza dek
RABbin adına şükürler olsun!
Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar
RABbin adına övgüler sunulmalı!
RAB bütün uluslara egemendir,
Görkemi gökleri aşar.
Var mı Tanrımız RAB gibi,
Yücelerde oturan,
Göklerde ve yeryüzünde olanlara
Bakmak için eğilen?
Düşkünü yerden kaldırır,
Yoksulu çöplükten çıkarır;
Soylularla,
Halkının soylularıyla birlikte oturtsun diye.
Kısır kadını evde oturtur,
Çocuk sahibi mutlu bir anne kılar.
RABbe övgüler sunun!

112. Mezmur

Övgüler sunun RABbe!
Ne mutlu RABden korkan insana,
Onun buyruklarından büyük zevk alana!
Soyu yeryüzünde güç kazanacak,
Doğruların kuşağı kutsanacak.
Bolluk ve zenginlik eksilmez evinden,
Sonsuza dek sürer doğruluğu.
Karanlıkta ışık doğar dürüstler için,
Lütfeden, sevecen, doğru insanlar için.
Ne mutlu eli açık olan, ödünç veren,
İşlerini adaletle yürüten insana!
Asla sarsılmaz,
Sonsuza dek anılır doğru insan.
Kötü haberden korkmaz,
Yüreği sarsılmaz, RABbe güvenir.
Gözü pektir, korku nedir bilmez,
Sonunda düşmanlarının yenilgisini görür.
Armağanlar dağıttı, yoksullara verdi;
Doğruluğu sonsuza dek kalıcıdır,
Gücü ve saygınlığı artar.
Kötü kişi bunu görünce kudurur,
Dişlerini gıcırdatır, kendi kendini yer, bitirir.
Kötülerin dileği boşa çıkar.

111. Mezmur

Övgüler sunun RABbe!
Doğru insanların toplantısında,
Topluluk içinde,
Bütün yüreğimle RABbe şükredeceğim.
RABbin işleri büyüktür,
Onlardan zevk alanlar hep onları düşünür.
Onun yaptıkları yüce ve görkemlidir,
Doğruluğu sonsuza dek sürer.
RAB unutulmayacak harikalar yaptı,
O sevecen ve lütfedendir.
Kendisinden korkanları besler,
Antlaşmasını sonsuza dek anımsar.
Ulusların topraklarını kendi halkına vermekle
Gösterdi onlara işlerinin gücünü.
Yaptığı her işte sadık ve adildir,
Bütün koşulları güvenilirdir;
Sonsuza dek sürer,
Sadakat ve doğrulukla yapılır.
O halkının kurtuluşunu sağladı,
Antlaşmasını sonsuza dek geçerli kıldı.
Adı kutsal ve müthiştir.
Bilgeliğin temeli RAB korkusudur,
Onun kurallarını yerine getiren herkes
Sağduyu sahibi olur.
Ona sonsuza dek övgü sunulur!

110. Mezmur

RAB Efendime:
“Ben düşmanlarını ayaklarının altına serinceye dek
Sağımda otur” diyor.
RAB Siyondan uzatacak kudret asanı,
Düşmanlarının ortasında egemenlik sür!
Savaşacağın gün
Gönüllü gidecek askerlerin.
Seherin bağrından doğan çiy gibi
Kutsal giysiler içinde
Sana gelecek gençlerin.
RAB ant içti, kararından dönmez:
“Melkisedek düzeni uyarınca
Sonsuza dek kahinsin sen!” dedi.
Rab senin sağındadır,
Kralları ezecek öfkelendiği gün.
Ulusları yargılayacak, ortalığı cesetler dolduracak,
Dünyanın dört bucağında başları ezecek.
Yol kenarındaki dereden su içecek;
Bu yüzden başını dik tutacak.

109. Mezmur

Ey övgüler sunduğum Tanrı,
Sessiz kalma!
Çünkü kötüler, yalancılar
Bana karşı ağzını açtı,
Karalıyorlar beni.
Nefret dolu sözlerle beni kuşatıp
Yok yere bana savaş açtılar.
Sevgime karşılık bana düşman oldular,
Bense dua etmekteyim.
İyiliğime kötülük,
Sevgime nefretle karşılık verdiler.
Kötü bir adam koy düşmanın başına,
Sağında onu suçlayan biri dursun!
Yargılanınca suçlu çıksın,
Duası bile günah sayılsın!
Ömrü kısa olsun,
Görevini bir başkası üstlensin!
Çocukları öksüz,
Karısı dul kalsın!
Çocukları avare gezip dilensin,
Yıkık evlerinden uzakta yiyecek arasın!
Bütün malları tefecinin ağına düşsün,
Emeğini yabancılar yağmalasın!
Kimse ona sevgi göstermesin,
Öksüzlerine acıyan olmasın!
Soyu kurusun,
Bir kuşak sonra adı silinsin!
Atalarının suçları RABbin önünde anılsın,
Annesinin günahı silinmesin!
Günahları hep RABbin önünde dursun,
RAB anılarını yok etsin yeryüzünden!
Çünkü düşmanım sevgi göstermeyi düşünmedi,
Ölesiye baskı yaptı mazluma, yoksula,
Yüreği kırık insana.
Sevdiği lanet başına gelsin!
Madem kutsamaktan hoşlanmıyor,
Uzak olsun ondan kutsamak!
Laneti bir giysi gibi giydi,
Su gibi içine, yağ gibi kemiklerine işlesin lanet!
Bir giysi gibi onu örtünsün,
Bir kuşak gibi hep onu sarsın!
Düşmanlarıma, beni kötüleyenlere,
RAB böyle karşılık versin!
Ama sen, ey Egemen RAB,
Adın uğruna bana ilgi göster;
Kurtar beni, iyiliğin, sevgin uğruna!
Çünkü düşkün ve yoksulum,
Yüreğim yaralı içimde.
Batan güneş gibi geçip gidiyorum,
Çekirge gibi silkilip atılıyorum.
Dizlerim titriyor oruç tutmaktan;
Bir deri bir kemiğe döndüm.
Düşmanlarıma yüzkarası oldum;
Beni görünce kafalarını sallıyorlar!
Yardım et bana, ya RAB Tanrım;
Kurtar beni sevgin uğruna!
Bilsinler bu işte senin elin olduğunu,
Bunu senin yaptığını, ya RAB!
Varsın lanet etsin onlar, sen kutsa beni,
Bana saldıranlar utanacak,
Ben kulunsa sevineceğim.
Rezilliğe bürünsün beni suçlayanlar,
Kaftan giyer gibi utançlarıyla örtünsünler!
RABbe çok şükredeceğim,
Kalabalığın arasında Ona övgüler dizeceğim;
Çünkü O yoksulun sağında durur,
Onu yargılayanlardan kurtarmak için.

108. Mezmur

Kararlıyım, ey Tanrı,
Bütün varlığımla sana ezgiler, ilahiler söyleyeceğim!
Uyan, ey lir, ey çenk,
Seheri ben uyandırayım!
Halkların arasında sana şükürler sunayım, ya RAB,
Ulusların arasında seni ilahilerle öveyim.
Çünkü sevgin göklere erişir,
Sadakatin gökyüzüne ulaşır.
Yüceliğini göster göklerin üstünde, ey Tanrı,
Görkemin bütün yeryüzünü kaplasın!
Kurtar bizi sağ elinle, yardım et,
Sevdiklerin özgürlüğe kavuşsun diye!
Tanrı şöyle konuştu kutsal yerinde:
“Şekemi sevinçle bölüştürecek,
Sukkot Vadisini ölçeceğim.
Gilat benimdir, Manaşşe de benim,
Efrayim miğferim,
Yahuda asam.
Moav yıkanma leğenim,
Edomun üzerine çarığımı fırlatacağım,
Filiste zaferle haykıracağım.”
Kim beni surlu kente götürecek?
Kim bana Edoma kadar yol gösterecek?
Ey Tanrı, sen bizi reddetmedin mi?
Ordularımıza öncülük etmiyor musun artık?
Yardım et bize düşmana karşı,
Çünkü boştur insan yardımı.
Tanrıyla zafer kazanırız,
O çiğner düşmanlarımızı.

107. Mezmur

RABbe şükredin, çünkü O iyidir,
Sevgisi sonsuzdur.
Böyle desin RABbin kurtardıkları,
Düşman pençesinden özgür kıldıkları,
Doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden,
Bütün ülkelerden topladıkları.
Issız çöllerde dolaştılar,
Yerleşecekleri kente giden bir yol bulamadılar.
Aç, susuz,
Sefil oldular.
O zaman sıkıntı içinde RABbe yakardılar,
RAB kurtardı onları dertlerinden.
Yerleşecekleri bir kente varıncaya dek,
Onlara doğru yolda öncülük etti.
Şükretsinler RABbe sevgisi için,
İnsanlar yararına yaptığı harikalar için.
Çünkü O susamış canın susuzluğunu giderir,
Aç canı iyiliklerle doyurur.
Zincire vurulmuş, acıyla kıvranan tutsaklar,
Karanlıkta, zifiri karanlıkta oturmuştu.
Çünkü Tanrının buyruklarına karşı çıkmışlardı,
Küçümsemişlerdi Yüceler Yücesinin öğüdünü.
Ağır işlerle hayatı onlara zehir etti,
Çöktüler, yardım eden olmadı.
O zaman sıkıntı içinde RABbe yakardılar,
RAB kurtardı onları dertlerinden;
Çıkardı karanlıktan, zifiri karanlıktan,
Kopardı zincirlerini.
Şükretsinler RABbe sevgisi için,
İnsanlar yararına yaptığı harikalar için!
Çünkü tunç kapıları kırdı,
Demir kapı kollarını parçaladı O.
Cezalarını buldu aptallar,
Suçları, isyanları yüzünden.
İğrenir olmuşlardı bütün yemeklerden,
Ölümün kapılarına yaklaşmışlardı.
O zaman sıkıntı içinde RABbe yakardılar,
RAB kurtardı onları dertlerinden.
Sözünü gönderip iyileştirdi onları,
Kurtardı ölüm çukurundan.
Şükretsinler RABbe sevgisi için,
İnsanlar yararına yaptığı harikalar için!
Şükran kurbanları sunsunlar
Ve sevinç çığlıklarıyla duyursunlar Onun yaptıklarını!
Gemilerle denize açılanlar,
Okyanuslarda iş yapanlar,
RABbin işlerini,
Derinliklerde yaptığı harikaları gördüler.
Çünkü O buyurunca şiddetli bir fırtına koptu,
Dalgalar şaha kalktı.
Göklere yükselip diplere indi gemiler,
Sıkıntıdan canları burunlarına geldi gemicilerin,
Sarhoş gibi sallanıp sendelediler,
Ustalıkları işe yaramadı.
O zaman sıkıntı içinde RABbe yakardılar,
RAB kurtardı onları dertlerinden.
Fırtınayı limanlığa çevirdi,
Yatıştı dalgalar;
Rahatlayınca sevindiler,
Diledikleri limana götürdü RAB onları.
Şükretsinler RABbe sevgisi için,
İnsanlar yararına yaptığı harikalar için!
Yüceltsinler Onu halk topluluğunda,
Övgüler sunsunlar ileri gelenlerin toplantısında.
Irmakları çöle çevirir,
Pınarları kurak toprağa,
Verimli toprağı çorak alana,
Orada yaşayanların kötülüğü yüzünden.
Çölü su birikintisine çevirir,
Kuru toprağı pınara.
Açları yerleştirir oraya;
Oturacak bir kent kursunlar,
Tarlalar ekip bağlar diksinler,
Bol ürün alsınlar diye.
RABbin kutsamasıyla,
Çoğaldılar alabildiğine,
Eksiltmedi hayvanlarını.
Sonra azaldılar, alçaldılar,
Baskı, sıkıntı ve acı yüzünden.
RAB rezalet saçtı soylular üzerine,
Yolu izi belirsiz bir çölde dolaştırdı onları.
Ama yoksulu sefaletten kurtardı,
Davar sürüsü gibi çoğalttı ailelerini.
Doğru insanlar görüp sevinecek,
Kötülerse ağzını kapayacak.
Aklı olan bunları göz önünde tutsun,
RABbin sevgisini dikkate alsın.

106. Mezmur

Övgüler sunun, RABbe!
RABbe şükredin, çünkü O iyidir,
Sevgisi sonsuzdur.
RABbin büyük işlerini kim anlatabilir,
Kim Ona yeterince övgü sunabilir?
Ne mutlu adalete uyanlara,
Sürekli doğru olanı yapanlara!
Ya RAB, halkına lütfettiğinde anımsa beni,
Onları kurtardığında ilgilen benimle.
Öyle ki, seçtiklerinin gönencini göreyim,
Ulusunun sevincini,
Kendi halkının kıvancını paylaşayım.
Atalarımız gibi biz de günah işledik,
Suç işledik, kötülük ettik.
Atalarımız Mısırdayken
Yaptığın harikaları anlamadı,
Çok kez gösterdiğin sevgiyi anımsamadı,
Denizde, Kamış Denizinde başkaldırdılar.
Buna karşın RAB gücünü göstermek için,
Adı uğruna kurtardı onları.
Kamış Denizini azarladı, kurudu deniz,
Yürüdüler enginde Onun öncülüğünde,
Çölde yürür gibi.
Kendilerinden nefret edenlerin elinden aldı onları,
Düşmanlarının pençesinden kurtardı.
Sular yuttu hasımlarını,
Hiçbiri kurtulmadı.
O zaman atalarımız Onun sözlerine inandılar,
Ezgiler söyleyerek Onu övdüler.
Ne var ki, RABbin yaptıklarını çabucak unuttular,
Öğüt vermesini beklemediler.
Özlemle kıvrandılar çölde,
Tanrıyı denediler ıssız yerlerde.
Tanrı onlara istediklerini verdi,
Ama üzerlerine yıpratıcı bir hastalık gönderdi.
Onlar ordugahlarında Musayı,
RABbin kutsal kulu Harunu kıskanınca,
Yer yarıldı ve Datanı yuttu,
Aviramla yandaşlarının üzerine kapandı.
Ateş kavurdu onları izleyenleri,
Alev yaktı kötüleri.
Bir buzağı heykeli yaptılar Horevde,
Dökme bir puta tapındılar.
Tanrının yüceliğini,
Ot yiyen öküz putuna değiştirdiler.
Unuttular kendilerini kurtaran Tanrıyı,
Mısırda yaptığı büyük işleri,
Ham ülkesinde yarattığı harikaları,
Kamış Denizi kıyısında yaptığı müthiş işleri.
Bu yüzden onları yok edeceğini söyledi Tanrı,
Ama seçkin kulu Musa Onun önündeki gedikte durarak,
Yok edici öfkesinden vazgeçirdi Onu.
Ardından hor gördüler güzelim ülkeyi,
Tanrının verdiği söze inanmadılar.
Çadırlarında söylendiler,
Dinlemediler RABbin sesini.
Bu yüzden RAB elini kaldırdı
Ve çölde onları yere sereceğine,
Soylarını ulusların arasına saçacağına,
Onları öteki ülkelere dağıtacağına ant içti.
Sonra Baal-Peora bel bağladılar,
Ölülere sunulan kurbanları yediler.
Öfkelendirdiler RABbi yaptıklarıyla,
Salgın hastalık çıktı aralarında.
Ama Pinehas kalkıp araya girdi,
Felaketi önledi.
Bu doğruluk sayıldı ona,
Kuşaklar boyu, sonsuza dek sürecek bu.
Yine RABbi öfkelendirdiler Meriva suları yanında,
Musanın başına dert açıldı onlar yüzünden;
Çünkü onu sinirlendirdiler,
O da düşünmeden konuştu.
RABbin onlara buyurduğu gibi
Yok etmediler halkları,
Tersine öteki uluslara karıştılar,
Onların törelerini öğrendiler.
Putlarına taptılar,
Bu da onlara tuzak oldu.
Oğullarını, kızlarını
Cinlere kurban ettiler.
Kenan putlarına kurban olsun diye
Oğullarının, kızlarının kanını,
Suçsuzların kanını döktüler;
Ülke onların kanıyla kirlendi.
Böylece yaptıklarıyla kirli sayıldılar,
Vefasız duruma düştüler töreleriyle.
RABbin öfkesi parladı halkına karşı,
Tiksindi kendi halkından.
Onları ulusların eline teslim etti.
Onlardan nefret edenler onlara egemen oldu.
Düşmanları onları ezdi,
Boyun eğdirdi hepsine.
RAB onları birçok kez kurtardı,
Ama akılları fikirleri başkaldırmaktaydı
Ve alçaltıldılar suçları yüzünden.
RAB yine de ilgilendi sıkıntılarıyla
Yakarışlarını duyunca.
Antlaşmasını anımsadı onlar uğruna,
Eşsiz sevgisinden ötürü vazgeçti yapacaklarından.
Merhamet koydu onları tutsak alanların yüreğine.
Kurtar bizi, ey Tanrımız RAB,
Topla bizi ulusların arasından.
Kutsal adına şükredelim,
Yüceliğinle övünelim.
Öncesizlikten sonsuza dek,
İsrailin Tanrısı RABbe övgüler olsun!
Bütün halk, “Amin!” desin.
RABbe övgüler olsun!

105. Mezmur

RABbe şükredin, Onu adıyla çağırın,
Halklara duyurun yaptıklarını!
Onu ezgilerle, ilahilerle övün,
Bütün harikalarını anlatın!
Kutsal adıyla övünün,
Sevinsin RABbe yönelenler!
RABbe ve Onun gücüne bakın,
Durmadan Onun yüzünü arayın!
Ey sizler, kulu İbrahimin soyu,
Seçtiği Yakupoğulları,
Onun yaptığı harikaları,
Olağanüstü işlerini
Ve ağzından çıkan yargıları anımsayın!
Tanrımız RAB Odur,
Yargıları bütün yeryüzünü kapsar.
O antlaşmasını,
Bin kuşak için verdiği sözü,
İbrahimle yaptığı antlaşmayı,
İshak için içtiği andı sonsuza dek anımsar.
“Hakkınıza düşen mülk olarak
Kenan ülkesini size vereceğim” diyerek,
Bunu Yakup için bir kural,
İsraille sonsuza dek geçerli bir antlaşma yaptı.
O zaman bir avuç insandılar,
Sayıca az ve ülkeye yabancıydılar.
Bir ulustan öbürüne,
Bir ülkeden ötekine dolaşıp durdular.
RAB kimsenin onları ezmesine izin vermedi,
Onlar için kralları bile payladı:
“Meshettiklerime dokunmayın,
Peygamberlerime kötülük etmeyin!” dedi.
Ülkeye kıtlık gönderdi,
Bütün yiyeceklerini yok etti.
Önlerinden bir adam göndermişti,
Köle olarak satılan Yusuftu bu.
Zincir vurup incittiler ayaklarını,
Demir halka geçirdiler boynuna,
Söyledikleri gerçekleşinceye dek,
RABbin sözü onu sınadı.
Kral adam gönderip Yusufu salıverdi,
Halklara egemen olan onu özgür kıldı.
Onu kendi sarayının efendisi,
Bütün varlığının sorumlusu yaptı;
Önderlerini istediği gibi eğitsin,
İleri gelenlerine akıl versin diye.
O zaman İsrail Mısıra gitti,
Yakup Ham ülkesine yerleşti.
RAB halkını alabildiğine çoğalttı,
Düşmanlarından sayıca artırdı onları.
Sonunda tutumunu değiştirdi düşmanlarının:
Halkından tiksindiler,
Kullarına kurnazca davrandılar.
Kulu Musayı,
Seçtiği Harunu gönderdi aralarına.
Onlar gösterdiler RABbin belirtilerini,
Ham ülkesinde şaşılası işlerini.
Karanlık gönderip ülkeyi karanlığa bürüdü RAB,
Çünkü Mısırlılar Onun sözlerine karşı gelmişti.
Kana çevirdi sularını,
Öldürdü balıklarını.
Ülkede kurbağalar kaynaştı
Krallarının odalarına kadar.
RAB buyurunca sinek sürüleri,
Sivrisinekler üşüştü ülkenin her yanına.
Dolu yağdırdı yağmur yerine,
Şimşekler çaktırdı ülkelerinde.
Bağlarını, incir ağaçlarını vurdu,
Parçaladı ülkenin ağaçlarını.
O buyurunca çekirgeler,
Sayısız yavrular kaynadı.
Ülkenin bütün bitkilerini yediler,
Toprağın ürününü yiyip bitirdiler.
RAB ülkede ilk doğanların hepsini,
İlk çocuklarını öldürdü.
İsraillileri ülkeden altın ve gümüşle çıkardı,
Oymaklarından tek kişi bile tökezlemedi.
Onlar gidince Mısır sevindi,
Çünkü İsrail korkusu çökmüştü Mısırın üzerine.
RAB bulutu bir örtü gibi yaydı üzerlerine,
Gece ateş verdi yollarını aydınlatsın diye.
İstediler, bıldırcın gönderdi,
Göksel ekmekle doyurdu karınlarını.
Kayayı yardı, sular fışkırdı,
Çorak topraklarda bir ırmak gibi aktı.
Çünkü kutsal sözünü,
Kulu İbrahime verdiği sözü anımsadı.
Halkını sevinç içinde,
Seçtiklerini sevinç çığlıklarıyla ülkeden çıkardı.
Ulusların topraklarını verdi onlara.
Halkların emeğini miras aldılar;
Kurallarını yerine getirsinler,
Yasalarına uysunlar diye.
RABbe övgüler sunun!

104. Mezmur

RABbe övgüler sun, ey gönlüm!
Ya RAB Tanrım, ne ulusun!
Görkem ve yücelik kuşanmışsın,
Bir kaftana bürünür gibi ışığa bürünmüşsün.
Gökleri bir çadır gibi geren,
Evini yukarıdaki sular üzerine kuran,
Bulutları kendine savaş arabası yapan,
Rüzgarın kanatları üzerinde gezen,
Rüzgarları kendine haberci,
Yıldırımları hizmetkar eden sensin.
Yeryüzünü temeller üzerine kurdun,
Asla sarsılmasın diye.
Engini ona bir giysi gibi giydirdin,
Sular dağların üzerinde durdu.
Sen kükreyince sular kaçtı,
Göğü gürletince hemen çekildi.
Dağları aşıp derelere aktı,
Onlar için belirlediğin yerlere doğru.
Bir sınır koydun önlerine,
Geçmesinler, gelip yeryüzünü bir daha kaplamasınlar diye.
Vadilerde fışkırttığın pınarlar,
Dağların arasından akar.
Bütün kır hayvanlarını suvarır,
Yaban eşeklerinin susuzluğunu giderirler.
Kuşlar yanlarında yuva kurar,
Dalların arasında ötüşürler.
Gökteki evinden dağları sularsın,
Yeryüzü işlerinin meyvesine doyar.
Hayvanlar için ot,
İnsanların yararı için bitkiler yetiştirirsin;
İnsanlar ekmeğini topraktan çıkarsın diye,
Yüreklerini sevindiren şarabı,
Yüzlerini güldüren zeytinyağını,
Güçlerini artıran ekmeği hep sen verirsin.
RABbin ağaçları,
Kendi diktiği Lübnan sedirleri suya doyar.
Kuşlar orada yuva yapar,
Leyleğin evi ise çamlardadır.
Yüksek dağlar dağ keçilerinin uğrağı,
Kayalar kaya tavşanlarının sığınağıdır.
Mevsimleri göstersin diye ayı,
Batacağı zamanı bilen güneşi yarattın.
Karartırsın ortalığı, gece olur,
Başlar kıpırdamaya orman hayvanları.
Genç aslan av peşinde kükrer,
Tanrıdan yiyecek ister.
Güneş doğunca
İnlerine çekilir, yatarlar.
İnsan işine gider,
Akşama dek çalışmak için.
Ya RAB, ne çok eserin var!
Hepsini bilgece yaptın;
Yeryüzü yarattıklarınla dolu.
İşte uçsuz bucaksız denizler,
İçinde kaynaşan sayısız canlılar,
Büyük küçük yaratıklar.
Orada gemiler dolaşır,
İçinde oynaşsın diye yarattığın Livyatan da orada.
Hepsi seni bekliyor,
Yiyeceklerini zamanında veresin diye.
Sen verince onlar toplar,
Sen elini açınca onlar iyiliğe doyar.
Yüzünü gizleyince dehşete kapılırlar,
Soluklarını kesince ölüp toprak olurlar.
Ruhunu gönderince var olurlar,
Yeryüzüne yeni yaşam verirsin.
RABbin görkemi sonsuza dek sürsün!
Sevinsin RAB yaptıklarıyla!
O bakınca yeryüzü titrer,
O dokununca dağlar tüter.
Ömrümce RABbe ezgiler söyleyecek,
Var oldukça Tanrımı ilahilerle öveceğim.
Düşüncem Ona hoş görünsün,
Sevincim RAB olsun!
Tükensin dünyadaki günahlılar,
Yok olsun artık kötüler!
RABbe övgüler sun, ey gönlüm!
RABbe övgüler sunun!

103. Mezmur

RABbe övgüler sun, ey gönlüm!
Onun kutsal adına övgüler sun, ey bütün varlığım!
RABbe övgüler sun, ey canım!
İyiliklerinin hiçbirini unutma!
Bütün suçlarını bağışlayan,
Bütün hastalıklarını iyileştiren,
Canını ölüm çukurundan kurtaran,
Sana sevgi ve sevecenlik tacı giydiren,
Yaşam boyu seni iyiliklerle doyuran Odur,
Bu nedenle gençliğin kartalınki gibi tazelenir.
RAB bütün düşkünlere
Hak ve adalet sağlar.
Kendi yöntemlerini Musaya,
İşlerini İsraillilere açıkladı.
RAB sevecen ve lütfedendir,
Tez öfkelenmez, sevgisi engindir.
Sürekli suçlamaz,
Öfkesini sonsuza dek sürdürmez.
Bize günahlarımıza göre davranmaz,
Suçlarımızın karşılığını vermez.
Çünkü gökler yeryüzünden ne kadar yüksekse,
Kendisinden korkanlara karşı sevgisi de o kadar büyüktür.
Doğu batıdan ne kadar uzaksa,
O kadar uzaklaştırdı bizden isyanlarımızı.
Bir baba çocuklarına nasıl sevecen davranırsa,
RAB de kendisinden korkanlara öyle sevecen davranır.
Çünkü mayamızı bilir,
Toprak olduğumuzu anımsar.
İnsana gelince, ota benzer ömrü,
Kır çiçeği gibi serpilir;
Rüzgar üzerine esince yok olur gider,
Bulunduğu yer onu tanımaz.
Ama RAB kendisinden korkanları sonsuza dek sever,
Antlaşmasına uyan
Ve buyruklarına uymayı anımsayan soylarına adil davranır.
RAB tahtını göklere kurmuştur,
Onun egemenliği her yeri kapsar.
RABbe övgüler sunun, ey sizler, Onun melekleri,
Onun sözünü dinleyen,
Söylediklerini yerine getiren güç sahipleri!
RABbe övgüler sunun, ey sizler,
Onun bütün göksel orduları,
İsteğini yerine getiren kulları!
RABbe övgüler sunun,
Ey Onun egemen olduğu yerlerdeki bütün yaratıklar!
RABbe övgüler sun, ey gönlüm!

102. Mezmur

Ya RAB, duamı işit,
Yakarışım sana erişsin.
Sıkıntılı günümde yüzünü benden gizleme,
Kulak ver sesime,
Seslenince yanıt ver bana hemen.
Çünkü günlerim duman gibi yok oluyor,
Kemiklerim ateş gibi yanıyor.
Yüreğim kırgın yemiş ot gibi kurudu,
Ekmek yemeyi bile unuttum.
Bir deri bir kemiğe döndüm
Acı acı inlemekten.
Issız yerlerdeki ishakkuşunu andırıyorum,
Viranelerdeki kukumav gibiyim.
Gözüme uyku girmiyor,
Damda yalnız kalmış bir kuş gibiyim.
Düşmanlarım bütün gün bana hakaret ediyor,
Bana dil uzatanlar adımı lanet için kullanıyor.
Kızıp öfkelendiğin için
Külü ekmek gibi yiyor,
İçeceğime gözyaşı katıyorum.
Beni kaldırıp bir yana attın.
Günlerim akşam uzayan gölge gibi yitmekte,
Ot gibi sararmaktayım.
Ama sen, sonsuza dek tahtında oturursun, ya RAB,
Ünün kuşaklar boyu sürer.
Kalkıp Siyona sevecenlik göstereceksin,
Çünkü onu kayırmanın zamanıdır, beklenen zaman geldi.
Kulların onun taşlarından hoşlanır,
Tozunu bile severler.
Uluslar RABbin adından,
Yeryüzü kralları görkeminden korkacak.
Çünkü RAB Siyonu yeniden kuracak,
Görkem içinde görünecek.
Yoksulların duasına kulak verecek,
Yalvarışlarını asla hor görmeyecek.
Bunlar gelecek kuşak için yazılsın,
Öyle ki, henüz doğmamış insanlar
RABbe övgüler sunsun.
RAB yücelerdeki kutsal katından aşağı baktı,
Göklerden yeryüzünü gözetledi,
Tutsakların iniltisini duymak,
Ölüm mahkumlarını kurtarmak için.
Böylece halklar ve krallıklar
RABbe tapınmak için toplanınca,
Onun adı Siyonda,
Övgüsü Yeruşalimde duyurulacak.
RAB gücümü kırdı yaşam yolunda,
Ömrümü kısalttı.
“Ey Tanrım, ömrümün ortasında canımı alma!” dedim.
“Senin yılların kuşaklar boyu sürer!
“Çok önceden attın dünyanın temellerini,
Gökler de senin ellerinin yapıtıdır.
Onlar yok olacak, ama sen kalıcısın.
Hepsi bir giysi gibi eskiyecek.
Onları bir kaftan gibi değiştireceksin,
Geçip gidecekler.
Ama sen hep aynısın,
Yılların tükenmeyecek.
Gözetiminde yaşayacak kullarının çocukları,
Senin önünde duracak soyları.”

101. Mezmur

Sevgini ve adaletini ezgilerle anacağım,
Seni ilahilerle öveceğim, ya RAB.
Dürüst davranmaya özen göstereceğim,
Ne zaman geleceksin bana?
Temiz bir yaşam süreceğim evimde,
Önümde alçaklığa izin vermeyeceğim.
Tiksinirim döneklerin işinden,
Etkilemez beni.
Uzak olsun benden sapıklık,
Tanımak istemem kötülüğü.
Yok ederim dostunu gizlice çekiştireni,
Katlanamam tepeden bakan, gururlu insana.
Gözüm ülkenin sadık insanları üzerinde olacak,
Yanımda oturmalarını isterim;
Bana dürüst yaşayan kişi hizmet edecek.
Hilekar evimde oturmayacak,
Yalan söyleyen gözümün önünde durmayacak.
Her sabah ülkedeki kötüleri yok ederek
Bütün haksızları RABbin kentinden söküp atacağım.

100. Mezmur

Ey bütün dünya, RABbe sevinç çığlıkları yükseltin!
Ona neşeyle kulluk edin,
Sevinç ezgileriyle çıkın huzuruna!
Bilin ki RAB Tanrıdır.
Bizi yaratan Odur, biz de Onunuz,
Onun halkı, otlağının koyunlarıyız.
Kapılarına şükranla,
Avlularına övgüyle girin!
Şükredin Ona, adına övgüler sunun!
Çünkü RAB iyidir,
Sevgisi sonsuzdur.
Sadakati kuşaklar boyunca sürer.

99. Mezmur

RAB egemenlik sürüyor, titresin halklar!
Keruvlar arasında tahtına oturmuş,
Sarsılsın yeryüzü!
RAB Siyonda uludur,
Yücedir O, bütün halklara egemendir.
Övsünler büyük, müthiş adını!
O kutsaldır.
Ey adaleti seven güçlü kral,
Eşitliği sen sağladın,
Yakup soyunda doğru ve adil olanı sen yaptın.
Yüceltin Tanrımız RABbi,
Ayaklarının taburesi önünde tapının!
O kutsaldır.
Musayla Harun Onun kahinlerindendi,
Samuel de Onu adıyla çağıranlar arasındaydı.
RABbe seslenirlerdi,
O da yanıtlardı.
Bulut sütunu içinden onlarla konuştu,
Uydular Onun buyruklarına,
Kendilerine verdiği kurallara.
Ya RAB Tanrımız, yanıt verdin onlara;
Bağışlayıcı bir Tanrı oldun,
Ama yaptıkları kötülüğü cezasız bırakmadın.
Tanrımız RABbi yüceltin,
Tapının Ona kutsal dağında!
Çünkü Tanrımız RAB kutsaldır.

98. Mezmur

Yeni bir ezgi söyleyin RABbe.
Çünkü harikalar yaptı,
Zaferler kazandı sağ eli ve kutsal koluyla.
RAB ulusların gözü önüne serdi kurtarışını,
Zaferini bildirdi.
İsrail halkına sevgisini,
Sadakatini anımsadı;
Tanrımızın zaferini gördü dünyanın dört bucağı.
Sevinç çığlıkları yükseltin RABbe, ey yeryüzündekiler!
Sevinç ilahileriyle yeri göğü çınlatın!
Lirle ezgiler sunun RABbe,
Lir ve müzik eşliğinde!
Boru ve borazan eşliğinde
Sevinç çığlıkları atın Kral olan RABbin önünde.
Gürlesin deniz ve içindekiler,
Gürlesin yeryüzü ve üzerindekiler.
El çırpsın ırmaklar,
Sevinçle haykırsın dağlar
RABbin önünde!
Çünkü O geliyor
Yeryüzünü yönetmeye.
Dünyayı adaletle,
Halkları doğrulukla yönetecek.

97. Mezmur

RAB egemenlik sürüyor, coşsun yeryüzü,
Bütün kıyı halkları sevinsin!
Bulut ve zifiri karanlık sarmış çevresini,
Doğruluk ve adalettir tahtının temeli.
Ateş yürüyor Onun önünde,
Düşmanlarını yakıyor çevrede.
Şimşekleri dünyayı aydınlatır,
Yeryüzü görüp titrer.
Dağlar balmumu gibi erir,
RABbin, bütün yeryüzünün Rabbi önünde.
Gökler Onun doğruluğunu duyurur,
Bütün halklar görkemini görür.
Utansın puta tapanlar,
Değersiz putlarla övünenler!
RABbe tapın, ey bütün ilahlar!
Siyon seviniyor yargılarını duyunca, ya RAB,
Yahuda kentleri coşuyor.
Çünkü sensin, ya RAB, bütün yeryüzünün en yücesi,
Bütün ilahların üstündesin, çok ulusun.
Ey sizler, RABbi sevenler, kötülükten tiksinin.
O sadık kullarının canını korur,
Onları kötülerin elinden kurtarır.
Doğrulara ışık,
Temiz yüreklilere sevinç saçar.
Ey doğrular, RABde sevinç bulun,
Kutsallığını anarak Ona şükredin!

96. Mezmur

Yeni bir ezgi söyleyin RABbe!
Ey bütün dünya, RABbe ezgiler söyleyin!
Ezgi söyleyin, RABbin adını övün,
Her gün duyurun kurtarışını!
Görkemini uluslara,
Harikalarını bütün halklara anlatın!
Çünkü RAB uludur, yalnız O övgüye değer,
İlahlardan çok Ondan korkulur.
Halkların bütün ilahları bir hiçtir,
Oysa gökleri yaratan RABdir.
Yücelik, ululuk Onun huzurundadır,
Güç ve güzellik Onun tapınağındadır.
Ey bütün halklar, RABbi övün,
RABbin gücünü, yüceliğini övün,
RABbin görkemini adına yaraşır biçimde övün,
Sunular getirip avlularına girin!
Kutsal giysiler içinde RABbe tapının!
Titreyin Onun önünde, ey bütün yeryüzündekiler!
Uluslara, “RAB egemenlik sürüyor” deyin.
Dünya sağlam kurulmuş, sarsılmaz.
O halkları adaletle yargılar.
Sevinsin gökler, coşsun yeryüzü!
Gürlesin deniz içindekilerle birlikte!
Bayram etsin kırlar ve üzerindekiler!
O zaman RABbin önünde bütün orman ağaçları
Sevinçle haykıracak.
Çünkü O geliyor!
Yeryüzünü yargılamaya geliyor.
Dünyayı adaletle,
Halkları kendi gerçeğiyle yönetecek.

95. Mezmur

Gelin, RABbe sevinçle haykıralım,
Bizi kurtaran kayaya sevinç çığlıkları atalım,
Şükranla huzuruna çıkalım,
Ona sevinç ilahileri yükseltelim!
Çünkü RAB ulu Tanrıdır,
Bütün ilahların üstünde ulu kraldır.
Yerin derinlikleri Onun elindedir,
Dağların dorukları da Onun.
Deniz Onundur, çünkü O yarattı,
Karaya da Onun elleri biçim verdi.
Gelin, tapınalım, eğilelim,
Bizi yaratan RABbin önünde diz çökelim.
Çünkü O Tanrımızdır,
Bizse Onun otlağının halkı,
Elinin altındaki koyunlarız.
Bugün sesini duyarsanız,
Merivada, o gün çölde, Massada olduğu gibi,
Yüreklerinizi nasırlaştırmayın.
Yaptıklarımı görmelerine karşın,
Atalarınız orada beni sınayıp denediler.
Kırk yıl o kuşaktan hep iğrendim,
“Yüreği kötü yola sapan bir halktır” dedim,
“Yollarımı bilmiyorlar.”
Bu yüzden öfkeyle ant içtim:
“Huzur diyarıma asla girmeyecekler!”

94. Mezmur

Ya RAB, öç alıcı Tanrı,
Saç ışığını, ey öç alıcı Tanrı!
Kalk, ey yeryüzünün yargıcı,
Küstahlara hak ettikleri cezayı ver!
Kötüler ne zamana dek, ya RAB,
Ne zamana dek sevinip coşacak?
Ağızlarından küstahlık dökülüyor,
Suç işleyen herkes övünüyor.
Halkını eziyorlar, ya RAB,
Kendi halkına eziyet ediyorlar.
Dulu, garibi boğazlıyor,
Öksüzleri öldürüyorlar.
“RAB görmez” diyorlar,
“Yakupun Tanrısı dikkat etmez.”
Ey halkın içindeki budalalar, dikkat edin;
Ey aptallar, ne zaman akıllanacaksınız?
Kulağı yaratan işitmez mi?
Göze biçim veren görmez mi?
Ulusları yola getiren yargılamaz mı?
İnsanı eğiten bilmez mi?
RAB insanın düşüncelerinin
Boş olduğunu bilir.
Ne mutlu, ya RAB, yola getirdiğin,
Yasanı öğrettiğin insana!
Kötüler için çukur kazılıncaya dek,
Onu sıkıntılı günlerden kurtarıp rahatlatırsın.
Çünkü RAB halkını reddetmez,
Kendi halkını terk etmez.
Adalet yine doğruluk üzerine kurulacak,
Yüreği temiz olan herkes ona uyacak.
Kötülere karşı beni kim savunacak?
Kim benim için suçlulara karşı duracak?
RAB yardımcım olmasaydı,
Şimdiye dek sessizlik diyarına göçmüştüm bile.
“Ayağım kayıyor” dediğimde,
Sevgin ayakta tutar beni, ya RAB.
Kaygılar içimi sarınca,
Senin avutmaların gönlümü sevindirir.
Yasaya dayanarak haksızlık yapan koltuk sahibi
Seninle bağdaşır mı?
Onlar doğruya karşı birleşiyor,
Suçsuzu ölüme mahkum ediyorlar.
Ama RAB bana kale oldu,
Tanrım sığındığım kaya oldu.
Tanrımız RAB yaptıkları kötülüğü
Kendi başlarına getirecek,
Kötülükleri yüzünden köklerini kurutacak,
Evet, köklerini kurutacak.

93. Mezmur

RAB egemenlik sürüyor, görkeme bürünmüş,
Kudret giyinip kuşanmış.
Dünya sağlam kurulmuş, sarsılmaz.
Ya RAB, tahtın öteden beri kurulmuş,
Varlığın öncesizliğe uzanır.
Denizler gürlüyor, ya RAB,
Denizler gümbür gümbür gürlüyor,
Denizler dalgalarını çınlatıyor.
Yücelerdeki RAB engin suların gürleyişinden,
Denizlerin azgın dalgalarından
Daha güçlüdür.
Koşulların hep geçerlidir;
Tapınağına kutsallık yaraşır
Sonsuza dek, ya RAB.

92. Mezmur

Ya RAB, sana şükretmek,
Ey Yüceler Yücesi, adını ilahilerle övmek,
Sabah sevgini,
Gece sadakatini,
On telli sazla, çenk ve lirle duyurmak ne güzel!
Çünkü yaptıklarınla beni sevindirdin, ya RAB,
Ellerinin işi karşısında sevinç ilahileri okuyorum.
Yaptıkların ne büyüktür, ya RAB,
Düşüncelerin ne derin!
Aptal insan bilemez,
Budala akıl erdiremez:
Kötüler mantar gibi bitse,
Suçlular pıtrak gibi açsa bile,
Bu onların sonsuza dek yok oluşu demektir.
Ama sen sonsuza dek yücesin, ya RAB.
Ya RAB, düşmanların kesinlikle,
Evet, kesinlikle yok olacak,
Suç işleyen herkes dağılacak.
Beni yaban öküzü kadar güçlü kıldın,
Taze zeytinyağını başıma döktün.
Gözlerim düşmanlarımın bozgununu gördü,
Kulaklarım bana saldıran kötülerin sonunu duydu.
Doğru insan hurma ağacı gibi serpilip gelişecek,
Lübnan sediri gibi yükselecek.
RABbin evinde dikilmiş olarak
Tanrımızın avlularında serpilip büyüyecek.
Böyleleri yaşlanınca da meyve verecek,
Taptaze ve yeşil kalacaklar.
“RAB doğrudur! Kayamdır benim!
Onda haksızlık bulunmaz!” diye duyuracaklar.

91. Mezmur

Yüceler Yücesinin barınağında oturan,
Her Şeye Gücü Yetenin gölgesinde barınır.
“O benim sığınağım, kalemdir” derim RAB için,
“Tanrımdır, Ona güvenirim.”
Çünkü O seni avcı tuzağından,
Ölümcül hastalıktan kurtarır.
Seni kanatlarının altına alır,
Onların altına sığınırsın.
Onun sadakati senin kalkanın, siperin olur.
Ne gecenin dehşetinden korkarsın,
Ne gündüz uçan oktan,
Ne karanlıkta dolaşan hastalıktan,
Ne de öğleyin yok eden kırgından.
Yanında bin kişi,
Sağında on bin kişi kırılsa bile,
Sana dokunmaz.
Sen yalnız kendi gözlerinle seyredecek,
Kötülerin cezasını göreceksin.
Sen RABbi kendine sığınak,
Yüceler Yücesini konut edindiğin için,
Başına kötülük gelmeyecek,
Çadırına felaket yaklaşmayacak.
Çünkü Tanrı meleklerine buyruk verecek,
Gideceğin her yerde seni korusunlar diye.
Elleri üzerinde taşıyacaklar seni,
Ayağın bir taşa çarpmasın diye.
Aslanın, kobranın üzerine basıp geçeceksin,
Genç aslanı, yılanı çiğneyeceksin.
“Beni sevdiği için
Onu kurtaracağım” diyor RAB,
“Beni iyi tanıdığı için
Ona kale olacağım.
Bana seslenince onu yanıtlayacağım,
Sıkıntıda onun yanında olacağım,
Kurtarıp yücelteceğim onu.
Onu uzun ömürle doyuracak,
Ona kurtarışımı göstereceğim.”

90. Mezmur

Ya Rab, barınak oldun bize
Kuşaklar boyunca.
Dağlar var olmadan,
Daha evreni ve dünyayı yaratmadan,
Öncesizlikten sonsuzluğa dek Tanrı sensin.
İnsanı toprağa döndürürsün,
“Ey insanoğulları, toprağa dönün!” diyerek.
Çünkü senin gözünde bin yıl
Geçmiş bir gün, dün gibi,
Bir gece nöbeti gibidir.
İnsanları bir düş gibi siler, süpürürsün,
Sabah biten ot misali:
Sabah filizlenir, büyür,
Akşam solar, kurur.
Eriyip bitiyoruz senin öfkenden,
Kızgınlığından dehşete düşüyoruz.
Suçlarımızı önüne,
Gizli günahlarımızı yüzünün ışığına çıkardın.
Gazabından kısalıyor günlerimiz,
Bir soluk gibi tükeniyor yıllarımız.
Ömrümüz yetmiş yıl sürüyor,
Bilemedin seksen, o da sağlıklıysak;
En güzel yıllar da zahmetle, kederle geçiyor,
Çabucak bitiyor, uçup gidiyoruz.
Kim bilir gazabının gücünü?
Çünkü öfken sana duyulan korku kadar güçlüdür.
Bu yüzden günlerimizi saymayı bize öğret ki,
Bilgelik kazanalım.
Vazgeç, ya RAB! Öfken ne zamana dek sürecek?
Acı kullarına!
Sabah bizi sevginle doyur,
Ömrümüz boyunca sevinçle haykıralım.
Kaç gün bizi sıkıntıya soktunsa,
Kaç yıl çile çektirdinse,
O kadar sevindir bizi.
Yaptıkların kullarına,
Görkemin onların çocuklarına görünsün.
Tanrımız Rab bizden hoşnut kalsın.
Ellerimizin emeğini boşa çıkarma.
Evet, ellerimizin emeğini boşa çıkarma.

89. Mezmur

RABbin sevgisini sonsuza dek ezgilerle öveceğim,
Sadakatini bütün kuşaklara bildireceğim.
Sevgin sonsuza dek ayakta kalır diyeceğim,
Sadakatini gökler kadar kalıcı kıldın.
Dedin ki, “Seçtiğim adamla antlaşma yaptım,
Kulum Davuta şöyle ant içtim:
Soyunu sonsuza dek sürdüreceğim,
Tahtını kuşaklar boyunca sürekli kılacağım. ” Sela
Ya RAB, gökler över harikalarını,
Kutsallar topluluğunda övülür sadakatin.
Çünkü göklerde RABbe kim eş koşulur?
Kim benzer RABbe ilahi varlıklar arasında?
Kutsallar topluluğunda Tanrı korku uyandırır,
Çevresindekilerin hepsinden ulu ve müthiştir.
Ya RAB, Her Şeye Egemen Tanrı,
Senin gibi güçlü RAB var mı?
Sadakatin çevreni sarar.
Sen kudurmuş denizler üzerinde egemenlik sürer,
Dalgalar kabardıkça onları dindirirsin.
Sen Rahavı leş ezer gibi ezdin,
Güçlü kolunla düşmanlarını dağıttın.
Gökler senindir, yeryüzü de senin;
Dünyanın ve içindeki her şeyin temelini sen attın.
Kuzeyi, güneyi sen yarattın,
Tavor ve Hermon dağları
Sana sevincini dile getiriyor.
Kolun güçlüdür,
Elin kudretli, sağ elin yüce.
Tahtın adalet ve doğruluk üzerine kurulu,
Sevgi ve sadakat önünsıra gider.
Ne mutlu sevinç çığlıkları atmasını bilen halka, ya RAB!
Yüzünün ışığında yürürler.
Gün boyu senin adınla sevinir,
Doğruluğunla yücelirler.
Çünkü sen onların gücü ve yüceliğisin,
Lütfun sayesinde gücümüz artar.
Kalkanımız RABbe,
Kralımız İsrailin Kutsalına aittir.
Geçmişte bir görüm aracılığıyla,
Sadık kullarına şöyle dedin:
“Bir yiğide yardım ettim,
Halkın içinden bir genci yükselttim.
Kulum Davutu buldum,
Kutsal yağımla onu meshettim.
Elim ona destek olacak,
Kolum güç verecek.
Düşman onu haraca bağlayamayacak,
Kötüler onu ezmeyecek.
Düşmanlarını onun önünde kıracağım,
Ondan nefret edenleri vuracağım.
Sadakatim, sevgim ona destek olacak,
Benim adımla gücü yükselecek.
Sağ elini denizin,
Irmakların üzerine egemen kılacağım.
Babam sensin diye seslenecek bana,
Tanrım, kurtuluşumun kayası.
Ben de onu ilk oğlum,
Dünyadaki kralların en yücesi kılacağım.
Sonsuza dek ona sevgi göstereceğim,
Onunla yaptığım antlaşma hiç bozulmayacak.
Soyunu sonsuza dek,
Tahtını gökler durduğu sürece sürdüreceğim.
“Çocukları yasamdan ayrılır,
İlkelerime göre yaşamazsa;
Kurallarımı bozar,
Buyruklarıma uymazsa,
İsyanlarını sopayla,
Suçlarını dayakla cezalandıracağım.
Ama onu sevmekten vazgeçmeyecek,
Sadakatime sırt çevirmeyeceğim.
Antlaşmamı bozmayacak,
Ağzımdan çıkan sözü değiştirmeyeceğim.
Bir kez kutsallığım üstüne ant içtim,
Davuta yalan söylemeyeceğim.
Onun soyu sonsuza dek sürecek,
Tahtı karşımda güneş gibi duracak,
Göklerde güvenilir bir tanık olan ay gibi
Sonsuza dek kalacak.” Sela
Ama sen reddettin, sırt çevirdin,
Çok öfkelendin meshettiğin krala.
Kulunla yaptığın antlaşmadan vazgeçtin,
Onun tacını yere atıp kirlettin.
Yıktın bütün surlarını,
Viran ettin kalelerini.
Yoldan geçen herkes onu yağmaladı,
Yüzkarası oldu komşularına.
Hasımlarının sağ elini onun üstüne kaldırdın,
Bütün düşmanlarını sevindirdin.
Kılıcının ağzını başka yöne çevirdin,
Savaşta ona yan çıkmadın.
Görkemine son verdin,
Tahtını yere çaldın.
Gençlik günlerini kısalttın,
Onu utanca boğdun. Sela
Ne zamana dek, ya RAB?
Sonsuza dek mi gizleneceksin?
Ne zamana dek öfken alev alev yanacak?
Anımsa ömrümün ne çabuk geçtiğini,
Ne boş yaratmışsın insanoğlunu!
Var mı yaşayıp da ölümü görmeyen,
Ölüler diyarının pençesinden canını kurtaran? Sela
Ya Rab, nerede o eski sevgin?
Davuta göstereceğine ant içtiğin o sadık sevgin!
Anımsa, ya Rab, kullarının nasıl rezil olduğunu,
Bütün halkların hakaretini bağrımda nasıl taşıdığımı,
Düşmanlarının hakaretini, ya RAB,
Meshettiğin kralın attığı adıma edilen hakaretleri.
Sonsuza dek övgüler olsun RABbe!
Amin! Amin!

88. Mezmur

Ya RAB, beni kurtaran Tanrı,
Gece gündüz sana yakarıyorum.
Duam sana erişsin,
Kulak ver yakarışıma.
Çünkü sıkıntıya doydum,
Canım ölüler diyarına yaklaştı.
Ölüm çukuruna inenler arasında sayılıyorum,
Tükenmiş gibiyim;
Ölüler arasına atılmış,
Artık anımsamadığın,
İlginden yoksun,
Mezarda yatan cesetler gibiyim.
Beni çukurun dibine,
Karanlıklara, derinliklere attın.
Öfken üzerime çöktü,
Dalga dalga kızgınlığınla beni ezdin. Sela
Yakınlarımı benden uzaklaştırdın,
İğrenç kıldın beni gözlerinde.
Kapalı kaldım, çıkamıyorum.
Üzüntüden gözlerimin feri sönüyor,
Her gün sana yakarıyorum, ya RAB,
Ellerimi sana açıyorum.
Harikalarını ölülere mi göstereceksin?
Ölüler mi kalkıp seni övecek? Sela
Sevgin mezarda,
Sadakatin yıkım diyarında duyurulur mu?
Karanlıklarda harikaların,
Unutulmuşluk diyarında doğruluğun bilinir mi?
Ama ben, ya RAB, yardıma çağırıyorum seni,
Sabah duam sana varıyor.
Niçin beni reddediyorsun, ya RAB,
Neden yüzünü benden gizliyorsun?
Düşkünüm, gençliğimden beri ölümle burun burunayım,
Dehşetlerinin altında tükendim.
Şiddetli gazabın üzerimden geçti,
Saçtığın dehşet beni yedi bitirdi.
Bütün gün su gibi kuşattılar beni,
Çevremi tümüyle sardılar.
Eşi dostu benden uzaklaştırdın,
Tek dostum karanlık kaldı.

87. Mezmur

RAB Siyonu kutsal dağlar üzerine kurdu.
Siyonun kapılarını
Yakup soyunun bütün konutlarından daha çok sever.
Ey Tanrı kenti, senin için ne yüce sözler söylenir: Sela
“Beni tanıyanlar arasında
Rahav ve Babili anacağım,
Filisti, Suru, Kuşu da;
Bu da Siyonda doğdu diyeceğim.”
Evet, Siyon için şöyle denecek:
“Şu da orada doğmuş, bu da,
Yüceler Yücesi onu sarsılmaz kılacak.”
RAB halkları kaydederken,
“Bu da Siyonda doğmuş” diye yazacak. Sela
Okuyucular, kavalcılar,
“Bütün kaynaklarım sendedir!” diyecek.

86. Mezmur

Kulak ver, ya RAB, yanıtla beni,
Çünkü mazlum ve yoksulum.
Koru canımı, çünkü senin sadık kulunum.
Ey Tanrım, kurtar sana güvenen kulunu!
Acı bana, ya Rab,
Çünkü gün boyu sana yakarıyorum.
Sevindir kulunu, ya Rab,
Çünkü dualarımı sana yükseltiyorum.
Sen iyi ve bağışlayıcısın, ya Rab,
Sana yakaran herkese bol sevgi gösterirsin.
Kulak ver duama, ya RAB,
Yalvarışlarımı dikkate al!
Sıkıntılı günümde sana yakarırım,
Çünkü yanıtlarsın beni.
İlahlar arasında senin gibisi yok, ya Rab,
Eşsizdir işlerin.
Yarattığın bütün uluslar gelip
Sana tapınacaklar, ya Rab,
Adını yüceltecekler.
Çünkü sen ulusun, harikalar yaratırsın,
Tek Tanrı sensin.
Ya RAB, yolunu bana öğret,
Senin gerçeğine göre yürüyeyim,
Kararlı kıl beni, yalnız senin adından korkayım.
Ya Rab Tanrım, bütün yüreğimle sana şükredeceğim,
Adını sonsuza dek yücelteceğim.
Çünkü bana sevgin büyüktür,
Canımı ölüler diyarının derinliklerinden sen kurtardın.
Ey Tanrı, küstahlar bana saldırıyor,
Zorbalar sürüsü, sana aldırmayanlar
Canımı almak istiyor,
Oysa sen, ya Rab,
Sevecen, lütfeden, tez öfkelenmeyen,
Sevgisi ve sadakati bol bir Tanrısın.
Yönel bana, acı halime,
Kuluna kendi gücünü ver,
Kurtar hizmetçinin oğlunu.
İyiliğinin bir belirtisini göster bana;
Benden nefret edenler görüp utansın;
Çünkü sen, ya RAB, bana yardım ettin,
Beni avuttun.

85. Mezmur

Ya RAB, ülkenden hoşnut kaldın,
Yakup soyunu eski gönencine kavuşturdun.
Halkının suçlarını bağışladın,
Bütün günahlarını yok saydın. Sela
Bütün gazabını bir yana koydun,
Kızgın öfkenden vazgeçtin.
Ey bizi kurtaran Tanrı, bizi eski halimize getir,
Bize karşı öfkeni dindir!
Sonsuza dek mi öfkeleneceksin bize?
Kuşaktan kuşağa mı sürdüreceksin öfkeni?
Halkın sende sevinç bulsun diye
Bize yeniden yaşam vermeyecek misin?
Ya RAB, sevgini göster bize,
Kurtarışını bağışla!
Kulak vereceğim RAB Tanrının ne diyeceğine;
Halkına, sadık kullarına esenlik sözü verecek,
Yeter ki, bir daha akılsızlık etmesinler.
Evet, O kendisinden korkanları kurtarmak üzeredir,
Görkemi ülkemizde yaşasın diye.
Sevgiyle sadakat buluşacak,
Doğrulukla esenlik öpüşecek.
Sadakat yerden bitecek,
Doğruluk gökten bakacak.
Ve RAB iyi olan neyse, onu verecek,
Toprağımızdan ürün fışkıracak.
Doğruluk önüsıra yürüyecek,
Adımları için yol yapacak.

84. Mezmur

Ey Her Şeye Egemen RAB,
Ne kadar severim konutunu!
Canım senin avlularını özlüyor,
İçim çekiyor,
Yüreğim, bütün varlığım
Sana, yaşayan Tanrıya sevinçle haykırıyor.
Kuşlar bile bir yuva,
Kırlangıç, yavrularını koyacak bir yer buldu
Senin sunaklarının yanında,
Ey Her Şeye Egemen RAB, Kralım ve Tanrım!
Ne mutlu senin evinde oturanlara,
Seni sürekli överler! Sela
Ne mutlu gücünü senden alan insana!
Aklı hep Siyonu ziyaret etmekte.
Baka Vadisinden geçerken,
Pınar başına çevirirler orayı,
İlk yağmurlar orayı berekete boğar.
Gittikçe güçlenir,
Siyonda Tanrının huzuruna çıkarlar.
Ya RAB, Her Şeye Egemen Tanrı, duamı dinle,
Kulak ver, ey Yakupun Tanrısı! Sela
Ey Tanrı, kalkanımıza bak,
Meshettiğin krala lütfet!
Senin avlularında bir gün,
Başka yerdeki bin günden iyidir;
Kötülerin çadırında yaşamaktansa,
Tanrımın evinin eşiğinde durmayı yeğlerim.
Çünkü RAB Tanrı bir güneş, bir kalkandır.
Lütuf ve yücelik sağlar;
Dürüstçe yaşayanlardan hiçbir iyiliği esirgemez.
Ey Her Şeye Egemen RAB,
Ne mutlu sana güvenen insana!

83. Mezmur

Ey Tanrı, susma,
Sessiz, hareketsiz kalma!
Bak, düşmanların kargaşa çıkarıyor,
Senden nefret edenler boy gösteriyor.
Halkına karşı kurnazlık peşindeler,
Koruduğun insanlara dolap çeviriyorlar.
“Gelin, bu ulusun kökünü kazıyalım” diyorlar,
“İsrailin adı bir daha anılmasın!”
Hepsi sözbirliği etmiş, düzen kuruyor,
Sana karşı anlaşmaya vardı:
Edomlular, İsmaililer,
Moavlılar, Hacerliler,
Geval, Ammon, Amalek,
Filist ve Sur halkı.
Asur da onlara katıldı,
Lutoğullarına güç verdiler. Sela
Onlara Midyana,
Kişon Vadisinde Siseraya ve Yavine yaptığını yap:
Onlar Eyn-Dorda yok oldular,
Toprak için gübreye döndüler.
Onların soylularına Orev ve Zeeve yaptığını,
Beylerine Zevah ve Salmunnaya yaptığını yap.
Onlar: “Gelin, sahiplenelim
Tanrının otlaklarını” demişlerdi.
Ey Tanrım, savrulan toza,
Rüzgarın sürüklediği saman çöpüne çevir onları!
Orman yangını gibi,
Dağları tutuşturan alev gibi,
Fırtınanla kovala,
Kasırganla dehşete düşür onları!
Utançla kapla yüzlerini,
Sana yönelsinler, ya RAB.
Sonsuza dek utanç ve dehşet içinde kalsınlar,
Rezil olup yok olsunlar.
Senin adın RABdir,
Anlasınlar yalnız senin yeryüzüne egemen en yüce Tanrı olduğunu.

82. Mezmur

Tanrı yerini aldı tanrısal kurulda,
Yargısını açıklıyor ilahların ortasında:
“Ne zamana dek haksız karar verecek,
Kötüleri kayıracaksınız? Sela
Zayıfın, öksüzün davasını savunun,
Mazlumun, yoksulun hakkını arayın.
Zayıfı, düşkünü kurtarın,
Onları kötülerin elinden özgür kılın.”
Bilmiyor, anlamıyorlar,
Karanlıkta dolaşıyorlar.
Yeryüzünün temelleri sarsılıyor.
“ Siz ilahlarsınız diyorum,
Yüceler Yücesinin oğullarısınız hepiniz!
Yine de insanlar gibi öleceksiniz,
Sıradan bir önder gibi düşeceksiniz!”
Kalk, ey Tanrı, yargıla yeryüzünü!
Çünkü bütün uluslar senindir.

81. Mezmur

Sevincinizi dile getirin gücümüz olan Tanrıya,
Sevinç çığlıkları atın Yakupun Tanrısına!
Çalgıya başlayın, tef çalın,
Tatlı sesli lir ve çenk çınlatın.
Yeni Ayda, dolunayda,
Boru çalın bayram günümüzde.
Çünkü bu İsrail için bir kuraldır,
Yakupun Tanrısının ilkesidir.
Tanrı Mısıra karşı yürüdüğünde,
Yusuf soyuna koydu bu koşulu.
Orada tanımadığım bir ses işittim:
“Sırtındaki yükü kaldırdım,
Ellerin küfeden kurtuldu” diyordu,
“Sıkıntıya düşünce seslendin, seni kurtardım,
Gök gürlemesinin ardından sana yanıt verdim,
Meriva sularında seni sınadım. Sela
“Dinle, ey halkım, seni uyarıyorum;
Ey İsrail, keşke beni dinlesen!
Aranızda yabancı ilah olmasın,
Başka bir ilaha tapmayın!
Seni Mısırdan çıkaran
Tanrın RAB benim.
Ağzını iyice aç, doldurayım!
“Ama halkım sesimi dinlemedi,
İsrail bana boyun eğmek istemedi.
Ben de onları inatçı yürekleriyle baş başa bıraktım,
Bildikleri gibi yaşasınlar diye.
Keşke halkım beni dinleseydi,
İsrail yollarımda yürüseydi!
Düşmanlarını hemen yere serer,
Hasımlarına el kaldırırdım!
Benden nefret edenler bana boyun eğerdi,
Bu böyle sonsuza dek sürerdi.
Oysa sizleri en iyi buğdayla besler,
Kayadan akan balla doyururdum.”

80. Mezmur

Kulak ver, ey İsrailin çobanı,
Ey Yusufu bir sürü gibi güden,
Keruvlar arasında taht kuran,
Saç ışığını,
Efrayim, Benyamin, Manaşşe önünde
Uyandır gücünü,
Gel, kurtar bizi!
Bizi eski halimize kavuştur, ey Tanrı,
Yüzünün ışığıyla aydınlat, kurtulalım!
Ya RAB, Her Şeye Egemen Tanrı,
Ne zamana dek halkının dualarına ateş püsküreceksin?
Onlara ekmek yerine gözyaşı verdin,
Ölçekler dolusu gözyaşı içirdin.
Kavga nedeni ettin bizi komşularımıza,
Düşmanlarımız alay ediyor bizimle.
Bizi eski halimize kavuştur,
Ey Her Şeye Egemen Tanrı,
Yüzünün ışığıyla aydınlat, kurtulalım!
Mısırdan bir asma çubuğu getirdin,
Ulusları kovup onu diktin.
Onun için toprağı hazırladın,
Kök saldı, bütün ülkeye yayıldı.
Gölgesi dağları,
Dalları koca sedir ağaçlarını kapladı.
Sürgünleri Akdenize,
Filizleri Fırata dek uzandı.
Niçin yıktın bağın duvarlarını?
Yoldan geçen herkes üzümünü koparıyor,
Orman domuzları onu yoluyor,
Yabanıl hayvanlar onunla besleniyor.
Ey Her Şeye Egemen Tanrı, ne olur, dön bize!
Göklerden bak ve gör,
İlgilen bu asmayla.
İlgilen sağ elinin diktiği filizle,
Kendine seçtiğin oğulla!
Asman kesilmiş, yakılmış,
Öfkeli bakışların yok etsin düşmanlarını!
Elin, sağ kolun olan adamın üzerinde,
Kendine seçtiğin insanın üzerinde olsun!
O zaman senden asla ayrılmayacağız;
Yaşam ver bize, adını analım!
Ya RAB, ey Her Şeye Egemen Tanrı,
Bizi eski halimize kavuştur,
Yüzünün ışığıyla aydınlat, kurtulalım!

79. Mezmur

Ey Tanrı, uluslar senin yurduna saldırdı,
Kutsal tapınağını kirletti,
Yeruşalimi taş yığınına çevirdi.
Kullarının ölülerini yem olarak yırtıcı kuşlara,
Sadık kullarının etini yabanıl hayvanlara verdiler.
Kanlarını su gibi akıttılar Yeruşalimin çevresine,
Onları gömecek kimse yok.
Komşularımıza yüzkarası,
Çevremizdekilere eğlence ve oyuncak olduk.
Ne zamana dek, ya RAB?
Sonsuza dek mi sürecek öfken,
Alev gibi yanan kıskançlığın?
Öfkeni seni tanımayan ulusların,
Adını anmayan ülkelerin üzerine dök.
Çünkü onlar Yakup soyunu yiyip bitirdiler,
Yurdunu viraneye çevirdiler.
Atalarımızın suçlarını artık önümüze sürme,
Sevecenliğini hemen göster bize,
Çünkü tükendikçe tükendik.
Yardım et bize yüce adın uğruna, ey bizi kurtaran Tanrı,
Kurtar bizi adın uğruna, bağışla günahlarımızı!
Niçin uluslar, “Nerede onların Tanrısı?” diye konuşsun,
Kullarının dökülen kanının öcünü alacağını bilsinler,
Gözlerimizle bunu görelim!
Tutsakların iniltisi senin katına erişsin,
Koru büyük gücünle ölüme mahkum olanları.
Komşularımızın sana ettikleri hakareti
Yedi kat iade et bağırlarına, ya Rab!
Bizler, kendi halkın, otlağının koyunları
Sonsuza dek şükredeceğiz sana,
Kuşaklar boyunca övgülerini dilimizden düşürmeyeceğiz.

78. Mezmur

Dinle, ey halkım, öğrettiklerimi,
Kulak ver ağzımdan çıkan sözlere.
Özdeyişlerle söze başlayacağım,
Eski sırları anlatacağım,
Duyduğumuzu, bildiğimizi,
Atalarımızın bize anlattığını.
Torunlarından bunları gizlemeyeceğiz;
RABbin övgüye değer işlerini,
Gücünü, yaptığı harikaları
Gelecek kuşağa duyuracağız.
RAB Yakup soyuna koşullar bildirdi,
İsraile yasa koydu.
Bunları çocuklarına öğretsinler diye
Atalarımıza buyruk verdi.
Öyle ki, gelecek kuşak, yeni doğacak çocuklar bilsinler,
Onlar da kendi çocuklarına anlatsınlar,
Tanrıya güven duysunlar,
Tanrının yaptıklarını unutmasınlar,
Onun buyruklarını yerine getirsinler;
Ataları gibi inatçı, başkaldırıcı,
Yüreği kararsız,
Tanrıya sadakatsiz bir kuşak olmasınlar.
Oklarla, yaylarla kuşanmış Efrayimoğulları
Savaş günü sırtlarını döndüler.
Tanrının antlaşmasına uymadılar,
Onun yasasına göre yaşamayı reddettiler.
Unuttular Onun işlerini,
Kendilerine gösterdiği harikaları.
Mısırda, Soan bölgesinde
Tanrı harikalar yapmıştı atalarının önünde.
Denizi yarıp geçirmişti onları,
Bir duvar gibi ayakta tutmuştu suları.
Gündüz bulutla,
Gece ateş ışığıyla onlara yol göstermişti.
Çölde kayaları yarmış,
Sanki dipsiz kaynaklardan
Onlara kana kana su içirmişti.
Kayadan akarsular fışkırtmış,
Suları ırmak gibi akıtmıştı.
Ama onlar çölde Yüceler Yücesine başkaldırarak
Günah işlemeye devam ettiler.
Canlarının çektiği yiyeceği isteyerek
İçlerinde Tanrıyı denediler.
“Tanrı çölde sofra kurabilir mi?” diyerek,
Tanrıya karşı konuştular.
“Bak, kayaya vurunca sular fışkırdı,
Dereler taştı.
Peki, ekmek de verebilir mi,
Et sağlayabilir mi halkına?”
RAB bunu duyunca çok öfkelendi,
Yakupa ateş püskürdü,
Öfkesi tırmandı İsraile karşı;
Çünkü Tanrıya inanmıyorlardı,
Onun kurtarıcılığına güvenmiyorlardı.
Yine de RAB buyruk verdi bulutlara,
Kapaklarını açtı göklerin;
Man yağdırdı onları beslemek için,
Göksel tahıl verdi onlara.
Meleklerin ekmeğini yedi her biri,
Doyasıya yiyecek gönderdi onlara.
Doğu rüzgarını estirdi göklerde,
Gücüyle güney rüzgarına yol gösterdi.
Toz gibi et yağdırdı başlarına,
Deniz kumu kadar kuş;
Ordugahlarının ortasına,
Konakladıkları yerin çevresine düşürdü.
Yediler, tıka basa doydular,
İsteklerini yerine getirdi Tanrı.
Ancak onlar isteklerine doymadan,
Daha ağızları doluyken,
Tanrının öfkesi parladı üzerlerine.
En güçlülerini öldürdü,
Yere serdi İsrail yiğitlerini.
Yine de günah işlemeye devam ettiler,
Onun harikalarına inanmadılar.
Bu yüzden Tanrı onların günlerini boşluk,
Yıllarını dehşet içinde bitirdi.
Tanrı onları öldürdükçe Ona yönelmeye,
İstekle Onu yeniden aramaya başlıyorlardı.
Tanrının kayaları olduğunu,
Yüce Tanrının kurtarıcıları olduğunu anımsıyorlardı.
Oysa ağızlarıyla Ona yaltaklanıyor,
Dilleriyle yalan söylüyorlardı.
Ona yürekten bağlı değillerdi,
Antlaşmasına sadık kalmadılar.
Yine de Tanrı sevecendi,
Suçlarını bağışlıyor, onları yok etmiyordu;
Çok kez öfkesini tuttu,
Bütün gazabını göstermedi.
Onların yalnızca insan olduğunu anımsadı,
Geçip giden, dönmeyen bir rüzgar gibi.
Çölde kaç kez Ona başkaldırdılar,
Issız yerlerde Onu gücendirdiler!
Defalarca denediler Tanrıyı,
İncittiler İsrailin Kutsalını.
Anımsamadılar Onun güçlü elini,
Kendilerini düşmandan kurtardığı günü,
Mısırda gösterdiği belirtileri,
Soan bölgesinde yaptığı şaşılası işleri.
Mısırın kanallarını kana çevirdi,
Sularını içemediler.
Gönderdiği at sinekleri yedi halkı,
Gönderdiği kurbağalar yok etti ülkeyi.
Ekinlerini tırtıllara,
Emeklerinin ürününü çekirgelere verdi.
Asmalarını doluyla,
Yabanıl incir ağaçlarını iri dolu taneleriyle yok etti.
Büyükbaş hayvanlarını kırgına,
Küçükbaş hayvanlarını yıldırıma teslim etti.
Üzerlerine kızgın öfkesini,
Gazap, hışım, bela
Ve bir alay kötülük meleği gönderdi.
Yol verdi öfkesine,
Canlarını ölümden esirgemedi,
Onları salgın hastalığın pençesine düşürdü.
Mısırda bütün ilk doğanları,
Hamın çadırlarında bütün ilk çocukları vurdu.
Kendi halkını davar gibi götürdü,
Çölde onları bir sürü gibi güttü.
Onlara güvenlik içinde yol gösterdi, korkmadılar;
Düşmanlarınıysa deniz yuttu.
Böylece onları kendi kutsal topraklarının sınırına,
Sağ elinin kazandığı dağlık bölgeye getirdi.
Önlerinden ulusları kovdu,
Mülk olarak topraklarını
İsrail oymakları arasında bölüştürdü.
Halkını konutlarına yerleştirdi.
Ama onlar yüce Tanrıyı denediler,
Ona başkaldırdılar,
Koşullarına uymadılar.
Döneklik edip ataları gibi ihanet ettiler,
Güvenilmez bir yay gibi bozuk çıktılar.
Puta taptıkları yerlerle Onu kızdırdılar,
Putlarıyla Onu kıskandırdılar.
Tanrı bunları duyunca çok öfkelendi,
İsraili büsbütün reddetti.
İnsanlar arasında kurduğu çadırı,
Şilodaki konutunu terk etti.
Kudretini tutsaklığa,
Görkemini düşman eline teslim etti.
Halkını kılıç önüne sürdü,
Öfkesini kendi halkından çıkardı.
Gençlerini ateş yuttu,
Kızlarına düğün türküsü söylenmez oldu.
Kahinleri kılıç altında öldü,
Dul kadınları ağlayamadı.
O zaman Rab uykudan uyanır gibi,
Şarabın rehavetinden ayılan bir yiğit gibi oldu.
Düşmanlarını püskürttü,
Onları sonsuz utanca boğdu.
Tanrı Yusuf soyunu reddetti,
Efrayim oymağını seçmedi;
Ancak Yahuda oymağını,
Sevdiği Siyon Dağını seçti.
Tapınağını doruklar gibi,
Sonsuzluk için kurduğu yeryüzü gibi yaptı.
Kulu Davutu seçti,
Onu koyun ağılından aldı.
Halkı Yakupu, kendi halkı İsraili gütmek için,
Onu yavru kuzuların ardından getirdi.
Böylece Davut onlara dürüstçe çobanlık etti,
Becerikli elleriyle onlara yol gösterdi.

77. Mezmur

Yüksek sesle Tanrıya yakarıyorum,
Haykırıyorum beni duysun diye.
Sıkıntılı günümde Rabbe yönelir,
Gece hiç durmadan ellerimi açarım,
Gönlüm avunmaz bir türlü.
Tanrıyı anımsayınca inlerim,
Düşündükçe içim daralır. Sela
Açık tutuyorsun göz kapaklarımı,
Sıkıntıdan konuşamıyorum.
Geçmiş günleri,
Yıllar öncesini düşünüyorum.
Gece ilahilerimi anacağım,
Kendi kendimle konuşacağım,
İnceden inceye soracağım:
“Rab sonsuza dek mi bizi reddedecek?
Lütfunu bir daha göstermeyecek mi?
Sevgisi sonsuza dek mi yok oldu?
Sözü geçerli değil mi artık?
Tanrı unuttu mu acımayı?
Sevecenliğinin yerini öfke mi aldı?” Sela
Sonra kendi kendime, “İşte benim derdim bu!” dedim,
“Yüceler Yücesi gücünü göstermiyor artık.”
RABbin işlerini anacağım,
Evet, geçmişteki harikalarını anacağım.
Yaptıkları üzerinde derin derin düşüneceğim,
Bütün işlerinin üzerinde dikkatle duracağım.
Ey Tanrı, yolun kutsaldır!
Hangi ilah Tanrı kadar uludur?
Harikalar yaratan Tanrı sensin,
Halklar arasında gücünü gösterdin.
Güçlü bileğinle kendi halkını,
Yakup ve Yusuf oğullarını kurtardın. Sela
Sular seni görünce, ey Tanrı,
Sular seni görünce çalkalandı,
Enginler titredi.
Bulutlar suyunu boşalttı,
Gökler gürledi,
Her yanda okların uçuştu.
Kasırgada gürleyişin duyuldu,
Şimşekler dünyayı aydınlattı,
Yer titreyip sarsıldı.
Kendine denizde,
Derin sularda yollar açtın,
Ama ayak izlerin belli değildi.
Musa ve Harunun eliyle
Halkını bir sürü gibi güttün.

76. Mezmur

Yahudada Tanrı bilinir,
İsrailde adı uludur;
Konutu Şalemdedir,
Yaşadığı yer Siyonda.
Orada kırdı alevli okları,
Kalkanı, kılıcı, savaş silahlarını. Sela
Işıl ışıl parıldıyorsun,
Avı bol dağlardan daha görkemli.
Yağmaya uğradı yiğitler,
Uykularına daldılar,
En güçlüleri bile elini kıpırdatamaz oldu.
Ey Yakupun Tanrısı, sen kükreyince,
Atlarla atlılar son uykularına daldılar.
Yalnız sensin korkulması gereken,
Öfkelenince kim durabilir karşında?
Yargını göklerden açıkladın,
Yeryüzü korkup sessizliğe büründü,
Ey Tanrı, sen yargılamaya,
Ülkedeki mazlumları kurtarmaya kalkınca. Sela
İnsanların gazabı bile sana övgüler doğuruyor,
Gazabından kurtulanları çevrene topluyorsun.
Adaklar adayın Tanrınız RABbe,
Yerine getirin adaklarınızı,
Armağanlar sunun korkulması gereken Tanrıya,
Bütün çevresindekiler.
RAB önderlerin soluğunu keser,
Korku salar yeryüzü krallarına.

75. Mezmur

Sana şükrederiz, ey Tanrı,
Şükrederiz, çünkü sen yakınsın,
Harikaların bunu gösterir.
“Belirlediğim zaman gelince,
Doğrulukla yargılayacağım” diyor Tanrı,
“Yeryüzü altüst olunca üzerindekilerle,
Ben pekiştireceğim onun direklerini. Sela
Övünenlere, Övünmeyin artık! dedim;
Kötülere, Kaldırmayın başınızı!
Kaldırmayın başınızı!
Tepeden konuşmayın! ”
Çünkü ne doğudan, ne batıdan,
Ne de çöldeki dağlardan doğar yargı.
Yargıç ancak Tanrıdır,
Birini alçaltır, birini yükseltir.
RAB elinde dolu bir kase tutuyor,
Köpüklü, baharat karıştırılmış şarap döküyor;
Yeryüzünün bütün kötüleri
Tortusuna dek yalayıp onu içiyor.
Bense sürekli duyuracağım bunu,
Yakupun Tanrısını ilahilerle öveceğim:
“Kıracağım kötülerin bütün gücünü,
Doğruların gücüyse yükseltilecek.”

74. Mezmur

Ey Tanrı, neden bizi sonsuza dek reddettin?
Niçin otlağının koyunlarına karşı öfken tütmekte?
Anımsa geçmişte sahiplendiğin topluluğu,
Kendi halkın olsun diye kurtardığın oymağı
Ve üzerine konut kurduğun Siyon Dağını.
Yönelt adımlarını şu onarılmaz yıkıntılara doğru,
Düşman kutsal yerdeki her şeyi yıktı.
Düşmanların bizimle buluştuğun yerde kükredi,
Zafer simgesi olarak kendi bayraklarını dikti.
Gür bir ormana
Baltayla dalar gibiydiler.
Baltayla, balyozla kırdılar,
Bütün oymaları.
Ateşe verdiler tapınağını,
Yerle bir edip kutsallığını bozdular
Adının yaşadığı konutun.
İçlerinden, “Hepsini ezelim!” dediler.
Ülkede Tanrıyla buluşma yerlerinin tümünü yaktılar.
Artık kutsal simgelerimizi görmüyoruz,
Peygamberler de yok oldu,
İçimizden kimse bilmiyor ne zamana dek…
Ey Tanrı, ne zamana dek düşman sana sövecek,
Hasmın senin adını hor görecek?
Niçin geri çekiyorsun elini?
Çıkar sağ elini bağrından, yok et onları!
Ama geçmişten bu yana kralım sensin, ey Tanrı,
Yeryüzünde kurtuluş sağladın.
Gücünle denizi yardın,
Canavarların kafasını sularda parçaladın.
Livyatanın başlarını ezdin,
Çölde yaşayanlara onu yem ettin.
Kaynaklar, dereler fışkırttın,
Sürekli akan ırmakları kuruttun.
Gün senindir, gece de senin,
Ay ve güneşi sen yerleştirdin,
Yeryüzünün bütün sınırlarını sen saptadın,
Yazı da kışı da yaratan sensin.
Anımsa, ya RAB, düşmanın sana nasıl sövdüğünü,
Akılsız bir halkın, adını nasıl hor gördüğünü.
Canavara teslim etme kumrunun canını,
Asla unutma düşkün kullarının yaşamını.
Yaptığın antlaşmayı gözönüne al,
Çünkü ülkenin her karanlık köşesi
Zorbaların inleriyle dolmuş.
Düşkünler boynu bükük geri çevrilmesin,
Mazlumlar, yoksullar adına övgüler dizsin.
Kalk, ey Tanrı, davanı savun!
Anımsa akılsızların gün boyu sana nasıl sövdüğünü!
Unutma hasımlarının yaygarasını,
Sana başkaldıranların durmadan yükselen patırtısını!

73. Mezmur

Tanrı gerçekten İsraile,
Yüreği temiz olanlara karşı iyidir.
Ama benim ayaklarım neredeyse tökezlemiş,
Adımlarım az kalsın kaymıştı.
Çünkü kötülerin gönencini gördükçe,
Küstahları kıskanıyordum.
Onlar acı nedir bilmezler,
Bedenleri sağlıklı ve semizdir.
Başkalarının derdini bilmez,
Onlar gibi çile çekmezler.
Bu yüzden gurur onların gerdanlığı,
Zorbalık onları örten bir giysi gibidir.
Şişmanlıktan gözleri dışarı fırlar,
İçleri kötülük kazanı gibi kaynar.
İnsanlarla eğlenir, kötü niyetle konuşur,
Tepeden bakar, baskıyla tehdit ederler.
Göklere karşı ağızlarını açarlar,
Boş sözleri yeryüzünü dolaşır.
Bu yüzden halk onlardan yana döner,
Sözlerini ağzı açık dinler.
Derler ki, “Tanrı nasıl bilir?
Bilgisi var mı Yüceler Yücesinin?”
İşte böyledir kötüler,
Hep tasasız, sürekli varlıklarını artırırlar.
Anlaşılan boş yere yüreğimi temiz tutmuşum,
Ellerimi yıkamışım suçsuzum diye.
Gün boyu içim içimi yiyor,
Her sabah azap çekiyorum.
“Ben de onlar gibi konuşayım” deseydim,
Senin çocuklarına ihanet etmiş olurdum.
Bunu anlamak için düşündüğümde,
Zor geldi bana,
Tanrının Tapınağına girene dek;
O zaman anladım sonlarının ne olacağını.
Gerçekten onları kaygan yere koyuyor,
Yıkıma sürüklüyorsun.
Nasıl da bir anda yok oluyor,
Siliniveriyorlar dehşet içinde!
Uyanan birisi için rüya nasılsa,
Sen de uyanınca, ya Rab,
Hor göreceksin onların görüntüsünü.
Kalbim kırıldığında,
İçim acı dolduğunda,
Akılsız ve bilgisizdim,
Karşında bir hayvan gibi.
Yine de sürekli seninleyim,
Sağ elimden tutarsın beni.
Öğütlerinle yol gösterir,
Beni sonunda yüceliğe eriştirirsin.
Senden başka kimim var göklerde?
İstemem senden başkasını yeryüzünde.
Bedenim ve yüreğim tükenebilir,
Ama Tanrı yüreğimde güç,
Bana düşen paydır sonsuza dek.
Kuşkusuz yok olacak senden uzak duranlar,
Ortadan kaldıracaksın sana vefasızlık edenleri.
Ama benim için en iyisi Tanrıya yakın olmaktır;
Bütün işlerini duyurayım diye
Sığınak yaptım Egemen RABbi kendime.

72. Mezmur

Ey Tanrı, adaletini krala,
Doğruluğunu kral oğluna armağan et.
Senin halkını doğrulukla,
Mazlum kullarını adilce yargılasın!
Dağlar, tepeler,
Halka adilce gönenç getirsin!
Mazlumlara hakkını versin,
Yoksulların çocuklarını kurtarsın,
Zalimleriyse ezsin!
Güneş ve ay durdukça,
Kral kuşaklar boyunca yaşasın;
Yeni biçilmiş çayıra düşen yağmur gibi,
Toprağı sulayan bereketli yağmurlar gibi olsun!
Onun günlerinde doğruluk serpilip gelişsin,
Ay ışıdığı sürece esenlik artsın!
Egemenlik sürsün denizden denize,
Fırattan yeryüzünün ucuna dek!
Çöl kabileleri diz çöksün önünde,
Düşmanları toz yalasın.
Tarşişin ve kıyı ülkelerinin kralları
Ona haraç getirsin,
Saba ve Seva kralları armağanlar sunsun!
Bütün krallar önünde yere kapansın,
Bütün uluslar ona kulluk etsin!
Çünkü yardım isteyen yoksulu,
Dayanağı olmayan düşkünü o kurtarır.
Yoksula, düşküne acır,
Düşkünlerin canını kurtarır.
Baskıdan, zorbalıktan özgür kılar onları,
Çünkü onun gözünde onların kanı değerlidir.
Yaşasın kral!
Ona Saba altını versinler;
Durmadan dua etsinler onun için,
Gün boyu onu övsünler!
Ülkede bol buğday olsun,
Dağ başlarında dalgalansın!
Başakları Lübnan gibi verimli olsun,
Kent halkı ot gibi serpilip çoğalsın!
Kralın adı sonsuza dek yaşasın,
Güneş durdukça adı var olsun,
Onun aracılığıyla insanlar kutsansın,
Bütün uluslar “Ne mutlu ona” desin!
RAB Tanrıya, İsrailin Tanrısına övgüler olsun,
Harikalar yaratan yalnız Odur.
Yüce adına sonsuza dek övgüler olsun,
Bütün yeryüzü Onun yüceliğiyle dolsun!
Amin! Amin!
İşay oğlu Davutun duaları burada bitiyor.

71. Mezmur

Ya RAB, sana sığınıyorum,
Utandırma beni hiçbir zaman!
Adaletinle kurtar beni, tehlikeden uzaklaştır,
Kulak ver bana, kurtar beni!
Sığınacak kayam ol,
Her zaman başvurabileceğim;
Buyruk ver, kurtulayım,
Çünkü kayam ve kalem sensin.
Ey Tanrım, kurtar beni
Kötünün elinden, haksızın, gaddarın pençesinden!
Çünkü umudum sensin, ey Egemen RAB,
Gençliğimden beri dayanağım sensin.
Doğduğum günden beri sana güveniyorum,
Beni ana rahminden çıkaran sensin.
Övgülerim hep sanadır.
Birçokları için iyi bir örnek oldum,
Çünkü sen güçlü sığınağımsın.
Ağzımdan sana övgü eksilmez,
Gün boyu yüceliğini anarım.
Yaşlandığımda beni reddetme,
Gücüm tükendiğinde beni terk etme!
Çünkü düşmanlarım benden söz ediyor,
Beni öldürmek isteyenler birbirine danışıyor,
“Tanrı onu terk etti” diyorlar,
“Kovalayıp yakalayın,
Kurtaracak kimsesi yok!”
Ey Tanrı, benden uzak durma,
Tanrım, yardımıma koş!
Utansın, yok olsun beni suçlayanlar,
Utanca, rezalete bürünsün kötülüğümü isteyenler.
Ama ben her zaman umutluyum,
Sana övgü üstüne övgü dizeceğim.
Gün boyu senin zaferini,
Kurtarışını anlatacağım,
Ölçüsünü bilmesem de.
Ey Egemen RAB, gelip yiğitliklerini,
Senin, yalnız senin zaferini duyuracağım.
Ey Tanrı, çocukluğumdan beri beni sen yetiştirdin,
Senin harikalarını hala anlatıyorum.
Yaşlanıp saçlarıma ak düşse bile
Terk etme beni, ey Tanrı,
Gücünü gelecek kuşağa,
Kudretini sonrakilere anlatana dek.
Ey Tanrı, doğruluğun göklere erişiyor,
Büyük işler yaptın,
Senin gibisi var mı, ey Tanrı?
Sen ki, bana birçok kötü sıkıntı gösterdin,
Bana yeniden yaşam verecek,
Beni toprağın derinliklerinden çıkaracaksın.
Saygınlığımı artıracak,
Yine beni avutacaksın.
Ben de seni,
Senin sadakatini çenkle öveceğim, ey Tanrım,
Lir çalarak seni ilahilerle öveceğim,
Ey İsrailin Kutsalı!
Seni ilahilerle överken,
Dudaklarımla, varlığımla sevincimi dile getireceğim,
Çünkü sen beni kurtardın.
Dilim gün boyu senin zaferinden söz edecek,
Çünkü kötülüğümü isteyenler
Utanıp rezil oldu.

70. Mezmur

Ey Tanrı, kurtar beni!
Yardımıma koş, ya RAB!
Utansın canımı almaya çalışanlar,
Yüzleri kızarsın!
Geri dönsün zararımı isteyenler,
Rezil olsunlar!
Bana, “Oh! Oh!” çekenler
Geri çekilsin utançlarından!
Sende neşe ve sevinç bulsun
Bütün sana yönelenler!
“Tanrı yücedir!” desin hep
Senin kurtarışını özleyenler!
Bense, mazlum ve yoksulum,
Ey Tanrı, yardımıma koş!
Yardımcım ve kurtarıcım sensin,
Geç kalma, ya RAB!

69. Mezmur

Kurtar beni, ey Tanrı,
Sular boyuma ulaştı.
Dipsiz batağa gömülüyorum,
Basacak yer yok.
Derin sulara battım,
Sellere kapıldım.
Tükendim feryat etmekten,
Boğazım kurudu;
Gözlerimin feri sönüyor
Tanrımı beklemekten.
Yok yere benden nefret edenler
Saçlarımdan daha çok.
Kalabalıktır canıma kasteden haksız düşmanlarım.
Çalmadığım malı nasıl geri verebilirim?
Akılsızlığımı biliyorsun, ey Tanrı,
Suçlarım senden gizli değil.
Ya Rab, Her Şeye Egemen RAB,
Utanmasın sana umut bağlayanlar benim yüzümden!
Ey İsrailin Tanrısı,
Benim yüzümden sana yönelenler rezil olmasın!
Senin uğruna hakarete katlandım,
Utanç kapladı yüzümü.
Kardeşlerime yabancı,
Annemin öz oğullarına uzak kaldım.
Çünkü evin için gösterdiğim gayret beni yiyip bitirdi,
Sana edilen hakaretlere ben uğradım.
Oruç tutup ağlayınca,
Yine hakarete uğradım.
Çula büründüğüm zaman
Alay konusu oldum.
Kent kapısında oturanlar beni çekiştiriyor,
Sarhoşların türküsü oldum.
Ama benim duam sanadır, ya RAB.
Ey Tanrı, sevginin bolluğuyla,
Güvenilir kurtarışınla uygun gördüğünde
Yanıtla beni.
Beni çamurdan kurtar,
İzin verme batmama;
Benden nefret edenlerden,
Derin sulardan kurtulayım.
Seller beni sürüklemesin,
Engin beni yutmasın,
Ölüm çukuru ağzını üstüme kapamasın.
Yanıt ver bana, ya RAB,
Çünkü sevgin iyidir.
Yüzünü çevir bana büyük merhametinle!
Kulundan yüzünü gizleme,
Çünkü sıkıntıdayım, hemen yanıtla beni!
Yaklaş bana, kurtar canımı,
Al başımdan düşmanlarımı.
Bana nasıl hakaret edildiğini,
Utandığımı, rezil olduğumu biliyorsun;
Düşmanlarımın hepsi senin önünde.
Hakaret kalbimi kırdı, dertliyim,
Acılarımı paylaşacak birini bekledim, çıkmadı,
Avutacak birini aradım, bulamadım.
Yiyeceğime zehir kattılar,
Sirke içirdiler susadığımda.
Önlerindeki sofra tuzak olsun onlara,
Yandaşları için kapan olsun!
Gözleri kararsın, göremesinler!
Bellerini hep bükük tut!
Gazabını yağdır üzerlerine,
Öfkenin ateşi yapışsın yakalarına!
Issız kalsın konakları,
Çadırlarında oturan olmasın!
Çünkü senin vurduğun insanlara zulmediyor,
Yaraladığın insanların acısını konuşuyorlar.
Ceza yağdır başlarına,
Senin tarafından aklanmasınlar!
Yaşam kitabından silinsin adları,
Doğrularla yan yana yazılmasınlar!
Bense ezilmiş ve kederliyim,
Senin kurtarışın, ey Tanrı, bana bir kale olsun!
Tanrının adını ezgilerle öveceğim,
Şükranlarımla Onu yücelteceğim.
RABbi bir öküzden,
Boynuzlu, tırnaklı bir boğadan
Daha çok hoşnut eder bu.
Mazlumlar bunu görünce sevinsin,
Ey Tanrıya yönelen sizler, yüreğiniz canlansın.
Çünkü RAB yoksulları işitir,
Kendi tutsak halkını hor görmez.
Ona övgüler sunun, ey yer, gök,
Denizler ve onlardaki bütün canlılar!
Çünkü Tanrı Siyonu kurtaracak,
Yahuda kentlerini onaracak;
Halk oraya yerleşip sahibi olacak.
Kullarının çocukları orayı miras alacak,
Onun adını sevenler orada oturacak.

68. Mezmur

Kalksın Tanrı, dağılsın düşmanları,
Kaçsın önünden Ondan nefret edenler!
Dağıtsın onları dağılan duman gibi;
Ateşin karşısında eriyen balmumu gibi
Yok olsun kötüler Tanrının önünde!
Ancak doğrular sevinsin,
Bayram etsinler Tanrının önünde,
Neşeyle coşsunlar.
Tanrıya ezgiler söyleyin, adını ilahilerle övün,
Çölleri geçecek biniciye yol hazırlayın;
Onun adı RABdir, bayram edin önünde!
Kutsal konutundaki Tanrı,
Öksüzlerin babası, dul kadınların savunucusudur.
Tanrı kimsesizlere ev verir,
Tutsakları özgürlüğe ve gönence kavuşturur,
Ama başkaldıranlar kurak yerde oturur.
Ey Tanrı, sen halkına öncülük ettiğinde,
Çölde yürüdüğünde, Sela
Yer sarsıldı,
Göklerden yağmur boşandı Tanrının önünde,
Sina Dağı sarsıldı
Tanrının, İsrailin Tanrısının önünde.
Bol yağmurlar yağdırdın, ey Tanrı,
Canlandırdın yorgun düşen yurdunu.
Halkın oraya yerleşti,
İyiliğinle mazlumların geçimini sağladın, ey Tanrı.
Rab buyruk verdi,
Büyük bir kadın topluluğu duyurdu müjdeyi:
“Kaçıyor, kaçıyor orduların kralları!
Evi bekleyen kadınlar ganimeti paylaşıyor.
Ağılların arasında uyurken,
Kanatları gümüş, tüyleri pırıl pırıl altınla kaplı
Bir güvercine benzersiniz.”
Her Şeye Gücü Yeten, kralları dağıtırken,
Sanki Salmon Dağına kar yağıyordu.
Ey Başan Dağı, Tanrı Dağı!
Ey Başan Dağı, dorukları ulu dağ!
Ey ulu dağlar, niçin yan gözle bakıyorsunuz
Tanrının yerleşmek için seçtiği dağa?
Evet, RAB orada sonsuza dek oturacaktır.
Tanrının savaş arabaları sayısızdır,
Rab kutsallık içinde Sinadan geldi.
Sen yükseğe çıktın, tutsakları peşine taktın,
İnsanlardan, başkaldıranlardan bile armağanlar aldın,
Oraya yerleşmek için, ya RAB Tanrı.
Her gün yükümüzü taşıyan Rabbe,
Bizi kurtaran Tanrıya övgüler olsun. Sela
Tanrımız kurtarıcı bir Tanrıdır,
Ölümden kurtarış yalnız Egemen RABbe özgüdür.
Kuşkusuz Tanrı düşmanlarının başını,
Suçlu yaşayanların kıllı kafasını ezer.
Rab, “Onları Başandan,
Denizin derinliklerinden geri getireceğim” der,
“Öyle ki, ayaklarını düşmanlarının kanına batırasın,
Köpeklerinin dili de onlardan payını alsın.”
Ey Tanrı, senin zafer alayını,
Tanrımın, Kralımın kutsal yere törenle gelişini gördüler:
Başta okuyucular, arkada çalgıcılar,
Ortada tef çalan genç kızlar.
“Ey sizler, İsrail soyundan gelenler,
Toplantılarınızda Tanrıya, RABbe övgüler sunun!”
Önde en küçük oymak Benyamin,
Kalabalık halinde Yahuda önderleri,
Zevulun ve Naftali önderleri oradalar!
Ey Tanrı, Yeruşalimdeki tapınağından göster gücünü,
Bizim için kullandığın gücünü, ey Tanrı.
Krallar sana armağanlar sunacak.
Azarla kamışlar arasında yaşayan hayvanı,
Halkların buzağılarıyla boğalar sürüsünü,
Çiğne ayaklarınla gümüşe gönül verenleri,
Dağıt savaştan zevk alan halkları!
Mısırdan elçiler gelecek,
Kuşlular ellerini Tanrıya doğru kaldırıverecek.
Ey yeryüzünün krallıkları, Tanrıya ezgiler söyleyin,
İlahilerle övün Rabbi, Sela
Göklere, kadim göklere binmiş olanı.
İşte sesiyle, güçlü sesiyle gürlüyor!
Tanrının gücünü tanıyın;
Onun yüceliği İsrailin üzerinde,
Gücü göklerdedir.
Ne heybetlisin, ey Tanrı, tapınağında!
İsrailin Tanrısına,
Halkına güç, kudret veren Tanrıya övgüler olsun!

67. Mezmur

Tanrı bize lütfetsin, bolluk versin,
Yüzünün ışığı üzerimize parlasın. Sela
Öyle ki, yeryüzünde yolun,
Bütün uluslar arasında kurtarıcı gücün bilinsin.
Halklar sana şükretsin, ey Tanrı,
Bütün halklar sana şükretsin!
Uluslar sevinsin, sevinçten çığlık atsın,
Çünkü sen halkları adaletle yargılarsın,
Yeryüzündeki uluslara yol gösterirsin. Sela
Halklar sana şükretsin, ey Tanrı,
Bütün halklar sana şükretsin!
Toprak ürününü verdi,
Tanrı, Tanrımız, bizi bolluğa kavuştursun.
Tanrı bize bolluk versin,
Dünyanın dört bucağındakiler Ondan korksun!

66. Mezmur

Ey yeryüzündeki bütün insanlar,
Tanrıya sevinç çığlıkları atın!
Adının yüceliğine ilahiler söyleyin,
Ona görkemli övgüler sunun!
“Ne müthiş işlerin var!” deyin Tanrıya,
“Öyle büyük gücün var ki,
Düşmanların eğiliyor önünde.
Bütün yeryüzü sana tapınıyor,
İlahiler okuyor, adını ilahilerle övüyor.” Sela
Gelin, bakın Tanrının neler yaptığına!
Ne müthiş işler yaptı insanlar arasında:
Denizi karaya çevirdi,
Atalarımız yaya geçtiler ırmaktan.
Yaptığına sevindik orada.
Kudretiyle sonsuza dek egemenlik sürer,
Gözleri ulusları süzer;
Başkaldıranlar gurura kapılmasın! Sela
Ey halklar, Tanrımıza şükredin,
Övgülerini duyurun.
Hayatımızı koruyan,
Ayaklarımızın kaymasına izin vermeyen Odur.
Sen bizi sınadın, ey Tanrı,
Gümüş arıtır gibi arıttın.
Ağa düşürdün bizi,
Sırtımıza ağır yük vurdun.
İnsanları başımıza çıkardın,
Ateşten, sudan geçtik.
Ama sonra bizi bolluğa kavuşturdun.
Yakmalık sunularla evine gireceğim,
Adaklarımı yerine getireceğim,
Sıkıntı içindeyken dudaklarımdan dökülen,
Ağzımdan çıkan adakları.
Yakılan koçların dumanıyla semiz hayvanlardan
Sana yakmalık sunular sunacağım,
Tekeler, sığırlar kurban edeceğim. Sela
Gelin, dinleyin, ey sizler, Tanrıdan korkanlar,
Benim için neler yaptığını size anlatayım.
Ağzımla Ona yakardım,
Övgüsü dilimden düşmedi.
Yüreğimde kötülüğe yer verseydim,
Rab beni dinlemezdi.
Oysa Tanrı dinledi beni,
Kulak verdi duamın sesine.
Övgüler olsun Tanrıya,
Çünkü duamı geri çevirmedi,
Sevgisini benden esirgemedi.

65. Mezmur

Ey Tanrı, Siyonda seni övgü bekliyor,
Yerine getirilecek sana adanan adaklar.
Ey sen, duaları işiten,
Bütün insanlar sana gelecek.
Suçlarımızın altında ezildik,
Ama sen isyanlarımızı bağışlarsın.
Ne mutlu avlularında otursun diye
Seçip kendine yaklaştırdığın kişiye!
Evinin, kutsal tapınağının
Nimetlerine doyacağız.
Ey bizi kurtaran Tanrı,
Müthiş işler yaparak
Zaferle yanıtlarsın bizi.
Sen yeryüzünün dört bucağında,
Uzak denizlerdekilerin umudusun;
Kudret kuşanan,
Gücüyle dağları kuran,
Denizlerin kükremesini,
Dalgaların gümbürtüsünü,
Halkların kargaşasını yatıştıran sensin.
Dünyanın öbür ucunda yaşayanlar
Korkuya kapılır senin belirtilerin karşısında.
Doğudan batıya kadar insanlara
Sevinç çığlıkları attırırsın.
Toprağa bakar, çok verimli kılarsın,
Onu zenginliğe boğarsın.
Ey Tanrı, ırmakların suyla doludur,
İnsanlara tahıl sağlarsın,
Çünkü sen toprağı şöyle hazırlarsın:
Sabanın açtığı yarıkları bolca sular,
Sırtlarını düzlersin.
Yağmurla toprağı yumuşatır,
Ürünlerine bereket katarsın.
İyiliklerinle yılı taçlandırırsın,
Arabalarının geçtiği yollardan bolluk akar,
Otlaklar yeşillenir,
Tepeler sevince bürünür,
Çayırlar sürülerle bezenir,
Vadiler ekinle örtünür,
Sevinçten haykırır, ezgi söylerler.

64. Mezmur

Ey Tanrı, kulak ver sesime yakındığım zaman,
Hayatımı düşman korkusundan koru.
Kötülerin gizli tasarılarından,
O suçlu güruhun şamatasından esirge beni.
Onlar dillerini kılıç gibi bilemiş,
Acı sözlerini ok gibi hedefe yöneltmişler,
Pusularından masum insanın üzerine atmak için.
Ansızın vururlar, hiç çekinmeden.
Birbirlerini kötülük yapmaya iter,
Gizli tuzaklar tasarlarken,
“Kim görecek?” derler.
Haksızlık yapmayı düşünür,
“Kusursuz bir plan yaptık!” derler.
İnsanın içi ve yüreği derin bir sırdır, bilinmez.
Ama Tanrı onlara ok atacak,
Ansızın yaralanacaklar.
Dilleri yüzünden yıkıma uğrayacaklar,
Hallerini gören herkes alayla baş sallayacak.
Bütün insanlar korkuya kapılacak,
Tanrının işini duyuracak,
Onun yaptıkları üzerinde düşünecekler.
Doğru insan RABde sevinç bulacak,
Ona sığınacak,
Bütün temiz yürekliler Onu övecek.

63. Mezmur

Ey Tanrı, sensin benim Tanrım,
Seni çok özlüyorum,
Canım sana susamış,
Kurak, yorucu, susuz bir diyarda,
Bütün varlığımla seni arıyorum.
Kutsal yerde baktım sana,
Gücünü, görkemini görmek için.
Senin sevgin yaşamdan iyidir,
Bu yüzden dudaklarım seni yüceltir.
Ömrümce sana övgüler sunacağım,
Senin adınla ellerimi kaldıracağım.
Zengin yiyeceklere doyarcasına doyacağım sana,
Şakıyan dudaklarla ağzım sana övgüler sunacak.
Yatağıma uzanınca seni anarım,
Gece boyunca derin derin seni düşünürüm.
Çünkü sen bana yardımcı oldun,
Kanatlarının gölgesinde sevincimi dile getiririm.
Canım sana sımsıkı sarılır,
Sağ elin bana destek olur.
Ama canımı almak isteyenler,
Yerin derinliklerine inecek,
Kılıcın ağzına atılacak,
Çakallara yem olacak.
Kralsa Tanrıda sevinç bulacak.
Tanrının adıyla ant içenlerin hepsi övünecek,
Yalancıların ağzıysa kapanacak.

62. Mezmur

Canım yalnız Tanrıda huzur bulur,
Kurtuluşum Ondan gelir.
Tek kayam, kurtuluşum,
Kalem Odur, asla sarsılmam.
Birini ezmek için daha ne vakte kadar
Hep birlikte üstüne saldıracaksınız,
Eğri bir duvara,
Yerinden oynamış bir çite saldırır gibi?
Tek düşünceleri onu doruktan indirmektir.
Yalandan zevk alırlar.
Ağızlarıyla hayırdua ederken,
İçlerinden lanet okurlar. Sela
Ey canım, yalnız Tanrıda huzur bul,
Çünkü umudum Ondadır.
Tek kayam, kurtuluşum,
Kalem Odur, sarsılmam.
Kurtuluşum ve onurum Tanrıya bağlıdır,
Güçlü kayam, sığınağım Odur.
Ey halkım, her zaman Ona güven,
İçini dök Ona,
Çünkü Tanrı sığınağımızdır. Sela
Sıradan insan ancak bir soluk,
Soylu insansa bir yalandır.
Tartıya konduğunda ikisi birlikte soluktan hafiftir.
Zorbalığa güvenmeyin, yağma malla övünmeyin;
Varlığınız artsa bile, ona gönül bağlamayın.
Tanrı bir şey söyledi,
Ben iki şey duydum:
Güç Tanrınındır,
Sevgi de senin, ya Rab!
Çünkü sen herkese, yaptığının karşılığını verirsin.

61. Mezmur

Ey Tanrı, yakarışımı işit,
Duama kulak ver!
Sana seslenirim yeryüzünün öbür ucundan,
Yüreğime hüzün çökünce.
Erişemeyeceğim yüksek bir kayaya çıkar beni,
Çünkü sen benim için sığınak,
Düşmana karşı güçlü bir kule oldun.
Çadırında sonsuza dek oturmak
Ve kanatlarının gölgesine sığınmak isterim. Sela
Çünkü sen, ey Tanrı, adaklarımı duydun,
Adından korkanların mirasını bana verdin.
Kralın günlerine gün kat,
Yılları yüzyıllar olsun!
Tanrının huzurunda sonsuza dek tahtında otursun;
Onu sevgin ve sadakatinle koru!
O zaman adını hep ilahilerle öveceğim,
Her gün adaklarımı yerine getireceğim.

60. Mezmur

Bizi reddettin, parladın bize karşı, ey Tanrı,
Öfkelendin; eski halimize döndür bizi!
Salladın yeri, yarıklar açtın;
Onar çatlaklarını, çünkü yer sarsılıyor.
Halkına sıkıntı çektirdin,
Sersemletici bir şarap içirdin bize.
Sancak verdin senden korkanlara,
Okçulara karşı açsınlar diye. Sela
Kurtar bizi sağ elinle, yardım et,
Sevdiklerin özgürlüğe kavuşsun diye!
Tanrı şöyle konuştu kutsal yerinde:
“Şekemi sevinçle bölüştürecek,
Sukkot Vadisini ölçeceğim.
Gilat benimdir, Manaşşe de benim,
Efrayim miğferim,
Yahuda asam.
Moav yıkanma leğenim,
Edomun üzerine çarığımı fırlatacağım,
Filiste zaferle haykıracağım.”
Kim beni surlu kente götürecek?
Kim bana Edoma kadar yol gösterecek?
Ey Tanrı, sen bizi reddetmedin mi?
Ordularımıza öncülük etmiyor musun artık?
Yardım et bize düşmana karşı,
Çünkü boştur insan yardımı.
Tanrıyla zafer kazanırız,
O çiğner düşmanlarımızı.

59. Mezmur

Kurtar beni düşmanlarımdan, ey Tanrım,
Kalem ol hasımlarıma karşı.
Kurtar beni suç işleyenlerden,
Uzak tut kanlı katillerden.
Bak, canımı almak için pusu kuruyorlar,
Güçlüler bana karşı birleşiyorlar,
Oysa başkaldırmadım, günahım yok, ya RAB.
Suç işlemediğim halde,
Koşuşup hazırlanıyorlar.
Kalk bana yardım etmek için, halime bak!
Sen, ya RAB, Her Şeye Egemen Tanrı,
İsrailin Tanrısı,
Uyan bütün ulusları cezalandırmak için,
Acıma bu suçlu hainlere! Sela
Akşam döner, köpek gibi hırlayıp
Sinsi sinsi kenti dolaşırlar.
Bak, neler dökülür ağızlarından,
Kılıç çıkar dudaklarından.
“Kim duyacak?” derler.
Ama sen onlara gülersin, ya RAB,
Bütün uluslarla eğlenirsin.
Gücüm sensin, seni gözlüyorum,
Çünkü kalemsin, ey Tanrı.
Tanrım sevgisiyle karşılar beni,
Bana düşmanlarımın yıkımını gösterir.
Onları öldürme, yoksa halkım unutur,
Gücünle dağıt ve alçalt onları,
Ya Rab, kalkanımız bizim.
Ağızlarının günahı, dudaklarından çıkan söz yüzünden,
Gururlarının tuzağına düşsünler.
Okudukları lanet, söyledikleri yalan yüzünden
Yok et onları gazabınla, yok et, tükensinler;
Bilsinler ki, Tanrının Egemenliği Yakup soyundan
Yeryüzünün ucuna kadar ulaşır. Sela
Akşam döner, köpek gibi hırlayıp
Sinsi sinsi kenti dolaşırlar.
Yiyecek bulmak için gezerler,
Doymazlarsa ulurlar.
Bense gücün için sabah ezgiler söyleyecek,
Sevgini sevinçle dile getireceğim.
Çünkü sen bana kale,
Sıkıntılı günümde sığınak oldun.
Gücüm sensin, seni ilahilerle öveceğim,
Çünkü kalem, beni seven Tanrı sensin.

58. Mezmur

Ey yöneticiler, gerçekten adil mi karar verirsiniz?
Doğru mu yargılarsınız insanları?
Hayır! Hep haksızlık tasarlarsınız içinizde,
Zorbalık saçar elleriniz yeryüzüne.
Kötüler daha ana rahmindeyken yoldan çıkar,
Doğdu doğalı yalan söyleyerek sapar.
Zehirleri yılan zehiri gibidir.
Kulakları tıkalı bir kobrayı andırırlar,
Usta büyücülerin,
Afsuncuların sesini duymak istemeyen bir kobrayı.
Ey Tanrı, kır onların ağzında dişlerini,
Sök genç aslanların azı dişlerini, ya RAB!
Akıp giden su gibi yok olsunlar.
Yaylarını gerince oklarının ucu kırılsın.
Süründükçe eriyen sümüklüböceğe dönsünler.
Düşük çocuk gibi güneş yüzü görmesinler.
Kazanlarınız diken ateşini daha duymadan,
Yaşı da kurusu da kasırgayla savrulacak kötülerin.
Doğru adam alınan öcü görünce sevinecek
Ve ayaklarını kötünün kanında yıkayacak.
O zaman insanlar, “Gerçekten doğrulara ödül var” diyecek,
“Gerçekten dünyayı yargılayan bir Tanrı var.”

57. Mezmur

Acı bana, ey Tanrı, acı,
Çünkü sana sığınıyorum;
Felaket geçinceye kadar,
Kanatlarının gölgesine sığınacağım.
Yüce Tanrıya,
Benim için her şeyi yapan Tanrıya sesleniyorum.
Gökten gönderip beni kurtaracak,
Beni ezmek isteyenleri azarlayacak, Sela
Sevgisini, sadakatini gösterecektir.
Aslanların arasındayım,
Alev kusan insanlar arasında yatarım,
Mızrak gibi, ok gibi dişleri,
Keskin kılıç gibi dilleri.
Yüceliğini göster göklerin üstünde, ey Tanrı,
Görkemin bütün yeryüzünü kaplasın!
Ayaklarım için ağ serdiler,
Çöktüm;
Yoluma çukur kazdılar,
İçine kendileri düştüler. Sela
Kararlıyım, ey Tanrı, kararlıyım,
Ezgiler, ilahiler söyleyeceğim.
Uyan, ey canım,
Uyan, ey lir, ey çenk,
Seheri ben uyandırayım!
Halkların arasında sana şükürler sunayım, ya Rab,
Ulusların arasında seni ilahilerle öveyim.
Çünkü sevgin göklere erişir,
Sadakatin gökyüzüne ulaşır.
Yüceliğini göster göklerin üstünde, ey Tanrı,
Görkemin bütün yeryüzünü kaplasın!

56. Mezmur

Acı bana, ey Tanrı,
Çünkü ayak altında çiğniyor insanlar beni,
Gün boyu saldırıp eziyorlar.
Düşmanlarım ayak altında çiğniyor beni her gün,
Küstahça saldırıyor çoğu.
Sana güvenirim korktuğum zaman.
Tanrıya, sözünü övdüğüm Tanrıya
Güvenirim ben, korkmam.
İnsan bana ne yapabilir?
Gün boyu sözlerimi çarpıtıyorlar,
Hakkımda hep kötülük tasarlıyorlar.
Fesatlık için uğraşıyor, pusuya yatıyor,
Adımlarımı gözlüyor, canımı almak istiyorlar.
Kötülüklerinin cezasından kurtulacaklar mı?
Ey Tanrı, halkları öfkeyle yere çal!
Çektiğim acıları kaydettin,
Gözyaşlarımı tulumunda biriktirdin!
Bunlar defterinde yazılı değil mi?
Seslendiğim zaman,
Düşmanlarım geri çekilecek.
Biliyorum, Tanrı benden yana.
Sözünü övdüğüm Tanrıya,
Sözünü övdüğüm RABbe,
Tanrıya güvenirim ben, korkmam;
İnsan bana ne yapabilir?
Ey Tanrı, sana adaklar adamıştım,
Şükran kurbanları sunmalıyım şimdi.
Çünkü canımı ölümden kurtardın,
Ayaklarımı tökezlemekten korudun;
İşte yaşam ışığında, Tanrı huzurunda yürüyorum.

55. Mezmur

Ey Tanrı, kulak ver duama,
Sırt çevirme yalvarışıma!
Dikkatini çevir, yanıt ver bana.
Düşüncelerim beni rahatsız ediyor, şaşkınım
Düşman sesinden, kötünün baskısından;
Çünkü sıkıntıya sokuyorlar beni,
Öfkeyle üstüme üstüme geliyorlar.
Yüreğim sızlıyor içimde,
Ölüm dehşeti çöktü üzerime.
Korku ve titreme sardı beni,
Ürperti kapladı içimi.
“Keşke güvercin gibi kanatlarım olsaydı!”
Dedim kendi kendime, “Uçar, rahatlardım.
Uzaklara kaçar,
Çöllerde konaklardım. Sela
Sert rüzgara, kasırgaya karşı
Hemen bir barınak bulurdum.”
Şaşkına çevir kötüleri, ya Rab, karıştır dillerini,
Çünkü kentte şiddet ve çatışma görüyorum.
Gece gündüz kent surları üzerinde dolaşırlar,
Haksızlık, fesat dolu kentin içi.
Yıkıcılık kentin göbeğinde,
Zorbalık, hile eksilmez meydanından.
Beni aşağılayan bir düşman olsaydı,
Katlanabilirdim;
Bana küstahlık eden bir hasım olsaydı,
Gizlenebilirdim.
Ama sensin, bana denk,
Yoldaşım, yakın arkadaşım.
Birlikte tatlı tatlı yarenlik eder,
Toplulukla Tanrının evine giderdik.
Ölüm yakalasın düşmanlarımı ansızın,
Diri diri ölüler diyarına insinler;
Çünkü içleri ve evleri kötülük dolu.
Bense Tanrıya seslenirim,
RAB kurtarır beni.
Sabah, öğlen, akşam kederimden feryat ederim,
O işitir sesimi.
Bana karşı girişilen savaştan
Esenlikle kurtarır canımı,
Sayısı çok da olsa karşıtlarımın.
Öncesizlikten bu yana tahtında oturan Tanrı,
Duyacak ve ezecek onları. Sela
Çünkü hiç değişmiyor
Ve Tanrıdan korkmuyorlar.
Yoldaşım dostlarına saldırarak
Yaptığı antlaşmayı bozdu.
Ağzından bal damlar,
Ama yüreğinde savaş var.
Sözleri yağdan yumuşak,
Ama yalın birer kılıçtır.
Yükünü RABbe bırak,
O sana destek olur.
Asla izin vermez
Doğru insanın sarsılmasına.
Ama sen, ey Tanrı, ölüm çukuruna atacaksın kötüleri,
Günlerinin yarısını görmeyecek katillerle hainler;
Bense sana güveniyorum.

54. Mezmur

Ey Tanrı, beni adınla kurtar,
Gücünle akla beni!
Ey Tanrı, duamı dinle,
Kulak ver ağzımdan çıkan sözlere.
Çünkü küstahlar bana saldırıyor,
Zorbalar canımı almak istiyor,
Tanrıya aldırmıyorlar. Sela
İşte Tanrı benim yardımcımdır,
Tek desteğim Rabdir.
Düşmanlarım yaptıkları kötülüğün cezasını bulsun,
Sadakatin uyarınca yok et onları.
Ya RAB, sana gönülden bir kurban sunacağım,
Adına şükredeceğim, çünkü adın iyidir.
Beni bütün sıkıntılarımdan kurtardın,
Gözlerim düşmanlarımın yok oluşunu gördü.

53. Mezmur

Akılsız içinden, “Tanrı yok!” der.
İnsanlar bozuldu, iğrençlik aldı yürüdü,
İyilik eden yok.
Tanrı göklerden bakar oldu insanlara,
Akıllı, Tanrıya yönelen biri var mı diye.
Hepsi saptı,
Tümü yozlaştı,
İyilik eden yok,
Bir kişi bile!
Suç işleyenler görmüyor mu?
Halkımı ekmek yer gibi yiyor,
Tanrıya yakarmıyorlar.
Ama korkulmayacak yerde korkacaklar,
Çünkü Tanrı seni kuşatanların kemiklerini dağıtacak,
Onları reddettiği için hepsini utandıracak.
Keşke İsrailin kurtuluşu Siyondan gelse!
Tanrı halkını eski gönencine kavuşturunca,
Yakup soyu sevinecek, İsrail halkı coşacak.

52. Mezmur

Niçin kötülüğünle böbürlenirsin, ey kabadayı,
Tanrının sadık kullarına karşı
Bütün gün dilin yıkım tasarlar
Keskin ustura gibi, ey hilekar.
İyilikten çok kötülüğü,
Doğru konuşmaktan çok yalanı seversin. Sela
Seni hileli dil seni!
Her yıkıcı sözü seversin.
Ama Tanrı seni sonsuza dek yıkacak,
Seni kapıp çadırından fırlatacak,
Yaşam diyarından kökünü sökecek. Sela
Doğrular bunu görünce korkacak,
Gülerek şöyle diyecekler:
“İşte bu adam, Tanrıya sığınmak istemedi,
Servetinin bolluğuna güvendi,
Başkalarını yıkarak güçlendi!”
Ama ben Tanrının evinde yeşeren zeytin ağacı gibiyim,
Sonsuza dek Tanrının sevgisine güvenirim.
Sürekli sana şükrederim yaptıkların için,
Sadık kullarının önünde umut bağlarım,
Çünkü adın iyidir.

51. Mezmur

Ey Tanrı, lütfet bana,
Sevgin uğruna;
Sil isyanlarımı,
Sınırsız merhametin uğruna.
Tümüyle yıka beni suçumdan,
Arıt beni günahımdan.
Çünkü biliyorum isyanlarımı,
Günahım sürekli karşımda.
Sana karşı, yalnız sana karşı günah işledim,
Senin gözünde kötü olanı yaptım.
Bu nedenle, söylediklerinde haklı,
Yargılarında adilsin.
Nitekim suç içinde doğdum ben,
Günah içinde annem bana hamile kaldı.
Madem sen gönülde sadakat istiyorsun,
Bilgelik öğret bana yüreğimin derinliklerinde.
Beni mercanköşkotuyla arıt, paklanayım,
Yıka beni, kardan beyaz olayım.
Neşe, sevinç sesini duyur bana,
Bayram etsin ezdiğin kemikler.
Bakma günahlarıma,
Sil bütün suçlarımı.
Ey Tanrı, temiz bir yürek yarat,
Yeniden kararlı bir ruh var et içimde.
Beni huzurundan atma,
Kutsal Ruhunu benden alma.
Geri ver bana sağladığın kurtuluş sevincini,
Bana destek ol, istekli bir ruh ver.
Başkaldıranlara senin yollarını öğreteyim,
Günahkarlar geri dönsün sana.
Kurtar beni kan dökme suçundan,
Ey Tanrı, beni kurtaran Tanrı,
Dilim senin kurtarışını ilahilerle övsün.
Ya Rab, aç dudaklarımı,
Ağzım senin övgülerini duyursun.
Çünkü sen kurbandan hoşlanmazsın,
Yoksa sunardım sana,
Yakmalık sunudan hoşnut kalmazsın.
Senin kabul ettiğin kurban alçakgönüllü bir ruhtur,
Alçakgönüllü ve pişman bir yüreği hor görmezsin, ey Tanrı.
Lütfet, Siyona iyilik yap,
Yeruşalimin surlarını onar.
O zaman doğru sunulan kurbanlar,
Yakmalık sunular, tümüyle yakmalık sunular,
Seni hoşnut kılar;
O zaman sunağında boğalar sunulur.

50. Mezmur

Güçlü olan Tanrı, RAB konuşuyor;
Güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar
Yeryüzünün tümüne sesleniyor.
Güzelliğin doruğu Siyondan
Parıldıyor Tanrı.
Tanrımız geliyor, sessiz kalmayacak,
Önünde yanan ateş her şeyi kül ediyor,
Çevresinde şiddetli bir fırtına esiyor.
Halkını yargılamak için
Yere göğe sesleniyor:
“Toplayın önüme sadık kullarımı,
Kurban keserek benimle antlaşma yapanları.”
Gökler Onun doğruluğunu duyuruyor,
Çünkü yargıç Tanrının kendisidir. Sela
“Ey halkım, dinle de konuşayım,
Ey İsrail, sana karşı tanıklık edeyim:
Ben Tanrıyım, senin Tanrınım!
Kurbanlarından ötürü seni azarlamıyorum,
Yakmalık sunuların sürekli önümde.
Ne evinden bir boğa,
Ne de ağıllarından bir teke alacağım.
Çünkü bütün orman yaratıkları,
Dağlardaki bütün hayvanlar benimdir.
Dağlardaki bütün kuşları korurum,
Kırlardaki bütün yabanıl hayvanlar benimdir.
Acıksam sana söylemezdim,
Çünkü bütün dünya ve içindekiler benimdir.
Ben boğa eti yer miyim?
Ya da keçi kanı içer miyim?
Tanrıya şükran kurbanı sun,
Yüceler Yücesine adadığın adakları yerine getir.
Sıkıntılı gününde seslen bana,
Seni kurtarırım, sen de beni yüceltirsin.
Ama Tanrı kötüye şöyle diyor:
“Kurallarımı ezbere okumaya
Ya da antlaşmamı ağzına almaya ne hakkın var?
Çünkü yola getirilmekten nefret ediyor,
Sözlerimi arkana atıyorsun.
Hırsız görünce onunla dost oluyor,
Zina edenlere ortak oluyorsun.
Ağzını kötülük için kullanıyor,
Dilini yalana koşuyorsun.
Oturup kardeşine karşı konuşur,
Annenin oğluna kara çalarsın.
Sen bunları yaptın, ben sustum,
Beni kendin gibi sandın.
Seni azarlıyorum,
Suçlarını gözünün önüne seriyorum.
“Dikkate alın bunu, ey Tanrıyı unutan sizler!
Yoksa parçalarım sizi, kurtaran olmaz.
Kim şükran kurbanı sunarsa beni yüceltir;
Yolunu düzeltene kurtarışımı göstereceğim.”

49. Mezmur

Ey bütün halklar, dinleyin!
Kulak verin hepiniz, ey dünyada yaşayanlar,
Halk çocukları, bey çocukları,
Zenginler, yoksullar!
Bilgelik dökülecek ağzımdan,
Anlayış sağlayacak içimdeki düşünceler,
Kulak vereceğim özdeyişlere,
Lirle yorumlayacağım bilmecemi.
Niçin korkayım kötü günlerde
Niyeti bozuk düşmanlarım çevremi sarınca?
Onlar varlıklarına güvenir,
Büyük servetleriyle böbürlenirler.
Kimse kimsenin hayatının bedelini ödeyemez,
Tanrıya fidye veremez.
Çünkü hayatın fidyesi büyüktür,
Kimse ödemeye yeltenmemeli.
Böyle olmasa,
Sonsuza dek yaşar insan,
Mezar yüzü görmez.
Kuşkusuz herkes biliyor bilgelerin öldüğünü,
Aptallarla budalaların yok olduğunu.
Mallarını başkalarına bırakıyorlar.
Mezarları, sonsuza dek evleri,
Kuşaklar boyu konutları olacak,
Topraklarına kendi adlarını verseler bile.
Bütün gösterişine karşın geçicidir insan,
Ölüp giden hayvanlar gibi.
Budalaların yolu,
Onların sözünü onaylayanların sonu budur. Sela
Sürü gibi ölüler diyarına sürülecekler,
Ölüm güdecek onları.
Tan ağarınca doğrular onlara egemen olacak,
Cesetleri çürüyecek,
Ölüler diyarı onlara konut olacak.
Ama Tanrı beni
Ölüler diyarının pençesinden kurtaracak
Ve yanına alacak. Sela
Korkma biri zenginleşirse,
Evinin görkemi artarsa.
Çünkü ölünce hiçbir şey götüremez,
Görkemi onunla mezara gitmez.
Yaşarken kendini mutlu saysa bile,
Başarılı olunca övülse bile.
Atalarının kuşağına katılacak,
Onlar ki asla ışık yüzü görmeyecekler.
Bütün gösterişine karşın anlayışsızdır insan,
Ölüp giden hayvanlar gibi.

48. Mezmur

RAB büyüktür ve yalnız O övülmeye değer
Tanrımızın kentinde, kutsal dağında.
Yükselir zarafetle,
Bütün yeryüzünün sevinci Siyon Dağı,
Safonun doruğu, ulu Kralın kenti.
Tanrı onun kalelerinde
Sağlam kule olarak gösterdi kendini.
Krallar toplandı,
Birlikte Siyonun üzerine yürüdüler.
Ama onu görünce şaşkına döndüler,
Dehşete düşüp kaçtılar.
Doğum sancısı tutan kadın gibi,
Bir titreme aldı onları orada.
Doğu rüzgarının parçaladığı ticaret gemileri gibi
Yok ettin onları.
Her Şeye Egemen RABbin kentinde,
Tanrımızın kentinde,
Nasıl duyduksa, öyle gördük.
Tanrı onu sonsuza dek güvenlik içinde tutacak. Sela
Ey Tanrı, tapınağında,
Ne kadar vefalı olduğunu düşünüyoruz.
Adın gibi, ey Tanrı, övgün de
Dünyanın dört bucağına varıyor.
Sağ elin zafer dolu.
Sevinsin Siyon Dağı,
Coşsun Yahuda kentleri
Senin yargılarınla!
Siyonun çevresini gezip dolanın,
Kulelerini sayın,
Surlarına dikkatle bakın,
Kalelerini yoklayın ki,
Gelecek kuşağa anlatasınız:
Bu Tanrı sonsuza dek bizim Tanrımız olacak,
Bize hep yol gösterecektir.

47. Mezmur

Ey bütün uluslar, el çırpın!
Sevinç çığlıkları atın Tanrının onuruna!
Ne müthiştir yüce RAB,
Bütün dünyanın ulu Kralı.
Halkları altımıza,
Ulusları ayaklarımızın dibine serer.
Sevdiği Yakupun gururu olan mirasımızı
O seçti bizim için. Sela
RAB Tanrı sevinç çığlıkları,
Boru sesleri arasında yükseldi.
Ezgiler sunun Tanrıya, ezgiler;
Ezgiler sunun Kralımıza, ezgiler!
Çünkü Tanrı bütün dünyanın kralıdır,
Maskil sunun!
Tanrı kutsal tahtına oturmuş,
Krallık eder uluslara.
Ulusların önderleri
İbrahimin Tanrısının halkıyla bir araya gelmiş;
Çünkü Tanrıya aittir yeryüzü kralları.
O çok yücedir.

46. Mezmur

Tanrı sığınağımız ve gücümüzdür,
Sıkıntıda hep yardıma hazırdır.
Bu yüzden korkmayız yeryüzü altüst olsa,
Dağlar denizlerin bağrına devrilse,
Sular kükreyip köpürse,
Kabaran deniz dağları titretse bile. Sela
Bir ırmak var ki, suları sevinç getirir Tanrı kentine,
Yüceler Yücesinin kutsal konutuna.
Tanrı onun ortasındadır,
Sarsılmaz o kent.
Gün doğarken Tanrı ona yardım eder.
Uluslar kükrüyor, krallıklar sarsılıyor,
Tanrı gürleyince yeryüzü eriyip gidiyor.
Her Şeye Egemen RAB bizimledir,
Yakupun Tanrısı kalemizdir. Sela
Gelin, görün RABbin yaptıklarını,
Yeryüzüne getirdiği yıkımları.
Savaşları durdurur yeryüzünün dört bucağında,
Yayları kırar, mızrakları parçalar,
Kalkanları yakar.
“Sakin olun, bilin ki, Tanrı benim!
Uluslar arasında yüceleceğim,
Yeryüzünde yüceleceğim!”
Her Şeye Egemen RAB bizimledir,
Yakupun Tanrısı kalemizdir. Sela

45. Mezmur

Yüreğimden güzel sözler taşıyor,
Kral için söylüyorum şiirlerimi,
Dilim usta bir yazarın kalemi gibi olsun.
Sen insanların en güzelisin,
Lütuf saçılmış dudaklarına.
Çünkü Tanrı seni sonsuza dek kutsamış.
Ey yiğit savaşçı, kuşan kılıcını beline,
Görkemine, yüceliğine bürün.
At sırtında görkeminle, zaferle ilerle,
Gerçek ve adalet uğruna
Sağ elin korkunç işler göstersin.
Okların sivridir,
Kral düşmanlarının yüreğine saplanır,
Halklar ayaklarının altına serilir.
Ey Tanrı, tahtın sonsuzluklar boyunca kalıcıdır,
Krallığının asası adalet asasıdır.
Doğruluğu sever, kötülükten nefret edersin.
Bunun için Tanrı, senin Tanrın,
Seni sevinç yağıyla
Arkadaşlarından daha çok meshetti.
Giysilerinin tümü mür, öd, tarçın kokuyor;
Fildişi saraylardan gelen çalgı sesleri seni eğlendiriyor!
Kral kızları senin saygın kadınların arasında,
Kraliçe, Ofir altınları içinde senin sağında duruyor.
Dinle, ey kral kızı, bak, kulak ver,
Halkını, baba evini unut.
Kral senin güzelliğine vuruldu,
Efendin olduğu için önünde eğil.
Sur halkı armağan getirecek,
Halkın zenginleri lütfunu kazanmak isteyecek.
Kral kızı odasında ışıl ışıl parıldıyor,
Giysisi altınla dokunmuş.
İşlemeli giysiler içinde kralın önüne çıkarılacak,
Arkadaşları, ona eşlik eden kızlar sana getirilecek.
Sevinç ve coşkuyla götürülecek,
Kralın sarayına girecekler.
Atalarının yerini oğulların alacak,
Onları önder yapacaksın bütün ülkeye.
Adını kuşaklar boyunca yaşatacağım,
Böylece halklar sonsuza dek övecek seni.

44. Mezmur

Ey Tanrı, kulaklarımızla duyduk,
Atalarımız anlattı bize,
Neler yaptığını onların gününde, eski günlerde.
Elinle ulusları kovdun,
Ama atalarımıza yer verdin;
Halkları kırdın,
Ama atalarımızın yayılmasını sağladın.
Onlar ülkeyi kılıçla kazanmadılar,
Kendi bilekleriyle zafere ulaşmadılar.
Senin sağ elin, bileğin, yüzünün ışığı sayesinde oldu bu;
Çünkü sen onları sevdin.
Ey Tanrı, kralım sensin,
Buyruk ver de Yakup soyu kazansın!
Senin sayende düşmanlarımızı püskürteceğiz,
Senin adınla karşıtlarımızı ezeceğiz.
Çünkü ben yayıma güvenmem,
Kılıcım da beni kurtarmaz;
Ancak sensin bizi düşmanlarımızdan kurtaran,
Bizden nefret edenleri utanca boğan.
Her gün Tanrıyla övünür,
Sonsuza dek adına şükran sunarız. Sela
Ne var ki, reddettin bizi, aşağıladın,
Artık ordularımızla savaşa çıkmıyorsun.
Düşman karşısında bizi gerilettin,
Bizden tiksinenler bizi soydu.
Kasaplık koyuna çevirdin bizi,
Ulusların arasına dağıttın.
Yok pahasına sattın halkını,
Üstelik satıştan hiçbir şey kazanmadan.
Bizi komşularımızın yüzkarası,
Çevremizdekilerin eğlencesi, alay konusu ettin.
Ulusların diline düşürdün bizi,
Gülüyor halklar halimize.
Rezilliğim gün boyu karşımda,
Utancımdan yerin dibine geçtim
Hakaret ve sövgü duya duya,
Öç almak isteyen düşman karşısında.
Bütün bunlar başımıza geldi,
Yine de seni unutmadık,
Antlaşmana ihanet etmedik,
Döneklik etmedik,
Adımlarımız senin yolundan sapmadı.
Oysa sen bizi ezdin, ülkemizi çakalların uğrağı ettin,
Üstümüzü koyu karanlıkla örttün.
Eğer Tanrımızın adını unutsaydık,
Yabancı bir ilaha ellerimizi açsaydık,
Tanrı bunu ortaya çıkarmaz mıydı?
Çünkü O yürekteki gizleri bilir.
Senin uğruna her gün öldürülüyoruz,
Kasaplık koyun sayılıyoruz.
Uyan, ya Rab! Niçin uyuyorsun?
Kalk! Sonsuza dek terk etme bizi!
Niçin yüzünü gizliyorsun?
Neden mazlum halimizi, üzerimizdeki baskıyı unutuyorsun?
Çünkü yere serildik,
Bedenimiz toprağa yapıştı.
Kalk, yardım et bize!
Kurtar bizi sevgin uğruna!

43. Mezmur

Hakkımı ara, ey Tanrı,
Savun beni vefasız ulusa karşı,
Kurtar hileci, haksız insandan.
Çünkü sen Tanrım, kalemsin;
Neden beni reddettin?
Niçin düşmanlarımın baskısı altında
Yaslı gezeyim?
Gönder ışığını, gerçeğini,
Yol göstersinler bana,
Senin kutsal dağına, konutuna götürsünler beni.
O zaman Tanrının sunağına,
Neşe, sevinç kaynağım Tanrıya gideceğim
Ve sana, ey Tanrı, Tanrım benim,
Lirle şükredeceğim.
Neden üzgünsün, ey gönlüm,
Neden içim huzursuz?
Tanrıya umut bağla,
Çünkü Ona yine övgüler sunacağım;
O benim kurtarıcım ve Tanrımdır.

42. Mezmur

Geyik akarsuları nasıl özlerse,
Canım da seni öyle özler, ey Tanrı!
Canım Tanrıya, yaşayan Tanrıya susadı;
Ne zaman görmeye gideceğim Tanrının yüzünü?
Gözyaşlarım ekmeğim oldu gece gündüz,
Gün boyu, “Nerede senin Tanrın?” dedikleri için.
Anımsayınca içim içimi yiyor,
Nasıl toplulukla birlikte yürür,
Tanrının evine kadar alaya öncülük ederdim,
Sevinç ve şükran sesleri arasında,
Bayram eden bir kalabalıkla birlikte.
Neden üzgünsün, ey gönlüm,
Neden içim huzursuz?
Tanrıya umut bağla,
Çünkü Ona yine övgüler sunacağım;
O benim kurtarıcım ve Tanrımdır.
Gönlüm üzgün,
Bu yüzden seni anımsıyorum, ey Tanrım.
Şeria yöresinde, Hermon ve Misar dağlarında
Çağlayanların gümbürdeyince,
Enginler birbirine sesleniyor,
Bütün dalgaların, sellerin üzerimden geçiyor.
Gündüz RAB sevgisini gösterir,
Gece ilahi söyler, dua ederim
Yaşamımın Tanrısına.
Kayam olan Tanrıma diyorum ki,
“Neden beni unuttun?
Niçin düşmanlarımın baskısı altında
Yaslı gezeyim?”
Gün boyu hasımlarım: “Nerede senin Tanrın?” diyerek
Bana sataştıkça,
Kemiklerim kırılıyor sanki.
Neden üzgünsün, ey gönlüm,
Neden içim huzursuz?
Tanrıya umut bağla,
Çünkü Ona yine övgüler sunacağım;
O benim kurtarıcım ve Tanrımdır.

41. Mezmur

Ne mutlu yoksulu düşünene!
RAB kurtarır onu kötü günde.
Korur RAB, yaşatır onu,
Ülkede mutlu kılar,
Terk etmez düşmanlarının eline.
Destek olur RAB ona
Yatağa düşünce;
Hastalandığında sağlığa kavuşturur onu.
“Acı bana, ya RAB!” dedim,
“Şifa ver bana, çünkü sana karşı günah işledim!”
Kötü konuşuyor düşmanlarım ardımdan:
“Ne zaman ölecek adı batası?” diyorlar.
Biri beni görmeye geldi mi, boş laf ediyor,
Fesat topluyor içinde,
Sonra dışarı çıkıp fesadı yayıyor.
Benden nefret edenlerin hepsi
Fısıldaşıyor aralarında bana karşı,
Zararımı düşünüyorlar,
“Başına öyle kötü bir şey geldi ki” diyorlar,
“Yatağından kalkamaz artık.”
Ekmeğimi yiyen, güvendiğim yakın dostum bile
İhanet etti bana.
Bari sen acı bana, ya RAB, kaldır beni.
Bunların hakkından geleyim.
Düşmanım zafer çığlığı atmazsa,
O zaman anlarım benden hoşnut kaldığını.
Dürüstlüğümden ötürü bana destek olur,
Sonsuza dek beni huzurunda tutarsın.
Öncesizlikten sonsuza dek,
Övgüler olsun İsrailin Tanrısı RABbe!
Amin! Amin!

40. Mezmur

RABbi sabırla bekledim;
Bana yönelip yakarışımı duydu.
Ölüm çukurundan,
Balçıktan çıkardı beni,
Ayaklarımı kaya üzerinde tuttu,
Kaymayayım diye.
Ağzıma yeni bir ezgi,
Tanrımıza bir övgü ilahisi koydu.
Çokları görüp korkacak
Ve RABbe güvenecekler.
Ne mutlu RABbe güvenen insana,
Gururluya, yalana sapana ilgi duymayana.
Ya RAB, Tanrım,
Harikaların, düşüncelerin ne çoktur bizim için;
Sana eş koşulmaz!
Duyurmak, anlatmak istesem yaptıklarını,
Saymakla bitmez.
Kurbandan, sunudan hoşnut olmadın,
Ama kulaklarımı açtın.
Yakmalık sunu, günah sunusu da istemedin.
O zaman şöyle dedim: “İşte geldim;
Kutsal Yazı tomarında benim için yazılmıştır.
Ey Tanrım, senin isteğini yapmaktan zevk alırım ben,
Yasan yüreğimin derinliğindedir.”
Büyük toplantıda müjdelerim senin zaferini,
Sözümü esirgemem,
Ya RAB, bildiğin gibi!
Zaferini içimde gizlemem,
Bağlılığını ve kurtarışını duyururum,
Sevgini, sadakatini saklamam büyük topluluktan.
Ya RAB, esirgeme sevecenliğini benden!
Sevgin, sadakatin hep korusun beni!
Sayısız belalar çevremi sardı,
Suçlarım bana yetişti, önümü göremiyorum;
Başımdaki saçlardan daha çoklar,
Çaresiz kaldım.
Ne olur, ya RAB, kurtar beni!
Yardımıma koş, ya RAB!
Utansın canımı almaya çalışanlar,
Yüzleri kızarsın!
Geri dönsün zararımı isteyenler,
Rezil olsunlar!
Bana, “Oh! Oh!” çekenler
Dehşete düşsün utançlarından!
Sende neşe ve sevinç bulsun
Bütün sana yönelenler!
“RAB yücedir!” desin hep
Senin kurtarışını özleyenler!
Bense mazlum ve yoksulum,
Düşün beni, ya Rab.
Yardımcım ve kurtarıcım sensin,
Geç kalma, ey Tanrım!

39. Mezmur

Karar verdim: “Adımlarıma dikkat edeceğim,
Dilimi günahtan sakınacağım;
Karşımda kötü biri oldukça,
Ağzıma gem vuracağım.”
Dilimi tutup sustum,
Hep kaçındım konuşmaktan, yararı olsa bile.
Acım alevlendi,
Yüreğim tutuştu içimde,
Ateş aldı derin derin düşünürken,
Şu sözler döküldü dilimden:
“Bildir bana, ya RAB, sonumu,
Sayılı günlerimi;
Bileyim ömrümün ne kadar kısa olduğunu!
Yalnız bir karış ömür verdin bana,
Hiç kalır hayatım senin önünde.
Her insan bir soluktur sadece,
En güçlü çağında bile. Sela
“Bir gölge gibi dolaşır insan,
Boş yere çırpınır,
Mal biriktirir, kime kalacağını bilmeden.
“Ne bekleyebilirim şimdi, ya Rab?
Umudum sende.
Kurtar beni bütün isyanlarımdan,
Aptalların hakaretine izin verme.
Sustum, açmayacağım ağzımı;
Çünkü sensin bunu yapan.
Uzaklaştır üzerimden yumruklarını,
Tokadının altında mahvoldum.
Sen insanı suçundan ötürü
Azarlayarak yola getirirsin,
Güve gibi tüketirsin sevdiği şeyleri.
Her insan bir soluktur sadece. Sela
“Duamı işit, ya RAB,
Kulak ver yakarışıma,
Gözyaşlarıma kayıtsız kalma!
Çünkü ben bir garibim senin yanında,
Bir yabancı, atalarım gibi.
Uzaklaştır üzerimden bakışlarını,
Göçüp yok olmadan mutlu olayım!”

38. Mezmur

Ya RAB, öfkelenip azarlama beni,
Gazapla yola getirme!
Okların içime saplandı,
Elin üzerime indi.
Öfken yüzünden sağlığım bozuldu,
Günahım yüzünden rahatım kaçtı.
Çünkü suçlarım başımdan aştı,
Taşınmaz bir yük gibi sırtımda ağırlaştı.
Akılsızlığım yüzünden
Yaralarım iğrenç, irinli.
Eğildim, iki büklüm oldum,
Gün boyu yaslı dolaşıyorum.
Çünkü belim ateş içinde,
Sağlığım bozuk.
Tükendim, ezildim alabildiğine,
İnliyorum yüreğimin acısından.
Ya Rab, bütün özlemlerimi bilirsin,
İniltilerim senden gizli değil.
Yüreğim çarpıyor, gücüm tükeniyor,
Gözlerimin feri bile söndü.
Eşim dostum kaçar oldu derdimden,
Yakınlarım uzak duruyor benden.
Canıma susayanlar bana tuzak kuruyor,
Zararımı isteyenler kuyumu kazıyor,
Gün boyu hileler düşünüyorlar.
Ama ben bir sağır gibi duymuyorum,
Bir dilsiz gibi ağzımı açmıyorum;
Duymaz,
Ağzında yanıt bulunmaz bir adama döndüm.
Umudum sende, ya RAB,
Sen yanıtlayacaksın, ya Rab, Tanrım benim!
Çünkü dua ediyorum: “Halime sevinmesinler,
Ayağım kayınca böbürlenmesinler!”
Düşmek üzereyim,
Acım hep içimde.
Suçumu itiraf ediyorum,
Günahım yüzünden kaygılanıyorum.
Ama düşmanlarım güçlü ve dinç,
Yok yere benden nefret edenler çok.
İyiliğe karşı kötülük yapanlar bana karşı çıkar,
İyiliğin peşinde olduğum için.
Beni terk etme, ya RAB!
Ey Tanrım, benden uzak durma!
Yardımıma koş,
Ya Rab, kurtuluşum benim!

37. Mezmur

Kötülük edenlere kızıp üzülme,
Suç işleyenlere özenme!
Çünkü onlar ot gibi hemen solacak,
Yeşil bitki gibi kuruyup gidecek.
Sen RABbe güven, iyilik yap,
Ülkede otur, sadakatle çalış.
RABden zevk al,
O senin yüreğinin dileklerini yerine getirecektir.
Her şeyi RABbe bırak,
Ona güven, O gerekeni yapar.
O senin doğruluğunu ışık gibi,
Hakkını öğle güneşi gibi
Aydınlığa çıkarır.
RABbin önünde sakin dur, sabırla bekle;
Kızıp üzülme işi yolunda olanlara,
Kötü amaçlarına kavuşanlara.
Kızmaktan kaçın, bırak öfkeyi,
Üzülme, yalnız kötülüğe sürükler bu seni.
Çünkü kötülerin kökü kazınacak,
Ama RABbe umut bağlayanlar ülkeyi miras alacak.
Yakında kötünün sonu gelecek,
Yerini arasan da bulunmayacak.
Ama alçakgönüllüler ülkeyi miras alacak,
Derin bir huzurun zevkini tadacak.
Kötü insan doğru insana düzen kurar,
Diş gıcırdatır.
Ama Rab kötüye güler,
Çünkü bilir onun sonunun geldiğini.
Kılıç çekti kötüler, yaylarını gerdi,
Mazlumu, yoksulu yıkmak,
Doğru yolda olanları öldürmek için.
Ama kılıçları kendi yüreklerine saplanacak,
Yayları kırılacak.
Doğrunun azıcık varlığı,
Pek çok kötünün servetinden iyidir.
Çünkü kötülerin gücü kırılacak,
Ama doğrulara RAB destek olacak.
RAB yetkinlerin her gününü gözetir,
Onların mirası sonsuza dek sürecek.
Kötü günde utanmayacaklar,
Kıtlıkta karınları doyacak.
Ama kötüler yıkıma uğrayacak;
RABbin düşmanları kır çiçekleri gibi kuruyup gidecek,
Duman gibi dağılıp yok olacak.
Kötüler ödünç alır, geri vermez;
Doğrularsa cömertçe verir.
RABbin kutsadığı insanlar ülkeyi miras alacak,
Lanetlediği insanların kökü kazınacak.
RAB insana sağlam adım attırır,
İnsanın yolundan hoşnut olursa.
Düşse bile yıkılmaz insan,
Çünkü elinden tutan RABdir.
Gençtim, ömrüm tükendi,
Ama hiç görmedim doğru insanın terk edildiğini,
Soyunun ekmek dilendiğini.
O hep cömertçe ödünç verir,
Soyu kutsanır.
Kötülükten kaç, iyilik yap;
Sonsuz yaşama kavuşursun.
Çünkü RAB doğruyu sever,
Sadık kullarını terk etmez.
Onlar sonsuza dek korunacak,
Kötülerinse kökü kazınacak.
Doğrular ülkeyi miras alacak,
Orada sonsuza dek yaşayacak.
Doğrunun ağzından bilgelik akar,
Dilinden adalet damlar.
Tanrısının yasası yüreğindedir,
Ayakları kaymaz.
Kötü, doğruya pusu kurar,
Onu öldürmeye çalışır.
Ama RAB onu kötünün eline düşürmez,
Yargılanırken mahkum etmez.
RABbe umut bağla, Onun yolunu tut,
Ülkeyi miras almak üzere seni yükseltecektir.
Kötülerin kökünün kazındığını göreceksin.
Kötü ve acımasız adamı gördüm,
İlk dikildiği toprakta yeşeren ağaç gibi
Dal budak salıyordu;
Geçip gitti, yok oldu,
Aradım, bulunmaz oldu.
Yetkin adamı gözle, doğru adama bak,
Çünkü yarınlar barışseverindir.
Ama başkaldıranların hepsi yok olacak,
Kötülerin kökü kazınacak.
Doğruların kurtuluşu RABden gelir,
Sıkıntılı günde onlara kale olur.
RAB onlara yardım eder, kurtarır onları,
Kötülerin elinden alıp özgür kılar,
Çünkü kendisine sığınırlar.

36. Mezmur

Günah fısıldar kötü insana,
Yüreğinin dibinden:
Tanrı korkusu yoktur onda.
Kendini öyle beğenmiş ki,
Suçunu görmez, ondan tiksinmez.
Ağzından kötülük ve yalan akar,
Akıllanmaktan, iyilik yapmaktan vazgeçmiş.
Yatağında bile fesat düşünür,
Olumsuz yolda direnir, reddetmez kötülüğü.
Ya RAB, sevgin göklere,
Sadakatin gökyüzüne erişir.
Doğruluğun ulu dağlara benzer,
Adaletin uçsuz bucaksız enginlere.
İnsanı da, hayvanı da koruyan sensin, ya RAB.
Sevgin ne değerli, ey Tanrı!
Kanatlarının gölgesine sığınır insanoğlu.
Evindeki bolluğa doyarlar,
Zevklerinin ırmağından içirirsin onlara.
Çünkü yaşam kaynağı sensin,
Senin ışığınla aydınlanırız.
Sürekli göster
Seni tanıyanlara sevgini,
Yüreği temiz olanlara doğruluğunu.
Gururlunun ayağı bana varmasın,
Kötülerin eli beni kovmasın.
Kötülük yapanlar oracıkta düştüler,
Yıkıldılar, kalkamazlar artık.

35. Mezmur

Ya RAB, benimle uğraşanlarla sen uğraş,
Benimle savaşanlarla sen savaş!
Al küçük kalkanla büyük kalkanı,
Yardımıma koş!
Kaldır mızrağını, kargını beni kovalayanlara,
“Seni ben kurtarırım” de bana!
Canıma kastedenler utanıp rezil olsun!
Utançla geri çekilsin bana kötülük düşünenler!
Rüzgarın sürüklediği saman çöpüne dönsünler,
RABbin meleği artlarına düşsün!
Karanlık ve kaygan olsun yolları,
RABbin meleği kovalasın onları!
Madem neden yokken bana gizli ağlar kurdular,
Nedensiz çukur kazdılar,
Başlarına habersiz felaket gelsin,
Gizledikleri ağa kendileri tutulsun,
Felakete uğrasınlar.
O zaman RABde sevinç bulacağım,
Beni kurtardığı için coşacağım.
Bütün varlığımla şöyle diyeceğim:
“Senin gibisi var mı, ya RAB,
Mazlumu zorbanın elinden,
Mazlumu ve yoksulu soyguncudan kurtaran?”
Kötü niyetli tanıklar türüyor,
Bilmediğim konuları soruyorlar.
İyiliğime karşı kötülük ediyor,
Yalnızlığa itiyorlar beni.
Oysa onlar hastalanınca ben çula sarınır,
Oruç tutup alçakgönüllü olurdum.
Duam yanıtsız kalınca,
Bir dost, bir kardeş yitirmiş gibi dolaşırdım.
Kederden belim bükülürdü,
Annesi için yas tutan biri gibi.
Ama ben sendeleyince toplanıp sevindiler,
Toplandı bana karşı tanımadığım alçaklar,
Durmadan didiklediler beni.
Tanrıtanımaz, alaycı soytarılar gibi,
Diş gıcırdattılar bana.
Ne zamana dek seyirci kalacaksın, ya Rab?
Kurtar canımı bunların saldırısından,
Hayatımı bu genç aslanlardan!
Büyük toplantıda sana şükürler sunacağım,
Kalabalığın ortasında sana övgüler dizeceğim.
Sevinmesin boş yere bana düşman olanlar,
Göz kırpmasınlar birbirlerine
Nedensiz benden nefret edenler.
Çünkü barış sözünü etmez onlar,
Kurnazca düzen kurarlar ülkenin sakin insanlarına.
Beni suçlamak için ağızlarını ardına kadar açtılar:
“Oh! Oh!” diyorlar, “İşte kendi gözümüzle gördük yaptıklarını!”
Olup biteni sen de gördün, ya RAB, sessiz kalma,
Ya Rab, benden uzak durma!
Uyan, kalk savun beni,
Uğraş hakkım için, ey Tanrım ve Rabbim!
Adaletin uyarınca haklı çıkar beni, ya RAB, Tanrım benim!
Gülmesinler halime!
Demesinler içlerinden:
“Oh! İşte buydu dileğimiz!”,
Konuşmasınlar ardımdan:
“Yedik başını!” diye.
Utansın kötü halime sevinenler,
Kızarsın yüzleri hepsinin;
Gururla karşıma dikilenler
Utanca, rezalete bürünsün.
Benim haklı çıkmamı isteyenler,
Sevinç çığlıkları atıp coşsunlar;
Şöyle desinler sürekli:
“Kulunun esenliğinden hoşlanan RAB yücelsin!”
O zaman gün boyu adaletin,
Övgülerin dilimden düşmeyecek.

34. Mezmur

Her zaman RABbe övgüler sunacağım,
Övgüsü dilimden düşmeyecek.
RABle övünürüm,
Mazlumlar işitip sevinsin!
Benimle birlikte RABbin büyüklüğünü duyurun,
Adını birlikte yüceltelim.
RABbe yöneldim, yanıt verdi bana,
Bütün korkularımdan kurtardı beni.
Ona bakanların yüzü ışıl ışıl parlar,
Yüzleri utançtan kızarmaz.
Bu mazlum yakardı, RAB duydu,
Bütün sıkıntılarından kurtardı onu.
RABbin meleği Ondan korkanların çevresine ordugah kurar,
Kurtarır onları.
Tadın da görün, RAB ne iyidir,
Ne mutlu Ona sığınan adama!
RABden korkun, ey Onun kutsalları,
Çünkü Ondan korkanın eksiği olmaz.
Genç aslanlar bile aç ve muhtaç olur;
Ama RABbe yönelenlerden hiçbir iyilik esirgenmez.
Gelin, ey çocuklar, dinleyin beni:
Size RAB korkusunu öğreteyim.
Kim yaşamdan zevk almak,
İyi günler görmek istiyorsa,
Dilini kötülükten,
Dudaklarını yalandan uzak tutsun.
Kötülükten sakının, iyilik yapın;
Esenliği amaçlayın, ardınca gidin.
RABbin gözleri doğru kişilerin üzerindedir,
Kulakları onların yakarışına açıktır.
RAB kötülük yapanlara karşıdır,
Onların anısını yeryüzünden siler.
Doğrular yakarır, RAB duyar;
Bütün sıkıntılarından kurtarır onları.
RAB gönlü kırıklara yakındır,
Ruhu ezikleri kurtarır.
Doğrunun dertleri çoktur,
Ama RAB hepsinden kurtarır onu.
Bütün kemiklerini korur,
Hiçbiri kırılmaz.
Kötü insanın sonu kötülükle biter,
Cezasını bulur doğrulardan nefret edenler.
RAB kullarını kurtarır,
Ona sığınanların hiçbiri ceza görmez.

33. Mezmur

Ey doğru insanlar, RABbe sevinçle haykırın!
Dürüstlere Onu övmek yaraşır.
Lir çalarak RABbe şükredin,
On telli çenk eşliğinde Onu ilahilerle övün.
Ona yeni bir ezgi söyleyin,
Sevinç çığlıklarıyla sazınızı konuşturun.
Çünkü RABbin sözü doğrudur,
Her işi sadakatle yapar.
Doğruluğu, adaleti sever,
RABbin sevgisi yeryüzünü doldurur.
Gökler RABbin sözüyle,
Gök cisimleri ağzından çıkan solukla yaratıldı.
Deniz sularını bir araya toplar,
Engin suları ambarlara depolar.
Bütün yeryüzü RABden korksun,
Dünyada yaşayan herkes Ona saygı duysun.
Çünkü O söyleyince, her şey var oldu;
O buyurunca, her şey belirdi.
RAB ulusların planlarını bozar,
Halkların tasarılarını boşa çıkarır.
Ama RABbin planları sonsuza dek sürer,
Yüreğindeki tasarılar kuşaklar boyunca değişmez.
Ne mutlu Tanrısı RAB olan ulusa,
Kendisi için seçtiği halka!
RAB göklerden bakar,
Bütün insanları görür.
Oturduğu yerden,
Yeryüzünde yaşayan herkesi gözler.
Herkesin yüreğini yaratan,
Yaptıkları her şeyi tartan Odur.
Ne büyük ordularıyla zafer kazanan kral var,
Ne de büyük gücüyle kurtulan yiğit.
Zafer için at boş bir umuttur,
Büyük gücüne karşın kimseyi kurtaramaz.
Ama RABbin gözü kendisinden korkanların,
Sevgisine umut bağlayanların üzerindedir;
Böylece onları ölümden kurtarır,
Kıtlıkta yaşamalarını sağlar.
Umudumuz RABdedir,
Yardımcımız, kalkanımız Odur.
Onda sevinç bulur yüreğimiz,
Çünkü Onun kutsal adına güveniriz.
Madem umudumuz sende,
Sevgin üzerimizde olsun, ya RAB!

32. Mezmur

Ne mutlu isyanı bağışlanan,
Günahı örtülen insana!
Suçu RAB tarafından sayılmayan,
Ruhunda hile bulunmayan insana ne mutlu!
Sustuğum sürece
Kemiklerim eridi,
Gün boyu inlemekten.
Çünkü gece gündüz
Elin üzerimde ağırlaştı.
Dermanım tükendi yaz sıcağında gibi. Sela
Günahımı açıkladım sana,
Suçumu gizlemedim.
“RABbe isyanımı itiraf edeceğim” deyince,
Günahımı, suçumu bağışladın. Sela
Bu nedenle her sadık kulun
Ulaşılır olduğun zaman sana dua etsin.
Engin sular taşsa bile ona erişemez.
Sığınağım sensin,
Beni sıkıntıdan korur,
Çevremi kurtuluş ilahileriyle kuşatırsın. Sela
Eğiteceğim seni, gideceğin yolu göstereceğim,
Öğüt vereceğim sana,
Gözüm sendedir.
At ya da katır gibi anlayışsız olmayın;
Onları idare etmek için gem ve dizgin gerekir,
Yoksa sana yaklaşmazlar.
Kötülerin acısı çoktur,
Ama RABbe güvenenleri Onun sevgisi kuşatır.
Ey doğru insanlar, sevinç kaynağınız RAB olsun, coşun;
Ey yüreği temiz olanlar,
Hepiniz sevinç çığlıkları atın!

31. Mezmur

Ya RAB, sana sığınıyorum.
Utandırma beni hiçbir zaman!
Adaletinle kurtar beni!
Kulak ver bana,
Çabuk yetiş, kurtar beni;
Bir kaya ol bana sığınmam için,
Güçlü bir kale ol kurtulmam için!
Madem kayam ve kalem sensin,
Öncülük et, yol göster bana
Kendi adın uğruna.
Bana kurdukları tuzaktan uzak tut beni,
Çünkü sığınağım sensin.
Ruhumu ellerine bırakıyorum,
Ya RAB, sadık Tanrı, kurtar beni.
Değersiz putlara bel bağlayanlardan tiksinirim,
RABbe güvenirim ben.
Sadakatinden ötürü sevinip coşacağım,
Çünkü düşkün halimi görüyor,
Çektiğim sıkıntıları biliyorsun,
Beni düşman eline düşürmedin,
Bastığım yerleri genişlettin.
Acı bana, ya RAB, sıkıntıdayım,
Üzüntü gözümü, canımı, içimi kemiriyor.
Ömrüm acıyla,
Yıllarım iniltiyle tükeniyor,
Suçumdan ötürü gücüm zayıflıyor,
Kemiklerim eriyor.
Düşmanlarım yüzünden rezil oldum,
Özellikle komşularıma.
Tanıdıklarıma dehşet salar oldum;
Beni sokakta görenler benden kaçar oldu.
Gönülden çıkmış bir ölü gibi unutuldum,
Kırılmış bir çömleğe döndüm.
Birçoğunun fısıldaştığını duyuyorum,
Her yer dehşet içinde,
Bana karşı anlaştılar,
Canımı almak için düzen kurdular.
Ama ben sana güveniyorum, ya RAB,
“Tanrım sensin!” diyorum.
Hayatım senin elinde,
Kurtar beni düşmanlarımın pençesinden,
Ardıma düşenlerden.
Yüzün kulunu aydınlatsın,
Sevgi göster, kurtar beni!
Utandırma beni, ya RAB, sana sesleniyorum;
Kötüler utansın, ölüler diyarında sesleri kesilsin.
Sussun o yalancı dudaklar;
Doğru insana karşı
Gururla, tepeden bakarak,
Küçümseyerek konuşan dudaklar.
İyiliğin ne büyüktür, ya RAB,
Onu senden korkanlar için saklarsın,
Herkesin gözü önünde,
Sana sığınanlara iyi davranırsın.
İnsanların düzenlerine karşı,
Koruyucu huzurunla üzerlerine kanat gerersin;
Saldırgan dillere karşı
Onları çardağında gizlersin.
RABbe övgüler olsun,
Kuşatılmış bir kentte
Sevgisini bana harika biçimde gösterdi.
Telaş içinde demiştim ki,
“Huzurundan atıldım!”
Ama yardıma çağırınca seni,
Yalvarışımı işittin.
RABbi sevin, ey Onun sadık kulları!
RAB kendisine bağlı olanları korur,
Büyüklenenlerin ise tümüyle hakkından gelir.
Ey RABbe umut bağlayanlar,
Güçlü ve yürekli olun!

30. Mezmur

Seni yüceltmek istiyorum, ya RAB,
Çünkü beni kurtardın,
Düşmanlarımı bana güldürmedin.
Ya RAB Tanrım,
Sana yakardım, bana şifa verdin.
Ya RAB, beni ölüler diyarından çıkardın,
Yaşam verdin bana, ölüm çukuruna düşürmedin.
Ey RABbin sadık kulları, Onu ilahilerle övün,
Kutsallığını anarak Ona şükredin.
Çünkü öfkesi bir an sürer,
Lütfu ise bir ömür;
Gözyaşlarınız belki bir gece akar,
Ama sabahla sevinç doğar.
Huzur duyunca dedim ki,
“Asla sarsılmayacağım!”
Ya RAB, lütfunla beni güçlü bir dağ gibi
Sarsılmaz kıldın;
Ama sen yüzünü gizleyince,
Dehşete düştüm.
Ya RAB, sana sesleniyorum,
Rabbe yalvarıyorum:
“Ne yararı olur senin için dökülen kanımın,
Ölüm çukuruna inersem?
Toprak sana övgüler sunar mı,
Senin sadakatini ilan eder mi?
Dinle, ya RAB, acı bana;
Yardımcım ol, ya RAB!”
Yasımı şenliğe döndürdün,
Çulumu çıkarıp beni sevinçle kuşattın.
Öyle ki, gönlüm seni ilahilerle övsün, susmasın!
Ya RAB Tanrım, sana sürekli şükredeceğim.

29. Mezmur

Ey ilahi varlıklar, RABbi övün,
RABbin gücünü, yüceliğini övün,
RABbin görkemini adına yaraşır biçimde övün,
Kutsal giysiler içinde RABbe tapının!
RABbin sesi sulara hükmediyor,
Yüce Tanrı gürlüyor,
RAB engin sulara hükmediyor.
RABbin sesi güçlüdür,
RABbin sesi görkemlidir.
RABbin sesi sedir ağaçlarını kırar,
Lübnan sedirlerini parçalar.
Lübnanı buzağı gibi,
Siryon Dağını yabanıl öküz yavrusu gibi sıçratır.
RABbin sesi şimşek gibi çakar,
RABbin sesi çölü titretir,
RAB Kadeş Çölünü sarsar.
RABbin sesi geyikleri doğurtur,
Ormanları çıplak bırakır.
Onun tapınağında herkes “Yücesin!” diye haykırır.
RAB tufan üstünde taht kurdu,
O sonsuza dek kral kalacak.
RAB halkına güç verir,
Halkını esenlikle kutsar!

28. Mezmur

Ya RAB, sana yakarıyorum,
Kayam benim, kulak tıkama sesime;
Çünkü sen sessiz kalırsan,
Ölüm çukuruna inen ölülere dönerim ben.
Seni yardıma çağırdığımda,
Ellerimi kutsal konutuna doğru açtığımda,
Kulak ver yalvarışlarıma.
Beni kötülerle, haksızlık yapanlarla
Aynı kefeye koyup cezalandırma.
Onlar komşularıyla dostça konuşur,
Ama yüreklerinde kötülük beslerler.
Eylemlerine, yaptıkları kötülüklere göre onları yanıtla;
Yaptıklarının, hak ettiklerinin karşılığını ver.
Onlar RABbin yaptıklarına,
Ellerinin eserine önem vermezler;
Bu yüzden RAB onları yıkacak,
Bir daha ayağa kaldırmayacak.
RABbe övgüler olsun!
Çünkü yalvarışımı duydu.
RAB benim gücüm, kalkanımdır,
Ona yürekten güveniyor ve yardım görüyorum.
Yüreğim coşuyor,
Ezgilerimle Ona şükrediyorum.
RAB halkının gücüdür,
Meshettiği kralın zafer kalesidir.
Halkını kurtar, kendi halkını kutsa;
Çobanlık et onlara, sürekli destek ol!

27. Mezmur

RAB benim ışığım, kurtuluşumdur,
Kimseden korkmam.
RAB yaşamımın kalesidir,
Kimseden yılmam.
Hasımlarım, düşmanlarım olan kötüler,
Beni yutmak için üzerime gelirken
Tökezleyip düşerler.
Karşımda bir ordu konaklasa,
Kılım kıpırdamaz,
Bana karşı savaş açılsa,
Yine güvenimi yitirmem.
RABden tek dileğim, tek isteğim şu:
RABbin güzelliğini seyretmek,
Tapınağında Ona hayran olmak için
Ömrümün bütün günlerini Onun evinde geçirmek.
Çünkü O kötü günde beni çardağında gizleyecek,
Çadırının emin yerinde saklayacak,
Yüksek bir kaya üzerine çıkaracak beni.
O zaman çevremi saran düşmanlarıma karşı
Başım yukarı kalkacak,
Sevinçle haykırarak kurbanlar sunacağım Onun çadırında,
Onu ezgilerle, ilahilerle öveceğim.
Sana yakarıyorum, ya RAB, kulak ver sesime,
Lütfet, yanıtla beni!
Ya RAB, içimden bir ses duydum:
“Yüzümü ara!” dedin,
İşte yüzünü arıyorum.
Yüzünü benden gizleme,
Kulunu öfkeyle geri çevirme!
Bana hep yardımcı oldun;
Bırakma, terk etme beni,
Ey beni kurtaran Tanrı!
Annemle babam beni terk etseler bile,
RAB beni kabul eder.
Ya RAB, yolunu öğret bana,
Düşmanlarıma karşı
Düz yolda bana öncülük et.
Beni hasımlarımın keyfine bırakma,
Çünkü yalancı tanıklar dikiliyor karşıma,
Ağızları şiddet saçıyor.
Yaşam diyarında
RABbin iyiliğini göreceğimden kuşkum yok.
Umudunu RABbe bağla,
Güçlü ve yürekli ol;
Umudunu RABbe bağla!

26. Mezmur

Beni haklı çıkar, ya RAB,
Çünkü dürüst bir yaşam sürdüm;
Sarsılmadan RABbe güvendim.
Dene beni, ya RAB, sına;
Duygularımı, düşüncelerimi yokla.
Çünkü sevgini hep göz önünde tutuyor,
Senin gerçeğini yaşıyorum ben.
Yalancılarla oturmam,
İkiyüzlülerin suyuna gitmem.
Kötülük yapanlar topluluğundan nefret ederim,
Fesatçıların arasına girmem.
Suçsuzluğumu göstermek için ellerimi yıkar,
Sunağının çevresinde dönerim, ya RAB,
Yüksek sesle şükranımı duyurmak
Ve bütün harikalarını anlatmak için.
Severim, ya RAB, yaşadığın evi,
Görkeminin bulunduğu yeri.
Günahkarların,
Eli kanlı adamların yanısıra canımı alma.
Onların elleri kötülük aletidir,
Sağ elleri rüşvet doludur.
Ama ben dürüst yaşarım,
Kurtar beni, lütfet bana!
Ayağım emin yerde duruyor.
Topluluk içinde sana övgüler sunacağım, ya RAB.

25. Mezmur

Ya RAB, bütün varlığımla sana yaklaşıyorum,
Ey Tanrım, sana güveniyorum, utandırma beni,
Düşmanlarım zafer kahkahası atmasın!
Sana umut bağlayan hiç kimse utanca düşmez;
Nedensiz hainlik edenler utanır.
Ya RAB, yollarını bana öğret,
Yönlerini bildir.
Bana gerçek yolunda öncülük et, eğit beni;
Çünkü beni kurtaran Tanrı sensin.
Bütün gün umudum sende.
Ya RAB, sevecenliğini ve sevgini anımsa;
Çünkü onlar öncesizlikten beri aynıdır.
Gençlik günahlarımı, isyanlarımı anımsama,
Sevgine göre anımsa beni,
Çünkü sen iyisin, ya RAB.
RAB iyi ve doğrudur,
Onun için günahkarlara yol gösterir.
Alçakgönüllülere adalet yolunda öncülük eder,
Kendi yolunu öğretir onlara.
RABbin bütün yolları sevgi ve sadakate dayanır
Antlaşmasındaki buyruklara uyanlar için.
Ya RAB, adın uğruna
Suçumu bağışla, çünkü suçum büyük.
Kim RABden korkarsa,
RAB ona seçeceği yolu gösterir.
Gönenç içinde yaşayacak o insan,
Soyu ülkeyi sahiplenecek.
RAB kendisinden korkanlarla paylaşır sırrını,
Onlara açıklar antlaşmasını.
Gözlerim hep RABdedir,
Çünkü ayaklarımı ağdan O çıkarır.
Halime bak, lütfet bana;
Çünkü garip ve mazlumum.
Yüreğimdeki sıkıntılar artıyor,
Kurtar beni dertlerimden!
Üzüntüme, acılarıma bak,
Bütün günahlarımı bağışla!
Düşmanlarıma bak, ne kadar çoğaldılar,
Nasıl da benden nefret ediyorlar!
Canımı koru, kurtar beni!
Hayal kırıklığına uğratma, çünkü sana sığınıyorum!
Dürüstlük, doğruluk korusun beni,
Çünkü umudum sendedir.
Ey Tanrı, kurtar İsraili
Bütün sıkıntılarından!

24. Mezmur

RABbindir yeryüzü ve içindeki her şey,
Dünya ve üzerinde yaşayanlar;
Çünkü Odur denizler üzerinde onu kuran,
Sular üzerinde durduran.
RABbin dağına kim çıkabilir,
Kutsal yerinde kim durabilir?
Elleri pak, yüreği temiz olan,
Gönlünü putlara kaptırmayan,
Yalan yere ant içmeyen.
RAB kutsar böylesini,
Kurtarıcısı Tanrı aklar.
Ona yönelenler,
Yakupun Tanrısının yüzünü arayanlar
İşte böyledir. Sela
Kaldırın başınızı, ey kapılar!
Açılın, ey eski kapılar!
Yüce Kral girsin içeri!
Kimdir bu Yüce Kral?
O RABdir, güçlü ve yiğit,
Savaşta yiğit olan RAB.
Kaldırın başınızı, ey kapılar!
Açılın, ey eski kapılar!
Yüce Kral girsin içeri!
Kimdir bu Yüce Kral?
Her Şeye Egemen
RABdir bu Yüce Kral! Sela

23. Mezmur

RAB çobanımdır,
Eksiğim olmaz.
Beni yemyeşil çayırlarda yatırır,
Sakin suların kıyısına götürür.
İçimi tazeler,
Adı uğruna bana doğru yollarda öncülük eder.
Karanlık ölüm vadisinden geçsem bile,
Kötülükten korkmam.
Çünkü sen benimlesin.
Çomağın, değneğin güven verir bana.
Düşmanlarımın önünde bana sofra kurarsın,
Başıma yağ sürersin,
Kasem taşıyor.
Ömrüm boyunca yalnız iyilik ve sevgi izleyecek beni,
Hep RABbin evinde oturacağım.

22. Mezmur

Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?
Niçin bana yardım etmekten,
Haykırışıma kulak vermekten uzak duruyorsun?
Ey Tanrım, gündüz sesleniyorum, yanıt vermiyorsun,
Gece sesleniyorum, yine rahat yok bana.
Oysa sen kutsalsın,
İsrailin övgüleri üzerine taht kuran sensin.
Sana güvendiler atalarımız,
Sana dayandılar, onları kurtardın.
Sana yakarıp kurtuldular,
Sana güvendiler, aldanmadılar.
Ama ben insan değil, toprak kurduyum,
İnsanlar beni küçümsüyor, halk hor görüyor.
Beni gören herkes alay ediyor,
Sırıtıp baş sallayarak diyorlar ki,
“Sırtını RABbe dayadı, kurtarsın bakalım onu,
Madem onu seviyor, yardım etsin!”
Oysa beni ana rahminden çıkaran,
Ana kucağındayken sana güvenmeyi öğreten sensin.
Doğuşumdan beri sana teslim edildim,
Ana rahminden beri Tanrım sensin.
Benden uzak durma! Çünkü sıkıntı yanıbaşımda,
Yardım edecek kimse yok.
Boğalar kuşatıyor beni,
Azgın Başan boğaları sarıyor çevremi.
Kükreyerek avını parçalayan aslanlar gibi
Ağızlarını açıyorlar bana.
Su gibi dökülüyorum,
Bütün kemiklerim oynaklarından çıkıyor;
Yüreğim balmumu gibi içimde eriyor.
Gücüm çömlek parçası gibi kurudu,
Dilim damağıma yapışıyor;
Beni ölüm toprağına yatırdın.
Köpekler kuşatıyor beni,
Kötüler sürüsü çevremi sarıyor,
Ellerimi, ayaklarımı deliyorlar.
Bütün kemiklerimi sayar oldum,
Gözlerini dikmiş, bana bakıyorlar.
Giysilerimi aralarında paylaşıyor,
Elbisem için kura çekiyorlar.
Ama sen, ya RAB, uzak durma;
Ey gücüm benim, yardımıma koş!
Canımı kılıçtan,
Biricik hayatımı köpeğin pençesinden kurtar!
Kurtar beni aslanın ağzından,
Yaban öküzlerinin boynuzundan.
Yanıt ver bana!
Adını kardeşlerime duyurayım,
Topluluğun ortasında sana övgüler sunayım:
Ey sizler, RABden korkanlar, Ona övgüler sunun!
Ey Yakup soyu, Onu yüceltin!
Ey İsrail soyu, Ona saygı gösterin!
Çünkü O mazlumun çektiği sıkıntıyı hafife almadı,
Ondan tiksinmedi, yüz çevirmedi;
Kendisini yardıma çağırdığında ona kulak verdi.
Övgü konum sen olacaksın büyük toplulukta,
Senden korkanların önünde yerine getireceğim adaklarımı.
Yoksullar yiyip doyacak,
RABbe yönelenler Ona övgü sunacak.
Sonsuza dek ömrünüz tükenmesin!
Yeryüzünün dört bucağı anımsayıp RABbe dönecek,
Ulusların bütün soyları Onun önünde yere kapanacak.
Çünkü egemenlik RABbindir,
Ulusları O yönetir.
Yeryüzündeki bütün zenginler doyacak
Ve Onun önünde yere kapanacak,
Toprağa gidenler,
Ölümlerine engel olamayanlar,
Eğilecekler Onun önünde.
Gelecek kuşaklar Ona kulluk edecek,
Rab yeni kuşaklara anlatılacak.
Onun kurtarışını,
“Rab yaptı bunları” diyerek,
Henüz doğmamış bir halka duyuracaklar.

21. Mezmur

Ya RAB, kral seviniyor gösterdiğin güce.
Sevinçten coşuyor verdiğin zaferle!
Gönlünün istediğini verdin,
Ağzından çıkan dileği geri çevirmedin. Sela
Onu güzel armağanlarla karşıladın,
Başına saf altından taç koydun.
Senden yaşam istedi, verdin ona:
Uzun, sonsuz bir ömür.
Sağladığın zaferle büyük yüceliğe erişti,
Onu görkem ve büyüklükle donattın.
Üzerine sürekli bereket yağdırdın,
Varlığınla onu sevince boğdun.
Çünkü kral RABbe güvenir,
Yüceler Yücesinin sevgisi sayesinde sarsılmaz.
Elin bütün düşmanlarına erişecek,
Sağ elin senden nefret edenlere uzanacak.
Öfkelendiğin an, ya RAB,
Kızgın fırına döndüreceksin onları;
Gazapla yutacak,
Ateşle tüketeceksin.
Yok edeceksin çocuklarını yeryüzünden,
Soylarını insanlar arasından.
Düzenler kursalar sana,
Aldatmaya çalışsalar,
Yine de başarılı olamazlar.
Çünkü sırtlarını döndüreceksin,
Yayını yüzlerine doğru gerince.
Yüceliğini göster, ya RAB, gücünle!
Ezgiler söyleyip ilahilerle öveceğiz kudretini.

20. Mezmur

Sıkıntılı gününde RAB seni yanıtlasın,
Yakupun Tanrısının adı seni korusun!
Yardım göndersin sana kutsal yerden,
Siyondan destek versin.
Bütün tahıl sunularını anımsasın,
Yakmalık sunularını kabul etsin! Sela
Gönlünce versin sana,
Bütün tasarılarını gerçekleştirsin!
O zaman zaferini sevinç çığlıklarıyla kutlayacağız,
Tanrımızın adıyla sancaklarımızı dikeceğiz.
RAB senin bütün dileklerini yerine getirsin.
Şimdi anladım ki, RAB meshettiği kralı kurtarıyor,
Sağ elinin kurtarıcı gücüyle
Kutsal göklerinden ona yanıt veriyor.
Bazıları savaş arabalarına,
Bazıları atlarına güvenir,
Bizse Tanrımız RABbin adına güveniriz.
Onlar çöküyor, düşüyorlar;
Bizse kalkıyor, dimdik duruyoruz.
Ya RAB, kralı kurtar!
Yanıtla bizi sana yakardığımız gün!

19. Mezmur

Gökler Tanrının görkemini açıklamakta,
Gökkubbe ellerinin eserini duyurmakta.
Gün güne söz söyler,
Gece geceye bilgi verir.
Ne söz geçer orada, ne de konuşma,
Sesleri duyulmaz.
Ama sesleri yeryüzünü dolaşır,
Sözleri dünyanın dört bucağına ulaşır.
Güneş için göklerde çadır kurdu Tanrı.
Gerdekten çıkan güveye benzer güneş,
Koşuya çıkacak atlet gibi sevinir.
Göğün bir ucundan çıkar,
Öbür ucuna döner,
Hiçbir şey gizlenmez sıcaklığından.
RABbin yasası yetkindir, cana can katar,
RABbin buyrukları güvenilirdir,
Saf adama bilgelik verir,
RABbin kuralları doğrudur, yüreği sevindirir,
RABbin buyrukları arıdır, gözleri aydınlatır.
RAB korkusu paktır, sonsuza dek kalır,
RABbin ilkeleri gerçek, tamamen adildir.
Onlara altından, bol miktarda saf altından çok istek duyulur,
Onlar baldan, süzme petek balından tatlıdır.
Uyarırlar kulunu,
Onlara uyanların ödülü büyüktür.
Kim yanlışlarını görebilir?
Bağışla göremediğim kusurlarımı,
Bilerek işlenen günahlardan koru kulunu,
İzin verme bana egemen olmalarına!
O zaman büyük isyandan uzak,
Kusursuz olurum.
Ağzımdan çıkan sözler,
Yüreğimdeki düşünceler,
Kabul görsün senin önünde,
Ya RAB, kayam, kurtarıcım benim!

18. Mezmur

Ama ben doğruluk sayesinde yüzünü göreceğim senin,
Uyanınca suretini görmeye doyacağım.
Seni seviyorum, gücüm sensin, ya RAB!
RAB benim kayam, sığınağım, kurtarıcımdır,
Tanrım, kayam, sığınacak yerimdir,
Kalkanım, güçlü kurtarıcım, korunağımdır!
Övgüye değer RABbe seslenir,
Kurtulurum düşmanlarımdan.
Ölüm iplerine dolanmıştım,
Yıkım selleri basmıştı beni,
Ölüler diyarının bağları sarmıştı,
Ölüm tuzakları çıkmıştı karşıma.
Sıkıntı içinde RABbe yakardım,
Yardıma çağırdım Tanrımı.
Tapınağından sesimi duydu,
Haykırışım kulaklarına ulaştı.
O zaman yeryüzü sarsılıp sallandı,
Titreyip sarsıldı dağların temelleri,
Çünkü RAB öfkelenmişti.
Burnundan duman yükseldi,
Ağzından kavurucu ateş
Ve korlar fışkırdı.
Kara buluta basarak
Gökleri yarıp indi.
Bir Keruva binip uçtu,
Rüzgar kanatlar takarak hızla geldi.
Karanlığı örtündü,
Kara bulutları kendine çardak yaptı.
Varlığının parıltısından,
Bulutlardan dolu ve korlar savruluyordu.
RAB göklerden gürledi,
Duyurdu sesini Yüceler Yücesi,
Dolu ve alevli korlarla.
Savurup oklarını düşmanlarını dağıttı,
Şimşek çaktırarak onları şaşkına çevirdi.
Denizin dibi göründü,
Yeryüzünün temelleri açığa çıktı, ya RAB,
Senin azarlamandan,
Burnundan çıkan güçlü soluktan.
RAB yukarıdan elini uzatıp tuttu,
Çıkardı beni derin sulardan.
Beni zorlu düşmanımdan,
Benden nefret edenlerden kurtardı,
Çünkü onlar benden güçlüydü.
Felaket günümde karşıma dikildiler,
Ama RAB bana destek oldu.
Beni huzura kavuşturdu,
Kurtardı, çünkü benden hoşnut kaldı.
RAB doğruluğumun karşılığını verdi,
Beni temiz ellerime göre ödüllendirdi.
Çünkü RABbin yolunda yürüdüm,
Tanrımdan uzaklaşarak kötülük yapmadım.
Onun bütün ilkelerini göz önünde tuttum,
Kurallarından ayrılmadım.
Onun gözünde kusursuzdum,
Suç işlemekten sakındım.
Bu yüzden RAB beni doğruluğuma
Ve gözünde pak olan ellerime göre ödüllendirdi.
Sadık kuluna sadakat gösterir,
Kusursuz olana kusursuz davranırsın.
Pak olanla pak olur,
Eğriye eğri davranırsın.
Alçakgönüllüleri kurtarır,
Gururluların başını eğersin.
Işığımın kaynağı sensin, ya RAB, Tanrım!
Karanlığımı aydınlatırsın.
Desteğinle akıncılara saldırır,
Seninle surları aşarım, Tanrım.
Tanrının yolu kusursuzdur,
RABbin sözü arıdır.
O kendisine sığınan herkesin kalkanıdır.
Var mı RABden başka tanrı?
Tanrımızdan başka kaya var mı?
Tanrı beni güçle donatır,
Yolumu kusursuz kılar.
Ayaklar verdi bana, geyiklerinki gibi,
Doruklarda tutar beni.
Bana savaşmayı öğretti,
Kollarımla tunç bir yayı gereyim diye.
Bana zafer kalkanını bağışlarsın,
Sağ elin destekler,
Alçakgönüllülüğün yüceltir beni.
Bastığım yerleri genişletirsin,
Burkulmaz bileklerim.
Kovalayıp yetiştim düşmanlarıma,
Hepsi yok olmadan geri dönmedim.
Ezdim onları, kalkamaz oldular,
Ayaklarımın altına serildiler.
Savaş için beni güçle donattın,
Bana başkaldıranları önümde yere serdin.
Düşmanlarımı kaçmak zorunda bıraktın,
Benden nefret edenleri yok ettim.
Feryat ettiler, ama kurtaran çıkmadı;
RABbi çağırdılar, ama O yanıt vermedi.
Ezdim onları, rüzgarın savurduğu toza döndüler,
Sokak çamuru gibi savurup attım.
Halkımın çekişmelerinden beni kurtardın,
Ulusların önderi yaptın,
Tanımadığım halklar bana kulluk ediyor.
Duyar duymaz sözümü dinlediler,
Yabancılar bana yaltaklandılar.
Yabancıların betleri benizleri attı,
Titreyerek çıktılar kalelerinden.
RAB yaşıyor! Kayama övgüler olsun!
Yücelsin kurtarıcım Tanrı!
Odur öcümü alan,
Halkları bana bağımlı kılan.
Düşmanlarımdan kurtarır,
Başkaldıranlardan üstün kılar beni,
Zorbaların elinden alır.
Bunun için uluslar arasında sana şükredeceğim, ya RAB,
Adını ilahilerle öveceğim.
RAB kralını büyük zaferlere ulaştırır,
Meshettiği krala, Davuta ve soyuna
Sonsuza dek sevgi gösterir.

17. Mezmur

Haklı davamı dinle, ya RAB,
Feryadımı işit!
Hilesiz dudaklardan çıkan duama kulak ver!
Haklı çıkar beni,
Çünkü sen gerçeği görürsün.
Yüreğimi yokladın,
Gece denedin,
Sınadın beni,
Kötü bir şey bulmadın;
Kararlıyım, ağzımdan kötü söz çıkmaz,
Başkalarının yaptıklarına gelince,
Ben senin sözlerine uyarak
Şiddet yollarından kaçındım.
Sıkı adımlarla senin yollarını tuttum,
Kaymadı ayaklarım.
Sana yakarıyorum, ey Tanrı,
Çünkü beni yanıtlarsın;
Kulak ver bana, dinle söylediklerimi!
Göster harika sevgini,
Ey sana sığınanları saldırganlardan sağ eliyle kurtaran!
Koru beni gözbebeği gibi;
Kanatlarının gölgesine gizle
Kötülerin saldırısından,
Çevremi saran ölümcül düşmanlarımdan.
Yürekleri yağ bağlamış,
Ağızları büyük laflar ediyor.
İzimi buldular, üzerime geliyorlar,
Yere vurmak için gözetliyorlar.
Tıpkı parçalamak için sabırsızlanan bir aslan,
Pusuya yatan genç bir aslan gibi.
Kalk, ya RAB, kes önlerini, eğ başlarını!
Kılıcınla kurtar canımı kötülerden,
Elinle bu insanlardan, ya RAB,
Yaşam payı bu dünyada olan insanlardan.
Varsın karınları vereceğin cezalara doysun,
Çocukları da yiyip doysun,
Artanı torunlarına kalsın!

16. Mezmur

Koru beni, ey Tanrı,
Çünkü sana sığınıyorum.
RABbe dedim ki, “Efendim sensin.
Senden öte mutluluk yok benim için.”
Ülkedeki kutsallara gelince,
Soyludur onlar, biricik zevkim onlardır.
Başka ilahların ardınca koşanların derdi artacak.
Onların kan sunularını dökmeyeceğim,
Adlarını ağzıma almayacağım.
Benim payıma,
Benim kaseme düşen sensin, ya RAB;
Yaşamım senin ellerinde.
Payıma ne güzel yerler düştü,
Ne harika bir mirasım var!
Övgüler sunarım bana öğüt veren RABbe,
Geceleri bile vicdanım uyarır beni.
Gözümü RABden ayırmam,
Sağımda durduğu için sarsılmam.
Bu nedenle içim sevinç dolu, yüreğim coşuyor,
Bedenim güven içinde.
Çünkü sen beni ölüler diyarına terk etmezsin,
Sadık kulunun çürümesine izin vermezsin.
Yaşam yolunu bana bildirirsin.
Bol sevinç vardır senin huzurunda,
Sağ elinden mutluluk eksilmez.

15. Mezmur

Ya RAB, çadırına kim konuk olabilir?
Kutsal dağında kim oturabilir?
Kusursuz yaşam süren, adil davranan,
Yürekten gerçeği söyleyen.
İftira etmez,
Dostuna zarar vermez,
Komşusuna kara çalmaz böylesi.
Aşağılık insanları hor görür,
Ama RABden korkanlara saygı duyar.
Kendi zararına ant içse bile, dönmez andından.
Parasını faize vermez,
Suçsuza karşı rüşvet almaz.
Böyle yaşayan asla sarsılmayacak.

14. Mezmur

Akılsız içinden, “Tanrı yok!” der.
İnsanlar bozuldu, iğrençlik aldı yürüdü,
İyilik eden yok.
RAB göklerden bakar oldu insanlara,
Akıllı, Tanrıyı arayan biri var mı diye.
Hepsi saptı,
Tümü yozlaştı,
İyilik eden yok,
Bir kişi bile!
Suç işleyenlerin hiçbiri görmüyor mu?
Halkımı ekmek yer gibi yiyor,
RABbe yakarmıyorlar.
Dehşete düşecekler yeryüzünde,
Çünkü Tanrı doğruların yanındadır.
Mazlumun tasarılarını boşa çıkarırdınız,
Ama RAB onun sığınağıdır.
Keşke İsrailin kurtuluşu Siyondan gelse!
RAB halkını eski gönencine kavuşturunca,
Yakup soyu sevinecek, İsrail halkı coşacak.

13. Mezmur

Ne zamana dek, ya RAB,
Sonsuza dek mi beni unutacaksın?
Ne zamana dek yüzünü benden gizleyeceksin?
Ne zamana dek içimde tasa,
Yüreğimde hep keder olacak?
Ne zamana dek düşmanım bana üstün çıkacak?
Gör halimi, ya RAB, yanıtla Tanrım,
Gözlerimi aç, ölüm uykusuna dalmayayım.
Düşmanlarım, “Onu yendik!” demesin,
Sarsıldığımda hasımlarım sevinmesin.
Ben senin sevgine güveniyorum,
Yüreğim kurtarışınla coşsun.
Ezgiler söyleyeceğim sana, ya RAB,
Çünkü iyilik ettin bana.

12. Mezmur

Kurtar beni, ya RAB, sadık kulun kalmadı,
Güvenilir insanlar yok oldu.
Herkes birbirine yalan söylüyor,
Dalkavukluk, ikiyüzlülük ediyor.
Sustursun RAB dalkavukların ağzını,
Büyüklenen dilleri.
Onlar ki, “Dilimizle kazanırız,
Dudaklarımız emrimizde,
Kim bize efendilik edebilir?” derler.
“Şimdi kalkacağım” diyor RAB,
“Çünkü mazlumlar eziliyor,
Yoksullar inliyor,
Özledikleri kurtuluşu vereceğim onlara.”
RABbin sözleri pak sözlerdir;
Toprak ocakta eritilmiş,
Yedi kez arıtılmış gümüşe benzer.
Sen onları koru, ya RAB,
Bu kötü kuşaktan hep uzak tut!
İnsanlar arasında alçaklık rağbet görünce,
Kötüler her yanda dolaşır oldu.

11. Mezmur

Ben RABbe sığınırım,
Nasıl dersiniz bana,
“Kuş gibi kaç dağlara.
Bak, kötüler yaylarını geriyor,
Temiz yürekli insanları
Karanlıkta vurmak için
Oklarını kirişine koyuyor.
Temeller yıkılırsa,
Ne yapabilir doğru insan?”
RAB kutsal tapınağındadır,
Onun tahtı göklerdedir,
Bütün insanları görür,
Herkesi sınar.
RAB doğru insanı sınar,
Kötüden, zorbalığı sevenden tiksinir.
Kötülerin üzerine kızgın korlar ve kükürt yağdıracak,
Paylarına düşen kase kavurucu rüzgar olacak.
Çünkü RAB doğrudur, doğruları sever;
Dürüst insanlar Onun yüzünü görecek.

10. Mezmur

Ya RAB, neden uzak duruyorsun,
Sıkıntılı günlerde kendini gizliyorsun?
Kötüler gururla mazlumları avlıyor,
Mazlumlar kötülerin kurduğu tuzağa düşüyor.
Kötü insan içindeki isteklerle övünür,
Açgözlü insan RABbe lanet okur, Onu hor görür.
Kendini beğenmiş kötü insan Tanrıya yönelmez,
Hep, “Tanrı yok!” diye düşünür.
Kötülerin yolları her zaman başarıya götürür.
Öyle yücedir ki senin yargıların,
Kötüler anlayamaz, düşmanına burun kıvırır.
İçinden, “Ben sarsılmam” der,
“Hiçbir zaman sıkıntıya düşmem.”
Ağzı lanet, hile ve zulüm dolu,
Dilinin altında kötülük ve fesat saklı.
Köylerin çevresinde pusu kurar,
Masumu gizli yerlerde öldürür,
Çaresizi sinsice gözler.
Gizli yerlerde pusuya yatar
Çalılıktaki aslan gibi,
Kapmak için mazlumu bekler
Ve ağına düşürüp yakalar.
Kurbanları çaresiz çöker,
Saldıranın üstün gücü altında ezilir.
Kötü insan içinden, “Tanrı unuttu” der,
“Örttü yüzünü, asla göremez.”
Kalk, ya RAB, kaldır elini, ey Tanrı!
Mazlumları unutma!
Neden kötü insan seni hor görsün,
İçinden, “Tanrı hesap sormaz” desin?
Oysa sen sıkıntı ve acı çekenleri görürsün,
Yardım etmek için onları izlersin;
Çaresizler sana dayanır,
Öksüzün yardımcısı sensin.
Kötünün, haksızın kolunu kır,
Sormadık hesap kalmasın yaptığı kötülükten.
RAB sonsuza dek kral kalacak,
Uluslar Onun ülkesinden temizlenecek.
Mazlumların dileğini duyarsın, ya RAB,
Yüreklendirirsin onları,
Kulağın hep üzerlerinde;
Öksüze, düşküne hakkını vermek için,
Bir daha dehşet saçmasın ölümlü insan.

9. Mezmur

Ya RAB, bütün yüreğimle sana şükredeceğim,
Yaptığın harikaların hepsini anlatacağım.
Sende sevinç bulacak, coşacağım,
Adını ilahilerle öveceğim, ey Yüceler Yücesi!
Düşmanlarım geri çekilirken,
Sendeleyip ölüyorlar senin önünde.
Çünkü hakkımı, davamı sen savundun,
Adil yargıç olarak tahta oturdun.
Ulusları azarladın, kötüleri yok ettin,
Sonsuza dek adlarını sildin.
Yok olup gitti düşmanlar sonsuza dek,
Kökünden söktün kentlerini,
Anıları bile silinip gitti.
Oysa RAB sonsuza dek egemenlik sürer,
Yargı için kurmuştur tahtını;
O yönetir doğrulukla dünyayı,
O yargılar adaletle halkları.
RAB ezilenler için bir sığınak,
Sıkıntılı günlerde bir kaledir.
Seni tanıyanlar sana güvenir,
Çünkü sana yönelenleri hiç terk etmedin, ya RAB.
Siyonda oturan RABbi ilahilerle övün!
Yaptıklarını halklar arasında duyurun!
Çünkü dökülen kanın hesabını soran anımsar,
Ezilenlerin feryadını unutmaz.
Acı bana, ya RAB!
Ey beni ölümün eşiğinden kurtaran,
Benden nefret edenler yüzünden çektiğim sıkıntıya bak!
Öyle ki, övgüye değer işlerini anlatayım,
Siyon Kentinin kapılarında
Sağladığın kurtuluşla sevineyim.
Uluslar kendi kazdıkları kuyuya düştü,
Ayakları gizledikleri ağa takıldı.
Adil yargılarıyla RAB kendini gösterdi,
Kötüler kendi kurdukları tuzağa düştü. Higayon sela
Kötüler ölüler diyarına gidecek,
Tanrıyı unutan bütün uluslar…
Ama yoksul büsbütün unutulmayacak,
Mazlumun umudu sonsuza dek kırılmayacak.
Kalk, ya RAB! İnsan galip çıkmasın,
Huzurunda yargılansın uluslar!
Onlara dehşet saç, ya RAB!
Sadece insan olduklarını bilsin uluslar. Sela

8. Mezmur

Ey Egemenimiz RAB,
Ne yüce adın var yeryüzünün tümünde!
Gökyüzünü görkeminle kapladın.
Çocukların, hatta emziktekilerin sesiyle
Set çektin hasımlarına,
Düşmanı, öç alanı yok etmek için.
Seyrederken ellerinin eseri olan gökleri,
Oraya koyduğun ayı ve yıldızları,
Soruyorum kendi kendime:
“İnsan ne ki, onu anasın,
Ya da insanoğlu ne ki, ona ilgi gösteresin?”
Nerdeyse bir tanrı yaptın onu,
Başına yücelik ve onur tacını koydun.
Ellerinin yapıtları üzerine onu egemen kıldın,
Her şeyi ayaklarının altına serdin;
Davarları, sığırları,
Yabanıl hayvanları,
Gökteki kuşları, denizdeki balıkları,
Denizde kıpırdaşan bütün canlıları.
Ey Egemenimiz RAB,
Ne yüce adın var yeryüzünün tümünde!

7. Mezmur

Sana sığınıyorum, ya RAB Tanrım!
Peşime düşenlerden kurtar beni,
Özgür kıl.
Yoksa aslan gibi parçalayacaklar beni,
Kurtaracak biri yok diye,
Lime lime edecekler etimi.
Ya RAB Tanrım, eğer şunu yaptıysam:
Birine haksızlık ettiysem,
Dostuma ihanet ettiysem,
Düşmanımı nedensiz soyduysam,
Ardıma düşsün düşman,
Yakalasın beni,
Canımı yerde çiğnesin,
Ayak altına alsın onurumu. Sela
Öfkeyle kalk, ya RAB!
Düşmanlarımın gazabına karşı çık!
Benim için uyan!
Buyur, adalet olsun.
Uluslar topluluğu çevreni sarsın,
Onları yüce katından yönet.
RAB halkları yargılar;
Beni de yargıla, ya RAB,
Doğruluğuma, dürüstlüğüme göre.
Ey adil Tanrım!
Kötülerin kötülüğü son bulsun,
Doğrular güvene kavuşsun,
Sen ki akılları, gönülleri sınarsın.
Tanrı kalkan gibi yanıbaşımda,
Temiz yüreklileri O kurtarır.
Tanrı adil bir yargıçtır,
Öyle bir Tanrı ki, her gün öfke saçar.
Kötüler yola gelmezse,
Tanrı kılıcını biler,
Yayını gerip hedefine kurar.
Hazır bekler ölümcül silahları,
Alevli okları.
İşte kötü insan kötülük sancıları çekiyor,
Fesada gebe kalmış,
Yalan doğuruyor.
Bir kuyu açıp kazıyor,
Kazdığı kuyuya kendisi düşüyor.
Kötülüğü kendi başına gelecek,
Zorbalığı kendi tepesine inecek.
Şükredeyim doğruluğu için RABbe,
Yüce RABbin adını ilahilerle öveyim.

6. Mezmur

Ya RAB, öfkeyle azarlama beni,
Gazapla yola getirme.
Lütfet bana, ya RAB, bitkinim;
Şifa ver bana, ya RAB, kemiklerim sızlıyor,
Çok acı çekiyorum.
Ah, ya RAB!
Ne zamana dek sürecek bu?
Gel, ya RAB, kurtar beni,
Yardım et sevginden dolayı.
Çünkü ölüler arasında kimse seni anmaz,
Kim şükür sunar sana ölüler diyarından?
İnleye inleye bittim,
Döşeğim su içinde bütün gece ağlamaktan,
Yatağım sırılsıklam gözyaşlarımdan.
Kederden gözlerimin feri sönüyor,
Zayıflıyor gözlerim düşmanlarım yüzünden.
Ey kötülük yapanlar,
Uzak durun benden,
Çünkü RAB ağlayışımı işitti.
Yalvarışımı duydu,
Duamı kabul etti.
Bütün düşmanlarım utanacak,
Hepsini dehşet saracak,
Ansızın geri dönecekler utanç içinde.

5. Mezmur

Sözlerime kulak ver, ya RAB,
İniltilerimi işit.
Feryadımı dinle, ey Kralım ve Tanrım!
Duam sanadır.
Sabah sesimi duyarsın, ya RAB,
Her sabah sana duamı sunar, umutla beklerim.
Çünkü sen kötülükten hoşlanan Tanrı değilsin,
Kötülük senin yanında barınmaz.
Böbürlenenler önünde duramaz,
Bütün suç işleyenlerden nefret duyar,
Yalan söyleyenleri yok edersin;
Ya RAB, sen eli kanlılardan,
Aldatıcılardan tiksinirsin.
Bense bol sevgin sayesinde
Kutsal tapınağına gireceğim;
Oraya doğru saygıyla eğileceğim.
Yol göster bana doğruluğunla, ya RAB,
Düşmanlarıma karşı!
Yolunu önümde düzle.
Çünkü onların sözüne güvenilmez,
Yürekleri yıkım dolu.
Ağızları açık birer mezardır,
Yaltaklanır dururlar.
Ey Tanrı, onları suçlu çıkar!
Kurdukları düzen yıkımlarına yol açsın.
Kov onları sayısız isyanları yüzünden.
Çünkü sana karşı ayaklandılar.
Sevinsin sana sığınan herkes,
Sevinç çığlıkları atsın sürekli,
Kanat ger üzerlerine;
Sevinçle coşsun adını sevenler sende.
Çünkü sen doğru kişiyi kutsarsın, ya RAB,
Çevresini kalkan gibi lütfunla sararsın.

4. Mezmur

Sana seslenince yanıtla beni,
Ey adil Tanrım!
Ferahlat beni sıkıntıya düştüğümde,
Lütfet bana, kulak ver duama.
Ey insanlar, ne zamana dek
Onurumu utanca çevireceksiniz?
Ne zamana dek boş şeylere gönül verecek,
Yalan peşinde koşacaksınız? Sela
Bilin ki, RAB sadık kulunu kendine ayırmıştır,
Ne zaman seslensem, duyar beni.
Öfkelenebilirsiniz, ama günah işlemeyin;
İyi düşünün yatağınızda, susun. Sela
Doğruluk kurbanları sunun RABbe,
Ona güvenin.
“Kim bize iyilik yapacak?” diyen çok.
Ya RAB, yüzünün ışığıyla bizi aydınlat!
Öyle bir sevinç verdin ki bana,
Onların bol tahıl ve yeni şaraptan aldığı sevinçten fazla.
Esenlik içinde yatar uyurum,
Çünkü yalnız sen, ya RAB,
Güvenlik içinde tutarsın beni.

3. Mezmur

Ya RAB, düşmanlarım ne kadar çoğaldı,
Hele bana karşı ayaklananlar!
Birçoğu benim için:
“Tanrı katında ona kurtuluş yok!” diyor. Sela
Ama sen, ya RAB, çevremde kalkansın,
Onurum, başımı yukarı kaldıran sensin.
RABbe seslenirim,
Yanıtlar beni kutsal dağından. Sela
Yatar uyurum,
Uyanır kalkarım, RAB destektir bana.
Korkum yok
Çevremi saran binlerce düşmandan.
Ya RAB, kalk, ey Tanrım, kurtar beni!
Vur bütün düşmanlarımın çenesine,
Kır kötülerin dişlerini.
Kurtuluş RABdedir,
Halkının üzerinde olsun bereketin! Sela

2. Mezmur

Nedir uluslar arasındaki bu kargaşa,
Neden boş düzenler kurar bu halklar?
Dünyanın kralları saf bağlıyor,
Hükümdarlar birleşiyor
RABbe ve meshettiği krala karşı.
“Koparalım onların kayışlarını” diyorlar,
“Atalım üzerimizden bağlarını.”
Göklerde oturan Rab gülüyor,
Onlarla eğleniyor.
Sonra öfkeyle uyarıyor onları,
Gazabıyla dehşete düşürüyor
Ve, “Ben kralımı
Kutsal dağım Siyona oturttum” diyor.
RABbin bildirisini ilan edeceğim:
Bana, “Sen benim oğlumsun” dedi,
“Bugün ben sana baba oldum.
Dile benden, miras olarak sana ulusları,
Mülk olarak yeryüzünün dört bucağını vereyim.
Demir çomakla kıracaksın onları,
Çömlek gibi parçalayacaksın.”
Ey krallar, akıllı olun!
Ey dünya önderleri, ders alın!
RABbe korkuyla hizmet edin,
Titreyerek sevinin.
Oğulu öpün ki öfkelenmesin,
Yoksa izlediğiniz yolda mahvolursunuz.
Çünkü öfkesi bir anda alevleniverir.
Ne mutlu Ona sığınanlara!

1. Mezmur

Ne mutlu o insana ki, kötülerin öğüdüyle yürümez,
Günahkarların yolunda durmaz,
Alaycıların arasında oturmaz.
Ancak zevkini RABbin Yasasından alır
Ve gece gündüz onun üzerinde derin derin düşünür.
Böylesi akarsu kıyılarına dikilmiş ağaca benzer,
Meyvesini mevsiminde verir,
Yaprağı hiç solmaz.
Yaptığı her işi başarır.
Kötüler böyle değil,
Rüzgarın savurduğu saman çöpüne benzerler.
Bu yüzden yargılanınca aklanamaz,
Doğrular topluluğunda yer bulamaz günahkarlar.
Çünkü RAB doğruların yolunu gözetir,
Kötülerin yolu ise ölüme götürür.

Eyüp – Eyüp 29

Eyüp yine anlatmaya başladı:
“Keşke geçen aylar geri gelseydi,
Tanrının beni kolladığı,
Kandilinin başımın üstünde parladığı,
Işığıyla karanlıkta yürüdüğüm günler,
Keşke olgunluk günlerim geri gelseydi,
Tanrının çadırımı dostça koruduğu,
Her Şeye Gücü Yetenin henüz benimle olduğu,
Çocuklarımın çevremde bulunduğu,
Yollarımın sütle yıkandığı,
Yanımdaki kayanın zeytinyağı akıttığı günler!
“Kent kapısına gidip
Kürsümü meydana koyduğumda,
Gençler beni görüp gizlenir,
Yaşlılar kalkıp ayakta dururlardı;
Önderler konuşmaktan çekinir,
Elleriyle ağızlarını kaparlardı;
Soyluların sesi kesilir,
Dilleri damaklarına yapışırdı.
Beni duyan kutlar,
Beni gören överdi;
Çünkü yardım isteyen yoksulu,
Desteği olmayan öksüzü kurtarırdım.
Ölmekte olanın hayır duasını alır,
Dul kadının yüreğini sevinçten coştururdum.
Doğruluğu giysi gibi giyindim,
Adalet kaftanım ve sarığımdı sanki.
Körlere göz,
Topallara ayaktım.
Yoksullara babalık eder,
Garibin davasını üstlenirdim.
Haksızın çenesini kırar,
Avını dişlerinin arasından kapardım.
“ Son soluğumu yuvamda vereceğim diye düşünüyordum,
Günlerim kum taneleri kadar çok.
Köküm sulara erişecek,
Çiy geceyi dallarımda geçirecek.
Aldığım övgüler tazelenecek,
Elimdeki yay yenilenecek.
“İnsanlar beni saygıyla dinler,
Öğüdümü sessizce beklerlerdi.
Ben konuştuktan sonra onlar konuşmazdı,
Sözlerim üzerlerine damlardı.
Yağmuru beklercesine beni bekler,
Son yağmurları içercesine sözlerimi içerlerdi.
Kendilerine gülümsediğimde gözlerine inanmazlardı,
Güler yüzlülüğüm onlara cesaret verirdi.
Onların yolunu ben seçer, başlarında dururdum,
Askerlerinin ortasında kral gibi otururdum,
Yaslıları avutan biri gibiydim.

Tanrı Eyüpü Yeniden Bolluğa Kavuşturuyor – Eyüp 42

Eyüp dostları için dua ettikten sonra, RAB onu eski gönencine kavuşturup ona önceki varlığının iki katını verdi. Bütün erkek ve kız kardeşleri, eski tanıdıklarının hepsi Eyüpün yanına gelip evinde onunla birlikte yemek yediler. Acısını paylaşıp RABbin başına getirmiş olduğu felaketlerden ötürü onu avuttular. Her biri ona bir parça gümüş, bir de altın halka verdi. RAB Eyüpün sonunu başından bereketli kıldı. On dört bin koyuna, altı bin deveye, bin çift öküze, bin eşeğe sahip oldu. Yedi oğlu, üç kızı oldu. İlk kızının adını Yemima, ikincisinin Kesia, üçüncüsünün Keren-Happuk koydu. Ülkenin hiçbir yerinde Eyüpün kızları kadar güzel kızlar yoktu. Babaları, kardeşlerinin yanısıra onlara da miras verdi.
Bundan sonra Eyüp yüz kırk yıl daha yaşadı, oğullarını, dört göbek torunlarını gördü. Kocayıp yaşama doyarak öldü.

Rabbin Kararı – Eyüp 42

RAB Eyüple konuştuktan sonra, Temanlı Elifaza: “Sana ve iki dostuna karşı öfkem alevlendi” dedi, “Çünkü kulum Eyüp gibi hakkımda doğruyu konuşmadınız. Şimdi yedi boğa, yedi koç alıp kulum Eyüpün yanına gidin, kendiniz için yakmalık sunu sunun. Kulum Eyüp sizin için dua etsin. Çünkü onun duasını kabul eder, aptallığınızın karşılığını vermem. Kulum Eyüp gibi hakkımda doğruyu konuşmadınız.” Temanlı Elifaz, Şuahlı Bildat, Naamalı Sofar gidip RABbin söylediğini yaptılar. RAB de Eyüpün duasını kabul etti.

Eyüpün Yeni Bir Yaşama Dönüşü – Eyüp 42

O zaman Eyüp RABbi şöyle yanıtladı:
“Senin her şeyi yapabileceğini biliyorum,
Hiçbir amacına engel olunmaz.
Tasarımı bilgisizce karartan bu adam kim? diye sordun.
Kuşkusuz anlamadığım şeyleri konuştum,
Beni aşan, bilmediğim şaşılası işleri.
“ Dinle de konuşayım dedin,
Ben sorayım, sen anlat.
Kulaktan duymaydı bildiklerim senin hakkında,
Şimdiyse gözlerimle gördüm seni.
Bu yüzden kendimi hor görüyor,
Toz ve kül içinde tövbe ediyorum.”

Tanrı Konuşuyor – Eyüp 41

“Livyatanı çengelle çekebilir misin,
Dilini halatla bağlayabilir misin?
Burnuna sazdan ip takabilir misin,
Kancayla çenesini delebilir misin?
Yalvarıp yakarır mı sana,
Tatlı tatlı konuşur mu?
Seninle antlaşma yapar mı,
Onu ömür boyu köle edesin diye?
Kuşla oynar gibi onunla oynayabilir misin,
Hizmetçilerin eğlensin diye ona tasma takabilir misin?
Balıkçılar onun üzerine pazarlık eder mi?
Tüccarlar aralarında onu böler mi?
Derisini zıpkınlarla,
Başını mızraklarla doldurabilir misin?
Elini üzerine koy da, çıkacak çıngarı gör,
Bir daha yapmayacaksın bunu.
Onu yakalamak için umutlanma,
Görünüşü bile insanın ödünü patlatır.
Onu uyandıracak kadar yürekli adam yoktur.
Öyleyse benim karşımda kim durabilir?
Kim benden hesap vermemi isteyebilir?
Göklerin altında ne varsa bana aittir.
“Onun kolları, bacakları,
Zorlu gücü, güzel yapısı hakkında
Konuşmadan edemeyeceğim.
Onun giysisinin önünü kim açabilir?
Kim onun iki katlı zırhını delebilir?
Ağzının kapılarını açmaya kim yeltenebilir,
Dehşet verici dişleri karşısında?
Sımsıkı kenetlenmiştir
Sırtındaki sıra sıra pullar,
Öyle yakındır ki birbirine
Aralarından hava bile geçmez.
Birbirlerine geçmişler,
Yapışmış, ayrılmazlar.
Aksırması ışık saçar,
Gözleri şafak gibi parıldar.
Ağzından alevler fışkırır,
Kıvılcımlar saçılır.
Kaynayan kazandan,
Yanan sazdan çıkan duman gibi
Burnundan duman tüter.
Soluğu kömürleri tutuşturur,
Alev çıkar ağzından.
Boynu güçlüdür,
Dehşet önü sıra gider.
Etinin katmerleri birbirine yapışmış,
Sertleşmiş üzerinde, kımıldamazlar.
Göğsü taş gibi serttir,
Değirmenin alt taşı gibi sert.
Ayağa kalktı mı güçlüler dehşete düşer,
Çıkardığı gürültüden ödleri patlar.
Üzerine gidildi mi ne kılıç işler,
Ne mızrak, ne cirit, ne de kargı.
Demir saman gibi gelir ona,
Tunç çürük odun gibi.
Oklar onu kaçırmaz,
Anız gibi gelir ona sapan taşları.
Anız sayılır onun için topuzlar,
Vınlayan palaya güler.
Keskin çömlek parçaları gibidir karnının altı,
Düven gibi uzanır çamura.
Derin suları kaynayan kazan gibi fokurdatır,
Denizi merhem çömleği gibi karıştırır.
Ardında parlak bir iz bırakır,
İnsan enginin saçları ağarmış sanır.
Yeryüzünde bir eşi daha yoktur,
Korkusuz bir yaratıktır.
Kendini büyük gören her varlığı aşağılar,
Gururlu her varlığın kralı odur.”

Tanrı Konuşuyor – Eyüp 40

RAB Eyüpe şöyle dedi:
“Her Şeye Gücü Yetenle çatışan Onu yola getirebilir mi?
Tanrıyı suçlayan yanıtlasın.”
O zaman Eyüp RABbi şöyle yanıtladı:
“Bak, ben değersiz biriyim,
Sana nasıl yanıt verebilirim?
Ağzımı elimle kapıyorum.
Bir kez konuştum, yanıt almadım,
İkinci kez konuşamam artık.”
RAB kasırganın içinden Eyüpü şöyle yanıtladı:
“Şimdi erkek gibi kuşağını beline vur da,
Ben sorayım, sen anlat.
“Adaletimi boşa mı çıkaracaksın?
Kendini haklı çıkarmak için beni mi suçlayacaksın?
Sende Tanrının bileği gibi bilek var mı?
Sesin Onunki gibi gürleyebilir mi?
Öyleyse şan ve şerefe bürün,
Görkem ve yücelik kuşan.
Gazabının ateşini saç,
Gururluya bakıp onu alçalt.
Gururluya bakıp onu çökert,
Kötüleri bulundukları yerde ez.
Hepsini birlikte toprağa göm,
Mezarda yüzlerini kefenle sar.
O zaman sağ kolunun seni kurtarabileceğini
Ben de kabul ederim.
“Seninle birlikte yarattığım Behemota bak,
Sığır gibi ot yiyor.
Bak, ne güç var belinde,
Karnının kasları ne güçlü!
Kuyruğunu sedir ağacı gibi sallıyor,
Sımsıkıdır uyluk lifleri.
Kemikleri tunç borular,
Kaburgaları demir çubuklar gibidir.
Tanrının yapıtları arasında ilk sırayı alır,
Yalnız Yaratıcısı ona kılıçla yaklaşır.
Tepeler ürünlerini ona getirir,
Bütün yabanıl hayvanlar yanında oynaşır.
Hünnap çalıları altında,
Kamışlarla örtülü bir bataklıkta yatar.
Hünnaplar onu gölgelerinde saklar,
Vadideki kavaklar kuşatır.
Irmak coşsa bile o ürkmez,
Güvenlik içindedir,
Şeria Irmağı boğazına dayansa bile.
Gözleri açıkken kim onu tutabilir,
Kim kancayla burnunu delebilir?

Tanrı Konuşuyor – Eyüp 39

“Dağ keçilerinin ne zaman doğurduğunu biliyor musun?
Geyiklerin yavruladığı zamanı sen mi gözlüyorsun?
Sen mi sayıyorsun doğuruncaya dek geçirdikleri ayları?
Doğurdukları zamanı biliyor musun?
Çöküp yavrularını doğurur,
Kurtulurlar sancılarından.
Güçlenir, kırda büyür yavrular,
Gider, bir daha dönmezler.
“Kim yaban eşeğini başı boş gönderdi,
Kim bağlarını çözdü?
Yurt olarak ona bozkırı,
Barınak olarak tuzlayı verdim.
Kentteki kargaşaya güler o,
Sürücünün bağırdığını duymaz.
Otlamak için tepeleri dolaşır,
Yeşillik arar.
“Yaban öküzü sana kulluk etmek ister mi?
Geceyi senin yemliğinin yanında geçirir mi?
Sabanla yarık açsın diye ona bağ vurabilir misin?
Arkanda, ovalarda tırmık çeker mi?
Çok güçlü diye ona bel bağlayabilir misin?
Ağır işini ona bırakabilir misin?
Ekinini getireceğine,
Buğdayını harman yerinde toplayacağına güvenir misin?
“Devekuşunun kanatları sevinçle dalgalanır,
Ama leyleğin kanatları ve tüyleriyle kıyaslanamaz.
Devekuşu yumurtalarını yere bırakır,
Onları kumda ısıtır,
Ayak altında ezilebileceklerini,
Yabanıl hayvanlarca çiğnenebileceklerini düşünmez.
Yavrularına sert davranır, kendinin değilmiş gibi,
Çektiği zahmetin boşa gideceğine üzülmez.
Çünkü Tanrı ona bilgelik bağışlamamış,
Anlayıştan pay vermemiştir.
Yine de koşmak için kabarınca
Ata ve binicisine güler.
“Sen mi ata güç verdin,
Dalgalanan yeleyi boynuna giydirdin?
Sen misin onu çekirge gibi sıçratan,
Gururlu kişnemesiyle korku saçtıran?
Ayakları toprağı şiddetle eşer,
Gücünden ötürü sevinçle coşar,
Savaşçının üstüne yürür.
Korkuya güler, hiçbir şeyden yılmaz,
Kılıç önünde geri adım atmaz.
Ok kılıfı, parıldayan mızrak ve pala
Üzerinde takırdar atın.
Coşku ve heyecanla uzaklıkları yutar,
Boru çalınca duramaz yerinde.
Boru çaldıkça, Hi! diye kişner,
Savaş kokusunu, komutanların gürleyen sesini,
Savaş çığlıklarını uzaklardan duyar.
“Atmaca senin bilgeliğinle mi süzülüyor,
Kanatlarını güneye doğru açıyor?
Kartal senin buyruğunla mı yükseliyor,
Yuvasını yükseklere kuruyor?
Uçurum kenarlarında konaklıyor,
Sivri kayalar onun kalesi.
Oradan gözetliyor yiyeceğini,
Gözleri avını uzaktan seçiyor.
Onun yavruları kanla beslenir,
Leşler neredeyse, o da oradadır.”

Tanrı Konuşuyor – Eyüp 38

RAB kasırganın içinden Eyüpü şöyle yanıtladı:
“Bilgisizce sözlerle
Tasarımı karartan bu adam kim?
Şimdi erkek gibi kuşağını beline vur da,
Ben sorayım, sen anlat.
“Ben dünyanın temelini atarken sen neredeydin?
Anlıyorsan söyle.
Kim saptadı onun ölçülerini? Kuşkusuz biliyorsun!
Kim çekti ipi üzerine?
Neyin üstüne yapıldı temelleri?
Kim koydu köşe taşını,
Sabah yıldızları birlikte şarkı söylerken,
İlahi varlıklar sevinçle çığrışırken?
“Denizin ardından kapıları kim kapadı,
Ana rahminden fışkırdığı zaman;
Ona bulutları giysi,
Koyu karanlığı kundak yaptığım,
Sınırını koyduğum,
Kapılarıyla sürgülerini yerleştirdiğim,
Buraya kadar gelip öteye geçmeyeceksin,
Gururlu dalgaların şurada duracak dediğim zaman?
“Sen ömründe sabaha buyruk verdin mi,
Şafağa yerini gösterdin mi;
Yeryüzünün uçlarını tutsun,
Oradaki kötüler silkilip atılsın diye?
Mühür basılan balçık gibi biçim değiştirir yeryüzü,
Giysi kıvrımları gibi göze çarpar.
Kötülerin ışıkları alınır,
Kalkan kolları kırılır.
“Denizin kaynaklarına vardın mı,
Gezdin mi enginin diplerinde?
Ölüm kapıları sana gösterildi mi?
Gördün mü ölüm gölgesinin kapılarını?
Dünyanın genişliğini kavradın mı?
Anlat bana, bütün bunları biliyorsan.
“Işığın bulunduğu yerin yolu nerede?
Ya karanlık, onun yeri neresi?
Onları yerlerine götürebilir misin?
Evlerinin yolunu biliyor musun?
Bilmediğin şey yok zaten,
Çünkü onlarla aynı zamanda doğmuştun!
O kadar yaşlısın!
“Karın ambarlarına girdin mi,
Dolunun ambarlarını gördün mü?
Ben onları sıkıntılı günler için,
Kavga ve savaş günleri için saklıyorum.
Nerede ışığın dağıtıldığı,
Doğu rüzgarının yeryüzüne saçıldığı yere giden yol?
Kim sellere kanal,
Yıldırımlara yol açtı;
Kimsenin yaşamadığı toprakları,
İnsanın bulunmadığı çölü sulasın diye;
Kurak ve ıssız yeri doyursun,
Ot bitirsin diye?
Yağmurun babası var mı?
Çiy damlalarını kim yarattı?
Buz kimin rahminden çıktı?
Göklerden düşen kırağıyı kim doğurdu,
Sular taş gibi katılaşıp
Enginin yüzü donunca?
“Ülker yıldızlarını bağlayabilir misin?
Oryonun bağlarını çözebilir misin?
Mevsimlerinde çıkartabilir misin takımyıldızları?
Büyük ve Küçük Ayıya yol gösterebilir misin?
Biliyor musun göklerin yasalarını?
Tanrının yönetimini yeryüzünde kurabilir misin?
“Başına bol yağmur yağsın diye
Bulutlara sesini duyurabilir misin?
Varıp da, Buradayız desinler diye,
Şimşekleri gönderebilir misin?
Kim mısırturnasına bilgelik,
Horoza anlayış verdi?
Kimin bulutları sayacak bilgisi var?
Kim göklerin tulumlarını boşaltabilir,
Toprak sertleşip
Parçaları birbirine yapışınca?
“Dişi aslanlar için sen avlanabilir misin,
Genç aslanların karnını doyurabilir misin,
İnlerine sindikleri,
Çalılıkta pusuya yattıkları zaman?
Kuzguna yiyeceğini kim sağlıyor,
Yavruları Tanrıya feryat edip
Açlıktan kıvrandığı zaman?

Elihu – Eyüp 37

“Yüreğim titrer buna,
Yerinden oynar.
Dinleyin, gürleyen sesini dinleyin,
Ağzından çıkan sesi!
Şimşeğini göğün altındaki her yere,
Yeryüzünün dört bucağına salar.
Ardından bir ses gümbürder,
Görkemli sesiyle gürler.
Sesi duyulunca şimşekleri alıkoymaz.
Tanrının sesi şaşılacak biçimde gürler,
O, anlayışımızın ötesinde büyük işler yapar.
Çünkü kara, Yere düş der,
Sağanağa, Bütün şiddetinle boşal.
Yarattığı bütün insanlar ne yaptığını bilsin diye,
Herkese işini bıraktırır.
Hayvanlar kovuklarına girer,
İnlerinde otururlar.
Kasırga yuvasından kopar,
Soğuk saçılan rüzgarlardan.
Tanrının soluğu suları dondurur,
Geniş sular buz tutar.
Bulutlara nem yükler,
Şimşeğini her yana yayar.
Yeryüzünde ne buyurursa yapmak üzere
Bulutlar Onun istediği yönde döner durur.
Ya insanları cezalandırmak
Ya da yeryüzünü sulayıp sevgisini göstermek için
Yağmur gönderir.
“Dinle, Eyüp,
Dur da düşün Tanrının şaşılası işlerini.
Tanrının bulutları nasıl düzenlediğini,
Şimşeğini nasıl çaktırdığını biliyor musun?
Bulutların dengesini,
Bilgisi kusursuz olanın şaşılası işlerini biliyor musun?
Dünyanın soluğu kesildiğinde
Güneyin kavurucu rüzgarı altında
Giysilerin seni terletmez mi?
Dökme tunç bir ayna kadar sert olan gökkubbeyi
Onunla birlikte yayabilir misin?
“Ona ne söyleyeceğimizi öğret bize,
Çünkü karanlık yüzünden sözümüze düzen veremiyoruz.
Konuşmak istediğim Ona söylenebilir mi?
Kimse yutulmak ister mi?
Rüzgar geçip göğü temizlediğinde
Gökte parıldayan ışığa kimse bakamaz.
Altın parıltısı geliyor kuzeyden,
Tanrı korkunç görkeme bürünmüş.
Her Şeye Gücü Yetene biz ulaşamayız.
Gücü yücedir,
Adaleti ve eşsiz doğruluğuyla kimseyi ezmez.
Bu yüzden insanlar Ona saygı duyar,
Çünkü O, bilgeleri dikkate almaz.”

Elihu – Eyüp 36

Elihu konuşmasına şöyle devam etti:
“Biraz bekle, sana açıklayayım,
Çünkü Tanrı için söylenecek daha çok söz var.
Bilgimi geniş kaynaklardan toplayacağım,
Yaratıcıma hak vereceğim.
Kuşkusuz söylediğim hiçbir şey yalan değil,
Karşında bilgide yetkin biri var.
“Tanrı güçlüdür, ama kimseyi hor görmez,
Güçlü ve amacında kararlı.
Kötüleri yaşatmaz,
Ezilenin hakkını verir.
Gözlerini doğru kişiden ayırmaz,
Onu krallarla birlikte tahta oturtur,
Sonsuza dek yükseltir.
Ama insanlar zincire vurulur,
Baskı altında tutulurlarsa,
Onlara yaptıklarını,
Gurura kapılıp isyan ettiklerini bildirir.
Öğüdünü dinletir,
Kötülükten dönmelerini buyurur.
Eğer dinler ve Ona kulluk ederlerse,
Kalan günlerini bolluk,
Yıllarını rahatlık içinde geçirirler.
Ama dinlemezlerse ölür,
Ders almadan yok olurlar.
“Tanrısızlar öfkelerini içlerinde gizler,
Kendilerini bağladığında Tanrıdan yardım istemezler.
Genç yaşta ölüp giderler,
Yaşamları putperest tapınaklarında fuhşu iş edinmiş erkekler arasında sona erer.
Ama Tanrı acı çekenleri acı çektikleri için kurtarır,
Düşkünlere kendini dinletir.
“Evet, seni sıkıntıdan çeker çıkarırdı;
Darlığın olmadığı geniş bir yere,
Zengin yiyeceklerle bezenmiş bir sofraya.
Oysa şimdi kötülerin hak ettiği cezayı çekiyorsun,
Yargı ve adalet yakalamış seni.
Dikkat et, para seni baştan çıkarmasın,
Büyük bir rüşvet seni saptırmasın.
Zenginliğin ya da bütün gücün yeter mi
Sıkıntı çekmeni önlemeye?
Halkların yeryüzünden
Yok edildiği geceyi özleme.
Dikkat et, kötülüğe dönme,
Çünkü sen onu düşkünlüğe yeğledin.
“İşte Tanrı gücüyle yükselir,
Onun gibi öğretmen var mı?
Kim Ona ne yapması gerektiğini söyleyebilir?
Kim Ona, Haksızlık ettin diyebilir?
Onun işlerini yüceltmelisin, anımsa bunu,
İnsanların ezgilerle övdüğü işlerini.
Bütün insanlar bunları görmüştür,
Herkes onları uzaktan izler.
Evet, Tanrı öyle büyüktür ki, Onu anlayamayız,
Varlığının süresi hesaplanamaz.
“Su damlalarını yukarı çeker,
Buharından yağmur damlatır.
Bulutlar nemini döker,
İnsanların üzerine bol yağmur yağdırır.
Bulutları nasıl yaydığını,
Göksel konutundan nasıl gürlediğini kim anlayabilir?
Şimşekleri çevresine nasıl yaydığına,
Denizin dibine dek nasıl ulaştırdığına bakın.
Tanrı halkları böyle yönetir,
Bol yiyecek sağlar.
Şimşeği elleriyle tutar,
Hedefine vurmasını buyurur.
Onun gürleyişi fırtınayı haber verir,
Sığırlar bile fırtına kopacağını bildirir.

Elihu – Eyüp 35

Elihu konuşmasına şöyle devam etti:
“ Tanrının önünde haklıyım diyorsun.
Doğru buluyor musun bunu?
Ama hala, Günah işlemezsem
Yararım ne, kazancım ne? diye soruyorsun.
“Ben yanıtlayayım seni
Ve arkadaşlarını.
Göklere bak da gör,
Üzerinde yükselen bulutlara göz gezdir.
Günah işlersen, Tanrıya ne zararı olur?
İsyanların çoksa ne olur Ona?
Doğruysan, Ona verdiğin nedir,
Ya da ne alır O senin elinden?
Kötülüğün ancak senin gibi birine zarar verir,
Doğruluğun ise yalnız insanoğlu içindir.
“İnsanlar ağır baskı altında feryat ediyor,
Güçlülere karşı yardım istiyor.
Ama kimse, Nerede Yaratıcım Tanrı? demiyor;
O Tanrı ki, gece bize ezgiler verir,
Yeryüzündeki hayvanlardan çok bize öğretir
Ve bizi gökteki kuşlardan daha bilge kılar.
Kötülerin gururu yüzünden insanlar feryat ediyor,
Ama yanıtlayan yok.
Gerçek şu ki, Tanrı boş feryadı dinlemez,
Her Şeye Gücü Yeten bunu önemsemez.
Onu görmediğini söylediğin zaman bile
Davan Onun önündedir, bekle;
Madem bu öfkeyle şimdi cezalandırmadı,
İsyana da pek aldırmaz diyorsun.
Bu yüzden Eyüp ağzını boş yere açıyor,
Bilgisizce konuştukça konuşuyor.”

Elihu – Eyüp 34

Elihu konuşmasına şöyle devam etti:
“Ey bilgeler, sözlerimi dinleyin,
Kulak verin bana, ey bilgi sahipleri.
Çünkü damak nasıl yemeği tadarsa,
Kulak da sözleri sınar.
Gelin, doğruyu seçelim,
İyiyi birlikte öğrenelim.
“Çünkü Eyüp, Ben suçsuzum diyor,
Tanrı hakkımı elimden aldı.
Haklı olduğum halde yalancı sayılıyorum,
Suçsuz olduğum halde okunla yaraladın beni.
Eyüp gibisi var mı?
Alayı su gibi içiyor!
Kötülük yapanlarla dostluk edip geziyor,
Kötülerle aynı yolda yürüyor.
Çünkü, Tanrıyı hoşnut etmeye çalışmak
İnsana yarar getirmez diyor.
“Bu yüzden, ey sağduyulu insanlar, beni dinleyin!
Tanrı kötülük yapar mı,
Her Şeye Gücü Yeten haksızlık eder mi? Asla!
Çünkü O herkese yaptığının karşılığını öder,
Hak ettiğini başına getirir.
Tanrı kesinlikle kötülük etmez,
Her Şeye Gücü Yeten adaleti saptırmaz.
Kim yeryüzünü Ona emanet etti?
Kim Onu bütün dünyanın başına atadı?
Eğer niyet eder de
Ruhunu ve soluğunu geri çekerse,
Bütün insanlık bir anda yok olur,
İnsan yine toprağa döner.
“Aklın varsa dinle,
Kulak ver sözlerime.
Adaletten nefret eden hiç hüküm sürebilir mi?
Adil ve güçlü olanı suçlayacak mısın?
Krallara, Değersizsiniz,
Soylulara, Kötüsünüz diyen,
Önderlere ayrıcalık tanımayan,
Zengini yoksuldan çok önemsemeyen O değil mi?
Çünkü hepsi Onun ellerinin işidir.
Gece yarısı bir anda ölürler,
Herkes sarsılır, ölüp gider,
Güçlüler de insan eli değmeden alınıp götürülür.
“Tanrının gözleri insanların yolundan ayrılmaz,
Attıkları her adımı görür.
Kötülük yapanların gizlenebileceği
Ne karanlık bir yer vardır, ne de ölüm gölgesi.
Yargılanmak için önüne gelsinler diye,
Tanrı insanları sorgulamaya pek gerek duymaz.
Araştırmadan güçlü insanları kırar,
Onların yerine başkalarını diker.
Çünkü ne yaptıklarını bilir,
Gece onları deviriverir, ezilirler.
Herkesin gözü önünde
Kötülükleri yüzünden onları cezalandırır;
Artık Onun ardından gitmedikleri,
Yollarının hiçbirini dikkate almadıkları için.
Yoksulun feryadını Ona duyurdular;
Düşkünlerin feryadını işitti.
Ama Tanrı sessiz kalırsa kim Onu suçlayabilir?
Yüzünü gizlerse kim Onu görebilir?
Bir ulusa karşı da bir insana karşı da O hep aynıdır,
Tanrısız insan krallık etmesin,
Halka tuzak kurmasın diye.
“Kimse Tanrıya,
Suçluyum, artık kötülük yapmayacağım dedi mi,
Göremediğimi sen bana öğret,
Haksızlık ettimse, bir daha etmem?
Onu reddettiğin halde,
Senin keyfince mi seni ödüllendirmeli?
Çünkü karar verecek olan sensin, ben değil,
Öyleyse anlat bana bildiğini.
“Sağduyulu insanlar,
Beni dinleyen bilgeler diyecekler ki,
Eyüp bilgisizce konuşuyor,
Sözlerinin değeri yok.
Kötü biri gibi yanıtladığı için
Keşke Eyüpün sınanması sonsuza dek sürse!
Çünkü günahına isyan da ekliyor,
Önümüzde alay edercesine el çırpıyor,
Tanrıya karşı konuştukça konuşuyor.”

Elihu – Eyüp 33

“Ama şimdi lütfen sözümü dinle, Eyüp,
Söyleyeceğim her şeye kulak ver.
Ağzımı açtım açacağım,
Söyleyeceklerim dilimin ucunda.
Sözlerim temiz bir yürekten çıkıyor,
Dudaklarım bildiklerini içtenlikle söylüyor.
Beni Tanrının Ruhu yarattı,
Her Şeye Gücü Yetenin soluğu yaşam veriyor bana.
Elinden gelirse beni yanıtla,
Kendini hazırla, karşımda dur.
Tanrının önünde ben de tıpkı senin gibiyim,
Ben de balçıktan yaratıldım.
Onun için dehşetim seni yıldırmasın,
Baskım sana ağır gelmesin.
“Sesin hala kulaklarımda,
Şöyle demiştin:
Ben kusursuz ve günahsızım,
Temiz ve suçsuzum.
Yine de Tanrı bana karşı bahane arıyor,
Beni düşman görüyor.
Ayaklarımı tomruğa vuruyor,
Yollarımı gözetliyor.
“Ama sana şunu söyleyeyim,
Bu konuda haksızsın.
Çünkü Tanrı insandan büyüktür.
İnsanın hiçbir sözünü yanıtlamıyor diye
Niçin Onunla çekişiyorsun?
Çünkü insan anlamasa da,
Tanrı şu ya da bu yolla konuşur.
Rüyada, geceleyin görümde,
İnsanları ağır uyku basınca,
Yatakta yatarlarken,
Kulaklarına konuşur,
Uyarısıyla onları korkutur;
Onları yaptıkları kötülükten döndürmek,
Gururdan uzak tutmak,
Canlarını çukurdan,
Hayatlarını ölümden kurtarmak için.
İnsan yatağında acılarla,
Kemiklerinde dinmez sızılarla yola getirilir.
Öyle ki, içi yemek kaldırmaz,
En lezzetli yiyecekten tiksinir.
Eti erir, görünmez olur,
Gözükmeyen kemikleri ortaya çıkar.
Canı çukura,
Hayatı ölüm meleklerine yaklaşır.
“Yine de insana doğruyu bildirmek için
Yanında bir melek, bin melekten biri
Arabulucu olarak bulunursa,
Ona lütfeder de,
Onu ölüm çukuruna inmekten kurtar,
Ben fidyeyi buldum derse,
Eti çocuk eti gibi yenilenir,
Gençlik günlerine döner.
Dua ettiğinde Tanrı ondan hoşnut kalır,
O da Tanrının yüzünü görüp sevinir.
Tanrı onun durumunu düzeltir.
Sonra insanların önünde türkü çağırır:
Günah işleyip doğru yoldan saptım,
Ama Tanrı hak ettiğim cezayı vermedi bana,
Canımı çukura inmekten O kurtardı,
Işığı görmek için yaşayacağım.
“İşte, insanın canını çukurdan çıkarmak,
Onu yaşam ışığıyla aydınlatmak için
Tanrı bütün bunları iki kez,
Hatta üç kez yapar.
“İyi dinle, Eyüp, kulak ver,
Sen sus, ben konuşacağım.
Söyleyeceğin bir şey varsa söyle,
Çünkü seni haklı çıkarmak isterim.
Yoksa, beni dinle,
Sus da sana bilgelik öğreteyim.”

Elihu – Eyüp 32

Böylece bu üç kişi Eyüpe yanıt vermekten vazgeçti, çünkü Eyüp kendi doğruluğundan emindi. Ram ailesinden Buzlu Barakel oğlu Elihu Eyüpe çok öfkelendi. Çünkü Eyüp kendini Tanrıdan haklı görüyordu. Elihu Eyüpün üç arkadaşına da öfkelendi, çünkü Eyüpü suçlamalarına karşın sağlam bir yanıt bulamamışlardı. Elihu Eyüple konuşmak için sırasını beklemişti, çünkü ötekiler yaşça kendisinden büyüktü. Bu üç kişinin başka bir şey söyleyemeyeceğini görünce öfkesi alevlendi.
Buzlu Barakel oğlu Elihu şöyle konuştu:
“Ben yaşça küçüğüm, sizse yaşlısınız.
Bu yüzden çekindim, bildiğimi söylemekten korktum.
Çok gün görenler konuşsun dedim,
Çok yıl yaşayanlar bilgeliği öğretsin.
Oysa insana ruh,
Her Şeye Gücü Yetenin soluğu akıl verir.
Akıl yaşta değil baştadır.
Adaleti anlamak yaşa bakmaz.
“Bu yüzden, Beni dinleyin diyorum,
Ben de bildiğimi söyleyeyim.
Siz konuşurken ben bekledim,
Siz ne diyeceğinizi araştırırken
Düşüncelerinizi dinledim.
Bütün dikkatimi size çevirdim.
Ama hiçbiriniz Eyüpün haksızlığını kanıtlayamadı,
Onun söylediklerine karşılık veremedi.
Biz bilgeliğe eriştik,
Bırakın Tanrı onu haksız çıkarsın, insan değil demeyin.
Ama Eyüpün sözlerinin hedefi ben değildim,
Bu yüzden onu sizin sözlerinizle yanıtlamayacağım.
“Onlar yıldı, yanıt veremiyorlar artık,
Söyleyecek şeyleri kalmadı.
Onlar konuşmuyor diye ben beklemeli miyim,
Duruyor, yanıt vermiyorlar diye?
Benim de söyleyecek sözüm var,
Ben de bildiğimi söyleyeceğim.
Çünkü içim dolu,
İçimdeki ruh beni zorluyor.
İçim açılmamış şarap gibi,
Yeni şarap tulumları gibi patlamak üzere.
Konuşup rahatlamalıyım,
Ağzımı açıp yanıtlamalıyım.
Kimseye ayrıcalık göstermeyecek,
Kimseye yaltaklanmayacağım.
Çünkü yaltaklanmayı bilsem,
Yaratıcım beni hemen yok ederdi.

Eyüp – Eyüp 31

“Gözlerimle antlaşma yaptım
Şehvetle bir kıza bakmamak için.
Çünkü insanın yukarıdan, Tanrıdan payı nedir,
Yücelerden, Her Şeye Gücü Yetenden mirası ne?
Kötüler için felaket,
Haksızlık yapanlar için bela değil mi?
Yürüdüğüm yolları görmüyor mu,
Attığım her adımı saymıyor mu?
“Eğer yalan yolunda yürüdümse,
Ayağım hileye seğirttiyse,
–Tanrı beni doğru teraziyle tartsın,
Kusursuz olduğumu görsün–
Adımım yoldan saptıysa,
Yüreğim gözümü izlediyse,
Ellerim pisliğe bulaştıysa,
Ektiğimi başkaları yesin,
Ekinlerim kökünden sökülsün.
“Eğer gönlümü bir kadına kaptırdıysam,
Komşumun kapısında pusuya yattıysam,
Karım başkasının buğdayını öğütsün,
Onunla başka erkekler yatsın.
Çünkü bu utanç verici,
Yargılanması gereken bir suç olurdu.
Yıkım diyarına dek yakan bir ateştir o,
Bütün ürünümü kökünden kavururdu.
“Benimle ters düştüklerinde
Kölemin ve hizmetçimin hakkını yemişsem,
Tanrı yargıladığında ne yaparım?
Hesap sorduğunda ne yanıt veririm?
Beni ana karnında yaratan onu da yaratmadı mı?
Rahimde bize biçim veren O değil mi?
“Eğer yoksulların dileğini geri çevirdimse,
Dul kadının umudunu kırdımsa,
Ekmeğimi yalnız yedim,
Öksüzle paylaşmadımsa,
Gençliğimden beri öksüzü baba gibi büyütmedimse,
Doğduğumdan beri dul kadına yol göstermedimse,
Giysisi olmadığı için can çekişen birini
Ya da örtüsü olmayan bir yoksulu gördüm de,
Koyunlarımın yünüyle ısıtmadıysam,
O da içinden beni kutsamadıysa,
Mahkemede sözümün geçtiğini bilerek
Öksüze el kaldırdımsa,
Kolum omuzumdan düşsün,
Kol kemiğim kırılsın.
Çünkü Tanrıdan gelecek beladan korkarım,
Onun görkeminden ötürü böyle bir şey yapamam.
“Eğer umudumu altına bağladımsa,
Saf altına, Güvencim sensin dedimse,
Servetim çok,
Varlığımı bileğimle kazandım diye sevindimse,
Işıldayan güneşe,
Parıldayarak hareket eden aya bakıp da,
İçimden ayartıldımsa,
Elim onlara taptığımı gösteren bir öpücük yolladıysa,
Bu da yargılanacak bir suç olurdu,
Çünkü yücelerdeki Tanrıyı yadsımış olurdum.
“Eğer düşmanımın yıkımına sevindim,
Başına kötülük geldi diye keyiflendimse,
–Kimsenin canına lanet ederek
Ağzımın günah işlemesine izin vermedim–
Evimdeki insanlar, Eyüpün verdiği etle
Karnını doyurmayan var mı? diye sormadıysa,
–Hiçbir yabancı geceyi sokakta geçirmezdi,
Çünkü kapım her zaman yolculara açıktı–
Kalabalıktan çok korktuğum,
Boyların aşağılamasından yıldığım,
Susup dışarı çıkmadığım için
Suçumu bağrımda gizleyip
Adem gibi isyanımı örttümse,
-“Keşke beni dinleyen biri olsa!
İşte savunmamı imzalıyorum,
Her Şeye Gücü Yeten bana yanıt versin!
Hasmımın yazdığı tomar elimde olsa,
Kuşkusuz onu omuzumda taşır,
Taç gibi başıma koyardım.
Attığım her adımı ona bildirir,
Kendisine bir önder gibi yaklaşırdım.–
“Toprağım bana feryat ediyorsa,
Sabanın açtığı yarıklar bir ağızdan ağlıyorsa,
Ürününü para ödemeden yedimse
Ya da üzerinde oturanların kalbini kırdımsa,
Orada buğday yerine diken,
Arpa yerine delice bitsin.”
Eyüpün konuşması sona erdi.

Eyüp – Eyüp 30

“Ama şimdi, yaşı benden küçük olanlar
Benimle alay etmekte,
Oysa babalarını sürümün köpeklerinin
Yanına koymaya tenezzül etmezdim.
Çünkü güçleri tükenmişti,
Bileklerinin gücü ne işime yarardı?
Yoksulluktan, açlıktan bitkindiler,
Akşam çölde, ıssız çorak yerlerde kök kemiriyorlardı.
Çalılıklarda karapazı topluyor,
Retem kökü yiyorlardı.
Toplumdan kovuluyorlardı,
İnsanlar hırsızmışlar gibi onlara bağırıyordu.
Korkunç vadilerde, yerdeki deliklerde,
Kaya kovuklarında yaşıyorlardı.
Çalıların arasında anırır,
Çalı altında birbirine sokulurlardı.
Aptalların, adı sanı belirsiz insanların çocuklarıydılar,
Ülkeden kovulmuşlardı.
“Şimdiyse destan oldum dillerine,
Ağızlarına doladılar beni.
Benden tiksiniyor, uzak duruyorlar,
Yüzüme tükürmekten çekinmiyorlar.
Tanrı ipimi çözüp beni alçalttığı için
Dizginsiz davranmaya başladılar bana.
Sağımdaki ayak takımı üzerime yürüyor,
Ayaklarımı kaydırıyor,
Bana karşı rampalar kuruyorlar.
Yolumu kesiyor,
Kimseden yardım görmeden
Beni yok etmeye çalışıyorlar.
Koca bir gedikten girer gibi ilerliyor,
Yıkıntılar arasından üzerime yuvarlanıyorlar.
Dehşet çöktü üzerime,
Onurum rüzgara kapılmış gibi uçtu,
Mutluluğum bulut gibi geçip gitti.
“Şimdi tükeniyorum,
Acı günler beni ele geçirdi.
Geceleri kemiklerim sızlıyor,
Beni kemiren acılar hiç durmuyor.
Tanrının şiddeti
Üzerimdeki giysiye dönüştü,
Gömleğimin yakası gibi beni sıkıyor.
Beni çamura fırlattı,
Toza, küle döndüm.
“Sana yakarıyorum, ama yanıt vermiyorsun,
Ayağa kalktığımda gözünü bana dikiyorsun.
Bana acımasız davranıyor,
Bileğinin gücüyle beni eziyorsun.
Beni kaldırıp rüzgara bindiriyorsun,
Fırtınanın içinde darma duman ediyorsun.
Biliyorum, beni ölüme,
Bütün canlıların toplanacağı yere götüreceksin.
“Kuşkusuz düşenin dostu olmaz,
Felakete uğrayıp yardım istediğinde.
Sıkıntıya düşenler için ağlamaz mıydım?
Yoksullar için üzülmez miydim?
Ama ben iyilik beklerken kötülük geldi,
Işık umarken karanlık geldi.
İçim kaynıyor, rahatım yok,
Önümde acı günler var.
Yaslı yaslı dolaşıyorum, güneş yok,
Topluluk içinde kalkıp feryat ediyorum.
Çakallarla kardeş,
Baykuşlarla arkadaş oldum.
Derim karardı, soyuluyor,
Kemiklerim ateşten yanıyor.
Lirimin sesi yas feryadına,
Neyimin sesi ağlayanların sesine döndü.

Bilgelik Üzerine – Eyüp 28

Gümüş maden ocağından elde edilir,
Altını arıtmak için de bir yer vardır.
Demir topraktan çıkarılır,
Bakırsa taştan.
İnsan karanlığa son verir,
Koyu karanlığın, ölüm gölgesinin taşlarını
Son sınırına kadar araştırır.
Maden kuyusunu insanların oturduğu yerden uzakta açar,
İnsan ayağının unuttuğu yerlerde,
Herkesten uzak iplere sarılıp sallanır.
Ekmek topraktan çıkar,
Toprağın altı ise yanmış, altüst olmuştur.
Kayalarından laciverttaşı çıkar,
Yüzeyi altın tozunu andırır.
Yırtıcı kuş yolu bilmez,
Doğanın gözü onu görmemiştir.
Güçlü hayvanlar oraya ayak basmamış,
Aslan oradan geçmemiştir.
Madenci elini çakmak taşına uzatır,
Dağları kökünden altüst eder.
Kayaların içinden tüneller açar,
Gözleri değerli ne varsa görür.
Irmakların kaynağını tıkar,
Gizli olanı ışığa çıkarır.
Ama bilgelik nerede bulunur?
Aklın yeri neresi?
İnsan onun değerini bilmez,
Yaşayanlar diyarında ona rastlanmaz.
Engin, “Bende değil” der,
Deniz, “Yanımda değil.”
Onun bedeli saf altınla ödenmez,
Değeri gümüşle ölçülmez.
Ona Ofir altınıyla, değerli oniksle,
Laciverttaşıyla değer biçilmez.
Ne altın ne cam onunla karşılaştırılabilir,
Saf altın kaplara değişilmez.
Yanında mercanla billurun sözü edilmez,
Bilgeliğin değeri mücevherden üstündür.
Kuş topazı onunla denk sayılmaz,
Saf altınla ona değer biçilmez.
Öyleyse bilgelik nereden geliyor?
Aklın yeri neresi?
O bütün canlıların gözünden uzaktır,
Gökte uçan kuşlardan bile saklıdır.
Yıkımla Ölüm:
“Kulaklarımız ancak fısıltısını duydu” der.
Onun yolunu Tanrı anlar,
Yerini bilen Odur.
Çünkü O yeryüzünün uçlarına kadar bakar,
Göklerin altındaki her şeyi görür.
Rüzgara güç verdiği,
Suları ölçtüğü,
Yağmura kural koyduğu,
Yıldırıma yol açtığı zaman,
Bilgeliği görüp değerini biçti,
Onu onaylayıp araştırdı.
İnsana, “İşte Rab korkusu, bilgelik budur” dedi,
“Kötülükten kaçınmak akıllılıktır.”

Eyüp – Eyüp 27

Eyüp anlatmaya devam etti:
“Hakkımı elimden alan Tanrının varlığı hakkı için,
Bana acı çektiren Her Şeye Gücü Yetenin hakkı için,
İçimde yaşam belirtisi olduğu sürece,
Tanrının soluğu burnumda olduğu sürece,
Ağzımdan kötü söz çıkmayacak,
Dilimden yalan dökülmeyecek.
Size asla hak vermeyecek,
Son soluğumu verene dek suçsuz olduğumu söyleyeceğim.
Doğruluğuma sarılacak, onu bırakmayacağım,
Yaşadığım sürece vicdanım beni suçlamayacak.
“Düşmanlarım kötüler gibi,
Bana saldıranlar haksızlar gibi cezalandırılsın.
Tanrısız insanın umudu nedir
Tanrı onu yok ettiğinde, canını aldığında?
Başına sıkıntı geldiğinde,
Tanrı feryadını duyar mı?
Her Şeye Gücü Yetenden zevk alır mı?
Her zaman Tanrıya yakarır mı?
“Tanrının gücünü size öğreteceğim,
Her Şeye Gücü Yetenin tasarısını gizlemeyeceğim.
Aslında siz, hepiniz gördünüz bunu,
Öyleyse ne diye boş boş konuşuyorsunuz?
“Kötünün Tanrıdan alacağı pay,
Zorbanın Her Şeye Gücü Yetenden alacağı miras şudur:
Çocukları ne kadar çok olursa olsun, kılıçla öldürülecek,
Soyu yeterince ekmek bulamayacaktır.
Sağ kalanlar hastalıktan ölüp gömülecek,
Dul karıları ağlamayacaktır.
Kötü insan kum gibi gümüş yığsa,
Yığınla giysi biriktirse,
Onun biriktirdiğini doğru insan giyecek,
Gümüşü suçsuz paylaşacak.
Evini güve kozası gibi inşa eder,
Bekçinin kurduğu çardak gibi.
Zengin olarak yatar, ama bu öyle sürmez,
Gözlerini açtığında hepsi yok olup gitmiştir.
Dehşet onu sel gibi basar,
Kasırga gece kapar götürür.
Doğu rüzgarı onu uçurup götürür,
Yerinden silip süpürür.
Acımasızca üzerine eser,
Elinden kaçmaya çalışırken.
Onunla alay ederek el çırpar,
Yerinden ıslık çalar.”

Eyüp – Eyüp 26

Eyüp şöyle yanıtladı:
“Çaresize nasıl yardım ettin!
Güçsüz pazıyı nasıl kurtardın!
Bilge olmayana ne öğütler verdin!
Sağlam bilgiyi pek güzel öğrettin!
Bu sözleri kime söyledin?
Senin ağzından konuşan ruh kimin?
“Suların ve sularda yaşayanların altında
Ölüler titriyor.
Tanrının önünde ölüler diyarı çıplaktır,
Yıkım diyarı örtüsüz.
O boşluğun üzerine kuzey göklerini yayar,
Hiçliğin üzerine dünyayı asar.
Bulutların içine suları sarar,
Bulutlar yırtılmaz onların ağırlığı altında.
Dolunayın yüzünü örter,
Üstüne bulutlarını serper.
Suların yüzeyine sınır çizer
Işıkla karanlığın ayrıldığı yerde.
Göklerin direkleri sarsılır,
Şaşkına dönerler O azarlayınca.
Gücüyle denizi çalkalar,
Ustaca Rahavı vurur.
Gökler Onun soluğuyla açılır,
Onun eli parçalar kaçan yılanı.
Bunlar yaptıklarının küçücük parçaları,
Ondan duyduğumuz hafif bir fısıltıdır.
Gürleyen gücünü kim anlayabilir?”

Bildat – Eyüp 25

Şuahlı Bildat şöyle yanıtladı:
“Egemenlik ve heybet Tanrıya özgüdür,
Yüce göklerde düzen kuran Odur.
Orduları sayılabilir mi?
Işığı kimin üzerine doğmaz?
İnsan Tanrının önünde nasıl doğru olabilir?
Kadından doğan biri nasıl temiz olabilir?
Onun gözünde ay parlak,
Yıldızlar temiz değilse,
Nerede kaldı bir kurtçuk olan insan,
Bir böcek olan insanoğlu!”

Eyüp – Eyüp 24

“Niçin Her Şeye Gücü Yeten yargı için vakit saptamıyor?
Neden Onu tanıyanlar bu günleri görmesin?
İnsanlar sınır taşlarını kaldırıyor,
Çaldıkları sürüleri otlatıyorlar.
Öksüzlerin eşeğini kovuyor,
Dul kadının öküzünü rehin alıyorlar.
Yoksulları yoldan saptırıyor,
Ülkenin düşkünlerini gizlenmeye zorluyorlar.
Bakın, yoksullar çöldeki yaban eşekleri gibi
Yiyecek bulmak için erkenden işe çıkıyorlar,
Çocuklarına yiyeceği kırlar sağlıyor.
Yemlerini tarlalardan topluyor,
Kötülerin bağındaki artıkları eşeliyorlar.
Geceyi giysisiz, çıplak geçiriyorlar,
Örtünecek şeyleri yok soğukta.
Dağlara yağan sağanaktan ıslanıyor,
Sığınakları olmadığı için kayalara sarılıyorlar.
Öksüz memeden uzaklaştırılıyor,
Düşkünün bebeği rehin alınıyor.
Giysisiz, çıplak dolaşıyor,
Aç karnına demet taşıyorlar.
Teraslar arasında zeytin eziyor,
Susuzluktan kavrulurken
Şarap için üzüm sıkıyorlar.
Kentlerden insan iniltileri yükseliyor,
Yaralı canlar feryat ediyor,
Ama Tanrı haksızlığı önemsemiyor.
“Bunlar ışığa başkaldıranlardır;
Onun yolunu tanımaz,
İzinde yürümezler.
Gün ağarınca katil kalkar,
Düşkünü, yoksulu öldürür,
Hırsız gibi sıvışır geceleyin.
Zina edenin gözü alaca karanlıktadır,
Beni kimse görmez diye düşünür,
Yüzünü örtüyle gizler.
Hırsızlar karanlıkta evleri deler,
Gündüz gizlenir, ışık nedir bilmezler.
Çünkü zifiri karanlık, sabahıdır onların,
Karanlığın dehşetiyle dostturlar.
“Diyorsunuz ki, Suyun üstündeki köpüktür onlar,
Lanetlidir ülkedeki payları,
Kimse bağlara gitmez.
Kuraklık ve sıcağın eriyen karı alıp götürdüğü gibi
Ölüler diyarı da günahlıları alıp götürür.
Rahim onları unutacak,
Kurtlara yem olacak,
Bir daha anılmayacaklar.
Haksızlık bir ağaç gibi kırılacak.
Onlar çocuğu olmayan kısır kadınları yolar,
Dul kadına iyilik etmezler.
Tanrı, gücüyle zorbaları yok eder,
Harekete geçince zorbaların yaşama umudu kalmaz.
Tanrı onlara güven verir, Ona güvenirler,
Ama gözü yürüdükleri yoldadır.
Kısa süre yükselir, sonra yok olurlar,
Düşerler, tıpkı ötekiler gibi alınıp götürülür,
Başak başı gibi kesilirler.
“Böyle değilse, kim beni yalancı çıkarabilir,
Söylediklerimin boş olduğunu gösterebilir?”

Eyüp – Eyüp 23

Eyüp şöyle yanıtladı:
“Bugün de acı acı yakınacağım,
İniltime karşın Tanrının üzerimdeki eli ağırdır.
Keşke Onu nerede bulacağımı bilseydim,
Tahtına varabilseydim!
Davamı önünde dile getirir,
Kanıtlarımı art arda sıralardım.
Bana vereceği yanıtı öğrenir,
Ne diyeceğini anlardım.
Eşsiz gücüyle bana karşı mı çıkardı?
Hayır, yalnızca dinlerdi beni.
Haklı kişi davasını oraya, Onun önüne getirebilirdi,
Ben de yargılanmaktan sonsuza dek kurtulurdum.
“Doğuya gitsem orada değil,
Batıya gitsem Onu bulamıyorum.
Kuzeyde iş görse Onu seçemiyorum,
Güneye dönse Onu göremiyorum.
Ama O tuttuğum yolu biliyor,
Beni sınadığında altın gibi çıkacağım.
Adımlarını yakından izledim,
Sapmadan yolunu tuttum.
Ağzından çıkan buyruklardan ayrılmadım,
Günlük ekmeğimden çok ağzından çıkan sözlere değer verdim.
“O tek başınadır, kim Onu caydırabilir?
Canı ne isterse onu yapar.
Benimle ilgili kararını yerine getirir,
Daha nice tasarısı vardır.
Bu yüzden dehşete düşerim huzurunda,
Düşündükçe korkarım Ondan.
Tanrı cesaretimi kırdı,
Her Şeye Gücü Yeten beni yıldırdı.
Karanlık beni susturamadı,
Yüzümü örten koyu karanlık.

Elifaz – Eyüp 22

Temanlı Elifaz şöyle yanıtladı:
“İnsan Tanrıya yararlı olabilir mi?
Bilge kişinin bile Ona yararı dokunabilir mi?
Doğruluğun Her Şeye Gücü Yetene ne zevk verebilir,
Kusursuz yaşamın Ona ne kazanç sağlayabilir?
Seni azarlaması, dava etmesi
Ondan korktuğun için mi?
Kötülüğün büyük,
Günahların sonsuz değil mi?
Çünkü kardeşlerinden nedensiz rehin alıyor,
Onları soyuyordun.
Yorguna su içirmedin,
Açtan ekmeği esirgedin;
Ülkeye bileğinle sahip oldun,
Saygın biri olarak orada yaşadın.
Dul kadınları eli boş çevirdin,
Öksüzlerin kolunu kanadını kırdın.
Bu yüzden her yanın tuzaklarla çevrili,
Ansızın gelen korkuyla yılıyorsun,
Her şey kararıyor, göremez oluyorsun,
Seller altına alıyor seni.
“Tanrı göklerin yükseklerinde değil mi?
Yıldızlara bak, ne kadar yüksekteler!
Sen ise, Tanrı ne bilir? diyorsun,
Zifiri karanlığın içinden yargılayabilir mi?
Koyu bulutlar Ona engeldir, göremez,
Gökkubbenin üzerinde dolaşır.
Kötülerin yürüdüğü
Eski yolu mu tutacaksın?
Onlar ki, vakitleri gelmeden çekilip alındılar,
Temellerini sel bastı.
Tanrıya, Bizden uzak dur! dediler,
Her Şeye Gücü Yeten bize ne yapabilir?
Ama onların evlerini iyilikle dolduran Oydu.
Bunun için kötülerin öğüdü benden uzak olsun.
“Doğrular onların yıkımını görüp sevinir,
Suçsuzlar şöyle diyerek eğlenir:
Düşmanlarımız yok edildi,
Malları yanıp kül oldu.
“Tanrıyla dost ol, barış ki,
Bolluğa eresin.
Ağzından çıkan öğretiyi benimse,
Sözlerini yüreğinde tut.
Her Şeye Gücü Yetene dönersen, eski haline kavuşursun.
Kötülüğü çadırından uzak tutar,
Altınını yere,
Ofir altınını vadideki çakılların arasına atarsan,
Her Şeye Gücü Yeten senin altının,
Değerli gümüşün olur.
O zaman Her Şeye Gücü Yetenden zevk alır,
Yüzünü Tanrıya kaldırırsın.
Ona dua edersin, dinler seni,
Adaklarını yerine getirirsin.
Neye karar verirsen yapılır,
Yollarını ışık aydınlatır.
İnsanlar seni alçaltınca, güvenini yitirme,
Çünkü Tanrı alçakgönüllüleri kurtarır.
O suçsuz olmayanı bile kurtarır,
Senin ellerinin temizliği sayesinde kurtulur suçlu.”

Eyüp – Eyüp 21

Eyüp şöyle yanıtladı:
“Sözümü dikkatle dinleyin,
Bana verdiğiniz avuntu bu olsun.
Bırakın ben de konuşayım,
Ben konuştuktan sonra alay edin.
“Yakınmam insana mı karşı?
Niçin sabırsızlanmayayım?
Bana bakın da şaşın,
Elinizi ağzınıza koyun.
Bunu düşündükçe içimi korku sarıyor,
Bedenimi titreme alıyor.
Kötüler niçin yaşıyor,
Yaşlandıkça güçleri artıyor?
Çocukları sapasağlam çevrelerinde,
Soyları gözlerinin önünde.
Evleri güvenlik içinde, korkudan uzak,
Tanrının sopası onlara dokunmuyor.
Boğalarının çiftleşmesi hiç boşa çıkmaz,
İnekleri hep doğurur, hiç düşük yapmaz.
Çocuklarını sürü gibi salıverirler,
Yavruları oynaşır.
Tef ve lir eşliğinde şarkı söyler,
Ney sesiyle eğlenirler.
Ömürlerini bolluk içinde geçirir,
Esenlik içinde ölüler diyarına inerler.
Tanrıya, Bizden uzak dur! derler,
Yolunu öğrenmek istemiyoruz.
Her Şeye Gücü Yeten kim ki, Ona kulluk edelim?
Ne kazancımız olur Ona dua etsek?
Ama zenginlikleri kendi ellerinde değil.
Kötülerin öğüdü benden uzak olsun.
“Kaç kez kötülerin kandili söndü,
Başlarına felaket geldi,
Tanrı öfkelendiğinde paylarına düşen kederi verdi?
Kaç kez rüzgarın sürüklediği saman gibi,
Kasırganın uçurduğu saman çöpü gibi oldular?
Tanrı babaların cezasını çocuklarına çektirir diyorsunuz,
Kendilerine çektirsin de bilsinler nasıl olduğunu.
Yıkımlarını kendi gözleriyle görsünler,
Her Şeye Gücü Yetenin gazabını içsinler.
Çünkü sayılı ayları sona erince
Geride bıraktıkları aileleri için niye kaygı çeksinler?
“En yüksektekileri bile yargılayan Tanrıya
Kim akıl öğretebilir?
Biri gücünün doruğunda ölür,
Büsbütün rahat ve kaygısız.
Bedeni iyi beslenmiş,
İlikleri dolu.
Ötekiyse acı içinde ölür,
İyilik nedir hiç tatmamıştır.
Toprakta birlikte yatarlar,
Üzerlerini kurt kaplar.
“Bakın, düşüncelerinizi,
Bana zarar vermek için kurduğunuz düzenleri biliyorum.
Büyük adamın evi nerede? diyorsunuz,
Kötülerin çadırları nerede?
Yolculara hiç sormadınız mı?
Anlattıklarına kulak asmadınız mı?
Felaket günü kötü insan esirgenir,
Gazap günü ona kurtuluş yolu gösterilir.
Kim davranışını onun yüzüne vurur?
Kim yaptığının karşılığını ona ödetir?
Mezarlığa taşınır,
Kabri başında nöbet tutulur.
Vadi toprağı tatlı gelir ona,
Herkes ardından gider,
Önüsıra gidenlerse sayısızdır.
“Boş laflarla beni nasıl avutursunuz?
Yanıtlarınızdan çıkan tek sonuç yalandır.”

Sofar – Eyüp 20

Naamalı Sofar şöyle yanıtladı:
“Sıkıntılı düşüncelerim beni yanıt vermeye zorluyor,
Bu yüzden çok heyecanlıyım.
Beni utandıran bir azar işitiyorum,
Anlayışım yanıt vermemi gerektiriyor.
“Bilmiyor musun eskiden beri,
İnsan dünyaya geldiğinden beri,
Kötünün zafer çığlığı kısadır,
Tanrısızın sevinciyse bir anlıktır.
Boyu göklere erişse,
Başı bulutlara değse bile,
Sonsuza dek yok olacak, kendi pisliği gibi;
Onu görmüş olanlar, Nerede o? diyecekler.
Düş gibi uçacak, bir daha bulunamayacak,
Gece görümü gibi yok olacak.
Kendisini görmüş olan gözler bir daha onu görmeyecek,
Yaşadığı yerde artık görünmeyecektir.
Çocukları yoksulların lütfunu dileyecek,
Malını kendi eliyle geri verecektir.
Kemiklerini dolduran gençlik ateşi
Kendisiyle birlikte toprakta yatacak.
“Kötülük ağzında tatlı gözükse,
Onu dilinin altına gizlese bile,
Tutsa, bırakmasa,
Damağının altına saklasa bile,
Yediği yiyecek midesinde ekşiyecek,
İçinde kobra zehirine dönüşecek.
Yuttuğu servetleri kusacak,
Tanrı onları midesinden çıkaracak.
Kobra zehiri emecek,
Engereğin zehir dişi onu öldürecek.
Akarsuların, bal ve ayran akan derelerin
Sefasını süremeyecek.
Zahmetle kazandığını
Yemeden geri verecek,
Elde ettiği kazancın tadını çıkaramayacak.
Çünkü yoksulları ezip yüzüstü bıraktı,
Kendi yapmadığı evi zorla aldı.
“Hırsı yüzünden rahat nedir bilmedi,
Serveti onu kurtaramayacak.
Yediğinden artakalan olmadı,
Bu yüzden bolluğu uzun sürmeyecek.
Varlık içinde yokluk çekecek,
Sıkıntı tepesine binecek.
Karnını tıka basa doyurduğunda,
Tanrı kızgın öfkesini ondan çıkaracak,
Üzerine gazap yağdıracak.
Demir silahtan kaçacak olsa,
Tunç ok onu delip geçecek.
Çekilince ok sırtından,
Parıldayan ucu ödünden çıkacak,
Dehşet çökecek üzerine.
Koyu karanlık onun hazinelerini gözlüyor.
Körüklenmemiş ateş onu yiyip bitirecek,
Çadırında artakalanı tüketecek.
Suçunu gökler açığa çıkaracak,
Yeryüzü ona karşı ayaklanacak.
Varlığını seller,
Azgın sular götürecek Tanrının öfkelendiği gün.
Budur kötünün Tanrıdan aldığı pay,
Budur Tanrının ona verdiği miras.”

Eyüp – Eyüp 19

Eyüp şöyle yanıtladı:
“Ne zamana dek beni üzecek,
Sözlerinizle ezeceksiniz?
On kez oldu beni aşağılıyor,
Hiç utanmadan saldırıyorsunuz.
Yanlış yola sapmışsam,
Bu benim suçum.
Kendinizi gerçekten benden üstün görüyor,
Utancımı bana karşı kullanıyorsanız,
Bilin ki, Tanrı bana haksızlık yaptı,
Beni ağıyla kuşattı.
“İşte, Zorbalık bu! diye haykırıyorum, ama yanıt yok,
Yardım için bağırıyorum, ama adalet yok.
Yoluma set çekti, geçemiyorum,
Yollarımı karanlığa boğdu.
Üzerimden onurumu soydu,
Başımdaki tacı kaldırdı.
Her yandan yıktı beni, tükendim,
Umudumu bir ağaç gibi kökünden söktü.
Öfkesi bana karşı alev alev yanıyor,
Beni hasım sayıyor.
Orduları üstüme üstüme geliyor,
Bana karşı rampalar yapıyor,
Çadırımın çevresinde ordugah kuruyorlar.
“Kardeşlerimi benden uzaklaştırdı,
Tanıdıklarım bana büsbütün yabancılaştı.
Akrabalarım uğramaz oldu,
Yakın dostlarım beni unuttu.
Evimdeki konuklarla hizmetçiler
Beni yabancı sayıyor,
Garip oldum gözlerinde.
Kölemi çağırıyorum, yanıtlamıyor,
Dil döksem bile.
Soluğum karımı tiksindiriyor,
Kardeşlerim benden iğreniyor.
Çocuklar bile beni küçümsüyor,
Ayağa kalksam benimle eğleniyorlar.
Bütün yakın dostlarım benden iğreniyor,
Sevdiklerim yüz çeviriyor.
Bir deri bir kemiğe döndüm,
Ölümün eşiğine geldim.
“Ey dostlarım, acıyın bana, siz acıyın,
Çünkü Tanrının eli vurdu bana.
Neden Tanrı gibi siz de beni kovalıyor,
Etime doymuyorsunuz?
“Keşke şimdi sözlerim yazılsa,
Kitaba geçseydi,
Demir kalemle, kurşunla
Sonsuza dek kalsın diye kayaya kazılsaydı!
Oysa ben kurtarıcımın yaşadığını,
Sonunda yeryüzüne geleceğini biliyorum.
Derim yok olduktan sonra,
Yeni bedenimle Tanrıyı göreceğim.
Onu kendim göreceğim,
Kendi gözlerimle, başkası değil.
Yüreğim bayılıyor bağrımda!
Eğer, Sıkıntının kökü onda olduğu için
Onu kovalım diyorsanız,
Kılıçtan korkmalısınız,
Çünkü kılıç cezası öfkeli olur,
O zaman adaletin var olduğunu göreceksiniz.”

Bildat – Eyüp 18

Şuahlı Bildat şöyle yanıtladı:
“Ne zaman bitecek bu sözler?
Biraz anlayışlı olun da konuşalım.
Niçin hayvan yerine konuyoruz,
Gözünüzde aptal sayılıyoruz?
Sen kendini öfkenle paralıyorsun,
Senin uğruna dünyadan vaz mı geçilecek?
Kayalar yerini mi değiştirecek?
“Evet, kötünün ışığı sönecek,
Ateşinin alevi parlamayacak.
Çadırındaki ışık karanlığa dönecek,
Yanındaki kandil sönecek.
Adımlarının gücü zayıflayacak,
Kurduğu düzene kendi düşecek.
Ayakları onu ağa götürecek,
Kendi ayağıyla tuzağa basacak.
Topuğu kapana girecek,
Tuzak onu kapacak.
Toprağa gizlenmiş bir ilmek,
Yoluna koyulmuş bir kapan bekliyor onu.
Dehşet saracak onu her yandan,
Her adımında onu kovalayacak.
Gücünü kıtlık kemirecek,
Tökezleyince, felaket yanında bitiverecek.
Derisini hastalık yiyecek,
Kollarıyla bacaklarını ölüm yutacak.
Güvenli çadırından atılacak,
Dehşet kralının önüne sürüklenecek.
Çadırında ateş oturacak,
Yurdunun üzerine kükürt saçılacak.
Kökleri dipten kuruyacak,
Dalları üstten solacak.
Ülkede anısı yok olacak,
Adı dünyadan silinecek.
Işıktan karanlığa sürülecek,
Dünyadan kovulacak.
Ne çocuğu ne torunu kalacak halkı arasında,
Yaşadığı yerde kimsesi kalmayacak.
Batıdakiler onun yıkımına şaşacak,
Doğudakiler dehşet içinde bakacak.
Evet, kötülerin yaşamı işte böyle son bulur,
Tanrıyı tanımayanların varacağı yer budur.”

Eyüp – Eyüp 17

“Yaşama gücüm tükendi, günlerim kısaldı,
Mezar gözlüyor beni.
Çevremi alaycılar kuşatmış,
Gözümü onların aşağılamasıyla açıp kapıyorum.
“Ey Tanrı, kefilim ol kendine karşı,
Başka kim var bana güvence verecek?
Çünkü onların aklını anlayışa kapadın,
Bu yüzden onları zafere kavuşturmayacaksın.
Para için dostlarını satan adamın
Çocuklarının gözünün feri söner.
“Tanrı beni insanların diline düşürdü,
Yüzüme tükürmekteler.
Kederden gözümün feri söndü,
Kollarım bacaklarım çırpı gibi.
Dürüst insanlar buna şaşıyor,
Suçsuzlar tanrısızlara saldırıyor.
Doğrular kendi yolunu tutuyor,
Elleri temiz olanlar gittikçe güçleniyor.
“Ama siz, hepiniz gelin yine deneyin!
Aranızda bir bilge bulamayacağım.
Günlerim geçti, tasarılarım,
Dileklerim suya düştü.
Bu insanlar geceyi gündüze çeviriyorlar,
Karanlığa Işık yakındır diyorlar.
Ölüler diyarını evim diye gözlüyorsam,
Yatağımı karanlığa seriyorsam,
Çukura Babam,
Kurda Annem, kızkardeşim diyorsam,
Umudum nerede?
Kim benim için umut görebilir?
Umut benimle ölüler diyarına mı inecek?
Toprağa birlikte mi gireceğiz?”

Eyüp – Eyüp 16

Eyüp şöyle yanıtladı:
“Buna benzer çok şey duydum,
Oysa siz avutmuyor, sıkıntı veriyorsunuz.
Boş sözleriniz hiç sona ermeyecek mi?
Nedir derdiniz, boyuna karşılık veriyorsunuz?
Yerimde siz olsaydınız,
Ben de sizin gibi konuşabilirdim;
Size karşı güzel sözler dizer,
Başımı sallayabilirdim.
Ağzımdan çıkan sözlerle yüreklendirir,
Dudaklarımdan dökülen avutucu sözlerle yatıştırırdım sizi.
“Konuşsam bile acım dinmez,
Sussam ne değişir?
Ey Tanrı, beni tükettin,
Bütün ev halkımı dağıttın.
Beni sıkıp buruşturdun, bana karşı tanık oldu bu;
Zayıflığım kalkmış tanıklık ediyor bana karşı.
Tanrı öfkeyle saldırıp parçalıyor beni,
Dişlerini gıcırdatıyor bana,
Düşmanım gözlerini üzerime dikiyor.
İnsanlar bana dudak büküyor,
Aşağılayarak tokat atıyor,
Birleşiyorlar bana karşı.
Tanrı haksızlara teslim ediyor beni,
Kötülerin kucağına atıyor.
Ben rahat yaşıyordum, ama Tanrı paraladı beni,
Boynumdan tutup yere çaldı.
Beni hedef yaptı kendine.
Okçuları beni kuşatıyor,
Acımadan böbreklerimi deşiyor,
Ödümü yerlere döküyor.
Bedenimde gedik üstüne gedik açıyor,
Dev gibi üzerime saldırıyor.
“Giymek için çul diktim,
Gururumu ayak altına aldım.
Ağlamaktan yüzüm kızardı,
Gözlerimin altı morardı.
Yine de ellerim şiddetten uzak,
Duam içtendir.
“Ey toprak, kanımı örtme,
Feryadım asla dinmesin.
Daha şimdiden tanığım göklerde,
Beni savunan yücelerdedir.
Dostlarım benimle eğleniyor,
Gözlerim Tanrıya yaş döküyor;
Tanrı kendisiyle insan arasında
İnsanoğluyla komşusu arasında hak arasın diye.
“Çünkü birkaç yıl sonra,
Dönüşü olmayan yolculuğa çıkacağım.

Elifaz – Eyüp 15

Temanlı Elifaz şöyle yanıtladı:
“Bilge kişi boş sözlerle yanıtlar mı,
Karnını doğu rüzgarıyla doldurur mu?
Boş sözlerle tartışır,
Yararsız söylevler verir mi?
Tanrı korkusunu bile ortadan kaldırıyor,
Tanrının huzurunda düşünmeyi engelliyorsun.
Çünkü suçun ağzını kışkırtıyor,
Hilekarların diliyle konuşuyorsun.
Kendi ağzın seni suçluyor, ben değil,
Dudakların sana karşı tanıklık ediyor.
“İlk doğan insan sen misin?
Yoksa dağlardan önce mi var oldun?
Tanrının sırrını mı dinledin de,
Yalnız kendini bilge görüyorsun?
Senin bildiğin ne ki, biz bilmeyelim?
Senin anladığın ne ki, bizde olmasın?
Bizde ak saçlı da yaşlı da var,
Babandan bile yaşlı.
Az mı geliyor Tanrının avutması sana,
Söylediği yumuşak sözler?
Niçin yüreğin seni sürüklüyor,
Gözlerin parıldıyor,
Tanrıya öfkeni gösteriyorsun,
Ağzından böyle sözler dökülüyor?
“İnsan gerçekten temiz olabilir mi?
Kadından doğan biri doğru olabilir mi?
Tanrı meleklerine güvenmiyorsa,
Gökler bile Onun gözünde temiz değilse,
Haksızlığı su gibi içen
İğrenç, bozuk insana mı güvenecek?
“Dinle beni, sana açıklayayım,
Gördüğümü anlatayım,
Bilgelerin atalarından öğrenip bildirdiği,
Gizlemediği gerçekleri;
O atalar ki, ülke yalnız onlara verilmişti,
Aralarına henüz yabancı girmemişti.
Kötü insan yaşamı boyunca kıvranır,
Zorbaya ayrılan yıllar sayılıdır.
Dehşet sesleri kulağından eksilmez,
Esenlik içindeyken soyguncunun saldırısına uğrar.
Karanlıktan kurtulabileceğine inanmaz,
Kılıç onu gözler.
Nerede? diyerek ekmek ardınca dolaşır,
Karanlık günün yanıbaşında olduğunu bilir.
Acı ve sıkıntı onu yıldırır,
Savaşa hazır bir kral gibi onu yener.
Çünkü Tanrıya el kaldırmış,
Her Şeye Gücü Yetene meydan okumuş,
Kalın, yumrulu kalkanıyla
Ona inatla saldırmıştı.
“Yüzü semirdiği,
Göbeği yağ bağladığı halde,
Yıkılmış kentlerde,
Taş yığınına dönmüş oturulmaz evlerde oturacak,
Zengin olmayacak, serveti tükenecek,
Malları ülkeye yayılmayacaktır.
Karanlıktan kaçamayacak,
Filizlerini alev kurutacak,
Tanrının ağzından çıkan solukla yok olacaktır.
Boş şeye güvenerek kendini aldatmasın,
Çünkü ödülü de boş olacaktır.
Gününden önce işi tamamlanacak,
Dalı yeşermeyecektir.
Asma gibi koruğunu dökecek,
Zeytin ağacı gibi çiçeğini dağıtacaktır.
Çünkü tanrısızlar sürüsü kısır olur,
Rüşvetçilerin çadırlarını ateş yakıp yok eder.
Fesada gebe kalıp kötülük doğururlar,
İçleri yalan doludur.”

Eyüp – Eyüp 14

“İnsanı kadın doğurur,
Günleri sayılı ve sıkıntı doludur.
Çiçek gibi açıp solar,
Gölge gibi gelip geçer.
Gözlerini böyle birine mi dikiyorsun,
Yargılamak için önüne çağırıyorsun?
Kim temizi kirliden çıkarabilir?
Hiç kimse!
Madem insanın günleri belirlenmiş,
Aylarının sayısı saptanmış,
Sınır koymuşsun, öteye geçemez;
Gözünü ondan ayır da,
Çalışma saatini dolduran gündelikçi gibi rahat etsin.
“Oysa bir ağaç için umut vardır,
Kesilse, yeniden sürgün verir,
Eksilmez filizleri.
Kökü yerde kocasa,
Kütüğü toprakta ölse bile,
Su kokusu alır almaz filizlenir,
Bir fidan gibi dal budak salar.
İnsan ise ölüp yok olur,
Son soluğunu verir ve her şey biter.
Suyu akıp giden göl
Ya da kuruyan ırmak nasıl çöle dönerse,
İnsan da öyle, yatar, bir daha kalkmaz,
Gökler yok oluncaya dek uyanmaz,
Uyandırılmaz.
“Keşke beni ölüler diyarına gizlesen,
Öfken geçinceye dek saklasan,
Bana bir süre versen de, beni sonra anımsasan.
İnsan ölür de dirilir mi?
Başka biri nöbetimi devralıncaya dek
Savaş boyunca umutla beklerdim.
Sen çağırırdın, ben yanıtlardım,
Ellerinle yaptığın yaratığı özlerdin.
O zaman adımlarımı sayar,
Günahımın hesabını tutmazdın.
İsyanımı torbaya koyup mühürler,
Suçumu örterdin.
“Ama dağın yıkılıp çöktüğü,
Kayanın yerinden taşındığı,
Suyun taşı aşındırdığı,
Selin toprağı sürükleyip götürdüğü gibi,
İnsanın umudunu yok ediyorsun.
Onu hep yenersin, yok olup gider,
Çehresini değiştirir, uzağa gönderirsin.
Oğulları saygı görür, onun haberi olmaz,
Aşağılanırlar, anlamaz.
Ancak kendi canının acısını duyar,
Yalnız kendisi için yas tutar.”

Eyüp – Eyüp 13

“İşte, gözlerim her şeyi gördü,
Kulağım duydu, anladı.
Sizin bildiğinizi ben de biliyorum,
Sizden aşağı kalmam.
Ama ben Her Şeye Gücü Yetenle konuşmak,
Davamı Tanrıyla tartışmak istiyorum.
Sizlerse yalan düzüyorsunuz,
Hepiniz değersiz hekimlersiniz.
Keşke büsbütün sussanız!
Sizin için bilgelik olurdu bu.
Şimdi davamı dinleyin,
Yakınmama kulak verin.
Tanrı adına haksızlık mı edeceksiniz?
Onun adına yalan mı söyleyeceksiniz?
Onun tarafını mı tutacaksınız?
Tanrının davasını mı savunacaksınız?
Sizi sorguya çekerse, iyi mi olur?
İnsanları aldattığınız gibi Onu da mı aldatacaksınız?
Gizlice Onun tarafını tutarsanız,
Kuşkusuz sizi azarlar.
Onun görkemi sizi yıldırmaz mı?
Dehşeti üzerinize düşmez mi?
Anlattıklarınız kül kadar değersizdir,
Savunduklarınızsa çamurdan farksız.
“Susun, bırakın ben konuşayım,
Başıma ne gelirse gelsin.
Hayatım tehlikeye girecekse girsin,
Canım zora düşecekse düşsün.
Beni öldürecek, umudum kalmadı,
Hiç olmazsa yürüdüğüm yolun doğruluğunu yüzüne karşı savunayım.
Aslında bu benim kurtuluşum olacak,
Çünkü tanrısız bir adam Onun karşısına çıkamaz.
Sözlerimi iyi dinleyin,
Kulaklarınızdan çıkmasın söyleyeceklerim.
İşte davamı hazırladım,
Haklı çıkacağımı biliyorum.
Kim suçlayacak beni?
Biri varsa susar, son soluğumu veririm.
“Yalnız şu iki şeyi lütfet, Tanrım,
O zaman kendimi senden gizlemeyeceğim:
Elini üstümden çek
Ve dehşetinle beni yıldırma.
Sonra beni çağır, yanıtlayayım,
Ya da bırak ben konuşayım, sen yanıtla.
Suçlarım, günahlarım ne kadar?
Bana suçumu, günahımı göster.
Niçin yüzünü gizliyorsun,
Beni düşman gibi görüyorsun?
Rüzgarın sürüklediği yaprağa dönmüşüm,
Beni mi korkutacaksın?
Kuru samanı mı kovalayacaksın?
Çünkü hakkımda acı şeyler yazıyor,
Gençliğimde işlediğim günahları bana miras veriyorsun.
Ayaklarımı tomruğa vuruyor,
Yollarımı gözetliyor,
İzimi sürüyorsun.
“Oysa insan telef olmuş, çürük bir şey,
Güve yemiş giysi gibidir.

Eyüp – Eyüp 12

Eyüp şöyle yanıtladı:
“Kendinizi bir şey sandığınız belli,
Ama bilgelik de sizinle birlikte ölecek!
Sizin kadar benim de aklım var,
Sizden aşağı kalmam.
Kim bilmez bunları?
“Gülünç oldum dostlarıma,
Ben ki, Tanrıya yakarırdım, yanıtlardı beni.
Doğru ve kusursuz adam gülünç oldu.
Kaygısızlar felaketi küçümser,
Ayağı kayanı umursamaz.
Soyguncuların çadırlarında rahatlık var,
Tanrıyı gazaba getirenler güvenlik içinde,
Tanrıya değil, kendi bileklerine güveniyorlar.
“Ama şimdi sor hayvanlara, sana öğretsinler,
Gökte uçan kuşlara sor, sana anlatsınlar,
Toprağa söyle, sana öğretsin,
Denizdeki balıklara sor, sana bilgi versinler.
Hangisi bilmez
Bunu RABbin yaptığını?
Her yaratığın canı,
Bütün insanlığın soluğu Onun elindedir.
Damağın yemeği tattığı gibi
Kulak da sözleri denemez mi?
Bilgelik yaşlılarda,
Akıl uzun yaşamdadır.
“Bilgelik ve güç Tanrıya özgüdür,
Ondadır öğüt ve akıl.
Onun yıktığı onarılamaz,
Onun hapsettiği kişi özgür olamaz.
Suları tutarsa, kuraklık olur,
Salıverirse dünyayı sel götürür.
Güç ve zafer Ona aittir,
Aldanan da aldatan da Onundur.
Danışmanları çaresiz kılar,
Yargıçları çıldırtır.
Kralların bağladığı bağı çözer,
Bellerine kuşak bağlar.
Kahinleri çaresiz kılar,
Koltuklarında yıllananları devirir.
Güvenilir danışmanları susturur,
Yaşlıların aklını alır.
Rezalet saçar soylular üzerine,
Güçlülerin kuşağını gevşetir.
Karanlıkların derin sırlarını açar,
Ölüm gölgesini aydınlığa çıkarır.
Ulusları büyütür, ulusları yok eder,
Ulusları genişletir, ulusları sürgün eder.
Dünya önderlerinin aklını başından alır,
Yolu izi belirsiz bir çölde dolaştırır onları.
Karanlıkta el yordamıyla yürür, ışık yüzü görmezler;
Sarhoş gibi dolaştırır onları.

Sofar – Eyüp 11

Naamalı Sofar şöyle yanıtladı:
“Bunca söz yanıtsız mı kalsın?
Çok konuşan haklı mı sayılsın?
Saçmalıkların karşısında sussun mu insanlar?
Sen alay edince kimse seni utandırmasın mı?
Tanrıya, İnancım arıdır diyorsun,
Senin gözünde temizim.
Ama keşke Tanrı konuşsa,
Sana karşı ağzını açsa da,
Bilgeliğin sırlarını bildirse!
Çünkü bilgelik çok yönlüdür.
Bil ki, Tanrı günahlarından bazılarını unuttu bile.
“Tanrının derin sırlarını anlayabilir misin?
Her Şeye Gücü Yetenin sınırlarına ulaşabilir misin?
Onlar gökler kadar yüksektir, ne yapabilirsin?
Ölüler diyarından derindir, nasıl anlayabilirsin?
Ölçüleri yeryüzünden uzun,
Denizden geniştir.
“Gelip seni hapsetse, mahkemeye çağırsa,
Kim Ona engel olabilir?
Çünkü O yalancıları tanır,
Kötülüğü görür de dikkate almaz mı?
Ne zaman yaban eşeği insan doğurursa,
Aptal da o zaman sağduyulu olur.
“Ona yüreğini adar,
Ellerini açarsan,
İşlediğin günahı kendinden uzaklaştırır,
Çadırında haksızlığa yer vermezsen,
Utanmadan başını kaldırır,
Sağlam ve korkusuz olabilirsin.
Sıkıntılarını unutur,
Akıp gitmiş sular gibi anarsın onları.
Yaşamın öğlen güneşinden daha parlak olur,
Karanlık sabaha döner.
Güven duyarsın, çünkü umudun olur,
Çevrene bakıp güvenlik içinde yatarsın.
Uzanırsın, korkutan olmaz,
Birçokları senden lütuf diler.
Ama kötülerin gözlerinin feri sönecek,
Kaçacak yer bulamayacaklar,
Tek umutları son soluklarını vermek olacak.”

Eyüp – Eyüp 10

“Yaşamımdan usandım,
Özgürce yakınacak,
İçimdeki acıyla konuşacağım.
Tanrıya: Beni suçlama diyeceğim,
Ama söyle, niçin benimle çekişiyorsun.
Hoşuna mı gidiyor gaddarlık etmek,
Kendi ellerinin emeğini reddedip
Kötülerin tasarılarını onaylamak?
Sende insan gözü mü var?
İnsanın gördüğü gibi mi görüyorsun?
Günlerin ölümlü birinin günleri gibi,
Yılların insanın yılları gibi mi ki,
Suçumu arıyor,
Günahımı araştırıyorsun?
Kötü olmadığımı,
Senin elinden beni kimsenin kurtaramayacağını biliyorsun.
“Senin ellerin bana biçim verdi, beni yarattı,
Şimdi dönüp beni yok mu edeceksin?
Lütfen anımsa, balçık gibi bana sen biçim verdin,
Beni yine toprağa mı döndüreceksin?
Beni süt gibi dökmedin mi,
Peynir gibi katılaştırmadın mı?
Bana et ve deri giydirdin,
Beni kemiklerle, sinirlerle ördün.
Bana yaşam verdin, sevgi gösterdin,
İlgin ruhumu korudu.
“Ama bunları yüreğinde gizledin,
Biliyorum aklındakini:
Günah işleseydim, beni gözlerdin,
Suçumu cezasız bırakmazdın.
Suçluysam, vay başıma!
Suçsuzken bile başımı kaldıramıyorum,
Çünkü utanç doluyum, çaresizim.
Başımı kaldırsam, aslan gibi beni avlar,
Şaşılası gücünü yine gösterirsin üstümde.
Bana karşı yeni tanıklar çıkarır,
Öfkeni artırırsın.
Orduların dalga dalga üzerime geliyor.
“Niçin doğmama izin verdin?
Keşke ölseydim, hiçbir göz beni görmeden!
Hiç var olmamış olurdum,
Rahimden mezara taşınırdım.
Birkaç günlük ömrüm kalmadı mı?
Beni rahat bırak da biraz yüzüm gülsün;
Dönüşü olmayan yere gitmeden önce,
Karanlık ve ölüm gölgesi diyarına,
Zifiri karanlık diyarına,
Ölüm gölgesi, kargaşa diyarına,
Aydınlığın karanlığı andırdığı yere.”

Eyüp – Eyüp 9

Eyüp şöyle yanıtladı:
“Biliyorum, gerçekten öyledir,
Ama Tanrının önünde insan nasıl haklı çıkabilir?
Biri Onunla tartışmak istese,
Binde bir bile Ona yanıt veremez.
Onun bilgisi derin, gücü eşsizdir,
Kim Ona direndi de ayakta kaldı?
O dağları yerinden oynatır da,
Dağlar farkına varmaz,
Öfkeyle altüst eder onları.
Dünyayı yerinden oynatır,
Direklerini titretir.
Güneşe buyruk verir, doğmaz güneş,
Yıldızları mühürler.
Odur tek başına gökleri geren,
Denizin dalgaları üzerinde yürüyen.
Büyük Ayıyı, Oryonu, Ülkeri,
Güney takımyıldızlarını yaratan Odur.
Anlayamadığımız büyük işler,
Sayısız şaşılası işler yapan Odur.
İşte, yanımdan geçer, Onu göremem,
Geçip gider, farkına bile varmam.
Evet, O avını kaparsa, kim Onu durdurabilir?
Kim Ona, Ne yapıyorsun diyebilir?
Tanrı öfkesini dizginlemez,
Rahavın yardımcıları bile
Onun ayağına kapanır.
“Nerde kaldı ki, ben Ona yanıt vereyim,
Onunla tartışmak için söz bulayım?
Haklı olsam da Ona yanıt veremez,
Merhamet etmesi için yargıcıma yalvarırdım ancak.
Onu çağırsam, O da bana yanıt verseydi,
Yine de inanmazdım sesime kulak verdiğine.
O beni kasırgayla eziyor,
Nedensiz yaralarımı çoğaltıyor.
Soluk almama izin vermiyor,
Ancak beni acıya doyuruyor.
Sorun güç sorunuysa, O güçlüdür!
Adalet sorunuysa, kim Onu mahkemeye çağırabilir?
Suçsuz olsam ağzım beni suçlar,
Kusursuz olsam beni suçlu çıkarır.
“Kusursuz olsam da kendime aldırdığım yok,
Yaşamımı hor görüyorum.
Hepsi bir, bu yüzden diyorum ki,
O suçluyu da suçsuzu da yok ediyor.
Kırbaç ansızın ölüm saçınca,
O suçsuzların sıkıntısıyla eğlenir.
Dünya kötülerin eline verilmiş,
Yargıçların gözünü kapayan Odur.
O değilse, kimdir?
“Günlerim koşucudan çabuk,
İyilik görmeden geçmekte.
Kamış sandal gibi kayıp gidiyor,
Avının üstüne süzülen kartal gibi.
Acılarımı unutayım,
Üzgün çehremi değiştirip gülümseyeyim desem,
Bütün dertlerimden yılarım,
Çünkü beni suçsuz saymayacağını biliyorum.
Madem suçlanacağım,
Neden boş yere uğraşayım?
Sabun otuyla yıkansam,
Ellerimi kül suyuyla temizlesem,
Beni yine pisliğe batırırsın,
Giysilerim bile benden tiksinir.
O benim gibi bir insan değil ki,
Ona yanıt vereyim,
Birlikte mahkemeye gideyim.
Keşke aramızda bir hakem olsa da,
Elini ikimizin üstüne koysa!
Tanrı sopasını üzerimden kaldırsın,
Dehşeti beni yıldırmasın.
O zaman konuşur, Ondan korkmazdım,
Ama bu durumda bir şey yapamam.

Bildat – Eyüp 8

Şuahlı Bildat şöyle yanıtladı:
“Ne zamana dek böyle konuşacaksın?
Sözlerin sert rüzgar gibi.
Tanrı adaleti saptırır mı,
Her Şeye Gücü Yeten doğru olanı çarpıtır mı?
Oğulların ona karşı günah işlediyse,
İsyanlarının cezasını vermiştir.
Ama sen gayretle Tanrıyı arar,
Her Şeye Gücü Yetene yalvarırsan,
Temiz ve doğruysan,
O şimdi bile senin için kolları sıvayıp
Seni hak ettiğin yere geri getirecektir.
Başlangıcın küçük olsa da,
Sonun büyük olacak.
“Lütfen, önceki kuşaklara sor,
Atalarının neler öğrendiğini iyice araştır.
Çünkü biz daha dün doğduk, bir şey bilmeyiz,
Yeryüzündeki günlerimiz sadece bir gölge.
Onlar sana anlatıp öğretmeyecek,
İçlerindeki sözleri dile getirmeyecek mi?
“Bataklık olmayan yerde kamış biter mi?
Susuz yerde saz büyür mü?
Henüz yeşilken, kesilmeden,
Otlardan önce kururlar.
Tanrıyı unutan herkesin sonu böyledir,
Tanrısız insanın umudu böyle yok olur.
Onun güvendiği şey kırılır,
Dayanağı ise bir örümcek ağıdır.
Örümcek ağına yaslanır, ama ağ çöker,
Ona tutunur, ama ağ taşımaz.
Tanrısızlar güneşte iyi sulanmış bitkiyi andırır,
Dalları bahçenin üzerinden aşar;
Kökleri taş yığınına sarılır,
Çakılların arasında yer aranır.
Ama yerinden sökülürse,
Yeri, Seni hiç görmedim diyerek onu yadsır.
İşte sevinci böyle son bulur,
Yerinde başka bitkiler biter.
“Tanrı kusursuz insanı reddetmez,
Kötülük edenlerin elinden tutmaz.
O senin ağzını yine gülüşle,
Dudaklarını sevinç haykırışıyla dolduracaktır.
Düşmanlarını utanç kaplayacak,
Kötülerin çadırı yok olacaktır.”

Eyüp – Eyüp 7

“Yeryüzünde insan yaşamı savaşı andırmıyor mu,
Günleri gündelikçinin günlerinden farklı mı?
Gölgeyi özleyen köle,
Ücretini bekleyen gündelikçi gibi,
Miras olarak bana boş aylar verildi,
Payıma sıkıntılı geceler düştü.
Yatarken, Ne zaman kalkacağım diye düşünüyorum,
Ama gece uzadıkça uzuyor,
Gün doğana dek dönüp duruyorum.
Bedenimi kurt, kabuk kaplamış,
Çatlayan derimden irin akıyor.
“Günlerim dokumacının mekiğinden hızlı,
Umutsuz tükenmekte.
Ey Tanrı, yaşamımın bir soluk olduğunu anımsa,
Gözüm bir daha mutluluk yüzü görmeyecek.
Şu anda bana bakan gözler bir daha beni görmeyecek,
Senin gözlerin üzerimde olacak,
Ama ben yok olacağım.
Bir bulutun dağılıp gitmesi gibi,
Ölüler diyarına inen bir daha çıkmaz.
Bir daha evine dönmez,
Bulunduğu yer artık onu tanımaz.
“Bu yüzden sessiz kalmayacak,
İçimdeki sıkıntıyı dile getireceğim;
Canımın acısıyla yakınacağım.
Ben deniz ya da deniz canavarı mıyım ki,
Başıma bekçi koydun?
Yatağım beni rahatlatır,
Döşeğim acılarımı dindirir diye düşündüğümde,
Beni düşlerle korkutuyor,
Görümlerle yıldırıyorsun.
Öyle ki, boğulmayı,
Ölmeyi şu yaşama yeğliyorum.
Yaşamımdan tiksiniyor,
Sonsuza dek yaşamak istemiyorum;
Çek elini benden, çünkü günlerimin anlamı kalmadı.
“İnsan ne ki, onu büyütesin,
Üzerinde kafa yorasın,
Her sabah onu yoklayasın,
Her an onu sınayasın?
Gözünü üzerimden hiç ayırmayacak mısın,
Tükürüğümü yutacak kadar bile beni rahat bırakmayacak mısın?
Günah işledimse, ne yaptım sana,
Ey insan gözcüsü?
Niçin beni kendine hedef seçtin?
Sana yük mü oldum?
Niçin isyanımı bağışlamaz,
Suçumu affetmezsin?
Çünkü yakında toprağa gireceğim,
Beni çok arayacaksın, ama ben artık olmayacağım.”

Eyüp – Eyüp 6

Eyüp şöyle yanıtladı:
“Keşke üzüntüm tartılabilse,
Acım teraziye konabilseydi!
Denizlerin kumundan ağır gelirdi,
Bu yüzden abuk sabuk konuştum.
Çünkü Her Şeye Gücü Yetenin okları içimde,
Ruhum onların zehirini içiyor,
Tanrının dehşetleri karşıma dizildi.
Otu olan yaban eşeği anırır mı,
Yemi olan öküz böğürür mü?
Tatsız bir şey tuzsuz yenir mi,
Yumurta akında tat bulunur mu?
Böyle yiyeceklere dokunmak istemiyorum,
Beni hasta ediyorlar.
“Keşke dileğim yerine gelse,
Tanrı özlediğimi bana verse!
Kerem edip beni ezse,
Elini çabuk tutup yaşam bağımı kesse!
Yine avunur,
Amansız derdime karşın sevinirdim,
Çünkü Kutsal Olanın sözlerini yadsımadım.
Gücüm nedir ki, bekleyeyim?
Sonum nedir ki, sabredeyim?
Taş kadar güçlü müyüm,
Etim tunçtan mı?
Çaresiz kalınca
Kendimi kurtaracak gücüm mü olur?
“Kederli insana dost sevgisi gerekir,
Her Şeye Gücü Yetenden korkmaktan vazgeçse bile.
Kardeşlerim kuru bir dere gibi beni aldattı;
Hani gürül gürül akan dereler vardır,
Eriyen buzlarla taşan,
Kar sularıyla beslenen,
Ama kurak mevsimde akmayan,
Sıcakta yataklarında tükenen dereler…
İşte öyle aldattılar beni.
O dereler için kervanlar yolundan sapar,
Çöle çıkıp yok olurlar.
Temanın kervanları su arar,
Sabadan gelen yolcular umutla bakar.
Ama oraya varınca umut bağladıkları için utanır,
Hayal kırıklığına uğrarlar.
Artık siz de bir hiç oldunuz,
Dehşete kapılıp korkuyorsunuz.
Benim için bir şey verin
Ya da, Rüşvet verip
Beni düşmanın elinden kurtarın,
Acımasızların elinden alın dedim mi?
“Bana öğretin, susayım,
Yanlışımı gösterin.
Doğru söz acıdır!
Ama tartışmalarınız neyi kanıtlıyor?
Sözlerimi düzeltmek mi istiyorsunuz?
Çaresizin sözlerini boş laf mı sayıyorsunuz?
Öksüzün üzerine kura çeker,
Arkadaşınızın üzerine pazarlık ederdiniz.
“Şimdi lütfedip bana bakın,
Yüzünüze karşı yalan söyleyecek değilim ya.
Bırakın artık, haksızlık etmeyin,
Bir daha düşünün, davamda haklıyım.
Ağzımdan haksız bir söz çıkıyor mu,
Damağım kötü niyeti ayırt edemiyor mu?

Elifaz – Eyüp 5

“Haydi çağır, seni yanıtlayan çıkacak mı?
Meleklerin hangisine yöneleceksin?
Aptalı üzüntü öldürür,
Budalayı kıskançlık bitirir.
Ben aptalın kök saldığını görünce,
Hemen yurduna lanet ettim.
Çocukları güvenlikten uzak,
Mahkeme kapısında ezilir,
Savunan çıkmaz.
Ürününü açlar yer,
Dikenler arasındakini bile toplarlar;
Mallarını susamışlar yutmak ister.
Çünkü dert topraktan çıkmaz,
Sıkıntı yerden bitmez.
Havaya uçuşan kıvılcımlar gibi
Sıkıntı çekmek için doğar insan.
“Oysa ben Tanrıya yönelir,
Davamı Ona bırakırdım.
Anlayamadığımız büyük işler,
Sayısız şaşılası işler yapan Odur.
Yeryüzüne yağmur yağdırır,
Tarlalara sular gönderir.
Düşkünleri yükseltir,
Yaslıları esenliğe çıkarır.
Kurnazların oyununu bozar,
Düzenlerini gerçekleştiremesinler diye.
Bilgeleri kurnazlıklarında yakalar,
Düzenbazların oyunu son bulur.
Gündüz karanlığa toslar,
Öğlen, geceymiş gibi el yordamıyla ararlar.
Yoksulu onların kılıç gibi ağzından
Ve güçlünün elinden O kurtarır.
Yoksul umutlanır,
Haksızlık ağzını kapar.
“İşte, ne mutlu Tanrının eğittiği insana!
Bu yüzden Her Şeye Gücü Yetenin yola getirişini küçümseme.
Çünkü O hem yaralar hem sarar,
O incitir, ama elleri sağaltır.
Altı kez sıkıntıya düşsen seni kurtarır,
Yedinci kez de sana zarar vermez.
Kıtlıkta ölümden,
Savaşta kılıçtan seni O koruyacak.
Kamçılayan dillerden uzak kalacak,
Yıkım gelince korkmayacaksın.
Yıkıma, açlığa gülüp geçecek,
Yabanıl hayvanlardan ürkmeyeceksin.
Çünkü tarladaki taşlarla anlaşacaksın,
Yabanıl hayvanlar seninle barışacak.
Çadırının güvenlik içinde olduğunu bilecek,
Yurdunu yoklayınca eksik bulmayacaksın.
Çocuklarının çoğalacağını bileceksin,
Soyun ot gibi bitecek.
Zamanında toplanan demetler gibi,
Mezara dinç gireceksin.
“İşte araştırdık, doğrudur,
Onun için bunu dinle ve belle.”

Elifaz – Eyüp 4

Temanlı Elifaz şöyle yanıtladı:
“Biri sana bir şey söylemeye çalışsa gücenir misin?
Kim konuşmadan durabilir?
Evet, pek çoklarına sen ders verdin,
Zayıf elleri güçlendirdin,
Tökezleyeni senin sözlerin ayakta tuttu,
Titreyen dizleri sen pekiştirdin.
Ama şimdi senin başına gelince gücüne gidiyor,
Sana dokununca yılgınlığa düşüyorsun.
Senin güvendiğin Tanrıdan korkun değil mi,
Umudun kusursuz yaşamında değil mi?
“Düşün biraz: Hangi suçsuz yok oldu,
Nerede doğrular yıkıma uğradı?
Benim gördüğüm kadarıyla, fesat sürenler,
Kötülük tohumu ekenler ektiklerini biçiyor.
Tanrının soluğuyla yok oluyor,
Öfkesinin rüzgarıyla tükeniyorlar.
Aslanın kükremesi, homurtusu kesildi,
Dişleri kırıldı genç aslanların.
Aslan av bulamadığı için yok oluyor,
Dişi aslanın yavruları dağılıyor.
“Bir söz gizlice erişti bana,
Fısıltısı kulağıma ulaştı.
Gece rüyaların doğurduğu düşünceler içinde,
İnsanları ağır uyku bastığı zaman,
Beni dehşet ve titreme aldı,
Bütün kemiklerimi sarstı.
Önümden bir ruh geçti,
Tüylerim ürperdi.
Durdu, ama ne olduğunu seçemedim.
Bir suret duruyordu gözümün önünde,
Çıt çıkmazken bir ses duydum:
Tanrı karşısında insan doğru olabilir mi?
Kendisini yaratanın karşısında temiz çıkabilir mi?
Bakın, Tanrı kullarına güvenmez,
Meleklerinde hata bulur da,
Çamur evlerde oturanlara,
Mayası toprak olanlara,
Güveden kolay ezilenlere mi güvenir?
Ömürleri sabahtan akşama varmaz,
Kimse farkına varmadan sonsuza dek yok olurlar.
İçlerindeki çadır ipleri çekilince,
Bilgelikten yoksun olarak ölüp giderler.

Eyüp Konuşuyor – Eyüp 3

Sonunda Eyüp ağzını açtı ve doğduğu güne lanet edip şöyle dedi:
“Doğduğum gün yok olsun,
Bir oğul doğdu denen gece yok olsun!
Karanlığa bürünsün o gün,
Yüce Tanrı onunla ilgilenmesin,
Üzerine ışık doğmasın.
Karanlık ve ölüm gölgesi sahip çıksın o güne,
Bulut çöksün üzerine;
Işığını karanlık söndürsün.
Zifiri karanlık yutsun o geceyi,
Yılın günleri arasında sayılmasın,
Aylardan hiçbirine girmesin.
Kısır olsun o gece,
Sevinç sesi duyulmasın içinde.
Günleri lanetleyenler,
Livyatanı uyandırmaya hazır olanlar,
O günü lanetlesin.
Akşamının yıldızları kararsın,
Boş yere aydınlığı beklesin,
Tan atışını görmesin.
Çünkü sıkıntı yüzü görmemem için
Anamın rahminin kapılarını üstüme kapamadı.
“Neden doğarken ölmedim,
Rahimden çıkarken son soluğumu vermedim?
Neden beni dizler,
Emeyim diye memeler karşıladı?
Çünkü şimdi huzur içinde yatmış,
Uyuyup dinlenmiş olurdum;
Yaptırdıkları kentler şimdi viran olan
Dünya kralları ve danışmanlarıyla birlikte,
Evlerini gümüşle dolduran
Altın sahibi önderlerle birlikte.
Neden düşük bir çocuk gibi,
Gün yüzü görmemiş yavrular gibi toprağa gömülmedim?
Orada kötüler kargaşayı bırakır,
Yorgunlar rahat eder.
Tutsaklar huzur içinde yaşar,
Angaryacının sesini duymazlar.
Küçük de büyük de oradadır,
Köle efendisinden özgürdür.
“Niçin sıkıntı çekenlere ışık,
Acı içindekilere yaşam verilir?
Oysa onlar gelmeyen ölümü özler,
Onu define arar gibi ararlar;
Mezara kavuşunca
Neşeden coşar, sevinç bulurlar.
Neden yaşam verilir nereye gideceğini bilmeyen insana,
Çevresini Tanrının çitle çevirdiği kişiye?
Çünkü iniltim ekmekten önce geliyor,
Su gibi dökülmekte feryadım.
Korktuğum,
Çekindiğim başıma geldi.
Huzur yok, sükunet yok, rahat yok,
Yalnız kargaşa var.”

Eyüpün Üç Arkadaşı – Eyüp 2

Eyüpün üç dostu –Temanlı Elifaz, Şuahlı Bildat, Naamalı Sofar– Eyüpün başına gelen bunca kötülüğü duyunca kalkıp bir araya geldiler. Acısını paylaşmak, onu avutmak için yanına gitmek üzere anlaştılar. Uzaktan onu tanıyamadılar; yüksek sesle ağlayıp kaftanlarını yırtarak başlarına toprak saçtılar. Yedi gün yedi gece onunla birlikte yere oturdular. Kimse ağzını açmadı, çünkü ne denli acı çektiğini görüyorlardı.

Eyüpün İkinci Sınavıv – Eyüp 2

Başka bir gün ilahi varlıklar RABbin huzuruna çıkmak için geldiklerinde Şeytan da RABbin huzuruna çıkmak için onlarla gelmişti. RAB Şeytana, “Nereden geliyorsun?” dedi.
Şeytan, “Dünyada gezip dolaşmaktan” diye yanıtladı.
RAB, “Kulum Eyüpe bakıp da düşündün mü?” dedi, “Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrıdan korkar, kötülükten kaçınır. Senin kışkırtmaların sonucunda onu boş yere yıkıma uğrattım, ama o doğruluğunu hala sürdürüyor.”
“Cana can!” diye yanıtladı Şeytan, “İnsan canı için her şeyini verir. Elini uzat da, onun etine, kemiğine dokun, yüzüne karşı sövecektir.”
RAB, “Peki” dedi, “Onu senin eline bırakıyorum. Yalnız canına dokunma.”
Böylece Şeytan RABbin huzurundan ayrıldı. Eyüpün bedeninde tepeden tırnağa kadar kötü çıbanlar çıkardı. Eyüp çıbanlarını kaşımak için bir çömlek parçası aldı. Kül içinde oturuyordu.
Karısı, “Hala doğruluğunu sürdürüyor musun?” dedi, “Tanrıya söv de öl bari!”
Eyüp, “Aptal kadınlar gibi konuşuyorsun” diye karşılık verdi, “Nasıl olur? Tanrıdan gelen iyiliği kabul edelim de kötülüğü kabul etmeyelim mi?”
Bütün bu olaylara karşın Eyüpün ağzından günah sayılabilecek bir söz çıkmadı.

Eyüpün İlk Sınavı – Eyüp 1

us ülkesinde Eyüp adında bir adam yaşardı. Kusursuz, doğru bir adamdı. Tanrıdan korkar, kötülükten kaçınırdı. Yedi oğlu, üç kızı vardı. Yedi bin koyuna, üç bin deveye, beş yüz çift öküze, beş yüz çift eşeğe ve pek çok köleye sahipti. Doğudaki insanların en zengini oydu.
Oğulları sırayla evlerinde şölen verir, birlikte yiyip içmek için üç kızkardeşlerini de çağırırlardı. Bu şölen dönemi bitince Eyüp onları çağırtıp kutsardı. Sabah erkenden kalkar, “Çocuklarım günah işlemiş, içlerinden Tanrıya sövmüş olabilirler” diyerek her biri için yakmalık sunu sunardı. Eyüp hep böyle yapardı.

Bir gün ilahi varlıklar RABbin huzuruna çıkmak için geldiklerinde, Şeytan da onlarla geldi. RAB Şeytana, “Nereden geliyorsun?” dedi.
Şeytan, “Dünyada gezip dolaşmaktan” diye yanıtladı.
RAB, “Kulum Eyüpe bakıp da düşündün mü?” dedi, “Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrıdan korkar, kötülükten kaçınır.”
Şeytan, “Eyüp Tanrıdan boşuna mı korkuyor?” diye yanıtladı. “Onu, ev halkını, sahip olduğu her şeyi sen çitle çevirip korumadın mı? Elleriyle yaptığı her şeyi bereketli kıldın. Sürüleri bütün ülkeye yayıldı. Ama elini uzatır da sahip olduğu her şeyi yok edersen, yüzüne karşı sövecektir.”
RAB Şeytana, “Peki” dedi, “Sahip olduğu her şeyi senin eline bırakıyorum, yalnız kendisine dokunma.” Böylece Şeytan RABbin huzurundan ayrıldı.
Bir gün Eyüpün oğullarıyla kızları ağabeylerinin evinde yemek yiyip şarap içerken bir ulak gelip Eyüpe şöyle dedi: “Öküzler çift sürüyor, eşekler onların yanında otluyordu. Sabalılar baskın yaptı, hepsini alıp götürdü. Uşakları kılıçtan geçirdiler. Yalnız ben kaçıp kurtuldum sana durumu bildirmek için.”
O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip, “Tanrı ateş yağdırdı” dedi, “Koyunlarla uşakları yakıp küle çevirdi. Yalnızca ben kaçıp kurtuldum durumu sana bildirmek için.”
O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip, “Kildaniler üç bölük halinde develere saldırdı” dedi, “Hepsini alıp götürdüler, uşakları kılıçtan geçirdiler. Yalnızca ben kurtuldum durumu sana bildirmek için.”
O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip, “Oğullarınla kızların ağabeylerinin evinde yemek yiyip şarap içerken ansızın çölden şiddetli bir rüzgar esti” dedi, “Evin dört köşesine çarptı; ev gençlerin üzerine yıkıldı, hepsi öldü. Yalnız ben kurtuldum durumu sana bildirmek için.”
Bunun üzerine Eyüp kalktı, kaftanını yırtıp saçını sakalını kesti, yere kapanıp tapındı. Dedi ki,
“Bu dünyaya çıplak geldim, çıplak gideceğim.
RAB verdi, RAB aldı,
RABbin adına övgüler olsun!”
Bütün bu olaylara karşın Eyüp günah işlemedi ve Tanrıyı suçlamadı.

İsa Geliyor – Vahiy 22

Melek bana, “Bu sözler güvenilir ve gerçektir” dedi. “Peygamberlerin ruhlarının Tanrısı olan Rab, yakın zamanda olması gereken olayları kullarına göstermek için meleğini gönderdi.”
“İşte tez geliyorum! Bu kitaptaki peygamberlik sözlerine uyana ne mutlu!”
Bunları işiten ve gören ben Yuhannayım. İşitip gördüğümde bunları bana gösteren meleğe tapmak için ayaklarına kapandım. Ama o bana, “Sakın yapma!” dedi, “Ben senin, peygamber kardeşlerin ve bu kitabın sözlerine uyanlar gibi bir Tanrı kuluyum. Tanrıya tap!”
Sonra bana, “Bu kitabın peygamberlik sözlerini mühürleme” dedi, “Çünkü beklenen zaman yakındır. Kötülük yapan, yine kötülük yapsın. Kirli olan, kirli işlerini sürdürsün. Doğru olan, yine doğruyu yapsın. Kutsal olan kutsal kalsın.”
“İşte tez geliyorum! Vereceğim ödüller yanımdadır. Herkese yaptığının karşılığını vereceğim. Alfa ve Omega, birinci ve sonuncu, başlangıç ve son Benim.
“Kaftanlarını yıkayan, böylelikle yaşam ağacından yemeye hak kazanarak kapılardan geçip kente girenlere ne mutlu! Köpekler, büyücüler, fuhuş yapanlar, adam öldürenler, putperestler, yalanı sevip hile yapanların hepsi dışarıda kalacaklar.
“Ben İsa, kiliselerle ilgili bu tanıklığı sizlere iletsin diye meleğimi gönderdim. Davutun kökü ve soyu Benim, parlak sabah yıldızı Benim.”
Ruh ve Gelin, “Gel!” diyorlar. İşiten, “Gel!” desin. Susayan gelsin. Dileyen, yaşam suyundan karşılıksız alsın.
Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır. Her kim bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır.
Bunlara tanıklık eden, “Evet, tez geliyorum!” diyor. Amin! Gel, ya Rab İsa!
Rab İsanın lütfu kutsallarla birlikte olsun! Amin.

Yeni Yeruşalim – Vahiy 22

Melek bana Tanrının ve Kuzunun tahtından çıkan billur gibi berrak yaşam suyu ırmağını gösterdi. Kentin anayolunun ortasında akan ırmağın iki yanında on iki çeşit meyve üreten ve her ay meyvesini veren yaşam ağacı bulunuyordu. Ağacın yaprakları uluslara şifa vermek içindir. Artık hiçbir lanet kalmayacak. Tanrının ve Kuzunun tahtı kentin içinde olacak, kulları Ona tapınacak. Onun yüzünü görecek, alınlarında Onun adını taşıyacaklar. Artık gece olmayacak. Çıra ışığına da güneş ışığına da gereksinmeleri olmayacak. Çünkü Rab Tanrı onlara ışık verecek ve sonsuzlara dek egemenlik sürecekler.

Yeni Yeruşalim – Vahiy 21

Bundan sonra yeni bir gökle yeni bir yeryüzü gördüm. Çünkü önceki gökle yeryüzü ortadan kalkmıştı. Deniz de yoktu artık. Kutsal kentin, yeni Yeruşalimin gökten, Tanrının yanından indiğini gördüm. Güveyi için hazırlanmış süslü bir gelin gibiydi. Tahttan yükselen gür bir sesin şöyle dediğini işittim: “İşte, Tanrının konutu insanların arasındadır. Tanrı onların arasında yaşayacak. Onlar Onun halkı olacaklar, Tanrının kendisi de onların arasında bulunacak. Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.”
Tahtta oturan, “İşte her şeyi yeniliyorum” dedi. Sonra, “Yaz!” diye ekledi, “Çünkü bu sözler güvenilir ve gerçektir.” Bana, “Tamam!” dedi, “Alfa ve Omega, başlangıç ve son Benim. Susayana yaşam suyunun pınarından karşılıksız su vereceğim. Galip gelen bunları miras alacak. Ben onun Tanrısı olacağım, o da bana oğul olacak. Ama korkak, imansız, iğrenç, adam öldüren, fuhuş yapan, büyücü, putperest ve bütün yalancılara gelince, onların yeri, kükürtle yanan ateş gölüdür. İkinci ölüm budur.”
Son yedi belayla dolu yedi tası taşıyan yedi melekten biri gelip benimle konuştu. “Gel!” dedi, “Kuzuya eş olacak gelini sana göstereyim.” Sonra melek beni Ruhun yönetiminde büyük, yüksek bir dağa götürdü. Oradan bana gökten, Tanrının yanından inen ve Onun görkemiyle ışıldayan kutsal kenti, Yeruşalimi gösterdi. Kentin ışıltısı çok değerli bir taşın, billur gibi parıldayan yeşim taşının ışıltısına benziyordu. Büyük ve yüksek surları ve on iki kapısı vardı. Kapıları on iki melek bekliyordu. Kapıların üzerine İsrailoğullarının on iki oymağının adları yazılmıştı. Doğuda üç kapı, kuzeyde üç kapı, güneyde üç kapı, batıda üç kapı vardı. Kenti çevreleyen surların on iki temel taşı bulunuyordu. Bunların üzerinde Kuzunun on iki elçisinin adları yazılıydı.
Benimle konuşan meleğin elinde kenti ve kent kapılarıyla surları ölçmek için altın bir ölçü kamışı vardı. Kent kare biçimindeydi, uzunluğu enine eşitti. Melek kenti kamışla ölçtü, her bir yanı 12 000 ok atımı geldi. Uzunluğu, eni ve yüksekliği birbirine eşitti. Melek surları da ölçtü. Kullandığı insan ölçüsüne göre 144 arşındı. Surlar yeşimden yapılmıştı. Kent ise, cam duruluğunda saf altındandı. Kent surlarının temelleri her tür değerli taşla bezenmişti. Birinci temel taşı yeşim, ikincisi laciverttaşı, üçüncüsü akik, dördüncüsü zümrüt, beşincisi damarlı akik, altıncısı kırmızı akik, yedincisi sarı yakut, sekizincisi beril, dokuzuncusu topaz, onuncusu sarıca zümrüt, on birincisi gökyakut, on ikincisi ametistti. On iki kapı on iki inciydi; kapıların her biri birer inciden yapılmıştı. Kentin anayolu cam saydamlığında saf altındandı.
Kentte tapınak görmedim. Çünkü Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı ve Kuzu, kentin tapınağıdır. Aydınlanmak için kentin güneş ya da aya gereksinimi yoktur. Çünkü Tanrının görkemi onu aydınlatıyor. Kuzu da onun çırasıdır. Uluslar kentin ışığında yürüyecekler. Dünya kralları servetlerini oraya getirecekler. Kentin kapıları gündüz hiç kapanmayacak, orada gece olmayacak. Ulusların görkemi ve zenginliği oraya taşınacak. Oraya murdar hiçbir şey, iğrenç ve aldatıcı işler yapan hiç kimse asla girmeyecek; yalnız adları Kuzunun yaşam kitabında yazılı olanlar girecek.

Ölülerin Yargılanması – Vahiy 20

Sonra büyük, beyaz bir taht ve tahtta oturanı gördüm. Yerle gök önünden kaçtılar, yok olup gittiler. Tahtın önünde duran küçük büyük, ölüleri gördüm. Sonra kitaplar açıldı. Yaşam kitabı denen başka bir kitap daha açıldı. Ölüler kitaplarda yazılanlara bakılarak yaptıklarına göre yargılandı. Deniz kendisinde olan ölüleri, ölüm ve ölüler diyarı da kendilerinde olan ölüleri teslim ettiler. Her biri yaptıklarına göre yargılandı. Ölüm ve ölüler diyarı ateş gölüne atıldı. İşte bu ateş gölü ikinci ölümdür. Adı yaşam kitabına yazılmamış olanlar ateş gölüne atıldı.

Şeytanın Cezalandırılması – Vahiy 20

Bin yıl tamamlanınca Şeytan atıldığı zindandan serbest bırakılacak. Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları –Gogla Magogu– saptırmak, savaş için bir araya toplamak üzere zindandan çıkacak. Toplananların sayısı deniz kumu kadar çoktur.
Yeryüzünün dört bir yanından gelerek kutsalların ordugahını ve sevilen kenti kuşattılar. Ama gökten ateş yağdı, onları yakıp yok etti. Onları saptıran İblis ise canavarla sahte peygamberin de içinde bulunduğu ateş ve kükürt gölüne atıldı. Gece gündüz, sonsuzlara dek işkence çekeceklerdir.

Bin Yıl – Vahiy 20

Sonra bir meleğin gökten indiğini gördüm. Elinde dipsiz derinliklerin anahtarı ve büyük bir zincir vardı. Melek ejderhayı –İblis ya da Şeytan denen o eski yılanı– yakalayıp bin yıl için bağladı. Bin yıl tamamlanıncaya dek ulusları bir daha saptırmasın diye onu dipsiz derinliklere attı, oraya kapayıp girişi mühürledi. Bin yıl geçtikten sonra kısa bir süre için serbest bırakılması gerekiyor.
Bazı tahtlar ve bunlara oturanları gördüm. Onlara yargılama yetkisi verilmişti. İsaya tanıklık ve Tanrının sözü uğruna başı kesilenlerin canlarını da gördüm. Bunlar, canavara ve heykeline tapmamış, alınlarına ve ellerine onun işaretini almamış olanlardı. Hepsi dirilip Mesihle birlikte bin yıl egemenlik sürdüler. İlk diriliş budur. Ölülerin geri kalanı bin yıl tamamlanmadan dirilmedi. İlk dirilişe dahil olanlar mutlu ve kutsaldır. İkinci ölümün bunların üzerinde yetkisi yoktur. Onlar Tanrının ve Mesihin kahinleri olacak, Onunla birlikte bin yıl egemenlik sürecekler.

Beyaz Atın Binicisi – Vahiy 19

Bundan sonra göğün açılmış olduğunu, beyaz bir atın orada durduğunu gördüm. Binicisinin adı Sadık ve Gerçektir. Adaletle yargılar, savaşır. Gözleri alev alev yanan ateş gibidir. Başında çok sayıda taç var. Üzerinde kendisinden başka kimsenin bilmediği bir ad yazılıdır. Kana batırılmış bir kaftan giymişti. Tanrının Sözü adıyla anılır. Beyaz, temiz, ince ketene bürünmüş olan gökteki ordular, beyaz atlara binmiş Onu izliyorlardı. Ağzından ulusları vuracak keskin bir kılıç uzanıyor. Onları demir çomakla güdecek. Her Şeye Gücü Yeten Tanrının ateşli gazabının şarabını üreten masarayı kendisi çiğneyecek. Kaftanının ve kalçasının üzerinde şu ad yazılıydı:
KRALLARIN KRALI VE RABLERİN RABBİ
Bundan sonra güneşte duran bir melek gördüm. Göğün ortasında uçan bütün kuşları yüksek sesle çağırdı: “Kralların, komutanların, güçlü adamların, atlarla binicilerinin, özgür köle, küçük büyük, hepsinin etini yemek için toplanın, Tanrının büyük şölenine gelin!”
Sonra canavarı, dünya krallarını ve onların ordularını, ata binmiş Olanla Onun ordusuna karşı savaşmak üzere toplanmış gördüm. Canavarla onun önünde doğaüstü belirtiler gerçekleştiren sahte peygamber yakalandı. Sahte peygamber, canavarın işaretini alıp heykeline tapanları bu belirtilerle saptırmıştı. Her ikisi de kükürtle yanan ateş gölüne diri diri atıldı. Geriye kalanlar, ata binmiş Olanın ağzından uzanan kılıçla öldürüldü. Bütün kuşlar bunların etiyle doydu.

Gökte Sevinç – Vahiy 19

Bundan sonra gökte büyük bir kalabalığın sesini andıran yüksek bir ses işittim.
“Haleluya!” diyorlardı.
“Kurtarış, yücelik ve güç Tanrımıza özgüdür.
Çünkü Onun yargıları doğru ve adildir.
Yeryüzünü fuhşuyla yozlaştıran
Büyük fahişeyi yargılayıp
Kendi kullarının kanının öcünü aldı.”
İkinci kez,
“Haleluya!
Onun dumanı sonsuzlara dek tütecek” dediler.
Yirmi dört ihtiyarla dört yaratık yere kapanıp, “Amin! Haleluya!” diyerek tahtta oturan Tanrıya tapındılar.
Sonra tahttan bir ses yükseldi:
“Ey Tanrımızın bütün kulları!
Küçük büyük, Ondan korkan hepiniz,
Onu övün!”
Ardından büyük bir kalabalığın, gürül gürül akan suların, güçlü gök gürlemelerinin sesine benzer sesler işittim.
“Haleluya!” diyorlardı.
“Çünkü Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrımız
Egemenlik sürüyor.
Sevinelim, coşalım!
Onu yüceltelim!
Çünkü Kuzunun düğünü başlıyor,
Gelini hazırlandı.
Giymesi için ona temiz ve parlak
İnce keten giysiler verildi.” İnce keten kutsalların adil işlerini simgeler.
Sonra melek bana, “Yaz!” dedi. “Ne mutlu Kuzunun düğün şölenine çağrılmış olanlara!” Ardından ekledi: “Bunlar gerçek sözlerdir, Tanrının sözleridir.”
Ona tapınmak üzere ayaklarına kapandım. Ama o, “Sakın yapma!” dedi. “Ben de senin ve İsaya tanıklığını sürdüren kardeşlerin gibi bir Tanrı kuluyum. Tanrıya tap! Çünkü İsaya tanıklık, peygamberlik ruhunun özüdür.”

Babilin Yıkılışı – Vahiy 18

Bundan sonra büyük yetkiye sahip başka bir meleğin gökten indiğini gördüm. Yeryüzü onun görkemiyle aydınlandı. Melek gür bir sesle bağırdı:
“Yıkıldı! Büyük Babil yıkıldı!
Cinlerin barınağı,
Her kötü ruhun uğrağı,
Her murdar ve iğrenç kuşun sığınağı oldu.
Çünkü bütün uluslar
Azgın fuhşunun şarabından içtiler.
Dünya kralları da
Onunla fuhuş yaptılar.
Dünya tüccarları
Onun aşırı sefahatiyle zenginleştiler.”
Gökten başka bir ses işittim:
“Ey halkım!” diyordu.
“Onun günahlarına ortak olmamak,
Uğradığı belalara uğramamak için çık oradan!
Çünkü üst üste yığılan günahları göğe erişti,
Ve Tanrı onun suçlarını anımsadı.
Babil nasıl davrandıysa, karşılığını ona aynen verin,
Yaptıklarının iki katını ödeyin.
Hazırladığı kasedeki içkinin
İki katını hazırlayıp ona içirin.
Kendini yücelttiği, sefahate verdiği oranda
Istırap ve keder verin ona.
Çünkü içinden diyor ki,
Tahtında oturan bir kraliçeyim, dul değilim.
Asla yas tutmayacağım!
Bu nedenle başına gelecek belalar
–Ölüm, yas ve kıtlık–
Bir gün içinde gelecek.
Ateş onu yiyip bitirecek.
Çünkü onu yargılayan Rab Tanrı güçlüdür.
“Kendisiyle fuhuş yapan ve sefahatte yaşayan dünya kralları onu yakan ateşin dumanını görünce onun için ağlayıp dövünecekler. Çektiği ıstıraptan dehşete düşecek, uzakta durup,
Vay başına koca kent,
Vay başına güçlü kent Babil!
Bir saat içinde cezanı buldun diyecekler.
“Dünya tüccarları onun için ağlayıp yas tutuyor. Çünkü mallarını satın alacak kimse yok artık. Altını, gümüşü, değerli taşları, incileri, ince keteni, ipeği, mor ve kırmızı kumaşları, her çeşit kokulu ağacı, fildişinden yapılmış her çeşit eşyayı, en pahalı ağaçlardan, tunç, demir ve mermerden yapılmış her çeşit malı, tarçın ve kakule, buhur, güzel kokulu yağ, günnük, şarap, zeytinyağı, ince un ve buğdayı, sığırları, koyunları, atları, arabaları ve köleleri, insanların canını satın alacak kimse yok artık.
“Diyecekler ki,
Canının çektiği meyveler elinden gitti,
Bütün değerli ve göz alıcı malların yok oldu.
İnsanlar bunları bir daha göremeyecek. Babilde bu malları satarak zenginleşen tüccarlar, kentin çektiği ıstıraptan dehşete düşecekler. Uzakta durup ağlayacak, yas tutacaklar.
“ Vay başına, vay! diyecekler.
İnce keten, mor ve kırmızı kumaş kuşanmış,
Altın, değerli taş ve incilerle süslenmiş
Koca kent!
Onca büyük zenginlik
Bir saat içinde yok oldu.
“Gemi kaptanları, yolcular, tayfalar, denizde çalışanların hepsi, onu yakan ateşin dumanını görünce uzakta durup, Koca kent gibisi var mı? diye feryat ettiler. Başlarına toprak döktüler, yas tutup ağlayarak feryat ettiler:
Vay başına koca kent, vay!
Denizde gemileri olanların hepsi
Onun sayesinde, onun değerli mallarıyla
Zengin olmuşlardı.
Kent bir saat içinde viraneye döndü.
Ey gök, kutsallar, elçiler, peygamberler!
Onun başına gelenlere sevinin!
Çünkü Tanrı onu yargılayıp hakkınızı aldı.”
Sonra güçlü bir melek değirmen taşına benzer büyük bir taşı kaldırıp denize atarak şöyle dedi:
“Koca kent Babil de
İşte böyle şiddetle atılacak
Ve bir daha görülmeyecek.
Artık sende lir çalanların, ezgi okuyanların,
Kaval ve borazan çalanların sesi
Hiç işitilmeyecek.
Artık sende hiçbir el sanatının ustası bulunmayacak.
Sende artık değirmen sesi duyulmayacak.
Artık sende hiç kandil ışığı parlamayacak.
Sende artık gelin güvey sesi duyulmayacak.
Senin tüccarların dünyanın büyükleriydi.
Bütün uluslar senin büyücülüğünle yoldan sapmıştı.
Peygamberlerin, kutsalların
Ve yeryüzünde boğazlanan herkesin kanı
Sende bulundu.”

Canavarın Sırtındaki Kadın – Vahiy 17

Yedi tası alan yedi melekten biri gelip benimle konuştu: “Gel!” dedi. “Sana engin suların kenarında oturan büyük fahişenin çarptırılacağı cezayı göstereyim. Dünya kralları onunla fuhuş yaptılar. Yeryüzünde yaşayanlar onun fuhşunun şarabıyla sarhoş oldular.”
Bundan sonra melek beni Ruhun yönetiminde çöle götürdü. Orada yedi başlı, on boynuzlu, üzeri küfür niteliğinde adlarla kaplı kırmızı bir canavarın üstüne oturmuş bir kadın gördüm. Kadın, mor ve kırmızı giysilere bürünmüş, altınlar, değerli taşlar, incilerle süslenmişti. Elinde iğrenç şeylerle, fuhşunun çirkeflikleriyle dolu altın bir kase vardı. Alnına şu gizemli ad yazılmıştı:
BÜYÜK BABİL,
DÜNYA FAHİŞELERİNİN
VE İĞRENÇLİKLERİNİN ANASI
Kadının, kutsalların ve İsaya tanıklık etmiş olanların kanıyla sarhoş olduğunu gördüm. Onu görünce büyük bir şaşkınlığa düştüm. Melek bana, “Neden şaştın?” diye sordu. “Kadının ve onu taşıyan yedi başlı, on boynuzlu canavarın sırrını ben sana açıklayayım. Gördüğün canavar bir zamanlar vardı, ama şimdi yok. Biraz sonra dipsiz derinliklerden çıkacak ve yıkıma gidecek. Yeryüzünde yaşayan ve dünya kurulalı beri adları yaşam kitabına yazılmamış olanlar canavarı görünce şaşacaklar. Çünkü o bir zamanlar vardı, şimdi yok, ama yine gelecek.
“Bunu anlamak için bilgelik gerek. Yedi baş, kadının üzerinde oturduğu yedi tepedir; aynı zamanda yedi kraldır. Bunların beşi düştü, biri duruyor, ötekiyse henüz gelmedi. Gelince kısa süre kalması gerek. Yaşamış, ama şimdi yok olan canavarın kendisi sekizinci kraldır. O da yedilerden biridir ve yıkıma gitmektedir. Gördüğün on boynuz henüz egemenlik sürmemiş on kraldır; canavarla birlikte bir saat egemenlik sürmek üzere yetki alacaklar. Düşünce birliği içinde olan bu krallar güçlerini ve yetkilerini canavara verecekler. Kuzuya karşı savaşacaklar, ama Kuzu onları yenecek. Çünkü Kuzu, rablerin Rabbi, kralların Kralıdır. Onunla birlikte olanlar, çağrılmış, seçilmiş ve Ona sadık kalmış olanlardır.”
Bundan sonra melek bana, “Şu gördüğün sular –fahişenin kenarında oturduğu sular– halklar, toplumlar, uluslar ve dillerdir” dedi. “Gördüğün canavarla on boynuz fahişeden nefret edecek, onu perişan edip çıplak bırakacaklar. Etini yiyip kendisini ateşte yakacaklar. Çünkü Tanrı, amacını gerçekleştirme isteğini onların yüreğine koymuştur. Öyle ki, Tanrının sözleri yerine gelinceye dek krallıklarını canavara devretmekte sözbirliği edecekler. Gördüğün kadın dünya kralları üzerinde egemenlik süren büyük kenttir.”

Tanrının Öfkesi ve Yedi Tas – Vahiy 16

Sonra tapınaktan yükselen gür bir sesin yedi meleğe, “Gidin, Tanrının öfkesiyle dolu yedi tası yeryüzüne boşaltın!” dediğini işittim.
Birinci melek gidip tasını yeryüzüne boşalttı. Canavarın işaretini taşıyıp heykeline tapanların üzerinde acı veren iğrenç yaralar oluştu.
İkinci melek tasını denize boşalttı. Deniz ölü kanına benzer kana dönüştü, içindeki bütün canlılar öldü.
Üçüncü melek tasını ırmaklara, su pınarlarına boşalttı; bunlar da kana dönüştü. Sulardan sorumlu meleğin şöyle dediğini işittim:
“Var olan, var olmuş olan kutsal Tanrı!
Bu yargılarında adilsin.
Kutsalların ve peygamberlerin kanını döktükleri için,
İçecek olarak sen de onlara kan verdin.
Bunu hak ettiler.”
Sunaktan gelen bir sesin,
“Evet, Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı,
Yargıların doğru ve adildir” dediğini işittim.
Dördüncü melek tasını güneşe boşalttı. Bununla güneşe insanları yakma gücü verildi. İnsanlar korkunç bir ısıyla kavruldular. Tövbe edip bu belalara egemen olan Tanrıyı yücelteceklerine, Onun adına küfrettiler.
Beşinci melek tasını canavarın tahtına boşalttı. Canavarın egemenliği karanlığa gömüldü. İnsanlar ıstıraptan dillerini ısırdılar. Istırap ve yaralarından ötürü Göğün Tanrısına küfrettiler. Yaptıklarından tövbe etmediler.
Altıncı melek tasını büyük Fırat Irmağına boşalttı. Gündoğusundan gelen kralların yolu açılsın diye ırmağın suları kurudu. Bundan sonra ejderhanın ağzından, canavarın ağzından ve sahte peygamberin ağzından kurbağaya benzer üç kötü ruhun çıktığını gördüm. Bunlar doğaüstü belirtiler gerçekleştiren cinlerin ruhlarıdır. Her Şeye Gücü Yeten Tanrının büyük gününde olacak savaş için bütün dünyanın krallarını toplamaya gidiyorlar.
“İşte hırsız gibi geliyorum! Çıplak dolaşmamak ve utanç içinde kalmamak için uyanık durup giysilerini üstünde bulundurana ne mutlu!”
Üç kötü ruh, kralları İbranice Armagedon denilen yere topladılar. Yedinci melek tasını havaya boşalttı. Tapınaktaki tahttan yükselen gür bir ses, “Tamam!” dedi. O anda şimşekler çaktı, uğultular, gök gürlemeleri işitildi. Öyle büyük bir deprem oldu ki, yeryüzünde insan oldu olalı bu kadar büyük bir deprem olmamıştı. Büyük kent üçe bölündü. Ulusların kentleri yerle bir oldu. Tanrı büyük Babili anımsadı, ona ateşli gazabının şarabını içeren kaseyi verdi. Bütün adalar ortadan kalktı, dağlar yok oldu. İnsanların üzerine gökten tanesi yaklaşık kırk kilo ağırlığında iri dolu yağdı. Dolu belası öyle korkunçtu ki, insanlar bu yüzden Tanrıya küfrettiler.

Yedi Melek ve Yedi Bela – Vahiy 15

Gökte büyük ve şaşılası başka bir belirti gördüm: Son yedi belayı taşıyan yedi melekti. Çünkü Tanrının öfkesi bu belalarla son buluyordu.
Ateşle karışık camdan deniz gibi bir şey gördüm. Canavara, heykeline ve adını simgeleyen sayıya karşı zafer kazananlar, ellerinde Tanrının verdiği lirlerle cam denizin üzerinde durmuşlardı. Tanrı kulu Musanın ve Kuzunun ezgisini söylüyorlardı:
“Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı,
Senin işlerin büyük ve şaşılası işlerdir.
Ey ulusların kralı,
Senin yolların doğru ve adildir.
Ya Rab, senden kim korkmaz,
Adını kim yüceltmez?
Çünkü kutsal olan yalnız sensin.
Bütün uluslar gelip sana tapınacaklar.
Çünkü adil işlerin açıkça görüldü.”
Bundan sonra gökteki tapınağın, yani Tanıklık Çadırının açıldığını gördüm. Yedi belayı taşıyan yedi melek temiz, parlak keten giysiler giymiş, göğüslerine altın kuşaklar sarınmış olarak tapınaktan çıktı. Dört yaratıktan biri yedi meleğe, sonsuzluklar boyunca yaşayan Tanrının öfkesiyle dolu yedi altın tas verdi. Tapınak Tanrının yüceliğinden ve gücünden ötürü dumanla doldu. Yedi meleğin yedi belası sona erinceye dek kimse tapınağa giremedi.

Yerin Ürünü Toplanıyor – Vahiy 14

Sonra beyaz bir bulut gördüm. Bulutun üzerinde “insanoğluna benzer biri” oturuyordu. Başında altın bir taç, elinde keskin bir orak vardı. Tapınaktan çıkan başka bir melek bulutun üzerinde oturana yüksek sesle bağırdı: “Orağını uzat ve biç! Biçme saati geldi. Çünkü yerin ekini olgunlaşmış bulunuyor.” Bulutun üzerinde oturan, orağını yerin üzerine salladı, yerin ekini biçildi.
Gökteki tapınaktan başka bir melek çıktı. Onun da keskin bir orağı vardı. Ateş üzerinde yetkili olan başka bir melek de sunaktan çıkıp geldi. Keskin orağı olana yüksek sesle, “Keskin orağını uzat!” dedi. “Yerin asmasının salkımlarını topla. Çünkü üzümleri olgunlaştı.” Bunun üzerine melek orağını yerin üzerine salladı. Yerin asmasının ürününü toplayıp Tanrı öfkesinin büyük masarasına attı. Kentin dışında çiğnenen masaradan kan aktı. Kan, 1 600 ok atımı kadar yayılıp atların gemlerine dek yükseldi.

Üç Melek – Vahiy 14

Bundan sonra göğün ortasında uçan başka bir melek gördüm. Yeryüzünde yaşayanlara –her ulusa, her oymağa, her dile, her halka– iletmek üzere sonsuza dek kalıcı olan Müjdeyi getiriyordu. Yüksek sesle şöyle diyordu: “Tanrıdan korkun! Onu yüceltin! Çünkü Onun yargılama saati geldi. Göğü, yeri, denizi, su pınarlarını yaratana tapının!” Ardından gelen ikinci bir melek, “Yıkıldı! Kendi azgın fuhuş şarabını bütün uluslara içiren büyük Babil yıkıldı!” diyordu.
Onları üçüncü bir melek izledi. Yüksek sesle şöyle diyordu: “Bir kimse canavara ve heykeline taparsa, alnına ya da eline canavarın işaretini koydurursa, Tanrı gazabının kasesinde saf olarak hazırlanmış Tanrı öfkesinin şarabından içecektir. Böylelerine kutsal meleklerin ve Kuzunun önünde ateş ve kükürtle işkence edilecek. Çektikleri işkencenin dumanı sonsuzlara dek tütecek. Canavara ve heykeline tapıp onun adının işaretini alanlar gece gündüz rahat yüzü görmeyecekler. Bu da, Tanrının buyruklarını yerine getiren, İsaya imanlarını sürdüren kutsalların sabrını gerektirir.”
Gökten bir ses işittim. “Yaz! Bundan böyle Rabbe ait olarak ölenlere ne mutlu!” diyordu.
Ruh, “Evet” diyor, “Uğraşlarından dinlenecekler. Çünkü yaptıkları onları izleyecek.”

Kuzu ve 144 000 Kişi – Vahiy 14

Sonra Kuzunun Siyon Dağında durduğunu gördüm. Onunla birlikte 144 000 kişi vardı. Alınlarında kendisinin ve Babasının adları yazılıydı. Gökten, gürül gürül akan suların sesini, güçlü gök gürlemesini andıran bir ses işittim. İşittiğim ses, lir çalanların çıkardığı sese benziyordu. Bu 144 000 kişi, tahtın önünde, dört yaratığın ve ihtiyarların önünde yeni bir ezgi söylüyordu. Yeryüzünden satın alınmış olan bu kişilerden başka kimse o ezgiyi öğrenemedi. Kendilerini kadınlarla lekelememiş olanlar bunlardır. Pak kişilerdir. Kuzu nereye giderse ardısıra giderler. Tanrıya ve Kuzuya ait olacakların ilk bölümü olmak üzere insanlar arasından satın alınmışlardır. Ağızlarından hiç yalan çıkmamıştır. Kusursuzdurlar.

Yerden Çıkan Canavar – Vahiy 13

Bundan sonra başka bir canavar gördüm. Yerden çıkan bu canavarın kuzu gibi iki boynuzu vardı, ama ejderha gibi ses çıkarıyordu. İlk canavarın bütün yetkisini onun adına kullanıyor, yeryüzünü ve orada yaşayanları ölümcül yarası iyileşen ilk canavara tapmaya zorluyordu. İnsanların gözü önünde, gökten yere ateş yağdıracak kadar büyük belirtiler gerçekleştiriyordu. İlk canavarın adına gerçekleştirmesine izin verilen belirtiler sayesinde, yeryüzünde yaşayanları saptırdı. Onlara kılıçla yaralanan, ama sağ kalan canavarın onuruna bir heykel yapmalarını buyurdu. Canavarın heykeline yaşam soluğu vermesi için kendisine güç verildi. Öyle ki, heykel konuşabilsin ve kendisine tapmayan herkesi öldürebilsin. Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduruyordu. Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilsin, ne de satabilsin.
Bu konu bilgelik gerektirir. Anlayabilen, canavara ait sayıyı hesaplasın. Çünkü bu sayı insanı simgeler. Sayısı 666dır.

Denizden Çıkan Canavar – Vahiy 13

Sonra on boynuzlu, yedi başlı bir canavarın denizden çıktığını gördüm. Boynuzlarının üzerinde on taç vardı, başlarının üzerinde küfür niteliğinde adlar yazılıydı. Gördüğüm canavar parsa benziyordu. Ayakları ayı ayağı, ağzı aslan ağzı gibiydi. Ejderha canavara kendi gücü ve tahtıyla birlikte büyük yetki verdi. Canavarın başlarından biri ölümcül bir yara almışa benziyordu. Ne var ki, bu ölümcül yara iyileşmişti. Bütün dünya şaşkınlık içinde canavarın ardından gitti. İnsanlar canavara yetki veren ejderhaya taptılar. “Canavar gibisi var mı? Onunla kim savaşabilir?” diyerek canavara da taptılar.
Canavara, kurumlu sözler söyleyen, küfürler savuran bir ağız ve kırk iki ay süreyle kullanabileceği bir yetki verildi. Tanrıya küfretmek, Onun adına ve konutuna, yani gökte yaşayanlara küfretmek için ağzını açtı. Kutsallarla savaşıp onları yenmesine izin verildi. Canavar her oymak, her halk, her dil, her ulus üzerinde yetkili kılındı. Yeryüzünde yaşayan ve dünya kurulalı beri boğazlanmış Kuzunun yaşam kitabına adı yazılmamış olan herkes ona tapacak. Kulağı olan işitsin!
Tutsak düşecek olan
Tutsak düşecek.
Kılıçla öldürülecek olan
Kılıçla öldürülecek. Bu, kutsalların sabrını ve imanını gerektirir.

Kadın ve Ejderha – Vahiy 12

Gökte olağanüstü bir belirti, güneşe sarınmış bir kadın göründü. Ay ayaklarının altındaydı, başında on iki yıldızdan oluşan bir taç vardı. Kadın gebeydi. Doğum sancıları içinde kıvranıyor, feryat ediyordu. Ardından gökte başka bir belirti göründü: Yedi başlı, on boynuzlu, kızıl renkli büyük bir ejderhaydı bu. Yedi başında yedi taç vardı. Kuyruğuyla gökteki yıldızların üçte birini sürükleyip yeryüzüne attı. Sonra doğum yapmak üzere olan kadının önünde durdu; kadın doğurur doğurmaz ejderha çocuğu yutacaktı. Kadın bir oğul, bütün ulusları demir çomakla güdecek bir erkek çocuk doğurdu. Çocuk hemen alınıp Tanrıya, Tanrının tahtına götürüldü. Kadınsa çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.
Gökte savaş oldu. Mikaille melekleri ejderhayla savaştılar. Ejderha kendi melekleriyle birlikte karşı koydu, ama gücü yetmedi. Bu yüzden gökteki yerlerini yitirdiler. Büyük ejderha –İblis ya da Şeytan denen, bütün dünyayı saptıran o eski yılan– melekleriyle birlikte yeryüzüne atıldı. Bundan sonra gökte yüksek bir sesin şöyle dediğini duydum:
“Tanrımızın kurtarışı, gücü, egemenliği
Ve Mesihinin yetkisi şimdi gerçekleşti.
Çünkü kardeşlerimizin suçlayıcısı,
Onları Tanrımızın önünde gece gündüz suçlayan
Aşağı atıldı.
Kardeşlerimiz Kuzunun kanıyla
Ve ettikleri tanıklık bildirisiyle
Onu yendiler.
Ölümü göze alacak kadar
Vazgeçmişlerdi can sevgisinden.
Bunun için, ey gökler ve orada yaşayanlar,
Sevinin!
Vay halinize, yer ve deniz!
Çünkü İblis zamanının az olduğunu bilerek
Büyük bir öfkeyle üzerinize indi.”
Ejderha yeryüzüne atıldığını görünce, erkek çocuğu doğuran kadını kovalamaya başladı. Yılanın önünden çöle, üç buçuk yıl besleneceği yere uçup kaçabilmesi için kadına büyük kartal kanatları verildi. Yılan ağzından, kadını selle süpürüp götürmek için onun ardından ırmak gibi su akıttı. Ama yeryüzü, ağzını açıp ejderhanın ağzından akıttığı ırmağı yutarak kadına yardım etti. Bunun üzerine ejderha kadına öfkelendi. Kadının soyundan geriye kalanlarla, Tanrının buyruklarını yerine getirip İsaya tanıklıklarını sürdürenlerle savaşmaya gitti. Denizin kıyısında dikilip durdu.

Yedinci Borazan – Vahiy 11

Yedinci melek borazanını çaldı. Gökte yüksek sesler duyuldu:
“Dünyanın egemenliği
Rabbimizin ve Mesihinin oldu.
O sonsuzlara dek egemenlik sürecek.”
Tanrının önünde tahtlarında oturan yirmi dört ihtiyar yüzüstü yere kapandı. Tanrıya tapınarak şöyle dediler:
“Her Şeye Gücü Yeten,
Var olan, var olmuş olan Rab Tanrı!
Sana şükrediyoruz.
Çünkü büyük gücünü kuşanıp
Egemenlik sürmeye başladın.
Uluslar gazaba gelmişlerdi.
Şimdiyse senin gazabın üzerlerine geldi.
Ölüleri yargılamak,
Kulların olan peygamberleri, kutsalları,
Küçük olsun büyük olsun,
Senin adından korkanları ödüllendirmek
Ve yeryüzünü mahvedenleri mahvetmek zamanı da geldi.”
Ardından Tanrının gökteki tapınağı açıldı, tapınakta Onun Antlaşma Sandığı göründü. O anda şimşekler çaktı, uğultular, gök gürlemeleri işitildi. Yer sarsıldı, şiddetli bir dolu fırtınası koptu.

İki Tanık – Vahiy 11

Bana değneğe benzer bir ölçü kamışı verilip şöyle dendi: “Git, Tanrının Tapınağını ve sunağı ölç, orada tapınanları say! Tapınağın dış avlusunu bırak, orayı ölçme. Çünkü orası, kutsal kenti kırk iki ay ayaklarıyla çiğneyecek olan uluslara verildi. İki tanığıma güç vereceğim; çul giysiler içinde bin iki yüz altmış gün peygamberlik edecekler.”
Bunlar yeryüzünün Rabbi önünde duran iki zeytin ağacıyla iki kandilliktir. Biri onlara zarar vermeye kalkışırsa, ağızlarından ateş fışkıracak ve düşmanlarını yiyip bitirecek. Onlara zarar vermek isteyen herkesin böyle öldürülmesi gerekir. Peygamberlik ettikleri sürece yağmur yağmasın diye göğü kapamaya yetkileri vardır. Suları kana dönüştürme ve yeryüzünü, kaç kez isterlerse, her türlü belayla vurma yetkisine sahiptirler. Tanıklık görevleri sona erince dipsiz derinliklerden çıkan canavar onlarla savaşacak, onları yenip öldürecek. Cesetleri, simgesel olarak Sodom ve Mısır diye adlandırılan büyük kentin anayoluna serilecek. Onların Rabbi de orada çarmıha gerilmişti. Her halktan, oymaktan, dilden, ulustan insan üç buçuk gün cesetlerini seyredecek, cesetlerinin mezara konulmasına izin vermeyecekler. Yeryüzünde yaşayanlar onların bu durumuna sevinip bayram edecek, birbirlerine armağanlar gönderecekler. Çünkü bu iki peygamber yeryüzünde yaşayanlara çok eziyet etmişti.
Üç buçuk gün sonra iki peygamber, Tanrıdan gelen yaşam soluğunu alınca ayağa kalktılar. Onları görenler dehşete kapıldı. İki peygamber gökten gelen yüksek bir sesin, “Buraya çıkın!” dediğini işittiler. Sonra düşmanlarının gözü önünde bir bulut içinde göğe yükseldiler. Tam o saatte şiddetli bir deprem oldu, kentin onda biri yıkıldı. Depremde yedi bin kişi can verdi. Geriye kalanlar dehşete kapılıp gökteki Tanrıyı yücelttiler.
İkinci “vay” geçti. İşte, üçüncü “vay” tez geliyor.

Melek ve Küçük Tomar – Vahiy 10

Sonra gökten inen güçlü başka bir melek gördüm. Buluta sarınmıştı, başının üzerinde gökkuşağı vardı. Yüzü güneşe, ayakları ateşten sütunlara benziyordu. Elinde açılmış küçük bir tomar vardı. Sağ ayağını denize, sol ayağını karaya koyarak aslanın kükremesini andıran yüksek sesle bağırdı. O bağırınca, yedi gök gürlemesi dile gelip seslendiler. Yedi gök gürlemesi seslendiğinde yazmak üzereydim ki, gökten, “Yedi gök gürlemesinin söylediklerini mühürle, yazma!” diyen bir ses işittim.
Denizle karanın üzerinde durduğunu gördüğüm melek, sağ elini göğe kaldırdı. Göğü ve göktekileri, yeri ve yerdekileri, denizi ve denizdekileri yaratanın, sonsuzluklar boyunca yaşayanın hakkı için ant içip dedi ki, “Artık gecikme olmayacak. Yedinci melek borazanını çaldığı zaman, Tanrının sır olan tasarısı tamamlanacak. Nitekim Tanrı bunu, kulları peygamberlere müjdelemişti.”
Gökten işittiğim ses benimle yine konuşmaya başladı: “Git, denizle karanın üzerinde duran meleğin elindeki açık tomarı al” dedi.
Meleğin yanına gidip küçük tomarı bana vermesini istedim. “Al, bunu ye!” dedi. “Midende bir acılık yapacak, ama ağzına bal gibi tatlı gelecek.” Küçük tomarı meleğin elinden alıp yedim, ağzımda bal gibi tatlıydı. Ama yutunca midem acılaştı. Sonra bana şöyle dendi: “Yine birçok halk, ulus, dil ve kralla ilgili olarak peygamberlikte bulunmalısın.”

Yedi Borazan – Vahiy 9

Beşinci melek borazanını çaldı. Gökten yere düşmüş bir yıldız gördüm. Dipsiz derinliklere açılan kuyunun anahtarı ona verildi. Dipsiz derinliklerin kuyusunu açınca, kuyudan büyük bir ocağın dumanı gibi bir duman çıktı. Kuyunun dumanından güneş ve hava karardı. Dumanın içinden yeryüzüne çekirgeler yağdı. Bunlara yeryüzündeki akreplerin gücüne benzer bir güç verilmişti. Çekirgelere yeryüzündeki otlara, herhangi bir bitki ya da ağaca değil de, yalnız alınlarında Tanrının mührü bulunmayan insanlara zarar vermeleri söylendi. Bu insanları öldürmelerine değil, beş ay süreyle işkence etmelerine izin verildi. Yaptıkları işkence akrebin insanı soktuğu zaman verdiği acıya benziyordu. O günlerde insanlar ölümü arayacak, ama bulamayacaklar. Ölümü özleyecekler, ama ölüm onlardan kaçacak.
Çekirgelerin görünümü, savaşa hazırlanmış atlara benziyordu. Başlarında altın taçlara benzer başlıklar vardı. Yüzleri insan yüzleri gibiydi. Saçları kadın saçına, dişleri aslan dişine benziyordu. Demir zırhlara benzer göğüs zırhları vardı. Kanatlarının sesi savaşa koşan çok sayıda atlı arabanın sesine benziyordu. Akrebinkine benzer kuyrukları ve iğneleri vardı. Kuyruklarında, insanlara beş ay zarar verecek güce sahiptiler. Başlarında kral olarak dipsiz derinliklerin meleği vardı. Bu meleğin İbranice adı Avaddon, Grekçe adıysa Apolyondur.
Birinci “vay” geçti, işte bundan sonra iki “vay” daha geliyor.
Altıncı melek borazanını çaldı. Tanrının önündeki altın sunağın dört boynuzundan gelen bir ses işittim. Ses, elinde borazan olan altıncı meleğe, “Büyük Fırat Irmağının yanında bağlı duran dört meleği çöz” dedi. Tam o saat, o gün, o ay, o yıl için hazır tutulan dört melek, insanların üçte birini öldürmek üzere çözüldü. Atlı ordularının sayısı iki yüz milyondu, sayılarını duydum. Görümümde atları ve binicilerini gördüm. Ateş, gökyakut ve kükürt renginde göğüs zırhları kuşanmışlardı. Atların başları aslan başına benziyordu. Ağızlarından ateş, duman, kükürt fışkırıyordu. İnsanların üçte biri bunların ağzından fışkıran ateş, duman ve kükürtten, bu üç beladan öldü. Atların gücü ağızlarında ve kuyruklarındadır. Yılanı andıran kuyruklarının başıyla zarar verirler.
Geriye kalan insanlar, yani bu belalardan ölmemiş olanlar, kendi elleriyle yaptıkları putlardan dönüp tövbe etmediler. Cinlere ve göremeyen, işitemeyen, yürüyemeyen altın, gümüş, tunç, taş, tahta putlara tapmaktan vazgeçmediler. Adam öldürmekten, büyü, fuhuş, hırsızlık yapmaktan da tövbe etmediler.

Yedi Borazan – Vahiy 8

Yedi melek ellerindeki yedi borazanı çalmaya hazırlandı.
Birinci melek borazanını çaldı. Kanla karışık dolu ve ateş oluştu, yeryüzüne yağdı. Yerin üçte biri, ağaçların üçte biri ve bütün yeşil otlar yandı.
İkinci melek borazanını çaldı. Alev alev yanan, dağ gibi büyük bir kütle denize atıldı. Denizin üçte biri kana dönüştü. Denizdeki yaratıkların üçte biri öldü, gemilerin üçte biri yok oldu.
Üçüncü melek borazanını çaldı. Gökten meşale gibi yanan büyük bir yıldız ırmakların üçte biri üzerine ve su pınarlarının üzerine düştü. Bu yıldızın adı Pelindir. Suların üçte biri pelin gibi acılaştı. Acılaşan sulardan içen birçok insan öldü.
Dördüncü melek borazanını çaldı. Güneşin üçte biri, ayın üçte biri, yıldızların üçte biri vuruldu. Sonuç olarak ışıklarının üçte biri söndü, gündüzün ve gecenin üçte biri ışıksız kaldı.
Sonra göğün ortasında uçan bir kartal gördüm. Yüksek sesle şöyle bağırdığını işittim: “Borazanlarını çalacak olan öbür üç meleğin borazan seslerinden yeryüzünde yaşayanların vay, vay, vay haline!”

Yedinci Mühür ve Altın Buhurdan – Vahiy 8

Kuzu yedinci mührü açınca, gökte yarım saat kadar sessizlik oldu. Tanrının önünde duran yedi meleği gördüm. Onlara yedi borazan verildi.
Altın bir buhurdan taşıyan başka bir melek gelip sunağın önünde durdu. Tahtın önündeki altın sunakta bütün kutsalların dualarıyla birlikte sunmak üzere kendisine çok miktarda buhur verildi. Kutsalların dualarıyla buhurun dumanı, Tanrının önünde meleğin elinden yükseldi. Melek buhurdanı aldı, sunağın ateşiyle doldurup yeryüzüne attı. Gök gürlemeleri, uğultular işitildi, şimşekler çaktı, yer sarsıldı.

Beyaz Kaftanlara Bürünmüş Kalabalık – Vahiy 7

Bundan sonra gördüm ki, her ulustan, her oymaktan, her halktan, her dilden oluşan, kimsenin sayamayacağı kadar büyük bir kalabalık tahtın ve Kuzunun önünde duruyordu. Hepsi de birer beyaz kaftan giymişti, ellerinde hurma dalları vardı. Yüksek sesle bağırıyorlardı:
“Kurtarış, tahtta oturan Tanrımıza
Ve Kuzuya özgüdür!” Bütün melekler tahtın, ihtiyarların ve dört yaratığın çevresinde duruyordu. Tahtın önünde yüzüstü yere kapanıp Tanrıya tapınarak şöyle diyorlardı:
“Amin!
Övgü, yücelik, bilgelik,
Şükran, saygı, güç, kudret,
Sonsuzlara dek Tanrımızın olsun!
Amin!”
Bu sırada ihtiyarlardan biri bana sordu: “Beyaz kaftan giymiş olan bu kişiler kim, nereden geldiler?”
“Sen bunu biliyorsun, efendim” dedim.
Bana dedi ki, “Bunlar o büyük sıkıntıdan geçip gelenlerdir. Kaftanlarını Kuzunun kanıyla yıkamış, bembeyaz etmişlerdir. Bunun için,
“Tanrının tahtı önünde duruyor,
Tapınağında gece gündüz Ona tapınıyorlar.
Tahtta oturan, çadırını onların üzerine gerecek.
Artık acıkmayacak,
Artık susamayacaklar.
Ne güneş ne kavurucu sıcak
Çarpacak onları.
Çünkü tahtın ortasında olan Kuzu onları güdecek
Ve yaşam sularının pınarlarına götürecek.
Tanrı gözlerinden bütün yaşları silecek.”

Mühürlenmiş 144 000 Kişi – Vahiy 7

Bundan sonra yeryüzünün dört köşesinde duran dört melek gördüm. Bunlar karaya, denize ya da herhangi bir ağaç üzerine esmesin diye, yeryüzünün dört rüzgarını tutuyorlardı. Sonra gündoğusundan yükselen başka bir melek gördüm. Yaşayan Tanrının mührünü taşıyordu. Karaya, denize zarar vermek için yetki verilen dört meleğe yüksek sesle bağırdı: “Biz Tanrımızın kullarını alınlarından mühürleyene dek karaya, denize ya da ağaçlara zarar vermeyin!” Mühürlenmiş olanların sayısını işittim. İsrailoğullarının bütün oymaklarından 144 000 kişi mühürlenmişti:
Yahuda oymağından 12 000 kişi mühürlenmişti.
Ruben oymağından 12 000,
Gad oymağından 12 000,
Aşer oymağından 12 000,
Naftali oymağından 12 000,
Manaşşe oymağından 12 000,
Şimon oymağından 12 000,
Levi oymağından 12 000,
İssakar oymağından 12 000,
Zevulun oymağından 12 000,
Yusuf oymağından 12 000,
Benyamin oymağından 12 000 kişi mühürlenmişti.

Yedi Mühür – Vahiy 6

Sonra Kuzunun yedi mühürden birini açtığını gördüm. O anda dört yaratıktan birinin, gök gürültüsüne benzer bir sesle, “Gel!” dediğini işittim. Bakınca beyaz bir at gördüm. Binicisinin yayı vardı. Kendisine bir taç verildi ve galip gelen biri olarak zafer kazanmaya çıktı.
Kuzu ikinci mührü açınca, ikinci yaratığın “Gel!” dediğini işittim. O zaman kızıl renkte başka bir at çıktı ortaya. Binicisine dünyadan barışı kaldırma yetkisi verildi. Bunun sonucu olarak insanlar birbirlerini boğazlayacaklar. Atlıya ayrıca büyük bir kılıç verildi.
Kuzu üçüncü mührü açınca, üçüncü yaratığın “Gel!” dediğini işittim. Bakınca siyah bir at gördüm. Binicisinin elinde bir terazi vardı. Dört yaratığın ortasında sanki bir sesin şöyle dediğini işittim: “Bir ölçek buğday bir dinara, üç ölçek arpa bir dinara. Ama zeytinyağına, şaraba zarar verme!”
Kuzu dördüncü mührü açınca, “Gel!” diyen dördüncü yaratığın sesini işittim. Bakınca soluk renkli bir at gördüm. Binicisinin adı Ölümdü. Ölüler diyarı onun ardınca geliyordu. Bunlara kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla, yeryüzünün yabanıl hayvanlarıyla ölüm saçmak için yeryüzünün dörtte biri üzerinde yetki verildi.
Kuzu beşinci mührü açınca, sunağın altında, Tanrının sözü ve sürdürdükleri tanıklık nedeniyle öldürülenlerin canlarını gördüm. Yüksek sesle feryat ederek şöyle diyorlardı: “Kutsal ve gerçek olan Efendimiz! Yeryüzünde yaşayanları yargılayıp onlardan kanımızın öcünü almak için daha ne kadar bekleyeceksin?”
Onların her birine beyaz birer kaftan verildi. Kendileri gibi öldürülecek olan öbür Tanrı kullarının ve kardeşlerinin sayısı tamamlanıncaya dek kısa bir süre daha beklemeleri istendi.
Kuzu altıncı mührü açınca, büyük bir deprem olduğunu gördüm. Güneş keçi kılından yapılmış siyah bir çul gibi karardı. Ay baştan aşağı kan rengine döndü. İncir ağacı, güçlü bir rüzgarla sarsıldığında nasıl ham incirlerini dökerse, gökteki yıldızlar da öylece yeryüzüne düştü. Gökyüzü dürülen bir tomar gibi ortadan kalktı. Her dağ, her ada yerinden sökülüp alındı. Dünya kralları, büyükleri, komutanları, zenginleri, güçlüleri, özgürü kölesi herkes mağaralara, dağlardaki kayaların arasına gizlendiler. Dağlara, kayalara, “Üzerimize düşün!” dediler, “Tahtta oturanın yüzünden ve Kuzunun gazabından saklayın bizi! Çünkü onların gazabının büyük günü geldi. Buna kim dayanabilir?”

Mühürlü Tomar ve Kuzu – Vahiy 5

Tahtta oturanın sağ elinde iki yanı da yazılı, yedi mühürle mühürlenmiş bir tomar gördüm. Yüksek sesle, “Tomarı açmaya, mühürlerini çözmeye kim layıktır?” diye seslenen güçlü bir melek de gördüm. Ama ne gökte, ne yeryüzünde, ne de yer altında tomarı açıp içine bakabilecek kimse yoktu. Acı acı ağlamaya başladım. Çünkü tomarı açıp içine bakmaya layık kimse bulunamadı.
Bunun üzerine ihtiyarlardan biri bana, “Ağlama!” dedi. “İşte, Yahuda oymağından gelen Aslan, Davutun Kökü galip geldi. Tomarı ve yedi mührünü O açacak.”
Tahtın, dört yaratığın ve ihtiyarların ortasında, boğazlanmış gibi duran bir Kuzu gördüm. Yedi boynuzu, yedi gözü vardı. Bunlar Tanrının bütün dünyaya gönderilmiş yedi ruhudur. Kuzu gelip tahtta oturanın sağ elinden tomarı aldı. Tomarı alınca, dört yaratıkla yirmi dört ihtiyar Onun önünde yere kapandılar. Her birinin elinde birer lir ve kutsalların duaları olan buhur dolu altın taslar vardı. Yeni bir ezgi söylüyorlardı:
“Tomarı almaya,
Mühürlerini açmaya layıksın!
Çünkü boğazlandın
Ve kanınla her oymaktan, her dilden,
Her halktan, her ulustan
İnsanları Tanrıya satın aldın.
Onları Tanrımızın hizmetinde
Bir krallık haline getirdin,
Kahinler yaptın.
Dünya üzerinde egemenlik sürecekler.”
Sonra tahtın, yaratıkların ve ihtiyarların çevresinde çok sayıda melek gördüm, seslerini işittim. Sayıları binlerce binler, on binlerce on binlerdi. Yüksek sesle şöyle diyorlardı:
“Boğazlanmış Kuzu
Gücü, zenginliği, bilgeliği, kudreti,
Saygıyı, yüceliği, övgüyü
Almaya layıktır.”
Ardından gökte, yeryüzünde, yer altında ve denizlerdeki bütün yaratıkların, bunlardaki bütün varlıkların şöyle dediğini işittim:
“Övgü, saygı, yücelik ve güç sonsuzlara dek
Tahtta oturanın ve Kuzunun olsun!”
Dört yaratık, “Amin” dediler. İhtiyarlar da yere kapanıp tapındılar.

Gökteki Taht – Vahiy 4

Bundan sonra gökte açık duran bir kapı gördüm. Benimle konuştuğunu işittiğim, borazan sesine benzeyen ilk ses şöyle dedi: “Buraya çık! Bundan sonra olması gereken olayları sana göstereyim.” O anda Ruhun etkisinde kalarak gökte bir taht ve tahtta oturan birini gördüm. Tahtta oturanın, yeşim ve kırmızı akik taşına benzer bir görünüşü vardı. Zümrüdü andıran bir gökkuşağı tahtı çevreliyordu. Tahtın çevresinde yirmi dört ayrı taht vardı. Bu tahtlara başlarında altın taçlar olan, beyaz giysilere bürünmüş yirmi dört ihtiyar oturmuştu. Tahttan şimşekler çakıyor, uğultular, gök gürlemeleri işitiliyordu. Tahtın önünde alev alev yanan yedi meşale vardı. Bunlar Tanrının yedi ruhudur. Tahtın önünde billur gibi, sanki camdan bir deniz vardı. Tahtın ortasında ve çevresinde, önü ve arkası gözlerle kaplı dört yaratık duruyordu. Birinci yaratık aslana, ikincisi danaya benziyordu. Üçüncü yaratığın yüzü insan yüzü gibiydi. Dördüncü yaratık uçan bir kartalı andırıyordu. Dört yaratığın her birinin altışar kanadı vardı. Yaratıkların her yanı, kanatlarının alt tarafı bile gözlerle kaplıydı. Gece gündüz durup dinlenmeden şöyle diyorlar:
“Kutsal, kutsal, kutsaldır,
Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı,
Var olmuş, var olan ve gelecek olan.”
Yaratıklar tahtta oturanı, sonsuzluklar boyunca yaşayanı yüceltip ona saygı ve şükran sundukça, yirmi dört ihtiyar tahtta oturanın, sonsuzluklar boyunca yaşayanın önünde yere kapanarak Ona tapınıyorlar. Taçlarını tahtın önüne koyarak şöyle diyorlar:
“Rabbimiz ve Tanrımız!
Yüceliği, saygıyı, gücü almaya layıksın.
Çünkü her şeyi sen yarattın;
Hepsi senin isteğinle yaratılıp var oldu.”

Laodikyadaki Kiliseye – Vahiy 3

“Laodikyadaki kilisenin meleğine yaz. Amin, sadık ve gerçek tanık, Tanrı yaratılışının kaynağı şöyle diyor: Yaptıklarını biliyorum. Ne soğuksun, ne sıcak. Keşke ya soğuk ya sıcak olsaydın! Oysa ne sıcak ne soğuksun, ılıksın. Bu yüzden seni ağzımdan kusacağım. Zenginim, zenginleştim, hiçbir şeye gereksinmem yok diyorsun; ama zavallı, acınacak durumda, yoksul, kör ve çıplak olduğunu bilmiyorsun. Zengin olmak için benden ateşte arıtılmış altın, giyinip çıplaklığının ayıbını örtmek için beyaz giysiler, görmek için gözlerine sürmek üzere merhem satın almanı salık veriyorum. Ben sevdiklerimi azarlayıp terbiye ederim. Onun için gayrete gel, tövbe et. İşte kapıda durmuş, kapıyı çalıyorum. Biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim; ben onunla, o da benimle, birlikte yemek yiyeceğiz. Ben nasıl galip gelerek Babamla birlikte Babamın tahtına oturdumsa, galip gelene de benimle birlikte tahtıma oturma hakkını vereceğim. Kulağı olan, Ruhun kiliselere ne dediğini işitsin. ”

Filadelfyadaki Kiliseye – Vahiy 3

“Filadelfyadaki kilisenin meleğine yaz. Kutsal ve gerçek olan, Davutun anahtarına sahip olan, açtığını kimsenin kapayamadığı, kapadığını kimsenin açamadığı kişi şöyle diyor: Yaptıklarını biliyorum. İşte önüne kimsenin kapayamayacağı açık bir kapı koydum. Gücünün az olduğunu biliyorum; yine de sözüme uydun, adımı yadsımadın. Bak, Şeytanın havrasından olanları, Yahudi olmadıkları halde Yahudi olduklarını ileri süren yalancıları öyle edeceğim ki, gelip ayaklarına kapanacak, benim seni sevdiğimi anlayacaklar. Sözüme uyarak sabırla dayandın. Ben de yeryüzünde yaşayanları denemek için bütün dünyanın üzerine gelecek olan denenme saatinden seni esirgeyeceğim. Tez geliyorum. Tacını kimse elinden almasın diye sahip olduğuna sımsıkı sarıl. Galip geleni Tanrımın Tapınağında sütun yapacağım. Böyle biri artık oradan hiç ayrılmayacak. Onun üzerine Tanrımın adını, Tanrıma ait kentin –gökten Tanrımın yanından inen yeni Yeruşalimin– adını ve benim yeni adımı yazacağım. Kulağı olan, Ruhun kiliselere ne dediğini işitsin. ”

Sarttaki Kiliseye – Vahiy 3

“Sarttaki kilisenin meleğine yaz. Tanrının yedi ruhuna ve yedi yıldıza sahip olan şöyle diyor: Yaptıklarını biliyorum. Yaşıyorsun diye ad yapmışsın, ama ölüsün. Uyan! Geriye kalan ve ölmek üzere olan ne varsa güçlendir. Çünkü yaptıklarının Tanrımın önünde tamamlanmamış olduğunu gördüm. Bu nedenle neler aldığını, neler işittiğini anımsa. Bunları yerine getir, tövbe et! Eğer uyanmazsan, hırsız gibi geleceğim. Hangi saatte geleceğimi hiç bilemeyeceksin. Ama Sartta, aranızda giysilerini lekelememiş birkaç kişi var ki, beyazlar içinde benimle birlikte yürüyecekler. Çünkü buna layıktırlar. Galip gelen böylece beyaz giysiler giyecek. Onun adını yaşam kitabından hiç silmeyeceğim. Babamın ve meleklerinin önünde o kişinin adını açıkça anacağım. Kulağı olan, Ruhun kiliselere ne dediğini işitsin. ”

Tiyatiradaki Kiliseye – Vahiy 2

“Tiyatiradaki kilisenin meleğine yaz. Gözleri alev alev yanan ateşe, ayakları parlak tunca benzeyen Tanrının Oğlu şöyle diyor: Yaptıklarını, sevgini, imanını, hizmetini, sabrını biliyorum. Son yaptıklarının ilk yaptıklarını aştığını da biliyorum. Ne var ki, bir konuda sana karşıyım: Kendini peygamber diye tanıtan İzebel adındaki kadını hoşgörüyle karşılıyorsun. Bu kadın öğretisiyle kullarımı saptırıp fuhuş yapmaya, putlara sunulan kurbanların etini yemeye yöneltiyor. Tövbe etmesi için ona bir süre tanıdım, ama fuhuş yapmaktan tövbe etmek istemiyor. Bak, onu yatağa düşüreceğim; onun yaptıklarından tövbe etmezlerse, onunla zina edenleri de büyük sıkıntıların içine atacağım. Onun çocuklarını salgın hastalıkla öldüreceğim. O zaman bütün kiliseler, gönülleri ve yürekleri denetleyenin ben olduğumu bilecekler. Her birinize yaptıklarınızın karşılığını vereceğim.
“ Ama size, yani Tiyatirada bulunan öbürlerine, bu öğretiyi benimsememiş, Şeytanın sözde derin sırlarını öğrenmemiş olanların hepsine şunu söylüyorum: Ben gelinceye dek sizde olana sımsıkı sarılın. Üzerinize bundan başka bir yük koymuyorum. Ben Babamdan nasıl yetki aldımsa, galip gelene, yaptığım işleri sonuna dek sürdürene ulusların üzerinde yetki vereceğim.
Demir çomakla güdecek onları,
Çömlek gibi kırıp parçalayacaktır. Galip gelene sabah yıldızını da vereceğim. Kulağı olan, Ruhun kiliselere ne dediğini işitsin. ”

Bergamadaki Kiliseye – Vahiy 2

“Bergamadaki kilisenin meleğine yaz. İki ağızlı keskin kılıca sahip olan şöyle diyor: Nerede yaşadığını biliyorum; Şeytanın tahtı oradadır. Yine de adıma sımsıkı bağlısın. Aranızda, Şeytanın yaşadığı yerde öldürülen sadık tanığım Antipanın günlerinde bile bana olan imanını yadsımadın. Ne var ki, birkaç konuda sana karşıyım: Aranızda Balamın öğretisine bağlı olanlar var. Putlara sunulan kurbanların etini yemeleri, fuhuş yapmaları için İsrailoğullarını ayartmayı Balaka öğreten Balamdı. Bunun gibi, sizin aranızda da Nikolas yanlılarının öğretisine bağlı olanlar var. Bunun için tövbe et! Yoksa yanına tez gelir, ağzımdaki kılıçla onlara karşı savaşırım. Kulağı olan, Ruhun kiliselere ne dediğini işitsin. Galip gelene saklı mandan vereceğim. Ayrıca, ona beyaz bir taş ve bu taşın üzerinde yazılı olan yeni bir ad, alandan başka kimsenin bilmediği bir ad vereceğim. ”

İzmirdeki Kiliseye – Vahiy 2

“İzmirdeki kilisenin meleğine yaz. Ölmüş ve yaşama dönmüş, ilk ve son olan şöyle diyor: Sıkıntılarını, yoksulluğunu biliyorum. Oysa zenginsin! Yahudi olduklarını söyleyen, ama Yahudi değil de Şeytanın havrası durumunda olanların iftiralarını biliyorum. Çekmek üzere olduğun sıkıntılardan korkma! Bak, denenesiniz diye İblis içinizden bazılarını yakında zindana atacak. On gün sıkıntı çekeceksiniz. Ölüm pahasına da olsa sadık kal, sana yaşam tacını vereceğim. Kulağı olan, Ruhun kiliselere ne dediğini işitsin. Galip gelen, ikinci ölümden hiçbir zarar görmeyecek. ”

Efesteki Kiliseye – Vahiy 2

“Efesteki kilisenin meleğine yaz. Yedi yıldızı sağ elinde tutan, yedi altın kandilliğin ortasında yürüyen şöyle diyor: Yaptıklarını, çalışkanlığını, sabrını biliyorum. Kötü kişilere katlanamadığını da biliyorum. Elçi olmadıkları halde kendilerini elçi diye tanıtanları sınadın ve onları yalancı buldun. Evet, sabırlısın, adım uğruna acılara dayandın ve yılmadın. Ne var ki, bir konuda sana karşıyım: Başlangıçtaki sevginden uzaklaştın. Bunun için, nereden düştüğünü anımsa! Tövbe et ve başlangıçta yaptıklarını sürdür. Tövbe etmezsen, gelip kandilliğini yerinden kaldırırım. Yine de olumlu bir yanın var: Nikolas yanlılarının yaptıklarından nefret ediyorsun; ben de nefret ederim. Kulağı olan, Ruhun kiliselere ne dediğini işitsin. Galip gelene Tanrının cennetinde bulunan yaşam ağacından yeme hakkını vereceğim. ”

İlk ve Son İsadır – Vahiy 1

İsaya ait biri olarak sıkıntıda, tanrısal egemenlikte ve sabırda ortağınız ve kardeşiniz olan ben Yuhanna, Tanrının sözü ve İsaya tanıklık uğruna Patmos denilen adada bulunuyordum. Rabbin gününde Ruhun etkisinde kalarak arkamda borazan sesine benzer yüksek bir ses işittim. Ses, “Gördüklerini kitaba yaz ve yedi kiliseye, yani Efes, İzmir, Bergama, Tiyatira, Sart, Filadelfya ve Laodikyaya gönder” dedi.
Bana sesleneni görmek için arkama döndüm. Döndüğümde yedi altın kandillik ve bunların ortasında, giysileri ayağına kadar uzanan, göğsüne altın kuşak sarınmış, insanoğluna benzer birini gördüm. Başı, saçı ak yapağı gibi beyaz, kar gibi bembeyazdı. Gözleri alev alev yanan ateşti sanki. Ayakları, ocakta kor haline gelmiş parlak tunca benziyordu. Sesi, gürül gürül akan suların sesi gibiydi. Sağ elinde yedi yıldız vardı. Ağzından iki ağızlı keskin bir kılıç uzanıyordu. Yüzü bütün gücüyle parlayan güneş gibiydi. Onu görünce, ölü gibi ayaklarının dibine yığıldım. O ise sağ elini üzerime koyup şöyle dedi: “Korkma! İlk ve son Benim. Diri Olan Benim. Ölmüştüm, ama işte sonsuzluklar boyunca diriyim. Ölümün ve ölüler diyarının anahtarları bendedir. Bunun için gördüklerini, şimdi olanları ve bundan sonra olacakları yaz. Sağ elimde gördüğün yedi yıldızla yedi altın kandilliğin sırrına gelince, yedi yıldız yedi kilisenin melekleri, yedi kandillikse yedi kilisedir.”

Yedi Kiliseye Selam – Vahiy 1

İsa Mesihin vahyidir. Tanrı yakın zamanda olması gereken olayları kullarına göstermesi için Ona bu vahyi verdi. O da gönderdiği meleği aracılığıyla bunu kulu Yuhannaya iletti. Yuhanna, Tanrının sözüne ve İsa Mesihin tanıklığına –gördüğü her şeye– tanıklık etmektedir. Bu peygamberlik sözlerini okuyana, burada yazılanları dinleyip yerine getirene ne mutlu! Çünkü beklenen zaman yakındır.

Ben Yuhannadan, Asya İlindeki yedi kiliseye selam! Var olan, var olmuş ve gelecek olandan, Onun tahtının önünde bulunan yedi ruhtan ve ölüler arasından ilk doğan, dünya krallarına egemen olan güvenilir tanık İsa Mesihten sizlere lütuf ve esenlik olsun.
Yücelik ve güç sonsuzlara dek, bizi seven, kanıyla bizi günahlarımızdan özgür kılmış ve bizi bir krallık haline getirip Babası Tanrının hizmetinde kahinler yapmış olan Mesihin olsun! Amin.
İşte bulutlarla geliyor!
Her göz Onu görecek,
Onun bedenini deşmiş olanlar bile.
Onun için dövünecek yeryüzünün bütün halkları.
Evet, böyle olacak! Amin.
Var olan, var olmuş ve gelecek olan, Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı, “Alfa ve Omega Benim” diyor.

Yedi Kiliseye Selam – Vahiy 1

İsa Mesihin vahyidir. Tanrı yakın zamanda olması gereken olayları kullarına göstermesi için Ona bu vahyi verdi. O da gönderdiği meleği aracılığıyla bunu kulu Yuhannaya iletti. Yuhanna, Tanrının sözüne ve İsa Mesihin tanıklığına –gördüğü her şeye– tanıklık etmektedir. Bu peygamberlik sözlerini okuyana, burada yazılanları dinleyip yerine getirene ne mutlu! Çünkü beklenen zaman yakındır.

Ben Yuhannadan, Asya İlindeki yedi kiliseye selam! Var olan, var olmuş ve gelecek olandan, Onun tahtının önünde bulunan yedi ruhtan ve ölüler arasından ilk doğan, dünya krallarına egemen olan güvenilir tanık İsa Mesihten sizlere lütuf ve esenlik olsun.
Yücelik ve güç sonsuzlara dek, bizi seven, kanıyla bizi günahlarımızdan özgür kılmış ve bizi bir krallık haline getirip Babası Tanrının hizmetinde kahinler yapmış olan Mesihin olsun! Amin.
İşte bulutlarla geliyor!
Her göz Onu görecek,
Onun bedenini deşmiş olanlar bile.
Onun için dövünecek yeryüzünün bütün halkları.
Evet, böyle olacak! Amin.
Var olan, var olmuş ve gelecek olan, Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrı, “Alfa ve Omega Benim” diyor.

Sonsuz Yaşam – I. Yuhanna 5

Tanrı Oğlunun adına iman eden sizlere, sonsuz yaşama sahip olduğunuzu bilesiniz diye bunları yazdım. Tanrının önünde güvenimiz şu ki, Onun isteğine uygun ne dilersek bizi işitir. Her ne dilersek bizi işittiğini bildiğimize göre, Ondan dilediklerimizi aldığımızı da biliriz.
Kardeşinin ölümcül olmayan bir günah işlediğini gören, onun için dua etsin. Duasıyla kardeşine yaşam verecektir. Bu, ölümcül olmayan günah işleyenler için geçerlidir. Ölümcül günah da vardır, bunun için dua etsin demiyorum. Her kötülük günahtır, ama ölümcül olmayan günah da vardır.
Tanrıdan doğmuş olanın günah işlemediğini biliriz. Tanrıdan doğmuş olan İsa Mesih onu korur ve kötü olan ona dokunamaz. Biliyoruz ki, biz Tanrıdanız, bütün dünya ise kötü olanın denetimindedir. Yine biliyoruz ki, Tanrının Oğlu gelmiş ve gerçek Olanı tanımamız için bize anlama gücü vermiştir. Biz gerçek Olandayız, Onun Oğlu İsa Mesihteyiz. O gerçek Tanrı ve sonsuz yaşamdır.
Yavrularım, kendinizi putlardan koruyun.

Tanrı Oğluna İman – I. Yuhanna 5

İsanın Mesih olduğuna inanan herkes Tanrıdan doğmuştur. Babayı seven Ondan doğmuş olanı da sever. Tanrıyı sevip buyruklarını yerine getirmekle, Tanrının çocuklarını sevdiğimizi anlarız. Tanrıyı sevmek Onun buyruklarını yerine getirmek demektir. Onun buyrukları da ağır değildir. Çünkü Tanrıdan doğmuş olan herkes dünyayı yener. Bize dünyaya karşı zafer kazandıran imanımızdır. İsanın Tanrı Oğlu olduğuna iman edenden başka dünyayı yenen kim?
Suyla ve kanla gelen İsa Mesihtir. O yalnız suyla değil, suyla ve kanla gelmiştir. Buna tanıklık eden Ruhtur. Çünkü Ruh gerçektir. Şöyle ki, tanıklık edenler üçtür: Ruh, su ve kan. Bunların üçü de uyum içindedir. İnsanların tanıklığını kabul ediyoruz, oysa Tanrının tanıklığı daha üstündür. Çünkü bu, Tanrının tanıklığıdır, kendi Oğluyla ilgili olarak yaptığı tanıklıktır. Tanrının Oğluna inanan, yüreğinde Tanrının tanıklığına sahiptir. Tanrıya inanmayansa Onu yalancı durumuna düşürmüş olur. Çünkü Tanrının Oğluyla ilgili tanıklığına inanmamıştır. Tanıklık da şudur: Tanrı bize sonsuz yaşam verdi, bu yaşam Onun Oğlundadır. Kendisinde Tanrı Oğlu bulunanda yaşam vardır, kendisinde Tanrı Oğlu bulunmayanda yaşam yoktur.

Tanrı Sevgidir – I. Yuhanna 4

Sevgili kardeşlerim, birbirimizi sevelim. Çünkü sevgi Tanrıdandır. Seven herkes Tanrıdan doğmuştur ve Tanrıyı tanır. Sevmeyen kişi Tanrıyı tanımaz. Çünkü Tanrı sevgidir. Tanrı biricik Oğlu aracılığıyla yaşayalım diye Onu dünyaya gönderdi, böylece bizi sevdiğini gösterdi. Tanrıyı biz sevmiş değildik, ama O bizi sevdi ve Oğlunu günahlarımızı bağışlatan kurban olarak dünyaya gönderdi. İşte sevgi budur. Sevgili kardeşlerim, Tanrı bizi bu kadar çok sevdiğine göre biz de birbirimizi sevmeye borçluyuz. Hiç kimse hiçbir zaman Tanrıyı görmüş değildir. Ama birbirimizi seversek, Tanrı içimizde yaşar ve sevgisi içimizde yetkinleşmiş olur.
Tanrıda yaşadığımızı ve Onun bizde yaşadığını bize kendi Ruhundan vermiş olmasından anlıyoruz. Babanın Oğlunu dünyanın Kurtarıcısı olarak gönderdiğini gördük, şimdi buna tanıklık ediyoruz. Kim İsanın Tanrının Oğlu olduğunu açıkça kabul ederse, Tanrı onda yaşar, o da Tanrıda yaşar. Tanrının bize olan sevgisini tanıdık ve buna inandık.
Tanrı sevgidir. Sevgide yaşayan Tanrıda yaşar, Tanrı da onda yaşar. Yargı gününde cesaretimiz olsun diye sevgi böylelikle içimizde yetkin kılınmıştır. Çünkü Mesih nasılsa, biz de bu dünyada öyleyiz. Sevgide korku yoktur. Tersine, yetkin sevgi korkuyu siler atar. Çünkü korku işkencedir. Korkan kişi sevgide yetkin kılınmamıştır. Bizse seviyoruz, çünkü önce O bizi sevdi. “Tanrıyı seviyorum” deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrıyı sevemez. “Tanrıyı seven kardeşini de sevsin” diyen buyruğu Mesihten aldık.

Ruhları Sınayın – I. Yuhanna 4

Sevgili kardeşlerim, her ruha inanmayın. Tanrıdan olup olmadıklarını anlamak için ruhları sınayın. Çünkü birçok sahte peygamber dünyanın her yanına yayılmış bulunuyor. İsa Mesihin beden alıp geldiğini kabul eden her ruh Tanrıdandır. Tanrının Ruhunu bununla tanıyacaksınız. İsayı kabul etmeyen hiçbir ruh Tanrıdan değildir. Böylesi, Mesih Karşıtının ruhudur. Onun geleceğini duydunuz. Zaten o şimdiden dünyadadır. Yavrularım, siz Tanrıdansınız ve sahte peygamberleri yendiniz. Çünkü sizde olan, dünyadakinden üstündür. Sahte peygamberler dünyadandır. Bu nedenle söyledikleri sözler de dünyadandır ve dünya onları dinler. Bizse Tanrıdanız; Tanrıyı tanıyan bizi dinler, Tanrıdan olmayan dinlemez. Gerçeğin Ruhuyla yalan ruhunu böyle ayırt ederiz.

Birbirimizi Sevelim – I. Yuhanna 3

Başlangıçtan beri işittiğiniz buyruk şudur: Birbirimizi sevelim. Şeytana ait olup kardeşini öldüren Kayin gibi olmayalım. Kayin kardeşini neden öldürdü? Kendi yaptıkları kötü, kardeşinin yaptıkları doğru olduğu için öldürdü.
Kardeşler, dünya sizden nefret ederse şaşmayın. Biz kardeşleri sevdiğimiz için ölümden yaşama geçtiğimizi biliyoruz. Sevmeyen ölümde kalır. Kardeşinden nefret eden katildir. Hiçbir katilin sonsuz yaşama sahip olmadığını bilirsiniz. Sevginin ne olduğunu Mesihin bizim için canını vermesinden anlıyoruz. Bizim de kardeşlerimiz için canımızı vermemiz gerekir. Dünya malına sahip olup da kardeşini ihtiyaç içinde gördüğü halde ondan şefkatini esirgeyen kişide Tanrının sevgisi olabilir mi?
Yavrularım, sözle ve dille değil, eylemle ve içtenlikle sevelim. Böylelikle gerçeğe ait olduğumuzu bileceğiz ve yüreğimiz bizi ne zaman suçlarsa, Tanrının önünde onu yatıştıracağız. Çünkü Tanrı yüreğimizden daha büyüktür ve her şeyi bilir. Sevgili kardeşlerim, yüreğimiz bizi suçlamazsa, Tanrının önünde cesaretimiz olur, Ondan ne dilersek alırız. Çünkü Onun buyruklarını yerine getiriyor, Onu hoşnut eden şeyleri yapıyoruz. Onun buyruğu Oğlu İsa Mesihin adına inanmamız ve İsanın buyurduğu gibi birbirimizi sevmemizdir. Tanrının buyruklarını yerine getiren Tanrıda yaşar, Tanrı da o kişide yaşar. İçimizde yaşadığını bize verdiği Ruh sayesinde biliriz.

Tanrının Çocukları – I. Yuhanna 3

Bakın, Baba bizi o kadar çok seviyor ki, bize “Tanrının çocukları” deniyor! Gerçekten de öyleyiz. Dünya Babayı tanımadığı için bizi de tanımıyor. Sevgili kardeşlerim, daha şimdiden Tanrının çocuklarıyız, ama ne olacağımız henüz bize gösterilmedi. Ancak, Mesih göründüğü zaman Ona benzer olacağımızı biliyoruz. Çünkü Onu olduğu gibi göreceğiz. Mesihte bu umuda sahip olan, Mesih pak olduğu gibi kendini pak kılar.
Günah işleyen, yasaya karşı gelmiş olur. Çünkü günah demek, yasaya karşı gelmek demektir. Mesihin, günahları kaldırmak için ortaya çıktığını ve kendisinde günah olmadığını bilirsiniz. Mesihte yaşayan, günah işlemez. Günah işleyen Onu ne görmüştür, ne de tanımıştır. Yavrularım, kimse sizi aldatmasın. Mesih doğru olduğu gibi, doğru olanı yapan da doğru kişidir. Günah işleyen, İblistendir. Çünkü İblis başlangıçtan beri günah işlemektedir. Tanrının Oğlu, İblisin yaptıklarına son vermek için ortaya çıktı. Tanrıdan doğmuş olan, günah işlemez. Çünkü Tanrının tohumu onda yaşar. Tanrıdan doğmuş olduğu için günah işleyemez. Doğru olanı yapmayan ve kardeşini sevmeyen kişi Tanrıdan değildir. İşte Tanrının çocuklarıyla İblisin çocukları böyle ayırt edilir.

Mesih Karşıtı – I. Yuhanna 2

Çocuklar, bu son saattir. Mesih Karşıtının geleceğini duydunuz. Nitekim şimdiden çok sayıda Mesih karşıtı türemiş bulunuyor. Son saat olduğunu bundan biliyoruz. Bunlar aramızdan çıktılar, ama bizden değildiler. Bizden olsalardı, bizimle kalırlardı. Ayrılmaları hiçbirinin bizden olmadığını ortaya çıkardı. Sizlerse Kutsal Olan tarafından meshedildiniz; hepiniz bilgilisiniz. Gerçeği bilmediğiniz için değil, gerçeği ve hiçbir yalanın gerçekle ilgisi olmadığını bildiğiniz için size yazıyorum. İsanın Mesih olduğunu yadsıyan yalancı değilse, kim yalancıdır? Babayı ve Oğulu yadsıyan Mesih karşıtıdır. Oğulu yadsıyanda Baba da yoktur; Oğulu açıkça kabul edende Baba da vardır. Başlangıçtan beri işittiğiniz söz içinizde yaşasın. Başlangıçtan beri işittiğiniz söz içinizde yaşarsa, siz de Oğulda ve Babada yaşarsınız. Mesihin bize vaat ettiği budur, yani sonsuz yaşamdır.
Bunları sizi saptırmak isteyenlerle ilgili olarak yazıyorum. Size gelince, Ondan aldığınız mesh sizde kalır. Kimsenin size bir şey öğretmesine gerek yoktur. Onun size her şeyi öğreten meshi gerçektir, sahte değildir. Size öğrettiği gibi, Mesihte yaşayın.
Evet, yavrularım, şimdi Mesihte yaşayın ki, O göründüğünde cesaretimiz olsun, geldiğinde Onun önünde utanmayalım. Onun doğru olduğunu bilirseniz, doğru olanı yapan herkesin Ondan doğduğunu da bilirsiniz.

Işıkta Yürüyelim – I. Yuhanna 2

Yavrularım, bunları size günah işlemeyesiniz diye yazıyorum. Ama içimizden biri günah işlerse, adil olan İsa Mesih bizi Babanın önünde savunur. O günahlarımızı, yalnız bizim günahlarımızı değil, bütün dünyanın günahlarını da bağışlatan kurbandır. Buyruklarını yerine getirirsek, Onu tanıdığımızdan emin olabiliriz. “Onu tanıyorum” deyip de buyruklarını yerine getirmeyen yalancıdır, kendisinde gerçek yoktur. Ama Onun sözüne uyan kişinin Tanrıya olan sevgisi gerçekten yetkinleşmiştir. Tanrıda olduğumuzu bununla anlarız. “Tanrıda yaşıyorum” diyen, Mesihin yürüdüğü yolda yürümelidir.
Sevgili kardeşlerim, size yeni bir buyruk değil, başlangıçtan beri kabul ettiğiniz eski buyruğu yazıyorum. Eski buyruk, işitmiş olduğunuz Tanrı sözüdür. Yine de size yeni bir buyruk yazıyorum. Bunun gerçek olduğu, Mesihte ve sizde görülüyor. Çünkü karanlık geçiyor, gerçek ışık şimdiden parlıyor. Işıkta olduğunu söyleyip de kardeşinden nefret eden hala karanlıktadır. Kardeşini seven ışıkta yaşar ve başkasının tökezlemesine neden olmaz. Ama kardeşinden nefret eden karanlıktadır, karanlıkta yürür ve nereye gittiğini bilmez. Çünkü karanlık gözlerini kör etmiştir.
Yavrularım, size yazıyorum,
Çünkü Mesihin adı uğruna günahlarınız bağışlandı.
Babalar, size yazıyorum,
Çünkü başlangıçtan beri var Olanı tanıyorsunuz.
Gençler, size yazıyorum,
Çünkü kötü olanı yendiniz.
Çocuklar, size yazdım,
Çünkü Babayı tanıyorsunuz.
Babalar, size yazdım,
Çünkü başlangıçtan beri var Olanı tanıyorsunuz.
Gençler, size yazdım,
Çünkü güçlüsünüz,
Tanrının sözü içinizde yaşıyor,
Kötü olanı yendiniz.
Dünyayı da dünyaya ait şeyleri de sevmeyin. Dünyayı sevenin Babaya sevgisi yoktur. Çünkü dünyaya ait olan her şey –benliğin tutkuları, gözün tutkuları, maddi yaşamın verdiği gurur– Babadan değil, dünyadandır. Dünya da dünyasal tutkular da geçer, ama Tanrının isteğini yerine getiren sonsuza dek yaşar.

Işıkta Yürüyelim – I. Yuhanna 1

Mesihten işittiğimiz ve şimdi size ilettiğimiz bildiri şudur: Tanrı ışıktır, Onda hiç karanlık yoktur. Onunla paydaşlığımız var deyip de karanlıkta yürürsek, yalan söylemiş, gerçeğe uymamış oluruz. Ama O ışıkta olduğu gibi biz de ışıkta yürürsek, birbirimizle paydaşlığımız olur ve Oğlu İsanın kanı bizi her günahtan arındırır. Günahımız yok dersek, kendimizi aldatırız, içimizde gerçek olmaz. Ama günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır. Günah işlemedik dersek, Onu yalancı durumuna düşürmüş oluruz; Onun sözü içimizde olmaz.

Yaşam Sözü – I. Yuhanna 1

Yaşam Sözüyle ilgili olarak başlangıçtan beri var olanı, işittiğimizi, gözlerimizle gördüğümüzü, seyredip ellerimizle dokunduğumuzu duyuruyoruz. Yaşam açıkça göründü, Onu gördük ve Ona tanıklık ediyoruz. Babayla birlikte olup bize görünmüş olan sonsuz Yaşamı size duyuruyoruz. Evet, sizin de bizlerle paydaşlığınız olsun diye gördüğümüzü, işittiğimizi size duyuruyoruz. Bizim paydaşlığımız da Babayla ve Oğlu İsa Mesihledir. Bunları size, sevincimiz tam olsun diye yazıyoruz.

Rabbin Günü – II. Petrus 3

Sevgili kardeşler, şimdi bu benim size yazdığım ikinci mektuptur. Her iki mektubumda da bu konuları anımsatarak temiz düşüncelerinizi uyandırmaya çalıştım. Öyle ki, kutsal peygamberlerin çok önceden söylediği sözleri ve Kurtarıcımız Rabbin elçileriniz aracılığıyla verdiği buyruğu anımsayasınız. Öncelikle şunu bilmelisiniz: Dünyanın son günlerinde kendi tutkularının ardından giden alaycı kişiler türeyecek. Bunlar, “Rabbin gelişiyle ilgili vaat ne oldu? Atalarımızın ölümünden beri her şey yaratılışın başlangıcında olduğu gibi duruyor” diyerek alay edecekler. Ne var ki, göklerin çok önceden Tanrının sözüyle var olduğunu, yerin sudan ve su aracılığıyla şekillendiğini bile bile unutuyorlar. O zamanki dünya yine suyla, tufanla mahvolmuştu. Şimdiki yer ve göklerse ateşe verilmek üzere aynı sözle saklanıyor, tanrısızların yargılanarak mahvolacağı güne dek korunuyorlar.
Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rabbin gözünde bir gün bin yıl, bin yıl bir gün gibidir. Bazılarının düşündüğü gibi Rab vaadini yerine getirmekte gecikmez; ama size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor. Ama Rabbin günü hırsız gibi gelecek. O gün gökler büyük bir gürültüyle ortadan kalkacak, maddesel öğeler yanarak yok olacak, yer ve yeryüzünde yapılmış olan her şey yanıp tükenecek. Her şey böylece yok olacağına göre, sizin nasıl kişiler olmanız gerekir? Tanrının gününü bekleyip o günün gelişini çabuklaştırarak kutsallık içinde yaşamalı, Tanrı yolunu izlemelisiniz. O gün gökler yanarak yok olacak, maddesel öğeler şiddetli ateşte eriyip gidecek. Ama biz Tanrının vaadi uyarınca doğruluğun barınacağı yeni gökleri, yeni yeryüzünü bekliyoruz.
Bunun için, sevgili kardeşlerim, mademki bunları bekliyorsunuz, Tanrının önünde lekesiz, kusursuz ve barış içinde olmaya gayret edin. Sevgili kardeşimiz Pavlusun da kendisine verilen bilgelikle size yazdığı gibi, Rabbimizin sabrını kurtuluş fırsatı sayın. Pavlus bütün mektuplarında bu konulardan böyle söz eder. Mektuplarında güç anlaşılan bazı yerler var ki, bilgisiz ve kararsız kişiler, öbür Kutsal Yazıları olduğu gibi bunları da çarpıtarak kendi yıkımlarını hazırlıyorlar. Bu nedenle, sevgili kardeşlerim, ilke tanımayan kişilerin aldatmasıyla sürüklenip kararlılığınızdan sapmamak için bunları önceden bilerek sakının. Öte yandan Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesihin lütfunda ve Onu tanımakta ilerleyin. Şimdi ve sonsuza dek Ona yücelik olsun! Amin.

Yanlış Öğreti Yayanların Yıkımı – II. Petrus 2

Ama İsrail halkı arasında sahte peygamberler vardı; tıpkı sizin de aranızda yanlış öğreti yayanlar olacağı gibi. Bunlar kendilerini satın alan Efendiyi bile yadsıyarak gizlice aranıza yıkıcı öğretiler sokacaklar. Böyleleri kendi başlarına ani bir yıkım getirecek. Birçokları da onların sefahatine kapılacak. Onların yüzünden gerçeğin yoluna sövülecek. Açgözlülüklerinden ötürü uydurma sözlerle sizi sömürecekler. Onlar için çoktan beri verilmiş olan yargı gecikmez. Onları bekleyen yıkım da uyuklamaz.
Tanrı günah işleyen melekleri esirgemedi; onları cehenneme atıp karanlıkta zincire vurdu. Yargılanıncaya dek orada tutulacaklar. Tanrı eski dünyayı da esirgemedi. Ama tanrısızların dünyasına tufanı gönderdiğinde, doğruluk yolunu bildiren Nuhu ve yedi kişiyi daha korudu. Sodom ve Gomora kentlerini yakıp yıkarak yargıladı. Böylece tanrısızların başına geleceklere bir örnek verdi. Ama ilke tanımayan kişilerin sefih yaşayışından azap duyan doğru adam Lutu kurtardı. Çünkü onların arasında yaşayan bu doğru adam, görüp işittiği yasa tanımaz davranışlar yüzünden doğru yüreğinde her gün ıstırap çekerdi. Görülüyor ki Rab kendi yolunda yürüyenleri karşılaştıkları denemelerden nasıl kurtaracağını bilir. Doğru olmayanları, özellikle benliğin yozlaşmış tutkuları ardından giden ve yetkisini hor görenleri cezalandırarak yargı gününe dek nasıl alıkoyacağını da bilir.
Bu küstah, dikbaşlı kişiler yüce varlıklara sövmekten korkmazlar. Oysa melekler bile, güç ve kudrette daha üstün oldukları halde bu varlıkları Rabbin önünde söverek yargılamazlar. Ama anlamadıkları konularda sövüp sayan bu kişiler, içgüdüleriyle yaşayan, yakalanıp boğazlanmak üzere doğan, akıldan yoksun hayvanlar gibidir. Hayvanlar gibi onlar da yıkıma uğrayacaklar. Ettikleri haksızlığa karşılık zarar görecekler. Gündüzün zevk alemlerine dalmayı eğlence sayarlar. Birer leke ve yüzkarasıdırlar. Sizinle yiyip içerken kendi hilelerinden zevk alırlar. Gözleri zinayla doludur, günaha doymazlar. Kararsız kişileri ayartırlar. Yüreği açgözlülüğe alıştırılmış lanetli insanlardır. Haksızlıkla elde ettiği kazancı seven Beor oğlu Balamın yolunu tutarak doğru yolu bırakıp saptılar. Balam işlediği suçtan ötürü azarlandı. Konuşamayan eşek, insan diliyle konuşarak bu peygamberin çılgınlığına engel oldu.
Bu kişiler, susuz pınarlar, fırtınanın dağıttığı sis gibidirler. Onları koyu karanlık bekliyor. Çünkü yanlış yolda yürüyenlerden henüz kurtulanları, boş ve kurumlu sözler söyleyerek benliğin tutkularıyla, sefahatle ayartırlar. Onlara özgürlük vaat ederler, oysa kendileri yozlaşmışlığın kölesidirler. Çünkü insan neye yenilirse onun kölesi olur. Rab ve Kurtarıcı İsa Mesihi tanımakla dünyanın çirkefliğinden kurtulduktan sonra yine aynı işlere karışıp yenilirlerse, son durumları ilk durumlarından beter olur. Çünkü doğruluk yolunu bilip de kendilerine emanet edilen kutsal buyruktan geri dönmektense, bu yolu hiç bilmemiş olmak onlar için daha iyi olurdu. Şu gerçek özdeyiş onların durumunu anlatıyor: “Köpek kendi kusmuğuna döner”, “Domuz da yıkandıktan sonra çamurda yuvarlanmaya döner.”

Tanrısal Çağrı – II. Petrus 1

İsa Mesihin kulu ve elçisi ben Simun Petrustan Tanrımız ve Kurtarıcımız İsa Mesihin doğruluğu sayesinde bizimkiyle eşdeğer bir imana kavuşmuş olanlara selam! Tanrıyı ve Rabbimiz İsayı tanımakla lütuf ve esenlik artan ölçüde sizin olsun.

Kendi yüceliği ve erdemiyle bizi çağıranın tanrısal gücü, kendisini tanımamız sonucunda yaşamamız ve Tanrı yolunda yürümemiz için gereken her şeyi bize verdi. Onun yüceliği ve erdemi sayesinde bize çok büyük ve değerli vaatler verildi. Öyle ki, dünyada kötü arzuların yol açtığı yozlaşmadan kurtulmuş olarak, bu vaatler aracılığıyla tanrısal özyapıya ortak olasınız. İşte bu nedenle her türlü gayreti göstererek imanınıza erdemi, erdeminize bilgiyi, bilginize özdenetimi, özdenetiminize dayanma gücünü, dayanma gücünüze Tanrı yoluna bağlılığı, bağlılığınıza kardeşseverliği, kardeşseverliğinize sevgiyi katın. Çünkü bu niteliklere artan ölçüde sahip olursanız, Rabbimiz İsa Mesihi tanımakta etkisiz ve verimsiz olmazsınız. Bu niteliklere sahip olmayan uzağı göremez, kördür. Eski günahlarından temizlendiğini unutmuştur. Bunun için, ey kardeşler, çağrılmışlığınızı ve seçilmişliğinizi kökleştirmeye daha çok gayret edin. Bunları yaparsanız, hiçbir zaman tökezlemezsiniz. Böylece Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesihin sonsuz egemenliğine girme hakkı size cömertçe sağlanacaktır.
Onun için, her ne kadar bunları biliyorsanız ve sahip olduğunuz gerçekle pekiştirilmişseniz de, bunları size her zaman anımsatacağım. Bu bedende yaşadığım sürece bunları anımsatarak sizi gayrete getirmeyi doğru buluyorum. Rabbimiz İsa Mesihin bana bildirdiği gibi, bedenden ayrılışımın yakın olduğunu biliyorum. Ben bu dünyadan göçtükten sonra da bunları sürekli anımsayabilmeniz için şimdi her gayreti göstereceğim.
Rabbimiz İsa Mesihin kudretini ve gelişini size bildirirken uydurma masallara başvurmadık. Onun görkemini gözlerimizle gördük. Mesih, yüce ve görkemli Olandan kendisine ulaşan sesle, “Sevgili Oğlum budur, Ondan hoşnudum” diyen sesle Baba Tanrıdan onur ve yücelik aldı. Kutsal dağda Onunla birlikte bulunduğumuz için gökten gelen bu sesi biz de işittik. Peygamberlerin sözleri bizim için daha büyük kesinlik kazandı. Gün ağarıp sabah yıldızı yüreklerinizde doğuncaya dek, karanlık yerde ışık saçan çıraya benzeyen bu sözlere kulak verirseniz, iyi edersiniz. Öncelikle şunu bilin ki, Kutsal Yazılardaki hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir. Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insan isteğinden kaynaklanmadı. Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Tanrının sözlerini ilettiler.

Son Selamlar – I. Petrus 5

Kendisini güvenilir bir kardeş saydığım Silvanus aracılığıyla size kısaca yazmış bulunuyorum. Sizi yüreklendiriyor ve sözünü ettiğim lütfun Tanrının gerçek lütfu olduğuna tanıklık ediyorum. Buna bağlı kalın.
Sizler gibi seçilmiş olan Babildeki kilise ve oğlum Markos size selam ederler. Birbirinizi sevgiyle öperek selamlayın.
Sizlere, Mesihe ait olan herkese esenlik olsun.

İhtiyarlar ve Gençler – I. Petrus 5

Bu nedenle aranızdaki ihtiyarlara, onlar gibi bir ihtiyar, Mesihin çektiği acıların tanığı, açığa çıkacak olan yüceliğin paydaşı olarak rica ediyorum: Tanrının size verdiği sürüyü güdün. Zorunluymuş gibi değil, Tanrının istediği gibi gönüllü gözetmenlik yapın. Para hırsıyla değil, gönül rızasıyla, size emanet edilenlere egemenlik taslamadan, sürüye örnek olarak görevinizi yapın. Baş Çoban göründüğü zaman yüceliğin solmaz tacına kavuşacaksınız.
Ey gençler, siz de ihtiyarlara bağımlı olun. Hepiniz birbirinize karşı alçakgönüllülüğü kuşanın. Çünkü,
“Tanrı kibirlilere karşıdır,
Ama alçakgönüllülere lütfeder.” Uygun zamanda sizi yüceltmesi için, Tanrının kudretli eli altında kendinizi alçaltın. Bütün kaygılarınızı Ona yükleyin, çünkü O sizi kayırır.
Ayık ve uyanık olun. Düşmanınız İblis kükreyen aslan gibi yutacak birini arayarak dolaşıyor. Dünyanın her yerindeki kardeşlerinizin de aynı acıları çektiğini bilerek imanda sarsılmadan İblise karşı direnin. Sizleri Mesihte sonsuz yüceliğine çağıran ve bütün lütfun kaynağı olan Tanrının kendisi kısa bir süre acı çekmenizden sonra sizi yetkinleştirip pekiştirecek, güçlendirip temellendirecektir. Kudret sonsuzlara dek Onun olsun! Amin.

Mesih Uğruna Acı Çekmek – I. Petrus 4

Sevgili kardeşlerim, sınanmanız için size giydirilen ateşten gömleği, size garip bir şey oluyormuş gibi yadırgamayın. Tersine, Mesihin acılarına ortak olduğunuz oranda sevinin ki, Mesihin görkemi göründüğünde de sevinçle coşasınız. Mesihin adından ötürü hakarete uğrarsanız, ne mutlu size! Çünkü Tanrının yüce Ruhu üzerinizde bulunuyor. Hiçbiriniz katil, hırsız, kötülük yapan ya da başkalarının işine karışan biri olarak acı çekmesin. Ama Mesih inanlısı olduğu için acı çeken, bundan utanç duymasın. Taşıdığı bu adla Tanrıyı yüceltsin. Çünkü yargının, Tanrının ev halkından başlayacağı an gelmiştir. Eğer yargılama önce bizden başlarsa, Tanrının Müjdesine kulak asmayanların sonu ne olacak?
“Doğru kişi güçlükle kurtuluyorsa,
Tanrısız ve günahlı kişiye ne olacak?” Bunun için, Tanrının isteği uyarınca acı çekenler, iyilik ederek canlarını güvenilir Yaradana emanet etsinler.

Tanrı için Yaşamak – I. Petrus 4

Mesih bedence acı çektiğine göre, siz de aynı düşünceyle silahlanın. Çünkü bedence acı çekmiş olan, günaha sırt çevirmiştir. Sonuç olarak, dünyadaki yaşamının geri kalan bölümünü artık insan tutkularına göre değil, Tanrının isteğine göre sürdürür. İnanmayanların hoşlandıklarını yaparak sefahat, şehvet, sarhoşluk, çılgın eğlenceler, içki alemleri ve ilke tanımayan putperestlik içinde yaşayarak geçmişte harcadığınız günler yeter! İnanmayanlar, kendinizi onlarla birlikte aynı sefahat seline atmamanızı yadırgıyor, size sövüyorlar. Onlar, ölüleri de dirileri de yargılamaya hazır olan Tanrıya hesap verecekler. Çünkü ölüler bedence öbür insanlar gibi yargılansın, ama ruhça Tanrı gibi yaşasın diye Müjde onlara da bildirildi.
Her şeyin sonu yakındır. Bu nedenle, sağduyulu olun ve dua etmek için ayık durun. Her şeyden önce birbirinizi candan sevin. Çünkü sevgi birçok günahı örter. Söylenmeksizin birbirinize konukseverlik gösterin. Her biriniz hangi ruhsal armağanı aldıysanız, bunu Tanrının çok yönlü lütfunun iyi kahyaları olarak birbirinize hizmet etmekte kullanın. Konuşan, Tanrının sözlerini iletir gibi konuşsun. Başkalarına hizmet eden, Tanrının verdiği güçle hizmet etsin. Öyle ki, İsa Mesih aracılığıyla Tanrı her şeyde yüceltilsin. Yücelik ve kudret sonsuzlara dek Mesihindir! Amin.

Doğruluk Uğruna Acı Çekmek – I. Petrus 3

Sonuç olarak hepiniz aynı düşüncede birleşin. Başkalarının duygularını paylaşın. Birbirinizi kardeşçe sevin. Şefkatli, alçakgönüllü olun. Kötülüğe kötülükle, sövgüye sövgüyle değil, tersine, kutsamayla karşılık verin. Çünkü kutsanmayı miras almak için çağrıldınız. Şöyle ki,
“Yaşamdan zevk almak,
İyi günler görmek isteyen,
Dilini kötülükten,
Dudaklarını yalandan uzak tutsun.
Kötülükten sakınıp iyilik yapsın.
Esenliği amaçlasın, ardınca gitsin.
Çünkü Rabbin gözleri
Doğru kişilerin üzerindedir.
Kulakları onların yakarışına açıktır.
Ama Rab kötülük yapanlara karşıdır.”
İyilik yapmakta gayretli olursanız, size kim kötülük edecek? Doğruluk uğruna acı çekseniz bile, ne mutlu size! İnsanların “korktuğundan korkmayın, ürkmeyin.” Mesihi Rab olarak yüreklerinizde kutsayın. İçinizdeki umudun nedenini soran herkese uygun bir yanıt vermeye her zaman hazır olun. Yalnız bunu yumuşak huyla, saygıyla yapın. Vicdanınızı temiz tutun. Öyle ki, Mesihe ait olarak sürdürdüğünüz olumlu yaşamı kınayanlar size ettikleri iftiradan utansınlar. İyilik edip acı çekmek –eğer Tanrının isteği buysa– kötülük yapıp acı çekmekten daha iyidir. Nitekim Mesih de bizleri Tanrıya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü. Bedence öldürüldü, ama ruhça diriltildi. Ruhta gidip bunları zindanda olan ruhlara da duyurdu. Bir zamanlar, Nuhun günlerinde gemi yapılırken, Tanrının sabırla beklemesine karşın bu ruhlar söz dinlememişlerdi. O gemide birkaç kişi, daha doğrusu sekiz kişi suyla kurtuldu. Bu olay vaftizi simgeliyor. Bedenin kirden arınması değil, Tanrıya yönelen temiz vicdanın dileği olan vaftiz, İsa Mesihin dirilişiyle şimdi sizi de kurtarıyor. Göğe çıkmış olan Mesih, Tanrının sağındadır. Bütün melekler, yetkiler ve güçler Ona bağlı kılınmıştır.

Karı Koca İlişkileri – I. Petrus 3

Bunun gibi, ey kadınlar, siz de kocalarınıza bağımlı olun. Öyle ki, kimileri Tanrı sözüne inanmasa bile, Tanrı korkusuna dayanan temiz yaşayışınızı görerek söze gerek kalmadan karılarının yaşayışıyla kazanılsınlar. Süsünüz örgülü saçlar, altın takılar, güzel giysiler gibi dışla ilgili olmasın. Gizli olan iç varlığınız, sakin ve yumuşak bir ruhun solmayan güzelliğiyle süsünüz olsun. Bu, Tanrının gözünde çok değerlidir. Çünkü geçmişte umudunu Tanrıya bağlamış olan kutsal kadınlar da kocalarına bağımlı olarak böyle süslenirlerdi. Örneğin Sara İbrahimi “Efendim” diye çağırır, sözünü dinlerdi. İyilik eder, hiçbir tehditten yılmazsanız, siz de Saranın çocukları olursunuz.
Bunun gibi, ey kocalar, siz de daha zayıf varlıklar olan karılarınızla anlayış içinde yaşayın. Tanrının lütfettiği yaşamın ortak mirasçıları oldukları için onlara saygı gösterin. Öyle ki, dualarınıza bir engel çıkmasın.

Yöneticilere Bağımlı Olun – I. Petrus 2

İnsanlar arasında yetkili kılınmış her kuruma –gerek her şeyin üstünde olan krala gerekse kötülük yapanların cezalandırılması, iyilik edenlerin onurlandırılması için kral tarafından gönderilen valilere– Rab adına bağımlı olun. Çünkü Tanrının isteği, iyilik yaparak akılsızların bilgisizliğini susturmanızdır. Özgür insanlar olarak yaşayın, ancak özgürlüğünüzü kötülük yapmak için bahane etmeyin. Tanrının kulları olarak yaşayın. Herkese saygı gösterin. İmanlı kardeşlerinizi sevin, Tanrıdan korkun, krala saygı gösterin.
Ey hizmetkarlar, efendilerinizin yalnız iyi ve yumuşak huylu olanlarına değil, ters huylu olanlarına da tam bir saygıyla bağımlı olun. Haksız yere acı çeken kişi, Tanrı bilinciyle acıya katlanırsa, Tanrıyı hoşnut eder. Çünkü günah işleyip dövüldüğünüzde dayanırsanız, bunda övülecek ne var? Ama iyilik edip acı çektiğinizde dayanırsanız, Tanrıyı hoşnut edersiniz. Nitekim bunun için çağrıldınız. Mesih, izinden gidesiniz diye uğrunuza acı çekerek size örnek oldu. “O günah işlemedi, ağzından hileli söz çıkmadı.” Kendisine sövüldüğünde sövgüyle karşılık vermedi, acı çektiğinde kimseyi tehdit etmedi; davasını, adaletle yargılayan Tanrıya bıraktı. Bizler günah karşısında ölelim, doğruluk uğruna yaşayalım diye, günahlarımızı çarmıhta kendi bedeninde yüklendi. Onun yaralarıyla şifa buldunuz. Çünkü yolunu şaşırmış koyunlar gibiydiniz, şimdiyse canlarınızın Çobanına ve Gözetmenine döndünüz.

Diri Taş, Seçkin Halk – I. Petrus 2

İnsanlarca reddedilmiş, ama Tanrıya göre seçkin ve değerli olan diri taşa, Rabbe gelin. O sizi diri taşlar olarak ruhsal bir tapınağın yapımında kullansın. Böylelikle, İsa Mesih aracılığıyla Tanrının beğenisini kazanan ruhsal kurbanlar sunmak üzere kutsal bir kahinler topluluğu olursunuz. Çünkü Kutsal Yazıda şöyle deniyor:
“İşte, Siyona bir taş,
Seçkin, değerli bir köşe taşı koyuyorum.
Ona iman eden hiç utandırılmayacak.”
İman eden sizler için bu taş değerlidir. Ama imansızlar için,
“Yapıcıların reddettiği taş
Köşenin baş taşı,”
“Sürçme taşı ve tökezleme kayası oldu.” İmansızlar Tanrının sözünü dinlemedikleri için sürçerler. Zaten sürçmek üzere belirlenmişlerdir.
Ama siz seçilmiş soy, Kralın kahinleri, kutsal ulus, Tanrının öz halkısınız. Sizi karanlıktan şaşılası ışığına çağıran Tanrının erdemlerini duyurmak için seçildiniz. Bir zamanlar halk değildiniz, ama şimdi Tanrının halkısınız. Bir zamanlar merhamete erişmemiştiniz, şimdiyse merhamete eriştiniz.
Sevgili kardeşler, size yalvarırım, cana karşı savaşan benliğin tutkularından kaçının. Çünkü bu dünyada yabancı ve konuksunuz. İnanmayanlar arasında olumlu bir yaşam sürün. Öyle ki, kötülük yapanlarmışsınız gibi size iftira etseler de, iyi işlerinizi görerek Tanrıyı, kendilerine yaklaştığı gün yüceltsinler.

Kutsal Olun – I. Petrus 2

Bu nedenle her kötülüğü, hileyi, ikiyüzlülüğü, kıskançlığı ve bütün iftiraları üzerinizden sıyırıp atın. Yeni doğmuş bebekler gibi, hilesiz sütü andıran Tanrı sözünü özleyin ki, bununla beslenip büyüyerek kurtuluşa erişesiniz. Çünkü Rabbin iyiliğini tattınız.

Kutsal Olun – I. Petrus 1

Bu nedenle zihinlerinizi eyleme hazırlayıp ayık kalarak umudunuzu tümüyle İsa Mesihin görünmesiyle size sağlanacak olan lütfa bağlayın. Söz dinleyen çocuklar olarak, bilgisiz olduğunuz geçmiş zamandaki tutkularınıza uymayın. Sizi çağıran Tanrı kutsal olduğuna göre, siz de her davranışınızda kutsal olun. Nitekim şöyle yazılmıştır: “Kutsal olun, çünkü ben kutsalım.”
Kimseyi kayırmadan, kişiyi yaptıklarına bakarak yargılayan Tanrıyı Baba diye çağırdığınıza göre, gurbeti andıran bu dünyadaki zamanınızı Tanrı korkusuyla geçirin. Biliyorsunuz ki, atalarınızdan kalma boş yaşayışınızdan altın ya da gümüş gibi geçici şeylerle değil, kusursuz ve lekesiz kuzuyu andıran Mesihin değerli kanının fidyesiyle kurtuldunuz. Dünyanın kuruluşundan önce bilinen Mesih, çağların sonunda sizin yararınıza ortaya çıktı. Onu ölümden diriltip yücelten Tanrıya Onun aracılığıyla iman ediyorsunuz. Böylece imanınız ve umudunuz Tanrıdadır.
Gerçeğe uymakla kendinizi arıttınız, kardeşler için içten bir sevgiye sahip oldunuz. Onun için birbirinizi candan, yürekten sevin. Çünkü ölümlü değil, ölümsüz bir tohumdan, yani Tanrının diri ve kalıcı sözü aracılığıyla yeniden doğdunuz. Nitekim,
“İnsan soyu ota benzer,
Bütün yüceliği kır çiçeği gibidir.
Ot kurur, çiçek solar,
Ama Rabbin sözü sonsuza dek kalır.” İşte size müjdelenmiş olan söz budur.

Göksel Miras – I. Petrus 1

Mesih İsanın elçisi ben Petrustan Pontus, Galatya, Kapadokya, Asya İli ve Bitinyaya dağılmış ve buralarda yabancı olarak yaşayan seçilmişlere selam! İsa Mesihin sözünü dinlemeniz ve Onun kanının üzerinize serpilmesi için, Baba Tanrının öngörüsü uyarınca Ruh tarafından kutsal kılınarak seçildiniz. Lütuf ve esenlik artan ölçüde sizin olsun.

Rabbimiz İsa Mesihin Tanrısı ve Babasına övgüler olsun. Çünkü O büyük merhametiyle yeniden doğmamızı sağladı. İsa Mesihi ölümden diriltmekle bizi yaşayan bir umuda, çürümez, lekesiz, solmaz bir mirasa kavuşturdu. Bu miras sizin için göklerde saklıdır. Zaman sona ererken açığa çıkarılmaya hazır olan kurtuluşa kavuşasınız diye iman sayesinde Tanrının gücüyle korunuyorsunuz. Bu nedenle şimdi kısa bir süre çeşitli denemeler sonucu acı çekmeniz gerekiyorsa da, sevinçle coşmaktasınız. Böylelikle içtenliği kanıtlanan imanınız, İsa Mesih göründüğünde size övgü, yücelik, onur kazandıracak. İmanınız, ateşle arıtıldığı halde yok olup giden altından daha değerlidir. Mesihi görmemiş olsanız da Onu seviyorsunuz. Şu anda Onu görmediğiniz halde Ona iman ediyor, sözle anlatılmaz yüce bir sevinçle coşuyorsunuz. Çünkü imanınızın sonucu olarak canlarınızın kurtuluşuna erişiyorsunuz.
Size bağışlanacak lütuftan söz etmiş olan peygamberler, bu kurtuluşla ilgili dikkatli incelemeler, araştırmalar yaptılar. İçlerinde olan Mesih Ruhu, Mesihin çekeceği acılara ve bu acıların ardından gelecek yüceliklere tanıklık ettiğinde, Ruhun hangi zamanı ya da nasıl bir dönemi belirttiğini araştırdılar. Şimdi size de bildirilen gerçeklerle kendilerine değil, size hizmet ettikleri onlara açıkça gösterildi. Bu gerçekleri gökten gönderilen Kutsal Ruhun gücüyle size Müjdeyi iletenler bildirdi. Melekler bu gerçekleri yakından görmeye büyük özlem duyarlar.

İmanla Dua Edin – Yakup 5

İçinizden biri sıkıntıda mı, dua etsin. Sevinçli mi, ilahi söylesin. İçinizden biri hasta mı, kilisenin ihtiyarlarını çağırtsın; Rabbin adıyla üzerine yağ sürüp onun için dua etsinler. İmanla edilen dua hastayı iyileştirecek ve Rab onu ayağa kaldıracaktır. Eğer hasta günah işlemişse, günahları bağışlanacaktır. Bu nedenle, şifa bulmak için günahlarınızı birbirinize itiraf edin ve birbiriniz için dua edin. Doğru kişinin yalvarışı çok güçlü ve etkilidir. İlyas da tıpkı bizim gibi insandı. Yağmur yağmaması için gayretle dua etti; üç yıl altı ay ülkeye yağmur yağmadı. Yeniden dua etti; gök yağmurunu, toprak da ürününü verdi.
Kardeşlerim, içinizden biri gerçeğin yolundan sapar da başka biri onu yine gerçeğe döndürürse, bilsin ki, günahkarı sapık yolundan döndüren, ölümden bir can kurtarmış, bir sürü günahı örtmüş olur.

Sabredin – Yakup 5

Öyleyse kardeşler, Rabbin gelişine dek sabredin. Bakın, çiftçi ilk ve son yağmurları alıncaya dek toprağın değerli ürününü nasıl sabırla bekliyor! Siz de sabredin. Yüreklerinizi güçlendirin. Çünkü Rabbin gelişi yakındır. Kardeşler, yargılanmamak için birbirinize karşı homurdanmayın. İşte, Yargıç kapının önünde duruyor. Kardeşler, Rabbin adıyla konuşmuş olan peygamberleri sıkıntılarda sabır örneği olarak alın. Sıkıntıya dayanmış olanları mutlu sayarız. Eyüpün nasıl dayandığını duydunuz. Rabbin en sonunda onun için neler yaptığını bilirsiniz. Rab çok şefkatli ve merhametlidir.
Kardeşlerim, öncelikle şunu söyleyeyim: Ne gök üzerine, ne yer üzerine, ne de başka bir şey üzerine ant için. “Evet” iniz evet, “hayır” ınız hayır olsun ki, yargıya uğramayasınız.

Zenginlere Uyarı – Yakup 5

Dinleyin şimdi ey zenginler, başınıza gelecek felaketlerden ötürü feryat edip ağlayın. Servetiniz çürümüş, giysinizi güve yemiştir. Altınlarınız, gümüşleriniz pas tutmuştur. Onların pası size karşı tanıklık edecek, etinizi ateş gibi yiyecek. Bu son çağda servetinize servet kattınız. İşte, ekinlerinizi biçen işçilerin haksızca alıkoyduğunuz ücretleri size karşı haykırıyor. Orakçıların feryadı Her Şeye Egemen Rabbin kulağına erişti. Yeryüzünde zevk ve bolluk içinde yaşadınız. Boğazlanacağınız gün için kendinizi besiye çektiniz. Size karşı koymayan doğru kişiyi yargılayıp öldürdünüz.

Tanrıya Bağımlı Olun – Yakup 4

Aranızdaki kavgaların, çekişmelerin kaynağı nedir? Bedeninizin üyelerinde savaşan tutkularınız değil mi? Bir şey arzu ediyor, elde edemeyince adam öldürüyorsunuz. Kıskanıyorsunuz, isteğinize erişemeyince çekişip kavga ediyorsunuz. Elde edemiyorsunuz, çünkü Tanrıdan dilemiyorsunuz. Dilediğiniz zaman da dileğinize kavuşamıyorsunuz. Çünkü kötü amaçla, tutkularınız uğruna kullanmak için diliyorsunuz. Ey vefasızlar, dünyayla dostluğun Tanrıya düşmanlık olduğunu bilmiyor musunuz? Dünyayla dost olmak isteyen, kendini Tanrıya düşman eder. Sizce Kutsal Yazı boş yere mi şöyle diyor: “Tanrı içimize koyduğu ruhu kıskançlık derecesinde özler.” Yine de bize daha çok lütfeder. Bu nedenle Yazı şöyle diyor:
“Tanrı kibirlilere karşıdır,
Ama alçakgönüllülere lütfeder.”
Bunun için Tanrıya bağımlı olun. İblise karşı direnin, sizden kaçacaktır. Tanrıya yaklaşın, O da size yaklaşacaktır. Ey günahkarlar, ellerinizi günahtan temizleyin. Ey kararsızlar, yüreklerinizi paklayın. Kederlenin, yas tutup ağlayın. Gülüşünüz yasa, sevinciniz üzüntüye dönüşsün. Rabbin önünde kendinizi alçaltın, sizi yüceltecektir.
Kardeşlerim, birbirinizi yermeyin. Kardeşini yeren ya da yargılayan kişi, Yasayı yermiş ve yargılamış olur. Yasayı yargılarsan, Yasanın uygulayıcısı değil, yargılayıcısı olursun. Oysa tek Yasa koyucu, tek Yargıç vardır; kurtarmaya da mahvetmeye de gücü yeten Odur. Ya komşusunu yargılayan sen, kim oluyorsun?
Dinleyin şimdi, “Bugün ya da yarın filan kente gideceğiz, orada bir yıl kalıp ticaret yapacak, para kazanacağız” diyen sizler, yarın ne olacağını bilmiyorsunuz. Yaşamınız nedir ki? Kısa süre görünen, sonra yitip giden buğu gibisiniz. Bunun yerine, “Rab dilerse yaşayacak, şunu şunu yapacağız” demelisiniz. Ne var ki, şimdi küstahlıklarınızla övünüyorsunuz. Bu tür övünmelerin hepsi kötüdür. Bu nedenle, yapılması gereken iyi şeyi bilip de yapmayan, günah işlemiş olur.

Bilge Olan Kim? – Yakup 3

Aranızda bilge ve anlayışlı olan kim? Olumlu yaşayışıyla, bilgelikten doğan alçakgönüllülükle iyi eylemlerini göstersin. Ama yüreğinizde kin, kıskançlık, bencillik varsa övünmeyin, gerçeği yadsımayın. Böylesi “bilgelik” gökten inen değil, dünyadan, insan doğasından, cinlerden gelen bilgeliktir. Çünkü nerede kıskançlık, bencillik varsa, orada karışıklık ve her tür kötülük vardır. Ama gökten inen bilgelik her şeyden önce paktır, sonra barışçıldır, yumuşaktır, uysaldır. Merhamet ve iyi meyvelerle doludur. Kayırıcılığı, ikiyüzlülüğü yoktur. Barış içinde eken barış yapıcıları doğruluk ürününü biçerler.

Dizginlenemeyen Dil – Yakup 3

Kardeşlerim, biz öğretmenlerin daha titiz bir yargılamadan geçeceğini biliyorsunuz; bu nedenle çoğunuz öğretmen olmayın. Çünkü hepimiz çok hata yaparız. Sözleriyle hata yapmayan kimse, bütün bedenini de dizginleyebilen yetkin bir kişidir. Bize boyun eğmeleri için atların ağzına gem vururuz, böylece bütün bedenlerini yönlendiririz. Düşünün, gemiler de o kadar büyük olduğu, güçlü rüzgarlar tarafından sürüklendiği halde, dümencinin gönlü nereye isterse küçücük bir dümenle o yöne çevrilirler. Bunun gibi, dil de bedenin küçük bir üyesidir, ama büyük işlerle övünür.
Düşünün, küçücük bir kıvılcım koca bir ormanı tutuşturabilir. Dil de bir ateş, bedenimizin üyeleri arasında bir kötülük dünyasıdır. Bütün varlığımızı kirletir. Cehennemden alevlenmiş olarak yaşamımızın gidişini alevlendirir. İnsan soyu, her tür yabanıl hayvanı, kuşu, sürüngeni ve deniz yaratığını evcilleştirmiş ve evcilleştirmektedir. Ama dili hiçbir insan evcilleştiremez. Dil öldürücü zehirle dolu, dinmeyen bir kötülüktür. Dilimizle Rabbi, Babayı överiz. Yine dilimizle Tanrıya benzer yaratılmış insana söveriz. Övgü ve sövgü aynı ağızdan çıkar. Kardeşlerim, bu böyle olmamalı. Bir pınar aynı gözden tatlı ve acı su akıtır mı? Kardeşlerim, incir ağacı zeytin ya da asma incir verebilir mi? Bunun gibi, tuzlu su kaynağı tatlı su veremez.

İman ve Eylem – Yakup 2

Kardeşlerim, bir kimse iyi eylemleri yokken imanı olduğunu söylerse, bu neye yarar? Böylesi bir iman onu kurtarabilir mi? Bir erkek ya da kız kardeş çıplak ve günlük yiyecekten yoksunken, içinizden biri ona, “Esenlikle git, ısınmanı, doymanı dilerim” der, ama bedenin gereksindiklerini vermezse, bu neye yarar? Bunun gibi, tek başına eylemsiz iman da ölüdür.
Ama biri şöyle diyebilir: “Senin imanın var, benimse eylemlerim.” Eylemlerin olmadan sen bana imanını göster, ben de sana imanımı eylemlerimle göstereyim. Sen Tanrının bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun. Cinler bile buna inanıyor ve titriyorlar! Ey akılsız adam, eylem olmadan imanın yararsız olduğuna kanıt mı istiyorsun? Atamız İbrahim, oğlu İshakı sunağın üzerinde Tanrıya adama eylemiyle aklanmadı mı? Görüyorsun, onun imanı eylemleriyle birlikte etkindi; imanı eylemleriyle tamamlandı. Böylelikle, “İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı” diyen Kutsal Yazı yerine gelmiş oldu. İbrahime de Tanrının dostu dendi. Görüyorsunuz, insan yalnız imanla değil, eylemle de aklanır. Aynı biçimde, ulakları konuk edip değişik bir yoldan geri gönderen fahişe Rahav da bu eylemiyle aklanmadı mı? Ruhsuz beden nasıl ölüyse, eylemsiz iman da ölüdür.

Ayrım Yapmayın – Yakup 2

Kardeşlerim, yüce Rabbimiz İsa Mesihe iman edenler olarak insanlar arasında ayrım yapmayın. Toplandığınız yere altın yüzüklü, şık giyimli bir adamla kirli giysiler içinde yoksul bir adam geldiğinde, şık giyimliye ilgiyle, “Sen şuraya, iyi yere otur”, yoksula da, “Sen orada dur” ya da “Ayaklarımın dibine otur” derseniz, aranızda ayrım yapmış, kötü düşünceli yargıçlar gibi davranmış olmuyor musunuz? Dinleyin, sevgili kardeşlerim: Tanrı, bu dünyada yoksul olanları imanda zenginleşmek ve kendisini sevenlere vaat ettiği egemenliğin mirasçıları olmak üzere seçmedi mi? Ama siz yoksulun onurunu kırdınız. Sizi sömüren zenginler değil mi? Sizi mahkemelere sürükleyen onlar değil mi? Ait olduğunuz Kişinin yüce adına küfreden onlar değil mi?
“Komşunu kendin gibi seveceksin” diyen Kutsal Yazıya uyarak Kralımız Tanrının Yasasını gerçekten yerine getiriyorsanız, iyi ediyorsunuz. Ama insanlar arasında ayrım yaparsanız, günah işlemiş olursunuz; Yasa tarafından, Yasayı çiğnemekten suçlu bulunursunuz. Çünkü Yasanın her dediğini yerine getirse de tek konuda ondan sapan kişi bütün Yasaya karşı suçlu olur. Nitekim “Zina etmeyeceksin” diyen, aynı zamanda “Adam öldürmeyeceksin” demiştir. Zina etmez, ama adam öldürürsen, Yasayı yine de çiğnemiş olursun. Özgürlük Yasasıyla yargılanacak olanlar gibi konuşup davranın. Çünkü yargı merhamet göstermeyene karşı merhametsizdir. Merhamet yargıya galip gelir.

Dinlemek ve Uygulamak – Yakup 1

Sevgili kardeşlerim, şunu aklınızda tutun: Herkes dinlemekte çabuk, konuşmakta yavaş, öfkelenmekte de yavaş olsun. Çünkü insanın öfkesi Tanrının istediği doğruluğu sağlamaz. Bunun için, her türlü pisliği ve her tarafa yayılmış olan kötülüğü üstünüzden sıyırıp atarak, içinize ekilmiş, canlarınızı kurtaracak güçte olan sözü alçakgönüllülükle kabul edin.
Tanrı sözünü yalnız duymakla kalmayın, sözün uygulayıcıları da olun. Yoksa kendinizi aldatmış olursunuz. Çünkü sözün dinleyicisi olup da uygulayıcısı olmayan kişi, aynada kendi doğal yüzüne bakan kişiye benzer. Kendini görür, sonra gider ve nasıl bir kişi olduğunu hemen unutur. Oysa mükemmel yasaya, özgürlük yasasına yakından bakıp ona bağlı kalan, unutkan dinleyici değil de etkin uygulayıcı olan kişi, yaptıklarıyla mutlu olacaktır.
Dindar olduğunu sanıp da dilini dizginlemeyen kişi kendini aldatır. Böylesinin dindarlığı boştur. Baba Tanrının gözünde temiz ve kusursuz dindarlık, kişinin sıkıntı çeken öksüzler ve dullarla ilgilenmesi ve kendini dünyanın lekelemesinden korumasıdır.

Denenmek ve Ayartılmak – Yakup 1

Tanrının ve Rab İsa Mesihin kulu ben Yakup, dağılmış olan on iki oymağa selam ederim.

Kardeşlerim, çeşitli denemelerle yüz yüze geldiğinizde bunu büyük sevinçle karşılayın. Çünkü bilirsiniz ki, imanınızın sınanması dayanma gücünü yaratır. Dayanma gücü de, hiçbir eksiği olmayan, olgun, yetkin kişiler olmanız için tam bir etkinliğe erişsin.
İçinizden birinin bilgelikte eksiği varsa, herkese cömertçe, azarlamadan veren Tanrıdan istesin; kendisine verilecektir. Yalnız hiç kuşku duymadan, imanla istesin. Çünkü kuşku duyan kişi rüzgarın sürükleyip savurduğu deniz dalgasına benzer. Her bakımdan değişken, kararsız olan kişi Rabden bir şey alacağını ummasın.
Düşkün olan kardeş kendi yüksekliğiyle, zengin olansa kendi düşkünlüğüyle övünsün. Çünkü zengin kişi kır çiçeği gibi solup gidecek. Güneş yakıcı sıcağıyla doğar ve otu kurutur. Otun çiçeği düşer, görünüşünün güzelliği yok olur. Zengin de bunun gibi kendi uğraşları içinde kaybolup gidecektir.
Ne mutlu denemeye dayanan kişiye! Denemeden başarıyla çıktığı zaman Rabbin kendisini sevenlere vaat ettiği yaşam tacını alacaktır. Ayartılan kişi, “Tanrı beni ayartıyor” demesin. Çünkü Tanrı kötülükle ayartılamadığı gibi kendisi de kimseyi ayartmaz. Herkes kendi arzularıyla sürüklenip aldanarak ayartılır. Sonra arzu gebe kalır ve günah doğurur. Günah olgunlaşınca da ölüm getirir.
Sevgili kardeşlerim, aldanmayın! Her nimet, her mükemmel armağan yukarıdan, kendisinde değişkenlik ya da döneklik gölgesi olmayan Işıklar Babasından gelir. O, yarattıklarının bir anlamda ilk meyveleri olmamız için bizleri kendi isteği uyarınca, gerçeğin bildirisiyle yaşama kavuşturdu.

Son Öğütler – İbraniler 13

Kardeş sevgisi sürekli olsun. Konuksever olmaktan geri kalmayın. Çünkü bu sayede bazıları bilmeden melekleri konuk ettiler. Hapiste olanları, onlarla birlikte hapsedilmiş gibi anımsayın. Sizin de bir bedeniniz olduğunu düşünerek baskı görenleri hatırlayın. Herkes evliliğe saygı göstersin. Evlilik yatağı günahla lekelenmesin. Çünkü Tanrı fuhuş yapanları, zina edenleri yargılayacak. Yaşayışınız para sevgisinden uzak olsun. Sahip olduklarınızla yetinin. Çünkü Tanrı şöyle dedi:
“Seni asla terk etmeyeceğim,
Seni asla yüzüstü bırakmayacağım.” Böylece cesaretle diyoruz ki,
“Rab benim yardımcımdır, korkmam;
İnsan bana ne yapabilir?”
Tanrının sözünü size iletmiş olan önderlerinizi anımsayın. Yaşayışlarının sonucuna bakarak onların imanını örnek alın. İsa Mesih dün, bugün ve sonsuza dek aynıdır. Çeşitli garip öğretilerin etkisine kapılıp sürüklenmeyin. Yüreğin yiyeceklerle değil, Tanrı lütfuyla güçlenmesi iyidir. Yiyeceklere güvenenler hiçbir yarar görmediler. Bir sunağımız var ki, tapınma çadırında hizmet edenlerin ondan yemeye hakları yoktur. Başkahin günah sunusu olarak hayvanların kanını kutsal yere taşır, ama bu hayvanların cesetleri ordugahın dışında yakılır. Bunun gibi, İsa da kendi kanıyla halkı kutsal kılmak için kent kapısının dışında acı çekti. Öyleyse biz de Onun uğradığı aşağılanmaya katlanarak ordugahtan dışarıya çıkıp yanına gidelim. Çünkü burada kalıcı bir kentimiz yoktur, biz gelecekteki kenti özlüyoruz.
Bu nedenle, İsa aracılığıyla Tanrıya sürekli övgü kurbanları, yani Onun adını açıkça anan dudakların meyvesini sunalım. İyilik yapmayı, sizde olanı başkalarıyla paylaşmayı unutmayın. Çünkü Tanrı bu tür kurbanlardan hoşnut olur. Önderlerinizin sözünü dinleyin, onlara bağlı kalın. Çünkü onlar canlarınız için hesap verecek kişiler olarak sizi kollarlar. Onların sözünü dinleyin ki, görevlerini inleyerek değil –bunun size yararı olmaz– sevinçle yapsınlar.
Bizim için dua edin. Vicdanımızı temiz tuttuğumuza, her bakımdan olumlu bir yaşam sürmek istediğimize eminiz. Yanınıza tez zamanda dönebilmem için dua etmenizi özellikle rica ediyorum.
Esenlik veren Tanrı, koyunların büyük Çobanını, Rabbimiz İsayı sonsuza dek sürecek antlaşmanın kanıyla ölümden diriltti. Tanrı, isteğini yerine getirebilmeniz için sizi her iyilikle donatsın; kendisini hoşnut eden şeyi İsa Mesih aracılığıyla bizlerde gerçekleştirsin. Mesihe sonsuzlara dek yücelik olsun! Amin.
Kardeşler, size rica ediyorum, öğütlerimi hoş görün. Zaten size kısaca yazdım. Kardeşimiz Timoteosun salıverildiğini bilmenizi istiyorum. Yakında yanıma gelirse, onunla birlikte sizi görmeye geleceğim. Önderlerinizin hepsine ve bütün kutsallara selam söyleyin. İtalyadan olanlar size selam ederler. Tanrının lütfu hepinizle birlikte olsun! Amin.

Tanrıyı Reddetmeyin – İbraniler 12

Herkesle barış içinde yaşamaya, kutsal olmaya gayret edin. Kutsallığa sahip olmadan kimse Rabbi göremeyecek. Dikkat edin, kimse Tanrının lütfundan yoksun kalmasın. İçinizde sizi rahatsız edecek ve birçoklarını zehirleyecek acı bir kök filizlenmesin. Kimse fuhuş yapmasın ya da ilk oğulluk hakkını bir yemeğe karşılık satan Esav gibi kutsal değerlere saygısızlık etmesin. Biliyorsunuz, Esav daha sonra kutsanma hakkını miras almak istediyse de geri çevrildi. Kutsanmak için gözyaşı döküp yalvarmasına karşın, vermiş olduğu kararın sonucunu değiştiremedi.
Sizler dokunulabilen, alev alev yanan dağa, karanlığa, koyu karanlık ve kasırgaya, gürleyen çağrı borusuna, tanrısal sözleri ileten sese yaklaşmış değilsiniz. O sesi işitenler, kendilerine bir sözcük daha söylenmesin diye yalvardılar. “Dağa bir hayvan bile dokunsa taşlanacak” buyruğuna dayanamadılar. Görünüm öyle korkunçtu ki, Musa, “Çok korkuyorum, titriyorum” dedi. Oysa sizler Siyon Dağına, yaşayan Tanrının kenti olan göksel Yeruşalime, bir bayram şenliği içindeki on binlerce meleğe, adları göklerde yazılmış ilk doğanların topluluğuna yaklaştınız. Herkesin yargıcı olan Tanrıya, yetkinliğe erdirilmiş doğru kişilerin ruhlarına, yeni antlaşmanın aracısı olan İsaya ve Habilin kanından daha üstün bir anlam taşıyan serpmelik kana yaklaştınız.
Bunları söyleyeni reddetmemeye dikkat edin. Çünkü yeryüzünde kendilerini uyaranı reddedenler kurtulamadılarsa, göklerden bizi uyarandan yüz çevirirsek, bizim de kurtulamayacağımız çok daha kesindir. O zaman Onun sesi yeri sarsmıştı. Ama şimdi, “Bir kez daha yalnız yeri değil, göğü de sarsacağım” diye söz vermiştir. “Bir kez daha” sözü, sarsılanların, yani yaratılmış olan şeylerin ortadan kaldırılacağını, böylelikle sarsılmayanların kalacağını anlatıyor. Böylece sarsılmaz bir egemenliğe kavuştuğumuz için minnettar olalım. Öyle ki, Tanrıyı hoşnut edecek biçimde saygı ve korkuyla tapınalım. Çünkü Tanrımız yakıp yok eden bir ateştir.

Rab Sevdiklerini Terbiye Eder – İbraniler 12

İşte çevremizi bu denli büyük bir tanıklar bulutu sardığına göre, biz de her yükü ve bizi kolayca kuşatan günahı üzerimizden sıyırıp atalım ve önümüze konan yarışı sabırla koşalım. Gözümüzü imanımızın öncüsü ve tamamlayıcısı İsaya dikelim. O kendisini bekleyen sevinç uğruna utancı hiçe sayıp çarmıhta ölüme katlandı ve şimdi Tanrının tahtının sağında oturuyor. Yorulup cesaretinizi yitirmemek için, günahkarların bunca karşı koymasına katlanmış Olanı düşünün. Günaha karşı verdiğiniz mücadelede henüz kanınızı akıtacak kadar direnmiş değilsiniz. Size oğullar diye seslenen şu öğüdü de unuttunuz:
“Oğlum, Rabbin terbiye edişini hafife alma,
Rab seni azarlayınca cesaretini yitirme.
Çünkü Rab sevdiğini terbiye eder,
Oğulluğa kabul ettiği herkesi cezalandırır.”
Terbiye edilmek uğruna acılara katlanmalısınız. Tanrı size oğullarına davranır gibi davranıyor. Hangi oğul babası tarafından terbiye edilmez? Herkesin gördüğü terbiyeden yoksunsanız, oğullar değil, yasadışı evlatlarsınız. Kaldı ki, bizi terbiye eden dünyasal babalarımız vardı ve onlara saygı duyardık. Öyleyse Ruhlar Babasına bağımlı olup yaşamamız çok daha önemli değil mi? Babalarımız bizi kısa bir süre için, uygun gördükleri gibi terbiye ettiler. Ama Tanrı, kutsallığına ortak olalım diye bizi kendi yararımıza terbiye ediyor. Terbiye edilmek başlangıçta hiç tatlı gelmez, acı gelir. Ne var ki, böyle eğitilenler için bu sonradan esenlik veren doğruluğu üretir. Bunun için sarkık ellerinizi kaldırın, bükük dizlerinizi doğrultun, ayaklarınız için düz yollar yapın. Öyle ki, kötürüm olan parça eklemden çıkmasın, tersine şifa bulsun.

İman – İbraniler 11

İman, umut edilenlere güvenmek, görünmeyen şeylerin varlığından emin olmaktır. Atalarımız bununla Tanrının beğenisini kazandılar. Evrenin Tanrının buyruğuyla yaratıldığını, böylece görülenlerin görünmeyenlerden oluştuğunu iman sayesinde anlıyoruz. Habilin Tanrıya Kayinden daha iyi bir kurban sunması iman sayesinde oldu. İmanı sayesinde doğru biri olarak Tanrının beğenisini kazandı. Çünkü Tanrı onun sunduğu adakları kabul etti. Nitekim Habil ölmüş olduğu halde, iman sayesinde hala konuşmaktadır.
İman sayesinde Hanok ölümü tatmamak üzere yukarı alındı. Kimse onu bulamadı, çünkü Tanrı onu yukarı almıştı. Yukarı alınmadan önce Tanrıyı hoşnut eden biri olduğuna tanıklık edildi. İman olmadan Tanrıyı hoşnut etmek olanaksızdır. Tanrıya yaklaşan, Onun var olduğuna ve kendisini arayanları ödüllendireceğine iman etmelidir.
İman sayesinde Nuh, henüz olmamış olaylarla ilgili olarak Tanrı tarafından uyarılınca, Tanrı korkusuyla ev halkının kurtuluşu için bir gemi yaptı. Bununla dünyayı yargıladı ve imana dayanan doğruluğun mirasçısı oldu.
İman sayesinde İbrahim miras alacağı yere gitmesi için çağrılınca, Tanrının sözünü dinledi ve nereye gideceğini bilmeden yola çıktı. İman sayesinde bir yabancı olarak vaat edilen ülkeye yerleşti. Aynı vaadin ortak mirasçıları olan İshak ve Yakupla birlikte çadırlarda yaşadı. Çünkü mimarı ve kurucusu Tanrı olan temelli kenti bekliyordu.
İbrahim, yaşı geçmiş ve karısı Sara kısır olduğu halde, imanı sayesinde vaat edeni güvenilir saydığından çocuk sahibi olmak için güç buldu. Böylece tek bir adamdan, üstelik ölüden farksız birinden gökteki yıldızlar, deniz kıyısındaki kum kadar sayısız torun meydana geldi.
Bu kişilerin hepsi imanlı olarak öldüler. Vaat edilenlere kavuşamadılarsa da bunları uzaktan görüp selamladılar, yeryüzünde yabancı ve konuk olduklarını açıkça kabul ettiler. Böyle konuşanlar bir vatan aradıklarını gösteriyorlar. Ayrıldıkları ülkeyi düşünselerdi, geri dönmeye fırsatları olurdu. Ama onlar daha iyisini, yani göksel olanı arzu ediyorlardı. Bunun içindir ki, Tanrı onların Tanrısı olarak anılmaktan utanmıyor. Çünkü onlara bir kent hazırladı.
İbrahim sınandığı zaman imanla İshakı kurban olarak sundu. Vaatleri almış olan İbrahim biricik oğlunu kurban etmek üzereydi. Oysa Tanrı ona, “Senin soyun İshakla sürecek” demişti. İbrahim Tanrının ölüleri bile diriltebileceğini düşündü; nitekim İshakı simgesel şekilde ölümden geri aldı.
İman sayesinde İshak gelecek olaylarla ilgili olarak Yakupla Esavı kutsadı. Yakup ölürken iman sayesinde Yusufun iki oğlunu da kutsadı, değneğinin ucuna yaslanarak Tanrıya tapındı. Yusuf ölürken iman sayesinde İsrailoğullarının Mısırdan çıkacağını anımsattı ve kemiklerine ilişkin buyruk verdi.
Musa doğduğunda annesiyle babası onu imanla üç ay gizlediler. Çünkü çocuğun güzel olduğunu gördüler ve kralın fermanından korkmadılar. Musa büyüyünce iman sayesinde firavunun kızının oğlu olarak tanınmayı reddetti. Bir süre için günahın sefasını sürmektense, Tanrının halkıyla birlikte baskı görmeyi yeğledi. Mesih uğruna aşağılanmayı Mısır hazinelerinden daha büyük zenginlik saydı. Çünkü alacağı ödülü düşünüyordu. Kralın öfkesinden korkmadan imanla Mısırdan ayrıldı. Görünmez Olanı görür gibi dayandı. İlk doğanları öldüren melek İsraillilere dokunmasın diye Musa imanla, Fısıh kurbanının kesilmesini ve kanının kapılara sürülmesini sağladı. İman sayesinde İsrailliler karadan geçer gibi Kamış Denizinden geçtiler. Mısırlılar bunu deneyince boğuldular.
İsrailliler yedi gün boyunca Eriha surları çevresinde dolandılar; sonunda imanları sayesinde surlar yıkıldı. Fahişe Rahav casusları dostça karşıladığı için imanı sayesinde söz dinlemeyenlerle birlikte öldürülmedi.
Daha ne diyeyim? Gidyon, Barak, Şimşon, Yiftah, Davut, Samuel ve peygamberlerle ilgili olanları anlatsam, zaman yetmeyecek. Bunlar iman sayesinde ülkeler ele geçirdiler, adaleti sağladılar, vaat edilenlere kavuştular, aslanların ağzını kapadılar. Kızgın ateşi söndürdüler, kılıcın ağzından kaçıp kurtuldular. Güçsüzlükte kuvvet buldular, savaşta güçlendiler, yabancı orduları bozguna uğrattılar. Kadınlar dirilen ölülerini geri aldılar. Başkalarıysa salıverilmeyi reddederek dirilip daha iyi bir yaşama kavuşma umuduyla işkencelere katlandılar. Daha başkaları alaya alınıp kamçılandı, hatta zincire vurulup hapsedildi. Taşlandılar, testereyle biçildiler, kılıçtan geçirilip öldürüldüler. Koyun postu, keçi derisi içinde dolaştılar, yoksulluk çektiler, sıkıntılara uğradılar, baskı gördüler. Dünya onlara layık değildi. Çöllerde, dağlarda, mağaralarda, yeraltı oyuklarında dolanıp durdular.
İmanları sayesinde bunların hepsi Tanrının beğenisini kazandıkları halde, hiçbiri vaat edilene kavuşmadı. Bizden ayrı olarak yetkinliğe ermesinler diye, Tanrı bizim için daha iyi bir şey hazırlamıştı.

Dayanın! – İbraniler 10

Bu nedenle, ey kardeşler, İsanın kanı sayesinde perdede, yani kendi bedeninde bize açtığı yeni ve diri yoldan kutsal yere girmeye cesaretimiz vardır. Tanrının evinden sorumlu büyük bir kahinimiz bulunmaktadır. Öyleyse yüreklerimiz serpmeyle kötü vicdandan arınmış, bedenlerimiz temiz suyla yıkanmış olarak, imanın verdiği tam güvenceyle, yürekten bir içtenlikle Tanrıya yaklaşalım. Açıkça benimsediğimiz umuda sımsıkı tutunalım. Çünkü vaat eden Tanrı güvenilirdir. Birbirimizi sevgi ve iyi işler için nasıl gayrete getirebileceğimizi düşünelim. Bazılarının alıştığı gibi, bir araya gelmekten vazgeçmeyelim; o günün yaklaştığını gördükçe birbirimizi daha da çok yüreklendirelim.
Gerçeği öğrenip benimsedikten sonra, bile bile günah işlemeye devam edersek, günahlar için artık kurban kalmaz; geriye sadece yargının dehşetli beklenişi ve düşmanları yiyip bitirecek kızgın ateş kalır. Musanın Yasasını hiçe sayan, iki ya da üç tanığın sözüyle acımasızca öldürülür. Eğer bir kimse Tanrı Oğlunu ayaklar altına alır, kendisini kutsal kılan antlaşma kanını bayağı sayar ve lütufkar Ruha hakaret ederse, bundan ne kadar daha ağır bir cezaya layık görülecek sanırsınız? Çünkü, “Öç benimdir, karşılığını ben vereceğim” ve yine, “Rab halkını yargılayacak” diyeni tanıyoruz. Diri Tanrının eline düşmek korkunç bir şeydir.
Sizlerse aydınlandıktan sonra acılarla dolu büyük bir mücadeleye dayandığınız o ilk günleri anımsayın. Bazen sitemlere, sıkıntılara uğrayıp seyirlik oldunuz, bazen de aynı durumda olanlarla dayanışma içine girdiniz. Hem hapistekilerin dertlerine ortak oldunuz, hem de daha iyi ve kalıcı bir malınız olduğunu bilerek mallarınızın yağma edilmesini sevinçle karşıladınız. Onun için cesaretinizi yitirmeyin; bu cesaretin ödülü büyüktür. Çünkü Tanrının isteğini yerine getirmek ve vaat edilene kavuşmak için dayanma gücüne ihtiyacınız vardır. Artık,
“Gelecek olan pek yakında gelecek
Ve gecikmeyecek.
Doğru adamım, imanla yaşayacaktır.
Ama geri çekilirse, ondan hoşnut olmayacağım.” Bizler geri çekilip mahvolanlardan değiliz; iman edip canlarının kurtuluşuna kavuşanlardanız.

Son Kurban – İbraniler 10

Kutsal Yasada gelecek iyi şeylerin aslı yoktur, sadece gölgesi vardır. Bu nedenle Yasa, her yıl sürekli aynı kurbanları sunarak Tanrıya yaklaşanları asla yetkinliğe erdiremez. Erdirebilseydi, kurban sunmaya son verilmez miydi? Çünkü tapınanlar bir kez günahlarından arındıktan sonra artık günahlılık duygusu kalmazdı. Ancak o kurbanlar insanlara yıldan yıla günahlarını anımsatıyor. Çünkü boğalarla tekelerin kanı günahları ortadan kaldıramaz. Bunun için Mesih dünyaya gelirken şöyle diyor:
“Kurban ve sunu istemedin,
Ama bana bir beden hazırladın.
Yakmalık sunudan ve günah sunusundan
Hoşnut olmadın.
O zaman şöyle dedim:
Kutsal Yazı tomarında
Benim için yazıldığı gibi,
Senin isteğini yapmak üzere,
Ey Tanrı, işte geldim. ” Mesih ilkin, “Kurban, sunu, yakmalık sunu, günah sunusu istemedin ve bunlardan hoşnut olmadın” dedi. Oysa bunlar Yasanın bir gereği olarak sunulur. Sonra, “Senin isteğini yapmak üzere işte geldim” dedi. Yani ikinciyi geçerli kılmak için birinciyi ortadan kaldırıyor. Tanrının bu isteği uyarınca, İsa Mesihin bedeninin ilk ve son kez sunulmasıyla kutsal kılındık.
Her kahin her gün ayakta durup görevini yapar ve günahları asla ortadan kaldıramayan aynı kurbanları tekrar tekrar sunar. Oysa Mesih günahlar için sonsuza dek geçerli tek bir kurban sunduktan sonra Tanrının sağında oturdu. O zamandan beri düşmanlarının, kendi ayaklarının altına serilmesini bekliyor. Çünkü kutsal kılınanları tek bir sunuyla sonsuza dek yetkinliğe erdirmiştir. Kutsal Ruh da bu konuda bize tanıklık ediyor. Önce diyor ki,
“Rab, O günlerden sonra
Onlarla yapacağım antlaşma şudur:
Yasalarımı yüreklerine koyacağım,
Zihinlerine yazacağım diyor.” Sonra şunu ekliyor:
“Onların günahlarını ve suçlarını artık anmayacağım.” Bunların bağışlanması durumunda artık günah için sunuya gerek yoktur.

Son Kurban – İbraniler 9

Böylelikle aslı göklerde olan örneklerin bu kurbanlarla, ama gökteki asıllarının bunlardan daha iyi kurbanlarla temiz kılınması gerekti. Çünkü Mesih, asıl kutsal yerin örneği olup insan eliyle yapılan kutsal yere değil, ama şimdi bizim için Tanrının önünde görünmek üzere asıl göğe girdi. Başkahin her yıl kendisinin olmayan kanla En Kutsal Yere girer; oysa Mesih kendisini tekrar tekrar sunmak için göğe girmedi. Öyle olsaydı, dünyanın kuruluşundan beri Mesihin tekrar tekrar acı çekmesi gerekirdi. Oysa Mesih, kendisini bir kez kurban ederek günahı ortadan kaldırmak için çağların sonunda ortaya çıkmıştır. İnsanın bir kez ölmesi, sonra da yargılanması kaçınılmaz olduğu gibi, Mesih de birçoklarının günahlarını yüklenmek için bir kez kurban edildi. İkinci kez, günah yüklenmek için değil, kurtuluş getirmek için kendisini bekleyenlere görünecektir.

Mesihin Kanı – İbraniler 9

Ama Mesih, gelecek iyi şeylerin başkahini olarak ortaya çıktı. İnsan eliyle yapılmamış, yani bu yaratılıştan olmayan daha büyük, daha yetkin çadırdan geçti. Tekelerle danaların kanıyla değil, sonsuz kurtuluşu sağlayarak kendi kanıyla kutsal yere ilk ve son kez girdi. Tekelerle boğaların kanı ve serpilen düve külü murdar olanları kutsal kılıyor, bedensel açıdan temizliyor. Öyleyse sonsuz Ruh aracılığıyla kendini lekesiz olarak Tanrıya sunmuş olan Mesihin kanının, diri Tanrıya kulluk edebilmemiz için vicdanımızı ölü işlerden temizleyeceği ne kadar daha kesindir!
Bu nedenle, çağrılmış olanların vaat edilen sonsuz mirası almaları için Mesih yeni antlaşmanın aracısı oldu. Kendisi onları ilk antlaşma zamanında işledikleri suçlardan kurtarmak için fidye olarak öldü. Ortada bir vasiyet varsa, vasiyet edenin ölümünün kanıtlanması gerekir. Çünkü vasiyet ancak ölümden sonra geçerli olur. Vasiyet eden yaşadıkça, vasiyetin hiçbir etkinliği yoktur. Bu nedenle ilk antlaşma bile kan akıtılmadan yürürlüğe girmedi. Musa, Kutsal Yasanın her buyruğunu bütün halka bildirdikten sonra su, al yapağı, mercanköşkotu ile danaların ve tekelerin kanını alıp hem kitabın hem de bütün halkın üzerine serpti. “Tanrının uymanızı buyurduğu antlaşmanın kanı budur” dedi. Aynı biçimde çadırın ve tapınmada kullanılan bütün eşyaların üzerine kan serpti. Nitekim Kutsal Yasa uyarınca hemen her şey kanla temiz kılınır, kan dökülmeden bağışlama olmaz.

Eski Tapınma Düzeni – İbraniler 9

İlk antlaşmanın tapınma kuralları ve dünyasal tapınağı vardı. Bir çadır kurulmuştu. Kutsal Yer denen birinci bölmede kandillik, masa ve adak ekmekleri bulunurdu. İkinci perdenin arkasında En Kutsal Yer denen bir bölme vardı. Altın buhur sunağıyla her yanı altınla kaplanmış Antlaşma Sandığı buradaydı. Sandığın içinde altından yapılmış man testisi, Harunun filizlenmiş değneği ve antlaşma levhaları vardı. Sandığın üstünde Bağışlanma Kapağını gölgeleyen yüce Keruvlar dururdu. Ama şimdi bunların ayrıntılarına giremeyiz.
Her şey böyle düzenlendikten sonra kahinler her zaman çadırın ilk bölmesine girer, tapınma görevlerini yerine getirirler. Ama iç bölmeye yılda bir kez yalnız başkahin girebilir. Üstelik kendisi için ve halkın bilmeden işlediği suçlar için sunacağı kurban kanı olmaksızın giremez. Kutsal Ruh bununla çadırın ilk bölmesi durdukça, kutsal yere giden yolun henüz açıkça gösterilmediğini belirtiyor. Bu, şimdiki çağ için bir örnektir; sunulan kurbanlarla sunuların tapınan kişinin vicdanını yetkinleştiremediğini gösteriyor. Bunlar yalnız yiyecek, içecek, çeşitli dinsel yıkanmalarla ilgilidir; yeni düzenin başlangıcına kadar geçerli olan bedensel kurallardır.

Yeni Bir Antlaşmanın Başkahini – İbraniler 8

Söylediklerimizin özü şudur: Göklerde, Yüce Olanın tahtının sağında oturan, kutsal yerde, insanın değil, Rabbin kurduğu asıl tapınma çadırında görev yapan böyle bir başkahinimiz vardır. Her başkahin sunular, kurbanlar sunmak için atanır. Bu nedenle bizim başkahinimizin de sunacak bir şeyi olması gerekir. Eğer kendisi yeryüzünde olsaydı, kahin olamazdı. Çünkü Kutsal Yasa uyarınca sunuları sunanlar var. Bunlar göktekinin örneği ve gölgesi olan tapınakta hizmet ediyorlar. Nitekim Musa tapınma çadırını kurmak üzereyken Tanrı tarafından şöyle uyarıldı: “Her şeyi sana dağda gösterilen örneğe göre yapmaya dikkat et.” Şimdiyse, İsa daha iyi vaatler üzerine kurulmuş daha iyi bir antlaşmanın aracısı olduğu kadar, daha üstün bir göreve de sahip olmuştur.
Eğer o ilk antlaşma kusursuz olsaydı, ikincisine gerek duyulmazdı. Oysa halkını kusurlu bulan Tanrı şöyle diyor:
“ İsrail halkıyla ve Yahuda halkıyla
Yeni bir antlaşma yapacağım günler geliyor
Diyor Rab.
Atalarını Mısırdan çıkarmak için
Ellerinden tuttuğum gün
Onlarla yaptığım antlaşmaya benzemeyecek.
Çünkü onlar antlaşmama bağlı kalmadılar,
Ben de onlardan yüz çevirdim
Diyor Rab.
O günlerden sonra İsrail halkıyla
Yapacağım antlaşma şudur diyor Rab,
Yasalarımı zihinlerine işleyeceğim,
Yüreklerine yazacağım.
Ben onların Tanrısı olacağım,
Onlar da benim halkım olacak.
Hiç kimse yurttaşını, kardeşini,
Rabbi tanı diye eğitmeyecek.
Çünkü küçük büyük hepsi tanıyacak beni.
Çünkü suçlarını bağışlayacağım,
Günahlarını artık anmayacağım. ”
Tanrı, “Yeni bir antlaşma” demekle ilkini eskimiş saymıştır. Eskiyip köhneleşense çok geçmeden yok olur.

Yeni Bir Antlaşmanın Başkahini – İbraniler 7

Böyle bir başkahinimiz –kutsal, suçsuz, lekesiz, günahkarlardan ayrılmış, göklerden daha yücelere çıkarılmış bir başkahinimiz– olması uygundur. O, öbür başkahinler gibi her gün önce kendi günahları, sonra da halkın günahları için kurbanlar sunmak zorunda değildir. Çünkü kendini sunmakla bunu ilk ve son kez yaptı. Kutsal Yasa, zayıflıkları olan insanları başkahin atamaktadır. Ama Yasadan sonra gelen ant sözü, sonsuza dek yetkin kılınmış olan Oğulu başkahin atamıştır.

Yeni Kahinlik Düzeni – İbraniler 7

Eğer Levililerin kahinliği aracılığıyla yetkinliğe erişilebilseydi –nitekim Kutsal Yasa bu kahinliği öngörerek halka verildi– Harun düzenine göre değil de, Melkisedek düzenine göre başka bir kahinin gelmesinden söz etmeye ne gerek kalırdı? Çünkü kahinlik değişince, Yasa da zorunlu olarak değişir. Kendisinden böyle söz edilen kişi başka bir oymaktandır. Bu oymaktan hiç kimse sunakta hizmet etmemiştir. Rabbimizin Yahuda oymağından geldiği açıktır. Musa bu oymaktan söz ederken kahinlere ilişkin bir şey söylemedi. Melkisedek benzeri başka bir kahin ortaya çıktığından, bu söylediğimiz artık daha da açıktır. O, Yasanın soyla ilgili önkoşuluna göre değil, yok edilemez bir yaşamın gücüne göre kahin olmuştur. Çünkü,
“Melkisedek düzeni uyarınca
Sen sonsuza dek kahinsin” diye tanıklık ediliyor. Önceki buyruk, zayıflığı ve yararsızlığı nedeniyle geçersiz kılındı. Çünkü Yasa hiçbir şeyi yetkinleştiremedi. Bunun yerine, aracılığıyla Tanrıya yaklaştığımız daha sağlam bir umut verildi. Bu da antsız olmadı. Öbürleri ant içilmeden kahin olmuşlardı. Ama O kendisine,
“Rab ant içti, kararından dönmez,
Sen sonsuza dek kahinsin” diyen Tanrının andıyla kahin oldu. Böylece İsa daha iyi bir antlaşmanın kefili olmuştur. Önceki düzende çok sayıda kahin görev aldı. Çünkü ölüm, görevlerini sürdürmelerini engelliyordu. Ama İsa sonsuza dek yaşadığı için kahinliği süreklidir. Bu nedenle Onun aracılığıyla Tanrıya yaklaşanları tümüyle kurtaracak güçtedir. Çünkü onlara aracılık etmek için hep yaşamaktadır.

Kahin Melkisedek – İbraniler 7

Bu Melkisedek, Şalem Kralı ve yüce Tanrının kahiniydi. Kralları bozguna uğratmaktan dönen İbrahimi karşılamış ve onu kutsamıştı. İbrahim de ona her şeyin ondalığını verdi. Melkisedek, adının anlamına göre, önce “Doğruluk Kralı” dır; sonra da “Şalem Kralı”, yani “Esenlik Kralı” dır. Babasız, annesizdir; soyağacı yoktur. Ne günlerinin başlangıcı, ne yaşamının sonu vardır. Tanrının Oğlu gibi sonsuza dek kahin kalacaktır.
Bakın, büyük ata İbrahimin ganimetten ondalık verdiği bu adam ne kadar büyüktür! Levioğullarından olup kahinlik görevini üstlenenlere Kutsal Yasa uyarınca halktan, yani İbrahimin soyundan oldukları halde, kardeşlerinden ondalık almaları buyrulmuştur. Melkisedek ise Levili kahinlerin soyundan olmadığı halde, vaatleri alan İbrahimden ondalık kabul etmiş ve onu kutsamıştır. Hiç kuşkusuz, kutsayan kutsanandan üstündür. Birinde ölümlü insanlar ondalık alıyor, ötekinde yaşadığına tanıklık edilen biri alıyor. Ondalık alan Levi bile İbrahim aracılığıyla ondalık vermiştir denebilir. Çünkü Melkisedek İbrahimi karşıladığı zaman, Levi hala atasının bedenindeydi.

Tanrının Vaadi – İbraniler 6

Tanrı İbrahime vaatte bulunduğu zaman, üzerine ant içecek daha üstün biri olmadığı için kendi üzerine ant içerek şöyle dedi:
“Seni kutsadıkça kutsayacağım,
Soyunu çoğalttıkça çoğaltacağım.” Böylece İbrahim sabırla dayanarak vaade erişti.
İnsanlar kendilerinden üstün biri üzerine ant içerler. Onlar için ant, söyleneni doğrular ve her tartışmayı sona erdirir. Tanrı da amacının değişmezliğini vaadin mirasçılarına daha açıkça belirtmek istediği için vaadini antla pekiştirdi. Öyle ki, önümüze konan umuda tutunmak için Tanrıya sığınan bizler, Tanrının yalan söylemesi olanaksız olan bu iki değişmez şey aracılığıyla büyük cesaret bulalım. Canlarımız için gemi demiri gibi sağlam ve güvenilir olan bu umut, perdenin arkasındaki iç bölmeye geçer. Melkisedek düzeni uyarınca sonsuza dek başkahin olan İsa oraya uğrumuza öncü olarak girdi.

Temel İlkeleri Aşıp İlerleyin – İbraniler 6

Bunun için, ölü işlerden tövbe etmenin ve Tanrıya inanmanın temelini, vaftizler, elle kutsama, ölülerin dirilişi ve sonsuz yargıyla ilgili öğretinin temelini yeni baştan atmadan Mesihle ilgili ilk öğretileri aşarak yetkinliğe doğru ilerleyelim. Tanrı izin verirse, bunu yapacağız.
Bir kez aydınlatılmış, göksel armağanı tatmış ve Kutsal Ruha ortak edilmiş, Tanrı sözünün iyiliğini ve gelecek çağın güçlerini tatmış oldukları halde yoldan sapanları yeniden tövbe edecek duruma getirmeye olanak yoktur. Çünkü onlar Tanrının Oğlunu adeta yeniden çarmıha geriyor, herkesin önünde aşağılıyorlar. Üzerine sık sık yağan yağmuru emen ve kimler için işleniyorsa onlara yararlı bitkiler üreten toprağı Tanrı bereketli kılar. Ama dikenli bitki, devedikeni üreten toprak yararsızdır; lanetlenmeye yakındır, sonu yanmaktır.
Size gelince, sevgili kardeşler, böyle konuştuğumuz halde, durumunuzun daha iyi olduğuna, kurtuluşa uygun düştüğüne eminiz. Tanrı adaletsiz değildir; emeğinizi ve kutsallara hizmet etmiş olarak ve etmeye devam ederek Onun adına gösterdiğiniz sevgiyi unutmaz. Umudunuzdan doğan tam güvenceye kavuşmanız için her birinizin sona dek aynı gayreti göstermesini diliyoruz. Tembel olmamanızı, vaat edilenleri iman ve sabır aracılığıyla miras alanların örneğine uymanızı istiyoruz.

Temel İlkeleri Aşıp İlerleyin – İbraniler 5

Bu konuda söyleyecek çok sözümüz var, ama kulaklarınız uyuştuğu için anlatmak zor. Şimdiye dek öğretmen olmanız gerekirken, Tanrı sözlerinin temel ilkelerini size yeni baştan öğretecek birine ihtiyacınız var. Size yine süt gerekli, katı yiyecek değil! Sütle beslenen herkes bebektir ve doğruluk sözünde deneyimsizdir. Katı yiyecek, yetişkinler içindir; onlar duyularını iyi ile kötüyü ayırt etmek üzere alıştırmayla eğitmiş kişilerdir.

Başkahinimiz İsa – İbraniler 5

İnsanlar arasından seçilen her başkahin, günahlara karşılık sunular ve kurbanlar sunmak üzere Tanrıyla ilgili konularda insanları temsil etmek için atanır. Bilgisizlere, yoldan sapanlara yumuşak davranabilir. Çünkü kendisi de zayıflıklarla kuşatılmıştır. Bundan ötürü, halk için olduğu gibi, kendisi için de günah sunusu sunmak zorundadır. Kimse başkahin olma onurunu kendi kendine alamaz; ancak Harun gibi, Tanrı tarafından çağrılırsa alır. Nitekim Mesih de başkahin olmak için kendi kendini yüceltmedi. Ona,
“Sen benim Oğlumsun,
Bugün ben sana Baba oldum” diyen Tanrı Onu yüceltti. Başka bir yerde de diyor ki,
“Melkisedek düzeni uyarınca
Sen sonsuza dek kahinsin.”
Mesih, yeryüzünde olduğu günlerde kendisini ölümden kurtaracak güçte olan Tanrıya büyük feryat ve gözyaşlarıyla dua etti, yakardı ve Tanrı korkusu nedeniyle işitildi. Oğul olduğu halde, çektiği acılarla söz dinlemeyi öğrendi. Yetkin kılınınca, sözünü dinleyen herkes için sonsuz kurtuluş kaynağı oldu. Çünkü Tanrı tarafından Melkisedek düzeni uyarınca başkahin atanmıştı.

Başkahinimiz İsa – İbraniler 4

Tanrı Oğlu İsa gökleri aşan büyük başkahinimiz olduğu için açıkça benimsediğimiz inanca sımsıkı sarılalım. Çünkü başkahinimiz zayıflıklarımızda bize yakınlık duyamayan biri değildir; tersine, her alanda bizim gibi denenmiş, ama günah işlememiştir. Onun için Tanrının lütuf tahtına cesaretle yaklaşalım; öyle ki, yardım gereksindiğimizde merhamet görelim ve lütuf bulalım.

Tanrının Huzur Diyarı – İbraniler 4

Bu nedenle Tanrının huzur diyarına girme vaadi hala geçerliyken, herhangi birinizin buna erişmemiş sayılmasından korkalım. Çünkü onlar gibi biz de iyi haberi aldık. Ama onlar duydukları sözü imanla birleştirmedikleri için bunun kendilerine bir yararı olmadı. Biz inanmış olanlar huzur diyarına gireriz. Nitekim Tanrı şöyle demiştir:
“Öfkelendiğimde ant içtiğim gibi,
Onlar huzur diyarıma asla girmeyecekler.” Oysa Tanrı dünyanın kuruluşundan beri işlerini tamamlamıştır. Çünkü bir yerde yedinci günle ilgili şunu demiştir:
“Tanrı bütün işlerinden yedinci gün dinlendi.” Bu konuda yine diyor ki,
“Onlar huzur diyarıma asla girmeyecekler.”
Demek ki, bazılarının huzur diyarına gireceği kesindir. Daha önce iyi haberi almış olanlar söz dinlemedikleri için o diyara giremediler. Bu yüzden Tanrı, uzun zaman sonra Davutun aracılığıyla, “bugün” diyerek yine bir gün belirliyor. Daha önce denildiği gibi,
“Bugün Onun sesini duyarsanız,
Yüreklerinizi nasırlaştırmayın.” Eğer Yeşu onları huzura kavuştursaydı, Tanrı daha sonra bir başka günden söz etmezdi. Böylece Tanrı halkı için bir Şabat Günü rahatı kalıyor. Tanrı işlerinden nasıl dinlendiyse, Onun huzur diyarına giren de kendi işlerinden öylece dinlenir. Bu nedenle o huzur diyarına girmeye gayret edelim; öyle ki, hiçbirimiz aynı tür sözdinlemezlikten ötürü düşmesin.
Tanrının sözü diri ve etkilidir, iki ağızlı kılıçtan daha keskindir. Canla ruhu, ilikle eklemleri birbirinden ayıracak kadar derinlere işler; yüreğin düşüncelerini, amaçlarını yargılar. Tanrının görmediği hiçbir yaratık yoktur. Kendisine hesap vereceğimiz Tanrının gözü önünde her şey çıplak ve açıktır.

İmansızlığa Karşı Uyarı – İbraniler 3

Bu nedenle, Kutsal Ruhun dediği gibi,
“Bugün Onun sesini duyarsanız,
Atalarınızın başkaldırdığı,
Çölde Onu sınadığı günkü gibi
Yüreklerinizi nasırlaştırmayın.
Atalarınız beni orada sınayıp denediler
Ve kırk yıl boyunca yaptıklarımı gördüler.
Bu nedenle o kuşağa darıldım
Ve dedim ki,
Yürekleri hep kötüye sapar,
Yollarımı öğrenmediler.
Öfkelendiğimde ant içtiğim gibi,
Onlar huzur diyarıma asla girmeyecekler. ”
Ey kardeşler, hiçbirinizde diri Tanrıyı terk eden kötü, imansız bir yüreğin bulunmamasına dikkat edin. “Gün bugündür” denildikçe birbirinizi her gün yüreklendirin. Öyle ki, hiçbirinizin yüreği günahın aldatıcılığıyla nasırlaşmasın. Çünkü Mesihe ortak olduk. Yalnız başlangıçtaki güvenimizi gevşemeden sonuna dek sürdürmeliyiz. Yukarıda belirtildiği gibi,
“Bugün Onun sesini duyarsanız,
Atalarınızın başkaldırdığı günkü gibi
Yüreklerinizi nasırlaştırmayın.”
Onun sesini işitip başkaldıran kimlerdi? Musa önderliğinde Mısırdan çıkanların hepsi değil mi? Tanrı kimlere kırk yıl dargın kaldı? Günah işleyip cesetleri çöle serilenlere değil mi? Sözünü dinlemeyenler dışında kendi huzur diyarına kimlerin girmeyeceğine ant içti? Görüyoruz ki, imansızlıklarından ötürü oraya giremediler.

İsa Musadan Yücedir – İbraniler 3

Bunun için, göksel çağrıya ortak olan kutsal kardeşlerim, dikkatinizi açıkça benimsediğimiz inancın elçisi ve başkahini İsaya çevirin. Musa Tanrının bütün evinde Tanrıya nasıl sadık kaldıysa, İsa da kendisini görevlendirene sadıktır. Evi yapan nasıl evden daha çok saygı görürse, İsa da Musadan daha büyük yüceliğe layık sayıldı. Her evin bir yapıcısı vardır, her şeyin yapıcısı ise Tanrıdır. Musa, gelecekte söylenecek sözlere tanıklık etmek için Tanrının bütün evinde bir hizmetkar olarak sadık kaldı. Oysa Mesih, Onun evi üzerinde yetkili oğul olarak sadıktır. Eğer cesaretimizi ve övündüğümüz umudu gevşemeden sonuna dek sürdürürsek, Onun evi biziz.

İzleyicileriyle Özdeşleşen İsa – İbraniler 2

Tanrı, sözünü ettiğimiz gelecek dünyayı meleklere bağlı kılmadı. Ama biri bir yerde şöyle tanıklık etmiştir:
“Ya Rab, insan ne ki, onu anasın,
Ya da insanoğlu ne ki, ona ilgi gösteresin?
Onu meleklerden biraz aşağı kıldın,
Başına yücelik ve onur tacını koydun,
Ellerinin yapıtları üzerine onu görevlendirdin.
Her şeyi ayakları altına sererek
Ona bağımlı kıldın.” Tanrı her şeyi insana bağımlı kılmakla insana bağımlı olmayan hiçbir şey bırakmadı. Ne var ki, her şeyin insana bağımlı kılındığını henüz görmüyoruz. Ama meleklerden biraz aşağı kılınmış olan İsayı, Tanrının lütfuyla herkes için ölümü tatsın diye çektiği ölüm acısı sonucunda yücelik ve onur tacı giydirilmiş olarak görüyoruz. Birçok oğulu yüceliğe eriştirirken onların kurtuluş öncüsünü acılarla yetkinliğe erdirmesi, her şeyi kendisi için ve kendi aracılığıyla var eden Tanrıya uygun düşüyordu. Çünkü hepsi –kutsal kılan da kutsal kılınanlar da– aynı Babadandır. Bunun içindir ki, İsa onlara “kardeşlerim” demekten utanmıyor.
“Adını kardeşlerime duyuracağım,
Topluluğun ortasında
Seni ilahilerle öveceğim” diyor. Yine,
“Ben Ona güveneceğim” ve yine,
“İşte ben ve Tanrının bana verdiği çocuklar” diyor. Bu çocuklar etten ve kandan oldukları için İsa, ölüm gücüne sahip olanı, yani İblisi, ölüm aracılığıyla etkisiz kılmak üzere onlarla aynı insan yapısını aldı. Bunu, ölüm korkusu yüzünden yaşamları boyunca köle olanların hepsini özgür kılmak için yaptı. Kuşkusuz O, meleklere değil, İbrahimin soyundan olanlara yardım ediyor. Bunun için her yönden kardeşlerine benzemesi gerekiyordu. Öyle ki, Tanrıya hizmetinde merhametli ve sadık bir başkahin olup halkın günahlarını bağışlatabilsin. Çünkü kendisi denenip acı çektiği için denenenlere yardım edebilir.

Dikkatli Olalım – İbraniler 2

Bu nedenle, akıntıya kapılıp sürüklenmemek için işittiklerimizi daha çok önemsemeliyiz. Çünkü melekler aracılığıyla bildirilen söz geçerli olduysa, her suç ve her sözdinlemezlik hak ettiği karşılığı aldıysa, bu denli büyük kurtuluşu görmezlikten gelirsek nasıl kurtulabiliriz? Başlangıçta Rab tarafından bildirilen bu kurtuluş, Rabbi dinlemiş olanlarca bize doğrulandı. Tanrı da belirtiler, harikalar, çeşitli mucizeler ve kendi isteği uyarınca dağıttığı Kutsal Ruh armağanlarıyla buna tanıklık etti.

Oğul Meleklerden Üstündür – İbraniler 1

Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez çeşitli yollardan atalarımıza seslendi. Bu son çağda da her şeye mirasçı kıldığı ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğluyla bize seslenmiştir. Oğul, Tanrı yüceliğinin parıltısı, Onun varlığının öz görünümüdür. Güçlü sözüyle her şeyi devam ettirir. Günahlardan arınmayı sağladıktan sonra, yücelerde ulu Tanrının sağında oturdu. Meleklerden ne denli üstün bir adı miras aldıysa, onlardan o denli üstün oldu. Çünkü Tanrı meleklerin herhangi birine,
“Sen benim Oğlumsun,
Bugün ben sana Baba oldum”
Ya da, “Ben Ona Baba olacağım,
O da bana Oğul olacak” demiş midir? Yine Tanrı ilk doğanı dünyaya gönderirken diyor ki, “Tanrının bütün melekleri Ona tapınsın.” Melekler için,
“Kendi meleklerini rüzgar,
Hizmetkarlarını ateş alevi yapar” diyor. Ama Oğul için şöyle diyor:
“Ey Tanrı, tahtın sonsuzluklar boyunca kalıcıdır,
Egemenliğinin asası adalet asasıdır.
Doğruluğu sevdin, kötülükten nefret ettin.
Bunun için Tanrı, senin Tanrın,
Seni sevinç yağıyla
Arkadaşlarından daha çok meshetti.” Yine diyor ki,
“Ya Rab, başlangıçta
Dünyanın temellerini sen attın.
Gökler de senin ellerinin yapıtıdır.
Onlar yok olacak, ama sen kalıcısın.
Hepsi bir giysi gibi eskiyecek.
Bir kaftan gibi düreceksin onları,
Bir giysi gibi değiştirilecekler.
Ama sen hep aynısın,
Yılların tükenmeyecek.” Tanrı meleklerin herhangi birine,
“Ben düşmanlarını
Ayaklarının altına serinceye dek,
Sağımda otur” demiş midir? Bütün melekler kurtuluşu miras alacaklara hizmet etmek için gönderilen görevli ruhlar değil midir?

Son Selamlar – Filimon 1

Mesih İsa uğruna kendisiyle birlikte tutuklu bulunduğum Epafras, emektaşlarım Markos, Aristarhus, Dimas ve Luka sana selam ederler.
Rab İsa Mesihin lütfu ruhunuzla birlikte olsun.

Pavlusun Onisimos için Ricası – Filimon 1

Bu nedenle, gerekeni sana buyurmaya Mesihte büyük cesaretim olduğu halde, şimdi Mesih İsa uğruna tutuklu bulunan ben yaşlı Pavlus sana sevgiyle rica etmeyi yeğliyorum. Tutukluluğum sırasında kendisine ruhsal baba olduğum oğlum Onisimosla ilgili bir ricam var. Bir zamanlar sana yararsızdı; ama şimdi hem sana hem de bana yararlıdır. Kendisini, yani can ciğerimi sana geri gönderiyorum. Müjdenin uğruna tutuklu kaldığım sürece senin yerine bana hizmet etmesi için onu yanımda alıkoymak isterdim; ama senin onayın olmadan bir şey yapmak istemedim. Öyle ki, yapacağın iyilik zorunluluktanmış gibi görünmesin, gönülden olsun. Onisimosun bir süre senden ayrılması belki de onu temelli geri alman içindi. Onu artık köle değil, köleden üstün, sevgili bir kardeş olarak geri alacaksın. O, özellikle benim için çok değerlidir. Ama hem bir insan, hem de Rabbe ait biri olarak senin için daha da çok sevilecek bir kardeştir.
Bu nedenle, eğer beni yoldaşın sayıyorsan, kendisini beni kabul eder gibi kabul et. Sana herhangi bir haksızlık etmişse ya da bir borcu varsa, bunu benim hesabıma say. Ben Pavlus bunu kendi elimle yazıyorum, bedelini ben öderim. Senin kendi yaşamını bile bana borçlu olduğunu söylememe gerek yok. Evet, kardeş, Rab yolunda bana bir yardımın olsun. Mesihte yüreğimi ferahlat. Sözümü dinleyeceğinden emin olarak ve istediğimden fazlasını da yapacağını bilerek sana yazıyorum.
Bu arada bana kalabileceğim bir yer hazırla. Çünkü dualarınız aracılığıyla sizlere bağışlanacağımı umuyorum.

Şükran ve Dua – Filimon 1

Sevgili emektaşımız Filimon, Mesih İsa uğruna tutuklu olan ben Pavlus ve kardeşimiz Timoteostan sana, kızkardeşimiz Afiyaya, birlikte mücadele verdiğimiz Arhippusa ve senin evindeki inanlılar topluluğuna selam! Babamız Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten sizlere lütuf ve esenlik olsun.

Rab İsaya olan imanını ve bütün kutsallara beslediğin sevgiyi duydukça dualarımda seni anıyor, Tanrıma sürekli şükrediyorum. Mesihte sahip olduğumuz her iyiliğin bilincine vararak imana dayanan paydaşlıkta etkin olman için dua ediyorum. Sevgin benim için büyük sevinç ve teselli kaynağı oldu. Çünkü kutsalların yürekleri senin sayende ferahladı, kardeşim.

Son İstekler ve Selamlar – Titus 3

Ben Arteması ya da Tihikosu sana gönderir göndermez, Nikopolise, yanıma gelmeye gayret et. Çünkü kışı orada geçirmeye karar verdim. Hukukçu Zenasla Apollosu yolcu ederken bir eksikleri olmamasına dikkat et. Bizimkiler de kendilerini iyi işlere vermeyi öğrensinler. Böylelikle temel ihtiyaçları karşılamış ve verimsiz bir yaşam sürmemiş olurlar.
Yanımdakilerin hepsi sana selam eder. Bizi seven imanlılara selam söyle.
Tanrının lütfu hepinizle birlikte olsun.

Doğru Olanı Yapmak – Titus 3

Yöneticilerle yönetimlere bağlı olmaları, söz dinlemeleri ve iyi olan her şeyi yapmaya hazır olmaları gerektiğini imanlılara anımsat. Kimseyi kötülemesinler. Kavgacı değil, uysal olsunlar. Herkese her zaman yumuşak davransınlar. Çünkü bir zamanlar biz de anlayışsız, söz dinlemez, kolay aldanan, türlü arzulara ve zevklere köle olan, kötülük ve kıskançlık içinde yaşayan, nefret edilen ve birbirimizden nefret eden kişilerdik. Ama Kurtarıcımız Tanrı iyiliğini ve insana olan sevgisini açıkça göstererek bizi kurtardı. Bunu doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi merhametiyle, yeniden doğuş yıkamasıyla ve Kurtarıcımız İsa Mesih aracılığıyla üzerimize bol bol döktüğü Kutsal Ruhun yenilemesiyle yaptı. Öyle ki, Onun lütfuyla aklanmış olarak umut içinde sonsuz yaşamın mirasçıları olalım. Bu güvenilir bir sözdür. Tanrıya iman etmiş olanların, kendilerini iyi işlere vermeye özen göstermeleri için bu konularda ısrarlı olmanı istiyorum. Bunlar insan için iyi ve yararlıdır.
Akılsız tartışmalardan, soyağacı didişmelerinden, Kutsal Yasayla ilgili çekişme ve kavgalardan sakın. Bunlar yararsız ve boş şeylerdir. Birinci ve ikinci uyarıdan sonra bölücü kişiyle ilişkini kes. Böyle birinin sapmış olduğundan ve günah işlediğinden emin olabilirsin; o kendi kendini mahkum etmiştir.

Uygun Olanı Öğret – Titus 2

Sana gelince, sağlam öğretiye uygun olanı öğret. Yaşlı erkeklere ölçülü, ağırbaşlı, sağduyulu olmalarını buyur. İmanda, sevgide ve sabırda sağlam olsunlar. Aynı şekilde yaşlı kadınlar saygın bir yaşam sürmeli. İftiracı, şaraba tutsak olmamalı; iyi olanı öğretmeli. Öyle ki genç kadınları, kocalarını ve çocuklarını seven, sağduyulu, temiz yürekli, iyi birer ev kadını ve kocalarına bağımlı olmak üzere eğitebilsinler. O zaman Tanrının sözü kötülenmez. Genç erkekleri de sağduyulu olmaya özendir. İyi olanı yaparak her konuda onlara örnek ol. Öğretişinde dürüst ve ağırbaşlı ol, kimsenin kınayamayacağı doğru sözler söyle. Öyle ki bize karşı gelen, hakkımızda söyleyecek kötü bir söz bulamayıp utansın.
Köleleri, her konuda efendilerine bağımlı olmaya özendir. Efendilerini hoşnut etsinler. Ters yanıt vermeden, hırsızlık yapmadan, tümüyle güvenilir olduklarını göstersinler. Böylece Kurtarıcımız Tanrıyla ilgili öğretiyi her yönden çekici kılsınlar.
Çünkü Tanrının bütün insanlara kurtuluş sağlayan lütfu ortaya çıkmıştır. Bu lütuf, tanrısızlığı ve dünyasal arzuları reddedip şimdiki çağda sağduyulu, doğru, Tanrı yoluna yaraşır bir yaşam sürebilmemiz için bizi eğitiyor. Bu arada, mübarek umudumuzun gerçekleşmesini, ulu Tanrı ve Kurtarıcımız İsa Mesihin yücelik içinde gelmesini bekliyoruz. Mesih bizi her suçtan kurtarmak, arıtıp kendisine ait, iyilik etmekte gayretli bir halk yapmak üzere kendini bizim için feda etti.
Bunları tam bir yetkiyle bildir, dinleyenleri isteklendir, günahlı olanları ikna et. Hiç kimse seni küçümsemesin.

Titusun Giritteki Görevi – Titus 1

Tanrının seçtiği kişilerin iman etmeleri, Tanrı yoluna uygun gerçeği anlamaları için Tanrının kulu ve İsa Mesihin elçisi atanan ben Pavlustan selam! Elçiliğim, yalan söylemeyen Tanrının zamanın başlangıcından önce vaat ettiği sonsuz yaşam umuduna dayanmaktadır. Kurtarıcımız Tanrının buyruğuyla bana emanet edilen bildiride Tanrı, kendi sözünü uygun zamanda açıklamıştır.
Ortak imanımıza göre öz oğlum olan Titusa Baba Tanrıdan ve Kurtarıcımız Mesih İsadan lütuf ve esenlik olsun.

Geri kalan işleri düzene sokman ve sana buyurduğum gibi her kentte ihtiyarlar ataman için seni Giritte bıraktım. İhtiyar seçilecek kişi eleştirilecek yönü olmayan, tek karılı biri olsun. Çocukları imanlı olmalı, sefahatle suçlanan ya da asi çocuklar olmamalı. Gözetmen, Tanrı evinin kahyası olduğuna göre, eleştirilecek yönü olmamalı. Dikbaşlı, tez öfkelenen, şarap düşkünü, zorba, haksız kazanç peşinde koşan biri olmamalı. Tersine, konuksever, iyiliksever, sağduyulu, adil, pak, kendini denetleyebilen biri olmalı. Hem başkalarını sağlam öğretiyle yüreklendirmek, hem de karşı çıkanları ikna edebilmek için imanlılara öğretilen güvenilir söze sımsıkı sarılmalı.
Çünkü asi, boşboğaz, aldatıcı birçok kişi vardır. Özellikle sünnet yanlıları bunlardandır. Onların ağzını kapamak gerek. Haksız kazanç uğruna, öğretmemeleri gerekeni öğreterek bazı aileleri tümüyle yıkıyorlar. Kendilerinden biri, öz peygamberlerinden biri şöyle demiştir: “Giritliler hep yalancıdır, azgın canavarlar, tembel oburlardır.” Bu tanıklık doğrudur. Bu nedenle, Yahudi masallarına, gerçeği reddedenlerin buyruklarına kulak vermeyip sağlam imana sahip olmaları için onları sert bir şekilde uyar. Yüreği temiz olanlar için her şey temizdir, ama yüreği kirli olanlar ve imansızlar için hiçbir şey temiz değildir. Çünkü onların zihinleri de vicdanları da kirlenmiştir. Tanrıyı tanıdıklarını ileri sürer, ama yaptıklarıyla Onu yadsırlar. Söz dinlemez, hiçbir iyi işe yaramaz iğrenç kişilerdir.

Özel İstekler, Selamlar – II. Timoteos 4

Yanıma tez gelmeye gayret et. Çünkü Dimas bu dünyayı sevdiği için beni terk edip Selanike gitti. Kriskis Galatyaya, Titus Dalmaçyaya gitti. Yanımda yalnız Luka var. Markosu alıp beraberinde getir, yapacağım hizmette bana yardım eder. Tihikosu Efese gönderdim. Troasta Karpın yanında bıraktığım abayı, kitapları, özellikle yazı derilerini gelirken beraberinde getir. Bakırcı İskender bana çok kötülük etti. Rab ona yaptıklarının karşılığını verecektir. Sen de ondan sakın. Çünkü söylediklerimize şiddetle karşı koydu.
İlk savunmamda benden yana çıkan olmadı, hepsi beni terk etti. Bunun hesabı onlardan sorulmasın. Ama Tanrı bildirisi aracılığımla tam olarak açıklansın, bütün uluslar bunu duysun diye Rab yardımıma gelip beni güçlendirdi. Aslanın ağzından böyle kurtuldum! Rab beni her kötülükten kurtarıp güvenlik içinde göksel egemenliğine ulaştıracak. Sonsuzlara dek Ona yücelik olsun! Amin.
Priska, Akvila ve Onisiforosun ev halkına selam söyle. Erastus, Korintte kaldı. Trofimosu da Milette hasta bıraktım. Kış bastırmadan gelmeye gayret et. Evvulus, Pudens, Linus, Klavdiya ve bütün kardeşler sana selam ederler.
Rab ruhunla birlikte olsun. Tanrının lütfu sizlerle olsun.

Timoteosa Son Öğütler – II. Timoteos 4

Tanrının ve dirilerle ölüleri yargılayacak olan Mesih İsanın önünde, Onun gelişi ve egemenliği hakkı için sana buyuruyorum: Tanrı sözünü duyur. Zaman uygun olsun olmasın, bu görevi sürdür. İnsanları tam bir sabırla eğiterek ikna et, uyar, isteklendir. Çünkü öyle bir zaman gelecek ki, sağlam öğretiye katlanamayacaklar. Kulaklarını okşayan sözler duymak için çevrelerine kendi arzularına uygun öğretmenler toplayacaklar. Kulaklarını gerçeğe tıkayıp masallara sapacaklar. Ama sen her durumda ayık ol, sıkıntıya göğüs ger, müjdeci olarak işini yap, görevini tamamla. Çünkü kanım adak şarabı gibi dökülmek üzere. Benim için ayrılma zamanı geldi. Yüce mücadeleyi sürdürdüm, yarışı bitirdim, imanı korudum. Bundan böyle doğruluk tacı benim için hazır duruyor. Adil yargıç olan Rab o gün bu tacı bana, yalnız bana değil, Onun gelişini özlemle beklemiş olanların hepsine verecektir.

Timoteosa Son Öğütler – II. Timoteos 3

Sense benim öğretimi, davranışımı, amacımı, imanımı, sabrımı, sevgimi, dayanma gücümü, çektiğim zulüm ve acıları, örneğin Antakyada, Konyada ve Listrada başıma gelenleri yakından izledin. Ne zulümlere katlandım! Ama Rab beni hepsinden kurtardı. Mesih İsaya ait olup Tanrı yoluna yaraşır bir yaşam sürmek isteyenlerin hepsi zulüm görecek. Ama kötüler ve sahtekarlar, aldatarak ve aldanarak gittikçe daha beter olacaklar. Sense öğrendiğin ve güvendiğin ilkelere bağlı kal. Çünkü bunları kimlerden öğrendiğini biliyorsun. Mesih İsaya iman aracılığıyla seni bilge kılıp kurtuluşa kavuşturacak güçte olan Kutsal Yazıları da çocukluğundan beri biliyorsun. Kutsal Yazıların tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur.

Son Günler – II. Timoteos 3

Şunu bil ki, son günlerde çetin anlar olacaktır. İnsanlar kendilerini seven, para düşkünü, övüngen, kibirli, küfürbaz, anne baba sözü dinlemez, nankör, kutsallıktan ve sevgiden yoksun, uzlaşmaz, iftiracı, özünü denetleyemeyen, azgın, iyilik düşmanı olacaklar. Hain, aceleci, kendini beğenmiş, Tanrıdan çok eğlenceyi seven, Tanrı yolundaymış gibi görünüp bu yolun gücünü inkar edenler olacaklar. Böylelerinden uzak dur. Bunların arasında evlerin içine sokulup günahla yüklü, çeşitli arzularla sürüklenen, her zaman öğrenen, ama gerçeğin bilgisine bir türlü erişemeyen zayıf iradeli kadınları adeta tutsak eden adamlar var. Yannisle Yambris nasıl Musaya karşı geldilerse, bunlar da gerçeğe karşı gelirler. Düşünceleri yozlaşmış, iman konusunda reddedilmiş insanlardır. Ama daha ileri gidemeyecekler. Çünkü Yannisle Yambris örneğindeki gibi, bunların da akılsızlığını herkes açıkça görecektir.

Alnı Ak İşçi – II. Timoteos 2

Bu konuları imanlılara anımsat. Dinleyenleri felakete sürüklemekten başka yararı olmayan kelime kavgaları çıkarmamaları için onları Tanrının önünde uyar. Kendini Tanrıya makbul, gerçeğin bildirisini doğru kullanan, alnı ak bir işçi olarak sunmaya gayret et. Bayağı, boş sözlerden sakın. Çünkü bunlara dalanlar tanrısızlıkta daha da ileri gidecekler. Sözleri kangren gibi yayılacak. Himeneosla Filitos bunlardandır. Diriliş olup bitti diyerek gerçek yoldan saptılar. Şimdi de bazılarının imanını altüst ediyorlar. Ne var ki, Tanrının attığı sağlam temel, “Rab kendine ait olanları bilir” ve “Rabbin adını anan herkes kötülükten uzak dursun” sözleriyle mühürlenmiş olarak duruyor.
Büyük bir evde yalnız altın ve gümüş kaplar bulunmaz; tahta ve toprak kaplar da vardır. Kimi onurlu, kimi bayağı iş için kullanılır. Bunun gibi, kişi de kendini bayağı işlerden arıtırsa, onurlu amaçlara uygun, kutsal kılınmış, efendisine yararlı, her iyi işe hazır bir kap olur.
Gençlik arzularından kaç. Temiz yürekle Rabbe yakaranlarla birlikte doğruluğun, imanın, sevginin ve esenliğin ardından koş. Saçma, cahilce tartışmalara girmeyi reddet. Bunların kavga doğurduğunu bilirsin. Rabbin kulu kavgacı olmamalı. Tersine, herkese şefkatle davranmalı, öğretme yeteneği olmalı, haksızlıklara sabırla dayanmalıdır. Kendisine karşı olanları yumuşak huyla yola getirmeli. Gerçeği anlamaları için Tanrı belki onlara bir tövbe yolu açar. Böylelikle ayılabilir, isteğini yerine getirmeleri için kendilerini tutsak eden İblisin tuzağından kurtulabilirler.

Sıkıntıya Göğüs Ger – II. Timoteos 2

Oğlum, Mesih İsada olan lütufla güçlen. Birçok tanık önünde benden işittiğin sözleri, başkalarına da öğretmeye yeterli olacak güvenilir kişilere emanet et. Mesih İsanın iyi bir askeri olarak benimle birlikte sıkıntıya göğüs ger. Askerlik yapan kişi günlük yaşamla ilgili işlere karışmaz; kendisini askerliğe çağıranı hoşnut etmeye çalışır. Bunun gibi, spor yarışmasına katılan kişi de kurallar uyarınca yarışmazsa zafer tacını giyemez. Emek veren çiftçi üründen ilk payı alan kişi olmalıdır. Dediklerimi iyi düşün. Rab sana her konuda anlayış verecektir.
Yaydığım Müjdede açıklandığı gibi, Davutun soyundan olup ölümden dirilmiş olan İsa Mesihi anımsa. Bu Müjde uğruna bir suçlu gibi zincire vurulmaya kadar varan sıkıntılara katlanıyorum. Ama Tanrının sözü zincire vurulmuş değildir. Bunun içindir ki, seçilmişler uğruna her şeye dayanıyorum. Öyle ki, onlar da sonsuz yüceliğin yanısıra Mesih İsada olan kurtuluşa kavuşsunlar. Şu güvenilir bir sözdür:
“Onunla birlikte öldüysek,
Onunla birlikte yaşayacağız.
Dayanırsak,
Onunla birlikte egemenlik süreceğiz.
Onu inkar edersek,
O da bizi inkar edecek.
Biz sadık kalmasak da,
O sadık kalacak.
Çünkü kendi özüne aykırı davranamaz.”

Müjdeye Bağlılık Çağrısı – II. Timoteos 1

Mesih İsadaki yaşam vaadi uyarınca Tanrının isteğiyle Mesih İsanın elçisi atanan ben Pavlustan sevgili oğlum Timoteosa selam! Baba Tanrıdan ve Rabbimiz Mesih İsadan sana lütuf, merhamet ve esenlik olsun.

Durmadan, gece gündüz dualarımda seni anarak atalarım gibi temiz vicdanla kulluk ettiğim Tanrıya şükrediyorum. Gözyaşlarını anımsıyor, sevinçle dolmak için seni görmeyi özlemle bekliyorum. Sendeki içten imanı anımsıyorum. Önce büyükannen Loisin ve annen Evnikinin sahip olduğu imana şimdi senin de sahip olduğuna eminim. Bu nedenle, ellerimi senin üzerine koymamla Tanrının sana verdiği armağanı alevlendirmen gerektiğini hatırlatıyorum. Çünkü Tanrı bize korkaklık ruhu değil, güç, sevgi ve özdenetim ruhu vermiştir.
Bunun için Rabbimize tanıklık etmekten de Onun uğruna tutuklu bulunan benden de utanma. Tanrının gücüyle Müjde uğruna benimle birlikte sıkıntıya göğüs ger. Tanrı bizi yaptıklarımıza göre değil, kendi amacına ve lütfuna göre kurtarıp kutsal bir yaşama çağırdı. Bu lütuf bize zamanın başlangıcından önce Mesih İsada bağışlanmış, şimdi de Onun gelişiyle açığa çıkarılmıştır. Kurtarıcımız Mesih İsa ölümü etkisiz kılmış, yaşamı ve ölümsüzlüğü Müjde aracılığıyla ışığa çıkarmıştır. Ben Müjdenin habercisi, elçisi ve öğretmeni atandım. Bu acıları çekmemin nedeni de budur. Ama bundan utanmıyorum. Çünkü kime inandığımı biliyorum. Onun bana emanet ettiğini o güne dek koruyacak güçte olduğuna eminim. Benden işitmiş olduğun doğru sözleri örnek alarak imanla ve Mesih İsada olan sevgiyle bunlara bağlı kal. Sana emanet edilen iyi öğretileri içimizde yaşayan Kutsal Ruh aracılığıyla koru.
Biliyorsun, Asya İlindekilerin hepsi beni terk edip gittiler. Figelosla Hermogenis de bunlardandır. Rab, Onisiforosun ev halkına merhamet etsin. Çünkü o çok kez içimi ferahlattı ve zincire vurulmuş olmamdan utanmadı. Tersine, Romaya geldiğinde beni gayretle arayıp buldu. O gün Rabden merhamet bulmasını dilerim. Efeste onun bana ne kadar hizmet ettiğini sen de çok iyi bilirsin.

Tanrı Yolunda Yürümek – I. Timoteos 6

Kölelik boyunduruğu altında olanların hepsi kendi efendilerini tam bir saygıya layık görsünler ki, Tanrının adı ve öğretisi kötülenmesin. Efendileri iman etmiş olanlarsa, nasıl olsa kardeşiz deyip efendilerine saygısızlık etmesinler. Tersine, daha iyi hizmet etsinler. Çünkü bu iyi hizmetten yararlananlar, sevdikleri imanlılardır. Bu ilkeleri öğret ve öğütle.

Eğer biri farklı öğretiler yayar, doğru sözleri, yani Rabbimiz İsa Mesihin sözlerini ve Tanrı yoluna dayanan öğretiyi onaylamazsa, kendini beğenmiş, bilgisiz bir kişidir. Böyle biri tartışmaları ve kelime kavgalarını hastalık derecesinde sever. Bu şeyler kıskançlığa, çekişmeye, iftiraya, kötü kuşkulara, düşünceleri yozlaşmış ve gerçeği yitirmiş kişilerin durmadan sürtüşmesine yol açar. Onlar Tanrı yolunu kazanç yolu sanıyorlar. Oysa eldekiyle yetinerek Tanrı yolunda yürümek büyük kazançtır. Çünkü dünyaya ne bir şey getirdik, ne de ondan bir şey götürebiliriz. Yiyeceğimiz, giyeceğimiz varsa bunlarla yetiniriz. Zengin olmak isteyenler ayartılıp tuzağa düşerler, insanı çöküşe ve yıkıma götüren birçok saçma ve zararlı arzulara kapılırlar. Çünkü her türlü kötülüğün bir kökü de para sevgisidir. Kimileri zengin olma hevesiyle imandan saptılar, kendi kendilerine çok acı çektirdiler.
Ama sen, ey Tanrı adamı, bu şeylerden kaç! Doğruluğun, Tanrı yolunun, imanın, sevginin, sabrın, uysallığın ardından koş. İman uğrunda yüce mücadeleyi sürdür. Sonsuz yaşama sımsıkı sarıl. Bunun için çağrıldın ve birçok tanık önünde yüce inancı açıkça benimsedin. Her şeye yaşam veren Tanrının ve Pontius Pilatus önünde yüce inanca tanıklık etmiş olan Mesih İsanın huzurunda sana buyuruyorum: Rabbimiz İsa Mesihin gelişine dek Tanrı buyruğunu lekesiz ve kusursuz olarak koru. Mübarek ve tek Hükümdar, kralların Kralı, rablerin Rabbi, ölümsüzlüğün tek sahibi, yaklaşılmaz ışıkta yaşayan, hiçbir insanın görmediği ve göremeyeceği Tanrı, Mesihi belirlenen zamanda ortaya çıkaracaktır. Onur ve kudret sonsuza dek Onun olsun! Amin.
Şimdiki çağda zengin olanlara gururlanmamalarını, gelip geçici zenginliğe umut bağlamamalarını buyur. Zevk almamız için bize her şeyi bol bol veren Tanrıya umut bağlasınlar. İyilik yapmalarını, iyilikten yana zengin, eliaçık ve paylaşmaya istekli olmalarını buyur. Böylelikle gerçek yaşama kavuşmak üzere gelecek için kendilerine sağlam temel olacak bir hazine biriktirmiş olurlar.
Ey Timoteos, sana emanet edileni koru! Kutsallıktan yoksun, boş sözlerden, yalan yere “bilgi” denen düşüncelerin çelişkilerinden sakın. Kimileri bu sözde bilgiye sahip olduklarını ileri sürerek imandan saptılar.
Tanrının lütfu sizlerle birlikte olsun.

Topluluk İçi Sorumluluklar – I. Timoteos 5

Yaşlı adama çıkışma, babanmış gibi yol göster. Genç erkeklere kardeşinmiş gibi, yaşlı kadınlara annenmiş gibi, genç kadınlara tam bir yürek temizliğiyle kızkardeşinmiş gibi yol göster.
Gerçekten kimsesiz dul kadınlara saygı göster. Ama dul kadının çocukları ya da torunları varsa, bunlar öncelikle kendi ev halkına yardım ederek Tanrı yolunda yürümeyi ve büyüklerine iyilik borcunu ödemeyi öğrensinler. Çünkü bu Tanrıyı hoşnut eder. Gerçekten kimsesiz, yalnız kalmış dul kadın umudunu Tanrıya bağlamıştır; gece gündüz Ona dilekte bulunmaya ve dua etmeye devam eder. Kendini zevke veren dul kadınsa daha yaşarken ölmüştür. Ayıplanacak duruma düşmemeleri için onları bu konularda uyar. Kendi yakınlarına, özellikle de ev halkına bakmayan kişi imanı inkar etmiş, imansızdan beter olmuştur.
Yaptığı iyiliklerle tanınmış, tek erkekle evlenmiş, en az altmış yaşında olan dul kadın, eğer çocuk büyütmüş, konuk ağırlamış, kutsalların ayaklarını yıkamış, sıkıntıda olanlara yardım etmiş, kendini her tür iyi işe adamışsa, adı dullar listesine yazılsın. Daha genç dulları listeye alma. Çünkü bedensel arzuları Mesihe bağlılıklarına baskın çıkınca evlenmek isterler. Böylece verdikleri ilk sözü çiğneyerek hüküm giyerler. Aynı zamanda ev ev gezerek tembelliğe alışırlar. Yalnız tembelliğe alışmakla kalmazlar, üzerlerine düşmeyen sözler söyleyerek başkalarının işine karışan boşboğazlar olurlar. Bu nedenle, daha genç dulların evlenmelerini, çocuk yapmalarını, evlerini yönetmelerini, düşmana hiçbir iftira fırsatı vermemelerini isterim. Kimisi zaten sapmış, Şeytanın ardına düşmüştür. İmanlı bir kadının dul yakınları varsa onlara yardım etsin. İnanlılar topluluğu yük altına girmesin ki, gerçekten kimsesiz olan dullara yardım edebilsin.
Topluluğu iyi yöneten ihtiyarlar, özellikle Tanrı sözünü duyurup öğretmeye emek verenler iki kat saygıya layık görülsün. Çünkü Kutsal Yazıda şöyle deniyor: “Harman döven öküzün ağzını bağlama” ve “İşçi ücretini hak eder.” İki ya da üç tanık olmadıkça, bir ihtiyara yöneltilen suçlamayı kabul etme. Günah işleyenleri herkesin önünde azarla ki, öbürleri de korksun. Bu söylediklerimi yan tutmadan, kimseyi kayırmadan yerine getirmen için seni Tanrının, Mesih İsanın ve seçilmiş meleklerin önünde uyarıyorum. Birinin üzerine ellerini koymakta aceleci davranma, başkalarının günahlarına ortak olma. Kendini temiz tut.
Artık yalnız su içmekten vazgeç; miden ve sık sık baş gösteren rahatsızlıkların için biraz da şarap iç.
Bazı kişilerin günahları bellidir, kendilerinden önce yargı kürsüsüne ulaşır. Bazılarının günahlarıysa sonradan ortaya çıkar. Bunun gibi, iyi işler de bellidir; belli olmayanlar bile gizli kalamaz.

İyi Görevli – I. Timoteos 4

Bunları kardeşlere öğütlersen, imanın ve izlediğin iyi öğretinin sözleriyle beslenmiş olarak Mesih İsanın iyi bir görevlisi olursun. Kutsallıktan yoksun kocakarı masallarını reddet. Kendini Tanrı yolunda eğit. Bedeni eğitmenin biraz yararı var; ama şimdiki ve gelecek yaşamın vaadini içeren Tanrı yolunda yürümek her yönden yararlıdır. Bu güvenilir ve her bakımdan kabule layık bir sözdür. Bunun için emek veriyor, mücadele ediyoruz. Çünkü umudumuzu bütün insanların, özellikle iman edenlerin Kurtarıcısı olan diri Tanrıya bağladık.
Bunları buyur ve öğret. Gençsin diye kimse seni küçümsemesin. Konuşmada, davranışta, sevgide, imanda, paklıkta imanlılara örnek ol. Ben yanına gelinceye dek kendini topluluğa Kutsal Yazıları okumaya, öğüt vermeye, öğretmeye ada. Peygamberlik sözüyle, ihtiyarlar kurulunun ellerini senin üzerine koymasıyla sana verilen ve hala sende olan ruhsal armağanı ihmal etme. Bu konuların üzerinde dur, kendini bunlara ver ki, ilerlediğini herkes görsün. Kendine ve öğretine dikkat et, bu yolda yürümeye devam et. Çünkü bunu yapmakla hem kendini hem seni dinleyenleri kurtaracaksın.

İmandan Dönüş – I. Timoteos 4

Ruh açıkça diyor ki, son zamanlarda bazıları yalancıların ikiyüzlülüğü nedeniyle aldatıcı ruhlara ve cinlerin öğretilerine kulak vererek imandan dönecek. Vicdanları adeta kızgın bir demirle dağlanmış bu yalancılar evlenmeyi yasaklayacak, iman edip gerçeği bilenlerin şükranla yemesi için Tanrının yarattığı yiyeceklerden çekinmek gerektiğini buyuracaklar. Oysa Tanrının yarattığı her şey iyidir, hiçbir şey reddedilmemeli; yeter ki, şükranla kabul edilsin. Çünkü her şey Tanrının sözüyle ve duayla kutsal kılınır.

Büyük Sır – I. Timoteos 3

Yakında yanına gelmeyi umuyorum. Ama gecikirsem, gerçeğin direği ve dayanağı olan Tanrının ev halkı arasında, yani yaşayan Tanrının topluluğunda nasıl davranmak gerektiğini bilesin diye sana bunları yazıyorum. Kuşkusuz Tanrı yolunun sırrı büyüktür.
O, bedende göründü,
Ruhça doğrulandı,
Meleklerce görüldü,
Uluslara tanıtıldı,
Dünyada Ona iman edildi,
Yücelik içinde yukarı alındı.

Kilise Önderleri – I. Timoteos 3

İşte güvenilir söz: Bir kimse gözetmen olmayı gönülden istiyorsa, iyi bir görev arzu etmiş olur. Ancak gözetmen ayıplanacak bir yanı olmayan, tek karılı, ölçülü, sağduyulu, saygın, konuksever, öğretmeye yetenekli biri olmalı. Şarap düşkünü, zorba olmamalı; uysal, kavgadan ve para sevgisinden uzak olmalı. Evini iyi yönetmeli, çocuklarına söz dinletmeli, her yönden saygılı olmalarını sağlamalı. Kendi evini yönetmesini bilmeyen, Tanrının topluluğunu nasıl kayırabilir? Gözetmen yeni iman etmiş biri olmamalı. Yoksa gurura kapılıp İblisin uğradığı yargıya uğrayabilir. Topluluğun dışındakiler tarafından da iyi bir insan olarak tanınmalıdır. Öyle ki, ayıplanacak duruma ve İblisin tuzağına düşmesin.
Aynı şekilde kilise görevlileri, özü sözü ayrı, şarap tutkunu, haksız kazanç peşinde koşan kişiler değil, ağırbaşlı kişiler olmalı. Temiz vicdanla imanın sırrına sarılmalıdırlar. Bunlar da önce denensin; eleştirilecek bir yönleri yoksa görev alsınlar. Aynı şekilde kadınlar ağırbaşlı olmalı; iftiracı değil, ama ölçülü ve her bakımdan güvenilir olmalı. Görevliler tek karılı, çocuklarını ve evlerini iyi yöneten kişiler olsun. Görevlerini iyi yapanlar, kendileri için iyi bir yer edinir, Mesih İsaya imanda büyük cesaret kazanırlar.

Dua ve Tapınma – I. Timoteos 2

Her şeyden önce şunu öğütlerim: Tanrı yoluna tam bir bağlılık ve ağırbaşlılık içinde sakin ve huzurlu bir yaşam sürelim diye, krallarla bütün üst yöneticiler dahil, bütün insanlar için dilekler, dualar, yakarışlar ve şükürler sunulsun. Böyle yapmak iyidir ve Kurtarıcımız Tanrıyı hoşnut eder. O bütün insanların kurtulup gerçeğin bilincine erişmesini ister. Çünkü tek Tanrı ve Tanrıyla insanlar arasında tek aracı vardır. O da insan olan ve kendisini herkes için fidye olarak sunmuş bulunan Mesih İsadır. Uygun zamanda verilen tanıklık budur. Ben bunun habercisi ve elçisi atandım –gerçeği söylüyorum, yalan söylemiyorum– uluslara imanı ve gerçeği öğretmeye atandım.
Buna göre, erkeklerin öfkelenip çekişmeden, her yerde pak eller yükselterek dua etmelerini isterim. Kadınların da saç örgüleriyle, altınlarla, incilerle ya da pahalı giysilerle değil, sade giyimle, edepli ve ölçülü tutumla, Tanrı yolunda yürüdüklerini ileri süren kadınlara yaraşır biçimde, iyi işlerle süslenmelerini isterim. Kadın sükunet ve tam bir uysallık içinde öğrensin. Kadının öğretmesine, erkeğe egemen olmasına izin vermiyorum; sakin olsun. Çünkü önce Adem, sonra Havva yaratıldı; aldatılan da Adem değildi, kadın aldatılıp suç işledi. Ama doğum yapıp kurtulacaktır; yeter ki, sağduyuyla iman, sevgi ve kutsallıkta yaşasın.

Tanrı Merhametlidir – I. Timoteos 1

Beni güçlendiren Rabbimiz Mesih İsaya şükrederim. Çünkü beni güvenilir sayarak hizmetine aldı. Bir zamanlar Ona küfreden, zalim ve küstah biri olduğum halde bana merhamet edildi. Çünkü ne yaptıysam bilgisizlikten ve imansızlıktan yaptım. Ama Rabbimizin lütfu, imanla ve Mesih İsada olan sevgiyle birlikte bol bol üzerime döküldü. “Mesih İsa günahkarları kurtarmak için dünyaya geldi” sözü, güvenilir ve her bakımdan kabule layık bir sözdür. Günahkarların en kötüsü benim. Ama Mesih İsa, kendisine iman edip sonsuz yaşama kavuşacak olanlara örnek olayım diye sınırsız sabrını öncelikle bende sergilemek için bana merhamet etti. Onur ve yücelik sonsuzlara dek bütün çağların Kralı, ölümsüz ve görünmez tek Tanrının olsun! Amin.
Oğlum Timoteos, senin hakkında önceden söylenen peygamberlik sözleri uyarınca, bu buyruğu sana emanet ediyorum. Öyle ki, bu sözlere dayanarak iyi savaşı sürdüresin. İmana ve temiz vicdana sarıl. Bazıları temiz vicdanı bir yana iterek iman konusunda battılar. Himeneos ve İskender bunlardandır. Küfretmemeyi öğrensinler diye onları Şeytana teslim ettim.

Yanlış Öğretilere Karşı Uyarı – I. Timoteos 1

Kurtarıcımız Tanrının ve umudumuz Mesih İsanın buyruğuyla Mesih İsanın elçisi atanan ben Pavlustan imanda öz oğlum Timoteosa selam! Baba Tanrıdan ve Rabbimiz Mesih İsadan sana lütuf, merhamet ve esenlik olsun.

Makedonyaya giderken sana rica ettiğim gibi, Efeste kal ve bazı kişilerin farklı öğretiler yaymamasını, masallarla ve sonu gelmeyen soyağaçlarıyla uğraşmamasını öğütle. Bu şeyler, imana dayanan tanrısal düzene hizmet etmekten çok, tartışmalara yol açar. Bu buyruğun amacı, pak yürekten, temiz vicdandan, içten imandan doğan sevgiyi uyandırmaktır. Bazı kişiler bunlardan saparak boş konuşmalara daldılar. Kutsal Yasa öğretmeni olmak istiyorlar, ama ne söyledikleri sözleri ne de iddialı oldukları konuları anlıyorlar.
Yasayı özüne uygun biçimde kullanan için Yasanın iyi olduğunu biliyoruz. Çünkü biliyoruz ki, Yasa doğrular için değil, yasa tanımayanlarla asiler, tanrısızlarla günahkarlar, kutsallıktan yoksunlarla kutsala karşı saygısız olanlar, anne ya da babasını öldürenler, katiller, fuhuş yapanlar, oğlancılar, köle tüccarları, yalancılar, yalan yere ant içenler ve sağlam öğretiye karşıt olan başka ne varsa onlar için konmuştur. Mübarek Tanrının bana emanet edilen yüce Müjdesine göre bu böyledir.

Son Selamlar – II. Selanikliler 3

Esenlik kaynağı olan Rabbin kendisi size her zaman, her durumda esenlik versin. Rab hepinizle birlikte olsun.
Ben Pavlus bu selamı kendi elimle yazıyorum. Her mektubumun özel işaretidir bu; böyle yazarım. Rabbimiz İsa Mesihin lütfu hepinizle birlikte olsun.

Kendi Emeğinizle Geçinin – II. Selanikliler 3

Kardeşler, bizden aldıkları öğretilere uymayıp boş gezen bütün kardeşlerden uzak durmanızı Rab İsa Mesihin adıyla buyuruyoruz. Bizleri nasıl örnek almanız gerektiğini kendiniz biliyorsunuz. Çünkü biz aranızdayken boş gezenler değildik. Kimsenin ekmeğini karşılıksız yemedik. Herhangi birinize yük olmamak için uğraşıp didindik, gece gündüz çalıştık. Yardımlarınızı hak etmediğimiz için değil, izleyebileceğiniz bir örnek bırakmak için böyle yaptık. Hatta sizinle birlikteyken şu buyruğu vermiştik: “Çalışmak istemeyen yemek de yemesin!” Çünkü aranızda bazılarının boş gezdiğini duyuyoruz. Bunlar hiçbir iş yapmıyor, başkalarının işine karışıp duruyorlarmış. Böylelerine Rab İsa Mesih adına yalvarıyor, şunu buyuruyoruz: Sakin bir şekilde çalışıp kendi kazançlarından yesinler. Sizlerse kardeşler, iyilik yapmaktan usanmayın. Eğer bu mektuptaki sözlerimize uymayan olursa onu mimleyin. Yaptıklarından utanması için onunla ilişkinizi kesin. Yine de onu düşman saymayın, bir kardeş olarak uyarın.

Bizim için Dua Edin – II. Selanikliler 3

Son olarak, kardeşler, Rabbin sözü aranızda olduğu gibi hızla yayılıp yüceltilsin diye bizim için dua edin. Ahlaksız, kötü insanlardan kurtulmamız için de dua edin. Çünkü herkes iman etmiş değildir. Ama Rab güvenilirdir. O sizi pekiştirecek, kötü olandan koruyacaktır. Buyurduklarımızı yaptığınıza ve yapacağınıza dair Rabde size güveniyoruz. Rab yüreklerinizi Tanrının sevgisine, Mesihin sabrına yöneltsin.

Dayanın! – II. Selanikliler 2

Ama biz, ey Rabbin sevdiği kardeşler, sizler için her zaman Tanrıya şükran borçluyuz. Çünkü Tanrı, Ruh aracılığıyla kutsal kılınıp gerçeğe inanarak kurtulmanız için sizi ta başlangıçtan seçti. Rabbimiz İsa Mesihin yüceliğine kavuşmanız için, bildirdiğimiz Müjdeyle sizi bu kurtuluşa çağırdı. Öyleyse dayanın, kardeşlerim! İster sözle ister mektupla, size ilettiğimiz öğretilere sımsıkı tutunun.
Rabbimiz İsa Mesihin kendisi ve bizi sevip lütfuyla bize sonsuz cesaret ve sağlam bir umut veren Babamız Tanrı sizi yüreklendirsin, her iyi eylem ve sözde pekiştirsin.

Yasa Tanımaz Adam – II. Selanikliler 2

Rabbimiz İsa Mesihin gelişine ve Onunla birlikte olmak üzere toplanmamıza gelince: Kardeşler, size rica ediyoruz, Rabbin gününün geldiğini ileri süren herhangi bir esin, bir söz ya da bizden gelmiş gibi gösterilen bir mektup hemen aklınızı karıştırmasın, sizi telaşlandırmasın. Hiç kimse hiçbir şekilde sizi aldatmasın. Çünkü imandan dönüş başlamadıkça, mahvolacak olan o yasa tanımaz adam ortaya çıkmadıkça o gün gelmeyecektir. Bu adam, tanrı diye anılan ya da tapılan her şeye karşı gelerek kendini hepsinden yüce gösterecek, hatta kendisini Tanrı ilan ederek Tanrının Tapınağında oturacaktır.
Daha yanınızdayken bunları size söylediğimi hatırlamıyor musunuz? Zamanı gelince ortaya çıkarılacak olan bu adamı şimdilik neyin engellediğini biliyorsunuz. Evet, yasa tanımazlığın gizli gücü şu anda bile etkindir; ama bu gücü şimdilik engelleyen ortadan kaldırılıncaya dek görevini sürdürecektir. Sonra yasa tanımaz adam ortaya çıkacak. Rab İsa onu ağzının soluğuyla öldürecek, gelişinin görkemiyle yok edecek. Yasa tanımaz adam, her türlü mucizede, yanıltıcı belirtilerle harikalarda ve mahvolanları aldatan her türlü kötülükte sergilenen Şeytanın etkinliğiyle gelecek. Mahvolanlar, gerçeği sevmeye ve böylece kurtulmaya yanaşmadıklarından mahvoluyorlar. İşte bu nedenle Tanrı yalana kanmaları için onların üzerine yanıltıcı bir güç gönderiyor. Öyle ki, gerçeğe inanmayan ve kötülükten hoşlananların hepsi yargılansın.

Gelecek Yargı – II. Selanikliler 1

Pavlus, Silvanus ve Timoteostan Babamız Tanrıya ve Rab İsa Mesihe ait Selanik kilisesine selam! Baba Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten sizlere lütuf ve esenlik olsun.

Kardeşler, sizin için her zaman Tanrıya şükran borçluyuz. Böyle yapmamız da yerindedir. Çünkü imanınız büyüdükçe büyüyor, her birinizin öbürüne olan sevgisi artıyor. Bu nedenle bizler, katlandığınız bütün zulüm ve sıkıntılar karşısındaki sabır ve imanınızdan ötürü Tanrının kiliseleri arasında sizinle övünüyoruz.
Bütün bunlar Tanrının adil yargısının belirtisidir. Sonuç olarak, uğrunda acı çektiğiniz Tanrı Egemenliğine layık sayılacaksınız. Tanrı adil olanı yapacak: Size sıkıntı çektirenlere sıkıntı ile karşılık verecek, sıkıntı çeken sizleriyse bizimle birlikte rahata kavuşturacaktır. Bütün bunlar Rab İsa alev alev yanan ateş içinde güçlü melekleriyle gökten gelip göründüğü zaman olacak. Rabbimiz İsa, Tanrıyı tanımayanları ve kendisiyle ilgili Müjdeye uymayanları cezalandıracak. Böyleleri Rabbin varlığından ve yüce gücünden uzak kalarak sonsuza dek mahvolma cezasına çarptırılacaklar. Bütün bunlar Rabbin kendi kutsalları arasında yüceltilmek ve bütün imanlılarda hayranlık uyandırmak üzere geldiği gün olacak. Sizler ise iman edenlerdensiniz. Çünkü size ettiğimiz tanıklığa inandınız.
İşte bu nedenle Tanrımız sizi çağrısına layık görsün, iyiliğe yönelik her dileğinizi, imana dayanan her uğraşınızı kendi gücüyle sonuçlandırsın diye sizin için her zaman dua ediyoruz. Öyle ki, Tanrımızın ve Rab İsa Mesihin lütfuyla Rabbimiz İsanın adı sizde yüceltilsin, siz de Onda yüceltilesiniz.

Son Öğütler ve Selamlar – I. Selanikliler 5

Kardeşler, aranızda çalışanların, Rab yolunda size önderlik edip öğüt verenlerin değerini bilmenizi rica ederiz. Yaptıkları işten ötürü onlara fazlasıyla saygı, sevgi gösterin. Birbirinizle barış içinde yaşayın. Size yalvarırız, kardeşler, boş gezenleri uyarın, yüreksizleri cesaretlendirin, güçsüzlere destek olun, herkese karşı sabırlı olun. Sakın kimse kötülüğe kötülükle karşılık vermesin. Birbiriniz ve bütün insanlar için her zaman iyiliği amaç edinin. Her zaman sevinin. Sürekli dua edin. Her durumda şükredin. Çünkü Tanrının Mesih İsada sizin için istediği budur. Ruhu söndürmeyin. Peygamberlik sözlerini küçümsemeyin. Her şeyi sınayın, iyi olana sımsıkı tutunun. Her çeşit kötülükten kaçının.
Esenlik kaynağı olan Tanrının kendisi sizi tümüyle kutsal kılsın. Ruhunuz, canınız ve bedeniniz Rabbimiz İsa Mesihin gelişinde eksiksiz ve kusursuz olmak üzere korunsun. Sizi çağıran Tanrı güvenilirdir; bunu yapacaktır.
Kardeşler, bizim için dua edin. Bütün kardeşleri kutsal öpüşle selamlayın. Rab adına size buyuruyorum, bu mektup bütün kardeşlere okunsun.
Rabbimiz İsa Mesihin lütfu sizinle birlikte olsun.

İsanın Tekrar Gelişi – I. Selanikliler 5

Kardeşler, bu olayların zamanı ve tarihi konusunda size yazmaya gerek yoktur. Çünkü siz de çok iyi bilirsiniz ki, Rabbin günü gece hırsız nasıl gelirse öyle gelecektir. İnsanlar, “Her şey esenlik ve güvenlik içinde” dedikleri bir anda, gebe kadının birden sancılanması gibi, ansızın yıkıma uğrayacak ve asla kaçamayacaklar. Ama kardeşler, siz karanlıkta değilsiniz ki, o gün sizi hırsız gibi yakalasın. Hepiniz ışık çocukları, gündüz çocuklarısınız. Geceye ya da karanlığa ait değiliz. Öyleyse başkaları gibi uyumayalım, ayık ve uyanık olalım. Çünkü uyuyanlar gece uyur, sarhoş olanlar da gece sarhoş olurlar. Gündüze ait olan bizlerse, iman ve sevgi zırhını kuşanıp başımıza miğfer olarak kurtuluş umudunu giyerek ayık duralım. Çünkü Tanrı bizi gazaba uğrayalım diye değil, Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla kurtuluşa kavuşalım diye belirledi. Mesih bizler için öldü; öyle ki, ister uyanık ister uykuda olalım, Onunla birlikte yaşayalım. Bunun için şimdi yaptığınız gibi, birbirinizi yüreklendirip ruhça geliştirin.

İsanın Tekrar Gelişi – I. Selanikliler 4

Kardeşler, umudu olmayan öbür insanlar gibi kederlenmemeniz için, gözlerini yaşama kapamış olanlar konusunda bilgisiz kalmanızı istemiyoruz. İsanın ölüp dirildiğine inanıyoruz. Aynı şekilde Tanrı, İsaya bağlı olarak gözlerini yaşama kapamış olanları da Onunla birlikte geri getirecektir. Rabbin sözüne dayanarak size diyoruz ki, biz yaşamakta olanlar, Rabbin gelişinde hayatta olanlar, gözlerini yaşama kapayanların önüne asla geçmeyeceğiz. Rabbin kendisi, bir emir çağrısıyla, başmeleğin seslenmesiyle, Tanrının borazanıyla gökten inecek. Önce Mesihe ait ölüler dirilecek. Sonra biz yaşamakta olanlar, hayatta olanlar, onlarla birlikte Rabbi havada karşılamak üzere bulutlar içinde alınıp götürüleceğiz. Böylece sonsuza dek Rable birlikte olacağız. İşte birbirinizi bu sözlerle teselli edin.

Tanrıyı Hoşnut Etmek – I. Selanikliler 4

Kardeşler, nasıl yaşamanız, Tanrıyı nasıl hoşnut etmeniz gerektiğini bizden öğrendiniz. Nitekim öyle yaşıyorsunuz. Son olarak bu konuda daha da ilerlemeniz için Rab İsa adına size rica ediyor, yalvarıyoruz. Rab İsanın yetkisiyle size hangi buyrukları ilettiğimizi biliyorsunuz.
Tanrının isteği şudur: Kutsal olmanız, fuhuştan kaçınmanız, her birinizin, Tanrıyı tanımayan uluslar gibi şehvet tutkusuyla değil, kutsallık ve saygınlıkla kendine bir eş alması ve bu konuda haksızlık edip kardeşini aldatmamasıdır. Daha önce de size söylediğimiz, sizi uyardığımız gibi, Rab bütün bu suçlardan ötürü insanları cezalandıracaktır. Çünkü Tanrı bizi ahlaksızlığa değil, kutsal bir yaşam sürmeye çağırdı. Dolayısıyla bu çağrıyı reddeden kişi insanı değil, size Kutsal Ruhunu veren Tanrıyı reddetmiş olur.
Kardeşlik sevgisi konusunda kimsenin size bir şey yazmasına gerek yoktur. Çünkü Tanrı size birbirinizi sevmeyi öğretti. Gerçekte bütün Makedonyadaki kardeşlerin hepsini seviyorsunuz. Kardeşler, size rica ediyoruz, bu konuda daha da ilerleyin. Size buyurduğumuz gibi, sakin bir yaşam sürmeyi, kendi işinize bakmayı, ellerinizle çalışmayı amaç edinin. Öyle ki, kimseye muhtaç olmadan öbür insanların önünde saygın bir yaşam süresiniz.

Selanikten Güzel Haberler – I. Selanikliler 3

Ama yanınızdan henüz dönen Timoteos, imanınıza, sevginize ilişkin bize güzel haberler getirdi. Bizi her zaman iyi anılarla hatırladığınızı, sizi görmeyi özlediğimiz kadar sizin de bizi özlediğinizi söyledi. Bu nedenle kardeşler, bütün çile ve sıkıntılarımız arasında, imanınızdan ötürü sizinle teselli bulduk. Çünkü siz Rabbe bağlı kalırsanız, biz asıl o zaman yaşarız. Tanrımızın önünde sizden ötürü büyük sevinç duymaktayız. Buna karşılık Tanrımıza sizin için yeterince nasıl şükredebiliriz? Sizinle yüz yüze görüşmek, iman konusundaki eksiklerinizi tamamlamak için gece gündüz var gücümüzle dua ediyoruz.
Babamız Tanrının kendisi ve Rabbimiz İsa size kavuşmamız için yolumuzu açsın! Rab birbirinize ve bütün insanlara beslediğiniz sevgiyi, bizim size beslediğimiz sevgi ölçüsünde çoğaltıp artırsın! Öyle ki, Rabbimiz İsa bütün kutsallarıyla geldiğinde, Babamız Tanrının önünde kutsallıkta kusursuz olmanız için yüreklerinizi pekiştirsin.

Geciken Ziyaret – I. Selanikliler 3

İşte bu özleme daha fazla dayanacak halimiz kalmayınca Atinada yalnız bırakılmaya razı olduk ve Mesihin Müjdesini yayan Tanrı emektaşı kardeşimiz Timoteosu yanınıza gönderdik. Bu sıkıntılardan ötürü kimse sarsılmasın diye sizi imanda güçlendirip yüreklendirmesini istedik. Sıkıntılardan geçmek için belirlendiğimizi siz de biliyorsunuz. Çünkü sıkıntı çekeceğimizi size önceden, daha yanınızdayken söylemiştik. Bildiğiniz gibi, öyle oldu. Bu nedenle ben de daha fazla dayanamadım; acaba Ayartıcı bir yolunu bulup sizi ayarttı mı, emeğimiz boşa mı gitti diye iman durumunuzu öğrenmek için Timoteosu gönderdim.

Geciken Ziyaret – I. Selanikliler 2

Kardeşler, kısa bir süre için düşüncede olmasa da bedende sizden ırak düştük. Ama büyük bir özlemle yüzünüzü yeniden görmek için çok çaba gösterdik. Evet, yanınıza gelmek istiyorduk. Hele ben Pavlus, bunu birkaç kez istedim. Ama Şeytan bize engel oldu. Umudumuz, sevincimiz kimdir? Rabbimiz İsa geldiğinde Onun önünde övüneceğimiz zafer tacı nedir? Siz değil misiniz? Evet, övüncümüz ve sevincimiz sizsiniz.

Pavlusun Selanikteki Hizmeti – I. Selanikliler 2

Kardeşler, size yaptığımız ziyaretin boşa gitmediğini siz de biliyorsunuz. Bildiğiniz gibi, daha önce Filipide eziyet görmüş, aşağılanmıştık. Ama şiddetli karşı koymalara rağmen, tanrısal Müjdeyi size duyurmak için Tanrımızdan cesaret aldık. Çağrımız yalana ya da kirli bir amaca dayanmıyor; bunun hileli bir yönü de yoktur. Tersine, Tanrı tarafından Müjdeyi emanet almaya layık görüldüğümüz için, insanları değil, yüreklerimizi sınayan Tanrıyı hoşnut edecek biçimde konuşuyoruz. Bildiğiniz gibi, hiçbir zaman pohpohlayıcı sözlerle ya da açgözlülüğü örten bir maskeyle gelmedik. Tanrı buna tanıktır. İnsanlardan –ne sizden ne başkalarından– gelecek övgünün peşinde de değildik. Mesihin elçileri olarak size ağırlığımızı hissettirebilirdik. Ama çocuklarını bağrına basan bir anne gibi size şefkatle davrandık. Sizlere öylesine gönülden bağlanmıştık ki, sizinle yalnız Tanrının Müjdesini değil, kendi canlarımızı da paylaşmaya razıydık. Çünkü sizi o denli çok sevdik!
Evet, kardeşler, nasıl uğraşıp didindiğimizi anımsarsınız. Hiçbirinize yük olmamak için gece gündüz çalıştık, Tanrının Müjdesini size duyurduk. İman eden sizlere karşı davranışımızın ne denli kutsal, adil, kusursuz olduğuna siz tanıksınız; Tanrı da buna tanıktır. Bildiğiniz gibi, bir baba çocuklarına nasıl davranırsa, her birinize öyle davrandık. Sizi yüreklendirdik, teselli ettik; sizleri egemenliğine ve yüceliğine çağıran Tanrıya yaraşır biçimde yaşamaya özendirdik.
Tanrıya sürekli şükretmemiz için bir neden daha var: Tanrı sözünü bizden duyup kabul ettiğiniz zaman bunu insan sözü olarak değil, gerçekte olduğu gibi, Tanrı sözü olarak benimsediniz. Siz imanlılarda etkin olan da bu sözdür. Çünkü kardeşler, siz Tanrının Yahudiyede bulunan ve Mesih İsaya bağlı olan kiliselerini örnek aldınız. Onların Yahudilerden çektiği sıkıntıların aynısını siz de kendi yurttaşlarınızdan çektiniz. Rab İsayı ve peygamberleri öldüren, bize de zulmeden Yahudilerdir. Öteki uluslardan olanlarla konuşmamızı ve böylece onların kurtulmasını engellemekle Tanrının hoşnutsuzluğuna yol açıyor ve bütün insanlara karşı geliyorlar. Böylece durmadan günahlarına günah katıyorlar. Sonunda Tanrının gazabına uğradılar.

Örnek İman – I. Selanikliler 1

Pavlus, Silvanus ve Timoteostan Baba Tanrıya ve Rab İsa Mesihe ait olan Selanik kilisesine selam! Sizlere lütuf ve esenlik olsun.

Dualarımızda sizleri anıyor, her zaman hepiniz için Tanrıya şükrediyoruz. İmanın ürünü olan etkinliğinizi, sevgiye dayanan emeğinizi ve Rabbimiz İsa Mesihe bağladığınız umuttan kaynaklanan dayanıklılığınızı Babamız Tanrının önünde durmadan anıyoruz. Tanrının sevdiği kardeşlerim, sizleri Onun seçtiğini biliyoruz. Çünkü yaydığımız Müjde size yalnız sözle değil, kudretle, Kutsal Ruhla ve büyük güvenle ulaştı. Nitekim aranızdayken sizin yararınıza nasıl yaşadığımızı bilirsiniz.
Siz de büyük sıkıntılara karşın, Kutsal Ruhun verdiği sevinçle Tanrı sözünü kabul ederek bizi ve Rabbi örnek aldınız. Böylece Makedonya ve Ahayadaki bütün imanlılara örnek oldunuz. Rabbin sözü sizden yayıldı. Tanrıya imanınızın haberi yalnız Makedonya ve Ahayaya değil, her yere ulaştı. Artık bizim bir şey söylememize gerek kalmadı. Çünkü herkes bizi ne kadar iyi karşıladığınızı anlatıp duruyor. Yaşayan gerçek Tanrıya kulluk etmek, Onun ölümden dirilttiği ve bizleri gelecek gazaptan kurtaran Oğlu İsanın göklerden gelişini beklemek üzere putlardan Tanrıya nasıl döndüğünüzü anlatıyorlar.

Son Selamlar – Koloseliler 4

Rab yolunda emektaşım ve güvenilir bir hizmetkar olan sevgili kardeşimiz Tihikos, benimle ilgili her şeyi size bildirecektir. İşte bu amaçla, durumumuzu iletmesi ve yüreklerinize cesaret vermesi için kendisini size gönderiyorum. Onunla birlikte, sizden biri olan, güvenilir ve sevgili kardeş Onisimosu da gönderiyorum. Burada olup biten her şeyi size bildirecekler.
Hapishane arkadaşım Aristarhus ve Barnabanın yeğeni Markos size selam ederler. Markosla ilgili buyruklar aldınız; yanınıza gelirse kendisini kabul edin. Yustus diye tanınan Yeşu da size selam eder. Tanrının Egemenliği için çalışan emektaşım Yahudiler yalnız bunlardır. Bunlar bana teselli oldular. Sizden biri ve Mesih İsanın kulu olan Epafras size selam eder. Tanrının her isteğinden emin, yetkin kişiler olarak ayakta kalasınız diye sizin için her zaman duayla mücadele ediyor. Gerek sizin gerekse Laodikya ve Hierapolistekiler için çok emek verdiğine tanıklık ederim. Sevgili hekim Lukayla Dimas da size selam ederler.
Laodikyadaki kardeşlere, Nimfaya ve evindeki topluluğa selam edin. Bu mektup aranızda okunduktan sonra Laodikya kilisesine de okutun. Siz de Laodikyadan gelecek mektubu okuyun. Arhippusa, “Rab yolunda üstlendiğin görevi tamamlamaya dikkat et!” deyin.
Ben Pavlus bu selamı elimle yazıyorum. Zincire vurulduğumu unutmayın. Tanrının lütfu sizinle birlikte olsun.

Çeşitli Öğütler – Koloseliler 4

Ey efendiler, gökte sizin de bir Efendiniz olduğunu bilerek kölelerinize adalet ve eşitlikle davranın.

Kendinizi duaya verin. Duada uyanık kalın, şükredin. Aynı zamanda bizim için de dua edin ki Tanrı, sözünü yaymamız ve uğruna hapsedildiğim Mesih sırrını açıklamamız için bize bir kapı açsın. Bu sırrı gerektiği gibi açıklıkla bildirebilmem için dua edin.
Sizden olmayanlara karşı bilgece davranın. Fırsatı değerlendirin. Sözünüz tuzla terbiye edilmiş gibi her zaman lütufla dolu olsun. Böylece herkese nasıl karşılık vermek gerektiğini bileceksiniz.

Yeni Yaşamda Aile, Toplum İlişkileri – Koloseliler 3

Ey kadınlar, Rabbe ait olanlara yaraşır biçimde kocalarınıza bağımlı olun. Ey kocalar, karılarınızı sevin. Onlara sert davranmayın. Ey çocuklar, her konuda anne babalarınızın sözünü dinleyin. Çünkü bu Rabbi hoşnut eder. Ey babalar, çocuklarınızı incitmeyin, yoksa cesaretleri kırılır.
Ey köleler, dünyadaki efendilerinizin her sözünü dinleyin. Bunu, yalnız insanları hoşnut etmek isteyenler gibi göze hoş görünen hizmetle değil, saf yürekle, Rab korkusuyla yapın. Rabden miras ödülünü alacağınızı bilerek, her ne yaparsanız, insanlar için değil, Rab için yapar gibi candan yapın. Rab Mesihe kulluk ediyorsunuz. Haksızlık eden ettiği haksızlığın karşılığını alacak, hiçbir ayrım yapılmayacaktır.

Mesihte Yeni Yaşam – Koloseliler 3

Mesihle birlikte dirildiğinize göre, gökteki değerlerin ardından gidin. Mesih orada, Tanrının sağında oturuyor. Yeryüzündeki değil, gökteki değerleri düşünün. Çünkü siz öldünüz, yaşamınız Mesihle birlikte Tanrıda saklıdır. Yaşamınız olan Mesih göründüğü zaman, siz de Onunla birlikte yücelmiş olarak görüneceksiniz.
Bu nedenle bedenin dünyasal eğilimlerini –fuhşu, pisliği, şehveti, kötü arzuları ve putperestlikle eş olan açgözlülüğü– öldürün. Bunlar yüzünden Tanrının gazabı söz dinlemeyenlerin üzerine geliyor. Geçmişte bunlarla iç içe yaşadığınız zaman siz de bu yollarda yürüdünüz. Ama şimdi öfke, kızgınlık, kötü niyet dahil, hepsini üzerinizden sıyırıp atın. Ağzınızdan hiçbir iftira ya da edepsiz söz çıkmasın. Birbirinize yalan söylemeyin. Çünkü eski yaradılışı kötü alışkanlıklarıyla birlikte üzerinizden çıkarıp attınız; eksiksiz bilgiye erişmek için Yaratıcısına benzer olmak üzere yenilenen yeni yaradılışı giyindiniz. Bu yenilikte Grek ve Yahudi, sünnetli ve sünnetsiz, barbar, İskit, köle ve özgür ayrımı yoktur. Mesih her şeydir ve her şeydedir.
Öyleyse, Tanrının kutsal ve sevgili seçilmişleri olarak yürekten sevecenliği, iyiliği, alçakgönüllülüğü, sabrı, yumuşaklığı giyinin. Birbirinize hoşgörülü davranın. Birinizin ötekinden bir şikayeti varsa, Rabbin sizi bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın. Bunların hepsinin üzerine yetkin birliğin bağı olan sevgiyi giyinin. Mesihin esenliği yüreklerinizde hakem olsun. Tek bir bedenin üyeleri olarak bu esenliğe çağrıldınız. Şükredici olun! Mesihin sözü bütün zenginliğiyle içinizde yaşasın. Tam bir bilgelikle birbirinize öğretin, öğüt verin, mezmurlar, ilahiler, ruhsal ezgiler söyleyerek yüreklerinizde şükranla Tanrıya nağmeler yükseltin. Söylediğiniz, yaptığınız her şeyi Rab İsanın adıyla, Onun aracılığıyla Baba Tanrıya şükrederek yapın.

Yanlış Öğretilere Kapılmayın – Koloseliler 2

Bu nedenle kimse yiyecek içecek, bayram, Yeni Ay ya da Şabat Günü konusunda sizi yargılamasın. Bunlar gelecek şeylerin gölgesidir, aslı ise Mesihtedir. Sözde alçakgönüllülükte ve meleklere tapınmakta direnen, gördüğü düşlerin üzerinde durarak benliğin düşünceleriyle boş yere böbürlenen, Başa tutunmayan hiç kimse sizi ödülünüzden yoksun bırakmasın. Bütün beden eklemler ve bağlar yardımıyla bu Baştan beslenip bütünlenmekte, Tanrının sağladığı büyümeyle gelişmektedir.
Mesihle birlikte ölüp dünyanın temel ilkelerinden kurtulduğunuza göre, niçin dünyada yaşayanlar gibi, “Şunu elleme”, “Bunu tatma”, “Şuna dokunma” gibi kurallara uyuyorsunuz? Bu kuralların hepsi, kullanıldıkça yok olacak nesnelerle ilgilidir; insanların buyruklarına, öğretilerine dayanır. Kuşkusuz bu kuralların uyduruk dindarlık, sözde alçakgönüllülük, bedene eziyet açısından bilgece bir görünüşü vardır; ama benliğin tutkularını denetlemekte hiçbir yararları yoktur.

Mesihin Sağladığı Yaşam – Koloseliler 2

Bu nedenle Rab Mesih İsayı nasıl kabul ettinizse, Onda öylece yaşayın. Şükranla dolup taşarak Onda köklenin ve gelişin, size öğretildiği gibi imanda güçlenin.
Dikkatli olun! Mesihe değil de, insanların geleneğine, dünyanın temel ilkelerine dayanan felsefeyle, boş ve aldatıcı sözlerle kimse sizi tutsak etmesin. Çünkü Tanrılığın bütün doluluğu bedence Mesihte bulunuyor. Siz de her yönetim ve hükümranlığın başı olan Mesihte doluluğa kavuştunuz.
Ayrıca Mesihin gerçekleştirdiği sünnet sayesinde bedenin benliğinden soyunarak elle yapılmayan sünnetle Onda sünnet edildiniz. Vaftizde Onunla birlikte gömüldünüz, Onu ölümden dirilten Tanrının gücüne iman ederek Onunla birlikte dirildiniz. Sizler suçlarınız ve benliğinizin sünnetsizliği yüzünden ölüyken, Tanrı sizi Mesihle birlikte yaşama kavuşturdu. Bütün suçlarımızı O bağışladı. Kurallarıyla bize karşı ve aleyhimizde olan yazılı antlaşmayı sildi, onu çarmıha çakarak ortadan kaldırdı. Yönetimlerin ve hükümranlıkların elindeki silahları alıp onları çarmıhta yenerek açıkça gözler önüne serdi.

Pavlusun İmanlılara Hizmeti – Koloseliler 2

Gerek sizler, gerek Laodikyadakiler, gerekse sizler gibi yüzümü hiç görmemiş olanlar için ne denli büyük bir uğraş verdiğimi bilmenizi isterim. Yüreklerinin cesaret bulmasını, sevgide birleşmelerini dilerim. Öyle ki, anlayışın verdiği tam güvenliğin bütün zenginliğine kavuşsunlar ve Tanrının sırrını, yani bilginin ve bilgeliğin bütün hazinelerinin saklı olduğu Mesihi tanısınlar. Kimse sizi kulağı okşayan sözlerle aldatmasın diye söylüyorum bunu. Çünkü her ne kadar bedence aranızda değilsem de, ruhça sizinle birlikteyim. Düzenliliğinizi, Mesihe imanınızın sağlamlığını görüp seviniyorum.

Pavlusun İmanlılara Hizmeti – Koloseliler 1

Sizin için acı çektiğime şimdi seviniyorum. Mesihin, kendi bedeni, yani kilise uğruna çektiği sıkıntılardan eksik kalanlarını kendi bedenimde tamamlıyorum. Tanrının sizin yararınıza bana verdiği görevle kilisenin hizmetkarı oldum. Görevim, Tanrının sözünü, yani geçmiş çağlardan ve kuşaklardan gizlenmiş, ama şimdi Onun kutsallarına açıklanmış olan sırrı eksiksiz duyurmaktır. Tanrı kutsallarına bu sırrın uluslar arasında ne denli yüce ve zengin olduğunu bildirmek istedi. Bu sırrın özü şudur: Mesih içinizdedir. Bu da size yüceliğe kavuşma umudunu veriyor. Her insanı Mesihte yetkinleşmiş olarak Tanrıya sunmak için herkesi uyararak ve herkesi tam bir bilgelikle eğiterek Mesihi tanıtıyoruz. Onun kudretle bende etkin olan gücüne dayanarak uğraşıp emek vermemin amacı da budur.

Mesihin Kimliği ve Görevi – Koloseliler 1

Görünmez Tanrının görünümü, bütün yaratılışın ilk doğanı Odur. Nitekim yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen her şey –tahtlar, egemenlikler, yönetimler, hükümranlıklar– Onda yaratıldı. Her şey Onun aracılığıyla ve Onun için yaratıldı. Her şeyden önce var olan Odur ve her şey varlığını Onda sürdürmektedir. Bedenin, yani kilisenin başı Odur. Her şeyde ilk yeri alsın diye başlangıç olan ve ölüler arasından ilk doğan Odur. Çünkü Tanrı bütün doluluğunun Onda bulunmasını uygun gördü. Mesihin çarmıhta akıtılan kanı aracılığıyla esenliği sağlamış olarak yerdeki ve gökteki her şeyi Onun aracılığıyla kendisiyle barıştırmaya razı oldu.
Yaptığınız kötülükler yüzünden bir zamanlar düşüncelerinizde Tanrıya yabancı ve düşmandınız. Şimdiyse Mesih sizi Tanrının önüne kutsal, lekesiz ve kusursuz olarak çıkarmak için öz bedeninin ölümü sayesinde sizi Tanrıyla barıştırdı. Yeter ki, duyduğunuz Müjdenin verdiği umuttan kopmadan, imanda temellenip yerleşmiş olarak kalın. Ben Pavlus, göğün altındaki bütün yaratılışa duyurulan bu Müjdenin hizmetkarı oldum.

Pavlusun Koloseliler için Duası – Koloseliler 1

Bunu işittiğimiz günden beri biz de sizler için dua etmekten, tam bir bilgelik ve ruhsal anlayışla Tanrının isteğini bütünüyle bilmenizi sağlamasını dilemekten geri kalmadık. Rabbe yaraşır biçimde yaşamanız, Onu her yönden hoşnut etmeniz, her iyi işte meyve vererek Tanrıyı tanımakta ilerlemeniz için dua ediyoruz. Her şeye sevinçle katlanıp sabredebilmeniz için Onun yüce gücüne dayanarak bütün kudretle güçlenmenizi diliyoruz. Bizi kutsalların ışıktaki mirasına ortak olmaya yeterli kılan Babaya şükretmeniz için dua ediyoruz. O bizi karanlığın hükümranlığından kurtarıp sevgili Oğlunun egemenliğine aktardı. Onda kurtuluşa, günahlarımızın bağışına sahibiz.

Pavlus Tanrıya Şükrediyor – Koloseliler 1

Tanrının isteğiyle Mesih İsanın elçisi atanan ben Pavlus ve kardeşimiz Timoteostan, Kolosede bulunan, Mesihe ait kutsal ve güvenilir kardeşlere selam! Babamız Tanrıdan sizlere lütuf ve esenlik olsun.

Sizler için dua ederken Tanrıya, Rabbimiz İsa Mesihin Babasına her zaman şükrediyoruz. Çünkü Mesih İsaya iman ettiğinizi ve bütün kutsalları sevdiğinizi duyduk. İmanınız ve sevginiz göklerde sizin için saklı bulunan umuttan kaynaklanıyor. Bu umudun haberini gerçeğin bildirisinden, size daha önce ulaşan Müjdeden aldınız. Müjde, onu işittiğiniz ve Tanrının lütfunu gerçekten anladığınız günden beri aranızda olduğu gibi, bütün dünyada da meyve vermekte, yayılmaktadır. Müjdeyi bizim adımıza Mesihin güvenilir hizmetkarı olan sevgili emektaşımız Epafrastan öğrendiniz. Ruhtan kaynaklanan sevginizi de bize o bildirdi.

Son Selamlar – Filipililer 4

Mesih İsaya ait bütün kutsallara selam söyleyin. Yanımdaki kardeşler size selam ederler. Bütün kutsallar, özellikle Sezarın ev halkından olanlar size selam ederler.
Rab İsa Mesihin lütfu ruhunuzla birlikte olsun.

Pavlusun Minnettarlığı – Filipililer 4

Bana duyduğunuz ilgiyi sonunda tazelediğiniz için Rabde çok sevindim. Aslında ilgi duyuyordunuz, ama bunu göstermeye fırsatınız olmadı. Bunu ihtiyacım olduğu için söylemiyorum. Çünkü ben her durumda eldekiyle yetinmeyi öğrendim. Yoksulluk çekmeyi de bilirim, bolluk içinde yaşamayı da. İster tok ister aç, ister bolluk ister ihtiyaç içinde olayım, her durumda, her koşulda yaşamanın sırrını öğrendim. Beni güçlendirenin aracılığıyla her şeyi yapabilirim. Yine de sıkıntılarıma ortak olmakla iyi ettiniz.
Siz de bilirsiniz, ey Filipililer, Müjde yayılmaya başladığında, Makedonyadan ayrılışımdan sonra sizden başka hiçbir topluluk karşılıklı yardımlaşma konusunda benimle işbirliği yapmadı. Ben Selanikteyken de, ihtiyacım olduğunda birkaç kez bana yardımda bulundunuz. Armağan peşinde değilim, ama ruhsal kazancın hesabınızda birikmesini istiyorum. Benim her şeyim var, bolluk içindeyim. Epafroditusun eliyle gönderdiğiniz armağanları alınca bir eksiğim kalmadı. Bunlar güzel kokulu sunular, Tanrının beğenisini kazanan, Onu hoşnut eden kurbanlardır. Tanrım da her ihtiyacınızı kendi zenginliğiyle Mesih İsada görkemli bir biçimde karşılayacaktır. Babamız Tanrıya sonsuzlara dek yücelik olsun! Amin.

Son Öğütler – Filipililer 4

Bu nedenle, ey sevgililer, sevincim, başımın tacı, içten özlediğim sevgili kardeşlerim, böylece Rabde dimdik durun.
Evodiyaya rica ediyorum, Sintihiye rica ediyorum, Rab yolunda aynı düşüncede olun. Evet, gerçek yoldaşım, sana da yalvarırım, bu kadınlara yardım et. Çünkü onlar benimle, Klementle ve adları yaşam kitabında bulunan öbür emektaşlarımla birlikte Müjdeyi yaymak için mücadele ettiler.
Rabde her zaman sevinin; yine söylüyorum, sevinin! Uysallığınız bütün insanlarca bilinsin. Rabbin gelişi yakındır. Hiç kaygılanmayın; her konudaki dileklerinizi, Tanrıya dua edip yalvararak şükranla bildirin. O zaman Tanrının her kavrayışı aşan esenliği Mesih İsa aracılığıyla yüreklerinizi ve düşüncelerinizi koruyacaktır.
Sonuç olarak, kardeşlerim, gerçek, saygıdeğer, doğru, pak, sevimli, hayranlık uyandıran, erdemli ve övülmeye değer ne varsa, onu düşünün. Benden öğrendiğiniz, kabul ettiğiniz, işittiğiniz, bende gördüğünüz ne varsa, onu yapın. O zaman esenlik veren Tanrı sizinle olacaktır.

Hedefe Doğru Koşalım – Filipililer 3

Bunlara şimdiden kavuştuğumu ya da yetkinliğe eriştiğimi söylemiyorum. Ama Mesih İsanın beni kazanmakla benim için öngördüğü ödülü kazanmak için koşuyorum. Kardeşler, kendimi bunu kazanmış saymıyorum. Ancak şunu yapıyorum: Geride kalan her şeyi unutup ileride olanlara uzanarak, Tanrının Mesih İsa aracılığıyla yaptığı göksel çağrıda öngörülen ödülü kazanmak için hedefe doğru koşuyorum. Bunun için olgun olanlarımızın hepsi bu düşüncede olsun. Herhangi bir konuda farklı bir düşünceniz varsa, Tanrı bunu da size açıkça gösterecek. Ancak, eriştiğimiz düzeye uygun bir yaşam sürelim.
Kardeşler, hepiniz beni örnek alın. Size verdiğimiz örnek uyarınca yaşayanlara dikkatle bakın. Size defalarca söylediğim gibi, şimdi gözyaşları içinde tekrar söylüyorum: Birçok kişi Mesihin çarmıhına düşman olarak yaşıyor. Onların sonu yıkımdır; tanrıları mideleridir. Ayıplarıyla övünür, yalnız bu dünyayı düşünürler. Oysa bizim vatanımız göklerdedir. Oradan Kurtarıcıyı, Rab İsa Mesihi bekliyoruz. O her şeyi kendine bağlı kılmaya yeten gücünün etkinliğiyle zavallı bedenlerimizi değiştirip kendi yüce bedenine benzer hale getirecektir.

Gerçek Doğruluk – Filipililer 3

Sonuç olarak, kardeşlerim, Rabde sevinin. Size aynı şeyleri yazmak bana usanç vermez; hem bu sizin için bir güvencedir.
Kötülük yapan o adamlardan, o köpeklerden sakının; o sünnet bağnazlarından sakının! Çünkü gerçek sünnetliler Tanrının Ruhu aracılığıyla tapınan, Mesih İsayla övünen, insansal özelliklere güvenmeyen bizleriz. Ben aslında bunlara da güvenebilirdim. Eğer başka biri bunlara güvenebileceğini sanıyorsa, ben daha çok güvenebilirim. Sekiz günlükken sünnet oldum. İsrail soyundan, Benyamin oymağından, özbeöz İbraniyim. Kutsal Yasaya bağlılık derseniz, Ferisiydim. Gayret derseniz, kiliseye zulmeden biriydim. Yasaya dayanan doğruluk derseniz, kusursuzdum.
Ama benim için kazanç olan her şeyi Mesih uğruna zarar saydım. Dahası var, uğruna her şeyi yitirdiğim Rabbim İsa Mesihi tanımanın üstün değeri yanında her şeyi zarar sayıyorum, süprüntü sayıyorum. Öyle ki, Mesihi kazanayım ve Kutsal Yasaya dayanan kişisel doğruluğa değil, Mesihe iman etmekle kazanılan, iman sonucu Tanrıdan gelen doğruluğa sahip olarak Mesihte bulunayım. Ölümünde Onunla özdeşleşerek Onu tanımak, dirilişinin gücünü ve acılarına ortak olmanın ne demek olduğunu bilmek ve böylece ne yapıp yapıp ölümden dirilişe erişmek istiyorum.

Timoteos ve Epafroditus – Filipililer 2

Durumunuzu öğrenmek, böylece içimi rahatlatmak üzere yakında Timoteosu yanınıza gönderebileceğime ilişkin Rab İsada umudum var. Timoteos gibi düşünen, durumunuzla içtenlikle ilgilenecek başka kimsem yok. Herkes kendi işini düşünüyor, Mesih İsanınkini değil. Ama Timoteosun, değerini kanıtlamış biri olduğunu, babasının yanında hizmet eden çocuk gibi, Müjdenin yayılması için benim yanımda hizmet ettiğini bilirsiniz. Durumum belli olur olmaz onu size göndermeyi umuyorum. Ben de yakında geleceğim, bu konuda Rabbe güveniyorum.
Ama muhtaç anımda bana yardım etmek üzere gönderdiğiniz elçiyi, omuz omuza mücadele verdiğim kardeşim ve emektaşım Epafroditusu size geri yollamayı gerekli gördüm. Çünkü hepinizi özlüyor, hasta olduğunu öğrendiğiniz için çok üzülüyordu. Gerçekten de ölecek kadar hastaydı. Ama Tanrı ona acıdı; yalnız ona değil, acı üstüne acı duymayayım diye bana da acıdı. İşte bu nedenle, onu tekrar görüp sevinesiniz diye kendisini daha büyük bir istekle yanınıza gönderiyorum. Böylelikle benim de kaygılarım hafifleyecek. Onu Rabde tam bir sevinçle kabul edin, onun gibi kişileri onurlandırın. Çünkü sizin bana yapamadığınız yardımı yapmak için canını tehlikeye atarak Mesihin işi uğruna neredeyse ölüyordu.

Kurtuluşunuzu Etkin Kılın – Filipililer 2

Öyleyse sevgili kardeşlerim, her zaman söz dinlediğiniz gibi, yalnız ben aranızdayken değil, ama şimdi yokluğumda, kurtuluşunuzu saygı ve korkuyla sonuca götürmek için daha çok gayret edin. Çünkü kendisini hoşnut edeni hem istemeniz hem de yapmanız için sizde etkin olan Tanrıdır. Her şeyi söylenmeden ve çekişmeden yapın ki, yaşam sözüne sımsıkı sarılarak aralarında evrendeki yıldızlar gibi parladığınız bu eğri ve sapık kuşağın ortasında kusursuz ve saf, Tanrının lekesiz çocukları olasınız. Öyle ki, boşuna koşmadığımı, boşuna emek vermediğimi görerek Mesihin gününde övünecek bir nedenim olsun. Kanım imanınızın sunusu ve hizmeti üzerine adak şarabı gibi dökülecek olsa da seviniyor, hepinizin sevincine katılıyorum. Aynı şekilde siz de sevinin ve benim sevincime katılın.

Mesihi Örnek Alın – Filipililer 2

Böylece Mesihten gelen bir cesaret, sevgiden doğan bir teselli ve Ruhla bir paydaşlık varsa, yürekten bir sevgi ve sevecenlik varsa, aynı düşüncede, sevgide, ruhta ve amaçta birleşerek sevincimi tamamlayın. Hiçbir şeyi bencil tutkularla ya da boş övünmeyle yapmayın. Her biriniz alçakgönüllülükle öbürünü kendinden üstün saysın. Yalnız kendi yararını değil, başkalarının yararını da gözetsin.
Mesih İsadaki düşünce sizde de olsun. Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrıya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. Ama kul özünü alıp insan benzeyişinde doğarak ululuğunu bir yana bıraktı. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı. Bunun için de Tanrı Onu pek çok yükseltti ve Ona her adın üstünde olan adı bağışladı. Öyle ki, İsanın adı anıldığında gökteki, yerdeki ve yer altındakilerin hepsi diz çöksün ve her dil, Baba Tanrının yüceltilmesi için İsa Mesihin Rab olduğunu açıkça söylesin.

Müjdenin Yayılması – Filipililer 1

Kardeşler, şunu bilmenizi isterim: Başıma gelenler daha çok Müjdenin yayılmasına yaramıştır. Sonuç olarak bütün saray muhafızları dahil, herkes Mesih uğruna zincire vurulduğumu öğrendi. Kardeşlerin çoğu da zincire vuruluşumdan ötürü Rabbe güvenerek Tanrının sözünü korkusuzca söylemekte daha da cesur davranıyorlar. Gerçi kimi Mesihi kıskançlık ve rekabetle, kimiyse iyi niyetle duyuruyor. Sonuncular, Müjdeyi savunmaya atandığımı bilerek bunu sevgiyle yapıyorlar. Ötekilerse Mesihi temiz yürekle değil, bencil tutkularla duyuruyorlar. Böylece tutukluluğumda bana sıkıntı vereceklerini sanıyorlar. Ama ne önemi var? İster art niyetle ister içtenlikle olsun, her durumda Mesih duyurulmuş oluyor. Buna seviniyorum, sevineceğim de. Çünkü dualarınızla ve İsa Mesihin Ruhu yardımıyla bunun bana kurtuluş getireceğini biliyorum.
Hiçbir şekilde utandırılmayacağımı, yaşasam da ölsem de Mesihin her zamanki gibi şimdi de bedenimde yüceltilmesi için tam bir cesaret gösterebileceğimi bekliyor ve umut ediyorum. Çünkü benim için, yaşamak Mesihtir, ölmek kazançtır. Hayatta kalırsam yararlı işler yapacağım. Ama hangisini seçeceğimi bilemiyorum. İki seçenek arasında kaldım. Dünyadan ayrılıp Mesihle birlikte olmayı arzuluyorum; bu çok daha iyi. Ama hayatta kalmam sizin için daha gereklidir. Bundan emin olarak kalacağımı biliyorum. İmanda gelişip sevinmeniz için hepinizle birlikte olmaya devam edeceğim. Öyle ki, tekrar yanınıza geldiğimde, Mesih İsada benimle daha çok övünebilesiniz.
Ancak yaşayışınız Mesihin Müjdesine layık olsun. Öyle ki, gelip sizi görsem de gelmesem de sizinle ilgili haberleri, tek bir ruhta dimdik durduğunuzu, Müjdede açıklanan inanç uğruna tek can halinde birlikte mücadele ettiğinizi, size karşı olanlardan hiçbir şekilde yılmadığınızı duyayım. Böyle davranmanız onlara bir belirtidir – kendilerinin mahvolacağını, sizlerin ise kurtulacağını gösteren bir belirti. Bu da Tanrının işidir. Çünkü Mesih uğruna size yalnız Mesihe iman etmek değil, daha önce bende gördüğünüz ve hala sürdürdüğümü duyduğunuz zorlu çabanın aynısını göstererek Mesih uğruna acı çekmek ayrıcalığı da verildi.

Şükran ve Dua – Filipililer 1

Mesih İsanın kulları ben Pavlus ve Timoteostan Filipideki gözetmenler ve görevlilerle birlikte Mesih İsaya ait bütün kutsallara selam! Babamız Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten sizlere lütuf ve esenlik olsun.

Sizi hatırladıkça Tanrıma şükrediyorum. İlk günden şimdiye dek Müjdenin yayılmasındaki işbirliğinizden dolayı her duamda hepiniz için her zaman sevinçle dilekte bulunuyorum. Sizde iyi bir işe başlamış olan Tanrının bunu Mesih İsanın gününe dek tamamlayacağına güvenim var. Hepiniz için böyle düşünmekte haklıyım. Her an yüreğimdesiniz. İster zincire vurulmuş, ister Müjdeyi savunup doğrulamakta olayım, hepiniz benimle birlikte Tanrının lütfuna ortaksınız. Hepinizi Mesih İsanın sevgisiyle nasıl özlediğime Tanrı tanıktır. Duam şu ki, sevginiz, bilgi ve her tür sezgiyle durmadan artsın. Öyle ki, üstün değerleri ayırt edebilesiniz ve böylece Tanrının yüceltilip övülmesi için İsa Mesih aracılığıyla gelen doğruluk meyvesiyle dolarak Mesihin gününde saf ve kusursuz olasınız.

Son Selamlar – Efesliler 6

Nasıl olduğumu, ne yaptığımı sizin de bilmeniz için sevgili kardeşimiz, Rabbin güvenilir hizmetkarı Tihikos size her şeyi bildirecektir. Kendisini bu amaçla, durumumuzu iletmesi ve yüreklerinize cesaret vermesi için size gönderiyorum.
Baba Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten kardeşlere imanla birlikte esenlik ve sevgi diliyorum. Tanrının lütfu Rabbimiz İsa Mesihi ölümsüz sevgiyle sevenlerin hepsiyle birlikte olsun.

Tanrının Sağladığı Ruhsal Silahlar – Efesliler 6

Son olarak Rabde, Onun üstün gücüyle güçlenin. İblisin hilelerine karşı durabilmek için Tanrının sağladığı bütün silahları kuşanın. Çünkü savaşımız insanlara karşı değil, yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır. Bu nedenle, kötü günde dayanabilmek, gerekli her şeyi yaptıktan sonra yerinizde durabilmek için Tanrının bütün silahlarını kuşanın.
Böylece, belinizi gerçekle kuşatmış, göğsünüze doğruluk zırhını takmış ve ayaklarınıza esenlik Müjdesini yayma hazırlığını giymiş olarak yerinizde durun. Bunların hepsine ek olarak, Şeytanın bütün ateşli oklarını söndürebileceğiniz iman kalkanını alın. Kurtuluş miğferini ve Ruhun kılıcını, yani Tanrı sözünü alın. Her türlü dua ve yalvarışla, her zaman Ruhun yönetiminde dua edin. Bu amaçla, bütün kutsallar için yalvarışta bulunarak tam bir adanmışlıkla uyanık durun. Ağzımı her açtığımda bana gerekli söz verilsin diye benim için de dua edin; öyle ki, Müjdenin sırrını cesaretle bildirebileyim. Uğruna zincire vurulmuş durumda elçilik ettiğim Müjdeyi gerektiği gibi cesaretle duyurabilmem için dua edin.

Köle Efendi İlişkileri – Efesliler 6

Ey köleler, dünyadaki efendilerinizin sözünü Mesihin sözünü dinler gibi saygı ve korkuyla, saf yürekle dinleyin. Bunu, yalnız insanları hoşnut etmek isteyenler gibi göze hoş görünmek için yapmayın. Mesihin kulları olarak Tanrının isteğini candan yerine getirin. İnsanlara değil, Rabbe hizmet eder gibi gönülden hizmet edin. Çünkü ister köle ister özgür olsun, herkesin yaptığı her iyiliğin karşılığını Rabden alacağını biliyorsunuz.
Ey efendiler, siz de kölelerinize aynı biçimde davranın. Artık onları tehdit etmeyin. Onların da sizin de Efendinizin göklerde olduğunu ve insanlar arasında ayrım yapmadığını biliyorsunuz.

Aile İlişkileri – Efesliler 6

Ey çocuklar, Rab yolunda anne babanızın sözünü dinleyin. Çünkü doğrusu budur. “İyilik bulmak, yeryüzünde uzun ömürlü olmak için annene babana saygı göstereceksin.” Vaat içeren ilk buyruk budur.
Ey babalar, siz de çocuklarınızın öfkesini uyandırmayın. Onları Rabbin terbiye ve öğüdüyle büyütün.

Karı Koca İlişkileri – Efesliler 5

Ey kadınlar, Rabbe bağımlı olduğunuz gibi, kocalarınıza bağımlı olun. Çünkü Mesih bedenin kurtarıcısı olarak kilisenin başı olduğu gibi, erkek de kadının başıdır. Kilise Mesihe bağımlı olduğu gibi, kadınlar da her durumda kocalarına bağımlı olsunlar.
Ey kocalar, Mesih kiliseyi nasıl sevip onun uğruna kendini feda ettiyse, siz de karılarınızı öyle sevin. Mesih kiliseyi suyla yıkayıp tanrısal sözle temizleyerek kutsal kılmak için kendini feda etti. Öyle ki, kiliseyi üzerinde leke, buruşukluk ya da buna benzer bir şey olmadan, görkemli biçimde kendine sunabilsin. Amacı kilisenin kutsal ve kusursuz olmasıdır. Aynı biçimde kocalar da karılarını kendi bedenleri gibi sevmelidir. Karısını seven kendini sever. Hiç kimse hiçbir zaman kendi bedeninden nefret etmemiştir. Tersine, onu besler ve kayırır; tıpkı Mesihin kiliseyi besleyip kayırdığı gibi. Çünkü bizler Onun bedeninin üyeleriyiz. “Bunun için adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak.” Bu sır büyüktür; ben bunu Mesih ve kiliseyle ilgili olarak söylüyorum. Size gelince, her biriniz karısını kendisi gibi sevsin. Kadın da kocasına saygı göstersin.

Işıkta Yürüyün! – Efesliler 5

Bir zamanlar karanlıktınız, ama şimdi Rabde ışıksınız. Işık çocukları olarak yaşayın. Çünkü ışığın meyvesi her iyilikte, doğrulukta ve gerçekte görülür. Rabbi neyin hoşnut ettiğini ayırt edin. Karanlığın meyvesiz işlerine katılmayın. Tersine, onları açığa çıkarın. Karanlıktakilerin gizlice yaptıklarından söz etmek bile ayıptır. Işığın açığa vurduğu her şey görünür. Çünkü görünen her şey ışıktır. Bunun için şöyle deniyor:
“Uyan, ey uyuyan! Ölümden diril!
Mesih sana ışık saçacak.”
Öyleyse nasıl yaşadığınıza çok dikkat edin. Bilgelikten yoksun olanlar gibi değil, bilgeler gibi yaşayın. Fırsatı değerlendirin. Çünkü yaşadığımız günler kötüdür. Bunun için akılsız olmayın, Rabbin isteğinin ne olduğunu anlayın.
Şarapla sarhoş olmayın, bu sizi sefahate götürür. Bunun yerine Ruhla dolun: Birbirinize mezmurlar, ilahiler, ruhsal ezgiler söyleyin; yürekten Rabbe ezgiler, mezmurlar okuyun; durmadan, her şey için Rabbimiz İsa Mesihin adıyla Baba Tanrıya şükredin; Mesihe duyduğunuz saygıdan ötürü birbirinize bağımlı olun.

Eski ve Yeni Yaşam – Efesliler 5

Bunun için, sevgili çocukları olarak Tanrıyı örnek alın. Mesih bizi nasıl sevdiyse ve bizim için kendisini güzel kokulu bir sunu ve kurban olarak nasıl Tanrıya sunduysa, siz de öylece sevgi yolunda yürüyün.
Aranızda fuhuş, ahlaksızlık ya da açgözlülük anılmasın bile. Kutsallara yaraşmaz bu. Aranızda açık saçıklık, budalaca konuşmalar, bayağı şakalar da olmasın. Bunlar size yakışmaz. Bunun yerine şükredin. Şunu kesinlikle bilin ki, fuhuş yapanın, pisliğe düşkün olanın ya da putperest demek olan açgözlü kişinin, Mesihin ve Tanrının Egemenliğinde mirası yoktur. Hiç kimse sizi boş sözlerle aldatmasın. Bu şeylerden ötürü Tanrının gazabı söz dinlemeyenlerin üzerine gelir. Onun için böyleleriyle oturup kalkmayın.

Eski ve Yeni Yaşam – Efesliler 4

Bunun için şunu söylüyor ve Rab adına sizi uyarıyorum: Artık öteki uluslar gibi boş düşüncelerle yaşamayın. Onların zihinleri karardı. Bilgisizlikleri ve yüreklerinin duygusuzluğu yüzünden Tanrının yaşamına yabancılaştılar. Bütün duyarlılıklarını yitirip açgözlülükle her türlü pisliği yapmak üzere kendilerini sefahate verdiler. Ama siz Mesihi böyle öğrenmediniz. Kuşkusuz İsanın sesini duydunuz, Ondaki gerçeğe uygun olarak Onun yolunda eğitildiniz. Önceki yaşayışınıza ait olup aldatıcı tutkularla yozlaşan eski yaradılışı üzerinizden sıyırıp atmayı, düşüncede ve ruhta yenilenmeyi, gerçek doğruluk ve kutsallıkta Tanrıya benzer yaratılan yeni yaradılışı giyinmeyi öğrendiniz.
Bunun için yalanı üzerinizden sıyırıp atarak her biriniz komşusuna gerçeği söylesin. Çünkü hepimiz aynı bedenin üyeleriyiz. Öfkelenin, ama günah işlemeyin. Öfkenizin üzerine güneş batmasın. İblise de fırsat vermeyin. Hırsızlık eden artık hırsızlık etmesin. Tersine, kendi elleriyle iyi olanı yaparak emek versin; böylece ihtiyacı olanla paylaşacak bir şeyi olsun.
Ağzınızdan hiç kötü söz çıkmasın. İşitenler yararlansın diye, ihtiyaca göre, başkalarının gelişmesine yarayacak olanı söyleyin. Tanrının Kutsal Ruhunu kederlendirmeyin. Kurtuluş günü için o Ruhla mühürlendiniz. Her kötü niyetle birlikte her türlü kin, öfke, kızgınlık, bağrışma ve iftira sizden uzak olsun. Birbirinize karşı iyi yürekli, şefkatli olun. Tanrı sizi Mesihte bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın.

Bedenin Birliği – Efesliler 4

Bu nedenle, Rabbin uğruna tutuklu olan ben, aldığınız çağrıya yaraşır biçimde yaşamanızı rica ederim. Her bakımdan alçakgönüllü, yumuşak huylu, sabırlı olun. Birbirinize sevgiyle, hoşgörüyle davranın. Ruhun birliğini esenlik bağıyla korumaya gayret edin. Çağrınızdan doğan tek bir umuda çağrıldığınız gibi, beden bir, Ruh bir, Rab bir, iman bir, vaftiz bir, her şeyden üstün, her şeyle ve her şeyde olan herkesin Tanrısı ve Babası birdir.
Ama lütuf her birimize Mesihin armağanı ölçüsünde bağışlandı. Bunun için Kutsal Yazı şöyle der:
“Yükseğe çıktı ve tutsakları peşine taktı,
İnsanlara armağanlar verdi.” Şimdi bu “çıktı” sözcüğü, Mesih önce aşağılara, yeryüzüne indi demek değil de nedir? İnen de Odur, her şeyi doldurmak üzere bütün göklerin çok üstüne çıkan da Odur. Kendisi kimini elçi, kimini peygamber, kimini müjdeci, kimini önder ve öğretmen atadı. Öyle ki, kutsallar hizmet görevini yapmak ve Mesihin bedenini geliştirmek üzere donatılsın. Sonunda hepimiz imanda ve Tanrı Oğlunu tanımada birliğe, yetkinliğe, Mesih doluluğundaki olgunluk düzeyine erişeceğiz. Böylece artık insanların kurnazlığıyla, aldatıcı düzenler kurmaktaki becerileriyle, her öğretinin rüzgarıyla çalkalanıp öteye beriye sürüklenen çocuklar olmayacağız. Tersine, sevgiyle gerçeğe uyarak bedenin başı olan Mesihe doğru her yönden büyüyeceğiz. Onun önderliğinde bütün beden, her eklemin yardımıyla kenetlenip kaynaşmış olarak her üyesinin düzenli işleyişiyle büyüyüp sevgide gelişiyor.

Mesihin Sevgisini Anlamak – Efesliler 3

Bunun için, yerde ve gökte her ailenin adını kendisinden aldığı Babanın önünde diz çökerim. Babanın kendi yüceliğinin zenginliği uyarınca Ruhuyla sizi iç varlığınızda kudretle güçlendirmesini ve Mesihin iman yoluyla yüreklerinizde yaşamasını dilerim. Öyle ki, Tanrının bütün doluluğuyla dolmanız için, sevgide köklenmiş ve temellenmiş olarak bütün kutsallarla birlikte Mesihin sevgisinin ne denli geniş ve uzun, yüksek ve derin olduğunu anlamaya, bilgiyi çok aşan bu sevgiyi kavramaya gücünüz yetsin.
Tanrı, bizde etkin olan kudretiyle, dilediğimiz ya da düşündüğümüz her şeyden çok daha fazlasını yapabilecek güçtedir. Kilisede ve Mesih İsada bütün kuşaklar boyunca sonsuzlara dek Ona yücelik olsun! Amin.

Pavlusa Açıklanan Sır – Efesliler 3

Bu nedenledir ki, ben Pavlus siz uluslar uğruna Mesih İsanın tutuklusu oldum. Tanrının bana bağışladığı lütfu size ulaştırmakla görevlendirildiğimi duymuşsunuzdur. Yukarıda kısaca değindiğim gibi Tanrı, sır olan tasarısını bana vahiy yoluyla bildirdi. Bu mektubu okuduğunuzda Mesih sırrını nasıl kavradığımı anlayabilirsiniz. Bu sır önceki kuşaklara açıkça bildirilmemişti. Şimdiyse Mesihin kutsal elçilerine ve peygamberlerine Ruh aracılığıyla açıklanmış bulunuyor. Şöyle ki, öteki uluslar da mirasa ortaktır, aynı bedenin üyeleridir ve Müjde aracılığıyla Mesih İsada vaade ortaktır.
Tanrının etkin gücüyle bana verilen lütuf armağanı uyarınca bu Müjdeyi yaymakla görevlendirildim. Bütün kutsalların en değersiziydim. Yine de Mesihin akıl ermez zenginliğini uluslara müjdeleme ve her şeyi yaratan Tanrıda öncesizlikten beri gizli tutulan sırrın nasıl düzenlendiğini bütün insanlara açıklama ayrıcalığı bana verildi. Öyle ki, Tanrının çok yönlü bilgeliği, kilise aracılığıyla göksel yerlerdeki yönetimlere ve hükümranlıklara şimdiki dönemde bildirilsin. Bu, Tanrının başlangıçtan beri tasarladığı ve Rabbimiz Mesih İsada yerine getirdiği amaca uygundu. Mesihte ve Mesihe olan imanımızla Tanrıya cesaret ve güvenle yaklaşabiliriz. Bu nedenle, uğrunuza çektiğim sıkıntılar karşısında yılmamanızı rica ediyorum. Bunlar size yücelik kazandırır.

Tanrının Yeni Topluluğu – Efesliler 2

Bunun için, öteki uluslardan doğan sizler bir zamanlar ne olduğunuzu anımsayın: Bedende elle yapılmış sünnete sahip olup “sünnetli” diye anılanların “sünnetsiz” dedikleri sizler, o zaman Mesihsiz, İsrailde vatandaşlıktan yoksun, vaade dayanan antlaşmalara yabancı, dünyada umutsuz ve tanrısızdınız. Ama bir zamanlar uzak olan sizler, şimdi Mesih İsada Mesihin kanı sayesinde yakın kılındınız. Çünkü Mesihin kendisi barışımızdır. Kutsal Yasayı, buyrukları ve kurallarıyla birlikte etkisiz kılarak iki topluluğu birleştirdi, aradaki engel duvarını, yani düşmanlığı kendi bedeninde yıktı. Amacı bu iki topluluktan kendisinde yeni bir insan yaratarak esenliği sağlamak, düşmanlığı çarmıhta öldürmek ve çarmıh aracılığıyla bir bedende iki topluluğu Tanrıyla barıştırmaktı. O gelip hem uzakta olan sizlere hem de yakındakilere esenliği müjdeledi. Onun aracılığıyla hepimiz tek Ruhta Babanın huzuruna çıkabiliriz.
Böylece artık yabancı ve garip değil, kutsallarla birlikte yurttaş ve Tanrının ev halkısınız. Elçilerle peygamberlerden oluşan temel üzerine inşa edildiniz. Köşe taşı Mesih İsanın kendisidir. Bütün yapı Rabbe ait kutsal bir tapınak olmak üzere Onda kenetlenip yükseliyor. Siz de Ruh aracılığıyla Tanrının konutu olmak üzere hep birlikte Mesihte inşa ediliyorsunuz.

Ölümden Yaşama Geçtik – Efesliler 2

Sizler bir zamanlar içinde yaşadığınız suçlardan ve günahlardan ötürü ölüydünüz. Bu dünyanın gidişine ve havadaki hükümranlığın egemenine, yani söz dinlemeyen insanlarda şimdi etkin olan ruha uymaktaydınız. Bir zamanlar hepimiz böyle insanların arasında, benliğin ve aklın isteklerini yerine getirerek benliğimizin tutkularına göre yaşıyorduk. Doğal olarak ötekiler gibi biz de gazap çocuklarıydık. Ama merhameti bol olan Tanrı bizi çok sevdiği için, suçlarımızdan ötürü ölü olduğumuz halde, bizi Mesihle birlikte yaşama kavuşturdu. Onun lütfuyla kurtuldunuz. Tanrı bizi Mesih İsada, Mesihle birlikte diriltip göksel yerlerde oturttu. Bunu, Mesih İsada bize gösterdiği iyilikle, lütfunun sonsuz zenginliğini gelecek çağlarda sergilemek için yaptı. İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrının armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir. Çünkü biz Tanrının yapıtıyız, Onun önceden hazırladığı iyi işleri yapmak üzere Mesih İsada yaratıldık.

Pavlusun İmanlılar için Duası – Efesliler 1

Bunun için, Rab İsaya iman ettiğinizi ve bütün kutsalları sevdiğinizi duyduğumdan beri ben de sizin için sürekli şükrediyor, sizi dualarımda hep anıyorum. Rabbimiz İsa Mesihin Tanrısı, yüce Baba, kendisini tanımanız için size bilgelik ve vahiy ruhunu versin diye dua ediyorum. Onun çağrısından doğan umudu, kutsallara verdiği mirasın yüce zenginliğini ve iman eden bizler için etkin olan kudretinin aşkın büyüklüğünü anlamanız için, yüreklerinizin gözleri aydınlansın diye dua ediyorum. Bu kudret, Tanrının, Mesihi ölümden diriltirken ve göksel yerlerde sağında oturturken Onda sergilediği üstün güçle aynı etkinliktedir. Tanrı Onu bütün yönetimlerin, hükümranlıkların, güç ve egemenliklerin, yalnız bu çağda değil, gelecek çağda da anılacak bütün adların çok üstüne çıkardı. Her şeyi ayakları altına sererek Ona bağımlı kıldı. Onu her şeyin üzerinde baş olmak üzere kiliseye verdi. Kilise Onun bedenidir, her yönden her şeyi dolduranın doluluğudur.

Mesihte Sahip Olduğumuz Ayrıcalıklar – Efesliler 1

Tanrının isteğiyle Mesih İsanın elçisi atanan ben Pavlustan Efeste bulunan kutsallara, Mesih İsaya ait olan sadıklara selam! Babamız Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten sizlere lütuf ve esenlik olsun.

Bizi Mesihte her ruhsal kutsamayla göksel yerlerde kutsamış olan Rabbimiz İsa Mesihin Babası Tanrıya övgüler olsun. O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesihte seçti. Kendi isteği ve iyi amacı uyarınca İsa Mesih aracılığıyla kendisine oğullar olalım diye bizi önceden belirledi. Öyle ki, sevgili Oğlunda bize bağışladığı yüce lütfu övülsün. Tam bir bilgelik ve anlayışla üzerimize yağdırdığı lütfunun zenginliği sayesinde Mesihin kanı aracılığıyla Mesihte kurtuluşa, suçlarımızın bağışlanmasına kavuştuk.
Tanrı sır olan isteğini, Mesihte edindiği iyi amaç uyarınca bize açıkladı. Zaman dolunca gerçekleştireceği bu tasarıya göre, yerdeki ve gökteki her şeyi Mesihte birleştirecek. Her şeyi kendi isteği doğrultusunda düzenleyen Tanrının amacı uyarınca önceden belirlenip Mesihte seçildik. Öyle ki, Mesihe ilk umut bağlayan bizler, Onun yüceliğinin övülmesi için yaşayalım. Gerçeğin bildirisini, kurtuluşunuzun Müjdesini duyup Ona iman ettiğinizde, siz de vaat edilen Kutsal Ruhla Onda mühürlendiniz. Ruh, Tanrının yüceliğinin övülmesi için Tanrıya ait olanların kurtuluşuna dek mirasımızın güvencesidir.

Son Uyarılar ve Selamlar – Galatyalılar 6

Bakın, size kendi elimle ne denli büyük harflerle yazıyorum! Bedende gösterişe önem verenler, yalnız Mesihin çarmıhı uğruna zulüm görmemek için sizi sünnet olmaya zorluyorlar. Oysa sünnetlilerin kendileri bile Kutsal Yasayı yerine getirmiyor, sizin bedenlerinizle övünebilmek için sünnet olmanızı istiyorlar. Bana gelince, Rabbimiz İsa Mesihin çarmıhından başka bir şeyle asla övünmem. Onun çarmıhı aracılığıyla dünya benim için ölüdür, ben de dünya için. Sünnetli olup olmamanın önemi yoktur, önemli olan yeni yaratılıştır. Bu kurala uyan herkese ve Tanrının İsrailine esenlik ve merhamet olsun.
Bundan böyle kimse bana sorun çıkarmasın. Çünkü ben İsanın yara izlerini bedenimde taşıyorum.
Kardeşler, Rabbimiz İsa Mesihin lütfu ruhunuzla birlikte olsun! Amin.

İyilik Yapmaktan Usanmayalım – Galatyalılar 6

Kardeşler, eğer biri suç işlerken yakalanırsa, ruhsal olan sizler, böyle birini yumuşak ruhla yola getirin. Siz de ayartılmamak için kendinizi kollayın. Birbirinizin ağır yükünü taşıyın, böylece Mesihin Yasasını yerine getirirsiniz. Kişi bir hiçken kendini bir şey sanıyorsa, kendini aldatmış olur. Herkes kendi yaptıklarını denetlesin. O zaman başkasının yaptıklarıyla değil, yalnız kendi yaptıklarıyla övünebilir. Herkes kendine düşen yükü taşımalı.
Tanrı sözünde eğitilen, kendisini eğitenle bütün nimetleri paylaşsın.
Aldanmayın, Tanrı alaya alınmaz. İnsan ne ekerse onu biçer. Kendi benliğine eken, benlikten ölüm biçecektir. Ruha eken, Ruhtan sonsuz yaşam biçecektir. İyilik yapmaktan usanmayalım. Gevşemezsek mevsiminde biçeriz. Bunun için fırsatımız varken herkese, özellikle iman ailesinin üyelerine iyilik yapalım.

Benlik ve Kutsal Ruh – Galatyalılar 5

Kardeşler, siz özgür olmaya çağrıldınız. Ancak özgürlük benlik için fırsat olmasın. Birbirinize sevgiyle hizmet edin. Bütün Kutsal Yasa tek bir sözde özetlenmiştir: “Komşunu kendin gibi seveceksin.” Ama birbirinizi ısırıp yiyorsanız, dikkat edin, birbirinizi yok etmeyesiniz!
Şunu demek istiyorum: Kutsal Ruhun yönetiminde yaşayın. O zaman benliğin tutkularını asla yerine getirmezsiniz. Çünkü benlik Ruha, Ruh da benliğe aykırı olanı arzular. Bunlar birbirine karşıttır; sonuç olarak, istediğinizi yapamıyorsunuz. Ruhun yönetimindeyseniz, Yasaya bağımlı değilsiniz.
Benliğin işleri bellidir. Bunlar fuhuş, pislik, sefahat, putperestlik, büyücülük, düşmanlık, çekişme, kıskançlık, öfke, bencil tutkular, ayrılıklar, bölünmeler, çekememezlik, sarhoşluk, çılgın eğlenceler ve benzeri şeylerdir. Sizi daha önce uyardığım gibi yine uyarıyorum, böyle davrananlar Tanrı Egemenliğini miras alamayacaklar.
Ruhun ürünüyse sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve özdenetimdir. Bu tür nitelikleri yasaklayan yasa yoktur. Mesih İsaya ait olanlar, benliği, tutku ve arzularıyla birlikte çarmıha germişlerdir. Ruh sayesinde yaşıyorsak, Ruhun izinde yürüyelim. Boş yere övünen, birbirine meydan okuyan, birbirini kıskanan kişiler olmayalım.

Özgürlüğünüzü Koruyun – Galatyalılar 5

Mesih bizi özgür olalım diye özgür kıldı. Bunun için dayanın. Bir daha kölelik boyunduruğuna girmeyin.
Bakın, ben Pavlus size diyorum ki, sünnet olursanız Mesihin size hiç yararı olmaz. Sünnet edilen her adamı bir daha uyarıyorum: Kutsal Yasanın tümünü yerine getirmek zorundadır. Yasa aracılığıyla aklanmaya çalışan sizler Mesihten ayrıldınız, Tanrının lütfundan uzak düştünüz. Ama biz aklanmanın verdiği umudun gerçekleşmesini Ruha dayanarak, imanla bekliyoruz. Mesih İsada ne sünnetliliğin ne de sünnetsizliğin yararı vardır; yararlı olan, sevgiyle etkisini gösteren imandır.
İyi koşuyordunuz. Sizi gerçeğe uymaktan kim alıkoydu? Buna kanmanız sizi çağıranın isteği değildir. “Azıcık maya bütün hamuru kabartır.” Başka türlü düşünmeyeceğinize ilişkin Rabde size güvenim var. Ama aklınızı karıştıran kim olursa olsun, cezasını çekecektir.
Bana gelince, kardeşler, eğer hala sünneti savunuyor olsaydım, bugüne dek baskı görür müydüm? Öyle olsaydı, çarmıh engeli ortadan kalkardı. Aklınızı çelenler keşke kendilerini hadım etseler!

Sarayla Hacer Örneği – Galatyalılar 4

Kutsal Yasa altında yaşamak isteyen sizler, söyleyin bana, Yasanın ne dediğini bilmiyor musunuz? İbrahimin biri köle, biri de özgür kadından iki oğlu olduğu yazılıdır. Köle kadından olan olağan yoldan, özgür kadından olansa vaat sonucu doğdu. Burada bir benzetme vardır. Bu kadınlar iki antlaşmayı simgelemektedir. Biri Sina Dağındandır, köle olacak çocuklar doğurur. Bu Hacerdir. Hacer, Arabistandaki Sina Dağını simgeler. Şimdiki Yeruşalimin karşılığıdır. Çünkü çocuklarıyla birlikte kölelik etmektedir. Oysa göksel Yeruşalim özgürdür, annemiz odur. Nitekim şöyle yazılmıştır:
“Sevin, çocuk doğurmayan ey kısır kadın!
Doğum ağrısı nedir bilmeyen sen,
Yükselt sesini, haykır!
Çünkü terk edilmiş kadının,
Kocası olandan daha çok çocuğu var.”
Kardeşler, İshak gibi sizler de vaat çocuklarısınız. Olağan yoldan doğan, Kutsal Ruha göre doğana o zaman nasıl zulmettiyse, şimdi de öyle oluyor. Ama Kutsal Yazı ne diyor?
“Köle kadınla oğlunu kov.
Çünkü köle kadının oğlu
Özgür kadının oğluyla birlikte
Asla mirasa ortak olmayacaktır.” İşte böyle, kardeşler, bizler köle kadının değil, özgür kadının çocuklarıyız.

Pavlusun Galatyalılar için Kaygıları – Galatyalılar 4

Ne var ki, eskiden Tanrıyı tanımadığınız zamanlarda, gerçek olmayan tanrılara kölelik ettiniz. Şimdiyse Tanrıyı tanıdınız, daha doğrusu Tanrı tarafından tanındınız. Öyleyse nasıl oluyor da bu değersiz, etkisiz ilkelere dönüyorsunuz? Yeniden onların kölesi mi olmak istiyorsunuz? Özel günler, aylar, mevsimler, yıllar kutluyorsunuz! Sizin için korkuyorum. Yoksa uğrunuza boş yere mi emek verdim?
Kardeşler, size yalvarıyorum, benim gibi olun. Çünkü ben de sizin gibi oldum. Bana hiç haksızlık etmediniz. Bildiğiniz gibi, Müjdeyi size ilk kez bedensel hastalığım nedeniyle bildirmiştim. Bedensel durumum sizin için çetin bir deneme olduğu halde beni ne hor gördünüz ne de reddettiniz. Tanrının bir meleğini, hatta Mesih İsayı kabul eder gibi kabul ettiniz beni. Şimdi o sevincinize ne oldu? Sizin için tanıklık ederim ki, elinizden gelse gözlerinizi oyar bana verirdiniz. Peki, size gerçeği söylediğim için düşmanınız mı oldum?
Başkaları sizi kazanmaya gayret ediyor, ama niyetleri iyi değil. Kendileri için gayret edesiniz diye sizi bizden ayırmak istiyorlar. Niyet iyiyse, yalnız aranızda olduğum zaman değil, her zaman gayretli olmak iyidir. Çocuklarım! Mesih sizde biçimleninceye dek sizin için yine doğum ağrısı çekiyorum. Şimdi yanınızda bulunmayı ve sesimin tonunu değiştirmeyi isterdim. Bu halinize şaşıyorum!

Kutsal Yasanın Amacı – Galatyalılar 4

Şunu demek istiyorum: Mirasçı her şeyin sahibiyse de, çocuk olduğu sürece köleden farksızdır. Babasının belirlediği zamana dek vasilerin, vekillerin gözetimi altındadır. Bunun gibi, biz de ruhsal yönden çocukken, dünyanın temel ilkelerine bağlı yaşayan kölelerdik. Ama zaman dolunca Tanrı, Yasa altında olanları özgürlüğe kavuşturmak için kadından doğan, Yasa altında doğan öz Oğlunu gönderdi. Öyle ki, bizler oğulluk hakkını alalım. Oğullar olduğunuz için Tanrı öz Oğlunun “Abba! Baba!” diye seslenen Ruhunu yüreklerinize gönderdi. Bu nedenle artık köle değil, oğullarsınız. Oğullar olduğunuz için de Tanrı sizi aynı zamanda mirasçı yaptı.

Kutsal Yasanın Amacı – Galatyalılar 3

Öyleyse Kutsal Yasa Tanrının vaatlerine aykırı mıdır? Kesinlikle hayır! Çünkü yaşam sağlayabilen bir yasa verilseydi, elbette insanlar yasayla aklanırdı. Oysa İsa Mesihe olan imana dayanan vaat iman edenlere verilsin diye, Kutsal Yazı bütün dünyayı günahın tutsağı ilan ediyor.
Bu iman gelmeden önce Yasa altında hapsedilmiştik, gelecek iman açıklanıncaya dek Yasanın tutuklusuyduk. Yani imanla aklanalım diye Mesihin gelişine dek Yasa eğitmenimiz oldu. Ama iman gelmiş olduğundan, artık Yasanın denetiminde değiliz. Çünkü Mesih İsaya iman ettiğiniz için hepiniz Tanrının oğullarısınız. Vaftizde Mesihle birleşenlerinizin hepsi Mesihi giyindi. Artık ne Yahudi ne Grek, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi ayrımı var. Hepiniz Mesih İsada birsiniz. Eğer Mesihe aitseniz, İbrahimin soyundansınız, vaade göre de mirasçısınız.

Kutsal Yasa ve Tanrının Vaadi – Galatyalılar 3

Kardeşler, insan yaşamından bir örnek vereyim. İnsanlar arasında yapılmış bile olsa, onaylanmış bir antlaşmayı kimse geçersiz saymaz, ona bir şey eklemez. Vaatler İbrahime ve soyundan olana verildi. Tanrı birçok kişiden söz ediyormuş gibi, “Ve soyundan olanlara” demiyor; “Soyundan olana” demekle tek bir kişiden, yani Mesihten söz ediyor. Şunu demek istiyorum: Dört yüz otuz yıl sonra gelen Yasa, Tanrının önceden onayladığı antlaşmayı geçersiz kılmaz, vaadi ortadan kaldırmaz. Çünkü miras Yasaya bağlıysa, artık vaade bağlı değildir. Ama Tanrı mirası İbrahime vaatle bağışlamıştır.
Öyleyse Yasanın amacı neydi? Yasa suçları ortaya çıkarmak için antlaşmaya eklendi. Vaadi alan ve İbrahimin soyundan olan Kişi gelene dek yürürlükte kalacaktı. Melekler yoluyla, bir aracı eliyle düzenlendi. Aracı tek bir tarafa ait değildir; Tanrı ise birdir.

Kutsal Yasa ve İman – Galatyalılar 3

Ey akılsız Galatyalılar! Sizi kim büyüledi? İsa Mesih çarmıha gerilmiş olarak gözlerinizin önünde tasvir edilmedi mi? Sizden yalnız şunu öğrenmek istiyorum: Kutsal Ruhu, Yasanın gereklerini yaparak mı, yoksa duyduklarınıza iman ederek mi aldınız? Bu kadar akılsız mısınız? Ruhla başladıktan sonra şimdi insan çabasıyla mı bitirmeye çalışıyorsunuz? Boş yere mi bu kadar acı çektiniz? Gerçekten boşuna mıydı? Size Kutsal Ruhu veren ve aranızda mucizeler yaratan Tanrı, bunu Yasanın gereklerini yaptığınız için mi, yoksa duyduklarınıza iman ettiğiniz için mi yapıyor?
Örneğin, “İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.” Öyleyse şunu bilin ki, İbrahimin gerçek oğulları iman edenlerdir. Kutsal Yazı, Tanrının öteki ulusları imanlarına göre aklayacağını önceden görerek İbrahime, “Bütün uluslar senin aracılığınla kutsanacak” müjdesini önceden verdi. Böylece iman edenler, iman etmiş olan İbrahimle birlikte kutsanırlar.
Yasanın gereklerini yapmış olmaya güvenenlerin hepsi lanet altındadır. Çünkü şöyle yazılmıştır: “Yasa Kitabında yazılı olan her şeyi sürekli yerine getirmeyen herkes lanetlidir.” Tanrı katında hiç kimsenin Yasayla aklanmadığı açıktır. Çünkü “İmanla aklanan yaşayacaktır.” Yasa imana dayalı değildir. Tersine, “Yasanın gereklerini yapan, onlar sayesinde yaşayacaktır.” İbrahime sağlanan kutsama Mesih İsa aracılığıyla uluslara sağlansın ve bizler vaat edilen Ruhu imanla alalım diye, Mesih bizim için lanetlenerek bizi Yasanın lanetinden kurtardı. Çünkü, “Ağaç üzerine asılan herkes lanetlidir” diye yazılmıştır.

Pavlus Antakyada Kefası Azarlıyor – Galatyalılar 2

Ne var ki, Kefas Antakyaya geldiği zaman, suçlu olduğu için ona açıkça karşı geldim. Çünkü Yakupun yanından bazı adamlar gelmeden önce Kefas öteki uluslardan olanlarla birlikte yemek yerdi. Ama o adamlar gelince sünnet yanlılarından korkarak sünnetsizlerden uzaklaştı, onlarla yemek yemez oldu.
Öbür Yahudiler de onun gibi ikiyüzlülük ettiler. Sonunda Barnaba bile onların ikiyüzlülüğüne kapıldı. Müjde gerçeğine uygun davranmadıklarını görünce hepsinin önünde Kefasa şöyle dedim: “Yahudi olduğun halde Yahudi gibi değil, öteki uluslardan biri gibi yaşıyorsun, nasıl olur da ulusları Yahudi gibi yaşamaya zorlarsın? Doğuştan Yahudi olan bizler öteki uluslardan olan günahlılar değiliz. Yine de insanın Kutsal Yasanın gereklerini yaparak değil, İsa Mesihe iman ederek aklandığını biliyoruz. Bunun için biz de Yasanın gereklerini yaparak değil, Mesihe iman ederek aklanalım diye Mesih İsaya iman ettik. Çünkü hiç kimse Yasanın gereklerini yaparak aklanmaz. Mesihte aklanmak isterken kendimiz günahlı çıkarsak, Mesih günahın yardakçısı mı olur? Kesinlikle hayır! Yıktığımı yeniden kurarsam, yasayı çiğnediğimi kanıtlamış olurum. Çünkü ben Tanrı için yaşamak üzere Yasa aracılığıyla Yasa karşısında öldüm. Mesihle birlikte çarmıha gerildim. Artık ben yaşamıyorum, Mesih bende yaşıyor. Şimdi bedende sürdürdüğüm yaşamı, beni seven ve benim için kendini feda eden Tanrı Oğluna imanla sürdürüyorum. Tanrının lütfunu geçersiz saymış değilim. Çünkü aklanma Yasa aracılığıyla sağlanabilseydi, o zaman Mesih boş yere ölmüş olurdu.”

Öbür Elçiler Pavlusu Kabul Ediyor – Galatyalılar 2

On dört yıl aradan sonra Titusu da yanıma alıp Barnabayla birlikte yine Yeruşalime gittim. Vahiy uyarınca gittim. Boş yere koşmayayım ya da koşmuş olmayayım diye, öteki uluslar arasında yaydığım Müjdeyi özel olarak ileri gelenlere sundum. Benimle birlikte olan Titus bile Grek olmasına karşın sünnet edilmeye zorlanmadı. Ne var ki, İsa Mesihte sahip olduğumuz özgürlüğü el altından öğrenmek ve böylece bizi köleleştirmek için gizlice aramıza sızan sahte kardeşler vardı. Müjde gerçeği sürekli sizinle kalsın diye bir an bile onlara boyun eğip teslim olmadık.
Ama ileri gelenler –ne oldukları bence önemli değil, Tanrı insanlar arasında ayrım yapmaz– evet, bu ileri gelenler söylediklerime bir şey katmadılar. Tam tersine, Müjdeyi sünnetlilere bildirme işi nasıl Petrusa verildiyse, sünnetsizlere bildirme işinin de bana verildiğini gördüler. Çünkü sünnetlilere elçilik etmesi için Petrusta etkin olan Tanrı, öteki uluslara elçilik etmem için bende de etkin oldu. Topluluğun direkleri sayılan Yakup, Kefas ve Yuhanna bana bağışlanan lütfu sezince paydaşlığımızın işareti olarak bana ve Barnabaya sağ ellerini uzattılar. Öteki uluslara bizlerin, Yahudilere kendilerinin gitmesini uygun gördüler. Ancak yoksulları anımsamamızı istediler. Zaten ben de bunu yapmaya gayret ediyordum.

Mesihin Elçisi Pavlus – Galatyalılar 1

Kardeşlerim, yaydığım Müjdenin insandan kaynaklanmadığını bilmenizi istiyorum. Çünkü ben onu insandan almadım, kimseden de öğrenmedim. Bunu bana İsa Mesih vahiy yoluyla açıkladı. Yahudi dinine bağlı olduğum zaman nasıl bir yaşam sürdüğümü duydunuz. Tanrının kilisesine alabildiğine zulmediyor, onu kırıp geçiriyordum. Yahudi dininde yaşıtım olan soydaşlarımın birçoğundan daha ilerideydim, atalarımın geleneklerini savunmakta çok daha gayretliydim.
Ama beni daha annemin rahmindeyken seçip lütfuyla çağıran Tanrı, uluslara müjdelemem için Oğlunu bana göstermeye razı olunca hemen insanlara danışmadım; Yeruşalime, benden önce elçi olanların yanına da gitmedim; Arabistana gittim, sonra yine Şama döndüm.
Bundan üç yıl sonra Kefasla tanışmak üzere Yeruşalime gittim, on beş gün onun yanında kaldım. Öbür elçilerden hiçbirini görmedim, yalnız Rab İsanın kardeşi Yakupu gördüm. Bakın, size yazdıklarımın yalan olmadığını Tanrının önünde belirtiyorum. Sonra Suriye ve Kilikya bölgelerine gittim. Yahudiyenin Mesihe ait kiliseleri beni şahsen tanımıyorlardı. Yalnız, “Bir zamanlar bize zulmeden adam, önceleri yıkmaya çalıştığı imanı şimdi yayıyor” dendiğini duymuşlardı. Böylece benden ötürü Tanrıyı yüceltiyorlardı.

Tek Müjde – Galatyalılar 1

İnsanlarca ya da insan aracılığıyla değil, İsa Mesih ve Onu ölümden dirilten Baba Tanrı aracılığıyla elçi atanan ben Pavlustan ve benimle birlikte olan bütün kardeşlerden Galatyadaki kiliselere selam! Babamız Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten sizlere lütuf ve esenlik olsun. Mesih, Babamız Tanrının isteğine uyarak bizi şimdiki kötü çağdan kurtarmak için günahlarımıza karşılık kendini feda etti. Tanrıya sonsuzlara dek yücelik olsun! Amin.

Sizi Mesihin lütfuyla çağıranı bırakıp değişik bir müjdeye böylesine çarçabuk dönmenize şaşıyorum. Gerçekte başka bir müjde yoktur. Ancak aklınızı karıştırıp Mesihin Müjdesini çarpıtmak isteyenler vardır. İster biz, ister gökten bir melek size bildirdiğimize ters düşen bir müjde bildirirse, lanet olsun ona! Daha önce söylediğimizi şimdi yine söylüyorum: Bir kimse size kabul ettiğinize ters düşen bir müjde bildirirse, ona lanet olsun! Şimdi ben insanların onayını mı, Tanrının onayını mı arıyorum? Yoksa insanları mı hoşnut etmeye çalışıyorum? Eğer hala insanları hoşnut etmek isteseydim, Mesihin kulu olmazdım.

Uyarılar, Selamlar – II. Korintliler 13

Bu, yanınıza üçüncü gelişim olacak. Her suçlama iki ya da üç tanığın tanıklığıyla doğrulanmalıdır. Daha önce, aranızda ikinci kez bulunduğumda, geçmişte günah işlemiş olanlarla onların dışında kalanların hepsine söylemiştim, şimdi sizden uzaktayken de yineliyorum: Tekrar yanınıza gelirsem, hiç kimseyi esirgemeyeceğim! Mesihin benim aracılığımla konuştuğuna ilişkin kanıt istiyorsunuz. Mesih size karşı güçsüz değildir; Onun gücü sizde etkindir. Güçsüzlük içinde çarmıha gerildiği halde, şimdi Tanrının gücüyle yaşıyor. Biz de Onda güçsüz olduğumuz halde, Tanrının gücü sayesinde Onunla birlikte sizin yararınıza yaşayacağız.
İman yolunda olup olmadığınızı anlamak için kendinizi sınayıp yoklayın. İsa Mesihin içinizde olduğunu bilmiyor musunuz? Yoksa sınavdan başarısız çıkarsınız. Umarım bizim başarısızlığa uğramadığımızı anlayacaksınız. Kötü bir şey yapmamanız için Tanrıya dua ediyoruz. Dileğimiz, bizim sınavı geçmiş görünmemiz değil, biz sınavda başarısız görünsek bile sizin iyi olanı yapmanızdır. Çünkü gerçeğe karşı değil, ancak gerçek uğruna bir şey yapabiliriz. Biz güçsüz, sizse güçlüyken seviniyoruz. Yetkin olmanız için de dua ediyoruz. Rabbin yıkmak değil, geliştirmek için bana verdiği yetkiyi yanınıza geldiğimde sert biçimde kullanmak zorunda kalmayayım diye, bunları aranızda değilken yazıyorum.
Son olarak hoşça kalın, kardeşlerim. Yaşantınızı düzeltin, çağrıma kulak verin, düşüncelerinizde birlik olun, esenlik içinde yaşayın. Sevgi ve esenlik kaynağı olan Tanrı sizinle birlikte olacaktır. Birbirinizi kutsal öpüşle selamlayın.
Bütün kutsallar size selam eder.
Rab İsa Mesihin lütfu, Tanrının sevgisi ve Kutsal Ruhun paydaşlığı hepinizle birlikte olsun.

Pavlusun Kaygısı – II. Korintliler 12

İşte, üçüncü kez yanınıza gelmeye hazırım ve size yük olmayacağım. Çünkü sizde olanı değil, sizi istiyorum. Çocukların anne babaları için değil, anne babaların çocukları için para biriktirmesi gerekir. Ben de canlarınız uğruna malımı da kendimi de seve seve harcayacağım. Sizi daha çok seversem, daha az mı sevileceğim? Öyle olsun, ben size yük olmadım. Ama kurnaz biri olduğumdan sizi hileyle elde etmişim! Size gönderdiğim adamlardan biri aracılığıyla sizi sömürdüm mü? Titusu size gelmeye isteklendirdim ve öbür kardeşi de onunla birlikte gönderdim. Titus sizi sömürmedi, değil mi? Aynı ruhla davranmadık mı, aynı yolu izlemedik mi?
Bunca zamandır önünüzde kendimizi savunduğumuzu mu düşünüyorsunuz? Tanrının önünde, Mesihe ait kişiler olarak konuşuyoruz. Sevgili kardeşler, yaptığımız her şey sizin gelişmeniz içindir. Çünkü geldiğimde sizi istediğim durumda bulamayacağımdan korkuyorum. Sizler de beni istediğiniz durumda bulamayabilirsiniz. Aranızda çekişme, kıskançlık, öfke, bencil tutkular, iftira, dedikodu, böbürlenme, kargaşa olmasından korkuyorum. Korkarım size tekrar geldiğimde Tanrım beni önünüzde utandıracak; daha önce günah işleyip de kapıldıkları pisliklerden, fuhuş ve sefahatten tövbe etmeyen birçokları için yas tutacağım.

Övünmek Gerekirse… – II. Korintliler 12

Yararlı olmasa da övünmek gereklidir. Şimdi görümlere ve Rabbin vahiylerine geleyim. On dört yıl önce alınıp üçüncü göğe götürülmüş bir Mesih izleyicisi tanıyorum. Bu, bedensel olarak mı, yoksa beden dışında mı oldu, bilmiyorum, Tanrı bilir. Evet, bu adamın cennete götürüldüğünü biliyorum; bu, bedensel olarak mı, yoksa bedenden ayrı mı oldu, bilmiyorum, Tanrı bilir. Orada, dille anlatılamaz, insanın söylemesi yasak olan sözler işitti. Böyle biriyle övüneceğim. Ama kendimle ilgili olarak, güçsüzlüklerimden başka bir şeyle övünmeyeceğim. Övünmek istesem bile akılsız olmayacağım. Çünkü gerçeği söylemiş olacağım. Ama kimse beni gördüğünden ya da işittiğinden daha üstün görmesin diye övünmekten kaçınıyorum.
Aldığım vahiylerin üstünlüğüyle gururlanmayayım diye bana bedende bir diken, beni yumruklamak için Şeytanın bir meleği verildi, gururlanmayayım diye. Bundan kurtulmak için Rabbe üç kez yalvardım. Ama O bana, “Lütfum sana yeter. Çünkü gücüm, güçsüzlükte tamamlanır” dedi. İşte, Mesihin gücü içimde bulunsun diye güçsüzlüklerimle sevinerek daha çok övüneceğim. Bu nedenle Mesih uğruna güçsüzlükleri, hakaretleri, zorlukları, zulümleri ve darlıkları sevinçle karşılıyorum. Çünkü ne zaman güçsüzsem, o zaman güçlüyüm.
Akılsız biri gibi davrandım, ama beni buna siz zorladınız. Aslında beni siz tavsiye etmeliydiniz. Çünkü bir hiç isem de, sözüm ona üstün elçilerden hiç de aşağı değilim. Elçiliğimin kanıtları aranızda büyük bir sabırla, belirtiler, harikalar ve mucizelerle gösterildi. Size yük olmayışımdan başka öbür kiliselerden ne eksiğiniz var ki? Bu haksızlığımı bağışlayın!

Övünmek Gerekirse… – II. Korintliler 11

Yine söylüyorum, kimse beni akılsız sanmasın. Öyle sanıyorsanız, akılsız birini kabul eder gibi de olsa beni kabul edin ki, ben de biraz övüneyim! Söylediklerimi Rabbin söyleyeceği gibi değil, akılsız biri gibi, bu övüngen tavırla söylüyorum. Mademki birçokları ne olduklarıyla övünüyorlar, ben de övüneceğim. Sizler akıllı olduğunuz için akılsızlara seve seve katlanıyorsunuz! Aslında sizi köle edenlere, sömürenlere, sizden yararlananlara, büyüklük taslayanlara ya da sizi tokatlayanlara katlanıyorsunuz. Utanarak kabul ediyorum ki, biz bunu yapacak güçte değildik!
Ama birinin övünmeye cesaret ettiği konuda –akılsız biri gibi konuşuyorum– ben de övünmeye cesaret ediyorum. Onlar İbrani mi? Ben de İbraniyim. İsrailli mi? Ben de İsrailliyim. İbrahimin soyundan mıdırlar? Ben de onun soyundanım. Mesihin hizmetkarları mıdırlar? Aklımı kaçırmış gibi konuşuyorum. Ben Onun daha üstün bir hizmetkarıyım. Ben daha çok emek verdim, hapse daha çok girdim, sayısız dayak yedim, çok kez ölümle burun buruna geldim. Beş kez Yahudilerden otuz dokuzar kırbaç yedim. Üç kez değnekle dövüldüm, bir kez taşlandım, üç kez deniz kazasına uğradım. Bir gün bir gece açık denizde kaldım. Sık sık yolculuk ettim. Irmaklarda, haydutlar arasında, gerek soydaşlarımın gerekse öteki ulusların arasında tehlikelere uğradım. Kentte, kırda, denizde, sahte kardeşler arasında tehlikelere düştüm. Emek verdim, sıkıntı çektim, çok kez uykusuz kaldım. Açlığı, susuzluğu tattım. Çok kez yiyecek sıkıntısı çektim, soğukta çıplak kaldım. Öbür sorunların yanısıra, bütün kiliseler için her gün çektiğim kaygının baskısı var üzerimde. Kim güçsüz olur da ben güçsüz olmam? Kim günaha düşürülür de ben onun için yanmam?
Övünmem gerekiyorsa, güçsüzlüğümü gösteren şeylerle övüneceğim. Rab İsanın sonsuza dek övülecek olan Tanrısı ve Babası biliyor ki, yalan söylemiyorum. Şamda Kral Aretasın valisi beni yakalatmak için kenti denetim altına almıştı. Ama beni küfe içinde surdaki bir pencereden sarkıttılar; böylece onun elinden sıyrılıp kaçtım.

Sahte Elçiler – II. Korintliler 11

Umarım yapacağım küçük bir akılsızlığı hoş görürsünüz. Ne olur, beni hoş görün! Sizler için tanrısal bir kıskançlık duyuyorum. Çünkü sizleri el değmemiş kız gibi tek ere, Mesihe sunmak üzere nişanladım. Ne var ki, yılanın Havvayı kurnazlığıyla aldatması gibi, düşüncelerinizin Mesihe olan içten ve pak adanmışlıktan saptırılmasından korkuyorum. Çünkü size gelen ve bizim tanıttığımızdan değişik bir İsayı tanıtanları pekala hoş görüyorsunuz. Ayrıca, aldığınız ruhtan farklı bir ruhu ve kabul ettiğinizden farklı bir müjdeyi kabul ederek bunları hoş görüyorsunuz. Sözüm ona üstün elçilerden hiç de aşağı olduğumu sanmıyorum! Acemi bir konuşmacı olabilirim, ama bilgiden yana acemi değilim. Bunu size her durumda, her bakımdan açıkça gösterdik.
Yücelmeniz için kendimi alçaltarak Tanrının Müjdesini size karşılıksız bildirmekle günah mı işledim? Size hizmet etmek için yardım aldığım başka kiliseleri adeta soydum. Aranızdayken ihtiyacım olduğu halde hiçbirinize yük olmadım. Çünkü Makedonyadan gelen kardeşler eksiklerimi tamamladılar. Size yük olmamaya hep özen gösterdim, bundan böyle de özen göstereceğim. Mesihin gerçeğine sahip olarak kesinlikle diyebilirim ki, Ahaya İlinde hiç kimse beni böyle övünmekten alıkoyamaz. Neden mi? Sizi sevmediğimden mi? Tanrı biliyor ki, sizi seviyorum. Övündükleri konuda bize eşit sayılmak isteyen fırsatçılara fırsat vermemek için, yaptığımı yapmaya devam edeceğim. Bu tür adamlar sahte elçiler, düzenbaz işçiler, kendilerine Mesihin elçisi süsü verenlerdir. Buna şaşmamalı. Şeytan da kendisine ışık meleği süsü verir. Ona hizmet edenlerin de kendilerine doğruluğun hizmetkarları süsü vermesi şaşırtıcı değildir. Onların sonu yaptıklarına göre olacaktır.

Pavlusun Savunması – II. Korintliler 10

Sizinle birlikteyken ürkek, ama aranızda değilken yiğit kesilen ben Pavlus, Mesihteki alçakgönüllülük ve yumuşaklıkla size rica ediyor, yalvarıyorum: Yanınıza geldiğim zaman, bizi olağan insanlar gibi yaşayanlardan sayan bazılarına karşı güvenle takınmak niyetinde olduğum tavrı aynı cesaretle size karşı takınmaya zorlamayın beni. Olağan insanlar gibi yaşıyorsak da, insansal güce dayanarak savaşmıyoruz. Çünkü savaşımızın silahları insansal silahlar değil, kaleleri yıkan tanrısal güce sahip silahlardır. Safsataları, Tanrı bilgisine karşı diklenen her engeli yıkıyor, her düşünceyi tutsak edip Mesihe bağımlı kılıyoruz. Mesihe tümüyle bağımlı olduğunuz zaman, Ona bağımlı olmayan her eylemi cezalandırmaya hazır olacağız.
Gözünüzün önündekine bakın. Bir kimse Mesihe ait olduğuna güveniyorsa, yine düşünsün: Kendisi kadar biz de Mesihe aitiz. Sizi yıkmak için değil, geliştirmek için Rabbin bize verdiği yetkiyle biraz fazla övünsem de utanmam. Mektuplarımla sizi korkutmaya çalışıyormuş gibi görünmek istemiyorum. Çünkü bazıları, “Mektupları ağır ve etkilidir, ama kişisel varlığı etkisiz, konuşma yeteneği de sıfır” diyormuş. Böyle diyenler şunu bilsin ki, uzaktayken mektuplarımızda ne diyorsak, aranızdayken de öyle davranıyoruz.
Kendilerini tavsiye eden bazılarıyla kendimizi bir tutmaya ya da karşılaştırmaya elbette cesaret edemeyiz! Onlar kendilerini kendileriyle ölçüp karşılaştırmakla akılsızlık ediyorlar. Ama biz haddimizi aşıp fazla övünmeyiz; övünmemiz, Tanrının bizim için belirlediği, sizlere kadar da uzanan alanın sınırları içinde kalır. Etkinlik alanımız size kadar uzanmasaydı, sizinle ilgilenmekle sınırlarımızın dışına çıkmış sayılabilirdik. Oysa Mesihin Müjdesini size kadar ilk ulaştıran biz olduk. Başkalarının emeğiyle övünüp haddimizi aşmayız. Umudumuz odur ki, sizin imanınız büyüdükçe sayenizde etkinlik alanımız alabildiğine genişleyecek. Böylelikle Müjdeyi sizlerden daha ötelere yayabileceğiz. Çünkü başkasının etkinlik alanında başarılmış işlerle övünmek istemiyoruz. “Övünen, Rable övünsün.” Kabule değer kişi kendi kendini tavsiye eden değil, Rabbin tavsiye ettiği kişidir.

Yoksullara Yardım – II. Korintliler 9

Kutsallara yapılacak bu yardımla ilgili olarak size yazmama gerek yok. Çünkü yardıma hazır olduğunuzu biliyorum. Ahayadaki sizlerin geçen yıldan beri hazırlıklı olduğunu söyleyerek Makedonyalılar karşısında sizinle övünmekteyim. Gayretiniz onların çoğunu harekete geçirdi. Bu konuda sizinle övünmemiz boşa çıkmasın; dediğim gibi, hazırlıklı olasınız diye kardeşleri yanınıza gönderiyorum. Öyle ki, bazı Makedonyalılar benimle birlikte gelir ve sizi hazırlıksız bulurlarsa, sizler bir yana, bizler duyduğumuz güvenden ötürü utanmayalım. Bu nedenle önce yanınıza gelmeleri ve cömertçe vermeyi vaat ettiğiniz armağanları hazırlamaları için kardeşlere ricada bulunmayı gerekli gördüm. Öyle ki, armağanınız cimrilik değil, cömertlik örneği olarak hazır olsun.
Şunu unutmayın: Az eken az biçer, çok eken çok biçer. Herkes yüreğinde niyet ettiği gibi versin; isteksizce ya da zorlanmış gibi değil. Çünkü Tanrı sevinçle vereni sever. Her zaman, her yönden, her şeye yeterli ölçüde sahip olarak her iyi işe cömertçe katkıda bulunabilmeniz için, Tanrı her nimeti size bol bol sağlayacak güçtedir. Nitekim şöyle yazılmıştır:
“Armağanlar dağıttı, yoksullara verdi;
Doğruluğu sonsuza dek kalıcıdır.”
Ekinciye tohum ve yiyecek ekmek sağlayan Tanrı, sizin de ekeceğinizi sağlayıp çoğaltacak, doğruluğunuzun ürünlerini artıracaktır. Her durumda cömert olmanız için her bakımdan zenginleştiriliyorsunuz. Cömertliğiniz bizim aracılığımızla Tanrıya şükran nedeni oluyor. Yaptığınız bu hizmet yalnız kutsalların eksiklerini gidermekle kalmıyor, birçoklarının Tanrıya şükretmesiyle de zenginleşiyor. Onlar, içtenliğinizi kanıtlayan bu hizmetten ötürü, açıkça benimsediğiniz Mesih Müjdesine uyarak kendileriyle ve herkesle malınızı cömertçe paylaştığınız için Tanrıyı yüceltiyorlar. Tanrının size bağışladığı olağanüstü lütuftan dolayı sizler için dua ediyor, sizi özlüyorlar.
Sözle anlatılamayan armağanı için Tanrıya şükürler olsun!

Titus Korinte Gönderiliyor – II. Korintliler 8

Titusun yüreğinde sizin için aynı ilgiyi uyandıran Tanrıya şükürler olsun! Çünkü Titus yalnız ricamızı kabul etmekle kalmadı, size derin ilgi duyduğu için kendi isteğiyle yanınıza geliyor. Müjdeyi yayma çabalarından ötürü bütün kiliselerce övülen bir kardeşi de onunla birlikte gönderiyoruz. Üstelik bu kardeş, Rabbi yüceltmek ve yardıma hazır olduğumuzu göstermek için yürüttüğümüz bu hayırlı hizmette yol arkadaşımız olmak üzere kiliseler tarafından seçildi. Bu büyük bağışla ilgili hizmetimizde kimsenin eleştirisine hedef olmamaya özen gösteriyoruz. Çünkü yalnız Rabbin gözünde değil, insanların gözünde de doğru olanı yapmaya dikkat ediyoruz. Birçok konuda defalarca deneyip gayretli bulduğumuz, şimdi size duyduğu büyük güvenle çok daha gayretli olan kardeşimizi de bu iki kişiyle birlikte gönderiyoruz. Titusa gelince, o benim paydaşım ve aranızdaki emektaşımdır. Öbür kardeşlerimizse kiliselerin elçileri, Mesihin kıvancıdırlar. Bunun için onlara sevginizi kanıtlayın, kiliselerin önünde sizinle övünmemizin nedenini gösterin.

Cömertlik Örneği – II. Korintliler 8

Kardeşler, sizlere Tanrının Makedonyadaki kiliselerine sağladığı lütuftan söz etmek istiyoruz: Büyük sıkıntılarla denendiklerinde, coşkun sevinçleri ve aşırı yoksullukları tam bir cömertliğe dönüştü. Ellerinden geldiği kadarını, hatta daha fazlasını kendi istekleriyle verdiklerine tanıklık ederim. Kutsallara yapılan yardıma katkıda bulunma ayrıcalığının kendilerine verilmesi için bize yalvarıp yakardılar. Umduğumuzdan da öte, kendilerini önce Rabbe, sonra Tanrının isteğiyle bize adadılar. Bu nedenle, aranızda daha önce başladığı bu hayırlı işi tamamlaması için Titusu isteklendirdik. İmanda, söz söylemekte, bilgide, her tür gayrette, bize beslediğiniz sevgide, her şeyde üstün olduğunuz gibi, bu hayırlı işte de üstün olmaya bakın.
Bunu buyruk olarak söylemiyorum, yalnızca sevginizin içtenliğini ötekilerin gayretiyle karşılaştırarak sınamak istiyorum. Rabbimiz İsa Mesihin lütfunu bilirsiniz. Onun yoksulluğuyla siz zengin olasınız diye, zengin olduğu halde sizin uğrunuza yoksul oldu. Bu konuda size yararlı olanı salık veriyorum. Geçen yıl bağış toplamaya ilk girişen, hatta buna ilk heveslenen siz oldunuz. Şimdi bu işi tamamlayın; bunu candan arzuladığınız gibi, elinizden geldiğince tamamlamaya bakın. Çünkü istek varsa, insanın elinde olmayana göre değil, elindekine göre yardımda bulunması uygundur. Amacımız sizi sıkıntıya sokup başkalarını rahatlatmak değildir. Ama eşitlik olsun diye, şimdi elinizdeki fazlalık onların eksiğini tamamladığı gibi, başka zaman onların elindeki fazlalık sizin eksiğinizi tamamlasın. Öyle ki, “Çok toplayanın fazlası, az toplayanın da eksiği yoktu” diye yazılmış olduğu gibi, eşitlik olsun.

Pavlusun Sevinci – II. Korintliler 7

Sevgili kardeşler, bu vaatlere sahip olduğumuza göre, bedeni ve ruhu lekeleyen her şeyden kendimizi arındıralım; Tanrı korkusuyla kutsallıkta yetkinleşelim.

Yüreklerinizde bize yer verin. Kimseye haksızlık etmedik, kimseyi yoldan saptırmadık, kimseyi sömürmedik. Bunu sizi yargılamak için söylemiyorum. Daha önce de söylediğim gibi, yüreğimizde öyle bir yeriniz var ki, sizinle ölürüz de yaşarız da. Size çok güveniyor, sizinle çok övünüyorum. Teselliyle doluyum. Bütün sıkıntılar arasında sevincim sonsuzdur.
Makedonyaya geldiğimizde de hiç rahat yüzü görmedik. Her bakımdan sıkıntı çekiyorduk. Dışarıda kavgalar, yüreğimizde korkular vardı. Ama yüreği ezik olanları teselli eden Tanrı, Titusun yanımıza gelişiyle –yalnız gelişiyle değil, sizden aldığı teselliyle de– bizi teselli etti. Titus beni özlediğinizi, benim için üzülüp gayret ettiğinizi bize anlatınca sevincim bir kat daha arttı. Mektubumla size acı verdiysem bile pişman değilim. Aslında pişman olmuştum –kısa bir süre için de olsa, o mektubun size acı verdiğini görüyorum– ama şimdi seviniyorum; acı duymanıza değil, bu acınızın sizi tövbeye yöneltmesine seviniyorum. Tanrının isteğine uygun olarak acı çektiniz. Böylece hiçbir şekilde bizden zarar görmediniz. Tanrının isteğiyle çekilen acı, kişiyi kurtuluşla sonuçlanan ve pişmanlık doğurmayan tövbeye götürür. Dünyanın acılarıysa ölüm getirir. Bakın bu acılar, Tanrının isteğiyle çektiğiniz bu acılar sizde ne büyük ciddiyet, paklanmak için ne büyük istek yarattı! Sizde ne büyük öfke, korku, özlem, gayret ve suçluyu cezalandırma arzusu uyandırdı! Bu konuda her bakımdan masum olduğunuzu kanıtladınız. Size o mektubu yazdımsa da, haksızlık edeni ya da haksızlık göreni düşünerek yazmadım; bize ne denli adanmış olduğunuzu Tanrı önünde açıkça görmenizi istiyordum.
Bütün bunlarla teselli buluyoruz. Tesellimize ek olarak Titusun sevinci bizi daha da çok sevindirdi. Çünkü hepiniz onun yüreğini ferahlattınız. Sizleri ona övdüm, beni utandırmadınız. Size söylediğimiz her şey nasıl doğru idiyse, sizi Titusa övmemiz de öylece doğru çıktı. Hepinizin nasıl söz dinlediğini, kendisini nasıl saygı ve korkuyla kabul ettiğinizi anımsadıkça size olan sevgisi daha da artıyor. Size her bakımdan güvenebildiğim için seviniyorum.

Tanrının Tapınağıyız – II. Korintliler 6

İmansızlarla aynı boyunduruğa girmeyin. Çünkü doğrulukla fesadın ne ortaklığı, ışıkla karanlığın ne paydaşlığı olabilir? Mesihle Beliyal uyum içinde olabilir mi? İman edenle iman etmeyenin ortak yanı olabilir mi? Tanrının tapınağıyla putlar uyuşabilir mi? Çünkü biz yaşayan Tanrının tapınağıyız. Nitekim Tanrı şöyle diyor:
“Aralarında yaşayacak,
Aralarında yürüyeceğim.
Onların Tanrısı olacağım,
Onlar da benim halkım olacak.” Bu nedenle, “İmansızların arasından çıkıp ayrılın” diyor Rab.
“Murdara dokunmayın,
Ben de sizi kabul edeceğim.” Her Şeye Gücü Yeten Rab diyor ki,
“Size Baba olacağım,
Siz de oğullarım, kızlarım olacaksınız.”

Pavlusun Çektiği Sıkıntılar – II. Korintliler 6

Hizmetimizin kötülenmemesi için hiçbir konuda hiç kimsenin sürçmesine neden olmadık. Tersine Tanrının hizmetkarları olarak olağanüstü dayanmada, sıkıntı, güçlük ve elemlerde, dayak, hapis, karışıklık, emek, uykusuzluk ve açlıkta; pak yaşayışta, bilgi, sabır, iyilik, Kutsal Ruh ve içten sevgide; gerçeğin ilanında ve Tanrının gücünde; sağ ve sol ellerimizde doğruluğun silahlarıyla, yücelikte ve onursuzlukta, iyi ünde ve kötü ünde, kendimizi her durumda örnek gösteriyoruz. Aldatanlar sayılıyorsak da dürüst kişileriz. Tanınmıyor gibiyiz, ama iyi tanınıyoruz. Ölümün ağzındayız, ama işte yaşıyoruz. Dövülüyorsak bile öldürülmüş değiliz. Kederliyiz ama her zaman seviniyoruz. Yoksuluz ama birçoklarını zengin ediyoruz. Hiçbir şeyimiz yok ama her şeye sahibiz.
Ey Korintliler, sizinle açıkça konuştuk, size yüreğimizi açtık. Sizden sevgimizi esirgemedik, ama siz bizden sevginizi esirgediniz. Bize aynı karşılığı verebilmek için –çocuklarıma söyler gibi söylüyorum– siz de yüreğinizi açın.

Barıştırma Görevi – II. Korintliler 6

Tanrıyla birlikte çalışan bizler, Onun lütfunu boş yere kabul etmemenizi ayrıca rica ediyoruz. Çünkü Tanrı diyor ki,
“Uygun zamanda seni duydum,
Kurtuluş günü sana yardım ettim.” Uygun zaman işte şimdidir, kurtuluş günü işte şimdidir.

Barıştırma Görevi – II. Korintliler 5

Rabden korkmanın ne demek olduğunu bildiğimizden insanları ikna etmeye çalışıyoruz. Ne olduğumuzu Tanrı biliyor; umarım siz de vicdanınızda biliyorsunuz. Kendimizi yine size tavsiye etmeye çalışmıyoruz. Ama yürekle değil, dış görünüşle övünenleri yanıtlayabilmeniz için bizimle övünmenize fırsat veriyoruz. Eğer kendimizde değilsek, bu Tanrı içindir. Aklımız başımızdaysa, bu sizin içindir. Bizi zorlayan, Mesihin sevgisidir. Yargımız şu: Biri herkes için öldü; öyleyse hepsi öldü. Evet, Mesih herkes için öldü. Öyle ki, yaşayanlar artık kendileri için değil, kendileri uğruna ölüp dirilen Mesih için yaşasınlar.
Bu nedenle, biz artık kimseyi insan ölçülerine göre tanımayız. Mesihi bu ölçülere göre tanıdıksa da, artık öyle tanımıyoruz. Bir kimse Mesihteyse, yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş, her şey yeni olmuştur. Bunların hepsi Tanrıdandır. Tanrı, Mesih aracılığıyla bizi kendisiyle barıştırdı ve bize barıştırma görevini verdi. Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesihte kendisiyle barıştırdı ve barıştırma sözünü bize emanet etti. Böylece, Tanrı aracılığımızla çağrıda bulunuyormuş gibi Mesihin adına elçilik ediyor, Onun adına yalvarıyoruz: Tanrıyla barışın. Tanrı, günahı bilmeyen Mesihi bizim için günah sunusu yaptı. Öyle ki, Mesih sayesinde Tanrının doğruluğu olalım.

Göksel Konutumuz – II. Korintliler 5

Biliyoruz ki, barındığımız bu dünyasal çadır yıkılırsa, göklerde Tanrının bize sağladığı bir konut –elle yapılmamış, sonsuza dek kalacak bir evimiz– vardır. Şimdiyse göksel evimizi giyinmeyi özleyerek inliyoruz. Onu giyinirsek çıplak kalmayız. Dünyasal çadırda yaşayan bizler ağır bir yük altında inliyoruz. Asıl istediğimiz soyunmak değil, giyinmektir. Öyle ki, ölümlü olan, yaşam tarafından yutulsun. Bizleri tam bu amaç için hazırlamış ve güvence olarak bize Ruhu vermiş olan Tanrıdır.
Bu nedenle her zaman cesaretimiz vardır. Şunu biliyoruz ki, bu bedende yaşadıkça Rabden uzaktayız. Gözle görülene değil, imana dayanarak yaşarız. Cesaretimiz vardır diyorum ve bedenden uzakta, Rabbin yanında olmayı yeğleriz. Bunun için, ister bedende yaşayalım ister bedenden uzak olalım, amacımız Rabbi hoşnut etmektir. Çünkü bedende yaşarken gerek iyi gerek kötü, yaptıklarımızın karşılığını almak için hepimiz Mesihin yargı kürsüsü önüne çıkmak zorundayız.

Cesaretimizi Yitirmeyiz – II. Korintliler 4

Bu hizmeti Tanrının merhametiyle üstlendiğimiz için cesaretimizi yitirmeyiz. Utanç verici gizli yolları reddettik. Hileye başvurmayız, Tanrının sözünü de çarpıtmayız. Gerçeği ortaya koyarak kendimizi Tanrının önünde her insanın vicdanına tavsiye ederiz. Yaydığımız Müjde örtülüyse de, mahvolanlar için örtülüdür. Tanrının görünümü olan Mesihin yüceliğiyle ilgili Müjdenin ışığı imansızların üzerine doğmasın diye, bu çağın ilahı onların zihinlerini kör etmiştir. Biz kendimizi ilan etmiyoruz; ama Mesih İsayı Rab, kendimizi de İsa uğruna kullarınız ilan ediyoruz. Çünkü, “Işık karanlıktan parlayacak” diyen Tanrı, İsa Mesihin yüzünde parlayan kendi yüceliğini tanımamızdan doğan ışığı bize vermek için yüreklerimizi aydınlattı.
Üstün gücün bizden değil, Tanrıdan kaynaklandığı bilinsin diye bu hazineye toprak kaplar içinde sahibiz. Her yönden sıkıştırılmışız, ama ezilmiş değiliz. Şaşırmışız, ama çaresiz değiliz. Kovalanıyoruz, ama terk edilmiş değiliz. Yere yıkılmışız, ama yok olmuş değiliz. İsanın yaşamı bedenimizde açıkça görülsün diye İsanın ölümünü her an bedenimizde taşıyoruz. Çünkü İsanın yaşamı ölümlü bedenimizde açıkça görülsün diye, biz yaşayanlar İsa uğruna sürekli olarak ölüme teslim ediliyoruz. Böylece ölüm bizde, yaşamsa sizde etkin olmaktadır.
“İman ettim, bu nedenle konuştum” diye yazılmıştır. Aynı iman ruhuna sahip olarak biz de iman ediyor ve bu nedenle konuşuyoruz. Çünkü Rab İsayı dirilten Tanrının, bizi de İsayla diriltip sizinle birlikte kendi önüne çıkaracağını biliyoruz. Bütün bunlar sizin yararınızadır. Böylelikle Tanrının lütfu çoğalıp daha çok insana ulaştıkça, Tanrının yüceliği için şükran da artsın.
Bu nedenle cesaretimizi yitirmeyiz. Her ne kadar dış varlığımız harap oluyorsa da, iç varlığımız günden güne yenileniyor. Çünkü geçici, hafif sıkıntılarımız bize, ağırlıkta hiçbir şeyle karşılaştırılamayacak kadar büyük, sonsuz bir yücelik kazandırmaktadır. Gözlerimizi görünen şeylere değil, görünmeyenlere çeviriyoruz. Çünkü görünenler geçicidir, görünmeyenlerse sonsuza dek kalıcıdır.

Yeni Antlaşmanın Yüceliği – II. Korintliler 3

Ölümle sonuçlanan hizmet, yani taş üzerine harf harf kazılan yasa yücelik içinde geldiyse –öyle ki, İsrailoğulları geçici olan parlaklığından ötürü Musanın yüzüne bakamadılar– Ruha dayalı hizmetin yücelik içinde olacağı daha kesin değil mi? İnsanı suçlu çıkaran hizmetin yüceliği varsa, aklanmayı sağlayan hizmetin yüceliği çok daha aşkındır. Çünkü eskiden yüceltilmiş olanın, şimdi yücelikte aşkın olana göre yüceliği yoktur. Geçici olan, yücelik içinde geldiyse, kalıcı olanın yüceliği çok daha büyüktür.
Böyle bir umuda sahip olduğumuz için büyük cesaretle konuşabiliriz. Yüzündeki parlaklığın giderek söndüğünü İsrailoğulları görmesin diye yüzünü peçeyle örten Musa gibi değiliz. İsrailoğullarının zihinleri körelmişti. Bugün bile Eski Antlaşma okunurken zihinleri aynı peçeyle örtülü kalıyor. Çünkü bu peçe ancak Mesih aracılığıyla kalkar. Ne var ki, bugün bile Musanın yazıları okunduğunda yüreklerini bir peçe örtüyor. Oysa ne zaman biri Rabbe dönerse, o peçe kaldırılır. Rab Ruhtur, Rabbin Ruhu neredeyse orada özgürlük vardır. Ve biz hepimiz peçesiz yüzle Rabbin yüceliğini görerek yücelik üstüne yücelikle Ona benzer olmak üzere değiştiriliyoruz. Bu da Ruh olan Rab sayesinde oluyor.

Yeni Antlaşmanın Elçileri – II. Korintliler 3

Kendimizi yine tavsiye etmeye mi başlıyoruz? Yoksa bazıları gibi size ya da sizden tavsiye mektuplarına ihtiyacımız mı var? Bütün insanlarca bilinen ve okunan, yüreklerimize yazılmış mektubumuz sizsiniz. Hizmetimizin sonucu olup mürekkeple değil, yaşayan Tanrının Ruhuyla, taş levhalara değil, insan yüreğinin levhalarına yazılmış Mesihin mektubu olduğunuz açıktır. Mesih sayesinde Tanrıya böyle bir güvenimiz vardır. Herhangi bir şeyi kendi başarımız olarak saymaya yeterliyiz demek istemiyorum; bizi yeterli kılan Tanrıdır. O bizi yazılı yasaya değil, Ruha dayalı yeni bir antlaşmanın hizmetkarları olmaya yeterli kıldı. Yazılı yasa öldürür, Ruh ise yaşatır.

Yeni Antlaşmanın Elçileri – II. Korintliler 2

Mesihin Müjdesini yaymak amacıyla Troasa geldiğimde Rabbin işi için bana bir kapı açıldığı halde, kardeşim Titusu orada bulamadığım için iç huzurum yoktu. Bu nedenle oradakilere veda ederek Makedonyaya gittim.
Bizi her zaman Mesihin zafer alayında yürüten, Onu tanımanın güzel kokusunu aracılığımızla her yerde yayan Tanrıya şükürler olsun! Çünkü biz hem kurtulanlar hem de mahvolanlar arasında Tanrı için Mesihin güzel kokusuyuz. Mahvolanlar için ölüme götüren ölüm kokusu, kurtulanlar içinse yaşama götüren yaşam kokusuyuz. Böylesi bir işe kim yeterlidir? Birçokları gibi, Tanrının sözünü ticaret aracı yapanlar değiliz. Tanrı tarafından gönderilen ve Mesihe ait olan kişiler olarak Tanrının önünde içtenlikle konuşuyoruz.

Suçluyu Bağışlamak – II. Korintliler 2

Eğer biri bir başkasını kederlendirdiyse, beni değil –abartmadan söyleyeyim– bir dereceye kadar hepinizi kederlendirmiş olur. Böyle birine çoğunluğun verdiği bu ceza yeterlidir. Aşırı kedere boğulmasın diye o kişiyi daha fazla cezalandırmayıp bağışlamalı ve teselli etmelisiniz. Bunun için ona duyduğunuz sevgiyi yenilemenizi rica ederim. Sizi sınamak ve her durumda söz dinleyenler olup olmadığınızı anlamak için yazdım size. Kimi bağışlarsanız, ben de onu bağışlarım. Eğer bir şeyi bağışladımsa, bunu sizin için Mesihin önünde bağışladım. Öyle ki, Şeytanın oyununa gelmeyelim. Çünkü onun düzenlerini bilmez değiliz.

Pavlusun Geciken Ziyareti – II. Korintliler 2

Size tekrar keder dolu bir ziyaret yapmamaya karar verdim. Çünkü sizi kederlendirirsem, keder verdiğim sizlerden başka beni kim sevindirecek? Bunu yazdım ki, geldiğimde beni sevindirmesi gerekenler beni kederlendirmesin. Sevincimin hepinizin sevinci olduğuna ilişkin hepinize güvenim var. Kederlenesiniz diye değil, size beslediğim derin sevgiyi anlayasınız diye büyük bir sıkıntı ve yürek acısıyla gözyaşları içinde size yazdım.

Pavlusun Geciken Ziyareti – II. Korintliler 1

Bu güvenle, sizleri iki kez sevindirmek için önce size uğramak, sonra Makedonyaya geçmek, Makedonyadan yine size geri gelerek tarafınızdan Yahudiyeye uğurlanmak niyetindeydim. Bunu isterken acaba kararsız mıydım? Ya da isteklerim benlikten mi doğuyor ki, önce “Evet, evet”, sonra “Hayır, hayır” diyeyim? Tanrının güvenilirliği hakkı için diyorum ki, size ilettiğimiz söz hem “evet” hem “hayır” değildir. Silvanus ve Timoteosla birlikte size tanıttığımız Tanrının Oğlu İsa Mesih hem “evet” hem “hayır” değildi. Onda yalnız “evet” vardır. Çünkü Tanrının bütün vaatleri Mesihte “evet” tir. Bu nedenle Tanrının yüceliği için Mesih aracılığıyla Tanrıya “Amin” deriz. Bizi sizinle birlikte Mesihte pekiştiren ve meshetmiş olan Tanrıdır. O bizi mühürledi, güvence olarak da yüreklerimize Kutsal Ruhu yerleştirdi.
Tanrıyı tanık tutarım ki, Korinte dönmeyişimin nedeni sizi esirgemekti. İmanınıza egemen olmak istemiyoruz, sevinmeniz için sizinle birlikte çalışıyoruz. Çünkü imanda dimdik duruyorsunuz.

Teselli Kaynağı Tanrı – II. Korintliler 1

Tanrının isteğiyle Mesih İsanın elçisi atanan ben Pavlus ve kardeşimiz Timoteostan Ahayanın her yanındaki bütün kutsallara ve Tanrının Korintteki kilisesine selam!
Babamız Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten sizlere lütuf ve esenlik olsun.

Her türlü tesellinin kaynağı olan Tanrıya, merhametli Babaya, Rabbimiz İsa Mesihin Tanrısı ve Babasına övgüler olsun! Kendisinden aldığımız teselliyle her türlü sıkıntıda olanları teselli edebilmemiz için bizi bütün sıkıntılarımızda teselli ediyor. Çünkü Mesihin acılarını nasıl büyük ölçüde çekiyorsak, Mesih sayesinde büyük teselli de buluyoruz. Sıkıntı çekiyorsak, bu sizin teselliniz ve kurtuluşunuz içindir. Teselli buluyorsak bu, bizim çektiğimiz acıların aynısına dayanmanızda etkin olan bir teselli bulmanız içindir. Size ilişkin umudumuz sarsılmaz. Çünkü acılarımıza olduğu gibi, tesellimize de ortak olduğunuzu biliyoruz.
Kardeşlerim, Asya İlinde çektiğimiz sıkıntılardan habersiz kalmanızı istemiyoruz. Dayanabileceğimizden çok ağır bir yük altındaydık. Öyle ki, yaşamaktan bile umudumuzu kesmiştik. Ölüme mahkum olduğumuzu içimizde hissettik. Ama bu, kendimize değil, ölüleri dirilten Tanrıya güvenmemiz için oldu. Tanrı bizi böylesine büyük bir ölüm tehlikesinden kurtardı; daha da kurtaracaktır. Umudumuzu Ona bağladık. Siz de dualarınızla bize yardım ettikçe, bizi yine kurtaracaktır. Öyle ki, birçok kişinin dualarıyla bize sağlanan lütuftan ötürü birçoklarının ağzından bizim için şükranlar sunulsun.
Dünyaya ve özellikle size, insan bilgeliğiyle değil, Tanrının lütfuyla, Tanrıdan gelen saflık ve içtenlikle davrandığımıza vicdanımız tanıktır. Ve biz bununla övünüyoruz. Okuyup anlayabileceğinizden başka bir şey yazmıyoruz. Bizi bir ölçüde anladığınız gibi, tümüyle anlayacağınızı umarım. Rabbimiz İsanın gününde bizim övüncümüz siz olacağınız gibi, sizin övüncünüz de biz olalım.

Son Selamlar – I. Korintliler 16

Asya İlindeki kiliseler size selam eder. Akvila ve Priska, evlerinde buluşan toplulukla birlikte Rabde size çok selam ederler. Buradaki bütün kardeşlerin size selamı var. Birbirinizi kutsal öpüşle selamlayın.
Ben Pavlus, bu selamı kendi elimle yazıyorum. Rabbi sevmeyene lanet olsun. Maranata! Rab İsanın lütfu sizinle birlikte olsun. Hepinize Mesih İsada sevgiler! Amin.

Pavlusun Kişisel Dilekleri – I. Korintliler 16

Makedonyadan geçtikten sonra yanınıza geleceğim. Çünkü Makedonyadan geçmek niyetindeyim. Belki bir süre yanınızda kalırım, hatta kışı da sizinle geçirebilirim. Öyle ki, sonra nereye gidecek olsam, bana yardım edebilesiniz. Sizi öyle kısaca görüp geçmek istemiyorum. Rabbin izniyle uzunca bir süre yanınızda kalmayı umut ediyorum. Ama Pentikost Gününe dek Efeste kalacağım. Çünkü büyük ve etkili işler yapmam için burada bana bir kapı açıldı. Ne var ki, bana karşı çıkanlar çoktur.
Timoteos yanınıza gelirse, bir şeyden korkmamasına dikkat edin. Çünkü o da benim gibi Rabbin işini yapıyor. Kimse onu hor görmesin. Yanıma gelmesi için onu esenlikle uğurlayın. Kardeşlerle birlikte onun da gelmesini bekliyorum.
Kardeşimiz Apollosa gelince, kardeşlerle birlikte size gelmesi için ona çok ricada bulundum, ama şimdilik gelmeye hiç de istekli değil. Fırsat bulunca gelecek.
Uyanık kalın, imanda dimdik durun, mert ve güçlü olun. Her şeyi sevgiyle yapın.
Ahayada ilk iman eden ve kendilerini kutsalların hizmetine adayan İstefanasın ev halkını bilirsiniz. Kardeşler, size yalvarırım, bu gibilere ve onlarla birlikte çalışıp emek verenlerin hepsine bağımlı olun. İstefanas, Fortunatus ve Ahaykosun gelişine sevindim. Yokluğunuzu bana unutturdular. Sizin ruhunuzu da benim ruhumu da ferahlattılar. Böylelerinin değerini bilin.

Para Yardımına İlişkin Öğütler – I. Korintliler 16

Kutsallara yapılacak para yardımına gelince: Galatya kiliselerine ne buyurduysam, siz de öyle yapın. Haftanın ilk günü herkes kazancına göre bir miktar para ayırıp biriktirsin. Öyle ki, yanınıza geldiğimde para toplamaya gerek kalmasın. Oraya vardığımda, bağışlarınızı götürmek üzere uygun gördüğünüz kişileri tanıtıcı mektuplarla Yeruşalime göndereceğim. Benim de gitmeme değerse, onları yanıma alıp gideceğim.

Dirilişten Sonraki Beden – I. Korintliler 15

Ama biri çıkıp, “Ölüler nasıl dirilecek? Nasıl bir bedenle gelecekler?” diye sorabilir. Ne akılsızca bir soru! Ektiğin tohum ölmedikçe yaşama kavuşmaz ki! Ekerken, oluşacak bitkinin kendisini değil, yalnızca tohumunu –buğday ya da başka bir bitkinin tohumunu– ekersin. Tanrı tohuma dilediği bedeni –her birine kendine özgü bedeni– verir. Her canlının eti aynı değildir. İnsan eti başka, hayvan eti başka, kuş eti, balık eti başka başkadır. Göksel bedenler vardır, dünyasal bedenler vardır. Göksel olanların görkemi başka, dünyasal olanlarınki başkadır. Güneşin görkemi başka, ayın görkemi başka, yıldızların görkemi başkadır. Görkem bakımından yıldız yıldızdan farklıdır.
Ölülerin dirilişi de böyledir. Beden çürümeye mahkum olarak gömülür, çürümez olarak diriltilir. Düşkün olarak gömülür, görkemli olarak diriltilir. Zayıf olarak gömülür, güçlü olarak diriltilir. Doğal beden olarak gömülür, ruhsal beden olarak diriltilir. Doğal beden olduğu gibi, ruhsal beden de vardır. Nitekim şöyle yazılmıştır: “İlk insan Adem yaşayan can oldu.” Son Ademse yaşam veren ruh oldu. Önce ruhsal olan değil, doğal olan geldi. Ruhsal olan sonra geldi. İlk insan yerden, yani topraktandır. İkinci insan göktendir. Topraktan olan insan nasılsa, topraktan olanlar da öyledir. Göksel insan nasılsa, göksel olanlar da öyledir. Bizler topraktan olana nasıl benzediysek, göksel olana da benzeyeceğiz. Kardeşler, şunu demek istiyorum, et ve kan Tanrının Egemenliğini miras alamaz. Çürüyen de çürümezliği miras alamaz.
İşte size bir sır açıklıyorum. Hepimiz ölmeyeceğiz; son borazan çalınınca hepimiz bir anda, göz açıp kapayana dek değiştirileceğiz. Evet, borazan çalınacak, ölüler çürümez olarak dirilecek, ve biz de değiştirileceğiz. Çünkü bu çürüyen beden çürümezliği, bu ölümlü beden ölümsüzlüğü giyinmelidir. Çürüyen ve ölümlü beden çürümezliği ve ölümsüzlüğü giyinince, “Ölüm yok edildi, zafer kazanıldı!” diye yazılmış olan söz yerine gelecektir.
“Ey ölüm, zaferin nerede?
Ey ölüm, dikenin nerede?”
Ölümün dikeni günahtır. Günah ise gücünü Kutsal Yasadan alır. Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla bizi zafere ulaştıran Tanrıya şükürler olsun!
Bu nedenle, sevgili kardeşlerim, Rab yolunda verdiğiniz emeğin boşa gitmeyeceğini bilerek dayanın, sarsılmayın, Rabbin işinde her zaman gayretli olun.

Ölüler Dirilecek – I. Korintliler 15

Eğer Mesihin ölümden dirildiği duyuruluyorsa, nasıl oluyor da aranızda bazıları ölüler dirilmez diyor? Ölüler dirilmezse, Mesih de dirilmemiştir. Mesih dirilmemişse, bildirimiz de imanınız da boştur. Bu durumda Tanrıyla ilgili tanıklığımız da yalan demektir. Çünkü Tanrının, Mesihi dirilttiğine tanıklık ettik. Ama ölüler gerçekten dirilmezse, Tanrı Mesihi de diriltmemiştir. Ölüler dirilmezse, Mesih de dirilmemiştir. Mesih dirilmemişse imanınız yararsızdır, siz de hala günahlarınızın içindesiniz. Buna göre Mesihe ait olarak ölmüş olanlar da mahvolmuşlardır. Eğer yalnız bu yaşam için Mesihe umut bağlamışsak, herkesten çok acınacak durumdayız.
Oysa Mesih, ölmüş olanların ilk örneği olarak ölümden dirilmiştir. Ölüm bir insan aracılığıyla geldiğine göre, ölümden diriliş de bir insan aracılığıyla gelir. Herkes nasıl Ademde ölüyorsa, herkes Mesihte yaşama kavuşacak. Her biri sırası gelince dirilecek: İlk örnek olarak Mesih, sonra Mesihin gelişinde Mesihe ait olanlar. Bundan sonra Mesih her yönetimi, her hükümranlığı, her gücü ortadan kaldırıp egemenliği Baba Tanrıya teslim ettiği zaman son gelmiş olacak. Çünkü Tanrı bütün düşmanlarını ayakları altına serinceye dek Onun egemenlik sürmesi gerekir. Ortadan kaldırılacak son düşman ölümdür. Çünkü, “Tanrı her şeyi Mesihin ayakları altına sererek Ona bağımlı kıldı.” “Her şey Ona bağımlı kılındı” sözünün, her şeyi Mesihe bağımlı kılan Tanrıyı içermediği açıktır. Her şey Oğula bağımlı kılınınca, Oğul da her şeyi kendisine bağımlı kılan Tanrıya bağımlı olacaktır. Öyle ki, Tanrı her şeyde her şey olsun.
Diriliş yoksa, ölüler için vaftiz edilenler ne olacak? Ölüler gerçekten dirilmeyecekse, insanlar neden ölüler için vaftiz ediliyorlar? Biz de neden her saat kendimizi tehlikeye atıyoruz? Kardeşler, sizinle ilgili olarak Rabbimiz Mesih İsada sahip olduğum övüncün hakkı için her gün ölüyorum. Eğer insansal nedenlerle Efeste canavarlarla dövüştümse, bunun bana yararı ne? Eğer ölüler dirilmeyecekse, “Yiyelim içelim, nasıl olsa yarın öleceğiz.” Aldanmayın, “Kötü arkadaşlıklar iyi huyu bozar.” Uslanıp kendinize gelin, artık günah işlemeyin. Bazılarınız Tanrıyı hiç tanımıyor. Utanasınız diye söylüyorum bunları.

Mesihin Dirilişinin Önemi – I. Korintliler 15

Şimdi, kardeşler, size bildirdiğim, sizin de kabul edip bağlı kaldığınız Müjdeyi anımsatmak istiyorum. Size müjdelediğim söze sımsıkı sarılırsanız, onun aracılığıyla kurtulursunuz. Yoksa boşuna iman etmiş olursunuz.
Aldığım bilgiyi size öncelikle ilettim: Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi. Kefasa, sonra Onikilere göründü. Daha sonra da beş yüzden çok kardeşe aynı anda göründü. Bunların çoğu hala yaşıyor, bazılarıysa öldüler. Bundan sonra Yakupa, sonra bütün elçilere, son olarak zamansız doğmuş bir çocuğa benzeyen bana da göründü. Ben elçilerin en önemsiziyim. Tanrının kilisesine zulmettiğim için elçi olarak anılmaya bile layık değilim. Ama şimdi neysem, Tanrının lütfuyla öyleyim. Onun bana olan lütfu boşa gitmedi. Elçilerin hepsinden çok emek verdim. Aslında ben değil, Tanrının bende olan lütfu emek verdi. İşte, gerek benim yaydığım, gerek öbür elçilerin yaydığı ve sizin de iman ettiğiniz bildiri budur.

Düzenli Tapınma – I. Korintliler 14

Öyleyse ne diyelim, kardeşler? Toplandığınızda her birinizin bir ilahisi, öğretecek bir konusu, bir vahyi, bilmediği dilde söyleyecek bir sözü ya da bir çevirisi vardır. Her şey topluluğun gelişmesi için olsun. Eğer bilinmeyen dillerle konuşulacaksa, iki ya da en çok üç kişi sırayla konuşsun, biri de söylenenleri çevirsin. Çeviri yapacak biri yoksa, bilmediği dilde konuşan, toplulukta sessiz kalsın, içinden Tanrıyla konuşsun. İki ya da üç peygamber konuşsun, öbürleri söylenenleri iyice düşünüp tartsın. Toplantıda oturanlardan birine vahiy gelirse, konuşmakta olan sussun. Herkesin öğrenmesi ve cesaret bulması için hepiniz teker teker peygamberlikte bulunabilirsiniz. Peygamberlerin ruhları peygamberlerin denetimi altındadır. Çünkü Tanrı karışıklık değil, esenlik Tanrısıdır. Kutsalların bütün topluluklarında böyledir.
Kadınlar toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasanın da belirttiği gibi, uysal olsunlar. Öğrenmek istedikleri bir şey varsa, evde kocalarına sorsunlar. Çünkü kadının toplantı sırasında konuşması ayıptır.
Tanrının sözü sizden mi kaynaklandı, ya da yalnız size mi ulaştı? Kendini peygamber ya da ruhça olgun sayan varsa, bilsin ki, size yazdıklarım Rabbin buyruğudur. Bunları önemsemeyenin kendisi de önemsenmesin. Özet olarak, kardeşlerim, peygamberlikte bulunmayı gayretle isteyin, bilinmeyen dillerle konuşulmasına engel olmayın. Ancak her şey uygun ve düzenli biçimde yapılsın.

Diller ve Peygamberlik – I. Korintliler 14

Sevginin ardınca koşun ve ruhsal armağanları, özellikle peygamberlik yeteneğini gayretle isteyin. Bilmediği dilde konuşan, insanlarla değil, Tanrıyla konuşur. Kimse onu anlamaz. O, ruhuyla sırlar söyler. Peygamberlikte bulunansa insanların ruhça gelişmesi, cesaret ve teselli bulması için insanlara seslenir. Bilmediği dilde konuşan kendi kendini geliştirir; ama peygamberlikte bulunan, inanlılar topluluğunu geliştirir. Hepinizin dillerle konuşmasını isterim, ama peygamberlikte bulunmanızı yeğlerim. Diller inanlılar topluluğunun gelişmesi için çevrilmedikçe peygamberlikte bulunan, dillerle konuşandan üstündür.
Şimdi kardeşlerim, yanınıza gelip dillerle konuşsam, ama size bir vahiy, bir bilgi, bir peygamberlik sözü ya da bir öğreti getirmesem, size ne yararım olur? Kaval ya da lir gibi ses veren cansız nesneler bile değişik sesler çıkarmasa, kaval mı, lir mi çalındığını kim anlar? Borazan belirgin bir ses çıkarmasa, kim savaşa hazırlanır? Bunun gibi, siz de anlaşılır bir dil konuşmazsanız, söyledikleriniz nasıl anlaşılır? Havaya konuşmuş olursunuz! Kuşkusuz dünyada çeşit çeşit diller vardır, hiçbiri de anlamsız değildir. Ne var ki, konuşulan dili anlamazsam, ben konuşana yabancı olurum, konuşan da bana yabancı olur. Bu nedenle, siz de ruhsal armağanlara heveslendiğinize göre, inanlılar topluluğunu geliştiren ruhsal armağanlar bakımından zenginleşmeye bakın.
Bunun için, bilmediği dili konuşan, kendi söylediklerini çevirebilmek için dua etsin. Bilmediğim dille dua edersem ruhum dua eder, ama zihnimin buna katkısı olmaz. Öyleyse ne yapmalıyım? Ruhumla da zihnimle de dua edeceğim. Ruhumla da zihnimle de ilahi söyleyeceğim. Tanrıyı yalnız ruhunla översen, yeni katılanlar senin ne söylediğini bilmediğinden, ettiğin şükran duasına nasıl “Amin!” desin? Uygun biçimde şükrediyor olabilirsin, ama bu başkasını geliştirmez. Dillerle hepinizden çok konuştuğum için Tanrıya şükrediyorum. Ama inanlılar topluluğunda dillerle on bin söz söylemektense, başkalarını eğitmek için zihnimden beş söz söylemeyi yeğlerim.
Kardeşler, çocuk gibi düşünmeyin. Kötülük konusunda çocuklar gibi, ama düşünmekte yetişkinler gibi olun. Kutsal Yasada şöyle yazılmıştır:
“Rab, Yabancı diller konuşanların aracılığıyla,
Yabancıların dudaklarıyla bu halka sesleneceğim;
Yine de beni dinlemeyecekler! diyor.”
Görülüyor ki, bilinmeyen diller imanlılar için değil, imansızlar için bir belirtidir. Peygamberlikse imansızlar için değil, imanlılar için bir belirtidir. Şimdi bütün inanlılar topluluğu bir araya gelip hep birlikte bilmedikleri dillerle konuşurlarken yeni katılanlar ya da iman etmeyenler içeri girerse, “Siz çıldırmışsınız!” demezler mi? Ama herkes peygamberlikte bulunurken iman etmeyen ya da yeni katılan biri içeri girerse, söylenen her sözle günahlı olduğuna ikna edilecek, her sözle yargılanacak. Yüreğindeki gizli düşünceler açığa çıkacak ve, “Tanrı gerçekten aranızdadır!” diyerek yüzüstü yere kapanıp Tanrıya tapınacaktır.

Sevginin Üstünlüğü – I. Korintliler 13

İnsanların ve meleklerin diliyle konuşsam, ama sevgim olmasa, ses çıkaran bakırdan ya da çınlayan zilden farkım kalmaz. Peygamberlikte bulunabilsem, bütün sırları bilsem, her bilgiye sahip olsam, dağları yerinden oynatacak kadar büyük imanım olsa, ama sevgim olmasa, bir hiçim. Varımı yoğumu sadaka olarak dağıtsam, bedenimi yakılmak üzere teslim etsem, ama sevgim olmasa, bunun bana hiçbir yararı olmaz.
Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolay kolay öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz. Sevgi haksızlığa sevinmez, gerçek olanla sevinir. Sevgi her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi umut eder, her şeye dayanır.
Sevgi asla son bulmaz. Ama peygamberlikler ortadan kalkacak, diller sona erecek, bilgi ortadan kalkacaktır. Çünkü bilgimiz de peygamberliğimiz de sınırlıdır. Ne var ki, yetkin olan geldiğinde sınırlı olan ortadan kalkacaktır. Çocukken çocuk gibi konuşur, çocuk gibi anlar, çocuk gibi düşünürdüm. Yetişkin biri olunca çocukça davranışları bıraktım. Şimdi her şeyi aynadaki silik görüntü gibi görüyoruz, ama o zaman yüz yüze görüşeceğiz. Şimdi bilgim sınırlıdır, ama o zaman bilindiğim gibi tam bileceğim. İşte kalıcı olan üç şey vardır: İman, umut, sevgi. Bunların en üstünü de sevgidir.

Bedenin Birliği – I. Korintliler 12

Beden bir olmakla birlikte birçok üyeden oluşur ve çok sayıdaki bu üyelerin hepsi tek bir beden oluşturur. Mesih de böyledir. İster Yahudi ister Grek, ister köle ister özgür olalım, hepimiz bir beden olmak üzere aynı Ruhta vaftiz edildik ve hepimizin aynı Ruhtan içmesi sağlandı. İşte beden tek üyeden değil, birçok üyeden oluşur. Ayak, “El olmadığım için bedene ait değilim” derse, bu onu bedenden ayırmaz. Kulak, “Göz olmadığım için bedene ait değilim” derse, bu onu bedenden ayırmaz. Bütün beden göz olsaydı, nasıl duyardık? Bütün beden kulak olsaydı, nasıl koklardık? Gerçek şu ki, Tanrı bedenin her üyesini dilediği biçimde bedene yerleştirmiştir. Eğer hepsi bir tek üye olsaydı, beden olur muydu? Gerçek şu ki, çok sayıda üye, ama tek beden vardır. Göz ele, “Sana ihtiyacım yok!” ya da baş ayaklara, “Size ihtiyacım yok!” diyemez. Tam tersine, bedenin daha zayıf görünen üyeleri vazgeçilmezdir. Bedenin daha az değerli saydığımız üyelerine daha çok değer veririz. Böylece gösterişsiz üyelerimiz daha gösterişli olur. Gösterişli üyelerimizin özene ihtiyacı yoktur. Ama Tanrı, değeri az olana daha çok değer vererek bedende birliği sağladı. Öyle ki, bedende ayrılık olmasın, üyeler birbirini eşit biçimde gözetsin. Bir üye acı çekerse, bütün üyeler birlikte acı çeker; bir üye yüceltilirse, bütün üyeler birlikte sevinir.
Sizler Mesihin bedenisiniz, bu bedenin ayrı ayrı üyelerisiniz. Tanrı kilisede ilkin elçileri, ikinci olarak peygamberleri, üçüncü olarak öğretmenleri, sonra mucize yapanları, hastaları iyileştirme armağanlarına sahip olanları, başkalarına yardım edenleri, yönetme yeteneği olanları ve çeşitli dillerle konuşanları atadı. Hepsi elçi mi? Hepsi peygamber mi? Hepsi öğretmen mi? Hepsi mucize yapar mı? Hepsinin hastaları iyileştirme armağanları var mı? Hepsi bilmediği dilleri konuşabilir mi? Hepsi bu dilleri çevirebilir mi? Ama siz daha üstün armağanları gayretle isteyin. Şimdi size en iyi yolu göstereyim.

Ruhsal Armağanlar – I. Korintliler 12

Ruhsal armağanlara gelince, kardeşlerim, bu konuda bilgisiz kalmanızı istemem. Biliyorsunuz, putperestken şöyle ya da böyle saptırılıp dilsiz putlara tapmaya yöneltilmiştiniz. Bunun için bilmenizi isterim ki: Tanrının Ruhu aracılığıyla konuşan hiç kimse, “İsaya lanet olsun!” demez. Kutsal Ruhun aracılığı olmaksızın da kimse, “İsa Rabdir” diyemez.
Çeşitli ruhsal armağanlar vardır, ama Ruh birdir. Çeşitli görevler vardır, ama Rab birdir. Çeşitli etkinlikler vardır, ama herkeste hepsini etkin kılan aynı Tanrıdır. Herkesin ortak yararı için herkese Ruhu belli eden bir yetenek veriliyor. Ruh aracılığıyla birine bilgece konuşma yeteneği, ötekine aynı Ruhtan bilgi iletme yeteneği, birine aynı Ruh aracılığıyla iman, ötekine aynı Ruh aracılığıyla hastaları iyileştirme armağanları, birine mucize yapma olanakları, birine peygamberlikte bulunma, birine ruhları ayırt etme, birine çeşitli dillerle konuşma, bir başkasına da bu dilleri çevirme armağanı veriliyor. Bunların tümünü etkin kılan tek ve aynı Ruhtur. Ruh bunları herkese dilediği gibi, ayrı ayrı dağıtır.

Rabbin Sofrasına İlişkin Öğütler – I. Korintliler 11

Toplantılarınız yarardan çok zarar getirdiği için aşağıdaki uyarıları yaparken sizi övemem. Birincisi, toplulukça bir araya geldiğinizde aranızda ayrılıklar olduğunu duyuyorum. Buna biraz da inanıyorum. Çünkü Tanrının beğenisini kazananların belli olması için aranızda bölünmeler olması gerekiyor! Toplandığınızda Rabbin Sofrasına katılmak için toplanmıyorsunuz. Her biriniz ötekini beklemeden kendi yemeğini yiyor. Kimi aç kalıyor, kimi sarhoş oluyor. Yiyip içmek için evleriniz yok mu? Tanrının topluluğunu hor mu görüyorsunuz, yiyeceği olmayanları utandırmak mı istiyorsunuz? Size ne diyeyim? Sizi öveyim mi? Bu konuda övemem!
Size ilettiğimi ben Rabden öğrendim. Ele verildiği gece Rab İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve şöyle dedi: “Bu sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın.” Aynı biçimde yemekten sonra kaseyi alıp şöyle dedi: “Bu kase kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. Her içtiğinizde beni anmak için böyle yapın.” Bu ekmeği her yediğinizde ve bu kaseden her içtiğinizde, Rabbin gelişine dek Rabbin ölümünü ilan etmiş olursunuz.
Bu nedenle kim uygun olmayan biçimde ekmeği yer ya da Rabbin kasesinden içerse, Rabbin bedenine ve kanına karşı suç işlemiş olur. Kişi önce kendini sınasın, sonra ekmekten yiyip kaseden içsin. Çünkü bedeni farketmeden yiyip içen, böyle yiyip içmekle kendi kendini mahkum eder. İşte bu yüzden birçoğunuz zayıf ve hastadır, bazılarınız da ölmüştür. Kendimizi doğrulukla yargılasaydık, yargılanmazdık. Dünyayla birlikte mahkum olmayalım diye Rab bizi yargılayıp terbiye ediyor.
Öyleyse kardeşlerim, yemek için bir araya geldiğinizde birbirinizi bekleyin. Aç olan karnını evde doyursun. Öyle ki, toplanmanız yargılanmanıza yol açmasın. Öbür sorunları ise geldiğimde çözerim.

Duada Düzen – I. Korintliler 11

Mesihi örnek aldığım gibi, siz de beni örnek alın.

Her durumda beni anımsadığınız ve size ilettiğim öğretileri olduğu gibi koruduğunuz için sizi övüyorum. Ama şunu da bilmenizi isterim: Her erkeğin başı Mesih, kadının başı erkek, Mesihin başı da Tanrıdır. Başına bir şey takıp dua ya da peygamberlik eden her erkek, başını küçük düşürür. Ama başı açık dua ya da peygamberlik eden her kadın, başını küçük düşürür. Böylesinin, başı tıraş edilmiş bir kadından farkı yoktur. Kadın başını açarsa, saçını kestirsin. Ama kadının saçını kestirmesi ya da tıraş etmesi ayıpsa, başını örtsün. Erkek başını örtmemeli; o, Tanrının benzeri ve yüceliğidir. Kadın da erkeğin yüceliğidir. Çünkü erkek kadından değil, kadın erkekten yaratıldı. Erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı. Bu nedenle ve melekler uğruna kadının başı üzerinde yetkisi olmalıdır.
Ne var ki, Rabde ne kadın erkekten ne de erkek kadından bağımsızdır. Çünkü kadın erkekten yaratıldığı gibi, erkek de kadından doğar. Ama her şey Tanrıdandır. Siz kendiniz karar verin: Kadının açık başla Tanrıya dua etmesi uygun mu? Doğanın kendisi bile size erkeğin uzun saçlı olmasının kendisini küçük düşürdüğünü, kadının uzun saçlı olmasının ise kendisini yücelttiğini öğretmiyor mu? Çünkü saç kadına örtü olarak verilmiştir. Bu konuda çekişmek isteyen varsa, şunu bilsin ki, bizim ya da Tanrının kiliselerinin böyle bir alışkanlığı yoktur.

İmanlının Özgürlüğü – I. Korintliler 10

“Her şey serbest” diyorsunuz, ama her şey yararlı değildir. “Her şey serbest” diyorsunuz, ama her şey yapıcı değildir. Herkes kendi yararını değil, başkalarının yararını gözetsin. Kasaplar çarşısında satılan her eti vicdan sorunu yapmadan, sorgusuz sualsiz yiyin. Çünkü “Yeryüzü ve içindeki her şey Rabbindir.” İman etmemiş biri sizi yemeğe çağırır, siz de gitmek isterseniz, önünüze konulan her şeyi vicdan sorunu yapmadan, sorgusuz sualsiz yiyin. Ama biri size, “Bu kurban etidir” derse, hem bunu söyleyen için, hem de vicdan huzuru için yemeyin. Senin değil, öbür adamın vicdan huzuru için demek istiyorum. Benim özgürlüğümü neden başkasının vicdanı yargılasın? Şükrederek yemeğe katılırsam, şükrettiğim yiyecekten ötürü neden kınanayım?
Sonuç olarak, ne yer ne içerseniz, ne yaparsanız, her şeyi Tanrının yüceliği için yapın. Yahudilerin, Greklerin ya da Tanrı topluluğunun tökezleyip düşmesine neden olmayın. Ben de kendi yararımı değil, kurtulsunlar diye birçoklarının yararını gözeterek herkesi her yönden hoşnut etmeye çalışıyorum.

Putlar ve Rabbin Sofrası – I. Korintliler 10

Bu nedenle, sevgili kardeşlerim, putperestlikten kaçının. Aklı başında insanlarla konuşur gibi konuşuyorum. Söylediklerimi kendiniz tartın. Tanrıya şükrettiğimiz şükran kasesiyle Mesihin kanına paydaş olmuyor muyuz? Bölüp yediğimiz ekmekle Mesihin bedenine paydaş olmuyor muyuz? Ekmek bir olduğu gibi, biz de çok olduğumuz halde bir bedeniz. Çünkü hepimiz bir ekmeği paylaşıyoruz. İsrail halkına bakın; kurban etini yiyenler sunağa paydaş değil midir? Öyleyse ne demek istiyorum? Puta sunulan kurban etinin bir özelliği mi var? Ya da putun bir önemi mi var? Hayır, yok! Dediğim şu: Putperestler kurbanlarını Tanrıya değil, cinlere sunuyorlar. Cinlerle paydaş olmanızı istemem. Hem Rabbin, hem cinlerin kasesinden içemezsiniz; hem Rabbin, hem cinlerin sofrasına ortak olamazsınız. Yoksa Rabbi kıskandırmaya mı çalışıyoruz? Biz Ondan daha mı güçlüyüz?

İsrail Tarihinden Alınacak Dersler – I. Korintliler 10

Kardeşler, atalarımızın hepsinin bulut altında korunduğunu ve hepsinin denizden geçtiğini bilmenizi istiyorum. Musaya bağlanmak üzere hepsi bulutta ve denizde vaftiz edildi. Hepsi aynı ruhsal yiyeceği yedi; hepsi aynı ruhsal içeceği içti. Artlarından gelen ruhsal kayadan içtiler; o kaya Mesihti. Ne var ki, Tanrı onların çoğundan hoşnut değildi; nitekim cesetleri çöle serildi.
Bu olaylar, onlar gibi kötü şeylere özlem duymamamız için bize ders olsun diye oldu. Onlardan bazıları gibi puta tapanlar olmayın. Nitekim şöyle yazılmıştır: “Halk yiyip içmeye oturdu, sonra kalkıp çılgınca eğlendi.” Onlardan bazıları gibi fuhuş yapmayalım. Fuhuş yapanların yirmi üç bini bir günde yok oldu. Yine bazıları gibi Rabbi denemeyelim. Böyle yapanları yılanlar öldürdü. Kimileri gibi de söylenip durmayın. Söylenenleri ölüm meleği öldürdü.
Bu olaylar başkalarına ders olsun diye onların başına geldi; çağların sonuna ulaşmış olan bizleri uyarmak için yazıya geçirildi. Onun için, ayakta sağlam durduğunu sanan dikkat etsin, düşmesin! Herkesin karşılaştığı denemelerden başka denemelerle karşılaşmadınız. Tanrı güvenilirdir, gücünüzü aşan biçimde denenmenize izin vermez. Dayanabilmeniz için denemeyle birlikte çıkış yolunu da sağlayacaktır.

Elçinin Hakları – I. Korintliler 9

Özgür değil miyim? Elçi değil miyim? Rabbimiz İsayı görmedim mi? Sizler Rab yolunda verdiğim emeğin ürünü değil misiniz? Başkaları için elçi değilsem bile, sizler için elçiyim ya! Rab yolunda elçiliğimin kanıtı sizsiniz.
Beni sorguya çekenlere karşı kendimi böyle savunurum. Yiyip içmeye hakkımız yok mu bizim? Öbür elçiler gibi, Rabbin kardeşleri ve Kefas gibi, yanımızda imanlı bir eş gezdirmeye hakkımız yok mu? Geçimi için çalışması gereken yalnız Barnabayla ben miyim? Kim kendi parasıyla askerlik yapar? Kim bağ diker de ürününü yemez? Kim sürüyü güder de sütünden içmez?
İnsansal açıdan mı söylüyorum bunları? Kutsal Yasa da aynı şeyleri söylemiyor mu? Musanın Yasasında, “Harman döven öküzün ağzını bağlamayacaksın” diye yazılmıştır. Tanrının kaygısı öküzler mi, yoksa bunu özellikle bizim için mi söylüyor? Kuşkusuz, bizim için yazılmıştır bu. Çünkü çift sürenin umutla sürmesi, harman dövenin de harmana ortak olma umuduyla dövmesi gerekir. Aranıza ruhsal tohumlar ektiysek, sizden maddesel bir harman biçmemiz çok mu? Başkalarının sizden yardım almaya hakları varsa, bizim daha çok hakkımız yok mu? Ama biz bu hakkımızı kullanmadık. Mesih Müjdesinin yayılmasına engel olmayalım diye her şeye katlanıyoruz. Tapınakta çalışanların tapınaktan beslendiklerini, sunakta görevli olanların da sunakta adanan adaklardan pay aldıklarını bilmiyor musunuz? Bunun gibi, Rab Müjdeyi yayanların da geçimlerini Müjdeden sağlamasını buyurdu.
Ama ben bu haklardan hiçbirini kullanmış değilim. Bunlar bana sağlansın diye de yazmıyorum. Bunu yapmaktansa ölmeyi yeğlerim. Kimse beni bu övünçten yoksun bırakmayacaktır! Müjdeyi yayıyorum diye övünmeye hakkım yok. Çünkü bunu yapmakla yükümlüyüm. Müjdeyi yaymazsam vay halime! Eğer Müjdeyi gönülden yayarsam, ödülüm olur; gönülsüzce yayarsam, yalnızca bana emanet edilen görevi yapmış olurum. Peki, ödülüm nedir? Müjdeyi karşılıksız yaymak ve böylece Müjdeyi yaymaktan doğan hakkımı kullanmamaktır.
Ben özgürüm, kimsenin kölesi değilim. Ama daha çok kişi kazanayım diye herkesin kölesi oldum. Yahudileri kazanmak için Yahudilere Yahudi gibi davrandım. Kendim Kutsal Yasanın denetimi altında olmadığım halde, Yasa altında olanları kazanmak için onlara Yasa altındaymışım gibi davrandım. Tanrının Yasasına sahip olmayan biri değilim, Mesihin Yasası altındayım. Buna karşın, Yasaya sahip olmayanları kazanmak için Yasaya sahip değilmişim gibi davrandım. Güçsüzleri kazanmak için onlarla güçsüz oldum. Ne yapıp yapıp bazılarını kurtarmak için herkesle her şey oldum. Bunların hepsini Müjdede payım olsun diye, Müjde uğruna yapıyorum.
Koşu alanında yarışanların hepsi koştuğu halde ödülü bir kişinin kazandığını bilmiyor musunuz? Öyle koşun ki ödülü kazanasınız. Yarışa katılan herkes kendini her yönden denetler. Böyleleri bunu çürüyüp gidecek bir defne tacı kazanmak için yaparlar. Bizse hiç çürümeyecek bir taç için yapıyoruz. Bunun içindir ki, amaçsızca koşan biri gibi koşmuyorum. Yumruğumu havayı döver gibi boşa atmıyorum. Müjdeyi başkalarına duyurduktan sonra kendim reddedilmemek için bedenime eziyet çektirip onu köle ediyorum.

Putlara Sunulan Kurbanların Eti – I. Korintliler 8

Şimdi putlara sunulan kurbanların etine gelelim. “Hepimizin bilgisi var” diyorsunuz, bunu biliyoruz. Bilgi insanı böbürlendirir, sevgiyse geliştirir. Bir şey bildiğini sanan, henüz bilmesi gerektiği gibi bilmiyordur. Ama Tanrıyı seveni Tanrı bilir.
Putlara sunulan kurban etinin yenmesine gelince, biliyoruz ki, “Dünyada put bir hiçtir” ve “Birden fazla Tanrı yoktur”. Yerde ya da gökte ilah diye adlandırılanlar varsa da –nitekim pek çok “ilah”, pek çok “rab” vardır– bizim için tek bir Tanrı Baba vardır. O her şeyin kaynağıdır, bizler Onun için yaşıyoruz. Tek bir Rab var, O da İsa Mesihtir. Her şey Onun aracılığıyla yaratıldı, biz de Onun aracılığıyla yaşıyoruz.
Ne var ki, herkes bu bilgiye sahip değildir. Hala putperest alışkanlıklarının etkisinde kalan bazıları, yedikleri etin puta sunulduğunu düşünüyorlar. Vicdanları zayıf olduğu için lekeleniyor. Yiyecek bizi Tanrıya yaklaştırmaz. Yemezsek bir kaybımız olmaz, yersek de bir kazancımız olmaz. Yalnız dikkat edin, bu özgürlüğünüz vicdanı zayıf olanların sürçmesine neden olmasın. Eğer zayıf vicdanlı biri, bilgili olan seni bir put tapınağında sofraya oturmuş görürse, puta sunulan kurbanın etini yemek için cesaret almaz mı? Sonuçta bu zayıf vicdanlı kişi, Mesihin uğruna öldüğü bu kardeş, senin bilgin yüzünden mahvolur! Bu şekilde kardeşlere karşı günah işleyip onların zayıf vicdanlarını yaralayarak Mesihe karşı günah işlemiş olursunuz. Bu nedenle, yediğim şey kardeşimin sendeleyip düşmesine yol açacaksa, kardeşimin düşmemesi için bir daha et yemeyeceğim.

Evli Olmayanlar – I. Korintliler 7

Kızlara gelince, Rabden onlarla ilgili bir buyruk almış değilim. Ama Rabbin merhameti sayesinde güvenilir biri olarak düşündüklerimi söylüyorum. Öyle sanıyorum ki, şimdiki sıkıntılar nedeniyle insanın olduğu gibi kalması iyidir. Karın varsa, boşanmayı isteme. Karın yoksa, kendine eş arama. Ama evlenirsen günah işlemiş olmazsın. Bir kız da evlenirse günah işlemiş olmaz. Ne var ki, evlenenler bu yaşamda sıkıntılarla karşılaşacak. Ben sizi bu sıkıntılardan esirgemek istiyorum. Kardeşler, şunu demek istiyorum: Zaman daralmıştır. Bundan böyle, karısı olanlar karıları yokmuş gibi, yas tutanlar yas tutmuyormuş gibi, sevinenler sevinmiyormuş gibi, mal alanlar malları yokmuş gibi, dünyadan yararlananlar alabildiğine yararlanmıyormuş gibi olsun. Çünkü dünyanın şimdiki hali geçicidir.
Kaygısız olmanızı istiyorum. Evli olmayan erkek, Rabbi nasıl hoşnut edeceğini düşünerek Rabbin işleri için kaygılanır. Evli erkekse karısını nasıl hoşnut edeceğini düşünerek dünya işleri için kaygılanır. Böylece ilgisi bölünür. Evli olmayan kadın ya da kız hem bedence hem ruhça kutsal olmak amacıyla Rabbin işleri için kaygılanır. Evli kadınsa kocasını nasıl hoşnut edeceğini düşünerek dünya işleri için kaygılanır. Bunu sizin iyiliğiniz için söylüyorum, özgürlüğünüzü kısıtlamak için değil. İlginizi dağıtmadan, Rabbe adanmış olarak, Ona yaraşır biçimde yaşamanızı istiyorum.
Bir kimse nişanlı olduğu kıza yakışıksız davrandığını düşünüyorsa, aşırı tutkuları varsa ve evlenmesi gerekiyorsa, istediğini yapsın, günah işlemiş olmaz; evlensinler. Ama zorunluluk altında bulunmayan, yüreği kararlı, istediğini yapabilecek durumdaki kişi, nişanlısıyla evlenmemeye yüreğinde karar vermişse, iyi eder. Kısacası nişanlısıyla evlenen iyi eder, evlenmeyense daha iyi eder.
Kadın, kocası yaşadıkça kocasına bağlıdır. Kocası ölürse dilediği kimseyle evlenmekte özgürdür; yeter ki, o kişi Rabbe ait biri olsun. Ama dul kadın, olduğu gibi kalırsa daha mutlu olur. Ben böyle düşünüyorum ve sanırım bende de Tanrının Ruhu vardır.

Aldığınız Çağrıya Göre Yaşayın – I. Korintliler 7

Ancak herkes Rabbin kendisi için belirlediği duruma uygun biçimde, Tanrıdan aldığı çağrıya göre yaşasın. Bunu bütün kiliselere buyuruyorum. Biri sünnetliyken mi çağrıldı, sünnetsiz olmasın. Bir başkası sünnetsizken mi çağrıldı, sünnet olmasın. Sünnetli olup olmamak önemli değildir. Önemli olan, Tanrının buyruklarını yerine getirmektir. Herkes ne durumda çağrıldıysa, o durumda kalsın. Köleyken mi çağrıldın, üzülme. Ama özgür olabilirsen, fırsatı kaçırma! Çünkü Rabbin çağrısını aldığı zaman köle olan kimse, şimdi Rabbin özgürüdür. Özgürken çağrılan kişi de Mesihin kölesidir. Bir bedel karşılığı satın alındınız, insanlara köle olmayın. Kardeşler, herkes ne durumda çağrıldıysa, Tanrı önünde o durumda kalsın.

Evlilik Konusu – I. Korintliler 7

Şimdi bana yazdığınız konulara gelelim: “Erkeğin kadına dokunmaması iyidir” diyorsunuz. Ama fuhuştan ötürü her erkek karısıyla, her kadın da kocasıyla yaşasın. Erkek karısına, kadın da kocasına hakkını versin. Kadının bedeni kendisine değil, kocasına aittir. Bunun gibi, erkeğin bedeni de kendisine değil, karısına aittir. Geçici bir süre için anlaşıp kendinizi duaya vermekten başka bir nedenle birbirinizi mahrum etmeyin. Sonra yine birleşin ki, kendinizi denetleyemediğiniz için Şeytan sizi ayartmasın.
Bunu bir buyruk olarak değil, bir uzlaşma yolu olarak söylüyorum. Herkesin benim gibi olmasını dilerdim. Ama herkesin Tanrıdan aldığı ruhsal bir armağanı vardır; kiminin şöyle, kiminin böyle.
Yine de evli olmayanlarla dul kadınlara şunu söyleyeyim: Benim gibi kalsalar kendileri için iyi olur. Ama kendilerini denetleyemiyorlarsa, evlensinler. Çünkü için için yanmaktansa evlenmek daha iyidir.
Evlilereyse şunu buyuruyorum, daha doğrusu Rab buyuruyor: Kadın kocasından ayrılmasın. Ayrılırsa evlenmesin, ya da kocasıyla barışsın. Erkek de karısını boşamasın.
Geri kalanlara Rab değil, ben söylüyorum: Eğer bir kardeşin karısı iman etmemişse ama kendisiyle yaşamaya razıysa, onu boşamasın. Bir kadının kocası iman etmemişse ama kendisiyle yaşamaya razıysa, kadın onu boşamasın. Çünkü iman etmemiş koca karısı aracılığıyla, iman etmemiş kadın da imanlı kocası aracılığıyla kutsanır. Yoksa çocuklarınız murdar olurdu. Ama şimdi kutsaldırlar. İman etmeyen ayrılırsa ayrılsın. Kardeş ya da kızkardeş böyle durumlarda özgürdür. Tanrı sizi barış içinde yaşamaya çağırdı. Ey kadın, kocanı kurtarıp kurtaramayacağını nereden biliyorsun? Ey erkek, karını kurtarıp kurtaramayacağını nereden biliyorsun?

Fuhuştan Kaçının – I. Korintliler 6

“Bana her şey serbest” diyorsunuz, ama her şey yararlı değildir. “Bana her şey serbest” diyorsunuz, ama hiçbir şeyin tutsağı olmayacağım. “Yemek mide için, mide de yemek içindir” diyorsunuz, ama Tanrı hem mideyi hem de yemeği ortadan kaldıracaktır. Beden fuhuş için değil, Rab içindir. Rab de beden içindir. Rabbi dirilten Tanrı, kudretiyle bizi de diriltecek. Bedenlerinizin Mesihin üyeleri olduğunu bilmiyor musunuz? Mesihin üyelerini alıp bir fahişenin üyeleri mi yapayım? Asla! Yoksa fahişeyle birleşenin, onunla tek beden olduğunu bilmiyor musunuz? Çünkü “İkisi tek beden olacak” deniyor. Rable birleşen kişiyse Onunla tek ruh olur. Fuhuştan kaçının. İnsanın işlediği bütün öbür günahlar bedenin dışındadır; ama fuhuş yapan, kendi bedenine karşı günah işler. Bedeninizin, Tanrıdan aldığınız ve içinizdeki Kutsal Ruhun tapınağı olduğunu bilmiyor musunuz? Kendinize ait değilsiniz. Bir bedel karşılığı satın alındınız; onun için Tanrıyı bedeninizde yüceltin.

Davalar Konusu – I. Korintliler 6

Sizden birinin öbürüne karşı bir davası varsa kutsallar önünde değil de, imansızlar önünde yargılanmaya cesaret eder mi? Kutsalların dünyayı yargılayacağını bilmiyor musunuz? Madem dünyayı yargılayacaksınız, böyle önemsiz davaları görmeye yeterli değil misiniz? Bu yaşamla ilgili davalar bir yana, melekleri bile yargılayacağımızı bilmiyor musunuz? Bu yaşamla ilgili davalarınız olduğunda, inanlılar topluluğunda en önemsiz sayılanları mı yargıç atıyorsunuz? Sizi utandırmak için söylüyorum bunu. Kardeşler arasındaki davalarda yargıçlık edecek kadar bilge biri yok mu aranızda? Kardeş kardeşe karşı dava açıyor, üstelik imansızlar önünde!
Aslında birbirinizden davacı olmanız bile sizin için düpedüz yenilgidir. Haksızlığa uğrasanız daha iyi olmaz mı? Dolandırılsanız daha iyi olmaz mı? Bunun yerine, siz kendiniz haksızlık edip başkasını dolandırıyorsunuz. Üstelik bunu kardeşlerinize yapıyorsunuz.
Günahkarların, Tanrı Egemenliğini miras almayacağını bilmiyor musunuz? Aldanmayın! Ne fuhuş yapanlar Tanrının Egemenliğini miras alacaktır, ne puta tapanlar, ne zina edenler, ne oğlanlar, ne oğlancılar, ne hırsızlar, ne açgözlüler, ne ayyaşlar, ne sövücüler, ne de soyguncular. Bazılarınız böyleydiniz; ama yıkandınız, kutsal kılındınız, Rab İsa Mesih adıyla ve Tanrımızın Ruhu aracılığıyla aklandınız.

Topluluğa Düzen Verin – I. Korintliler 5

Aranızda fuhuş olduğu söyleniyor, üstelik putperestler arasında bile rastlanmayan türden bir fuhuş! Biri babasının karısını almış. Siz hala böbürleniyorsunuz! Oysa yas tutup bu işi yapanı aranızdan atmanız gerekmez miydi?
Bedence olmasa da ruhça aranızdayım. Bu suçu işleyeni, aranızdaymışım gibi Rabbimiz İsanın adıyla zaten yargılamış bulunuyorum. Ben ruhça aranızdayken Rabbimiz İsanın gücüyle toplandığınız zaman, bedeninin yok olması için bu adamı Şeytana teslim edin ki, Rab İsanın gününde ruhu kurtulabilsin.
Övünmeniz yersizdir. Azıcık mayanın bütün hamuru kabarttığını bilmiyor musunuz? Yeni bir hamur olabilmek için eski mayadan arınıp temizlenin. Zaten mayasızsınız. Çünkü Fısıh kuzumuz Mesih kurban edildi. Bunun için eski mayayla –kin ve kötülük mayasıyla– değil, içtenliğin ve dürüstlüğün mayasız ekmeğiyle bayram edelim.
Mektubumda size fuhuş yapanlarla arkadaşlık etmemenizi yazdım. Kuşkusuz dünyadaki ahlaksızları, açgözlüleri, soyguncuları ya da putperestleri demek istemedim. Öyle olsaydı, dünyadan ayrılmak zorunda kalırdınız! Ama şimdi size şunu yazıyorum: Kardeş diye bilinirken fuhuş yapan, açgözlü, putperest, sövücü, ayyaş ya da soyguncu olanla arkadaşlık etmeyin, böyle biriyle yemek bile yemeyin. İnanlılar topluluğunun dışındakileri yargılamaya benim ne hakkım var? Sizin de yargılamanız gereken kişiler topluluğun içindekiler değil mi? Topluluğun dışında kalanları Tanrı yargılar. “Kötü adamı aranızdan kovun!”

Toplulukta Uyum – I. Korintliler 3

Kardeşler, ben sizinle ruhsal kişilerle konuşur gibi konuşamadım. Benliğe uyanlarla, Mesihte henüz bebeklik çağında olanlarla konuşur gibi konuştum. Size süt verdim, katı yiyecek değil. Çünkü katı yiyeceği henüz yiyemiyordunuz. Şimdi bile yiyemezsiniz. Çünkü hala benliğe uyuyorsunuz. Aranızda kıskançlık ve çekişme olması, benliğe uyduğunuzu, öbür insanlar gibi yaşadığınızı göstermiyor mu? Biriniz, “Ben Pavlus yanlısıyım”, ötekiniz, “Ben Apollos yanlısıyım” diyorsa, öbür insanlardan ne farkınız kalır?
Apollos kim, Pavlus kim? İman etmenize aracı olmuş hizmetkarlardır. Rab her birimize bir görev vermiştir. Tohumu ben ektim, Apollos suladı. Ama Tanrı büyüttü. Önemli olan, eken ya da sulayan değil, ekileni büyüten Tanrıdır. Ekenle sulayanın değeri birdir. Her biri kendi emeğinin karşılığını alacaktır. Biz Tanrının emektaşlarıyız. Sizler de Tanrının tarlası, Tanrının binasısınız.
Tanrının bana lütfettiği görev uyarınca bilge bir mimar gibi temel attım, başkaları da bu temel üzerine inşa ediyor. Herkes nasıl inşa ettiğine dikkat etsin. Çünkü hiç kimse atılan temelden, yani İsa Mesihten başka bir temel atamaz. Bu temel üzerine kimi altın, gümüş ya da değerli taşlarla, kimi de tahta, ot ya da kamışla inşa edecek. Herkesin yaptığı iş belli olacak, yargı günü ortaya çıkacak. Herkesin işi ateşle açığa vurulacak. Ateş her işin niteliğini sınayacak. Bir kimsenin inşa ettikleri ateşe dayanırsa, o kimse ödülünü alacak. Yaptıkları yanarsa, zarar edecek. Kendisi kurtulacak, ama ateşten geçmiş gibi olacaktır.
Tanrının tapınağı olduğunuzu, Tanrının Ruhunun sizde yaşadığını bilmiyor musunuz? Kim Tanrının tapınağını yıkarsa, Tanrı da onu yıkacak. Çünkü Tanrının tapınağı kutsaldır ve o tapınak sizsiniz.
Kimse kendini aldatmasın. Aranızdan biri bu çağın ölçülerine göre kendini bilge sanıyorsa, bilge olmak için “akılsız” olsun! Çünkü bu dünyanın bilgeliği Tanrının gözünde akılsızlıktır. Yazılmış olduğu gibi, “O, bilgeleri kurnazlıklarında yakalar.” Yine, “Rab bilgelerin düşüncelerinin boş olduğunu bilir” diye yazılmıştır. Bu nedenle hiç kimse insanlarla övünmesin. Çünkü her şey sizindir. Pavlus, Apollos, Kefas, dünya, yaşam ve ölüm, şimdiki ve gelecek zaman, her şey sizindir. Siz Mesihinsiniz, Mesih de Tanrınındır.

Tanrının Bilgeliği – I. Korintliler 2

Gerçi olgun kişiler arasında bilgece sözler söylüyoruz; ama bu bilgelik ne şimdiki çağın, ne de bu çağın gelip geçici önderlerinin bilgeliğidir. Tanrının saklı bilgeliğinden gizemli biçimde söz ediyoruz. Zamanın başlangıcından önce Tanrının bizim yüceliğimiz için belirlediği bu bilgeliği bu çağın önderlerinden hiçbiri anlamadı. Anlasalardı yüce Rabbi çarmıha germezlerdi. Yazılmış olduğu gibi,
“Tanrının kendisini sevenler için hazırladıklarını
Hiçbir göz görmedi,
Hiçbir kulak duymadı,
Hiçbir insan yüreği kavramadı.” Oysa Tanrı Ruh aracılığıyla bunları bize açıkladı. Çünkü Ruh her şeyi, Tanrının derin düşüncelerini bile araştırır. İnsanın düşüncelerini, insanın içindeki ruhundan başka kim bilebilir? Bunun gibi, Tanrının düşüncelerini de Tanrının Ruhundan başkası bilemez. Tanrının bize lütfettiklerini bilelim diye, bu dünyanın ruhunu değil, Tanrıdan gelen Ruhu aldık. Ruhsal kişilere ruhsal gerçekleri açıklarken, Tanrının lütfettiklerini insan bilgeliğinin öğrettiği sözlerle değil, Ruhun öğrettiği sözlerle bildiririz.
Doğal kişi, Tanrının Ruhuyla ilgili gerçekleri kabul etmez. Çünkü bunlar ona saçma gelir, ruhça değerlendirildikleri için bunları anlayamaz. Ruhsal kişi her konuda yargı yürütebilir, ama kimse onun hakkında yargı yürütemez.
“Rabbin düşüncesini kim bildi ki,
Ona öğüt verebilsin?”
Oysa biz Mesihin düşüncesine sahibiz.

Çarmıha Gerilmiş Mesihi Tanıtmak – I. Korintliler 2

Kardeşler, Tanrıyla ilgili bildiriyi duyurmak için size geldiğimde, söz ustalığıyla ya da üstün bilgelikle gelmedim. Aranızdayken, İsa Mesihten ve Onun çarmıha gerilişinden başka hiçbir şey bilmemeye kararlıydım. Size zayıflık ve korku içinde geldim, tir tir titriyordum! Sözüm ve bildirim, insan bilgeliğinin ikna edici sözlerine değil, Ruhun kanıtlayıcı gücüne dayanıyordu. Öyle ki, imanınız insan bilgeliğine değil, Tanrı gücüne dayansın.

Mesih: Tanrının Gücü ve Bilgeliği – I. Korintliler 1

Çarmıhla ilgili bildiri mahva gidenler için saçmalık, biz kurtulmakta olanlar içinse Tanrı gücüdür. Nitekim şöyle yazılmıştır:
“Bilgelerin bilgeliğini yok edeceğim,
Akıllıların aklını boşa çıkaracağım.”
Hani nerede bilge kişi? Din bilgini nerede? Nerede bu çağın hünerli tartışmacısı? Tanrı dünya bilgeliğinin saçma olduğunu göstermedi mi? Mademki dünya Tanrının bilgeliği uyarınca Tanrıyı kendi bilgeliğiyle tanımadı, Tanrı iman edenleri saçma sayılan bildiriyle kurtarmaya razı oldu. Yahudiler doğaüstü belirtiler ister, Greklerse bilgelik arar. Ama biz çarmıha gerilmiş Mesihi duyuruyoruz. Yahudiler bunu yüzkarası, öteki uluslar da saçmalık sayarlar. Oysa Mesih, çağrılmış olanlar için –ister Yahudi ister Grek olsun– Tanrının gücü ve Tanrının bilgeliğidir. Çünkü Tanrının “saçmalığı” insan bilgeliğinden daha üstün, Tanrının “zayıflığı” insan gücünden daha güçlüdür.
Kardeşlerim, aldığınız çağrıyı düşünün. Birçoğunuz insan ölçülerine göre bilge, güçlü ya da soylu kişiler değildiniz. Ne var ki, Tanrı bilgeleri utandırmak için dünyanın saçma saydıklarını, güçlüleri utandırmak için de dünyanın zayıf saydıklarını seçti. Dünyanın önemli gördüklerini hiçe indirmek için dünyanın önemsiz, soysuz, değersiz gördüklerini seçti. Öyle ki, Tanrının önünde hiç kimse övünemesin. Ama siz Tanrı sayesinde Mesih İsadasınız. O bizim için tanrısal bilgelik, doğruluk, kutsallık ve kurtuluş oldu. Bunun için yazılmış olduğu gibi, “Övünen, Rable övünsün.”

İnanlılar Topluluğunda Bölünmeler – I. Korintliler 1

Kardeşler, Rabbimiz İsa Mesihin adıyla yalvarıyorum: Hepiniz uyum içinde olun, aranızda bölünmeler olmadan aynı düşünce ve görüşte birleşin. Kardeşlerim, Kloinin ev halkından aranızda çekişmeler olduğunu öğrendim. Şunu demek istiyorum: Her biriniz, “Ben Pavlus yanlısıyım”, “Ben Apollos yanlısıyım”, “Ben Kefas yanlısıyım” ya da “Ben Mesih yanlısıyım” diyormuş.
Mesih bölündü mü? Sizin için çarmıha gerilen Pavlus muydu? Pavlusun adıyla mı vaftiz edildiniz? Hiç kimse benim adımla vaftiz edildiğinizi söylemesin diye Krispusla Gayustan başka hiçbirinizi vaftiz etmediğim için Tanrıya şükrediyorum. Evet, bir de İstefanasın ev halkını vaftiz ettim; bunun dışında kimseyi vaftiz ettiğimi anımsamıyorum. Çünkü Mesih beni vaftiz etmeye değil, Mesihin çarmıhtaki ölümü boşa gitmesin diye, bilgece sözlere dayanmaksızın Müjdeyi yaymaya gönderdi.

Selamlar ve Şükranlar – I. Korintliler 1

Tanrının isteğiyle Mesih İsanın elçisi olmaya çağrılan ben Pavlus ve kardeşimiz Sostenisten Tanrının Korintteki kilisesine selam! Mesih İsada kutsal kılınmış, kutsal olmaya çağrılmış olan sizlere ve hepimizin Rabbi İsa Mesihin adını her yerde anan herkese Babamız Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten lütuf ve esenlik olsun. Tanrının Mesih İsada size bağışladığı lütuftan ötürü sizin için her zaman Tanrıma şükrediyorum. Mesihle ilgili tanıklığımız sizde pekiştiği gibi Mesihte her bakımdan –her tür söz ve bilgi bakımından– zenginleştiniz. Şöyle ki, Rabbimiz İsa Mesihin görünmesini beklerken hiçbir ruhsal armağandan yoksun değilsiniz. Rabbimiz İsa Mesih kendi gününde kusursuz olmanız için sizi sonuna dek pekiştirecektir. Sizleri Oğlu Rabbimiz İsa Mesihle paydaşlığa çağıran Tanrı güvenilirdir.

Özel İstekler ve Selamlar – Romalılar 16

Kenheredeki kilisenin görevlisi olan kızkardeşimiz Fibiyi size salık veririm. Kutsallara yaraşır biçimde onu Rabbin adına kabul edin. Herhangi bir ihtiyacı olursa, kendisine yardım edin. Çünkü o, ben dahil, birçoklarına destek sağlamıştır.
Mesih İsa yolunda emektaşlarım olan Priska ve Akvilaya selam edin. Onlar benim uğruma yaşamlarını tehlikeye attılar. Yalnız ben değil, öteki ulusların bütün kiliseleri de onlara minnettardır. Onların evindeki inanlılar topluluğuna da selam söyleyin. Asya İlinden Mesihe ilk iman eden sevgili kardeşim Epenetusa selam edin. Sizin için çok çalışmış olan Meryeme selam söyleyin. Mesihin elçileri arasında tanınmış ve benden önce Mesihe inanmış olan soydaşlarım ve hapishane arkadaşlarım Andronikusla Yunyaya selam edin.
Rabbe ait olan sevgili kardeşim Ampliatusa selam söyleyin. Mesih yolunda emektaşımız olan Urbanusa ve sevgili kardeşim Stakise selam edin. Mesihin beğenisini kazanmış olan Apellise selam söyleyin. Aristobulusun ev halkından olanlara selam edin. Soydaşım Herodiona selam söyleyin. Narkisin ev halkından Rabbe ait olanlara selam söyleyin. Rabbin hizmetinde çalışan Trifenayla Trifosaya selam edin. Rabbin hizmetinde çok çalışmış olan sevgili Persise selam söyleyin. Rabbin seçkin kulu olan Rufusa ve bana da annelik etmiş olan annesine selam edin. Asinkritus, Flegon, Hermes, Patrovas, Hermas ve yanlarındaki kardeşlere selam edin. Filologusla Yulyaya, Nereusla kızkardeşine, Olimpasla yanlarındaki bütün kutsallara selam edin. Birbirinizi kutsal öpüşle selamlayın. Mesihin bütün kiliseleri size selam ederler.
Kardeşler, size yalvarırım, aldığınız öğretiye karşı gelerek ayrılıklara ve sapmalara neden olanlara dikkat edin, onlardan sakının. Böyle kişiler Rabbimiz Mesihe değil, kendi midelerine kulluk ediyorlar. Saf kişilerin yüreklerini kulağı okşayan tatlı sözlerle aldatıyorlar. Sözdinlerliğinizi herkes duydu, bu nedenle sizin adınıza seviniyorum. İyilik konusunda bilge, kötülük konusunda deneyimsiz olmanızı isterim. Esenlik veren Tanrı çok geçmeden Şeytanı ayaklarınızın altında ezecektir.
Rabbimiz İsanın lütfu sizinle birlikte olsun.
Emektaşım Timoteos, soydaşlarımdan Lukius, Yason ve Sosipater size selam ederler. Mektubu yazıya geçiren ben Tertius, Rabbe ait biri olarak size selamlarımı gönderirim. Ben Pavlusa ve bütün inanlılar topluluğuna konukseverlik eden Gayus size selam eder. Kent haznedarı Erastusun ve Kuartus kardeşin size selamları var.
Tanrı, duyurduğum Müjde ve İsa Mesihle ilgili bildiri uyarınca, sonsuz çağlardan beri saklı tutulan sırrı açıklayan vahiy uyarınca sizi ruhça pekiştirecek güçtedir. O sır şimdi aydınlığa çıkarılmış ve öncesiz Tanrının buyruğuna göre peygamberlerin yazıları aracılığıyla bütün ulusların iman ederek söz dinlemesi için bildirilmiştir. Bilge olan tek Tanrıya İsa Mesih aracılığıyla sonsuza dek yücelik olsun! Amin.

Romaya Gitme Tasarısı – Romalılar 15

İşte bu yüzden yanınıza gelmem kaç kez engellendi. Şimdiyse bu yörelerde artık yapacağım bir şey kalmadığından, yıllardır da yanınıza gelmeyi arzuladığımdan, İspanyaya giderken size uğrarım. Yol üzerinde sizi görüp bir süre arkadaşlığınıza doyduktan sonra beni oraya uğurlayacağınızı umarım. Ama şimdi kutsallara bir hizmet için Yeruşalime gidiyorum. Çünkü Makedonya ve Ahayada bulunanlar, Yeruşalimdeki kutsallar arasında yoksul olanlar için yardım toplamayı uygun gördüler. Evet, uygun gördüler. Gerçekte onlara yardım borçlular. Uluslar, onların ruhsal bereketlerine ortak olduklarına göre, maddesel bereketlerle onlara hizmet etmeye borçlular. Bu işi bitirip sağlanan yardımı onlara ulaştırdıktan sonra size uğrayacağım, sonra da İspanyaya gideceğim. Yanınıza geldiğimde, Mesihin bereketinin doluluğuyla geleceğimi biliyorum.
Kardeşler, Rabbimiz İsa Mesih ve Ruhun sevgisi adına size yalvarıyorum, benim için Tanrıya dua ederek uğraşıma katılın. Yahudiyedeki imansızlardan kurtulmam için ve Yeruşalime olan hizmetimin kutsallarca kabul edilmesi için dua edin. Öyle ki, Tanrının isteğiyle sevinçle yanınıza gelip sizlerle gönlümü ferahlatayım. Esenlik veren Tanrı hepinizle birlikte olsun! Amin.

Mesihin Hizmetkarı – Romalılar 15

Size gelince, kardeşlerim, iyilikle dolu, her bilgiyle donanmış olduğunuzdan ben eminim. Ayrıca, birbirinize öğüt verebilecek durumdasınız. Yine de Tanrının bana bağışladığı lütufla bazı noktaları yeniden anımsatmak için size yazma cesaretini gösterdim. Ben Tanrının lütfuyla uluslar yararına Mesih İsanın hizmetkarı oldum. Tanrının Müjdesini bir kahin olarak yaymaktayım. Öyle ki uluslar, Kutsal Ruhla kutsal kılınarak Tanrıyı hoşnut eden bir sunu olsun.
Bunun için Mesih İsaya ait biri olarak Tanrıya verdiğim hizmetle övünebilirim. Ulusların söz dinlemesi için Mesihin benim aracılığımla, sözle ve eylemle, mucizeler ve harikalar yaratan güçle, Kutsal Ruhun gücüyle yaptıklarından başka şeyden söz etmeye cesaret edemem. Yeruşalimden başlayıp İllirikum bölgesine kadar dolaşarak Mesihin Müjdesini eksiksiz duyurdum. Bir başkasının attığı temel üzerine inşa etmemek için Müjdeyi Mesihin adının duyulmadığı yerlerde yaymayı amaç edindim. Yazılmış olduğu gibi:
“Ondan habersiz olanlar görecekler.
Duymamış olanlar anlayacaklar.”

Zayıf İman, Güçlü İman – Romalılar 15

İmanı güçlü olan bizler, kendimizi hoşnut etmeye değil, güçsüzlerin zayıflıklarını yüklenmeye borçluyuz. Her birimiz komşusunu ruhça geliştirmek için komşusunun iyiliğini gözeterek onu hoşnut etsin. Çünkü Mesih bile kendini hoşnut etmeye çalışmadı. Yazılmış olduğu gibi: “Sana edilen hakaretlere ben uğradım.” Önceden ne yazıldıysa, bize öğretmek için, sabırla ve Kutsal Yazıların verdiği cesaretle umudumuz olsun diye yazıldı. Sabır ve cesaret kaynağı olan Tanrının, sizleri Mesih İsanın isteğine uygun olarak aynı düşüncede birleştirmesini dilerim. Öyle ki, Rabbimiz İsa Mesihin Tanrısını ve Babasını birlik içinde hep bir ağızdan yüceltesiniz.
Bu nedenle, Mesih sizi kabul ettiği gibi, Tanrının yüceliği için birbirinizi kabul edin. Çünkü diyorum ki Mesih, Tanrının güvenilir olduğunu göstermek için Yahudilerin hizmetkarı oldu. Öyle ki, atalarımıza verilen sözler doğrulansın ve öteki uluslar merhameti için Tanrıyı yüceltsin. Yazılmış olduğu gibi:
“Bunun için uluslar arasında sana şükredeceğim,
Adını ilahilerle öveceğim.” Yine deniyor ki,
“Ey uluslar, Onun halkıyla birlikte sevinin!”
Ve, “Ey bütün uluslar, Rabbe övgüler sunun!
Ey bütün halklar, Onu yüceltin!” Yeşaya da şöyle diyor:
“İşayın Kökü ortaya çıkacak,
Uluslara egemen olmak üzere yükselecek.
Uluslar Ona umut bağlayacak.”
Umut kaynağı olan Tanrı, Kutsal Ruhun gücüyle umutla dolup taşmanız için iman yaşamınızda sizleri tam bir sevinç ve esenlikle doldursun.

Zayıf İman, Güçlü İman – Romalılar 14

İmanı zayıf olanı aranıza kabul edin, ama tartışmalı konulara girmeyin. Biri her şeyi yiyebileceğine inanır; imanı zayıf olansa yalnız sebze yer. Her şeyi yiyen, yemeyeni hor görmesin. Her şeyi yemeyen, yiyeni yargılamasın. Çünkü Tanrı onu kabul etmiştir. Sen kimsin ki, başkasının kulunu yargılıyorsun? Kulu haklı çıkaran da haksız çıkaran da efendisidir. Kul haklı çıkacaktır. Çünkü Rabbin onu haklı çıkarmaya gücü vardır. Kimi bir günü başka bir günden üstün sayar, kimi her günü bir sayar. Herkesin kendi görüşüne tam güveni olsun. Belli bir günü kutlayan, Rab için kutlar. Her şeyi yiyen, Tanrıya şükrederek Rab için yer. Bazı şeyleri yemeyen de Rab için yemez ve Tanrıya şükreder.
Hiçbirimiz kendimiz için yaşamayız, hiçbirimiz de kendimiz için ölmeyiz. Yaşarsak Rab için yaşarız; ölürsek Rab için ölürüz. Öyleyse, yaşasak da ölsek de Rabbe aitiz. Mesih hem ölülerin hem yaşayanların Rabbi olmak üzere ölüp dirildi. Sen neden kardeşini yargılıyorsun? Ya sen, kardeşini neden küçümsüyorsun? Tanrının yargı kürsüsü önüne hepimiz çıkacağız. Yazılmış olduğu gibi:
“Rab şöyle diyor:
Varlığım hakkı için her diz önümde çökecek,
Her dil Tanrı olduğumu açıkça söyleyecek. ” Böylece her birimiz kendi adına Tanrıya hesap verecektir.
Onun için, artık birbirimizi yargılamayalım. Bunun yerine, hiçbir kardeşin yoluna sürçme ya da tökezleme taşı koymamaya kararlı olun. Rab İsaya ait biri olarak kesinlikle biliyorum ki, hiçbir şey kendiliğinden murdar değildir. Ama bir şeyi murdar sayan için o şey murdardır. Yediğin bir şey yüzünden kardeşin incinmişse, artık sevgi yolunda yürümüyorsun demektir. Mesihin, uğruna öldüğü kardeşini yediklerinle mahvetme! Size göre iyi olanın kötülenmesine fırsat vermeyin. Çünkü Tanrının Egemenliği, yiyecek içecek sorunu değil, doğruluk, esenlik ve Kutsal Ruhta sevinçtir. Mesihe bu yolda hizmet eden, Tanrıyı hoşnut eder, insanların da beğenisini kazanır.
Öyleyse kendimizi esenlik getiren ve karşılıklı gelişmemizi sağlayan işlere verelim. Yiyecek uğruna Tanrının işini bozma! Her yiyecek temizdir, ama yedikleriyle başkasının sürçmesine yol açan kişi kötülük etmiş olur. Et yememen, şarap içmemen, kardeşinin sürçmesine yol açacak bir şey yapmaman iyidir. Bu konulardaki inancını Tanrının önünde kendine sakla. Onayladığı şeyden ötürü kendini yargılamayan kişi ne mutludur! Ama bir yiyecekten kuşkulanan kişi onu yerse yargılanır; çünkü imanla yemiyor. İmana dayanmayan her şey günahtır.

Birbirinizi Sevin – Romalılar 13

Birbirinizi sevmekten başka hiç kimseye bir şey borçlu olmayın. Çünkü başkalarını seven, Kutsal Yasayı yerine getirmiş olur. “Zina etmeyeceksin, adam öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, başkasının malına göz dikmeyeceksin” buyrukları ve bundan başka ne buyruk varsa, şu sözde özetlenmiştir: “Komşunu kendin gibi seveceksin.” Seven kişi komşusuna kötülük etmez. Bu nedenle sevmek Kutsal Yasayı yerine getirmektir.
Bunu, yaşadığınız zamanın bilincinde olarak yapın. Artık sizin için uykudan uyanma saati gelmiştir. Çünkü şu anda kurtuluşumuz ilk iman ettiğimiz zamankinden daha yakındır. Gece ilerledi, gündüz yaklaştı. Bunun için karanlığın işlerini üzerimizden atıp ışığın silahlarını kuşanalım. Kendimizi çılgınca eğlenceye ve sarhoşluğa, ahlaksızlığa ve sefahate, çekişmeye ve kıskançlığa kaptırmayalım. Gün ışığında olduğu gibi, saygın bir yaşam sürelim. Rab İsa Mesihi kuşanın. Benliğinizin tutkularına uymayı düşünmeyin.

Yönetime Bağlı Olmak – Romalılar 13

Herkes, baştaki yönetime bağlı olsun. Çünkü Tanrıdan olmayan yönetim yoktur. Var olanlar Tanrı tarafından kurulmuştur. Bu nedenle, yönetime karşı direnen, Tanrı buyruğuna karşı gelmiş olur. Karşı gelenler yargılanır. İyilik edenler değil, kötülük edenler yöneticilerden korkmalıdır. Yönetimden korkmamak ister misin, öyleyse iyi olanı yap, yönetimin övgüsünü kazanırsın. Çünkü yönetim, senin iyiliğin için Tanrıya hizmet etmektedir. Ama kötü olanı yaparsan, kork! Yönetim, kılıcı boş yere taşımıyor; kötülük yapanın üzerine Tanrının gazabını salan öç alıcı olarak Tanrıya hizmet ediyor. Bunun için, yalnız Tanrının gazabı nedeniyle değil, vicdan nedeniyle de yönetime bağlı olmak gerekir. Vergi ödemenizin nedeni de budur. Çünkü yöneticiler Tanrının bu amaç için gayretle çalışan hizmetkarlarıdır. Herkese hakkını verin: Vergi hakkı olana vergi, gümrük hakkı olana gümrük, saygı hakkı olana saygı, onur hakkı olana onur verin.

Tanrıyı Hoşnut Etmek – Romalılar 12

Öyleyse kardeşlerim, Tanrının merhameti adına size yalvarırım: Bedenlerinizi diri, kutsal, Tanrıyı hoşnut eden birer kurban olarak sunun. Ruhsal tapınmanız budur. Bu çağın gidişine uymayın; bunun yerine, Tanrının iyi, beğenilir ve yetkin isteğinin ne olduğunu ayırt edebilmek için düşüncenizin yenilenmesiyle değişin.
Tanrının bana bağışladığı lütufla hepinize söylüyorum: Kimse kendisine gereğinden çok değer vermesin. Herkes Tanrının kendisine verdiği iman ölçüsüne göre düşüncelerinde sağduyulu olsun. Bir bedende ayrı ayrı işlevleri olan çok sayıda üyemiz olduğu gibi, çok sayıda olan bizler de Mesihte tek bir bedeniz ve birbirimizin üyeleriyiz. Tanrının bize bağışladığı lütfa göre, ayrı ayrı ruhsal armağanlarımız vardır. Birinin armağanı peygamberlikse, imanı oranında peygamberlik etsin. Hizmetse, hizmet etsin. Öğretmekse, öğretsin. Öğüt veren, öğütte bulunsun. Bağışta bulunan, bunu cömertçe yapsın. Yöneten, gayretle yönetsin. Merhamet eden, bunu güler yüzle yapsın.
Sevginiz ikiyüzlü olmasın. Kötülükten tiksinin, iyiliğe bağlanın. Birbirinize kardeşlik sevgisiyle bağlı olun. Birbirinize saygı göstermekte yarışın. Gayretiniz eksilmesin. Ruhta ateşli olun. Rabbe kulluk edin. Umudunuzla sevinin. Sıkıntıya dayanın. Kendinizi duaya verin. İhtiyaç içinde olan kutsallara yardım edin. Konuksever olmayı amaç edinin. Size zulmedenler için iyilik dileyin. İyilik dileyin, lanet etmeyin. Sevinenlerle sevinin, ağlayanlarla ağlayın. Birbirinizle aynı düşüncede olun. Böbürlenmeyin; tersine, hor görülenlerle arkadaşlık edin. Bilgiçlik taslamayın. Kötülüğe kötülükle karşılık vermeyin. Herkesin gözünde iyi olanı yapmaya dikkat edin. Mümkünse, elinizden geldiğince herkesle barış içinde yaşayın.
Sevgili kardeşler, kimseden öç almayın; bunu Tanrının gazabına bırakın. Çünkü şöyle yazılmıştır: “Rab diyor ki, Öç benimdir, ben karşılık vereceğim. ” Ama,
“Düşmanın acıkmışsa doyur,
Susamışsa su ver.
Bunu yapmakla onu utanca boğarsın.” Kötülüğe yenilme, kötülüğü iyilikle yen.

Tanrıya Övgüler – Romalılar 11

Tanrının zenginliği ne büyük, bilgeliği ve bilgisi ne derindir! Onun yargıları ne denli akıl ermez, yolları ne denli anlaşılmazdır!
“Rabbin düşüncesini kim bilebildi?
Ya da kim Onun öğütçüsü olabildi?”
“Kim Tanrıya bir şey verdi ki,
Karşılığını Ondan isteyebilsin?”
Her şeyin kaynağı Odur; her şey Onun aracılığıyla ve Onun için var oldu. Ona sonsuza dek yücelik olsun! Amin.

Bütün İsrail Kurtulacak – Romalılar 11

Kardeşler, bilgiçliğe kapılmamanız için şu sırdan habersiz kalmanızı istemem: İsraillilerden bir bölümünün yüreği, öteki uluslardan kurtulacakların sayısı tamamlanıncaya dek duyarsız kalacaktır. Sonunda bütün İsrail kurtulacaktır. Yazılmış olduğu gibi:
“Kurtarıcı Siyondan gelecek,
Yakupun soyundan tanrısızlığı uzaklaştıracak.
Onların günahlarını kaldıracağım zaman
Kendileriyle yapacağım antlaşma budur.”
İsrailliler Müjdeyi reddederek sizin uğrunuza Tanrıya düşman oldular; ama Tanrının seçimine göre, ataları sayesinde sevilmektedirler. Çünkü Tanrının armağanları ve çağrısı geri alınamaz. Bir zamanlar Tanrının sözünü dinlemeyen sizler şimdi İsraillilerin sözdinlemezliğinin sonucu merhamete kavuştunuz. Bunun gibi, İsrailliler de, sizin kavuştuğunuz merhametle merhamete erişmek için şimdi söz dinlemez oldular. Çünkü Tanrı, merhametini herkese göstermek için herkesi sözdinlemezliğin tutsağı kıldı.

Aşılanmış Dallar – Romalılar 11

Öyleyse soruyorum: İsrailliler, bir daha kalkmamak üzere mi sendeleyip düştüler? Kesinlikle hayır! Ama onların suçu yüzünden öteki uluslara kurtuluş verildi; öyle ki, İsrailliler onlara imrensin. Eğer İsraillilerin suçu dünyaya zenginlik, bozgunu uluslara zenginlik getirdiyse, bütünlüğü çok daha büyük bir zenginlik getirecektir! Öteki uluslardan olan sizlere söylüyorum: Uluslara elçi olarak gönderildiğim için görevimi yüce sayarım. Böylelikle belki soydaşlarımı imrendirip bazılarını kurtarırım. Çünkü onların reddedilmesi dünyanın Tanrıyla barışmasını sağladıysa, kabul edilmeleri ölümden yaşama geçiş değil de nedir? Hamurun ilk parçası kutsalsa, tümü kutsaldır; kök kutsalsa, dallar da kutsaldır.
Ama zeytin ağacının bazı dalları kesildiyse ve sen yabanıl bir zeytin filiziyken onların yerine aşılanıp ağacın semiz köküne ortak oldunsa, o dallara karşı övünme. Eğer övünüyorsan, unutma ki, sen kökü taşımıyorsun, kök seni taşıyor. O zaman, “Ben aşılanayım diye dallar kesildi” diyeceksin. Doğru, onlar imansızlık yüzünden kesildiler. Sense imanla yerinde duruyorsun. Böbürlenme, kork! Çünkü Tanrı asıl dalları esirgemediyse, seni de esirgemeyecektir.
Onun için Tanrının iyiliğini de sertliğini de gör. O, düşenlere karşı serttir; ama Onun iyiliğine bağlı kalırsan, sana iyi davranır. Yoksa sen de kesilip atılırsın! İmansızlıkta direnmezlerse, İsrailliler de öz ağaca aşılanacaklar. Çünkü Tanrının onları eski yerlerine aşılamaya gücü vardır. Eğer sen doğal yapısı yabanıl zeytin ağacından kesilip doğaya aykırı olarak cins zeytin ağacına aşılandınsa, asıl dalların öz zeytin ağacına aşılanacakları çok daha kesindir!

Tanrının Kendine Ayırdığı Kişiler – Romalılar 11

Öyleyse soruyorum: Tanrı kendi halkından yüz mü çevirdi? Kesinlikle hayır! Ben de İbrahim soyundan, Benyamin oymağından bir İsrailliyim. Tanrı önceden bildiği kendi halkından yüz çevirmedi. Yoksa İlyasla ilgili bölümde Kutsal Yazının ne dediğini, İlyasın Tanrıya nasıl İsrailden yakındığını bilmez misiniz? “Ya Rab, senin peygamberlerini öldürdüler, senin sunaklarını yıktılar. Yalnız ben kaldım. Beni de öldürmeye çalışıyorlar.”
Tanrının ona verdiği yanıt nedir? “Baalın önünde diz çökmemiş yedi bin kişiyi kendime ayırdım.” Aynı şekilde, şimdiki dönemde de Tanrının lütfuyla seçilmiş küçük bir topluluk vardır. Eğer bu, lütufla olmuşsa, iyi işlerle olmamış demektir. Yoksa lütuf artık lütuf olmaktan çıkar! Sonuç ne? İsrail aradığına kavuşamadı, seçilmiş olanlar ise kavuştular. Geriye kalanlarınsa yürekleri nasırlaştırıldı. Yazılmış olduğu gibi:
“Tanrı onlara uyuşukluk ruhu verdi;
Bugüne dek görmeyen gözler, duymayan kulaklar verdi.” Davut da şöyle diyor:
“Sofraları onlara tuzak,
Kapan, tökez ve ceza olsun.
Gözleri kararsın, göremesinler.
Bellerini hep iki büklüm et!”

İsrailin İmansızlığı – Romalılar 10

Kardeşler! İsraillilerin kurtulmasını yürekten özlüyor, bunun için Tanrıya yalvarıyorum. Onlara ilişkin tanıklık ederim ki, Tanrı için gayretlidirler; ama bu bilinçli bir gayret değildir. Tanrının öngördüğü doğruluğu anlamadıkları ve kendi doğruluklarını yerleştirmeye çalıştıkları için Tanrının öngördüğü doğruluğa boyun eğmediler. Oysa her iman edenin aklanması için Mesih, Kutsal Yasanın sonudur.
Musa, Kutsal Yasaya dayanan doğrulukla ilgili şöyle yazıyor: “Yasanın gereklerini yapan, onlar sayesinde yaşayacaktır.” İmana dayanan doğruluk ise şöyle diyor: “Yüreğinde, Göğe –yani Mesihi indirmeye– kim çıkacak? ya da, Dipsiz derinliklere –yani Mesihi ölüler arasından çıkarmaya– kim inecek? deme.” Ne deniyor?
“Tanrı sözü sana yakındır,
Ağzında ve yüreğindedir.” İşte duyurduğumuz iman sözü budur. İsanın Rab olduğunu ağzınla açıkça söyler ve Tanrının Onu ölümden dirilttiğine yürekten iman edersen, kurtulacaksın. Çünkü insan yürekten iman ederek aklanır, imanını ağzıyla açıklayarak kurtulur. Kutsal Yazı, “Ona iman eden utandırılmayacak” diyor. Çünkü Yahudi Grek ayrımı yoktur, aynı Rab hepsinin Rabbidir. Kendisini çağıranların tümüne eliaçıktır. “Rabbi adıyla çağıran herkes kurtulacak.”
Ama iman etmedikleri kişiyi nasıl çağıracaklar? Duymadıkları kişiye nasıl iman edecekler? Tanrı sözünü yayan olmazsa, nasıl duyacaklar? Sözü yaymaya gönderilmezlerse, sözü nasıl yayacaklar? Yazılmış olduğu gibi: “İyi haber müjdeleyenlerin ayakları ne güzeldir!”
Ne var ki, herkes Müjdeye uymadı. Yeşayanın dediği gibi: “Ya Rab, verdiğimiz habere kim inandı?” Demek ki iman, haberi duymakla, duymak da Mesihle ilgili sözün yayılmasıyla olur. Ama soruyorum: Onlar duymadılar mı? Elbet duydular.
“Sesleri bütün yeryüzüne,
Sözleri dünyanın dört bucağına ulaştı.” Yine soruyorum: İsrail anlamadı mı? Önce Musa,
“Ben sizi ulus olmayanla kıskandıracağım,
Anlayışsız bir ulusla sizi öfkelendireceğim” diyor. Sonra Yeşaya cesaretle,
“Aramayanlar beni buldu,
Sormayanlara kendimi gösterdim” diyor. Öte yandan İsrail için şöyle diyor:
“Söz dinlemeyen, asi bir halka
Bütün gün ellerimi uzatıp durdum.”

İsrailin İmansızlığı – Romalılar 9

Öyleyse ne diyelim? Aklanma peşinde olmayan uluslar aklanmaya, imandan gelen aklanmaya kavuştular. Aklanmak için Yasanın ardından giden İsrail ise Yasayı yerine getiremedi. Neden? Çünkü imanla değil, iyi işlerle olurmuş gibi aklanmaya çalıştılar ve “sürçme taşı” nda sürçtüler. Yazılmış olduğu gibi:
“İşte, Siyona bir sürçme taşı,
Bir tökezleme kayası koyuyorum.
Ona iman eden utandırılmayacak.”

Tanrının Seçtikleri – Romalılar 9

Mesihe ait biri olarak gerçeği söylüyorum, yalan söylemiyorum. Vicdanım da söylediklerimi Kutsal Ruh aracılığıyla doğruluyor. Yüreğimde büyük bir keder, dinmeyen bir acı var. Kardeşlerimin, soydaşlarım olan İsraillilerin yerine ben kendim lanetlenip Mesihten uzaklaştırılmayı dilerdim. Evlatlığa kabul edilenler, Tanrının yüceliğini görenler onlardır. Antlaşmalar, buyrulan Kutsal Yasa, tapınma düzeni, vaatler onlarındır. Büyük atalar onların atalarıdır. Mesih de bedence onlardandır. O her şeyin üzerinde hüküm süren, sonsuza dek övülecek Tanrıdır! Amin.
Tanrının sözü boşa çıktı demek istemiyorum. Çünkü İsrail soyundan gelenlerin hepsi İsrailli sayılmaz. İbrahimin soyundan olsalar bile, hepsi onun çocukları değildir. Ama, “Senin soyun İshakla sürecek” diye yazılmıştır. Demek ki Tanrının çocukları olağan yoldan doğan çocuklar değildir; İbrahimin soyu sayılanlar Tanrının vaadi uyarınca doğan çocuklardır. Çünkü vaat şöyleydi: “Gelecek yıl bu zamanda geleceğim ve Saranın bir oğlu olacak.”
Ayrıca Rebeka bir erkekten, atamız İshaktan ikizlere gebe kalmıştı. Çocuklar henüz doğmamış, iyi ya da kötü bir şey yapmamışken, Tanrı Rebekaya, “Büyüğü küçüğüne kulluk edecek” dedi. Öyle ki, Tanrının seçim yapmaktaki amacı yapılan işlere değil, kendi çağrısına dayanarak sürsün. Yazılmış olduğu gibi, “Yakupu sevdim, Esavdan ise nefret ettim.”
Öyleyse ne diyelim? Tanrı adaletsizlik mi ediyor? Kesinlikle hayır! Çünkü Musaya şöyle diyor:
“Merhamet ettiğime merhamet edeceğim,
Acıdığıma acıyacağım.” Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrının merhametine bağlıdır. Tanrı Kutsal Yazıda firavuna şöyle diyor:
“Gücümü senin aracılığınla göstermek
Ve adımı bütün dünyada duyurmak için
Seni yükselttim.” Demek ki Tanrı dilediğine merhamet eder, dilediğinin yüreğini nasırlaştırır.
Şimdi bana, “Öyleyse Tanrı insanı neden hala suçlu buluyor? Onun isteğine kim karşı durabilir?” diyeceksin. Ama, ey insan, sen kimsin ki Tanrıya karşılık veriyorsun? “Kendisine biçim verilen, biçim verene, Beni niçin böyle yaptın der mi?” Ya da çömlekçinin aynı kil yığınından bir kabı onurlu iş için, ötekini bayağı iş için yapmaya hakkı yok mu? Eğer Tanrı gazabını göstermek ve gücünü tanıtmak isterken, gazabına hedef olup mahvolmaya hazırlananlara büyük sabırla katlandıysa, ne diyelim? Yüceltmek üzere önceden hazırlayıp merhamet ettiklerine yüceliğinin zenginliğini göstermek için bunu yaptıysa, ne diyelim? Yalnız Yahudiler arasından değil, öteki uluslar arasından da çağırdığı bu insanlar biziz. Tanrı Hoşea Kitabında şöyle diyor:
“Halkım olmayana halkım,
Sevgili olmayana sevgili diyeceğim.”
“Kendilerine, Siz halkım değilsiniz denilen yerde,
Yaşayan Tanrının çocukları diye adlandırılacaklar.”
Yeşaya, İsrail için şöyle sesleniyor:
“İsrailoğullarının sayısı
Denizin kumu kadar çok olsa da,
Ancak pek azı kurtulacak.
Çünkü Rab yeryüzündeki yargılama işini
Tez yapıp bitirecek.”
Yeşayanın önceden dediği gibi:
“Her Şeye Egemen Rab
Soyumuzu sürdürecek birkaç kişiyi
Sağ bırakmamış olsaydı,
Sodom gibi olur, Gomoraya benzerdik.”

Tanrı Sevgisi – Romalılar 8

Öyleyse buna ne diyelim? Tanrı bizden yanaysa, kim bize karşı olabilir? Öz Oğlunu bile esirgemeyip Onu hepimiz için ölüme teslim eden Tanrı, Onunla birlikte bize her şeyi bağışlamayacak mı? Tanrının seçtiklerini kim suçlayacak? Onları aklayan Tanrıdır. Kim suçlu çıkaracak? Ölmüş, üstelik dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrının sağındadır ve bizim için aracılık etmektedir. Mesihin sevgisinden bizi kim ayırabilir? Sıkıntı mı, elem mi, zulüm mü, açlık mı, çıplaklık mı, tehlike mi, kılıç mı? Yazılmış olduğu gibi:
“Senin uğruna bütün gün öldürülüyoruz,
Kasaplık koyun sayılıyoruz.” Ama bizi sevenin aracılığıyla bu durumların hepsinde galiplerden üstünüz. Eminim ki, ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne yönetimler, ne şimdiki ne gelecek zaman, ne güçler, ne yükseklik, ne derinlik, ne de yaratılmış başka bir şey bizi Rabbimiz Mesih İsada olan Tanrı sevgisinden ayırmaya yetecektir.

Görkemli Gelecek – Romalılar 8

Kanım şu ki, bu anın acıları, gözümüzün önüne serilecek yücelikle karşılaştırılmaya değmez. Yaratılış, Tanrı çocuklarının ortaya çıkmasını büyük özlemle bekliyor. Çünkü yaratılış amaçsızlığa teslim edildi. Bu da yaratılışın isteğiyle değil, onu amaçsızlığa teslim eden Tanrının isteğiyle oldu. Çünkü yaratılışın, yozlaşmaya köle olmaktan kurtarılıp Tanrı çocuklarının yüce özgürlüğüne kavuşturulması umudu vardı. Bütün yaratılışın şu ana dek birlikte inleyip doğum ağrısı çektiğini biliyoruz. Yalnız yaratılış değil, biz de –evet Ruhun turfandasına sahip olan bizler de– evlatlığa alınmayı, yani bedenlerimizin kurtulmasını özlemle bekleyerek içimizden inliyoruz. Çünkü bu umutla kurtulduk. Ama görülen umut, umut değildir. Gördüğü şeyi kim umut eder? Oysa görmediğimize umut bağlarsak, sabırla bekleyebiliriz.
Bunun gibi, Ruh da güçsüzlüğümüzde bize yardım eder. Ne için dua etmemiz gerektiğini bilmeyiz, ama Ruhun kendisi, sözle anlatılamaz iniltilerle bizim için aracılık eder. Yürekleri araştıran Tanrı, Ruhun düşüncesinin ne olduğunu bilir. Çünkü Ruh, Tanrının isteği uyarınca kutsallar için aracılık eder. Tanrının, kendisini sevenlerle, amacı uyarınca çağrılmış olanlarla birlikte her durumda iyilik için etkin olduğunu biliriz. Çünkü Tanrı önceden bildiği kişileri Oğlunun benzerliğine dönüştürmek üzere önceden belirledi. Öyle ki, Oğul birçok kardeş arasında ilk doğan olsun. Tanrı önceden belirlediği kişileri çağırdı, çağırdıklarını akladı ve akladıklarını yüceltti.

Yaşam Veren Ruh – Romalılar 8

Böylece Mesih İsaya ait olanlara artık hiçbir mahkumiyet yoktur. Çünkü yaşam veren Ruhun yasası, Mesih İsa sayesinde beni günahın ve ölümün yasasından özgür kıldı. İnsan benliğinden ötürü güçsüz olan Kutsal Yasanın yapamadığını Tanrı yaptı. Öz Oğlunu günahlı insan benzerliğinde günah sunusu olarak gönderip günahı insan benliğinde yargıladı. Öyle ki, Yasanın gereği, benliğe göre değil, Ruha göre yaşayan bizlerde yerine gelsin.
Benliğe uyanlar benlikle ilgili, Ruha uyanlarsa Ruhla ilgili işleri düşünürler. Benliğe dayanan düşünce ölüm, Ruha dayanan düşünceyse yaşam ve esenliktir. Çünkü benliğe dayanan düşünce Tanrıya düşmandır; Tanrının Yasasına boyun eğmez, eğemez de… Benliğin denetiminde olanlar Tanrıyı hoşnut edemezler. Ne var ki, Tanrının Ruhu içinizde yaşıyorsa, benliğin değil, Ruhun denetimindesiniz. Ama içinde Mesihin Ruhu olmayan kişi Mesihin değildir. Eğer Mesih içinizdeyse, bedeniniz günah yüzünden ölü olmakla birlikte, aklanmış olduğunuz için ruhunuz diridir. Mesih İsayı ölümden dirilten Tanrının Ruhu içinizde yaşıyorsa, Mesihi ölümden dirilten Tanrı, içinizde yaşayan Ruhuyla ölümlü bedenlerinize de yaşam verecektir.
Öyleyse kardeşlerim, borçluyuz ama, benliğe göre yaşamak için benliğe borçlu değiliz. Çünkü benliğe göre yaşarsanız öleceksiniz; ama bedenin kötü işlerini Ruhla öldürürseniz yaşayacaksınız. Tanrının Ruhuyla yönetilenlerin hepsi Tanrının oğullarıdır. Çünkü sizi yeniden korkuya sürükleyecek kölelik ruhunu almadınız, oğulluk ruhunu aldınız. Bu ruhla, “Abba, Baba!” diye sesleniriz. Ruhun kendisi, bizim ruhumuzla birlikte, Tanrının çocukları olduğumuza tanıklık eder. Eğer Tanrının çocuklarıysak, aynı zamanda mirasçıyız. Mesihle birlikte yüceltilmek üzere Mesihle birlikte acı çekiyorsak, Tanrının mirasçılarıyız, Mesihle ortak mirasçılarız.

Yasa ve Günah – Romalılar 7

Öyleyse ne diyelim? Kutsal Yasa günah mı oldu? Kesinlikle hayır! Ama Yasa olmasaydı, günahın ne olduğunu bilemezdim. Yasa, “Göz dikmeyeceksin” demeseydi, başkasının malına göz dikmenin ne olduğunu bilemezdim. Ne var ki günah, bu buyruğun verdiği fırsatla içimde her türlü açgözlülüğü üretti. Çünkü Kutsal Yasa olmadıkça günah ölüdür. Bir zamanlar, Yasanın bilincinde değilken diriydim. Ama buyruğun bilincine vardığımda günah dirildi, bense öldüm. Buyruk da bana yaşam getireceğine, ölüm getirdi. Çünkü günah buyruğun verdiği fırsatla beni aldattı, buyruk aracılığıyla beni öldürdü. İşte böyle, Yasa gerçekten kutsaldır. Buyruk da kutsal, doğru ve iyidir.
Öyleyse, iyi olan bana ölüm mü getirdi? Kesinlikle hayır! Ama günah, günah olarak tanınsın diye, iyi olanın aracılığıyla bana ölüm getiriyordu. Öyle ki, buyruk aracılığıyla günahın ne denli günahlı olduğu anlaşılsın. Yasanın ruhsal olduğunu biliriz. Bense benliğin denetimindeyim, köle gibi günaha satılmışım. Ne yaptığımı anlamıyorum. Çünkü istediğimi yapmıyorum; nefret ettiğim ne ise, onu yapıyorum. Ama istemediğimi yaparsam, Yasanın iyi olduğunu kabul etmiş olurum. Öyleyse bunu artık ben değil, içimde yaşayan günah yapıyor. İçimde, yani benliğimde iyi bir şey bulunmadığını biliyorum. İçimde iyiyi yapmaya istek var, ama güç yok. İstediğim iyi şeyi yapmıyorum, istemediğim kötü şeyi yapıyorum. İstemediğimi yapıyorsam, bunu yapan artık ben değil, içimde yaşayan günahtır.
Bundan şu kuralı çıkarıyorum: Ben iyi olanı yapmak isterken, karşımda hep kötülük vardır. İç varlığımda Tanrının Yasasından zevk alıyorum. Ama bedenimin üyelerinde bambaşka bir yasa görüyorum. Bu da aklımın onayladığı yasaya karşı savaşıyor ve beni bedenimin üyelerindeki günah yasasına tutsak ediyor. Ne zavallı insanım! Ölüme götüren bu bedenden beni kim kurtaracak? Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla Tanrıya şükürler olsun! Sonuç olarak ben aklımla Tanrının Yasasına, ama benliğimle günahın yasasına kulluk ediyorum.

Yasadan Özgür Olmak – Romalılar 7

Bilmez misiniz ki, ey kardeşler –Kutsal Yasayı bilenlere söylüyorum– Yasa insana ancak yaşadığı sürece egemendir? Örneğin, evli kadın, kocası yaşadıkça yasayla ona bağlıdır; kocası ölürse, onu kocasına bağlayan yasadan özgür olur. Buna göre kadın, kocası yaşarken başka bir erkekle ilişki kurarsa, zina etmiş sayılır. Ama kocası ölürse, kadın yasadan özgür olur. Şöyle ki, başka bir erkeğe varırsa, zina etmiş olmaz. Aynı şekilde kardeşlerim, siz de bir başkasına –ölümden dirilmiş olan Mesihe– varmak üzere Mesihin bedeni aracılığıyla Kutsal Yasa karşısında öldünüz. Bu da Tanrının hizmetinde verimli olmamız içindir. Çünkü biz benliğin denetimindeyken, Yasanın kışkırttığı günah tutkuları bedenimizin üyelerinde etkindi. Bunun sonucu olarak ölüme götüren meyveler verdik. Şimdiyse biz, daha önce tutsağı olduğumuz Yasa karşısında öldüğümüz için Yasadan özgür kılındık. Sonuç olarak, yazılı yasanın eski yolunda değil, Ruhun yeni yolunda kulluk ediyoruz.

Doğruluğa Köle Olmak – Romalılar 6

Öyleyse ne diyelim? Yasanın yönetimi altında değil de, Tanrının lütfu altında olduğumuz için günah mı işleyelim? Kesinlikle hayır! Söz dinleyen köleler gibi kendinizi kime teslim ederseniz, sözünü dinlediğiniz kişinin köleleri olduğunuzu bilmez misiniz? Ya ölüme götüren günahın ya da doğruluğa götüren sözdinlerliğin kölelerisiniz. Ama şükürler olsun Tanrıya! Eskiden günahın köleleri olan sizler, adandığınız öğretinin özüne yürekten bağlandınız. Günahtan özgür kılınarak doğruluğun köleleri oldunuz.
Doğanızın güçsüzlüğü yüzünden insan ölçülerine göre konuşuyorum. Bedeninizin üyelerini ahlaksızlığa ve kötülük yapmak üzere kötülüğe nasıl köle olarak sundunuzsa, şimdi de bu üyelerinizi kutsal olmak üzere doğruluğa köle olarak sunun. Sizler günahın kölesiyken doğruluktan özgürdünüz. Şimdi utandığınız şeylerden o dönemde ne kazancınız oldu? Onların sonucu ölümdür. Ama şimdi günahtan özgür kılınıp Tanrının kulları olduğunuza göre, kazancınız kutsallaşma ve bunun sonucu olan sonsuz yaşamdır. Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrının armağanı ise Rabbimiz Mesih İsada sonsuz yaşamdır.

Ölüm ve Yaşam – Romalılar 6

Öyleyse ne diyelim? Lütuf çoğalsın diye günah işlemeye devam mı edelim? Kesinlikle hayır! Günah karşısında ölmüş olan bizler artık nasıl günah içinde yaşarız? Mesih İsaya vaftiz edildiğimizde, hepimizin Onun ölümüne vaftiz edildiğimizi bilmez misiniz? Babanın yüceliği sayesinde Mesih nasıl ölümden dirildiyse, biz de yeni bir yaşam sürmek üzere vaftiz yoluyla Onunla birlikte ölüme gömüldük. Eğer Onunkine benzer bir ölümde Onunla birleştiysek, Onunkine benzer bir dirilişte de Onunla birleşeceğiz. Artık günaha kölelik etmeyelim diye, günahlı varlığımızın ortadan kaldırılması için eski yaradılışımızın Mesihle birlikte çarmıha gerildiğini biliriz. Çünkü ölmüş kişi günahtan özgür kılınmıştır.
Mesihle birlikte ölmüşsek, Onunla birlikte yaşayacağımıza da inanıyoruz. Çünkü Mesihin ölümden dirilmiş olduğunu ve bir daha ölmeyeceğini, ölümün artık Onun üzerinde egemenlik sürmeyeceğini biliyoruz. Onun ölümü günaha karşılık ilk ve son ölüm olmuştur. Sürmekte olduğu yaşamı ise Tanrı için sürmektedir. Siz de böylece kendinizi günah karşısında ölü, Mesih İsada Tanrı karşısında diri sayın.
Bu nedenle bedenin tutkularına uymamak için günahın ölümlü bedenlerinizde egemenlik sürmesine izin vermeyin. Bedeninizin üyelerini haksızlığa araç ederek günaha sunmayın. Ölümden dirilenler gibi kendinizi Tanrıya adayın; bedeninizin üyelerini doğruluk araçları olarak Tanrıya sunun. Günah size egemen olmayacaktır. Çünkü Kutsal Yasanın yönetimi altında değil, Tanrının lütfu altındasınız.

Ölüm ve Yaşam – Romalılar 5

Günah bir insan aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi. Kutsal Yasadan önce de dünyada günah vardı; ama yasa olmayınca günahın hesabı tutulmaz. Oysa ölüm Ademden Musaya dek, gelecek Kişinin örneği olan Ademin suçuna benzer bir günah işlememiş olanlar üzerinde de egemendi. Ne var ki, Tanrının armağanı Ademin suçu gibi değildir. Çünkü bir kişinin suçu yüzünden birçokları öldüyse, Tanrının lütfu ve bir tek adamın, yani İsa Mesihin lütfuyla verilen bağış birçokları yararına daha da çoğaldı. Tanrının bağışı o tek adamın günahının sonucu gibi değildir. Tek suçtan sonra verilen yargı mahkumiyet getirdi; oysa birçok suçtan sonra verilen armağan aklanmayı sağladı. Çünkü ölüm bir tek adamın suçu yüzünden o tek adam aracılığıyla egemenlik sürdüyse, Tanrının bol lütfunu ve aklanma bağışını alanların bir tek adam, yani İsa Mesih sayesinde yaşamda egemenlik sürecekleri çok daha kesindir.
İşte, tek bir suçun bütün insanların mahkumiyetine yol açtığı gibi, bir doğruluk eylemi de bütün insanlara yaşam veren aklanmayı sağladı. Çünkü bir adamın sözdinlemezliği yüzünden nasıl birçoğu günahkar kılındıysa, bir adamın söz dinlemesiyle birçoğu da doğru kılınacaktır. Kutsal Yasa suç çoğalsın diye araya girdi; ama günahın çoğaldığı yerde Tanrının lütfu daha da çoğaldı. Öyle ki, günah nasıl ölüm yoluyla egemenlik sürdüyse, Tanrının lütfu da Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla sonsuz yaşam vermek üzere doğrulukla egemenlik sürsün.

Tanrıyla Barışmak – Romalılar 5

Böylece imanla aklandığımıza göre, Rabbimiz İsa Mesih sayesinde Tanrıyla barışmış oluyoruz. İçinde bulunduğumuz bu lütfa Mesih aracılığıyla, imanla kavuştuk ve Tanrının yüceliğine erişmek umuduyla övünüyoruz. Yalnız bununla değil, sıkıntılarla da övünüyoruz. Çünkü biliyoruz ki, sıkıntı dayanma gücünü, dayanma gücü Tanrının beğenisini, Tanrının beğenisi de umudu yaratır. Umut düş kırıklığına uğratmaz. Çünkü bize verilen Kutsal Ruh aracılığıyla Tanrının sevgisi yüreklerimize dökülmüştür.
Evet, biz daha çaresizken Mesih belirlenen zamanda tanrısızlar için öldü. Bir kimse doğru insan için güç ölür, ama iyi insan için belki biri ölmeyi göze alabilir. Tanrı ise bizi sevdiğini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkarken, Mesih bizim için öldü. Böylece şimdi Onun kanıyla aklandığımıza göre, Onun aracılığıyla Tanrının gazabından kurtulacağımız çok daha kesindir. Çünkü biz Tanrının düşmanlarıyken Oğlunun ölümü sayesinde Onunla barıştıksa, barışmış olarak Oğlunun yaşamıyla kurtulacağımız çok daha kesindir. Yalnız bu kadar da değil, bizi şimdi Tanrıyla barıştırmış olan Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla, Tanrının kendisiyle de övünüyoruz.

İbrahimin İmanı – Romalılar 4

Şu halde soyumuzun atası İbrahimin durumu için ne diyelim? Eğer İbrahim yaptığı iyi işlerden dolayı aklandıysa, övünmeye hakkı vardır; ama Tanrının önünde değil. Kutsal Yazı ne diyor? “İbrahim Tanrıya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.” Çalışana verilen ücret lütuf değil, hak sayılır. Ancak çalışmayan, ama tanrısızı aklayana iman eden kişi imanı sayesinde aklanmış sayılır. Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın Tanrının aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davut da şöyle anlatır:
“Ne mutlu suçları bağışlanmış,
Günahları örtülmüş olanlara!
Günahı Rab tarafından sayılmayana ne mutlu!”
Bu mutluluk yalnız sünnetliler için mi, yoksa aynı zamanda sünnetsizler için midir? Diyoruz ki, “İbrahim, imanı sayesinde aklanmış sayıldı.” Hangi durumda aklanmış sayıldı? Sünnet olduktan sonra mı, sünnetsizken mi? Sünnetliyken değil, sünnetsizken… İbrahim daha sünnetsizken imanla aklandığının kanıtı olarak sünnet işaretini aldı. Öyle ki, sünnetsiz oldukları halde iman edenlerin hepsinin babası olsun, böylece onlar da aklanmış sayılsın. Böylelikle atamız İbrahim, yalnız sünnetli olmakla kalmayan, ama kendisi sünnetsizken sahip olduğu imanın izinden yürüyen sünnetlilerin de babası oldu. Çünkü İbrahime ve soyuna dünyanın mirasçısı olma vaadi Kutsal Yasa yoluyla değil, imandan gelen aklanma yoluyla verildi. Eğer Yasaya bağlı olanlar mirasçı olursa, iman boş ve vaat geçersizdir. Yasa, Tanrının gazabına yol açar. Ama yasanın olmadığı yerde yasaya karşı gelmek de söz konusu değildir.
Bu nedenle vaat, Tanrının lütfuna dayanmak ve İbrahimin bütün soyu için güvence altına alınmak üzere imana bağlı kılınmıştır. İbrahimin soyu yalnız Kutsal Yasaya bağlı olanlar değil, aynı zamanda İbrahimin imanına sahip olanlardır. “Seni birçok ulusun babası yaptım” diye yazılmış olduğu gibi İbrahim, iman ettiği Tanrının –ölülere yaşam veren, var olmayanı buyruğuyla var eden Tanrının– gözünde hepimizin babasıdır.
İbrahim umutsuz bir durumdayken birçok ulusun babası olacağına umutla iman etti. “Senin soyun böyle olacak” sözüne güveniyordu. Yüz yaşına yaklaşmışken, ölü denebilecek bedenini ve Saranın ölü rahmini düşündüğünde imanı zayıflamadı. İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti. Tanrının vaadini yerine getirecek güçte olduğuna tümüyle güvendi. Bunun için de aklanmış sayıldı. “Aklanmış sayıldı” sözü, yalnız onun için değil, aklanmış sayılacak olan bizler –Rabbimiz İsayı ölümden dirilten Tanrıya iman eden bizler– için de yazıldı. İsa suçlarımız için ölüme teslim edildi ve aklanmamız için diriltildi.

İmanla Aklanma – Romalılar 3

Ama şimdi Yasadan bağımsız olarak Tanrının insanı nasıl aklayacağı açıklandı. Yasa ve peygamberler buna tanıklık ediyor. Tanrı insanları İsa Mesihe olan imanlarıyla aklar. Bunu, iman eden herkes için yapar. Hiç ayrım yoktur. Çünkü herkes günah işledi ve Tanrının yüceliğinden yoksun kaldı. İnsanlar İsa Mesihte olan kurtuluşla, Tanrının lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar. Tanrı Mesihi, kanıyla günahları bağışlatan ve imanla benimsenen kurban olarak sundu. Böylece adaletini gösterdi. Çünkü sabredip daha önce işlenmiş günahları cezasız bıraktı. Bunu, adil kalmak ve İsaya iman edeni aklamak için şimdiki zamanda kendi adaletini göstermek amacıyla yaptı.
Öyleyse neyle övünebiliriz? Hiçbir şeyle! Hangi ilkeye dayanarak? Yasayı yerine getirme ilkesine mi? Hayır, iman ilkesine. Çünkü insanın, Yasanın gereklerini yaparak değil, iman ederek aklandığı kanısındayız. Yoksa Tanrı yalnız Yahudilerin Tanrısı mı? Öteki ulusların da Tanrısı değil mi? Elbet öteki ulusların da Tanrısıdır. Çünkü sünnetlileri imanları sayesinde, sünnetsizleri de aynı imanla aklayacak olan Tanrı tektir.
Öyleyse biz iman aracılığıyla Kutsal Yasayı geçersiz mi kılıyoruz? Hayır, tam tersine, Yasayı doğruluyoruz.

Doğru Olan Yok – Romalılar 3

Şimdi ne diyelim? Biz Yahudiler öteki uluslardan üstün müyüz? Elbette değiliz. İster Yahudi ister Grek olsun, daha önce herkesi günahın denetiminde olmakla suçladık. Yazılmış olduğu gibi:
“Doğru kimse yok, tek kişi bile yok.
Anlayan kimse yok,
Tanrıyı arayan yok.
Hepsi saptı,
Tümü yararsız oldu.
İyilik eden yok, tek kişi bile!”
“Ağızları açık birer mezardır.
Dilleriyle aldatırlar.”
“Engerek zehiri var dudaklarının altında.”
“Ağızları lanet ve acı sözle doludur.”
“Ayakları kan dökmeye seğirtir.
Yıkım ve dert var yollarında.
Esenlik yolunu da bilmezler.”
“Tanrı korkusu yoktur onlarda.”
Kutsal Yasada söylenenlerin her ağız kapansın, bütün dünya Tanrıya hesap versin diye Yasanın yönetimi altındakilere söylendiğini biliyoruz. Bu nedenle Yasanın gereklerini yapmakla hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır. Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır.

Tanrının Güvenilirliği – Romalılar 3

Öyleyse Yahudinin ne üstünlüğü var? Sünnetin yararı nedir? Her yönden çoktur. İlk olarak, Tanrının sözleri Yahudilere emanet edilmiştir. Peki, kimi Yahudiler güvenilmez çıkmışsa ne olur? Onların güvenilmezliği Tanrının güvenilirliğini ortadan kaldırır mı? Kesinlikle hayır! Herkes yalancı olsa bile, Tanrının doğruyu söylediği bilinmelidir. Yazılmış olduğu gibi:
“Öyle ki, sözlerinde doğru çıkasın
Ve yargılandığında davayı kazanasın.”
Ama bizim haksızlığımız Tanrının adil olduğunu ortaya çıkarıyorsa, ne diyelim? İnsanların diliyle konuşuyorum: Gazapla cezalandıran Tanrı haksız mı? Kesinlikle hayır! Öyle olsa Tanrı dünyayı nasıl yargılayacak? Ama Tanrının her zaman doğruyu söylediği benim yalanımla yüceliği için daha açık şekilde ortaya çıkmışsa, ben niçin yine bir günahkar olarak yargılanıyorum? Bazılarının bizi kötüleyerek, söylediğimizi ileri sürdüğü gibi niçin, “Kötülük yapalım da bundan iyilik çıksın” demeyelim? Böylelerinin yargılanması yerindedir.

Yahudiler ve Kutsal Yasa – Romalılar 2

Ya sen? Kendine Yahudi diyor, Kutsal Yasaya dayanıp Tanrıyla övünüyorsun. Tanrının isteğini biliyorsun. En üstün değerleri ayırt etmeyi Yasadan öğrenmişsin. Kutsal Yasada bilginin ve gerçeğin özüne kavuşmuş olarak körlerin kılavuzu, karanlıkta kalanların ışığı, akılsızların eğiticisi, çocukların öğretmeni olduğuna inanmışsın. Öyleyse başkasına öğretirken, kendine de öğretmez misin? Çalmamayı öğütlerken, çalar mısın? “Zina etmeyin” derken, zina eder misin? Putlardan tiksinirken, tapınakları yağmalar mısın? Kutsal Yasayla övünürken, Yasaya karşı gelerek Tanrıyı aşağılar mısın? Nitekim şöyle yazılmıştır: “Sizin yüzünüzden uluslar arasında Tanrının adına küfrediliyor.”
Kutsal Yasayı yerine getirirsen, sünnetin elbet yararı vardır. Ama Yasaya karşı gelirsen, sünnetli olmanın hiçbir anlamı kalmaz. Bu nedenle, sünnetsizler Yasanın buyruklarına uyarsa, sünnetli sayılmayacak mı? Sen Kutsal Yazılara ve sünnete sahip olduğun halde Yasayı çiğnersen, bedence sünnetli olmayan ama Yasaya uyan kişi seni yargılamayacak mı? Çünkü ne dıştan Yahudi olan gerçek Yahudidir, ne de görünüşte, bedensel olan sünnet gerçek sünnettir. Ancak içten Yahudi olan Yahudidir. Sünnet de yürekle ilgilidir; yazılı yasanın değil, Ruhun işidir. İçten Yahudi olan kişi, insanların değil, Tanrının övgüsünü kazanır.

Tanrı Ayrım Yapmaz – Romalılar 2

Bu nedenle sen, ey başkasını yargılayan insan, kim olursan ol, özrün yoktur. Başkasını yargıladığın konuda kendini mahkum ediyorsun. Çünkü ey yargılayan sen, aynı şeyleri yapıyorsun. Böyle davrananları Tanrının haklı olarak yargıladığını biliriz. Bu gibi şeyleri yapanları yargılayan, ama aynısını yapan ey insan, Tanrının yargısından kaçabileceğini mi sanıyorsun? Tanrının sınırsız iyiliğini, hoşgörüsünü, sabrını hor mu görüyorsun? Onun iyiliğinin seni tövbeye yönelttiğini bilmiyor musun?
İnatçılığın ve tövbesiz yüreğin yüzünden Tanrının adil yargısının açıklanacağı gazap günü için kendine karşı gazap biriktiriyorsun. Tanrı “herkese, yaptıklarının karşılığını verecektir.” Sürekli iyilik ederek yücelik, saygınlık, ölümsüzlük arayanlara sonsuz yaşam verecek. Bencillerin, gerçeğe uymayıp haksızlık peşinden gidenlerin üzerineyse gazap ve öfke yağdıracak. Kötülük eden herkese –önce Yahudiye, sonra Yahudi olmayana– sıkıntı ve elem verecek; iyilik eden herkese –yine önce Yahudiye, sonra Yahudi olmayana– yücelik, saygınlık, esenlik verecektir. Çünkü Tanrı insanlar arasında ayrım yapmaz.
Kutsal Yasayı bilmeden günah işleyenler Yasa olmadan da mahvolacaklar. Yasayı bildikleri halde günah işleyenlerse Yasayla yargılanacaklar. Çünkü Tanrı katında aklanacak olanlar Yasayı işitenler değil, yerine getirenlerdir. Kutsal Yasadan yoksun uluslar Yasanın gereklerini kendiliklerinden yaptıkça, Yasadan habersiz olsalar bile kendi yasalarını koymuş olurlar. Böylelikle Kutsal Yasanın gerektirdiklerinin yüreklerinde yazılı olduğunu gösterirler. Vicdanları buna tanıklık eder. Düşünceleriyse onları ya suçlar ya da savunur. Yaydığım Müjdeye göre Tanrının, insanları gizlice yaptıkları şeylerden ötürü İsa Mesih aracılığıyla yargılayacağı gün böyle olacaktır.

Tanrıya İsyan – Romalılar 1

Haksızlıkla gerçeğe engel olan insanların bütün tanrısızlığına ve haksızlığına karşı Tanrının gazabı gökten açıkça gösterilmektedir. Çünkü Tanrıya ilişkin bilinen ne varsa, gözlerinin önündedir; Tanrı hepsini gözlerinin önüne sermiştir. Tanrının görünmeyen nitelikleri –sonsuz gücü ve Tanrılığı– dünya yaratılalı beri Onun yaptıklarıyla anlaşılmakta, açıkça görülmektedir. Bu nedenle özürleri yoktur. Tanrıyı bildikleri halde Onu Tanrı olarak yüceltmediler, Ona şükretmediler. Tersine, düşüncelerinde budalalığa düştüler; anlayışsız yüreklerini karanlık bürüdü. Akıllı olduklarını ileri sürerken akılsız olup çıktılar. Ölümsüz Tanrının yüceliği yerine ölümlü insana, kuşlara, dört ayaklılara, sürüngenlere benzeyen putları yeğlediler.
Bu yüzden Tanrı, birbirlerinin bedenlerini aşağılasınlar diye, onları yüreklerinin tutkuları içinde ahlaksızlığa teslim etti. Tanrıyla ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradanın yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Tanrı sonsuza dek övülmeye layıktır! Amin.
İşte böylece Tanrı onları utanç verici tutkulara teslim etti. Kadınları bile doğal ilişki yerine doğal olmayanı yeğlediler. Aynı şekilde erkekler de kadınla doğal ilişkilerini bırakıp birbirleri için şehvetle yanıp tutuştular. Erkekler erkeklerle utanç verici ilişkilere girdiler ve kendi bedenlerinde sapıklıklarına yaraşan karşılığı aldılar.
Tanrıyı tanımakta yarar görmedikleri için Tanrı onları yararsız düşüncelere, yakışıksız davranışlara teslim etti. Her türlü haksızlık, kötülük, açgözlülük ve kinle doldular. Kıskançlık, öldürme hırsı, çekişme, hile, kötü niyetle doludurlar. Dedikoducu, yerici, Tanrıdan nefret eden, küstah, kibirli, övüngen, kötülük üreten, anne baba sözü dinlemeyen, anlayışsız, sözünde durmaz, sevgiden yoksun, acımasız insanlardır. Böyle davrananların ölümü hak ettiğine ilişkin Tanrı buyruğunu bildikleri halde, bunları yalnız yapmakla kalmaz, yapanları da onaylarlar.

Pavlusun Romaya Gitme Özlemi – Romalılar 1

İsa Mesihin kulu, Tanrının Müjdesini yaymak üzere seçilip elçi olmaya çağrılan ben Pavlustan selam! Tanrı, Oğlu Rabbimiz İsa Mesihle ilgili bu Müjdeyi peygamberleri aracılığıyla Kutsal Yazılarda önceden vaat etti. Rabbimiz İsa Mesih beden açısından Davutun soyundandır; kutsallık ruhu açısından ise ölümden dirilmekle Tanrının Oğlu olduğu kudretle ilan edildi. Her ulustan insanın iman edip söz dinlemesini sağlamak için Mesih aracılığıyla ve Onun adı uğruna Tanrı lütfuna ve elçilik görevine sahip olduk. İsa Mesihin çağrılmışları olan sizler de bu uluslardansınız. Tanrının Romada bulunan, kutsal olmaya çağrılan bütün sevdiklerine, Babamız Tanrıdan ve Rab İsa Mesihten size lütuf ve esenlik olsun.

İlkin hepiniz için İsa Mesih aracılığıyla Tanrıma şükrediyorum. Çünkü imanınız bütün dünyada duyuruluyor. Oğlunun Müjdesini yaymakta bütün varlığımla kulluk ettiğim Tanrı, sizi durmadan, her zaman dualarımda andığıma tanıktır. Tanrının isteğiyle sonunda bir yol bulup yanınıza gelmek için dua ediyorum. Çünkü ruhça pekişmeniz için size ruhsal bir armağan ulaştırmak üzere sizi görmeyi çok istiyorum. Yani, ben aranızdayken karşılıklı olarak birbirimizin imanıyla cesaret buluruz demek istiyorum.
Kardeşler, öteki uluslar arasında olduğu gibi, çalışmalarımın sizin aranızda da ürün vermesi için yanınıza gelmeyi birçok kez amaçladığımı, ama şimdiye dek hep engellendiğimi bilmenizi istiyorum. Greklere ve Grek olmayanlara, bilgelere ve bilgisizlere karşı sorumluluğum var. Bu nedenle Romada bulunan sizlere de Müjdeyi elimden geldiğince bildirmek için sabırsızlanıyorum. Çünkü Müjdeden utanmıyorum. Müjde iman eden herkesin –önce Yahudilerin, sonra Yahudi olmayanların– kurtuluşu için Tanrı gücüdür. Tanrının insanı akladığı, Müjdede açıklanır. Aklanma yalnız imanla olur. Yazılmış olduğu gibi, “İmanla aklanan yaşayacaktır.”

Pavlusun Romadaki Etkinlikleri – Elçilerin İşleri 28

Üç gün sonra Pavlus, Yahudilerin ileri gelenlerini bir araya çağırdı. Bunlar toplandıkları zaman Pavlus kendilerine şöyle dedi: “Kardeşler, halkımıza ya da atalarımızın törelerine karşı hiçbir şey yapmadığım halde, Yeruşalimde tutuklanıp Romalıların eline teslim edildim. Onlar beni sorguya çektikten sonra serbest bırakmak istediler. Çünkü ölüm cezasını gerektiren hiçbir suç işlememiştim. Ama Yahudiler buna karşı çıkınca, davamı Sezara iletmek zorunda kaldım. Bunu, kendi ulusumdan herhangi bir şikayetim olduğu için yapmadım. Ben İsrailin umudu uğruna bu zincire vurulmuş bulunuyorum. Sizi buraya, işte bu konuyu görüşmek ve konuşmak için çağırdım.”
Onlar Pavlusa, “Yahudiyeden seninle ilgili mektup almadık, oradan gelen kardeşlerden hiçbiri de senin hakkında kötü bir haber getirmedi, kötü bir şey söylemedi” dediler. “Biz senin fikirlerini senden duymak isteriz. Çünkü her yerde bu mezhebe karşı çıkıldığını biliyoruz.”
Pavlusla bir gün kararlaştırdılar ve o gün, daha büyük bir kalabalıkla onun kaldığı yere geldiler. Pavlus sabahtan akşama dek onlara Tanrının Egemenliğine ilişkin açıklamalarda bulundu ve bu konuda tanıklık etti. Gerek Musanın Yasasına, gerek peygamberlerin yazılarına dayanarak onları İsa hakkında ikna etmeye çalıştı. Bazıları onun sözlerine inandı, bazıları ise inanmadı. Birbirleriyle anlaşamayınca, Pavlusun şu son sözünden sonra ayrıldılar: “Peygamber Yeşaya aracılığıyla atalarınıza seslenen Kutsal Ruh doğru söyledi. Ruh dedi ki,
Bu halka gidip şunu söyle:
Duyacak duyacak, ama hiç anlamayacaksınız,
Bakacak bakacak, ama hiç görmeyeceksiniz.
Çünkü bu halkın yüreği duygusuzlaştı,
Kulakları ağırlaştı.
Gözlerini kapadılar.
Öyle ki, gözleri görmesin,
Kulakları duymasın, yürekleri anlamasın,
Ve bana dönmesinler.
Dönselerdi, onları iyileştirirdim.
“Şunu bilin ki, Tanrının sağladığı bu kurtuluşun haberi öteki uluslara gönderilmiştir. Ve onlar buna kulak vereceklerdir.”
Pavlus tam iki yıl kendi kiraladığı evde kaldı ve ziyaretine gelen herkesi kabul etti. Hiçbir engelle karşılaşmadan Tanrının Egemenliğini tam bir cesaretle duyuruyor, Rab İsa Mesihle ilgili gerçekleri öğretiyordu.

Romaya Varış – Elçilerin İşleri 28

Üç ay sonra, kışı adada geçiren ve ikiz tanrılar simgesini taşıyan bir İskenderiye gemisiyle denize açıldık. Sirakuza Kentine uğrayıp üç gün kaldık. Oradan da yolumuza devam ederek Regiuma geldik. Ertesi gün güneyden esmeye başlayan rüzgarın yardımıyla iki günde Puteoliye vardık. Orada bulduğumuz kardeşler, bizi yanlarında bir hafta kalmaya çağırdılar.
Sonunda Romaya vardık. Haberimizi alan Romadaki kardeşler, bizi karşılamak için Appius Çarşısına ve Üç Hanlara kadar geldiler. Pavlus onları görünce Tanrıya şükretti, yüreklendi. Romaya girdiğimizde Pavlusun, bir asker gözetiminde yalnız başına kalmasına izin verildi.

Maltada – Elçilerin İşleri 28

Kurtulduktan sonra adanın Malta adını taşıdığını öğrendik. Yerliler bize olağanüstü bir yakınlık gösterdiler. Hava yağışlı ve soğuk olduğu için ateş yakıp hepimizi dostça karşıladılar. Pavlus bir yığın çalı çırpı toplayıp ateşin üzerine attı. O anda ısıdan kaçan bir engerek onun eline yapıştı. Yerliler Pavlusun eline asılan yılanı görünce birbirlerine, “Bu adam kuşkusuz bir katil” dediler. “Denizden kurtuldu, ama adalet onu yaşatmadı.” Ne var ki, elini silkip yılanı ateşin içine fırlatan Pavlus hiçbir zarar görmedi. Halk, Pavlusun bedeninin şişmesini ya da birdenbire düşüp ölmesini bekliyordu. Ama uzun süre bekleyip de ona bir şey olmadığını görünce fikirlerini değiştirdiler. “Bu bir ilahtır!” dediler.
Bulunduğumuz yerin yakınında adanın baş yetkilisi olan Publius adlı birinin toprakları vardı. Bu adam bizi evine kabul ederek üç gün dostça ağırladı. O sırada Publiusun babası kanlı ishale yakalanmış ateşler içinde yatıyordu. Hastanın yanına giren Pavlus dua etti, ellerini üzerine koyup onu iyileştirdi. Bu olay üzerine adadaki öbür hastalar da gelip iyileştirildiler. Bizi bir sürü armağanla onurlandırdılar; denize açılacağımız zaman gereksindiğimiz malzemeleri gemiye yüklediler.

Gemi Karaya Oturuyor – Elçilerin İşleri 27

On dördüncü gece İyon Denizinde sürükleniyorduk. Gece yarısına doğru gemiciler karaya yaklaştıklarını sezinlediler. Denizin derinliğini ölçtüler ve yirmi kulaç olduğunu gördüler. Biraz ilerledikten sonra bir daha ölçtüler, on beş kulaç olduğunu gördüler. Kayalıklara bindirmekten korkarak kıçtan dört demir attılar ve günün tez doğması için dua ettiler. Bu sırada gemiciler gemiden kaçma girişiminde bulundular. Baş taraftan demir atacaklarmış gibi yapıp filikayı denize indirdiler. Ama Pavlus yüzbaşıyla askerlere, “Bunlar gemide kalmazsa, siz kurtulamazsınız” dedi. Bunun üzerine askerler ipleri kesip filikayı denize düşürdüler.
Gün doğmak üzereyken Pavlus herkesi yemek yemeye çağırdı. “Bugün on dört gündür kaygılı bir bekleyiş içindesiniz, hiçbir şey yemeyip aç kaldınız” dedi. “Bunun için size rica ediyorum, yemek yiyin. Kurtuluşunuz için bu gerekli. Hiçbirinizin başından tek kıl bile eksilmeyecektir.” Pavlus bunları söyledikten sonra ekmek aldı, hepsinin önünde Tanrıya şükretti, ekmeği bölüp yemeye başladı. Hepsi bundan cesaret alarak yemek yedi. Gemide toplam iki yüz yetmiş altı kişiydik. Herkes doyduktan sonra, buğdayı denize boşaltarak gemiyi hafiflettiler.
Gündüz olunca gördükleri karayı tanıyamadılar. Ama kumsalı olan bir körfez farkederek, mümkünse gemiyi orada karaya oturtmaya karar verdiler. Demirleri kesip denizde bıraktılar. Aynı anda dümenlerin iplerini çözüp ön yelkeni rüzgara vererek kumsala yöneldiler. Gemi bir kum yükseltisine çarpıp karaya oturdu. Geminin başı kuma saplanıp kımıldamaz oldu, kıç tarafı ise dalgaların şiddetiyle dağılmaya başladı.
Askerler, tutuklulardan hiçbiri yüzerek kaçmasın diye onları öldürmek niyetindeydi. Ama Pavlusu kurtarmak isteyen yüzbaşı askerleri bu düşünceden vazgeçirdi. Önce yüzme bilenlerin denize atlayıp karaya çıkmalarını, sonra geriye kalanların, kiminin tahtalara kiminin de geminin öbür döküntülerine tutunarak onları izlemesini buyurdu. Böylelikle herkes sağ salim karaya çıktı.

Fırtına – Elçilerin İşleri 27

Güneyden hafif bir rüzgar esmeye başlayınca, bekledikleri anın geldiğini sanarak demir aldılar; Girit kıyısını yakından izleyerek ilerlemeye başladılar. Ne var ki, çok geçmeden karadan Evrakilon denen bir kasırga koptu. Kasırgaya tutulan gemi rüzgara karşı gidemeyince, kendimizi sürüklenmeye bıraktık. Gavdos denen küçük bir adanın rüzgar altına sığınarak geminin filikasını güçlükle sağlama alabildik. Filikayı yukarı çektikten sonra halatlar kullanarak gemiyi alttan kuşattılar. Sirte Körfezinin sığlıklarında karaya oturmaktan korktukları için yelken takımlarını indirip kendilerini sürüklenmeye bıraktılar. Fırtına bizi bir hayli hırpaladığı için ertesi gün gemiden yük atmaya başladılar. Üçüncü gün geminin takımlarını kendi elleriyle denize attılar. Günlerce ne güneş ne de yıldızlar göründü. Fırtına da olanca şiddetiyle sürdüğünden, artık kurtuluş umudunu tümden yitirmiştik.
Adamlar uzun zaman yemek yiyemeyince Pavlus ortaya çıkıp şöyle dedi: “Efendiler, beni dinleyip Giritten ayrılmamanız, bu zarar ve ziyana uğramamanız gerekirdi. Şimdi size öğüdüm şu: Cesur olun! Gemi mahvolacak, ama aranızda hiçbir can kaybı olmayacak. Çünkü kendisine ait olduğum, kendisine kulluk ettiğim Tanrının bir meleği bu gece yanıma gelip dedi ki, Korkma Pavlus, Sezarın önüne çıkman gerekiyor. Dahası Tanrı, seninle birlikte yolculuk edenlerin hepsini sana bağışlamıştır. Bunun için efendiler, cesur olun! Tanrıya inanıyorum ki, her şey tıpkı bana bildirildiği gibi olacak. Ancak bir adada karaya oturmamız gerekiyor.”

Pavlusun Romaya Deniz Yolculuğu – Elçilerin İşleri 27

İtalyaya doğru yelken açmamıza karar verilince, Pavlusla öteki bazı tutukluları Avgustus taburundan Yulius adlı bir yüzbaşıya teslim ettiler. Asya İlinin kıyılarındaki limanlara uğrayacak olan bir Edremit gemisine binerek denize açıldık. Selanikten Makedonyalı Aristarhus da yanımızdaydı.
Ertesi gün Saydaya uğradık. Pavlusa dostça davranan Yulius, ihtiyaçlarını karşılamaları için dostlarının yanına gitmesine izin verdi. Oradan yine denize açıldık. Rüzgar ters yönden estiği için Kıbrısın rüzgar altından geçtik. Kilikya ve Pamfilya açıklarından geçerek Likyanın Mira Kentine geldik. Orada, İtalyaya gidecek bir İskenderiye gemisi bulan yüzbaşı, bizi o gemiye bindirdi.
Günlerce ağır ağır yol alarak Knidos Kentinin açıklarına güçlükle gelebildik. Rüzgar bize engel olduğundan Salmone burnundan dolanarak Giritin rüzgar altından geçtik. Kıyı boyunca güçlükle ilerleyerek Laseya Kentinin yakınlarında bulunan ve Güzel Limanlar denilen bir yere geldik.
Epey vakit kaybetmiştik; oruç günü bile geçmişti. O mevsimde deniz yolculuğu tehlikeli olacaktı. Bu nedenle Pavlus onları uyardı: “Efendiler” dedi, “Bu yolculuğun yalnız yük ve gemiye değil, canlarımıza da çok zarar ve ziyan getireceğini görüyorum.” Ama yüzbaşı, Pavlusun söylediklerini dinleyeceğine, kaptanla gemi sahibinin sözüne uydu. Liman kışlamaya elverişli olmadığından gemidekilerin çoğu, oradan tekrar denize açılmaya, mümkünse Fenikse ulaşıp kışı orada geçirmeye karar verdiler. Feniks, Giritin lodos ve karayele kapalı bir limanıdır.

Pavlus, Agrippanın Önünde – Elçilerin İşleri 26

Agrippa Pavlusa, “Kendini savunabilirsin” dedi.
Bunun üzerine Pavlus elini uzatarak savunmasına şöyle başladı: “Kral Agrippa! Yahudilerin bana yönelttiği bütün suçlamalarla ilgili olarak savunmamı bugün senin önünde yapacağım için kendimi mutlu sayıyorum. Özellikle şuna seviniyorum ki, sen Yahudilerin bütün törelerini ve sorunlarını yakından bilen birisin. Bu nedenle beni sabırla dinlemeni rica ediyorum.
“Bütün Yahudiler, gerek başlangıçta kendi memleketimde, gerek Yeruşalimde, gençliğimden beri nasıl yaşadığımı bilirler. Beni eskiden beri tanırlar ve isteseler, geçmişte dinimizin en titiz mezhebi olan Ferisiliğe bağlı yaşadığıma tanıklık edebilirler. Şimdi ise, Tanrının atalarımıza olan vaadine umut bağladığım için burada bulunmakta ve yargılanmaktayım. Bu, on iki oymağımızın gece gündüz Tanrıya canla başla kulluk ederek erişmeyi umdukları vaattir. Ey kralım, Yahudilerin bana yönelttikleri suçlamalar bu umutla ilgilidir. Sizler, Tanrının ölüleri diriltmesini neden inanılmaz görüyorsunuz?
“Doğrusu ben de, Nasıralı İsa adına karşı elimden geleni yapmam gerektiği düşüncesindeydim. Ve Yeruşalimde bunu yaptım. Başkahinlerden aldığım yetkiyle kutsallardan birçoğunu hapse attırdım; ölüm cezasına çarptırıldıkları zaman oyumu onların aleyhinde kullandım. Bütün havraları dolaşıp sık sık onları cezalandırır, inandıklarına küfretmeye zorlardım. Öylesine kudurmuştum ki, onlara zulmetmek için bulundukları yabancı kentlere bile giderdim.
“Bir keresinde başkahinlerden aldığım yetki ve görevle Şama doğru yola çıkmıştım. Ey kralım, öğlende yolda giderken, gökten gelip benim ve yol arkadaşlarımın çevresini aydınlatan, güneşten daha parlak bir ışık gördüm. Hepimiz yere yıkılmıştık. Bir sesin bana İbrani dilinde seslendiğini duydum. Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun? dedi. Üvendireye karşı tepmekle kendine zarar veriyorsun.
“Ben de, Ey Efendim, sen kimsin? dedim.
“ Ben senin zulmettiğin İsayım diye yanıt verdi Rab. Haydi, ayağa kalk. Seni hizmetimde görevlendirmek için sana göründüm. Hem gördüklerine, hem de kendimle ilgili sana göstereceklerime tanıklık edeceksin. Seni kendi halkının ve öteki ulusların elinden kurtaracağım. Seni, ulusların gözlerini açmak ve onları karanlıktan ışığa, Şeytanın hükümranlığından Tanrıya döndürmek için gönderiyorum. Öyle ki, bana iman ederek günahlarının affına kavuşsunlar ve kutsal kılınanların arasında yer alsınlar.
“Bunun için, ey Kral Agrippa, bu göksel görüme uymazlık etmedim. Önce Şam ve Yeruşalim halkını, sonra bütün Yahudiye bölgesini ve öteki ulusları, tövbe edip Tanrıya dönmeye ve bu tövbeye yaraşır işler yapmaya çağırdım. Yahudilerin beni tapınakta yakalayıp öldürmeye kalkmalarının nedeni buydu. Ama bugüne dek Tanrı yardımcım oldu. Bu sayede burada duruyor, büyük küçük herkese tanıklık ediyorum. Benim söylediklerim, peygamberlerin ve Musanın önceden haber verdiği olaylardan başka bir şey değildir. Onlar, Mesihin acı çekeceğini ve ölümden dirilenlerin ilki olarak gerek kendi halkına, gerek öteki uluslara ışığın doğuşunu ilan edeceğini bildirmişlerdi.”
Pavlus bu şekilde savunmasını sürdürürken Festus yüksek sesle, “Pavlus, çıldırmışsın sen! Çok okumak seni delirtiyor!” dedi.
Pavlus, “Sayın Festus” dedi, “Ben çıldırmış değilim. Gerçek ve akla uygun sözler söylüyorum. Kral bu konularda bilgili olduğu için kendisiyle çekinmeden konuşuyorum. Bu olaylardan hiçbirinin onun dikkatinden kaçmadığı kanısındayım. Çünkü bunlar ücra bir köşede yapılmış işler değildir. Kral Agrippa, sen peygamberlerin sözlerine inanıyor musun? İnandığını biliyorum.”
Agrippa Pavlusa şöyle dedi: “Bu kadar kısa bir sürede beni ikna edip Mesihçi mi yapacaksın?”
“İster kısa ister uzun sürede olsun” dedi Pavlus, “Tanrıdan dilerim ki yalnız sen değil, bugün beni dinleyen herkes, bu zincirler dışında benim gibi olsun!”
Kral, vali, Berniki ve onlarla birlikte oturanlar kalkıp dışarı çıktıktan sonra aralarında şöyle konuştular: “Bu adamın, ölüm ya da hapis cezasını gerektiren bir şey yaptığı yok.” Agrippa da Festusa, “Bu adam davasını Sezara iletmeseydi, serbest bırakılabilirdi” dedi.

Pavlus, Agrippanın Önünde – Elçilerin İşleri 25

Ertesi gün Agrippa ile Berniki büyük bir tantanayla gelip komutanlar ve kentin ileri gelenleriyle birlikte toplantı salonuna girdiler. Festusun buyruğu üzerine Pavlus içeri getirildi. Festus, “Kral Agrippa ve burada bizimle bulunan bütün efendiler” dedi, “Yeruşalimde olsun, burada olsun, bütün Yahudi halkının bana şikayet ettiği bu adamı görüyorsunuz. Onu artık yaşatmamalı! diye haykırıyorlardı. Oysa ben, ölüm cezasını gerektiren hiçbir suç işlemediğini anladım. Yine de, kendisi davasının İmparatora iletilmesini istediğinden, onu göndermeye karar verdim. Ama Efendimize bu adamla ilgili yazacak kesin bir şeyim yok. Bu yüzden onu sizin önünüze ve özellikle, Kral Agrippa, senin önüne çıkartmış bulunuyorum. Amacım, bu soruşturmanın sonucunda yazacak bir şey bulabilmektir. Bir tutukluyu İmparatora gönderirken, kendisine yöneltilen suçlamaları belirtmemek bence anlamsız.”

Festus, Kral Agrippaya Danışıyor – Elçilerin İşleri 25

Birkaç gün sonra Kral Agrippa ile Berniki, Festusa bir nezaket ziyaretinde bulunmak üzere Sezariyeye geldiler. Bir süre orada kaldılar. Bu arada Festus, Pavlusla ilgili durumu krala anlattı. “Feliksin tutuklu olarak bıraktığı bir adam var” dedi. “Yeruşalimde bulunduğum sırada Yahudilerin başkahinleriyle ileri gelenleri, onunla ilgili şikayetlerini açıkladılar, onu cezalandırmamı istediler.
“Ben onlara, Herhangi bir sanığı, kendisini suçlayanlarla yüzleştirmeden, kendisine yöneltilen ithamlarla ilgili olarak savunma fırsatı vermeden, onu suçlayanların eline teslim etmek Romalıların geleneğine aykırıdır dedim. Onlar benimle buraya gelince, hiç vakit kaybetmeden, ertesi gün yargı kürsüsüne oturup adamın getirilmesini buyurdum. Ne var ki, kalkıp konuşan davacılar ona, beklediğim türden kötülüklerle ilgili hiçbir suçlama yöneltmediler. Ancak onunla çekiştikleri bazı sorunlar vardı. Bunlar, kendi dinlerine ve ölmüş de Pavlusun iddiasına göre yaşamakta olan İsa adındaki birine ilişkin konulardı. Bunları nasıl soruşturacağımı bilemediğim için Pavlusa, Yeruşalime gidip orada bu konularda yargılanmaya razı olup olmayacağını sordum. Ama kendisi davasını İmparatora iletti, İmparatorun kararına dek tutuklu kalmak istedi. Ben de onu İmparatora göndereceğim zamana kadar tutuklu kalmasını buyurdum.”
Agrippa Festusa, “Ben de bu adamı dinlemek isterdim” dedi.
Festus da, “Yarın onu dinlersin” dedi.

Festusun Önünde Yargılanma – Elçilerin İşleri 25

Eyalete vardıktan üç gün sonra Festus, Sezariyeden Yeruşalime gitti. Başkahinlerle Yahudilerin ileri gelenleri, Pavlusla ilgili şikayetlerini ona açıkladılar. Festustan kendilerine bir iyilikte bulunmasını isteyerek Pavlusu Yeruşalime getirtmesi için yalvardılar. Bu arada pusu kurup Pavlusu yolda öldüreceklerdi. Festus ise Pavlusun Sezariyede tutuklu bulunduğunu, kendisinin de yakında oraya gideceğini söyleyerek, “Aranızda yetkili olanlar benimle gelsinler; bu adam yanlış bir şey yapmışsa, ona karşı suç duyurusunda bulunsunlar” dedi.
Festus, onların arasında sadece sekiz on gün kadar kaldı; sonra Sezariyeye döndü. Ertesi gün yargı kürsüsüne oturarak Pavlusun getirilmesini buyurdu. Pavlus içeri girince, Yeruşalimden gelen Yahudiler çevresini sardılar ve kanıtlayamadıkları birçok ağır suçlamada bulundular. Pavlus, “Ne Yahudilerin yasasına, ne tapınağa, ne de Sezara karşı hiçbir günah işlemedim” diyerek kendini savundu.
Yahudilerin gönlünü kazanmak isteyen Festus, Pavlusa şöyle karşılık verdi: “Yeruşalime gidip orada benim önümde bu konularda yargılanmak ister misin?”
Pavlus, “Ben Sezarın yargı kürsüsü önünde durmaktayım” dedi, “Burada yargılanmam gerekir. Sen de çok iyi biliyorsun ki, Yahudilere karşı hiçbir suç işlemedim. Şayet suçum varsa, ölüm cezasını gerektirecek bir şey yapmışsam, ölmekten çekinmem. Yok eğer bunların bana karşı yaptığı suçlamalar asılsız ise, hiç kimse beni onların eline teslim edemez. Davamın Sezara iletilmesini istiyorum.”
Festus, danışma kuruluyla görüştükten sonra şu yanıtı verdi: “Davanı Sezara ilettin, Sezara gideceksin.”

Pavlus Feliksin Önünde Suçlanıyor – Elçilerin İşleri 24

Bundan beş gün sonra Başkahin Hananya, bazı ileri gelenler ve Tertullus adlı bir hatip Sezariyeye gelip Pavlusla ilgili şikayetlerini valiye ilettiler. Pavlus çağrılınca Tertullus suçlamalarına başladı. “Ey erdemli Feliks!” dedi. “Senin sayende uzun süredir esenlik içinde yaşamaktayız. Aldığın önlemlerle de bu ulusun yararına olumlu gelişmeler kaydedilmiştir. Yaptıklarını, her zaman ve her yerde büyük bir şükranla anıyoruz. Seni fazla yormak istemiyorum; söyleyeceğimiz birkaç sözü hoşgörüyle dinlemeni rica ediyorum.
“Biz şunu anladık ki, bu adam dünyanın her yanında bütün Yahudiler arasında kargaşalık çıkaran bir fesatçı ve Nasrani tarikatının elebaşılarından biridir. Tapınağı bile kirletmeye kalkıştı. Ama biz onu yakaladık. Onu sorguya çekersen, onunla ilgili bütün suçlamalarımızın doğruluğunu kendisinden öğrenebilirsin.” Oradaki Yahudiler de anlatılanların doğru olduğunu söyleyerek bu suçlamalara katıldılar.
Valinin bir işareti üzerine Pavlus şöyle karşılık verdi: “Senin yıllardan beri bu ulusa yargıçlık ettiğini bildiğim için, kendi savunmamı sevinçle yapıyorum. Sen kendin de öğrenebilirsin, tapınmak amacıyla Yeruşalime gidişimden bu yana sadece on iki gün geçti. Beni ne tapınakta, ne havralarda, ne de kentin başka bir yerinde herhangi biriyle tartışırken ya da halkı ayaklandırmaya çalışırken görmüşlerdir. Şu anda bana yönelttikleri suçlamaları da sana kanıtlayamazlar. Bununla birlikte, sana şunu itiraf edeyim ki, kendilerinin tarikat dedikleri Yolun bir izleyicisi olarak atalarımızın Tanrısına kulluk ediyorum. Kutsal Yasada ve peygamberlerin kitaplarında yazılı her şeye inanıyorum. Aynı bu adamların kabul ettiği gibi, hem doğru kişilerin hem doğru olmayanların ölümden dirileceğine dair Tanrıya umut bağladım. Bu nedenle ben gerek Tanrı, gerek insanlar önünde vicdanımı temiz tutmaya her zaman özen gösteriyorum.
“Uzun yıllar sonra, ulusuma bağışlar getirmek ve adaklar sunmak için Yeruşalime geldim. Beni tapınakta adaklar sunarken buldukları zaman arınmış durumdaydım. Çevremde ne bir kalabalık ne de karışıklık vardı. Ancak orada Asya İlinden bazı Yahudiler bulunuyordu. Onların bana karşı bir diyecekleri varsa, senin önüne çıkıp suçlamalarını belirtmeleri gerekir. Buradakiler de, Yüksek Kurulun önündeki duruşmam sırasında bende ne suç bulduklarını açıklasınlar. Önlerine çıkarıldığımda, Bugün, ölülerin dirilişi konusunda tarafınızdan yargılanmaktayım diye seslenmiştim. Olsa olsa beni bu konuda suçlayabilirler.”
İsanın yoluna ilişkin derin bilgisi olan Feliks duruşmayı başka bir güne ertelerken, “Davanızla ilgili kararımı komutan Lisias gelince veririm” dedi. Oradaki yüzbaşıya da Pavlusu gözaltında tutmasını, ama kendisine biraz serbestlik tanımasını, ona yardımda bulunmak isteyen dostlarından hiçbirine engel olmamasını buyurdu.
Birkaç gün sonra Feliks, Yahudi olan karısı Drusilla ile birlikte geldi, Pavlusu çağırtarak Mesih İsaya olan inancı konusunda onu dinledi. Pavlus doğruluk, özdenetim ve gelecek olan yargı gününden söz edince Feliks korkuya kapıldı. “Şimdilik gidebilirsin” dedi, “Fırsat bulunca seni yine çağırtırım.” Bir yandan da Pavlusun kendisine rüşvet vereceğini umuyordu. Bu nedenle onu sık sık çağırtır, onunla sohbet ederdi.
İki yıl dolunca görevini Porkius Festusa devreden Feliks, Yahudilerin gönlünü kazanmak amacıyla Pavlusu hapiste bıraktı.

Pavlus Sezariyeye Yollanıyor – Elçilerin İşleri 23

Komutan, yüzbaşılardan ikisini yanına çağırıp şöyle dedi: “Akşam saat dokuzda Sezariyeye hareket etmek üzere iki yüz piyade, yetmiş atlı ve iki yüz mızraklı hazırlayın. Ayrıca Pavlusu bindirip Vali Feliksin yanına sağ salim ulaştırmak için hayvan sağlayın.” Sonra şöyle bir mektup yazdı:
“Klavdius Lisiastan, Sayın Vali Felikse selam. Bu adamı Yahudiler yakalamış öldürmek üzereydiler. Ne var ki, kendisinin Roma vatandaşı olduğunu öğrenince askerlerle yetişip onu kurtardım. Kendisini neyle suçladıklarını bilmek istediğim için onu Yahudilerin Yüksek Kurulunun önüne çıkarttım. Suçlamanın, Yahudilerin yasasına ilişkin bazı sorunlarla ilgili olduğunu öğrendim. Ölüm ya da hapis cezasını gerektiren herhangi bir suçlama yoktu. Bana bu adama karşı bir tuzak kurulduğu bildirilince onu hemen sana gönderdim. Onu suçlayanlara da kendisiyle ilgili şikayetlerini sana bildirmelerini buyurdum.”
Askerler, kendilerine verilen buyruk uyarınca Pavlusu alıp geceleyin Antipatrise götürdüler. Ertesi gün, atlıları Pavlusla birlikte yola devam etmek üzere bırakarak kaleye döndüler. Atlılar Sezariyeye varınca mektubu valiye verip Pavlusu teslim ettiler. Vali mektubu okuduktan sonra Pavlusun hangi ilden olduğunu sordu. Kilikyalı olduğunu öğrenince, “Seni suçlayanlar da gelsin, o zaman seni dinlerim” dedi. Sonra Pavlusun, Hirodesin sarayında gözaltında tutulması için buyruk verdi.

Pavlusu Öldürme Girişimleri – Elçilerin İşleri 23

Ertesi sabah Yahudiler aralarında gizli bir anlaşma yaptılar. “Pavlusu öldürmeden bir şey yiyip içersek, bize lanet olsun!” diye ant içtiler. Bu anlaşmaya katılanların sayısı kırkı aşıyordu. Bunlar başkahinlerle ileri gelenlerin yanına gidip şöyle dediler: “Biz, Pavlusu öldürmeden ağzımıza bir şey koyarsak, bize lanet olsun! diye ant içtik. Şimdi siz Yüksek Kurulla birlikte, Pavlusa ilişkin durumu daha ayrıntılı bir şekilde araştıracakmış gibi, komutanın onu size getirmesini rica edin. Biz de, Pavlus daha Kurula gelmeden onu öldürmeye hazır olacağız.”
Ne var ki, Pavlusun kızkardeşinin oğlu onların pusu kurduğunu duydu. Varıp kaleye girdi ve haberi Pavlusa iletti. Yüzbaşılardan birini yanına çağıran Pavlus, “Bu genci komutana götür, kendisine ileteceği bir haber var” dedi.
Yüzbaşı, genci alıp komutana götürdü. “Tutuklu Pavlus beni çağırıp bu genci sana getirmemi rica etti. Sana bir söyleyeceği varmış” dedi.
Komutan, genci elinden tutup bir yana çekti. “Bana bildirmek istediğin nedir?” diye sordu.
“Yahudiler sözbirliği ettiler” dedi, “Pavlusla ilgili durumu daha ayrıntılı bir şekilde araştırmak istiyorlarmış gibi, yarın onu Yüksek Kurula götürmeni rica edecekler. Ama sen onlara kanma! Aralarından kırktan fazla kişi ona pusu kurmuş bekliyor. Onu ortadan kaldırmadan bir şey yiyip içersek, bize lanet olsun! diye ant içtiler. Şimdi hazırlar, senden olumlu bir yanıt gelmesini bekliyorlar.”
Komutan, “Bunları bana açıkladığını hiç kimseye söyleme” diye uyardıktan sonra genci salıverdi.

Pavlus Yüksek Kurulun Önünde – Elçilerin İşleri 23

Yüksek Kurulu dikkatle süzen Pavlus, “Kardeşler” dedi, “Ben bugüne dek Tanrının önünde tertemiz bir vicdanla yaşadım.” Başkahin Hananya, Pavlusun yanında duranlara onun ağzına vurmaları için buyruk verdi. Bunun üzerine Pavlus ona, “Seni badanalı duvar, Tanrı sana vuracaktır!” dedi. “Hem oturmuş Kutsal Yasaya göre beni yargılıyorsun, hem de Yasayı çiğneyerek beni dövdürüyorsun.”
Çevrede duranlar, “Tanrının başkahinine hakaret mi ediyorsun?” dediler.
Pavlus, “Kardeşler, başkahin olduğunu bilmiyordum” dedi. “Nitekim, Halkını yönetenleri kötüleme diye yazılmıştır.”
Oradakilerden bir bölümünün Saduki, öbürlerinin de Ferisi mezhebinden olduğunu anlayan Pavlus, Yüksek Kurula şöyle seslendi: “Kardeşler, ben özbeöz Ferisiyim. Ölülerin dirileceği umudunu beslediğim için yargılanmaktayım.” Pavlusun bu sözü üzerine Ferisilerle Sadukiler çekişmeye başladılar, Kurul ikiye bölündü. Sadukiler, ölümden diriliş, melek ve ruh yoktur derler; Ferisiler ise bunların hepsine inanırlar.
Kurulda büyük bir kargaşalık çıktı. Ferisi mezhebinden bazı din bilginleri kalkıp ateşli bir şekilde, “Bu adamda hiçbir suç görmüyoruz” diye bağırdılar. “Bir ruh ya da bir melek kendisiyle konuşmuşsa, ne olmuş?” Çekişme öyle şiddetlendi ki komutan, Pavlusu parçalayacaklar diye korktu. Askerlerin aşağı inip onu zorla aralarından alarak kaleye götürmelerini buyurdu.
O gece Rab Pavlusa görünüp, “Cesur ol” dedi, “Yeruşalimde benimle ilgili nasıl tanıklık ettinse, Romada da öyle tanıklık etmen gerekir.”

Pavlus Yüksek Kurulun Önünde – Elçilerin İşleri 22

Komutan ertesi gün, Yahudilerin Pavlusu tam olarak neyle suçladıklarını öğrenmek için onu hapisten getirtti, başkahinlerle bütün Yüksek Kurulun toplanması için buyruk verdi ve onu aşağı indirip Kurulun önüne çıkardı.

Roma Vatandaşı Pavlus – Elçilerin İşleri 22

Pavlusu buraya kadar dinleyenler, bu söz üzerine, “Böylesini yeryüzünden temizlemeli, yaşaması uygun değil!” diye seslerini yükselttiler.
Onlar böyle bağırır, üstlüklerini sallayıp havaya toz savururken komutan, Pavlusun kalenin içine götürülmesini buyurdu. Halkın neden Pavlusun aleyhine böyle bağırdığını öğrenmek için onun kamçılanarak sorguya çekilmesini istedi. Kendisini sırımlarla bağlayıp kollarını geriyorlardı ki, Pavlus orada duran yüzbaşıya, “Mahkemesi yapılmamış bir Roma vatandaşını kamçılamanız yasaya uygun mudur?” dedi.
Yüzbaşı bunu duyunca gidip komutana haber verdi. “Ne yapıyorsun?” dedi. “Bu adam Roma vatandaşıymış.”
Komutan Pavlusun yanına geldi, “Söyle bakayım, sen Romalı mısın?” diye sordu.
Pavlus da, “Evet” dedi.
Komutan, “Ben bu vatandaşlığı yüklü bir para ödeyerek elde ettim” diye karşılık verdi.
Pavlus, “Ben ise doğuştan Roma vatandaşıyım” dedi.
Onu sorguya çekecek olanlar hemen yanından çekilip gittiler. Kendisini bağlatan komutan da, onun Roma vatandaşı olduğunu anlayınca korktu.

Pavlus Kendini Savunuyor – Elçilerin İşleri 22

“Kardeşler ve babalar, size şimdi yapacağım savunmayı dinleyin” dedi. Pavlusun kendilerine İbrani dilinde seslendiğini duyduklarında daha derin bir sessizlik oldu. Pavlus şöyle devam etti: “Ben Yahudiyim. Kilikyanın Tarsus Kentinde doğdum ve burada, Yeruşalimde Gamalielin dizinin dibinde büyüdüm. Atalarımızın yasasıyla ilgili sıkı bir eğitimden geçtim. Bugün hepinizin yaptığı gibi, ben de Tanrı için gayretle çalışan biriydim. İsanın yolundan gidenlere öldüresiye zulmeder, kadın erkek demeden onları bağlayıp hapse atardım. Başkahin ile bütün kurul üyeleri söylediklerimi doğrulayabilirler. Onlardan Yahudi kardeşlere yazılmış mektuplar alarak Şama doğru yola çıkmıştım. Amacım, oradaki İsa inanlılarını da cezalandırmak üzere bağlayıp Yeruşalime getirmekti.
“Ben öğleye doğru yol alıp Şama yaklaşırken, birdenbire gökten parlak bir ışık çevremi aydınlattı. Yere yıkıldım. Bir sesin bana, Saul, Saul! Neden bana zulmediyorsun? dediğini işittim.
“ Ey Efendim, sen kimsin? diye sordum.
“Ses bana, Ben senin zulmettiğin Nasıralı İsayım dedi. Yanımdakiler ışığı gördülerse de, benimle konuşanın söylediklerini anlamadılar.
“ Rab, ne yapmalıyım? diye sordum.
“Rab bana, Kalk, Şama git dedi, Yapmanı tasarladığım her şey orada sana bildirilecek. Parlayan ışığın görkeminden gözlerim görmez olduğundan, yanımdakiler elimden tutup beni Şama götürdüler.
“Orada Hananya adında dindar, Kutsal Yasaya bağlı biri vardı. Kentte yaşayan bütün Yahudilerin kendisinden övgüyle söz ettiği bu adam gelip yanımda durdu ve, Saul kardeş, gözlerin görsün! dedi. Ve ben o anda onu gördüm.
“Hananya, Atalarımızın Tanrısı, kendisinin isteğini bilmen ve Adil Olanı görüp Onun ağzından bir ses işitmen için seni seçmiştir dedi. Görüp işittiklerini bütün insanlara duyurarak Onun tanıklığını yapacaksın. Haydi, ne bekliyorsun? Kalk, Onun adını anarak vaftiz ol ve günahlarından arın!
“Ben Yeruşalime döndükten sonra, tapınakta dua ettiğim bir sırada, kendimden geçerek Rabbi gördüm. Bana, Çabuk ol dedi, Yeruşalimden hemen ayrıl. Çünkü benimle ilgili tanıklığını kabul etmeyecekler.
“ Ya Rab dedim, Benim havradan havraya giderek sana inananları tutuklayıp dövdüğümü biliyorlar. Üstelik sana tanıklık eden İstefanosun kanı döküldüğü zaman, ben de oradaydım. Onu öldürenlerin kaftanlarına bekçilik ederek yapılanları onayladım.
“Rab bana, Git dedi, Seni uzaktaki uluslara göndereceğim. ”

Pavlus Kendini Savunuyor – Elçilerin İşleri 21

Kaleden içeri girmek üzereyken Pavlus komutana, “Sana bir şey söyleyebilir miyim?” dedi.
Komutan, “Grekçe biliyor musun?” dedi. “Sen bundan bir süre önce bir ayaklanma başlatıp dört bin tedhişçiyi çöle götüren Mısırlı değil misin?”
Pavlus, “Ben Kilikyadan Tarsuslu bir Yahudi, hiç de önemsiz olmayan bir kentin vatandaşıyım” dedi. “Rica ederim, halka birkaç söz söylememe izin ver.” Komutanın izin vermesi üzerine Pavlus merdivende dikilip eliyle halka bir işaret yaptı. Derin bir sessizlik olunca, İbrani dilinde konuşmaya başladı.

Pavlus Tutuklanıyor – Elçilerin İşleri 21

Yedi günlük süre bitmek üzereydi. Asya İlinden bazı Yahudiler Pavlusu tapınakta görünce bütün kalabalığı kışkırtarak onu yakaladılar. “Ey İsrailliler, yardım edin!” diye bağırdılar. “Her yerde herkese, halkımıza, Kutsal Yasaya ve bu kutsal yere karşı öğretiler yayan adam budur. Üstelik tapınağa bazı Grekleri sokarak bu kutsal yeri kirletti.” Bu Yahudiler, daha önce kentte Pavlusun yanında gördükleri Efesli Trofimosun, Pavlus tarafından tapınağa sokulduğunu sanıyorlardı.
Bütün kent ayağa kalkmıştı. Her taraftan koşuşup gelen halk Pavlusu tutup tapınaktan dışarı sürükledi. Arkasından tapınağın kapıları hemen kapatıldı. Onlar Pavlusu öldürmeye çalışırken, bütün Yeruşalimin karıştığı haberi Roma taburunun komutanına ulaştı. Komutan hemen yüzbaşılarla askerleri yanına alarak kalabalığın olduğu yere koştu. Komutanla askerleri gören halk Pavlusu dövmeyi bıraktı. O zaman komutan yaklaşıp Pavlusu yakaladı, çift zincirle bağlanması için buyruk verdi. Sonra, “Kimdir bu adam, ne yaptı?” diye sordu.
Kalabalıktakilerin her biri ayrı bir şey bağırıyordu. Kargaşalıktan ötürü kesin bilgi edinemeyen komutan, Pavlusun kaleye götürülmesini buyurdu. Pavlus merdivenlere geldiğinde kalabalık öylesine azmıştı ki, askerler onu taşımak zorunda kaldılar. Kalabalık, “Öldürün onu!” diye bağırarak onları izliyordu.

Pavlus Yeruşalimde – Elçilerin İşleri 21

Yeruşalime vardığımız zaman kardeşler bizi sevinçle karşıladılar. Ertesi gün Pavlusla birlikte Yakupu görmeye gittik. İhtiyarların hepsi orada toplanmıştı. Pavlus, onların hal hatırını sorduktan sonra, hizmetinin aracılığıyla Tanrının öteki uluslar arasında yaptıklarını teker teker anlattı.
Bunları işitince Tanrıyı yücelttiler. Pavlusa, “Görüyorsun kardeş, Yahudiler arasında binlerce imanlı var ve hepsi Kutsal Yasanın candan savunucusudur” dediler. “Ne var ki, duyduklarına göre sen öteki uluslar arasında yaşayan bütün Yahudilere, çocuklarını sünnet etmemelerini, törelerimize uymamalarını söylüyor, Musanın Yasasına sırt çevirmeleri gerektiğini öğretiyormuşsun. Şimdi ne yapmalı? Senin buraya geldiğini mutlaka duyacaklar. Bunun için sana dediğimizi yap. Aramızda adak adamış dört kişi var. Bunları yanına al, kendileriyle birlikte arınma törenine katıl. Başlarını tıraş edebilmeleri için kurban masraflarını sen öde. Böylelikle herkes, seninle ilgili duyduklarının asılsız olduğunu, senin de Kutsal Yasaya uygun olarak yaşadığını anlasın. Öteki uluslardan olan imanlılara gelince, biz onlara, putlara sunulan kurbanların etinden, kandan, boğularak öldürülen hayvanlardan ve fuhuştan sakınmalarını öngören kararımızı yazmıştık.”
Bunun üzerine Pavlus o dört kişiyi yanına aldı, ertesi gün onlarla birlikte arınma törenine katıldı. Sonra tapınağa girerek arınma günlerinin ne zaman tamamlanacağını, her birinin adına ne zaman kurban sunulacağını bildirdi.

Yeruşalime Yolculuk – Elçilerin İşleri 21

Onlardan ayrılınca denize açılıp doğru İstanköye gittik. Ertesi gün Rodosa, oradan da Pataraya geçtik. Fenikeye gidecek bir gemi bulduk, buna binip denize açıldık. Kıbrısı görünce güneyinden geçerek Suriyeye yöneldik ve Sur Kentinde karaya çıktık. Gemi, yükünü orada boşaltacaktı. İsanın oradaki öğrencilerini arayıp bulduk ve yanlarında bir hafta kaldık. Öğrenciler Ruhun yönlendirmesiyle Pavlusu Yeruşalime gitmemesi için uyardılar. Günümüz dolunca kentten ayrılıp yolumuza devam ettik. İmanlıların hepsi, eşleri ve çocuklarıyla birlikte bizi kentin dışına kadar geçirdiler. Deniz kıyısında diz çöküp dua ettik. Birbirimizle vedalaştıktan sonra biz gemiye bindik, onlar da evlerine döndüler.
Surdan deniz yolculuğumuza devam ederek Batlamya Kentine geldik. Oradaki kardeşleri ziyaret edip bir gün yanlarında kaldık. Ertesi gün ayrılıp Sezariyeye geldik. Yedilerden biri olan müjdeci Filipusun evine giderek onun yanında kaldık. Bu adamın peygamberlik eden, evlenmemiş dört kızı vardı.
Oraya varışımızdan birkaç gün sonra Yahudiyeden Hagavos adlı bir peygamber geldi. Bu adam bize yaklaşıp Pavlusun kuşağını aldı, bununla kendi ellerini ayaklarını bağlayarak dedi ki, “Kutsal Ruh şöyle diyor: Yahudiler, bu kuşağın sahibini Yeruşalimde böyle bağlayıp öteki uluslara teslim edecekler. ”
Bu sözleri duyunca hem bizler hem de oralılar Yeruşalime gitmemesi için Pavlusa yalvardık. Bunun üzerine Pavlus şöyle karşılık verdi: “Ne yapıyorsunuz, ne diye ağlayıp yüreğimi sızlatıyorsunuz? Ben Rab İsanın adı uğruna Yeruşalimde yalnız bağlanmaya değil, ölmeye de hazırım.”
Pavlusu ikna edemeyince, “Rabbin istediği olsun” diyerek sustuk.
Bir süre sonra hazırlığımızı yapıp Yeruşalime doğru yola çıktık. Sezariyedeki öğrencilerden bazıları da bizimle birlikte geldiler. Bizi, evinde kalacağımız adama, eski öğrencilerden Kıbrıslı Minasona götürdüler.

Pavlus Efesli İhtiyarlara Veda Ediyor – Elçilerin İşleri 20

Pavlus, Miletten Efese haber yollayarak kilisenin ihtiyarlarını yanına çağırttı. Yanına geldikleri zaman onlara şöyle dedi: “Asya İline ayak bastığım ilk günden beri, sizinle bulunduğum bütün süre boyunca, nasıl davrandığımı biliyorsunuz. Yahudilerin kurduğu düzenlerden çektiğim sıkıntıların ortasında Rabbe tam bir alçakgönüllülükle, gözyaşları içinde kulluk ettim. Yararlı olan herhangi bir şeyi size duyurmaktan, gerek açıkta gerek evden eve dolaşarak size öğretmekten çekinmedim. Hem Yahudileri hem de Grekleri, tövbe edip Tanrıya dönmeye ve Rabbimiz İsaya inanmaya çağırdım.
“Şimdi de Ruha boyun eğerek Yeruşalime gidiyorum. Orada başıma neler geleceğini bilmiyorum. Ancak Kutsal Ruh, beni zincirler ve sıkıntıların beklediğine dair her kentte beni uyarıyor. Canımı hiç önemsemiyorum, ona değer vermiyorum. Yeter ki yarışı bitireyim ve Rab İsadan aldığım görevi, Tanrının lütfunu bildiren Müjdeye tanıklık etme görevini tamamlayayım.
“Şimdi aralarında dolaşıp Tanrının Egemenliğini duyurduğum sizlerden hiçbirinin yüzümü bir daha görmeyeceğini biliyorum. Bu yüzden bugün size şunu açıkça söyleyeyim: Ben kimsenin uğrayacağı cezadan sorumlu değilim. Tanrının isteğini size tam olarak bildirmekten çekinmedim. Kendinize ve Kutsal Ruhun sizi gözetmen olarak görevlendirdiği bütün sürüye göz kulak olun. Rabbin kendi kanı pahasına sahip olduğu kiliseyi gütmek üzere atandınız. Ben gittikten sonra sürüyü esirgemeyen yırtıcı kurtların aranıza gireceğini biliyorum. Hatta öğrencileri kendi peşlerinden sürüklemek için sizin aranızdan da sapık sözler söyleyen kişiler çıkacak. Bunun için uyanık durun. Üç yıl boyunca, aralıksız, gece gündüz demeden, gözyaşı dökerek her birinizi nasıl uyardığımı hatırlayın.
“Şimdi sizi Tanrıya ve Onun lütfunu bildiren söze emanet ediyorum. Bu söz, sizi ruhça geliştirecek ve kutsal kılınmış olan bütün insanlar arasında mirasa kavuşturacak güçtedir. Ben hiç kimsenin altınına, gümüşüne ya da giysisine göz dikmedim. Siz de bilirsiniz ki, bu eller hem benim, hem de benimle birlikte olanların gereksinmelerini karşılamak için hizmet etmiştir. Yaptığım her işte sizlere, böyle emek vererek güçsüzlere yardım etmemiz ve Rab İsanın, Vermek, almaktan daha büyük mutluluktur diyen sözünü unutmamamız gerektiğini gösterdim.”
Pavlus bu sözleri söyledikten sonra diz çöküp onlarla birlikte dua etti. Sonra hepsi acı acı ağlayarak Pavlusun boynuna sarıldılar, onu öptüler. Onları en çok üzen, “Yüzümü bir daha görmeyeceksiniz” demesi oldu. Sonra onu gemiye kadar geçirdiler.

Pavlus Troasta – Elçilerin İşleri 20

Pavlus, kargaşalık yatıştıktan sonra öğrencileri çağırtıp onları yüreklendirdi. Sonra kendilerine veda ederek Makedonyaya gitmek üzere yola çıktı. O yöreleri dolaşarak imanlıları yüreklendiren birçok konuşmalar yaptıktan sonra Yunanistana gitti. Orada üç ay kaldı. Suriyeye deniz yoluyla gitmek üzereyken Yahudilerin kendisine karşı bir düzen kurması nedeniyle dönüşü Makedonya üzerinden yapmaya karar verdi. Piros oğlu Veriyalı Sopater, Selaniklilerden Aristarhus ile Sekundus, Derbeli Gayus, Timoteos ve Asya İlinden Tihikos ile Trofimos onunla birlikte gittiler. Bunlar önden gidip bizi Troasta beklediler. Biz de Mayasız Ekmek Bayramından sonra Filipiden denize açılıp beş günde Troasa gelerek onlarla buluştuk. Orada yedi gün kaldık.
Haftanın ilk günü ekmek bölmek için bir araya toplandığımızda Pavlus imanlılara bir konuşma yaptı. Ertesi gün oradan ayrılacağı için konuşmasını gece yarısına dek sürdürdü. Toplanmış olduğumuz üst kattaki odada birçok kandil yanıyordu. Eftihos adlı bir delikanlı pencerede oturuyordu. Pavlus konuşmasını uzattıkça Eftihosu uyku bastı. Uykuya dalınca da ikinci kattan aşağı düştü ve yerden ölüsü kaldırıldı. Aşağı inen Pavlus delikanlının üzerine kapanıp onu kucakladı. “Telaşlanmayın, yaşıyor!” dedi. Sonra yukarı çıkıp ekmek böldü ve yemek yedi. Gün doğuncaya dek onlarla uzun uzun konuştu, sonra oradan ayrıldı. Çocuğu diri olarak evine götüren imanlılar bu olaydan büyük cesaret aldılar.
Biz önden giderek gemiye bindik ve Assosa hareket ettik. Pavlusu oradan alacaktık. Kendisi karadan gitmek istediği için bunu böyle düzenlemişti. Bizi Assosta karşılayınca onu gemiye alıp Midilliye geçtik. Oradan denize açılıp ertesi gün Sakız Adasının karşısına geldik. Üçüncü gün Sisama uğradık ve bir gün sonra Milete vardık. Pavlus, Asya İlinde vakit kaybetmemek için Efese uğramamaya karar vermişti. Pentikost Günü Yeruşalimde olabilmek umuduyla acele ediyordu.

Efesteki Kargaşalık – Elçilerin İşleri 19

O sırada İsanın yoluna ilişkin büyük bir kargaşalık çıktı. Artemis Tapınağının gümüşten maketlerini yapan Dimitrios adlı bir kuyumcu, el sanatçılarına bir hayli iş sağlıyordu. Sanatçıları ve benzer işlerle uğraşanları bir araya toplayarak onlara şöyle dedi: “Efendiler, bu işten büyük kazanç sağladığımızı biliyorsunuz. Ama Pavlus denen bu adamın, elle yapılan tanrıların gerçek tanrılar olmadığını söyleyerek yalnız Efeste değil, neredeyse bütün Asya İlinde çok sayıda kişiyi kandırıp saptırdığını görüyor ve duyuyorsunuz. Hem bu sanatımız saygınlığını yitirmek tehlikesiyle karşı karşıyadır, hem de ulu tanrıça Artemisin Tapınağının hiçe sayılması ve bütün Asya İliyle bütün dünyanın tapındığı tanrıçanın, ululuğundan yoksun kalması tehlikesi vardır.”
Oradakiler bunu duyunca öfkeyle doldular. “Efeslilerin Artemisi uludur!” diye bağırmaya başladılar. Kent büsbütün karıştı. Halk, Pavlusun yol arkadaşlarından Makedonyalı Gayus ve Aristarhusu yakalayıp sürükleyerek birlikte tiyatroya koşuştu. Pavlus halkın arasına girmek istediyse de, öğrenciler onu bırakmadı. Hatta, Pavlusun dostu olan bazı Asya İli yöneticileri ona haber yollayarak tiyatroda görünmemesi için yalvardılar.
Tiyatrodaki topluluk karışıklık içindeydi. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Çoğu ne için toplandığını bile bilmiyordu. Yahudiler İskenderi öne çıkarınca kalabalıktan bazıları olayı ona bağladı. Eliyle bir işaret yapan İskender, halka savunmasını yapmak istedi. Ama halk kendisinin Yahudi olduğunu anlayınca hep bir ağızdan yaklaşık iki saat boyunca, “Efeslilerin Artemisi uludur!” diye bağırıp durdu.
Kalabalığı yatıştıran belediye yazmanı, “Ey Efesliler” dedi, “Efes Kentinin, ulu Artemis Tapınağının ve gökten düşen kutsal taşın bekçisi olduğunu bilmeyen var mı? Bunları hiç kimse inkar edemez. Bunun için sakin olmanız ve düşüncesiz bir şey yapmamanız gerekir. Buraya getirdiğiniz bu adamlar, ne tapınakları yağma ettiler, ne de tanrıçamıza sövdüler. Dimitrios ve sanatçı arkadaşlarının herhangi birinden şikayeti varsa, mahkemeler açık, yargıçlar da var. Karşılıklı suçlamalarını orada yapsınlar. Soruşturacağınız başka bir durum varsa, bunun yasal bir toplantıda çözümlenmesi gerekir. Bugünkü olaylardan ötürü ayaklanma suçundan yargılanmak tehlikesindeyiz. Hiçbir gerekçesi olmayan bu kargaşanın hesabını veremeyeceğiz.” Bunları söyledikten sonra topluluğu dağıttı.

Pavlus Efeste – Elçilerin İşleri 19

Apollos Korintteyken Pavlus, iç bölgelerden geçerek Efese geldi. Orada bazı öğrencileri bularak onlara, “İman ettiğiniz zaman Kutsal Ruhu aldınız mı?” diye sordu.
“Kutsal Ruhun varlığından haberimiz yok ki!” dediler.
“Öyleyse neye dayanarak vaftiz oldunuz?” diye sordu.
“Yahyanın öğretisine dayanarak vaftiz olduk” dediler.
Pavlus, “Yahyanın yaptığı vaftiz, tövbeyle ilgili bir vaftizdi” dedi. “Halka, kendisinden sonra gelecek Olana, yani İsaya inanmalarını söyledi.” Onlar bunu duyunca, Rab İsanın adıyla vaftiz oldular. Pavlus ellerini onların üzerine koyunca Kutsal Ruh üzerlerine indi ve bilmedikleri dillerle konuşup peygamberlik etmeye başladılar. Aşağı yukarı on iki kişiydiler.
Havraya giren Pavlus cesaretle konuşmaya başladı. Üç ay boyunca oradakilerle tartışıp durdu, onları Tanrının Egemenliği konusunda ikna etmeye çalıştı. Ne var ki, bazıları sert bir tutum takınıp ikna olmamakta direndiler ve İsanın yolunu halkın önünde kötülemeye başladılar. Bunun üzerine Pavlus onlardan ayrıldı. Öğrencilerini de alıp götürdü ve Tiranusun dershanesinde her gün tartışmalarını sürdürdü. Bu durum iki yıl sürdü. Sonunda Yahudi olsun Grek olsun, Asya İlinde yaşayan herkes Rabbin sözünü işitti.
Tanrı, Pavlusun eliyle olağanüstü mucizeler yaratıyordu. Şöyle ki, Pavlusun bedenine değen peşkir ve peştamallar hasta olanlara götürüldüğünde, hastalıkları yok oluyor, kötü ruhlar içlerinden çıkıyordu.
Çevrede dolaşıp kötü ruhları kovmakla uğraşan bazı Yahudiler de kötü ruhlara tutsak olanları Rab İsanın adını anarak kurtarmaya kalkıştılar. “Pavlusun tanıttığı İsanın adıyla size emrediyoruz!” diyorlardı. Bunu yapanlar arasında Skeva adlı bir Yahudi başkahinin yedi oğlu da vardı.
Kötü ruh ise onlara şöyle karşılık verdi: “İsayı biliyor, Pavlusu da tanıyorum, ama siz kimsiniz?” İçinde kötü ruh bulunan adam onlara saldırdı, hepsini alt ederek bozguna uğrattı. Öyle ki, o evden çıplak ve yaralı olarak kaçtılar.
Bu haber, Efeste yaşayan bütün Yahudilerle Greklere ulaştı. Hepsini bir korku aldı ve Rab İsanın adı büyük bir saygınlık kazandı. İman edenlerin birçoğu geliyor, yaptıkları kötülükleri itiraf edip anlatıyordu. Büyücülükle uğraşmış bir sürü kişi de kitaplarını toplayıp herkesin önünde yaktılar. Kitapların değerini hesapladıklarında toplam elli bin gümüş tuttuğunu gördüler. Böylelikle Rabbin sözü güçlü biçimde yayılıp etkinlik kazanıyordu.
Pavlus, bu olup bitenlerden sonra Makedonya ve Ahayadan geçip Yeruşalime gitmeye karar verdi. “Oraya gittikten sonra Romayı da görmem gerek” diyordu. Yardımcılarından ikisini, Timoteos ile Erastusu Makedonyaya göndererek kendisi bir süre daha Asya İlinde kaldı.

Apollos – Elçilerin İşleri 18

Bu arada İskenderiye doğumlu Apollos adında bir Yahudi Efese geldi. Üstün bir konuşma yeteneği olan Apollos, Kutsal Yazıları çok iyi biliyordu. Rabbin yolunda eğitilmiş bir kişiydi. Ateşli bir ruhla konuşuyor ve sadece Yahyanın vaftizini bildiği halde İsayla ilgili gerçekleri doğru öğretiyordu. Havrada cesaretle konuşmaya başladı. Kendisini dinleyen Priskilla ile Akvila, onu yanlarına alarak Tanrı yolunu ona daha doğru biçimde açıkladılar.
Apollos Ahayaya gitmek isteyince kardeşler onu cesaretlendirdiler. Onu iyi karşılamaları için oradaki öğrencilere mektup yazdılar. Apollos Ahayaya varınca Tanrının lütfuyla iman etmiş olanlara çok yardım etti. Şöyle ki Kutsal Yazılardan, İsanın Mesih olduğunu kanıtlayarak Yahudilerin iddialarını açıkça ve güçlü bir şekilde çürüttü.

Antakyaya Dönüş – Elçilerin İşleri 18

Pavlus Korintteki kardeşlerin yanında bir süre daha kaldı. Sonra onlarla vedalaştı, Priskilla ve Akvila ile birlikte Suriyeye gitmek üzere gemiyle yola çıktı. Adakta bulunmuş olduğu için Kenherede saçlarını kestirmişti. Efese vardıkları zaman Priskilla ve Akvilayı orada bıraktı. Kendisi havraya giderek Yahudilerle tartışmaya başladı. Bunlar daha uzun bir süre kalmasını istedilerse de, Pavlus kabul etmedi. Ama onlara veda ederken, “Tanrı dilerse yanınıza yine döneceğim” dedi. Sonra Efesten denize açıldı.
Sezariyeye vardıktan sonra Yeruşalime gidip oradaki kiliseyi ziyaret etti, oradan da Antakyaya geçti. Bir süre orada kaldıktan sonra yola çıktı; Galatya bölgesini ve Frikyayı dolaşarak bütün öğrencileri ruhça pekiştirdi.

Korintte – Elçilerin İşleri 18

Bundan sonra Pavlus Atinadan ayrılıp Korinte gitti. Orada Pontus doğumlu, Akvila adında bir Yahudi ile karısı Priskillayı buldu. Bunlar, Klavdiusun bütün Yahudilerin Romayı terk etmesi yolundaki buyruğu üzerine, kısa süre önce İtalyadan gelmişlerdi. Akvila ile Priskillanın yanına giden Pavlus, aynı meslekten olduğundan onlarla kalıp çalıştı. Çünkü meslekleri çadırcılıktı. Pavlus, her Şabat Günü havrada tartışarak hem Yahudileri hem Grekleri ikna etmeye çalışıyordu.
Silasla Timoteos Makedonyadan gelince, Pavlus kendini tümüyle Tanrı sözünü yaymaya verdi. Yahudilere, İsanın Mesih olduğuna dair tanıklık ediyordu. Ama Yahudiler karşı gelip ona sövmeye başlayınca Pavlus, giysilerini silkerek, “Başınıza geleceklerin sorumlusu sizsiniz!” dedi. “Sorumluluk benden gitti. Bundan böyle öteki uluslara gideceğim.” Pavlus oradan çıktı, Tanrıya tapan Titius Yustus adlı birinin evine gitti. Yustusun evi havranın bitişiğindeydi. Havranın yöneticisi Krispus bütün ev halkıyla birlikte Rabbe inandı. Pavlusu dinleyen Korintlilerden birçoğu da inanıp vaftiz oldu.
Bir gece Rab bir görümde Pavlusa, “Korkma” dedi, “Konuş, susma! Ben seninle birlikteyim; hiç kimse sana dokunmayacak, kötülük yapmayacak. Çünkü bu kentte benim halkım çoktur.” Pavlus, orada bir buçuk yıl kaldı ve halka sürekli Tanrının sözünü öğretti.
Gallionun Ahaya Valisi olduğu sıralarda, hep birlikte Pavlusa karşı gelen Yahudiler onu mahkemeye çıkardılar. “Bu adam Yasaya aykırı biçimde Tanrıya tapınmaları için insanları kandırıyor” dediler.
Pavlus tam söze başlayacakken Gallio Yahudilere şöyle dedi: “Ey Yahudiler, davanız bir haksızlık ya da ciddi bir suçla ilgili olsaydı, sizleri sabırla dinlemem gerekirdi. Ama sorun bir öğreti, bazı adlar ve kendi yasanızla ilgili olduğuna göre, bu davaya kendiniz bakın. Ben böyle şeylere yargıçlık etmek istemem.” Sonra Gallio onları mahkemeden kovdu. Hep birlikte, havranın yöneticisi Sostenisi yakalayıp mahkemenin önünde dövdüler. Gallio ise olup bitenlere hiç aldırmadı.

Atinada – Elçilerin İşleri 17

Onları Atinada bekleyen Pavlus, kenti putlarla dolu görünce yüreğinde derin bir acı duydu. Bu nedenle, gerek havrada Yahudilerle ve Tanrıya tapan yabancılarla, gerek her gün çarşı meydanında karşılaştığı kişilerle tartışıp durdu. Epikürcü ve Stoacı bazı filozoflar onunla atışmaya başladılar. Kimi, “Bu lafebesi ne demek istiyor?” derken, kimi de, “Galiba yabancı ilahların haberciliğini yapıyor” diyordu. Çünkü Pavlus, İsayla ve dirilişle ilgili Müjdeyi duyuruyordu. Onlar Pavlusu alıp Ares Tepesi Kuruluna götürdüler. Ona, “Yaydığın bu yeni öğretinin ne olduğunu öğrenebilir miyiz?” dediler. “Kulağımıza yabancı gelen bazı konulardan söz ediyorsun. Bunların anlamını öğrenmek isteriz.”
Bütün Atinalılar ve kentte bulunan yabancılar, vakitlerini hep yeni düşünceleri anlatarak ve dinleyerek geçirirlerdi.
Pavlus, Ares Tepesi Kurulunun önüne çıkıp şunları söyledi: “Ey Atinalılar, sizin her bakımdan çok dindar olduğunuzu görüyorum. Ben çevrede dolaşırken, tapındığınız yerleri incelerken üzerinde,
BİLİNMEYEN TANRIYA diye yazılmış bir sunağa bile rastladım. Sizin bilmeden tapındığınız bu Tanrıyı ben size tanıtayım.
“Dünyayı ve içindekilerin tümünü yaratan, yerin ve göğün Rabbi olan Tanrı, elle yapılmış tapınaklarda oturmaz. Herkese yaşam, soluk ve her şeyi veren kendisi olduğuna göre, bir şeye gereksinmesi varmış gibi Ona insan eliyle hizmet edilmez. Tanrı, bütün ulusları tek insandan türetti ve onları yeryüzünün dört bucağına yerleştirdi. Ulusların sürelerini ve yerleşecekleri bölgelerin sınırlarını önceden saptadı. Bunu, kendisini arasınlar ve el yordamıyla da olsa bulabilsinler diye yaptı. Aslında Tanrı hiçbirimizden uzak değildir. Nitekim, Onda yaşıyor ve hareket ediyoruz; Onda varız. Bazı ozanlarınızın belirttiği gibi, Biz de Onun soyundanız.
“Tanrının soyundan olduğumuza göre, tanrısal özün, insan düşüncesi ve becerisiyle biçimlendirilmiş altın, gümüş ya da taştan bir nesneye benzediğini düşünmemeliyiz. Tanrı, geçmiş dönemlerin bilgisizliğini görmezlikten geldi; ama şimdi her yerde herkesin tövbe etmesini buyuruyor. Çünkü dünyayı, atadığı Kişi aracılığıyla adaletle yargılayacağı günü saptamıştır. Bu Kişiyi ölümden diriltmekle bunun güvencesini herkese vermiştir.”
Ölülerin dirilmesiyle ilgili sözleri duyunca kimi alay etti, kimi de, “Seni bu konuda bir daha dinlemek isteriz” dedi. Bunun üzerine Pavlus aralarından çıkıp gitti. Birkaç kişi ona katılıp inandı. Bunların arasında kurul üyesi Dionisios, Damaris adlı bir kadın ve birkaç kişi daha vardı.

Veriyada – Elçilerin İşleri 17

Kardeşler hemen o gece Pavlusla Silası Veriya Kentine gönderdiler. Onlar oraya varınca Yahudilerin havrasına gittiler. Veriyadaki Yahudiler Selaniktekilerden daha açık fikirliydi. Tanrı sözünü büyük ilgiyle karşılayarak her gün Kutsal Yazıları inceliyor, öğretilenlerin doğru olup olmadığını araştırıyorlardı. Böylelikle içlerinden birçokları ve çok sayıda saygın Grek kadın ve erkek iman etti.
Selanikteki Yahudiler Pavlusun Veriyada da Tanrının sözünü duyurduğunu öğrenince oraya gittiler, halkı kışkırtıp ayağa kaldırdılar. Bunun üzerine kardeşler Pavlusu hemen deniz kıyısına yolladılar. Silas ile Timoteos ise Veriyada kaldılar. Pavlusla birlikte gidenler onu Atinaya kadar götürdüler. Sonra Pavlustan, Silasla Timoteosun bir an önce kendisine yetişmeleri yolunda buyruk alarak geri döndüler.

Selanikte – Elçilerin İşleri 17

Amfipolis ve Apollonyadan geçerek Selanike geldiler. Burada Yahudilerin bir havrası vardı. Pavlus, her zamanki gibi Yahudilere giderek art arda üç Şabat Günü onlarla Kutsal Yazılar üzerinde tartıştı. Mesihin acı çekip ölümden dirilmesi gerektiğine dair açıklamalarda bulunuyor, kanıtlar gösteriyordu. “Size duyurmakta olduğum bu İsa, Mesihtir” diyordu. Onlardan bazıları, Tanrıya tapan Greklerden büyük bir topluluk ve ileri gelen kadınların da birçoğu ikna olup Pavlusla Silasa katıldılar.
Yahudiler bunu kıskandı. Çarşı pazardan topladıkları bazı kötü insanlardan bir kalabalık oluşturup kentte kargaşalık çıkarttılar. Pavlusla Silası bulmak ve halkın önünde yargılamak amacıyla Yasonun evine saldırdılar. Onları bulamayınca, Yason ile bazı kardeşleri kent yetkililerinin önüne sürüklediler. “Dünyayı altüst eden o adamlar buraya da geldiler” diye bağırıyorlardı. “Yason onları evine aldı. Onların hepsi, İsa adında başka bir kral olduğunu söyleyerek Sezarın buyruklarına karşı geliyorlar.” Bu sözleri işiten kalabalık ve kentin yetkilileri telaşa kapıldı. Sonunda yetkililer Yason ve öbürlerini kefaletle serbest bıraktılar.

Pavlusla Silas Hapiste – Elçilerin İşleri 16

Bir gün biz dua yerine giderken, karşımıza, falcılık ruhuna tutulmuş köle bir kız çıktı. Bu kız, gelecekten haber vererek efendilerine bir hayli kazanç sağlıyordu. Pavlusu ve bizleri izleyerek, “Bu adamlar yüce Tanrının kullarıdır, size kurtuluş yolunu bildiriyorlar!” diye bağırıp durdu. Ve günlerce sürdürdü bunu. Sonunda, bundan çok rahatsız olan Pavlus arkasına dönerek ruha, “İsa Mesihin adıyla, bu kızın içinden çıkmanı buyuruyorum” dedi. Ruh hemen kızın içinden çıktı.
Kızın efendileri, kazanç umutlarının yok olduğunu görünce Pavlusla Silası yakalayıp çarşı meydanına, yetkililerin önüne sürüklediler. Onları yargıçların karşısına çıkartarak, “Bu adamlar Yahudidir” dediler, “Kentimizi altüst ettiler. Biz Romalılar için benimsenmesi ve uygulanması yasak birtakım töreler yayıyorlar.”
Halk da Pavlusla Silasa yapılan saldırıya katıldı. Yargıçlar onların giysilerini yırtıp sıyırarak değnekle dövülmeleri için buyruk verdi. Onları iyice dövdürdükten sonra hapse attılar. Zindancıya, onları sıkı güvenlik altında tutmasını buyurdular. Bu buyruğu alan zindancı onları hapishanenin iç bölmesine atarak ayaklarını tomruğa vurdu.
Gece yarısına doğru Pavlusla Silas dua ediyor, Tanrıyı ilahilerle yüceltiyorlardı. Öbür tutuklular da onları dinliyordu. Birdenbire öyle şiddetli bir deprem oldu ki, tutukevi temelden sarsıldı. Bir anda bütün kapılar açıldı, herkesin zincirleri çözüldü. Zindancı uyandı. Zindan kapılarını açık görünce kılıcını çekip canına kıymak istedi. Çünkü tutukluların kaçtığını sanmıştı. Ama Pavlus yüksek sesle, “Canına kıyma, hepimiz buradayız!” diye seslendi.
Zindancı ışık getirtip içeri daldı. Titreyerek Pavlusla Silasın önünde yere kapandı. Onları dışarı çıkararak, “Efendiler, kurtulmak için ne yapmam gerekir?” diye sordu.
Onlar, “Rab İsaya iman et, sen de ev halkın da kurtulursunuz” dediler. Sonra kendisine ve ev halkının hepsine Rabbin sözünü bildirdiler. Gecenin o saatinde zindancı onları götürüp yaralarını yıkadı. Sonra hem kendisi hem ev halkı hemen vaftiz oldu. Pavlusla Silası evine götürerek sofra kurdu. Tanrıya inanmak, onu ve evindekilerin hepsini sevince boğmuştu.
Gün doğunca yargıçlar görevlileri göndererek, “O adamları serbest bırak” dediler. Zindancı bu sözleri Pavlusa iletti. “Yargıçlar serbest bırakılmanız için haber gönderdi. Şimdi çıkabilirsiniz, esenlikle gidin” dedi.
Ama Pavlus görevlilere şöyle dedi: “Roma vatandaşı olduğumuz halde, bizi yargılamadan herkesin önünde dövüp hapse attılar. Şimdi bizi gizlice mi kovacaklar? Olmaz böyle şey! Kendileri gelsinler, bizi alıp çıkarsınlar!”
Görevliler bu sözleri yargıçlara iletti. Yargıçlar, Pavlusla Silasın Roma vatandaşı olduğunu duyunca korktular. Gelip özür dilediler. Sonra onları dışarı çıkararak kentten ayrılmalarını rica ettiler. Pavlusla Silas zindandan çıkınca Lidyanın evine gittiler. Kardeşlerle görüşüp onları yüreklendirdikten sonra oradan ayrıldılar.

Lidyanın İman Etmesi – Elçilerin İşleri 16

Troastan denize açılıp doğru Semadirek Adasına, ertesi gün de Neapolise gittik. Oradan da Filipiye geçtik. Burası bir Roma yerleşim merkezi ve Makedonyanın o bölgesinde önemli bir kentti. Birkaç gün bu kentte kaldık.
Şabat Günü kent kapısından çıkıp ırmak kıyısına gittik. Orada bir dua yeri olacağını düşünüyorduk. Oturduk, orada toplanmış kadınlarla konuşmaya başladık. Bizi dinleyenler arasında Tiyatira Kentinden Lidya adında bir kadın vardı. Mor kumaş ticareti yapan Lidya, Tanrıya tapan biriydi. Pavlusun söylediklerine kulak vermesi için Rab onun yüreğini açtı. Lidya, ev halkıyla birlikte vaftiz olduktan sonra bizi evine çağırdı. “Beni Rabbin bir inanlısı kabul ediyorsanız, gelin, evimde kalın” dedi ve bizi razı etti.

Pavlusun Makedonyayla İlgili Görümü – Elçilerin İşleri 16

Kutsal Ruhun, Tanrı sözünü Asya İlinde yaymalarını engellemesi üzerine Pavlusla arkadaşları Frikya ve Galatya bölgesinden geçtiler. Misya sınırına geldiklerinde Bitinya bölgesine geçmek istediler. Ama İsanın Ruhu onlara izin vermedi. Bunun üzerine Misyadan geçip Troas Kentine gittiler. O gece Pavlus bir görüm gördü. Önünde Makedonyalı bir adam durmuş, ona yalvarıyordu: “Makedonyaya geçip bize yardım et” diyordu. Pavlusun gördüğü bu görümden sonra hemen Makedonyaya gitmenin bir yolunu aradık. Çünkü Tanrının bizi, Müjdeyi oradakilere duyurmaya çağırdığı sonucuna varmıştık.

Timoteos, Pavlusla Silasa Katılıyor – Elçilerin İşleri 16

Pavlus, Derbe ve Listraya da uğradı. Listrada Timoteos adında bir İsa öğrencisi vardı. Annesi imanlı bir Yahudi, babası ise Grekti. Listra ve Konyadaki kardeşler ondan övgüyle söz ediyorlardı. Timoteosu kendisiyle birlikte götürmek isteyen Pavlus, oralarda bulunan Yahudiler yüzünden onu sünnet ettirdi. Çünkü hepsi, babasının Grek olduğunu biliyordu. Kent kent dolaşarak Yeruşalimdeki elçilerle ihtiyarların aldığı kararları imanlılara iletiyor, bunlara uymalarını istiyorlardı. Böylelikle toplulukların imanı güçleniyor ve sayıları günden güne artıyordu.

Pavlusla Barnaba Arasında Anlaşmazlık – Elçilerin İşleri 15

Bundan bir süre sonra Pavlus Barnabaya, “Rabbin sözünü duyurduğumuz bütün kentlere dönüp kardeşleri ziyaret edelim, nasıl olduklarını görelim” dedi. Barnaba, Markos denilen Yuhannayı da yanlarında götürmek istiyordu. Ama Pavlus, Pamfilyada kendilerini yüzüstü bırakıp birlikte göreve devam etmeyen Markosu yanlarında götürmeyi uygun görmedi. Aralarında öylesine keskin bir anlaşmazlık çıktı ki, birbirlerinden ayrıldılar. Barnaba Markosu alıp Kıbrısa doğru yelken açtı. Silası seçen Pavlus ise, kardeşlerce Rabbin lütfuna emanet edildikten sonra yola çıktı. Suriye ve Kilikya bölgelerini dolaşarak inanlı topluluklarını pekiştirdi.

Öteki Uluslardan Olan İmanlılara Mektup – Elçilerin İşleri 15

Bunun üzerine bütün inanlılar topluluğuyla elçiler ve ihtiyarlar, kendi aralarından seçtikleri adamları Pavlus ve Barnabayla birlikte Antakyaya göndermeye karar verdiler. Kardeşlerin önde gelenlerinden Barsabba denilen Yahuda ile Silası seçtiler. Onların eliyle şu mektubu yolladılar:
“Kardeşleriniz olan biz elçilerle ihtiyarlardan, öteki uluslardan olup Antakya, Suriye ve Kilikyada bulunan siz kardeşlere selam! Bizden bazı kişilerin yanınıza geldiğini, sözleriyle sizi tedirgin edip aklınızı karıştırdığını duyduk. Oysa onları biz göndermedik. Bu nedenle aramızdan seçtiğimiz bazı kişileri, sevgili kardeşlerimiz Barnaba ve Pavlusla birlikte size göndermeye oybirliğiyle karar verdik. Bu ikisi, Rabbimiz İsa Mesihin adı uğruna canlarını gözden çıkarmış kişilerdir. Kararımız uyarınca size Yahuda ile Silası gönderiyoruz. Onlar aynı şeyleri sözlü olarak da aktaracaklar. Kutsal Ruh ve bizler, gerekli olan şu kuralların dışında size herhangi bir şey yüklememeyi uygun gördük: Putlara sunulan kurbanların etinden, kandan, boğularak öldürülen hayvanların etinden ve fuhuştan sakınmalısınız. Bunlardan kaçınırsanız, iyi edersiniz. Esen kalın.”
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler. İmanlılar, mektuptaki yüreklendirici sözleri okuyunca sevindiler. Kendileri peygamber olan Yahuda ile Silas, birçok konuşmalar yaparak kardeşleri yüreklendirip ruhça pekiştirdiler. Bir süre orada kaldıktan sonra, kendilerini göndermiş olanların yanına dönmek üzere kardeşler tarafından esenlikle yolcu edildiler. Pavlusla Barnaba ise Antakyada kaldılar, birçoklarıyla birlikte öğretip Rabbin sözünü müjdelediler.

Yeruşalimdeki Toplantı – Elçilerin İşleri 15

Yahudiyeden gelen bazı kişiler Antakyadaki kardeşlere, “Siz Musanın töresi uyarınca sünnet olmadıkça kurtulamazsınız” diye öğretiyorlardı. Pavlusla Barnaba bu adamlarla bir hayli çekişip tartıştılar. Sonunda Pavlusla Barnabanın, başka birkaç kardeşle birlikte Yeruşalime gidip bu sorunu elçiler ve ihtiyarlarla görüşmesi kararlaştırıldı. Böylece kilise tarafından gönderilenler, öteki uluslardan olanların Tanrıya nasıl döndüğünü anlata anlata Fenike ve Samiriye bölgelerinden geçerek bütün kardeşlere büyük sevinç verdiler. Yeruşalime geldiklerinde inanlılar topluluğu, elçiler ve ihtiyarlarca iyi karşılandılar. Tanrının kendileri aracılığıyla yapmış olduğu her şeyi anlattılar.
Ne var ki, Ferisi mezhebinden bazı imanlılar kalkıp şöyle dediler: “Öteki uluslardan olanları sünnet etmek ve onlara Musanın Yasasına uymalarını buyurmak gerekir.”
Elçilerle ihtiyarlar bu konuyu görüşmek için toplandılar. Uzunca bir tartışmadan sonra Petrus ayağa kalkıp onlara, “Kardeşler” dedi, “Öteki uluslar Müjdenin bildirisini benim ağzımdan duyup inansınlar diye Tanrının uzun zaman önce aranızdan beni seçtiğini biliyorsunuz. İnsanın yüreğini bilen Tanrı, Kutsal Ruhu tıpkı bize verdiği gibi onlara da vermekle, onları kabul ettiğini gösterdi. Onlarla bizim aramızda hiçbir ayrım yapmadı, iman etmeleri üzerine yüreklerini arındırdı. Öyleyse, ne bizim ne de atalarımızın taşıyamadığı bir boyunduruğu öğrencilerin boynuna geçirerek şimdi neden Tanrıyı deniyorsunuz? Bizler, Rab İsanın lütfuyla kurtulduğumuza inanıyoruz; onlar da öyle.”
Bunun üzerine bütün topluluk sustu ve Barnabayla Pavlusu dinlemeye başladı. Barnabayla Pavlus, Tanrının kendileri aracılığıyla öteki uluslar arasında yaptığı harikalarla belirtileri tek tek anlattılar. Onlar konuşmalarını bitirince Yakup söz aldı: “Kardeşler, beni dinleyin” dedi. “Simun, Tanrının öteki uluslardan kendine ait olacak bir halk çıkarmak amacıyla onlara ilk kez nasıl yaklaştığını anlatmıştır. Peygamberlerin sözleri de bunu doğrulamaktadır. Yazılmış olduğu gibi:
Bundan sonra ben geri dönüp,
Davutun yıkık konutunu yeniden kuracağım.
Onun yıkıntılarını yeniden kurup
Onu tekrar ayağa kaldıracağım.
Öyle ki, geriye kalan insanlar,
Bana ait olan bütün uluslar Rabbi arasınlar.
Bunları ta başlangıçtan bildiren Rab,
İşte böyle diyor.
“Bu nedenle, kanımca öteki uluslardan Tanrıya dönenlere güçlük çıkarmamalıyız. Ancak putlara sunulup murdar hale gelen etlerden, fuhuştan, boğularak öldürülen hayvanların etinden ve kandan sakınmaları gerektiğini onlara yazmalıyız. Çünkü çok eski zamanlardan beri Musanın sözleri her kentte duyurulmakta, her Şabat Günü havralarda okunmaktadır.”

Antakyaya Dönüş – Elçilerin İşleri 14

O kentte de Müjdeyi duyurup birçok öğrenci edindiler.

Pavlusla Barnaba daha sonra Listra, Konya ve Antakyaya dönerek öğrencileri ruhça pekiştirdiler, imana bağlı kalmaları için onlara cesaret verdiler. “Tanrının Egemenliğine, birçok sıkıntıdan geçerek girmemiz gerekir” diyorlardı. İmanlılar için her kilisede ihtiyarlar seçtiler. Dua ve oruçla onları, inandıkları Rabbe emanet ettiler.
Pisidya bölgesinden geçerek Pamfilyaya geldiler. Pergede Tanrı sözünü bildirdikten sonra Antalyaya gittiler. Oradan gemiyle, artık tamamlamış bulundukları görev için Tanrının lütfuna emanet edildikleri yer olan Antakyaya döndüler. Oraya vardıklarında inanlılar topluluğunu bir araya getirip Tanrının kendileri aracılığıyla neler yaptığını, öteki uluslara iman kapısını nasıl açtığını anlattılar. Oradaki öğrencilerin yanında uzun bir süre kaldılar.

Listra ve Derbede – Elçilerin İşleri 14

Listrada, ayakları tutmayan bir adam vardı. Doğuştan kötürümdü, hiç yürüyemiyordu. Pavlusun söylediklerini dinledi. Onu dikkatle süzen Pavlus, iyileştirilebileceğine imanı olduğunu görerek yüksek sesle ona, “Kalk, ayaklarının üzerinde dur!” dedi. Adam yerinden fırlayıp yürümeye başladı.
Pavlusun ne yaptığını gören halk Likaonya dilinde, “Tanrılar insan kılığına girip yanımıza inmiş!” diye haykırdı. Barnabaya Zeus, Pavlusa da konuşmada öncülük ettiği için Hermes adını taktılar. Kentin hemen dışında bulunan Zeus Tapınağının kahini kent kapılarına boğalar ve çelenkler getirdi, halkla birlikte elçilere kurban sunmak istedi.
Ne var ki elçiler, Barnabayla Pavlus, bunu duyunca giysilerini yırtarak kalabalığın içine daldılar. “Efendiler, neden böyle şeyler yapıyorsunuz?” diye bağırdılar. “Biz de sizin gibi insanız, aynı yaradılışa sahibiz. Size müjde getiriyoruz. Sizi bu boş şeylerden vazgeçmeye, yeri, göğü, denizi ve bunların içindekilerin hepsini yaratan, yaşayan Tanrıya dönmeye çağırıyoruz. Geçmiş çağlarda Tanrı, bütün ulusların kendi yollarından gitmelerine izin verdi. Yine de kendini tanıksız bırakmadı. Size iyilik ediyor. Gökten yağmur yağdırıyor, çeşitli ürünleriyle mevsimleri düzenliyor, sizi yiyecekle doyurup yüreklerinizi sevinçle dolduruyor.” Bu sözlerle bile halkın kendilerine kurban sunmasını güçlükle engelleyebildiler.
Ne var ki, Antakya ve Konyadan gelen bazı Yahudiler, halkı kendi taraflarına çekerek Pavlusu taşladılar; onu ölmüş sanarak kentin dışına sürüklediler. Ama öğrenciler çevresinde toplanınca Pavlus ayağa kalkıp kente döndü. Ertesi gün Barnabayla birlikte Derbeye gitti.

Konyada – Elçilerin İşleri 14

Aynı şekilde Konyada da Yahudilerin havrasına giren Pavlusla Barnaba öyle etkili konuştular ki, hem Yahudilerden hem de Greklerden çok kişi iman etti. Ama inanmayan Yahudiler, öteki uluslardan olanları kardeşlere karşı kışkırtarak zihinlerini bulandırdılar. Orada uzunca bir süre kalan Pavlusla Barnaba, Rab hakkında cesaretle konuşuyorlardı. Rab de onlara belirtiler ve harikalar yapma gücü vererek kendi lütfunu açıklayan bildiriyi doğruladı. Kent halkı ikiye bölündü. Bazıları Yahudilerin, bazıları da elçilerin tarafını tuttu.
Yahudilerle öteki uluslardan olanlar ve bunların yöneticileri, elçileri hırpalayıp taşa tutmak için düzen kurdular. Bunu öğrenen Pavlusla Barnaba, Likaonyanın Listra ve Derbe kentlerine ve çevre bölgeye kaçarak oralarda da Müjdeyi yaydılar.

Pisidya Sınırındaki Antakyada – Elçilerin İşleri 13

Pavlusla beraberindekiler Baftan denize açılıp Pamfilya bölgesinin Perge Kentine gittiler. Yuhanna ise onları bırakıp Yeruşalime döndü. Onlar Pergeden yollarına devam ederek Pisidya sınırındaki Antakyaya geçtiler. Şabat Günü havraya girip oturdular. Kutsal Yasa ve peygamberlerin yazıları okunduktan sonra, havranın yöneticileri onlara, “Kardeşler, halka verecek bir öğüdünüz varsa buyurun, konuşun” diye haber yolladılar.
Pavlus ayağa kalktı, eliyle bir işaret yaparak, “Ey İsrailliler ve Tanrıdan korkan yabancılar, dinleyin” dedi. “Bu halkın, yani İsrailin Tanrısı, bizim atalarımızı seçti ve Mısırda gurbette yaşadıkları süre içinde onları büyük bir ulus yaptı. Sonra güçlü eliyle onları oradan çıkardı, çölde yaklaşık kırk yıl onlara katlandı. Kenan ülkesinde yenilgiye uğrattığı yedi ulusun topraklarını İsrail halkına miras olarak verdi. Bütün bunlar aşağı yukarı dört yüz elli yıl sürdü.
“Sonra Tanrı, Peygamber Samuelin zamanına kadar onlar için hakimler yetiştirdi. Halk bir kral isteyince, Tanrı onlar için Benyamin oymağından Kiş oğlu Saulu yetiştirdi. Saul kırk yıl krallık yaptı. Tanrı, onu tahttan indirdikten sonra onlara kral olarak Davutu başa geçirdi. Onunla ilgili şu tanıklıkta bulundu: İşay oğlu Davutu gönlüme uygun bir adam olarak gördüm, o her istediğimi yapar. Tanrı, verdiği sözü tutarak bu adamın soyundan İsraile bir Kurtarıcı, İsayı gönderdi. İsanın gelişinden önce Yahya, bütün İsrail halkını, tövbe edip vaftiz olmaya çağırdı. Yahya görevini tamamlarken şöyle diyordu: Beni kim sanıyorsunuz? Ben Mesih değilim. Ama O benden sonra geliyor. Ben Onun ayağındaki çarığın bağını çözmeye bile layık değilim.
“Kardeşler, İbrahimin soyundan gelenler ve Tanrıdan korkan yabancılar, bu kurtuluş bildirisi bize gönderildi. Çünkü Yeruşalimde yaşayanlar ve onların yöneticileri İsayı reddettiler. Onu mahkum etmekle her Şabat Günü okunan peygamberlerin sözlerini yerine getirmiş oldular. Onda ölüm cezasını gerektiren herhangi bir suç bulamadıkları halde, Pilatustan Onun idamını istediler. Onunla ilgili yazılanların hepsini yerine getirdikten sonra Onu çarmıhtan indirip mezara koydular. Ama Tanrı Onu ölümden diriltti. İsa, daha önce kendisiyle birlikte Celileden Yeruşalime gelenlere günlerce göründü. Bu kişiler şimdi halka Onun tanıklığını yapıyor.
“Biz de size Müjdeyi duyuruyoruz: Tanrı İsayı diriltmekle, atalarımıza verdiği sözü, onların çocukları olan bizler için yerine getirmiştir. İkinci Mezmurda da yazıldığı gibi:
Sen benim Oğlumsun,
Bugün ben sana Baba oldum.
“Tanrı, Onu asla çürümemek üzere ölümden dirilttiğini şu sözlerle belirtmiştir:
Size, Davuta söz verdiğim
Kutsal ve güvenilir nimetleri vereceğim.
“Bunun için başka bir yerde de şöyle der:
Kutsalının çürümesine izin vermeyeceksin.
“Davut, kendi kuşağında Tanrının amacı uyarınca hizmet ettikten sonra gözlerini yaşama kapadı, ataları gibi gömüldü ve bedeni çürüyüp gitti. Oysa Tanrının dirilttiği Kişinin bedeni çürümedi. Dolayısıyla kardeşler, şunu bilin ki, günahların bu Kişi aracılığıyla bağışlanacağı size duyurulmuş bulunuyor. Şöyle ki, iman eden herkes, Musanın Yasasıyla aklanamadığınız her suçtan Onun aracılığıyla aklanır. Dikkat edin, peygamberlerin sözünü ettiği şu durum sizin başınıza gelmesin:
Bakın, siz alay edenler,
Şaşkına dönüp yok olun!
Sizin gününüzde bir iş yapıyorum,
Öyle bir iş ki, biri size anlatsa inanmazsınız. ”
Pavlusla Barnaba havradan çıkarken halk onları, bir sonraki Şabat Günü aynı konular üzerinde konuşmaya çağırdı. Havradaki topluluk dağılınca, Yahudiler ve Yahudiliğe dönüp Tanrıya tapan yabancılardan birçoğu onların ardından gitti. Pavlusla Barnaba onlarla konuşarak onları devamlı Tanrının lütfunda yaşamaya özendirdiler.
Ertesi Şabat Günü kent halkının hemen hemen tümü Rabbin sözünü dinlemek için toplanmıştı. Kalabalığı gören Yahudiler büyük bir kıskançlık içinde, küfürlerle Pavlusun söylediklerine karşı çıktılar. Pavlusla Barnaba ise cesaretle karşılık verdiler: “Tanrının sözünü ilk önce size bildirmemiz gerekiyordu. Siz onu reddettiğinize ve kendinizi sonsuz yaşama layık görmediğinize göre, biz şimdi öteki uluslara gidiyoruz. Çünkü Rab bize şöyle buyurmuştur:
Yeryüzünün dört bucağına kurtuluş götürmen için
Seni uluslara ışık yaptım. ”
Öteki uluslardan olanlar bunu işitince sevindiler ve Rabbin sözünü yücelttiler. Sonsuz yaşam için belirlenmiş olanların hepsi iman etti.
Böylece Rabbin sözü bütün yörede yayıldı. Ne var ki Yahudiler, Tanrıya tapan saygın kadınlarla kentin ileri gelen erkeklerini kışkırttılar, Pavlusla Barnabaya karşı bir baskı hareketi başlatıp onları bölge sınırlarının dışına attılar. Bunun üzerine Pavlusla Barnaba, onlara bir uyarı olsun diye ayaklarının tozunu silkerek Konyaya gittiler. Öğrenciler ise sevinç ve Kutsal Ruhla doluydu.

Kıbrısta – Elçilerin İşleri 13

Kutsal Ruhun buyruğuyla yola çıkan Barnabayla Saul, Selefkiyeye gittiler, oradan da gemiyle Kıbrısa geçtiler. Salamise varınca Yahudilerin havralarında Tanrının sözünü duyurmaya başladılar. Yuhannayı da yardımcı olarak yanlarına almışlardı.
Adayı baştan başa geçerek Bafa geldiler. Orada büyücü ve sahte peygamber Baryeşu adında bir Yahudiyle karşılaştılar. Baryeşu, Vali Sergius Pavlusa yakın biriydi. Akıllı bir kişi olan vali, Barnabayla Saulu çağırtıp Tanrının sözünü dinlemek istedi. Ne var ki Baryeşu –büyücü anlamına gelen öbür adıyla Elimas– onlara karşı koyarak valiyi iman etmekten caydırmaya çalıştı. Ama Kutsal Ruhla dolan Saul, yani Pavlus, gözlerini Elimasa dikerek, “Ey İblisin oğlu!” dedi. “Yüreğin her türlü hile ve sahtekarlıkla dolu; doğru olan her şeyin düşmanısın. Rabbin düz yollarını çarpıtmaktan vazgeçmeyecek misin? İşte şimdi Rabbin eli sana karşı kalktı. Kör olacaksın, bir süre gün ışığını göremeyeceksin.”
O anda adamın üzerine bir sis, bir karanlık çöktü. Dört dönerek, elinden tutup kendisine yol gösterecek birilerini aramaya başladı. Olanları gören vali, Rable ilgili öğretiyi hayranlıkla karşıladı ve iman etti.

Barnabayla Saulun Görevlendirilmesi – Elçilerin İşleri 13

Antakyadaki kilisede peygamberler ve öğretmenler vardı: Barnaba, Niger denilen Şimon, Kireneli Lukius, bölge kralı Hirodesle birlikte büyümüş olan Menahem ve Saul. Bunlar Rabbe tapınıp oruç tutarlarken Kutsal Ruh kendilerine şöyle dedi: “Barnabayla Saulu, kendilerini çağırmış olduğum görev için bana ayırın.” Böylece oruç tutup dua ettikten sonra, Barnabayla Saulun üzerine ellerini koyup onları yolcu ettiler.

Kral Hirodesin Ölümü – Elçilerin İşleri 12

Hirodes onu arattı, bulamayınca da nöbetçileri sorguya çekti ve idam edilmeleri için buyruk verdi.

Bundan sonra Hirodes, Yahudiyeden Sezariyeye gidip bir süre orada kaldı. Bu arada Sur ve Sayda halklarına ateş püskürüyordu. Bunlar birleşip kendisiyle görüşmeye geldiler. Önce kralın başdanışmanı Vlastusu kendi taraflarına çekerek barış isteğinde bulundular. Çünkü kendi ülkelerinin gereksindiği yiyecekler kralın ülkesinden sağlanıyordu.
Belirlenen günde krallık giysilerini giyen Hirodes tahtına oturarak halka bir konuşma yaptı. Halk, “Bu bir insanın sesi değil, bir ilahın sesidir!” diye bağırıyordu. O anda Rabbin bir meleği Hirodesi vurdu. Çünkü Tanrıya ait olan yüceliği kendine mal etmişti. İçi kurtlarca kemirilerek can verdi.
Tanrının sözü ise yayılıyor, etkisini artırıyordu.
Görevlerini tamamlayan Barnabayla Saul, Markos diye tanınan Yuhannayı yanlarına alarak Yeruşalimden döndüler.

Petrusun Hapisten Kaçışı – Elçilerin İşleri 12

O sırada kral Hirodes, kiliseden bazı kişilere eziyet etmeye başladı. Yuhannanın kardeşi Yakupu kılıçla öldürttü. Yahudilerin bundan memnun kaldığını görünce ardından Petrusu da yakalattı. Bunu, Mayasız Ekmek Bayramı sırasında yaptı. Petrusu tutuklatıp hapse attırdı ve dörder kişilik dört takım askerin gözetimine teslim etti. Fısıh Bayramından sonra onu halkın önünde yargılamak niyetindeydi. Bu nedenle Petrus hapiste tutuldu. Ama inanlılar topluluğu onun için Tanrıya hararetle dua ediyordu.
Petrus, Hirodesin kendisini yargılayacağı günden önceki gece, çift zincirle bağlı olarak iki askerin arasında uyuyordu. Kapıda duran nöbetçiler de zindanın güvenliğini sağlıyordu. Birdenbire Rabbin bir meleği göründü ve hücrede bir ışık parladı. Melek, Petrusun böğrüne dokunup onu uyandırdı. “Çabuk, kalk!” dedi. O anda zincirler Petrusun bileklerinden düştü.
Melek ona, “Kuşağını bağla, çarıklarını giy” dedi. Petrus da söyleneni yaptı. “Abanı giy, beni izle” dedi melek. Petrus onu izleyerek dışarı çıktı. Ama meleğin yaptığının gerçek olduğunu anlamıyor, bir görüm gördüğünü sanıyordu. Birinci ve ikinci nöbetçiyi geçerek kente açılan demir kapıya geldiler. Kapı, önlerinde kendiliğinden açıldı. Dışarı çıkıp bir sokak boyunca yürüdüler, sonra melek ansızın Petrusun yanından ayrıldı.
O zaman kendine gelen Petrus, “Rabbin bana meleğini gönderdiğini şimdi gerçekten anlıyorum” dedi. “O beni Hirodesin elinden ve Yahudi halkının uğrayacağımı umduğu bütün belalardan kurtardı.”
Petrus olanların farkına varınca Markos diye tanınan Yuhannanın annesi Meryemin evine gitti. Orada birçok kişi toplanmış dua ediyordu. Petrusun dış kapıyı çalması üzerine Roda adlı bir hizmetçi kız kapıya bakmaya gitti. Petrusun sesini tanıyan kız, sevincinden kapıyı açmadan tekrar içeri koşarak, “Petrus kapıda duruyor!” diye haber verdi.
“Çıldırmışsın sen!” dediler ona. Ama kız üsteleyince, “Onun meleği olmalı” dediler.
Petrus ise kapıyı çalmaya devam etti. Kapıyı açıp onu görünce şaşıp kaldılar. Petrus, eliyle susmalarını işaret ederek Rabbin onu zindandan nasıl çıkardığını anlattı. Sonra, “Bu haberleri Yakupla öbür kardeşlere iletin” diyerek oradan ayrılıp başka bir yere gitti.
Askerler sabahleyin büyük bir telaşa kapıldılar. Birbirlerine, “Petrusa ne oldu?” diye sordular.

Antakyadaki İmanlılar – Elçilerin İşleri 11

İstefanosun öldürülmesiyle başlayan baskı sonucu dağılan imanlılar, Fenike, Kıbrıs ve Antakyaya kadar gittiler. Tanrı sözünü sadece Yahudilere duyuruyorlardı. Ama içlerinden Kıbrıslı ve Kireneli olan bazı adamlar Antakyaya gidip Greklerle de konuşmaya başladılar. Onlara Rab İsayla ilgili Müjdeyi bildirdiler. Onların arasında etkin olan Rabbin gücü sayesinde çok sayıda kişi inanıp Rabbe döndü.
Olup bitenlerin haberi, Yeruşalimdeki kiliseye ulaştı. Bunun üzerine imanlılar Barnabayı Antakyaya gönderdiler. Kutsal Ruhla ve imanla dolu, iyi bir adam olan Barnaba, Antakyaya varıp Tanrı lütfunun meyvelerini görünce sevindi. Herkesi, candan ve yürekten Rabbe bağlı kalmaya özendirdi. Sonuç olarak Rabbe daha birçok kişi kazanıldı.
Sonra Barnaba, Saulu aramak için Tarsusa gitti. Onu bulunca da Antakyaya getirdi. Böylece Barnabayla Saul bir yıl boyunca oradaki inanlılar topluluğuyla bir araya gelerek büyük bir kitleyi eğittiler. Öğrencilere ilk kez Antakyada Mesihçiler adı verildi.
O günlerde Yeruşalimden Antakyaya bazı peygamberler geldi. Bunlardan Hagavos adlı biri ortaya çıkıp bütün dünyada şiddetli bir kıtlık olacağını Ruh aracılığıyla bildirdi. Bu kıtlık, Klavdiusun imparatorluğu sırasında oldu. Öğrenciler, her biri kendi gücü oranında, Yahudiyede yaşayan kardeşlere gönderilmek üzere yardım toplamayı kararlaştırdılar. Bu kararı yerine getirip bağışlarını Barnaba ve Saulun eliyle kilisenin ihtiyarlarına gönderdiler.

Petrusun Açıklamaları – Elçilerin İşleri 11

Elçilerle bütün Yahudiyedeki kardeşler, öteki ulusların da Tanrının sözünü kabul ettiklerini duydular. Ama Petrus Yeruşalime gittiği zaman sünnet yanlıları onu eleştirdiler. “Sünnetsiz kişilerin evine gidip yemek yemişsin!” dediler.
Petrus baştan başlayarak olanları tek tek onlara anlattı. “Ben Yafa Kentinde dua ediyordum” dedi. “Kendimden geçerek bir görüm gördüm. Büyük bir çarşafı andıran bir nesnenin dört köşesinden sarkıtıldığını, bunun gökten inip benim bulunduğum yere kadar geldiğini gördüm. Gözlerimi çarşafa dikip dikkatle baktım. Çarşafın içinde, yeryüzünde yaşayan dört ayaklılar, yabanıl hayvanlar, sürüngenler ve kuşlar gördüm. Sonra bir sesin bana, Kalk, Petrus, kes ve ye! dediğini işittim.
“ Asla olmaz, ya Rab! dedim. Ağzıma hiçbir zaman bayağı ya da murdar bir şey girmedi.
“Ses ikinci kez gökten geldi: Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme dedi. Bu, üç kez tekrarlandı; sonra her şey yeniden göğe alındı.
“Tam o sırada Sezariyeden bana gönderilen üç kişi, bulunduğumuz evin önünde durdular. Ruh bana, ayrım gözetmeden onlarla birlikte gitmemi söyledi. Bu altı kardeş de benimle geldiler, varıp adamın evine girdik. Adam bize, evinde beliren meleği nasıl gördüğünü anlattı. Melek ona şöyle demiş: Yafaya adam yolla, Petrus diye tanınan Simunu çağırt. O sana, senin ve bütün ev halkının kurtuluş bulacağı sözler söyleyecek.
“Ben konuşmaya başlayınca Kutsal Ruh, başlangıçta bizim üzerimize indiği gibi, onların da üzerine indi. O zaman Rabbin söylediği şu sözü anımsadım: Yahya suyla vaftiz etti, sizler ise Kutsal Ruhla vaftiz edileceksiniz. Böylelikle Tanrı, Rab İsa Mesihe inanmış olan bizlere verdiği armağanın aynısını onlara verdiyse, ben kimim ki Tanrıya karşı koyayım?”
Bunları dinledikten sonra yatıştılar. Tanrıyı yücelterek şöyle dediler: “Demek ki Tanrı, tövbe etme ve yaşama kavuşma fırsatını öteki uluslara da vermiştir.”

Petrus, Korneliusun Evinde – Elçilerin İşleri 10

Ertesi gün Petrus kalktı, onlarla birlikte yola çıktı. Yafadaki kardeşlerden bazıları da ona katıldı. İkinci gün Sezariyeye vardılar. Bu arada Kornelius, akraba ve yakın dostlarını toplamış onları bekliyordu. Eve giren Petrusu karşıladı, tapınırcasına ayaklarına kapandı. Petrus ise onu ayağa kaldırarak, “Kalk, ben de insanım” dedi.
Petrus Korneliusla konuşa konuşa içeri girdiğinde birçok insanın toplanmış olduğunu gördü. Onlara şöyle dedi: “Bir Yahudinin başka ulustan biriyle ilişki kurmasının, onu ziyaret etmesinin töremize aykırı olduğunu bilirsiniz. Oysa Tanrı bana, hiç kimseye bayağı ya da murdar dememem gerektiğini gösterdi. Bu nedenle, çağrıldığım zaman hiç itiraz etmeden geldim. Şimdi, beni ne amaçla çağırttığınızı sorabilir miyim?”
Kornelius, “Üç gün önce bu sıralarda, saat üçte evimde dua ediyordum” dedi. “Birdenbire, parlak giysili bir adam önüme çıkıverdi. Kornelius dedi, Tanrı senin duanı işitti, verdiğin sadakaları andı. Yafaya adam yolla, Petrus diye tanınan Simunu çağırt. O, deniz kıyısında oturan derici Simunun evinde kalıyor. Bunun üzerine sana hemen adam yolladım. Sen de lütfedip geldin. İşte şimdi biz hepimiz, Rabbin sana buyurduğu her şeyi dinlemek üzere Tanrının önünde toplanmış bulunuyoruz.”
O zaman Petrus söz alıp şöyle dedi: “Tanrının insanlar arasında ayrım yapmadığını, ama kendisinden korkan ve doğru olanı yapan kişiyi, ulusuna bakmaksızın kabul ettiğini gerçekten anlıyorum. Tanrının, herkesin Rabbi olan İsa Mesih aracılığıyla esenliği müjdeleyerek İsrailoğullarına ilettiği bildiriden haberiniz vardır. Yahyanın vaftiz çağrısından sonra Celileden başlayarak bütün Yahudiyede meydana gelen olayları, Tanrının, Nasıralı İsayı nasıl Kutsal Ruhla ve kudretle meshettiğini biliyorsunuz. İsa her yanı dolaşarak iyilik yapıyor, İblisin baskısı altında olanların hepsini iyileştiriyordu. Çünkü Tanrı Onunla birlikteydi.
“Biz İsanın, Yahudilerin ülkesinde ve Yeruşalimde yaptıklarının hepsine tanık olduk. Onu çarmıha gerip öldürdüler. Ama Tanrı Onu üçüncü gün diriltti ve açıkça görünmesini sağladı. İsa halkın tümüne değil de, Tanrının önceden seçtiği tanıklara –ölümden dirilmesinden sonra kendisiyle birlikte yiyip içen bizlere– göründü. Tanrı tarafından ölülerle dirilerin Yargıcı olarak atanan kişinin kendisi olduğunu halka duyurmamızı, buna tanıklık etmemizi buyurdu. Peygamberlerin hepsi Onunla ilgili tanıklıkta bulunuyorlar. Şöyle ki, Ona inanan herkesin günahları Onun adıyla bağışlanır.”
Petrus daha bu sözleri söylerken Kutsal Ruh, konuşmayı dinleyen herkesin üzerine indi. Petrusla birlikte gelen Yahudi imanlılar, Kutsal Ruh armağanının öteki uluslardan olanların da üzerine dökülmesini şaşkınlıkla karşıladılar. Çünkü onların, bilmedikleri dillerle konuşup Tanrıyı yücelttiklerini duyuyorlardı.
O zaman Petrus, “Bunlar, tıpkı bizim gibi Kutsal Ruhu almışlar. Suyla vaftiz olmalarına kim engel olabilir?” dedi. Böylelikle onların İsa Mesih adıyla vaftiz olmalarını buyurdu. Sonra onlar Petrusa, birkaç gün yanlarında kalması için ricada bulundular.

Petrusun Görümü – Elçilerin İşleri 10

Ertesi gün onlar yol alıp kente yaklaşırlarken, saat on iki sularında Petrus dua etmek için dama çıktı. Acıkınca da yemek istedi. Yemek hazırlanırken Petrus kendinden geçti. Göğün açıldığını ve büyük bir çarşafı andıran bir nesnenin dört köşesinden sarkıtılarak yeryüzüne indirildiğini gördü. Çarşafın içinde, yeryüzünde yaşayan her türden dört ayaklı hayvanlar, sürüngenler ve kuşlar vardı. Bir ses ona, “Kalk Petrus, kes ve ye!” dedi.
“Asla olmaz, ya Rab!” dedi Petrus. “Hiçbir zaman bayağı ya da murdar herhangi bir şey yemedim.”
Ses tekrar, ikinci kez duyuldu; Petrusa, “Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme” dedi. Bu, üç kez tekrarlandı. Sonra çarşafı andıran nesne hemen göğe alındı.
Petrus şaşkınlık içindeydi. Gördüğü görümün ne anlama gelebileceğini düşünürken, Korneliusun gönderdiği adamlar sora sora Simunun evinin kapısına kadar geldiler. Evdekilere seslenerek, “Petrus diye tanınan Simun burada mı kalıyor?” diye sordular.
Petrus hala görümün anlamını düşünürken Ruh ona, “Bak, üç kişi seni arıyor” dedi. “Haydi kalk, aşağı in. Hiç çekinmeden onlarla git. Çünkü onları ben gönderdim.”
Petrus aşağı inip adamlara, “Aradığınız kişi benim” dedi. “Gelişinizin sebebi ne acaba?”
“Doğru ve Tanrıdan korkan, bütün Yahudi ulusunca iyiliğiyle tanınan, Kornelius adında bir yüzbaşı var” dediler. “Kutsal bir melek ona, seni evine çağırtıp senin söyleyeceklerini dinlemesini buyurdu.”

Bunun üzerine Petrus onları içeri alıp konuk etti.

İman Eden Yüzbaşı – Elçilerin İşleri 10

Sezariyede Kornelius adında bir adam vardı. “İtalyan” taburunda yüzbaşıydı. Dindar bir adamdı. Hem kendisi hem de bütün ev halkı Tanrıdan korkardı. Halka çok yardımda bulunur, Tanrıya sürekli dua ederdi. Bir gün saat üç sularında, bir görümde Tanrının bir meleğinin kendisine geldiğini açıkça gördü. Melek ona, “Kornelius” diye seslendi.
Kornelius korku içinde gözlerini ona dikti, “Ne var, efendim?” dedi.
Melek ona şöyle dedi: “Duaların ve sadakaların anılmak üzere Tanrı katına ulaştı. Şimdi Yafaya adam yolla, Petrus olarak da tanınan Simunu çağırt. Petrus, evi deniz kıyısında bulunan Simun adlı bir dericinin yanında kalıyor.”
Kendisiyle konuşan melek uzaklaştıktan sonra Kornelius, iki uşağıyla özel yardımcılarından dindar bir askeri çağırdı. Kendilerine her şeyi anlattıktan sonra onları Yafaya gönderdi.

Eneas ve Tabita – Elçilerin İşleri 9

Bu arada her tarafı dolaşan Petrus, Liddada yaşayan kutsallara da uğradı. Orada Eneas adında birine rastladı. Eneas felçliydi. Sekiz yıldan beri yatalaktı. Petrus ona, “Eneas, İsa Mesih seni iyileştiriyor” dedi. “Kalk, yatağını topla.” Eneas hemen ayağa kalktı. Lidda ve Şaronda yaşayan herkes onu gördü ve Rabbe döndü.
Yafada, İsa öğrencisi olan Tabita adında bir kadın vardı. Tabita, ceylan anlamına gelir. Bu kadın her zaman iyilik yapıp yoksullara yardım ederdi. O günlerde hastalanıp öldü. Ölüsünü yıkayıp üst kattaki odaya koydular. Lidda Yafaya yakın olduğundan, Petrusun Liddada bulunduğunu duyan öğrenciler ona iki kişi yollayıp, “Vakit kaybetmeden yanımıza gel” diye yalvardılar.
Petrus kalkıp onlarla birlikte gitti. Eve varınca onu üst kattaki odaya çıkardılar. Bütün dul kadınlar ağlayarak Petrusun çevresinde toplandılar. Ona, Ceylanın kendileriyle birlikteyken diktiği entarilerle üstlükleri gösterdiler. Petrus, herkesi dışarı çıkarttı, diz çöküp dua etti. Sonra ölüye doğru dönerek, “Tabita, kalk” dedi. Kadın gözlerini açtı, Petrusu görünce doğrulup oturdu. Petrus elini uzatarak onu ayağa kaldırdı. Sonra kutsallarla dul kadınları çağırdı, Ceylanı diri olarak onlara teslim etti. Bu olayın haberi bütün Yafaya yayıldı ve birçokları Rabbe inandı. Petrus uzunca bir süre Yafada, Simun adında bir dericinin evinde kaldı.

Saul, Şamda ve Yeruşalimde – Elçilerin İşleri 9

Saul birkaç gün Şamdaki öğrencilerin yanında kaldı. Havralarda İsanın Tanrının Oğlu olduğunu hemen duyurmaya başladı. Onu duyanların hepsi şaşkına döndü. “Yeruşalimde bu adı ananları kırıp geçiren adam bu değil mi? Buraya da, öylelerini tutuklayıp başkahinlere götürmek amacıyla gelmedi mi?” diyorlardı. Saul ise günden güne güçleniyordu. İsanın Mesih olduğuna dair kanıtlar göstererek Şamda yaşayan Yahudileri şaşkına çeviriyordu.
Aradan günler geçti. Yahudiler Saulu öldürmek için bir düzen kurdular. Ne var ki, kurdukları düzenle ilgili haber Saula ulaştı. Yahudiler onu öldürmek için gece gündüz kentin kapılarını gözlüyorlardı. Ama Saulun öğrencileri geceleyin kendisini aldılar, kentin surlarından sarkıttıkları bir küfe içinde aşağı indirdiler.
Saul Yeruşalime varınca oradaki öğrencilere katılmaya çalıştı. Ama hepsi ondan korkuyor, İsanın öğrencisi olduğuna inanamıyorlardı. O zaman Barnaba onu alıp elçilere götürdü. Onlara, Saulun Şam yolunda Rabbi nasıl gördüğünü, Rabbin de onunla konuştuğunu, Şamda ise onun İsa adını nasıl korkusuzca duyurduğunu anlattı. Böylelikle Saul, Yeruşalimde girip çıktıkları her yerde öğrencilerle birlikte bulunarak Rabbin adını korkusuzca duyurmaya başladı. Dili Grekçe olan Yahudilerle konuşup tartışıyordu. Ama onlar onu öldürmeyi tasarlıyorlardı. Kardeşler bunu öğrenince onu Sezariyeye götürüp oradan Tarsusa yolladılar.
Bütün Yahudiye, Celile ve Samiriyedeki inanlılar topluluğu esenliğe kavuştu. Gelişen ve Rab korkusu içinde yaşayan topluluk Kutsal Ruhun yardımıyla sayıca büyüyordu.

İsa Saula Görünüyor – Elçilerin İşleri 9

Saul ise Rabbin öğrencilerine karşı hala tehdit ve ölüm soluyordu. Başkahine gitti, Şamdaki havralara verilmek üzere mektuplar yazmasını istedi. Orada İsanın yolunda yürüyen kadın erkek, kimi bulsa tutuklayıp Yeruşalime getirmek niyetindeydi. Yol alıp Şama yaklaştığı sırada, birdenbire gökten gelen bir ışık çevresini aydınlattı. Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, “Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?” dediğini işitti.
Saul, “Ey Efendim, sen kimsin?” dedi.
“Ben senin zulmettiğin İsayım” diye yanıt geldi. “Haydi kalk ve kente gir, ne yapman gerektiği sana bildirilecek.”
Saulla birlikte yolculuk eden adamların dilleri tutuldu, oldukları yerde kalakaldılar. Sesi duydularsa da, kimseyi göremediler. Saul yerden kalktı, ama gözlerini açtığında hiçbir şey göremiyordu. Sonra kendisini elinden tutup Şama götürdüler. Üç gün boyunca gözleri görmeyen Saul hiçbir şey yiyip içmedi.
Şamda Hananya adında bir İsa öğrencisi vardı. Bir görümde Rab ona, “Hananya!” diye seslendi.
“Buradayım, ya Rab” dedi Hananya.
Rab ona, “Kalk” dedi, “Doğru Sokak denilen sokağa git ve Yahudanın evinde Saul adında Tarsuslu birini sor. Şu anda orada dua ediyor. Görümünde yanına Hananya adlı birinin geldiğini ve gözlerini açmak için ellerini kendisinin üzerine koyduğunu görmüştür.”
Hananya şöyle karşılık verdi: “Ya Rab, birçoklarının bu adam hakkında neler anlattıklarını duydum. Yeruşalimde senin kutsallarına nice kötülük yapmış! Burada da senin adını anan herkesi tutuklamak için başkahinlerden yetki almıştır.”
Rab ona, “Git!” dedi. “Bu adam, benim adımı öteki uluslara, krallara ve İsrailoğullarına duyurmak üzere seçilmiş bir aracımdır. Benim adım uğruna ne kadar sıkıntı çekmesi gerekeceğini ona göstereceğim.”
Bunun üzerine Hananya gitti, eve girdi ve ellerini Saulun üzerine koydu. “Saul kardeş” dedi, “Sen buraya gelirken yolda sana görünen Rab, yani İsa, gözlerin açılsın ve Kutsal Ruhla dolasın diye beni yolladı.” O anda Saulun gözlerinden balık pulunu andıran şeyler düştü. Saul yeniden görmeye başladı. Kalkıp vaftiz oldu.

Sonra yemek yiyip kuvvet buldu.

Filipus ve Etiyopyalı – Elçilerin İşleri 8

Bu arada Rabbin bir meleği Filipusa şöyle seslendi: “Kalk, güneye doğru, Yeruşalimden Gazzeye inen yola, çöl yoluna git.” Filipus da kalkıp gitti. Giderken Etiyopyalı bir hadım gördü. Bu adam Etiyopya Kraliçesi Kandakinin vezirlerinden biriydi. Kraliçenin bütün hazinelerinden sorumluydu. Yeruşalime, tapınmaya gelmişti. Geri dönerken arabasında oturmuş, Peygamber Yeşayanın Kitabını okuyordu. Ruh Filipusa, “Git” dedi, “Şu arabaya yetiş.”
Filipus koşup arabanın yanına geldi ve hadımın Peygamber Yeşayayı okumakta olduğunu işitti. “Acaba okuduklarını anlıyor musun?” diye sordu.
Hadım, “Biri bana yol göstermedikçe nasıl anlayabilirim ki?” diyerek Filipusun arabaya binip yanına oturmasını rica etti. Kutsal Yazılardan okuduğu bölüm şuydu:
“Koyun gibi kesime götürüldü;
Kırkıcının önünde kuzu nasıl ses çıkarmazsa,
O da öylece ağzını açmadı.
Aşağılandığında adalet Ondan esirgendi.
Onun soyunu kim anacak?
Çünkü yeryüzündeki yaşamına son verildi.”
Hadım Filipusa, “Lütfen açıklar mısın, peygamber kimden söz ediyor, kendisinden mi, bir başkasından mı?” diye sordu.
Bunun üzerine Filipus anlatmaya koyuldu. Kutsal Yazıların bu bölümünden başlayarak ona İsayla ilgili Müjdeyi bildirdi.
Yolda giderlerken su bulunan bir yere geldiler. Hadım, “Bak, burada su var” dedi. “Vaftiz olmama ne engel var?”
Sonra arabanın durmasını buyurdu. Filipusla hadım birlikte suya girdiler ve Filipus hadımı vaftiz etti. Sudan çıktıkları zaman Rabbin Ruhu Filipusu hemen oradan uzaklaştırdı. Filipusu bir daha görmeyen hadım sevinç içinde yoluna devam etti. Filipus ise kendini Aşdot Kentinde buldu. Sezariyeye varıncaya dek bütün kentleri dolaşarak Müjdeyi duyurdu.

Büyücü Simun – Elçilerin İşleri 8

Ne var ki, kentte bir süreden beri büyücülük yapan ve Samiriye halkını şaşkına çeviren Simun adlı biri vardı. Simun, büyük adam olduğunu iddia ediyordu. Küçük büyük, herkes onu dikkatle dinler, “Büyük Güç dedikleri Tanrı gücü işte budur” derlerdi. Uzun zamandan beri onları büyücülüğüyle şaşkına çevirdiği için onu dikkatle dinlerlerdi. Ama Tanrının Egemenliği ve İsa Mesih adıyla ilgili Müjdeyi duyuran Filipusun söylediklerine inandıkları zaman, erkekler de kadınlar da vaftiz oldular. Simunun kendisi de inanıp vaftiz oldu. Ondan sonra sürekli olarak Filipusun yanında kaldı. Doğaüstü belirtileri ve yapılan büyük mucizeleri görünce şaşkına döndü.
Yeruşalimdeki elçiler, Samiriye halkının, Tanrının sözünü benimsediğini duyunca Petrusla Yuhannayı onlara gönderdiler. Petrusla Yuhanna oraya varınca, Samiriyeli imanlıların Kutsal Ruhu almaları için dua ettiler. Çünkü Ruh daha hiçbirinin üzerine inmemişti. Rab İsanın adıyla vaftiz olmuşlardı, o kadar. Petrusla Yuhanna onların üzerine ellerini koyunca, onlar da Kutsal Ruhu aldılar.
Elçilerin bu el koyma hareketiyle Kutsal Ruhun verildiğini gören Simun onlara para teklif ederek, “Bana da bu yetkiyi verin, kimin üzerine ellerimi koysam Kutsal Ruhu alsın” dedi.
Petrus, “Paran da yok olsun, sen de!” dedi, “Çünkü Tanrının armağanını parayla elde edebileceğini sandın. Senin bu işte bir payın, bir hakkın yok. Yüreğin, Tanrının gözünde doğru değildir. Bu kötülüğünden tövbe et ve Rabbe yalvar, yüreğindeki bu düşünce belki bağışlanır. Senin kin dolu, kötülüğe tutsak biri olduğunu görüyorum.”
Simun, “Benim için Rabbe yalvarın da söylediklerinizden hiçbiri başıma gelmesin” diye karşılık verdi.
Petrusla Yuhanna tanıklık edip Rabbin sözünü bildirdikten sonra, Samiriyenin birçok köyünde de Müjdeyi duyura duyura Yeruşalime döndüler.

Filipus Samiriyede – Elçilerin İşleri 8

Bunun sonucu dağılan imanlılar, gittikleri her yerde Tanrı sözünü müjdeliyorlardı. Filipus, Samiriye Kentine gidip oradakilere Mesihi tanıtmaya başladı. Filipusu dinleyen ve gerçekleştirdiği belirtileri gören kalabalıklar, hep birlikte onun söylediklerine kulak verdiler. Birçoklarının içinden kötü ruhlar yüksek sesle haykırarak çıktı; birçok felçli ve kötürüm iyileştirildi. Ve o kentte büyük sevinç oldu.

İstefanosun Taşlanıp Öldürülmesi – Elçilerin İşleri 8

İstefanosun öldürülmesini Saul da onaylamıştı.
O gün Yeruşalimdeki kiliseye karşı korkunç bir baskı dönemi başladı. Elçiler hariç bütün imanlılar Yahudiye ve Samiriyenin her yanına dağıldılar. Bazı dindar kişiler, İstefanosu gömdükten sonra onun için büyük yas tuttular. Saul ise inanlılar topluluğunu kırıp geçirmeye başladı. Ev ev dolaşarak, kadın erkek demeden imanlıları dışarı sürüklüyor, hapse atıyordu.

İstefanosun Taşlanıp Öldürülmesi – Elçilerin İşleri 7

Kurul üyeleri bu sözleri duyunca öfkeden kudurdular, İstefanosa karşı dişlerini gıcırdattılar. Kutsal Ruhla dolu olan İstefanos ise, gözlerini göğe dikip Tanrının görkemini ve Tanrının sağında duran İsayı gördü. “Bakın” dedi, “Göklerin açıldığını ve İnsanoğlunun Tanrının sağında durmakta olduğunu görüyorum.”
Bunun üzerine kulaklarını tıkayıp çığlıklar atarak hep birlikte İstefanosa saldırdılar. Onu kentten dışarı atıp taşa tuttular. İstefanosa karşı tanıklık etmiş olanlar, kaftanlarını Saul adlı bir gencin ayaklarının dibine bıraktılar. İstefanos taş yağmuru altında, “Rab İsa, ruhumu al!” diye yakarıyordu. Sonra diz çökerek yüksek sesle şöyle dedi: “Ya Rab, bu günahı onlara yükleme!” Bunu söyledikten sonra gözlerini yaşama kapadı.

İstefanosun Konuşması – Elçilerin İşleri 7

Başkahin, “Bu iddialar doğru mu?” diye sordu.
İstefanos şöyle karşılık verdi: “Kardeşler ve babalar, beni dinleyin. Atamız İbrahim daha Mezopotamyadayken, Harrana yerleşmeden önce, yüce Tanrı ona görünüp şöyle dedi: Ülkeni, akrabalarını bırak, sana göstereceğim ülkeye git.
“Bunun üzerine İbrahim Kildanilerin ülkesini bırakıp Harrana yerleşti. Babasının ölümünden sonra da Tanrı onu oradan alıp şimdi sizin yaşadığınız bu ülkeye getirdi. Burada ona herhangi bir miras, bir karış toprak bile vermemişti. Ama İbrahimin o sırada hiç çocuğu olmadığı halde, Tanrı bu ülkeyi mülk olarak ona ve ondan sonra gelecek torunlarına vereceğini vaat etti. Tanrı şöyle dedi: Senin soyun yabancı bir ülkede, gurbette yaşayacak. Dört yüz yıl köle olarak çalıştırılacak, baskı görecek. Ama ben kölelik edecekleri ulusu cezalandıracağım. Bundan sonra oradan çıkacak ve bana bu yerde tapınacaklar. Sonra Tanrı onunla, sünnete dayalı antlaşmayı yaptı. Böylelikle İbrahim, İshakın babası oldu ve onu sekiz günlükken sünnet etti. Ve İshak Yakupun, Yakup da on iki büyük atamızın babası oldu.
“Yusufu kıskanan atalarımız, onu köle olarak Mısıra sattılar. Ama Tanrı onunlaydı ve onu bütün sıkıntılarından kurtardı. Ona bilgelik vererek Mısır Firavununun gözüne girmesini sağladı. Firavun da onu Mısır ve bütün saray halkı üzerine yönetici atadı.
“Sonra bütün Mısır ve Kenan ülkesini kıtlık vurdu, büyük sıkıntılar başladı. Atalarımız yiyecek bulamadılar. Mısırda tahıl bulunduğunu duyan Yakup, atalarımızı oraya ilk yolculuklarına gönderdi. Mısıra ikinci gelişlerinde Yusuf kardeşlerine kimliğini açıkladı. Firavun böylece Yusufun ailesini tanımış oldu. Yusuf haber yollayıp babası Yakupu ve bütün akrabalarını, toplam yetmiş beş kişiyi çağırttı. Böylece Yakup Mısıra gitti. Kendisi de atalarımız da orada öldüler. Kemikleri sonra Şekeme getirilerek İbrahimin Şekemde Hamor oğullarından bir miktar gümüş karşılığında satın almış olduğu mezara konuldu.
“Tanrının İbrahime verdiği sözün gerçekleşeceği zaman yaklaştığında, Mısırdaki halkımızın nüfusu bir hayli çoğalmıştı. Sonunda Yusuf hakkında bilgisi olmayan yeni bir kral Mısırda tahta çıktı. Bu adam, halkımıza karşı haince davrandı, atalarımıza kötülük etti. Onları, yeni doğan çocuklarını açıkta bırakıp ölüme terk etmeye zorladı.
“O sırada, son derece güzel bir çocuk olan Musa doğdu. Musa, üç ay babasının evinde beslendikten sonra açıkta bırakıldı. Firavunun kızı onu bulup evlat edindi ve kendi oğlu olarak yetiştirdi. Musa, Mısırlıların bütün bilim dallarında eğitildi. Gerek sözde, gerek eylemde güçlü biri oldu.
“Kırk yaşını doldurunca Musanın yüreğinde öz kardeşleri İsrailoğullarının durumunu yakından görme arzusu doğdu. Onlardan birine haksızlık edildiğini gören Musa, onu savundu. Haksızlığı yapan Mısırlıyı öldürerek ezilenin öcünü aldı. Kardeşlerim Tanrının benim aracılığımla kendilerini kurtaracağını anlarlar diye düşünüyordu. Ama onlar bunu anlamadılar. Ertesi gün Musa, kavga eden iki İbraniyle karşılaşınca onları barıştırmak istedi. Efendiler dedi, Siz kardeşsiniz. Niye birbirinize haksızlık ediyorsunuz?
“Ne var ki, soydaşına haksızlık eden kişi Musayı yana iterek, Kim seni başımıza yönetici ve yargıç atadı? dedi. Yoksa dün Mısırlıyı öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun? Bu söz üzerine Musa Midyan ülkesine kaçtı. Orada gurbette yaşadı ve iki oğul babası oldu.
“Kırk yıl geçtikten sonra Musaya, Sina Dağının yakınlarındaki çölde, yanan bir çalının alevleri içinde bir melek göründü. Musa gördüklerine şaştı. Daha yakından bakmak için yaklaştığında, Rab ona şöyle seslendi: Senin atalarının Tanrısı, İbrahimin, İshakın ve Yakupun Tanrısı benim. Korkuyla titreyen Musa bakmaya cesaret edemedi.
“Sonra Rab, Çarıklarını çıkar! Çünkü bastığın yer kutsal topraktır dedi. Mısırda halkıma yapılan baskıyı yakından gördüm, iniltilerini duydum ve onları kurtarmaya geldim. Şimdi gel, seni Mısıra göndereceğim.
“Bu Musa, Kim seni yönetici ve yargıç atadı? diye reddettikleri Musaydı. Tanrı onu, çalıda kendisine görünen meleğin aracılığıyla yönetici ve kurtarıcı olarak gönderdi. Halkı Mısırdan çıkaran, orada, Kamış Denizinde ve kırk yıl boyunca çölde belirtiler ve harikalar yapan oydu. İsrailoğullarına, Tanrı size kendi kardeşlerinizin arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak diyen Musa odur. Çöldeki topluluğun arasında yaşamış, Sina Dağında kendisiyle konuşan melekle ve atalarımızla birlikte bulunmuş olan odur. Bize iletmek üzere yaşam dolu sözler aldı.
“Ne var ki, atalarımız onun sözünü dinlemek istemediler. Onu reddettiler, Mısıra dönmeyi özler oldular. Haruna, Bize öncülük edecek ilahlar yap dediler. Çünkü bizi Mısırdan çıkaran o Musaya ne oldu bilmiyoruz! Ve o günlerde buzağı biçiminde bir put yapıp ona kurban sundular. Kendi elleriyle yaptıkları bu put için bir şenlik düzenlediler. Bu yüzden Tanrı onlardan yüz çevirip onları göksel cisimlere kulluk etmeye terk etti. Peygamberlerin kitabında yazılmış olduğu gibi:
Ey İsrail halkı,
Çölde kırk yıl boyunca
Bana mı sunular, kurbanlar sundunuz?
Siz Molekin çadırını
Ve ilahınız Refanın yıldızını taşıdınız.
Tapınmak için yaptığınız putlardı bunlar.
Bu yüzden sizi Babilin ötesine süreceğim.
“Çölde atalarımızın Tanıklık Çadırı vardı. Musa bunu, kendisiyle konuşan Tanrının buyurduğu gibi, gördüğü örneğe göre yapmıştı. Tanıklık Çadırını önceki kuşaktan teslim alan atalarımız, Yeşunun önderliğinde öteki ulusların topraklarını ele geçirdikleri zaman, çadırı yanlarında getirdiler. Ulusları atalarımızın önünden kovan, Tanrının kendisiydi. Çadır Davutun zamanına dek kaldı. Tanrının beğenisini kazanmış olan Davut, Yakupun Tanrısı için bir konut yapmaya izin istedi. Oysa Tanrı için bir ev yapan Süleyman oldu.
“Ne var ki, en yüce Olan, elle yapılmış konutlarda oturmaz. Peygamberin belirttiği gibi,
Gök tahtım,
Yeryüzü ayaklarımın taburesidir.
Benim için nasıl bir ev yapacaksınız?
Ya da, neresi dinleneceğim yer?
Bütün bunları yapan elim değil mi? diyor Rab.
“Ey dik kafalılar, yürekleri ve kulakları sünnet edilmemiş olanlar! Siz tıpkı atalarınıza benziyorsunuz, her zaman Kutsal Ruha karşı direniyorsunuz. Atalarınız peygamberlerin hangisine zulmetmediler ki? Adil Olanın geleceğini önceden bildirenleri de öldürdüler. Melekler aracılığıyla buyrulan Yasayı alıp da buna uymayan sizler, şimdi de Adil Olana ihanet edip Onu katlettiniz!”

İstefanos Tutuklanıyor – Elçilerin İşleri 6

Tanrının lütfuyla ve kudretle dolu olan İstefanos, halk arasında büyük belirtiler ve harikalar yapıyordu. Ne var ki, Azatlılar Havrası diye bilinen havranın bazı üyeleri ve Kireneden, İskenderiyeden, Kilikyadan ve Asya İlinden bazı kişiler İstefanosla çekişmeye başladılar. Ama İstefanosun konuşmasındaki bilgeliğe ve Ruha karşı koyamadılar. Bunun üzerine birkaç kişiyi el altından ayartarak onlara, “Bu adamın Musaya ve Tanrıya karşı küfür dolu sözler söylediğini duyduk” dedirttiler.
Böylelikle halkı, ileri gelenleri ve din bilginlerini kışkırttılar. Gidip İstefanosu yakaladılar ve Yüksek Kurulun önüne çıkardılar. Getirdikleri yalancı tanıklar, “Bu adam durmadan bu kutsal yere ve Yasaya karşı konuşuyor” dediler. “ Nasıralı İsa burayı yıkacak, Musanın bize emanet ettiği töreleri de değiştirecek dediğini duyduk.”
Kurulda oturanların hepsi, İstefanosa baktıklarında yüzünün bir melek yüzüne benzediğini gördüler.

Yedi Yardımcı – Elçilerin İşleri 6

İsanın öğrencilerinin sayıca çoğaldığı o günlerde, Grekçe konuşan Yahudiler, günlük yardım dağıtımında kendi dullarına gereken ilginin gösterilmediğini ileri sürerek İbranice konuşan Yahudilerden yakınmaya başladılar. Bunun üzerine Onikiler, bütün öğrencileri bir araya toplayıp şöyle dediler: “Tanrının sözünü yayma işini bırakıp maddi işlerle uğraşmamız doğru olmaz. Bu nedenle, kardeşler, aranızdan Ruhla ve bilgelikle dolu, yedi saygın kişi seçin. Onları bu iş için görevlendirelim. Biz ise kendimizi duaya ve Tanrı sözünü yaymaya adayalım.”
Bu öneri bütün topluluğu hoşnut etti. Böylece, iman ve Kutsal Ruhla dolu biri olan İstefanosun yanısıra Filipus, Prohoros, Nikanor, Timon, Parmenas ve Yahudiliğe dönen Antakyalı Nikolası seçip elçilerin önüne çıkardılar. Elçiler de dua edip ellerini onların üzerine koydular.
Böylece Tanrının sözü yayılıyor, Yeruşalimdeki öğrencilerin sayısı arttıkça artıyor, kahinlerden birçoğu da iman çağrısına uyuyordu.

Elçilere Yapılan Baskılar – Elçilerin İşleri 5

Bunun üzerine, kıskançlıkla dolan başkahin ve yanındakilerin hepsi, yani Saduki mezhebinden olanlar, elçileri yakalatıp devlet tutukevine attırdılar. Ama geceleyin Rabbin bir meleği zindanın kapılarını açıp onları dışarı çıkarttı. “Gidin! Tapınağa girip bu yeni yaşamla ilgili sözlerin hepsini halka duyurun” dedi. Elçiler bu buyruğa uyarak gün doğarken tapınağa girip öğretmeye başladılar.
Başkahin ve yanındakiler gelince Yüksek Kurulu, İsrail halkının bütün ileri gelenlerini toplantıya çağırdılar. Sonra elçileri getirtmek için tutukevine adam yolladılar. Ne var ki, görevliler zindana vardıklarında elçileri bulamadılar. Geri dönerek şu haberi ilettiler: “Tutukevini kilitli ve tam bir güvenlik altında, nöbetçileri de kapılarda durur bulduk. Ama kapıları açtığımızda içerde kimseyi bulamadık!” Bu sözleri işiten tapınak koruyucularının komutanıyla başkahinler şaşkına döndüler, bu işin sonunun nereye varacağını merak etmeye başladılar.
O sırada yanlarına gelen biri, “Bakın, hapse attığınız adamlar tapınakta dikilmiş, halka öğretiyor” diye haber getirdi. Bunun üzerine komutanla görevliler gidip elçileri getirdiler. Halkın kendilerini taşlamasından korktukları için zor kullanmadılar.
Elçileri getirip Yüksek Kurulun önüne çıkardılar. Başkahin onları sorguya çekti: “Bu adı kullanarak öğretmeyin diye size kesin buyruk vermiştik” dedi. “Ama siz öğretinizi Yeruşalim Kentinin her tarafına yaydınız. İlle de bizi bu adamın kanını dökmekten sorumlu göstermek istiyorsunuz.”
Petrus ve öbür elçiler şöyle karşılık verdiler: “İnsanlardan çok, Tanrının sözünü dinlemek gerek. Atalarımızın Tanrısı, sizin çarmıha gererek öldürdüğünüz İsayı diriltti. İsraile, günahlarından tövbe etme ve bağışlanma fırsatını vermek için Tanrı Onu Önder ve Kurtarıcı olarak kendi sağına yükseltti. Biz, Tanrının kendi sözünü dinleyenlere verdiği Kutsal Ruhla birlikte bu olayların tanıklarıyız.”
Kurul üyeleri bu sözleri işitince çok öfkelendiler ve elçileri yok etmek istediler. Ama bütün halkın saygısını kazanmış bir Kutsal Yasa öğretmeni olan Gamaliel adlı bir Ferisi, Yüksek Kurulda ayağa kalktı, elçilerin kısa bir süre için dışarı çıkartılmasını buyurarak kurul üyelerine şunları söyledi: “Ey İsrailliler, bu adamlara yapacağınızı iyi düşünün! Bir süre önce Tevdas da kendi kendisiyle ilgili büyük iddialarda bulunarak başkaldırdı. Dört yüz kadar kişi de ona katıldı. Ama adam öldürüldü, izleyicilerinin hepsi dağıtıldı, hareket yok oldu. Ondan sonra, sayım yapıldığı günlerde ortaya çıkan Celileli Yahuda, pek çok insanı ayartıp peşine taktı. Ama o da öldürüldü ve izleyicilerinin hepsi darmadağın oldu. Şimdi size şunu söyleyeyim: Bu adamlarla uğraşmayın, onları rahat bırakın! Çünkü bu girişim, bu hareket insan işiyse, yok olup gidecektir. Yok eğer Tanrının işiyse, bu adamları yok edemezsiniz. Hatta kendinizi Tanrıya karşı savaşır durumda bulabilirsiniz.”
Kurul üyeleri Gamalielin bu öğüdünü kabul ettiler. Elçileri içeri çağırtıp kamçılattılar ve İsanın adından söz etmemelerini buyurduktan sonra salıverdiler.
Elçiler İsanın adı uğruna hakarete layık görüldükleri için Yüksek Kurulun huzurundan sevinç içinde ayrıldılar. Her gün tapınakta ve evlerde öğretmekten ve Mesih İsayla ilgili Müjdeyi yaymaktan geri kalmadılar.

Elçiler Birçok Kişiyi İyileştiriyor – Elçilerin İşleri 5

Elçilerin aracılığıyla halk arasında birçok belirtiler ve harikalar yapılıyordu. İmanlıların hepsi Süleymanın Eyvanında toplanıyordu. Halk onlara büyük saygı duyduğu halde, dışarıdan hiç kimse onlara katılmayı göze alamıyordu. Buna karşın, Rabbe inanıp topluluğa katılan erkek ve kadınların sayısı giderek arttı. Bütün bunların sonucu, yoldan geçen Petrusun hiç değilse gölgesi bazılarının üzerine düşsün diye halk, hasta olanları caddelere çıkartıp şilteler ve döşekler üzerine yatırır oldu. Yeruşalimin çevresindeki kasabalardan da kalabalıklar geliyor, hastaları ve kötü ruhlardan acı çekenleri getiriyorlardı. Bunların hepsi iyileştirildi.

Hananya ile Safira – Elçilerin İşleri 5

Hananya adında bir adam, karısı Safiranın onayıyla bir mülk sattı, paranın bir kısmını kendine saklayarak gerisini getirip elçilerin buyruğuna verdi. Karısının da olup bitenlerden haberi vardı.
Petrus ona, “Hananya, nasıl oldu da Şeytana uydun, Kutsal Ruha yalan söyleyip mülkün parasının bir kısmını kendine sakladın?” dedi. “Mülk satılmadan önce sana ait değil miydi? Sen onu sattıktan sonra da parayı dilediğin gibi kullanamaz mıydın? Neden yüreğinde böyle bir düzen kurdun? Sen insanlara değil, Tanrıya yalan söylemiş oldun.”
Hananya bu sözleri işitince yere yıkılıp can verdi. Olanları duyan herkesi büyük bir korku sardı. Gençler kalkıp Hananyanın ölüsünü kefenlediler ve dışarı taşıyıp gömdüler.
Bundan yaklaşık üç saat sonra Hananyanın karısı, olanlardan habersiz içeri girdi. Petrus, “Söyle bana, mülkü bu fiyata mı sattınız?” diye sordu.
“Evet, bu fiyata” dedi Safira.
Petrus ona şöyle dedi: “Rabbin Ruhunu sınamak için nasıl oldu da sözbirliği ettiniz? İşte, kocanı gömenlerin ayak sesleri kapıda, seni de dışarı taşıyacaklar.” Kadın o anda Petrusun ayakları dibine yıkılıp can verdi. İçeri giren gençler onu ölmüş buldular, onu da dışarı taşıyarak kocasının yanına gömdüler. İnanlılar topluluğunun tümünü ve olayı duyanların hepsini büyük bir korku sardı.

İmanlılar Her Şeylerini Paylaşıyorlar – Elçilerin İşleri 4

İnananlar topluluğunun yüreği ve düşüncesi birdi. Hiç kimse sahip olduğu herhangi bir şey için “Bu benimdir” demiyor, her şeylerini ortak kabul ediyorlardı. Elçiler, Rab İsanın ölümden dirildiğine çok etkili bir biçimde tanıklık ediyorlardı. Tanrının büyük lütfu hepsinin üzerindeydi. Aralarında yoksul olan yoktu. Çünkü toprak ya da ev sahibi olanlar bunları satar, sattıklarının bedelini getirip elçilerin buyruğuna verirlerdi; bu da herkese ihtiyacına göre dağıtılırdı.
Örneğin, Kıbrıs doğumlu bir Levili olan ve elçilerin Barnaba, yani Cesaret Verici diye adlandırdıkları Yusuf, sahip olduğu bir tarlayı sattı, parasını getirip elçilerin buyruğuna verdi.

İmanlılar Cesaret için Dua Ediyor – Elçilerin İşleri 4

Serbest bırakılan Petrusla Yuhanna, arkadaşlarının yanına dönerek başkahinlerle ileri gelenlerin kendilerine söylediği her şeyi bildirdiler. Arkadaşları bunu duyunca hep birlikte Tanrıya şöyle seslendiler: “Ey Efendimiz! Yeri göğü, denizi ve onların içindekilerin tümünü yaratan sensin. Kutsal Ruh aracılığıyla kulun atamız Davutun ağzından şöyle dedin:
Uluslar neden hiddetlendi,
Halklar neden boş düzenler kurdu?
Dünyanın kralları saf bağladı,
Hükümdarlar birleşti
Rabbe ve Mesihine karşı.
“Gerçekten de Hirodes ile Pontius Pilatus, bu kentte İsrail halkı ve öteki uluslarla birlikte senin meshettiğin kutsal Kulun İsaya karşı bir araya geldiler. Senin kendi gücün ve isteğinle önceden kararlaştırdığın her şeyi gerçekleştirdiler. Ve şimdi ya Rab, onların savurduğu tehditlere bak! Senin sözünü tam bir yüreklilikle duyurmak için biz kullarına güç ver. Kutsal Kulun İsanın adıyla hastaları iyileştirmek için, belirtiler ve harikalar yapmak için elini uzat.”
Duaları bitince toplandıkları yer sarsıldı. Hepsi Kutsal Ruhla doldular ve Tanrının sözünü cesaretle duyurmaya devam ettiler.

Petrusla Yuhanna Yüksek Kurulun Önünde – Elçilerin İşleri 4

Kahinler, tapınak koruyucularının komutanı ve Sadukiler, halka seslenmekte olan Petrusla Yuhannanın üzerine yürüdüler. Çünkü onların halka öğretmelerine ve İsayı örnek göstererek ölülerin dirileceğini söylemelerine çok kızmışlardı. Onları yakaladılar, akşam olduğu için ertesi güne dek hapiste tuttular. Ne var ki, konuşmayı dinlemiş olanların birçoğu iman etti. Böylece imanlı erkeklerin sayısı aşağı yukarı beş bine ulaştı.
Ertesi gün Yahudilerin yöneticileri, ileri gelenleri ve din bilginleri Yeruşalimde toplandılar. Başkahin Hananın yanısıra, Kayafa, Yuhanna, İskender ve başkahin soyundan gelen herkes oradaydı. Petrusla Yuhannayı huzurlarına getirtip onlara, “Siz bunu hangi güçle ya da kimin adına dayanarak yaptınız?” diye sordular.
O zaman Kutsal Ruhla dolan Petrus onlara şöyle dedi: “Halkın yöneticileri ve ileri gelenler! Eğer bugün bir hastaya yapılan iyilik nedeniyle bizden hesap soruluyor ve bu adamın nasıl iyileştiği soruşturuluyorsa, hepiniz ve bütün İsrail halkı şunu bilin: Bu adam, sizin çarmıha gerdiğiniz, ama Tanrının ölümden dirilttiği Nasıralı İsa Mesihin adı sayesinde önünüzde sapasağlam duruyor. İsa,
Siz yapıcılar tarafından hiçe sayılan,
Ama köşenin baş taşı durumuna gelen taş tır. Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Bu göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiçbir ad yoktur.”
Kurul üyeleri, Petrusla Yuhannanın yürekliliğini görüp de bunların eğitim görmemiş, sıradan kişiler olduklarını anlayınca şaştılar ve onların İsayla birlikte bulunduklarını farkettiler. İyileştirilen adam, Petrus ve Yuhannayla birlikte gözleri önünde duruyordu; bunun için hiçbir karşılık veremediler.
Kurul üyeleri onlara dışarı çıkmalarını buyurduktan sonra durumu kendi aralarında tartışmaya başladılar. “Bu adamları ne yapacağız?” dediler. “Yeruşalimde yaşayan herkes, bunların eliyle olağanüstü bir belirti gerçekleştirildiğini biliyor. Biz bunu inkar edemeyiz. Ama bu haberin halk arasında daha çok yayılmasını önlemek için onları tehdit edelim ki, bundan böyle İsanın adından kimseye söz etmesinler.”
Böylece onları çağırdılar, İsanın adını hiç anmamalarını, o adı kullanarak hiçbir şey öğretmemelerini buyurdular. Ama Petrusla Yuhanna şöyle karşılık verdiler: “Tanrının önünde, Tanrının sözünü değil de sizin sözünüzü dinlemek doğru mudur, kendiniz karar verin. Biz gördüklerimizi ve işittiklerimizi anlatmadan edemeyiz.”
Kurul üyeleri onları bir daha tehdit ettikten sonra serbest bıraktılar; onları cezalandırmak için hiçbir gerekçe bulamamışlardı. Çünkü bütün halk, olup bitenler için Tanrıyı yüceltiyordu. Nitekim bu mucize sonucu iyileşen adamın yaşı kırkı geçmişti.

Petrusun Tapınaktaki Konuşması – Elçilerin İşleri 3

Adam, Petrusla Yuhannayı bir türlü bırakamıyordu. Bütün halk hayret içinde Süleymanın Eyvanı denilen yerde onlara doğru koşuştu. Bunu gören Petrus halka şöyle seslendi: “Ey İsrailliler, buna neden şaştınız? Neden gözlerinizi dikmiş bize bakıyorsunuz? Kendi gücümüz ya da dindarlığımızla bu adamın yürümesini sağlamışız gibi…! İbrahimin, İshakın ve Yakupun Tanrısı, atalarımızın Tanrısı, Kulu İsayı yüceltti. Siz Onu ele verdiniz. Pilatus Onu serbest bırakmaya karar verdiği halde, siz Onu Pilatusun önünde reddettiniz. Kutsal ve adil Olanı reddedip bir katilin salıverilmesini istediniz. Siz Yaşam Önderini öldürdünüz, ama Tanrı Onu ölümden diriltti. Biz bunun tanıklarıyız. Gördüğünüz ve tanıdığınız bu adam, İsanın adı sayesinde, Onun adına olan imanla sapasağlam oldu. Hepinizin gözü önünde onu tam sağlığa kavuşturan, İsanın aracılığıyla etkin olan imandır.
“Şimdi ey kardeşler, yöneticileriniz gibi sizin de bilgisizlikten ötürü böyle davrandığınızı biliyorum. Ama bütün peygamberlerin ağzından Mesihinin acı çekeceğini önceden bildiren Tanrı, sözünü bu şekilde yerine getirmiştir. Öyleyse, günahlarınızın silinmesi için tövbe edin ve Tanrıya dönün. Öyle ki, Rab size yenilenme fırsatları versin ve sizin için önceden belirlenen Mesihi, yani İsayı göndersin. Tanrının eski çağlardan beri kutsal peygamberlerinin ağzından bildirdiği gibi, her şeyin yeniden düzenleneceği zamana dek İsanın gökte kalması gerekiyor. Musa şöyle demişti: Tanrınız Rab size, kendi kardeşlerinizin arasından benim gibi bir peygamber çıkaracak. Onun size söyleyeceği her sözü dinleyin. O peygamberi dinlemeyen herkes Tanrının halkından koparılıp yok edilecektir.
“Samuel ve ondan sonra konuşan peygamberlerin hepsi bu günleri duyurdu. Sizler peygamberlerin mirasçıları, Tanrının atalarınızla yaptığı antlaşmanın mirasçılarısınız. Nitekim Tanrı İbrahime şöyle demişti: Senin soyunun aracılığıyla yeryüzündeki bütün halklar kutsanacak. Tanrı, sizleri kötü yollarınızdan döndürüp kutsamak için Kulunu ortaya çıkarıp önce size gönderdi.”

Sakat Dilencinin İyileştirilmesi – Elçilerin İşleri 3

Bir gün Petrusla Yuhanna, saat üçte, dua vaktinde tapınağa çıkıyorlardı. O sırada, doğuştan kötürüm olan bir adam, tapınağın Güzel Kapı diye adlandırılan kapısına getiriliyordu. Tapınağa girenlerden para dilenmesi için onu her gün getirip oraya bırakırlardı. Tapınağa girmek üzere olan Petrusla Yuhannayı gören adam, kendilerinden sadaka istedi. Petrusla Yuhanna ona dikkatle baktılar. Sonra Petrus, “Bize bak” dedi. Adam, onlardan bir şey alacağını umarak gözlerini onların üzerine dikti.
Petrus, “Bende altın ve gümüş yok, ama bende olanı sana veriyorum” dedi. “Nasıralı İsa Mesihin adıyla, yürü!” Sonra onu sağ elinden kavrayıp kaldırdı. Adamın ayakları ve bilekleri o anda sapasağlam oldu. Sıçrayıp ayağa kalktı, yürümeye başladı. Yürüyüp sıçrayarak, Tanrıyı överek onlarla birlikte tapınağa girdi. Bütün halk, onun yürüyüp Tanrıyı övdüğünü gördü. Onun, tapınağın Güzel Kapısında oturup para dilenen kişi olduğunu anlayınca ondaki değişiklik karşısında büyük bir hayret ve şaşkınlığa düştüler.

İmanlılar Arasındaki Birlik – Elçilerin İşleri 2

Herkesi bir korku sarmıştı. Elçilerin aracılığıyla birçok belirtiler ve harikalar yapılıyordu. İmanlıların tümü bir arada bulunuyor, her şeyi ortaklaşa kullanıyorlardı. Mallarını mülklerini satıyor ve bunun parasını herkese ihtiyacına göre dağıtıyorlardı. Her gün tapınakta toplanmaya devam eden imanlılar, kendi evlerinde de ekmek bölüp içten bir sevinç ve sadelikle yemek yiyor ve Tanrıyı övüyorlardı. Bütün halkın beğenisini kazanmışlardı. Rab de her gün yeni kurtulanları topluluğa katıyordu.

Petrusun Pentikost Günü Konuşması – Elçilerin İşleri 2

Bunun üzerine Onbirlerle birlikte öne çıkan Petrus yüksek sesle kalabalığa şöyle seslendi: “Ey Yahudiler ve Yeruşalimde bulunan herkes, bu durumu size açıklayayım. Sözlerime kulak verin. Bu adamlar, sandığınız gibi sarhoş değiller. Saat daha sabahın dokuzu! Bu gördüğünüz, Peygamber Yoel aracılığıyla önceden bildirilen olaydır:
Son günlerde, diyor Tanrı,
Bütün insanların üzerine Ruhumu dökeceğim.
Oğullarınız, kızlarınız peygamberlikte bulunacaklar.
Gençleriniz görümler,
Yaşlılarınız düşler görecek.
O günler kadın erkek
Kullarımın üzerine Ruhumu dökeceğim,
Onlar da peygamberlik edecekler.
Yukarıda, gökyüzünde harikalar yaratacağım.
Aşağıda, yeryüzünde belirtiler,
Kan, ateş ve duman bulutları görülecek.
Rabbin büyük ve görkemli günü gelmeden önce
Güneş kararacak,
Ay kan rengine dönecek.
O zaman Rabbi adıyla çağıran herkes kurtulacak.
“Ey İsrailliler, şu sözleri dinleyin: Bildiğiniz gibi Nasıralı İsa, Tanrının, kendisi aracılığıyla aranızda yaptığı mucizeler, harikalar ve belirtilerle kimliği kanıtlanmış bir kişidir. Tanrının belirlenmiş amacı ve öngörüsü uyarınca elinize teslim edilen bu adamı, yasa tanımaz kişilerin eliyle çarmıha çivileyip öldürdünüz. Tanrı ise, ölüm acılarına son vererek Onu diriltti. Çünkü Onun ölüme tutsak kalması olanaksızdı. Onunla ilgili olarak Davut şöyle der:
Rabbi her zaman önümde gördüm,
Sağımda durduğu için sarsılmam.
Bu nedenle yüreğim mutlu, dilim sevinçlidir.
Dahası, bedenim de umut içinde yaşayacak.
Çünkü sen canımı ölüler diyarına terk etmeyeceksin,
Kutsalının çürümesine izin vermeyeceksin.
Yaşam yollarını bana bildirdin;
Varlığınla beni sevinçle dolduracaksın.
“Kardeşler, size açıkça söyleyebilirim ki, büyük atamız Davut öldü, gömüldü, mezarı da bugüne dek yanıbaşımızda duruyor. Davut bir peygamberdi ve soyundan birini tahtına oturtacağına dair Tanrının kendisine ant içerek söz verdiğini biliyordu. Geleceği görerek Mesihin ölümden dirilişine ilişkin şunları söyledi: O, ölüler diyarına terk edilmedi, bedeni çürümedi. Tanrı, İsayı ölümden diriltti ve biz hepimiz bunun tanıklarıyız. O, Tanrının sağına yüceltilmiş, vaat edilen Kutsal Ruhu Babadan almış ve şimdi gördüğünüz ve işittiğiniz gibi, bu Ruhu üzerimize dökmüştür. Davut, kendisi göklere çıkmadığı halde şöyle der:
Rab Rabbime dedi ki,
Ben düşmanlarını
Ayaklarının altına serinceye dek,
Sağımda otur.
“Böylelikle bütün İsrail halkı şunu kesinlikle bilsin: Tanrı, sizin çarmıha gerdiğiniz İsayı hem Rab hem Mesih yapmıştır.”
Bu sözleri duyanlar, yüreklerine hançer saplanmış gibi oldular. Petrus ve öbür elçilere, “Kardeşler, ne yapmalıyız?” diye sordular.
Petrus onlara şu karşılığı verdi: “Tövbe edin, her biriniz İsa Mesihin adıyla vaftiz olsun. Böylece günahlarınız bağışlanacak ve Kutsal Ruh armağanını alacaksınız. Bu vaat sizler, çocuklarınız, uzaktakilerin hepsi için, Tanrımız Rabbin çağıracağı herkes için geçerlidir.”
Petrus daha birçok sözlerle onları uyardı. “Kendinizi bu sapık kuşaktan kurtarın!” diye yalvardı. Onun sözünü benimseyenler vaftiz oldu. O gün yaklaşık üç bin kişi topluluğa katıldı. Bunlar kendilerini elçilerin öğretisine, paydaşlığa, ekmek bölmeye ve duaya adadılar.

Kutsal Ruhun Gelişi – Elçilerin İşleri 2

Pentikost Günü geldiğinde bütün imanlılar bir arada bulunuyordu. Ansızın gökten, güçlü bir rüzgarın esişini andıran bir ses geldi ve bulundukları evi tümüyle doldurdu. Ateşten dillere benzer bir şeylerin dağılıp her birinin üzerine indiğini gördüler. İmanlıların hepsi Kutsal Ruhla doldular, Ruhun onları konuşturduğu başka dillerle konuşmaya başladılar.
O sırada Yeruşalimde, dünyanın her ülkesinden gelmiş dindar Yahudiler bulunuyordu. Sesin duyulması üzerine büyük bir kalabalık toplandı. Herkes kendi dilinin konuşulduğunu duyunca şaşakaldı. Hayret ve şaşkınlık içinde, “Bakın, bu konuşanların hepsi Celileli değil mi?” diye sordular. “Nasıl oluyor da her birimiz kendi ana dilini işitiyor? Aramızda Partlar, Medler, Elamlılar var. Mezopotamyada, Yahudiye ve Kapadokyada, Pontus ve Asya İlinde, Frikya ve Pamfilyada, Mısır ve Libyanın Kireneye yakın bölgelerinde yaşayanlar var. Hem Yahudi hem de Yahudiliğe dönen Romalı konuklar, Giritliler ve Araplar var aramızda. Ama her birimiz Tanrının büyük işlerinin kendi dilimizde konuşulduğunu işitiyoruz.”
Hepsi hayret ve şaşkınlık içinde birbirlerine, “Bunun anlamı ne?” diye sordular. Başkalarıysa, “Bunlar taze şarabı fazla kaçırmış” diye alay ettiler.

Mattiya, Yahudanın Yerine Seçiliyor – Elçilerin İşleri 1

Mattiya, Yahudanın Yerine Seçiliyor
Bundan sonra elçiler, Yeruşalimden yaklaşık bir kilometre uzaklıktaki Zeytin Dağından Yeruşalime döndüler. Kente girince kaldıkları evin üst katındaki odaya çıktılar. Petrus, Yuhanna, Yakup, Andreas, Filipus, Tomas, Bartalmay, Matta, Alfay oğlu Yakup, Yurtsever Simun ve Yakup oğlu Yahuda oradaydı. Bunlar İsanın annesi Meryem, öbür kadınlar ve İsanın kardeşleriyle tam bir birlik içinde sürekli dua ediyordu.
O günlerde Petrus, yaklaşık yüz yirmi kardeşten oluşan bir topluluğun ortasında ayağa kalkıp şöyle konuştu: “Kardeşler, Kutsal Ruhun, İsayı tutuklayanlara kılavuzluk eden Yahuda ile ilgili olarak Davutun ağzıyla önceden bildirdiği Kutsal Yazının yerine gelmesi gerekiyordu. Yahuda bizden biri sayılmış ve bu hizmette yerini almıştı.”
Bu adam, yaptığı kötülüğün karşılığında aldığı ücretle bir tarla satın aldı. Sonra baş aşağı düştü, bedeni yarıldı ve bütün bağırsakları dışarı döküldü. Yeruşalimde yaşayan herkes olayı duydu. Tarlaya kendi dillerinde Kan Tarlası anlamına gelen Hakeldema adını verdiler.
“Nitekim Mezmurlar Kitabında şöyle yazılmıştır” dedi Petrus.
“ Onun konutu ıssız kalsın,
İçinde oturan olmasın.
Ve, Onun görevini bir başkası üstlensin.
“Buna göre, Yahyanın vaftiz döneminden başlayarak Rab İsanın aramızdan yukarı alındığı güne değin bizimle birlikte geçirdiği bütün süre boyunca yanımızda bulunan adamlardan birinin, İsanın dirilişine tanıklık etmek üzere bize katılması gerekir.”
Böylece iki kişiyi, Barsabba denilen ve Yustus diye de bilinen Yusuf ile Mattiyayı önerdiler. Sonra şöyle dua ettiler: “Ya Rab, sen herkesin yüreğini bilirsin. Yahudanın, ait olduğu yere gitmek için bıraktığı bu hizmeti ve elçilik görevini üstlenmek üzere bu iki kişiden hangisini seçtiğini göster bize.” Ardından bu iki kişiye kura çektirdiler; kura Mattiyaya düştü. Böylelikle Mattiya on bir elçiye katıldı.

İsa Göğe Alınıyor – Elçilerin İşleri 1

Ey Teofilos,
İlk kitabımda İsanın yapıp öğretmeye başladığı her şeyi, seçmiş olduğu elçilere Kutsal Ruh aracılığıyla buyruklar verip yukarı alındığı güne dek olanları yazmıştım. İsa, ölüm acısını çektikten sonra birçok inandırıcı kanıtlarla elçilere dirilmiş olduğunu gösterdi. Kırk gün süreyle onlara görünerek Tanrının Egemenliği hakkında konuştu. Kendileriyle birlikteyken onlara şu buyruğu vermişti: “Yeruşalimden ayrılmayın, Babanın verdiği ve benden duyduğunuz sözün gerçekleşmesini bekleyin. Şöyle ki, Yahya suyla vaftiz etti, ama sizler birkaç güne kadar Kutsal Ruhla vaftiz edileceksiniz.”

Elçiler bir araya geldiklerinde İsaya şunu sordular: “Ya Rab, İsraile egemenliği şimdi mi geri vereceksin?”
İsa onlara, “Babanın kendi yetkisiyle belirlemiş olduğu zamanları ve tarihleri bilmenize gerek yok” karşılığını verdi. “Ama Kutsal Ruh üzerinize inince güç alacaksınız. Yeruşalimde, bütün Yahudiye ve Samiriyede ve dünyanın dört bucağında benim tanıklarım olacaksınız.”
İsa bunları söyledikten sonra, onların gözleri önünde yukarı alındı. Bir bulut Onu alıp gözlerinin önünden uzaklaştırdı. İsa giderken onlar gözlerini göğe dikmiş bakıyorlardı. Tam o sırada, beyaz giysiler içinde iki adam yanlarında belirdi. “Ey Celileliler, neden göğe bakıp duruyorsunuz?” diye sordular. “Aranızdan göğe alınan İsa, göğe çıktığını nasıl gördünüzse, aynı şekilde geri gelecektir.”

İsa ile Petrus – Yuhanna 21

Yemekten sonra İsa, Simun Petrusa, “Yuhanna oğlu Simun, beni bunlardan daha çok seviyor musun?” diye sordu.
Petrus, “Evet, ya Rab” dedi, “Seni sevdiğimi bilirsin.”
İsa ona, “Kuzularımı otlat” dedi. İkinci kez yine ona, “Yuhanna oğlu Simun, beni seviyor musun?” diye sordu.
O da, “Evet, ya Rab, seni sevdiğimi bilirsin” dedi.
İsa ona, “Koyunlarımı güt” dedi. Üçüncü kez ona, “Yuhanna oğlu Simun, beni seviyor musun?” diye sordu.
Petrus kendisine üçüncü kez, “Beni seviyor musun?” diye sormasına üzüldü. “Ya Rab, sen her şeyi bilirsin, seni sevdiğimi de bilirsin” dedi.
İsa ona, “Koyunlarımı otlat” dedi. “Sana doğrusunu söyleyeyim, gençliğinde kendi kuşağını kendin bağlar, istediğin yere giderdin. Ama yaşlanınca ellerini uzatacaksın, başkası seni bağlayacak ve istemediğin yere götürecek.” Bunu, Tanrıyı ne tür bir ölümle yücelteceğini belirtmek için söyledi. Sonra ona, “Ardımdan gel” dedi.
Petrus arkasına döndü, İsanın sevdiği öğrencinin kendilerini izlediğini gördü. Bu öğrenci, akşam yemeğinde İsanın göğsüne yaslanan ve, “Ya Rab, sana kim ihanet edecek?” diye soran öğrencidir. Petrus onu görünce İsaya, “Ya Rab, ya bu ne olacak?” diye sordu.
İsa, “Ben gelinceye dek onun yaşamasını istiyorsam, bundan sana ne?” dedi. “Sen ardımdan gel!”
Bu yüzden kardeşler arasında o öğrencinin ölmeyeceğine dair bir söylenti çıktı. Ama İsa Petrusa, “O ölmeyecek” dememişti. Sadece, “Ben gelinceye dek onun yaşamasını istiyorsam, bundan sana ne?” demişti.
Bütün bunlara tanıklık eden ve bunları yazan öğrenci budur. Onun tanıklığının doğru olduğunu biliyoruz.
İsanın yaptığı daha başka çok şey vardır. Bunlar tek tek yazılsaydı, sanırım yazılan kitaplar dünyaya sığmazdı.

İsa Göl Kenarında – Yuhanna 21

Bundan sonra İsa Taberiye Gölünün kenarında öğrencilerine yine göründü. Bu da şöyle oldu: Simun Petrus, “İkiz” diye anılan Tomas, Celilenin Kana Köyünden Natanel, Zebedinin oğulları ve İsanın öğrencilerinden iki kişi daha birlikte bulunuyorlardı. Simun Petrus ötekilere, “Ben balık tutmaya gidiyorum” dedi.
Onlar, “Biz de seninle geliyoruz” dediler.
Dışarı çıkıp tekneye bindiler. Ama o gece bir şey tutamadılar. Sabah olurken İsa kıyıda duruyordu. Ne var ki öğrenciler, Onun İsa olduğunu anlamadılar. İsa, “Çocuklar, balığınız yok mu?” diye sordu.
“Yok” dediler.
İsa, “Ağı teknenin sağ yanına atın, tutarsınız” dedi.
Bunun üzerine ağı attılar. O kadar çok balık tuttular ki, artık ağı çekemez olmuşlardı. İsanın sevdiği öğrenci, Petrusa, “Bu Rabdir!” dedi.
Simun Petrus Onun Rab olduğunu işitince üzerinden çıkarmış olduğu üstlüğü giyip göle atladı. Öbür öğrenciler balık dolu ağı çekerek tekneyle geldiler. Çünkü karadan ancak iki yüz arşın kadar uzaktaydılar. Karaya çıkınca orada yanan bir kömür ateşi, ateşin üzerinde balık ve ekmek gördüler.
İsa onlara, “Şimdi tuttuğunuz balıklardan getirin” dedi.
Simun Petrus tekneye atladı ve tam yüz elli üç iri balıkla yüklü ağı karaya çekti. Bu kadar çok balık olduğu halde ağ yırtılmamıştı. İsa onlara, “Gelin, yemek yiyin” dedi.
Öğrencilerden hiçbiri Ona, “Sen kimsin?” diye sormaya cesaret edemedi. Çünkü Onun Rab olduğunu biliyorlardı. İsa gidip ekmeği aldı, onlara verdi. Aynı şekilde balıkları da verdi. İşte bu, İsanın ölümden dirildikten sonra öğrencilere üçüncü görünüşüydü.

İsa Tomasa Görünüyor – Yuhanna 20

Onikilerden biri, “İkiz” diye anılan Tomas, İsa geldiğinde onlarla birlikte değildi. Öbür öğrenciler ona, “Biz Rabbi gördük!” dediler.
Tomas ise, “Onun ellerinde çivilerin izini görmedikçe, çivilerin izine parmağımla dokunmadıkça ve elimi böğrüne sokmadıkça inanmam” dedi.
Sekiz gün sonra İsanın öğrencileri yine evdeydiler. Tomas da onlarla birlikteydi. Kapılar kapalıyken İsa gelip ortalarında durdu, “Size esenlik olsun!” dedi. Sonra Tomasa, “Parmağını uzat” dedi, “Ellerime bak, elini uzat, böğrüme koy. İmansız olma, imanlı ol!”
Tomas Onu, “Rabbim ve Tanrım!” diye yanıtladı.
İsa, “Beni gördüğün için mi iman ettin?” dedi. “Görmeden iman edenlere ne mutlu!”
İsa, öğrencilerinin önünde, bu kitapta yazılı olmayan başka birçok doğaüstü belirti gerçekleştirdi. Ne var ki yazılanlar, İsanın, Tanrının Oğlu Mesih olduğuna iman edesiniz ve iman ederek Onun adıyla yaşama kavuşasınız diye yazılmıştır.

İsa Öğrencilerine Görünüyor – Yuhanna 20

Haftanın o ilk günü akşam olunca, öğrencilerin Yahudi yetkililerden korkusu nedeniyle bulundukları yerin kapıları kapalıyken İsa geldi, ortalarında durup, “Size esenlik olsun!” dedi.
Bunu söyledikten sonra onlara ellerini ve böğrünü gösterdi. Öğrenciler Rabbi görünce sevindiler. İsa yine onlara, “Size esenlik olsun!” dedi. “Baba beni gönderdiği gibi, ben de sizi gönderiyorum.” Bunu söyledikten sonra onların üzerine üfleyerek, “Kutsal Ruhu alın!” dedi. “Kimin günahlarını bağışlarsanız, bağışlanmış olur; kimin günahlarını bağışlamazsanız, bağışlanmamış kalır.”

İsa, Mecdelli Meryeme Görünüyor – Yuhanna 20

Bundan sonra öğrenciler yine evlerine döndüler. Meryem ise mezarın dışında durmuş ağlıyordu. Ağlarken eğilip mezarın içine baktı. Beyazlara bürünmüş iki melek gördü; biri İsanın cesedinin yattığı yerin başucunda, öteki ayakucunda oturuyordu. Meryeme, “Kadın, niçin ağlıyorsun?” diye sordular.
Meryem, “Rabbimi almışlar” dedi. “Onu nereye koyduklarını bilmiyorum.”
Bunları söyledikten sonra arkasına döndü, İsanın orada, ayakta durduğunu gördü. Ama Onun İsa olduğunu anlamadı. İsa, “Kadın, niçin ağlıyorsun?” dedi. “Kimi arıyorsun?”
Meryem Onu bahçıvan sanarak, “Efendim” dedi, “Eğer Onu sen götürdünse, nereye koyduğunu söyle de gidip Onu alayım.”
İsa ona, “Meryem!” dedi.
O da döndü, İsaya İbranice, “Rabbuni!” dedi. Rabbuni, öğretmenim demektir.
İsa, “Bana dokunma!” dedi. “Çünkü daha Babanın yanına çıkmadım. Kardeşlerime git ve onlara söyle, benim Babamın ve sizin Babanızın, benim Tanrımın ve sizin Tanrınızın yanına çıkıyorum.”
Mecdelli Meryem öğrencilerin yanına gitti. Onlara, “Rabbi gördüm!” dedi. Sonra Rabbin kendisine söylediklerini onlara anlattı.

İsanın Dirilişi – Yuhanna 20

Haftanın ilk günü erkenden, ortalık daha karanlıkken Mecdelli Meryem mezara gitti. Taşın mezarın girişinden kaldırılmış olduğunu gördü. Koşarak Simun Petrusa ve İsanın sevdiği öbür öğrenciye geldi. “Rabbi mezardan almışlar, nereye koyduklarını da bilmiyoruz” dedi.
Bunun üzerine Petrusla öteki öğrenci dışarı çıkıp mezara yöneldiler. İkisi birlikte koşuyordu. Ama öteki öğrenci Petrustan daha hızlı koşarak mezara önce vardı. Eğilip içeri baktı, keten bezleri orada serili gördü, ama içeri girmedi. Ardından Simun Petrus geldi ve mezara girdi. Orada serili duran bezleri ve İsanın başına sarılmış olan peşkiri gördü. Peşkir keten bezlerle birlikte değildi, ayrı bir yerde dürülmüş duruyordu. O zaman mezara ilk varan öteki öğrenci de içeri girdi. Olanları gördü ve iman etti. İsanın ölümden dirilmesi gerektiğini belirten Kutsal Yazıyı henüz anlamamışlardı.

İsanın Gömülmesi – Yuhanna 19

Bundan sonra Aramatyalı Yusuf, İsanın cesedini kaldırmak için Pilatusa başvurdu. Yusuf, İsanın öğrencisiydi, ama Yahudi yetkililerden korktuğundan bunu gizli tutuyordu. Pilatus izin verince, Yusuf gelip İsanın cesedini kaldırdı. Daha önce geceleyin İsanın yanına gelen Nikodim de otuz litre kadar karışık mür ve sarısabır özü alarak geldi. İkisi, İsanın cesedini alıp Yahudilerin gömme geleneğine uygun olarak onu baharatla keten bezlere sardılar. İsanın çarmıha gerildiği yerde bir bahçe, bu bahçenin içinde de henüz hiç kimsenin konulmadığı yeni bir mezar vardı. O gün Yahudilerin Hazırlık Günüydü. Mezar da yakın olduğundan İsayı oraya koydular.

İsanın Ölümü – Yuhanna 19

Daha sonra İsa, her şeyin artık tamamlandığını bilerek Kutsal Yazı yerine gelsin diye, “Susadım!” dedi. Orada ekşi şarap dolu bir kap vardı. Şaraba batırılmış bir süngeri mercanköşk dalına takarak Onun ağzına uzattılar. İsa şarabı tadınca, “Tamamlandı!” dedi ve başını eğerek ruhunu teslim etti.
Yahudi yetkililer Pilatustan çarmıha gerilenlerin bacaklarının kırılmasını ve cesetlerin kaldırılmasını istediler. Hazırlık Günü olduğundan, cesetlerin Şabat Günü çarmıhta kalmasını istemiyorlardı. Çünkü o Şabat Günü büyük bayramdı. Bunun üzerine askerler gidip birinci adamın, sonra da İsayla birlikte çarmıha gerilen öteki adamın bacaklarını kırdılar. İsaya gelince Onun ölmüş olduğunu gördüler. Bu yüzden bacaklarını kırmadılar. Ama askerlerden biri Onun böğrünü mızrakla deldi. Böğründen hemen kan ve su aktı. Bunu gören adam tanıklık etmiştir ve tanıklığı doğrudur. Doğruyu söylediğini bilir. Siz de iman edesiniz diye tanıklık etmiştir. Bunlar, “Onun bir tek kemiği kırılmayacak” diyen Kutsal Yazının yerine gelmesi için oldu. Yine başka bir Yazıda, “Bedenini deştiklerine bakacaklar” deniyor.

İsa Çarmıha Geriliyor – Yuhanna 19

Askerler İsayı alıp götürdüler. İsa çarmıhını kendisi taşıyıp Kafatası –İbranicede Golgota– denilen yere çıktı. Orada Onu ve iki kişiyi daha çarmıha gerdiler. Biri bir yanda, öbürü öteki yanda, İsa ise ortadaydı. Pilatus bir de yafta yazıp çarmıhın üzerine astırdı. Yaftada şöyle yazılıydı:
NASIRALI İSA – YAHUDİLERİN KRALI İsanın çarmıha gerildiği yer kente yakındı. Böylece İbranice, Latince ve Grekçe yazılan bu yaftayı Yahudilerin birçoğu okudu. Bu yüzden Yahudi başkahinler Pilatusa, “ Yahudilerin Kralı diye yazma” dediler. “Kendisi, Ben Yahudilerin Kralıyım dedi diye yaz.”
Pilatus, “Ne yazdımsa yazdım” karşılığını verdi.
Askerler İsayı çarmıha gerdikten sonra giysilerini alıp her birine birer pay düşecek biçimde dört parçaya böldüler. Mintanını da aldılar. Mintan boydan boya tek parça dikişsiz bir dokumaydı. Birbirlerine, “Bunu yırtmayalım” dediler, “Kime düşecek diye kura çekelim.”
Bu olay, şu Kutsal Yazı yerine gelsin diye oldu:
“Giysilerimi aralarında paylaştılar,
Elbisem üzerine kura çektiler.”
Bunları askerler yaptı. İsanın çarmıhının yanında ise annesi, teyzesi, Klopasın karısı Meryem ve Mecdelli Meryem duruyordu. İsa, annesiyle sevdiği öğrencinin yakınında durduğunu görünce annesine, “Anne, işte oğlun!” dedi. Sonra öğrenciye, “İşte, annen!” dedi.
O andan itibaren bu öğrenci İsanın annesini kendi evine aldı.

İsa Ölüme Mahkum Ediliyor – Yuhanna 19

O zaman Pilatus İsayı tutup kamçılattı. Askerler de dikenlerden bir taç örüp Onun başına geçirdiler. Sonra Ona mor bir kaftan giydirdiler. Önüne geliyor, “Selam, ey Yahudilerin Kralı!” diyor, yüzüne tokat atıyorlardı.
Pilatus yine dışarı çıktı. Yahudilere, “İşte, Onu dışarıya, size getiriyorum. Onda hiçbir suç bulmadığımı bilesiniz” dedi.
Böylece İsa, başındaki dikenli taç ve üzerindeki mor kaftanla dışarı çıktı. Pilatus onlara, “İşte o adam!” dedi.
Başkahinler ve görevliler İsayı görünce, “Çarmıha ger, çarmıha ger!” diye bağrıştılar.
Pilatus, “Onu siz alıp çarmıha gerin!” dedi. “Ben Onda bir suç bulamıyorum!”
Yahudiler şu karşılığı verdiler: “Bizim bir yasamız var, bu yasaya göre Onun ölmesi gerekir. Çünkü kendisinin Tanrı Oğlu olduğunu ileri sürüyor.”
Pilatus bu sözü işitince daha çok korktu. Yine vali konağına girip İsaya, “Sen nereden geliyorsun?” diye sordu.
İsa ona yanıt vermedi.
Pilatus, “Benimle konuşmayacak mısın?” dedi. “Seni salıvermeye de, çarmıha germeye de yetkim olduğunu bilmiyor musun?”
İsa, “Sana gökten verilmeseydi, benim üzerimde hiçbir yetkin olmazdı” diye karşılık verdi. “Bu nedenle beni sana teslim edenin günahı daha büyüktür.”
Bunun üzerine Pilatus İsayı salıvermek istedi. Ama Yahudiler, “Bu adamı salıverirsen, Sezarın dostu değilsin!” diye bağrıştılar. “Kral olduğunu ileri süren herkes Sezara karşı gelmiş olur.”
Pilatus bu sözleri işitince İsayı dışarı çıkardı. Taş Döşeme –İbranicede Gabbata– denilen yerde yargı kürsüsüne oturdu. Fısıh Bayramına Hazırlık Günüydü. Saat on iki sularıydı. Pilatus Yahudilere, “İşte, sizin Kralınız!” dedi.
Onlar, “Yok et Onu! Yok et, çarmıha ger!” diye bağrıştılar.
Pilatus, “Kralınızı mı çarmıha gereyim?” diye sordu.
Başkahinler, “Sezardan başka kralımız yok!” karşılığını verdiler. Bunun üzerine Pilatus İsayı, çarmıha gerilmek üzere onlara teslim etti.

İsa, Vali Pilatusun Önünde – Yuhanna 18

Sabah erkenden Yahudi yetkililer İsayı Kayafanın yanından alarak vali konağına götürdüler. Dinsel kuralları bozmamak ve Fısıh yemeğini yiyebilmek için kendileri vali konağına girmediler. Bunun üzerine Pilatus dışarı çıkıp yanlarına geldi. “Bu adamı neyle suçluyorsunuz?” diye sordu.
Ona şu karşılığı verdiler: “Bu adam kötülük eden biri olmasaydı, Onu sana getirmezdik.”
Pilatus, “Onu siz alın, kendi yasanıza göre yargılayın” dedi.
Yahudi yetkililer, “Bizim hiç kimseyi ölüm cezasına çarptırmaya yetkimiz yok” dediler.
Bu, İsanın nasıl öleceğini belirtmek için söylediği sözler yerine gelsin diye oldu.
Pilatus yine vali konağına girdi. İsayı çağırıp Ona, “Sen Yahudilerin Kralı mısın?” diye sordu.
İsa şöyle karşılık verdi: “Bunu kendiliğinden mi söylüyorsun, yoksa başkaları mı sana söyledi?”
Pilatus, “Ben Yahudi miyim?” dedi. “Seni bana kendi ulusun ve başkahinlerin teslim ettiler. Ne yaptın?”
İsa, “Benim krallığım bu dünyadan değildir” diye karşılık verdi. “Krallığım bu dünyadan olsaydı, yandaşlarım, Yahudi yetkililere teslim edilmemem için savaşırlardı. Oysa benim krallığım buradan değildir.”
Pilatus, “Demek sen bir kralsın, öyle mi?” dedi.
İsa, “Kral olduğumu sen söylüyorsun” karşılığını verdi. “Ben gerçeğe tanıklık etmek için doğdum, bunun için dünyaya geldim. Gerçekten yana olan herkes benim sesimi işitir.”
Pilatus Ona, “Gerçek nedir?” diye sordu.
Bunu söyledikten sonra Pilatus yine dışarıya, Yahudilerin yanına çıktı. Onlara, “Ben Onda hiçbir suç görmüyorum” dedi. “Ama sizin bir geleneğiniz var, her Fısıh Bayramında sizin için birini salıveriyorum. Yahudilerin Kralını sizin için salıvermemi ister misiniz?”
Onlar yine, “Bu adamı değil, Barabbayı isteriz!” diye bağrıştılar.
Oysa Barabba bir hayduttu.

Petrusun İkinci ve Üçüncü İnkarı – Yuhanna 18

Simun Petrus hala ateşin yanında durmuş ısınıyordu. Ona, “Sen de Onun öğrencilerinden değil misin?” dediler.
“Hayır, değilim” diyerek inkar etti.
Başkahinin kölelerinden biri, Petrusun, kulağını kestiği adamın akrabasıydı. Bu köle Petrusa, “Bahçede, seni Onunla birlikte görmedim mi?” diye sordu.
Petrus yine inkar etti ve tam o anda horoz öttü.

Başkahinin Soruşturması – Yuhanna 18

Başkahin İsaya, öğrencileri ve öğretisiyle ilgili sorular sordu. İsa onu şöyle yanıtladı: “Ben söylediklerimi dünyaya açıkça söyledim. Her zaman bütün Yahudilerin toplandıkları havralarda ve tapınakta öğrettim. Gizli hiçbir şey söylemedim. Beni neden sorguya çekiyorsun? Konuştuklarımı işitenlerden sor. Onlar ne söylediğimi biliyorlar.”
İsa bunları söyleyince, yanında duran görevlilerden biri, “Başkahine nasıl böyle karşılık verirsin?” diyerek Ona bir tokat attı.
İsa ona, “Eğer yanlış bir şey söyledimse, yanlışımı göster!” diye yanıtladı. “Ama söylediklerim doğruysa, niçin bana vuruyorsun?”
Bunun üzerine Hanan, Onu bağlı olarak Başkahin Kayafaya gönderdi.

Petrusun İlk İnkarı – Yuhanna 18

Simun Petrusla başka bir öğrenci İsanın ardından gidiyorlardı. O öğrenci başkahinin tanıdığı olduğu için İsayla birlikte başkahinin avlusuna girdi. Petrus ise dışarıda, kapının yanında duruyordu. Başkahinin tanıdığı öğrenci dışarı çıkıp kapıcı kızla konuştu ve Petrusu içeri getirdi. Kapıcı kız Petrusa, “Sen de bu adamın öğrencilerinden değil misin?” diye sordu.
Petrus, “Hayır, değilim” dedi.
Hava soğuk olduğu için köleler ve nöbetçiler yaktıkları kömür ateşinin çevresinde durmuş ısınıyorlardı. Petrus da onlarla birlikte ayakta ısınıyordu.

İsa Tutuklanıyor – Yuhanna 18

İsa bu sözleri söyledikten sonra öğrencileriyle birlikte dışarı çıkıp Kidron Vadisinin ötesine geçti. Orada bir bahçe vardı. İsayla öğrencileri bu bahçeye girdiler. Ona ihanet eden Yahuda da burayı biliyordu. Çünkü İsa, öğrencileriyle orada sık sık buluşurdu. Böylece Yahuda yanına bir bölük askerle başkahinlerin ve Ferisilerin gönderdiği görevlileri alarak oraya geldi. Onların ellerinde fenerler, meşaleler ve silahlar vardı.
İsa, başına geleceklerin hepsini biliyordu. Öne çıkıp onlara, “Kimi arıyorsunuz?” diye sordu.
“Nasıralı İsayı” diye karşılık verdiler.
İsa onlara, “Benim” dedi.
Ona ihanet eden Yahuda da onlarla birlikte duruyordu. İsa, “Benim” deyince gerileyip yere düştüler.
Bunun üzerine İsa onlara yine, “Kimi arıyorsunuz?” diye sordu.
“Nasıralı İsayı” dediler.
İsa, “Size söyledim, benim” dedi. “Eğer beni arıyorsanız, bunları bırakın gitsinler.” Kendisinin daha önce söylediği, “Senin bana verdiklerinden hiçbirini yitirmedim” şeklindeki sözü yerine gelsin diye böyle konuştu.
Simun Petrus yanında taşıdığı kılıcı çekti, başkahinin Malkus adındaki kölesine vurup sağ kulağını kopardı.
İsa Petrusa, “Kılıcını kınına koy! Babanın bana verdiği kaseden içmeyeyim mi?” dedi.
Bunun üzerine komutanla buyruğundaki asker bölüğü ve Yahudi görevliler İsayı tutup bağladılar. Onu önce, o yıl başkahin olan Kayafanın kayınbabası Hanana götürdüler. Halkın uğruna bir tek adamın ölmesinin daha uygun olacağını Yahudi yetkililere telkin eden Kayafa idi.

İsa Dua Ediyor – Yuhanna 17

İsa bunları söyledikten sonra, gözlerini gökyüzüne kaldırıp şöyle dedi: “Baba, saat geldi. Oğlunu yücelt ki, Oğul da seni yüceltsin. Çünkü sen Ona bütün insanlık üzerinde yetki verdin. Öyle ki, Ona verdiklerinin hepsine sonsuz yaşam versin. Sonsuz yaşam, tek gerçek Tanrı olan seni ve gönderdiğin İsa Mesihi tanımalarıdır. Yapmam için bana verdiğin işi tamamlamakla seni yeryüzünde yücelttim. Baba, dünya var olmadan önce ben senin yanındayken sahip olduğum yücelikle şimdi beni yanında yücelt.
“Dünyadan bana verdiğin insanlara senin adını açıkladım. Onlar senindiler, bana verdin ve senin sözüne uydular. Bana verdiğin her şeyin senden olduğunu şimdi biliyorlar. Çünkü bana ilettiğin sözleri onlara ilettim, onlar da kabul ettiler. Senden çıkıp geldiğimi gerçekten anladılar, beni senin gönderdiğine iman ettiler. Onlar için istekte bulunuyorum. Dünya için değil, bana verdiğin kimseler için istekte bulunuyorum. Çünkü onlar senindir. Benim olan her şey senindir, seninkiler de benimdir. Ben onlarda yüceltildim. Ben artık dünyada değilim, ama onlar dünyadalar. Ben sana geliyorum. Kutsal Baba, onları bana verdiğin kendi adınla koru ki, bizim gibi bir olsunlar. Kendileriyle birlikte olduğum sürece, bana verdiğin kendi adınla onları esirgeyip korudum. Kutsal Yazı yerine gelsin diye, mahva giden adamdan başka içlerinden hiçbiri mahvolmadı.
“İşte şimdi sana geliyorum. Sevincimin onlarda tamamlanması için bunları ben dünyadayken söylüyorum. Ben onlara senin sözünü ilettim, dünya ise onlardan nefret etti. Çünkü ben dünyadan olmadığım gibi, onlar da dünyadan değiller. Onları dünyadan uzaklaştırmanı değil, kötü olandan korumanı istiyorum. Ben dünyadan olmadığım gibi, onlar da dünyadan değiller. Onları gerçekle kutsal kıl. Senin sözün gerçektir. Sen beni dünyaya gönderdiğin gibi, ben de onları dünyaya gönderdim. Onlar da gerçekle kutsal kılınsınlar diye kendimi onların uğruna adıyorum.
“Yalnız onlar için değil, onların sözüyle bana iman edenler için de istekte bulunuyorum, hepsi bir olsunlar. Baba, senin bende olduğun ve benim sende olduğum gibi, onlar da bizde olsunlar. Dünya da beni senin gönderdiğine iman etsin. Bana verdiğin yüceliği onlara verdim. Öyle ki, bizim bir olduğumuz gibi bir olsunlar. Ben onlarda, sen bende olmak üzere tam bir birlik içinde bulunsunlar ki, dünya beni senin gönderdiğini, beni sevdiğin gibi onları da sevdiğini anlasın. Baba, bana verdiklerinin de bulunduğum yerde benimle birlikte olmalarını ve benim yüceliğimi, bana verdiğin yüceliği görmelerini istiyorum. Çünkü dünyanın kuruluşundan önce sen beni sevdin. Adil Baba, dünya seni tanımıyor, ama ben seni tanıyorum. Bunlar da beni senin gönderdiğini biliyorlar. Bana beslediğin sevgi onlarda olsun, ben de onlarda olayım diye senin adını onlara bildirdim ve bildirmeye devam edeceğim.”

Kederiniz Sevince Dönüşecek – Yuhanna 16

Öğrencilerinden bazıları birbirlerine, “Ne demek istiyor?” diye sordular. “ Kısa süre sonra beni görmeyeceksiniz; yine kısa süre sonra beni göreceksiniz diyor. Ayrıca, Çünkü Babaya gidiyorum diyor.” Onun için, “Bu kısa süre dediği nedir? Söylediklerini anlamıyoruz” deyip durdular.
İsa kendisine soru sormak istediklerini anladı. Onlara dedi ki, “ Kısa süre sonra beni görmeyeceksiniz; yine kısa süre sonra beni göreceksiniz dememi mi tartışıyorsunuz? Size doğrusunu söyleyeyim, siz ağlayıp yas tutacaksınız, dünya ise sevinecektir. Kederleneceksiniz, ama kederiniz sevince dönüşecek. Kadın doğum yapacağı zaman ağrı çeker. Çünkü saati gelmiştir. Ama doğurunca, dünyaya bir çocuk getirmenin sevinciyle çektiği acıyı unutur. Bunun gibi, siz de şimdi kederleniyorsunuz, ama sizi yine göreceğim. O zaman yürekten sevineceksiniz. Sevincinizi kimse sizden alamaz. O gün bana hiçbir şey sormayacaksınız. Size doğrusunu söyleyeyim, benim adımla Babadan ne dilerseniz, size verecektir. Şimdiye dek benim adımla bir şey dilemediniz. Dileyin, alacaksınız. Öyle ki, sevinciniz tam olsun.
“Size bunları örneklerle anlattım. Öyle bir saat geliyor ki, artık örneklerle konuşmayacağım; Babayı size açıkça tanıtacağım. O gün dileyeceğinizi benim adımla dileyeceksiniz. Sizin için Babadan istekte bulunacağımı söylemiyorum. Çünkü beni sevdiğiniz ve Babadan çıkıp geldiğime iman ettiğiniz için Babanın kendisi sizi seviyor. Ben Babadan çıkıp dünyaya geldim. Şimdi dünyayı bırakıp Babaya dönüyorum.”
Öğrencileri, “İşte, şimdi açıkça konuşuyorsun, hiç örnek kullanmıyorsun” dediler. “Şimdi senin her şeyi bildiğini anlıyoruz. Kimsenin sana soru sormasına gerek yok. Tanrıdan geldiğine bunun için iman ediyoruz.”
İsa onlara, “Şimdi iman ediyor musunuz?” diye karşılık verdi. “İşte, hepinizin evlerinize gitmek üzere dağılacağınız ve beni yalnız bırakacağınız saat geliyor, geldi bile. Ama ben yalnız değilim, Baba benimle birliktedir. Bunları size, bende esenliğiniz olsun diye söyledim. Dünyada sıkıntınız olacak. Ama cesur olun, ben dünyayı yendim!”

Kutsal Ruhun İşleyişi – Yuhanna 16

“Şimdiyse beni gönderenin yanına gidiyorum. Ne var ki, içinizden hiçbiri bana, Nereye gidiyorsun? diye sormuyor. Ama bunları söylediğim için yüreğiniz kederle doldu. Size gerçeği söylüyorum, benim gidişim sizin yararınızadır. Gitmezsem, Yardımcı size gelmez. Ama gidersem, Onu size gönderirim. O gelince günah, doğruluk ve gelecek yargı konusunda dünyayı suçlu olduğuna ikna edecektir: Günah konusunda, çünkü bana iman etmezler; doğruluk konusunda, çünkü Babaya gidiyorum, artık beni görmeyeceksiniz; yargı konusunda, çünkü bu dünyanın egemeni yargılanmış bulunuyor.
“Size daha çok söyleyeceklerim var, ama şimdi bunlara dayanamazsınız. Ne var ki O, yani Gerçeğin Ruhu gelince, sizi tüm gerçeğe yöneltecek. Çünkü kendiliğinden konuşmayacak, yalnız duyduklarını söyleyecek ve gelecekte olacakları size bildirecek. O beni yüceltecek. Çünkü benim olandan alıp size bildirecek. Babanın nesi varsa benimdir. Benim olandan alıp size bildirecek dememin nedeni budur.
“Kısa süre sonra beni artık görmeyeceksiniz; yine kısa süre sonra beni göreceksiniz.”

Dünyanın Nefreti – Yuhanna 16

“Bunları size, sendeleyip düşmeyesiniz diye söyledim. Sizi havra dışı edecekler. Evet, öyle bir saat geliyor ki, sizi öldüren herkes Tanrıya hizmet ettiğini sanacak. Bunları, Babayı ve beni tanımadıkları için yapacaklar. Bunları size şimdiden bildiriyorum. Öyle ki, saati gelince bunları size söylediğimi hatırlayasınız. Başlangıçta bunları size söylemedim. Çünkü sizinle birlikteydim.”

Dünyanın Nefreti – Yuhanna 15

“Dünya sizden nefret ederse, sizden önce benden nefret etmiş olduğunu bilin. Dünyadan olsaydınız, dünya kendisine ait olanı severdi. Ne var ki, dünyanın değilsiniz; ben sizi dünyadan seçtim. Bunun için dünya sizden nefret ediyor. Size söylediğim sözü hatırlayın: Köle efendisinden üstün değildir. Bana zulmettilerse, size de zulmedecekler. Benim sözüme uydularsa, sizinkine de uyacaklar. Bütün bunları size benim adımdan ötürü yapacaklar. Çünkü beni göndereni tanımıyorlar. Eğer gelmemiş ve onlara söylememiş olsaydım, günahları olmazdı; ama şimdi günahları için özürleri yoktur. Benden nefret eden, Babamdan da nefret eder. Başka hiç kimsenin yapmadığı işleri onların arasında yapmamış olsaydım, günahları olmazdı. Şimdiyse yaptıklarımı gördükleri halde hem benden hem de Babamdan nefret ettiler. Bu, yasalarında yazılı, Yok yere benden nefret ettiler sözü yerine gelsin diye oldu.
“Babadan size göndereceğim Yardımcı, yani Babadan çıkan Gerçeğin Ruhu geldiği zaman, bana tanıklık edecek. Siz de tanıklık edeceksiniz. Çünkü başlangıçtan beri benimle birliktesiniz.

Asma ile Çubuklar – Yuhanna 15

“Ben gerçek asmayım ve Babam bağcıdır. Bende meyve vermeyen her çubuğu kesip atar, meyve veren her çubuğu ise daha çok meyve versin diye budayıp temizler. Size söylediğim sözle siz şimdiden temizsiniz. Bende kalın, ben de sizde kalayım. Çubuk asmada kalmazsa kendiliğinden meyve veremez. Bunun gibi, siz de bende kalmazsanız meyve veremezsiniz. Ben asmayım, siz çubuklarsınız. Bende kalan ve benim kendisinde kaldığım kişi çok meyve verir. Bensiz hiçbir şey yapamazsınız. Bir kimse bende kalmazsa, çubuk gibi dışarı atılır ve kurur. Böylelerini toplar, ateşe atıp yakarlar. Eğer bende kalırsanız ve sözlerim sizde kalırsa, ne isterseniz dileyin, size verilecektir. Babam çok meyve vermenizle yüceltilir. Böylelikle öğrencilerim olursunuz.
“Babanın beni sevdiği gibi, ben de sizi sevdim. Benim sevgimde kalın. Eğer buyruklarımı yerine getirirseniz sevgimde kalırsınız, tıpkı benim de Babamın buyruklarını yerine getirdiğim ve sevgisinde kaldığım gibi… Bunları size, sevincim sizde olsun ve sevinciniz tamamlansın diye söyledim. Benim buyruğum şudur: Sizi sevdiğim gibi birbirinizi sevin. Hiç kimsede, insanın, dostları uğruna canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur. Size buyurduklarımı yaparsanız, benim dostlarım olursunuz. Artık size kul demiyorum. Çünkü kul efendisinin ne yaptığını bilmez. Size dost dedim. Çünkü Babamdan bütün işittiklerimi size bildirdim. Siz beni seçmediniz, ben sizi seçtim. Gidip meyve veresiniz, meyveniz de kalıcı olsun diye sizi ben atadım. Öyle ki, benim adımla Babadan ne dilerseniz size versin. Size şu buyruğu veriyorum: Birbirinizi sevin!”

Kutsal Ruh – Yuhanna 14

“Beni seviyorsanız, buyruklarımı yerine getirirsiniz. Ben de Babadan dileyeceğim. O sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ruhunu verecek. Dünya Onu kabul edemez. Çünkü Onu ne görür, ne de tanır. Siz Onu tanıyorsunuz. Çünkü O aranızda yaşıyor ve içinizde olacaktır. Sizi öksüz bırakmayacağım, size geri döneceğim. Az sonra dünya artık beni görmeyecek, ama siz beni göreceksiniz. Ben yaşadığım için siz de yaşayacaksınız. O gün anlayacaksınız ki, ben Babamdayım, siz bendesiniz, ben de sizdeyim. Kim buyruklarımı bilir ve yerine getirirse, işte beni seven odur. Beni seveni Babam da sevecektir. Ben de onu seveceğim ve kendimi ona göstereceğim.”
Yahuda –İskariot değil– Ona, “Ya Rab, nasıl olur da kendini dünyaya göstermeyip bize göstereceksin?” diye sordu.
İsa ona şu karşılığı verdi: “Beni seven sözüme uyar, Babam da onu sever. Biz de ona gelir, onunla birlikte yaşarız. Beni sevmeyen, sözlerime uymaz. İşittiğiniz söz benim değil, beni gönderen Babanındır.
“Ben daha aranızdayken size bunları söyledim. Ama Babanın benim adımla göndereceği Yardımcı, Kutsal Ruh, size her şeyi öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlatacak. Size esenlik bırakıyorum, size kendi esenliğimi veriyorum. Ben size dünyanın verdiği gibi vermiyorum. Yüreğiniz sıkılmasın ve korkmasın. Size, Gidiyorum, ama yanınıza döneceğim dediğimi işittiniz. Beni sevseydiniz, Babaya gideceğim için sevinirdiniz. Çünkü Baba benden üstündür. Bunları size şimdiden, her şey olup bitmeden önce söyledim. Öyle ki, bunlar olunca inanasınız. Artık sizinle uzun uzun konuşmayacağım. Çünkü bu dünyanın egemeni geliyor. Onun benim üzerimde hiçbir yetkisi yoktur. Ama dünyanın, Babayı sevdiğimi ve Babanın bana buyurduğu her şeyi yerine getirdiğimi anlamasını istiyorum. Haydi kalkın, buradan gidelim.”

İsa – Tanrıya Giden Yol – Yuhanna 14

“Yüreğiniz sıkılmasın. Tanrıya iman edin, bana da iman edin. Babamın evinde kalacak çok yer var. Öyle olmasa size söylerdim. Çünkü size yer hazırlamaya gidiyorum. Gider ve size yer hazırlarsam, siz de benim bulunduğum yerde olasınız diye yine gelip sizi yanıma alacağım. Benim gideceğim yerin yolunu biliyorsunuz.”
Tomas, “Ya Rab, senin nereye gideceğini bilmiyoruz, yolu nasıl bilebiliriz?” dedi.
İsa, “Yol, gerçek ve yaşam Benim” dedi. “Benim aracılığım olmadan Babaya kimse gelemez. Beni tanısaydınız, Babamı da tanırdınız. Artık Onu tanıyorsunuz, Onu gördünüz.”
Filipus, “Ya Rab, bize Babayı göster, bu bize yeter” dedi.
İsa, “Filipus” dedi, “Bunca zamandır sizinle birlikteyim. Beni daha tanımadın mı? Beni görmüş olan, Babayı görmüştür. Sen nasıl, Bize Babayı göster diyorsun? Benim Babada, Babanın da bende olduğuna inanmıyor musun? Size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemiyorum, ama bende yaşayan Baba kendi işlerini yapıyor. Bana iman edin; ben Babadayım, Baba da bendedir. Hiç değilse bu işlerden dolayı iman edin. Size doğrusunu söyleyeyim, benim yaptığım işleri, bana iman eden de yapacak; hatta daha büyüklerini yapacaktır. Çünkü ben Babaya gidiyorum. Baba Oğulda yüceltilsin diye, benim adımla dilediğiniz her şeyi yapacağım. Benim adımla benden ne dilerseniz yapacağım.”

Petrus, İsayı İnkar Edecek – Yuhanna 13

Simun Petrus Ona, “Ya Rab, nereye gidiyorsun?” diye sordu.
İsa, “Gideceğim yere şimdi ardımdan gelemezsin, ama sonra geleceksin” diye yanıtladı.
Petrus, “Ya Rab, neden şimdi senin ardından gelemeyeyim? Senin için canımı veririm!” dedi.
İsa şöyle yanıtladı: “Benim için canını mı vereceksin? Sana doğrusunu söyleyeyim, horoz ötmeden beni üç kez inkar edeceksin.”

Birbirinizi Sevin – Yuhanna 13

Yahuda dışarı çıkınca İsa, “İnsanoğlu şimdi yüceltildi” dedi. “Tanrı da Onda yüceltildi. Tanrı Onda yüceltildiğine göre, Tanrı da Onu kendinde yüceltecek. Hem de hemen yüceltecektir. Çocuklar! Kısa bir süre daha sizinleyim. Beni arayacaksınız, ama Yahudilere söylediğim gibi, şimdi size de söylüyorum, benim gideceğim yere siz gelemezsiniz. Size yeni bir buyruk veriyorum: Birbirinizi sevin. Sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin. Birbirinize sevginiz olursa, herkes bununla benim öğrencilerim olduğunuzu anlayacaktır.”

İsaya İhanet – Yuhanna 13

“Hepiniz için söylemiyorum, ben seçtiklerimi bilirim. Ama, Ekmeğimi yiyen bana ihanet etti diyen Kutsal Yazının yerine gelmesi için böyle olacak. Size şimdiden, bunlar olmadan önce söylüyorum ki, bunlar olunca, benim O olduğuma inanasınız. Size doğrusunu söyleyeyim, benim gönderdiğim herhangi bir kimseyi kabul eden beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden de beni göndereni kabul etmiş olur.”
İsa bunları söyledikten sonra ruhunda derin bir sıkıntı duydu. Açıkça konuşarak, “Size doğrusunu söyleyeyim, sizden biri bana ihanet edecek” dedi.
Öğrenciler, kimden söz ettiğini merak ederek birbirlerine baktılar. Öğrencilerinden biri İsanın göğsüne yaslanmıştı. İsa onu severdi. Simun Petrus bu öğrenciye, kimden söz ettiğini İsaya sorması için işaret etti. O da İsanın göğsüne yaslanmış durumda, “Ya Rab, kimdir o?” diye sordu.
İsa, “Lokmayı sahana batırıp kime verirsem odur” diye yanıtladı. Sonra lokmayı batırıp Simun İskariotun oğlu Yahudaya verdi. Yahuda lokmayı alır almaz Şeytan onun içine girdi. İsa da ona, “Yapacağını tez yap!” dedi.
Sofrada oturanların hiçbiri, İsanın ona bu sözleri neden söylediğini anlamadı. Para kutusu Yahudada olduğundan, bazıları İsanın ona, “Bayram için bize gerekli şeyleri al” ya da, “Yoksullara bir şey ver” demek istediğini sandılar. Yahuda lokmayı aldıktan hemen sonra dışarı çıktı. Gece olmuştu.

Alçakgönüllülük Örneği – Yuhanna 13

Fısıh Bayramından önceydi. İsa, bu dünyadan ayrılıp Babaya gideceği saatin geldiğini biliyordu. Dünyada kendisine ait olanları hep sevmişti; sonuna kadar da sevdi. Akşam yemeği sırasında İblis, Simun İskariotun oğlu Yahudanın yüreğine İsaya ihanet etme isteğini koymuştu bile. İsa, Babanın her şeyi kendisine teslim ettiğini, kendisinin Tanrıdan çıkıp geldiğini ve Tanrıya döneceğini biliyordu. Yemekten kalktı, üstlüğünü bir yana koydu, bir havlu alıp beline doladı. Sonra bir leğene su doldurup öğrencilerin ayaklarını yıkamaya ve beline doladığı havluyla kurulamaya başladı.
İsa, Simun Petrusa geldi. Simun, “Ya Rab, ayaklarımı sen mi yıkayacaksın?” dedi.
İsa ona şu yanıtı verdi: “Ne yaptığımı şimdi anlayamazsın, ama sonra anlayacaksın.”
Petrus, “Benim ayaklarımı asla yıkamayacaksın!” dedi.
İsa, “Yıkamazsam yanımda yerin olmaz” diye yanıtladı.
Simun Petrus, “Ya Rab, o halde yalnız ayaklarımı değil, ellerimi ve başımı da yıka!” dedi.
İsa ona dedi ki, “Yıkanmış olan tamamen temizdir; ayaklarının yıkanmasından başka şeye ihtiyacı yoktur. Sizler temizsiniz, ama hepiniz değil.” İsa, kendisine kimin ihanet edeceğini biliyordu. Bu nedenle, “Hepiniz temiz değilsiniz” demişti.
Onların ayaklarını yıkadıktan sonra giyinip yine sofraya oturdu. “Size ne yaptığımı anlıyor musunuz?” dedi. “Siz beni Öğretmen ve Rab diye çağırıyorsunuz. Doğru söylüyorsunuz, öyleyim. Ben Rab ve Öğretmen olduğum halde ayaklarınızı yıkadım; öyleyse, sizler de birbirinizin ayaklarını yıkamalısınız. Size yaptığımın aynısını yapmanız için bir örnek gösterdim. Size doğrusunu söyleyeyim, köle efendisinden, elçi de kendisini gönderenden üstün değildir. Bildiğiniz bu şeyleri yaparsanız, ne mutlu size!”

Halkın İnadı – Yuhanna 12

Gözleri önünde bunca doğaüstü belirti gerçekleştirdiği halde Ona iman etmediler. Bütün bunlar Peygamber Yeşayanın söylediği şu söz yerine gelsin diye oldu:
“Rab, verdiğimiz habere kim inandı?
Rabbin gücü kime açıklandı?”
İşte bu yüzden iman edemiyorlardı. Nitekim Yeşaya başka bir yerde de şöyle demişti:
“Tanrı onların gözlerini kör etti
Ve yüreklerini nasırlaştırdı.
Öyle ki, gözleri görmesin,
Yürekleri anlamasın
Ve bana dönmesinler.
Dönselerdi, onları iyileştirirdim.”
Bunları söyleyen Yeşaya, İsanın yüceliğini görmüş ve Onun hakkında konuşmuştu. Bununla birlikte, önderlerin bile birçoğu İsaya iman etti. Ama Ferisiler yüzünden, havra dışı edilmemek için iman ettiklerini açıkça söylemediler. Çünkü insandan gelen övgüyü, Tanrıdan gelen övgüden daha çok seviyorlardı.
İsa yüksek sesle, “Bana iman eden bana değil, beni gönderene iman etmiş olur” dedi. “Beni gören beni göndereni de görür. Bana iman eden hiç kimse karanlıkta kalmasın diye, dünyaya ışık olarak geldim. Sözlerimi işitip de onlara uymayanı ben yargılamam. Çünkü ben dünyayı yargılamaya değil, dünyayı kurtarmaya geldim. Beni reddeden ve sözlerimi kabul etmeyen kişiyi yargılayacak biri var. O kişiyi son günde yargılayacak olan, söylediğim sözdür. Çünkü ben kendiliğimden konuşmadım. Beni gönderen Babanın kendisi ne söylemem ve ne konuşmam gerektiğini bana buyurdu. Onun buyruğunun sonsuz yaşam olduğunu biliyorum. Bunun için ne söylüyorsam, Babanın bana söylediği gibi söylüyorum.”

İsa Öleceğini Önceden Bildiriyor – Yuhanna 12

Bayramda tapınmak üzere Yeruşalime gidenler arasında bazı Grekler vardı. Bunlar, Celilenin Beytsayda Kentinden olan Filipusa gelerek, “Efendimiz, İsayı görmek istiyoruz” diye rica ettiler.
Filipus gitti, bunu Andreasa bildirdi. Andreas ve Filipus da gidip İsaya haber verdiler.
İsa, “İnsanoğlunun yüceltileceği saat geldi” diye karşılık verdi. “Size doğrusunu söyleyeyim, buğday tanesi toprağa düşüp ölmedikçe yalnız kalır. Ama ölürse çok ürün verir. Canını seven onu yitirir. Ama bu dünyada canını gözden çıkaran onu sonsuz yaşam için koruyacaktır. Bana hizmet etmek isteyen, ardımdan gelsin. Ben neredeysem bana hizmet eden de orada olacak. Baba, bana hizmet edeni onurlandıracaktır. Şimdi yüreğim sıkılıyor, ne diyeyim? Baba, beni bu saatten kurtar mı diyeyim? Ama ben bu amaç için bu saate geldim. Baba, adını yücelt!”
Bunun üzerine gökten bir ses geldi: “Adımı yücelttim ve yine yücelteceğim.”
Orada duran ve bunu işiten kalabalık, “Gök gürledi” dedi.
Başkaları, “Bir melek Onunla konuştu” dedi.
İsa, “Bu ses benim için değil, sizin içindi” dedi. “Bu dünya şimdi yargılanıyor. Bu dünyanın egemeni şimdi dışarı atılacak. Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman bütün insanları kendime çekeceğim.” İsa bunu, nasıl öleceğini belirtmek için söylüyordu.
Kalabalık Ona şöyle karşılık verdi: “Kutsal Yasadan öğrendiğimize göre Mesih sonsuza dek kalacaktır. Nasıl oluyor da sen, İnsanoğlu yukarı kaldırılmalıdır diyorsun? Kimdir bu İnsanoğlu?”
İsa, “Işık kısa bir süre daha aranızdadır” dedi. “Karanlıkta kalmamak için ışığınız varken yürüyün. Karanlıkta yürüyen nereye gittiğini bilmez. Sizde ışık varken ışığa iman edin ki, ışık oğulları olasınız.”
İsa bu sözleri söyledikten sonra uzaklaşıp onlardan gizlendi.

İsanın Yeruşalime Girişi – Yuhanna 12

Ertesi gün, bayramı kutlamaya gelen büyük kalabalık İsanın Yeruşalime gelmekte olduğunu duydu. Hurma dalları alarak Onu karşılamaya çıktılar. “Hozana! Rabbin adıyla gelene, İsrailin Kralına övgüler olsun!” diye bağırıyorlardı.
İsa bir sıpa bulup üzerine bindi. Yazılmış olduğu gibi,
“Korkma, ey Siyon kızı!
İşte, Kralın sıpaya binmiş geliyor.”
Öğrencileri ilkin bunları anlamadılar. Ama İsa yüceltildikten sonra bu sözlerin Onun hakkında yazıldığını, halkın bunları Onun için yaptığını hatırladılar. Lazarı mezardan çağırıp ölümden dirilttiği sırada İsayla birlikte bulunan kalabalık buna tanıklık etti. İsanın bu doğaüstü belirtiyi gerçekleştirdiğini duyan halk Onu karşılamaya çıktı. Ferisiler ise birbirlerine, “Görüyorsunuz, elinizden hiçbir şey gelmiyor. Bütün dünya Onun peşine takıldı” dediler.

İsa Beytanyada – Yuhanna 12

İsa, Fısıh Bayramından altı gün önce, ölümden dirilttiği Lazarın bulunduğu Beytanyaya geldi. Orada kendisi için bir ziyafet düzenlediler. Marta hizmet ediyordu. İsayla birlikte sofrada oturanlardan biri de Lazardı. Meryem, çok değerli saf hintsümbülü yağından yarım litre kadar getirerek İsanın ayaklarına sürdü ve saçlarıyla ayaklarını sildi. Ev yağın güzel kokusuyla doldu.
Ama öğrencilerinden biri, İsaya sonradan ihanet eden Yahuda İskariot, “Bu yağ neden üç yüz dinara satılıp parası yoksullara verilmedi?” dedi. Bunu, yoksullarla ilgilendiği için değil, hırsız olduğu için söylüyordu. Ortak para kutusu ondaydı ve kutuya konulandan aşırıyordu.
İsa, “Kadını rahat bırak” dedi. “Bunu benim gömüleceğim gün için saklasın. Yoksullar her zaman aranızdadır, ama ben her zaman aranızda olmayacağım.”
Yahudilerden büyük bir kalabalık İsanın Beytanyada bulunduğunu öğrendi ve yalnız İsa için değil, Onun ölümden dirilttiği Lazarı da görmek için oraya geldi. Başkahinler ise Lazarı da öldürmeyi tasarladılar. Çünkü onun yüzünden birçok Yahudi gidip İsaya iman ediyordu.

İsayı Öldürme Tasarısı – Yuhanna 11

Bunun üzerine başkahinler ve Ferisiler, Yüksek Kurulu toplayıp dediler ki, “Ne yapacağız? Bu adam birçok doğaüstü belirti gerçekleştiriyor. Böyle devam etmesine izin verirsek, herkes Ona iman edecek. Romalılar da gelip kutsal yerimizi ve ulusumuzu ortadan kaldıracaklar.”
İçlerinden biri, o yıl başkahin olan Kayafa, “Hiçbir şey bilmiyorsunuz” dedi. “Bütün ulus yok olacağına, halk uğruna bir tek adamın ölmesi sizin için daha uygun. Bunu anlamıyor musunuz?”
Bunu kendiliğinden söylemiyordu. O yılın başkahini olarak İsanın, ulusun uğruna, ve yalnız ulusun uğruna değil, Tanrının dağılmış çocuklarını toplayıp birleştirmek için de öleceğine ilişkin peygamberlikte bulunuyordu. Böylece o günden itibaren İsayı öldürmek için düzen kurmaya başladılar.
Bu yüzden İsa artık Yahudiler arasında açıkça dolaşmaz oldu. Oradan ayrılarak çöle yakın bir yere, Efrayim denilen kente gitti. Öğrencileriyle birlikte orada kaldı. Yahudilerin Fısıh Bayramı yakındı. Taşradakilerin birçoğu bayramdan önce arınmak için Yeruşalime gitti. Orada İsayı arayıp durdular. Tapınaktayken birbirlerine, “Ne dersiniz, bayrama hiç gelmeyecek mi?” diye soruyorlardı.
Başkahinlerle Ferisiler Onu yakalayabilmek için, yerini bilenlerin haber vermesini buyurmuşlardı.

İsa Lazarı Diriltiyor – Yuhanna 11

İsa Beytanyaya yaklaşınca Lazarın dört gündür mezarda olduğunu öğrendi. Beytanya, Yeruşalime on beş ok atımı kadar uzaklıktaydı. Birçok Yahudi, kardeşlerini yitiren Martayla Meryemi avutmaya gelmişti. Marta İsanın geldiğini duyunca Onu karşılamaya çıktı, Meryem ise evde kaldı.
Marta İsaya, “Ya Rab” dedi, “Burada olsaydın, kardeşim ölmezdi. Şimdi bile, Tanrıdan ne dilersen Tanrının onu sana vereceğini biliyorum.”
İsa, “Kardeşin dirilecektir” dedi.
Marta, “Son gün, diriliş günü onun dirileceğini biliyorum” dedi.
İsa ona, “Diriliş ve yaşam Benim” dedi. “Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır. Yaşayan ve bana iman eden asla ölmeyecek. Buna iman ediyor musun?”
Marta, “Evet, ya Rab” dedi. “Senin, dünyaya gelecek olan Tanrının Oğlu Mesih olduğuna iman ettim.” Bunu söyledikten sonra gidip kızkardeşi Meryemi gizlice çağırdı. “Öğretmen burada, seni çağırıyor” dedi.
Meryem bunu işitince hemen kalkıp İsanın yanına gitti. İsa henüz köye varmamıştı, hala Martanın kendisini karşıladığı yerdeydi. Meryemle birlikte evde bulunan ve kendisini teselli eden Yahudiler, onun hızla kalkıp dışarı çıktığını gördüler. Ağlamak için mezara gittiğini sanarak onu izlediler.
Meryem İsanın bulunduğu yere vardı. Onu görünce ayaklarına kapanarak, “Ya Rab” dedi, “Burada olsaydın, kardeşim ölmezdi.”
Meryemin ve onunla gelen Yahudilerin ağladığını gören İsanın içini hüzün kapladı, yüreği sızladı. “Onu nereye koydunuz?” diye sordu.
Ona, “Ya Rab, gel gör” dediler.
İsa ağladı. Yahudiler, “Bakın, onu ne kadar seviyormuş!” dediler.
Ama içlerinden bazıları, “Körün gözlerini açan bu kişi, Lazarın ölümünü de önleyemez miydi?” dediler.
İsa yine derinden hüzünlenerek mezara vardı. Mezar bir mağaraydı, girişinde de bir taş duruyordu. İsa, “Taşı çekin!” dedi.
Ölenin kızkardeşi Marta, “Rab, o artık kokmuştur, öleli dört gün oldu” dedi.
İsa ona, “Ben sana, İman edersen Tanrının yüceliğini göreceksin demedim mi?” dedi.
Bunun üzerine taşı çektiler. İsa gözlerini gökyüzüne kaldırarak şöyle dedi: “Baba, beni işittiğin için sana şükrediyorum. Beni her zaman işittiğini biliyordum. Ama bunu, çevrede duran halk için, beni senin gönderdiğine iman etsinler diye söyledim.” Bunları söyledikten sonra yüksek sesle, “Lazar, dışarı çık!” diye bağırdı.
Ölü, elleri ayakları sargılarla bağlı, yüzü peşkirle sarılmış olarak dışarı çıktı. İsa oradakilere, “Onu çözün, bırakın gitsin” dedi.
O zaman, Meryeme gelen ve İsanın yaptıklarını gören Yahudilerin birçoğu İsaya iman etti. Ama içlerinden bazıları Ferisilere giderek İsanın yaptıklarını onlara bildirdiler.

Lazarın Ölümü – Yuhanna 11

Meryem ile kızkardeşi Martanın köyü olan Beytanyadan Lazar adında bir adam hastalanmıştı. Meryem, Rabbe güzel kokulu yağ sürüp saçlarıyla Onun ayaklarını silen kadındı. Hasta Lazar ise Meryemin kardeşiydi. İki kızkardeş İsaya, “Rab, sevdiğin kişi hasta” diye haber gönderdiler.
İsa bunu işitince, “Bu hastalık ölümle sonuçlanmayacak; Tanrının yüceliğine, Tanrı Oğlunun yüceltilmesine hizmet edecek” dedi.
İsa Martayı, kızkardeşini ve Lazarı severdi. Bu nedenle, Lazarın hasta olduğunu duyunca bulunduğu yerde iki gün daha kaldıktan sonra öğrencilere, “Yahudiyeye dönelim” dedi.
Öğrenciler, “Rabbi” dediler, “Yahudi yetkililer demin seni taşlamaya kalkıştılar. Yine oraya mı gidiyorsun?”
İsa şu karşılığı verdi: “Günün on iki saati yok mu? Gündüz yürüyen sendelemez. Çünkü bu dünyanın ışığını görür. Oysa gece yürüyen sendeler. Çünkü kendisinde ışık yoktur.” Bu sözleri söyledikten sonra, “Dostumuz Lazar uyudu” diye ekledi, “Onu uyandırmaya gidiyorum.”
Öğrenciler, “Ya Rab” dediler, “Uyuduysa iyileşecektir.”
İsa Lazarın ölümünden söz ediyordu, ama onlar olağan uykudan söz ettiğini sanmışlardı. Bunun üzerine İsa açıkça, “Lazar öldü” dedi. “İman edesiniz diye, orada bulunmadığıma sizin için seviniyorum. Şimdi onun yanına gidelim.”
“İkiz” diye anılan Tomas öbür öğrencilere, “Biz de gidelim, Onunla birlikte ölelim!” dedi.

İsaya Karşı Tepkiler Büyüyor – Yuhanna 10

O sırada Yeruşalimde Tapınağın Açılışını Anma Bayramı kutlanıyordu. Mevsim kıştı. İsa tapınağın avlusunda, Süleymanın Eyvanında yürüyordu. Yahudi yetkililer Onun çevresini sararak, “Bizi daha ne kadar zaman kuşkuda bırakacaksın?” dediler. “Eğer Mesih isen, bize açıkça söyle.”
İsa onlara şu karşılığı verdi: “Size söyledim, ama iman etmiyorsunuz. Babamın adıyla yaptığım işler bana tanıklık ediyor. Ama siz iman etmiyorsunuz. Çünkü benim koyunlarımdan değilsiniz. Koyunlarım sesimi işitir. Ben onları tanırım, onlar da beni izler. Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz. Onları bana veren Babam her şeyden üstündür. Onları Babanın elinden kapmaya kimsenin gücü yetmez. Ben ve Baba biriz.”
Yahudi yetkililer Onu taşlamak için yerden yine taş aldılar. İsa onlara, “Size Babadan kaynaklanan birçok iyi işler gösterdim” dedi. “Bu işlerden hangisi için beni taşlıyorsunuz?”
Şöyle yanıt verdiler: “Seni iyi işlerden ötürü değil, küfrettiğin için taşlıyoruz. İnsan olduğun halde Tanrı olduğunu ileri sürüyorsun.”
İsa şu karşılığı verdi: “Yasanızda, Siz ilahlarsınız, dedim diye yazılı değil mi? Tanrı, kendilerine sözünü gönderdiği kimseleri ilahlar diye adlandırır. Kutsal Yazı da geçerliliğini yitirmez. Baba beni kendine ayırıp dünyaya gönderdi. Öyleyse Tanrının Oğluyum dediğim için bana nasıl Küfrediyorsun dersiniz? Eğer Babamın işlerini yapmıyorsam, bana iman etmeyin. Ama yapıyorsam, bana iman etmeseniz bile, yaptığım işlere iman edin. Öyle ki, Babanın bende, benim de Babada olduğumu bilesiniz ve anlayasınız.”
Onu yine yakalamaya çalıştılarsa da, ellerinden sıyrılıp kurtuldu.
Tekrar Şeria Irmağının karşı yakasına, Yahyanın başlangıçta vaftiz ettiği yere gitti ve orada kaldı. Birçokları, “Yahya hiç mucize yapmadı, ama bu adam için söylediklerinin hepsi doğru çıktı” diyerek İsaya geldiler. Ve orada birçokları Ona iman etti.

İyi Çoban – Yuhanna 10

“Size doğrusunu söyleyeyim, koyun ağılına kapıdan girmeyip başka yoldan giren kişi hırsız ve hayduttur. Kapıdan giren ise koyunların çobanıdır. Kapıyı bekleyen ona kapıyı açar. Koyunlar çobanın sesini işitirler, o da kendi koyunlarını adlarıyla çağırır ve onları dışarı götürür. Kendi koyunlarının hepsini dışarı çıkarınca önlerinden gider, koyunlar da onu izler. Çünkü onun sesini tanırlar. Bir yabancının peşinden gitmezler, ondan kaçarlar. Çünkü yabancıların sesini tanımazlar.”
İsa onlara bu örneği anlattıysa da, ne demek istediğini anlamadılar.
Bunun için İsa yine, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Ben koyunların kapısıyım. Benden önce gelenlerin hepsi hırsız ve hayduttu, ama koyunlar onları dinlemedi. Kapı Benim. Bir kimse benim aracılığımla içeri girerse kurtulur. Girer, çıkar ve otlak bulur. Hırsız ancak çalıp öldürmek ve yok etmek için gelir. Bense insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim. Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. Koyunların çobanı ve sahibi olmayan ücretli adam, kurdun geldiğini görünce koyunları bırakıp kaçar. Kurt da onları kapar ve dağıtır. Adam kaçar. Çünkü ücretlidir ve koyunlar için kaygı duymaz. Ben iyi çobanım. Benimkileri tanırım. Baba beni tanıdığı, ben de Babayı tanıdığım gibi, benimkiler de beni tanır. Ben koyunlarımın uğruna canımı veririm. Bu ağıldan olmayan başka koyunlarım var. Onları da getirmeliyim. Benim sesimi işitecekler ve tek sürü, tek çoban olacak. Canımı, tekrar geri almak üzere veririm. Bunun için Baba beni sever. Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var. Bu buyruğu Babamdan aldım.”
Bu sözlerden dolayı Yahudiler arasında yine ayrılık doğdu. Birçoğu, “Onu cin çarpmış, delidir. Niçin Onu dinliyorsunuz?” diyordu.
Başkaları ise, “Bunlar, cin çarpmış bir adamın sözleri değil” dediler. “Cin, körlerin gözlerini açabilir mi?”

Ruhsal Körlük – Yuhanna 9

İsa adamı kovduklarını duydu. Onu bularak, “Sen İnsanoğluna iman ediyor musun?” diye sordu.
Adam şu yanıtı verdi: “Efendim, O kimdir? Söyle de kendisine iman edeyim.”
İsa, “Onu gördün. Şimdi seninle konuşan Odur” dedi.
Adam, “Rab, iman ediyorum!” diyerek İsaya tapındı.
İsa, “Görmeyenler görsün, görenler kör olsun diye yargıçlık etmek üzere bu dünyaya geldim” dedi.
Onun yanında bulunan bazı Ferisiler bu sözleri işitince, “Yoksa biz de mi körüz?” diye sordular.
İsa, “Kör olsaydınız günahınız olmazdı” dedi, “Ama şimdi, Görüyoruz dediğiniz için günahınız duruyor.”

Ferisilerin Soruşturması – Yuhanna 9

Eskiden kör olan adamı Ferisilerin yanına götürdüler. İsanın çamur yapıp adamın gözlerini açtığı gün Şabat Günüydü. Bu nedenle Ferisiler de adama gözlerinin nasıl açıldığını sordular. O da, “İsa gözlerime çamur sürdü, yıkandım ve şimdi görüyorum” dedi.
Bunun üzerine Ferisilerin bazıları, “Bu adam Tanrıdan değildir” dediler. “Çünkü Şabat Gününü tutmuyor.”
Ama başkaları, “Günahkar bir adam nasıl bu tür belirtiler gerçekleştirebilir?” dediler.
Böylece aralarında ayrılık doğdu. Eskiden kör olan adama yine sordular: “Senin gözlerini açtığına göre, Onun hakkında sen ne diyorsun?”
Adam, “O bir peygamberdir” dedi.
Yahudi yetkililer, gözleri açılan adamın annesiyle babasını çağırmadan onun daha önce kör olduğuna ve gözlerinin açıldığına inanmadılar. Onlara, “Kör doğdu dediğiniz oğlunuz bu mu? Peki, şimdi nasıl görüyor?” diye sordular.
Adamın annesiyle babası şu karşılığı verdiler: “Bunun bizim oğlumuz olduğunu ve kör doğduğunu biliyoruz. Ama şimdi nasıl gördüğünü, gözlerini kimin açtığını bilmiyoruz, ona sorun. Ergin yaştadır, kendisi için kendisi konuşsun.”
Yahudi yetkililerden korktukları için böyle konuştular. Çünkü yetkililer, İsanın Mesih olduğunu açıkça söyleyeni havra dışı etmek için aralarında sözbirliği etmişlerdi. Bundan dolayı adamın annesiyle babası, “Ergin yaştadır, ona sorun” dediler.
Eskiden kör olan adamı ikinci kez çağırıp, “Tanrı hakkı için doğruyu söyle” dediler, “Biz bu adamın günahkar olduğunu biliyoruz.”
O da şöyle yanıt verdi: “Onun günahkar olup olmadığını bilmiyorum. Bildiğim bir şey var, kördüm, şimdi görüyorum.”
O zaman ona, “Sana ne yaptı? Gözlerini nasıl açtı?” dediler.
Onlara, “Size demin söyledim, ama dinlemediniz” dedi. “Niçin yeniden işitmek istiyorsunuz? Yoksa siz de mi Onun öğrencileri olmak niyetindesiniz?”
Adama söverek, “Onun öğrencisi sensin!” dediler. “Biz Musanın öğrencileriyiz. Tanrının Musayla konuştuğunu biliyoruz. Ama bu adamın nereden geldiğini bilmiyoruz.”
Adam onlara şu karşılığı verdi: “Şaşılacak şey! Onun nereden geldiğini bilmiyorsunuz, ama gözlerimi O açtı. Tanrının, günahkarları dinlemediğini biliriz. Ama Tanrı, kendisine tapan ve isteğini yerine getiren kişiyi dinler. Dünya var olalı, bir kimsenin doğuştan kör olan birinin gözlerini açtığı duyulmamıştır. Bu adam Tanrıdan olmasaydı, hiçbir şey yapamazdı.”
Onlar buna karşılık, “Tamamen günah içinde doğdun, sen mi bize ders vereceksin?” diyerek onu dışarı attılar.

Kör Bir Adam İyileştiriliyor – Yuhanna 9

İsa yolda giderken doğuştan kör bir adam gördü. Öğrencileri İsaya, “Rabbi, kim günah işledi de bu adam kör doğdu? Kendisi mi, yoksa annesi babası mı?” diye sordular.
İsa şu yanıtı verdi: “Ne kendisi, ne de annesi babası günah işledi. Tanrının işleri onun yaşamında görülsün diye kör doğdu. Beni gönderenin işlerini vakit daha gündüzken yapmalıyız. Gece geliyor, o zaman kimse çalışamaz. Dünyada olduğum sürece dünyanın ışığı Benim.”
Bu sözleri söyledikten sonra yere tükürdü, tükürükle çamur yaptı ve çamuru adamın gözlerine sürdü. Adama, “Git, Şiloah Havuzunda yıkan” dedi. Şiloah, gönderilmiş anlamına gelir.
Adam gidip yıkandı, gözleri açılmış olarak döndü. Komşuları ve onu daha önce dilenirken görenler, “Oturup dilenen adam değil mi bu?” dediler.
Kimi, “Evet, odur” dedi, kimi de “Hayır, ama ona benziyor” dedi.
Kendisi ise, “Ben oyum” dedi.
“Öyleyse, gözlerin nasıl açıldı?” diye sordular.
O da şöyle yanıt verdi: “İsa adındaki adam çamur yapıp gözlerime sürdü ve bana, Şiloaha git, yıkan dedi. Ben de gidip yıkandım ve gözlerim açıldı.”
Ona, “Nerede O?” diye sordular.
“Bilmiyorum” dedi.

İsanın Yüceliği – Yuhanna 8

Yahudiler Ona şu karşılığı verdiler: “ Sen, cin çarpmış bir Samiriyelisin demekte haklı değil miyiz?”
İsa, “Beni cin çarpmadı” dedi. “Ben Babamı onurlandırıyorum, ama siz beni aşağılıyorsunuz. Ben kendimi yüceltmek istemiyorum, ama bunu isteyen ve yargılayan biri vardır. Size doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sözüme uyarsa, ölümü asla görmeyecektir.”
Yahudiler, “Seni cin çarptığını şimdi anlıyoruz” dediler. “İbrahim öldü, peygamberler de öldü. Oysa sen, Bir kimse sözüme uyarsa, ölümü asla tatmayacaktır diyorsun. Yoksa sen babamız İbrahimden üstün müsün? O öldü, peygamberler de öldü. Sen kendini kim sanıyorsun?”
İsa şu karşılığı verdi: “Eğer ben kendimi yüceltirsem, yüceliğim hiçtir. Beni yücelten, Tanrımız diye çağırdığınız Babamdır. Siz Onu tanımıyorsunuz, ama ben tanıyorum. Onu tanımadığımı söylersem, sizin gibi yalancı olurum. Ama ben Onu tanıyor ve sözüne uyuyorum. Babanız İbrahim günümü göreceği için sevinçle coşmuştu. Gördü ve sevindi.”
Yahudiler, “Sen daha elli yaşında bile değilsin. İbrahimi de mi gördün?” dediler.
İsa, “Size doğrusunu söyleyeyim, İbrahim doğmadan önce ben varım” dedi.
O zaman İsayı taşlamak için yerden taş aldılar, ama O gizlenip tapınaktan çıktı.

İbrahimin Çocukları, İblisin Çocukları – Yuhanna 8

İsa kendisine iman etmiş olan Yahudilere, “Eğer benim sözüme bağlı kalırsanız, gerçekten öğrencilerim olursunuz. Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak” dedi.
“Biz İbrahimin soyundanız” diye karşılık verdiler, “Hiçbir zaman kimseye kölelik etmedik. Nasıl oluyor da sen, Özgür olacaksınız diyorsun?”
İsa, “Size doğrusunu söyleyeyim, günah işleyen herkes günahın kölesidir” dedi. “Köle ev halkının sürekli bir üyesi değildir, ama oğul sürekli üyesidir. Bunun için, Oğul sizi özgür kılarsa, gerçekten özgür olursunuz. İbrahimin soyundan olduğunuzu biliyorum. Yine de beni öldürmek istiyorsunuz. Çünkü yüreğinizde sözüme yer vermiyorsunuz. Ben Babamın yanında gördüklerimi söylüyorum, siz de babanızdan işittiklerinizi yapıyorsunuz.”
“Bizim babamız İbrahimdir” diye karşılık verdiler.
İsa, “İbrahimin çocukları olsaydınız, İbrahimin yaptıklarını yapardınız” dedi. “Ama şimdi beni –Tanrıdan işittiği gerçeği sizlere bildireni– öldürmek istiyorsunuz. İbrahim bunu yapmadı. Siz babanızın yaptıklarını yapıyorsunuz.”
“Biz zinadan doğmadık. Bir tek Babamız var, o da Tanrıdır” dediler.
İsa, “Tanrı Babanız olsaydı, beni severdiniz” dedi. “Çünkü ben Tanrıdan çıkıp geldim. Kendiliğimden gelmedim, beni O gönderdi. Söylediklerimi neden anlamıyorsunuz? Benim sözümü dinlemeye dayanamıyorsunuz da ondan. Siz babanız İblistensiniz ve babanızın arzularını yerine getirmek istiyorsunuz. O başlangıçtan beri katildi. Gerçeğe bağlı kalmadı. Çünkü onda gerçek yoktur. Yalan söylemesi doğaldır. Çünkü o yalancıdır ve yalanın babasıdır. Ama ben gerçeği söylüyorum. İşte bunun için bana iman etmiyorsunuz. Hanginiz bana günahlı olduğumu kanıtlayabilir? Gerçeği söylüyorsam, niçin bana iman etmiyorsunuz? Tanrıdan olan, Tanrının sözlerini dinler. İşte siz Tanrıdan olmadığınız için dinlemiyorsunuz.”

Geçerli Tanıklık – Yuhanna 8

İsa yine halka seslenip şöyle dedi: “Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur.”
Ferisiler, “Sen kendin için tanıklık ediyorsun, tanıklığın geçerli değil” dediler.
İsa onlara şu karşılığı verdi: “Kendim için tanıklık etsem bile tanıklığım geçerlidir. Çünkü nereden geldiğimi ve nereye gideceğimi biliyorum. Oysa siz nereden geldiğimi, nereye gideceğimi bilmiyorsunuz. Siz insan gözüyle yargılıyorsunuz. Ben kimseyi yargılamam. Yargılasam bile benim yargım doğrudur. Çünkü ben yalnız değilim, ben ve beni gönderen Baba, birlikte yargılarız. Yasanızda da, İki kişinin tanıklığı geçerlidir diye yazılmıştır. Kendim için tanıklık eden bir ben varım, bir de beni gönderen Baba benim için tanıklık ediyor.”
O zaman Ona, “Baban nerede?” diye sordular.
İsa şu karşılığı verdi: “Siz ne beni tanırsınız, ne de Babamı. Beni tanısaydınız, Babamı da tanırdınız.”
İsa bu sözleri tapınakta öğretirken, bağış toplanan yerde söyledi. Kimse Onu yakalamadı. Çünkü saati henüz gelmemişti.
İsa yine onlara, “Ben gidiyorum. Beni arayacaksınız ve günahınızın içinde öleceksiniz. Benim gideceğim yere siz gelemezsiniz” dedi.
Yahudi yetkililer, “Yoksa kendini mi öldürecek?” dediler. “Çünkü, Benim gideceğim yere siz gelemezsiniz diyor.”
İsa onlara, “Siz aşağıdansınız, ben yukarıdanım” dedi. “Siz bu dünyadansınız, ben bu dünyadan değilim. İşte bu nedenle size, Günahlarınızın içinde öleceksiniz dedim. Benim O olduğuma iman etmezseniz, günahlarınızın içinde öleceksiniz.”
Ona, “Sen kimsin?” diye sordular.
İsa, “Başlangıçtan beri size ne söyledimse, Oyum” dedi. “Sizinle ilgili söyleyecek ve sizleri yargılayacak çok şeyim var. Beni gönderen gerçektir. Ben Ondan işittiklerimi dünyaya bildiriyorum.”
İsanın kendilerine Babadan söz ettiğini anlamadılar. Bu nedenle İsa şöyle dedi: “İnsanoğlunu yukarı kaldırdığınız zaman benim O olduğumu, kendiliğimden hiçbir şey yapmadığımı, ama tıpkı Babanın bana öğrettiği gibi konuştuğumu anlayacaksınız. Beni gönderen benimledir, O beni yalnız bırakmadı. Çünkü ben her zaman Onu hoşnut edeni yaparım.”
Bu sözler üzerine birçokları Ona iman etti.

Zinada Yakalanan Kadın – Yuhanna 8

İsa ise Zeytin Dağına gitti. Ertesi sabah erkenden yine tapınağa döndü. Bütün halk Onun yanına geliyordu. O da oturup onlara öğretmeye başladı. Din bilginleri ve Ferisiler, zina ederken yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını orta yere çıkararak İsaya, “Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı” dediler. “Musa, Yasada bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?” Bunları İsayı denemek amacıyla söylüyorlardı; Onu suçlayabilmek için bir neden arıyorlardı.
İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu. Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve, “İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın!” dedi.
Sonra yine eğildi, toprağa yazmaya başladı. Bunu işittikleri zaman, başta yaşlılar olmak üzere, birer birer dışarı çıkıp İsayı yalnız bıraktılar. Kadın ise orta yerde duruyordu. İsa doğrulup ona, “Kadın, nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı?” diye sordu.
Kadın, “Hiçbiri, Efendim” dedi.
İsa, “Ben de seni yargılamıyorum” dedi. “Git, artık bundan sonra günah işleme!”

Yahudi Önderlerin İmansızlığı – Yuhanna 7

Görevliler geri dönünce, başkahinlerle Ferisiler, “Niçin Onu getirmediniz?” diye sordular.
Görevliler, “Hiç kimse hiçbir zaman bu adamın konuştuğu gibi konuşmamıştır” karşılığını verdiler.
Ferisiler, “Yoksa siz de mi aldandınız?” dediler. “Önderlerden ya da Ferisilerden Ona iman eden oldu mu hiç? Kutsal Yasayı bilmeyen bu halk lanetlidir.”
İçlerinden biri, daha önce İsaya gelen Nikodim, onlara şöyle dedi: “Yasamıza göre, bir adamı dinlemeden, ne yaptığını öğrenmeden onu yargılamak doğru mu?”
Ona, “Yoksa sen de mi Celiledensin?” diye karşılık verdiler. “Araştır, bak, Celileden peygamber çıkmaz.”
Bundan sonra herkes evine gitti.

İsa, Mesih Midir? – Yuhanna 7

Yeruşalimlilerin bazıları, “Öldürmek istedikleri adam bu değil mi?” diyorlardı. “Bakın, açıkça konuşuyor, Ona bir şey demiyorlar. Yoksa önderler Onun Mesih olduğunu gerçekten kabul ettiler mi? Ama biz bu adamın nereden geldiğini biliyoruz. Oysa Mesih geldiği zaman Onun nereden geldiğini kimse bilmeyecek.”
O sırada tapınakta öğreten İsa yüksek sesle şöyle dedi: “Hem beni tanıyorsunuz, hem de nereden olduğumu biliyorsunuz! Ben kendiliğimden gelmedim. Beni gönderen gerçektir. Onu siz tanımıyorsunuz. Ben Onu tanırım. Çünkü ben Ondanım, beni O gönderdi.”
Bunun üzerine Onu yakalamak istediler, ama kimse Ona el sürmedi. Çünkü Onun saati henüz gelmemişti. Halktan birçok kişi ise Ona iman etti. “Mesih gelince, bunun yaptıklarından daha mı çok mucize yapacak?” diyorlardı.
Ferisiler halkın İsa hakkında böyle fısıldaştığını duydular. Başkahinler ve Ferisiler Onu yakalamak için görevliler gönderdiler.
İsa, “Kısa bir süre daha sizinleyim” dedi, “Sonra beni gönderene gideceğim. Beni arayacaksınız ama bulamayacaksınız. Ve benim bulunduğum yere siz gelemezsiniz.”
Bunun üzerine Yahudiler birbirlerine, “Bu adam nereye gidecek de biz Onu bulamayacağız?” dediler. “Yoksa Grekler arasında dağılmış olanlara gidip Greklere mi öğretecek? Beni arayacaksınız ama bulamayacaksınız. Ve benim bulunduğum yere siz gelemezsiniz diyor. Ne demek istiyor?”
Bayramın son ve en önemli günü İsa ayağa kalktı, yüksek sesle şöyle dedi: “Bir kimse susamışsa bana gelsin, içsin. Kutsal Yazıda dendiği gibi, bana iman edenin içinden diri su ırmakları akacaktır. ”
Bunu, kendisine iman edenlerin alacağı Ruhla ilgili olarak söylüyordu. Ruh henüz verilmemişti. Çünkü İsa henüz yüceltilmemişti. Halktan bazıları bu sözleri işitince, “Gerçekten beklediğimiz peygamber budur” dediler.
Bazıları da, “Bu Mesihtir” diyorlardı.
Başkaları ise, “Olamaz! Mesih Celileden mi gelecek?” dediler. “Kutsal Yazıda, Mesih, Davutun soyundan, Davutun yaşadığı Beytlehem Kentinden gelecek denmemiş midir?”
Böylece İsadan dolayı halk arasında ayrılık doğdu. Bazıları Onu yakalamak istedilerse de, kimse Ona el sürmedi.

İsa Yeruşalime Gidiyor – Yuhanna 7

Bundan sonra İsa Celilede dolaşmaya başladı. Yahudi yetkililer Onu öldürmeyi amaçladıkları için Yahudiyede dolaşmak istemiyordu. Yahudilerin Çardak Bayramı yaklaşmıştı. Bu nedenle İsanın kardeşleri Ona, “Buradan ayrıl, Yahudiyeye git” dediler, “Öğrencilerin de yaptığın işleri görsünler. Çünkü kendini açıkça tanıtmak isteyen bir kimse yaptıklarını gizlemez. Mademki bu şeyleri yapıyorsun, kendini dünyaya göster!” Kardeşleri bile Ona iman etmiyorlardı.
İsa onlara, “Benim zamanım daha gelmedi” dedi, “Oysa sizin için zaman hep uygundur. Dünya sizden nefret edemez, ama benden nefret ediyor. Çünkü yaptıklarının kötü olduğuna tanıklık ediyorum. Siz bu bayramı kutlamaya gidin. Ben şimdilik gitmeyeceğim. Çünkü benim zamanım daha dolmadı.”
İsa bu sözleri söyleyip Celilede kaldı.
Ne var ki, kardeşleri bayramı kutlamaya gidince, kendisi de gitti. Ancak açıktan açığa değil, gizlice gitti. Yahudi yetkililer Onu bayram sırasında arıyor, “O nerede?” diye soruyorlardı.
Kalabalık arasında Onunla ilgili bir sürü laf fısıldanıyordu. Bazıları, “İyi adamdır”, bazıları da, “Hayır, tam tersine, halkı saptırıyor” diyorlardı.
Bununla birlikte yetkililerden korktukları için, hiç kimse Ondan açıkça söz etmiyordu.
Bayramın yarısı geçmişti. İsa tapınağa gidip öğretmeye başladı. Yahudiler şaşırdılar. “Bu adam hiç öğrenim görmediği halde, nasıl bu kadar bilgili olabilir?” dediler.
İsa onlara, “Benim öğretim benim değil, beni gönderenindir” diye karşılık verdi. “Eğer bir kimse Tanrının isteğini yerine getirmek istiyorsa, bu öğretinin Tanrıdan mı olduğunu, yoksa kendiliğimden mi konuştuğumu bilecektir. Kendiliğinden konuşan kendini yüceltmek ister, ama kendisini göndereni yüceltmek isteyen doğrudur ve Onda haksızlık yoktur. Musa size Kutsal Yasayı vermedi mi? Yine de hiçbiriniz Yasayı yerine getirmiyor. Neden beni öldürmek istiyorsunuz?”
Kalabalık, “Cin çarpmış seni!” dedi. “Seni öldürmek isteyen kim?”
İsa, “Ben bir mucize yaptım, hepiniz şaşkına döndünüz” diye yanıt verdi. “Musa size sünneti buyurduğu için –aslında bu, Musadan değil, atalarınızdan kalmadır– Şabat Günü birini sünnet edersiniz. Musanın Yasası bozulmasın diye Şabat Günü biri sünnet ediliyor da, Şabat Günü bir adamı tamamen iyileştirdim diye bana neden kızıyorsunuz? Dış görünüşe göre yargılamayın, yargınız adil olsun.”

Birçok Kişi İsayı Terk Ediyor – Yuhanna 6

Öğrencilerinin birçoğu bunu işitince, “Bu söz çok çetin, kim kabul edebilir?” dediler.
Öğrencilerinin buna karşı söylendiğini anlayan İsa, “Bu sizi şaşırtıyor mu?” dedi. “Ya İnsanoğlunun önceden bulunduğu yere yükseldiğini görürseniz…? Yaşam veren Ruhtur. Beden bir yarar sağlamaz. Sizlere söylediğim sözler ruhtur, yaşamdır. Yine de aranızda iman etmeyenler var.” İsa iman etmeyenlerin ve kendisine ihanet edecek kişinin kim olduğunu baştan beri biliyordu. “Sizlere, Babanın bana yöneltmediği hiç kimse bana gelemez dememin nedeni budur” dedi.
Bunun üzerine öğrencilerinin birçoğu geri döndüler, artık Onunla dolaşmaz oldular. İsa o zaman Onikilere, “Siz de mi ayrılmak istiyorsunuz?” diye sordu.
Simun Petrus şu yanıtı verdi: “Rab, biz kime gidelim? Sonsuz yaşamın sözleri sendedir. İman ediyor ve biliyoruz ki, sen Tanrının Kutsalısın.”
İsa onlara şu karşılığı verdi: “Siz Onikileri seçen ben değil miyim? Buna karşın içinizden biri iblistir.” Simun İskariotun oğlu Yahudadan söz ediyordu. Çünkü Yahuda Onikilerden biri olduğu halde İsaya ihanet edecekti.

Yaşam Ekmeği – Yuhanna 6

İsa şöyle yanıt verdi: “Size doğrusunu söyleyeyim, doğaüstü belirtiler gördüğünüz için değil, ekmeklerden yiyip doyduğunuz için beni arıyorsunuz. Geçici yiyecek için değil, sonsuz yaşam boyunca kalıcı yiyecek için çalışın. Bunu size İnsanoğlu verecek. Çünkü Baba Tanrı Ona bu onayı vermiştir.”
Onlar da şunu sordular: “Tanrının istediği işleri yapmak için ne yapmalıyız?”
İsa, “Tanrının işi Onun gönderdiği kişiye iman etmenizdir” diye yanıt verdi.
Bunun üzerine, “Görüp sana iman etmemiz için nasıl bir belirti gerçekleştireceksin? Ne yapacaksın?” dediler. “Atalarımız çölde man yediler. Yazılmış olduğu gibi, Yemeleri için onlara gökten ekmek verdi. ”
İsa onlara dedi ki, “Size doğrusunu söyleyeyim, gökten ekmeği size Musa vermedi, gökten size gerçek ekmeği Babam verir. Çünkü Tanrının ekmeği, gökten inen ve dünyaya yaşam verendir.”
Onlar da, “Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!” dediler.
İsa, “Yaşam ekmeği Benim. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiçbir zaman susamaz” dedi. “Ama ben size dedim ki, Beni gördünüz, yine de iman etmiyorsunuz. Babanın bana verdiklerinin hepsi bana gelecek ve bana geleni asla kovmam. Çünkü kendi isteğimi değil, beni gönderenin isteğini yerine getirmek için gökten indim. Beni gönderenin isteği, bana verdiklerinden hiçbirini yitirmemem, son gün hepsini diriltmemdir. Çünkü Babamın isteği, Oğulu gören ve Ona iman eden herkesin sonsuz yaşama kavuşmasıdır. Ben de böylelerini son günde dirilteceğim.”
“Gökten inmiş olan ekmek Benim” dediği için Yahudiler Ona karşı söylenmeye başladılar. “Yusuf oğlu İsa değil mi bu?” diyorlardı. “Annesini de, babasını da tanıyoruz. Şimdi nasıl oluyor da, Gökten indim diyor?”
İsa, “Aranızda söylenmeyin” dedi. “Beni gönderen Baba bir kimseyi bana çekmedikçe, o kimse bana gelemez. Bana geleni de son günde dirilteceğim. Peygamberlerin yazdığı gibi, Tanrı onların hepsine kendi yollarını öğretecektir. Babayı işiten ve Ondan öğrenen herkes bana gelir. Bu, bir kimsenin Babayı gördüğü anlamına gelmez. Babayı sadece Tanrıdan gelen görmüştür. Size doğrusunu söyleyeyim, iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Yaşam ekmeği Benim. Atalarınız çölde man yediler, yine de öldüler. Gökten inen öyle bir ekmek var ki, ondan yiyen ölmeyecek. Gökten inmiş olan diri ekmek Benim. Bu ekmekten yiyen sonsuza dek yaşayacak. Dünyanın yaşamı uğruna vereceğim ekmek de benim bedenimdir.”
Bunun üzerine Yahudiler, “Bu adam yememiz için bedenini bize nasıl verebilir?” diyerek birbirleriyle çekişmeye başladılar.
İsa onlara şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim, İnsanoğlunun bedenini yiyip kanını içmedikçe, sizde yaşam olmaz. Bedenimi yiyenin, kanımı içenin sonsuz yaşamı vardır ve ben onu son günde dirilteceğim. Çünkü bedenim gerçek yiyecek, kanım gerçek içecektir. Bedenimi yiyip kanımı içen bende yaşar, ben de onda. Yaşayan Baba beni gönderdiği ve ben Babanın aracılığıyla yaşadığım gibi, bedenimi yiyen de benim aracılığımla yaşayacak. İşte gökten inmiş olan ekmek budur. Atalarınızın yedikleri man gibi değildir. Atalarınız öldüler. Oysa bu ekmeği yiyen sonsuza dek yaşar.” İsa bu sözleri Kefarnahumda havrada öğretirken söyledi.

İsa Su Üstünde Yürüyor – Yuhanna 6

Akşam olunca öğrencileri göle indiler. Bir tekneye binerek gölün karşı yakasındaki Kefarnahuma doğru yol aldılar. Karanlık basmış, İsa henüz yanlarına gelmemişti. Güçlü bir rüzgar estiğinden göl kabarmaya başladı. Öğrenciler beş kilometre kadar kürek çektikten sonra, İsanın gölün üstünde yürüyerek tekneye yaklaştığını görünce korktular. Ama İsa, “Korkmayın, benim!” dedi. Bunun üzerine Onu tekneye almak istediler. O anda tekne gidecekleri kıyıya ulaştı.
Ertesi gün, gölün karşı yakasında kalan halk, önceden orada sadece bir tek tekne bulunduğunu, İsanın kendi öğrencileriyle birlikte bu tekneye binmediğini, öğrencilerinin yalnız gittiklerini anladı. Rabbin şükretmesinden sonra halkın ekmek yediği yerin yakınına Taberiyeden başka tekneler geldi. Halk, İsanın ve öğrencilerinin orada olmadığını görünce teknelere binerek Kefarnahuma, İsayı aramaya gitti. Onu gölün karşı yakasında buldukları zaman, “Rabbi, buraya ne zaman geldin?” diye sordular.

İsa Beş Bin Kişiyi Doyuruyor – Yuhanna 6

Bundan sonra İsa, Celile –Taberiye– Gölünün karşı yakasına geçti. Ardından büyük bir kalabalık gidiyordu. Çünkü hastalar üzerinde yaptığı mucizeleri görmüşlerdi. İsa dağa çıkıp orada öğrencileriyle birlikte oturdu. Yahudilerin Fısıh Bayramı yakındı.
İsa başını kaldırıp büyük bir kalabalığın kendisine doğru geldiğini görünce Filipusa, “Bunları doyurmak için nereden ekmek alalım?” diye sordu. Bu sözü onu denemek için söyledi, aslında kendisi ne yapacağını biliyordu.
Filipus Ona şu yanıtı verdi: “Her birinin bir lokma yiyebilmesi için iki yüz dinarlık ekmek bile yetmez.”
Öğrencilerinden biri, Simun Petrusun kardeşi Andreas, İsaya dedi ki, “Burada beş arpa ekmeğiyle iki balığı olan bir çocuk var. Ama bu kadar adam için bunlar nedir ki?”
İsa, “Halkı yere oturtun” dedi.
Orası çayırlıktı. Böylece halk yere oturdu. Yaklaşık beş bin erkek vardı. İsa ekmekleri aldı, şükrettikten sonra oturanlara dağıttı. Balıklardan da istedikleri kadar verdi. Herkes doyunca İsa öğrencilerine, “Artakalan parçaları toplayın, hiçbir şey ziyan olmasın” dedi.
Onlar da topladılar. Yedikleri beş arpa ekmeğinden artakalan parçalarla on iki sepet doldurdular. Halk, İsanın yaptığı mucizeyi görünce, “Gerçekten dünyaya gelecek olan peygamber budur” dedi.
İsa onların gelip kendisini kral yapmak üzere zorla götüreceklerini bildiğinden tek başına yine dağa çekildi.

İsaya Tanıklık Edenler – Yuhanna 5

“Ben kendiliğimden hiçbir şey yapamam. İşittiğim gibi yargılarım ve benim yargım adildir. Çünkü amacım kendi istediğimi değil, beni gönderenin istediğini yapmaktır. Eğer kendim için ben tanıklık edersem, tanıklığım geçerli olmaz. Ama benim için tanıklık eden başka biri vardır. Onun benim için ettiği tanıklığın geçerli olduğunu bilirim. Siz Yahyaya adamlar gönderdiniz, o da gerçeğe tanıklık etti. İnsanın tanıklığını kabul ettiğim için değil, kurtulmanız için bunları söylüyorum. Yahya, yanan ve ışık saçan bir çıraydı. Sizler onun ışığında bir süre için coşmak istediniz. Ama benim, Yahyanınkinden daha büyük bir tanıklığım var. Tamamlamam için Babanın bana verdiği işler, şu yaptığım işler, beni Babanın gönderdiğine tanıklık ediyor. Beni gönderen Baba da benim için tanıklık etmiştir. Siz hiçbir zaman ne Onun sesini işittiniz, ne de suretini gördünüz. Onun sözü sizde yaşamıyor. Çünkü Onun gönderdiği kişiye iman etmiyorsunuz. Kutsal Yazıları araştırıyorsunuz. Çünkü bunlar aracılığıyla sonsuz yaşama sahip olduğunuzu sanıyorsunuz. Bana tanıklık eden de bu yazılardır! Öyleyken siz, yaşama kavuşmak için bana gelmek istemiyorsunuz.
“İnsanlardan övgü kabul etmiyorum. Ama ben sizi bilirim, içinizde Tanrı sevgisi yoktur. Ben Babamın adına geldim, ama beni kabul etmiyorsunuz. Oysa başka birisi kendi adına gelirse, onu kabul edeceksiniz. Birbirinizden övgüler kabul ediyor, ama tek olan Tanrının övgüsünü kazanmaya çalışmıyorsunuz. Bu durumda nasıl iman edebilirsiniz? Babanın önünde sizi suçlayacağımı sanmayın. Sizi suçlayan, umut bağladığınız Musadır. Musaya iman etmiş olsaydınız, bana da iman ederdiniz. Çünkü o benim hakkımda yazmıştır. Ama onun yazılarına iman etmezseniz, benim sözlerime nasıl iman edeceksiniz?”

Oğulun Yetkisi – Yuhanna 5

İsa Yahudi yetkililere şöyle karşılık verdi: “Size doğrusunu söyleyeyim, Oğul, Babanın yaptıklarını görmedikçe kendiliğinden bir şey yapamaz. Baba ne yaparsa Oğul da aynı şeyi yapar. Çünkü Baba Oğulu sever ve yaptıklarının hepsini Ona gösterir. Şaşasınız diye Ona bunlardan daha büyük işler de gösterecektir. Baba nasıl ölüleri diriltip onlara yaşam veriyorsa, Oğul da dilediği kimselere yaşam verir. Baba kimseyi yargılamaz, bütün yargılama işini Oğula vermiştir. Öyle ki, herkes Babayı onurlandırdığı gibi Oğulu onurlandırsın. Oğulu onurlandırmayan, Onu gönderen Babayı da onurlandırmaz.
“Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir. Size doğrusunu söyleyeyim, ölülerin Tanrı Oğlunun sesini işitecekleri ve işitenlerin yaşayacakları saat geliyor, geldi bile. Çünkü Baba, kendisinde yaşam olduğu gibi, Oğula da kendisinde yaşam olma özelliğini verdi. Ona yargılama yetkisini de verdi. Çünkü O İnsanoğludur. Buna şaşmayın. Mezarda olanların hepsinin Onun sesini işitecekleri saat geliyor. Ve onlar mezarlarından çıkacaklar. İyilik yapmış olanlar yaşamak, kötülük yapmış olanlar yargılanmak üzere dirilecekler.”

Havuzdaki Kötürüm İyileştiriliyor – Yuhanna 5

İsa bundan sonra Yahudilerin bir bayramı nedeniyle Yeruşalime gitti. Yeruşalimde Koyun Kapısı yanında, İbranicede Beytesta denilen beş eyvanlı bir havuz vardır. Bu eyvanların altında kör, kötürüm, felçli hastalardan bir kalabalık yatardı. Orada otuz sekiz yıldır hasta olan bir adam vardı. İsa hasta yatan bu adamı görünce ve uzun zamandır bu durumda olduğunu anlayınca, “İyi olmak ister misin?” diye sordu.
Hasta şöyle yanıt verdi: “Efendim, su çalkandığı zaman beni havuza indirecek kimsem yok, tam gireceğim an benden önce başkası giriyor.”
İsa ona, “Kalk, şilteni topla ve yürü” dedi.
Adam o anda iyileşti. Şiltesini toplayıp yürümeye başladı.
O gün Şabat Günüydü. Bu yüzden Yahudi yetkililer iyileşen adama, “Bugün Şabat Günü” dediler, “Şilteni toplaman yasaktır.”
Ama adam onlara şöyle yanıt verdi: “Beni iyileştiren kişi bana, Şilteni topla ve yürü dedi.”
“Sana, Şilteni topla ve yürü diyen adam kim?” diye sordular.
İyileşen adam ise Onun kim olduğunu bilmiyordu. Orası kalabalıktı, İsa da çekilip gitmişti. İsa daha sonra adamı tapınakta buldu. “Bak, iyi oldun. Artık günah işleme de başına daha kötü bir şey gelmesin” dedi.
Adam gidip Yahudi yetkililere kendisini iyileştirenin İsa olduğunu bildirdi. Şabat Günü böyle şeyler yaptığı için İsaya zulmetmeye başladılar. Ama İsa onlara şu karşılığı verdi: “Babam hala çalışmaktadır, ben de çalışıyorum.”
İşte bu nedenle Yahudi yetkililer Onu öldürmek için daha çok gayret ettiler. Çünkü yalnız Şabat Günü düzenini bozmakla kalmamış, Tanrının kendi Babası olduğunu söyleyerek kendisini Tanrıya eşit kılmıştı.

Bir Memurun Oğlu İyileştiriliyor – Yuhanna 4

Bu iki günden sonra İsa oradan ayrılıp Celileye gitti. İsanın kendisi, bir peygamberin kendi memleketinde saygı görmediğine tanıklık etmişti. Celileye geldiği zaman Celileliler Onu iyi karşıladılar. Çünkü onlar da bayram için gitmişler ve bayramda Onun Yeruşalimde yaptığı her şeyi görmüşlerdi.
İsa yine, suyu şaraba çevirdiği Celilenin Kana Köyüne geldi. Orada saraya bağlı bir memur vardı. Oğlu Kefarnahumda hastaydı. Adam, İsanın Yahudiyeden Celileye geldiğini işitince yanına gitti, evine gelip ölmek üzere olan oğlunu iyileştirmesi için Ona yalvardı.
İsa adama, “Sizler belirtiler ve harikalar görmedikçe iman etmeyeceksiniz” dedi.
Saray memuru İsaya, “Efendim, çocuğum ölmeden yetiş!” dedi.
İsa, “Git, oğlun yaşayacak” dedi.
Adam, İsanın söylediği söze iman ederek gitti. Daha yoldayken köleleri onu karşılayıp oğlunun yaşadığını bildirdiler. Adam onlara, oğlunun iyileşmeye başladığı saati sordu. “Dün öğle üstü saat birde ateşi düştü” dediler.
Baba bunun, İsanın, “Oğlun yaşayacak” dediği saat olduğunu anladı. Kendisi ve bütün ev halkı iman etti. İsa, bu ikinci belirtiyi de Yahudiyeden Celileye döndükten sonra gerçekleştirdi.

İsa ile Samiriyeli Kadın – Yuhanna 4

Ferisiler, İsanın Yahyadan daha çok öğrenci edinip vaftiz ettiğini duydular –aslında İsanın kendisi değil, öğrencileri vaftiz ediyorlardı– İsa bunu öğrenince Yahudiyeden ayrılıp yine Celileye gitti. Giderken Samiriyeden geçmesi gerekiyordu. Böylece Samiriyenin Sihar denilen kentine geldi. Burası Yakupun kendi oğlu Yusufa vermiş olduğu toprağın yakınındaydı. Yakupun kuyusu da oradaydı. İsa, yolculuktan yorulmuş olduğu için kuyunun yanına oturmuştu. Saat on iki sularıydı. Samiriyeli bir kadın su çekmeye geldi.
İsa ona, “Bana su ver, içeyim” dedi. İsanın öğrencileri yiyecek satın almak için kente gitmişlerdi.
Samiriyeli kadın, “Sen Yahudisin, bense Samiriyeli bir kadınım” dedi, “Nasıl olur da benden su istersin?” Çünkü Yahudilerin Samiriyelilerle ilişkileri yoktur.
İsa kadına şu yanıtı verdi: “Eğer sen Tanrının armağanını ve sana, Bana su ver, içeyim diyenin kim olduğunu bilseydin, sen Ondan dilerdin, O da sana yaşam suyunu verirdi.”
Kadın, “Efendim” dedi, “Su çekecek bir şeyin yok, kuyu da derin, yaşam suyunu nereden bulacaksın? Sen, bu kuyuyu bize vermiş, kendisi, oğulları ve davarları ondan içmiş olan atamız Yakuptan daha mı büyüksün?”
İsa şöyle yanıt verdi: “Bu sudan her içen yine susayacak. Oysa benim vereceğim sudan içen sonsuza dek susamaz. Benim vereceğim su, içende sonsuz yaşam için fışkıran bir pınar olacak.”
Kadın, “Efendim” dedi, “Bu suyu bana ver. Böylece ne susayayım, ne de su çekmek için buraya kadar geleyim.”
İsa, “Git, kocanı çağır ve buraya gel” dedi.
Kadın, “Kocam yok” diye yanıtladı.
İsa, “Kocam yok demekle doğruyu söyledin” dedi. “Beş kocaya vardın. Şimdi birlikte yaşadığın adam kocan değil. Doğruyu söyledin.”
Kadın, “Efendim, anlıyorum, sen bir peygambersin” dedi. “Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapılması gereken yerin Yeruşalimde olduğunu söylüyorsunuz.”
İsa ona şöyle dedi: “Kadın, bana inan, öyle bir saat geliyor ki, Babaya ne bu dağda, ne de Yeruşalimde tapınacaksınız! Siz bilmediğinize tapıyorsunuz, biz bildiğimize tapıyoruz. Çünkü kurtuluş Yahudilerdendir. Ama içtenlikle tapınanların Babaya ruhta ve gerçekte tapınacakları saat geliyor. İşte, o saat şimdidir. Baba da kendisine böyle tapınanları arıyor. Tanrı ruhtur, Ona tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar.”
Kadın İsaya, “Mesih denilen meshedilmiş Olanın geleceğini biliyorum” dedi, “O gelince bize her şeyi bildirecek.”
İsa, “Seninle konuşan ben, Oyum” dedi.
Bu sırada İsanın öğrencileri geldiler. Onun bir kadınla konuşmasına şaştılar. Bununla birlikte hiçbiri, “Ne istiyorsun?” ya da, “O kadınla neden konuşuyorsun?” demedi.
Sonra kadın su testisini bırakarak kente gitti ve halka şöyle dedi: “Gelin, yaptığım her şeyi bana söyleyen adamı görün. Acaba Mesih bu mudur?” Halk da kentten çıkıp İsaya doğru gelmeye başladı.
Bu arada öğrencileri Ona, “Rabbi, yemek ye!” diye rica ediyorlardı.
Ama İsa, “Benim, sizin bilmediğiniz bir yiyeceğim var” dedi.
Öğrenciler birbirlerine, “Acaba biri Ona yiyecek mi getirdi?” diye sordular.
İsa, “Benim yemeğim, beni gönderenin isteğini yerine getirmek ve Onun işini tamamlamaktır” dedi. “Sizler, Ekinleri biçmeye daha dört ay var demiyor musunuz? İşte, size söylüyorum, başınızı kaldırıp tarlalara bakın. Ekinler sararmış, biçilmeye hazır! Eken ve biçen birlikte sevinsinler diye, biçen kişi şimdiden ücretini alır ve sonsuz yaşam için ürün toplar. Biri eker, başkası biçer sözü bu durumda doğrudur. Ben sizi, emek vermediğiniz bir ürünü biçmeye gönderdim. Başkaları emek verdiler, siz ise onların emeğinden yararlandınız.”
O kentten birçok Samiriyeli, “Yaptığım her şeyi bana söyledi” diye tanıklık eden kadının sözü üzerine İsaya iman etti. Samiriyeliler Ona gelip yanlarında kalması için rica ettiler. O da orada iki gün kaldı. Onun sözü üzerine daha birçokları iman etti.
Bunlar kadına, “Bizim iman etmemizin nedeni artık senin sözlerin değil” diyorlardı. “Kendimiz işittik, Onun gerçekten dünyanın Kurtarıcısı olduğunu biliyoruz.”

Yahyanın Tanıklığı – Yuhanna 3

Bundan sonra İsayla öğrencileri Yahudiye diyarına gittiler. İsa onlarla birlikte orada bir süre kalarak vaftiz etti. Yahya da Salim yakınındaki Aynonda vaftiz ediyordu. Çünkü orada bol su vardı. İnsanlar gelip vaftiz oluyorlardı. Yahya henüz hapse atılmamıştı. O sıralarda Yahyanın öğrencileriyle bir Yahudi arasında temizlenme konusunda bir tartışma çıktı. Öğrencileri Yahyaya gelerek, “Rabbi” dediler, “Şeria Irmağının karşı yakasında birlikte olduğun ve kendisi için tanıklık ettiğin adam var ya, işte O vaftiz ediyor, herkes de Ona gidiyor.”
Yahya şöyle yanıt verdi: “İnsan, kendisine gökten verilmedikçe hiçbir şey alamaz. Ben Mesih değilim, ama Onun öncüsü olarak gönderildim dediğime siz kendiniz tanıksınız. Gelin kiminse, güvey odur. Ama güveyin yanında duran ve onu dinleyen dostu onun sesini işitince çok sevinir. İşte benim sevincim böylece tamamlandı. O büyümeli, bense küçülmeliyim.”
Yukarıdan gelen, herkesten üstündür. Dünyadan olan dünyaya aittir ve dünyadan söz eder. Gökten gelen ise, herkesten üstündür. Ne görmüş ne işitmişse ona tanıklık eder, ama tanıklığını kimse kabul etmez. Onun tanıklığını kabul eden, Tanrının gerçek olduğuna mührünü basmıştır. Tanrının gönderdiği kişi Tanrının sözlerini söyler. Çünkü Tanrı, Ruhu ölçüyle vermez. Baba Oğulu sever; her şeyi Ona teslim etmiştir. Oğula iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Ama Oğulun sözünü dinlemeyen yaşamı görmeyecektir. Tanrının gazabı böylesinin üzerinde kalır.

İsa ile Nikodim – Yuhanna 3

Yahudilerin Nikodim adlı bir önderi vardı. Ferisilerden olan bu adam bir gece İsaya gelerek, “Rabbi, senin Tanrıdan gelmiş bir öğretmen olduğunu biliyoruz. Çünkü Tanrı kendisiyle olmadıkça kimse senin yaptığın bu mucizeleri yapamaz” dedi.
İsa ona şu karşılığı verdi: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrının Egemenliğini göremez.”
Nikodim, “Yaşlanmış bir adam nasıl doğabilir? Annesinin rahmine ikinci kez girip doğabilir mi?” diye sordu.
İsa şöyle yanıt verdi: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sudan ve Ruhtan doğmadıkça Tanrının Egemenliğine giremez. Bedenden doğan bedendir, Ruhtan doğan ruhtur. Sana, Yeniden doğmalısınız dediğime şaşma. Yel dilediği yerde eser; sesini işitirsin, ama nereden gelip nereye gittiğini bilemezsin. Ruhtan doğan herkes böyledir.”
Nikodim İsaya, “Bunlar nasıl olabilir?” diye sordu.
İsa ona şöyle yanıt verdi: “Sen İsrailin öğretmeni olduğun halde bunları anlamıyor musun? Sana doğrusunu söyleyeyim, biz bildiğimizi söylüyoruz, gördüğümüze tanıklık ediyoruz. Sizler ise bizim tanıklığımızı kabul etmiyorsunuz. Sizlere yeryüzüyle ilgili şeyleri söylediğim zaman inanmazsanız, gökle ilgili şeyleri söylediğimde nasıl inanacaksınız? Gökten inmiş olan İnsanoğlundan başka hiç kimse göğe çıkmamıştır. Musa çölde yılanı nasıl yukarı kaldırdıysa, İnsanoğlunun da öylece yukarı kaldırılması gerekir. Öyle ki, Ona iman eden herkes sonsuz yaşama kavuşsun.
“Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Öyle ki, Ona iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun. Tanrı, Oğlunu dünyayı yargılamak için göndermedi, dünya Onun aracılığıyla kurtulsun diye gönderdi. Ona iman eden yargılanmaz, iman etmeyen ise zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrının biricik Oğlunun adına iman etmemiştir. Yargı da şudur: Dünyaya ışık geldi, ama insanlar ışık yerine karanlığı sevdiler. Çünkü yaptıkları işler kötüydü. Kötülük yapan herkes ışıktan nefret eder ve yaptıkları açığa çıkmasın diye ışığa yaklaşmaz. Ama gerçeği uygulayan kişi yaptıklarını, Tanrıya dayanarak yaptığını göstermek için ışığa gelir.”

İsa Satıcıları Tapınaktan Kovuyor – Yuhanna 2

Bundan sonra İsa, annesi, kardeşleri ve öğrencileri Kefarnahuma gidip orada birkaç gün kaldılar.
Yahudilerin Fısıh Bayramı yakındı. İsa da Yeruşalime gitti. Tapınağın avlusunda sığır, koyun ve güvercin satanları, orada oturmuş para bozanları gördü. İpten bir kamçı yaparak hepsini koyunlar ve sığırlarla birlikte tapınaktan kovdu, para bozanların paralarını döküp masalarını devirdi. Güvercin satanlara, “Bunları buradan kaldırın, Babamın evini pazar yerine çevirmeyin!” dedi.
Öğrencileri, “Evin için gösterdiğim gayret beni yiyip bitirecek” diye yazılmış olan sözü hatırladılar.
Yahudi yetkililer İsaya, “Bunları yaptığına göre, bize nasıl bir belirti göstereceksin?” diye sordular.
İsa şu yanıtı verdi: “Bu tapınağı yıkın, üç günde onu yeniden kuracağım.”
Yahudi yetkililer, “Bu tapınak kırk altı yılda yapıldı, sen onu üç günde mi kuracaksın?” dediler.
Ama İsanın sözünü ettiği tapınak kendi bedeniydi. İsa ölümden dirilince öğrencileri bu sözü söylediğini hatırladılar, Kutsal Yazıya ve İsanın söylediği bu söze iman ettiler.
Fısıh Bayramında İsanın Yeruşalimde bulunduğu sırada gerçekleştirdiği belirtileri gören birçokları Onun adına iman ettiler. Ama İsa bütün insanların yüreğini bildiği için onlara güvenmiyordu. İnsan hakkında kimsenin Ona bir şey söylemesine gerek yoktu. Çünkü kendisi insanın içinden geçenleri biliyordu.

İsanın İlk Mucizesi – Yuhanna 2

Üçüncü gün Celilenin Kana Köyünde bir düğün vardı. İsanın annesi de oradaydı. İsayla öğrencileri de düğüne çağrılmışlardı. Şarap tükenince annesi İsaya, “Şarapları kalmadı” dedi.
İsa, “Anne, benden ne istiyorsun? Benim saatim daha gelmedi” dedi.
Annesi hizmet edenlere, “Size ne derse onu yapın” dedi.
Yahudilerin geleneksel temizliği için oraya konmuş, her biri seksenle yüz yirmi litre alan altı taş küp vardı. İsa hizmet edenlere, “Küpleri suyla doldurun” dedi. Küpleri ağızlarına kadar doldurdular. Sonra hizmet edenlere, “Şimdi biraz alıp şölen başkanına götürün” dedi.
Onlar da götürdüler. Şölen başkanı, şaraba dönüşmüş suyu tattı. Bunun nereden geldiğini bilmiyordu, oysa suyu küpten alan hizmetkarlar biliyorlardı. Şölen başkanı güveyi çağırıp, “Herkes önce iyi şarabı, çok içildikten sonra da kötüsünü sunar” dedi, “Ama sen iyi şarabı şimdiye dek saklamışsın.”
İsa bu ilk doğaüstü belirtisini Celilenin Kana Köyünde gerçekleştirdi ve yüceliğini gösterdi. Öğrencileri de Ona iman ettiler.

İsanın İlk Öğrencileri – Yuhanna 1

Ertesi gün Yahya yine öğrencilerinden ikisiyle birlikteydi. Oradan geçen İsaya bakarak, “İşte Tanrı Kuzusu!” dedi.
Onun söylediklerini duyan iki öğrenci İsanın ardından gitti. İsa arkasına dönüp ardından geldiklerini görünce, “Ne arıyorsunuz?” diye sordu.
Onlar da, “Rabbi, nerede oturuyorsun?” dediler. Rabbi, öğretmenim anlamına gelir.
İsa, “Gelin, görün” dedi.
Gidip Onun nerede oturduğunu gördüler ve o gün Onunla kaldılar. Saat dört sularıydı. Yahyayı işitip İsanın ardından giden iki kişiden biri Simun Petrusun kardeşi Andreastı. Andreas önce kendi kardeşi Simunu bularak ona, “Biz Mesihi bulduk” dedi. Mesih, meshedilmiş anlamına gelir.
Andreas kardeşini İsaya götürdü. İsa ona baktı, “Sen Yuhannanın oğlu Simunsun. Kefas diye çağrılacaksın” dedi. Kefas, kaya anlamına gelir.
Ertesi gün İsa, Celileye gitmeye karar verdi. Filipusu bulup ona, “Ardımdan gel” dedi.
Filipus da Andreas ile Petrusun kenti olan Beytsaydadandı. Filipus, Nataneli bularak ona, “Musanın Kutsal Yasada hakkında yazdığı, peygamberlerin de sözünü ettiği kişiyi, Yusuf oğlu Nasıralı İsayı bulduk” dedi.
Natanel Filipusa, “Nasıradan iyi bir şey çıkabilir mi?” diye sordu.
Filipus, “Gel de gör” dedi.
İsa, Natanelin kendisine doğru geldiğini görünce onun için, “İşte, içinde hile olmayan gerçek bir İsrailli!” dedi.
Natanel, “Beni nereden tanıyorsun?” diye sordu.
İsa, “Filipus çağırmadan önce seni incir ağacının altında gördüm” yanıtını verdi.
Natanel, “Rabbi, sen Tanrının Oğlusun, sen İsrailin Kralısın!” dedi.
İsa ona dedi ki, “Seni incir ağacının altında gördüğümü söylediğim için mi inanıyorsun? Bunlardan daha büyük şeyler göreceksin.” Sonra da, “Size doğrusunu söyleyeyim, göğün açıldığını, Tanrı meleklerinin İnsanoğlu üzerinde yükselip indiklerini göreceksiniz” dedi.

Tanrı Kuzusu – Yuhanna 1

Yahya ertesi gün İsanın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu! Kendisi için, Benden sonra biri geliyor, O benden üstündür. Çünkü O benden önce vardı dediğim kişi işte budur. Ben Onu tanımıyordum, ama İsrailin Onu tanıması için ben suyla vaftiz ederek geldim.” Yahya tanıklığını şöyle sürdürdü: “Ruhun güvercin gibi gökten indiğini, Onun üzerinde durduğunu gördüm. Ben Onu tanımıyordum. Ama suyla vaftiz etmek için beni gönderen, Ruhun kimin üzerine inip durduğunu görürsen, Kutsal Ruhla vaftiz eden Odur dedi. Ben de gördüm ve Tanrının Oğlu budur diye tanıklık ettim.”

Yahyanın Ortaya Çıkışı – Yuhanna 1

Yahudi yetkililer Yahyaya, “Sen kimsin?” diye sormak üzere Yeruşalimden kahinlerle Levilileri gönderdikleri zaman Yahyanın tanıklığı şöyle oldu –açıkça konuştu, inkar etmedi– “Ben Mesih değilim” diye açıkça konuştu.
Onlar da kendisine, “Öyleyse sen kimsin? İlyas mısın?” diye sordular.
O da, “Değilim” dedi.
“Sen beklediğimiz peygamber misin?” sorusuna,
“Hayır” yanıtını verdi.
Bu kez, “Kim olduğunu söyle de bizi gönderenlere bir yanıt verelim” dediler. “Kendin için ne diyorsun?”
Yahya, “Peygamber Yeşayanın dediği gibi, Rabbin yolunu düzleyin diye çölde haykıranın sesiyim ben” dedi.
Yahyaya gönderilen bazı Ferisiler ona, “Sen Mesih, İlyas ya da beklediğimiz peygamber değilsen, niye vaftiz ediyorsun?” diye sordular.
Yahya onlara şöyle yanıt verdi: “Ben suyla vaftiz ediyorum, ama aranızda tanımadığınız biri duruyor. Benden sonra gelen Odur. Ben Onun çarığının bağını çözmeye bile layık değilim.”
Bütün bunlar Şeria Irmağının ötesinde bulunan Beytanyada, Yahyanın vaftiz ettiği yerde oldu.

Tanrısal Söz – Yuhanna 1

Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrıyla birlikteydi ve Söz Tanrıydı. Başlangıçta O, Tanrıyla birlikteydi. Her şey Onun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey Onsuz olmadı. Yaşam Ondaydı ve yaşam insanların ışığıydı. Işık karanlıkta parlar. Karanlık onu alt edemedi.
Tanrının gönderdiği Yahya adlı bir adam ortaya çıktı. Tanıklık amacıyla, ışığa tanıklık etsin ve herkes onun aracılığıyla iman etsin diye geldi. Kendisi ışık değildi, ama ışığa tanıklık etmeye geldi. Dünyaya gelen, her insanı aydınlatan gerçek ışık vardı. O, dünyadaydı, dünya Onun aracılığıyla var oldu, ama dünya Onu tanımadı. Kendi yurduna geldi, ama kendi halkı Onu kabul etmedi. Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrının çocukları olma hakkını verdi. Onlar ne kandan, ne beden ne de insan isteğinden doğdular; tersine, Tanrıdan doğdular.
Söz, insan olup aramızda yaşadı. Onun yüceliğini –Babadan gelen, lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğulun yüceliğini– gördük. Yahya Ona tanıklık etti. Yüksek sesle şöyle dedi: “ Benden sonra gelen benden üstündür. Çünkü O benden önce vardı diye sözünü ettiğim kişi budur.”
Nitekim hepimiz Onun doluluğundan lütuf üzerine lütuf aldık. Kutsal Yasa Musa aracılığıyla verildi, ama lütuf ve gerçek İsa Mesih aracılığıyla geldi. Tanrıyı hiçbir zaman hiç kimse görmedi. Babanın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul Onu tanıttı.

İsanın Göğe Yükselmesi – Luka 24

İsa onları kentin dışına, Beytanyanın yakınlarına kadar götürdü. Ellerini kaldırarak onları kutsadı. Ve onları kutsarken yanlarından ayrıldı, göğe alındı. Öğrencileri Ona tapındılar ve büyük sevinç içinde Yeruşalime döndüler. Sürekli tapınakta bulunuyor, Tanrıyı övüyorlardı.

İsa Onbirlere Görünüyor – Luka 24

Bunları anlatırlarken İsa gelip aralarında durdu. Onlara, “Size esenlik olsun!” dedi.
Ürktüler, bir hayalet gördüklerini sanarak korkuya kapıldılar. İsa onlara, “Neden telaşlanıyorsunuz? Neden kuşkular doğuyor içinizde?” dedi. “Ellerime, ayaklarıma bakın; işte benim! Dokunun da görün. Hayaletin eti kemiği olmaz, ama görüyorsunuz, benim var.”
Bunu söyledikten sonra onlara ellerini ve ayaklarını gösterdi. Sevinçten hala inanamayan, şaşkınlık içindeki öğrencilerine, “Sizde yiyecek bir şey var mı?” diye sordu. Kendisine bir parça kızarmış balık verdiler. İsa onu alıp gözlerinin önünde yedi.
Sonra onlara şöyle dedi: “Daha sizlerle birlikteyken, Musanın Yasasında, peygamberlerin yazılarında ve Mezmurlarda benimle ilgili yazılmış olanların tümünün gerçekleşmesi gerektir demiştim.”
Bundan sonra Kutsal Yazıları anlayabilmeleri için zihinlerini açtı. Onlara dedi ki, “Şöyle yazılmıştır: Mesih acı çekecek ve üçüncü gün ölümden dirilecek; günahların bağışlanması için tövbe çağrısı da Yeruşalimden başlayarak bütün uluslara Onun adıyla duyurulacak. Sizler bu olayların tanıklarısınız. Ben de Babamın vaat ettiğini size göndereceğim. Ama siz, yücelerden gelecek güçle kuşanıncaya dek kentte kalın.”

Emmaus Yolunda İki Öğrenci – Luka 24

Aynı gün öğrencilerden ikisi, Yeruşalimden altmış ok atımı uzaklıkta bulunan ve Emmaus denilen bir köye gitmekteydiler. Bütün bu olup bitenleri kendi aralarında konuşuyorlardı. Bunları konuşup tartışırlarken İsa yanlarına geldi ve onlarla birlikte yürümeye başladı. Ama onların gözleri Onu tanıma gücünden yoksun bırakılmıştı.
İsa, “Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?” dedi.
Üzgün bir halde, oldukları yerde durdular. Bunlardan adı Kleopas olan Ona, “Yeruşalimde bulunup da bu günlerde orada olup bitenleri bilmeyen tek yabancı sen misin?” diye karşılık verdi.
İsa onlara, “Hangi olup bitenleri?” dedi.
Ona, “Nasıralı İsayla ilgili olayları” dediler. “O adam, Tanrının ve bütün halkın önünde gerek söz, gerek eylemde güçlü bir peygamberdi. Başkahinlerle yöneticilerimiz Onu, ölüm cezasına çarptırmak için valiye teslim ederek çarmıha gerdirdiler; oysa biz Onun, İsraili kurtaracak kişi olduğunu ummuştuk. Dahası var, bu olaylar olalı üç gün oldu ve aramızdan bazı kadınlar bizi şaşkına çevirdiler. Bu sabah erkenden mezara gittiklerinde, Onun cesedini bulamamışlar. Sonra geldiler, bir görümde, İsanın yaşamakta olduğunu bildiren melekler gördüklerini söylediler. Bizimle birlikte olanlardan bazıları mezara gitmiş ve durumu, tam kadınların anlatmış olduğu gibi bulmuşlar. Ama Onu görmemişler.”
İsa onlara, “Sizi akılsızlar! Peygamberlerin bütün söylediklerine inanmakta ağır davranan kişiler! Mesihin bu acıları çekmesi ve yüceliğine kavuşması gerekli değil miydi?” dedi. Sonra Musanın ve bütün peygamberlerin yazılarından başlayarak, Kutsal Yazıların hepsinde kendisiyle ilgili olanları onlara açıkladı.
Gitmekte oldukları köye yaklaştıkları sırada İsa, yoluna devam edecekmiş gibi davrandı. Ama onlar, “Bizimle kal. Neredeyse akşam olacak, gün batmak üzere” diyerek Onu zorladılar. Böylece İsa onlarla birlikte kalmak üzere içeri girdi.
Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi. O zaman onların gözleri açıldı ve kendisini tanıdılar. İsa ise gözlerinin önünden kayboldu. Onlar birbirine, “Yolda kendisi bizimle konuşurken ve Kutsal Yazıları bize açıklarken yüreklerimiz nasıl da sevinçle çarpıyordu, değil mi?” dediler.
Kalkıp hemen Yeruşalime döndüler. Onbirleri ve onlarla birlikte olanları toplanmış buldular. Bunlar, “Rab gerçekten dirildi, Simuna görünmüş!” diyorlardı. Kendileri de yolda olup bitenleri ve ekmeği böldüğü zaman İsayı nasıl tanıdıklarını anlattılar.

İsanın Dirilişi – Luka 24

Kadınlar haftanın ilk günü, sabah çok erkenden, hazırlamış oldukları baharatı alıp mezara gittiler. Taşı mezarın girişinden yuvarlanmış buldular. Ama içeri girince Rab İsanın cesedini bulamadılar. Onlar bu durum karşısında şaşırıp kalmışken, şimşek gibi parıldayan giysilere bürünmüş iki kişi yanlarında belirdi. Korkuya kapılan kadınlar başlarını yere eğdiler. Adamlar ise onlara, “Diri olanı neden ölüler arasında arıyorsunuz?” dediler. “O burada yok, dirildi. Daha Celiledeyken size söylediğini anımsayın. İnsanoğlunun günahlı insanların eline verilmesi, çarmıha gerilmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini bildirmişti.”
O zaman kadınlar İsanın sözlerini anımsadılar. Mezardan dönüp bütün bunları Onbirlere ve ötekilerin hepsine bildirdiler. Bunları elçilere anlatanlar, Mecdelli Meryem, Yohanna, Yakupun annesi Meryem ve bunlarla birlikte bulunan öbür kadınlardı. Ne var ki, bu sözler elçilere saçma geldi ve kadınlara inanmadılar. Yine de, Petrus kalkıp mezara koştu. Eğilip içeri baktığında keten bezlerden başka bir şey görmedi. Olay karşısında şaşkına dönmüş bir halde oradan uzaklaştı.

İsanın Gömülmesi – Luka 23

Yüksek Kurul üyelerinden Yusuf adında iyi ve doğru bir adam vardı. Bir Yahudi kenti olan Aramatyadan olup Tanrının Egemenliğini umutla bekleyen Yusuf, Kurulun kararını ve eylemini onaylamamıştı. Pilatusa gidip İsanın cesedini istedi. Cesedi çarmıhtan indirip keten beze sardı, hiç kimsenin konulmadığı, kayaya oyulmuş bir mezara yatırdı. Hazırlık Günüydü ve Şabat Günü başlamak üzereydi.
İsayla birlikte Celileden gelen kadınlar da Yusufun ardından giderek mezarı ve İsanın cesedinin oraya nasıl konulduğunu gördüler. Evlerine dönerek baharat ve güzel kokulu yağlar hazırladılar. Ama Şabat Günü, Tanrının buyruğu uyarınca dinlendiler.

İsanın Ölümü – Luka 23

Öğleyin on iki sularında güneş karardı, üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü. Tapınaktaki perde ortasından yırtıldı. İsa yüksek sesle, “Baba, ruhumu ellerine bırakıyorum!” diye seslendi. Bunu söyledikten sonra son nefesini verdi.
Olanları gören yüzbaşı, “Bu adam gerçekten doğru biriydi” diyerek Tanrıyı yüceltmeye başladı. Olayı seyretmek için biriken halkın tümü olup bitenleri görünce göğüslerini döve döve geri döndüler. Ama İsanın bütün tanıdıkları ve Celileden Onun ardından gelen kadınlar uzakta durmuş, olanları seyrediyorlardı.

İsa Çarmıha Geriliyor – Luka 23

Askerler İsayı götürürken, kırdan gelmekte olan Simun adında Kireneli bir adamı yakaladılar, çarmıhı sırtına yükleyip İsanın arkasından yürüttüler. Büyük bir halk topluluğu da İsanın ardından gidiyordu. Aralarında İsa için dövünüp ağıt yakan kadınlar vardı. İsa bu kadınlara dönerek, “Ey Yeruşalim kızları, benim için ağlamayın” dedi. “Kendiniz ve çocuklarınız için ağlayın. Çünkü öyle günler gelecek ki, Kısır kadınlara, hiç doğurmamış rahimlere, emzirmemiş memelere ne mutlu! diyecekler. O zaman dağlara, Üzerimize düşün! ve tepelere, Bizi örtün! diyecekler. Çünkü yaş ağaca böyle yaparlarsa, kuruya neler olacaktır?”
İsayla birlikte idam edilmek üzere ayrıca iki suçlu da götürülüyordu. Kafatası denilen yere vardıklarında İsayı, biri sağında öbürü solunda olmak üzere, iki suçluyla birlikte çarmıha gerdiler. İsa, “Baba, onları bağışla” dedi. “Çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.” Onun giysilerini aralarında paylaşmak için kura çektiler.
Halk orada durmuş, olanları seyrediyordu. Yöneticiler İsayla alay ederek, “Başkalarını kurtardı; eğer Tanrının Mesihi, Tanrının seçtiği O ise, kendini de kurtarsın” diyorlardı.
Askerler de yaklaşıp İsayla eğlendiler. Ona ekşi şarap sunarak, “Sen Yahudilerin Kralıysan, kurtar kendini!” dediler. Başının üzerinde şu yafta vardı:
YAHUDİLERİN KRALI BUDUR
Çarmıha asılan suçlulardan biri, “Sen Mesih değil misin? Haydi, kendini de bizi de kurtar!” diye küfretti.
Ne var ki, öbür suçlu onu azarladı. “Sende Tanrı korkusu da mı yok?” diye karşılık verdi. “Sen de aynı cezayı çekiyorsun. Nitekim biz haklı olarak cezalandırılıyor, yaptıklarımızın karşılığını alıyoruz. Oysa bu adam hiçbir kötülük yapmadı.” Sonra, “Ey İsa, kendi egemenliğine girdiğinde beni an” dedi.
İsa ona, “Sana doğrusunu söyleyeyim, sen bugün benimle birlikte cennette olacaksın” dedi.

Pilatusun Kararı – Luka 23

Pilatus, başkahinleri, yöneticileri ve halkı toplayarak onlara, “Siz bu adamı bana, halkı saptırıyor diye getirdiniz” dedi. “Oysa ben bu adamı sizin önünüzde sorguya çektim ve kendisinde öne sürdüğünüz suçlardan hiçbirini bulmadım. Hirodes de bulmamış olmalı ki, Onu bize geri gönderdi. Görüyorsunuz, ölüm cezasını gerektiren hiçbir şey yapmadı. Bu nedenle ben Onu dövdürüp salıvereceğim.”
Ama onlar hep bir ağızdan, “Yok et bu adamı, bize Barabbayı salıver!” diye bağırdılar. Barabba, kentte çıkan bir ayaklanmaya katılmaktan ve adam öldürmekten hapse atılmıştı.
İsayı salıvermek isteyen Pilatus onlara yeniden seslendi. Onlar ise, “Onu çarmıha ger, çarmıha ger!” diye bağrışıp durdular.
Pilatus üçüncü kez, “Bu adam ne kötülük yaptı ki?” dedi. “Ölüm cezasını gerektirecek hiçbir suç bulmadım Onda. Bu nedenle Onu dövdürüp salıvereceğim.”
Ne var ki onlar, yüksek sesle bağrışarak İsanın çarmıha gerilmesi için direttiler. Sonunda bağırışları baskın çıktı ve Pilatus, onların isteğinin yerine getirilmesine karar verdi. İstedikleri kişiyi, ayaklanmaya katılmak ve adam öldürmekten hapse atılan kişiyi salıverdi. İsayı ise onların isteğine bıraktı.

İsa Vali Pilatusun Önünde – Luka 23

Sonra bütün kurul üyeleri kalkıp İsayı Pilatusa götürdüler. Onu şöyle suçlamaya başladılar: “Bu adamın ulusumuzu yoldan saptırdığını gördük. Sezara vergi ödenmesine engel oluyor, kendisinin de Mesih, yani bir kral olduğunu söylüyor.”
Pilatus İsaya, “Sen Yahudilerin Kralı mısın?” diye sordu.
İsa, “Söylediğin gibidir” yanıtını verdi.
Pilatus, başkahinlerle halka, “Bu adamda hiçbir suç görmüyorum” dedi.
Ama onlar üstelediler: “Yahudiyenin her tarafında öğretisini yayarak halkı kışkırtıyor; Celileden başlayıp ta buraya kadar geldi” dediler.
Pilatus bunu duyunca, “Bu adam Celileli mi?” diye sordu. İsanın, Hirodesin yönetimindeki bölgeden geldiğini öğrenince, kendisini o sırada Yeruşalimde bulunan Hirodese gönderdi.
Hirodes İsayı görünce çok sevindi. Ona ilişkin haberleri duyduğu için çoktandır Onu görmek istiyor, gerçekleştireceği bir belirtiye tanık olmayı umuyordu. Ona birçok soru sordu, ama O hiç karşılık vermedi. Orada duran başkahinlerle din bilginleri, İsayı ağır bir dille suçladılar. Hirodes de askerleriyle birlikte Onu aşağılayıp alay etti. Ona gösterişli bir kaftan giydirip Pilatusa geri gönderdi. Bu olaydan önce birbirine düşman olan Hirodesle Pilatus, o gün dost oldular.

İsa Yüksek Kurulun Önünde – Luka 22

Gün doğunca halkın ileri gelenleri, başkahinler ve din bilginleri toplandılar. İsa, bunlardan oluşan Yüksek Kurulun önüne çıkarıldı. Ona, “Sen Mesih isen, söyle bize” dediler.
İsa onlara şöyle dedi: “Size söylesem, inanmazsınız. Size soru sorsam, yanıt vermezsiniz. Ne var ki, bundan böyle İnsanoğlu, kudretli Tanrının sağında oturacaktır.”
Onların hepsi, “Yani, sen Tanrının Oğlu musun?” diye sordular.
O da onlara, “Söylediğiniz gibi, ben Oyum” dedi.
“Artık tanıklığa ne ihtiyacımız var?” dediler. “İşte kendi ağzından duyduk!”

İsa Tutuklanıyor – Luka 22

İsa daha konuşurken bir kalabalık çıkageldi. Onikilerden biri, Yahuda adındaki kişi, kalabalığa öncülük ediyordu. İsayı öpmek üzere yaklaşınca İsa, “Yahuda” dedi, “İnsanoğluna bir öpücükle mi ihanet ediyorsun?”
İsanın çevresindekiler olacakları anlayınca, “Ya Rab, kılıçla vuralım mı?” dediler. İçlerinden biri başkahinin kölesine vurarak sağ kulağını uçurdu.
Ama İsa, “Bırakın, yeter!” dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.
İsa, üzerine yürüyen başkahinlere, tapınak koruyucularının komutanlarına ve ileri gelenlere şöyle dedi: “Niçin bir haydutmuşum gibi kılıç ve sopalarla geldiniz? Her gün tapınakta sizinle birlikteydim, bana el sürmediniz. Ama bu saat sizindir, karanlığın egemen olduğu saattir.”
İsayı tutukladılar, alıp başkahinin evine götürdüler. Petrus onları uzaktan izliyordu. Avlunun ortasında ateş yakıp çevresinde oturduklarında Petrus da gelip onlarla birlikte oturdu. Bir hizmetçi kız ateşin ışığında oturan Petrusu gördü. Onu dikkatle süzerek, “Bu da Onunla birlikteydi” dedi.
Ama Petrus, “Ben Onu tanımıyorum, kadın!” diye inkar etti.
Biraz sonra onu gören başka biri, “Sen de onlardansın” dedi.
Petrus, “Değilim, arkadaş!” dedi.
Yaklaşık bir saat sonra yine bir başkası ısrarla, “Gerçekten bu da Onunla birlikteydi” dedi. “Çünkü Celilelidir.”
Petrus, “Sen ne diyorsun be adam, anlamıyorum!” dedi. Tam o anda, Petrus daha konuşurken horoz öttü. Rab arkasına dönüp Petrusa baktı. O zaman Petrus, Rabbin kendisine, “Bu gece horoz ötmeden beni üç kez inkar edeceksin” dediğini hatırladı ve dışarı çıkıp acı acı ağladı.
İsayı göz altında tutan adamlar Onunla alay ediyor, Onu dövüyorlardı. Gözlerini bağlayıp, “Peygamberliğini göster bakalım, sana vuran kim?” diye soruyorlardı. Kendisine daha bir sürü küfür yağdırdılar.

Zeytin Dağındaki Dua – Luka 22

İsa dışarı çıktı, her zamanki gibi Zeytin Dağına gitti. Öğrenciler de Onun ardından gittiler. Oraya varınca İsa onlara, “Dua edin ki ayartılmayasınız” dedi. Onlardan bir taş atımı kadar uzaklaştı ve diz çökerek şöyle dua etti: “Baba, senin isteğine uygunsa, bu kaseyi benden uzaklaştır. Yine de benim değil, senin istediğin olsun.” Gökten bir melek İsaya görünerek Onu güçlendirdi. Derin bir acı içinde olan İsa daha hararetle dua etti. Teri, toprağa düşen kan damlalarını andırıyordu.
İsa duadan kalkıp öğrencilerin yanına dönünce onları üzüntüden uyumuş buldu. Onlara, “Niçin uyuyorsunuz?” dedi. “Kalkıp dua edin ki ayartılmayasınız.”

Fısıh Yemeği – Luka 22

Fısıh kurbanının kesilmesi gereken Mayasız Ekmek Günü geldi. İsa, Petrusla Yuhannayı, “Gidin, Fısıh yemeğini yiyebilmemiz için hazırlık yapın” diyerek önden gönderdi.
Ona, “Nerede hazırlık yapmamızı istersin?” diye sordular.
İsa onlara, “Bakın” dedi, “Kente girdiğinizde karşınıza su testisi taşıyan bir adam çıkacak. Adamı, gideceği eve kadar izleyin ve evin sahibine şöyle deyin: Öğretmen, öğrencilerimle birlikte Fısıh yemeğini yiyeceğim konuk odası nerede? diye soruyor. Ev sahibi size üst katta, döşenmiş büyük bir oda gösterecek. Orada hazırlık yapın.”
Onlar da gittiler, her şeyi İsanın kendilerine söylediği gibi buldular ve Fısıh yemeği için hazırlık yaptılar.
Yemek saati gelince İsa, elçileriyle birlikte sofraya oturdu ve onlara şöyle dedi: “Ben acı çekmeden önce bu Fısıh yemeğini sizinle birlikte yemeyi çok arzulamıştım. Size şunu söyleyeyim, Fısıh yemeğini, Tanrının Egemenliğinde yetkinliğe erişeceği zamana dek, bir daha yemeyeceğim.”
Sonra kaseyi alarak şükretti ve, “Bunu alın, aranızda paylaşın” dedi. “Size şunu söyleyeyim, Tanrının Egemenliği gelene dek, asmanın ürününden bir daha içmeyeceğim.”
Sonra eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve onlara verdi. “Bu sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın” dedi.
Aynı şekilde, yemekten sonra kaseyi alıp şöyle dedi: “Bu kase, sizin uğrunuza akıtılan kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. Ama bana ihanet edecek kişinin eli şu anda benimkiyle birlikte sofradadır. İnsanoğlu, belirlenmiş olan yoldan gidiyor. Ama Ona ihanet eden adamın vay haline!” Elçiler, aralarında bunu kimin yapabileceğini tartışmaya başladılar.
Ayrıca aralarında hangisinin en üstün sayılacağı konusunda bir çekişme oldu. İsa onlara, “Ulusların kralları, kendi uluslarına egemen kesilirler. İleri gelenleri de kendilerine iyiliksever unvanını yakıştırırlar” dedi. “Ama siz böyle olmayacaksınız. Aranızda en büyük olan, en küçük gibi olsun; yöneten, hizmet eden gibi olsun. Hangisi daha büyük, sofrada oturan mı, hizmet eden mi? Sofrada oturan değil mi? Oysa ben aranızda hizmet eden biri gibi oldum. Denendiğim zamanlar benimle birlikte dayanmış olanlar sizlersiniz. Babam bana nasıl bir egemenlik verdiyse, ben de size bir egemenlik veriyorum. Öyle ki, egemenliğimde benim soframda yiyip içesiniz ve tahtta oturarak İsrailin on iki oymağını yargılayasınız.
“Simun, Simun, Şeytan sizleri buğday gibi kalburdan geçirmek için izin almıştır. Ama ben, imanını yitirmeyesin diye senin için dua ettim. Geri döndüğün zaman kardeşlerini güçlendir.”
Simun İsaya, “Ya Rab, ben seninle birlikte zindana da, ölüme de gitmeye hazırım” dedi.
İsa, “Sana şunu söyleyeyim, Petrus, bu gece horoz ötmeden beni tanıdığını üç kez inkar edeceksin” dedi.
Sonra İsa onlara, “Ben sizi kesesiz, torbasız ve çarıksız gönderdiğim zaman, herhangi bir eksiğiniz oldu mu?” diye sordu.
“Hiçbir eksiğimiz olmadı” dediler.
O da onlara, “Şimdi ise kesesi olan da, torbası olan da yanına alsın” dedi. “Kılıcı olmayan, abasını satıp bir kılıç alsın. Size şunu söyleyeyim, yazılmış olan şu sözün yaşamımda yerine gelmesi gerekiyor: O, suçlularla bir sayıldı. Gerçekten de benimle ilgili yazılmış olanlar yerine gelmektedir.”
“Ya Rab, işte burada iki kılıç var” dediler.
O da onlara, “Yeter!” dedi.

Yahudanın İhaneti – Luka 22

Fısıh denilen Mayasız Ekmek Bayramı yaklaşmıştı. Başkahinlerle din bilginleri İsayı ortadan kaldırmak için bir yol arıyor, ama halktan korkuyorlardı. Şeytan, Onikilerden biri olup İskariot diye adlandırılan Yahudanın yüreğine girdi. Yahuda gitti, başkahinler ve tapınak koruyucularının komutanlarıyla İsayı nasıl ele verebileceğini görüştü. Onlar buna sevindiler ve kendisine para vermeye razı oldular. Bunu kabul eden Yahuda, kalabalığın olmadığı bir zamanda İsayı ele vermek için fırsat kollamaya başladı.

Sonun Belirtileri – Luka 21

Bazı kişiler tapınağın nasıl güzel taşlar ve adaklarla süslenmiş olduğundan söz edince İsa, “Burada gördüklerinize gelince, öyle günler gelecek ki, taş üstünde taş kalmayacak, hepsi yıkılacak!” dedi.
Onlar da, “Peki, öğretmenimiz, bu dediklerin ne zaman olacak? Bunların gerçekleşmek üzere olduğunu gösteren belirti ne olacak?” diye sordular.
İsa, “Sakın sizi saptırmasınlar” dedi. “Birçokları, Ben Oyum ve Zaman yaklaştı diyerek benim adımla gelecekler. Onların ardından gitmeyin. Savaş ve isyan haberleri duyunca telaşlanmayın. Önce bunların olması gerek, ama son hemen gelmeyecek.”
Sonra onlara şöyle dedi: “Ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak. Şiddetli depremler, yer yer kıtlıklar ve salgın hastalıklar, korkunç olaylar ve gökte olağanüstü belirtiler olacak.
“Ama bütün bu olaylardan önce sizi yakalayıp zulmedecekler. Sizi havralara teslim edecek, zindanlara atacaklar. Benim adımdan ötürü kralların, valilerin önüne çıkarılacaksınız. Bu size tanıklık etme fırsatı olacak. Buna göre kendinizi nasıl savunacağınızı önceden düşünmemekte kararlı olun. Çünkü ben size öyle bir konuşma yeteneği, öyle bir bilgelik vereceğim ki, size karşı çıkanların hiçbiri buna karşı direnemeyecek, bir şey diyemeyecek. Anne babanız, kardeşleriniz, akraba ve dostlarınız bile sizi ele verecek ve bazılarınızı öldürtecekler. Benim adımdan ötürü herkes sizden nefret edecek. Ne var ki, başınızdaki saçlardan bir tel bile yok olmayacaktır. Dayanmakla canlarınızı kazanacaksınız.
“Yeruşalimin ordular tarafından kuşatıldığını görünce bilin ki, kentin yıkılacağı zaman yaklaşmıştır. O zaman Yahudiyede bulunanlar dağlara kaçsın, kentte olanlar dışarı çıksın, kırdakiler kente dönmesin. Çünkü o günler, yazılmış olanların tümünün gerçekleşeceği ceza günleridir. O günlerde gebe olan, çocuk emziren kadınların vay haline! Çünkü ülke büyük sıkıntıya düşecek ve bu halk gazaba uğrayacaktır. Kılıçtan geçirilecek, tutsak olarak bütün uluslar arasına sürülecekler. Yeruşalim, öteki ulusların dönemleri tamamlanıncaya dek onların ayakları altında çiğnenecektir.
“Güneşte, ayda ve yıldızlarda belirtiler görülecek. Yeryüzünde uluslar denizin ve dalgaların uğultusundan şaşkına dönecek, dehşete düşecekler. Dünyanın üzerine gelecek felaketleri bekleyen insanlar korkudan bayılacak. Çünkü göksel güçler sarsılacak. O zaman İnsanoğlunun bulut içinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler. Bu olaylar gerçekleşmeye başlayınca doğrulun ve başlarınızı kaldırın. Çünkü kurtuluşunuz yakın demektir.”
İsa onlara şu benzetmeyi anlattı: “İncir ağacına ya da herhangi bir ağaca bakın. Bunların yapraklandığını gördüğünüz zaman yaz mevsiminin yakın olduğunu kendiliğinizden anlarsınız. Aynı şekilde, bu olayların gerçekleştiğini gördüğünüzde bilin ki, Tanrının Egemenliği yakındır. Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan, bu kuşak ortadan kalkmayacak. Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.
“Kendinize dikkat edin! Yürekleriniz sefahat, sarhoşluk ve bu yaşamın kaygılarıyla ağırlaşmasın. O gün, üzerinize bir tuzak gibi aniden inmesin. Çünkü o gün bütün yeryüzünde yaşayan herkesin üzerine gelecektir. Her an uyanık kalın, gerçekleşmek üzere olan bütün bu olaylardan kurtulabilmek ve İnsanoğlunun önünde durabilmek için dua edin.”
İsa gündüz tapınakta öğretiyor, geceleri ise kentten dışarı çıkıp Zeytin Dağında sabahlıyordu. Sabah erkenden bütün halk Onu tapınakta dinlemek için Ona akın ediyordu.

Dul Kadının Bağışı – Luka 21

İsa başını kaldırdı ve bağış toplanan yerde bağışlarını bırakan zenginleri gördü. Yoksul bir dul kadının oraya iki bakır para attığını görünce, “Size gerçeği söyleyeyim” dedi, “Bu yoksul dul kadın herkesten daha çok verdi. Çünkü bunların hepsi kutuya, zenginliklerinden artanı attılar. Bu kadın ise yoksulluğuna karşın, geçinmek için elinde ne varsa hepsini verdi.”

Mesih Kimin Oğlu? – Luka 20

İsa onlara şöyle dedi: “Nasıl oluyor da, Mesih Davutun Oğludur diyorlar? Çünkü Davutun kendisi Mezmurlar Kitabında şöyle diyor:
Rab Rabbime dedi ki,
Ben düşmanlarını
Ayaklarının altına serinceye dek
Sağımda otur. Davut Ondan Rab diye söz ettiğine göre, O nasıl Davutun Oğlu olur?”
Bütün halk dinlerken İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan hoşlanan, meydanlarda selamlanmaya, havralarda en seçkin yerlere, şölenlerde başköşelere kurulmaya bayılan din bilginlerinden sakının. Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha ağır olacaktır.”

Dirilişle İlgili Soru – Luka 20

Ölümden sonra dirilişi yadsıyan Sadukilerden bazıları İsaya gelip şunu sordular: “Öğretmenimiz, Musa yazılarında bize şöyle buyurmuştur: Eğer bir adamın evli kardeşi çocuksuz ölürse, adam ölenin karısını alıp soyunu sürdürsün. Yedi kardeş vardı. Birincisi kendine bir eş aldı, ama çocuksuz öldü. İkincisi de, üçüncüsü de kadını aldı; böylece kardeşlerin yedisi de çocuk bırakmadan öldü. Son olarak kadın da öldü. Buna göre, diriliş günü kadın bunlardan hangisinin karısı olacak? Çünkü yedisi de onunla evlendi.”
İsa onlara şöyle dedi: “Bu çağın insanları evlenip evlendirilirler. Ama gelecek çağa ve ölülerin dirilişine erişmeye layık görülenler ne evlenir, ne evlendirilir. Bir daha ölmeleri de söz konusu değildir. Çünkü meleklere benzerler ve dirilişin çocukları olarak Tanrının çocuklarıdırlar. Musa bile alevlenen çalıyla ilgili bölümde Rab için, İbrahimin Tanrısı, İshakın Tanrısı ve Yakupun Tanrısı deyimini kullanarak ölülerin dirileceğine işaret etmişti. Tanrı ölülerin değil, dirilerin Tanrısıdır. Çünkü Ona göre bütün insanlar diridir.”
Artık Ona başka soru sormaya cesaret edemeyen din bilginlerinden bazıları, “Öğretmenimiz, güzel konuştun” dediler.

Sezarın Hakkı Sezara – Luka 20

İsayı dikkatle gözlüyorlardı. Ona, kendilerine dürüst süsü veren muhbirler gönderdiler. Onu, söyleyeceği bir sözle tuzağa düşürmek ve böylelikle valinin yetki ve yargısına teslim etmek istiyorlardı. Muhbirler Ona, “Öğretmenimiz, senin doğru olanı söyleyip öğrettiğini, insanlar arasında ayrım yapmaksızın Tanrı yolunu dürüstçe öğrettiğini biliyoruz. Sezara vergi vermemiz Kutsal Yasaya uygun mu, değil mi?” diye sordular.
Onların hilesini anlayan İsa, “Bana bir dinar gösterin” dedi. “Üzerindeki resim ve yazı kimin?”
“Sezarın” dediler.
O da, “Öyleyse Sezarın hakkını Sezara, Tanrının hakkını Tanrıya verin” dedi.
İsayı, halkın önünde söylediği sözlerle tuzağa düşüremediler. Verdiği yanıta şaşarak susup kaldılar.

Bağ Kiracıları Benzetmesi – Luka 20

İsa sözüne devam ederek halka şu benzetmeyi anlattı: “Adamın biri bağ dikti, bunu bağcılara kiralayıp uzun süre yolculuğa çıktı. Mevsimi gelince, bağın ürününden payına düşeni vermeleri için bağcılara bir köle yolladı. Ama bağcılar köleyi dövüp eli boş gönderdiler. Bağ sahibi başka bir köle daha yolladı. Bağcılar onu da dövdüler, aşağılayıp eli boş gönderdiler. Adam bir üçüncüsünü yolladı, bağcılar onu da yaralayıp kovdular.
“Bağın sahibi, Ne yapacağım? dedi. Sevgili oğlumu göndereyim. Belki onu sayarlar.
“Ama bağcılar onu görünce aralarında şöyle konuştular: Mirasçı budur; onu öldürelim de miras bize kalsın. Böylece, onu bağdan dışarı atıp öldürdüler.
“Bu durumda bağın sahibi onlara ne yapacak? Gelip o bağcıları yok edecek, bağı da başkalarına verecek.”
Halk bunu duyunca, “Tanrı korusun!” dedi.
İsa gözlerinin içine bakarak şöyle dedi: “Öyleyse Kutsal Yazılardaki şu sözün anlamı nedir?
Yapıcıların reddettiği taş,
İşte köşenin baş taşı oldu. O taşın üzerine düşen herkes paramparça olacak, taş da kimin üzerine düşerse onu ezip toz edecek.”
İsanın bu benzetmeyi kendilerine karşı anlattığını farkeden din bilginleriyle başkahinler Onu o anda yakalamak istediler, ama halkın tepkisinden korktular.

İsanın Yetkisi – Luka 20

O günlerden birinde, İsa tapınakta halka öğretip Müjdeyi duyururken, başkahinler ve din bilginleri, ileri gelenlerle birlikte çıkageldiler. Ona, “Söyle bize, bunları hangi yetkiyle yapıyorsun? Bu yetkiyi sana kim verdi?” diye sordular.
İsa onlara şu karşılığı verdi: “Ben de size bir soru soracağım. Söyleyin bana, Yahyanın vaftiz etme yetkisi Tanrıdan mıydı, insanlardan mı?”
Bunu aralarında şöyle tartıştılar: “ Tanrıdan dersek, Ona niçin inanmadınız? diyecek. Yok eğer İnsanlardan dersek, bütün halk bizi taşa tutacak. Çünkü Yahyanın peygamber olduğuna inanmışlardır.”
Sonunda, “Nereden olduğunu bilmiyoruz” yanıtını verdiler.
İsa da onlara, “Ben de size bunları hangi yetkiyle yaptığımı söylemeyeceğim” dedi.

İsa Satıcıları Tapınaktan Kovuyor – Luka 19

Sonra İsa tapınağın avlusuna girerek satıcıları dışarı kovmaya başladı. Onlara, “ Evim dua evi olacak diye yazılmıştır. Ama siz onu haydut inine çevirdiniz” dedi.
İsa her gün tapınakta öğretiyordu. Başkahinler, din bilginleri ve halkın ileri gelenleri ise Onu yok etmek istiyor, ama bunu nasıl yapacaklarını bilemiyorlardı. Çünkü bütün halk Onu can kulağıyla dinliyordu.

İsa Yeruşalim için Ağlıyor – Luka 19

İsa Yeruşalime yaklaşıp kenti görünce ağladı. “Keşke bugün sen de esenliğe giden yolu bilseydin” dedi. “Ama şimdilik bu senin gözlerinden gizlendi. Senin için öyle günler gelecek ki, düşmanların seni setlerle çevirecek, kuşatıp her yandan sıkıştıracaklar. Seni de, bağrındaki çocukları da yere çalacaklar. Sende taş üstünde taş bırakmayacaklar. Çünkü Tanrının senin yardımına geldiği zamanı farketmedin.”

İsanın Yeruşalime Girişi – Luka 19

İsa, bu sözleri söyledikten sonra önden yürüyerek Yeruşalime doğru ilerledi. Zeytin Dağının yamacındaki Beytfaci ile Beytanyaya yaklaştığında iki öğrencisini önden gönderdi. Onlara, “Karşıdaki köye gidin” dedi, “Köye girince, üzerine daha hiç kimsenin binmediği, bağlı duran bir sıpa bulacaksınız. Onu çözüp bana getirin. Biri size, Onu niçin çözüyorsunuz? diye sorarsa, Rabbin ona ihtiyacı var dersiniz.”
Gönderilen öğrenciler gittiler, her şeyi İsanın kendilerine anlattığı gibi buldular. Sıpayı çözerlerken hayvanın sahipleri onlara, “Sıpayı niye çözüyorsunuz?” dediler.
Onlar da, “Rabbin ona ihtiyacı var” karşılığını verdiler.
Sıpayı İsaya getirdiler, üzerine kendi giysilerini atarak İsayı üstüne bindirdiler. İsa ilerlerken halk, giysilerini yola seriyordu. İsa Zeytin Dağından aşağı inen yola yaklaştığı sırada, öğrencilerinden oluşan kalabalığın tümü, görmüş oldukları bütün mucizelerden ötürü, sevinç içinde yüksek sesle Tanrıyı övmeye başladılar.
“Rabbin adıyla gelen Krala övgüler olsun!
Gökte esenlik, en yücelerde yücelik olsun!” diyorlardı.
Kalabalığın içinden bazı Ferisiler Ona, “Öğretmen, öğrencilerini sustur!” dediler.
İsa, “Size şunu söyleyeyim, bunlar susacak olsa, taşlar bağıracaktır!” diye karşılık verdi.

Güvenilirlik Sınavı – Luka 19

Oradakiler bu sözleri dinlerken İsa konuşmasını bir benzetmeyle sürdürdü. Çünkü Yeruşalime yaklaşmıştı ve onlar, Tanrının Egemenliğinin hemen ortaya çıkacağını sanıyorlardı. Bu nedenle İsa şöyle dedi: “Soylu bir adam, kral atanıp dönmek üzere uzak bir ülkeye gitti. Gitmeden önce kölelerinden onunu çağırıp onlara birer mina verdi. Ben dönünceye dek bu paraları işletin dedi.
“Ne var ki, ülkesinin halkı adamdan nefret ediyordu. Arkasından temsilciler göndererek, Bu adamın üzerimize kral olmasını istemiyoruz diye haber ilettiler.
“Adam kral atanmış olarak geri döndüğünde, parayı vermiş olduğu köleleri çağırtıp ne kazandıklarını öğrenmek istedi. Birincisi geldi, Efendimiz dedi, Senin bir minan on mina daha kazandı.
“Efendisi ona, Aferin, iyi köle! dedi. En küçük işte güvenilir olduğunu gösterdiğin için on kent üzerinde yetkili olacaksın.
“İkincisi gelip, Efendimiz, senin bir minan beş mina daha kazandı dedi.
“Efendisi ona da, Sen beş kent üzerinde yetkili olacaksın dedi.
“Başka biri geldi, Efendimiz dedi, İşte senin minan! Onu bir mendile sarıp sakladım. Çünkü senden korktum, sert adamsın; kendinden koymadığını alır, ekmediğini biçersin.
“Efendisi ona, Ey kötü köle, seni kendi ağzından çıkan sözle yargılayacağım dedi. Kendinden koymadığını alan, ekmediğini biçen sert bir adam olduğumu bildiğine göre, neden paramı faize vermedin? Ben de geldiğimde onu faiziyle geri alırdım.
“Sonra çevrede duranlara, Elindeki minayı alın, on minası olana verin dedi.
“Ona, Efendimiz dediler, Onun zaten on minası var!
“O da, Size şunu söyleyeyim, kimde varsa ona daha çok verilecek. Ama kimde yoksa, kendisinde olan da elinden alınacak dedi. Beni kral olarak istemeyen o düşmanlarıma gelince, onları buraya getirin ve gözümün önünde kılıçtan geçirin! ”

İsa ile Zakkay – Luka 19

İsa Erihaya girdi. Kentin içinden geçiyordu. Orada vergi görevlilerinin başı olan, Zakkay adında zengin bir adam vardı. İsanın kim olduğunu görmek istiyor, ama boyu kısa olduğu için kalabalıktan ötürü göremiyordu. İsayı görebilmek için önden koşup bir yabanıl incir ağacına tırmandı. Çünkü İsa oradan geçecekti.
İsa oraya varınca yukarı bakıp, “Zakkay, çabuk aşağı in!” dedi. “Bugün senin evinde kalmam gerekiyor.” Zakkay hızla aşağı indi ve sevinç içinde İsayı evine buyur etti.
Bunu görenlerin hepsi söylenmeye başladı: “Gidip günahkar birine konuk oldu!” dediler.
Zakkay ayağa kalkıp Rabbe şöyle dedi: “Ya Rab, işte malımın yarısını yoksullara veriyorum. Bir kimseden haksızlıkla bir şey aldımsa, dört katını geri vereceğim.”
İsa dedi ki, “Bu ev bugün kurtuluşa kavuştu. Çünkü bu adam da İbrahimin oğludur. Nitekim İnsanoğlu, kaybolanı arayıp kurtarmak için geldi.”

Bir Körün Gözleri Açılıyor – Luka 18

İsa Erihaya yaklaşırken kör bir adam yol kenarında oturmuş dileniyordu. Adam oradan geçen kalabalığı duyunca, “Ne oluyor?” diye sordu.
Ona, “Nasıralı İsa geçiyor” dediler.
O da, “Ey Davut Oğlu İsa, halime acı!” diye bağırdı. Önden gidenler onu azarlayarak susturmak istedilerse de o, “Ey Davut Oğlu, halime acı!” diyerek daha çok bağırdı.
İsa durup adamın kendisine getirilmesini buyurdu. Adam yaklaşınca İsa, “Senin için ne yapmamı istiyorsun?” diye sordu.
O da, “Ya Rab, gözlerim görsün” dedi.
İsa, “Gözlerin görsün” dedi. “İmanın seni kurtardı.” Adam o anda yeniden görmeye başladı ve Tanrıyı yücelterek İsanın ardından gitti. Bunu gören bütün halk Tanrıya övgüler sundu.

İsa Ölüp Dirileceğini Üçüncü Kez Bildiriyor – Luka 18

İsa, Onikileri bir yana çekip onlara şöyle dedi: “Şimdi Yeruşalime gidiyoruz. Peygamberlerin İnsanoğluyla ilgili yazdıklarının tümü yerine gelecektir. O, öteki uluslara teslim edilecek. Onunla alay edecek, Ona hakaret edecekler; üzerine tükürecek ve Onu kamçılayıp öldürecekler. Ne var ki O, üçüncü gün dirilecek.”
Öğrenciler bu sözlerden hiçbir şey anlamadılar. Bu sözlerin anlamı onlardan gizlenmişti, anlatılanları kavrayamıyorlardı.

Zenginlik ve Sonsuz Yaşam – Luka 18

İleri gelenlerden biri İsaya, “İyi öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için ne yapmalıyım?” diye sordu.
İsa, “Bana neden iyi diyorsun?” dedi. “İyi olan yalnız biri var, O da Tanrıdır. Onun buyruklarını biliyorsun: Zina etmeyeceksin, adam öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan yere tanıklık etmeyeceksin, annene babana saygı göstereceksin. ”
“Bunların hepsini gençliğimden beri yerine getiriyorum” dedi adam.
İsa bunu duyunca ona, “Hala bir eksiğin var” dedi. “Neyin varsa hepsini sat, parasını yoksullara dağıt; böylece göklerde hazinen olur. Sonra gel, beni izle.”
Adam bu sözleri duyunca çok üzüldü. Çünkü son derece zengindi. Onun üzüntüsünü gören İsa, “Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne kadar güç!” dedi. “Nitekim devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliğine girmesinden daha kolaydır.”
Bunu işitenler, “Öyleyse kim kurtulabilir?” dediler.
İsa, “İnsanlar için imkansız olan, Tanrı için mümkündür” dedi.
Petrus, “Bak, biz her şeyimizi bırakıp senin ardından geldik” dedi.
İsa onlara şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrının Egemenliği uğruna evini, karısını, kardeşlerini, annesiyle babasını ya da çocuklarını bırakıp da bu çağda bunların kat kat fazlasına ve gelecek çağda sonsuz yaşama kavuşmayacak hiç kimse yoktur.”

İsa Küçük Çocukları Kutsuyor – Luka 18

Bazıları bebekleri bile İsaya getiriyor, onlara dokunmasını istiyorlardı. Bunu gören öğrenciler onları azarladılar. Ama İsa çocukları yanına çağırarak, “Bırakın, çocuklar bana gelsin, onlara engel olmayın!” dedi. “Çünkü Tanrının Egemenliği böylelerinindir. Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrının Egemenliğini bir çocuk gibi kabul etmeyen, bu egemenliğe asla giremez.”

Ferisi ve Vergi Görevlisi – Luka 18

Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı: “Biri Ferisi, öbürü vergi görevlisi iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıktı. Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti: Tanrım, öbür insanlara –soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere– ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için sana şükrederim. Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum.
“Vergi görevlisi ise uzakta durdu, gözlerini göğe kaldırmak bile istemiyordu, ancak göğsünü döverek, Tanrım, ben günahkara merhamet et diyordu.
“Size şunu söyleyeyim, Ferisi değil, bu adam aklanmış olarak evine döndü. Çünkü kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan ise yüceltilecektir.”

Sürekli Dua – Luka 18

İsa öğrencilerine, hiç usanmadan, her zaman dua etmeleri gerektiğini belirten şu benzetmeyi anlattı: “Kentin birinde Tanrıdan korkmayan, insana saygı duymayan bir yargıç vardı. Yine o kentte bir dul kadın vardı. Yargıca sürekli gidip, Davacı olduğum kişiden hakkımı al diyordu.
“Yargıç bir süre ilgisiz kaldı. Ama sonunda kendi kendine, Ben her ne kadar Tanrıdan korkmaz, insana saygı duymazsam da, bu dul kadın beni rahatsız ettiği için hakkını alacağım. Yoksa sürekli gelip beni canımdan bezdirecek dedi.”
Rab şöyle devam etti: “Adaletsiz yargıcın ne söylediğini duydunuz. Tanrı da, gece gündüz kendisine yakaran seçilmişlerinin hakkını almayacak mı? Onları çok bekletecek mi? Size şunu söyleyeyim, onların hakkını tez alacaktır. Ama İnsanoğlu geldiği zaman acaba yeryüzünde iman bulacak mı?”

Tanrının Egemenliği Ne Zaman Gelecek? – Luka 17

Ferisiler İsaya, “Tanrının Egemenliği ne zaman gelecek?” diye sordular.
İsa onlara şöyle yanıt verdi: “Tanrının Egemenliği göze görünür bir şekilde gelmez. İnsanlar da, İşte burada ya da, İşte şurada demeyecekler. Çünkü Tanrının Egemenliği aranızdadır.”
İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Öyle günler gelecek ki, İnsanoğlunun günlerinden birini görmeyi özleyeceksiniz, ama görmeyeceksiniz. İnsanlar size, İşte orada, İşte burada diyecekler. Gitmeyin, onların arkasından koşmayın. Şimşek çakıp göğü bir ucundan öbür ucuna dek nasıl aydınlatırsa, İnsanoğlu kendi gününde öyle olacaktır. Ama önce Onun çok acı çekmesi ve bu kuşak tarafından reddedilmesi gerekir.
“Nuhun günlerinde nasıl olduysa, İnsanoğlunun günlerinde de öyle olacak. Nuhun gemiye bindiği güne dek insanlar yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı. Sonra tufan gelip hepsini yok etti. Lutun günlerinde de durum aynıydı. İnsanlar yiyip içiyor, alıp satıyor, tohum ekiyor, ev yapıyorlardı. Ama Lutun Sodomdan ayrıldığı gün gökten ateşle kükürt yağdı ve hepsini yok etti.
“İnsanoğlunun ortaya çıkacağı gün durum aynı olacaktır. O gün damda olan, evdeki eşyalarını almak için aşağı inmesin. Tarlada olan da geri dönmesin. Lutun karısına olanları hatırlayın! Canını esirgemek isteyen onu yitirecek. Canını yitiren ise onu yaşatacaktır. Size şunu söyleyeyim, o gece aynı yatakta olan iki kişiden biri alınacak, öbürü bırakılacak. Birlikte buğday öğüten iki kadından biri alınacak, öbürü bırakılacak.”
Onlar İsaya, “Bu olaylar nerede olacak, Rab?” diye sordular.
O da onlara, “Leş neredeyse, akbabalar da oraya üşüşecek” dedi.

On Cüzamlı – Luka 17

Yeruşalime doğru yoluna devam eden İsa, Samiriye ile Celile arasındaki sınır bölgesinden geçiyordu. Köyün birine girerken Onu cüzamlı on adam karşıladı. Bunlar uzakta durarak, “İsa, Efendimiz, halimize acı!” diye seslendiler.
İsa onları görünce, “Gidin, kahinlere görünün” dedi. Adamlar yolda giderken cüzamdan temizlendiler. Onlardan biri, iyileştiğini görünce yüksek sesle Tanrıyı yücelterek geri döndü, yüzüstü İsanın ayaklarına kapanıp Ona teşekkür etti. Bu adam Samiriyeliydi.
İsa, “İyileşenler on kişi değil miydi?” diye sordu. “Öbür dokuzu nerede? Tanrıyı yüceltmek için bu yabancıdan başka geri dönen olmadı mı?” Sonra adama, “Ayağa kalk, git” dedi. “İmanın seni kurtardı.”

Günah, İman ve Görev – Luka 17

İsa öğrencilerine şöyle dedi: “İnsanı günaha düşüren tuzakların olması kaçınılmazdır. Ama bu tuzaklara aracılık eden kişinin vay haline! Böyle bir kişi bu küçüklerden birini günaha düşüreceğine, boynuna bir değirmen taşı geçirilip denize atılsa, kendisi için daha iyi olur. Yaşantınıza dikkat edin! Kardeşiniz günah işlerse, onu azarlayın; tövbe ederse, bağışlayın. Günde yedi kez size karşı günah işler ve yedi kez size gelip, Tövbe ediyorum derse, onu bağışlayın.”
Elçiler Rabbe, “İmanımızı artır!” dediler.
Rab şöyle dedi: “Bir hardal tanesi kadar imanınız olsa, şu dut ağacına, Kökünden sökül ve denizin içine dikil dersiniz, o da sözünüzü dinler.
“Hanginizin çift süren ya da çobanlık eden bir kölesi olur da, tarladan dönüşünde ona, Çabuk gel, sofraya otur der? Tersine ona, Yemeğimi hazırla, kuşağını bağla, ben yiyip içerken bana hizmet et. Sonra sen yiyip içersin demez mi? Verdiği buyrukları yerine getirdi diye köleye teşekkür eder mi? Siz de böylece, size verilen buyrukların hepsini yerine getirdikten sonra, Biz değersiz kullarız; sadece yapmamız gerekeni yaptık deyin.”

Dilenci ile Zengin Adam – Luka 16

“Zengin bir adam vardı. Mor, ince keten giysiler giyer, bolluk içinde her gün eğlenirdi. Her tarafı yara içinde olan Lazar adında yoksul bir adam bu zenginin kapısının önüne bırakılırdı; zenginin sofrasından düşen kırıntılarla karnını doyurmaya can atardı. Bir yandan da köpekler gelip onun yaralarını yalardı.
“Bir gün yoksul adam öldü, melekler onu alıp İbrahimin yanına götürdüler. Sonra zengin adam da öldü ve gömüldü. Ölüler diyarında ıstırap çeken zengin adam başını kaldırıp uzakta İbrahimi ve onun yanında Lazarı gördü. Ey babamız İbrahim, acı bana! diye seslendi. Lazarı gönder de parmağının ucunu suya batırıp dilimi serinletsin. Bu alevlerin içinde azap çekiyorum.
“İbrahim, Oğlum dedi, Yaşamın boyunca senin iyilik payını, Lazarın da kötülük payını aldığını unutma. Şimdiyse o burada teselli ediliyor, sen de azap çekiyorsun. Üstelik, aramıza öyle bir uçurum kondu ki, ne buradan size gelmek isteyenler gelebilir, ne de oradan kimse bize gelebilir.
“Zengin adam şöyle dedi: Öyleyse baba, sana rica ederim, Lazarı babamın evine gönder. Çünkü beş kardeşim var. Lazar onları uyarsın ki, onlar da bu ıstırap yerine düşmesinler.
“İbrahim, Onlarda Musanın ve peygamberlerin sözleri var, onları dinlesinler dedi.
“Zengin adam, Hayır, İbrahim baba, dinlemezler! dedi. Ancak ölüler arasından biri onlara giderse, tövbe ederler.
“İbrahim ona, Eğer Musa ile peygamberleri dinlemezlerse, ölüler arasından biri dirilse bile ikna olmazlar dedi.”

Servet ve Güvenilirlik – Luka 16

“En küçük işte güvenilir olan kişi, büyük işte de güvenilir olur. En küçük işte dürüst olmayan kişi, büyük işte de dürüst olmaz. Dünyanın aldatıcı serveti konusunda güvenilir değilseniz, gerçek serveti size kim emanet eder? Başkasının malı konusunda güvenilir değilseniz, kendi malınız olmak üzere size kim bir şey verir?
“Hiçbir uşak iki efendiye kulluk edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. Siz hem Tanrıya, hem paraya kulluk edemezsiniz.”
Parayı seven Ferisiler bütün bu sözleri duyunca İsayla alay etmeye başladılar. O da onlara şöyle dedi: “Siz insanlar önünde kendinizi temize çıkarıyorsunuz, ama Tanrı yüreğinizi biliyor. İnsanların gururlandıkları ne varsa, Tanrıya iğrenç gelir.
“Kutsal Yasa ve peygamberlerin devri Yahyanın zamanına dek sürdü. O zamandan bu yana Tanrının Egemenliği müjdeleniyor ve herkes oraya zorla girmeye çalışıyor. Yerin ve göğün ortadan kalkması, Kutsal Yasanın ufacık bir noktasının yok olmasından daha kolaydır.
“Karısını boşayıp başkasıyla evlenen zina etmiş olur. Kocasından boşanmış bir kadınla evlenen de zina etmiş olur.”

Kurnaz Kahya – Luka 16

İsa öğrencilerine şunları da anlattı: “Zengin bir adamın bir kahyası vardı. Kahya, efendisinin mallarını çarçur ediyor diye efendisine ihbar edildi. Efendisi kahyayı çağırıp ona, Nedir bu senin hakkında duyduklarım? Kahyalığının hesabını ver. Çünkü sen artık kahyalık edemezsin dedi.
“Kahya kendi kendine, Ne yapacağım ben? dedi. Efendim kahyalığı elimden alıyor. Toprak kazmaya gücüm yetmez, dilenmekten utanırım. Kahyalıktan kovulduğum zaman başkaları beni evlerine kabul etsinler diye ne yapacağımı biliyorum.
“Böylelikle efendisine borcu olanların hepsini tek tek yanına çağırdı. Birincisine, Efendime ne kadar borcun var? dedi.
“Adam, Yüz ölçek zeytinyağı karşılığını verdi.
“Kahya ona, Borç senedini al ve hemen otur, elli ölçek diye yaz dedi.
“Sonra bir başkasına, Senin borcun ne kadar? dedi.
“ Yüz ölçek buğday dedi öteki.
“Ona da, Borç senedini al, seksen ölçek diye yaz dedi.
“Efendisi, dürüst olmayan kahyayı, akıllıca davrandığı için övdü. Gerçekten bu çağın insanları, kendilerine benzer kişilerle ilişkilerinde, ışıkta yürüyenlerden daha akıllı oluyorlar. Size şunu söyleyeyim, dünyanın aldatıcı servetini kendinize dost edinmek için kullanın ki, bu servet yok olunca sizi sonsuza dek kalacak konutlara kabul etsinler.”

Kaybolan Oğul Benzetmesi – Luka 15

İsa, “Bir adamın iki oğlu vardı” dedi. “Bunlardan küçüğü babasına, Baba dedi, Malından payıma düşeni ver bana. Baba da servetini iki oğlu arasında paylaştırdı.
“Bundan birkaç gün sonra küçük oğul her şeyini toplayıp uzak bir ülkeye gitti. Orada sefahat içinde bir yaşam sürerek varını yoğunu çarçur etti. Delikanlı her şeyini harcadıktan sonra, o ülkede şiddetli bir kıtlık baş gösterdi, o da yokluk çekmeye başladı. Bunun üzerine gidip o ülkenin vatandaşlarından birinin hizmetine girdi. Adam onu, domuz gütmek üzere otlaklarına yolladı. Delikanlı, domuzların yediği keçiboynuzlarıyla karnını doyurmaya can atıyordu. Ama hiç kimse ona bir şey vermedi.
“Aklı başına gelince şöyle dedi: Babamın nice işçisinin fazlasıyla yiyeceği var, bense burada açlıktan ölüyorum. Kalkıp babamın yanına döneceğim, ona, Baba diyeceğim, Tanrıya ve sana karşı günah işledim. Ben artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim. Beni işçilerinden biri gibi kabul et.
“Böylece kalkıp babasının yanına döndü. Kendisi daha uzaktayken babası onu gördü, ona acıdı, koşup boynuna sarıldı ve onu öptü. Oğlu ona, Baba dedi, Tanrıya ve sana karşı günah işledim. Ben artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim.
“Babası ise kölelerine, Çabuk, en iyi kaftanı getirip ona giydirin! dedi. Parmağına yüzük takın, ayaklarına çarık giydirin! Besili danayı getirip kesin, yiyelim, eğlenelim. Çünkü benim bu oğlum ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu. Böylece eğlenmeye başladılar.
“Babanın büyük oğlu ise tarladaydı. Gelip eve yaklaştığında çalgı ve oyun seslerini duydu. Uşaklardan birini yanına çağırıp, Ne oluyor? diye sordu.
“O da, Kardeşin geldi, baban da ona sağ salim kavuştuğu için besili danayı kesti dedi.
“Büyük oğul öfkelendi, içeri girmek istemedi. Babası dışarı çıkıp ona yalvardı. Ama o, babasına şöyle yanıt verdi: Bak, bunca yıl senin için köle gibi çalıştım, hiçbir zaman buyruğundan çıkmadım. Ne var ki sen bana, arkadaşlarımla eğlenmem için hiçbir zaman bir oğlak bile vermedin. Oysa senin malını fahişelerle yiyen şu oğlun eve dönünce, onun için besili danayı kestin.
“Babası ona, Oğlum, sen her zaman yanımdasın, neyim varsa senindir dedi. Ama sevinip eğlenmek gerekiyordu. Çünkü bu kardeşin ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu! ”

Kaybolan Para Benzetmesi – Luka 15

“Ya da on gümüş parası olan bir kadın bunlardan bir tanesini kaybetse, kandil yakıp evi süpürerek parayı bulana dek her tarafı dikkatle aramaz mı? Parayı bulunca da arkadaşlarını, komşularını çağırıp, Benimle birlikte sevinin, kaybettiğim parayı buldum! der. Size şunu söyleyeyim, aynı şekilde Tanrının melekleri de tövbe eden bir tek günahkar için sevinç duyacaklar.”

Kaybolan Koyun Benzetmesi – Luka 15

Bütün vergi görevlileriyle günahkarlar İsayı dinlemek için Ona akın ediyordu. Ferisilerle din bilginleri ise, “Bu adam günahkarları kabul ediyor, onlarla birlikte yemek yiyor” diye söyleniyorlardı.
Bunun üzerine İsa onlara şu benzetmeyi anlattı: “Sizlerden birinin yüz koyunu olsa ve bunlardan bir tanesini kaybetse, doksan dokuzu bozkırda bırakarak kaybolanı bulana dek onun ardına düşmez mi? Onu bulunca da sevinç içinde omuzlarına alır, evine döner; arkadaşlarını, komşularını çağırıp onlara, Benimle birlikte sevinin, kaybolan koyunumu buldum! der. Size şunu söyleyeyim, aynı şekilde gökte, tövbe eden tek bir günahkar için, tövbeyi gereksinmeyen doksan dokuz doğru kişi için duyulandan daha büyük sevinç duyulacaktır.”

İsanın Öğrencileri – Luka 14

Kalabalık halk toplulukları İsayla birlikte yol alıyordu. İsa dönüp onlara şöyle dedi: “Biri bana gelip de babasını, annesini, karısını, çocuklarını, kardeşlerini, hatta kendi canını bile gözden çıkarmazsa, öğrencim olamaz. Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen, öğrencim olamaz.
“Aranızdan biri bir kule yapmak isterse, bunu tamamlayacak kadar parası var mı yok mu diye önce oturup yapacağı masrafı hesap etmez mi? Çünkü temel atıp da işi bitiremezse, durumu gören herkes, Bu adam inşaata başladı, ama bitiremedi diyerek onunla eğlenmeye başlar.
“Ya da hangi kral başka bir kralla savaşa gittiğinde, üzerine yirmi bin askerle yürüyen düşmana on bin askerle karşı koyabilir miyim diye önce oturup bir değerlendirme yapmaz? Eğer karşı koyamayacaksa, öbürü henüz uzaktayken elçiler gönderip barış koşullarını ister. Aynı şekilde sizden kim varını yoğunu gözden çıkarmazsa, öğrencim olamaz.
“Tuz yararlıdır. Ama tuz tadını yitirirse, bir daha nasıl o tadı kazanabilir? Ne toprağa, ne de gübreye yarar; onu çöpe atarlar. İşitecek kulağı olan işitsin.”

Şölen Benzetmesi – Luka 14

İsa kendisini yemeğe çağırmış olana da şöyle dedi: “Bir öğlen ya da akşam yemeği verdiğin zaman dostlarını, kardeşlerini, akrabalarını ve zengin komşularını çağırma. Yoksa onlar da seni çağırarak karşılık verirler. Ama ziyafet verdiğin zaman yoksulları, kötürümleri, sakatları, körleri çağır. Böylece mutlu olursun. Çünkü bunlar sana karşılık verecek durumda değildirler. Karşılığı sana, doğru kişiler dirildiği zaman verilecektir.”
Sofrada oturanlardan biri bunu duyunca İsaya, “Tanrının Egemenliğinde yemek yiyecek olana ne mutlu!” dedi.
İsa ona şöyle dedi: “Adamın biri büyük bir şölen hazırlayıp birçok konuk çağırdı. Şölen saati gelince davetlilere, Buyurun, her şey hazır diye haber vermek üzere kölesini gönderdi.
“Ne var ki, hepsi anlaşmışçasına özür dilemeye başladılar. Birincisi, Bir tarla satın aldım, gidip görmek zorundayım. Rica ederim, beni hoş gör dedi.
“Bir başkası, Beş çift öküz aldım, onları denemeye gidiyorum. Rica ederim, beni hoş gör dedi.
“Yine bir başkası, Yeni evlendim, bu nedenle gelemiyorum dedi.
“Köle geri dönüp durumu efendisine bildirdi. Bunun üzerine ev sahibi öfkelenerek kölesine, Koş dedi, Kentin caddelerine, sokaklarına çık; yoksulları, kötürümleri, körleri, sakatları buraya getir.
“Köle, Efendim, buyruğun yerine getirilmiştir, ama daha yer var dedi.
“Efendisi köleye, Çıkıp yolları ve çit boylarını dolaş, bulduklarını gelmeye zorla da evim dolsun dedi. Size şunu söyleyeyim, ilk çağrılan o adamlardan hiçbiri benim yemeğimden tatmayacaktır. ”

İsa Bir Ferisinin Evinde – Luka 14

Bir Şabat Günü İsa Ferisilerin ileri gelenlerinden birinin evine yemek yemeye gitti. Herkes Onu dikkatle gözlüyordu. Önünde, vücudu su toplamış bir adam vardı. İsa, Kutsal Yasa uzmanlarına ve Ferisilere, “Şabat Günü bir hastayı iyileştirmek Kutsal Yasaya uygun mudur, değil midir?” diye sordu. Onlar ses çıkarmadılar. İsa adamı tutup iyileştirdi, sonra eve gönderdi.
İsa onlara şöyle dedi: “Hanginiz oğlu ya da öküzü Şabat Günü kuyuya düşer de hemen çıkarmaz?” Onlar buna hiçbir karşılık veremediler.
Yemeğe çağrılanların başköşeleri seçtiğini farkeden İsa, onlara şu benzetmeyi anlattı: “Biri seni düğüne çağırdığı zaman başköşeye kurulma. Belki senden daha saygın birini de çağırmıştır. İkinizi de çağıran gelip, Yerini bu adama ver diyebilir. O zaman utançla kalkıp en arkaya geçersin. Bir yere çağrıldığın zaman git, en arkada otur. Öyle ki, seni çağıran gelince, Arkadaşım, daha öne buyurmaz mısın? desin. O zaman seninle birlikte sofrada oturan herkesin önünde onurlandırılmış olursun. Kendini yücelten herkes alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir.”

Ey Yeruşalim! – Luka 13

Tam o sırada bazı Ferisiler gelip İsaya, “Buradan ayrılıp başka yere git. Hirodes seni öldürmek istiyor” dediler.
İsa onlara şöyle dedi: “Gidin, o tilkiye söyleyin, Bugün ve yarın cinleri kovup hastaları iyileştireceğim ve üçüncü gün hedefime ulaşacağım. Yine de bugün, yarın ve öbür gün yoluma devam etmeliyim. Çünkü bir peygamberin Yeruşalimin dışında ölmesi düşünülemez!
“Ey Yeruşalim! Peygamberleri öldüren, kendisine gönderilenleri taşlayan Yeruşalim! Tavuğun civcivlerini kanatları altına topladığı gibi ben de kaç kez senin çocuklarını toplamak istedim, ama siz istemediniz. Bakın, eviniz ıssız bırakılacak! Size şunu söyleyeyim: Rabbin adıyla gelene övgüler olsun! diyeceğiniz zamana dek beni bir daha görmeyeceksiniz.”

Dar Kapı – Luka 13

İsa köy kent dolaşarak öğretiyor, Yeruşalime doğru ilerliyordu. Biri Ona, “Ya Rab” dedi, “Kurtulanların sayısı az mı olacak?”
İsa oradakilere şöyle dedi: “Dar kapıdan girmeye gayret edin. Size şunu söyleyeyim, çok kişi içeri girmek isteyecek, ama giremeyecek. Ev sahibi kalkıp kapıyı kapattıktan sonra dışarıda durup, Ya Rab, kapıyı aç bize! diyerek kapıyı vurmaya başlayacaksınız.
“O da size, Kim olduğunuzu, nereden geldiğinizi bilmiyorum diye karşılık verecek.
“O zaman, Biz senin önünde yiyip içtik, sen de bizim sokaklarımızda öğrettin demeye başlayacaksınız.
“O da size şöyle diyecek: Kim olduğunuzu, nereden geldiğinizi bilmiyorum. Çekilin önümden, ey kötülük yapanlar!
“İbrahimi, İshakı, Yakupu ve bütün peygamberleri Tanrının Egemenliğinde, kendinizi ise dışarı atılmış gördüğünüz zaman, aranızda ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır. İnsanlar doğudan batıdan, kuzeyden güneyden gelecek ve Tanrının Egemenliğinde sofraya oturacaklar. Ve işte, sonuncu olan bazıları birinci, birinci olan bazıları da sonuncu olacak.”

Hardal Tanesi ve Maya – Luka 13

Sonra İsa şunları söyledi: “Tanrının Egemenliği neye benzer, onu neye benzeteyim? Tanrının Egemenliği, bir adamın bahçesine ektiği hardal tanesine benzer. Tane gelişip ağaç olur, kuşlar dallarında barınır.”
İsa yine, “Tanrının Egemenliğini neye benzeteyim?” dedi. “O, bir kadının üç ölçek una karıştırdığı mayaya benzer. Sonunda bütün hamur kabarır.”

Beli Bükük Bir Kadının İyileştirilmesi – Luka 13

Bir Şabat Günü İsa, havralardan birinde öğretiyordu. On sekiz yıldır içinde hastalık ruhu bulunan bir kadın da oradaydı. İki büklüm olmuş, belini hiç doğrultamıyordu. İsa onu görünce yanına çağırdı. “Kadın” dedi, “Hastalığından kurtuldun.” Ellerini kadının üzerine koydu. Kadın hemen doğruldu ve Tanrıyı yüceltmeye başladı.
İsanın hastayı Şabat Günü iyileştirmesine kızan havra yöneticisi kalabalığa seslenerek, “Çalışmak için altı gün vardır” dedi. “O günler gelip iyileşin, Şabat Günü değil.”
Rab ona şu karşılığı verdi: “Sizi ikiyüzlüler! Her biriniz Şabat Günü kendi öküzünü ya da eşeğini yemlikten çözüp suya götürmez mi? Buna göre, Şeytanın on sekiz yıldır bağlı tuttuğu, İbrahimin bir kızı olan bu kadının da Şabat Günü bu bağdan çözülmesi gerekmez miydi?”
İsanın bu sözleri, kendisine karşı gelenlerin hepsini utandırdı. Bütün kalabalık ise Onun yaptığı görkemli işlerin tümünü sevinçle karşıladı.

Meyve Vermeyen Ağaç – Luka 13

İsa şu benzetmeyi anlattı: “Adamın birinin bağında dikili bir incir ağacı vardı. Adam gelip ağaçta meyve aradı, ama bulamadı. Bağcıya, Bak dedi, Ben üç yıldır gelip bu incir ağacında meyve arıyorum, bulamıyorum. Onu kes. Toprağın besinini neden boş yere tüketsin?
“Bağcı, Efendim diye karşılık verdi, Ağacı bir yıl daha bırak, bu arada ben çevresini kazıp gübreleyeyim. Gelecek yıl meyve verirse, ne iyi; vermezse, onu kesersin. ”

Tövbe Ediniz – Luka 13

O sırada bazı kişiler gelip İsaya bir haber getirdiler. Pilatusun nasıl bazı Celilelileri öldürüp kanlarını kendi kestikleri kurbanların kanına kattığını anlattılar. İsa onlara şöyle karşılık verdi: “Böyle acı çeken bu Celilelilerin, bütün öbür Celilelilerden daha günahlı olduğunu mu sanıyorsunuz? Size hayır diyorum. Ama tövbe etmezseniz, hepiniz böyle mahvolacaksınız. Ya da, Şiloahtaki kule üzerlerine yıkılınca ölen o on sekiz kişinin, Yeruşalimde yaşayan öbür insanların hepsinden daha suçlu olduğunu mu sanıyorsunuz? Size hayır diyorum. Ama tövbe etmezseniz, hepiniz böyle mahvolacaksınız.”

Belirtileri Anlamak – Luka 12

İsa halka şunları da söyledi: “Batıda bir bulutun yükseldiğini görünce siz hemen, Sağanak geliyor diyorsunuz, ve öyle oluyor. Rüzgarın güneyden estiğini görünce, Çok sıcak olacak diyorsunuz, ve öyle oluyor. Sizi ikiyüzlüler! Yeryüzünün ve gökyüzünün görünümünden bir anlam çıkarabiliyorsunuz da, şimdiki zamanın anlamını nasıl oluyor da çıkaramıyorsunuz?
“Doğru olana neden kendiniz karar vermiyorsunuz? Sizden davacı olanla birlikte yargıca giderken, yolda onunla anlaşmak için elinizden geleni yapın. Yoksa o sizi yargıcın önüne sürükler, yargıç gardiyanın eline verir, gardiyan da sizi hapse atar. Size şunu söyleyeyim, borcunuzun son kuruşunu ödemedikçe oradan asla çıkamazsınız.”

Uyanık ve Hazırlıklı Olun – Luka 12

“Kuşaklarınız belinizde bağlı ve kandilleriniz yanar durumda hazır olun. Düğün şenliğinden dönecek olan efendilerinin gelip kapıyı çaldığı an kapıyı açmak için hazır bekleyen köleler gibi olun. Efendileri geldiğinde uyanık bulunan kölelere ne mutlu! Size doğrusunu söyleyeyim, efendileri beline kuşağını bağlayacak, kölelerini sofraya oturtacak ve gelip onlara hizmet edecek. Efendi gecenin ister ikinci, ister üçüncü nöbetinde gelsin, uyanık bulacağı kölelere ne mutlu! Ama şunu bilin ki, ev sahibi, hırsızın hangi saatte geleceğini bilse, evinin soyulmasına fırsat vermez. Siz de hazır olun. Çünkü İnsanoğlu beklemediğiniz saatte gelecektir.”
Petrus, “Ya Rab” dedi, “Bu benzetmeyi bizim için mi anlatıyorsun, yoksa herkes için mi?”
Rab de şöyle dedi: “Efendinin, uşaklarına vaktinde azık vermek için başlarına atadığı güvenilir ve akıllı kahya kimdir? Efendisi eve döndüğünde işinin başında bulacağı o köleye ne mutlu! Size gerçeği söyleyeyim, efendisi onu bütün malının üzerinde yetkili kılacak. Ama o köle içinden, Efendim gecikiyor der, kadın ve erkek hizmetkarları dövmeye, yiyip içip sarhoş olmaya başlarsa, efendisi, onun beklemediği günde, ummadığı saatte gelecek, onu şiddetle cezalandırıp imansızlarla bir tutacaktır.
“Efendisinin isteğini bilip de hazırlık yapmayan, onun isteğini yerine getirmeyen köle çok dayak yiyecek. Oysa bilmeden dayağı hak eden davranışlarda bulunan, az dayak yiyecek. Kime çok verilmişse, ondan çok istenecek. Kime çok şey emanet edilmişse, kendisinden daha fazlası istenecektir.
“Ben dünyaya ateş yağdırmaya geldim. Keşke bu ateş daha şimdiden alevlenmiş olsaydı! Katlanmam gereken bir vaftiz var. Bu vaftiz gerçekleşinceye dek nasıl da sıkıntı çekiyorum! Yeryüzüne barış getirmeye mi geldiğimi sanıyorsunuz? Size hayır diyorum, ayrılık getirmeye geldim. Bundan böyle bir evde beş kişi, ikiye karşı üç, üçe karşı iki bölünmüş olacak. Baba oğluna karşı, oğul babasına karşı, anne kızına karşı, kız annesine karşı, kaynana gelinine karşı, gelin kaynanasına karşı olacaktır.”

Kaygılanmayın – Luka 12

İsa öğrencilerine şöyle dedi: “Bu nedenle size şunu söylüyorum: Ne yiyeceğiz? diye canınız için, Ne giyeceğiz? diye bedeniniz için kaygılanmayın. Can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemlidir. Kargalara bakın! Ne eker, ne biçerler; ne kilerleri, ne ambarları vardır. Tanrı yine de onları doyurur. Siz kuşlardan çok daha değerlisiniz! Hangi biriniz kaygılanmakla ömrünü bir anlık uzatabilir? Bu küçücük işe bile gücünüz yetmediğine göre, öbür konularda neden kaygılanıyorsunuz?
“Zambakların nasıl büyüdüğüne bakın! Ne çalışırlar, ne de iplik eğirirler. Ama size şunu söyleyeyim, bütün görkemine karşın Süleyman bile bunlardan biri gibi giyinmiş değildi. Ey kıt imanlılar, bugün var olup yarın ocağa atılacak olan kır otunu böyle giydiren Tanrının sizi de giydireceği çok daha kesindir. Ne yiyeceğiz, ne içeceğiz? diye düşünüp tasalanmayın. Dünya ulusları hep bu şeylerin peşinden giderler. Oysa Babanız, bunlara gereksinmeniz olduğunu bilir. Siz Onun egemenliğinin ardından gidin, o zaman size bunlar da verilecektir.
“Korkma, ey küçük sürü! Çünkü Babanız, egemenliği size vermeyi uygun gördü. Mallarınızı satın, sadaka olarak verin. Kendinize eskimeyen keseler, göklerde tükenmeyen bir hazine edinin. Orada ne hırsız ona yaklaşır, ne de güve onu yer. Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır.”

Zengin Budala – Luka 12

Kalabalığın içinden biri İsaya, “Öğretmenim, kardeşime söyle de mirası benimle paylaşsın” dedi.
İsa ona şöyle dedi: “Ey adam! Kim beni üzerinizde yargıç ya da hakem yaptı?” Sonra onlara, “Dikkatli olun!” dedi. “Her türlü açgözlülükten sakının. Çünkü insanın yaşamı, malının çokluğuna bağlı değildir.”
İsa onlara şu benzetmeyi anlattı: “Zengin bir adamın toprakları bol ürün verdi. Adam kendi kendine, Ne yapacağım? Ürünlerimi koyacak yerim yok diye düşündü. Sonra, Şöyle yapacağım dedi. Ambarlarımı yıkıp daha büyüklerini yapacağım, bütün tahıllarımı ve mallarımı oraya yığacağım. Kendime, ey canım, yıllarca yetecek kadar bol malın var. Rahatına bak, ye, iç, yaşamın tadını çıkar diyeceğim.
“Ama Tanrı ona, Ey akılsız! dedi. Bu gece canın senden istenecek. Biriktirdiğin bu şeyler kime kalacak?
“Kendisi için servet biriktiren, ama Tanrı katında zengin olmayan kişinin sonu böyle olur.”

Uyarılar ve Teşvikler – Luka 12

O sırada halktan binlerce kişi birbirlerini ezercesine toplanmıştı. İsa önce kendi öğrencilerine şunları söylemeye başladı: “Ferisilerin mayasından –yani, ikiyüzlülükten– kaçının. Örtülü olup da açığa çıkarılmayacak, gizli olup da bilinmeyecek hiçbir şey yoktur. Bunun için karanlıkta söylediğiniz her söz gün ışığında duyulacak, kapalı kapılar ardında kulağa fısıldadıklarınız damlardan duyurulacaktır.
“Siz dostlarıma söylüyorum, bedeni öldüren, ama ondan sonra başka bir şey yapamayanlardan korkmayın. Kimden korkmanız gerektiğini size açıklayayım: Kişiyi öldürdükten sonra cehenneme atma yetkisine sahip olan Tanrıdan korkun. Evet, size söylüyorum, Ondan korkun. Beş serçe iki meteliğe satılmıyor mu? Ama bunlardan bir teki bile Tanrı katında unutulmuş değildir. Nitekim başınızdaki bütün saçlar bile sayılıdır. Korkmayın, siz birçok serçeden daha değerlisiniz.
“Size şunu söyleyeyim, insanların önünde beni açıkça kabul eden herkesi, İnsanoğlu da Tanrının melekleri önünde açıkça kabul edecek. Ama kim beni insanlar önünde inkar ederse, kendisi de Tanrının melekleri önünde inkar edilecek. İnsanoğluna karşı bir söz söyleyen herkes bağışlanacak. Oysa Kutsal Ruha küfreden bağışlanmayacaktır.
“Sizi havra topluluklarının, yöneticilerin ve yetkililerin önüne çıkardıklarında, Kendimizi neyle, nasıl savunacağız? ya da, Ne söyleyeceğiz? diye kaygılanmayın. Kutsal Ruh o anda size ne söylemeniz gerektiğini öğretecektir.”

Vay Halinize, Ferisiler! – Luka 11

İsa konuşmasını bitirince bir Ferisi Onu evine yemeğe çağırdı. O da içeri girerek sofraya oturdu. İsanın yemekten önce yıkanmadığını gören Ferisi şaştı.
Rab ona şöyle dedi: “Siz Ferisiler, bardağın ve tabağın dışını temizlersiniz, ama içiniz açgözlülük ve kötülükle doludur. Ey akılsızlar! Dışı yapanla içi yapan aynı değil mi? Siz kaplarınızın içindekini sadaka olarak verin, o zaman sizin için her şey temiz olur.
“Ama vay halinize, ey Ferisiler! Siz nanenin, sedefotunun ve her tür sebzenin ondalığını verirsiniz de, adaleti ve Tanrı sevgisini ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden esas bunları yerine getirmeniz gerekirdi. Vay halinize, ey Ferisiler! Havralarda en seçkin yerlere kurulmaya, meydanlarda selamlanmaya bayılırsınız. Vay halinize! İnsanların, farkında olmadan üzerlerinde gezindiği belirsiz mezarlara benziyorsunuz.”
Kutsal Yasa uzmanlarından biri söz alıp İsaya, “Öğretmenim, bunları söylemekle bize de hakaret etmiş oluyorsun” dedi.
İsa, “Sizin de vay halinize, ey Yasa uzmanları!” dedi. “İnsanlara taşınması güç yükler yüklersiniz, kendiniz ise bu yükleri kaldırmak için parmağınızı bile kıpırdatmazsınız. Vay halinize! Peygamberlerin anıtlarını yaparsınız, oysa onları sizin atalarınız öldürmüştür. Böylelikle atalarınızın yaptıklarına tanıklık ederek bunları onaylamış oluyorsunuz. Çünkü onlar peygamberleri öldürdüler, siz de anıtlarını yapıyorsunuz. İşte bunun için Tanrının Bilgeliği şöyle demiştir: Ben onlara peygamberler ve elçiler göndereceğim, bunlardan kimini öldürecek, kimine zulmedecekler. Böylece bu kuşak, Habilin kanından tutun da, sunakla tapınak arasında öldürülen Zekeriyanın kanına değin, dünyanın kuruluşundan beri akıtılan bütün peygamberlerin kanından sorumlu tutulacaktır. Evet, size söylüyorum, bu kuşak sorumlu tutulacaktır. Vay halinize, ey Yasa uzmanları! Bilgi kapısının anahtarını alıp götürdünüz. Kendiniz bu kapıdan girmediniz, girmek isteyenlere de engel oldunuz.”
İsa oradan ayrılınca, din bilginleriyle Ferisiler Onu şiddetle sıkıştırarak birçok konuda ağzını aramaya başladılar. Ağzından çıkacak bir sözle Onu tuzağa düşürmek için fırsat kolluyorlardı.

Bedenin Işığı – Luka 11

“Hiç kimse kandil yakıp onu gizli yere ya da tahıl ölçeğinin altına koymaz. Tersine, içeri girenler ışığı görsünler diye onu kandilliğe koyar. Bedenin ışığı gözdür. Gözün sağlamsa, bütün bedenin de aydınlık olur. Gözün bozuksa, bedenin de karanlık olur. Öyleyse dikkat et, sendeki ışık karanlık olmasın. Eğer bütün bedenin aydınlık olur ve hiçbir yanı karanlık kalmazsa, kandilin seni ışınlarıyla aydınlattığı zamanki gibi, bedenin tümden aydınlık olur.”

Yunusun Belirtisi – Luka 11

Çevredeki kalabalık büyürken İsa konuşmaya başladı. “Şimdiki kuşak kötü bir kuşaktır” dedi. “Doğaüstü bir belirti istiyor, ama ona Yunusun belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecek. Yunus nasıl Ninova halkına bir belirti olduysa, İnsanoğlu da bu kuşak için öyle olacaktır. Güney Kraliçesi, yargı günü bu kuşağın adamlarıyla birlikte kalkıp onları yargılayacak. Çünkü kraliçe, Süleymanın bilgece sözlerini dinlemek için dünyanın ta öbür ucundan gelmişti. Bakın, Süleymandan daha üstün olan buradadır. Ninova halkı, yargı günü bu kuşakla birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü Ninovalılar, Yunusun çağrısı üzerine tövbe ettiler. Bakın, Yunustan daha üstün olan buradadır.”

İsa ve Baalzevul – Luka 11

İsa adamın birinden dilsiz bir cini kovuyordu. Cin çıkınca adamın dili çözüldü. Halk hayret içinde kaldı. Ama içlerinden bazıları, “Cinleri, cinlerin önderi Baalzevulun gücüyle kovuyor” dediler. Bazıları ise Onu denemek amacıyla gökten bir belirti göstermesini istediler.
Onların ne düşündüğünü bilen İsa şöyle dedi: “Kendi içinde bölünen ülke yıkılır, kendi içinde bölünen ev çöker. Şeytan da kendi içinde bölünmüşse, onun egemenliği nasıl ayakta kalabilir? Siz, benim Baalzevulun gücüyle cinleri kovduğumu söylüyorsunuz. Eğer ben cinleri Baalzevulun gücüyle kovuyorsam, sizin adamlarınız kimin gücüyle kovuyor? Sizi bu durumda kendi adamlarınız yargılayacak. Ama ben cinleri Tanrının eliyle kovuyorsam, Tanrının Egemenliği üzerinize gelmiş demektir.
“Tepeden tırnağa silahlanmış güçlü bir adam kendi evini koruduğu sürece, malları güvenlik içinde olur. Ne var ki, ondan daha güçlü biri saldırıp onu alt ettiğinde güvendiği bütün silahları elinden alır ve mallarını yağmalayarak bölüştürür. Benden yana olmayan bana karşıdır, benimle birlikte toplamayan dağıtıyor demektir.
“Kötü ruh insandan çıkınca kurak yerlerde dolanıp huzur arar. Bulamayınca da, Çıktığım eve, kendi evime döneyim der. Eve gelince orayı süpürülmüş, düzeltilmiş bulur. Bunun üzerine gider, kendisinden kötü yedi ruh daha alır ve eve girip yerleşirler. Böylece o kişinin son durumu ilkinden beter olur.”
İsa bu sözleri söylerken kalabalığın içinden bir kadın Ona, “Ne mutlu seni taşımış olan rahme, emzirmiş olan memelere!” diye seslendi.
İsa, “Daha doğrusu, ne mutlu Tanrının sözünü dinleyip uygulayanlara!” dedi.

Nasıl Dua Etmeli – Luka 11

İsa bir yerde dua ediyordu. Duasını bitirince öğrencilerinden biri, “Ya Rab” dedi, “Yahyanın kendi öğrencilerine öğrettiği gibi sen de bize dua etmesini öğret.”
İsa onlara, “Dua ederken şöyle söyleyin” dedi:
“Baba, adın kutsal kılınsın.
Egemenliğin gelsin.
Her gün bize gündelik ekmeğimizi ver.
Günahlarımızı bağışla.
Çünkü biz de bize karşı suç işleyen herkesi bağışlıyoruz.
Ayartılmamıza izin verme.”
Sonra şöyle dedi: “Sizlerden birinin bir arkadaşı olur da gece yarısı ona gidip, Arkadaş, bana üç ekmek ödünç ver. Bir arkadaşım yoldan geldi, önüne koyacak bir şeyim yok derse, öbürü içerden, Beni rahatsız etme! Kapı kilitli, çocuklarım da yanımda yatıyor. Kalkıp sana bir şey veremem der mi hiç? Size şunu söyleyeyim, arkadaşlık gereği kalkıp ona istediğini vermese bile, adamın yüzsüzlüğünden ötürü kalkar, ihtiyacı neyse ona verir.
“Ben size şunu söyleyeyim: Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılır.
“Aranızda hangi baba, ekmek isteyen oğluna taş verir? Ya da balık isterse balık yerine yılan verir? Ya da yumurta isterse ona akrep verir? Sizler kötü yürekli olduğunuz halde çocuklarınıza güzel armağanlar vermeyi biliyorsanız, gökteki Babanın, kendisinden dileyenlere Kutsal Ruhu vereceği çok daha kesin değil mi?”

İsa, Marta ve Meryemin Evinde – Luka 10

İsa, öğrencileriyle birlikte yola devam edip bir köye girdi. Marta adında bir kadın İsayı evinde konuk etti. Martanın Meryem adındaki kızkardeşi, Rabbin ayakları dibine oturmuş Onun konuşmasını dinliyordu. Marta ise işlerinin çokluğundan ötürü telaş içindeydi. İsanın yanına gelerek, “Ya Rab” dedi, “Kardeşimin beni hizmet işlerinde yalnız bırakmasına aldırmıyor musun? Ona söyle de bana yardım etsin.”
Rab ona şu karşılığı verdi: “Marta, Marta, sen çok şey için kaygılanıp telaşlanıyorsun. Oysa gerekli olan tek bir şey vardır. Meryem iyi olanı seçti ve bu kendisinden alınmayacak.”

İyi Samiriyeli – Luka 10

Bir Kutsal Yasa uzmanı İsayı denemek amacıyla gelip şöyle dedi: “Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?”
İsa ona, “Kutsal Yasada ne yazılmıştır?” diye sordu. “Orada ne okuyorsun?”
Adam şöyle karşılık verdi: “Tanrın Rabbi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle ve bütün aklınla seveceksin. Komşunu da kendin gibi seveceksin.”
İsa ona, “Doğru yanıt verdin” dedi. “Bunu yap ve yaşayacaksın.”
Oysa adam kendini haklı çıkarmak isteyerek İsaya, “Peki, komşum kim?” dedi.
İsa şöyle yanıt verdi: “Adamın biri Yeruşalimden Erihaya inerken haydutların eline düştü. Onu soyup dövdüler, yarı ölü bırakıp gittiler. Bir rastlantı olarak o yoldan bir kahin geçiyordu. Adamı görünce yolun öbür yanından geçip gitti. Bir Levili de oraya varıp adamı görünce aynı şekilde geçip gitti. O yoldan geçen bir Samiriyeli ise adamın bulunduğu yere gelip onu görünce, yüreği sızladı. Adamın yanına gitti, yaralarının üzerine yağla şarap dökerek sardı. Sonra adamı kendi hayvanına bindirip hana götürdü, onunla ilgilendi. Ertesi gün iki dinar çıkararak hancıya verdi. Ona iyi bak dedi, Bundan fazla ne harcarsan, dönüşümde sana öderim.
“Sence bu üç kişiden hangisi haydutlar arasına düşen adama komşu gibi davrandı?”
Yasa uzmanı, “Ona acıyıp yardım eden” dedi.
İsa, “Git, sen de öyle yap” dedi.

Yetmişlerin Görevlendirilmesi – Luka 10

Bu olaylardan sonra Rab yetmiş kişi daha görevlendirdi. Bunları ikişer ikişer, kendisinin gideceği her kente, her yere kendi önünden gönderdi. Onlara, “Ürün bol, ama işçi az” dedi, “Bu nedenle ürünün sahibi Rabbe yalvarın, ürününü kaldıracak işçiler göndersin. Haydi gidin! İşte, sizi kuzular gibi kurtların arasına gönderiyorum. Yanınıza ne kese, ne torba, ne de çarık alın. Yolda hiç kimseyle selamlaşmayın. Hangi eve girerseniz, önce, Bu eve esenlik olsun! deyin. Orada esenliksever biri varsa, dilediğiniz esenlik onun üzerinde kalacak; yoksa, size dönecektir. Girdiğiniz evde kalın, size ne verirlerse onu yiyip için. Çünkü işçi ücretini hak eder. Evden eve taşınmayın.
“Bir kente girdiğinizde sizi kabul ederlerse, önünüze konulanı yiyin. Orada bulunan hastaları iyileştirin ve kendilerine, Tanrının Egemenliği size yaklaştı deyin. Ama bir kente girdiğinizde sizi kabul etmezlerse, o kentin caddelerine çıkıp şöyle deyin: Kentinizden ayaklarımızda kalan tozu bile size karşı silkiyoruz. Yine de şunu bilin ki, Tanrının Egemenliği yaklaştı. Size şunu söyleyeyim, yargı günü o kentin hali Sodom Kentinin halinden beter olacaktır.
“Vay haline, ey Horazin! Vay haline, ey Beytsayda! Sizlerde yapılan mucizeler Sur ve Saydada yapılmış olsaydı, çoktan çul kuşanıp kül içinde oturarak tövbe etmiş olurlardı. Ama yargı günü sizin haliniz Sur ve Saydanın halinden beter olacaktır. Ya sen, ey Kefarnahum, göğe mi çıkarılacaksın? Hayır, ölüler diyarına indirileceksin!
“Sizi dinleyen beni dinlemiş olur, sizi reddeden beni reddetmiş olur. Beni reddeden de beni göndereni reddetmiş olur.”
Yetmişler sevinç içinde döndüler. “Ya Rab” dediler, “Senin adını andığımızda cinler bile bize boyun eğiyor.”
İsa onlara şöyle dedi: “Şeytanın gökten yıldırım gibi düştüğünü gördüm. Ben size, yılanları ve akrepleri ayak altında ezmek ve düşmanın bütün gücünü alt etmek için yetki verdim. Hiçbir şey size zarar vermeyecektir. Bununla birlikte, ruhların size boyun eğmesine sevinmeyin, adlarınızın gökte yazılmış olmasına sevinin.”
O anda İsa Kutsal Ruhun etkisiyle coşarak şöyle dedi: “Baba, yerin ve göğün Rabbi! Bu gerçekleri bilge ve akıllı kişilerden gizleyip küçük çocuklara açtığın için sana şükrederim. Evet Baba, senin isteğin buydu.
“Babam her şeyi bana teslim etti. Oğulun kim olduğunu Babadan başka kimse bilmez. Babanın kim olduğunu da Oğuldan ve Oğulun Onu tanıtmak istediği kişilerden başkası bilmez.”
Sonra öğrencilerine dönüp özel olarak şöyle dedi: “Sizin gördüklerinizi gören gözlere ne mutlu! Size şunu söyleyeyim, nice peygamberler, nice krallar sizin gördüklerinizi görmek istediler, ama göremediler. Sizin işittiklerinizi işitmek istediler, ama işitemediler.”

İsayı İzlemenin Bedeli – Luka 9

Yolda giderlerken bir adam İsaya, “Nereye gidersen, senin ardından geleceğim” dedi.
İsa ona, “Tilkilerin ini, kuşların yuvası var, ama İnsanoğlunun başını yaslayacak bir yeri yok” dedi.
Bir başkasına, “Ardımdan gel” dedi.
Adam ise, “İzin ver, önce gidip babamı gömeyim” dedi.
İsa ona şöyle dedi: “Bırak ölüleri, kendi ölülerini kendileri gömsün. Sen gidip Tanrının Egemenliğini duyur.”
Bir başkası, “Ya Rab” dedi, “Senin ardından geleceğim ama, izin ver, önce evimdekilerle vedalaşayım.”
İsa ona, “Sabanı tutup da geriye bakan, Tanrının Egemenliğine layık değildir” dedi.

Samiriyeliler İsayı İstemiyor – Luka 9

Göğe alınacağı gün yaklaşınca İsa, kararlı adımlarla Yeruşalime doğru yola çıktı. Kendi önünden haberciler gönderdi. Bunlar, kendisi için hazırlık yapmak üzere gidip Samiriyelilere ait bir köye girdiler. Ama Samiriyeliler İsayı kabul etmediler. Çünkü Yeruşalime doğru gidiyordu. Öğrencilerden Yakupla Yuhanna bunu görünce, “Rab, bunları yok etmek için bir buyrukla gökten ateş yağdırmamızı ister misin?” dediler.
Ama İsa dönüp onları azarladı. Sonra başka bir köye gittiler.

En Büyük Kim? – Luka 9

Öğrenciler, aralarında kimin en büyük olduğunu tartışmaya başladılar. Akıllarından geçeni bilen İsa, küçük bir çocuğu tutup yanına çekti ve onlara şöyle dedi: “Bu çocuğu benim adım uğruna kabul eden, beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden de beni göndereni kabul etmiş olur. Aranızda en küçük kim ise, işte en büyük odur.”
Yuhanna buna karşılık, “Efendimiz” dedi, “Senin adınla cin kovan birini gördük, ama bizimle birlikte seni izlemediği için ona engel olmaya çalıştık.”
İsa, “Ona engel olmayın!” dedi. “Size karşı olmayan, sizden yanadır.”

Cinli Bir Çocuğun İyileştirilmesi – Luka 9

Ertesi gün dağdan indikleri zaman, İsayı büyük bir kalabalık karşıladı. Kalabalığın içinden bir adam, “Öğretmenim” diye seslendi, “Yalvarırım, oğlumu bir gör, o tek çocuğumdur. Bir ruh onu yakalıyor, o da birdenbire çığlık atıyor. Ruh onu, ağzından köpükler gelene dek şiddetle sarsıyor. Bedenini yara bere içinde bırakarak güçbela ayrılıyor. Ruhu kovmaları için öğrencilerine yalvardım, ama başaramadılar.”
İsa şöyle karşılık verdi: “Ey imansız ve sapmış kuşak! Sizinle daha ne kadar kalıp size katlanacağım? Oğlunu buraya getir.”
Çocuk daha İsaya yaklaşırken cin onu yere vurup şiddetle sarstı. Ama İsa kötü ruhu azarladı, çocuğu iyileştirerek babasına geri verdi.
İsa Ölüp Dirileceğini Tekrar Bildiriyor
Herkes Tanrının büyük gücüne şaşıp kaldı.
Herkes İsanın bütün yaptıkları karşısında hayret içindeyken, İsa öğrencilerine, “Şu sözlerime iyice kulak verin” dedi. “İnsanoğlu, insanların eline teslim edilecek.” Onlar bu sözü anlamadılar. Sözü kavramasınlar diye anlamı kendilerinden gizlenmişti. Üstelik İsaya bu sözle ilgili soru sormaktan korkuyorlardı.

İsanın Görünümü Değişiyor – Luka 9

Bu sözleri söyledikten yaklaşık sekiz gün sonra İsa, yanına Petrus, Yuhanna ve Yakupu alarak dua etmek üzere dağa çıktı. İsa dua ederken yüzünün görünümü değişti, giysileri şimşek gibi parıldayan bir beyazlığa büründü. O anda görkem içinde beliren iki kişi İsayla konuşmaya başladılar. Bunlar Musa ile İlyastı. İsanın yakında Yeruşalimde gerçekleşecek olan ayrılışını konuşuyorlardı.
Petrus ile yanındakilerin üzerine uyku çökmüştü. Ama uykuları iyice dağılınca İsanın görkemini ve yanında duran iki kişiyi gördüler. Bunlar İsanın yanından ayrılırken Petrus İsaya, “Efendimiz” dedi, “Burada bulunmamız ne iyi oldu! Üç çardak kuralım: Biri sana, biri Musaya, biri de İlyasa.” Aslında ne söylediğinin farkında değildi.
Petrus daha bunları söylerken bir bulut gelip onlara gölge saldı. Bulut onları sarınca korktular. Buluttan gelen bir ses, “Bu benim Oğlumdur, seçilmiş Olandır. Onu dinleyin!” dedi. Ses kesilince İsanın tek başına olduğu görüldü. Öğrenciler bunu gizli tuttular ve o günlerde hiç kimseye gördüklerinden söz etmediler.

Petrusun Mesihi Tanıması – Luka 9

Bir gün İsa tek başına dua ediyordu, öğrencileri de yanındaydı. İsa onlara, “Halk benim kim olduğumu söylüyor?” diye sordu.
Şöyle yanıtladılar: “Vaftizci Yahya diyorlar. Ama kimi İlyas, kimi de eski peygamberlerden biri dirilmiş, diyor.”
İsa onlara, “Siz ne dersiniz” dedi, “Sizce ben kimim?”
Petrus, “Sen Tanrının Mesihisin” yanıtını verdi.
İsa, onları uyararak bunu hiç kimseye söylememelerini buyurdu. İnsanoğlunun çok acı çekmesi, ileri gelenler, başkahinler ve din bilginlerince reddedilmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini söyledi. Sonra hepsine, “Ardımdan gelmek isteyen kendini inkar etsin, her gün çarmıhını yüklenip beni izlesin” dedi, “Canını kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını benim uğruma yitiren ise onu kurtaracaktır. İnsan bütün dünyayı kazanıp da canını yitirirse, canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur? Kim benden ve benim sözlerimden utanırsa, İnsanoğlu da kendisinin, Babasının ve kutsal meleklerin görkemi içinde geldiğinde o kişiden utanacaktır. Size gerçeği söyleyeyim, burada bulunanlar arasında, Tanrının Egemenliğini görmeden ölümü tatmayacak olanlar var.”

İsa Beş Bin Kişiyi Doyuruyor – Luka 9

Elçiler geri dönünce, yaptıkları her şeyi İsaya anlattılar. Sonra İsa yalnızca onları yanına alıp Beytsayda denilen bir kente çekildi. Bunu öğrenen halk Onun ardından gitti. İsa onları ilgiyle karşıladı, kendilerine Tanrının Egemenliğinden söz etti ve şifaya ihtiyacı olanları iyileştirdi.
Günbatımına doğru Onikiler gelip Ona, “Halkı salıver de çevredeki köylere ve çiftliklere gidip kendilerine barınak ve yiyecek bulsunlar. Çünkü ıssız bir yerdeyiz” dediler.
İsa, “Onlara siz yiyecek verin” dedi.
“Beş ekmekle iki balıktan başka bir şeyimiz yok” dediler. “Yoksa bunca halk için yiyecek almaya biz mi gidelim?” Orada yaklaşık beş bin erkek vardı.
İsa öğrencilerine, “Halkı yaklaşık ellişer kişilik kümeler halinde yere oturtun” dedi. Öğrenciler öyle yapıp herkesi yere oturttular. İsa, beş ekmekle iki balığı aldı, gözlerini göğe kaldırarak şükretti; sonra bunları böldü ve halka dağıtmaları için öğrencilerine verdi. Herkes yiyip doydu. Artakalan parçalardan on iki sepet dolusu toplandı.

İsa On İki Elçisini Görevlendiriyor – Luka 9

İsa, Onikileri yanına çağırıp onlara bütün cinler üzerinde ve hastalıkları iyileştirmek için güç ve yetki verdi. Sonra onları Tanrının Egemenliğini duyurmaya ve hastalara şifa vermeye gönderdi. Onlara şöyle dedi: “Yolculuk için yanınıza hiçbir şey almayın: Ne değnek, ne torba, ne ekmek, ne para, ne de yedek mintan. Hangi eve girerseniz, kentten ayrılıncaya dek orada kalın. Sizi kabul etmeyenlere gelince, kentten ayrılırken onlara uyarı olsun diye ayaklarınızın tozunu silkin.” Onlar da yola çıktılar, her yerde Müjdeyi yayarak ve hastaları iyileştirerek köy köy dolaştılar.
Bölgenin kralı Hirodes bütün bu olanları duyunca şaşkına döndü. Çünkü bazıları Yahyanın ölümden dirildiğini, bazıları İlyasın göründüğünü, başkaları ise eski peygamberlerden birinin dirildiğini söylüyordu. Hirodes, “Yahyanın başını ben kestirdim. Şimdi hakkında böyle haberler duyduğum bu adam kim?” diyor ve İsayı görmenin bir yolunu arıyordu.

Dirilen Kız, İyileşen Kadın – Luka 8

Karşı yakaya dönen İsayı halk karşıladı. Çünkü herkes Onu bekliyordu. O sırada, havra yöneticisi olan Yair adında bir adam gelip İsanın ayaklarına kapandı, evine gelmesi için yalvardı. Çünkü on iki yaşlarındaki biricik kızı ölmek üzereydi.
İsa oraya giderken kalabalık Onu her yandan sıkıştırıyordu. On iki yıldır kanaması olan bir kadın da oradaydı. Varını yoğunu hekimlere harcamıştı; ama hiçbiri onu iyileştirememişti. İsanın arkasından yetişip giysisinin eteğine dokundu ve o anda kanaması kesildi.
İsa, “Bana kim dokundu?” dedi.
Herkes inkar ederken Petrus, “Efendimiz, kalabalık seni çepeçevre sarmış sıkıştırıyor” dedi.
Ama İsa, “Birisi bana dokundu” dedi. “İçimden bir gücün akıp gittiğini hissettim.”
Yaptığını gizleyemeyeceğini anlayan kadın titreyerek geldi, İsanın ayaklarına kapandı. Bütün halkın önünde, Ona neden dokunduğunu ve o anda nasıl iyileştiğini anlattı. İsa ona, “Kızım” dedi, “İmanın seni kurtardı. Esenlikle git.”
İsa daha konuşurken havra yöneticisinin evinden biri geldi. Yöneticiye, “Kızın öldü” dedi, “Artık öğretmeni rahatsız etme.”
İsa bunu duyunca havra yöneticisine şöyle dedi: “Korkma, yalnız iman et, kızın kurtulacak.”
İsa adamın evine gelince Petrus, Yuhanna, Yakup ve kızın annesi babası dışında hiç kimsenin kendisiyle birlikte içeri girmesine izin vermedi. Herkes kız için ağlıyor, dövünüyordu. İsa, “Ağlamayın” dedi, “Kız ölmedi, uyuyor.”
Kızın öldüğünü bildikleri için İsayla alay ettiler. O ise kızın elini tutarak, “Kızım, kalk!” diye seslendi. Ruhu yeniden bedenine dönen kız hemen ayağa kalktı. İsa, kıza yemek verilmesini buyurdu. Kızın annesiyle babası şaşkınlık içindeydi. İsa, olanları hiç kimseye anlatmamaları için onları uyardı.

Cinli Bir Adamın İyileştirilmesi – Luka 8

Celilenin karşısında bulunan Gerasalıların memleketine vardılar. İsa karaya çıkınca kentten bir adam Onu karşıladı. Cinli ve uzun zamandan beri giysi giymeyen bu adam evde değil, mezarlık mağaralarda yaşıyordu. Adam İsayı görünce çığlık atıp önünde yere kapandı. Yüksek sesle, “Ey İsa, yüce Tanrının Oğlu, benden ne istiyorsun?” dedi. “Sana yalvarırım, bana işkence etme!” Çünkü İsa, kötü ruha adamın içinden çıkmasını buyurmuştu. Kötü ruh adamı sık sık etkisi altına alıyordu. Adam zincir ve kösteklerle bağlanıp başına nöbetçi konulduğu halde bağlarını paralıyor ve cin tarafından ıssız yerlere sürülüyordu.
İsa ona, “Adın ne?” diye sordu.
O da, “Tümen” diye yanıtladı. Çünkü onun içine bir sürü cin girmişti. Cinler, dipsiz derinliklere gitmelerini buyurmasın diye İsaya yalvarıp durdular.
Orada, dağın yamacında otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı. Cinler, domuzların içine girmelerine izin vermesi için İsaya yalvardılar. O da onlara izin verdi. Adamdan çıkan cinler domuzların içine girdiler. Sürü dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu.
Domuzları güdenler olup biteni görünce kaçtılar, kentte ve köylerde olayın haberini yaydılar. Bunun üzerine halk olup biteni görmeye çıktı. İsanın yanına geldikleri zaman, cinlerden kurtulan adamı giyinmiş ve aklı başına gelmiş olarak İsanın ayakları dibinde oturmuş buldular ve korktular. Olayı görenler, cinli adamın nasıl kurtulduğunu halka anlattılar. O zaman Gerasa yöresinden gelen bütün kalabalık büyük bir korkuya kapılarak İsanın yanlarından ayrılmasını rica ettiler. O da geri dönmek üzere tekneye bindi.
Cinlerden kurtulan adam İsanın yanında kalmak için Ona yalvardı. Ama İsa, “Evine dön, Tanrının senin için neler yaptığını anlat” diyerek onu salıverdi. Adam da gitti, İsanın kendisi için neler yaptığını bütün kentte duyurdu.

İsa Fırtınayı Dindiriyor – Luka 8

Bir gün İsa öğrencileriyle birlikte bir tekneye binerek onlara, “Gölün karşı yakasına geçelim” dedi. Böylece kıyıdan açıldılar. Teknede giderlerken İsa uykuya daldı. O sırada gölde fırtına koptu. Tekne su almaya başlayınca tehlikeli bir duruma düştüler. Gidip İsayı uyandırarak, “Efendimiz, Efendimiz, öleceğiz!” dediler. İsa kalkıp rüzgarı ve kabaran dalgaları azarladı. Fırtına dindi ve ortalık sütliman oldu.
İsa öğrencilerine, “Nerede imanınız?” dedi.
Onlar korku ve şaşkınlık içindeydiler. Birbirlerine, “Bu adam kim ki, rüzgara, suya bile buyruk veriyor, onlar da sözünü dinliyor!” dediler.

İsanın Yakınları – Luka 8

İsanın annesiyle kardeşleri Ona geldiler, ama kalabalıktan ötürü kendisine yaklaşamadılar. İsaya, “Annenle kardeşlerin dışarıda duruyor, seni görmek istiyorlar” diye haber verildi.
İsa haberi getirenlere şöyle karşılık verdi: “Annemle kardeşlerim, Tanrının sözünü duyup yerine getirenlerdir.”

Her Şey Işığa Çıkacak – Luka 8

“Hiç kimse kandil yakıp bunu bir kapla örtmez, ya da yatağın altına koymaz. Tersine, içeri girenler ışığı görsünler diye onu kandilliğe koyar. Çünkü açığa çıkarılmayacak gizli hiçbir şey yok; bilinmeyecek, aydınlığa çıkmayacak saklı hiçbir şey yoktur. Bunun için, nasıl dinlediğinize dikkat edin. Kimde varsa, ona daha çok verilecek. Ama kimde yoksa, kendisinde var sandığı bile elinden alınacak.”

Tohum Benzetmesi – Luka 8

Büyük bir kalabalığın toplandığı, insanların her kentten kendisine akın akın geldiği bir sırada İsa şu benzetmeyi anlattı: “Ekincinin biri tohum ekmeye çıktı. Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düştü, ayak altında çiğnenip gökteki kuşlara yem oldu. Kimi kayalık yere düştü, filizlenince susuzluktan kuruyup gitti. Kimi, dikenler arasına düştü. Filizlerle birlikte büyüyen dikenler filizleri boğdu. Kimi ise iyi toprağa düştü, büyüyünce yüz kat ürün verdi.” Bunları söyledikten sonra, “İşitecek kulağı olan işitsin!” diye seslendi.
İsa, bu benzetmenin anlamını kendisinden soran öğrencilerine, “Tanrı Egemenliğinin sırlarını bilme ayrıcalığı size verildi” dedi. “Ama başkalarına benzetmelerle sesleniyorum. Öyle ki,
Gördükleri halde görmesinler,
Duydukları halde anlamasınlar.
“Benzetmenin anlamı şudur: Tohum Tanrının sözüdür. Yol kenarındakiler sözü işiten kişilerdir. Ama sonra İblis gelir, inanıp kurtulmasınlar diye sözü yüreklerinden alır götürür. Kayalık yere düşenler, işittikleri sözü sevinçle kabul eden, ama kök salamadıkları için ancak bir süre inanan kişilerdir. Böyleleri denendikleri zaman imandan dönerler. Dikenler arasına düşenler, sözü işiten ama zamanla yaşamın kaygıları, zenginlikleri ve zevkleri içinde boğulan, dolayısıyla olgun ürün vermeyenlerdir. İyi toprağa düşenler ise, sözü işitince onu iyi ve sağlam bir yürekte saklayanlardır. Bunlar sabırla dayanarak ürün verirler.”

İsayı İzleyen Kadınlar – Luka 8

Bundan kısa bir süre sonra İsa on iki öğrencisiyle birlikte köy kent dolaşmaya başladı. Tanrının Egemenliğini duyurup müjdeliyordu. Kötü ruhlardan ve hastalıklardan kurtulan bazı kadınlar, içinden yedi cin çıkmış olan Mecdelli denilen Meryem, Hirodesin kahyası Kuzanın karısı Yohanna, Suzanna ve daha birçokları İsayla birlikte dolaşıyordu. Bunlar, kendi olanaklarıyla İsaya ve öğrencilerine yardım ediyorlardı.

İsa ve Günahkar Kadın – Luka 7

Ferisilerden biri İsayı yemeğe çağırdı. O da Ferisinin evine gidip sofraya oturdu. O sırada, kentte günahkar olarak tanınan bir kadın, İsanın, Ferisinin evinde yemek yediğini öğrenince kaymaktaşından bir kap içinde güzel kokulu yağ getirdi. İsanın arkasında, ayaklarının dibinde durup ağlayarak, gözyaşlarıyla Onun ayaklarını ıslatmaya başladı. Saçlarıyla ayaklarını sildi, öptü ve yağı üzerlerine sürdü.
İsayı evine çağırmış olan Ferisi bunu görünce kendi kendine, “Bu adam peygamber olsaydı, kendisine dokunan bu kadının kim ve ne tür bir kadın olduğunu, günahkar biri olduğunu anlardı” dedi.
Bunun üzerine İsa Ferisiye, “Simun” dedi, “Sana bir söyleyeceğim var.”
O da, “Buyur, öğretmenim” dedi.
“Tefeciye borçlu iki kişi vardı. Biri beş yüz, öbürü de elli dinar borçluydu. Borçlarını ödeyecek güçte olmadıklarından, tefeci her ikisinin de borcunu bağışladı. Buna göre, hangisi onu çok sever?”
Simun, “Sanırım, kendisine daha çok bağışlanan” diye yanıtladı.
İsa ona, “Doğru söyledin” dedi. Sonra kadına bakarak Simuna şunları söyledi: “Bu kadını görüyor musun? Ben senin evine geldim, ayaklarım için bana su vermedin. Bu kadın ise ayaklarımı gözyaşlarıyla ıslatıp saçlarıyla sildi. Sen beni öpmedin, ama bu kadın eve girdiğimden beri ayaklarımı öpüp duruyor. Sen başıma zeytinyağı sürmedin, ama bu kadın ayaklarıma güzel kokulu yağ sürdü. Bu nedenle sana şunu söyleyeyim, kendisinin çok olan günahları bağışlanmıştır. Çok sevgi göstermesinin nedeni budur. Oysa kendisine az bağışlanan, az sever.”
Sonra kadına, “Günahların bağışlandı” dedi.
İsayla birlikte sofrada oturanlar kendi aralarında, “Kim bu adam? Günahları bile bağışlıyor!” şeklinde konuşmaya başladılar.
İsa ise kadına, “İmanın seni kurtardı, esenlikle git” dedi.

İsa ve Vaftizci Yahya – Luka 7

Yahyanın öğrencileri bütün bu olup bitenleri kendisine bildirdiler. Öğrencilerinden ikisini yanına çağıran Yahya, “Gelecek Olan sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim?” diye sormaları için onları Rabbe gönderdi.
Adamlar İsanın yanına gelince şöyle dediler: “Bizi sana Vaftizci Yahya gönderdi. Gelecek Olan sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim? diye soruyor.”
Tam o sırada İsa, çeşitli hastalıklara, illetlere ve kötü ruhlara tutulmuş birçok kişiyi iyileştirdi, birçok körün gözünü açtı. Sonra Yahyanın öğrencilerine şöyle karşılık verdi: “Gidin, görüp işittiklerinizi Yahyaya bildirin. Körlerin gözleri açılıyor, kötürümler yürüyor, cüzamlılar temiz kılınıyor, sağırlar işitiyor, ölüler diriliyor ve Müjde yoksullara duyuruluyor. Benden ötürü sendeleyip düşmeyene ne mutlu!”
Yahyanın gönderdiği haberciler gittikten sonra İsa, halka Yahyadan söz etmeye başladı. “Çöle ne görmeye gittiniz?” dedi. “Rüzgarda sallanan bir kamış mı? Söyleyin, ne görmeye gittiniz? Pahalı giysiler giymiş bir adam mı? Oysa şahane giysiler giyip bolluk içinde yaşayanlar kral saraylarında bulunur. Öyleyse ne görmeye gittiniz? Bir peygamber mi? Evet! Size şunu söyleyeyim, gördüğünüz kişi peygamberden de üstündür.
İşte, habercimi senin önünden gönderiyorum;
O önden gidip senin yolunu hazırlayacak diye yazılmış olan sözler onunla ilgilidir. Size şunu söyleyeyim, kadından doğanlar arasında Yahyadan daha üstün olanı yoktur. Bununla birlikte, Tanrının Egemenliğinde en küçük olan ondan üstündür.”
Yahya tarafından vaftiz edilen halk, hatta vergi görevlileri bile bunu duyunca Tanrının adil olduğunu doğruladılar. Oysa Yahya tarafından vaftiz edilmeye yanaşmayan Ferisilerle Kutsal Yasa uzmanları, Tanrının kendileriyle ilgili tasarısını reddettiler.
İsa, “Bu kuşağın insanlarını neye benzeteyim? Bunlar neye benziyorlar?” dedi. “Çarşı meydanında oturup birbirlerine,
Size kaval çaldık, oynamadınız;
Ağıt yaktık, ağlamadınız diye seslenen çocuklara benziyorlar. Vaftizci Yahya geldiği zaman oruç tutup şaraptan kaçındı, ona cinli diyorsunuz. İnsanoğlu geldiği zaman yiyip içti. Bu kez de diyorsunuz ki, Şu obur ve ayyaş adama bakın! Vergi görevlileri ve günahkarlarla dost oldu! Ne var ki bilgelik, onu benimseyen herkes tarafından doğrulanır.”

İsa Bir Dulun Oğlunu Diriltiyor – Luka 7

Bundan kısa bir süre sonra İsa, Nain denilen bir kente gitti. Öğrencileriyle büyük bir kalabalık Ona eşlik ediyordu. İsa kentin kapısına tam yaklaştığı sırada, dul annesinin tek oğlu olan bir adamın cenazesi kaldırılıyordu. Kent halkından büyük bir kalabalık da kadınla birlikteydi. Rab kadını görünce ona acıdı. Kadına, “Ağlama” dedi.
Yaklaşıp cenaze sedyesine dokununca sedyeyi taşıyanlar durdu. İsa, “Delikanlı” dedi, “Sana söylüyorum, kalk!” Ölü doğrulup oturdu ve konuşmaya başladı. İsa onu annesine geri verdi.
Herkesi bir korku almıştı. “Aramızda büyük bir peygamber ortaya çıktı!” ve “Tanrı, halkının yardımına geldi!” diyerek Tanrıyı yüceltmeye başladılar. İsayla ilgili bu haber bütün Yahudiyeye ve çevre bölgelere yayıldı.

Yüzbaşının İmanı – Luka 7

İsa, kendisini dinleyen halka bütün bu sözleri söyledikten sonra Kefarnahuma gitti. Orada bir yüzbaşının çok değer verdiği kölesi ölüm döşeğinde hasta yatıyordu. İsayla ilgili haberleri duyan yüzbaşı, gelip kölesini iyileştirmesini rica etmek üzere Ona Yahudilerin bazı ileri gelenlerini gönderdi. Bunlar İsanın yanına gelince içten bir yalvarışla Ona şöyle dediler: “Bu adam senin yardımına layıktır. Çünkü ulusumuzu seviyor. Havramızı yaptıran da kendisidir.”
İsa onlarla birlikte yola çıktı. Eve yaklaştığı sırada, yüzbaşı bazı dostlarını yollayıp Ona şu haberi gönderdi: “Ya Rab, zahmet etme; evime girmene layık değilim. Bu yüzden yanına gelmeye de kendimi layık görmedim. Sen yeter ki bir söz söyle, uşağım iyileşir. Ben de buyruk altında bir görevliyim, benim de buyruğumda askerlerim var. Birine, Git derim, gider; ötekine, Gel derim, gelir; köleme, Şunu yap derim, yapar.”
Bu sözleri duyan İsa yüzbaşıya hayran kaldı. Ardından gelen kalabalığa dönerek, “Size şunu söyleyeyim” dedi, “İsrailde bile böyle iman görmedim.” Gönderilenler eve döndüklerinde köleyi iyileşmiş buldular.

Ağaç ve Meyvesi – Luka 6

“İyi ağaç kötü meyve, kötü ağaç da iyi meyve vermez. Her ağaç meyvesinden tanınır. Dikenli bitkilerden incir toplanmaz, çalılardan üzüm devşirilmez. İyi insan yüreğindeki iyilik hazinesinden iyilik, kötü insan içindeki kötülük hazinesinden kötülük çıkarır. İnsanın ağzı, yüreğinden taşanı söyler.
“Niçin beni Ya Rab, ya Rab diye çağırıyorsunuz da söylediklerimi yapmıyorsunuz? Bana gelen ve sözlerimi duyup uygulayan kişinin kime benzediğini size anlatayım. Böyle bir kişi, evini yaparken toprağı kazan, derinlere inip temeli kaya üzerine atan adama benzer. Sel sularıyla kabaran ırmak o eve saldırsa da, onu sarsamaz. Çünkü ev sağlam yapılmıştır. Ama sözlerimi duyup da uygulamayan kişi, evini temel koymaksızın toprağın üzerine kuran adama benzer. Kabaran ırmak saldırınca ev hemen çöker. Evin yıkılışı da korkunç olur.”

Başkasını Yargılamayın – Luka 6

“Başkasını yargılamayın, siz de yargılanmazsınız. Suçlu çıkarmayın, siz de suçlu çıkarılmazsınız. Başkasını bağışlayın, siz de bağışlanırsınız. Verin, size verilecektir. İyice bastırılmış, silkelenmiş ve taşmış, dolu bir ölçekle kucağınıza boşaltılacak. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız.”
İsa onlara şu benzetmeyi de anlattı: “Kör köre kılavuzluk edebilir mi? İkisi de çukura düşmez mi? Öğrenci öğretmeninden üstün değildir, ama eğitimini tamamlayan her öğrenci öğretmeni gibi olacaktır.
“Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği farketmezsin? Kendi gözündeki merteği görmezken, kardeşine nasıl, Kardeş, izin ver, gözündeki çöpü çıkarayım dersin? Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün.”

Düşmanlarınızı Sevin – Luka 6

“Ama beni dinleyen sizlere şunu söylüyorum: Düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın, size lanet edenler için iyilik dileyin, size hakaret edenler için dua edin. Bir yanağınıza vurana öbür yanağınızı da çevirin. Abanızı alandan mintanınızı da esirgemeyin. Sizden bir şey dileyen herkese verin, malınızı alandan onu geri istemeyin. İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın.
“Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, bu size ne övgü kazandırır? Günahkarlar bile kendilerini sevenleri sever. Size iyilik yapanlara iyilik yaparsanız, bu size ne övgü kazandırır? Günahkarlar bile böyle yapar. Geri alacağınızı umduğunuz kişilere ödünç verirseniz, bu size ne övgü kazandırır? Günahkarlar bile verdiklerini geri almak koşuluyla günahkarlara ödünç verirler. Ama siz düşmanlarınızı sevin, iyilik yapın, hiçbir karşılık beklemeden ödünç verin. Alacağınız ödül büyük olacak, Yüceler Yücesinin oğulları olacaksınız. Çünkü O, nankör ve kötü kişilere karşı iyi yüreklidir. Babanız merhametli olduğu gibi, siz de merhametli olun.”

Mutlular ve Mutsuzlar – Luka 6

İsa, gözlerini öğrencilerine çevirerek şöyle dedi:
“Ne mutlu size, ey yoksullar!
Çünkü Tanrının Egemenliği sizindir.
Ne mutlu size, şimdi açlık çekenler!
Çünkü doyurulacaksınız.
Ne mutlu size, şimdi ağlayanlar!
Çünkü güleceksiniz.
İnsanoğluna bağlılığınız yüzünden
İnsanlar sizden nefret ettikleri,
Sizi toplum dışı edip aşağıladıkları
Ve adınızı kötüleyip sizi reddettikleri zaman
Ne mutlu size!
O gün sevinin, coşkuyla zıplayın!
Çünkü gökteki ödülünüz büyüktür.
Nitekim onların ataları da
Peygamberlere böyle davrandılar.
Ama vay halinize, ey zenginler,
Çünkü tesellinizi almış bulunuyorsunuz!
Vay halinize, şimdi karnı tok olan sizler,
Çünkü açlık çekeceksiniz!
Vay halinize, ey şimdi gülenler,
Çünkü yas tutup ağlayacaksınız!
Bütün insanlar sizin için iyi sözler söyledikleri zaman,
Vay halinize!
Çünkü onların ataları da
Sahte peygamberlere böyle davrandılar.”

İsa On İki Elçisini Seçiyor – Luka 6

O günlerde İsa, dua etmek için dağa çıktı ve bütün geceyi Tanrıya dua ederek geçirdi. Gün doğunca öğrencilerini yanına çağırdı ve onların arasından, elçi diye adlandırdığı şu on iki kişiyi seçti: Petrus adını verdiği Simun, onun kardeşi Andreas, Yakup, Yuhanna, Filipus, Bartalmay, Matta, Tomas, Alfay oğlu Yakup, Yurtsever diye tanınan Simun, Yakup oğlu Yahuda ve İsaya ihanet eden Yahuda İskariot.
İsa bunlarla birlikte aşağı inip düzlük bir yerde durdu. Öğrencilerinden büyük bir kalabalık ve bütün Yahudiyeden, Yeruşalimden, Surla Sayda yakınlarındaki kıyı bölgesinden gelen büyük bir halk topluluğu da oradaydı. İsayı dinlemek ve hastalıklarına şifa bulmak için gelmişlerdi. Kötü ruhlar yüzünden sıkıntı çekenler de iyileştiriliyordu. Kalabalıkta herkes İsaya dokunmak için çabalıyordu. Çünkü Onun içinden akan bir güç herkese şifa veriyordu.

Şabat Günü Sorunu – Luka 6

Bir Şabat Günü İsa ekinler arasından geçiyordu. Öğrencileri başakları koparıyor, avuçlarında ufalayıp yiyorlardı. Ferisilerden bazıları, “Şabat Günü yasak olanı neden yapıyorsunuz?” dediler.
İsa onlara şöyle karşılık verdi: “Davutla yanındakiler acıkınca Davutun ne yaptığını okumadınız mı? Tanrının evine girdi, kahinlerden başkasının yemesi yasak olan adak ekmeklerini alıp yedi ve yanındakilere de verdi.” Sonra İsa onlara, “İnsanoğlu Şabat Gününün de Rabbidir” dedi.
Bir başka Şabat Günü İsa havraya girmiş öğretiyordu. Orada sağ eli sakat bir adam vardı. İsayı suçlamak için fırsat kollayan din bilginleriyle Ferisiler, Şabat Günü hastaları iyileştirecek mi diye Onu gözlüyorlardı. İsa, onların ne düşündüklerini biliyordu. Eli sakat olan adama, “Ayağa kalk, öne çık” dedi. O da kalktı, orta yerde durdu.
İsa onlara, “Size sorayım” dedi, “Kutsal Yasaya göre Şabat Günü iyilik yapmak mı doğru, kötülük yapmak mı? Can kurtarmak mı doğru, öldürmek mi?” Gözlerini hepsinin üzerinde gezdirdikten sonra adama, “Elini uzat” dedi. Adam elini uzattı, eli yine sapasağlam oluverdi. Onlar ise öfkeden deliye döndüler ve aralarında İsaya ne yapabileceklerini tartışmaya başladılar.

Oruçla İlgili Soru – Luka 5

Onlar İsaya, “Yahyanın öğrencileri sık sık oruç tutup dua ediyorlar, Ferisilerin öğrencileri de öyle. Seninkiler ise yiyip içiyor” dediler.
İsa şöyle karşılık verdi: “Güvey aralarında olduğu sürece davetlilere oruç tutturabilir misiniz? Ama güveyin aralarından alınacağı günler gelecek, onlar işte o zaman, o günler oruç tutacaklar.”
İsa onlara şu benzetmeyi de anlattı: “Hiç kimse yeni giysiden bir parça yırtıp eski giysiyi yamamaz. Yoksa hem yeni giysi yırtılır, hem de o giysiden koparılan yama eskisine uymaz. Hiç kimse yeni şarabı eski tulumlara doldurmaz. Yoksa yeni şarap tulumları patlatır; hem şarap dökülür, hem de tulumlar mahvolur. Yeni şarabı yeni tulumlara doldurmak gerek. Üstelik hiç kimse eski şarabı içtikten sonra yenisini istemez. Eskisi güzel der.”

Levinin Öğrencilere Katılması – Luka 5

Bu olaydan sonra İsa dışarı çıktı, vergi toplama yerinde oturan Levi adında bir vergi görevlisini gördü. Adama, “Ardımdan gel” dedi. O da kalktı, her şeyi bırakıp İsanın ardından gitti.
Sonra Levi, evinde İsanın onuruna büyük bir şölen verdi. Vergi görevlileriyle başka kişilerden oluşan büyük bir kalabalık onlarla birlikte yemeğe oturmuştu. Ferisilerle onların din bilginleri söylenmeye başladılar. İsanın öğrencilerine, “Siz neden vergi görevlileri ve günahkarlarla birlikte yiyip içiyorsunuz?” dediler.
İsa onlara şu karşılığı verdi: “Sağlıklı olanların değil, hastaların hekime ihtiyacı var. Ben doğru kişileri değil, günahkarları tövbeye çağırmaya geldim.”

Bir Felçlinin İyileştirilmesi – Luka 5

Bir gün İsa öğretiyordu. Celilenin ve Yahudiyenin bütün köylerinden ve Yeruşalimden gelen Ferisilerle Kutsal Yasa öğretmenleri Onun çevresinde oturuyorlardı. İsa, Rabbin gücü sayesinde hastaları iyileştiriyordu. O sırada birkaç kişi, yatak üzerinde taşıdıkları felçli bir adamı evden içeri sokup İsanın önüne koymaya çalışıyordu. Kalabalıktan ötürü onu içeri sokacak yol bulamayınca dama çıktılar, kiremitleri kaldırıp adamı yatakla birlikte orta yere, İsanın önüne indirdiler. İsa onların imanını görünce, “Dostum, günahların bağışlandı” dedi.
Din bilginleriyle Ferisiler, “Tanrıya küfreden bu adam kim? Tanrıdan başka kim günahları bağışlayabilir?” diye düşünmeye başladılar.
Akıllarından geçenleri bilen İsa onlara şöyle seslendi: “Aklınızdan neden böyle şeyler geçiriyorsunuz? Hangisi daha kolay, Günahların bağışlandı demek mi, yoksa Kalk, yürü demek mi? Ne var ki, İnsanoğlunun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye…” Sonra felçli adama, “Sana söylüyorum, kalk, yatağını toplayıp evine git!” dedi.
Adam onların gözü önünde hemen ayağa kalktı, üzerinde yattığı yatağı topladı ve Tanrıyı yücelterek evine gitti. Herkesi bir şaşkınlık almıştı. Tanrıyı yüceltiyor, büyük korku içinde, “Bugün şaşılacak işler gördük!” diyorlardı.

İsa Bir Cüzamlıyı İyileştiriyor – Luka 5

İsa kentlerden birindeyken, her yanını cüzam kaplamış bir adamla karşılaştı. Adam İsayı görünce yüzüstü yere kapanıp yalvardı: “Ya Rab, istersen beni temiz kılabilirsin” dedi.
İsa elini uzatıp adama dokundu, “İsterim, temiz ol!” dedi. Adam anında cüzamdan kurtuldu.
İsa ona, bundan kimseye söz etmemesini buyurdu. “Git, kahine görün ve cüzamdan temizlendiğini herkese kanıtlamak için Musanın buyurduğu sunuları sun” dedi. Ne var ki, İsayla ilgili haber daha da çok yayıldı. Kalabalık halk toplulukları İsayı dinlemek ve hastalıklarından kurtulmak amacıyla akın akın geliyordu. Kendisi ise ıssız yerlere çekilip dua ediyordu.

İsanın İlk Öğrencileri – Luka 5

Halk, Ginnesar Gölünün kıyısında duran İsanın çevresini sarmış, Tanrının sözünü dinliyordu. İsa, gölün kıyısında iki tekne gördü. Balıkçılar teknelerinden inmiş ağlarını yıkıyorlardı. İki tekneden Simuna ait olanına binen İsa, ona kıyıdan biraz açılmasını rica etti. Sonra oturdu, teknenin içinden halka öğretmeye devam etti. Konuşmasını bitirince Simuna, “Derin sulara açılın, balık tutmak için ağlarınızı atın” dedi.
Simun şu karşılığı verdi: “Efendimiz, bütün gece çabaladık, hiçbir şey tutamadık. Yine de senin sözün üzerine ağları atacağım.”
Bunu yapınca öyle çok balık yakaladılar ki, ağları yırtılmaya başladı. Öbür teknedeki ortaklarına işaret ederek gelip yardım etmelerini istediler. Onlar da geldiler ve her iki tekneyi balıkla doldurdular; tekneler neredeyse batıyordu.
Simun Petrus bunu görünce, “Ya Rab, benden uzak dur, ben günahlı bir adamım” diyerek İsanın dizlerine kapandı. Kendisi ve yanındakiler, tutmuş oldukları balıkların çokluğuna şaşıp kalmışlardı. Simunun ortakları olan Zebedi oğulları Yakupla Yuhannayı da aynı şaşkınlık almıştı.
İsa Simuna, “Korkma” dedi, “Bundan böyle balık yerine insan tutacaksın.” Sonra onlar tekneleri karaya çektiler ve her şeyi bırakıp İsanın ardından gittiler.

İsa Birçok Hastayı İyileştiriyor – Luka 4

İsa havradan ayrılarak Simunun evine gitti. Simunun kaynanası hastaydı, ateşler içindeydi. Onun için İsadan yardım istediler. İsa kadının başucunda durup ateşi azarladı, kadının ateşi düştü. Kadın hemen ayağa kalkıp onlara hizmet etmeye başladı.
Güneş batarken herkes çeşitli hastalıklara yakalanmış akrabalarını İsaya getirdi. İsa her birinin üzerine ellerini koyarak onları iyileştirdi. Birçoğunun içinden cinler de, “Sen Tanrının Oğlusun!” diye bağırarak çıkıyordu. Ne var ki, İsa onları azarladı, konuşmalarına izin vermedi. Çünkü kendisinin Mesih olduğunu biliyorlardı.
Sabah olunca İsa dışarı çıkıp ıssız bir yere gitti. Halk ise Onu arıyordu. Bulunduğu yere geldiklerinde Onu yanlarında alıkoymaya çalıştılar. Ama İsa, “Öbür kentlerde de Tanrının Egemenliğiyle ilgili Müjdeyi yaymam gerek” dedi. “Çünkü bunun için gönderildim.” Böylece Yahudiyedeki havralarda Tanrı sözünü duyurmaya devam etti.

İsa Kötü Bir Ruhu Kovuyor – Luka 4

Sonra İsa Celilenin Kefarnahum Kentine gitti. Şabat Günü halka öğretiyordu. Yetkiyle konuştuğu için Onun öğretişine şaşıp kaldılar.
Havrada cinli, içinde kötü ruh olan bir adam vardı. Adam yüksek sesle, “Ey Nasıralı İsa, bırak bizi! Bizden ne istiyorsun?” diye bağırdı. “Bizi mahvetmeye mi geldin? Senin kim olduğunu biliyorum, Tanrının Kutsalısın sen!”
İsa, “Sus, çık adamdan!” diyerek cini azarladı. Cin adamı herkesin önünde yere vurduktan sonra, ona hiç zarar vermeden içinden çıktı.
Herkes şaşkına dönmüştü. Birbirlerine, “Bu nasıl söz? Güç ve yetkiyle kötü ruhlara çıkmalarını buyuruyor, onlar da çıkıyor!” diyorlardı. İsayla ilgili haber o bölgenin her yanında yankılandı.

İsa Celilede – Luka 4

İsa, Ruhun gücüyle donanmış olarak Celileye döndü. Haber bütün bölgeye yayıldı. Oranın havralarında öğretiyor, herkes tarafından övülüyordu.
İsa, büyüdüğü Nasıra Kentine geldiğinde her zamanki gibi Şabat Günü havraya gitti. Kutsal Yazıları okumak üzere ayağa kalkınca Ona Peygamber Yeşayanın Kitabı verildi. Kitabı açarak şu sözlerin yazılı olduğu yeri buldu:
“Rabbin Ruhu üzerimdedir.
Çünkü O beni yoksullara Müjdeyi iletmek için meshetti.
Tutsaklara serbest bırakılacaklarını,
Körlere gözlerinin açılacağını duyurmak için,
Ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak
Ve Rabbin lütuf yılını ilan etmek için
Beni gönderdi.”
Sonra kitabı kapattı, görevliye geri verip oturdu. Havradakilerin hepsi dikkatle Ona bakıyordu. İsa, “Dinlediğiniz bu Yazı bugün yerine gelmiştir” diye konuşmaya başladı.
Herkes İsayı övüyor, ağzından çıkan lütufkar sözlere hayran kalıyordu. “Yusufun oğlu değil mi bu?” diyorlardı.
İsa onlara şöyle dedi: “Kuşkusuz bana şu deyimi hatırlatacaksınız: Ey hekim, önce kendini iyileştir! Kefarnahumda yaptıklarını duyduk. Aynısını burada, kendi memleketinde de yap. ”
“Size doğrusunu söyleyeyim” diye devam etti İsa, “Hiçbir peygamber kendi memleketinde kabul görmez. Yine size gerçeği söyleyeyim, gökyüzünün üç yıl altı ay kapalı kaldığı, bütün ülkede korkunç bir kıtlığın baş gösterdiği İlyas zamanında İsrailde çok sayıda dul kadın vardı. İlyas bunlardan hiçbirine gönderilmedi; yalnız Sayda bölgesinin Sarefat Kentinde bulunan dul bir kadına gönderildi. Peygamber Elişanın zamanında İsrailde çok sayıda cüzamlı vardı. Bunlardan hiçbiri iyileştirilmedi; yalnız Suriyeli Naaman iyileştirildi.”
Havradakiler bu sözleri duyunca öfkeden kudurdular. Ayağa kalkıp İsayı kentin dışına kovdular. Onu uçurumdan aşağı atmak için kentin kurulduğu tepenin yamacına götürdüler. Ama İsa onların arasından geçerek oradan uzaklaştı.

İsanın Çölde Denenmesi – Luka 4

Kutsal Ruhla dolu olarak Şeria Irmağından dönen İsa, Ruhun yönlendirmesiyle çölde dolaştırılarak kırk gün İblis tarafından denendi. O günlerde hiçbir şey yemedi. Dolayısıyla bu süre sonunda acıktı. Bunun üzerine İblis Ona, “Tanrının Oğluysan, şu taşa söyle ekmek olsun” dedi.
İsa, “ İnsan yalnız ekmekle yaşamaz diye yazılmıştır” karşılığını verdi.
Sonra İblis İsayı yükseklere çıkararak bir anda Ona dünyanın bütün ülkelerini gösterdi. Ona, “Bütün bunların yönetimini ve zenginliğini sana vereceğim” dedi. “Bunlar bana teslim edildi, ben de dilediğim kişiye veririm. Bana taparsan, hepsi senin olacak.”
İsa ona şu karşılığı verdi: “ Tanrın Rabbe tapacak, yalnız Ona kulluk edeceksin diye yazılmıştır.”
İblis Onu Yeruşalime götürüp tapınağın tepesine çıkardı. “Tanrının Oğluysan, kendini buradan aşağı at” dedi. “Çünkü şöyle yazılmıştır:
Tanrı, seni korumaları için
Meleklerine buyruk verecek.
Ayağın bir taşa çarpmasın diye
Seni elleri üzerinde taşıyacaklar. ”
İsa ona şöyle karşılık verdi: “ Tanrın Rabbi denemeyeceksin! diye buyrulmuştur.”
İblis, İsayı her bakımdan denedikten sonra bir süre için Onun yanından ayrıldı.

İsanın Soyu – Luka 3

İsa görevine başladığı zaman otuz yaşlarındaydı. Yusufun oğlu olduğu sanılıyordu.
Yusuf da Eli oğlu,
Mattat oğlu, Levi oğlu, Malki oğlu, Yannay oğlu, Yusuf oğlu,
Mattitya oğlu, Amos oğlu, Nahum oğlu, Hesli oğlu, Nagay oğlu,
Mahat oğlu, Mattitya oğlu, Şimi oğlu, Yosek oğlu, Yoda oğlu,
Yohanan oğlu, Reşa oğlu, Zerubbabil oğlu, Şealtiel oğlu, Neri oğlu,
Malki oğlu, Addi oğlu, Kosam oğlu, Elmadam oğlu, Er oğlu,
Yeşu oğlu, Eliezer oğlu, Yorim oğlu, Mattat oğlu, Levi oğlu,
Şimon oğlu, Yahuda oğlu, Yusuf oğlu, Yonam oğlu, Elyakim oğlu,
Mala oğlu, Menna oğlu, Mattata oğlu, Natan oğlu, Davut oğlu,
İşay oğlu, Ovet oğlu, Boaz oğlu, Salmon oğlu, Nahşon oğlu,
Amminadav oğlu, Ram oğlu, Hesron oğlu, Peres oğlu, Yahuda oğlu,
Yakup oğlu, İshak oğlu, İbrahim oğlu, Terah oğlu, Nahor oğlu,
Seruk oğlu, Reu oğlu, Pelek oğlu, Ever oğlu, Şelah oğlu,
Kenan oğlu, Arpakşat oğlu, Sam oğlu, Nuh oğlu, Lemek oğlu,
Metuşelah oğlu, Hanok oğlu, Yeret oğlu, Mahalalel oğlu, Kenan oğlu,
Enoş oğlu, Şit oğlu, Adem oğlu, Tanrı Oğluydu.

İsanın Vaftiz Olması – Luka 3

Bütün halk vaftiz olduktan sonra İsa da vaftiz oldu. Dua ederken gök açıldı ve Kutsal Ruh, bedensel görünümde, güvercin gibi Onun üzerine indi. Gökten, “Sen benim sevgili Oğlumsun, senden hoşnudum” diyen bir ses duyuldu.

Yahya Rabbin Yolunu Hazırlıyor – Luka 3

Sezar Tiberiusun egemenliğinin on beşinci yılıydı. Yahudiyede Pontius Pilatus valilik yapıyordu. Celileyi Hirodes, İtureya ve Trahonitis bölgesini Hirodesin kardeşi Filipus, Aviliniyi Lisanias yönetiyordu. Hanan ile Kayafa başkahinlik ediyorlardı. Bu sırada Tanrı çölde bulunan Zekeriya oğlu Yahyaya seslendi. O da Şeria Irmağının çevresindeki bütün bölgeyi dolaşarak insanları, günahlarının bağışlanması için tövbe edip vaftiz olmaya çağırdı. Nitekim Peygamber Yeşayanın sözlerini içeren kitapta şöyle yazılmıştır:
“Çölde haykıran,
Rabbin yolunu hazırlayın,
Geçeceği patikaları düzleyin diye sesleniyor.
Her vadi doldurulacak,
Her dağ ve her tepe alçaltılacak.
Dolambaçlı yollar doğrultulacak,
Engebeli yollar düzleştirilecek.
Ve bütün insanlar
Tanrının sağladığı kurtuluşu görecektir. ”
Yahya, vaftiz olmak için kendisine gelen kalabalıklara şöyle seslendi: “Ey engerekler soyu! Gelecek gazaptan kaçmak için sizi kim uyardı? Bundan böyle tövbeye yaraşır meyveler verin! Kendi kendinize, Biz İbrahimin soyundanız demeye kalkmayın. Ben size şunu söyleyeyim: Tanrı, İbrahime şu taşlardan da çocuk yaratabilir. Balta ağaçların köküne dayanmış bile. İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır.”
Halk ona, “Öyleyse biz ne yapalım?” diye sordu.
Yahya onlara, “İki mintanı olan birini mintanı olmayana versin; yiyeceği olan yiyeceği olmayanla paylaşsın” yanıtını verdi.
Bazı vergi görevlileri de vaftiz olmaya gelerek, “Öğretmenimiz, biz ne yapalım?” dediler.
Yahya, “Size buyrulandan çok vergi almayın” dedi.
Bazı askerler de, “Ya biz ne yapalım?” diye sordular.
O da, “Kaba kuvvetle ya da yalan suçlamalarla kimseden para koparmayın” dedi, “Ücretinizle yetinin.”
Halk umut içinde bekliyordu. Yahyayla ilgili olarak herkesin aklında, “Acaba Mesih bu mu?” sorusu vardı.
Yahya ise hepsine şöyle yanıt verdi: “Ben sizi suyla vaftiz ediyorum, ama benden daha güçlü Olan geliyor. Ben Onun çarıklarının bağını çözmeye bile layık değilim. O sizi Kutsal Ruhla ve ateşle vaftiz edecek. Harman yerini temizlemek ve buğdayı toplayıp ambarına yığmak için yabası elinde hazır duruyor. Samanı ise sönmeyen ateşte yakacak.”
Yahya başka birçok konuda halka çağrıda bulunuyor, Müjdeyi duyuruyordu. Ne var ki bölgenin kralı Hirodes, kardeşinin karısı Hirodiyayla ilgili olayı ve kendi yapmış olduğu bütün kötülükleri yüzüne vuran Yahyayı hapse attırarak kötülüklerine bir yenisini ekledi.

İsa Tapınakta – Luka 2

İsanın annesi babası her yıl Fısıh Bayramında Yeruşalime giderlerdi. İsa on iki yaşına gelince, bayram geleneğine uyarak yine gittiler. Bayramdan sonra eve dönerlerken küçük İsa Yeruşalimde kaldı. Bunu farketmeyen annesiyle babası, çocuğun yol arkadaşlarıyla birlikte olduğunu sanarak bir günlük yol gittiler. Sonra Onu akrabalar ve dostlar arasında aramaya başladılar. Bulamayınca Onu araya araya Yeruşalime döndüler. Üç gün sonra Onu tapınakta buldular. Din öğretmenleri arasında oturmuş, onları dinliyor, sorular soruyordu. Onu dinleyen herkes, zekasına ve verdiği yanıtlara hayran kalıyordu. Annesiyle babası Onu görünce şaşırdılar. Annesi, “Çocuğum, bize bunu niçin yaptın? Bak, babanla ben büyük kaygı içinde seni arayıp durduk” dedi.
O da onlara, “Beni niçin arayıp durdunuz?” dedi. “Babamın evinde bulunmam gerektiğini bilmiyor muydunuz?” Ne var ki onlar ne demek istediğini anlamadılar.
İsa onlarla birlikte yola çıkıp Nasıraya döndü. Onların sözünü dinlerdi. Annesi bütün bu olup bitenleri yüreğinde sakladı. İsa bilgelikte ve boyda gelişiyor, Tanrının ve insanların beğenisini kazanıyordu.

İsanın Tapınakta Tanrıya Adanması – Luka 2

Sekizinci gün, çocuğu sünnet etme zamanı gelince, Ona İsa adı verildi. Bu, Onun anne rahmine düşmesinden önce meleğin kendisine verdiği isimdi.
Musanın Yasasına göre arınma günlerinin bitiminde Yusufla Meryem çocuğu Rabbe adamak için Yeruşalime götürdüler. Nitekim Rabbin Yasasında, “İlk doğan her erkek çocuk Rabbe adanmış sayılacak” diye yazılmıştır. Ayrıca Rabbin Yasasında buyrulduğu gibi, kurban olarak “bir çift kumru ya da iki güvercin yavrusu” sunacaklardı.
O sırada Yeruşalimde Şimon adında bir adam vardı. Doğru ve dindar biriydi. İsrailin avutulmasını özlemle bekliyordu. Kutsal Ruh onun üzerindeydi. Rabbin Mesihini görmeden ölmeyeceği Kutsal Ruh aracılığıyla kendisine bildirilmişti. Böylece Şimon, Ruhun yönlendirmesiyle tapınağa geldi. Küçük İsanın annesi babası, Kutsal Yasanın ilgili kuralını yerine getirmek üzere Onu içeri getirdiklerinde, Şimon Onu kucağına aldı, Tanrıyı överek şöyle dedi:
“Ey Rabbim, verdiğin sözü tuttun;
Artık ben, kulun huzur içinde ölebilirim.
Çünkü senin sağladığın,
Bütün halkların gözü önünde hazırladığın kurtuluşu,
Ulusları aydınlatıp
Halkın İsraile yücelik kazandıracak ışığı
Gözlerimle gördüm.”
İsanın annesiyle babası, Onun hakkında söylenenlere şaştılar. Şimon onları kutsayıp çocuğun annesi Meryeme şöyle dedi: “Bu çocuk, İsrailde birçok kişinin düşmesine ya da yükselmesine yol açmak ve aleyhinde konuşulacak bir belirti olmak üzere belirlenmiştir. Senin kalbine de adeta bir kılıç saplanacak. Bütün bunlar, birçoklarının yüreğindeki düşüncelerin açığa çıkması için olacak.”
Anna adında çok yaşlı bir kadın peygamber vardı. Aşer oymağından Fanuelin kızıydı. Genç kız olarak evlenip kocasıyla yedi yıl yaşadıktan sonra dul kalmıştı. Şimdi seksen dört yaşındaydı. Tapınaktan ayrılmaz, oruç tutup dua ederek gece gündüz Tanrıya tapınırdı. Tam o sırada ortaya çıkan Anna, Tanrıya şükrederek Yeruşalimin kurtuluşunu bekleyen herkese İsadan söz etmeye başladı.
Yusufla Meryem, Rabbin Yasasında öngörülen her şeyi yerine getirdikten sonra Celileye, kendi kentleri Nasıraya döndüler. Çocuk büyüyor, güçleniyor ve bilgelikte yetkinleşiyordu. Tanrının lütfu Onun üzerindeydi.

Çobanlar ve Melekler – Luka 2

Aynı yörede, sürülerinin yanında nöbet tutarak geceyi kırlarda geçiren çobanlar vardı. Rabbin bir meleği onlara göründü ve Rabbin görkemi çevrelerini aydınlattı. Büyük bir korkuya kapıldılar. Melek onlara, “Korkmayın!” dedi. “Size, bütün halkı çok sevindirecek bir haber müjdeliyorum: Bugün size, Davutun kentinde bir Kurtarıcı doğdu. Bu, Rab olan Mesihtir. İşte size bir işaret: Kundağa sarılmış ve yemlikte yatan bir bebek bulacaksınız.”
Birdenbire meleğin yanında, göksel ordulardan oluşan büyük bir topluluk belirdi. Tanrıyı överek,
“En yücelerde Tanrıya yücelik olsun,
Yeryüzünde Onun hoşnut kaldığı insanlara
Esenlik olsun!” dediler.
Melekler yanlarından ayrılıp göğe çekildikten sonra çobanlar birbirlerine, “Haydi, Beytleheme gidelim, Rabbin bize bildirdiği bu olayı görelim” dediler. Aceleyle gidip Meryemle Yusufu ve yemlikte yatan bebeği buldular. Onları görünce, çocukla ilgili kendilerine anlatılanları bildirdiler. Bunu duyanların hepsi, çobanların söylediklerine şaşıp kaldılar. Meryem ise bütün bu sözleri derin derin düşünerek yüreğinde saklıyordu. Çobanlar, işitip gördüklerinin tümü için Tanrıyı yüceltip överek geri döndüler. Her şeyi, kendilerine anlatıldığı gibi bulmuşlardı.

İsanın Doğumu – Luka 2

O günlerde Sezar Avgustus bütün Roma dünyasında bir nüfus sayımının yapılması için buyruk çıkardı. Bu ilk sayım, Kiriniusun Suriye valiliği zamanında yapıldı. Herkes yazılmak için kendi kentine gitti.
Böylece Yusuf da, Davutun soyundan ve torunlarından olduğu için Celilenin Nasıra Kentinden Yahudiye bölgesine, Davutun kenti Beytleheme gitti. Orada, hamile olan nişanlısı Meryemle birlikte yazılacaktı. Onlar oradayken, Meryemin doğurma vakti geldi ve ilk oğlunu doğurdu. Onu kundağa sarıp bir yemliğe yatırdı. Çünkü handa yer yoktu.

Zekeriyanın Şükran İlahisi – Luka 1

Çocuğun babası Zekeriya, Kutsal Ruhla dolarak şu peygamberlikte bulundu:
“İsrailin Tanrısı Rabbe övgüler olsun!
Çünkü halkının yardımına gelip onları fidyeyle kurtardı.
Eski çağlardan beri
Kutsal peygamberlerinin ağzından bildirdiği gibi,
Kulu Davutun soyundan
Bizim için güçlü bir kurtarıcı çıkardı;
Düşmanlarımızdan,
Bizden nefret edenlerin hepsinin elinden
Kurtuluşumuzu sağladı.
Böylece atalarımıza merhamet ederek
Kutsal antlaşmasını anmış oldu.
Nitekim bizi düşmanlarımızın elinden kurtaracağına
Ve ömrümüz boyunca
Kendi önünde kutsallık ve doğruluk içinde,
Korkusuzca kendisine tapınmamızı sağlayacağına dair
Atamız İbrahime ant içerek söz vermişti.
Sen de, ey çocuk,
Yüceler Yücesinin peygamberi diye anılacaksın.
Rabbin yollarını hazırlamak üzere önünden gidecek
Ve Onun halkına,
Günahlarının bağışlanmasıyla kurtulacaklarını bildireceksin.
Çünkü Tanrımızın yüreği merhamet doludur.
Onun merhameti sayesinde,
Yücelerden doğan Güneş,
Karanlıkta ve ölümün gölgesinde yaşayanlara ışık saçmak
Ve ayaklarımızı esenlik yoluna yöneltmek üzere
Yardımımıza gelecektir.”
Çocuk büyüyor, ruhsal yönden güçleniyordu. İsrail halkına görüneceği güne dek ıssız yerlerde yaşadı.

Yahyanın Doğumu – Luka 1

Elizabetin doğurma vakti geldi ve bir oğul doğurdu. Komşularıyla akrabaları, Rabbin ona ne büyük merhamet gösterdiğini duyunca, onun sevincine katıldılar. Sekizinci gün çocuğun sünnetine geldiler. Ona babası Zekeriyanın adını vereceklerdi. Ama annesi, “Hayır, adı Yahya olacak” dedi.
Ona, “Akrabaların arasında bu adı taşıyan kimse yok ki” dediler.
Bunun üzerine babasına işaretle çocuğun adını ne koymak istediğini sordular. Zekeriya bir yazı levhası istedi ve, “Adı Yahyadır” diye yazdı. Herkes şaşakaldı. O anda Zekeriyanın ağzı açıldı, dili çözüldü. Tanrıyı överek konuşmaya başladı. Çevrede oturanların hepsi korkuya kapıldı. Bütün bu olaylar, Yahudiyenin dağlık bölgesinin her yanında konuşulur oldu. Duyan herkes derin derin düşünüyor, “Acaba bu çocuk ne olacak?” diyordu. Çünkü Rab onunla birlikteydi.

Meryem, Elizabeti Ziyaret Ediyor – Luka 1

O günlerde Meryem kalkıp aceleyle Yahudanın dağlık bölgesindeki bir kente gitti. Zekeriyanın evine girip Elizabeti selamladı. Elizabet Meryemin selamını duyunca rahmindeki çocuk hopladı. Kutsal Ruhla dolan Elizabet yüksek sesle şöyle dedi: “Kadınlar arasında kutsanmış bulunuyorsun, rahminin ürünü de kutsanmıştır! Nasıl oldu da Rabbimin annesi yanıma geldi? Bak, selamın kulaklarıma eriştiği an, çocuk rahmimde sevinçle hopladı. İman eden kadına ne mutlu! Çünkü Rabbin ona söylediği sözler gerçekleşecektir.”
Meryem de şöyle dedi:
“Canım Rabbi yüceltir;
Ruhum, Kurtarıcım Tanrı sayesinde sevinçle coşar.
Çünkü O, sıradan biri olan kuluyla ilgilendi.
İşte, bundan böyle bütün kuşaklar beni mutlu sayacak.
Çünkü Güçlü Olan, benim için büyük işler yaptı.
Onun adı kutsaldır.
Kuşaklar boyunca kendisinden korkanlara merhamet eder.
Bileğiyle büyük işler yaptı;
Gururluları yüreklerindeki kuruntularla darmadağın etti.
Hükümdarları tahtlarından indirdi,
Sıradan insanları yükseltti.
Aç olanları iyiliklerle doyurdu,
Zenginleri ise elleri boş çevirdi.
Atalarımıza söz verdiği gibi,
İbrahime ve onun soyuna sonsuza dek
Merhamet etmeyi unutmayarak
Kulu İsrailin yardımına yetişti.”
Meryem, üç ay kadar Elizabetin yanında kaldı, sonra kendi evine döndü.

İsanın Doğumu Önceden Bildiriliyor – Luka 1

Elizabetin hamileliğinin altıncı ayında Tanrı, Melek Cebraili Celilede bulunan Nasıra adlı kente, Davutun soyundan Yusuf adındaki adamla nişanlı kıza gönderdi. Kızın adı Meryemdi. Onun yanına giren melek, “Selam, ey Tanrının lütfuna erişen kız! Rab seninledir” dedi.
Söylenenlere çok şaşıran Meryem, bu selamın ne anlama gelebileceğini düşünmeye başladı. Ama melek ona, “Korkma Meryem” dedi, “Sen Tanrının lütfuna eriştin. Bak, gebe kalıp bir oğul doğuracak, adını İsa koyacaksın. O büyük olacak, kendisine Yüceler Yücesinin Oğlu denecek. Rab Tanrı Ona, atası Davutun tahtını verecek. O da sonsuza dek Yakupun soyu üzerinde egemenlik sürecek, egemenliğinin sonu gelmeyecektir.”
Meryem meleğe, “Bu nasıl olur? Ben erkeğe varmadım ki” dedi.
Melek ona şöyle yanıt verdi: “Kutsal Ruh senin üzerine gelecek, Yüceler Yücesinin gücü sana gölge salacak. Bunun için doğacak olana kutsal, Tanrı Oğlu denecek. Bak, senin akrabalarından Elizabet de yaşlılığında bir oğula gebe kaldı. Kısır bilinen bu kadın şimdi altıncı ayındadır. Tanrının yapamayacağı hiçbir şey yoktur.”
“Ben Rabbin kuluyum” dedi Meryem, “Bana dediğin gibi olsun.” Bundan sonra melek onun yanından ayrıldı.

Yahyanın Doğumu Önceden Bildiriliyor – Luka 1

Sayın Teofilos,
Birçok kişi aramızda olup bitenlerin tarihçesini yazmaya girişti. Nitekim başlangıçtan beri bu olayların görgü tanığı ve Tanrı sözünün hizmetkarı olanlar bunları bize ilettiler. Ben de bütün bu olayları ta başından özenle araştırmış biri olarak bunları sana sırasıyla yazmayı uygun gördüm. Öyle ki, sana verilen bilgilerin doğruluğunu bilesin.
Yahudiye Kralı Hirodes zamanında, Aviya bölüğünden Zekeriya adında bir kahin vardı. Harun soyundan gelen karısının adı ise Elizabetti. Her ikisi de Tanrının gözünde doğru kişilerdi, Rabbin bütün buyruk ve kurallarına eksiksizce uyarlardı. Elizabet kısır olduğu için çocukları olmuyordu. İkisinin de yaşı ilerlemişti.
Zekeriya, hizmet sırasının kendi bölüğünde olduğu bir gün, Tanrının önünde kahinlik görevini yerine getiriyordu. Kahinlik geleneği uyarınca Rabbin Tapınağına girip buhur yakma görevi kurayla ona verilmişti. Buhur yakma saatinde bütün halk topluluğu dışarıda dua ediyordu.
Bu sırada, Rabbin bir meleği buhur sunağının sağında durup Zekeriyaya göründü. Zekeriya onu görünce şaşırdı, korkuya kapıldı. Melek, “Korkma, Zekeriya” dedi, “Duan kabul edildi. Karın Elizabet sana bir oğul doğuracak, adını Yahya koyacaksın. Sevinip coşacaksın. Birçokları da onun doğumuna sevinecek. O, Rabbin gözünde büyük olacak. Hiç şarap ve içki içmeyecek; daha annesinin rahmindeyken Kutsal Ruhla dolacak. İsrailoğullarından birçoğunu, Tanrıları Rabbe döndürecek. Babaların yüreklerini çocuklarına döndürmek, söz dinlemeyenleri doğru kişilerin anlayışına yöneltmek ve Rab için hazırlanmış bir halk yetiştirmek üzere, İlyasın ruhu ve gücüyle Rabbin önünden gidecektir.”
Zekeriya meleğe, “Bundan nasıl emin olabilirim?” dedi. “Çünkü ben yaşlandım, karımın da yaşı ilerledi.”
Melek ona şöyle karşılık verdi: “Ben Tanrının huzurunda duran Cebrailim. Seninle konuşmak ve bu müjdeyi sana bildirmek için gönderildim. İşte, belirlenen zamanda yerine gelecek olan sözlerime inanmadığın için dilin tutulacak, bunların gerçekleşeceği güne dek konuşamayacaksın.”
Zekeriyayı bekleyen halk, onun tapınakta bu kadar uzun süre kalmasına şaştı. Zekeriya ise dışarı çıktığında onlarla konuşamadı. O zaman tapınakta bir görüm gördüğünü anladılar. Kendisi onlara işaretler yapıyor, ama konuşamıyordu.
Görev süresi bitince Zekeriya evine döndü. Bir süre sonra karısı Elizabet gebe kaldı ve beş ay evine kapandı. “Bunu benim için yapan Rabdir” dedi. “Bu günlerde benimle ilgilenerek insanlar arasında utancımı giderdi.”

İsa Öğrencilerini Bütün Dünyaya Gönderiyor – Markos 16

İsa onlara şöyle buyurdu: “Dünyanın her yanına gidin, Müjdeyi bütün yaratılışa duyurun. İman edip vaftiz olan kurtulacak, iman etmeyen ise hüküm giyecek. İman edenlerle birlikte görülecek belirtiler şunlardır: Benim adımla cinleri kovacaklar, yeni dillerle konuşacaklar, yılanları elleriyle tutacaklar. Öldürücü bir zehir içseler bile, zarar görmeyecekler. Ellerini hastaların üzerine koyacaklar ve hastalar iyileşecek.”
Rab İsa, onlara bu sözleri söyledikten sonra göğe alındı ve Tanrının sağında oturdu. Öğrencileri de gidip Tanrı sözünü her yere yaydılar. Rab onlarla birlikte çalışıyor, görülen belirtilerle sözünü doğruluyordu.

İsa Öğrencilerine Görünüyor – Markos 16

İsa, haftanın ilk günü sabah erkenden dirildiği zaman önce Mecdelli Meryeme göründü. Ondan yedi cin kovmuştu. Meryem gitti, İsayla bulunmuş olan, şimdiyse yas tutup gözyaşı döken öğrencilerine haberi verdi. Ne var ki onlar, İsanın yaşadığını, Meryeme göründüğünü duyunca inanmadılar.
Bundan sonra İsa kırlara doğru yürümekte olan öğrencilerinden ikisine değişik bir biçimde göründü. Bunlar geri dönüp öbürlerine haber verdiler, ama öbürleri bunlara da inanmadılar.
İsa daha sonra, sofrada otururlarken Onbirlere göründü. Onları imansızlıklarından ve yüreklerinin duygusuzluğundan ötürü azarladı. Çünkü kendisini diri görenlere inanmamışlardı.

İsanın Dirilişi – Markos 16

Şabat Günü geçince, Mecdelli Meryem, Yakupun annesi Meryem ve Salome gidip İsanın cesedine sürmek üzere baharat satın aldılar. Haftanın ilk günü sabah çok erkenden, güneşin doğuşuyla birlikte mezara gittiler. Aralarında, “Mezarın girişindeki taşı bizim için kim yana yuvarlayacak?” diye konuşuyorlardı.
Başlarını kaldırıp bakınca, o kocaman taşın yana yuvarlanmış olduğunu gördüler. Mezara girip sağ tarafta, beyaz kaftan giyinmiş genç bir adamın oturduğunu görünce çok şaşırdılar.
Adam onlara, “Şaşırmayın!” dedi. “Çarmıha gerilen Nasıralı İsayı arıyorsunuz. O dirildi, burada yok. İşte Onu yatırdıkları yer. Şimdi öğrencilerine ve Petrusa gidip şöyle deyin: İsa sizden önce Celileye gidiyor. Size bildirdiği gibi, kendisini orada göreceksiniz. ”
Kadınlar mezardan çıkıp kaçtılar. Onları bir titreme, bir şaşkınlık almıştı. Korkularından kimseye bir şey söylemediler.

İsanın Gömülmesi – Markos 15

O gün Hazırlık Günü, yani Şabat Gününden önceki gündü. Artık akşam oluyordu. Bu nedenle, Yüksek Kurulun saygın bir üyesi olup Tanrının Egemenliğini umutla bekleyen Aramatyalı Yusuf geldi, cesaretini toplayarak Pilatusun huzuruna çıktı, İsanın cesedini istedi. Pilatus, İsanın bu kadar çabuk ölmüş olmasına şaştı. Yüzbaşıyı çağırıp, “Öleli çok oldu mu?” diye sordu. Yüzbaşıdan durumu öğrenince Yusufa, cesedi alması için izin verdi. Yusuf keten bez satın aldı, cesedi çarmıhtan indirip beze sardı, kayaya oyulmuş bir mezara yatırarak mezarın girişine bir taş yuvarladı. Mecdelli Meryem ile Yosenin annesi Meryem, İsanın nereye konulduğunu gördüler.

İsanın Ölümü – Markos 15

Öğleyin on ikiden üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü. Saat üçte İsa yüksek sesle, “Elohi, Elohi, lema şevaktani” yani, “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” diye bağırdı.
Orada duranlardan bazıları bunu işitince, “Bakın, İlyası çağırıyor” dediler.
Aralarından biri koşup bir süngeri ekşi şaraba batırdı, bir kamışın ucuna takarak İsaya içirdi. “Dur bakalım, İlyas gelip Onu indirecek mi?” dedi.
Ama İsa yüksek sesle bağırarak son nefesini verdi.
O anda tapınaktaki perde yukarıdan aşağıya yırtılarak ikiye bölündü. İsanın karşısında duran yüzbaşı, Onun bu şekilde son nefesini verdiğini görünce, “Bu adam gerçekten Tanrının Oğluydu” dedi.
Olup bitenleri uzaktan izleyen bazı kadınlar da vardı. Aralarında Mecdelli Meryem, küçük Yakup ile Yosenin annesi Meryem ve Salome bulunuyordu. İsa daha Celiledeyken bu kadınlar Onun ardından gitmiş, Ona hizmet etmişlerdi. Onunla birlikte Yeruşalime gelmiş olan daha birçok kadın da olup bitenleri izliyordu.

İsa Çarmıha Geriliyor – Markos 15

Kırdan gelmekte olan Simun adında Kireneli bir adam oradan geçiyordu. İskender ve Rufusun babası olan bu adama İsanın çarmıhını zorla taşıttılar. İsayı Golgota, yani Kafatası denilen yere götürdüler. Ona mürle karışık şarap vermek istediler, ama içmedi. Sonra Onu çarmıha gerdiler. Kim ne alacak diye kura çekerek giysilerini aralarında paylaştılar.
İsayı çarmıha gerdiklerinde saat dokuzdu. Üzerindeki suç yaftasında,
YAHUDİLERİN KRALI diye yazılıydı. İsayla birlikte, biri sağında öbürü solunda olmak üzere iki haydudu da çarmıha gerdiler. Oradan geçenler başlarını sallayıp İsaya sövüyor, “Hani sen tapınağı yıkıp üç günde yeniden kuracaktın? Çarmıhtan in de kurtar kendini!” diyorlardı.
Aynı şekilde başkahinler ve din bilginleri de Onunla alay ederek aralarında, “Başkalarını kurtardı, kendini kurtaramıyor” diye konuşuyorlardı. “İsrailin Kralı Mesih şimdi çarmıhtan insin de görüp iman edelim.” İsayla birlikte çarmıha gerilenler de Ona hakaret ettiler.

Askerlerin İsayı Aşağılaması – Markos 15

Askerler İsayı, Pretorium denilen vali konağına götürüp bütün taburu topladılar. Ona mor bir giysi giydirdiler, dikenlerden bir taç örüp başına geçirdiler. “Selam, ey Yahudilerin Kralı!” diyerek Onu selamlamaya başladılar. Başına bir kamışla vuruyor, üzerine tükürüyor, diz çöküp önünde yere kapanıyorlardı. Onunla böyle alay ettikten sonra mor giysiyi üzerinden çıkarıp kendi giysilerini giydirdiler ve çarmıha germek üzere Onu dışarı götürdüler.

İsa Ölüm Cezasına Çarptırılıyor – Markos 15

Pilatus, her Fısıh Bayramında halkın istediği bir tutukluyu salıverirdi. Ayaklanma sırasında adam öldüren isyancılarla birlikte Barabba adında bir tutuklu da vardı. Halk, Pilatusa gelip her zamanki gibi kendileri için birini salıvermesini istedi.
Pilatus onlara, “Sizin için Yahudilerin Kralını salıvermemi ister misiniz?” dedi. Başkahinlerin İsayı kıskançlıktan ötürü kendisine teslim ettiklerini biliyordu. Ne var ki başkahinler, İsanın değil, Barabbanın salıverilmesini istemeleri için halkı kışkırttılar.
Pilatus onlara tekrar seslenerek, “Öyleyse Yahudilerin Kralı dediğiniz adamı ne yapayım?” diye sordu.
“Onu çarmıha ger!” diye bağırdılar yine.
Pilatus onlara, “O ne kötülük yaptı ki?” dedi.
Onlar ise daha yüksek sesle, “Onu çarmıha ger!” diye bağrıştılar.
Halkı memnun etmek isteyen Pilatus, onlar için Barabbayı salıverdi. İsayı ise kamçılattıktan sonra çarmıha gerilmek üzere askerlere teslim etti.

İsa, Vali Pilatusun Önünde – Markos 15

Sabah olunca başkahinler, ileri gelenler, din bilginleri ve Yüksek Kurulun öteki üyeleri bir danışma toplantısı yaptıktan sonra İsayı bağladılar, götürüp Pilatusa teslim ettiler.
Pilatus Ona, “Sen Yahudilerin Kralı mısın?” diye sordu.
İsa, “Söylediğin gibidir” yanıtını verdi.
Başkahinler Ona karşı birçok suçlamada bulundular. Pilatus Ona yeniden, “Hiç yanıt vermeyecek misin?” diye sordu. “Bak, seni ne çok şeyle suçluyorlar!”
Ama İsa artık yanıt vermiyordu. Pilatus buna şaştı.

Petrus İsayı İnkar Ediyor – Markos 14

Petrus aşağıda, avludayken, başkahinin hizmetçi kızlarından biri geldi. Isınmakta olan Petrusu görünce onu dikkatle süzüp, “Sen de Nasıralı İsayla birlikteydin” dedi.
Petrus ise bunu inkar ederek, “Senin neden söz ettiğini bilmiyorum, anlamıyorum” dedi ve dışarıya, dış kapının önüne çıktı. Bu arada horoz öttü.
Hizmetçi kız Petrusu görünce çevrede duranlara yine, “Bu adam onlardan biri” demeye başladı.
Petrus tekrar inkar etti. Çevrede duranlar az sonra Petrusa yine, “Gerçekten onlardansın; sen de Celilelisin” dediler.
Petrus kendine lanet okuyup ant içerek, “Sözünü ettiğiniz o adamı tanımıyorum” dedi.
Tam o anda horoz ikinci kez öttü. Petrus, İsanın kendisine, “Horoz iki kez ötmeden beni üç kez inkar edeceksin” dediğini hatırladı ve hüngür hüngür ağlamaya başladı.

İsa Yüksek Kurulun Önünde – Markos 14

İsayı görevli başkahine götürdüler. Bütün başkahinler, ileri gelenler ve din bilginleri de orada toplandı. Petrus, İsayı başkahinin avlusuna kadar uzaktan izledi. Avluda nöbetçilerle birlikte ateşin başında oturup ısınmaya başladı.
Başkahinler ve Yüksek Kurulun öteki üyeleri, İsayı ölüm cezasına çarptırmak için kendisine karşı tanık arıyor, ama bulamıyorlardı. Birçok kişi Ona karşı yalan yere tanıklık ettiyse de, tanıklıkları birbirini tutmadı.
Bazıları kalkıp Ona karşı yalan yere şöyle tanıklık ettiler: “Biz Onun, Elle yapılmış bu tapınağı yıkacağım ve üç günde, elle yapılmamış başka bir tapınak kuracağım dediğini işittik.” Ama bu noktada bile tanıklıkları birbirini tutmadı.
Sonra başkahin topluluğun ortasında ayağa kalkarak İsaya, “Hiç yanıt vermeyecek misin? Nedir bunların sana karşı ettiği bu tanıklıklar?” diye sordu. Ne var ki, İsa susmaya devam etti, hiç yanıt vermedi.
Başkahin Ona yeniden, “Yüce Olanın Oğlu Mesih sen misin?” diye sordu.
İsa, “Benim” dedi. “Ve sizler, İnsanoğlunun Kudretli Olanın sağında oturduğunu ve göğün bulutlarıyla geldiğini göreceksiniz.”
Başkahin giysilerini yırtarak, “Artık tanıklara ne ihtiyacımız var?” dedi. “Küfürü işittiniz. Buna ne diyorsunuz?”
Hepsi İsanın ölüm cezasını hak ettiğine karar verdiler. Bazıları Onun üzerine tükürmeye, gözlerini bağlayarak Onu yumruklamaya başladılar. “Haydi, peygamberliğini göster!” diyorlardı. Nöbetçiler de Onu aralarına alıp tokatladılar.

İsa Tutuklanıyor – Markos 14

Tam o anda, İsa daha konuşurken, Onikilerden biri olan Yahuda çıkageldi. Yanında başkahinler, din bilginleri ve ileri gelenler tarafından gönderilmiş kılıçlı sopalı bir kalabalık vardı. İsaya ihanet eden Yahuda, “Kimi öpersem, İsa Odur. Onu tutuklayın, güvenlik altına alıp götürün” diye onlarla sözleşmişti. Gelir gelmez İsaya yaklaştı, “Rabbi” diyerek Onu öptü. Onlar da İsayı yakalayıp tutukladılar. İsanın yanında bulunanlardan biri kılıcını çekti, başkahinin kölesine vurup kulağını uçurdu.
İsa onlara, “Niçin bir haydutmuşum gibi beni kılıç ve sopalarla yakalamaya geldiniz?” dedi. “Her gün tapınakta, yanıbaşınızda öğretiyordum, beni tutuklamadınız. Ama bu, Kutsal Yazılar yerine gelsin diye oldu.” O zaman öğrencilerinin hepsi Onu bırakıp kaçtı.
İsanın ardından sadece keten beze sarınmış bir genç gidiyordu. Bu genç de yakalandı. Ama keten bezden sıyrılıp çıplak olarak kaçtı.

Getsemani Bahçesinde – Markos 14

Sonra Getsemani denilen yere geldiler. İsa öğrencilerine, “Ben dua ederken siz burada oturun” dedi.
Petrusu, Yakupu ve Yuhannayı yanına aldı. Hüzünlenmeye ve ağır bir sıkıntı duymaya başlamıştı. Onlara, “Ölesiye kederliyim” dedi. “Burada kalın, uyanık durun.”
Biraz ilerledi, yüzüstü yere kapanıp dua etmeye başladı. “Mümkünse o saati yaşamayayım” dedi. “Abba, Baba, senin için her şey mümkün, bu kaseyi benden uzaklaştır. Ama benim değil, senin istediğin olsun.”
Öğrencilerinin yanına döndüğünde onları uyumuş buldu. Petrusa, “Simun” dedi, “Uyuyor musun? Bir saat uyanık kalamadın mı? Uyanık durup dua edin ki, ayartılmayasınız. Ruh isteklidir, ama beden güçsüzdür.”
Yine uzaklaştı, aynı sözleri tekrarlayarak dua etti. Geri geldiğinde öğrencilerini yine uyumuş buldu. Onların göz kapaklarına ağırlık çökmüştü. İsaya ne diyeceklerini bilemiyorlardı.
İsa üçüncü kez yanlarına döndü, “Hala uyuyor, dinleniyor musunuz?” dedi. “Yeter! Saat geldi. İşte İnsanoğlu günahkarların eline veriliyor. Kalkın, gidelim. İşte bana ihanet eden geldi!”

Petrusun İnkarı Önceden Bildiriliyor – Markos 14

Bu arada İsa öğrencilerine, “Hepiniz sendeleyip düşeceksiniz” dedi. “Çünkü şöyle yazılmıştır:
Çobanı vuracağım,
Koyunlar darmadağın olacak. Ama ben dirildikten sonra sizden önce Celileye gideceğim.”
Petrus Ona, “Herkes sendeleyip düşse bile ben düşmem” dedi.
“Sana doğrusunu söyleyeyim” dedi İsa, “Bugün, bu gece, horoz iki kez ötmeden sen beni üç kez inkar edeceksin.”
Ama Petrus üsteleyerek, “Seninle birlikte ölmem gerekse bile seni asla inkar etmem” dedi. Öğrencilerin hepsi de aynı şeyi söyledi.

Fısıh Yemeği – Markos 14

Fısıh kurbanının kesildiği Mayasız Ekmek Bayramının ilk günü öğrencileri İsaya, “Fısıh yemeğini yemen için nereye gidip hazırlık yapmamızı istersin?” diye sordular.
O da öğrencilerinden ikisini şu sözlerle önden gönderdi: “Kente gidin, orada su testisi taşıyan bir adam çıkacak karşınıza. Onu izleyin. Adamın gideceği evin sahibine şöyle deyin: Öğretmen, öğrencilerimle birlikte Fısıh yemeğini yiyeceğim konuk odası nerede? diye soruyor. Ev sahibi size üst katta döşenmiş, hazır büyük bir oda gösterecek. Orada bizim için hazırlık yapın.”
Öğrenciler yola çıkıp kente gittiler. Her şeyi, İsanın kendilerine söylediği gibi buldular ve Fısıh yemeği için hazırlık yaptılar. Akşam olunca İsa Onikilerle birlikte geldi. Sofraya oturmuş yemek yerlerken İsa, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Sizden biri, benimle yemek yiyen biri bana ihanet edecek.”
Onlar da kederlenerek birer birer kendisine, “Beni demek istemedin ya?” diye sormaya başladılar.
İsa onlara, “Onikilerden biridir, ekmeğini benimle birlikte sahana batırandır” dedi. “Evet, İnsanoğlu kendisi için yazılmış olduğu gibi gidiyor, ama İnsanoğluna ihanet edenin vay haline! O adam hiç doğmamış olsaydı, kendisi için daha iyi olurdu.”
İsa yemek sırasında eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve, “Alın, bu benim bedenimdir” diyerek öğrencilerine verdi. Sonra bir kase alıp şükretti ve bunu öğrencilerine verdi. Hepsi bundan içti. “Bu benim kanım” dedi İsa, “Birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır. Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrının Egemenliğinde yenisini içeceğim o güne dek, asmanın ürününden bir daha içmeyeceğim.”
İlahi söyledikten sonra dışarı çıkıp Zeytin Dağına doğru gittiler.

İsanın Ölümü Yaklaşıyor – Markos 14

Fısıh ve Mayasız Ekmek Bayramına iki gün kalmıştı. Başkahinlerle din bilginleri İsayı hileyle tutuklayıp öldürmenin bir yolunu arıyorlardı. “Bayramda olmasın, yoksa halk arasında kargaşalık çıkar” diyorlardı.
İsa Beytanyada cüzamlı Simunun evinde sofrada otururken yanına bir kadın geldi. Kadın kaymaktaşından bir kap içinde çok değerli, saf hintsümbülü yağı getirmişti. Kabı kırarak yağı Onun başına döktü. Bazıları buna kızdılar; birbirlerine, “Bu yağ niçin böyle boş yere harcandı? Üç yüz dinardan fazlaya satılabilir, parası yoksullara verilebilirdi” diyerek kadını azarlamaya başladılar.
“Kadını rahat bırakın” dedi İsa. “Neden üzüyorsunuz onu? Benim için güzel bir şey yaptı. Yoksullar her zaman aranızdadır, dilediğiniz anda onlara yardım edebilirsiniz; ama ben her zaman aranızda olmayacağım. Kadın elinden geleni yaptı, beni gömülmeye hazırlamak üzere daha şimdiden bedenimi yağladı. Size doğrusunu söyleyeyim, Müjde dünyanın neresinde duyurulursa, bu kadının yaptığı da onun anılması için anlatılacak.”
Bu arada Onikilerden biri olan Yahuda İskariot, İsayı ele vermek amacıyla başkahinlerin yanına gitti. Onlar bunu işitince sevindiler, Yahudaya para vermeyi vaat ettiler. O da İsayı ele vermek için fırsat kollamaya başladı.

Bilinmeyen Gün ve Saat – Markos 13

“O günü ve o saati, ne gökteki melekler, ne de Oğul bilir; Babadan başka kimse bilmez. Dikkat edin, uyanık kalın, dua edin. Çünkü o anın ne zaman geleceğini bilemezsiniz. Bu, yolculuğa çıkan bir adamın durumuna benzer. Evinden ayrılırken kölelerine yetki ve görev verir, kapıdaki nöbetçiye de uyanık kalmasını buyurur. Siz de uyanık kalın. Çünkü ev sahibi ne zaman gelecek, akşam mı, gece yarısı mı, horoz öttüğünde mi, sabaha doğru mu, bilemezsiniz. Ansızın gelip sizi uykuda bulmasın! Size söylediklerimi herkese söylüyorum; uyanık kalın!”

Mesihin Görkemli Gelişi – Markos 13

“Ama o günlerde, o sıkıntıdan sonra,
Güneş kararacak,
Ay ışık vermez olacak,
Yıldızlar gökten düşecek,
Göksel güçler sarsılacak.
“O zaman İnsanoğlunun bulutlar içinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler. İnsanoğlu o zaman meleklerini gönderecek, seçtiklerini yeryüzünün bir ucundan göğün öbür ucuna dek, dünyanın dört bucağından toplayacak.
“İncir ağacından ders alın. Dalları filizlenip yaprakları sürünce, yaz mevsiminin yakın olduğunu anlarsınız. Aynı şekilde, bu olayların gerçekleştiğini gördüğünüzde bilin ki Tanrının Egemenliği yakındır, kapıdadır. Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan bu kuşak ortadan kalkmayacak. Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.”

Sonun Belirtileri – Markos 13

İsa tapınaktan çıkarken öğrencilerinden biri Ona, “Öğretmenim” dedi, “Şu güzel taşlara, şu görkemli yapılara bak!”
İsa ona, “Bu büyük yapıları görüyor musun? Burada taş üstünde taş kalmayacak, hepsi yıkılacak!” dedi.
İsa, Zeytin Dağında, tapınağın karşısında otururken Petrus, Yakup, Yuhanna ve Andreas özel olarak kendisine şunu sordular: “Söyle bize, bu dediklerin ne zaman olacak, bütün bunların gerçekleşmek üzere olduğunu gösteren belirti ne olacak?”
İsa onlara anlatmaya başladı: “Sakın kimse sizi saptırmasın” dedi. “Birçokları, Ben Oyum diyerek benim adımla gelip birçok kişiyi saptıracaklar. Savaş gürültüleri, savaş haberleri duyunca korkmayın. Bunların olması gerek, ama bu daha son demek değildir. Ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak; yer yer depremler, kıtlıklar olacak. Bunlar, doğum sancılarının başlangıcıdır.
“Ama siz kendinize dikkat edin! İnsanlar sizi mahkemelere verecek, havralarda dövecekler. Benden ötürü valilerin, kralların önüne çıkarılacak, böylece onlara tanıklık edeceksiniz. Ne var ki, önce Müjdenin bütün uluslara duyurulması gerekir. Sizi tutuklayıp mahkemeye verdiklerinde, Ne söyleyeceğiz? diye önceden kaygılanmayın. O anda size ne esinlenirse onu söyleyin. Çünkü konuşan siz değil, Kutsal Ruh olacak. Kardeş kardeşi, baba çocuğunu ölüme teslim edecek. Çocuklar anne babalarına başkaldırıp onları öldürtecek. Benim adımdan ötürü herkes sizden nefret edecek. Ama sonuna kadar dayanan kurtulacaktır.
“Yıkıcı iğrenç şeyin, bulunmaması gereken yerde dikildiğini gördüğünüz zaman –okuyan anlasın– Yahudiyede bulunanlar dağlara kaçsın. Damda olan, evinden bir şey almak için aşağı inmesin, içeri girmesin. Tarlada olan, abasını almak için geri dönmesin. O günlerde gebe olan, çocuk emziren kadınların vay haline! Dua edin ki, kaçışınız kışa rastlamasın. Çünkü o günlerde öyle bir sıkıntı olacak ki, Tanrının var ettiği yaratılışın başlangıcından bu yana böylesi olmamış, bundan sonra da olmayacaktır. Rab o günleri kısaltmamış olsaydı, hiç kimse kurtulamazdı. Ama Rab, seçilmiş olanlar, kendi seçtiği kişiler uğruna o günleri kısaltmıştır. Eğer o zaman biri size, İşte Mesih burada, ya da, İşte şurada derse, inanmayın. Çünkü sahte mesihler, sahte peygamberler türeyecek; bunlar, belirtiler ve harikalar yapacaklar. Öyle ki, ellerinden gelse seçilmiş olanları saptıracaklar. Ama siz dikkatli olun. İşte size her şeyi önceden söylüyorum.”

Dul Kadının Bağışı – Markos 12

İsa tapınakta bağış toplanan yerin karşısında oturmuş, kutulara para atan halkı seyrediyordu. Birçok zengin kişi kutuya bol para attı. Yoksul bir dul kadın da geldi, birkaç kuruş değerinde iki bakır para attı.
İsa öğrencilerini yanına çağırarak, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Bu yoksul dul kadın kutuya herkesten daha çok para attı. Çünkü ötekilerin hepsi, zenginliklerinden artanı attılar. Bu kadın ise yoksulluğuna karşın, varını yoğunu, geçinmek için elinde ne varsa, tümünü verdi.”

İsa İkiyüzlü Din Bilginlerini Kınıyor – Markos 12

İsa öğretirken şöyle dedi: “Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan, meydanlarda selamlanmaktan, havralarda en seçkin yerlere ve şölenlerde başköşelere kurulmaktan hoşlanan din bilginlerinden sakının. Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha ağır olacaktır.”

Mesih Kimin Oğlu? – Markos 12

İsa tapınakta öğretirken şunu sordu: “Nasıl oluyor da din bilginleri, Mesih, Davutun Oğludur diyorlar? Davutun kendisi, Kutsal Ruhtan esinlenerek şöyle demişti:
Rab Rabbime dedi ki,
Ben düşmanlarını
Ayaklarının altına serinceye dek
Sağımda otur. Davutun kendisi Ondan Rab diye söz ettiğine göre, O nasıl Davutun Oğlu olur?”
Oradaki büyük kalabalık Onu zevkle dinliyordu.

En Büyük Buyruk – Markos 12

Onların tartışmalarını dinleyen ve İsanın onlara güzel yanıt verdiğini gören bir din bilgini yaklaşıp Ona, “Buyrukların en önemlisi hangisidir?” diye sordu.
İsa şöyle karşılık verdi: “En önemlisi şudur: Dinle, ey İsrail! Tanrımız Rab tek Rabdir. Tanrın Rabbi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin. İkincisi de şudur: Komşunu kendin gibi seveceksin. Bunlardan daha büyük buyruk yoktur.”
Din bilgini İsaya, “İyi söyledin, öğretmenim” dedi. “ Tanrı tektir ve Ondan başkası yoktur demekle doğruyu söyledin. İnsanın Tanrıyı bütün yüreğiyle, bütün anlayışıyla ve bütün gücüyle sevmesi, komşusunu da kendi gibi sevmesi, bütün yakmalık sunulardan ve kurbanlardan daha önemlidir.”
İsa onun akıllıca yanıt verdiğini görünce, “Sen Tanrının Egemenliğinden uzak değilsin” dedi.
Bundan sonra kimse Ona soru sormaya cesaret edemedi.

Dirilişle İlgili Soru – Markos 12

Ölümden sonra diriliş olmadığını söyleyen Sadukiler İsaya gelip şunu sordular: “Öğretmenimiz, Musa yazılarında bize şöyle buyurmuştur: Eğer bir adam ölür, geride bir dul bırakır, ama çocuk bırakmazsa, kardeşi onun karısını alıp soyunu sürdürsün. Yedi kardeş vardı. Birincisi evlendi ve çocuk bırakmadan öldü. İkincisi aynı kadını aldı, o da çocuk sahibi olmadan öldü. Üçüncüsüne de öyle oldu. Yedisi de çocuksuz öldü. Hepsinden sonra kadın da öldü. Diriliş günü, ölümden dirildiklerinde kadın bunlardan hangisinin karısı olacak? Çünkü yedisi de onunla evlendi.”
İsa onlara şöyle karşılık verdi: “Ne Kutsal Yazıları ne de Tanrının gücünü biliyorsunuz. Yanılmanızın nedeni de bu değil mi? İnsanlar ölümden dirilince ne evlenir ne evlendirilir, göklerdeki melekler gibidirler. Ölülerin dirilmesi konusuna gelince, Musanın Kitabında, alevlenen çalıyla ilgili bölümde Tanrının Musaya söylediklerini okumadınız mı? Ben İbrahimin Tanrısı, İshakın Tanrısı ve Yakupun Tanrısıyım diyor. Tanrı ölülerin değil, dirilerin Tanrısıdır. Siz büyük bir yanılgı içindesiniz.”

Sezarın Hakkı Sezara – Markos 12

Daha sonra İsayı söyleyeceği sözlerle tuzağa düşürmek amacıyla Ferisilerden ve Hirodes yanlılarından bazılarını Ona gönderdiler. Bunlar gelip İsaya, “Öğretmenimiz” dediler, “Senin dürüst biri olduğunu, kimseyi kayırmadan, insanlar arasında ayrım yapmadan Tanrı yolunu dürüstçe öğrettiğini biliyoruz. Sezara vergi vermek Kutsal Yasaya uygun mu, değil mi? Verelim mi, vermeyelim mi?”
Onların ikiyüzlülüğünü bilen İsa şöyle dedi: “Beni neden deniyorsunuz? Bana bir dinar getirin bakayım.” Parayı getirdiler. İsa, “Bu resim, bu yazı kimin?” diye sordu.
“Sezarın” dediler.
İsa da, “Sezarın hakkını Sezara, Tanrının hakkını Tanrıya verin” dedi.
İsanın sözlerine şaşakaldılar.

Bağ Kiracıları Benzetmesi – Markos 12

İsa onlara benzetmelerle konuşmaya başladı. “Adamın biri bağ dikti, çevresini çitle çevirdi, üzüm sıkmak için bir çukur kazdı, bir de bekçi kulesi yaptı. Sonra bağı bağcılara kiralayıp yolculuğa çıktı. Mevsimi gelince bağın ürününden payına düşeni almak üzere bağcılara bir köle yolladı. Bağcılar köleyi yakalayıp dövdü ve eli boş gönderdi. Bağ sahibi bu kez onlara başka bir köle yolladı. Onu da başından yaralayıp aşağıladılar. Birini daha yolladı, onu öldürdüler. Daha birçok köle yolladı. Kimini dövüp kimini öldürdüler.
“Bağ sahibinin yanında tek kişi kaldı, o da sevgili oğluydu. Oğlumu sayarlar diyerek bağcılara en son onu yolladı.
“Ama bağcılar birbirlerine, Mirasçı budur, gelin onu öldürelim, miras bizim olur dediler. Böylece onu yakaladılar, öldürüp bağdan dışarı attılar.
“Bu durumda bağın sahibi ne yapacak? Gelip bağcıları yok edecek, bağı da başkalarına verecek. Şu Kutsal Yazıyı okumadınız mı?
Yapıcıların reddettiği taş,
İşte köşenin baş taşı oldu.
Rabbin işidir bu,
Gözümüzde harika bir iş! ”
İsanın bu benzetmede kendilerinden söz ettiğini anlayan Yahudi önderler Onu tutuklamak istediler; ama halkın tepkisinden korktukları için Onu bırakıp gittiler.

İsanın Yetkisi – Markos 11

Yine Yeruşalime geldiler. İsa tapınakta gezinirken başkahinler, din bilginleri ve ileri gelenler Onun yanına gelip, “Bunları hangi yetkiyle yapıyorsun, bunları yapma yetkisini sana kim verdi?” diye sordular.
İsa da onlara, “Size bir soru soracağım” dedi. “Bana yanıt verin, ben de size bunları hangi yetkiyle yaptığımı söylerim. Yahyanın vaftiz etme yetkisi Tanrıdan mıydı, insanlardan mı? Yanıt verin bana.”
Bunu aralarında şöyle tartışmaya başladılar: “ Tanrıdan dersek, Öyleyse ona niçin inanmadınız? diyecek. Yok eğer İnsanlardan dersek…”
Halkın tepkisinden korkuyorlardı. Çünkü herkes Yahyayı gerçekten peygamber sayıyordu.
İsaya, “Bilmiyoruz” diye yanıt verdiler.
İsa da onlara, “Ben de size bunları hangi yetkiyle yaptığımı söylemeyeceğim” dedi.

İncir Ağacından Alınacak Ders – Markos 11

Sabah erkenden incir ağacının yanından geçerlerken, ağacın kökten kurumuş olduğunu gördüler. Olayı hatırlayan Petrus, “Rabbi, bak! Lanetlediğin incir ağacı kurumuş!” dedi.
İsa onlara şöyle karşılık verdi: “Tanrıya iman edin. Size doğrusunu söyleyeyim, kim şu dağa, Kalk, denize atıl! der ve yüreğinde kuşku duymadan dediğinin olacağına inanırsa, dileği yerine gelecektir. Bunun için size diyorum ki, duayla dilediğiniz her şeyi daha şimdiden almış olduğunuza inanın, dileğiniz yerine gelecektir. Kalkıp dua ettiğiniz zaman, birine karşı bir şikayetiniz varsa onu bağışlayın ki, göklerdeki Babanız da sizin suçlarınızı bağışlasın.”

İsa Satıcıları Tapınaktan Kovuyor – Markos 11

Oradan Yeruşalime geldiler. İsa tapınağın avlusuna girerek oradaki alıcı ve satıcıları dışarı kovdu. Para bozanların masalarını, güvercin satanların sehpalarını devirdi. Yük taşıyan hiç kimsenin tapınağın avlusundan geçmesine izin vermedi.
Halka öğretirken şunları söyledi: “ Evime, bütün ulusların dua evi denecek diye yazılmamış mı? Ama siz onu haydut inine çevirdiniz.”
Başkahinler ve din bilginleri bunu duyunca İsayı yok etmek için bir yol aramaya başladılar. Ondan korkuyorlardı. Çünkü bütün halk Onun öğretisine hayrandı.
Akşam olunca İsayla öğrencileri kentten ayrıldı.

Meyvesiz İncir Ağacı – Markos 11

Ertesi gün Beytanyadan çıktıklarında İsa acıkmıştı. Uzakta, yapraklanmış bir incir ağacı görünce belki incir bulurum diye yaklaştı. Ağacın yanına vardığında yapraktan başka bir şey bulamadı. Çünkü incir mevsimi değildi. İsa ağaca, “Artık sonsuza dek senden kimse meyve yiyemesin!” dedi. Öğrencileri de bunu duydular.

İsanın Yeruşalime Girişi – Markos 11

Yeruşalime yaklaşıp Zeytin Dağının yamacındaki Beytfaci ile Beytanyaya geldiklerinde İsa iki öğrencisini önden gönderdi. Onlara, “Karşınızdaki köye gidin” dedi, “Köye girer girmez, üzerine daha hiç kimsenin binmediği, bağlı duran bir sıpa bulacaksınız. Onu çözüp bana getirin. Biri size, Bunu niye yapıyorsunuz? derse, Rabbin ona ihtiyacı var, hemen geri gönderecek dersiniz.”
Gittiler ve yol üzerinde, bir evin sokak kapısının yanında bağlı buldukları sıpayı çözdüler. Orada duranlardan bazıları, “Sıpayı ne diye çözüyorsunuz?” dediler.
Öğrenciler İsanın kendilerine söylediklerini tekrarlayınca, adamlar onları rahat bıraktı. Sıpayı İsaya getirip üzerine kendi giysilerini yaydılar. İsa sıpaya bindi. Birçokları giysilerini, bazıları da çevredeki ağaçlardan kestikleri dalları yola serdiler. Önden gidenler ve arkadan gelenler şöyle bağırıyorlardı:
“Hozana!
Rabbin adıyla gelene övgüler olsun!
Atamız Davutun yaklaşan egemenliği kutlu olsun!
En yücelerde hozana!”
İsa Yeruşalime varınca tapınağa gitti, her tarafı gözden geçirdi. Sonra vakit ilerlemiş olduğundan Onikilerle birlikte Beytanyaya döndü.

Kör Bartimayın Gözleri Açılıyor – Markos 10

Sonra Erihaya geldiler. İsa, öğrencileri ve büyük bir kalabalıkla birlikte Erihadan ayrılırken, Timay oğlu Bartimay adında kör bir dilenci yol kenarında oturuyordu. Nasıralı İsanın orada olduğunu duyunca, “Ey Davut Oğlu İsa, halime acı!” diye bağırmaya başladı. Birçok kimse onu azarlayarak susturmak istediyse de o, “Ey Davut Oğlu, halime acı!” diyerek daha çok bağırdı.
İsa durdu, “Çağırın onu” dedi.
Kör adama seslenerek, “Ne mutlu sana! Kalk, seni çağırıyor!” dediler. Adam abasını üstünden atarak ayağa fırladı ve İsanın yanına geldi.
İsa, “Senin için ne yapmamı istiyorsun?” diye sordu.
Kör adam, “Rabbuni, gözlerim görsün” dedi.
İsa, “Gidebilirsin, imanın seni kurtardı” dedi. Adam o anda yeniden görmeye başladı ve yol boyunca İsanın ardından gitti.

Yakupla Yuhannanın Dileği – Markos 10

Zebedinin oğulları Yakup ile Yuhanna İsaya yaklaşıp, “Öğretmenimiz, bir dileğimiz var, bunu yapmanı istiyoruz” dediler.
İsa onlara, “Sizin için ne yapmamı istiyorsunuz?” diye sordu.
“Sen yüceliğine kavuşunca birimize sağında, ötekimize de solunda oturma ayrıcalığını ver” dediler.
“Siz ne dilediğinizi bilmiyorsunuz” dedi İsa. “Benim içeceğim kaseden siz içebilir misiniz? Benim vaftiz olacağım gibi siz de vaftiz olabilir misiniz?”
“Evet, olabiliriz” dediler.
İsa onlara, “Benim içeceğim kaseden siz de içeceksiniz, benim vaftiz olacağım gibi siz de vaftiz olacaksınız” dedi. “Ama sağımda ya da solumda oturmanıza izin vermek benim elimde değil. Bu yerler belirli kişiler için hazırlanmıştır.”
Bunu işiten on öğrenci Yakupla Yuhannaya kızmaya başladılar. İsa onları yanına çağırıp şöyle dedi: “Bilirsiniz ki, ulusların önderleri sayılanlar, onlara egemen kesilir, ileri gelenleri de onlara ağırlıklarını hissettirirler. Sizin aranızda böyle olmayacak. Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkarı olsun. Aranızda birinci olmak isteyen, hepinizin kulu olsun. Çünkü İnsanoğlu bile hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.”

İsa Ölüp Dirileceğini Üçüncü Kez Bildiriyor – Markos 10

Yola çıkmış Yeruşalime gidiyorlardı. İsa önlerinde yürüyordu. Öğrencileri şaşkınlık içindeydi, ardından gelenler ise korkuyorlardı. İsa Onikileri yine bir yana çekip kendi başına gelecekleri anlatmaya başladı: “Şimdi Yeruşalime gidiyoruz” dedi. “İnsanoğlu, başkahinlerin ve din bilginlerinin eline teslim edilecek. Onlar da Onu ölüm cezasına çarptıracak ve öteki uluslara teslim edecekler. Onunla alay edecek, üzerine tükürecek ve Onu kamçılayıp öldürecekler. Ne var ki O, üç gün sonra dirilecek.”

Zenginlik ve Sonsuz Yaşam – Markos 10

İsa yola çıkarken, biri koşarak yanına geldi. Önünde diz çöküp Ona, “İyi öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için ne yapmalıyım?” diye sordu.
İsa, “Bana neden iyi diyorsun?” dedi. “İyi olan yalnız biri var, O da Tanrıdır. Onun buyruklarını biliyorsun: Adam öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan yere tanıklık etmeyeceksin, kimsenin hakkını yemeyeceksin, annene babana saygı göstereceksin. ”
Adam, “Öğretmenim, bunların hepsini gençliğimden beri yerine getiriyorum” dedi.
Ona sevgiyle bakan İsa, “Bir eksiğin var” dedi. “Git neyin varsa sat, parasını yoksullara ver; böylece gökte hazinen olur. Sonra gel, beni izle.”
Bu sözler üzerine adamın yüzü asıldı, üzüntü içinde oradan uzaklaştı. Çünkü çok malı vardı.
İsa çevresine göz gezdirdikten sonra öğrencilerine, “Varlıklı kişilerin Tanrı Egemenliğine girmesi ne güç olacak!” dedi.
Öğrenciler Onun sözlerine şaştılar. Ama İsa onlara yine, “Çocuklar” dedi, “Tanrının Egemenliğine girmek ne güçtür! Devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliğine girmesinden daha kolaydır.”
Öğrenciler büsbütün şaşırmışlardı. Birbirlerine, “Öyleyse kim kurtulabilir?” diyorlardı.
İsa onlara bakarak, “İnsanlar için bu imkansız, ama Tanrı için değil. Tanrı için her şey mümkündür” dedi.
Petrus Ona, “Bak, biz her şeyi bırakıp senin ardından geldik” demeye başladı.
“Size doğrusunu söyleyeyim” dedi İsa, “Benim ve Müjdenin uğruna evini, kardeşlerini, anne ya da babasını, çocuklarını ya da topraklarını bırakıp da şimdi, bu çağda çekeceği zulümlerle birlikte yüz kat daha fazla eve, kardeşe, anneye, çocuğa, toprağa ve gelecek çağda sonsuz yaşama kavuşmayacak hiç kimse yoktur. Ne var ki, birincilerin birçoğu sonuncu, sonuncuların birçoğu da birinci olacak.”

İsa Küçük Çocukları Kutsuyor – Markos 10

Bu arada bazıları küçük çocukları İsanın yanına getiriyor, onlara dokunmasını istiyorlardı. Ne var ki, öğrenciler onları azarladılar. İsa bunu görünce kızdı. Öğrencilerine, “Bırakın, çocuklar bana gelsin” dedi. “Onlara engel olmayın! Çünkü Tanrının Egemenliği böylelerinindir. Size doğrusunu söyleyeyim, Tanrının Egemenliğini bir çocuk gibi kabul etmeyen, bu egemenliğe asla giremez.” Çocukları kucağına aldı, ellerini üzerlerine koyup onları kutsadı.

Boşanmayla İlgili Soru – Markos 10

İsa oradan ayrılıp Yahudiyenin Şeria Irmağının karşı yakasındaki topraklarına geçti. Çevresinde yine kalabalıklar toplanmıştı; her zamanki gibi onlara öğretiyordu.
Yanına gelen bazı Ferisiler Onu denemek amacıyla, “Bir erkeğin, karısını boşaması Kutsal Yasaya uygun mudur?” diye sordular.
İsa karşılık olarak, “Musa size ne buyurdu?” dedi.
Onlar, “Musa, erkeğin bir boşanma belgesi yazarak karısını boşamasına izin vermiştir” dediler.
İsa onlara, “İnatçı olduğunuz için Musa bu buyruğu yazdı” dedi. “Tanrı, yaratılışın başlangıcından İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı. Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak. Şöyle ki, onlar artık iki değil, tek bedendir. O halde Tanrının birleştirdiğini insan ayırmasın.”
Öğrencileri evde Ona yine bu konuyla ilgili bazı sorular sordular. İsa onlara, “Karısını boşayıp başkasıyla evlenen, karısına karşı zina etmiş olur” dedi. “Kocasını boşayıp başkasıyla evlenen kadın da zina etmiş olur.”

Birini Günaha Sokmanın Cezası – Markos 9

“Kim bana iman eden bu küçüklerden birini günaha düşürürse, boynuna kocaman bir değirmen taşı geçirilip denize atılması kendisi için daha iyi olur. Eğer elin günah işlemene neden olursa, onu kes. Tek elle yaşama kavuşman, iki elle sönmez ateşe, cehenneme gitmenden iyidir. Eğer ayağın günah işlemene neden olursa, onu kes. Tek ayakla yaşama kavuşman, iki ayakla cehenneme atılmandan iyidir. Eğer gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Tanrının Egemenliğine tek gözle girmen, iki gözle cehenneme atılmandan iyidir.
Oradakileri kemiren kurt ölmez,
Yakan ateş sönmez. Çünkü herkes ateşle tuzlanacaktır. Tuz yararlıdır. Ama tuz tuzluluğunu yitirirse, bir daha ona nasıl tat verebilirsiniz? İçinizde tuz olsun ve birbirinizle barış içinde yaşayın!”

Bize Karşı Olmayan Bizden Yanadır – Markos 9

Yuhanna Ona, “Öğretmenim” dedi, “Senin adınla cin kovan birini gördük, ama bizi izleyenlerden olmadığı için ona engel olmaya çalıştık.”
“Ona engel olmayın!” dedi İsa. “Çünkü benim adımla mucize yapıp da ardından beni kötüleyecek kimse yoktur. Bize karşı olmayan, bizden yanadır. Size doğrusunu söyleyeyim, Mesihe ait olduğunuz için sizlere bir bardak su veren ödülsüz kalmayacaktır.”

En Büyük Kim? – Markos 9

Kefarnahuma vardılar. Eve girdikten sonra İsa onlara, “Yolda neyi tartışıyordunuz?” diye sordu. Hiç birinden ses çıkmadı. Çünkü yolda aralarında kimin en büyük olduğunu tartışmışlardı.
İsa oturup Onikileri yanına çağırdı. Onlara şöyle dedi: “Birinci olmak isteyen en sonuncu olsun, herkesin hizmetkarı olsun.”
Küçük bir çocuğu alıp orta yere dikti, sonra onu kucağına alarak onlara şöyle dedi: “Böyle bir çocuğu benim adım uğruna kabul eden, beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden de beni değil, beni göndereni kabul etmiş olur.”

İsa Ölüp Dirileceğini Tekrar Bildiriyor – Markos 9

Oradan ayrılmış, Celile bölgesinden geçiyorlardı. İsa hiç kimsenin bunu bilmesini istemiyordu. Öğrencilerine öğretirken şöyle diyordu: “İnsanoğlu, insanların eline teslim edilecek ve öldürülecek, ama öldürüldükten üç gün sonra dirilecek.” Onlar bu sözleri anlamıyor, İsaya soru sormaktan da korkuyorlardı.

Cinli Bir Çocuğun İyileştirilmesi – Markos 9

Öteki öğrencilerin yanına döndüklerinde, onların çevresinde büyük bir kalabalığın toplandığını, birtakım din bilginlerinin onlarla tartıştığını gördüler. Kalabalık İsayı görünce büyük bir şaşkınlığa kapıldı ve koşup Onu selamladı.
İsa öğrencilerine, “Onlarla ne tartışıyorsunuz?” diye sordu.
Halktan biri Ona, “Öğretmenim” diye karşılık verdi, “Dilsiz bir ruha tutulan oğlumu sana getirdim. Ruh onu nerede yakalarsa yere çarpıyor. Çocuk ağzından köpükler saçıyor, dişlerini gıcırdatıyor ve kaskatı kesiliyor. Ruhu kovmaları için öğrencilerine başvurdum, ama başaramadılar.”
İsa onlara, “Ey imansız kuşak!” dedi. “Sizinle daha ne kadar kalacağım? Size daha ne kadar katlanacağım? Çocuğu bana getirin!”
Çocuğu kendisine getirdiler. Ruh, İsayı görür görmez çocuğu şiddetle sarstı; çocuk yere düştü, ağzından köpükler saçarak yuvarlanmaya başladı.
İsa çocuğun babasına, “Bu hal çocuğun başına geleli ne kadar oldu?” diye sordu.
“Küçüklüğünden beri böyle” dedi babası. “Üstelik ruh onu öldürmek için sık sık ateşe, suya attı. Elinden bir şey gelirse, bize yardım et, halimize acı!”
İsa ona, “Elimden gelirse mi? İman eden biri için her şey mümkün!” dedi.
Çocuğun babası hemen, “İman ediyorum, imansızlığımı yenmeme yardım et!” diye feryat etti.
İsa, halkın koşuşup geldiğini görünce kötü ruhu azarlayarak, “Sana buyuruyorum, dilsiz ve sağır ruh, çocuğun içinden çık ve ona bir daha girme!” dedi.
Bunun üzerine ruh bir çığlık attı ve çocuğu şiddetle sarsarak çıktı. Çocuk ölü gibi hareketsiz kaldı, öyle ki oradakilerin birçoğu, “Öldü!” diyordu. Ama İsa elinden tutup kaldırınca, çocuk ayağa kalktı.
İsa eve girdikten sonra öğrencileri özel olarak Ona, “Biz kötü ruhu neden kovamadık?” diye sordular.
İsa onlara, “Bu tür ruhlar ancak duayla kovulabilir” yanıtını verdi.

İsanın Görünümü Değişiyor – Markos 9

Altı gün sonra İsa, yanına yalnız Petrus, Yakup ve Yuhannayı alarak yüksek bir dağa çıktı. Onların gözü önünde İsanın görünümü değişti. Giysileri göz kamaştırıcı bir beyazlığa büründü; yeryüzünde hiçbir çamaşırcının erişemeyeceği bir beyazlıktı bu. O anda Musayla İlyas öğrencilere göründü. İsayla konuşuyorlardı.
Petrus İsaya, “Rabbi, burada bulunmamız ne iyi oldu! Üç çardak kuralım: Biri sana, biri Musaya, biri de İlyasa” dedi. Ne söyleyeceğini bilmiyordu. Çünkü çok korkmuşlardı.
Bu sırada bir bulut gelip onlara gölge saldı. Buluttan gelen bir ses, “Sevgili Oğlum budur, Onu dinleyin!” dedi.
Öğrenciler birden çevrelerine baktılar, ama bu kez yanlarında İsadan başka kimseyi göremediler.
Dağdan inerlerken İsa, İnsanoğlu ölümden dirilmeden orada gördüklerini hiç kimseye söylememeleri için onları uyardı. Bu uyarıya uymakla birlikte kendi aralarında, “Ölümden dirilmek ne demek?” diye tartışıp durdular.
İsaya, “Din bilginleri neden önce İlyasın gelmesi gerektiğini söylüyorlar?” diye sordular.
O da onlara şöyle dedi: “Gerçekten de önce İlyas gelir ve her şeyi yeniden düzene koyar. Ama nasıl oluyor da İnsanoğlunun çok acı çekeceği ve hiçe sayılacağı yazılmıştır? Size şunu söyleyeyim, İlyas geldi bile, onun hakkında yazılmış olduğu gibi, ona yapmadıklarını bırakmadılar.”

İsa Ölüp Dirileceğini Önceden Bildiriyor – Markos 9

İsa, “Size doğrusunu söyleyeyim” diye devam etti, “Burada bulunanlar arasında, Tanrı Egemenliğinin güçlü biçimde gerçekleştiğini görmeden ölümü tatmayacak olanlar var.”

İsa Ölüp Dirileceğini Önceden Bildiriyor – Markos 8

İsa, İnsanoğlunun çok acı çekmesi, ileri gelenler, başkahinler ve din bilginlerince reddedilmesi, öldürülmesi ve üç gün sonra dirilmesi gerektiğini onlara anlatmaya başladı. Bunları açıkça söylüyordu. Bunun üzerine Petrus Onu bir kenara çekip azarlamaya başladı.
İsa dönüp öteki öğrencilerine baktı; Petrusu azarlayarak, “Çekil önümden, Şeytan!” dedi. “Düşüncelerin Tanrıya değil, insana özgüdür.”
Öğrencileriyle birlikte halkı da yanına çağırıp şöyle konuştu: “Ardımdan gelmek isteyen kendini inkar etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin. Canını kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını benim ve Müjdenin uğruna yitiren ise onu kurtaracaktır. İnsan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur? İnsan kendi canına karşılık ne verebilir? Bu vefasız ve günahkar kuşağın ortasında, kim benden ve benim sözlerimden utanırsa, İnsanoğlu da, Babasının görkemi içinde kutsal meleklerle birlikte geldiğinde o kişiden utanacaktır.”

Petrusun Mesihi Tanıması – Markos 8

İsa, öğrencileriyle birlikte Filipus Sezariyesine bağlı köylere gitti. Yolda öğrencilerine, “Halk benim kim olduğumu söylüyor?” diye sordu.
Öğrencileri Ona şu karşılığı verdiler: “Vaftizci Yahya diyorlar. Ama kimi İlyas, kimi de peygamberlerden biri olduğunu söylüyor.”
O da onlara, “Siz ne dersiniz, sizce ben kimim?” diye sordu.
Petrus, “Sen Mesihsin” yanıtını verdi.
Bunun üzerine İsa bu konuda kimseye bir şey söylememeleri için onları uyardı.

Beytsaydada Kör Bir Adam İyileştiriliyor – Markos 8

İsa ile öğrencileri Beytsaydaya geldiler. Orada bazı kişiler İsaya kör bir adam getirip ona dokunması için yalvardılar. İsa körün elinden tutarak onu köyün dışına çıkardı. Gözlerine tükürüp ellerini üzerine koydu ve, “Bir şey görüyor musun?” diye sordu.
Adam başını kaldırıp, “İnsanlar görüyorum” dedi, “Ağaçlara benziyorlar, ama yürüyorlar.”
Sonra İsa ellerini yeniden adamın gözleri üzerine koydu. Adam gözlerini açtı, baktı; iyileşmiş ve her şeyi açık seçik görmeye başlamıştı. İsa, “Köye bile girme!” diyerek onu evine gönderdi.

Ferisilerin ve Hirodesin Mayası – Markos 8

Ferisiler gelip İsayla tartışmaya başladılar. Onu denemek amacıyla gökten bir belirti göstermesini istediler. İsa içten bir ah çekerek, “Bu kuşak neden bir belirti istiyor?” dedi. “Size doğrusunu söyleyeyim, bu kuşağa hiçbir belirti gösterilmeyecek.” Sonra onları orada bırakıp yine tekneye bindi ve karşı yakaya yöneldi.
Öğrenciler ekmek almayı unutmuşlardı. Teknede, yanlarında yalnız bir ekmek vardı. İsa onlara şu uyarıda bulundu: “Dikkatli olun, Ferisilerin mayasından ve Hirodesin mayasından sakının!”
Onlar ise kendi aralarında, “Ekmeğimiz olmadığı için böyle diyor” şeklinde tartıştılar.
Bunun farkında olan İsa, “Ekmeğiniz yok diye niçin tartışıyorsunuz?” dedi. “Hala akıl erdiremiyor, anlamıyor musunuz? Zihniniz köreldi mi? Gözleriniz olduğu halde görmüyor musunuz? Kulaklarınız olduğu halde işitmiyor musunuz? Hatırlamıyor musunuz, beş ekmeği beş bin kişiye bölüştürdüğümde kaç sepet dolusu yemek fazlası topladınız?”
“On iki” dediler.
“Yedi ekmeği dört bin kişiye bölüştürdüğümde kaç küfe dolusu yemek fazlası topladınız?”
“Yedi” dediler.
İsa onlara, “Hala anlamıyor musunuz?” dedi.

İsa Dört Bin Kişiyi Doyuruyor – Markos 8

O günlerde yine büyük bir kalabalık toplanmıştı. Yiyecek bir şeyleri olmadığı için İsa öğrencilerini yanına çağırıp, “Halka acıyorum” dedi. “Üç gündür yanımdalar, yiyecek hiçbir şeyleri yok. Onları aç aç evlerine gönderirsem, yolda bayılırlar. Hem bazıları uzak yoldan geliyor.”
Öğrencileri buna karşılık, “Böyle ıssız bir yerde bu kadar kişiyi doyuracak ekmeği insan nereden bulabilir?” dediler.
İsa, “Kaç ekmeğiniz var?” diye sordu.
“Yedi tane” dediler.
Bunun üzerine İsa, halka yere oturmalarını buyurdu. Sonra yedi ekmeği aldı, şükredip bunları böldü, dağıtmaları için öğrencilerine verdi. Onlar da halka dağıttılar. Birkaç küçük balıkları da vardı. İsa şükredip bunları da dağıtmalarını söyledi. Herkes yiyip doydu. Artakalan parçalardan yedi küfe dolusu topladılar. Orada yaklaşık dört bin kişi vardı. İsa onları evlerine gönderdikten sonra öğrencileriyle birlikte hemen tekneye binip Dalmanuta bölgesine geçti.

Sağır Bir Adam İyileştiriliyor – Markos 7

Sur bölgesinden ayrılan İsa, Sayda yoluyla Dekapolis bölgesinin ortasından geçerek tekrar Celile Gölüne geldi. Ona sağır ve dili tutuk bir adam getirdiler, elini üzerine koyması için yalvardılar.
İsa adamı kalabalıktan ayırıp bir yana çekti. Parmaklarını adamın kulaklarına soktu, tükürüp onun diline dokundu. Sonra göğe bakarak içini çekti ve adama, “Effata”, yani “Açıl!” dedi. Adamın kulakları hemen açıldı, dili çözüldü ve düzgün bir şekilde konuşmaya başladı.
İsa orada bulunanları, bunu kimseye söylememeleri için uyardı. Ama onları ne kadar uyardıysa, onlar da haberi o kadar yaydılar. Halk büyük bir hayret içinde kalmıştı. “Yaptığı her şey iyi. Sağırların kulaklarını açıyor, dilsizleri konuşturuyor!” diyorlardı.

Fenikeli Kadının İmanı – Markos 7

İsa oradan ayrılarak Sur bölgesine gitti. Burada bir eve girdi. Kimsenin bunu bilmesini istemiyordu, ama gizlenemedi. Küçük kızı kötü ruha tutulmuş bir kadın, İsayla ilgili haberi duyar duymaz geldi, ayaklarına kapandı. Yahudi olmayan bu kadın Suriye-Fenike ırkındandı. Kızından cini kovması için İsaya rica etti.
İsa ona, “Bırak, önce çocuklar doysunlar” dedi. “Çocukların ekmeğini alıp köpeklere atmak doğru değildir.”
Kadın buna karşılık, “Haklısın, Rab” dedi. “Ama köpekler de sofranın altında çocukların ekmek kırıntılarını yer.”
İsa ona, “Bu sözden ötürü cin kızından çıktı, gidebilirsin” dedi.
Kadın evine gittiğinde çocuğunu cinden kurtulmuş, yatakta yatar buldu.

İnsanı Kirleten Nedir? – Markos 7

Yeruşalimden gelen Ferisiler ve bazı din bilginleri, İsanın çevresinde toplandılar. Onun öğrencilerinden bazılarının murdar, yani yıkanmamış ellerle yemek yediklerini gördüler. Ferisiler, hatta bütün Yahudiler, atalarının töresi uyarınca ellerini iyice yıkamadan yemek yemezler. Çarşıdan dönünce de, yıkanmadan yemek yemezler. Ayrıca kase, testi ve bakır kapların yıkanmasıyla ilgili başka birçok töreye de uyarlar.
Ferisiler ve din bilginleri İsaya, “Öğrencilerin neden atalarımızın töresine uymuyorlar, niçin murdar ellerle yemek yiyorlar?” diye sordular.
İsa onları şöyle yanıtladı: “Yeşayanın siz ikiyüzlülerle ilgili peygamberlik sözü ne kadar yerindedir! Yazmış olduğu gibi,
Bu halk, dudaklarıyla beni sayar,
Ama yürekleri benden uzak.
Bana boşuna taparlar.
Çünkü öğrettikleri, sadece insan buyruklarıdır. Siz Tanrı buyruğunu bir yana bırakmış, insan töresine uyuyorsunuz.”
İsa onlara ayrıca şunu söyledi: “Kendi törenizi sürdürmek için Tanrı buyruğunu bir kenara itmeyi ne de güzel beceriyorsunuz! Musa, Annene babana saygı göstereceksin ve, Annesine ya da babasına söven kesinlikle öldürülecektir diye buyurmuştu. Ama siz, Eğer bir adam annesine ya da babasına, benden alacağın bütün yardım kurbandır, yani Tanrıya adanmıştır derse, artık annesi ya da babası için bir şey yapmasına izin yok diyorsunuz. Böylece kuşaktan kuşağa aktardığınız törelerle Tanrının sözünü geçersiz kılıyorsunuz. Buna benzer daha birçok şey yapıyorsunuz.”
İsa, halkı yine yanına çağırıp onlara, “Hepiniz beni dinleyin ve şunu belleyin” dedi. “İnsanın dışında olup içine giren hiçbir şey onu kirletemez. İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır.”
İsa kalabalığı bırakıp eve girince, öğrencileri Ona bu benzetmenin anlamını sordular. O da onlara, “Demek siz de anlamıyorsunuz, öyle mi?” dedi. “Dışarıdan insanın içine giren hiçbir şeyin onu kirletemeyeceğini bilmiyor musunuz? Dıştan giren, insanın yüreğine değil, midesine gider, oradan da helaya atılır.” İsa bu sözlerle, bütün yiyeceklerin temiz olduğunu bildirmiş oluyordu.
İsa şöyle devam etti: “İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır. Çünkü kötü düşünceler, fuhuş, hırsızlık, cinayet, zina, açgözlülük, kötülük, hile, sefahat, kıskançlık, iftira, kibir ve akılsızlık içten, insanın yüreğinden kaynaklanır. Bu kötülüklerin hepsi içten kaynaklanır ve insanı kirletir.”

İsa Ginnesarda Hastaları İyileştiriyor – Markos 6

İsayla öğrencileri gölü aştılar, Ginnesarda karaya çıkıp tekneyi bağladılar. Onlar tekneden inince, halk İsayı hemen tanıdı. Bazıları koşarak bütün yöreyi dolaştı. İsanın bulunduğu yeri öğrenenler, hastaları şilteleriyle oraya götürmeye başladılar. Köy olsun, kent ya da çiftlik olsun, İsanın gittiği her yerde, hastaları meydanlara yatırıyor, sadece giysisinin eteğine dokunmalarına izin vermesi için yalvarıyorlardı. Dokunanların hepsi de iyileşti.

İsa Su Üstünde Yürüyor – Markos 6

Bundan hemen sonra İsa öğrencilerine, tekneye binip kendisinden önce karşı yakada bulunan Beytsaydaya geçmelerini buyurdu. Bu arada kendisi halkı evlerine gönderecekti. Onları uğurladıktan sonra, dua etmek için dağa çıktı. Akşam olduğunda, tekne gölün ortasına varmıştı. Yalnız başına karada kalan İsa, öğrencilerinin kürek çekmekte çok zorlandıklarını gördü. Çünkü rüzgar onlara karşı esiyordu. Sabaha karşı İsa, gölün üstünde yürüyerek onlara yaklaştı. Yanlarından geçip gidecekti. Onlar ise, gölün üstünde yürüdüğünü görünce Onu hayalet sanarak bağrıştılar. Hepsi Onu görmüş ve dehşete kapılmıştı. İsa hemen onlara seslenerek, “Cesur olun, benim, korkmayın!” dedi. Tekneye binip onlara katılınca rüzgar dindi. Onlarsa büyük bir şaşkınlık içindeydi. Ekmekle ilgili mucizeyi bile anlamamışlardı; zihinleri körelmişti.

İsa Beş Bin Kişiyi Doyuruyor – Markos 6

Elçiler, İsanın yanına dönerek yaptıkları ve öğrettikleri her şeyi Ona anlattılar. İsa onlara, “Gelin, tek başımıza tenha bir yere gidelim de biraz dinlenin” dedi. Gelen giden öyle çoktu ki, yemek yemeye bile vakit bulamıyorlardı.
Tekneye binip tek başlarına tenha bir yere doğru yol aldılar. Gittiklerini gören birçok kişi onları tanıdı. Halk civardaki bütün kentlerden yaya olarak yola dökülüp onlardan önce oraya vardı. İsa tekneden inince büyük bir kalabalıkla karşılaştı. Çobansız koyunlara benzeyen bu insanlara acıdı ve onlara birçok konuda öğretmeye başladı.
Vakit ilerlemişti. Öğrencileri İsaya gelip, “Burası ıssız bir yer” dediler, “Vakit de ilerledi. Halkı salıver de çevredeki çiftlik ve köylere gidip kendilerine yiyecek alsınlar.”
İsa ise, “Onlara siz yiyecek verin” diye karşılık verdi.
Öğrenciler İsaya, “Gidip iki yüz dinarlık ekmek alıp onlara yedirelim mi yani?” diye sordular.
İsa onlara, “Kaç ekmeğiniz var, gidin bakın” dedi.
Öğrenip geldiler, “Beş ekmekle iki balığımız var” dediler.
İsa herkesi küme küme yeşil çayıra oturtmalarını buyurdu. Halk yüzer ellişer kişilik bölükler halinde oturdu. İsa beş ekmekle iki balığı aldı, gözlerini göğe kaldırarak şükretti; sonra ekmekleri böldü ve halka dağıtmaları için öğrencilerine verdi. İki balığı da hepsinin arasında paylaştırdı. Herkes yiyip doydu. Artakalan ekmek ve balıktan on iki sepet dolusu topladılar. Yemek yiyen erkeklerin sayısı beş bin kadardı.

Yahyanın Öldürülmesi – Markos 6

Kral Hirodes de olup bitenleri duydu. Çünkü İsanın ünü her tarafa yayılmıştı. Bazıları, “Bu adam, ölümden dirilen Vaftizci Yahyadır. Olağanüstü güçlerin onda etkin olmasının nedeni budur” diyordu. Başkaları, “O İlyastır” diyor, yine başkaları, “Eski peygamberlerden biri gibi bir peygamberdir” diyordu.
Hirodes bunları duyunca, “Başını kestirdiğim Yahya dirildi!” dedi.
Hirodesin kendisi, kardeşi Filipusun karısı Hirodiyanın yüzünden adam gönderip Yahyayı tutuklatmış, zindana attırıp zincire vurdurmuştu. Çünkü Hirodes bu kadınla evlenince Yahya ona, “Kardeşinin karısıyla evlenmen Kutsal Yasaya aykırıdır” demişti. Hirodiya bu yüzden Yahyaya kin bağlamıştı; onu öldürtmek istiyor, ama başaramıyordu. Çünkü Yahyanın doğru ve kutsal bir adam olduğunu bilen Hirodes ondan korkuyor ve onu koruyordu. Yahyayı dinlediği zaman büyük bir şaşkınlık içinde kalıyor, yine de onu dinlemekten zevk alıyordu.
Ne var ki, Hirodesin kendi doğum gününde saray büyükleri, komutanlar ve Celilenin ileri gelenleri için verdiği şölende beklenen fırsat doğdu. Hirodiyanın kızı içeri girip dans etti. Bu, Hirodesle konuklarının hoşuna gitti.
Kral genç kıza, “Dile benden, ne dilersen veririm” dedi. Ant içerek, “Benden ne dilersen, krallığımın yarısı da olsa, veririm” dedi.
Kız dışarı çıkıp annesine, “Ne isteyeyim?” diye sordu.
“Vaftizci Yahyanın başını iste” dedi annesi.
Kız hemen koşup kralın yanına girdi, “Vaftizci Yahyanın başını bir tepsi üzerinde hemen bana vermeni istiyorum” diyerek dileğini açıkladı.
Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü kızı reddetmek istemedi. Hemen bir cellat gönderip Yahyanın başını getirmesini buyurdu. Cellat zindana giderek Yahyanın başını kesti. Kesik başı bir tepsi üzerinde getirip genç kıza verdi, kız da annesine götürdü. Yahyanın öğrencileri bunu duyunca gelip cesedi aldılar ve mezara koydular.

İsa On İki Elçisini Görevlendiriyor – Markos 6

İsa çevredeki köyleri dolaşıp öğretiyordu. On iki öğrencisini yanına çağırdı ve onları ikişer ikişer halk arasına göndermeye başladı. Onlara kötü ruhlar üzerinde yetki verdi.
Yolculuk için yanlarına değnekten başka bir şey almamalarını söyledi. Ne ekmek, ne torba, ne de kuşaklarında para götüreceklerdi. Onlara çarık giymelerini söyledi. Ama, “İki mintan giymeyin” dedi.
“Bir yere gittiğiniz zaman, oradan ayrılıncaya dek hep aynı evde kalın” diye devam etti. “İnsanların sizi kabul etmedikleri, sizi dinlemedikleri bir yerden ayrılırken, onlara uyarı olsun diye ayağınızın altındaki tozu silkin!”
Böylece öğrenciler yola çıkıp insanları tövbeye çağırmaya başladılar. Birçok cin kovdular; birçok hastayı, üzerlerine yağ sürerek iyileştirdiler.

İsa Reddediliyor – Markos 6

İsa oradan ayrılarak kendi memleketine gitti. Öğrencileri de ardından gittiler. Şabat Günü olunca İsa havrada öğretmeye başladı. Söylediklerini işiten birçok kişi şaşıp kaldı. “Bu adam bunları nereden öğrendi?” diye soruyorlardı. “Kendisine verilen bu bilgelik nedir? Nasıl böyle mucizeler yapabiliyor? Meryemin oğlu, Yakup, Yose, Yahuda ve Simunun kardeşi olan marangoz değil mi bu? Kızkardeşleri burada, aramızda yaşamıyor mu?” Ve gücenip Onu reddettiler.
İsa da onlara, “Bir peygamber, kendi memleketinden, akraba çevresinden ve kendi evinden başka yerde hor görülmez” dedi. Orada birkaç hastayı, üzerlerine ellerini koyarak iyileştirmekten başka hiçbir mucize yapamadı.
Halkın imansızlığına şaşıyordu.

Dirilen Kız, İyileşen Kadın – Markos 5

İsa tekneyle karşı yakaya dönünce, çevresinde büyük bir kalabalık toplandı. Kendisi gölün kıyısında duruyordu. Bu sırada havra yöneticilerinden Yair adında biri geldi. İsayı görünce ayaklarına kapandı, “Küçük kızım can çekişiyor. Gelip ellerini onun üzerine koy da kurtulsun, yaşasın!” diye yalvardı. İsa adamla birlikte gitti. Büyük bir kalabalık da ardından gidiyor, Onu sıkıştırıyordu.
Orada, on iki yıldır kanaması olan bir kadın vardı. Birçok hekimin elinden çok çekmiş, varını yoğunu harcamış, ama iyileşeceğine daha da kötüleşmişti. Kadın, İsa hakkında anlatılanları duymuştu. Bu nedenle, kalabalıkta Onun arkasından gelip giysisine dokundu. İçinden, “Giysilerine bile dokunsam kurtulurum” diyordu. O anda kanaması kesiliverdi. Kadın, bedeninin derinliğinde acıdan kurtulduğunu hissetti. İsa ise, kendisinden bir gücün akıp gittiğini hemen anladı. Kalabalığın ortasında dönüp, “Giysilerime kim dokundu?” diye sordu.
Öğrencileri Ona, “Seni sıkıştıran kalabalığı görüyorsun! Nasıl oluyor da, Bana kim dokundu diye soruyorsun?” dediler.
İsa kendisine dokunanı görmek için çevresine bakındı. Kadın da kendisindeki değişikliği biliyordu. Korkuyla titreyerek geldi, İsanın ayaklarına kapandı ve Ona bütün gerçeği anlattı. İsa ona, “Kızım” dedi, “İmanın seni kurtardı. Esenlikle git. Acıların son bulsun.”
İsa daha konuşurken, havra yöneticisinin evinden adamlar geldi. Yöneticiye, “Kızın öldü” dediler. “Öğretmeni neden hala rahatsız ediyorsun?”
İsa bu sözlere aldırmadan havra yöneticisine, “Korkma, yalnız iman et!” dedi.
İsa, Petrus, Yakup ve Yakupun kardeşi Yuhannadan başka hiç kimsenin kendisiyle birlikte gitmesine izin vermedi. Havra yöneticisinin evine vardıklarında İsa, acı acı ağlayıp feryat eden gürültülü bir kalabalıkla karşılaştı. İçeri girerek onlara, “Niye gürültü edip ağlıyorsunuz?” dedi. “Çocuk ölmedi, uyuyor.” Onlar ise kendisiyle alay ettiler. Ama İsa hepsini dışarı çıkardıktan sonra çocuğun annesini babasını ve kendisiyle birlikte olanları alıp çocuğun bulunduğu odaya girdi. Çocuğun elini tutarak ona, “Talita kumi!” dedi. Bu söz, “Kızım, sana söylüyorum, kalk” demektir.
On iki yaşında olan kız hemen ayağa kalktı, yürümeye başladı.
Oradakileri derin bir şaşkınlık aldı. İsa, “Bunu kimse bilmesin” diyerek onları sıkı sıkıya uyardı ve kıza yemek verilmesini buyurdu.

Cinli Bir Adamın İyileştirilmesi – Markos 5

Gölün karşı yakasına, Gerasalıların memleketine vardılar. İsa tekneden iner inmez, kötü ruha tutulmuş bir adam mezarlık mağaralardan çıkıp Onu karşıladı. Mezarların içinde yaşayan bu adamı artık kimse zincirle bile bağlı tutamıyordu. Birçok kez zincir ve kösteklerle bağlandığı halde, zincirleri koparmış, köstekleri parçalamıştı. Hiç kimse onunla başa çıkamıyordu. Gece gündüz mezarlarda, dağlarda bağırıp duruyor, kendini taşlarla yaralıyordu.
Uzaktan İsayı görünce koşup geldi, Onun önünde yere kapandı. Yüksek sesle haykırarak, “Ey İsa, yüce Tanrının Oğlu, benden ne istiyorsun? Tanrı hakkı için sana yalvarırım, bana işkence etme!” dedi. Çünkü İsa, “Ey kötü ruh, adamın içinden çık!” demişti.
Sonra İsa adama, “Adın ne?” diye sordu.
“Adım Tümen. Çünkü sayımız çok” dedi. Ruhları o bölgeden çıkarmaması için İsaya yalvarıp yakardı.
Orada, dağın yamacında otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı. Kötü ruhlar İsaya, “Bizi şu domuzlara gönder, onlara girelim” diye yalvardılar. İsanın izin vermesi üzerine kötü ruhlar adamdan çıkıp domuzların içine girdiler. Yaklaşık iki bin domuzdan oluşan sürü, dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu.
Domuzları güdenler kaçıp kentte ve köylerde olayın haberini yaydılar. Halk olup biteni görmeye çıktı. İsanın yanına geldiklerinde, önceleri bir tümen cine tutulan adamı giyinmiş, aklı başına gelmiş, oturmuş görünce korktular. Olayı görenler, cinli adama olanları ve domuzların başına gelenleri halka anlattılar. Bunun üzerine halk, bölgelerinden ayrılması için İsaya yalvarmaya başladı.
İsa tekneye binerken, önceleri cinli olan adam Ona, “Seninle geleyim” diye yalvardı.
Ama İsa adama izin vermedi. Ona, “Evine, yakınlarının yanına dön” dedi. “Rabbin senin için neler yaptığını, sana nasıl merhamet ettiğini onlara anlat.” Adam da gitti, İsanın kendisi için neler yaptığını Dekapoliste duyurmaya başladı. Anlattıklarına herkes şaşıp kalıyordu.

İsa Fırtınayı Yatıştırıyor – Markos 4

O gün akşam olunca öğrencilerine, “Karşı yakaya geçelim” dedi.
Öğrenciler kalabalığı geride bırakarak İsayı, içinde bulunduğu tekneyle götürdüler. Yanında başka tekneler de vardı. Bu sırada büyük bir fırtına koptu. Dalgalar tekneye öyle bindirdi ki, tekne neredeyse suyla dolmuştu. İsa, teknenin kıç tarafında bir yastığa yaslanmış uyuyordu. Öğrenciler Onu uyandırıp, “Öğretmenimiz, öleceğiz! Hiç aldırmıyor musun?” dediler.
İsa kalkıp rüzgarı azarladı, göle, “Sus, sakin ol!” dedi. Rüzgar dindi, ortalık sütliman oldu.
İsa öğrencilerine, “Neden korkuyorsunuz? Hala imanınız yok mu?” dedi.
Onlar ise büyük korku içinde birbirlerine, “Bu adam kim ki, rüzgar da göl de Onun sözünü dinliyor?” dediler.

Hardal Tanesi Benzetmesi – Markos 4

İsa sonra şöyle dedi: “Tanrının Egemenliğini neye benzetelim, nasıl bir benzetmeyle anlatalım? Tanrının Egemenliği, hardal tanesine benzer. Hardal, yeryüzünde toprağa ekilen tohumların en küçüğü olmakla birlikte, ekildikten sonra gelişir, bütün bahçe bitkilerinin boyunu aşar. Öylesine dal budak salar ki, kuşlar gölgesinde barınabilir.”
İsa, Tanrı sözünü, buna benzer birçok benzetmeyle halkın anlayabildiği ölçüde anlatırdı. Benzetme kullanmadan onlara hiçbir şey anlatmazdı. Ama kendi öğrencileriyle yalnız kaldığında, onlara her şeyi açıklardı.

Filizlenen Tohum Benzetmesi – Markos 4

Sonra İsa şöyle dedi: “Tanrının Egemenliği, toprağa tohum saçan adama benzer. Gece olur, uyur; gündüz olur, kalkar. Kendisi nasıl olduğunu bilmez ama, tohum filizlenir, gelişir. Toprak kendiliğinden ürün verir. Önce filizi, sonra başağı, sonunda da başağı dolduran taneleri verir. Ürün olgunlaşınca, adam hemen orağı vurur. Çünkü biçim vakti gelmiştir.”

Kandil Kandilliğe Konur – Markos 4

Onlara, “Kandili, tahıl ölçeğinin ya da yatağın altına koymak için mi getirirler?” dedi. “Kandilliğe koymak için değil mi? Gizli olan ne varsa, açığa çıkarılmak üzere gizlenmiştir; saklı olan ne varsa, aydınlığa çıkmak üzere saklanmıştır. İşitecek kulağı olan işitsin!”
İsa şöyle devam etti: “İşittiklerinize dikkat edin! Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız. Hatta size daha fazlası verilecek. Çünkü kimde varsa, ona daha çok verilecek. Ama kimde yoksa, elindeki de alınacak.”

Tohum Benzetmesi Açıklanıyor – Markos 4

İsa sonra onlara, “Siz bu benzetmeyi anlamıyor musunuz?” dedi. “Öyleyse bütün benzetmeleri nasıl anlayacaksınız? Ekincinin ektiği, Tanrı sözüdür. Bazı insanlar sözün ekildiği yerde yol kenarına düşen tohumlara benzer. Bunlar sözü işitir işitmez, Şeytan gelir, yüreklerine ekilen sözü alır götürür. Kayalık yerlere ekilenler ise, işittikleri sözü hemen sevinçle kabul eden, ama kök salamadıkları için ancak bir süre dayanan kişilerdir. Böyleleri Tanrı sözünden ötürü sıkıntı ya da zulme uğrayınca hemen sendeleyip düşerler. Yine bazıları dikenler arasında ekilen tohumlara benzerler. Bunlar sözü işitirler, ama dünyasal kaygılar, zenginliğin aldatıcılığı ve daha başka hevesler araya girip sözü boğar ve ürün vermesini engeller. İyi toprağa ekilenler ise, sözü işiten, onu benimseyen, kimi otuz, kimi altmış, kimi de yüz kat ürün veren kişilerdir.”

Benzetmelerin Amacı – Markos 4

Onikilerle öbür izleyicileri İsayla yalnız kalınca, kendisinden benzetmelerin anlamını sordular. O da onlara şöyle dedi: “Tanrının Egemenliğinin sırrı sizlere açıklandı, ama dışarıda olanlara her şey benzetmelerle anlatılır. Öyle ki,
Bakıp bakıp görmesinler,
Duyup duyup anlamasınlar da,
Dönüp bağışlanmasınlar. ”

Tohum Benzetmesi – Markos 4

İsa göl kıyısında halka yine öğretmeye başladı. Çevresinde çok büyük bir kalabalık toplandı. Bu yüzden İsa göldeki bir tekneye binip oturdu. Bütün kalabalık göl kıyısında duruyordu. İsa onlara benzetmelerle birçok şey öğretiyordu. Öğretirken, “Şunu dinleyin” dedi. “Ekincinin biri tohum ekmeye çıktı. Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düştü. Kuşlar gelip bunları yedi. Kimi, toprağı az kayalık yerlere düştü. Toprak derin olmadığından hemen filizlendi. Ne var ki, güneş doğunca kavruldular, kök salamadıkları için kuruyup gittiler. Kimi, dikenler arasına düştü. Dikenler büyüdü, filizleri boğdu ve filizler ürün vermedi. Kimi ise iyi toprağa düştü, büyüyüp çoğaldı, ürün verdi. Bazısı otuz, bazısı altmış, bazısı da yüz kat ürün verdi.” Sonra İsa şunu ekledi: “İşitecek kulağı olan işitsin!”

İsanın Annesiyle Kardeşleri – Markos 3

Daha sonra İsanın annesiyle kardeşleri geldi. Dışarıda durdular, haber gönderip Onu çağırdılar. İsanın çevresinde oturan kalabalıktan bazıları, “Bak” dediler, “Annenle kardeşlerin dışarıda, seni istiyorlar.”
İsa buna karşılık onlara, “Kimdir annem ve kardeşlerim?” dedi. Sonra çevresinde oturanlara bakıp şöyle dedi: “İşte annem, işte kardeşlerim! Tanrının isteğini kim yerine getirirse, kardeşim, kızkardeşim ve annem odur.”

İsa ve Baalzevul – Markos 3

İsa bundan sonra eve gitti. Yine öyle büyük bir kalabalık toplandı ki, İsayla öğrencileri yemek bile yiyemediler. Yakınları bunu duyunca, “Aklını kaçırmış” diyerek Onu almaya geldiler.
Yeruşalimden gelen din bilginleri ise, “Baalzevul Onun içine girmiş” ve “Cinleri, cinlerin önderinin gücüyle kovuyor” diyorlardı.
Bunun üzerine İsa din bilginlerini yanına çağırıp onlara benzetmelerle seslendi. “Şeytan, Şeytanı nasıl kovabilir?” dedi. “Bir ülke kendi içinde bölünmüşse, ayakta kalamaz. Bir ev kendi içinde bölünmüşse, ayakta kalamaz. Şeytan da kendine karşı gelip kendi içinde bölünmüşse, artık ayakta kalamaz; sonu gelmiş demektir. Hiç kimse güçlü adamın evine girip malını çalamaz. Ancak onu bağladıktan sonra evini soyabilir. Size doğrusunu söyleyeyim, insanların işlediği her günah, ettiği her küfür bağışlanacak, ama Kutsal Ruha küfreden asla bağışlanmayacak. Bunu yapan, asla silinmeyecek bir günah işlemiş olur.”
İsa bu sözleri, “Onda kötü ruh var” dedikleri için söyledi.

İsa On İki Elçisini Seçiyor – Markos 3

İsa, dağa çıkarak istediği kişileri yanına çağırdı. Onlar da yanına gittiler. İsa bunlardan on iki kişiyi yanında bulundurmak, Tanrı sözünü duyurmaya göndermek ve cinleri kovmaya yetkili kılmak üzere seçti. Seçtiği bu on iki kişi şunlardır: Petrus adını verdiği Simun, Beni-Regeş, yani Gökgürültüsü Oğulları adını verdiği Zebedinin oğulları Yakup ve Yuhanna, Andreas, Filipus, Bartalmay, Matta, Tomas, Alfay oğlu Yakup, Taday, Yurtsever Simun ve İsaya ihanet eden Yahuda İskariot.

İsa, Celile Gölünün Kıyısında – Markos 3

İsa, öğrencileriyle birlikte göl kıyısına çekildi. Celileden büyük bir kalabalık Onun ardından geldi. Ayrıca, bütün yaptıklarını duyan büyük kalabalıklar Yahudiyeden, Yeruşalimden, İdumeyadan, Şeria Irmağının karşı yakasından, Sur ve Sayda bölgelerinden kendisine akın etti. İsa, kalabalığın arasında sıkışıp kalmamak için öğrencilerine bir kayık hazır bulundurmalarını söyledi. Birçoklarını iyileştirmiş olduğundan, çeşitli hastalıklara yakalananlar Ona dokunmak için üzerine üşüşüyordu. Kötü ruhlar Onu görünce ayaklarına kapanıyor, “Sen Tanrının Oğlusun!” diye bağırıyorlardı. Ama İsa, kim olduğunu açıklamamaları için onları sıkı sıkıya uyardı.

Eli Sakat Bir Adam İyileştiriliyor – Markos 3

İsa yine havraya girdi. Orada eli sakat bir adam vardı. Bazıları İsayı suçlamak amacıyla, Şabat Günü hastayı iyileştirecek mi diye Onu gözlüyorlardı. İsa, eli sakat adama, “Kalk, öne çık!” dedi. Sonra havradakilere, “Kutsal Yasaya göre Şabat Günü iyilik yapmak mı doğru, kötülük yapmak mı? Can kurtarmak mı doğru, can almak mı?” diye sordu. Onlardan ses çıkmadı.
İsa, çevresindekilere öfkeyle baktı. Yüreklerinin duygusuzluğu Onu kederlendirmişti. Adama, “Elini uzat!” dedi. Adam elini uzattı, eli yine sapasağlam oluverdi.
Bunun üzerine Ferisiler dışarı çıktılar, İsayı yok etmek için Hirodes yanlılarıyla hemen görüşmeye başladılar.

Şabat Günü Sorunu – Markos 2

Bir Şabat Günü İsa ekinler arasından geçiyordu. Öğrencileri yolda giderken başakları koparmaya başladılar. Ferisiler İsaya, “Bak, Şabat Günü yasak olanı neden yapıyorlar?” dediler.
İsa onlara, “Davutla yanındakiler aç ve muhtaç kalınca Davutun ne yaptığını hiç okumadınız mı?” diye sordu. “Başkahin Aviyatarın zamanında Davut, Tanrının evine girdi, kahinlerden başkasının yemesi yasak olan adak ekmeklerini yedi ve yanındakilere de verdi.” Sonra onlara, “İnsan Şabat Günü için değil, Şabat Günü insan için yaratıldı” dedi. “Bu nedenle İnsanoğlu Şabat Gününün de Rabbidir.”

Oruçla İlgili Soru – Markos 2

Yahyanın öğrencileriyle Ferisiler oruç tutarken, bazı kişiler İsaya gelip, “Yahyanın ve Ferisilerin öğrencileri oruç tutuyor da senin öğrencilerin neden tutmuyor?” diye sordular.
İsa şöyle karşılık verdi: “Güvey aralarında olduğu sürece davetliler oruç tutar mı? Güvey aralarında oldukça oruç tutmazlar! Ama güveyin aralarından alınacağı günler gelecek, onlar işte o zaman, o gün oruç tutacaklar. Hiç kimse eski giysiyi yeni kumaş parçasıyla yamamaz. Yoksa yeni yama çeker, eski giysiden kopar, yırtık daha beter olur. Hiç kimse yeni şarabı eski tulumlara doldurmaz. Yoksa şarap tulumları patlatır, şarap da tulumlar da mahvolur. Yeni şarap yeni tulumlara doldurulur.”

Levinin Öğrencilere Katılması – Markos 2

İsa yine çıkıp göl kıyısına gitti. Bütün halk yanına geldi, O da onlara öğretmeye başladı. Yoldan geçerken, vergi toplama yerinde oturan Alfay oğlu Leviyi gördü. Ona, “Ardımdan gel” dedi. Levi de kalkıp İsanın ardından gitti.
Sonra İsa, Levinin evinde yemek yerken, birçok vergi görevlisiyle günahkar Onunla ve öğrencileriyle birlikte sofraya oturmuştu. Onu izleyen böyle birçok kişi vardı. Ferisilerden bazı din bilginleri, Onu günahkarlar ve vergi görevlileriyle birlikte yemekte görünce öğrencilerine, “Niçin vergi görevlileri ve günahkarlarla birlikte yemek yiyor?” diye sordular.
Bunu duyan İsa onlara, “Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var” dedi. “Ben doğru kişileri değil, günahkarları çağırmaya geldim.”

Bir Felçlinin İyileştirilmesi – Markos 2

Birkaç gün sonra İsa tekrar Kefarnahuma geldiğinde, evde olduğu duyuldu. O kadar çok insan toplandı ki, artık kapının önünde bile duracak yer kalmamıştı. İsa onlara Tanrı sözünü anlatıyordu. Bu arada Ona dört kişinin taşıdığı felçli bir adamı getirdiler. Kalabalıktan Ona yaklaşamadıkları için, bulunduğu yerin üzerindeki damı delip açarak felçliyi üstünde yattığı şilteyle birlikte aşağı indirdiler. İsa onların imanını görünce felçliye, “Oğlum, günahların bağışlandı” dedi.
Orada oturan bazı din bilginleri ise içlerinden şöyle düşündüler: “Bu adam neden böyle konuşuyor? Tanrıya küfrediyor! Tanrıdan başka kim günahları bağışlayabilir?”
Akıllarından geçeni hemen ruhunda sezen İsa onlara, “Aklınızdan neden böyle şeyler geçiriyorsunuz?” dedi. “Hangisi daha kolay, felçliye, Günahların bağışlandı demek mi, yoksa, Kalk, şilteni topla, yürü demek mi? Ne var ki, İnsanoğlunun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye…” Sonra felçliye, “Sana söylüyorum, kalk, şilteni topla, evine git!” dedi. Adam kalktı, hemen şiltesini topladı, hepsinin gözü önünde çıkıp gitti. Herkes şaşakalmıştı. Tanrıyı övüyorlar, “Böylesini hiç görmemiştik” diyorlardı.

İsa Bir Cüzamlıyı İyileştiriyor – Markos 1

İsaya cüzamlı biri geldi, diz çökerek, “İstersen beni temiz kılabilirsin” diye yalvardı.
İsanın yüreği sızladı, elini uzatıp adama dokundu, “İsterim, temiz ol!” dedi. Adam anında cüzamdan kurtulup tertemiz oldu.
İsa onu sıkıca uyararak hemen yanından uzaklaştırdı. “Sakın kimseye bir şey söyleme!” dedi. “Git, kahine görün ve cüzamdan temizlendiğini herkese kanıtlamak için Musanın buyurduğu sunuları sun.”
Ne var ki, adam çıkıp gitti, olayla ilgili haberi her tarafa yayıp duyurmaya başladı. Öyle ki, İsa artık hiçbir kente açıkça giremez oldu. Ancak dışarıda, ıssız yerlerde kalıyordu. Ve halk her yerden Ona akın ediyordu.

İsa Kötü Ruhları Kovuyor, Hastaları İyileştiriyor – Markos 1

Kefarnahuma girdiler. Şabat Günü İsa havraya gidip öğretmeye başladı. Halk Onun öğretişine şaşıp kaldı. Çünkü onlara din bilginleri gibi değil, yetkili biri gibi öğretiyordu. Tam o sırada havrada bulunan ve kötü ruha tutulmuş bir adam, “Ey Nasıralı İsa, bizden ne istiyorsun?” diye bağırdı. “Bizi mahvetmeye mi geldin? Senin kim olduğunu biliyorum, Tanrının Kutsalısın sen!”
İsa, “Sus, çık adamdan!” diyerek kötü ruhu azarladı. Kötü ruh adamı sarstı ve büyük bir çığlık atarak içinden çıktı.
Herkes şaşıp kaldı. Birbirlerine, “Bu nasıl şey?” diye sormaya başladılar. “Yepyeni bir öğreti! Kötü ruhlara bile yetkiyle buyruk veriyor, onlar da sözünü dinliyor.” Böylece İsayla ilgili haber, Celile bölgesinin her yerine hızla yayıldı.
İsa havradan çıkar çıkmaz, Yakup ve Yuhanna ile birlikte Simun ve Andreasın evine gitti. Simunun kaynanası ateşler içinde yatıyordu. Durumu hemen İsaya bildirdiler. O da hastaya yaklaştı, elinden tutup kaldırdı. Kadının ateşi düştü, onlara hizmet etmeye başladı.
Akşam olup güneş batınca, bütün hastaları ve cinlileri İsaya getirdiler. Bütün kent halkı kapıya toplanmıştı. İsa, çeşitli hastalıklara yakalanmış birçok kişiyi iyileştirdi, birçok cini kovdu. Cinlerin konuşmasına izin vermiyordu. Çünkü onlar kendisinin kim olduğunu biliyorlardı.
Sabah çok erkenden, ortalık henüz ağarmadan İsa kalktı, evden çıkıp ıssız bir yere gitti, orada dua etmeye başladı. Simun ile yanındakiler İsayı aramaya çıktılar. Onu bulunca, “Herkes seni arıyor!” dediler.
İsa onlara, “Başka yerlere, yakın kasabalara gidelim” dedi. “Oralarda da Tanrı sözünü duyurayım. Bunun için çıkıp geldim.” Böylece havralarında Tanrı sözünü duyurarak ve cinleri kovarak bütün Celile bölgesini dolaştı.

İsa Görevine Başlıyor – Markos 1

O günlerde Celilenin Nasıra Kentinden çıkıp gelen İsa, Yahya tarafından Şeria Irmağında vaftiz edildi. Tam sudan çıkarken, göklerin yarıldığını ve Ruhun güvercin gibi üzerine indiğini gördü. Göklerden, “Sen benim sevgili Oğlumsun, senden hoşnudum” diyen bir ses duyuldu.
O an Ruh, İsayı çöle gönderdi. İsa çölde kaldığı kırk gün boyunca Şeytan tarafından denendi. Yabanıl hayvanlar arasındaydı, melekler Ona hizmet ediyordu.
Yahyanın tutuklanmasından sonra İsa, Tanrının Müjdesini duyura duyura Celileye gitti. “Zaman doldu” diyordu, “Tanrının Egemenliği yaklaştı. Tövbe edin, Müjdeye inanın!”
İsa, Celile Gölünün kıyısından geçerken, göle ağ atmakta olan Simun ile kardeşi Andreası gördü. Bu adamlar balıkçıydı. İsa onlara, “Ardımdan gelin” dedi, “Sizleri insan tutan balıkçılar yapacağım.” Onlar da hemen ağlarını bırakıp Onun ardından gittiler. İsa biraz ileri gidince Zebedinin oğulları Yakupla Yuhannayı gördü. Teknede ağlarını onarıyorlardı. Hemen onları çağırdı. Onlar da babaları Zebediyi işçilerle birlikte teknede bırakıp İsanın ardından gittiler.

Vaftizci Yahyanın Gelişi – Markos 1

Tanrının Oğlu İsa Mesihle ilgili Müjdenin başlangıcı.
Peygamber Yeşayanın Kitabında şöyle yazılmıştır:
“İşte, habercimi senin önünden gönderiyorum;
O senin yolunu hazırlayacak.”
“Çölde haykıran,
Rabbin yolunu hazırlayın,
Geçeceği patikaları düzleyin diye sesleniyor.”
Böylece Vaftizci Yahya çölde ortaya çıktı. İnsanları, günahlarının bağışlanması için tövbe edip vaftiz olmaya çağırıyordu. Bütün Yahudiye halkı ve Yeruşalimlilerin hepsi ona geliyor, günahlarını itiraf ediyor, onun tarafından Şeria Irmağında vaftiz ediliyordu.
Yahyanın deve tüyünden giysisi, belinde deri kuşağı vardı. Çekirge ve yaban balı yerdi. Şu haberi yayıyordu: “Benden sonra benden daha güçlü olan geliyor. Eğilip Onun çarıklarının bağını çözmeye bile layık değilim. Ben sizi suyla vaftiz ettim, ama O sizi Kutsal Ruhla vaftiz edecektir.”

Son Buyruk – Matta 28

On bir öğrenci Celileye, İsanın kendilerine bildirdiği dağa gittiler. İsayı gördükleri zaman Ona tapındılar. Ama bazıları kuşku içindeydi. İsa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi: “Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruhun adıyla vaftiz edin; size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.”

Nöbetçilerin Getirdiği Haber – Matta 28

Kadınlar daha yoldayken nöbetçi askerlerden bazıları kente giderek olup bitenleri başkahinlere bildirdiler. Başkahinler ileri gelenlerle birlikte toplanıp birbirlerine danıştıktan sonra askerlere yüklü para vererek dediler ki, “Siz şöyle diyeceksiniz: Öğrencileri geceleyin geldi, biz uyurken Onun cesedini çalıp götürdüler. Eğer bu haber valinin kulağına gidecek olursa biz onu yatıştırır, size bir zarar gelmesini önleriz.” Böylece askerler parayı aldılar ve kendilerine söylendiği gibi yaptılar. Bu söylenti Yahudiler arasında bugün de yaygındır.

İsanın Dirilişi – Matta 28

Şabat Gününü izleyen haftanın ilk günü, tan yeri ağarırken, Mecdelli Meryem ile öbür Meryem mezarı görmeye gittiler.
Ansızın büyük bir deprem oldu. Rabbin bir meleği gökten indi ve mezara gidip taşı bir yana yuvarlayarak üzerine oturdu. Görünüşü şimşek gibi, giysileri ise kar gibi bembeyazdı. Nöbetçiler korkudan titremeye başladılar, sonra ölü gibi yere yıkıldılar.
Melek kadınlara şöyle seslendi: “Korkmayın! Çarmıha gerilen İsayı aradığınızı biliyorum. O burada yok; söylemiş olduğu gibi dirildi. Gelin, Onun yattığı yeri görün. Çabuk gidin, öğrencilerine şöyle deyin: İsa ölümden dirildi. Sizden önce Celileye gidiyor, kendisini orada göreceksiniz. İşte ben size söylemiş bulunuyorum.”
Kadınlar korku ve büyük sevinç içinde hemen mezardan uzaklaştılar; koşarak İsanın öğrencilerine haber vermeye gittiler. İsa ansızın karşılarına çıktı, “Selam!” dedi. Yaklaşıp İsanın ayaklarına sarılarak Ona tapındılar. O zaman İsa, “Korkmayın!” dedi. “Gidip kardeşlerime haber verin, Celileye gitsinler, beni orada görecekler.”

İsanın Gömülmesi – Matta 27

57 Akşama doğru Yusuf adında zengin bir Aramatyalı geldi. O da İsa’nın bir öğrencisiydi. 58 Pilatus’a gidip İsa’nın cesedini istedi. Pilatus da cesedin ona verilmesini buyurdu. 59-60 Yusuf cesedi aldı, temiz keten beze sardı, kayaya oydurduğu kendi yeni mezarına yatırdı. Mezarın girişine büyük bir taş yuvarlayıp oradan ayrıldı. 61 Mecdelli Meryem ile öteki Meryem ise orada, mezarın karşısında oturuyorlardı. 62-63 Ertesi gün, yani Hazırlık Günü’nden sonraki gün, başkâhinlerle Ferisiler Pilatus’un önünde toplanarak, “Efendimiz” dediler, “O aldatıcının, daha yaşarken, ‘Ben öldükten üç gün sonra dirileceğim’ dediğini hatırlıyoruz. 64 Onun için buyruk ver de üçüncü güne dek mezarı güvenlik altına alsınlar. Yoksa öğrencileri gelir, cesedini çalar ve halka, ‘Ölümden dirildi’ derler. Son aldatmaca ilkinden beter olur.” 65 Pilatus onlara, “Yanınıza asker alın, gidip mezarı dilediğiniz gibi güvenlik altına alın” dedi. 66 Onlar da askerlerle birlikte gittiler, taşı mühürleyip mezarı güvenlik altına aldılar.

İsanın Ölümü – Matta 27

45 Öğleyin on ikiden üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü. 46 Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, “Eli, Eli, lema şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” diye bağırdı. 47 Orada duranlardan bazıları bunu işitince, “Bu adam İlyas’ı çağırıyor” dediler. 48 İçlerinden biri hemen koşup bir sünger getirdi, ekşi şaraba batırıp bir kamışın ucuna takarak İsa’ya içirdi. 49 Öbürleri ise, “Dur bakalım, İlyas gelip O’nu kurtaracak mı?” dediler. 50 İsa, yüksek sesle bir kez daha bağırdı ve ruhunu teslim etti. 51 O anda tapınaktaki perde yukarıdan aşağıya yırtılarak ikiye bölündü. Yer sarsıldı, kayalar yarıldı. 52 Mezarlar açıldı, ölmüş olan birçok kutsal kişinin cesetleri dirildi. 53 Bunlar mezarlarından çıkıp İsa’nın dirilişinden sonra kutsal kente girdiler ve birçok kimseye göründüler. 54 İsa’yı bekleyen yüzbaşı ve beraberindeki askerler, depremi ve öbür olayları görünce dehşete kapıldılar, “Bu gerçekten Tanrı’nın Oğlu’ydu!” dediler. 55 Orada, olup bitenleri uzaktan izleyen birçok kadın vardı. Bunlar, Celile’den İsa’nın ardından gelip O’na hizmet etmişlerdi. 56 Aralarında Mecdelli Meryem, Yakup ile Yusuf’un annesi Meryem ve Zebedi oğullarının annesi de vardı.

İsa Çarmıha Geriliyor – Matta 27

32 Dışarı çıktıklarında Simun adında Kireneli bir adama rastladılar. İsa’nın çarmıhını ona zorla taşıttılar. 33-34 Golgota, yani Kafatası denilen yere vardıklarında içmesi için İsa’ya ödle karışık şarap verdiler. İsa bunu tadınca içmek istemedi. 35 Askerler O’nu çarmıha gerdikten sonra kura çekerek giysilerini aralarında paylaştılar. 36 Sonra oturup yanında nöbet tuttular. 37 Başının üzerine, BU, YAHUDİLER’İN KRALI İSA’DIR diye yazan bir suç yaftası astılar. 38 İsa’yla birlikte, biri sağında öbürü solunda olmak üzere iki haydut da çarmıha gerildi. 39-40 Oradan geçenler başlarını sallayıp İsa’ya sövüyor, “Hani sen tapınağı yıkıp üç günde yeniden kuracaktın? Haydi, kurtar kendini! Tanrı’nın Oğlu’ysan çarmıhtan in!” diyorlardı. 41-42 Başkâhinler, din bilginleri ve ileri gelenler de aynı şekilde O’nunla alay ederek, “Başkalarını kurtardı, kendini kurtaramıyor” diyorlardı. “İsrail’in Kralı imiş! Şimdi çarmıhtan aşağı insin de O’na iman edelim. 43 Tanrı’ya güveniyordu; Tanrı O’nu seviyorsa, kurtarsın bakalım! Çünkü, ‘Ben Tanrı’nın Oğlu’yum’ demişti.” 44 İsa’yla birlikte çarmıha gerilen haydutlar da O’na aynı şekilde hakaret ettiler.

Askerlerin İsayı Aşağılaması – Matta 27

27 Sonra valinin askerleri İsa’yı vali konağına götürüp bütün taburu başına topladılar. 28 O’nu soyup üzerine kırmızı bir kaftan geçirdiler. 29 Dikenlerden bir taç örüp başına koydular, sağ eline de bir kamış tutturdular. Önünde diz çöküp, “Selam, ey Yahudiler’in Kralı!” diyerek O’nunla alay ettiler. 30 Üzerine tükürdüler, kamışı alıp başına vurdular. 31 O’nunla böyle alay ettikten sonra kaftanı üzerinden çıkarıp kendi giysilerini giydirdiler ve çarmıha germeye götürdüler.

İsa Vali Pilatusun Önünde – Matta 27

11 İsa valinin önüne çıkarıldı. Vali O’na, “Sen Yahudiler’in Kralı mısın?” diye sordu. İsa, “Söylediğin gibidir” dedi. 12 Başkâhinlerle ileri gelenler O’nu suçlayınca hiç karşılık vermedi. 13 Pilatus O’na, “Senin aleyhinde yaptıkları bunca tanıklığı duymuyor musun?” dedi. 14 İsa tek konuda bile ona yanıt vermedi. Vali buna çok şaştı. 15 Her Fısıh Bayramı’nda vali, halkın istediği bir tutukluyu salıvermeyi adet edinmişti. 16 O günlerde Barabba adında ünlü bir tutuklu vardı. 17 Halk bir araya toplandığında, Pilatus onlara, “Sizin için kimi salıvermemi istersiniz, Barabba’yı mı, Mesih denen İsa’yı mı?” diye sordu. 18 İsa’yı kıskançlıktan ötürü kendisine teslim ettiklerini biliyordu. 19 Pilatus yargı kürsüsünde otururken karısı ona, “O doğru adama dokunma. Dün gece rüyamda O’nun yüzünden çok sıkıntı çektim” diye haber gönderdi. 20 Başkâhinler ve ileri gelenler ise, Barabba’nın salıverilmesini ve İsa’nın öldürülmesini istesinler diye halkı kışkırttılar. 21 Vali onlara şunu sordu: “Sizin için hangisini salıvermemi istersiniz?” “Barabba’yı” dediler. 22 Pilatus, “Öyleyse Mesih denen İsa’yı ne yapayım?” diye sordu. Hep bir ağızdan, “Çarmıha gerilsin!” dediler. 23 Pilatus, “O ne kötülük yaptı ki?” diye sordu. Onlar ise daha yüksek sesle, “Çarmıha gerilsin!” diye bağrışıp durdular. 24 Pilatus, elinden bir şey gelmediğini, tersine, bir kargaşalığın başladığını görünce su aldı, kalabalığın önünde ellerini yıkayıp şöyle dedi: “Bu adamın kanından ben sorumlu değilim. Bu işe siz bakın!” 25 Bütün halk şu karşılığı verdi: “O’nun kanının sorumluluğu bizim ve çocuklarımızın üzerinde olsun!” 26 Bunun üzerine Pilatus onlar için Barabba’yı salıverdi. İsa’yı ise kamçılattıktan sonra çarmıha gerilmek üzere askerlere teslim etti.

Yahuda Kendini Asıyor – Matta 27

1 Sabah olunca bütün başkâhinlerle halkın ileri gelenleri, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak konusunda anlaştılar. 2 O’nu bağladılar ve götürüp Vali Pilatus’a teslim ettiler. 3 İsa’ya ihanet eden Yahuda, O’nun mahkûm edildiğini görünce yaptığına pişman oldu. Otuz gümüşü başkâhinlere ve ileri gelenlere geri götürdü. 4 “Ben suçsuz birini ele vermekle günah işledim” dedi. Onlar ise, “Bundan bize ne? Onu sen düşün” dediler. 5 Yahuda paraları tapınağın içine fırlatarak oradan ayrıldı, gidip kendini astı. 6 Paraları toplayan başkâhinler, “Kan bedeli olan bu paraları tapınağın hazinesine koymak doğru olmaz” dediler. 7 Kendi aralarında anlaşarak bu parayla yabancılar için mezarlık yapmak üzere Çömlekçi Tarlası’nı satın aldılar. 8 Bunun için bu tarlaya bugüne dek “Kan Tarlası” denilmiştir. 9-10 Böylece Peygamber Yeremya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelmiş oldu: “İsrailoğulları’ndan kimilerinin O’na biçtikleri değerin karşılığı olan Otuz gümüşü aldılar; Rab’bin bana buyurduğu gibi, Çömlekçi Tarlası’nı satın almak için harcadılar.”

Petrus İsayı İnkar Ediyor – Matta 26

69 Petrus ise dışarıda, avluda oturuyordu. Bir hizmetçi kız yanına gelip, “Sen de Celileli İsa’yla birlikteydin” dedi. 70 Ama Petrus bunu herkesin önünde inkâr ederek, “Neden söz ettiğini anlamıyorum” dedi. 71 Sonra avlu kapısının önüne çıktı. Onu gören başka bir hizmetçi kız orada bulunanlara, “Bu adam Nasıralı İsa’yla birlikteydi” dedi. 72 Petrus ant içerek, “Ben o adamı tanımıyorum” diye yine inkâr etti. 73 Orada duranlar az sonra Petrus’a yaklaşıp, “Gerçekten sen de onlardansın. Konuşman seni ele veriyor” dediler. 74 Petrus kendine lanet okuyup ant içerek, “O adamı tanımıyorum!” dedi. Tam o anda horoz öttü. 75 Petrus, İsa’nın, “Horoz ötmeden beni üç kez inkâr edeceksin” dediğini hatırladı ve dışarı çıkıp acı acı ağladı.

İsa Yüksek Kurulun Önünde – Matta 26

57 İsa’yı tutuklayanlar, O’nu Başkâhin Kayafa’ya götürdüler. Din bilginleriyle ileri gelenler de orada toplanmışlardı. 58 Petrus, İsa’yı uzaktan, ta başkâhinin avlusuna kadar izledi. Sonucu görmek için içeri girip nöbetçilerin yanına oturdu. 59 Başkâhinlerle Yüksek Kurul’un öteki üyeleri, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak için kendisine karşı yalancı tanıklar arıyorlardı. 60-61 Ortaya birçok yalancı tanık çıktığı halde, aradıklarını bulamadılar. Sonunda ortaya çıkan iki kişi şöyle dedi: “Bu adam, ‘Ben Tanrı’nın Tapınağı’nı yıkıp üç günde yeniden kurabilirim’ dedi.” 62 Başkâhin ayağa kalkıp İsa’ya, “Hiç yanıt vermeyecek misin?” dedi. “Nedir bunların sana karşı ettiği bu tanıklıklar?” 63 İsa susmaya devam etti. Başkâhin ise O’na, “Yaşayan Tanrı adına ant içmeni buyuruyorum, söyle bize, Tanrı’nın Oğlu Mesih sen misin?” dedi. 64 İsa, “Söylediğin gibidir” karşılığını verdi. “Üstelik size şunu söyleyeyim, bundan sonra İnsanoğlu’nun, Kudretli Olan’ın sağında oturduğunu ve göğün bulutları üzerinde geldiğini göreceksiniz.” 65 Bunun üzerine başkâhin giysilerini yırtarak, “Tanrı’ya küfretti!” dedi. “Artık tanıklara ne ihtiyacımız var? İşte küfürü işittiniz. 66 Buna ne diyorsunuz?” “Ölümü hak etti!” diye karşılık verdiler. 67-68 Bunun üzerine İsa’nın yüzüne tükürüp O’nu yumrukladılar. Bazıları da O’nu tokatlayıp, “Ey Mesih, peygamberliğini göster bakalım, sana vuran kim?” dediler.

İsa Tutuklanıyor – Matta 26

47 İsa daha konuşurken, Onikiler’den biri olan Yahuda geldi. Yanında, başkâhinlerle halkın ileri gelenleri tarafından gönderilmiş kılıçlı sopalı büyük bir kalabalık vardı. 48 İsa’ya ihanet eden Yahuda, “Kimi öpersem, İsa O’dur, O’nu tutuklayın” diye onlarla sözleşmişti. 49 Dosdoğru İsa’ya gidip, “Selam, Rabbî!” diyerek O’nu öptü. 50 İsa, “Arkadaş, ne yapacaksan yap!” dedi. Bunun üzerine adamlar yaklaştı, İsa’yı yakalayıp tutukladılar. 51 İsa’yla birlikte olanlardan biri, ani bir hareketle kılıcını çekti, başkâhinin kölesine vurup kulağını uçurdu. 52 O zaman İsa ona, “Kılıcını yerine koy!” dedi. “Kılıç çekenlerin hepsi kılıçla ölecek. 53 Yoksa Babam’dan yardım isteyemez miyim sanıyorsun? İstesem, hemen şu an bana on iki tümenden fazla melek gönderir. 54 Ama böyle olması gerektiğini bildiren Kutsal Yazılar o zaman nasıl yerine gelir?” 55 Bundan sonra İsa kalabalığa dönüp şöyle seslendi: “Niçin bir haydutmuşum gibi beni kılıç ve sopalarla yakalamaya geldiniz? Her gün tapınakta oturup öğretiyordum, beni tutuklamadınız. 56 Ama bütün bunlar, peygamberlerin yazdıkları yerine gelsin diye oldu.” O zaman öğrencilerin hepsi O’nu bırakıp kaçtı.

Getsemani Bahçesinde – Matta 26

36 Sonra İsa öğrencileriyle birlikte Getsemani denen yere geldi. Öğrencilerine, “Ben şuraya gidip dua edeceğim, siz burada oturun” dedi. 37 Petrus ile Zebedi’nin iki oğlunu yanına aldı. Kederlenmeye, ağır bir sıkıntı duymaya başlamıştı. 38 Onlara, “Ölesiye kederliyim” dedi. “Burada kalın, benimle birlikte uyanık durun.” 39 Biraz ilerledi, yüzüstü yere kapanıp dua etmeye başladı. “Baba” dedi, “Mümkünse bu kâse benden uzaklaştırılsın. Yine de benim değil, senin istediğin olsun.” 40 Öğrencilerin yanına döndüğünde onları uyumuş buldu. Petrus’a, “Demek ki benimle birlikte bir saat uyanık kalamadınız!” dedi. 41 “Uyanık durup dua edin ki, ayartılmayasınız. Ruh isteklidir, ama beden güçsüzdür.” 42 İsa ikinci kez uzaklaşıp dua etti. “Baba” dedi, “Eğer ben içmeden bu kâsenin uzaklaştırılması mümkün değilse, senin istediğin olsun.” 43 Geri geldiğinde öğrencilerini yine uyumuş buldu. Onların göz kapaklarına ağırlık çökmüştü. 44 Onları bırakıp tekrar uzaklaştı, yine aynı sözlerle üçüncü kez dua etti. 45 Sonra öğrencilerin yanına dönerek, “Hâlâ uyuyor, dinleniyor musunuz?” dedi. “İşte saat yaklaştı, İnsanoğlu günahkârların eline veriliyor. 46 Kalkın, gidelim. İşte bana ihanet eden geldi!”

Petrusun İnkarı Önceden Bildiriliyor – Matta 26

31 Bu arada İsa öğrencilerine, “Bu gece hepiniz benden ötürü sendeleyip düşeceksiniz” dedi. “Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Çobanı vuracağım, Sürüdeki koyunlar darmadağın olacak.’ 32 Ama ben dirildikten sonra sizden önce Celile’ye gideceğim.” 33 Petrus O’na, “Herkes senden ötürü sendeleyip düşse de ben asla düşmem” dedi. 34 “Sana doğrusunu söyleyeyim” dedi İsa, “Bu gece horoz ötmeden beni üç kez inkâr edeceksin.” 35 Petrus, “Seninle birlikte ölmem gerekse bile seni asla inkâr etmem” dedi. Öğrencilerin hepsi de aynı şeyi söyledi.

Fısıh Yemeği – Matta 26

17 Mayasız Ekmek Bayramı’nın ilk günü öğrenciler İsa’nın yanına gelerek, “Fısıh yemeğini yemen için nerede hazırlık yapmamızı istersin?” diye sordular. 18 İsa onlara, “Kente varıp o adamın evine gidin” dedi. “Ona şöyle deyin: ‘Öğretmen diyor ki, zamanım yaklaştı. Fısıh Bayramı’nı, öğrencilerimle birlikte senin evinde kutlayacağım.’ ” 19 Öğrenciler, İsa’nın buyruğunu yerine getirerek Fısıh yemeği için hazırlık yaptılar. 20 Akşam olunca İsa on iki öğrencisiyle yemeğe oturdu. 21 Yemek yerlerken, “Size doğrusunu söyleyeyim, sizden biri bana ihanet edecek” dedi. 22 Bu söz onları kedere boğdu. Teker teker, “Ya Rab, beni demek istemedin ya?” diye sormaya başladılar. 23 O da, “Bana ihanet edecek olan” dedi, “Elindeki ekmeği benimle birlikte sahana batırandır. 24 İnsanoğlu, kendisi için yazılmış olduğu gibi gidiyor, ama İnsanoğlu’na ihanet edenin vay haline! O adam hiç doğmamış olsaydı, kendisi için daha iyi olurdu.” 25 O’na ihanet edecek olan Yahuda, “Rabbî, yoksa beni mi demek istedin?” diye sordu. İsa ona, “Söylediğin gibidir” karşılığını verdi. 26 Yemek sırasında İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve öğrencilerine verdi. “Alın, yiyin” dedi, “Bu benim bedenimdir.” 27 Sonra bir kâse alıp şükretti ve bunu öğrencilerine vererek, “Hepiniz bundan için” dedi. 28 “Çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır. 29 Size şunu söyleyeyim, Babam’ın egemenliğinde sizinle birlikte yenisini içeceğim o güne dek, asmanın bu ürününden bir daha içmeyeceğim.” 30 İlahi söyledikten sonra dışarı çıkıp Zeytin Dağı’na doğru gittiler.

Yahudanın İhaneti – Matta 26

14-15 O sırada Onikiler’den biri –adı Yahuda İskariot olanı– başkâhinlere giderek, “O’nu ele verirsem bana ne verirsiniz?” dedi. Otuz gümüş tartıp ona verdiler. 16 Yahuda o andan itibaren İsa’yı ele vermek için fırsat kollamaya başladı.

İsa Beytanyada – Matta 26

6-7 İsa Beytanya’da cüzamlı Simun’un evindeyken, yanına bir kadın geldi. Kadın kaymaktaşından bir kap içinde çok değerli, güzel kokulu yağ getirmişti. İsa sofrada otururken, kadın yağı O’nun başına döktü. 8 Öğrenciler bunu görünce kızdılar. “Nedir bu savurganlık?” dediler. 9 “Bu yağ pahalıya satılabilir, parası yoksullara verilebilirdi.” 10 Söylenenleri farkeden İsa, öğrencilerine, “Kadını neden üzüyorsunuz?” dedi. “Benim için güzel bir şey yaptı. 11 Yoksullar her zaman aranızdadır, ama ben her zaman aranızda olmayacağım. 12 Kadın bu güzel kokulu yağı, beni gömülmeye hazırlamak için bedenimin üzerine boşalttı. 13 Size doğrusunu söyleyeyim, bu Müjde dünyanın neresinde duyurulursa, bu kadının yaptığı da onun anılması için anlatılacak.”

İsayı Öldürme Tasarısı – Matta 26

1-2 İsa bütün bunları anlattıktan sonra öğrencilerine, “İki gün sonra Fısıh Bayramı olduğunu biliyorsunuz” dedi, “İnsanoğlu çarmıha gerilmek üzere ele verilecek.” 3 Bu sırada başkâhinlerle halkın ileri gelenleri, Kayafa adındaki başkâhinin sarayında toplandılar. 4 İsa’yı hileyle tutuklayıp öldürmek için düzen kurdular. 5 Ama, “Bayramda olmasın ki, halk arasında kargaşalık çıkmasın” diyorlardı.

Yargı Günü – Matta 25

31 “İnsanoğlu kendi görkemi içinde bütün melekleriyle birlikte gelince, görkemli tahtına oturacak. 32 Ulusların hepsi O’nun önünde toplanacak, O da koyunları keçilerden ayıran bir çoban gibi, insanları birbirinden ayıracak. 33 Koyunları sağına, keçileri soluna alacak. 34 “O zaman Kral, sağındaki kişilere, ‘Sizler, Babam’ın kutsadıkları, gelin!’ diyecek. ‘Dünya kurulduğundan beri sizin için hazırlanmış olan egemenliği miras alın! 35 Çünkü acıkmıştım, bana yiyecek verdiniz; susamıştım, bana içecek verdiniz; yabancıydım, beni içeri aldınız. 36 Çıplaktım, beni giydirdiniz; hastaydım, benimle ilgilendiniz; zindandaydım, yanıma geldiniz.’ 37 “O vakit doğru kişiler O’na şu karşılığı verecek: ‘Ya Rab, seni ne zaman aç görüp doyurduk, susuz görüp su verdik? 38 Ne zaman seni yabancı görüp içeri aldık, ya da çıplak görüp giydirdik? 39 Seni ne zaman hasta ya da zindanda görüp yanına geldik?’ 40 “Kral da onları şöyle yanıtlayacak: ‘Size doğrusunu söyleyeyim, bu en basit kardeşlerimden biri için yaptığınızı, benim için yapmış oldunuz.’ 41 “Sonra solundakilere şöyle diyecek: ‘Ey lanetliler, çekilin önümden! İblis’le melekleri için hazırlanmış sönmez ateşe gidin! 42-43 Çünkü acıkmıştım, bana yiyecek vermediniz; susamıştım, bana içecek vermediniz; yabancıydım, beni içeri almadınız; çıplaktım, beni giydirmediniz; hastaydım, zindandaydım, benimle ilgilenmediniz.’ 44 “O vakit onlar da şöyle karşılık verecekler: ‘Ya Rab, seni ne zaman aç, susuz, yabancı, çıplak, hasta ya da zindanda gördük de yardım etmedik?’ 45 “Kral da onlara şu yanıtı verecek: ‘Size doğrusunu söyleyeyim, mademki bu en basit kardeşlerimden biri için bunu yapmadınız, benim için de yapmamış oldunuz.’ 46 “Bunlar sonsuz azaba, doğrular ise sonsuz yaşama gidecekler.”

Emanet Para Benzetmesi – Matta 25

14 “Göksel egemenlik, yolculuğa çıkan bir adamın kölelerini çağırıp malını onlara emanet etmesine benzer. 15 “Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı. 16 Beş talant alan, hemen gidip bu parayı işletti ve beş talant daha kazandı. 17 İki talant alan da iki talant daha kazandı. 18 Bir talant alan ise gidip toprağı kazdı ve efendisinin parasını sakladı. 19 “Uzun zaman sonra bu kölelerin efendisi döndü, onlarla hesaplaşmaya oturdu. 20 Beş talant alan gelip beş talant daha getirdi, ‘Efendimiz’ dedi, ‘Bana beş talant emanet etmiştin; bak, beş talant daha kazandım.’ 21 “Efendisi ona, ‘Aferin, iyi ve güvenilir köle!’ dedi. ‘Sen küçük işlerde güvenilir olduğunu gösterdin, ben de seni büyük işlerin başına geçireceğim. Gel, efendinin şenliğine katıl!’ 22 “İki talant alan da geldi, ‘Efendimiz’ dedi, ‘Bana iki talant emanet etmiştin; bak, iki talant daha kazandım.’ 23 “Efendisi ona, ‘Aferin, iyi ve güvenilir köle!’ dedi. ‘Sen küçük işlerde güvenilir olduğunu gösterdin, ben de seni büyük işlerin başına geçireceğim. Gel, efendinin şenliğine katıl!’ 24 “Sonra bir talant alan geldi, ‘Efendimiz’ dedi, ‘Senin sert bir adam olduğunu biliyordum. Ekmediğin yerden biçer, harman savurmadığın yerden devşirirsin. 25 Bu nedenle korktum, gidip senin verdiğin talantı toprağa gömdüm. İşte, al paranı!’ 26-27 “Efendisi ona şu karşılığı verdi: ‘Kötü ve tembel köle! Ekmediğim yerden biçtiğimi, harman savurmadığım yerden devşirdiğimi bildiğine göre paramı faize vermeliydin. Ben de geldiğimde onu faiziyle geri alırdım… 28 Haydi, elindeki talantı alın, on talantı olana verin! 29 Çünkü kimde varsa, ona daha çok verilecek ve o bolluk içinde olacak. Ama kimde yoksa, kendisinde olan da elinden alınacak. 30 Şu yararsız köleyi dışarıya, karanlığa atın. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.’ ”

On Kız Benzetmesi – Matta 25

1 “O zaman Göklerin Egemenliği, kandillerini alıp güveyi karşılamaya çıkan on kıza benzeyecek. 2 Bunların beşi akıllı, beşi akılsızdı. 3 Akılsızlar yanlarına kandillerini aldılar, ama yağ almadılar. 4 Akıllılar ise, kandilleriyle birlikte kaplar içinde yağ da aldılar. 5 Güvey gecikince hepsini uyku bastı, dalıp uyudular. 6 “Gece yarısı bir ses yankılandı: ‘İşte güvey geliyor, onu karşılamaya çıkın!’ 7 Bunun üzerine kızların hepsi kalkıp kandillerini tazelediler. 8 “Akılsızlar akıllılara, ‘Kandillerimiz sönüyor, bize yağ verin!’ dediler. 9 “Akıllılar, ‘Olmaz! Hem bize hem size yetmeyebilir. En iyisi satıcılara gidin, kendinize yağ alın’ dediler. 10 “Ne var ki, onlar yağ satın almaya giderlerken güvey geldi. Hazırlıklı olan kızlar, onunla birlikte düğün şölenine girdiler ve kapı kapandı. 11 “Daha sonra gelen öbür kızlar, ‘Efendimiz, efendimiz, aç kapıyı bize!’ dediler. 12 “Güvey ise, ‘Size doğrusunu söyleyeyim, sizi tanımıyorum’ dedi. 13 “Bu nedenle uyanık kalın. Çünkü o günü ve o saati bilemezsiniz.”

Bilinmeyen Gün ve Saat – Matta 24

36 “O günü ve saati, ne gökteki melekler, ne de Oğul bilir; Baba’dan başka kimse bilmez. 37 Nuh’un günlerinde nasıl olduysa, İnsanoğlu’nun gelişinde de öyle olacak. 38 Nuh’un gemiye bindiği güne dek, tufandan önceki günlerde insanlar yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı. 39 Tufan gelinceye, hepsini süpürüp götürünceye dek başlarına geleceklerden habersizdiler. İnsanoğlu’nun gelişi de öyle olacak. 40 O gün tarlada bulunan iki kişiden biri alınacak, biri bırakılacak. 41 Değirmende buğday öğüten iki kadından biri alınacak, biri bırakılacak. 42 “Bunun için uyanık kalın. Çünkü Rabbiniz’in geleceği günü bilemezsiniz. 43 Ama şunu bilin ki, ev sahibi, hırsızın gece hangi saatte geleceğini bilse, uyanık kalır, evinin soyulmasına fırsat vermez. 44 Bunun için siz de hazır olun! Çünkü İnsanoğlu beklemediğiniz saatte gelecektir. 45 “Efendinin, hizmetkârlarına vaktinde yiyecek vermek için başlarına atadığı güvenilir ve akıllı köle kimdir? 46 Efendisi eve döndüğünde işinin başında bulacağı o köleye ne mutlu! 47 Size doğrusunu söyleyeyim, efendisi onu bütün malının üzerinde yetkili kılacak. 48-51 Ama o köle kötü olur da içinden, ‘Efendim gecikiyor’ der ve öteki köleleri dövmeye başlarsa, sarhoşlarla birlikte yiyip içerse, efendisi, onun beklemediği günde, ummadığı saatte gelecek, onu şiddetle cezalandırıp ikiyüzlülerle bir tutacak. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.”

Sonun Belirtileri – Matta 24

1 İsa tapınaktan çıkıp giderken, öğrencileri, tapınağın binalarını O’na göstermek için yanına geldiler. 2 İsa onlara, “Bütün bunları görüyor musunuz?” dedi. “Size doğrusunu söyleyeyim, burada taş üstünde taş kalmayacak, hepsi yıkılacak!” 3 İsa, Zeytin Dağı’nda otururken öğrencileri yalnız olarak yanına geldiler. “Söyle bize” dediler, “Bu dediklerin ne zaman olacak, senin gelişini ve çağın bitimini gösteren belirti ne olacak?” 4 İsa onlara şu karşılığı verdi: “Sakın kimse sizi saptırmasın! 5 Birçokları, ‘Mesih benim’ diyerek benim adımla gelip birçok kişiyi aldatacaklar. 6 Savaş gürültüleri, savaş haberleri duyacaksınız. Sakın korkmayın! Bunların olması gerek, ama bu daha son demek değildir. 7 Ulus ulusa, devlet devlete savaş açacak; yer yer kıtlıklar, depremler olacak. 8 Bütün bunlar, doğum sancılarının başlangıcıdır. 9 “O zaman sizi sıkıntıya sokacak, öldürecekler. Benim adımdan ötürü bütün uluslar sizden nefret edecek. 10 O zaman birçok kişi imandan sapacak, birbirlerini ele verecek ve birbirlerinden nefret edecekler. 11 Birçok sahte peygamber türeyecek ve bunlar birçok kişiyi saptıracak. 12 Kötülüklerin çoğalmasından ötürü birçoklarının sevgisi soğuyacak. 13 Ama sonuna kadar dayanan kurtulacaktır. 14 Göksel egemenliğin bu Müjdesi bütün uluslara tanıklık olmak üzere dünyanın her yerinde duyurulacak. İşte o zaman son gelecektir. 15-16 “Peygamber Daniel’in sözünü ettiği yıkıcı iğrenç şeyin kutsal yerde dikildiğini gördüğünüz zaman –okuyan anlasın– Yahudiye’de bulunanlar dağlara kaçsın. 17 Damda olan, evindeki eşyalarını almak için aşağı inmesin. 18 Tarlada olan, abasını almak için geri dönmesin. 19 O günlerde gebe olan, çocuk emziren kadınların vay haline! 20 Dua edin ki, kaçışınız kışa ya da Şabat Günü’ne rastlamasın. 21 Çünkü o günlerde öyle korkunç bir sıkıntı olacak ki, dünyanın başlangıcından bu yana böylesi olmamış, bundan sonra da olmayacaktır. 22 O günler kısaltılmamış olsaydı, hiç kimse kurtulamazdı. Ama seçilmiş olanlar uğruna o günler kısaltılacak. 23 Eğer o zaman biri size, ‘İşte Mesih burada’, ya da ‘İşte şurada’ derse, inanmayın. 24 Çünkü sahte mesihler, sahte peygamberler türeyecek; bunlar büyük belirtiler ve harikalar yapacaklar. Öyle ki, ellerinden gelse, seçilmiş olanları bile saptıracaklar. 25 İşte size önceden söylüyorum. 26 “Bunun için size, ‘İşte Mesih çölde’ derlerse gitmeyin. ‘Bakın, iç odalarda’ derlerse inanmayın. 27 Çünkü İnsanoğlu’nun gelişi, doğuda çakıp batıya kadar her taraftan görülen şimşek gibi olacaktır. 28 “Leş neredeyse, akbabalar oraya üşüşecek. 29 “O günlerin sıkıntısından hemen sonra, ‘Güneş kararacak, Ay ışık vermez olacak, Yıldızlar gökten düşecek, Göksel güçler sarsılacak.’ 30 “O zaman İnsanoğlu’nun belirtisi gökte görünecek. Yeryüzündeki bütün halklar ağlayıp dövünecek, İnsanoğlu’nun gökteki bulutlar üzerinde büyük güç ve görkemle geldiğini görecekler. 31 Kendisi güçlü bir borazan sesiyle meleklerini gönderecek. Melekler O’nun seçtiklerini göğün bir ucundan öbür ucuna dek, dünyanın dört bucağından toplayacaklar. 32 “İncir ağacından ders alın! Dalları filizlenip yaprakları sürünce, yaz mevsiminin yakın olduğunu anlarsınız. 33 Aynı şekilde, bütün bunların gerçekleştiğini gördüğünüzde bilin ki, İnsanoğlu yakındır, kapıdadır. 34 Size doğrusunu söyleyeyim, bütün bunlar olmadan bu kuşak ortadan kalkmayacak. 35 Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.”

Vay Halinize! – Matta 23

1-2 Bundan sonra İsa halka ve öğrencilerine şöyle seslendi: “Din bilginleri ve Ferisiler Musa’nın kürsüsünde otururlar. 3 Bu nedenle size söylediklerinin tümünü yapın ve yerine getirin, ama onların yaptıklarını yapmayın. Çünkü söyledikleri şeyleri kendileri yapmazlar. 4 Ağır ve taşınması güç yükleri bağlayıp başkalarının sırtına yüklerler, kendileriyse bu yükleri taşımak için parmaklarını bile oynatmak istemezler. 5 “Yaptıklarının tümünü gösteriş için yaparlar. Örneğin, hamaillerini büyük, giysilerinin püsküllerini uzun yaparlar. 6 Şölenlerde başköşeye, havralarda en seçkin yerlere kurulmaya bayılırlar. 7 Meydanlarda selamlanmaktan ve insanların kendilerini ‘Rabbî’ diye çağırmalarından zevk duyarlar. 8 “Kimse sizi ‘Rabbî’ diye çağırmasın. Çünkü sizin tek öğretmeniniz var ve hepiniz kardeşsiniz. 9 Yeryüzünde kimseye ‘Baba’ demeyin. Çünkü tek Babanız var, O da göksel Baba’dır. 10 Kimse sizi ‘Önder’ diye çağırmasın. Çünkü tek önderiniz var, O da Mesih’tir. 11 Aranızda en üstün olan, ötekilerin hizmetkârı olsun. 12 Kendini yücelten alçaltılacak, kendini alçaltan yüceltilecektir. 13-14 “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Göklerin Egemenliği’nin kapısını insanların yüzüne kapıyorsunuz; ne kendiniz içeri giriyor, ne de girmek isteyenleri bırakıyorsunuz! 15 “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Tek bir kişiyi dininize döndürmek için denizleri, kıtaları dolaşırsınız. Dininize döneni de kendinizden iki kat cehennemlik yaparsınız. 16 “Vay halinize kör kılavuzlar! Diyorsunuz ki, ‘Tapınak üzerine ant içenin andı sayılmaz, ama tapınaktaki altın üzerine ant içen, andını yerine getirmek zorundadır.’ 17 Budalalar, körler! Hangisi daha önemli, altın mı, altını kutsal kılan tapınak mı? 18 Yine diyorsunuz ki, ‘Sunak üzerine ant içenin andı sayılmaz, ama sunaktaki adağın üzerine ant içen, andını yerine getirmek zorundadır.’ 19 Ey körler! Hangisi daha önemli, adak mı, adağı kutsal kılan sunak mı? 20 Öyleyse sunak üzerine ant içen, hem sunağın hem de sunaktaki her şeyin üzerine ant içmiş olur. 21 Tapınak üzerine ant içen de hem tapınak, hem de tapınakta yaşayan Tanrı üzerine ant içmiş olur. 22 Gök üzerine ant içen, Tanrı’nın tahtı ve tahtta oturanın üzerine ant içmiş olur. 23 “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz nanenin, dereotunun ve kimyonun ondalığını verirsiniz de, Kutsal Yasa’nın daha önemli konularını –adaleti, merhameti, sadakati– ihmal edersiniz. Ondalık vermeyi ihmal etmeden asıl bunları yerine getirmeniz gerekirdi. 24 Ey kör kılavuzlar! Küçük sineği süzer ayırır, ama deveyi yutarsınız! 25 “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Bardağın ve çanağın dışını temizlersiniz, oysa bunların içi açgözlülük ve taşkınlıkla doludur. 26 Ey kör Ferisi! Sen önce bardağın ve çanağın içini temizle ki, dıştan da temiz olsunlar. 27 “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Siz dıştan güzel görünen, ama içi ölü kemikleri ve her türlü pislikle dolu badanalı mezarlara benzersiniz. 28 Dıştan insanlara doğru görünürsünüz, ama içte ikiyüzlülük ve kötülükle dolusunuz. 29 “Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Peygamberlerin mezarlarını yapar, doğru kişilerin anıtlarını donatırsınız. 30 ‘Atalarımızın yaşadığı günlerde yaşasaydık, onlarla birlikte peygamberlerin kanına girmezdik’ diyorsunuz. 31 Böylece, peygamberleri öldürenlerin torunları olduğunuza kendiniz tanıklık ediyorsunuz. 32 Haydi, atalarınızın başlattığı işi bitirin! 33 “Sizi yılanlar, engerekler soyu! Cehennem cezasından nasıl kaçacaksınız? 34 İşte bunun için size peygamberler, bilge kişiler ve din bilginleri gönderiyorum. Bunlardan kimini öldürecek, çarmıha gereceksiniz. Kimini havralarınızda kamçılayacak, kentten kente kovalayacaksınız. 35 Böylelikle, doğru kişi olan Habil’in kanından, tapınakla sunak arasında öldürdüğünüz Berekya oğlu Zekeriya’nın kanına kadar, yeryüzünde akıtılan her doğru kişinin kanından sorumlu tutulacaksınız. 36 Size doğrusunu söyleyeyim, bunların hepsinden bu kuşak sorumlu tutulacaktır. 37 “Ey Yeruşalim! Peygamberleri öldüren, kendisine gönderilenleri taşlayan Yeruşalim! Tavuğun civcivlerini kanatları altına topladığı gibi ben de kaç kez senin çocuklarını toplamak istedim, ama siz istemediniz. 38 Bakın, eviniz ıssız bırakılacak! 39 Size şunu söyleyeyim: ‘Rab’bin adıyla gelene övgüler olsun!’ diyeceğiniz zamana dek beni bir daha görmeyeceksiniz.”

Mesih Kimin Oğlu? – Matta 22

41-42 Ferisiler toplu haldeyken İsa onlara şunu sordu: “Mesih’le ilgili olarak ne düşünüyorsunuz? O kimin oğludur?” Onlar da, “Davut’un Oğlu” dediler. 43 İsa şöyle dedi: “O halde nasıl oluyor da Davut, Ruh’tan esinlenerek O’ndan ‘Rab’ diye söz ediyor? Şöyle diyor Davut: 44 ‘Rab Rabbim’e dedi ki, Ben düşmanlarını Ayaklarının altına serinceye dek Sağımda otur.’ 45 Davut O’ndan Rab diye söz ettiğine göre, O nasıl Davut’un Oğlu olur?” 46 İsa’ya hiç kimse karşılık veremedi. O günden sonra artık kimse de O’na bir şey sormaya cesaret edemedi.

En Büyük Buyruk – Matta 22

34 Ferisiler, İsa’nın Sadukiler’i susturduğunu duyunca bir araya toplandılar. 35-36 Onlardan biri, bir Kutsal Yasa uzmanı, İsa’yı denemek amacıyla O’na şunu sordu: “Öğretmenim, Kutsal Yasa’da en önemli buyruk hangisidir?” 37 İsa ona şu karşılığı verdi: “ ‘Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla seveceksin.’ 38 İşte ilk ve en önemli buyruk budur. 39 İlkine benzeyen ikinci buyruk da şudur: ‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’ 40 Kutsal Yasa’nın tümü ve peygamberlerin sözleri bu iki buyruğa dayanır.”

Dirilişle İlgili Soru – Matta 22

23-24 Ölümden sonra diriliş olmadığını söyleyen Sadukiler, aynı gün İsa’ya gelip şunu sordular: “Öğretmenimiz, Musa şöyle buyurmuştur: ‘Eğer bir adam çocuk sahibi olmadan ölürse, kardeşi onun karısını alsın, soyunu sürdürsün.’ 25 Aramızda yedi kardeş vardı. İlki evlendi ve öldü. Çocuğu olmadığından karısını kardeşine bıraktı. 26 İkincisi, üçüncüsü, yedincisine kadar hepsine aynı şey oldu. 27 Hepsinden sonra kadın da öldü. 28 Buna göre diriliş günü kadın bu yedi kardeşten hangisinin karısı olacak? Çünkü hepsi de onunla evlendi.” 29 İsa onlara, “Siz Kutsal Yazılar’ı ve Tanrı’nın gücünü bilmediğiniz için yanılıyorsunuz” diye karşılık verdi. 30 “Dirilişten sonra insanlar ne evlenir, ne de evlendirilir, gökteki melekler gibidirler. 31 Ölülerin dirilmesi konusuna gelince, Tanrı’nın size bildirdiği şu sözü okumadınız mı? 32 ‘Ben İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısı’yım’ diyor. Tanrı ölülerin değil, dirilerin Tanrısı’dır.” 33 Bunları işiten halk, O’nun öğretişine şaşıp kaldı.

Sezarın Hakkı Sezara – Matta 22

15 Bunun üzerine Ferisiler çıkıp gittiler. İsa’yı, kendi söyleyeceği sözlerle tuzağa düşürmek amacıyla düzen kurdular. 16 Hirodes yanlılarıyla birlikte gönderdikleri kendi öğrencileri İsa’ya gelip, “Öğretmenimiz” dediler, “Senin dürüst biri olduğunu, Tanrı yolunu dürüstçe öğrettiğini, kimseyi kayırmadığını biliyoruz. Çünkü insanlar arasında ayrım yapmazsın. 17 Peki, söyle bize, sence Sezar’a vergi vermek Kutsal Yasa’ya uygun mu, değil mi?” 18 İsa onların kötü niyetlerini bildiğinden, “Ey ikiyüzlüler!” dedi. “Beni neden deniyorsunuz? 19 Vergi öderken kullandığınız parayı gösterin bana!” O’na bir dinar getirdiler. 20 İsa, “Bu resim, bu yazı kimin?” diye sordu. 21 “Sezar’ın” dediler. O zaman İsa, “Öyleyse Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya verin” dedi. 22 Bu sözleri duyunca şaştılar, İsa’yı bırakıp gittiler.

Düğün Şöleni Benzetmesi – Matta 22

1-2 İsa söz alıp onlara yine benzetmelerle şöyle seslendi: “Göklerin Egemenliği, oğlu için düğün şöleni hazırlayan bir krala benzer. 3 Kral şölene davet ettiklerini çağırmak üzere kölelerini gönderdi, ama davetliler gelmek istemedi. 4 “Kral yine başka kölelerini gönderirken onlara dedi ki, ‘Davetlilere şunu söyleyin: Bakın, ben ziyafetimi hazırladım. Sığırlarım, besili hayvanlarım kesildi. Her şey hazır, buyrun şölene!’ 5 “Ama davetliler aldırmadılar. Biri tarlasına, biri ticaretine gitti. 6 Öbürleri de kralın kölelerini yakalayıp hırpaladılar ve öldürdüler. 7 Kral öfkelendi. Ordularını gönderip o katilleri yok etti, kentlerini ateşe verdi. 8 “Sonra kölelerine şöyle dedi: ‘Düğün şöleni hazır, ama çağırdıklarım buna layık değilmiş. 9 Gidin yol kavşaklarına, kimi bulursanız düğüne çağırın.’ 10 Böylece köleler yollara döküldü, iyi kötü kimi buldularsa, hepsini topladılar. Düğün yeri konuklarla doldu. 11 “Kral konukları görmeye geldiğinde, orada düğün giysisi giymemiş bir adam gördü. 12 Ona, ‘Arkadaş, düğün giysisi giymeden buraya nasıl girdin?’ diye sorunca, adamın dili tutuldu. 13 “O zaman kral, uşaklarına, ‘Şunun ellerini ayaklarını bağlayın, dışarıya, karanlığa atın!’ dedi. ‘Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.’ 14 “Çünkü çağrılanlar çok, ama seçilenler azdır.”

Bağ Kiracıları Benzetmesi – Matta 21

33 “Bir benzetme daha dinleyin: Toprak sahibi bir adam, bağ dikti, çevresini çitle çevirdi, üzüm sıkma çukuru kazdı, bir de bekçi kulesi yaptı. Sonra bağı bağcılara kiralayıp yolculuğa çıktı. 34 Bağbozumu yaklaşınca, üründen kendisine düşeni almaları için kölelerini bağcılara yolladı. 35 Bağcılar adamın kölelerini yakaladı, birini dövdü, birini öldürdü, ötekini de taşladı. 36 Bağ sahibi bu kez ilkinden daha çok sayıda köle yolladı. Bağcılar bunlara da aynı şeyi yaptılar. 37 Sonunda bağ sahibi, ‘Oğlumu sayarlar’ diyerek bağcılara onu yolladı. 38 “Ama bağcılar adamın oğlunu görünce birbirlerine, ‘Mirasçı bu; gelin, onu öldürüp mirasına konalım’ dediler. 39 Böylece onu yakaladılar, bağdan atıp öldürdüler. 40 Bu durumda bağın sahibi geldiği zaman bağcılara ne yapacak?” 41 İsa’ya şu karşılığı verdiler: “Bu korkunç adamları korkunç bir şekilde yok edecek; bağı da, ürününü kendisine zamanında verecek olan başka bağcılara kiralayacak.” 42 İsa onlara şunu sordu: “Kutsal Yazılar’da şu sözleri hiç okumadınız mı? ‘Yapıcıların reddettiği taş, İşte köşenin baş taşı oldu. Rab’bin işidir bu, Gözümüzde harika bir iş!’ 43 “Bu nedenle size şunu söyleyeyim, Tanrı’nın Egemenliği sizden alınacak ve bunun ürünlerini yetiştiren bir ulusa verilecek. 44 “Bu taşın üzerine düşen, paramparça olacak; taş da kimin üzerine düşerse, onu ezip toz edecek.” 45 Başkâhinler ve Ferisiler, İsa’nın anlattığı benzetmeleri duyunca bunları kendileri için söylediğini anladılar. 46 O’nu tutuklamak istedilerse de, halkın tepkisinden korktular. Çünkü halk, O’nu peygamber sayıyordu.

İki Oğul Benzetmesi – Matta 21

“Ama şuna ne dersiniz? Bir adamın iki oğlu vardı. Adam birincisine gidip, ‘Oğlum, git bugün bağda çalış’ dedi. 29 “Oğlu, ‘Gitmem!’ dedi. Ama sonra pişman olup gitti. 30 “Adam ikinci oğluna gidip aynı şeyi söyledi. O, ‘Olur, efendim’ dedi, ama gitmedi. 31 “İkisinden hangisi babasının isteğini yerine getirmiş oldu?” “Birincisi” diye karşılık verdiler. İsa da onlara, “Size doğrusunu söyleyeyim, vergi görevlileriyle fahişeler, Tanrı’nın Egemenliği’ne sizden önce giriyorlar” dedi. 32 “Yahya size doğruluk yolunu göstermeye geldi, ona inanmadınız. Oysa vergi görevlileriyle fahişeler ona inandılar. Siz bunu gördükten sonra bile pişman olup ona inanmadınız.”

İsanın Yetkisi – Matta 21

İsa tapınağa girmiş öğretiyordu. Bu sırada başkâhinler ve halkın ileri gelenleri O’nun yanına gelerek, “Bunları hangi yetkiyle yapıyorsun, bu yetkiyi sana kim verdi?” diye sordular. 24 İsa onlara şu karşılığı verdi: “Ben de size bir soru soracağım. Bana yanıt verirseniz, ben de size bunları hangi yetkiyle yaptığımı söylerim. 25 Yahya’nın vaftiz etme yetkisi nereden geldi, Tanrı’dan mı, insanlardan mı?” Bunu aralarında şöyle tartışmaya başladılar: “ ‘Tanrı’dan’ dersek, bize, ‘Öyleyse ona niçin inanmadınız?’ diyecek. 26 Yok eğer ‘İnsanlardan’ dersek… Halkın tepkisinden korkuyoruz. Çünkü herkes Yahya’yı peygamber sayıyor.” 27 İsa’ya, “Bilmiyoruz” diye yanıt verdiler. İsa, “Ben de size bunları hangi yetkiyle yaptığımı söylemeyeceğim” dedi.

Meyvesiz İncir Ağacı – Matta 21

İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı. 19 Yol kenarında gördüğü bir incir ağacına yaklaştı. Ağaçta yapraktan başka bir şey bulamayınca ağaca, “Artık sonsuza dek sende meyve yetişmesin!” dedi. İncir ağacı o anda kurudu. 20 Öğrenciler bunu görünce şaşkına döndüler. “İncir ağacı birdenbire nasıl kurudu?” diye sordular. 21 İsa onlara şu karşılığı verdi: “Size doğrusunu söyleyeyim, eğer imanınız olur da kuşku duymazsanız, yalnız incir ağacına olanı yapmakla kalmazsınız; şu dağa, ‘Kalk, denize atıl’ derseniz, dediğiniz olacaktır. 22 İmanla dua ederseniz, dilediğiniz her şeyi alırsınız.”

İsa Satıcıları Tapınaktan Kovuyor – Matta 21

İsa, tapınağın avlusuna girerek oradaki bütün alıcı ve satıcıları dışarı kovdu. Para bozanların masalarını, güvercin satanların sehpalarını devirdi. 13 Onlara şöyle dedi: “ ‘Evime dua evi denecek’ diye yazılmıştır. Ama siz onu haydut inine çevirdiniz!” 14 İsa tapınaktayken kendisine gelen kör ve kötürümleri iyileştirdi. 15 Ne var ki, başkâhinlerle din bilginleri, O’nun yarattığı harikaları ve tapınakta, “Davut Oğlu’na hozana!” diye bağıran çocukları görünce öfkelendiler. 16 İsa’ya, “Bunların ne söylediğini duyuyor musun?” diye sordular. “Duyuyorum” dedi İsa. “Siz şu sözü hiç okumadınız mı? ‘Küçük çocukların ve emziktekilerin dudaklarından kendine övgüler döktürdün.’ ” 17 İsa onları bırakıp kentten çıktı. Beytanya’ya dönüp geceyi orada geçirdi.

İsanın Yeruşalime Girişi – Matta 21

Yeruşalim’e yaklaşıp Zeytin Dağı’nın yamacındaki Beytfaci Köyü’ne geldiklerinde İsa, iki öğrencisini önden gönderdi. Onlara, “Karşınızdaki köye gidin” dedi, “Hemen orada bağlı bir dişi eşek ve yanında bir sıpa bulacaksınız. Onları çözüp bana getirin. 3 Size bir şey diyen olursa, ‘Rab’bin bunlara ihtiyacı var, hemen geri gönderecek’ dersiniz.” 4 Bu olay, peygamber aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu: 5 “Siyon kızına deyin ki, ‘İşte, alçakgönüllü Kralın, Eşeğe, evet sıpaya, Eşek yavrusuna binmiş Sana geliyor.’ ” 6 Öğrenciler gidip İsa’nın kendilerine buyurduğu gibi yaptılar. 7 Eşekle sıpayı getirip üzerlerine giysilerini yaydılar, İsa sıpaya bindi. 8 Halkın büyük bir bölümü giysilerini yolun üzerine serdi. Bazıları da ağaçlardan dal kesip yola seriyordu. 9 Önden giden ve arkadan gelen kalabalıklar şöyle bağırıyorlardı: “Davut Oğlu’na hozana! Rab’bin adıyla gelene övgüler olsun, En yücelerde hozana!” 10 İsa Yeruşalim’e girdiği zaman bütün kent, “Bu kimdir?” diyerek çalkandı. 11 Kalabalıklar, “Bu, Celile’nin Nasıra Kenti’nden Peygamber İsa’dır” diyordu.

İki Körün Gözleri Açılıyor – Matta 20

Eriha’dan ayrılırlarken büyük bir kalabalık İsa’nın ardından gitti. 30 Yol kenarında oturan iki kör, İsa’nın oradan geçmekte olduğunu duyunca, “Ya Rab, ey Davut Oğlu, halimize acı!” diye bağırdılar. 31 Kalabalık onları azarlayarak susturmak istediyse de onlar, “Ya Rab, ey Davut Oğlu, halimize acı!” diyerek daha çok bağırdılar. 32 İsa durup onları çağırdı. “Sizin için ne yapmamı istiyorsunuz?” diye sordu. 33 Onlar da, “Ya Rab, gözlerimiz açılsın” dediler. 34 İsa onlara acıdı, gözlerine dokundu. O anda yeniden görmeye başladılar ve O’nun ardından gittiler.

Bir Annenin İsteği – Matta 20

O sırada Zebedi oğullarının annesi oğullarıyla birlikte İsa’ya yaklaştı. Önünde yere kapanarak kendisinden bir dileği olduğunu söyledi. 21 İsa kadına, “Ne istiyorsun?” diye sordu. Kadın, “Buyruk ver, senin egemenliğinde bu iki oğlumdan biri sağında, biri solunda otursun” dedi. 22 “Siz ne dilediğinizi bilmiyorsunuz” diye karşılık verdi İsa. “Benim içeceğim kâseden siz içebilir misiniz?” “Evet, içebiliriz” dediler. 23 İsa onlara, “Elbette benim kâsemden içeceksiniz” dedi, “Ama sağımda ya da solumda oturmanıza izin vermek benim elimde değil. Babam bu yerleri belirli kişiler için hazırlamıştır.” 24 Bunu işiten on öğrenci iki kardeşe kızdılar. 25 Ama İsa onları yanına çağırıp şöyle dedi: “Bilirsiniz ki, ulusların önderleri onlara egemen kesilir, ileri gelenleri de ağırlıklarını hissettirirler. 26 Sizin aranızda böyle olmayacak. Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkârı olsun. 27 Aranızda birinci olmak isteyen, ötekilerin kulu olsun. 28 Nitekim İnsanoğlu, hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.”

İsa Ölüp Dirileceğini Üçüncü Kez Bildiriyor – Matta 20

İsa Yeruşalim’e giderken, yolda on iki öğrencisini bir yana çekip onlara özel olarak şunu söyledi: “Şimdi Yeruşalim’e gidiyoruz. İnsanoğlu, başkâhinlerin ve din bilginlerinin eline teslim edilecek, onlar da O’nu ölüm cezasına çarptıracaklar. 19 O’nunla alay etmeleri, kamçılayıp çarmıha germeleri için O’nu öteki uluslara teslim edecekler. Ne var ki O, üçüncü gün dirilecek.”

Bağcı Benzetmesi – Matta 20

“Göklerin Egemenliği, sabah erkenden bağında çalışacak işçi aramaya çıkan toprak sahibine benzer. 2 Adam, işçilerle günlüğü bir dinara anlaşıp onları bağına gönderdi. 3 “Saat dokuza doğru tekrar dışarı çıktı, çarşı meydanında boş duran başka adamlar gördü. 4-5 Onlara, ‘Siz de bağa gidip çalışın. Hakkınız neyse, veririm’ dedi, onlar da bağa gittiler. “Öğleyin ve saat üçe doğru yine çıkıp aynı şeyi yaptı. 6 Saat beşe doğru çıkınca, orada duran başka işçiler gördü. Onlara, ‘Neden bütün gün burada boş duruyorsunuz?’ diye sordu. 7 “ ‘Kimse bize iş vermedi ki’ dediler. “Onlara, ‘Siz de bağa gidin, çalışın’ dedi. 8 “Akşam olunca, bağın sahibi kâhyasına, ‘İşçileri çağır’ dedi. ‘Sonuncudan başlayarak ilkine kadar, hepsine ücretlerini ver.’ 9 “Saat beşe doğru işe başlayanlar gelip kâhyadan birer dinar aldılar. 10 İlk başlayanlar gelince daha çok alacaklarını sandılar, ama onlara da birer dinar verildi. 11 Paralarını alınca bağ sahibine söylenmeye başladılar: 12 ‘En son çalışanlar yalnız bir saat çalıştı’ dediler. ‘Ama onları günün yükünü ve sıcağını çeken bizlerle bir tuttun!’ 13 “Bağ sahibi onlardan birine şöyle karşılık verdi: ‘Arkadaş, sana haksızlık etmiyorum ki! Seninle bir dinara anlaşmadık mı? 14 Hakkını al, git! Sana verdiğimi sonuncuya da vermek istiyorum. 15 Kendi paramla istediğimi yapmaya hakkım yok mu? Yoksa cömertliğimi kıskanıyor musun?’ 16 “İşte böylece sonuncular birinci, birinciler de sonuncu olacak.”

Zenginlik ve Sonsuz Yaşam – Matta 19

Adamın biri İsa’ya gelip, “Öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için nasıl bir iyilik yapmalıyım?” diye sordu. 17 İsa, “Bana neden iyilik hakkında soru soruyorsun?” dedi. “İyi olan yalnız biri var. Yaşama kavuşmak istiyorsan, O’nun buyruklarını yerine getir.” 18-19 “Hangi buyrukları?” diye sordu adam. İsa şu karşılığı verdi: “ ‘Adam öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan yere tanıklık etmeyeceksin, annene babana saygı göstereceksin’ ve ‘Komşunu kendin gibi seveceksin.’ ” 20 Genç adam, “Bunların hepsini yerine getirdim” dedi, “Daha ne eksiğim var?” 21 İsa ona, “Eğer eksiksiz olmak istiyorsan, git, varını yoğunu sat, parasını yoksullara ver; böylece göklerde hazinen olur. Sonra gel, beni izle” dedi. 22 Genç adam bu sözleri işitince üzüntü içinde oradan uzaklaştı. Çünkü çok malı vardı. 23 İsa öğrencilerine, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Zengin kişi Göklerin Egemenliği’ne zor girecek. 24 Yine şunu söyleyeyim ki, devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin Tanrı Egemenliği’ne girmesinden daha kolaydır.” 25 Bunu işiten öğrenciler büsbütün şaşırdılar, “Öyleyse kim kurtulabilir?” diye sordular. 26 İsa onlara bakarak, “İnsanlar için bu imkânsız, ama Tanrı için her şey mümkündür” dedi. 27 Bunun üzerine Petrus O’na, “Bak” dedi, “Biz her şeyi bırakıp senin ardından geldik, kazancımız ne olacak?” 28 İsa onlara, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Her şey yenilendiğinde, İnsanoğlu görkemli tahtına oturduğunda, siz, evet ardımdan gelen sizler, on iki tahta oturup İsrail’in on iki oymağını yargılayacaksınız. 29 Benim adım uğruna evlerini, kardeşlerini, anne ya da babasını, çocuklarını ya da topraklarını bırakan herkes, bunların yüz katını elde edecek ve sonsuz yaşamı miras alacak. 30 Ne var ki, birincilerin birçoğu sonuncu, sonuncuların birçoğu da birinci olacak.”

İsa Küçük Çocukları Kutsuyor – Matta 19

O sırada bazıları küçük çocukları İsa’nın yanına getirdiler; ellerini onların üzerine koyup dua etmesini istediler. Öğrenciler onları azarlayınca İsa, “Bırakın çocukları” dedi. “Bana gelmelerine engel olmayın! Çünkü Göklerin Egemenliği böylelerinindir.” 15 Ellerini onların üzerine koyduktan sonra oradan ayrıldı.

Boşanmayla İlgili Soru – Matta 19

İsa konuşmasını bitirdikten sonra Celile’den ayrılıp Yahudiye’nin Şeria Irmağı’nın karşı yakasındaki topraklarına geçti. 2 Büyük halk toplulukları da O’nun ardından gitti. Hasta olanları orada iyileştirdi. 3 İsa’nın yanına gelen bazı Ferisiler, O’nu denemek amacıyla şunu sordular: “Bir adamın, herhangi bir nedenle karısını boşaması Kutsal Yasa’ya uygun mudur?” 4-5 İsa şu karşılığı verdi: “Kutsal Yazılar’ı okumadınız mı? Yaradan başlangıçtan ‘İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı’ ve şöyle dedi: ‘Bu nedenle adam annesini babasını bırakıp karısına bağlanacak, ikisi tek beden olacak.’ 6 Şöyle ki, onlar artık iki değil, tek bedendir. O halde Tanrı’nın birleştirdiğini, insan ayırmasın.” 7 Ferisiler İsa’ya, “Öyleyse” dediler, “Musa neden erkeğin boşanma belgesi verip karısını boşayabileceğini söyledi?” 8 İsa onlara, “İnatçı olduğunuz için Musa karılarınızı boşamanıza izin verdi” dedi. “Başlangıçta bu böyle değildi. 9 Ben size şunu söyleyeyim, karısını fuhuştan başka bir nedenle boşayıp başkasıyla evlenen, zina etmiş olur. Boşanan kadınla evlenen de zina etmiş olur.” 10 Öğrenciler İsa’ya, “Eğer erkekle karısı arasındaki ilişki buysa, hiç evlenmemek daha iyi!” dediler. 11 İsa onlara, “Herkes bu sözü kabul edemez, ancak Tanrı’nın güç verdiği kişiler kabul edebilir” dedi. 12 “Çünkü kimisi doğuştan hadımdır, kimisi insanlar tarafından hadım edilir, kimisi de Göklerin Egemenliği uğruna kendini hadım sayar. Bunu kabul edebilen etsin!”

Acımasız Köle Benzetmesi – Matta 18

Bunun üzerine Petrus İsa’ya gelip, “Ya Rab” dedi, “Kardeşim bana karşı kaç kez günah işlerse onu bağışlamalıyım? Yedi kez mi?” 22 İsa, “Yedi kez değil” dedi. “Yetmiş kere yedi kez derim sana. 23 Şöyle ki, Göklerin Egemenliği, köleleriyle hesaplaşmak isteyen bir krala benzer. 24 Kral hesap görmeye başladığında kendisine, borcu on bin talantı bulan bir köle getirildi. 25 Kölenin ödeme gücü olmadığından efendisi onun, karısının, çocuklarının ve bütün malının satılıp borcun ödenmesini buyurdu. 26 Köle yere kapanıp efendisine, ‘Ne olur, sabret! Bütün borcumu ödeyeceğim’ dedi. 27 Efendisi köleye acıdı, borcunu bağışlayıp onu salıverdi. 28 “Ama köle çıkıp gitti, kendisine yüz dinar borcu olan başka bir köleye rastladı. Onu yakalayıp, ‘Borcunu öde’ diyerek boğazına sarıldı. 29 Bu köle yüzüstü yere kapandı, ‘Ne olur, sabret! Borcumu ödeyeceğim’ diye yalvardı. 30 Ama ilk köle bunu reddetti. Gitti, borcunu ödeyinceye dek adamı zindana kapattı. 31 Öteki köleler, olanları görünce çok üzüldüler. Efendilerine gidip bütün olup bitenleri anlattılar. 32 “Bunun üzerine efendisi köleyi yanına çağırdı. ‘Ey kötü köle!’ dedi. ‘Bana yalvardığın için bütün borcunu bağışladım. 33 Benim sana acıdığım gibi, senin de köle arkadaşına acıman gerekmez miydi?’ 34 Bu öfkeyle efendisi, bütün borcunu ödeyinceye dek onu işkencecilere teslim etti. 35 “Eğer her biriniz kardeşini gönülden bağışlamazsa, göksel Babam da size öyle davranacaktır.”

Bir Kardeş Günah İşlerse – Matta 18

“Eğer kardeşin sana karşı günah işlerse, ona git, suçunu kendisine göster. Her şey yalnız ikinizin arasında kalsın. Kardeşin seni dinlerse, onu kazanmış olursun. 16 Ama dinlemezse, yanına bir ya da iki kişi daha al ki, söylenen her şey iki ya da üç tanığın sözüyle doğrulansın. 17 Onları da dinlemezse, durumu inanlılar topluluğuna bildir. Topluluğu da dinlemezse, onu putperest ya da vergi görevlisi say. 18 “Size doğrusunu söyleyeyim, yeryüzünde bağlayacağınız her şey gökte de bağlanmış olacak. Yeryüzünde çözeceğiniz her şey gökte de çözülmüş olacak. 19 Yine size şunu söyleyeyim, yeryüzünde aranızdan iki kişi, dileyecekleri herhangi bir şey için anlaşırlarsa, göklerdeki Babam dileklerini yerine getirir. 20 Nerede iki ya da üç kişi benim adımla toplanırsa, ben de orada, aralarındayım.”

Kaybolan Koyun Benzetmesi – Matta 18

“Siz ne dersiniz? Bir adamın yüz koyunu olsa ve bunlardan biri yolunu şaşırsa, doksan dokuzunu dağlarda bırakıp yolunu şaşıranı aramaya gitmez mi? 13 Size doğrusunu söyleyeyim, eğer onu bulursa, yolunu şaşırmamış doksan dokuz koyun için sevindiğinden daha çok onun için sevinir. 14 Bunun gibi, göklerdeki Babanız da bu küçüklerden hiçbirinin kaybolmasını istemez.”

En Büyük Kim? – Matta 18

Bu sırada öğrencileri İsa’ya yaklaşıp, “Göklerin Egemenliği’nde en büyük kimdir?” diye sordular. 2-3 İsa, yanına küçük bir çocuk çağırdı, onu orta yere dikip şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim, yolunuzdan dönüp küçük çocuklar gibi olmazsanız, Göklerin Egemenliği’ne asla giremezsiniz. 4 Kim bu çocuk gibi alçakgönüllü olursa, Göklerin Egemenliği’nde en büyük odur. 5 Böyle bir çocuğu benim adım uğruna kabul eden, beni kabul etmiş olur. 6 “Ama kim bana iman eden bu küçüklerden birini günaha düşürürse, boynuna kocaman bir değirmen taşı asılıp denizin dibine atılması kendisi için daha iyi olur. 7 İnsanı günaha düşüren tuzaklardan ötürü vay dünyanın haline! Böyle tuzakların olması kaçınılmazdır. Ama bu tuzaklara aracılık eden kişinin vay haline! 8 “Eğer elin ya da ayağın günah işlemene neden olursa, onu kesip at. Tek el, tek ayakla yaşama kavuşman, iki elle, iki ayakla sönmez ateşe atılmandan iyidir. 9 Eğer gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Tek gözle yaşama kavuşman, iki gözle cehennem ateşine atılmandan iyidir. 10-11 “Bu küçüklerden birini bile hor görmekten sakının! Size şunu söyleyeyim, onların göklerdeki melekleri, göklerdeki Babam’ın yüzünü her zaman görürler.”

Tapınak Vergisi – Matta 17

Kefarnahum’a geldiklerinde, iki dirhemlik tapınak vergisini toplayanlar Petrus’a gelip, “Öğretmeniniz tapınak vergisini ödüyor, değil mi?” diye sordular. 25 Petrus, “Ödüyor” dedi. Petrus eve gelince, daha kendisi bir şey söylemeden İsa ona, “Simun, ne dersin?” dedi. “Dünya kralları gümrük ya da vergiyi kimlerden alır? Kendi oğullarından mı, yabancılardan mı?” 26 Petrus’un, “Yabancılardan” demesi üzerine İsa, “O halde oğullar muaftır” dedi. 27 “Ama vergi toplayanları gücendirmeyelim. Göle gidip oltanı at. Tuttuğun ilk balığı çıkar, onun ağzını aç, dört dirhemlik bir akçe bulacaksın. Parayı al, ikimizin vergisi olarak onlara ver.”

İsa Ölüp Dirileceğini Tekrar Bildiriyor – Matta 17

Celile’de bir araya geldiklerinde İsa onlara, “İnsanoğlu, insanların eline teslim edilecek ve öldürülecek, ama üçüncü gün dirilecek” dedi. Öğrenciler buna çok kederlendiler.

Cinli Çocuk İyileştiriliyor – Matta 17

Kalabalığın yanına vardıklarında bir adam İsa’ya yaklaşıp önünde diz çöktü. 15 “Ya Rab” dedi, “Oğlumun haline acı! Sarası var, çok acı çekiyor. Sık sık ateşe, suya düşüyor. 16 Onu senin öğrencilerine getirdim, ama iyileştiremediler.” 17 İsa, “Ey imansız ve sapmış kuşak!” dedi. “Sizinle daha ne kadar kalacağım? Size daha ne kadar katlanacağım? Çocuğu buraya, bana getirin.” 18 İsa cini azarlayınca, cin çocuktan çıktı, çocuk o anda iyileşti. 19 Sonra öğrenciler tek başlarına İsa’ya gelip, “Biz cini neden kovamadık?” diye sordular. 20-21 İsa, “İmanınız kıt olduğu için” karşılığını verdi. “Size doğrusunu söyleyeyim, bir hardal tanesi kadar imanınız olsa şu dağa, ‘Buradan şuraya göç’ derseniz, göçer; sizin için imkânsız bir şey olmayacaktır.”

İsanın Görünümü Değişiyor – Matta 17

Altı gün sonra İsa, yanına yalnız Petrus, Yakup ve Yakup’un kardeşi Yuhanna’yı alarak yüksek bir dağa çıktı. 2 Onların gözü önünde İsa’nın görünümü değişti. Yüzü güneş gibi parladı, giysileri ışık gibi bembeyaz oldu. 3 O anda Musa’yla İlyas öğrencilere göründü. İsa’yla konuşuyorlardı. 4 Petrus İsa’ya, “Ya Rab” dedi, “Burada bulunmamız ne iyi oldu! İstersen burada üç çardak kurayım: Biri sana, biri Musa’ya, biri de İlyas’a.” 5 Petrus daha konuşurken parlak bir bulut onlara gölge saldı. Buluttan gelen bir ses, “Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum. O’nu dinleyin!” dedi. 6 Öğrenciler bunu işitince, dehşet içinde yüzüstü yere kapandılar. 7 İsa gelip onlara dokundu, “Kalkın, korkmayın!” dedi. 8 Başlarını kaldırınca İsa’dan başka kimseyi göremediler. 9 Dağdan inerlerken İsa onlara, “İnsanoğlu ölümden dirilmeden, gördüklerinizi kimseye söylemeyin” diye buyurdu. 10 Öğrencileri O’na şunu sordular: “Peki, din bilginleri neden önce İlyas’ın gelmesi gerektiğini söylüyorlar?” 11 İsa, “İlyas gerçekten gelecek ve her şeyi yeniden düzene koyacak” diye yanıtladı. 12 “Size şunu söyleyeyim, İlyas zaten geldi, ama onu tanımadılar, ona yapmadıklarını bırakmadılar. Aynı şekilde İnsanoğlu da onların elinden acı çekecektir.” 13 O zaman öğrenciler İsa’nın kendilerine Vaftizci Yahya’dan söz ettiğini anladılar.

İsa Ölüp Dirileceğini Önceden Bildiriyor – Matta 16

Bundan sonra İsa, kendisinin Yeruşalim’e gitmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı. 22 Bunun üzerine Petrus O’nu bir kenara çekip azarlamaya başladı. “Tanrı korusun, ya Rab! Senin başına asla böyle bir şey gelmeyecek!” dedi. 23 Ama İsa Petrus’a dönüp, “Çekil önümden, Şeytan!” dedi, “Bana engel oluyorsun. Düşüncelerin Tanrı’ya değil, insana özgüdür.” 24 Sonra İsa, öğrencilerine şunları söyledi: “Ardımdan gelmek isteyen kendini inkâr etsin, çarmıhını yüklenip beni izlesin. 25 Canını kurtarmak isteyen onu yitirecek, canını benim uğruma yitiren ise onu kurtaracaktır. 26 İnsan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur? İnsan kendi canına karşılık ne verebilir? 27 İnsanoğlu, Babası’nın görkemi içinde melekleriyle gelecek ve herkese, yaptığının karşılığını verecektir. 28 Size doğrusunu söyleyeyim, burada bulunanlar arasında, İnsanoğlu’nun kendi egemenliği içinde gelişini görmeden ölümü tatmayacak olanlar var.”

Petrusun Mesihi Tanıması – Matta 16

İsa, Filipus Sezariyesi bölgesine geldiğinde öğrencilerine şunu sordu: “Halk, İnsanoğlu’nun kim olduğunu söylüyor?” 14 Öğrencileri şu karşılığı verdiler: “Kimi Vaftizci Yahya, kimi İlyas, kimi de Yeremya ya da peygamberlerden biridir diyor.” 15 İsa onlara, “Siz ne dersiniz” dedi, “Sizce ben kimim?” 16 Simun Petrus, “Sen, yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’sin” yanıtını verdi. 17 İsa ona, “Ne mutlu sana, Yunus oğlu Simun!” dedi. “Bu sırrı sana açan insan değil, göklerdeki Babam’dır. 18 Ben de sana şunu söyleyeyim, sen Petrus’sun ve ben kilisemi bu kayanın üzerine kuracağım. Ölüler diyarının kapıları ona karşı direnemeyecek. 19 Göklerin Egemenliği’nin anahtarlarını sana vereceğim. Yeryüzünde bağlayacağın her şey göklerde de bağlanmış olacak; yeryüzünde çözeceğin her şey göklerde de çözülmüş olacak.” 20 Bu sözlerden sonra İsa, kendisinin Mesih olduğunu kimseye söylememeleri için öğrencilerini uyardı.

Ferisilerle Sadukilerin Mayası – Matta 16

Öğrenciler gölün karşı yakasına geçerken ekmek almayı unutmuşlardı. 6 İsa onlara, “Dikkatli olun, Ferisiler’in ve Sadukiler’in mayasından kaçının!” dedi. 7 Onlar ise kendi aralarında tartışarak, “Ekmek almadığımız için böyle diyor” dediler. 8 Bunun farkında olan İsa şöyle dedi: “Ey kıt imanlılar! Ekmeğiniz yok diye niçin tartışıyorsunuz? 9-10 Hâlâ anlamıyor musunuz? Beş ekmekle beş bin kişinin doyduğunu, kaç sepet dolusu yemek fazlası topladığınızı hatırlamıyor musunuz? Yedi ekmekle dört bin kişinin doyduğunu, kaç küfe dolusu yemek fazlası topladığınızı hatırlamıyor musunuz? 11 Ben size, ‘Ferisiler’in ve Sadukiler’in mayasından kaçının’ derken, ekmekten söz etmediğimi nasıl olur da anlamazsınız?” 12 Ekmek mayasından değil de, Ferisiler’le Sadukiler’in öğretisinden kaçının dediğini o zaman anladılar.

Doğaüstü Bir Belirti İsteniyor – Matta 16

Ferisiler’le Sadukiler İsa’nın yanına geldiler. O’nu denemek amacıyla kendilerine gökten bir belirti göstermesini istediler. 2 İsa onlara şu karşılığı verdi: “Akşam, ‘Gökyüzü kızıl olduğuna göre hava iyi olacak’ dersiniz. 3 Sabah, ‘Bugün gök kızıl ve bulutlu, hava bozacak’ dersiniz. Gökyüzünün görünümünü yorumlayabiliyorsunuz da, zamanın belirtilerini yorumlayamıyor musunuz? 4 Kötü ve vefasız kuşak bir belirti istiyor! Ama ona Yunus’un belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecek.” Sonra İsa onları bırakıp gitti.

İsa Dört Bin Kişiyi Doyuruyor – Matta 15

İsa oradan ayrıldı, Celile Gölü’nün kıyısından geçerek dağa çıkıp oturdu. 30 Yanına büyük bir kalabalık geldi. Beraberlerinde kötürüm, kör, çolak, dilsiz ve daha birçok hasta getirdiler. Hastaları O’nun ayaklarının dibine bıraktılar. O da onları iyileştirdi. 31 Halk, dilsizlerin konuştuğunu, çolakların iyileştiğini, körlerin gördüğünü, kötürümlerin yürüdüğünü görünce şaştı ve İsrail’in Tanrısı’nı yüceltti. 32 İsa öğrencilerini yanına çağırıp, “Halka acıyorum” dedi. “Üç gündür yanımdalar, yiyecek hiçbir şeyleri yok. Onları aç aç evlerine göndermek istemiyorum, yolda bayılabilirler.” 33 Öğrenciler kendisine, “Böyle ıssız bir yerde bu kadar kalabalığı doyuracak ekmeği nereden bulalım?” dediler. 34 İsa, “Kaç ekmeğiniz var?” diye sordu. “Yedi ekmekle birkaç küçük balığımız var” dediler. 35 Bunun üzerine İsa, halka yere oturmalarını buyurdu. 36 Yedi ekmekle balıkları aldı, şükredip bunları böldü, öğrencilerine verdi. Onlar da halka dağıttılar. 37 Herkes yiyip doydu. Artakalan parçalardan yedi küfe dolusu topladılar. 38 Yemek yiyenlerin sayısı, kadın ve çocuklar hariç, dört bin erkekti. 39 İsa, halkı evlerine gönderdikten sonra tekneye binip Magadan bölgesine geçti.

Kenanlı Kadının İmanı – Matta 15

İsa oradan ayrılıp Sur ve Sayda bölgesine geçti. 22 O yöreden Kenanlı bir kadın İsa’ya gelip, “Ya Rab, ey Davut Oğlu, halime acı! Kızım cine tutuldu, çok kötü durumda” diye feryat etti. 23 İsa kadına hiçbir karşılık vermedi. Öğrencileri yaklaşıp, “Sal şunu, gitsin!” diye rica ettiler. “Arkamızdan bağırıp duruyor.” 24 İsa, “Ben yalnız İsrail halkının kaybolmuş koyunlarına gönderildim” diye yanıtladı. 25 Kadın ise yaklaşıp, “Ya Rab, bana yardım et!” diyerek O’nun önünde yere kapandı. 26 İsa ona, “Çocukların ekmeğini alıp köpeklere atmak doğru değildir” dedi. 27 Kadın, “Haklısın, ya Rab” dedi. “Ama köpekler de efendilerinin sofrasından düşen kırıntıları yer.” 28 O zaman İsa ona şu karşılığı verdi: “Ey kadın, imanın büyük! Dilediğin gibi olsun.” Ve kadının kızı o saatte iyileşti.

İnsanı Kirleten Nedir? – Matta 15

İsa, halkı yanına çağırıp onlara, “Dinleyin ve şunu belleyin” dedi. 11 “Ağızdan giren şey insanı kirletmez. İnsanı kirleten ağızdan çıkandır.” 12 Bu sırada öğrencileri O’na gelip, “Biliyor musun?” dediler, “Ferisiler bu sözü duyunca gücendiler.” 13 İsa şu karşılığı verdi: “Göksel Babam’ın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir. 14 Bırakın onları; onlar körlerin kör kılavuzlarıdır. Eğer kör köre kılavuzluk ederse, ikisi de çukura düşer.” 15 Petrus, “Bu benzetmeyi bize açıkla” dedi. 16 “Siz de mi hâlâ anlamıyorsunuz?” diye sordu İsa. 17 “Ağza giren her şeyin mideye indiğini, oradan da helaya atıldığını bilmiyor musunuz? 18 Ne var ki ağızdan çıkan, yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten de budur. 19 Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, fuhuş, hırsızlık, yalan yere tanıklık ve iftira hep yürekten kaynaklanır. 20 İnsanı kirleten bunlardır. Yıkanmamış ellerle yemek yemek insanı kirletmez.”

Töre mi, Tanrının Sözü mü? – Matta 15

Bu sırada Yeruşalim’den bazı Ferisiler ve din bilginleri İsa’ya gelip, “Öğrencilerin neden atalarımızın töresini çiğniyor?” diye sordular, “Yemekten önce ellerini yıkamıyorlar.” 3 İsa onlara şu karşılığı verdi: “Ya siz, neden töreniz uğruna Tanrı buyruğunu çiğniyorsunuz? 4 Çünkü Tanrı şöyle buyurdu: ‘Annene babana saygı göstereceksin’; ‘Annesine ya da babasına söven kesinlikle öldürülecektir.’ 5-6 Ama siz, ‘Her kim anne ya da babasına, benden alacağın bütün yardım Tanrı’ya adanmıştır derse, artık babasına saygı göstermek zorunda değildir’ diyorsunuz. Böylelikle, töreniz uğruna Tanrı’nın sözünü geçersiz kılmış oluyorsunuz. 7-8 Ey ikiyüzlüler! Yeşaya’nın sizinle ilgili şu peygamberlik sözü ne kadar yerindedir: ‘Bu halk dudaklarıyla beni sayar, Ama yürekleri benden uzak. 9 Bana boşuna taparlar. Çünkü öğrettikleri, sadece insan buyruklarıdır.’ ”

İsa Su Üstünde Yürüyor – Matta 14

Bundan hemen sonra İsa öğrencilerine, tekneye binip kendisinden önce karşı yakaya geçmelerini buyurdu. Bu arada halkı evlerine gönderecekti. 23 Halkı gönderdikten sonra dua etmek için tek başına dağa çıktı. Akşam olurken orada yalnızdı. 24 O sırada tekne kıyıdan bir hayli uzakta dalgalarla boğuşuyordu. Çünkü rüzgar karşı yönden esiyordu. 25 Sabaha karşı İsa, gölün üstünde yürüyerek onlara yaklaştı. 26 Öğrenciler, O’nun gölün üstünde yürüdüğünü görünce dehşete kapıldılar. “Bu bir hayalet!” diyerek korkuyla bağrıştılar. 27 Ama İsa hemen onlara seslenerek, “Cesur olun, benim, korkmayın!” dedi. 28 Petrus buna karşılık, “Ya Rab” dedi, “Eğer sen isen, buyruk ver suyun üstünden yürüyerek sana geleyim.” 29 İsa, “Gel!” dedi. Petrus da tekneden indi, suyun üstünden yürüyerek İsa’ya yaklaştı. 30 Ama rüzgarın ne kadar güçlü estiğini görünce korktu, batmaya başladı. “Ya Rab, beni kurtar!” diye bağırdı. 31 İsa hemen elini uzatıp onu tuttu. Ona, “Ey kıt imanlı, neden kuşku duydun?” dedi. 32 Onlar tekneye bindikten sonra rüzgar dindi. 33 Teknedekiler, “Sen gerçekten Tanrı’nın Oğlu’sun” diyerek O’na tapındılar. 34 Gölü aşıp Ginnesar’da karaya çıktılar. 35 Yöre halkı İsa’yı tanıyınca çevreye haber saldı. Bütün hastaları O’na getirdiler. 36 Giysisinin eteğine bir dokunsak diye yalvarıyorlardı. Dokunanların hepsi iyileşti.

İsa Beş Bin Kişiyi Doyuruyor – Matta 14

İsa bunu duyunca, tek başına tenha bir yere çekilmek üzere bir tekneyle oradan ayrıldı. Bunu öğrenen halk, kentlerden çıkıp O’nu yaya olarak izledi. 14 İsa tekneden inince büyük bir kalabalıkla karşılaştı. Onlara acıdı ve hasta olanlarını iyileştirdi. 15 Akşama doğru öğrencileri yanına gelip, “Burası ıssız bir yer” dediler, “Vakit de geç oldu. Halkı salıver de köylere gidip kendilerine yiyecek alsınlar.” 16 İsa, “Gitmelerine gerek yok, onlara siz yiyecek verin” dedi. 17 Öğrenciler, “Burada beş ekmekle iki balıktan başka bir şeyimiz yok ki” dediler. 18 İsa, “Onları buraya, bana getirin” dedi. 19 Halka çayıra oturmalarını buyurduktan sonra, beş ekmekle iki balığı aldı, gözlerini göğe kaldırarak şükretti; sonra ekmekleri bölüp öğrencilerine verdi, onlar da halka dağıttılar. 20 Herkes yiyip doydu. Artakalan parçalardan on iki sepet dolusu topladılar. 21 Yemek yiyenlerin sayısı, kadın ve çocuklar hariç, yaklaşık beş bin erkekti.

Yahyanın Öldürülmesi – Matta 14

O günlerde İsa’yla ilgili haberleri duyan bölge kralı Hirodes, adamlarına, “Bu, Vaftizci Yahya’dır” dedi. “Ölümden dirildi. Olağanüstü güçlerin onda etkin olmasının nedeni budur.” 3 Hirodes, kardeşi Filipus’un karısı Hirodiya yüzünden Yahya’yı tutuklatmış, bağlatıp zindana attırmıştı. 4 Çünkü Yahya Hirodes’e, “O kadınla evlenmen Kutsal Yasa’ya aykırıdır” demişti. 5 Hirodes Yahya’yı öldürtmek istemiş, ama halktan korkmuştu. Çünkü halk Yahya’yı peygamber sayıyordu. 6-7 Hirodes’in doğum günü şenliği sırasında Hirodiya’nın kızı ortaya çıkıp dans etti. Bu, Hirodes’in öyle hoşuna gitti ki, ant içerek kıza ne dilerse vereceğini söyledi. 8 Kız, annesinin kışkırtmasıyla, “Bana şimdi, bir tepsi üzerinde Vaftizci Yahya’nın başını ver” dedi. 9 Kral buna çok üzüldüyse de, konuklarının önünde içtiği anttan ötürü bu dileğin yerine getirilmesini buyurdu. 10 Adam gönderip zindanda Yahya’nın başını kestirdi. 11 Kesik baş tepsiyle getirilip kıza verildi, kız da bunu annesine götürdü. 12 Yahya’nın öğrencileri gelip cesedi aldılar ve gömdüler. Sonra gidip İsa’ya haber verdiler.

İsa Reddediliyor – Matta 13

İsa bütün bu benzetmeleri anlattıktan sonra oradan ayrıldı. 54 Kendi memleketine gitti ve oradaki havrada halka öğretmeye başladı. Halk şaşıp kalmıştı. “Adamın bu bilgeliği ve mucizeler yaratan gücü nereden geliyor?” diyorlardı. 55 “Marangozun oğlu değil mi bu? Annesinin adı Meryem değil mi? Yakup, Yusuf, Simun ve Yahuda O’nun kardeşleri değil mi? 56 Kızkardeşlerinin hepsi aramızda yaşamıyor mu? O halde O’nun bütün bu yaptıkları nereden geliyor?” 57 Ve gücenip O’nu reddettiler. Ama İsa onlara şöyle dedi: “Bir peygamber, kendi memleketinden ve evinden başka yerde hor görülmez.” 58 İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.

Ağ Benzetmesi – Matta 13

“Yine Göklerin Egemenliği, denize atılan ve her çeşit balığı toplayan ağa benzer. 48 Ağ dolunca onu kıyıya çekerler. Oturup işe yarayan balıkları kaplara koyar, yaramayanları atarlar. 49-50 Çağın sonunda da böyle olacak. Melekler gelecek, kötü kişileri doğruların arasından ayırıp kızgın fırına atacaklar. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır.” 51 İsa, “Bütün bunları anladınız mı?” diye sordu. “Evet” karşılığını verdiler. 52 O da onlara, “İşte böylece Göklerin Egemenliği için eğitilmiş her din bilgini, hazinesinden hem yeni hem eski değerler çıkaran bir mal sahibine benzer” dedi.

Define ve İnci Benzetmeleri – Matta 13

“Göklerin Egemenliği, tarlada saklı bir defineye benzer. Onu bulan yeniden sakladı, sevinçle koşup gitti, varını yoğunu satıp tarlayı satın aldı. 45 “Yine Göklerin Egemenliği, güzel inciler arayan bir tüccara benzer. 46 Tüccar, çok değerli bir inci bulunca gitti, varını yoğunu satıp o inciyi satın aldı.”

Deliceler Benzetmesi Açıklanıyor – Matta 13

Bundan sonra İsa halktan ayrılıp eve gitti. Öğrencileri yanına gelip, “Tarladaki delicelerle ilgili benzetmeyi bize açıkla” dediler. 37 İsa, “İyi tohumu eken, İnsanoğlu’dur” diye karşılık verdi. 38 “Tarla ise dünyadır. İyi tohum, göksel egemenliğin oğulları, deliceler de kötü olanın oğullarıdır. 39 Deliceleri eken düşman, İblis’tir. Biçim vakti, çağın sonu; orakçılar ise meleklerdir. 40 “Deliceler nasıl toplanıp yakılırsa, çağın sonunda da böyle olacaktır. 41-42 İnsanoğlu meleklerini gönderecek, onlar da insanları günaha düşüren her şeyi, kötülük yapan herkesi O’nun egemenliğinden toplayıp kızgın fırına atacaklar. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır. 43 Doğru kişiler o zaman Babaları’nın egemenliğinde güneş gibi parlayacaklar. Kulağı olan işitsin!”

Hardal Tanesi ve Maya Benzetmeleri – Matta 13

İsa onlara bir benzetme daha anlattı: “Göklerin Egemenliği, bir adamın tarlasına ektiği hardal tanesine benzer” dedi. 32 “Hardal tohumların en küçüğü olduğu halde, gelişince bahçe bitkilerinin boyunu aşar, ağaç olur. Böylece kuşlar gelip dallarında barınır.” 33 İsa onlara başka bir benzetme anlattı: “Göklerin Egemenliği, bir kadının üç ölçek una karıştırdığı mayaya benzer. Sonunda bütün hamur kabarır.” 34 İsa bütün bunları halka benzetmelerle anlattı. Benzetme kullanmadan onlara hiçbir şey anlatmazdı. 35 Bu, peygamber aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu: “Ağzımı benzetmeler anlatarak açacağım, Dünyanın kuruluşundan beri Gizli kalmış sırları dile getireceğim.”

Deliceler Benzetmesi – Matta 13

İsa onlara başka bir benzetme anlattı: “Göklerin Egemenliği, tarlasına iyi tohum eken adama benzer” dedi. 25 “Herkes uyurken, adamın düşmanı geldi, buğdayın arasına delice ekip gitti. 26 Ekin gelişip başak salınca, deliceler de göründü. 27 “Mal sahibinin köleleri gelip ona şöyle dediler: ‘Efendimiz, sen tarlana iyi tohum ekmedin mi? Bu deliceler nereden çıktı?’ 28 “Mal sahibi, ‘Bunu bir düşman yapmıştır’ dedi. “ ‘Gidip deliceleri toplamamızı ister misin?’ diye sordu köleler. 29 “ ‘Hayır’ dedi adam. ‘Deliceleri toplarken belki buğdayı da sökersiniz. 30 Bırakın biçim vaktine dek birlikte büyüsünler. Biçim vakti orakçılara, önce deliceleri toplayın diyeceğim, yakmak için demet yapın. Buğdayı ise toplayıp ambarıma koyun.’ ”

Tohum Benzetmesi – Matta 13

Aynı gün İsa evden çıktı, gidip göl kıyısında oturdu. 2 Çevresinde büyük bir kalabalık toplandı. Bu yüzden İsa tekneye binip oturdu. Bütün kalabalık kıyıda duruyordu. 3 İsa onlara benzetmelerle birçok şey anlattı. “Bakın” dedi, “Ekincinin biri tohum ekmeye çıktı. 4 Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düştü. Kuşlar gelip bunları yedi. 5 Kimi, toprağı az, kayalık yerlere düştü; toprak derin olmadığından hemen filizlendi. 6 Ne var ki, güneş doğunca kavruldular, kök salamadıkları için kuruyup gittiler. 7 Kimi, dikenler arasına düştü. Dikenler büyüdü, filizleri boğdu. 8 Kimi ise iyi toprağa düştü. Bazısı yüz, bazısı altmış, bazısı da otuz kat ürün verdi. 9 Kulağı olan işitsin!” 10 Öğrencileri gelip İsa’ya, “Halka neden benzetmelerle konuşuyorsun?” diye sordular. 11 İsa şöyle yanıtladı: “Göklerin Egemenliği’nin sırlarını bilme ayrıcalığı size verildi, ama onlara verilmedi. 12 Çünkü kimde varsa, ona daha çok verilecek, bolluğa kavuşturulacak. Ama kimde yoksa, elindeki de alınacak. 13 Onlara benzetmelerle konuşmamın nedeni budur. Çünkü, ‘Gördükleri halde görmezler, Duydukları halde duymaz ve anlamazlar.’ 14 “Böylece Yeşaya’nın peygamberlik sözü onlar için gerçekleşmiş oldu: ‘Duyacak duyacak, ama hiç anlamayacaksınız, Bakacak bakacak, ama hiç görmeyeceksiniz! 15 Çünkü bu halkın yüreği duygusuzlaştı, Kulakları ağırlaştı. Gözlerini kapadılar. Öyle ki, gözleri görmesin, Kulakları duymasın, yürekleri anlamasın Ve bana dönmesinler. Dönselerdi, onları iyileştirirdim.’ 16 “Ama ne mutlu size ki, gözleriniz görüyor, kulaklarınız işitiyor! 17 Size doğrusunu söyleyeyim, nice peygamberler, nice doğru kişiler sizin gördüklerinizi görmek istediler, ama göremediler. Sizin işittiklerinizi işitmek istediler, ama işitemediler. 18 “Şimdi ekinciyle ilgili benzetmeyi siz dinleyin. 19 Kim göksel egemenlikle ilgili sözü işitir de anlamazsa, kötü olan gelir, onun yüreğine ekileni söker götürür. Yol kenarına ekilen tohum işte budur. 20-21 Kayalık yerlere ekilen ise işittiği sözü hemen sevinçle kabul eden, ama kök salamadığı için ancak bir süre dayanan kişidir. Böyle biri Tanrı sözünden ötürü sıkıntı ya da zulme uğrayınca hemen sendeleyip düşer. 22 Dikenler arasında ekilen de şudur: Sözü işitir, ama dünyasal kaygılar ve zenginliğin aldatıcılığı sözü boğar ve ürün vermesini engeller. 23 İyi toprağa ekilen tohum ise, sözü işitip anlayan birine benzer. Böylesi elbette ürün verir, kimi yüz, kimi altmış, kimi de otuz kat.”

İsanın Annesi ve Kardeşleri – Matta 12

İsa daha halka konuşurken, annesiyle kardeşleri geldi. Dışarıda durmuş, O’nunla konuşmak istiyorlardı. 47 Birisi İsa’ya, “Bak, annenle kardeşlerin dışarıda duruyor, seninle görüşmek istiyorlar” dedi. 48 İsa, kendisiyle konuşana, “Kimdir annem, kimdir kardeşlerim?” karşılığını verdi. 49 Eliyle öğrencilerini göstererek, “İşte annem, işte kardeşlerim!” dedi. 50 “Göklerdeki Babam’ın isteğini kim yerine getirirse, kardeşim, kızkardeşim ve annem odur.”

Yunusun Belirtisi – Matta 12

Bunun üzerine bazı din bilginleri ve Ferisiler, “Öğretmenimiz, senden doğaüstü bir belirti görmek istiyoruz” dediler. 39 İsa onlara şu karşılığı verdi: “Kötü ve vefasız kuşak bir belirti istiyor! Ama ona Peygamber Yunus’un belirtisinden başka bir belirti gösterilmeyecektir. 40 Yunus, nasıl üç gün üç gece o koca balığın karnında kaldıysa, İnsanoğlu da üç gün üç gece yerin bağrında kalacaktır. 41 Ninova halkı, yargı günü bu kuşakla birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü Ninovalılar, Yunus’un çağrısı üzerine tövbe ettiler. Bakın, Yunus’tan daha üstün olan buradadır. 42 Güney Kraliçesi, yargı günü bu kuşakla birlikte kalkıp bu kuşağı yargılayacak. Çünkü kraliçe, Süleyman’ın bilgece sözlerini dinlemek için dünyanın ta öbür ucundan gelmişti. Bakın, Süleyman’dan daha üstün olan buradadır. 43 “Kötü ruh insandan çıkınca kurak yerlerde dolanıp huzur arar, ama bulamaz. 44 O zaman, ‘Çıktığım eve, kendi evime döneyim’ der. Eve gelince orayı bomboş, süpürülmüş, düzeltilmiş bulur. 45 Bunun üzerine gider, yanına kendisinden kötü yedi ruh daha alır ve eve girip yerleşirler. Böylece o kişinin son durumu ilkinden beter olur. Bu kötü kuşağın başına gelecek olan da budur.”

İsa ve Baalzevul – Matta 12

Daha sonra İsa’ya kör ve dilsiz bir cinli getirdiler. İsa adamı iyileştirdi. Adam konuşmaya, görmeye başladı. 23 Bütün kalabalık şaşırıp kaldı. “Bu, Davut’un Oğlu olabilir mi?” diye soruyorlardı. 24 Ferisiler bunu duyunca, “Bu adam cinleri, ancak cinlerin önderi Baalzevul’un gücüyle kovuyor” dediler. 25 Onların ne düşündüğünü bilen İsa şöyle dedi: “Kendi içinde bölünen ülke yıkılır. Kendi içinde bölünen kent ya da ev ayakta kalamaz. 26 Eğer Şeytan Şeytan’ı kovarsa, kendi içinde bölünmüş demektir. Bu durumda onun egemenliği nasıl ayakta kalabilir? 27 Eğer ben cinleri Baalzevul’un gücüyle kovuyorsam, sizin adamlarınız kimin gücüyle kovuyor? Bu durumda sizi kendi adamlarınız yargılayacak. 28 Ama ben cinleri Tanrı’nın Ruhu’yla kovuyorsam, Tanrı’nın Egemenliği üzerinize gelmiş demektir. 29 “Bir kimse güçlü adamın evine girip malını nasıl çalabilir? Ancak onu bağladıktan sonra evini soyabilir. 30 “Benden yana olmayan bana karşıdır. Benimle birlikte toplamayan dağıtıyor demektir. 31 Bunun için size diyorum ki, insanların işlediği her günah, ettiği her küfür bağışlanacak; ama Ruh’a edilen küfür bağışlanmayacaktır. 32 İnsanoğlu’na karşı bir söz söyleyen, bağışlanacak; ama Kutsal Ruh’a karşı bir söz söyleyen, ne bu çağda, ne de gelecek çağda bağışlanacaktır. 33 “Ya ağacı iyi, meyvesini de iyi sayın; ya da ağacı kötü, meyvesini de kötü sayın. Çünkü her ağaç meyvesinden tanınır. 34 Sizi engerekler soyu! Kötü olan sizler nasıl iyi sözler söyleyebilirsiniz? Çünkü ağız yürekten taşanı söyler. 35 İyi insan içindeki iyilik hazinesinden iyilik, kötü insan içindeki kötülük hazinesinden kötülük çıkarır. 36 Size şunu söyleyeyim, insanlar söyledikleri her boş söz için yargı günü hesap verecekler. 37 Kendi sözlerinizle aklanacak, yine kendi sözlerinizle suçlu çıkarılacaksınız.”

Tanrının Seçtiği Kul – Matta 12

İsa bunu bildiği için oradan ayrıldı. Birçok kişi ardından gitti. İsa hepsini iyileştirdi. 16 Kim olduğunu açıklamamaları için onları uyardı. 17-18 Bu, Peygamber Yeşaya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu: “İşte Kulum, O’nu ben seçtim. Gönlümün hoşnut olduğu sevgili Kulum O’dur. Ruhum’u O’nun üzerine koyacağım, O da adaleti uluslara bildirecek. 19 Çekişip bağırmayacak, Sokaklarda kimse O’nun sesini duymayacak. 20 Ezilmiş kamışı kırmayacak, Tüten fitili söndürmeyecek, Ve sonunda adaleti zafere ulaştıracak. 21 Uluslar da O’nun adına umut bağlayacak.”

Şabat Günü Sorunu – Matta 12

O sıralarda, bir Şabat Günü İsa ekinler arasından geçiyordu. Öğrencileri acıkınca başakları koparıp yemeye başladılar. 2 Bunu gören Ferisiler İsa’ya, “Bak, öğrencilerin Şabat Günü yasak olanı yapıyor” dediler. 3 İsa onlara, “Davut’la yanındakiler acıkınca Davut’un ne yaptığını okumadınız mı?” diye sordu. 4 “Tanrı’nın evine girdi, kendisinin ve yanındakilerin yemesi yasak olan, ancak kâhinlerin yiyebileceği adak ekmeklerini yedi. 5 Ayrıca kâhinlerin her hafta tapınakta Şabat Günü’yle ilgili buyruğu çiğnedikleri halde suçlu sayılmadıklarını Kutsal Yasa’da okumadınız mı? 6 Size şunu söyleyeyim, burada tapınaktan daha üstün bir şey var. 7 Eğer siz, ‘Ben kurban değil, merhamet isterim’ sözünün anlamını bilseydiniz, suçsuzları yargılamazdınız. 8 Çünkü İnsanoğlu Şabat Günü’nün de Rabbi’dir.” 9 İsa oradan ayrılıp onların havrasına gitti. 10 Orada eli sakat bir adam vardı. İsa’yı suçlamak amacıyla kendisine, “Şabat Günü bir hastayı iyileştirmek Kutsal Yasa’ya uygun mudur?” diye sordular. 11 İsa onlara şu karşılığı verdi: “Hanginizin bir koyunu olur da Şabat Günü çukura düşerse onu tutup çıkarmaz? 12 İnsan koyundan çok daha değerlidir! Demek ki, Şabat Günü iyilik yapmak Yasa’ya uygundur.” 13 Sonra adama, “Elini uzat” dedi. Adam elini uzattı. Eli öteki gibi yine sapasağlam oluverdi. 14 Bunun üzerine Ferisiler dışarı çıktılar, İsa’yı yok etmek için anlaştılar.

Yorgunlara Müjde – Matta 11

İsa bundan sonra şöyle dedi: “Baba, yerin ve göğün Rabbi! Bu gerçekleri bilge ve akıllı kişilerden gizleyip küçük çocuklara açtığın için sana şükrederim. 26 Evet Baba, senin isteğin buydu. 27 “Babam her şeyi bana teslim etti. Oğul’u, Baba’dan başka kimse tanımaz. Baba’yı da Oğul’dan ve Oğul’un O’nu tanıtmak istediği kişilerden başkası tanımaz. 28 “Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm. 29 Boyunduruğumu yüklenin, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu, alçakgönüllüyüm. Böylece canlarınız rahata kavuşur. 30 Boyunduruğumu taşımak kolay, yüküm hafiftir.”

Tövbe Etmeyen Kentler – Matta 11

Sonra İsa, mucizelerinin çoğunu yapmış olduğu kentleri, tövbe etmedikleri için şöyle azarlamaya başladı: “Vay haline, ey Horazin! Vay haline, ey Beytsayda! Sizlerde yapılan mucizeler Sur ve Sayda’da yapılmış olsaydı, çoktan çul kuşanıp kül içinde oturarak tövbe etmiş olurlardı. 22 Size şunu söyleyeyim, yargı günü sizin haliniz Sur ve Sayda’nın halinden beter olacaktır! 23 Ya sen, ey Kefarnahum, göğe mi çıkarılacaksın? Hayır, ölüler diyarına indirileceksin! Çünkü sende yapılan mucizeler Sodom’da yapılmış olsaydı, bugüne dek ayakta kalırdı. 24 Sana şunu söyleyeyim, yargı günü senin halin Sodom bölgesinin halinden beter olacaktır!”

İsa ve Vaftizci Yahya – Matta 11

İsa, on iki öğrencisine bu buyrukları verdikten sonra onların kentlerinde öğretmek ve Tanrı sözünü duyurmak üzere oradan ayrıldı. 2-3 Tutukevinde bulunan Yahya, Mesih’in yaptığı işleri duyunca, O’na gönderdiği öğrencileri aracılığıyla şunu sordu: “Gelecek Olan sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim?” 4 İsa onlara şöyle karşılık verdi: “Gidin, işitip gördüklerinizi Yahya’ya bildirin. 5 Körlerin gözleri açılıyor, kötürümler yürüyor, cüzamlılar temiz kılınıyor, sağırlar işitiyor, ölüler diriliyor ve Müjde yoksullara duyuruluyor. 6 Benden ötürü sendeleyip düşmeyene ne mutlu!” 7 Yahya’nın öğrencileri ayrılırken İsa halka Yahya’dan söz etmeye başladı. “Çöle ne görmeye gittiniz?” dedi. “Rüzgarda sallanan bir kamış mı? 8 Söyleyin, ne görmeye gittiniz? Pahalı giysiler giymiş bir adam mı? Oysa pahalı giysi giyenler, kral saraylarında bulunur. 9 Öyleyse ne görmeye gittiniz? Bir peygamber mi? Evet! Size şunu söyleyeyim, gördüğünüz kişi peygamberden de üstündür. 10 ‘İşte, habercimi senin önünden gönderiyorum; O önden gidip senin yolunu hazırlayacak’ diye yazılmış olan sözler onunla ilgilidir. 11 Size doğrusunu söyleyeyim, kadından doğanlar arasında Vaftizci Yahya’dan daha üstün biri çıkmamıştır. Bununla birlikte, Göklerin Egemenliği’nde en küçük olan ondan üstündür. 12 Vaftizci Yahya’nın ortaya çıktığı günden bu yana Göklerin Egemenliği zorlanıyor, zorlu kişiler onu ele geçirmeye çalışıyor. 13 Yahya’ya dek bütün peygamberlerle Kutsal Yasa, olacakları önceden bildirdiler. 14 Eğer bunu kabul etmek isterseniz, gelecek olan İlyas odur. 15 Kulağı olan, işitsin! 16-17 “Bu kuşağın insanlarını neye benzeteyim? Çarşı meydanlarında oturup arkadaşlarına, ‘Size kaval çaldık, oynamadınız; Ağıt yaktık, dövünmediniz’ diye seslenen çocuklara benziyorlar. 18 Yahya geldiği zaman oruç tutup içkiden kaçındı, ona ‘cinli’ diyorlar. 19 İnsanoğlu geldiği zaman yiyip içti. Bu kez de diyorlar ki, ‘Şu obur ve ayyaş adama bakın! Vergi görevlileri ve günahkârlarla dost oldu!’ Ne var ki bilgelik, ortaya koyduğu işlerle doğrulanır.”

İsaya Layık Olmak – Matta 10

“Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Barış değil, kılıç getirmeye geldim. 35 Çünkü ben babayla oğulun, anneyle kızın, gelinle kaynananın arasına ayrılık sokmaya geldim. 36 ‘İnsanın düşmanı kendi ev halkı olacak.’ 37 Annesini ya da babasını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir. Oğlunu ya da kızını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir. 38 Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen bana layık değildir. 39 Canını kurtaran onu yitirecek. Canını benim uğruma yitiren ise onu kurtaracaktır. 40 “Sizi kabul eden beni kabul etmiş olur. Beni kabul eden de beni göndereni kabul etmiş olur. 41 Bir peygamberi peygamber olduğu için kabul eden, peygambere yaraşan bir ödül alacaktır. Doğru birini doğru olduğu için kabul eden, doğru kişiye yaraşan bir ödül alacaktır. 42 Bu sıradan kişilerden birine, öğrencim olduğu için bir bardak soğuk su bile veren, size doğrusunu söyleyeyim, ödülsüz kalmayacaktır.”

Kimden Korkmalı – Matta 10

“Bu yüzden onlardan korkmayın. Çünkü örtülü olup da açığa çıkarılmayacak, gizli olup da bilinmeyecek hiçbir şey yoktur. 27 Size karanlıkta söylediklerimi, siz gün ışığında söyleyin. Kulağınıza fısıldananı, damlardan duyurun. 28 Bedeni öldüren, ama canı öldüremeyenlerden korkmayın. Canı da bedeni de cehennemde mahvedebilen Tanrı’dan korkun. 29 İki serçe bir meteliğe satılmıyor mu? Ama Babanız’ın izni olmadan bunlardan bir teki bile yere düşmez. 30 Size gelince, başınızdaki bütün saçlar bile sayılıdır. 31 Onun için korkmayın, siz birçok serçeden daha değerlisiniz. 32 “İnsanların önünde beni açıkça kabul eden herkesi, ben de göklerdeki Babam’ın önünde açıkça kabul edeceğim. 33 İnsanların önünde beni inkâr edeni, ben de göklerdeki Babam’ın önünde inkâr edeceğim.”

Gelecekteki Sıkıntılar – Matta 10

“İşte, sizi koyunlar gibi kurtların arasına gönderiyorum. Yılan gibi zeki, güvercin gibi saf olun. 17 İnsanlardan sakının. Çünkü sizi mahkemelere verecek, havralarında kamçılayacaklar. 18 Benden ötürü valilerin, kralların önüne çıkarılacak, böylece onlara ve uluslara tanıklık edeceksiniz. 19 Sizleri mahkemeye verdiklerinde, neyi nasıl söyleyeceğinizi düşünerek kaygılanmayın. Ne söyleyeceğiniz o anda size bildirilecek. 20 Çünkü konuşan siz değil, aracılığınızla konuşan Babanız’ın Ruhu olacak. 21 “Kardeş kardeşi, baba çocuğunu ölüme teslim edecek. Çocuklar anne babaya başkaldırıp onları öldürtecek. 22 Benim adımdan ötürü herkes sizden nefret edecek. Ama sonuna kadar dayanan kurtulacaktır. 23 Bir kentte size zulmettikleri zaman ötekine kaçın. Size doğrusunu söyleyeyim, İnsanoğlu gelinceye dek İsrail’in bütün kentlerini dolaşmış olmayacaksınız. 24 “Öğrenci öğretmeninden, köle efendisinden üstün değildir. 25 Öğrencinin öğretmeni gibi, kölenin de efendisi gibi olması yeterlidir. İnsanlar evin efendisine Baalzevul derlerse, ev halkına neler demezler!”

İsa On İki Elçisini Göreve Gönderiyor – Matta 10

İsa on iki öğrencisini yanına çağırıp onlara kötü ruhlar üzerinde yetki verdi. Böylece kötü ruhları kovacak, her hastalığı, her illeti iyileştireceklerdi. 2-4 Bu on iki elçinin adları şöyle: Birincisi Petrus adıyla bilinen Simun, onun kardeşi Andreas, Zebedi’nin oğulları Yakup ve Yuhanna, Filipus ve Bartalmay, Tomas ve vergi görevlisi Matta, Alfay oğlu Yakup ve Taday, Yurtsever Simun ve İsa’ya ihanet eden Yahuda İskariot. 5 İsa Onikiler’i şu buyrukla halkın arasına gönderdi: “Öteki ulusların arasına girmeyin. Samiriyeliler’in kentlerine de uğramayın. 6 Bunun yerine, İsrail halkının yitik koyunlarına gidin. 7 Gittiğiniz her yerde Göklerin Egemenliği’nin yaklaştığını duyurun. 8 Hastaları iyileştirin, ölüleri diriltin, cüzamlıları temiz kılın, cinleri kovun. Karşılıksız aldınız, karşılıksız verin. 9 Kuşağınıza altın, gümüş, ya da bakır para koymayın. 10 Yolculuk için ne torba, ne yedek mintan, ne çarık, ne de değnek alın. Çünkü işçi yiyeceğini hak eder. 11 Hangi kent ya da köye girerseniz, orada saygıdeğer birini arayın ve ayrılıncaya dek onunla kalın. 12 Onun evine girerken, evdekilere esenlik dileyin. 13 Eğer evdekiler buna layıksa, dilediğiniz esenlik üzerlerinde kalsın; layık değillerse, size geri dönsün. 14 Sizi kabul etmez, sözlerinizi dinlemezlerse o evden ya da kentten ayrılırken, ayaklarınızın tozunu silkin. 15 Size doğrusunu söyleyeyim, yargı günü o kentin hali Sodom’la Gomora bölgesinin halinden beter olacaktır.”

Ürün Bol, İşçi Az – Matta 9

İsa bütün kent ve köyleri dolaşarak havralarda öğretiyor, göksel egemenliğin Müjdesi’ni duyuruyor, her hastalığı, her illeti iyileştiriyordu. 36 Kalabalıkları görünce onlara acıdı. Çünkü çobansız koyunlar gibi şaşkın ve perişandılar. 37 O zaman İsa öğrencilerine, “Ürün bol, ama işçi az” dedi, 38 “Bu nedenle ürünün sahibi Rab’be yalvarın, ürününü kaldıracak işçiler göndersin.”

İki Körle Bir Dilsizin İyileştirilmesi – Matta 9

İsa oradan ayrılırken iki kör, “Ey Davut Oğlu, halimize acı!” diye feryat ederek O’nun ardından gittiler. 28 İsa eve girince körler yanına geldi. Onlara, “İstediğinizi yapabileceğime inanıyor musunuz?” diye sordu. Körler, “İnanıyoruz, ya Rab!” dediler. 29 Bunun üzerine İsa körlerin gözlerine dokunarak, “İmanınıza göre olsun” dedi. 30 Ve adamların gözleri açıldı. İsa, “Sakın kimse bunu bilmesin” diyerek onları sıkı sıkı uyardı. 31 Onlar ise çıkıp İsa’yla ilgili haberi bütün bölgeye yaydılar. 32 Adamlar çıkarken İsa’ya dilsiz bir cinli getirdiler. 33 Cin kovulunca adamın dili çözüldü. Halk hayret içinde, “İsrail’de böylesi hiç görülmemiştir” diyordu. 34 Ferisiler ise, “Cinleri, cinlerin önderinin gücüyle kovuyor” diyorlardı.

Dirilen Kız, İyileşen Kadın – Matta 9

İsa onlara bu sözleri söylerken bir havra yöneticisi gelip O’nun önünde yere kapanarak, “Kızım az önce öldü. Ama sen gelip elini onun üzerine koyarsan, dirilecek” dedi. 19 İsa kalkıp öğrencileriyle birlikte adamın ardından gitti. 20 Tam o sırada, on iki yıldır kanaması olan bir kadın İsa’nın arkasından yetişip giysisinin eteğine dokundu. 21 İçinden, “Giysisine bir dokunsam kurtulurum” diyordu. 22 İsa arkasına dönüp onu görünce, “Cesur ol, kızım! İmanın seni kurtardı” dedi. Ve kadın o anda iyileşti. 23-24 İsa, yöneticinin evine varıp kaval çalanlarla gürültülü kalabalığı görünce, “Çekilin!” dedi. “Kız ölmedi, uyuyor.” Onlar ise kendisiyle alay ettiler. 25 Kalabalık dışarı çıkarılınca İsa içeri girip kızın elini tuttu, kız ayağa kalktı. 26 Bu haber bütün bölgeye yayıldı.

Oruçla İlgili Soru – Matta 9

Bu arada Yahya’nın öğrencileri gelip İsa’ya, “Neden biz ve Ferisiler oruç tutuyoruz da senin öğrencilerin tutmuyor?” diye sordular. 15 İsa şöyle karşılık verdi: “Güvey aralarındayken, davetliler yas tutar mı? Ama güveyin aralarından alınacağı günler gelecek, o zaman oruç tutacaklar. 16 Hiç kimse eski giysiyi yeni kumaş parçasıyla yamamaz. Çünkü yeni kumaş çeker, giysiden kopar, yırtık daha beter olur. 17 Hiç kimse yeni şarabı eski tulumlara doldurmaz. Yoksa tulumlar patlar; hem şarap dökülür, hem de tulumlar mahvolur. Yeni şarap yeni tulumlara konur, böylece her ikisi de korunmuş olur.”

Mattanın Öğrencilere Katılması – Matta 9

İsa oradan geçerken, vergi toplama yerinde oturan birini gördü. Matta adındaki bu adama, “Ardımdan gel” dedi. Adam da kalkıp İsa’nın ardından gitti. 10 Sonra İsa, Matta’nın evinde sofrada otururken, birçok vergi görevlisiyle günahkâr gelip O’nunla ve öğrencileriyle birlikte sofraya oturdu. 11 Bunu gören Ferisiler, İsa’nın öğrencilerine, “Sizin öğretmeniniz neden vergi görevlileri ve günahkârlarla birlikte yemek yiyor?” diye sordular. 12 İsa bunu duyunca şöyle dedi: “Sağlamların değil, hastaların hekime ihtiyacı var. 13 Gidin de, ‘Ben kurban değil, merhamet isterim’ sözünün anlamını öğrenin. Çünkü ben doğru kişileri değil, günahkârları çağırmaya geldim.”

Bir Felçlinin İyileştirilmesi – Matta 9

İsa tekneye binip karşı kıyıya geçti ve kendi kentine gitti. 2 Kendisine, yatak üzerinde felçli bir adam getirdiler. İsa onların imanını görünce felçliye, “Cesur ol, oğlum, günahların bağışlandı” dedi. 3 Bunun üzerine bazı din bilginleri içlerinden, “Bu adam Tanrı’ya küfrediyor!” dediler. 4 Onların ne düşündüklerini bilen İsa dedi ki, “Yüreğinizde neden kötü düşüncelere yer veriyorsunuz? 5 Hangisi daha kolay? ‘Günahların bağışlandı’ demek mi, yoksa ‘Kalk, yürü’ demek mi? 6 Ne var ki, İnsanoğlu’nun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye…” Sonra felçliye, “Kalk, yatağını topla, evine git!” dedi. 7 Adam da kalkıp evine gitti. 8 Halk bunu görünce korkuya kapıldı. İnsana böyle bir yetki veren Tanrı’yı yücelttiler.

İki Cinlinin İyileştirilmesi – Matta 8

İsa gölün karşı yakasında Gadaralılar’ın memleketine vardı. Orada O’nu mezarlık mağaralardan çıkan iki cinli karşıladı. Bunlar öyle tehlikeliydi ki, kimse o yoldan geçemiyordu. 29 İsa’ya, “Ey Tanrı’nın Oğlu, bizden ne istiyorsun?” diye bağırdılar. “Buraya, vaktinden önce bize işkence etmek için mi geldin?” 30 Onlardan uzakta otlayan büyük bir domuz sürüsü vardı. 31 Cinler İsa’ya, “Bizi kovacaksan, şu domuz sürüsüne gönder” diye yalvardılar. 32 İsa onlara, “Gidin!” dedi. Cinler de adamlardan çıkıp domuzların içine girdiler. O anda bütün sürü dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu. 33 Domuzları güdenler kaçıp kente gittiler. Cinli adamlarla ilgili haberler dahil, olup bitenlerin hepsini anlattılar. 34 Bunun üzerine bütün kent halkı İsa’yı karşılamaya çıktı. O’nu görünce bölgelerinden ayrılması için yalvardılar.

İsa Fırtınayı Dindiriyor – Matta 8

İsa tekneye binince, ardından öğrencileri de bindi. 24 Gölde ansızın büyük bir fırtına koptu. Öyle ki, dalgalar teknenin üzerinden aşıyordu. İsa bu arada uyuyordu. 25 Öğrenciler gidip O’nu uyandırarak, “Ya Rab, kurtar bizi, yoksa öleceğiz!” dediler. 26 İsa, “Neden korkuyorsunuz, ey kıt imanlılar?” dedi. Sonra kalkıp rüzgarı ve gölü azarladı. Ortalık sütliman oldu. 27 Hepsi hayret içinde kaldı. “Bu nasıl bir adam ki, rüzgar da göl de O’nun sözünü dinliyor?” dediler.

İsayı İzlemenin Bedeli – Matta 8

İsa, çevresindeki kalabalığı görünce gölün karşı yakasına geçilmesini buyurdu. 19 O sırada din bilginlerinden biri O’na yaklaşıp, “Öğretmenim” dedi, “Nereye gidersen, senin ardından geleceğim.” 20 İsa ona, “Tilkilerin ini, kuşların yuvası var, ama İnsanoğlu’nun başını yaslayacak bir yeri yok” dedi. 21 Başka bir öğrencisi İsa’ya, “Ya Rab, izin ver, önce gidip babamı gömeyim” dedi. 22 İsa ona, “Ardımdan gel” dedi. “Bırak ölüleri, kendi ölülerini kendileri gömsün.”

İsa Birçoklarını İyileştiriyor – Matta 8

İsa Petrus’un evine geldiğinde onun kaynanasının ateşler içinde yattığını gördü. 15 Eline dokununca kadının ateşi düştü. Kadın kalkıp İsa’ya hizmet etmeye başladı. 16 Akşam olunca birçok cinliyi kendisine getirdiler. İsa onlardaki kötü ruhları tek sözle kovdu, hastaların hepsini iyileştirdi. 17 Bu, Peygamber Yeşaya aracılığıyla bildirilen şu söz yerine gelsin diye oldu: “Zayıflıklarımızı O kaldırdı, Hastalıklarımızı O üstlendi.”

Yüzbaşının İmanı – Matta 8

İsa Kefarnahum’a varınca bir yüzbaşı O’na gelip, “Ya Rab” diye yalvardı, “Uşağım felç oldu, evde yatıyor; korkunç acı çekiyor.” 7 İsa, “Gelip onu iyileştireceğim” dedi. 8 Ama yüzbaşı, “Ya Rab, evime girmene layık değilim” dedi, “Yeter ki bir söz söyle, uşağım iyileşir. 9 Ben de buyruk altında bir adamım, benim de buyruğumda askerlerim var. Birine, ‘Git’ derim, gider; ötekine, ‘Gel’ derim, gelir; köleme, ‘Şunu yap’ derim, yapar.” 10 İsa, duyduğu bu sözlere hayran kaldı. Ardından gelenlere, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Ben İsrail’de böyle imanı olan birini görmedim. 11 Size şunu söyleyeyim, doğudan ve batıdan birçok insan gelecek, Göklerin Egemenliği’nde İbrahim’le, İshak’la ve Yakup’la birlikte sofraya oturacaklar. 12 Ama bu egemenliğin asıl mirasçıları dışarıdaki karanlığa atılacak. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacak.” 13 Sonra İsa yüzbaşıya, “Git, inandığın gibi olsun” dedi. Ve uşak o anda iyileşti.

İsa Bir Cüzamlıyı İyileştiriyor – Matta 8

İsa dağdan inince büyük bir kalabalık O’nun ardından gitti. 2 Bu sırada cüzamlı bir adam yaklaşıp, “Ya Rab, istersen beni temiz kılabilirsin” diyerek O’nun ayaklarına kapandı. 3 İsa elini uzatıp adama dokundu, “İsterim, temiz ol!” dedi. Adam anında cüzamdan temizlendi. 4 Sonra İsa adama, “Sakın kimseye bir şey söyleme!” dedi. “Git, kâhine görün ve cüzamdan temizlendiğini herkese kanıtlamak için Musa’nın buyurduğu sunuyu sun.”

Sağlam Temel, Çürük Temel – Matta 7

“İşte bu sözlerimi duyup uygulayan herkes, evini kaya üzerine kuran akıllı adama benzer. 25 Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, eve saldırır; ama ev yıkılmaz. Çünkü kaya üzerine kurulmuştur. 26 Bu sözlerimi duyup da uygulamayan herkes, evini kum üzerine kuran budala adama benzer. 27 Yağmur yağar, seller basar, yeller eser, evi sarsar. Ev yıkılır; yıkılışı da korkunç olur.” 28 İsa konuşmasını bitirince, halk O’nun öğretişine şaşıp kaldı. 29 Çünkü onlara kendi din bilginleri gibi değil, yetkili biri gibi öğretiyordu.

Ağaç ve Meyvesi – Matta 7

“Sahte peygamberlerden sakının! Onlar size kuzu postuna bürünerek yaklaşırlar, ama özde yırtıcı kurtlardır. 16 Onları meyvelerinden tanıyacaksınız. Dikenli bitkilerden üzüm, devedikenlerinden incir toplanabilir mi? 17 Bunun gibi, her iyi ağaç iyi meyve verir, kötü ağaç ise kötü meyve verir. 18 İyi ağaç kötü meyve, kötü ağaç da iyi meyve veremez. 19 İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır. 20 Böylece sahte peygamberleri meyvelerinden tanıyacaksınız. 21 “Bana, ‘Ya Rab, ya Rab!’ diye seslenen herkes Göklerin Egemenliği’ne girmeyecek. Ancak göklerdeki Babam’ın isteğini yerine getiren girecektir. 22 O gün birçokları bana diyecek ki, ‘Ya Rab, ya Rab! Biz senin adınla peygamberlik etmedik mi? Senin adınla cinler kovmadık mı? Senin adınla birçok mucize yapmadık mı?’ 23 O zaman ben de onlara açıkça, ‘Sizi hiç tanımadım, uzak durun benden, ey kötülük yapanlar!’ diyeceğim.”

Dar Kapı, Geniş Kapı – Matta 7

“Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. 14 Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır.”

Tanrıdan Dileyin – Matta 7

“Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. 8 Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılır. 9 Hanginiz kendisinden ekmek isteyen oğluna taş verir? 10 Ya da balık isterse yılan verir? 11 Sizler kötü yürekli olduğunuz halde çocuklarınıza güzel armağanlar vermeyi biliyorsanız, göklerdeki Babanız’ın, kendisinden dileyenlere güzel armağanlar vereceği çok daha kesin değil mi? 12 “İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın. Çünkü Kutsal Yasa’nın ve peygamberlerin söylediği budur.”

Başkasını Yargılamayın – Matta 7

“Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız. 2 Çünkü nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız. 3 Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği farketmezsin? 4 Kendi gözünde mertek varken kardeşine nasıl, ‘İzin ver, gözündeki çöpü çıkarayım’ dersin? 5 Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün. 6 “Kutsal olanı köpeklere vermeyin. İncilerinizi domuzların önüne atmayın. Yoksa bunları ayaklarıyla çiğnedikten sonra dönüp sizi parçalayabilirler.”

Kaygılanmayın – Matta 6

“Bu nedenle size şunu söylüyorum: ‘Ne yiyip ne içeceğiz?’ diye canınız için, ‘Ne giyeceğiz?’ diye bedeniniz için kaygılanmayın. Can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemli değil mi? 26 Gökte uçan kuşlara bakın! Ne eker, ne biçer, ne de ambarlarda yiyecek biriktirirler. Göksel Babanız yine de onları doyurur. Siz onlardan çok daha değerli değil misiniz? 27 Hangi biriniz kaygılanmakla ömrünü bir anlık uzatabilir? 28 Giyecek konusunda neden kaygılanıyorsunuz? Kır zambaklarının nasıl büyüdüğüne bakın! Ne çalışırlar, ne de iplik eğirirler. 29 Ama size şunu söyleyeyim, bütün görkemine karşın Süleyman bile bunlardan biri gibi giyinmiş değildi. 30 Bugün var olup yarın ocağa atılacak olan kır otunu böyle giydiren Tanrı’nın sizi de giydireceği çok daha kesin değil mi, ey kıt imanlılar? 31 “Öyleyse, ‘Ne yiyeceğiz?’ ‘Ne içeceğiz?’ ya da ‘Ne giyeceğiz?’ diyerek kaygılanmayın. 32 Uluslar hep bu şeylerin peşinden giderler. Oysa göksel Babanız bütün bunlara gereksinmeniz olduğunu bilir. 33 Siz öncelikle O’nun egemenliğinin ve doğruluğunun ardından gidin, o zaman size bütün bunlar da verilecektir. 34 O halde yarın için kaygılanmayın. Yarının kaygısı yarının olsun. Her günün derdi kendine yeter.”

Göksel Hazineler – Matta 6

“Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin. Burada güve ve pas onları yiyip bitirir, hırsızlar da girip çalarlar. 20 Bunun yerine kendinize gökte hazineler biriktirin. Orada ne güve ne pas onları yiyip bitirir, ne de hırsızlar girip çalar. 21 Hazineniz neredeyse, yüreğiniz de orada olacaktır. 22 “Bedenin ışığı gözdür. Gözünüz sağlamsa, bütün bedeniniz aydınlık olur. 23 Gözünüz bozuksa, bütün bedeniniz karanlık olur. Buna göre, içinizdeki ‘ışık’ karanlıksa, ne korkunçtur o karanlık! 24 “Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. Siz hem Tanrı’ya, hem de paraya kulluk edemezsiniz.”

Oruç – Matta 6

“Oruç tuttuğunuz zaman, ikiyüzlüler gibi surat asmayın. Onlar oruç tuttuklarını insanlara belli etmek için kendilerine perişan bir görünüm verirler. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. 17 Siz oruç tuttuğunuz zaman, başınıza yağ sürüp yüzünüzü yıkayın. 18 Öyle ki, insanlara değil, gizlide olan Babanız’a oruçlu görünesiniz. Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir.”

Dua – Matta 6

“Dua ettiğiniz zaman ikiyüzlüler gibi olmayın. Onlar, herkes kendilerini görsün diye havralarda ve caddelerin köşe başlarında dikilip dua etmekten zevk alırlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. 6 Ama siz dua edeceğiniz zaman iç odanıza çekilip kapıyı örtün ve gizlide olan Babanız’a dua edin. Gizlilik içinde yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir. 7 Dua ettiğinizde, putperestler gibi boş sözler tekrarlayıp durmayın. Onlar söz kalabalığıyla seslerini duyurabileceklerini sanırlar. 8 Siz onlara benzemeyin! Çünkü Babanız nelere gereksinmeniz olduğunu siz daha O’ndan dilemeden önce bilir. 9 “Bunun için siz şöyle dua edin: ‘Göklerdeki Babamız, Adın kutsal kılınsın. 10 Egemenliğin gelsin. Gökte olduğu gibi, yeryüzünde de Senin istediğin olsun. 11 Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver. 12 Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, Sen de bizim suçlarımızı bağışla. 13 Ayartılmamıza izin verme. Bizi kötü olandan kurtar. Çünkü egemenlik, güç ve yücelik Sonsuzlara dek senindir! Amin’. 14 “Başkalarının suçlarını bağışlarsanız, göksel Babanız da sizin suçlarınızı bağışlar. 15 Ama siz başkalarının suçlarını bağışlamazsanız, Babanız da sizin suçlarınızı bağışlamaz.”

Yoksullara Yardım – Matta 6

“Doğruluğunuzu insanların gözü önünde gösteriş amacıyla sergilemekten kaçının. Yoksa göklerdeki Babanız’dan ödül alamazsınız. 2 “Bu nedenle, birisine sadaka verirken bunu borazan çaldırarak ilan etmeyin. İkiyüzlüler, insanların övgüsünü kazanmak için havralarda ve sokaklarda böyle yaparlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. 3 Siz sadaka verirken, sol eliniz sağ elinizin ne yaptığını bilmesin. 4 Öyle ki, verdiğiniz sadaka gizli kalsın. Gizlice yapılanı gören Babanız sizi ödüllendirecektir.”

Düşmanlarınızı Sevin – Matta 5

“ ‘Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin’ dendiğini duydunuz. 44 Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin. 45 Öyle ki, göklerdeki Babanız’ın oğulları olasınız. Çünkü O, güneşini hem kötülerin hem iyilerin üzerine doğdurur; yağmurunu hem doğruların hem eğrilerin üzerine yağdırır. 46 Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur? Vergi görevlileri de öyle yapmıyor mu? 47 Yalnız kardeşlerinize selam verirseniz, fazladan ne yapmış olursunuz? Putperestler de öyle yapmıyor mu? 48 Bu nedenle, göksel Babanız yetkin olduğu gibi, siz de yetkin olun.”

Göze Göz, Dişe Diş – Matta 5

“ ‘Göze göz, dişe diş’ dendiğini duydunuz. 39 Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin. 40 Size karşı davacı olup mintanınızı almak isteyene abanızı da verin. 41 Sizi bin adım yol yürümeye zorlayanla iki bin adım yürüyün. 42 Sizden bir şey dileyene verin, sizden ödünç isteyeni geri çevirmeyin.”

Ant İçmek – Matta 5

“Yine atalarımıza, ‘Yalan yere ant içmeyeceksin, ama Rab’bin önünde içtiğin antları yerine getireceksin’ dendiğini duydunuz. 34-35 Oysa ben size diyorum ki, hiç ant içmeyin: Ne gök üzerine, çünkü orası Tanrı’nın tahtıdır; ne yer üzerine, çünkü orası O’nun ayak taburesidir; ne de Yeruşalim üzerine, çünkü orası Büyük Kral’ın kentidir. 36 Başınızın üzerine de ant içmeyin. Çünkü saçınızın tek telini ak ya da kara edemezsiniz. 37 ‘Evet’ iniz evet, ‘hayır’ ınız hayır olsun. Bundan fazlası Şeytan’dandır.”

Zina ve Boşanma – Matta 5

‘Zina etmeyeceksin’ dendiğini duydunuz. 28 Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur. 29 Eğer sağ gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme atılmasından iyidir. 30 Eğer sağ elin günah işlemene neden olursa, onu kes at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme gitmesinden iyidir. 31 “ ‘Kim karısını boşarsa ona boşanma belgesi versin’ denmiştir. 32 Ama ben size diyorum ki, karısını fuhuş dışında bir nedenle boşayan onu zinaya itmiş olur. Boşanmış bir kadınla evlenen de zina etmiş olur.”

Öfke ve Cinayet – Matta 5

“Atalarımıza, ‘Adam öldürmeyeceksin. Öldüren yargılanacak’ dendiğini duydunuz. 22 Ama ben size diyorum ki, kardeşine öfkelenen herkes yargılanacaktır. Kim kardeşine aşağılayıcı bir söz söylerse, Yüksek Kurul’da yargılanacaktır. Kim kardeşine ahmak derse, cehennem ateşini hak edecektir. 23-24 Bu yüzden, sunakta adak sunarken kardeşinin sana karşı bir şikâyeti olduğunu anımsarsan, adağını orada, sunağın önünde bırak, git önce kardeşinle barış; sonra gelip adağını sun. 25 Senden davacı olanla daha yoldayken çabucak anlaş. Yoksa o seni yargıca, yargıç da gardiyana teslim edebilir; sonunda da hapse atılabilirsin. 26 Sana doğrusunu söyleyeyim, borcunun son kuruşunu ödemeden oradan asla çıkamazsın.”

Kutsal Yasa – Matta 5

“Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. 18 Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak. 19 Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği’nde büyük sayılacak. 20 Size şunu söyleyeyim: Doğruluğunuz din bilginleriyle Ferisiler’inkini aşmadıkça, Göklerin Egemenliği’ne asla giremezsiniz!”

Tuz ve Işık – Matta 5

“Yeryüzünün tuzu sizsiniz. Ama tuz tadını yitirirse, bir daha ona nasıl tuz tadı verilebilir? Artık dışarı atılıp ayak altında çiğnenmekten başka işe yaramaz. 14 “Dünyanın ışığı sizsiniz. Tepeye kurulan kent gizlenemez. 15 Kimse kandil yakıp tahıl ölçeğinin altına koymaz. Tersine, kandilliğe koyar; evdekilerin hepsine ışık sağlar. 16 Sizin ışığınız insanların önünde öyle parlasın ki, iyi işlerinizi görerek göklerdeki Babanız’ı yüceltsinler!”

Gerçek Mutluluk – Matta 5

İsa kalabalıkları görünce dağa çıktı. Oturunca öğrencileri yanına geldi. 2 İsa konuşmaya başlayıp onlara şunları öğretti: 3 “Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır. 4 Ne mutlu yaslı olanlara! Çünkü onlar teselli edilecekler. 5 Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar. 6 Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara! Çünkü onlar doyurulacaklar. 7 Ne mutlu merhametli olanlara! Çünkü onlar merhamet bulacaklar. 8 Ne mutlu yüreği temiz olanlara! Çünkü onlar Tanrı’yı görecekler. 9 Ne mutlu barışı sağlayanlara! Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek. 10 Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır. 11 “Benim yüzümden insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size! 12 Sevinin, sevinçle coşun! Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür. Sizden önce yaşayan peygamberlere de böyle zulmettiler.”

İsa Hastaları İyileştiriyor – Matta 4

İsa, Celile bölgesinin her tarafını dolaştı. Buralardaki havralarda öğretiyor, göksel egemenliğin Müjdesi’ni duyuruyor, halk arasında rastlanan her hastalığı, her illeti iyileştiriyordu. 24 Ünü bütün Suriye’ye yayılmıştı. Türlü hastalıklara yakalanmış bütün hastaları, acı çekenleri, cinlileri, saralıları, felçlileri O’na getirdiler; hepsini iyileştirdi. 25 Celile, Dekapolis, Yeruşalim, Yahudiye ve Şeria Irmağı’nın karşı yakasından gelen büyük kalabalıklar O’nun ardından gidiyordu.

İsa İlk Öğrencilerini Seçiyor – Matta 4

İsa, Celile Gölü’nün kıyısında yürürken Petrus diye de anılan Simun’la kardeşi Andreas’ı gördü. Balıkçı olan bu iki kardeş göle ağ atıyorlardı. 19 Onlara, “Ardımdan gelin” dedi, “Sizleri insan tutan balıkçılar yapacağım.” 20 Onlar da hemen ağlarını bırakıp O’nun ardından gittiler. 21 İsa daha ileri gidince başka iki kardeşi, Zebedi’nin oğulları Yakup’la Yuhanna’yı gördü. Babaları Zebedi’yle birlikte teknede ağlarını onarıyorlardı. Onları da çağırdı. 22 Hemen tekneyi ve babalarını bırakıp İsa’nın ardından gittiler.

https://kutsalayet.de/isa-mujdeyi-duyurmaya-basliyor-matta-4/,https://kutsalayet.de/isa-hastalari-iyilestiriyor-matta-4/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız