"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Yazar: Hz.Ateist

Kedar ve Hasora İlişkin Bildiri – Yeremya 49

Babil Kralı Nebukadnessarın bozguna uğrattığı Kedar ve Hasor krallıklarına ilişkin RAB şöyle diyor:
“Kalkın, Kedara saldırın,
Doğu halkını yok edin.
Çadırlarıyla sürüleri alınacak,
Çadır perdeleri,
Eşyalarıyla develeri alınıp götürülecek.
İnsanlar, Her yer dehşet içinde! diye bağıracaklar onlara.
Kaçın, uzaklaşın!
Derinliklere sığının,
Ey Hasorda oturanlar!” diyor RAB.
“Çünkü Babil Kralı Nebukadnessar
Size düzen kurdu;
Sizin için bir tasarısı var.
Kalkın, tasasız ve güvenlik içinde
Yaşayan ulusa saldırın” diyor RAB.
“Onun kent kapıları, sürgüleri yok,
Halkı tek başına yaşıyor.
Develeri yağma edilecek,
Sayısız sürüleri çapul malı olacak.
Zülüflerini kesenleri
Dört yana dağıtacağım,
Her yandan felaket getireceğim başlarına” diyor RAB.
“Çakalların uğrağı Hasor,
Sonsuza dek viran kalacak,
Orada kimse oturmayacak,
İnsan oraya yerleşmeyecek.”

Şama İlişkin Bildiri – Yeremya 49

Şama ilişkin:
“Hama ve Arpat utanacak,
Çünkü kötü haber işittiler.
Korkudan eridiler,
Sessiz duramayan deniz gibi
Kaygıyla sarsıldılar.
“Şam güçsüz düştü,
Kaçmak için döndü;
Telaşa kapıldı,
Doğuran kadın gibi
Sancı ve acılar sardı onu.
Nasıl oldu da sevinç bulduğum ünlü kent
Terk edilmedi?
Bu yüzden gençleri meydanlarda düşecek,
Bütün savaşçıları susturulacak o gün”
Diyor Her Şeye Egemen RAB.
“Şam surlarını ateşe vereceğim,
Yakıp yok edecek Ben-Hadatın saraylarını.”

Edoma İlişkin Bildiri – Yeremya 49

Her Şeye Egemen RAB Edoma ilişkin şöyle diyor:
“Teman Kentinde bilgelik kalmadı mı artık?
Akıllı kişilerde öğüt tükendi mi?
Bilgelikleri yozlaştı mı?
Kaçın, geri dönün, derinliklere sığının,
Ey Dedanda yaşayanlar!
Çünkü Esavı cezalandırdığımda
Başına felaket getireceğim.
Üzüm toplayanlar bağına girseydi,
Birkaç salkım bırakmazlar mıydı?
Gece hırsızlar gelselerdi,
Yalnızca gereksindiklerini çalmazlar mıydı?
Oysa ben Esavı çırılçıplak soyacak,
Gizli yerlerini açığa çıkaracağım,
Gizlenemeyecek.
Çocukları, akrabaları, komşuları
Yıkıma uğrayacak.
Kendisi de yok olacak!
Öksüz çocuklarını bırak,
Ben yaşatırım onları.
Dul kadınların da bana güvensinler.”
RAB diyor ki,
“Hak etmeyenler bile kaseyi içmek zorundayken,
Sen mi cezasız kalacaksın?
Hayır, cezasız kalmayacaksın,
Kesinlikle içeceksin kaseyi.
Adım üzerine ant içerim ki” diyor RAB,
“Bosra dehşet konusu olacak, yerilecek,
Viraneye dönecek, aşağılanacak.
Bütün kentleri sonsuza dek yıkık kalacak.”
RABden bir haber aldım:
Uluslara gönderdiği haberci,
“Edoma saldırmak için toplanın,
Savaşa hazırlanın!” diyor.
“Bak, seni uluslar arasında küçük düşüreceğim,
İnsanlar seni hor görecek.
Saçtığın dehşet ve yüreğindeki gurur
Seni aldattı.
Sen ki, kaya kovuklarında yaşıyor,
Tepenin doruğunu elinde tutuyorsun.
Yuvanı kartal gibi yükseklerde kursan da,
Oradan indireceğim seni” diyor RAB.
“Edom dehşet konusu olacak,
Oradan geçen herkes şaşkın şaşkın bakıp
Başına gelen belalardan ötürü
Onunla alay edecek.
Sodomla Gomorayı ve çevredeki köyleri
Nasıl yerle bir ettimse” diyor RAB,
“Orada da kimse oturmayacak,
İnsan oraya yerleşmeyecek.
“Şeria çalılıklarından
Sulak otlağa çıkan aslan gibi
Edomu bir anda yurdundan kovacağım.
Seçeceğim kişiyi ona yönetici atayacağım.
Var mı benim gibisi?
Var mı bana dava açacak biri,
Bana karşı duracak çoban?”
Bu yüzden RABbin Edoma karşı ne tasarladığını,
Temanda yaşayanlara karşı ne amaçladığını işitin:
“Sürünün küçükleri bile sürülecek,
Halkı yüzünden Edom otlakları çöle dönüştürülecek.
Yıkılışlarının gürültüsünden yeryüzü titreyecek,
Çığlıkları Kamış Denizine dek duyulacak.
Düşman kartal gibi üzerlerine çullanacak,
Kanatlarını Bosraya karşı açacak.
O gün Edomlu askerlerin yüreği,
Doğum sancısı çeken kadının yüreği gibi olacak.”

Ammona İlişkin Bildiri – Yeremya 49

RAB Ammonlulara ilişkin şöyle diyor:
“İsrailin çocukları yok mu?
Yok mu mirasçısı?
Öyleyse neden ilah Molek Gadı mülk edindi?
Neden onun halkı Gad kentlerinde oturuyor?
İşte bu nedenle” diyor RAB,
“Ammonluların Rabba Kentine karşı
Savaş narasını işittireceğim günler geliyor.
Rabba ıssız bir höyük olacak,
Köyleri ateşe verilecek.
Böylece İsrail, kendisini mülk edinenleri
Mülk edinecek” diyor RAB.
“Haykır, ey Heşbon!
Ay Kenti yıkıldı!
Feryat edin, ey Rabba kızları!
Çul sarınıp yas tutun.
Duvarların arasında oraya buraya koşuşun.
Çünkü Molek kahinleri ve görevlileriyle birlikte
Sürgüne gönderilecek.
Verimli vadilerinle ne kadar övünüyorsun,
Ey dönek kız!
Servetine güvenerek,
Bana kim saldırabilir? diyorsun.
Bütün çevrenden
Dehşet saçacağım üzerine”
Diyor Rab, Her Şeye Egemen RAB.
“Her biriniz apar topar sürülecek,
Kaçkınları toplayan olmayacak.
Ama sonra Ammonluları
Eski gönencine kavuşturacağım” diyor RAB.

Moava İlişkin Bildiri – Yeremya 48

Moava ilişkin:
İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor:
“Vay Nevonun başına gelenlere!
Çünkü viraneye çevrilecek.
Kiryatayim utandırılacak, ele geçirilecek.
Misgav utandırılacak, kırılıp dökülecek.
Moav artık övülmeyecek,
Heşbonda onun yıkımı için düzen kuracak,
Haydi, şu Moav ulusuna son verelim diyecekler.
Ey Madmen, sen de susturulacaksın,
Kılıç kovalayacak seni.
Horonayimden feryat duyulacak:
Kent mahvoldu, büyük yıkıma uğradı!
“Moav yıkılacak,
Yavrularının ağlayışı duyulacak.
Ağlaya ağlaya çıkıyorlar Luhit Yokuşundan,
Horonayim inişinde
Yıkımın neden olduğu acı feryatlar duyuluyor.
Kaçın, canınızı kurtarın!
Çölde yaban eşeği gibi koşun!
“Evet, başarılarına, mal varlığına güvendiğin için
Sen de ele geçirileceksin.
İlahın Kemoş da kahinleri ve görevlileriyle birlikte
Sürgün edilecek.
Yok edici her kente uğrayacak,
Tek kent kurtulmayacak.
Vadi yerle bir olacak,
Yayla altüst edilecek” diyor RAB.
“Moav toprağına tuz dökün, kısırlaşsın,
Kentleri öyle viran olacak ki,
Kimse yaşamayacak oralarda.
Lanet olsun RABbin işini savsaklayana!
Kılıcını kan dökmekten alıkoyana lanet olsun!
Moav gençliğinden bu yana güvenlikteydi,
Şarap tortusu gibi durgun kaldı,
Bir kaptan öbürüne boşaltılmadı,
Sürgüne gönderilmedi.
O yüzden tadını yitirmedi, kokusu bozulmadı.
“Ama onu boşaltacak adamları göndereceğim günler geliyor” diyor RAB, “Onu boşaltacaklar. Kaplarını boşaltacak, küplerini paramparça edecekler. İsrail halkı güvendiği Beytelden nasıl utandıysa, Moav da Kemoş ilahından öyle utanacak.
“Nasıl, Biz yiğidiz,
Savaşa hazır askerleriz dersiniz?
Moav ve kentlerini yerle bir eden,
Saldırıya geçti.
En seçkin gençleri kesime gidecek.
Adı Her Şeye Egemen RAB olan Kral böyle diyor.
Moavın yıkımı yakında geliyor,
Uğrayacağı felaket hızla yaklaşıyor.
Dövünün onun için,
Ey çevresinde yaşayan, ününü bilen sizler!
Kudret asası,
Görkemli değnek nasıl da kırıldı! deyin.
“Ey Divon Kentinde yaşayan halk,
Görkeminden in,
Kuru toprak üstünde otur.
Çünkü Moavı yerle bir eden sana da saldıracak,
Kalelerini yıkacak.
Ey sen, Aroerde oturan,
Yol kenarında dur da gözle!
Kaçan adama, kurtulan kadına,
Ne oldu? diye sor.
Moav utandırıldı, darmadağın oldu.
Feryat et, haykır!
Moavın yıkıldığını Arnon Vadisinde duyur.
“Yayladaki kentler –Holan, Yahas, Mefaat, Divon, Nevo, Beytdivlatayim, Kiryatayim, Beytgamul, Beytmeon, Keriyot, Bosra, uzak yakın bütün Moav kentleri– yargılanacak. Moavın boynuzu kesildi, kolu kırıldı” diyor RAB.
“Moavı sarhoş edin,
Çünkü RABbe büyüklük tasladı.
Moav kendi kusmuğunda yuvarlanacak,
Alay konusu olacak.
İsrail senin için gülünesi bir ulus mu oldu?
Hırsızlar arasında mı yakalandı ki,
Ondan söz ettikçe baş sallıyorsun?
“Ey Moavda yaşayanlar,
Kentlerinizi terk edip kayalara sığının.
Uçurumun ağzında yuvasını yapan
Güvercin gibi olun.
Moavın ne denli gururlanıp büyüklendiğini,
Kendini ne denli beğendiğini,
Kibirlenip küstahlaştığını,
Övünüp kabardığını duyduk.
Küstahlığını biliyorum” diyor RAB,
“Övünmesi boşunadır, yaptıkları da.
Bu yüzden Moav için haykıracak,
Bütün Moav için feryat edeceğim.
Ağlayacağım Kir-Hereset halkı için.
Ey Sivma asması,
Senin için Yazer halkından çok ağlayacağım.
Filizlerin gölü aşıp
Yazere ulaştı.
Yok edici yaz meyvelerini, üzümünü yok etti.
Moavın meyve bahçelerinden, tarlalarından
Sevinç ve neşe yok oldu.
Üzüm sıkma çukurlarından şarap akışını durdurdum;
Kimse sevinç çığlıklarıyla üzüm ezmiyor,
Çığlıklar var, ama sevinç çığlıkları değil.
“Heşbon ve Elalenin haykırışları
Yahasa ulaşıyor.
Soardan Horonayime,
Eglat-Şelişiyaya dek çığlıklar yükseliyor.
Çünkü Nimrim suları bile kurudu.
Moavda puta tapılan yerlerde
Sunu sunanları,
İlahlarına buhur yakanları
Yok edeceğim” diyor RAB.
“Bu yüzden yüreğim ney gibi
İnliyor Moav için;
Kir-Hereset halkı için ney gibi
İnliyor yüreğim.
Çünkü elde ettikleri zenginlik uçup gitti.
“Herkes saçını sakalını kesecek,
Elini yaralayacak,
Beline çul saracak.
Moav damlarında, meydanlarında
Yalnız ağlayış var.
Çünkü Moavı kimsenin beğenmediği
Bir kap gibi kırdım” diyor RAB.
“Nasıl da darmadağın oldu Moav!
Nasıl acıyla feryat ediyor!
Nasıl da sırtını dönüyor utançtan!
Moav çevresindekilere alay konusu,
Dehşet verici bir örnek oldu.”
RAB diyor ki,
“Bakın! Düşman birden çullanan bir kartal gibi
Kanatlarını Moavın üzerine açacak.
Keriyot ele geçirilecek,
Kaleler alınacak.
O gün Moavlı askerlerin yüreği,
Doğum sancısı çeken kadının yüreği gibi olacak.
Moav yıkıma uğrayacak,
Halk olmaktan çıkacak;
Çünkü RABbe karşı büyüklük tasladı.
Önünde dehşet, çukur ve tuzak var,
Ey Moav halkı!” diyor RAB.
“Dehşetten kaçan çukura düşecek,
Çukurdan çıkan tuzağa yakalanacak;
Çünkü Moavın üzerine
Cezalandırma yılını getireceğim” diyor RAB.
“Heşbonun gölgesinde
Bitkin düşmüş kaçkınlar.
Çünkü Heşbondan ateş,
Sihonun ortasından alev çıktı;
Moavlıların alınlarını,
Kargaşa çıkaranların başlarını yakıp yok etti.
Vay sana, ey Moav!
İlah Kemoşun halkı yok oldu,
Oğulların sürgüne gönderildi,
Kızların tutsak alındı.
Ama son günlerde
Yine eski gönencine kavuşturacağım Moavı” diyor RAB.
Moavın yargısı burada sona eriyor.

Filistlilerle İlgili Bildiri – Yeremya 47

Firavun Gazzeye saldırmadan önce RABbin Peygamber Yeremyaya bildirdiği Filistlilere ilişkin söz şudur:
RAB diyor ki,
“Bakın sular kuzeyden nasıl yükseliyor!
Taşkın bir ırmak olacak,
Ülkeyi ve içindeki her şeyi,
Kentleri ve içinde yaşayanları kaplayacak.
İnsanlar yakaracak,
Ülkede yaşayan herkes feryat edecek.
Dörtnala koşan aygırların
Toynak seslerinden,
Savaş arabalarının takırtısından,
Tekerleklerin gürültüsünden
Babalar dönüp çocuklarına bakmayacak;
Ellerinde derman kalmayacak.
Çünkü Filistlilerin yok edileceği gün geliyor.
Sur ve Saydaya yardım edebilecek
Sağ kalan herkes kesilip yok edilecek.
RAB Kaftor kıyısından gelen Filistlilerin
Sağ kalanlarını yok edecek.
Gazze yastan saçını yolacak,
Aşkelon susturulacak.
Ey ovada sağ kalanlar,
Ne zamana dek bedenlerinizi yaralayacaksınız?
Ah, RABbin kılıcı!
Yatışmana daha ne kadar zaman var?
Dön kınına! Dur ve sessiz ol!
Ama RAB ona buyruk vermişken,
Aşkelona, deniz kıyısına
Saldırmak üzere görevlendirmişken
Kılıç nasıl yatışabilir?”

Rab Halkını Kurtaracak – Yeremya 46

Hepsini can düşmanları Babil Kralı Nebukadnessarla görevlilerinin eline teslim edeceğim. Ama sonra, eskiden olduğu gibi insanlar yine Mısırda yaşayacak” diyor RAB.
“Korkma, ey kulum Yakup,
Yılma, ey İsrail.
Çünkü seni uzak yerlerden,
Soyunu sürgün edildiği ülkeden kurtaracağım.
Yakup yine huzur ve güvenlik içinde olacak,
Kimse onu korkutmayacak.
Korkma, ey kulum Yakup,
Çünkü ben seninleyim” diyor RAB.
“Seni aralarına sürdüğüm ulusların hepsini
Tümüyle yok etsem de,
Seni büsbütün yok etmeyeceğim.
Adaletle yola getirecek,
Hiç cezasız bırakmayacağım seni.”

Nebukadnessar Mısıra Saldırıyor – Yeremya 46

Babil Kralı Nebukadnessarın gelip Mısıra saldıracağına ilişkin RABbin Peygamber Yeremyaya bildirdiği söz şudur:
“Mısırda bildirin,
Migdolda duyurun,
Nofta, Tahpanheste duyurun:
Yerini al, hazırlan,
Çünkü çevrendekileri yiyip bitiriyor kılıç!
İlahın Apis neden kaçtı?
Boğan neden ayakta kalamadı?
Çünkü RAB onu yere serdi!
Boyuna tökezleyip birbirlerinin üzerine düşecekler.
Kalkın, acımasızların kılıcı yüzünden halkımıza,
Yurdumuza dönelim diyecekler.
Firavun yaygaracının biri,
Fırsatı kaçırdı diyecekler.
“Varlığım hakkı için” diyor Kral,
Adı Her Şeye Egemen RAB,
“Dağlar arasında Tavor Dağı nasılsa,
Karmel Dağı deniz kıyısında nasılsa,
Size saldıracak kişi de öyledir.
Ey sizler, Mısırda yaşayanlar,
Toplayın eşyanızı, sürgüne gideceksiniz!
Nof öyle viran olup yanacak ki,
Kimse oturmayacak içinde.
“Mısır güzel bir düve,
Ama kuzeyden at sineği geliyor ona.
Ücretli askerleri besili danalar gibi.
Onlar da geri dönüp birlikte kaçacak,
Yerlerinde durmayacaklar.
Çünkü üzerlerine yıkım günü,
Cezalandırılacakları an gelecek.
Düşman ordusu ilerleyince,
Mısır yılan gibi tıslayarak kaçacak.
Ağaç kesen adamlar gibi
Baltalarla ona saldıracaklar.
Gür olsa bile kesecekler ormanını” diyor RAB,
“Çünkü çekirgelerden daha çok onlar,
Sayıya vurulamazlar.
Mısır utandırılacak,
Kuzey halkının eline teslim edilecek.”
İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, “İşte No Kentinin ilahı Amonu, firavunu, Mısırla ilahlarını, krallarını ve firavuna güvenenleri cezalandırmak üzereyim.

Mısır Karkamışta Yenilgiye Uğruyor – Yeremya 46

RAB uluslara ilişkin Peygamber Yeremyaya şöyle seslendi:
Mısıra ilişkin: Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakimin dördüncü yılında, Babil Kralı Nebukadnessarın Fırat kıyısında, Karkamışta yenilgiye uğrattığı Firavun Nekonun ordusuyla ilgili bildiri:
“Küçük büyük kalkanları dizin,
Savaşmak için ilerleyin!
Atları koşun, beygirlere binin!
Miğferlerinizi takın, yerinizi alın!
Mızraklarınızı cilalayın,
Zırhlarınızı kuşanın!
Ne görüyorum?
Dehşete düştüler, geri çekiliyorlar!
Yiğitleri bozguna uğramış,
Arkalarına bakmadan kaçışıyorlar.
Her yer dehşet içinde” diyor RAB.
“Ayağı tez olan kaçamıyor,
Yiğit kaçıp kurtulamıyor.
Kuzeyde, Fırat kıyısında
Tökezleyip düştüler.
Nil gibi yükselen,
Irmak gibi suları çalkalanan kim?
Mısırdır Nil gibi yükselen,
Irmak gibi suları çalkalanan.
Yükselip yeryüzünü kaplayacağım;
Kentleri de içlerinde oturanları da
Yok edeceğim diyor Mısır.
Şahlanın, ey atlar!
Çılgınca saldırın, ey savaş arabaları!
Ey kalkan taşıyan Kuşlu, Putlu yiğitler,
Yay çeken Ludlular, ilerleyin!
“Çünkü o gün Rabbin, Her Şeye Egemen RABbin günüdür.
Düşmanlarından öç alması için
Öç günüdür.
Kılıç doyana dek yiyecek,
Kanlarını kana kana içecek.
Çünkü Rab, Her Şeye Egemen RAB
Kuzeyde, Fırat kıyısında kurban hazırlıyor.
“Ey erden kız Mısır,
Gilata git de merhem al!
Ama boşuna çok ilaç kullanıyorsun,
Senin için şifa yok.
Uluslar utancını duydu,
Feryadınla doldu yeryüzü.
Yiğit yiğide tökezleyip
İkisi birlikte yere seriliyor.”

Baruka Haber – Yeremya 45

Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakimin dördüncü yılında Neriya oğlu Baruk, Peygamber Yeremyanın kendisine söylediği sözleri tomara yazdıktan sonra Yeremya ona şunları söyledi: “Ey Baruk, İsrailin Tanrısı RAB sana şöyle diyor: Sen, Vay başıma! Çünkü RAB acıma acı kattı. İnlemekten bitkin düştüm, bana rahat yok dedin.
“RAB bana, Ona şöyle diyeceksin dedi: RAB diyor ki, bütün ülkeyi yıkacağım; bina ettiğimi yıkacak, diktiğimi sökeceğim. Sana gelince, büyük şeyler peşinde mi koşuyorsun? Sakın koşma! Çünkü bütün halkın üzerine felaket getirmek üzereyim diyor RAB, Ama sen nereye gidersen git, canını bağışlayacağım. ”

Yeremya Mısırdaki Yahudileri Uyarıyor – Yeremya 44

Mısırın Migdol, Tahpanhes, Nof kentlerinde ve Patros bölgesinde yaşayan Yahudilere ilişkin RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, Yeruşalim ve Yahuda kentlerine getirdiğim bütün felaketleri gördünüz. İşte yaptıkları kötülük yüzünden kentler bugün yıkık; içlerinde oturan yok. Sizin de kendilerinin ve atalarının da önceden tanımadığınız başka ilahlara buhur yakıp taparak beni öfkelendirdiler. Peygamber kullarımı defalarca gönderip, Nefret ettiğim bu iğrençlikleri yapmayın! diyerek onları uyardım. Ama dinlemediler, kulak asmadılar. Kötülüklerinden dönmediler, başka ilahlara buhur yakmaktan vazgeçmediler. Bu yüzden kızgın öfkemi döktüm; Yahuda kentlerine, Yeruşalim sokaklarına karşı öfkem giderek şiddetlendi. Onlar bugün olduğu gibi yıkık ve ıssız bırakıldı.
“İsrailin Tanrısı RAB, Her Şeye Egemen Tanrı şöyle diyor: Neden bu büyük felaketi başınıza getiriyorsunuz? Kadın erkek, çoluk çocuk Yahuda halkından kesilip atılacak, sizden sağ kalan olmayacak. Yerleşmek üzere geldiğiniz Mısırda ellerinizin yaptıklarıyla, başka ilahlara buhur yakmakla beni öfkelendiriyorsunuz. Başınıza felaket getiriyorsunuz. Dünyadaki uluslarca aşağılanacak, yerileceksiniz. Yahudada, Yeruşalim sokaklarında atalarınızın, Yahuda krallarıyla karılarının, kendinizin, karılarınızın yaptığı kötülükleri unuttunuz mu? Bugüne dek pişmanlık duymadılar, benden korkmadılar. Size ve atalarınıza verdiğim yasa ve kurallar uyarınca yaşamadılar.
“Bu yüzden İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki: Başınıza yıkım getirmeye, bütün Yahuda halkını yok etmeye kararlıyım. Yerleşmek üzere Mısıra gelmeye kararlı olan Yahudanın sağ kalanlarını ele alacağım. Hepsi Mısırda yok olacak; kılıçtan geçirilecek ya da kıtlıktan ölecek. Küçük büyük hepsi kılıçtan, kıtlıktan ölecek. Lanetlenecek, dehşet konusu olacak, aşağılanacak, yerilecekler. Yeruşalimi cezalandırdığım gibi, Mısırda yaşayanları da kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla cezalandıracağım. Yerleşmek için Mısıra gelen Yahuda halkının sağ kalanlarından hiçbiri kurtulmayacak, hiç kimse sağ kalıp Yahudaya dönmeyecek. Yerleşmek üzere oraya dönmek isteseler de, kaçıp kurtulan birkaç kişi dışında dönen olmayacak.”
Karılarının başka ilahlara buhur yaktığını bilen erkekler, orada duran kadınlar, Mısırın Patros bölgesinde yaşayan bütün halk –ki büyük bir topluluktu– Yeremyaya şu karşılığı verdi: “RABbin adıyla bize söylediklerini dinlemeyeceğiz! Tersine, yapacağımızı söylediğimiz her şeyi kesinlikle yapacağız: Gök Kraliçesine buhur yakacak, atalarımızın, krallarımızın, önderlerimizin ve kendimizin Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında yaptığımız gibi ona dökmelik sunular dökeceğiz. O zamanlar bol yiyeceğimiz vardı, her işimiz yolundaydı, sıkıntı çekmiyorduk. Oysa Gök Kraliçesine buhur yakmayı, dökmelik sunular dökmeyi bıraktığımız günden bu yana her yönden yokluk çekiyoruz; kılıçtan, kıtlıktan yok oluyoruz.”
Kadınlar, “Evet, Gök Kraliçesine buhur yakıp dökmelik sunular dökeceğiz! Ona benzer pideler pişirip kendisine dökmelik sunular döktüğümüzü kocalarımız bilmiyor muydu sanki?” diye eklediler.
Bunun üzerine Yeremya ona karşılık veren kadın erkek bütün halka şöyle dedi: “Sizin, atalarınızın, krallarınızın, önderlerinizin, ülke halkının Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında yaktığınız buhuru RAB unuttu mu? Haberi yok muydu? RAB yaptığınız kötülüklere, iğrençliklere artık dayanamadığı için, bugün olduğu gibi ülkeniz aşağılanıp yerildi, kimsenin yaşamadığı dehşet verici bir viranelik oldu. Siz başka ilahlara buhur yaktınız, RABbe karşı günah işlediniz; Onun sözünü dinlemediniz, yasasına, kurallarına, antlaşma koşullarına uymadınız. Bu yüzden bugün olduğu gibi başınıza felaket geldi.”
Yeremya bütün halka, özellikle de kadınlara, “RABbin sözüne kulak verin, ey Mısırda yaşayan Yahudalılar” dedi, “İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, Gök Kraliçesine buhur yakacağız, dökmelik sunular dökeceğiz, adaklarımızı kesinlikle yerine getireceğiz diyerek siz de karılarınız da verdiğiniz sözü yerine getirdiniz.
“Öyleyse verdiğiniz sözü tutun! Adadığınız adakları tümüyle yerine getirin! Mısırda yaşayan Yahudiler, RABbin sözünü dinleyin! Büyük adım üzerine ant içiyorum ki diyor RAB, Mısırda yaşayan Yahudilerden hiçbiri bundan böyle adımı ağzına alıp Egemen RABbin varlığı hakkı için diye ant içmeyecek. Çünkü onların yararını değil, zararını gözlüyorum; Mısırda yaşayan Yahudiler yok olana dek kılıçtan, kıtlıktan ölecek. Kılıçtan kurtulup da Mısırdan Yahudaya dönenlerin sayısı pek az olacak. Mısıra yerleşmeye gelen Yahuda halkından sağ kalanlar o zaman kimin sözünün yerine geldiğini anlayacak: Benim sözümün mü, yoksa onlarınkinin mi?
“ Başınıza yıkım getireceğim; sözümün yerine geleceğini bilesiniz diye diyor RAB, Sizi burada cezalandıracağıma ilişkin belirti şu olacak. RAB diyor ki, Yahuda Kralı Sidkiyayı can düşmanı Babil Kralı Nebukadnessarın eline nasıl teslim ettimse, Mısır Firavunu Hofrayı da can düşmanlarının eline öyle teslim edeceğim. ”

Yeremya Mısıra Götürülüyor – Yeremya 43

Yeremya Tanrıları RABbin bütün bu sözlerini –Tanrıları RABbin onun aracılığıyla kendilerine ilettiği her şeyi– halka bildirmeyi bitirince Hoşaya oğlu Azarya, Kareah oğlu Yohanan ve bütün küstah adamlar ona, “Yalan söylüyorsun!” dediler, “Tanrımız RAB, Yerleşmek üzere Mısıra gitmeyin demek için göndermedi seni bize. Bizi öldürsünler, Babile sürsünler diye Kildanilerin eline teslim etmek için Neriya oğlu Baruk seni bize karşı kışkırtıyor.” Böylece Kareah oğlu Yohanan, bütün ordu komutanları ve halk RABbin Yahudada kalmalarına ilişkin buyruğuna karşı geldiler. Kareah oğlu Yohananla bütün ordu komutanları, sürüldükleri uluslardan yerleşmek üzere Yahudaya geri dönen Yahuda halkını alıp götürdüler. Muhafız birliği komutanı Nebuzaradanın Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalyanın sorumluluğuna bırakmış olduğu bütün kadınları, erkekleri, çocukları, kral kızlarını da götürdüler. Peygamber Yeremyayla Neriya oğlu Baruku da alıp RABbin sözünü dinlemeyerek Mısıra gittiler. Tahpanhese vardılar.
Tahpanheste RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “Yahudilerin gözü önünde eline büyük taşlar al, Tahpanheste firavun sarayının girişindeki tuğla kaldırımın harcına göm. Onlara de ki, İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: İşte kulum Babil Kralı Nebukadnessarı buraya getirtip tahtını harca gömdüğüm bu taşların üzerine kuracağım. Nebukadnessar otağını bu taşların üzerine kuracak. Gelip Mısırı bozguna uğratacak.
Ölüm için ayrılanlar ölüme,
Sürgün için ayrılanlar sürgüne,
Kılıç için ayrılanlar kılıca gidecek. Mısır ilahlarının tapınaklarını ateşe verip yakacak, ilahları alıp götürecek. Çoban giysisiyle kendisini nasıl örterse, o da Mısırı öyle örtecek. Sonra oradan sağ salim çıkacak. Mısırdaki Güneş Tapınağının dikili taşlarını kıracak, Mısır ilahlarının tapınaklarını ateşe verecek. ”

Yeremyanın Duası, Rabbin Yanıtı – Yeremya 42

Ordu komutanları, Kareah oğlu Yohanan, Hoşaya oğlu Azarya ve küçük büyük bütün halk yaklaşıp Peygamber Yeremyaya şöyle dediler: “Lütfen dileğimizi kabul et! Bizim için, bütün sağ kalan bu halk için Tanrın RABbe yakar. Çünkü bir zamanlar sayıca çok olan bizler gördüğün gibi şimdi azınlıkta kaldık. Tanrın RAB nereye gideceğimizi, ne yapacağımızı bize bildirsin.”
Peygamber Yeremya, “Olur” dedi, “İsteğiniz uyarınca Tanrınız RABbe yakaracağım. RAB bana ne yanıt verirse, bir şey saklamadan size bildireceğim.”
Bunun üzerine, “Tanrın RABbin senin aracılığınla bize bildireceği her sözü yerine getirmezsek, RAB aramızda gerçek ve güvenilir tanık olsun” dediler, “Seni kendisine gönderdiğimiz Tanrımız RABbin sözünü beğensek de beğenmesek de dinleyeceğiz ki, üzerimize iyilik gelsin. Evet, Tanrımız RABbin sözünü dinleyeceğiz.”
On gün sonra RAB Yeremyaya seslendi. Yeremya, Kareah oğlu Yohananla yanındaki ordu komutanlarını ve küçük büyük bütün halkı çağırdı. Onlara şöyle dedi: “Dileğinizi önüne sunmam için beni kendisine gönderdiğiniz İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, Bu ülkede kalırsanız, sizi bina ederim, yıkmam; dikerim, sökmem. Çünkü başınıza getirdiğim felakete üzülüyorum. Korktuğunuz Babil Kralından artık korkmayın, ondan korkmayın diyor RAB. Çünkü ben sizinleyim, sizi kurtaracak, onun elinden özgür kılacağım. Size sevecenlik göstereceğim. Şöyle ki, Babil Kralı size acıyacak, sizi topraklarınıza geri gönderecek.
“Ama, Bu ülkede kalmayacağız der, Tanrınız RABbin sözünü dinlemezseniz, Savaş görmeyeceğimiz, boru sesi duymayacağımız, açlık çekmeyeceğimiz Mısıra gidip orada yaşayacağız derseniz, RABbin sözünü dinleyin, ey Yahudadan sağ kalanlar! İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: Eğer Mısıra gidip orada yerleşmeye kesin kararlıysanız, korktuğunuz kılıç size orada yetişecek, tasalandığınız kıtlık Mısırda yakanıza yapışacak, orada öleceksiniz. Yerleşmek üzere Mısıra gitmeye kararlı olan herkes kılıçtan, kıtlıktan, salgın hastalıktan ölecek. Başlarına getireceğim felaketten kurtulup sağ kalan olmayacak.
“İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, Öfkem, kızgınlığım Yeruşalimde yaşayanların üzerine döküldüğü gibi, siz Mısıra gidenlerin üzerine de dökülecek. Siz lanetlik, dehşet konusu olacak, aşağılanacak, yerileceksiniz. Burayı bir daha görmeyeceksiniz. Ey Yahudadan sağ kalanlar, RAB size, Mısıra gitmeyin! diye buyurmuştur. Bunu iyi bilin. Bugün sizi uyarıyorum: Beni Tanrınız RABbe gönderip, Bizim için Tanrımız RABbe yakar. Onun bize söyleyeceği her şeyi bildir, yapacağız demekle kendinizi aldatıyorsunuz! Bugün size bildirdim, ama Tanrınız RABbin benim aracılığımla size ilettiği sözlerin hiçbirini dinlemediniz. Şimdi iyi bilin ki, yerleşmek üzere gitmeye can attığınız yerde kılıçtan, kıtlıktan, salgın hastalıktan öleceksiniz.”

Yohanan Halkı Kurtarıyor – Yeremya 41

Kareah oğlu Yohanan ve yanındaki ordu komutanları, Netanya oğlu İsmailin işlediği cinayetleri duyunca, bütün adamlarını alıp Netanya oğlu İsmaille savaşmaya gittiler. Givondaki büyük havuzun yakınında ona yetiştiler. İsmailin yanındaki adamlar, Kareah oğlu Yohanan ve yanındaki ordu komutanlarını görünce sevindiler. İsmailin Mispadan tutsak olarak götürdüğü herkes geri dönüp Kareah oğlu Yohanana katıldı. Netanya oğlu İsmail ve sekiz adamıysa Yohanandan kaçıp Ammonlulara sığındılar.
Kareah oğlu Yohananla yanındaki ordu komutanları sağ kalanların hepsini –Ahikam oğlu Gedalyayı öldüren Netanya oğlu İsmailden kurtarıp Givondan geri getirdiği yiğit askerleri, kadınları, çocukları, saray görevlilerini– Mispadan alıp götürdüler. Kildanilerden kaçmak için Mısıra doğru yola çıktılar. Beytlehem yakınında, Gerut-Kimhamda durdular. Kildanilerden korkuyorlardı. Çünkü Netanya oğlu İsmail, Babil Kralının ülkeye vali atadığı Ahikam oğlu Gedalyayı öldürmüştü.

Gedalya Öldürülüyor – Yeremya 41

O yılın yedinci ayında kral soyundan ve kralın baş görevlilerinden Elişama oğlu Netanya oğlu İsmail, on adamıyla birlikte Mispaya, Ahikam oğlu Gedalyanın yanına gitti. Orada, Mispada birlikte yemek yerlerken, Netanya oğlu İsmaille yanındaki on adam ayağa kalkıp Babil Kralının ülkeye vali atadığı Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalyayı kılıçla öldürdüler. İsmail Mispada Gedalyayla birlikte olan bütün Yahudileri ve oradaki Kildan askerlerini de öldürdü.
Gedalya öldürüldükten bir gün sonra, ölüm haberi duyulmadan önce Şekemden, Şilodan, Samiriyeden sakallarını tıraş etmiş, giysilerini yırtmış, bedenlerinde yaralar açmış seksen adam geldi. RABbin Tapınağında sunmak için yanlarında tahıl, günnük getirmişlerdi. Netanya oğlu İsmail Mispadan ağlaya ağlaya onları karşılamaya çıktı. Onları görünce, “Ahikam oğlu Gedalyaya gelin” dedi. Kente girince, Netanya oğlu İsmail ve yanındakiler onları öldürüp bir sarnıca attılar. Ancak onlardan on kişi İsmaile, “Bizi öldürme!” dediler, “Tarlada saklı buğdayımız, arpamız, zeytinyağımız ve balımız var.” Böylece İsmail vazgeçip onları öbürleriyle birlikte öldürmedi. İsmailin öldürdüğü adamların bedenlerini atmış olduğu sarnıç büyüktü. Kral Asa, bu sarnıcı İsrail Kralı Baaşadan korunmak için kazmıştı. Netanya oğlu İsmail orayı ölülerle doldurdu.
İsmail, muhafız birliği komutanı Nebuzaradanın Ahikam oğlu Gedalyanın sorumluluğuna bıraktığı Mispadaki bütün halkı ve kral kızlarını tutsak aldı. Netanya oğlu İsmail tümünü tutsak alıp Ammonlulara sığınmak üzere yola çıktı.

Gedalya Öldürülüyor – Yeremya 40

Kırdaki ordu komutanlarıyla adamları, Babil Kralının Ahikam oğlu Gedalyayı ülkeye vali atadığını, Babile sürülmemiş yoksul kadın, erkek ve çocukları ona emanet ettiğini duyunca, Mispaya, Gedalyanın yanına geldiler. Gelenler Netanya oğlu İsmail, Kareahın oğulları Yohanan ve Yonatan, Tanhumet oğlu Seraya, Netofalı Efayın oğulları, Maakalı oğlu Yaazanya ve adamlarıydı. Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalya onlara ve adamlarına ant içerek, “Kildanilere kulluk etmekten korkmayın” dedi, “Ülkeye yerleşip Babil Kralına hizmet edin. Böylesi sizin için daha iyi olur. Bana gelince, Mispada kalacağım, gelecek Kildanilerin önünde sizi temsil edeceğim. Siz şarap, yaz meyveleri, zeytinyağı toplayıp kaplarınızda depolayın ve aldığınız kentlerde yaşayın.”
Moav, Ammon, Edom ve öbür ülkelerde yaşayan Yahudilerin hepsi, Babil Kralının Yahudada bir kesim halkı sağ bıraktığını ve Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalyayı onlara vali atadığını duyunca, sürülmüş oldukları ülkelerden geri dönüp Yahudaya, Mispada bulunan Gedalyanın yanına geldiler. Sonra bol bol şarap ve yaz meyvesi topladılar.
Kareah oğlu Yohananla kırdaki bütün ordu komutanları da Mispada bulunan Gedalyanın yanına geldiler. Ona, “Ammon Kralı Baalisin seni öldürmek için Netanya oğlu İsmaili gönderdiğini bilmiyor musun?” dediler. Gelgelelim Ahikam oğlu Gedalya onlara inanmadı. Kareah oğlu Yohanan Mispada Gedalyaya gizlice, “İzin ver de gidip Netanya oğlu İsmaili öldüreyim” dedi, “Kimse bilmeyecek! Neden seni öldürsün de çevrende toplanan bütün Yahudiler dağılsın, Yahudada sağ kalmış olanlar yok olsun?”
Ama Ahikam oğlu Gedalya, “Böyle bir şey yapma! İsmaille ilgili söylediklerin yalan” dedi.

Yeremya Vali Gedalyanın Yanında Kalıyor – Yeremya 40

Muhafız birliği komutanı Nebuzaradan Yeremyayı Ramada salıverdikten sonra RAB Yeremyaya seslendi. Nebuzaradan onu Babile sürülen Yeruşalim ve Yahuda halkıyla birlikte zincire vurulmuş olarak Ramaya götürmüştü. Muhafız birliği komutanı Yeremyayı yanına çağırtıp, “Tanrın RAB buraya karşı bu felaketi belirledi” dedi, “Şimdi dediğini yaptı, yapacağını söylediği her şeyi yerine getirdi. Çünkü RABbe karşı günah işlediniz, Onun sözünü dinlemediniz. Bütün bunlar bu yüzden başınıza geldi. İşte ellerindeki zincirleri çözüyorum. Benimle Babile gelmeyi yeğlersen gel, sana iyi bakarım; eğer benimle Babile gelmek istemezsen de sorun yok. Bak, bütün ülke önünde! İyi ve doğru bildiğin yere git. Ama burada kalırsan Babil Kralının Yahuda kentlerine vali atadığı Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalyanın yanına dönüp onunla birlikte halkın arasında yaşa ya da istediğin yere git.”
Muhafız birliği komutanı Yeremyaya yiyecek ve armağan verip yoluna gönderdi. Yeremya Mispaya, Ahikam oğlu Gedalyanın yanına gitti. Onunla ve ülkede kalan halkla birlikte orada yaşamaya başladı.

Yeremya Özgür Bırakılıyor – Yeremya 39

Babil Kralı Nebukadnessar, muhafız birliği komutanı Nebuzaradan aracılığıyla Yeremyayla ilgili şu buyruğu verdi: “Onu sorumluluğun altına al, ona iyi bak, hiç zarar verme, senden ne dilerse yap.” Bunun üzerine muhafız birliği komutanı Nebuzaradan, askeri danışman Nebuşazban, baş görevli Nergal-Sareser ve Babil Kralının öbür görevlileri adam gönderip Yeremyayı muhafız avlusundan getirttiler. Evine geri götürmesi için Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalyanın koruyuculuğuna verdiler. Böylece Yeremya halkı arasında yaşamını sürdürdü.
Yeremya daha muhafız avlusunda tutukluyken RAB ona şöyle seslenmişti: “Git, Kuşlu Ebet-Meleke de ki, İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: Bu kent üzerine yarar değil, zarar verecek sözlerimi yerine getirmek üzereyim. O gün olanları sen de göreceksin. Ama o gün seni kurtaracağım diyor RAB. Korktuğun adamların eline teslim edilmeyeceksin. Seni kesinlikle kurtaracağım, kılıçla öldürülmeyeceksin. Hiç değilse canını kurtarmış olacaksın. Çünkü bana güvendin, diyor RAB. ”

Yeruşalimin Düşüşü – Yeremya 39

Yahuda Kralı Sidkiyanın dokuzuncu yılının onuncu ayında Babil Kralı Nebukadnessar bütün ordusuyla Yeruşalim önlerine gelerek kenti kuşattı. Sidkiyanın krallığının on birinci yılında, dördüncü ayın dokuzuncu günü kent surlarında gedik açıldı. Yeruşalim ele geçirilince Babil Kralının bütün komutanları –Samgarlı Nergal-Sareser, askeri danışman Nebo– Sarsekim, baş görevli Nergal-Sareser ve bütün öteki görevliler– içeri girip Orta Kapıda oturdular.
Yahuda Kralı Sidkiyayla askerler onları görünce kaçtılar. Gece kral bahçesinin yolundan iki duvarın arasındaki kapıdan kaçarak Arava yoluna çıktılar. Ama artlarına düşen Kildani ordusu Eriha ovalarında Sidkiyaya yetişti, onu yakalayıp Hama topraklarında, Rivlada Babil Kralı Nebukadnessarın huzuruna çıkardılar. Nebukadnessar onun hakkında karar verdi: Rivlada Sidkiyanın gözü önünde oğullarını, sonra da bütün Yahuda ileri gelenlerini öldürttü. Sidkiyanın gözlerini oydu, zincire vurup Babile götürdü. Kildaniler sarayla halkın evlerini ateşe verdiler, Yeruşalim surlarını yıktılar. Komutan Nebuzaradan kentte sağ kalanları, kendi safına geçen kaçakları ve geri kalan halkı Babile sürgün etti. Ancak hiçbir şeyi olmayan bazı yoksulları Yahudada bıraktı, onlara bağ ve tarla verdi.

Yeremya Sarnıca Atılıyor – Yeremya 38

Mattan oğlu Şefatya, Paşhur oğlu Gedalya, Şelemya oğlu Yehukal ve Malkiya oğlu Paşhur Yeremyanın halka söylediği şu sözleri duydular: “RAB diyor ki, Bu kentte kalan kılıçtan, kıtlıktan, salgından ölecek. Kildanilere gidense sağ kalacak, canını kurtarıp yaşayacak. RAB diyor ki, Bu kent kesinlikle Babil Kralının ordusuna teslim edilecek, Babil Kralı onu ele geçirecek. ”
Önderler krala, “Bu adam öldürülmeli” dediler, “Çünkü söylediği bu sözlerle kentte kalan askerlerin ve halkın cesaretini kırıyor. Bu adam halkın yararını değil, zararını istiyor.”
Kral Sidkiya, “İşte o sizin elinizde” diye yanıtladı, “Kral size engel olamaz ki.”
Böylece Yeremyayı alıp kralın oğlu Malkiyanın muhafız avlusundaki sarnıcına halatlarla sarkıtarak indirdiler. Sarnıçta su yoktu, yalnız çamur vardı. Yeremya çamura battı.
Sarayda görevli hadım Kuşlu Ebet-Melek Yeremyanın sarnıca atıldığını duydu. Kral Benyamin Kapısında otururken, Ebet-Melek saraydan çıkıp kralın yanına gitti ve ona şöyle dedi: “Efendim kral, bu adamların Peygamber Yeremyaya yaptıkları kötüdür. Onu sarnıca attılar, orada açlıktan ölecek. Çünkü kentte ekmek kalmadı.”
Bunun üzerine kral, “Buradan yanına üç adam al, Peygamber Yeremyayı ölmeden sarnıçtan çıkarın” diye ona buyruk verdi.
Ebet-Melek yanına adamları alarak saray hazinesinin alt odasına gitti. Oradan eski bezler, yırtık pırtık giysiler alıp halatlarla sarnıca, Yeremyaya sarkıttı. Sonra Yeremyaya, “Bu eski bezleri, yırtık giysileri halatlarla bağlayıp koltuklarının altına geçir” diye seslendi. Yeremya söyleneni yaptı. Onu halatlarla çekip sarnıçtan çıkardılar. Yeremya muhafız avlusunda kaldı.

Sidkiya Yeremyaya Yine Danışıyor
Kral Sidkiya Peygamber Yeremyayı RABbin Tapınağının üçüncü girişine getirterek, “Sana bir şey soracağım” dedi, “Benden bir şey gizleme.”
Yeremya, “Sana bir şey bildirirsem, beni öldürmeyecek misin?” diye karşılık verdi, “Üstelik öğüt versem bile beni dinlemeyeceksin.”
Kral Sidkiya, “Bize yaşam veren RABbin varlığı hakkı için seni öldürmeyeceğim, canının peşinde olan bu adamların eline seni teslim etmeyeceğim” diyerek gizlice ant içti.
Bunun üzerine Yeremya Sidkiyaya şu karşılığı verdi: “İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB Tanrı diyor ki, Babil Kralının komutanlarına teslim olursan, canın bağışlanacak, bu kent de ateşe verilmeyecek. Sen de ailen de sağ kalacaksınız. Ama Babil Kralının komutanlarına teslim olmazsan, kent Kildanilere teslim edilecek, onu ateşe verecekler. Sen de onlardan kaçıp kurtulamayacaksın. ”
Kral Sidkiya, “Kildanilerin tarafına geçen Yahudilerden korkuyorum” dedi, “Kildaniler beni onların eline verebilir, onlar da bana kötü davranırlar.”
“Vermezler” diye yanıtladı Yeremya, “Lütfen sana aktardığım RABbin sözünü işit. O zaman sağ kalır, iyilik görürsün. Ama teslim olmak istemezsen, RAB bana şunu açıkladı: Yahuda Kralının sarayında kalan bütün kadınlar Babil Kralının komutanlarına çıkarılacak. O kadınlar sana,
“ Güvendiğin insanlar
Seni aldatıp yenilgiye uğrattı;
Çamura battı ayakların,
Güvendiğin insanlar seni bırakıp gitti diyecekler.
“Bütün karıların, çocukların Kildanilere teslim edilecek. Sen de onlardan kaçıp kurtulamayacak, Babil Kralının eliyle yakalanacaksın. Bu kent ateşe verilecek.”
Sidkiya, “Ölmek istemiyorsan, konuştuklarımızı kimse duymasın” dedi, “Görevliler seninle konuştuğumu duyup da gelir, Krala ne söyledin, kral sana ne dedi, açıkla bize, bizden gizleme! Yoksa seni öldürürüz derlerse, Beni Yonatanın evine geri gönderme, yoksa orada ölürüm diye krala yalvardım dersin.”
Bütün görevliler gelip Yeremyayı sorguya çektiler. Yeremya kralın kendisine söylemesini buyurduğu her şeyi onlara anlattı. Sorguyu bıraktılar. Çünkü kralla yaptığı konuşma duyulmamıştı.
Yeremya Yeruşalimin ele geçirildiği güne dek muhafız avlusunda kaldı.

Yeremya Tutukevinde – Yeremya 37

Babil Kralı Nebukadnessarın Yahudaya atadığı Yoşiya oğlu Sidkiya, Yehoyakim oğlu Yehoyakinin yerine kral oldu. Ama kendisi de görevlileriyle ülke halkı da RABbin Peygamber Yeremya aracılığıyla söylediği sözleri dikkate almadılar.
Kral Sidkiya, Şelemya oğlu Yehukalla Maaseya oğlu Kahin Sefanyayı şu haberle Peygamber Yeremyaya gönderdi: “Lütfen bizim için Tanrımız RABbe yalvar.”
O sırada Yeremya daha cezaevine konmamıştı, halk arasında dolaşıyordu. Firavunun ordusu Mısırdan çıkmıştı. Yeruşalimi kuşatma altında tutan Kildaniler bu haberi duyunca Yeruşalimden çekildiler.
Derken RAB Peygamber Yeremyaya şöyle seslendi: “İsrailin Tanrısı RAB diyor ki: Danışmak için sizi bana gönderen Yahuda Kralına şöyle deyin: Size yardım etmek için Mısırdan çıkıp gelen firavunun ordusu ülkesine dönecek. Kildaniler de dönecek; bu kentle savaşıp onu ele geçirecek, ateşe verecekler.
“RAB diyor ki, Kildaniler üzerimizden çekilip gidecek diyerek kendinizi aldatmayın. Çünkü çekilip gitmeyecekler! Sizinle savaşan bütün Babil ordusunu bozguna uğratsanız, çadırlarında yalnız yaralılar kalsa bile, bunlar çadırlardan çıkıp bu kenti ateşe verecekler.”
Firavunun ordusu yüzünden Babil ordusu Yeruşalimden çekilince, Peygamber Yeremya Benyamin topraklarındaki halkın arasında payına düşen mirası almak üzere Yeruşalimden gitmek istedi. Benyamin Kapısına vardığında, Hananya oğlu Şelemya oğlu bekçibaşı Yiriya, “Sen Kildanilerin tarafına geçiyorsun!” diyerek onu tutukladı.
Yeremya, “Yalan!” dedi, “Ben Kildanilerin tarafına geçmiyorum.” Ama Yiriya onu dinlemedi. Yeremyayı tutuklayıp önderlere götürdü. Yeremyaya öfkelenen önderler onu dövdürtüp cezaevine çevirdikleri Yazman Yonatanın evine kapattılar. Böylece bodrumda bir hücreye kapatılan Yeremya uzun süre orada kaldı. Sonra Kral Sidkiya Yeremyayı sarayına getirtti. Orada kendisine gizlice, “RABden bir söz var mı?” diye sordu.
“Evet” diye yanıtladı Yeremya, “Babil Kralının eline verileceksin.” Sonra Kral Sidkiyaya şöyle dedi: “Sana, görevlilerine ve bu halka karşı ne günah işledim ki beni cezaevine kapattınız? Babil Kralı sana da bu ülkeye de saldırmayacak diyen peygamberlerin hani nerede? Şimdi lütfen beni dinle, ey efendim kral! Lütfen dileğimi kabul et. Beni Yazman Yonatanın evine geri gönderme. Orada ölmek istemiyorum.”
Bunun üzerine Kral Sidkiya Yeremyanın muhafız avlusuna kapatılmasını, kentteki ekmek bitene dek her gün fırıncılar sokağından kendisine bir ekmek verilmesini buyurdu. Böylece Yeremya muhafız avlusunda kaldı.

Kral Yehoyakim Tomarı Yakıyor – Yeremya 36

Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakimin krallığının dördüncü yılında RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “Bir tomar al, Yoşiyanın döneminden bu yana İsrail, Yahuda ve öteki uluslarla ilgili sana söylediğim her şeyi yaz. Belki Yahuda halkı başına getirmeyi tasarladığım bütün felaketleri duyar da kötü yolundan döner; ben de suçlarını, günahlarını bağışlarım.”
Yeremya Neriya oğlu Baruku çağırıp RABbin kendisine söylediği bütün sözleri tomara yazdırdı. Sonra Baruka şu buyruğu verdi: “Ben tutukluyum, RABbin Tapınağına gidemem. Sen oruç günü RABbin Tapınağına git. Oradaki halka sana yazdırdığım RABbin sözlerini tomardan oku. Yahuda kentlerinden gelen halka da oku. Belki RABbe yalvarır, kötü yollarından dönerler. Çünkü RABbin bu halka karşı sözünü ettiği öfke ve kızgınlığı büyüktür.” Neriya oğlu Baruk, Peygamber Yeremyanın buyurduğu her şeyi yaptı. RABbin tomarda yazılı sözlerini tapınakta okudu.
Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakimin krallığının beşinci yılının dokuzuncu ayı, Yeruşalimde yaşayan bütün halk ve Yahuda kentlerinden Yeruşalime gelen herkes için RABbin önünde oruç ilan edildi. Şafan oğlu Yazman Gemaryanın yukarı avluda, tapınağın Yeni Kapısının girişindeki odasında Baruk, Yeremyanın sözlerini tomardan RABbin Tapınağındaki bütün halka okudu.
Şafan oğlu Gemarya oğlu Mikaya tomardan okunan RABbin sözlerini duyunca, aşağıya inip saraydaki yazman odasına gitti. Bütün önderler orada toplantı halindeydi: Yazman Elişama, Şemaya oğlu Delaya, Akbor oğlu Elnatan, Şafan oğlu Gemarya, Hananya oğlu Sidkiya ve öbürleri. Mikaya Barukun halka okuduğu tomardan duyduğu her şeyi onlara iletti. Bunun üzerine bütün önderler Kuşi oğlu Şelemya oğlu Netanya oğlu Yehudiyi Baruka gönderdiler. Yehudi Baruka, “Halka okuduğun tomarı al, gel” dedi. Neriya oğlu Baruk tomarı alıp yanlarına gitti. Önderler, “Lütfen otur, bize de oku” dediler.
Baruk da tomarı onlara okudu. Bütün bu sözleri duyar duymaz, korkuyla birbirlerine bakıp Baruka, “Bütün bu sözleri kesinlikle krala bildirmemiz gerek” dediler. Sonra Baruka, “Söyle bize, bütün bunları nasıl yazdın? Yeremya mı yazdırdı sana?” diye sordular.
Baruk, “Evet” diye yanıtladı, “Bütün bu sözleri o söyledi. Ben de hepsini mürekkeple tomara yazdım.”
Bunun üzerine Baruka, “Git, sen de Yeremya da gizlenin. Nerede olduğunuzu kimse bilmesin” dediler.
Tomarı Yazman Elişamanın odasında bırakıp avluda bulunan kralın yanına gittiler. Ona duydukları her sözü ilettiler. Kral tomarı alıp getirmesi için Yehudiyi gönderdi. Yehudi tomarı Yazman Elişamanın odasından getirdi. Krala ve yanındaki önderlere okudu. Dokuzuncu aydı, kral kışlık sarayındaydı. Önünde mangalda ateş yanıyordu. Yehudi tomardan üç dört sütun okur okumaz kral yazman çakısıyla onları kesip mangaldaki ateşe attı. Tomarın tümü yanıp bitene dek bu işi sürdürdü. Tomardaki sözleri duyan kralla görevlileri ne korktular ne de giysilerini yırttılar. Elnatan, Delaya ve Gemarya tomarı yakmaması için yalvardılarsa da kral onları dinlemedi. Yazman Baruku ve Peygamber Yeremyayı tutuklamaları için oğlu Yerahmeele, Azriel oğlu Serayaya ve Avdeel oğlu Şelemyaya buyruk verdi. Oysa RAB onları gizlemişti.
Kral, Yeremyanın Baruka yazdırdığı sözleri içeren tomarı yaktıktan sonra, RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “Başka bir tomar al, Yahuda Kralı Yehoyakimin yaktığı ilk tomardaki bütün sözleri yazdır. Yahuda Kralı Yehoyakim için de ki, RAB şöyle diyor: Babil Kralının kesinlikle gelip bu ülkeyi viraneye çevireceğini, içindeki insanı da hayvanı da yok edeceğini neden tomara yazdın diye sorup tomarı yaktın. Bu yüzden RAB Yahuda Kralı Yehoyakim için şöyle diyor: Davutun tahtında oturan kimsesi olmayacak; ölüsü gündüzün sıcağa, gece ayaza bırakılacak. İşledikleri suçlar yüzünden kendisini de çocuklarıyla görevlilerini de cezalandıracağım. Onların, Yeruşalimde yaşayanların ve Yahuda halkının başına sözünü ettiğim bütün felaketleri getireceğim. Çünkü beni dinlemediler. ”
Bunun üzerine Yeremya başka bir tomar alıp Neriya oğlu Yazman Baruka verdi. Yahuda Kralı Yehoyakimin ateşe atıp yaktığı tomardaki bütün sözleri Baruk Yeremyanın ağzından tomara yazdı. Bu sözlere, benzer birçok söz daha eklendi.

Rekavlıların Bağlılık Örneği – Yeremya 35

Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakim döneminde RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “Rekavlıların evine gidip onlarla konuş. Onları RABbin Tapınağının odalarından birine götürüp şarap içir.”
Bunun üzerine Havassinya oğlu Yirmeya oğlu Yaazanyayı, kardeşlerini, bütün çocuklarını ve Rekav ailesinin öbür üyelerini yanıma alıp Tanrı adamı Yigdalya oğlu Hananın oğullarının RABbin Tapınağındaki odasına götürdüm. Bu oda önderlerin odasının bitişiğinde, kapı görevlisi Şallum oğlu Maaseyanın odasının üstündeydi. Rekav ailesinin üyelerinin önüne şarap dolu testiler, kaseler koyarak, “Buyrun, şarap için” dedim.
Ne var ki, “Biz şarap içmeyiz” diye karşılık verdiler, “Çünkü atamız Rekav oğlu Yehonadav bize şu buyruğu verdi: Siz de soyunuzdan gelenler de asla şarap içmeyeceksiniz! Ayrıca ev yapmayacak, tohum ekmeyecek, bağ dikmeyeceksiniz. Böyle şeyler edinmeyecek, ömür boyu çadırlarda yaşayacaksınız. Öyle ki, göç ettiğiniz topraklarda uzun süre yaşayasınız. Atamız Rekav oğlu Yehonadavın bize buyurduğu her şeyi yaptık. Kendimiz de karılarımız, oğullarımız, kızlarımız da hiç şarap içmedik. İçinde oturmak için evler yapmadık, bağlar, tarlalar, ekinler edinmedik. Çadırlarda yaşadık; atamız Yehonadav ne buyurduysa hepsini yaptık. Ama Babil Kralı Nebukadnessar bu ülkeye saldırınca, Haydi, Kildan ve Aram ordusundan kaçmak için Yeruşalime gidelim dedik. Bunun için Yeruşalimde kaldık.”
Bundan sonra RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: Git, Yahuda halkına ve Yeruşalimde yaşayanlara şunları söyle: Sözlerimi dinleyerek hiç ders almayacak mısınız, diyor RAB. Rekav oğlu Yehonadav, soyuna şarap içmemelerini buyurdu; buyruğuna uyuldu. Bugüne dek şarap içmediler. Çünkü atalarının buyruğuna uydular. Bense size defalarca seslendiğim halde beni dinlemediniz. Defalarca size kullarım peygamberleri gönderdim. Kötü yolunuzdan dönmeniz, davranışlarınızı düzeltmeniz, başka ilahların ardınca gidip onlara tapınmamanız için hepinizi uyardılar. Ancak o zaman size ve atalarınıza verdiğim toprakta yaşayacaksınız. Ama kulak verip beni dinlemediniz. Rekav oğlu Yehonadavın soyu atalarının verdiği buyruğu tuttu, ama bu halk beni dinlemedi.
“Bu yüzden İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, İşte, Yahuda ve Yeruşalimde yaşayan herkesin başına sözünü ettiğim her felaketi getirmek üzereyim. Çünkü onları uyardım, ama dinlemediler; onları çağırdım, ama yanıt vermediler. ”
Yeremya Rekav ailesine şöyle dedi: “İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, Atanız Yehonadavın buyruğuna uydunuz, onun bütün uyarılarını dikkate aldınız, size buyurduğu her şeyi yaptınız. Bunun için İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, Rekav oğlu Yehonadavın soyundan önümde hizmet edecek olanlar hiçbir zaman eksilmeyecek. ”

Kölelere Özgürlük – Yeremya 34

Kral Sidkiya Yeruşalimdeki halkla kölelerin özgürlüğünü ilan eden bir antlaşma yaptıktan sonra RAB Yeremyaya seslendi. Bu antlaşmaya göre herkes kadın, erkek İbrani kölelerini özgür bırakacak, hiç kimse Yahudi kardeşini yanında köle olarak tutmayacaktı. Böylece bu antlaşmanın yükümlülüğü altına giren bütün önderlerle halk kadın, erkek kölelerini özgür bırakarak antlaşmaya uydular. Artık kimseyi köle olarak tutmadılar. Antlaşmaya uyarak köleleri özgür bıraktılar. Ama sonra düşüncelerini değiştirerek özgür bıraktıkları kadın, erkek köleleri geri alıp zorla köleleştirdiler.
Bunun üzerine RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “İsrailin Tanrısı RAB diyor ki: Atalarınızı Mısırdan, köle oldukları ülkeden çıkardığımda onlarla bir antlaşma yaptım. Onlara dedim ki, Size satılıp altı yıl kölelik eden İbrani kardeşlerinizi yedinci yıl özgür bırakacaksınız. Ama atalarınız beni dinlemediler, kulak asmadılar. Sizse sonradan yola gelip gözümde doğru olanı yaptınız: Hepiniz İbrani kardeşlerinizin özgürlüğünü ilan ettiniz. Önümde, bana ait olan tapınakta bu doğrultuda bir antlaşma yapmıştınız. Ama düşüncenizi değiştirerek adıma saygısızlık ettiniz. Kendi isteğinizle özgür bıraktığınız kadın, erkek kölelerinizi geri alıp zorla köleleştirdiniz.
“Bu nedenle RAB diyor ki, İbrani köle kardeşlerinizi, yurttaşlarınızı özgür bırakmayarak beni dinlemediniz. Şimdi ben size özgürlük –kılıç, kıtlık ve salgın hastalıkla yok olmanız için özgürlük– ilan edeceğim, diyor RAB. Sizi dünyadaki bütün krallıklara dehşet verici bir örnek yapacağım. Antlaşmamı bozan, danayı ikiye ayırıp parçaları arasından geçerek önümde yaptıkları antlaşmanın koşullarını yerine getirmeyen bu adamları –Yahuda ve Yeruşalim önderlerini, saray görevlilerini, kahinleri ve dana parçalarının arasından geçen bütün ülke halkını– can düşmanlarının eline teslim edeceğim. Cesetleri yırtıcı kuşlara, yabanıl hayvanlara yem olacak.
“Yahuda Kralı Sidkiyayla önderlerini de can düşmanlarının eline, üzerinizden çekilen Babil ordusunun eline teslim edeceğim. Buyruğu ben vereceğim diyor RAB. Babillileri bu kente geri getireceğim. Saldırıp kenti ele geçirecek, ateşe verecekler. Yahuda kentlerini içinde kimsenin yaşamayacağı bir viraneye çevireceğim.”

Kral Sidkiyaya Uyarı – Yeremya 34

Babil Kralı Nebukadnessarla bütün ordusu, krallığı altındaki bütün uluslarla halklar, Yeruşalim ve çevresindeki kentlere karşı savaşırken RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, Git, Yahuda Kralı Sidkiyaya RAB şöyle diyor de: Bu kenti Babil Kralının eline teslim etmek üzereyim, onu ateşe verecek. Ve sen Sidkiya, onun elinden kaçıp kurtulamayacaksın; kesinlikle yakalanacak, onun eline teslim edileceksin. Babil Kralını gözünle görecek, onunla yüzyüze konuşacaksın. Sonra Babile götürüleceksin.
“ Ancak, ey Yahuda Kralı Sidkiya, RABbin sözünü dinle! RAB senin için şöyle diyor: Kılıçla ölmeyeceksin, esenlikle öleceksin. Ataların olan senden önceki kralların onuruna ateş yaktıkları gibi, senin onuruna da ateş yakıp senin için ah efendimiz diyerek ağıt tutacaklar. Ben RAB söylüyorum bunu. ”
Peygamber Yeremya bütün bunları Yeruşalimde Yahuda Kralı Sidkiyaya söyledi. O sırada Babil Kralının ordusu Yeruşalime ve Yahudanın henüz ele geçirilmemiş kentlerine –Lakişe, Azekaya– saldırmaktaydı. Yahudada surlu kent olarak yalnız bunlar kalmıştı.

Yeniden Toparlanma Umudu – Yeremya 33

Yeremya muhafız avlusunda tutukluyken, RAB ona ikinci kez seslendi: “Dünyayı yaratan, yerini alsın diye ona biçim veren, adı RAB olan şöyle diyor: Bana yakar da seni yanıtlayayım; bilmediğin büyük, akıl almaz şeyleri sana bildireyim. Kuşatma rampalarına, kılıca karşı siper olsun diye bu kentin yıkılmış olan evleriyle Yahuda krallarının sarayları için İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor: Kildaniler savaşmak, evleri öfke ve kızgınlıkla vurduğum insanların cesetleriyle doldurmak üzere gelecekler. O insanlar ki, yaptıkları kötülükler yüzünden bu kentten yüzümü çevirdim.
“ Yine de bu kenti iyileştirip sağlığa kavuşturacağım. Halkına şifa verecek, bol esenlik, güvenlik içinde yaşamalarını sağlayacağım. Yahudayı ve İsraili eski gönencine kavuşturacak, önceden olduğu gibi bina edeceğim. Onları bana karşı işledikleri bütün günahlardan arındıracak, bana karşı işledikleri günahları da isyanlarını da bağışlayacağım. Dünyadaki bütün ulusların önünde bu kent benim için sevinç, övgü ve onur kaynağı olacak. Bu uluslar Yeruşalim halkına yaptığım iyilikleri, sağladığım gönenci duyunca, korkuya kapılıp titreyecekler.
“RAB şöyle diyor: Bu kent viran olmuş, insansız, hayvansız kalmış diyorsunuz. Ne var ki, terk edilmiş, insansız, hayvansız Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında sevinç ve neşe sesi, gelin güvey sesi, RABbin Tapınağına şükran sunuları getirenlerin sesi yine duyulacak:
Her Şeye Egemen RABbe şükredin,
Çünkü O iyidir,
Sevgisi sonsuza dek kalıcıdır. Çünkü ülkeyi eski gönencine kavuşturacağım diyor RAB.
“Her Şeye Egemen RAB diyor ki, Viran olmuş, insansız, hayvansız kalmış bu ülkenin bütün kentlerinde çobanların sürülerini dinlendireceği otlaklar olacak yeniden. Dağlık bölgede, Şefela, Negev, Benyamin bölgesindeki kentlerde, Yeruşalimin çevresindeki köylerde, Yahuda kentlerinde çoban değneğinin altından geçen sürüler olacak diyor RAB.
“ İsrail ve Yahuda halkına verdiğim güzel sözü yerine getireceğim günler geliyor diyor RAB.
“ O günlerde, o zamanda,
Davut için doğru bir dal yetiştireceğim;
Ülkede adil ve doğru olanı yapacak.
O günlerde Yahuda kurtulacak,
Yeruşalim güvenlik içinde yaşayacak.
O, Yahve sidkenu adıyla anılacak.
RAB şöyle diyor: İsrail tahtı üzerinde oturan Davut soyunun ardı arkası kesilmeyecek. Levili kahinlerden önümde yakmalık sunu sunacak, tahıl sunusu yakacak, kurban kesecek biri hiç eksik olmayacak. ”
RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “RAB diyor ki, Eğer belirlenmiş zamanlarda gece ve gündüz olması için gece ve gündüzle yaptığım antlaşma bozulabilirse, tahtında oturan oğulları krallık yapsın diye kulum Davutla ve bana hizmet eden Levili kahinlerle yaptığım antlaşma da ancak o zaman bozulabilir. Kulum Davutun soyunu ve bana hizmet eden Levilileri sayılamaz gök cisimleri kadar, ölçülemez deniz kumu kadar çoğaltacağım. ”
RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “Bu halkın, RAB seçtiği iki aileyi de reddetti dediğini görmüyor musun? Halkımı öyle küçümsüyorlar ki, artık bir ulus saymıyorlar onu. RAB diyor ki, Gece ve gündüzle bir antlaşma yapıp yerin, göğün kurallarını saptamasaydım, Yakup soyuyla kulum Davutu da reddeder, Davutun oğullarından birinin İbrahim, İshak, Yakup soyuna krallık etmesini sağlamazdım. Ama ben onları eski gönençlerine kavuşturacak, onlara acıyacağım. ”

Yeremya Tarla Satın Alıyor – Yeremya 32

Yahuda Kralı Sidkiyanın onuncu, Nebukadnessarın on sekizinci yılında RAB Yeremyaya seslendi. O sırada Babil Kralının ordusu Yeruşalimi kuşatmaktaydı. Peygamber Yeremya Yahuda Kralının sarayındaki muhafız avlusunda tutukluydu. Yahuda Kralı Sidkiya onu orada tutuklatmıştı. “Neden böyle peygamberlik ediyorsun?” demişti, “Sen diyorsun ki, RAB şöyle diyor: Bu kenti Babil Kralının eline teslim etmek üzereyim, onu ele geçirecek. Yahuda Kralı Sidkiya Kildanilerin elinden kaçıp kurtulamayacak, kesinlikle Babil Kralının eline teslim edilecek; onunla yüzyüze konuşacak, onu gözleriyle görecek. Sidkiya Babile götürülecek, ben onunla ilgilenene dek orada kalacak, Kildanilerle savaşsanız bile başarılı olamayacaksınız diyor RAB. ”
Yeremya, “RAB bana şöyle seslendi” diye yanıtladı, “Amcan Şallum oğlu Hanamel sana gelip, Anatottaki tarlamı satın al. Çünkü en yakın akrabam olarak tarlayı satın alma hakkı senindir diyecek.
“Sonra RABbin sözü uyarınca amcamın oğlu Hanamel muhafız avlusunda yanıma gelip, Benyamin bölgesinde, Anatottaki tarlamı satın al dedi, Çünkü miras hakkı da en yakın akrabalık hakkı da senindir. Onu kendin için satın al.
“O zaman RABbin sözünün yerine geldiğini anladım. Böylece Anatottaki tarlayı amcamın oğlu Hanamelden satın aldım. Tarlaya karşılık kendisine on yedi şekel gümüş tartıp ödedim. Satış belgesini çağırdığım tanıkların önünde imzalayıp mühürledim, gümüşü terazide tarttım. Satış belgesini –kural ve koşulları içeren mühürlenmiş kağıdı ve açık sözleşme belgesini– aldım. Amcamın oğlu Hanamelin, satış belgesini imzalayan tanıkların ve muhafız avlusunda oturan bütün Yahudilerin gözü önünde satış belgesini Mahseya oğlu Neriya oğlu Baruka verdim.
“Hepsinin gözü önünde Baruka şu buyrukları verdim: İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, Bu satış belgesini –mühürlenmiş, açık olanını– al, uzun süre durmak üzere bir çömleğe koy. Çünkü İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB söz veriyor, bu ülkede yine evler, tarlalar, bağlar satın alınacak diyor.
“Tarlanın satış belgesini Neriya oğlu Baruka verdikten sonra RABbe şöyle yakardım:
“Ey Egemen RAB! Büyük gücünle, kudretinle yeri göğü yarattın. Yapamayacağın hiçbir şey yok. Binlerce insana sevgi gösterir, ama babaların işlediği günahların karşılığını çocuklarına ödetirsin. Ey büyük ve güçlü Tanrı! Her Şeye Egemen RABdir senin adın. Tasarıların ne büyük, işlerin ne güçlü! Gözlerin insanların bütün yaptıklarına açıktır. Herkese davranışlarına, yaptıklarının sonucuna göre karşılığını verirsin. Sen ki, Mısırda, İsrailde, bütün insanlar arasında bugüne dek mucizeler, harikalar yarattın. Bugün olduğu gibi ün kazandın. Halkın İsraili belirtilerle, şaşılası işlerle, güçlü, kudretli elinle, büyük korku saçarak Mısırdan çıkardın. Atalarına vereceğine ant içtiğin bu toprakları, süt ve bal akan ülkeyi onlara verdin. Gelip ülkeyi mülk edindiler, ama senin sözünü dinlemediler, Kutsal Yasan uyarınca yürümediler. Yapmalarını buyurduğun şeylerin hiçbirini yapmadılar. Bu yüzden bütün bu felaketleri getirdin başlarına.
“İşte, kenti ele geçirmek için kuşatma rampaları yapıldı. Kılıç, kıtlık, salgın hastalık yüzünden kent saldıran Kildanilere teslim edilecek. Söylediklerin yerine geldi, sen de görüyorsun! Yine de, Egemen RAB, kent Kildanilere teslim edileceği halde sen bana, Tarlayı çağırdığın tanıklar önünde gümüşle satın al dedin.”
Bunun üzerine RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “Bütün insanlığın Tanrısı RAB benim. Var mı yapamayacağım bir şey? Bu yüzden RAB diyor ki: Bak, bu kenti Kildanilerle Babil Kralı Nebukadnessarın eline vermek üzereyim; onu ele geçirsin. Kente saldıran Kildaniler gelip onu ateşe verecekler. Kenti de damlarında Baalın onuruna buhur yakıp başka ilahlara dökmelik sunular sunarak beni öfkelendirdikleri evleri de yakacaklar.
“Çünkü İsrail ve Yahuda halkları gençliklerinden beri hep gözümde kötü olanı yapıyor; İsrail halkı ellerinin yaptıklarıyla beni sürekli öfkelendiriyor, diyor RAB. Evet, bu kent kurulduğundan bu yana beni öyle öfkelendirdi, kızdırdı ki onu önümden söküp atacağım. Çünkü İsrail ve Yahuda halklarının –kendilerinin, krallarının, önderlerinin, kahinlerinin, peygamberlerinin, Yahuda ve Yeruşalimde yaşayanların– beni öfkelendirmek için yaptıkları kötülüklerin haddi hesabı yok. Bana yüzlerini değil, sırtlarını çevirdiler. Onları defalarca uyarmama karşın dinlemediler, yola gelmediler. Bana ait olan bu tapınağa iğrenç putlarını yerleştirerek onu kirlettiler. Ben-Hinnom Vadisinde ilah Moleke sunu olarak oğullarını, kızlarını ateşte kurban etmek için Baalın tapınma yerlerini kurdular. Böyle iğrenç şeyler yaparak Yahudayı günaha sürüklemelerini ne buyurdum, ne de aklımdan geçirdim.
“Siz bu kent için, Kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla Babil Kralının eline veriliyor diyorsunuz. Ama şimdi İsrailin Tanrısı RAB diyor ki: Kızgınlıkla, gazapla, büyük öfkeyle onları sürdüğüm ülkelerden hepsini toplayacağım. Onları buraya geri getirip güvenlik içinde yaşamalarını sağlayacağım. Onlar benim halkım olacak, ben de onların Tanrısı olacağım. Tek bir yürek, tek bir yaşam tarzı vereceğim onlara; gerek kendilerinin gerekse çocuklarının iyiliği için benden hep korksunlar. Onlarla kalıcı bir antlaşma yapacağım: Onlara iyilik etmekten vazgeçmeyecek, benden hiç ayrılmasınlar diye yüreklerine Tanrı korkusu salacağım. Onlara iyilik etmekten sevinç duyacağım; gerçekten bütün yüreğimle, bütün canımla onları bu ülkede dikeceğim.
“RAB diyor ki: Bu halkın başına bütün bu büyük felaketleri nasıl getirdiysem, onlara söz verdiğim bütün iyilikleri de öyle sağlayacağım. Sizlerin, Viran olmuş, insansız, hayvansız, Kildanilerin eline verilmiş dediğiniz bu ülkede yine tarlalar satın alınacak. Benyamin bölgesinde, Yeruşalim çevresindeki köylerde, Yahuda kentlerinde, dağlık bölgenin, Şefelanın ve Negevin kentlerinde gümüşle tarlalar satın alınacak, satış belgeleri tanıkların önünde imzalanıp mühürlenecek. Çünkü eski gönençlerine kavuşturacağım onları” diyor RAB.

İsrail Halkı Yurduna Dönüyor – Yeremya 31

“O zaman” diyor RAB, “Bütün İsrail boylarının Tanrısı olacağım, onlar da benim halkım olacaklar.”
RAB diyor ki,
“Kılıçtan kaçıp kurtulan halk çölde lütuf buldu.
Ben İsraili rahata kavuşturmaya gelirken,
Ona uzaktan görünüp şöyle dedim:
Seni sonsuz bir sevgiyle sevdim,
Bu nedenle sevecenlikle seni kendime çektim.
Seni yeniden bina edeceğim,
Yeniden bina edileceksin, ey erden kız İsrail!
Yine teflerini alacak,
Sevinçle coşup oynayanlara katılacaksın.
Samiriye dağlarında yine bağ dikeceksin;
Bağ dikenler üzümünü yiyecekler.
Efrayimin dağlık bölgesindeki bekçilerin,
Haydi, Siyona, Tanrımız RABbe çıkalım
Diye bağıracakları bir gün var.”
RAB diyor ki,
“Yakup için sevinçle haykırın!
Ulusların başı olan için bağırın!
Övgülerinizi duyurun!
Ya RAB, halkını, İsrailden sağ kalanları kurtar deyin.
İşte, onları kuzey ülkesinden
Geri getirmek üzereyim;
Onları dünyanın dört bucağından toplayacağım.
Aralarında kör, topal,
Gebe kadın da, doğuran kadın da olacak.
Büyük bir topluluk olarak buraya dönecekler.
Ağlaya ağlaya gelecekler,
Benden yardım dileyenleri geri getireceğim.
Akarsular boyunca tökezlemeyecekleri
Düz bir yolda yürüteceğim onları.
Çünkü ben İsrailin babasıyım,
Efrayim de ilk oğlumdur.
“RABbin sözünü dinleyin, ey uluslar!
Uzaktaki kıyılara duyurun:
İsraili dağıtan onu toplayacak,
Sürüsünü kollayan çoban gibi kollayacak onu deyin.
Çünkü RAB Yakupu kurtaracak,
Onu kendisinden güçlü olanın elinden özgür kılacak.
Siyonun yüksek tepelerine gelip
Sevinçle haykıracaklar.
RABbin verdiği iyilikler karşısında
–Tahıl, yeni şarap, zeytinyağı,
Davar ve sığır yavruları karşısında–
Yüzleri sevinçle parlayacak.
Sulanmış bahçe gibi olacak,
Bir daha solmayacaklar.
O zaman erden kızlar, genç yaşlı erkekler
Hep birlikte oynayıp sevinecek.
Yaslarını coşkuya çevirecek,
Üzüntülerini avutup onları sevindireceğim.
Kahinleri bol yiyecekle doyuracağım,
Halkım iyiliklerimle doyacak” diyor RAB.
RAB diyor ki,
“Ramada bir ses duyuldu,
Ağlayış ve acı feryat sesleri!
Çocukları için ağlayan Rahel avutulmak istemiyor.
Çünkü onlar yok artık!”
RAB diyor ki,
“Sesini ağlamaktan,
Gözlerini yaş dökmekten alıkoy.
Çünkü verdiğin emek ödüllendirilecek” diyor RAB.
“Halkım düşman ülkesinden geri dönecek.
Geleceğin için umut var” diyor RAB.
“Çocukların yurtlarına dönecekler.
“Efrayimin inlemelerini kuşkusuz duydum:
Beni eğitilmemiş dana gibi yola getirdin
Ve yola geldim.
Beni geri getir, döneyim.
Çünkü RAB Tanrım sensin.
Yanlış yola saptıktan sonra pişman oldum.
Aklım başıma gelince bağrımı dövdüm.
Gençliğimdeki ayıplarımdan utandım,
Rezil oldum.
“Efrayim değerli oğlum değil mi?
Hoşnut olduğum çocuk değil mi?
Kendisi için ne dersem diyeyim,
Onu hiç unutmuyorum.
Bu yüzden yüreğim sızlıyor,
Çok acıyorum ona” diyor RAB.
“Kendin için yol işaretleri koy,
Direkler dik.
Yolunu, gittiğin yolu iyi düşün.
Geri dön, ey erden kız İsrail, kentlerine dön!
Ne zamana dek bocalayıp duracaksın, ey dönek kız?
RAB dünyada yeni bir şey yarattı:
Kadın erkeği koruyacak.”
İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: “Yahuda ve kentlerindeki halkı eski gönençlerine kavuşturduğum zaman yine şu sözleri söyleyecekler:
RAB sizi kutsasın,
Ey doğruluk yurdu, ey kutsal dağ! Halk, ırgatlar, sürüleriyle dolaşan çobanlar Yahudada ve kentlerinde birlikte yaşayacak. Yorgun cana kana kana içirecek, bitkin canı doyuracağım.”
Bunun üzerine uyanıp baktım. Uykum bana tatlı geldi.
“İsrail ve Yahudada insan ve hayvan tohumu ekeceğim günler yaklaşıyor” diyor RAB, “Kökünden söküp yok etmek, yerle bir edip yıkmak, yıkıma uğratmak için onları nasıl gözledimse, kurup dikmek için de gözleyeceğim” diyor RAB. “O günler insanlar artık,
Babalar koruk yedi,
Çocukların dişleri kamaştı demeyecekler. Herkes kendi suçu yüzünden ölecek. Koruk yiyenin dişleri kamaşacak.
“İsrail halkıyla ve Yahuda halkıyla
Yeni bir antlaşma yapacağım günler geliyor” diyor RAB,
“Atalarını Mısırdan çıkarmak için
Ellerinden tuttuğum gün
Onlarla yaptığım antlaşmaya benzemeyecek.
Onların kocası olmama karşın,
Bozdular o antlaşmamı” diyor RAB.
“Ama o günlerden sonra İsrail halkıyla
Yapacağım antlaşma şudur” diyor RAB,
“Yasamı içlerine yerleştirecek,
Yüreklerine yazacağım.
Ben onların Tanrısı olacağım,
Onlar da benim halkım olacak.
Bundan böyle kimse komşusunu ya da kardeşini,
RABbi tanıyın diye eğitmeyecek.
Çünkü küçük büyük hepsi
Tanıyacak beni” diyor RAB.
“Çünkü suçlarını bağışlayacağım,
Günahlarını artık anmayacağım.”
Gündüz ışık olsun diye güneşi sağlayan,
Gece ışık olsun diye ayı, yıldızları düzene koyan,
Dalgaları kükresin diye denizi kabartan RAB
–Onun adı Her Şeye Egemen RABdir– diyor ki,
“Eğer kurulan bu düzen önümden kalkarsa,
İsrail soyu sonsuza dek
Önümde ulus olmaktan çıkar” diyor RAB.
RAB şöyle diyor:
“Gökler ölçülebilse,
Dünyanın temelleri incelenip anlaşılabilse,
İsrail soyunu bütün yaptıkları yüzünden
Reddederim” diyor RAB.
“Yeruşalim Kentinin Hananel Kulesinden Köşe Kapısına dek benim için yeniden kurulacağı günler geliyor” diyor RAB, “Ölçü ipi oradan Garev Tepesine doğru uzayıp Goaya dönecek. Ölülerle küllerin atıldığı bütün vadi, Kidron Vadisine dek uzanan tarlalar, doğuda At Kapısının köşesine dek RAB için kutsal olacak. Kent bir daha kökünden sökülmeyecek, sonsuza dek yıkılmayacak.”

İsrail Yenilenecek – Yeremya 30

RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, Sana bildirdiğim bütün sözleri bir kitaba yaz. İşte halkım İsraili ve Yahudayı eski gönençlerine kavuşturacağım günler yaklaşıyor diyor RAB, Onları atalarına verdiğim topraklara geri getireceğim, orayı yurt edinecekler diyor RAB.”
İsrail ve Yahuda için RABbin bildirdiği sözler şunlardır:
“RAB diyor ki,
Korku sesi duyduk,
Esenlik değil, dehşet sesi.
Sorun da görün:
Erkek, çocuk doğurur mu?
Öyleyse neden doğuran kadın gibi
Her erkeğin ellerini belinde görüyorum?
Neden her yüz solmuş?
Ah, ne korkunç gün!
Onun gibisi olmayacak.
Yakup soyu için sıkıntı dönemi olacak,
Yine de sıkıntıdan kurtulacak.
“ O gün diyor Her Şeye Egemen RAB,
Boyunlarındaki boyunduruğu kıracak,
Bağlarını koparacağım.
Bundan böyle yabancılar onları
Kendilerine köle etmeyecekler.
Onun yerine Tanrıları RABbe
Ve başlarına atayacağım kralları Davuta
Kulluk edecekler.
“ Korkma, ey kulum Yakup,
Yılma, ey İsrail diyor RAB.
Çünkü seni uzak yerlerden,
Soyunu sürgün edildiği ülkeden kurtaracağım.
Yakup yine huzur ve güvenlik içinde olacak,
Kimse onu korkutmayacak.
Çünkü ben seninleyim,
Seni kurtaracağım diyor RAB.
Seni aralarına dağıttığım bütün ulusları
Tümüyle yok etsem de,
Seni büsbütün yok etmeyecek,
Adaletle yola getirecek,
Hiç cezasız bırakmayacağım.
“RAB diyor ki,
Senin yaran şifa bulmaz,
Beren iyileşmez.
Davanı görecek kimse yok,
Yaran umarsız, şifa bulmaz.
Bütün oynaşların unuttu seni,
Arayıp sormuyorlar.
Seni düşman vururcasına vurdum,
Acımasızca cezalandırdım.
Çünkü suçun çok,
Günahların sayısız.
Neden haykırıyorsun yarandan ötürü?
Yaran şifa bulmaz.
Suçlarının çokluğu ve sayısız günahın yüzünden
Getirdim bunları başına.
Ama seni yiyenlerin hepsi yem olacak,
Bütün düşmanların sürgüne gidecek.
Seni soyanlar soyulacak,
Yağmalayanlar yağmalanacak.
Ama ben seni sağlığına kavuşturacak,
Yaralarını iyileştireceğim diyor RAB,
Çünkü Siyon itilmiş,
Onu arayan soran yok diyorlar.
“RAB diyor ki,
Yakupun çadırlarını eski gönencine kavuşturacağım,
Konutlarına acıyacağım.
Yeruşalim höyük üzerinde yeniden kurulacak,
Saray kendi yerinde duracak.
Oralardan şükran ve sevinç sesleri duyulacak.
Sayılarını çoğaltacağım, azalmayacaklar,
Onları onurlandıracağım, küçümsenmeyecekler.
Çocukları eskisi gibi olacak,
Toplulukları önümde sağlam duracak;
Onlara baskı yapanların hepsini cezalandıracağım.
Önderleri kendilerinden biri olacak,
Yöneticileri kendi aralarından çıkacak.
Onu kendime yaklaştıracağım,
Bana yaklaşacak.
Kim canı pahasına yaklaşabilir bana? diyor RAB.
“ Böylece siz benim halkım olacaksınız,
Ben de sizin Tanrınız olacağım.
İşte RABbin fırtınası öfkeyle kopacak,
Şiddetli kasırgası kötülerin başında patlayacak.
Aklının tasarladığını tümüyle yapana dek,
RABbin kızgın öfkesi dinmeyecek.
Son günlerde bunu anlayacaksınız.”

Şemayaya Bildiri – Yeremya 29

Nehelamlı Şemayaya diyeceksin ki, “İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: Sen Yeruşalim halkına, Maaseya oğlu Kahin Sefanyayla bütün öbür kahinlere kendi adına mektuplar göndererek şöyle yazmıştın:
“ RAB tapınağın sorumlusu olarak Yehoyada yerine seni kahin atadı. Peygamber gibi davranan her deliyi tomruğa, demir boyunduruğa vurmak görevindir. Öyleyse aranızda kendini peygamber ilan eden Anatotlu Yeremyayı neden azarlamadın? Çünkü Yeremya biz Babildekilere şu haberi gönderdi: Sürgün uzun olacak. Onun için evler yapıp içinde oturun; bahçe dikip ürününü yiyin. ”
Kahin Sefanya mektubu Peygamber Yeremyaya okuyunca, RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “Bütün sürgünlere şu haberi gönder: Nehelamlı Şemaya için RAB diyor ki: Madem ben göndermediğim halde Şemaya peygamberlik edip sizleri yalana inandırdı, ben de Nehelamlı Şemayayı ve bütün soyunu cezalandıracağım: Bu halkın arasında soyundan kimse sağ kalmayacak, halkıma yapacağım iyiliği görmeyecek, diyor RAB. Çünkü o halkı bana karşı kışkırttı. ”

Sürgündekilere Mektup – Yeremya 29

Peygamber Yeremyanın sürgünde sağ kalan halkın ileri gelenlerine, kahinlerle peygamberlere ve Nebukadnessarın Yeruşalimden Babile sürdüğü bütün halka Yeruşalimden gönderdiği mektubun metni aşağıda yazılıdır. Bu mektup Kral Yehoyakinin, ana kraliçenin, saray görevlilerinin, Yahuda ve Yeruşalim önderlerinin, zanaatçılarla demircilerin Yeruşalimden sürgüne gitmelerinden sonra, Yahuda Kralı Sidkiyanın Babil Kralı Nebukadnessara gönderdiği Şafan oğlu Elasa ve Hilkiya oğlu Gemarya eliyle gönderildi:
İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB Yeruşalimden Babile sürdüğü herkese şöyle diyor: “Evler yapıp içinde oturun, bahçe dikip ürününü yiyin. Evlenin, oğullarınız, kızlarınız olsun; oğullarınızı, kızlarınızı evlendirin. Onların da oğulları, kızları olsun. Orada çoğalın, azalmayın. Sizi sürmüş olduğum kentin esenliği için uğraşın. O kent için RABbe dua edin. Çünkü esenliğiniz onunkine bağlıdır.” Evet, İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, “Aranızdaki peygamberlerle falcılara aldanmayın. Düş görmeye özendirdiğiniz kişilere kulak asmayın. Çünkü onlar adımı kullanarak size yalan peygamberlik ediyorlar. Onları ben göndermedim.” RAB böyle diyor.
RAB diyor ki, “Babilde yetmiş yılınız dolunca sizinle ilgilenecek, buraya sizi geri getirmek için verdiğim iyi sözü tutacağım. Çünkü sizin için düşündüğüm tasarıları biliyorum” diyor RAB. “Kötü tasarılar değil, size umutlu bir gelecek sağlayan esenlik tasarıları bunlar. O zaman beni çağıracak, gelip bana yakaracaksınız. Ben de sizi işiteceğim. Beni arayacaksınız, bütün yüreğinizle arayınca beni bulacaksınız. Kendimi size buldurtacağım” diyor RAB. “Sizi eski gönencinize kavuşturacağım. Sizi sürdüğüm bütün yerlerden ve uluslardan toplayacağım” diyor RAB. “Ve sizi sürgün ettiğim yerden geri getireceğim.”
Madem, “RAB bizim için Babilde peygamberler çıkardı” diyorsunuz, Davutun tahtında oturan kral, bu kentte kalan halk ve sizinle sürgüne gitmeyen yurttaşlarınız için RAB şöyle diyor. Evet, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, “Üzerlerine kılıç, kıtlık, salgın hastalık göndereceğim. Onları yenilmeyecek kadar çürük, bozuk incir gibi edeceğim. Kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla peşlerine düşeceğim. Yeryüzündeki bütün krallıklara dehşet saçacak, kendilerini sürdüğüm bütün ülkeler arasında lanetlenecek, dehşet ve alay konusu olacak, aşağılanacaklar. Çünkü sözlerime kulak asmadılar” diyor RAB. “Kullarım peygamberler aracılığıyla sözlerimi defalarca gönderdim, ama dinlemediniz.” RAB böyle diyor. Bunun için, ey sizler, Yeruşalimden Babile gönderdiğim sürgünler, RABbin sözüne kulak verin! Adımı kullanarak size yalan peygamberlik eden Kolaya oğlu Ahavla Maaseya oğlu Sidkiya için İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, “Onları Babil Kralı Nebukadnessarın eline teslim edeceğim, gözünüzün önünde ikisini de öldürecek. Onlardan ötürü Babildeki bütün Yahuda sürgünleri, RAB seni Babil Kralının diri diri yaktırdığı Sidkiya ve Ahavla aynı duruma düşürsün diye lanet edecek. Çünkü İsrailde çirkin şeyler yaptılar; komşularının karılarıyla zina ettiler, onlara buyurmadığım halde adımla yalan sözler söylediler. Bunu biliyorum ve buna tanığım” diyor RAB.

Sahte Peygamber Hananya – Yeremya 28

Aynı yıl Yahuda Kralı Sidkiyanın krallığının başlangıcında, dördüncü yılının beşinci ayında Givonlu Azzur oğlu Peygamber Hananya RABbin Tapınağında kahinlerle bütün halkın önünde bana şöyle dedi: “İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, Babil Kralının boyunduruğunu kıracağım. Babil Kralı Nebukadnessarın buradan alıp Babile götürdüğü RABbin Tapınağına ait bütün eşyaları iki yıl içinde buraya geri getireceğim. Yahuda Kralı Yehoyakim oğlu Yehoyakinle Babile sürgüne giden bütün Yahudalıları buraya geri getireceğim diyor RAB, Çünkü Babil Kralının boyunduruğunu kıracağım. ”
Bunun üzerine Peygamber Yeremya, kahinlerin ve RABbin Tapınağındaki halkın önünde Peygamber Hananyayı yanıtladı. Yeremya şöyle dedi: “Amin! RAB aynısını yapsın! RAB, tapınağına ait eşyalarla bütün sürgünleri Babilden buraya geri getirerek ettiğin peygamberlik sözlerini gerçekleştirsin! Yalnız şimdi sana ve halka söyleyeceğim şu sözü dinle: Çok önce, benden de senden de önce yaşamış peygamberler birçok ülke ve büyük krallığın başına savaş, felaket, salgın hastalık gelecek diye peygamberlik ettiler. Ancak esenlik olacağını söyleyen peygamberin sözü yerine gelirse, onun gerçekten RABbin gönderdiği peygamber olduğu anlaşılır.”
Bunun üzerine Peygamber Hananya, Peygamber Yeremyanın boynundan boyunduruğu çıkarıp kırdı. Sonra halkın önünde şöyle dedi: “RAB diyor ki, Babil Kralı Nebukadnessarın bütün ulusların boynuna taktığı boyunduruğu iki yıl içinde işte böyle kıracağım. ”
Böylece Peygamber Yeremya yoluna gitti.
Peygamber Hananya Peygamber Yeremyanın boynundaki boyunduruğu kırdıktan sonra RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “Git, Hananyaya de ki, RAB şöyle diyor: Sen tahtadan yapılmış boyunduruğu kırdın, ama yerine demir boyunduruk yapacaksın! Çünkü İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, Babil Kralı Nebukadnessara kulluk etmeleri için bütün bu ulusların boynuna demir boyunduruk geçirdim, ona kulluk edecekler. Yabanıl hayvanları da onun denetimine vereceğim. ”
Peygamber Yeremya Peygamber Hananyaya, “Dinle, ey Hananya!” dedi, “Seni RAB göndermedi. Ama sen bu ulusu yalana inandırdın. Bu nedenle RAB diyor ki, Seni yeryüzünden silip atacağım. Bu yıl öleceksin. Çünkü halkı RABbe karşı kışkırttın. ”
Peygamber Hananya o yılın yedinci ayında öldü.

Yahuda Nebukadnessara Veriliyor – Yeremya 27

Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Sidkiyanın krallığının başlangıcında RAB Yeremyaya seslendi: RAB bana dedi ki, “Kendine sırımla bağlanmış tahta bir boyunduruk yap, boynuna geçir. Sonra Yeruşalime, Yahuda Kralı Sidkiyaya gelen ulaklar aracılığıyla Edom, Moav, Ammon, Sur ve Sayda krallarına haber gönder. Efendilerine şunu bildirmelerini buyur: İsrailin Tanrısı Her Şeye Egemen RAB diyor ki, Efendilerinize söyleyin: Yeryüzünü de üstünde yaşayan insanlarla hayvanları da büyük gücümle, kudretli elimle ben yarattım. Onu uygun gördüğüm kişiye veririm. Şimdi bütün bu ülkeleri Babil Kralı kulum Nebukadnessara vereceğim. Yabanıl hayvanları da kulluk etsinler diye ona vereceğim. Ülkesi için saptanan zaman gelinceye dek bütün uluslar ona, oğluna, torununa kulluk edecek. Sonra birçok ulus, büyük krallar onu köle edecekler.
“ Hangi ulus ya da krallık Babil Kralı Nebukadnessara kulluk edip boyunduruğuna girmezse, o ulusu onun eline teslim edene dek kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla cezalandıracağım, diyor RAB. Size gelince, peygamberlerinizi, falcılarınızı, düş görenlerinizi, medyumlarınızı, büyücülerinizi dinlemeyin! Onlar size, Babil Kralına kulluk etmeyeceksiniz diyorlar. Size yalan peygamberlik ediyorlar. Bunun sonucu sizi ülkenizden uzaklaştırmak oluyor. Sizi süreceğim, yok olacaksınız. Ama Babil Kralının boyunduruğuna girip ona kulluk eden ulusu kendi toprağında bırakacağım, diyor RAB. O ulus toprağını işleyecek, orada yaşayacak. ”
Yahuda Kralı Sidkiyaya bütün bu sözleri ilettim. Dedim ki, “Boyunlarınızı Babil Kralının boyunduruğu altına koyun. Ona ve halkına kulluk edin ki sağ kalasınız. RABbin Babil Kralına kulluk etmeyen her ulus için dediği gibi, niçin sen ve halkın kılıç, kıtlık, salgın hastalık yüzünden ölesiniz? Size, Babil Kralına kulluk etmeyeceksiniz diyen peygamberlerin sözlerine kulak asmayın. Onlar size yalan peygamberlik ediyorlar. Onları ben göndermedim diyor RAB, Adımla yalan peygamberlik ediyorlar. Bu yüzden sizi de size peygamberlik eden peygamberleri de süreceğim, hepiniz yok olacaksınız. ”
Sonra kahinlerle halka şöyle dedim: “RAB diyor ki, İşte RABbin Tapınağının eşyaları yakında Babilden geri getirilecek diyen peygamberlerinize kulak asmayın. Onlar size yalan peygamberlik ediyorlar. Onları dinlemeyin. Sağ kalmak için Babil Kralına kulluk edin. Bu kent neden viraneye çevrilsin? Eğer bunlar peygamberse ve RABbin sözü onlardaysa, RABbin Tapınağında, Yahuda Kralının sarayında ve Yeruşalimde kalan eşyalar Babile götürülmesin diye Her Şeye Egemen RABbe yalvarsınlar.
“Çünkü Babil Kralı Nebukadnessar Yahuda Kralı Yehoyakim oğlu Yehoyakini Yahuda ve Yeruşalim soylularıyla birlikte Yeruşalimden Babile sürdüğünde alıp götürmediği sütunlar, havuz, ayaklıklar ve kentte kalan öbür eşyalar için Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor. Evet, RABbin Tapınağında, Yahuda Kralının sarayında ve Yeruşalimde kalan eşyalar için İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: Bunlar Babile alınıp götürülecek, aldıracağım güne dek de orada kalacaklar diyor RAB, O zaman onları alacak, yeniden buraya yerleştireceğim. ”

Kral Yehoyakim Uriyayı Öldürüyor – Yeremya 26

Kiryat-Yearimli Şemaya oğlu Uriya adında peygamberlik eden bir adam daha vardı. Tıpkı Yeremya gibi o da RABbin adına bu kente ve ülkeye karşı peygamberlik etti. Kral Yehoyakimle askerleri ve komutanları Uriyanın sözlerini duydular. Kral onu öldürmek istedi. Bunu duyan Uriya korkuya kapılarak kaçıp Mısıra gitti. Bunun üzerine Kral Yehoyakim peşinden adamlarını –Akbor oğlu Elnatanla başkalarını– Mısıra gönderdi. Uriyayı Mısırdan çıkarıp Kral Yehoyakime getirdiler. Kral onu kılıçla öldürtüp cesedini sıradan halk mezarlığına attırdı.
Ancak Şafan oğlu Ahikam Yeremyayı korudu. Böylece Yeremya öldürülmek üzere halkın eline teslim edilmedi.

Halk Yeremyanın Öldürülmesini İstiyor – Yeremya 26

Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakimin krallığının başlangıcında RAB şöyle seslendi: “RAB diyor ki, RABbin Tapınağının avlusunda dur, tapınmak için Yahuda kentlerinden oraya gelen herkese seslen. Sana buyurduğum her şeyi tek söz eksiltmeden onlara bildir. Belki dinler de kötü yollarından dönerler. O zaman ben de yaptıkları kötülükler yüzünden başlarına getirmeyi tasarladığım felaketten vazgeçerim. Onlara de ki, RAB şöyle diyor: Size verdiğim yasa uyarınca yürümez, beni dinlemez, size defalarca gönderdiğim kullarım peygamberlerin sözlerine kulak vermezseniz, ki kulak vermiyorsunuz, bu tapınağa Şilodakine yaptığımın aynısını yapar, bu kenti bütün dünya ulusları arasında lanetlik ederim. ”
Kahinler, peygamberler ve bütün halk Yeremyanın RABbin Tapınağında söylediği bu sözleri duydular. Yeremya Tanrının halka iletmesini buyurduğu sözleri bitirince, kahinlerle peygamberler ve halk onu yakalayıp, “Ölmen gerek!” dediler, “Neden bu tapınak Şilodaki gibi olacak, bu kent de içinde kimsenin yaşamayacağı bir viraneye dönecek diyerek RABbin adıyla peygamberlik ediyorsun?” Bütün halk RABbin Tapınağında Yeremyanın çevresinde toplanmıştı.
Yahuda önderleri olup bitenleri duyunca, saraydan RABbin Tapınağına gidip tapınağın Yeni Kapı girişinde yerlerini aldılar. Bunun üzerine kahinlerle peygamberler, önderlere ve halka, “Bu adam ölüm cezasına çarptırılmalı” dediler, “Çünkü bu kente karşı peygamberlik etti. Kendi kulaklarınızla işittiniz bunu.”
Bunun üzerine Yeremya önderlerle halka, “Bu tapınağa ve kente karşı işittiğiniz peygamberlik sözlerini iletmem için beni RAB gönderdi” dedi, “Şimdi yollarınızı, davranışlarınızı düzeltin, Tanrınız RABbin sözüne kulak verin. O zaman RAB başınıza getireceğini söylediği felaketten vazgeçecek. Bana gelince, işte elinizdeyim! Gözünüzde iyi ve doğru olan neyse, bana öyle yapın. Ancak şunu kesinlikle bilin ki, eğer beni öldürürseniz, siz de bu kent ve içinde yaşayanlar da suçsuz birinin kanını dökmekten sorumlu tutulacaksınız. Çünkü bütün bu sözleri bildirmem için beni gerçekten RAB size gönderdi.”
Bunun üzerine önderlerle halk, kahinlerle peygamberlere, “Bu adam ölüm cezasına çarptırılmamalı” dediler, “Çünkü bizimle Tanrımız RABbin adına konuştu.”
Halkın ileri gelenlerinden birkaçı öne çıkıp orada toplanmış halka, “Moreşetli Mika Yahuda Kralı Hizkiya döneminde peygamberlik etti” dediler, “Yahuda halkına dedi ki, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor,
“ Siyon tarla gibi sürülecek,
Taş yığınına dönecek Yeruşalim,
Tapınağın kurulduğu dağ
Çalılarla kaplanacak.
“Yahuda Kralı Hizkiya ya da Yahuda halkından biri onu öldürdü mü? Bunun yerine Hizkiya RABden korkarak Onun lütfunu diledi. RAB de onlara bildirdiği felaketten vazgeçti. Bizse, üzerimize büyük bir yıkım getirmek üzereyiz.”

Rabbin Öfke Kasesi – Yeremya 25

İsrailin Tanrısı RAB bana şöyle dedi: “Elimdeki öfke şarabıyla dolu kaseyi al, seni göndereceğim bütün uluslara içir. Şarabı içince sendeleyecek, üzerlerine göndereceğim kılıç yüzünden çıldıracaklar.”
Böylece kaseyi RABbin elinden alıp beni gönderdiği bütün uluslara içirdim: Bugün olduğu gibi viranelik, dehşet ve alay konusu, lanetlik olsunlar diye Yeruşalime, Yahuda kentlerine, krallarıyla önderlerine; Firavunla görevlilerine, önderlerine ve halkına, Mısırda yaşayan bütün yabancılara; us krallarına, Filist krallarına –Aşkelona, Gazzeye, Ekrona, Aşdottan sağ kalanlara– Edoma, Moava, Ammona; bütün Sur ve Sayda krallarına, deniz aşırı ülkelerin krallarına; Dedana, Temaya, Buza, zülüflerini kesen bütün halklara; Arabistan krallarına, çölde yaşayan yabancı halkın krallarına; Zimri, Elam, Med krallarına; sırasıyla uzak yakın bütün kuzey krallarına, yeryüzündeki bütün ulusların krallarına içirdim. Hepsinden sonra Şeşak Kralı da içecektir.
“Sonra onlara de ki, İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: Üzerinize salacağım kılıç yüzünden sarhoş olana dek için, kusun, düşüp kalkmayın. Eğer kaseyi elinden alır, içmek istemezlerse, de ki, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: Kesinlikle içeceksiniz! Bana ait olan kentin üzerine felaket getirmeye başlıyorum. Cezasız kalacağınızı mı sanıyorsunuz? Sizi cezasız bırakmayacağım. İşte dünyada yaşayan herkesin üzerine kılıcı çağırıyorum. Her Şeye Egemen RAB böyle diyor.
“Bütün bu peygamberlik sözlerini onlara ilet:
“ Yükseklerden kükreyecek RAB,
Kutsal konutundan gürleyecek,
Ağılına şiddetle kükreyecek.
Dünyada yaşayanların tümüne
Üzüm ezenler gibi bağıracak.
Gürültü yeryüzünün dört yanında yankılanacak.
Çünkü RAB uluslara dava açacak;
Herkesi yargılayacak
Ve kötüleri kılıca teslim edecek ” diyor RAB.
Her Şeye Egemen RAB diyor ki,
“İşte felaket ulustan ulusa yayılıyor!
Dünyanın dört bucağından büyük kasırga kopuyor.”
O gün RAB dünyayı bir uçtan bir uca öldürülenlerle dolduracak. Onlar için yas tutulmayacak, toplanıp gömülmeyecekler. Toprağın üzerinde gübre gibi kalacaklar.
Haykırın, ey çobanlar,
Acı acı bağırın!
Toprakta yuvarlanın, ey sürü başları!
Çünkü boğazlanma zamanınız doldu,
Değerli bir kap gibi düşüp parçalanacaksınız.
Çobanlar kaçamayacak,
Sürü başları kurtulamayacak!
Duy çobanların haykırışını,
Sürü başlarının bağırışını!
RAB onların otlaklarını yok ediyor.
RABbin kızgın öfkesi yüzünden
Güvenlikte oldukları ağıllar yok oldu.
İnini terk eden genç aslan gibi,
RAB inini bıraktı.
Zorbanın kılıcı
Ve RABbin kızgın öfkesi yüzünden
Ülkeleri viraneye döndü.

Yetmiş Yıl Sürgünlük – Yeremya 25

Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakimin döneminin dördüncü yılında, RAB Yahuda halkıyla ilgili olarak Yeremyaya seslendi. Nebukadnessarın Babil Kralı oluşunun birinci yılıydı bu. Peygamber Yeremya Yahuda halkına ve Yeruşalimde yaşayanlara RABbin sözünü aktararak şöyle dedi: Yirmi üç yıldır, Yahuda Kralı Amon oğlu Yoşiyanın döneminin on üçüncü yılından bugüne dek, RAB bana sesleniyor. Ben de RABbin sözünü defalarca size aktardım, ama dinlemediniz.
RAB peygamber kullarını defalarca size gönderdi, ama dinlemediniz, kulak asmadınız. Sizi uyardılar, “Şimdi herkes kötü yolundan, kötü işlerinden dönsün ki, RABbin sonsuza dek size ve atalarınıza verdiği toprakta yaşayasınız” dediler, “Kulluk etmek, tapınmak için başka ilahların ardınca gitmeyin; elinizle yaptığınız putlarla beni öfkelendirmeyin ki, ben de size zarar vermeyeyim.”
“Ama beni dinlemediniz” diyor RAB, “Sonuç olarak elinizle yaptığınız putlarla beni öfkelendirip kendinizi zarara soktunuz.”
Bunun için Her Şeye Egemen RAB diyor ki, “Madem sözlerimi dinlemediniz, ben de bütün kuzeydeki halkları ve kulum Babil Kralı Nebukadnessarı çağırtacağım” diyor RAB, “Onları bu ülkeye de burada yaşayanlarla çevresindeki bütün uluslara da karşı getireceğim. Bu halkı tamamen yok edeceğim, ülkelerini dehşet ve alay konusu edip sonsuz bir viraneye çevireceğim. Sevinç ve neşe sesini, gelin güvey sesini, değirmen taşlarının sesini, kandil ışığını onlardan uzaklaştıracağım. Bütün ülke bir virane, dehşet verici bir yer olacak. Bu uluslar Babil Kralına yetmiş yıl kulluk edecekler.
“Ama yetmiş yıl dolunca” diyor RAB, “Suçları yüzünden Babil Kralıyla ulusunu, Kildan ülkesini cezalandıracak, sonsuz bir viranelik haline getireceğim. O ülke için söylediklerimin hepsini, Yeremyanın uluslara ettiği bu kitapta yazılı bütün peygamberlik sözlerini ülkenin başına getireceğim. Pek çok ulus, büyük krallar onları köle edinecek. Yaptıklarına ve ellerinden çıkan işe göre karşılık vereceğim onlara.”

İki Sepet İncir – Yeremya 24

Babil Kralı Nebukadnessar Yahuda Kralı Yehoyakim oğlu Yehoyakinle Yahuda önderlerini, zanaatçıları, demircileri Yeruşalimden Babile sürdükten sonra, RAB bana tapınağının önüne konmuş iki sepet incir gösterdi. Sepetlerin birinde ilk ürüne benzer çok iyi incirler vardı; ötekindeyse çok kötü, yenmeyecek kadar çürük incirler vardı.
RAB, “Yeremya, ne görüyorsun?” diye sordu.
“İncir” diye yanıtladım, “İyi incirler çok iyi, öbürleriyse çok kötü, yenmeyecek kadar çürük.”
Bunun üzerine RAB bana şöyle seslendi: “İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, Buradan Kildan ülkesine sürgüne gönderdiğim Yahuda sürgünlerini bu iyi incirler gibi iyi sayacağım. İyilik bulmaları için onları gözetecek, bu ülkeye geri getireceğim. Onları bina edeceğim, yıkmayacağım; onları dikeceğim, kökünden sökmeyeceğim. Benim RAB olduğumu anlayacak bir yürek vereceğim onlara. Onlar benim halkım olacaklar, ben de onların Tanrısı olacağım. Çünkü bütün yürekleriyle bana dönecekler.
“ Ama Yahuda Kralı Sidkiyayla önderlerini, Yeruşalimden sağ çıkıp da bu ülkede ya da Mısırda yaşayanları yenmeyecek kadar çürük incir gibi yapacağım diyor RAB, Onları bütün ülkelerin gözünde iğrenç, korkunç bir duruma düşüreceğim. Onları sürdüğüm her yerde ayıplanacak, ibret olacak, alaya alınacak, lanetlenecekler. Kendilerine ve atalarına verdiğim topraktan yok olana dek üzerlerine kılıç, kıtlık, salgın hastalık salacağım. ”

Yahudanın Sahte Peygamberleri – Yeremya 23

“Bunun yerine, İsrail soyunu kuzey ülkesinden ve sürdüğü bütün öbür ülkelerden geri getiren RABbin varlığı hakkı için diyecekler. Böylece kendi topraklarında yaşayacaklar.”
Peygamberlere gelince,
Yüreğim paramparça,
Bütün kemiklerim titriyor.
RABbin yüzünden,
Onun kutsal sözleri yüzünden
Sarhoş gibi,
Şaraba yenik düşen bir adam gibiyim.
Çünkü ülke zina edenlerle dolu,
Lanet yüzünden yas tutuyor.
Otlaklar kurumuş.
İzledikleri yol kötü,
Güçlerini haksızca kullanıyorlar.
“Peygamber de kahin de tanrısız;
Tapınağımda bile kötülüklerini gördüm” diyor RAB.
“Bu yüzden izledikleri yol
Onlar için kaygan olacak;
Karanlığa sürülecek,
Orada tökezleyip düşecekler.
Çünkü cezalandırılacakları yıl
Başlarına felaket getireceğim” diyor RAB.
“Samiriye peygamberleri arasında
Şu iğrençliği gördüm:
Baal adına peygamberlik ederek
Halkım İsraili baştan çıkarıyorlar.
Yeruşalim peygamberleri arasında
Şu korkunç şeyi gördüm:
Zina ediyorlar, yalan peşindeler.
Kötülük edenleri güçlendirdiklerinden,
Kimse kötülüğünden dönmüyor.
Benim için hepsi Sodom gibi,
Yeruşalim halkı Gomora gibi oldu.” Bu nedenle Her Şeye Egemen RAB peygamberler için şöyle diyor:
“Onlara pelinotu yedirecek,
Zehirli su içireceğim.
Çünkü Yeruşalim peygamberleri
Tanrısızlığın bütün ülkeye yayılmasına neden oldular.”
Her Şeye Egemen RAB diyor ki,
“Size peygamberlik eden peygamberlerin
Dediklerine kulak asmayın,
Onlar sizi aldatıyor.
RABbin ağzından çıkanları değil,
Kendi hayal ettikleri görümleri anlatıyorlar.
Beni küçümseyenlere sürekli,
RAB diyor ki: Size esenlik olacak! diyorlar.
Yüreklerinin inatçılığı doğrultusunda davrananlara,
Başınıza felaket gelmeyecek diyorlar.
RABbin sözünü duyup anlamak için
RABbin meclisinde kim bulundu ki?
Onun sözüne kulak verip duyan kim?
İşte, RABbin fırtınası öfkeyle kopacak,
Kasırgası döne döne kötülerin başına patlayacak.
Aklının tasarladığını tümüyle yapana dek
RABbin öfkesi dinmeyecek.
Son günlerde açıkça anlayacaksınız bunu.
Bu peygamberleri ben göndermedim,
Ama çabucak ortaya çıktılar.
Onlara hiç seslenmedim,
Yine de peygamberlik ettiler.
Ama meclisimde dursalardı,
Sözlerimi halkıma bildirir,
Onları kötü yollarından ve davranışlarından
Döndürürlerdi.
Ben yalnızca yakındaki Tanrı mıyım?
Uzaktaki Tanrı da değil miyim?” diyor RAB,
“Kim gizli yere saklanır da
Onu görmem?” diyor RAB,
“Yeri göğü doldurmuyor muyum?” diyor RAB.
“Adımla yalancı peygamberlik edenlerin ne dediklerini duydum. Bir düş gördüm! Bir düş! diyorlar. Kafalarından uydurdukları hileleri aktaran bu yalancı peygamberler ne zamana dek sürdürecekler bunu? Ataları nasıl Baal yüzünden adımı unuttuysa, onlar da birbirlerine düşlerini anlatarak halkıma adımı unutturmayı tasarlıyorlar. Düşü olan peygamber düşünü anlatsın; ama sözümü alan onu sadakatle bildirsin. Buğdayın yanında saman nedir ki?” diyor RAB. “Benim sözüm ateş gibi değil mi? Kayaları paramparça eden balyoz gibi değil mi?” RAB böyle diyor.
“İşte bunun için sözlerimi birbirlerinden çalan peygamberlere karşıyım” diyor RAB. “Evet, kendi sözlerini söyleyip, RAB böyle diyor diyen peygamberlere karşıyım” diyor RAB. “Uydurma düşler gören peygamberlere karşıyım” diyor RAB. “Bu düşleri anlatıyor, yalanlarla, boş övünmelerle halkımı baştan çıkarıyorlar. Ben onları ne gönderdim, ne de atadım. Bu halka hiç mi hiç yararları yok” diyor RAB.
“Halktan biri, bir peygamber ya da kahin, RABbin bildirisi nedir? diye sorarsa, Ne bildirisi? diye karşılık vereceksin. Sizi başımdan atacağım” diyor RAB. “Eğer bir peygamber, kahin ya da başka biri, Bu RABbin bildirisidir derse, onu da ailesini de cezalandıracağım. Her biriniz komşunuza ve kardeşinize, RAB ne yanıt verdi? ya da, RAB ne söyledi? demelisiniz. Bundan böyle, RABbin bildirisi lafını ağzınıza almayacaksınız. Herkesin sözü kendi bildirisi olacak. Yaşayan Tanrının, Her Şeye Egemen RABbin, Tanrımızın sözlerini çarpıtıyorsunuz siz. Bir peygambere, RAB sana ne yanıt verdi? ya da, RAB ne söyledi? demelisiniz. Ama, RABbin bildirisidir derseniz, RAB diyor ki, RABbin bildirisidir diyorsunuz. Oysa, RABbin bildirisidir demeyeceksiniz diye sizi uyarmıştım. Bu yüzden sizi büsbütün unutacağım, sizi de size ve atalarınıza verdiğim kenti de önümden söküp atacağım. Sizi hiç unutulmayacak bir utanca düşürecek, sürekli alay konusu edeceğim.”

Doğru Dal – Yeremya 23

“Otlağımın koyunlarını yok edip dağıtan çobanların vay başına!” diyor RAB. Halkımı güden çobanlar için İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor: “Sürümü dağıtıp sürdünüz, onlarla ilgilenmediniz. Şimdi ben sizinle ilgileneceğim, yaptığınız kötülük yüzünden sizi cezalandıracağım.” RAB böyle diyor. “Sürmüş olduğum bütün ülkelerden sürümün sağ kalanlarını toplayıp otlaklarına geri getireceğim; orada verimli olup çoğalacaklar. Onları güdecek çobanlar koyacağım başlarına. Bundan böyle korkmayacak, yılgınlığa düşmeyecekler. Bir tanesi bile eksilmeyecek” diyor RAB.
“İşte Davut için doğru bir dal
Çıkaracağım günler geliyor” diyor RAB.
“Bu kral bilgece egemenlik sürecek,
Ülkede adil ve doğru olanı yapacak.
Onun döneminde Yahuda kurtulacak,
İsrail güvenlik içinde yaşayacak.
O, Yahve sidkenu adıyla anılacak.
“Artık insanların, İsrail halkını Mısırdan çıkaran RABbin varlığı hakkı için demeyecekleri günler geliyor” diyor RAB.

Kral Yehoyakinle İlgili Bildiri – Yeremya 22

“Varlığım hakkı için derim ki” diyor RAB, “Ey Yahuda Kralı Yehoyakim oğlu Yehoyakin, sağ elimdeki mühür yüzüğü olsan bile, çıkarıp atardım seni. Seni can düşmanlarının, korktuğun kişilerin, Babil Kralı Nebukadnessarla Kildanilerin eline teslim edeceğim. Seni de seni doğuran anneni de doğmadığınız bir ülkeye atacağım; orada öleceksiniz. Dönmeye can attığınız ülkeye bir daha dönemeyeceksiniz.”
Bu mu Yehoyakin? Bu hor görülmüş kırık çömlek,
Kimsenin istemediği kap?
Neden kendisi de çocukları da
Bilmedikleri bir ülkeye atıldılar?
Ülke, ey ülke,
RABbin sözünü dinle, ey ülke!
RAB diyor ki,
“Bu adamı çocuksuz,
Ömrünce başarısız biri olarak yazın.
Çünkü soyundan gelen hiç kimse başarılı olmayacak,
Soyundan gelen hiç kimse
Davutun tahtında oturamayacak,
Yahudada bir daha krallık etmeyecek.”

Yeruşalimle İlgili Bildiri – Yeremya 22

Sürüklenip Yeruşalim kapılarından dışarı atılacak,
Eşek gömülür gibi gömülecek o.”
“Lübnana git, feryat et,
Sesin Başandan duyulsun,
Haykır Avarimden,
Çünkü bütün oynaşların ezildi.
Kendini güvenlikte sandığında seni uyardım.
Ama, Dinlemem dedin.
Gençliğinden bu yana böyleydi tutumun,
Sözümü hiç dinlemedin.
Rüzgar bütün çobanlarını alıp götürecek,
Oynaşların sürgüne gidecek.
İşte o zaman yaptığın kötülükler yüzünden
Utanacak, aşağılanacaksın.
Ey sen, Lübnanda yaşayan,
Yuvasını sedir ağacından kuran adam!
Sana doğuran kadın gibi acılar, sancılar geldiğinde,
Nasıl da inleyeceksin!”

Kral Yehoyakimle İlgili Bildiri – Yeremya 22

Sürgüne gönderildiği yerde ölecek, bir daha bu ülkeyi görmeyecek.”
“Sarayını haksızlıkla,
Yukarı odalarını adaletsizlikle yapan,
Komşusunu parasız çalıştıran,
Ücretini ödemeyen adamın vay başına!
Kendim için yukarı odaları havadar,
Geniş bir saray yapacağım diyenin vay başına!
Sarayına büyük pencereler açar,
Sedir ağacıyla kaplar,
Kırmızıya boyar.
“Bol bol sedir ağacı kullandın diye
Kral mı oldun sanırsın?
Baban doyasıya yiyip içti,
Ama iyi ve doğru olanı yaptı;
Onun için de işleri iyi gitti.
Ezilenin, yoksulun davasını savundu,
Onun için de işleri iyi gitti.
Beni tanımak bu değil midir?” diyor RAB.
“Seninse gözlerin de yüreğin de yalnız kazanca,
Suçsuz kanı dökmeye,
Baskı, zorbalık yapmaya yönelik.” Bu yüzden RAB Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakim için diyor ki,
“Onun için kimse, Ah kardeşim!
Vah kızkardeşim! diye dövünmeyecek.
Onun için kimse, Ah efendim!
Vah onun görkemi! diye dövünmeyecek.

Kral Şallumla İlgili Bildiri – Yeremya 22

“Yanıt şöyle olacak: Çünkü Tanrıları RABbin antlaşmasını bıraktılar, başka ilahlara tapıp kulluk ettiler. ”
Ölen için ağlamayın, yasa bürünmeyin;
Ancak sürgüne giden için ağlayın acı acı.
Çünkü bir daha dönmeyecek,
Anayurdunu görmeyecek. Babası Yoşiyanın yerine Yahuda Kralı olan ve buradan çıkıp giden Yoşiya oğlu Şallum için RAB diyor ki, “Bir daha dönmeyecek buraya.

Kötü Krallara Karşı Yargı – Yeremya 22

RAB bana dedi ki, “Yahuda Kralının sarayına gidip şu haberi bildir: RABbin sözünü dinleyin, ey Davutun tahtında oturan Yahuda Kralıyla görevlileri ve bu kapılardan giren halk! RAB diyor ki: Adil ve doğru olanı yapın. Soyguna uğrayanı zorbanın elinden kurtarın. Yabancıya, öksüze, dula haksızlık etmeyin, şiddete başvurmayın. Burada suçsuz kanı dökmeyin. Bu buyrukları özenle yerine getirirseniz, Davutun tahtında oturan krallar savaş arabalarıyla, atlarıyla bu sarayın kapılarından girecekler; görevlileriyle halkları da onları izleyecek. Ancak bu buyruklara uymazsanız, diyor RAB, adım üzerine ant içerim ki, bu saray viraneye dönecek. ”
Çünkü Yahuda Kralının sarayı için RAB diyor ki,
“Sen benim için Gilat gibisin,
Lübnanın doruğu gibi.
Ama hiç kuşkun olmasın, seni çöle döndürecek,
Kimsenin yaşamadığı kentlere çevireceğim.
Eli silahlı yok ediciler görevlendireceğim sana karşı.
En iyi sedir ağaçlarını kesecek,
Ateşe atacaklar.
“Bu kentten geçen birçok ulus birbirlerine, RAB bu büyük kente neden bunu yaptı? diye soracaklar.

Kötü Krallara Karşı Yargı – Yeremya 21

“Yahuda Kralının ailesine de ki, RABbin sözünü dinleyin: RAB şöyle diyor, ey Davut soyu:
“ Her sabah adaleti uygulayın,
Soyguna uğramış kişiyi zorbanın elinden kurtarın.
Yoksa yaptığınız kötülük yüzünden
Öfkem ateş gibi tutuşup yanacak,
Söndüren olmayacak.
Ey vadinin üstünde,
Kayalık ovada oturan Yeruşalim,
Sana karşıyım diyor RAB,
Siz ki, kim bize saldırabilir?
Sığınağımıza kim girebilir, diyorsunuz.
Sizi yaptıklarınıza göre cezalandıracağım, diyor RAB.
Bütün çevresini yakıp yok edecek
Bir ateş tutuşturacağım kentin ormanında. ”

Sidkiyanın İsteği Reddediliyor – Yeremya 21

Kral Sidkiya Malkiya oğlu Paşhurla Maaseya oğlu Kahin Sefanyayı Yeremyaya gönderince, RAB Yeremyaya seslendi. Paşhurla Sefanya ona şöyle demişti: “Lütfen bizim için RABbe danış. Çünkü Babil Kralı Nebukadnessar bize saldırıyor. Belki RAB bizim için şaşılacak işlerinden birini yapar da Nebukadnessar ülkemizden çekilir.”
Yeremya şu karşılığı verdi: “Sidkiyaya deyin ki, İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor: Surların dışında sizi kuşatan Babil Kralı ve Kildanilerle savaşmakta kullandığınız silahları size karşı çevireceğim; hepsini bu kentin ortasına toplayacağım. Ben de elimi size karşı kaldıracağım; kudretle, kızgınlıkla, gazapla, büyük öfkeyle sizinle savaşacağım. Bu kentte yaşayanları yok edeceğim; insan da, hayvan da korkunç bir salgın hastalıktan ölecek. Ondan sonra da, diyor RAB, Yahuda Kralı Sidkiyayla görevlilerini, bu kentte salgından, kılıçtan, kıtlıktan sağ çıkan halkı Babil Kralı Nebukadnessarın ve canlarına susamış düşmanlarının eline teslim edeceğim. Hepsini kılıçtan geçirecek, canlarını bağışlamayacak, merhamet etmeyecek, acımayacak.
“Bunun yanısıra halka şunları da söyle: RAB diyor ki: İşte yaşama giden yolu da ölüme giden yolu da önünüze koyuyorum. Bu kentte kalan kılıçtan, kıtlıktan, salgından ölecek; dışarı çıkıp kenti kuşatan Kildanilere teslim olansa yaşayacak, hiç değilse canını kurtarmış olacak. Bu kente iyilik değil, kötülük etmeye karar verdim, diyor RAB. Bu kenti Babil Kralı ele geçirip ateşe verecek. ”

Yeremyanın Yakınması – Yeremya 20

Sana gelince, ey Paşhur, sen de evinde yaşayanların hepsi de Babile sürüleceksiniz. Sen de kendilerine yalan peygamberlik ettiğin bütün dostların da orada ölüp gömüleceksiniz. ”
Beni kandırdın, ya RAB,
Ben de kandım.
Bana üstün geldin, beni yendin.
Bütün gün alay konusu oluyorum,
Herkes benimle eğleniyor.
Çünkü konuştukça feryat ediyor,
Şiddet diye, yıkım diye haykırıyorum.
RABbin sözü yüzünden bütün gün yeriliyor,
Gülünç duruma düşüyorum.
“Bir daha onu anmayacak,
Onun adına konuşmayacağım” desem,
Sözü kemiklerimin içine hapsedilmiş,
Yüreğimde yanan bir ateş sanki.
Onu içimde tutmaktan yoruldum,
Yapamıyorum artık.
Birçoğunun, “Her yer dehşet içinde!
Suçlayın! Suçlayalım onu!” diye fısıldaştığını duydum.
Bütün güvendiğim insanlar düşmemi gözlüyor,
“Belki kanar, onu yeneriz,
Sonra da öcümüzü alırız” diyorlar.
Ama RAB güçlü bir savaşçı gibi benimledir.
Bu yüzden bana eziyet edenler tökezleyecek,
Üstün gelemeyecek,
Başarısızlığa uğrayıp büyük utanca düşecekler;
Onursuzlukları sonsuza dek unutulmayacak.
Ey doğru kişiyi sınayan,
Yüreği ve düşünceyi gören Her Şeye Egemen RAB!
Davamı senin eline bırakıyorum.
Onlardan alacağın öcü göreyim!
Ezgiler okuyun RABbe!
Övün RABbi!
Çünkü yoksulun canını kötülerin elinden O kurtardı.
Lanet olsun doğduğum güne!
Kutlu olmasın annemin beni doğurduğu gün!
“Bir oğlun oldu!” diyerek babama haber getiren,
Onu sevince boğan adama lanet olsun!
RABbin acımadan yerle bir ettiği
Kentler gibi olsun o adam!
Sabah feryatlar,
Öğlen savaş naraları duysun!
Çünkü beni annemin rahminde öldürmedi;
Annem mezarım olur,
Rahmi hep gebe kalırdı.
Neden ana rahminden çıktım?
Dert, üzüntü görmek,
Ömrümü utanç içinde geçirmek için mi?

Yeremya Kahin Paşhurla Çekişiyor – Yeremya 20

RABbin Tapınağının baş görevlisi İmmer oğlu Kahin Paşhur, Yeremyanın böyle peygamberlik ettiğini duyunca, onun dövülüp RABbin Tapınağının Yukarı Benyamin Kapısındaki tomruğa vurulmasını buyurdu. Ertesi gün Paşhur kendisini tomruktan salıverince, Yeremya ona, “RAB sana Paşhur değil, Magor-Missaviv adını verdi” dedi, “RAB diyor ki, Seni de dostlarını da yıldıracağım. Dostlarının düşman kılıcıyla düştüğünü gözlerinle göreceksin. Bütün Yahudayı Babil Kralının eline teslim edeceğim; onları Babile sürecek ya da kılıçtan geçirecek. Bu kentin bütün zenginliğini –ürününü, değerli eşyalarını, Yahuda krallarının hazinelerini– düşmanlarının eline vereceğim. Hepsini yağmalayıp Babile götürecekler.

Kırılan Çömlek – Yeremya 19

RAB bana şöyle dedi: “Git, çömlekçiden bir çömlek satın al. Halkın ve kahinlerin ileri gelenlerinden birkaçını yanına alıp Harsit Kapısına yakın Ben-Hinnom Vadisine git. Sana söyleyeceklerimi orada duyur. De ki, RABbin sözünü dinleyin, ey Yahuda kralları ve Yeruşalimde yaşayanlar! İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: Dinleyin! Buraya, her duyanı şaşkına çevirecek bir felaket göndermek üzereyim. Çünkü beni terk ettiler, burayı yabancı bir ülke haline getirdiler. Kendilerinin de atalarıyla Yahuda krallarının da tanımadığı başka ilahlara burada buhur yaktılar, burayı döktükleri suçsuz kanıyla doldurdular. Çocuklarını ateşte Baala kurban etmek için tapınma yerleri kurdular. Böyle bir şey ne buyurdum ne sözünü ettim ne de aklımdan geçirdim. Bundan ötürü buranın artık Tofet ya da Ben-Hinnom Vadisi değil, Kıyım Vadisi diye anılacağı günler geliyor, diyor RAB. Yahuda ve Yeruşalimin tasarılarını burada boşa çıkaracağım. Onları canlarına susayanların eline verecek, düşmanlarının önünde kılıçla düşüreceğim. Cesetlerini yem olarak yırtıcı kuşlara, yabanıl hayvanlara vereceğim. Bu kenti viraneye çevirecek, alay konusu edeceğim; oradan her geçen şaşkın şaşkın bakıp başına gelen belalardan ötürü onunla alay edecek. Onlara oğullarının, kızlarının etini yedireceğim. Canlarına susamış düşmanları onları kuşattığında sıkıntıdan birbirlerini yiyecekler.
“O zaman seninle gidenlerin önünde çömleği kır ve onlara de ki, Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor: Çömlekçinin çömleği nasıl kırılıp bir daha onarılamazsa, ben de bu halkı ve bu kenti öyle kıracağım. Ölüleri yer kalmayana dek Tofette gömecekler. Bu kente de içinde yaşayanlara da böyle davranacağım, diyor RAB. Bu kenti Tofet gibi yapacağım. Yeruşalimin evleri de Yahuda krallarının sarayları da Tofet gibi kirli sayılacak. Çünkü bu evlerin damlarında gök cisimlerine buhur yaktılar, başka ilahlara dökmelik sunular sundular. ”
Peygamberlik etmesi için RABbin Tofete gönderdiği Yeremya oradan döndü. RABbin Tapınağının avlusunda durup halka şöyle dedi: “İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, İşte bu kente ve çevresindeki köylere sözünü ettiğim bütün felaketleri getireceğim. Çünkü dikbaşlılık edip sözümü dinlemediler. ”

Çömlekçinin İşliği – Yeremya 18

RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “Kalk, çömlekçinin işliğine git; orada sana sesleneceğim.” Bunun üzerine çömlekçinin işliğine gittim. Çark üzerinde çalışıyordu. Yaptığı balçıktan kap elinde bozulunca çömlekçi balçığa istediği biçimi vererek başka bir kap yaptı.
RAB bana yine seslendi: “Bu çömlekçinin yaptığını ben de size yapamaz mıyım, ey İsrail halkı? diyor RAB. Çömlekçinin elinde balçık neyse, siz de benim elimde öylesiniz, ey İsrail halkı! Bir ulusun ya da krallığın kökünden söküleceğini, yıkılıp yok edileceğini duyururum da, uyardığım ulus kötülüğünden dönerse, başına felaket getirme kararımdan vazgeçerim. Öte yandan, bir ulusun ya da krallığın kurulup dikileceğini duyururum da, o ulus sözümü dinlemeyip gözümde kötü olanı yaparsa, ona söz verdiğim iyiliği yapmaktan vazgeçerim.
“Bu nedenle Yahuda halkıyla Yeruşalimde yaşayanlara de ki, RAB şöyle diyor: İşte size bir felaket tasarlıyor, size karşı bir düzen kuruyorum. Onun için her biriniz kötü yolundan dönsün, yaşantınızı da davranışlarınızı da düzeltin. Ama onlar, Boş ver! Biz kendi tasarılarımızı sürdüreceğiz; her birimiz kötü yüreğinin inadı uyarınca davranacak diyecekler.”
Bu yüzden RAB diyor ki,
“Uluslar arasında soruşturun:
Böylesini kim duydu?
Erden kız İsrail
Çok korkunç bir şey yaptı.
Kayalık bayırlardan
Lübnanın karı hiç eksik olur mu?
Uzaktan akan soğuk sular hiç kesilir mi?
Oysa halkım beni unuttu,
Değersiz ilahlara buhur yaktı.
Bu ilahlar gidecekleri yollarda,
Eski yollarda sendelemelerine neden oldu;
Onları sapa, bitmemiş yollarda yürüttü.
Ülkeleri viran edilecek,
Sürekli alay konusu olacak;
Oradan her geçen şaşkın şaşkın
Başını sallayacak.
Onları düşmanlarının önünde
Doğu rüzgarı gibi dağıtacağım;
Yıkım günü yüzümü değil,
Sırtımı çevireceğim onlara.”
Bunun üzerine, “Haydi, Yeremyaya karşı bir düzen kuralım!” dediler, “Çünkü yasayı öğretecek kahin, öğüt verecek bilge, Tanrı sözünü bildirecek peygamber hiç eksik olmayacak. Gelin, ona sözle saldıralım, söylediklerini de dinlemeyelim.”
Dinle beni, ya RAB,
Beni suçlayanların dediklerini işit!
İyiliğe karşı kötülük mü yapmalı?
Ama onlar bana çukur kazdılar.
Onlara duyduğun öfkeyi yatıştırmak,
Onların iyiliğini dilemek için
Senin önünde nasıl durduğumu anımsa.
Bu yüzden çocuklarını kıtlığa ver,
Kılıcın ağzına at.
Karıları çocuksuz, dul kalsın,
Erkeklerini ölüm alıp götürsün,
Gençleri savaşta kılıçtan geçirilsin.
Sen üzerlerine ansızın akıncılar gönderdiğinde,
Evlerinden çığlıklar duyulsun.
Çünkü beni yakalamak için çukur kazdılar,
Ayaklarıma gizli tuzak kurdular.
Beni öldürmek için kurdukları düzenlerin hepsini
Biliyorsun, ya RAB.
Bağışlama suçlarını,
Günahlarını önünden silme.
Yığılıp kalsınlar senin önünde.
Öfkeliyken uğraş onlarla.

Şabat Gününün Kurallarına Uymak – Yeremya 17

RAB bana şöyle dedi: “Yahuda krallarının girip çıktığı Halk Kapısına ve Yeruşalimin öbür kapılarına git, orada dur. Halka de ki, Ey Yahuda kralları, Yahuda halkı, Yeruşalimde oturup bu kapılardan girenler, RABbin sözünü dinleyin! RAB diyor ki, Şabat Günü yük taşımamaya, Yeruşalim kapılarından içeri bir şey sokmamaya dikkat edin. Şabat Günü evinizden yük çıkarmayın, hiç iş yapmayın. Atalarınıza buyurduğum gibi Şabat Gününü kutsal sayacaksınız. Ne var ki, onlar sözümü dinlemediler, kulak asmadılar. Dikbaşlılık ederek beni dinlemediler, yola gelmek istemediler. Beni iyi dinlerseniz, diyor RAB, Şabat Günü bu kentin kapılarından yük taşımayıp hiç iş yapmayarak Şabat Gününü kutsal sayarsanız, Davutun tahtında oturan krallarla önderler savaş arabalarına, atlara binip Yahuda halkı ve Yeruşalimde yaşayanlarla birlikte bu kentin kapılarından girecekler. Bu kentte sonsuza dek insanlar yaşayacak. Yahuda kentlerinden, Yeruşalim çevresinden, Benyamin topraklarından, Şefeladan, dağlık bölgeden, Negevden gelip RABbin Tapınağına yakmalık sunular, kurbanlar, tahıl sunuları, günnük ve şükran sunuları getirecekler. Ancak beni dinlemez, Şabat Günü Yeruşalim kapılarından yük taşıyarak girer, o günü kutsal saymazsanız, kentin kapılarını ateşe vereceğim. Yeruşalim saraylarını yakıp yok edecek, hiç sönmeyecek ateş. ”

Yahudanın Günahı – Yeremya 17

“Yahudanın günahı demir kalemle yazıldı;
Yüreklerinin levhaları,
Sunaklarının boynuzları üzerine
Elmas uçlu aletle oyuldu.
Bol yapraklı her ağacın yanında,
Her yüksek tepedeki sunaklarla,
Aşera putlarıyla
Çocuklarıymış gibi ilgileniyorlar.
Ey kırdaki dağım, ülkende işlenen günahlar yüzünden
Servetini, bütün hazinelerini
Ve puta tapılan yerlerini bırakacağım, yağmalansın.
Sana verdiğim mülkü kendi suçunla yitireceksin.
Bilmediğin bir ülkede
Düşmanlarına köle edeceğim seni.
Çünkü öfkemi alevlendirdiniz,
Tutuşup sonsuza dek yanacak.”
RAB diyor ki,
“İnsana güvenen,
İnsanın gücüne dayanan,
Yüreği RABden uzaklaşan kişi lanetlidir.
Böylesi bozkırdaki çalı gibidir,
İyilik geldiği zaman görmeyecek;
Kurak çöle,
Kimsenin yaşamadığı tuzlaya yerleşecek.
“Ne mutlu RABbe güvenen insana,
Güveni yalnız RAB olana!
Böylesi su kıyılarına dikilmiş ağaca benzer,
Köklerini akarsulara salar.
Sıcak gelince korkmaz,
Yaprakları hep yeşildir.
Kuraklık yılında kaygılanmaz,
Meyve vermekten geri durmaz.”
Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez,
Onu kim anlayabilir?
“Ben RAB, herkesi davranışlarına,
Yaptıklarının sonucuna göre ödüllendirmek için
Yüreği yoklar, düşünceyi denerim.”
Yumurtlamadığı yumurtaların üzerinde oturan keklik nasılsa,
Haksız servet edinen kişi de öyledir.
Yaşamının ortasında serveti onu bırakır,
Yaşamının sonunda kendisi aptal çıkar.
Tapınağımızın yeri
Başlangıçtan yüceltilmiş görkemli bir tahttır.
Ey İsrailin umudu RAB,
Seni bırakanların hepsi
Utanılacak duruma düşecek.
Sana sırtını dönenler toprağa yazılacak,
Çünkü RABbi, diri su pınarını bıraktılar.
Şifa ver bana, ya RAB,
O zaman iyi olurum;
Kurtar beni, kurtuluş bulurum,
Çünkü övgüm sensin.
Bana, “Hani, RABbin sözü nerede?
Haydi, gelsin yerine bakalım” deyip duruyorlar.
Senin hizmetinde çoban olmaktan kaçınmadım,
Felaket gününü de ben istemedim.
Dudaklarımdan çıkan her sözü bilirsin, ya RAB.
O söz zaten senin ağzındaydı.
Dehşet verme bana,
Felaket gününde sığınağım sensin.
Bana eziyet edenler utandırılsın,
Ama beni utandırma;
Onları yılgınlığa düşür,
Ama beni düşürme.
Felaket gününü getir üzerlerine,
Onları iki kat yıkımla ez.

Yıkım Günü – Yeremya 16

RAB bana şöyle seslendi: “Kendine karı alma, burada oğulların, kızların olmasın.” Bu ülkede doğan oğullarla kızlar ve anne babaları için RAB diyor ki, “Ölümcül hastalıklardan ölecekler. Onlar için yas tutulmayacak, gömülmeyecekler. Cesetleri toprağın üzerinde gübre gibi kalacak. Kılıçla, kıtlıkla yok olacaklar; cesetleri yırtıcı kuşlara, yabanıl hayvanlara yem olacak.”
Çünkü RAB diyor ki, “Cenaze yemeğinin verildiği eve gitme, dövünmek için gitme, başsağlığı dileme. Çünkü ben bu halktan esenliğimi, sevgimi, sevecenliğimi geri çektim” diyor RAB. “Bu ülkede büyükler de küçükler de ölecek, gömülmeyecekler. Onlar için yas tutan, dövünüp bedenini yaralayan, başını tıraş eden olmayacak. Ölene yas tutanı avutmak için kimse onunla yemek yemeyecek. Anne babasını yitirene kimse avunç kasesini sunmayacak.
“Şölen evine de gitme, onlarla oturma, yiyip içme. Çünkü İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, Burada sevinç ve neşe sesine, gelin güvey sesine senin günlerinde gözünün önünde son vereceğim.
“Bütün bunları bu halka bildirdiğinde, RAB neden başımıza bu büyük felaketi getireceğini bildirdi? Suçumuz ne? Tanrımız RABbe karşı işlediğimiz günah ne? diye sorarlarsa, de ki, Atalarınız beni terk etti diyor RAB, Başka ilahların ardınca gittiler, onlara kulluk edip taptılar. Beni terk ettiler, Kutsal Yasama uymadılar. Sizse atalarınızdan daha çok kötülük yaptınız. Beni dinleyeceğinize, kötü yüreğinizin inadı uyarınca davrandınız. Bu yüzden sizi bu ülkeden sizin de atalarınızın da bilmediği bir ülkeye atacağım. Orada gece gündüz başka ilahlara kulluk edeceksiniz, çünkü size lütfetmeyeceğim.
“Artık insanların, İsrail halkını Mısırdan çıkaran RABbin varlığı hakkı için demeyeceği günler geliyor” diyor RAB. “Bunun yerine, İsrail halkını kuzey ülkesinden ve sürdüğü bütün öbür ülkelerden geri getiren RABbin varlığı hakkı için diyecekler. Çünkü atalarına vermiş olduğum topraklara onları geri getireceğim.
“Birçok balıkçı çağırmak üzereyim. Onları yakalayacaklar” diyor RAB, “Ardından birçok avcı çağıracağım. Her dağın, her tepenin üzerinden, kaya kovuklarından avlayacaklar onları. Bütün yaptıklarını görüyorum; hiçbiri benden gizli değil. Günahları da gözümden kaçmıyor. İlkin suçlarını, günahlarını iki katıyla onlara ödeteceğim. Çünkü tiksindirici cansız ilahlarıyla ülkemi kirlettiler, mülkümü iğrenç putlarıyla doldurdular.
“Ya RAB, sen benim gücüm,
Kalem, sıkıntı gününde sığınağımsın.
Dünyanın dört bucağından
Uluslar sana gelip,
Atalarımız yalnız yalanları,
Kendilerine hiçbir yararı olmayan
Değersiz putları miras aldılar diyecekler,
İnsan kendine ilah yapar mı?
Onlar ilah değil ki!
“Onun için bu kez onlara
Gücümü, kudretimi tanıtacağım.
O zaman adımın RAB olduğunu anlayacaklar.”

Yeremya Rabbe İçini Döküyor – Yeremya 15

Yedi çocuklu kadın
Bayılıp son soluğunu verecek;
Daha gündüzken güneşi batacak,
Utandırılıp alçaltılacak.
Sağ kalanları düşmanlarının önünde
Kılıca teslim edeceğim.”
Böyle diyor RAB.
Vay başıma!
Herkesle çekişip davacı olayım diye
Doğurmuşsun beni, ey annem!
Ne ödünç aldım, ne de verdim,
Yine de herkes lanet okuyor bana.
RAB şöyle dedi:
“Kuşkun olmasın, iyilik için seni özgür kılacağım,
Yıkım ve sıkıntı zamanında
Düşmanlarını sana yalvartacağım.
“Demiri, kuzeyden gelen demiri
Ya da tuncu kimse kırabilir mi?
Ülkende işlenen günahlar yüzünden
Servetini de hazinelerini de karşılıksız,
Çapul malı olarak vereceğim.
Bilmediğin bir ülkede
Düşmanlarına köle edeceğim seni.
Çünkü size karşı öfkem
Ateş gibi tutuşup yanacak.”
Sen bilirsin, ya RAB,
Beni anımsa, beni kolla.
Bana eziyet edenlerden öcümü al.
Sabrınla beni canımdan etme,
Senin uğruna aşağılandığımı unutma.
Sözlerini bulur bulmaz yuttum,
Bana neşe, yüreğime sevinç oldu.
Çünkü seninim ben,
Ya RAB, Her Şeye Egemen Tanrı!
Eğlenenlerin arasında oturmadım,
Onlarla sevinip coşmadım.
Elin üzerimde olduğu için
Tek başıma oturdum,
Çünkü beni öfkeyle doldurmuştun.
Neden sürekli acı çekiyorum?
Neden yaram ağır ve umarsız?
Benim için aldatıcı bir dere,
Güvenilmez bir pınar mı olacaksın?
Bu yüzden RAB diyor ki,
“Eğer dönersen seni yine hizmetime alırım;
İşe yaramaz sözler değil,
Değerli sözler söylersen,
Benim sözcüm olursun.
Bu halk sana dönecek,
Ama sen onlara dönmemelisin.
Bu halkın karşısında
Sağlamlaştırılmış tunç bir duvar kılacağım seni;
Seninle savaşacak ama yenemeyecekler,
Çünkü yardım etmek, kurtarmak için
Ben seninleyim” diyor RAB.
“Seni kötünün elinden kurtaracak,
Acımasızın avucundan kurtaracağım.”

Yahuda Halkına Yıkım – Yeremya 15

RAB bana dedi ki, “Musayla Samuel önümde durup yalvarsalar bile, bu halka acımayacağım; kov onları önümden, gitsinler! Sana, Nereye gidelim? diye sorarlarsa de ki, RAB şöyle diyor:
“ Ölüm için ayrılanlar ölüme,
Kılıç için ayrılanlar kılıca,
Kıtlık için ayrılanlar kıtlığa,
Sürgün için ayrılanlar sürgüne.
“Onların başına dört tür yıkım getirmeye karar verdim” diyor RAB, “Öldürmek için kılıcı, paralamak için köpekleri, yiyip bitirmek, yok etmek için yırtıcı kuşlarla yabanıl hayvanları salacağım üzerlerine. Yahuda Kralı Hizkiya oğlu Manaşşenin Yeruşalimde yaptıkları yüzünden bütün yeryüzü krallıklarını dehşete düşüreceğim.
“Kim acıyacak sana, ey Yeruşalim?
Kim yas tutacak senin için?
Hal hatır sormak için
Kim yolundan dönüp sana gelecek?
Sen beni reddettin” diyor RAB,
“Gerisingeri gidiyorsun.
Ben de elimi sana karşı kaldıracak,
Seni yok edeceğim;
Merhamet ede ede yoruldum.
Ülkenin kapılarında,
Halkımı yabayla savuracak,
Çocuksuz bırakacak, yok edeceğim;
Çünkü yollarından dönmediler.
Dul kadınlarının sayısı denizin kumundan çok olacak.
Gençlerinin annelerine
Öğle vakti yok ediciyi göndereceğim;
Üzerlerine ansızın acı, dehşet salacağım.

Kuraklık ve Kılıç – Yeremya 14

RAB kuraklığa ilişkin Yeremyaya şöyle seslendi:
“Yahuda yas tutuyor,
Kentleri bitkin;
Halkı karalar giymiş, yerlere oturmuş,
Yeruşalimin haykırışı yükseliyor.
Soylular uşaklarını suya gönderiyorlar.
Sarnıçlara gidiyor, ama su bulamıyor,
Kapları boş dönüyorlar.
Aşağılanmış, utanç içinde,
Başlarını örtüyorlar.
Ülke yağmursuz, toprak çatlamış,
Irgatlar utanç içinde başlarını örtüyorlar.
Kırdaki geyik bile
Yeni doğmuş yavrusunu bırakıyor,
Çünkü ot yok.
Yaban eşekleri çıplak tepelerde durmuş,
Çakal gibi soluyorlar;
Gözlerinin feri sönmüş,
Çünkü otlak yok.”
Suçlarımız bize karşı tanıklık etse de,
Adın uğruna bir şeyler yap, ya RAB!
Pek çok döneklik ettik,
Sana karşı günah işledik.
Ey İsrailin Umudu,
Sıkıntı anlarındaki Kurtarıcısı!
Neden ülkede bir yabancı,
Ancak bir gece konaklayan yolcu gibisin?
Neden şaşırmış biri gibi,
Kurtarmaya gücü yetmeyen savaşçı gibisin?
Aramızdasın sen, ya RAB,
Seniniz, bırakma bizi!
Bu halk için RAB diyor ki,
“Gezip tozmayı pek sever,
Ayaklarını dolaşmaktan esirgemezler.
Bu yüzden RAB onlardan hoşnut değil,
Şimdi anımsayacak suçlarını,
Günahları için onları cezalandıracak.”
Sonra RAB bana, “Bu halkın iyiliği için yalvarma” dedi, “Oruç tutsalar bile feryatlarına kulak vermeyeceğim. Yakmalık sunu, tahıl sunusu sunsalar bile kabul etmeyeceğim. Tersine, kılıçla, kıtlıkla, salgın hastalıkla yok edeceğim onları.”
Bunun üzerine, “Ah, Egemen RAB, peygamberler bu halka, Kılıç yüzü görmeyecek, kıtlık çekmeyeceksiniz; burada size kalıcı esenlik sağlayacağım diyorlar” dedim.
RAB, “Peygamberler benim adımla yalan peygamberlik ediyorlar” dedi, “Onları ne gönderdim, ne onlara buyruk verdim, ne de seslendim. Size uydurma görümlerden, falcılıktan, boş şeylerden, akıllarından geçen hayallerden söz ediyorlar. Adımla konuşan peygamberler için ben RAB diyorum ki, onları göndermediğim halde, Bu ülkede kılıç da kıtlık da olmayacak diyorlar. Ama kendileri de kılıçla, kıtlıkla yok olacaklar. Peygamberlik ettikleri halk da kıtlık ve kılıç yüzünden Yeruşalim sokaklarına atılacak. Onları da karılarını, oğullarını, kızlarını da gömecek kimse olmayacak. Yaptıkları kötülüğü kendi başlarına getireceğim.
“Onlara de ki,
“ Gözlerim gece gündüz
Durmadan gözyaşı döksün,
Çünkü erden kızım, halkım
Ağır bir yara aldı,
Ezici bir darbe yedi.
Kıra çıksam, kılıçtan geçirilenleri,
Kente girsem, kıtlıktan kırılanları görüyorum.
Olup bitenden habersiz peygamberlerle kahinlerse
Ülkeyi dolaşıp duruyorlar. ”
Yahudayı büsbütün mü reddettin?
Siyondan tiksiniyor musun?
Neden şifa bulmayacak kadar yaraladın bizi?
Esenlik bekledik, iyilik gelmedi.
Şifa umduk, yılgınlık bulduk.
Yaptığımız kötülükleri,
Atalarımızın suçlarını biliyoruz, ya RAB;
Gerçekten sana karşı günah işledik.
Adın uğruna bizi küçümseme,
Görkemli tahtının hor görülmesine izin verme.
Bizimle yaptığın antlaşmayı anımsa,
Bozma onu.
Ulusların değersiz putlarından herhangi biri
Yağmur yağdırabilir mi?
Gökler kendiliğinden
Sağanak yağdırabilir mi?
Bunu yalnız sen yapabilirsin,
Ya RAB Tanrımız.
Umudumuz sende,
Çünkü bütün bunları yapan sensin.

Sürgün Yakın – Yeremya 13

Onları –babalarla çocukları– birbirlerine çarpacağım. Acımadan, esirgemeden, sevecenlik göstermeden hepsini yok edeceğim diyor RAB.”

Dinleyin, kulak verin,
Gururlanmayın,
Çünkü RAB konuştu.
Karanlık basmadan,
Kararan dağlarda
Ayaklarınız tökezlemeden
Tanrınız RABbi onurlandırın.
Siz ışık beklerken,
RAB onu kopkoyu, zifiri karanlığa çevirecek.
Ama bu uyarıyı dinlemezseniz,
Gururunuz yüzünden ağlayacağım gizlice,
Gözlerim acı acı gözyaşı dökecek,
Gözyaşlarım sel gibi akacak.
Çünkü RABbin sürüsü sürgüne gönderilecek.
Krala ve ana kraliçeye söyle:
“Tahtlarınızdan inin,
Çünkü görkemli taçlarınız başınızdan düştü.”
Negevdeki kentler kapanacak,
Onları açan olmayacak.
Sürgüne gönderilecek Yahuda,
Tamamı sürgüne gönderilecek.
Gözlerinizi kaldırıp bakın,
Kuzeyden gelenleri görün.
Nerede sana emanet edilen sürü?
Övündüğün kuzular nerede?
Sana dost olması için yetiştirdiğin kişileri
RAB başına yönetici atayınca ne diyeceksin?
Doğuran kadının çektiği sancı gibi
Seni de ağrı tutmayacak mı?
“Neden bütün bunlar başıma geldi?” dersen,
Günahlarının çokluğu yüzünden eteklerin açıldı,
Tecavüze uğradın.
Kuşlu derisinin rengini,
Pars beneklerini değiştirebilir mi?
Kötülük etmeye alışmış olan sizler de iyilik edemezsiniz.
“Çöl rüzgarının savurduğu saman çöpü gibi
Dağıtacağım sizleri.
Payın, sana ayırdığım pay bu olacak” diyor RAB.
“Çünkü beni unuttun,
Sahte ilahlara güvendin.
Ayıbın ortaya çıksın diye
Eteklerini yüzüne dek kaldıracağım.
Kırdaki tepeler üzerinde
Yaptığın iğrençlikleri –zinalarını,
Çapkın çapkın kişneyişini, yüzsüz fahişeliklerini– gördüm.
Vay başına geleceklere, ey Yeruşalim!
Ne zamana dek böyle kirli kalacaksın?”

Şarap Tulumu – Yeremya 13

“Onlara de ki, İsrailin Tanrısı RAB, Her tulum şarapla dolacak, diyor. Eğer sana, Her tulumun şarapla dolacağını bilmiyor muyuz sanki? derlerse, onlara de ki, Bu ülkede yaşayan herkesi –Davutun tahtında oturan kralları, kahinleri, peygamberleri, Yeruşalimde yaşayanların tümünü– sarhoş olana dek şarapla dolduracağım diyor RAB.

Keten Kuşak Simgesi – Yeremya 13

RAB bana, “Git, kendine keten bir kuşak satın alıp beline sar, ama suya sokma” dedi. RABbin buyruğu uyarınca bir kuşak satın alıp belime sardım.
RAB bana ikinci kez seslendi: “Satın aldığın belindeki kuşağı al, Perata git. Kuşağı orada bir kaya kovuğuna gizle.” RABbin buyruğu uyarınca gidip kuşağı Perata yakın bir yere gizledim.
Uzun süre sonra RAB bana, “Kalk, Perata git, gizlemeni buyurduğum kuşağı al” dedi. Bunun üzerine Perata gittim, gizlediğim yeri kazıp kuşağı aldım. Ancak kuşak çürümüştü, hiçbir işe yaramazdı.
RAB bana şöyle seslendi: “RAB diyor ki, İşte Yahudanın gururunu da Yeruşalimin büyük gururunu da böyle çürüteceğim. Sözümü dinlemek istemeyen, yüreklerinin inadı uyarınca davranan, başka ilahları izleyip onlara kulluk eden, tapan bu kötü halk, bu işe yaramaz kuşak gibi olacak. Kuşak insanın beline nasıl yapışırsa, ben de İsrail ve Yahuda halklarını kendime öyle yapıştırdım diyor RAB, Öyle ki, bana ün, övgü, onur getirecek bir halk olsunlar. Ama dinlemediler. ”

Rabbin Yeremyaya Yanıtı – Yeremya 12

İçinde yaşayanların kötülüğü yüzünden,
Ülke ne zamana dek yas tutacak,
Otlar ne zamana dek sararıp solacak?
Hayvanlarla kuşlar yok oldu.
Çünkü bu halk,
“O başımıza neler geleceğini görmüyor” dedi.

“Ey Yeremya,
İnsanlarla yarışa girip yoruldunsa,
Atlarla nasıl yarışacaksın?
Güvenli bir ülkede sendelersen,
Şeria çalılıklarıyla nasıl başa çıkacaksın?
Kardeşlerin, öz ailen bile sana ihanet etti,
Arkandan seslerini yükselttiler.
Yüzüne karşı olumlu konuşsalar bile onlara güvenme.
Evimi terk ettim,
Mirasımı reddettim,
Sevgilimi düşmanlarının eline verdim.
Mirasım karşımda
Ormandaki aslan gibi oldu;
Kükreyip üzerime saldırdı.
Bu yüzden ondan nefret ediyorum.
Mirasım sırtlan ya da yırtıcı kuş mu oldu karşımda?
Çevresindeki yırtıcı kuşlar saldırıyor ona.
Gidin, bütün yabanıl hayvanları toplayıp getirin,
Yiyip bitirsinler onu.
Pek çok çoban bağımı bozdu,
Tarlamı çiğnedi,
Güzelim tarlamı ıssız çöle döndürdü.
Onu viraneye çevirdiler,
Önümde viran olmuş ağlıyor;
Bütün ülke viran olmuş,
Yine de aldıran yok.
Çöldeki çıplak tepelere
Yıkıcılar geldi.
RABbin kılıcı ülkeyi
Bir uçtan bir uca yiyip bitiriyor.
Kimse kavuşmayacak esenliğe.
Halkım buğday ekip diken biçti,
Emek verip yarar görmedi.
RABbin kızgın öfkesi yüzünden
Ürününüzden utanacaksınız.” RAB diyor ki, “Halkım İsraile verdiğim mülke el koyan bütün kötü komşularımı ülkelerinden söküp atacak, Yahuda halkını da atacağım. Hepsini söküp attıktan sonra Yahudaya yine acıyacak, her birini kendi mülküne, kendi ülkesine geri getireceğim. Halkıma Baalın adıyla ant içmeyi öğrettiler. Bunun gibi, halkımın yolunda yürümeyi ve RABbin varlığı hakkı için diyerek benim adımla ant içmeyi de iyice öğrenirlerse, halkımın arasında sağlam yerleri olacak. Ama kulak asmayan her ulusu kökünden söküp atacak, yok edeceğim” diyor RAB.

Yeremya Yakınıyor – Yeremya 12

Davamı önüne getirsem,
Haklı çıkarsın, ya RAB.
Ama adalet konusunda
Seninle tartışmak istiyorum.
Neden kötülerin işi iyi gidiyor?
Neden hainler tasasızca yaşıyor?
Onları sen diktin, kök saldılar,
Büyüyüp ürün verdiler.
Adın ağızlarından düşmüyor,
Yürekleriyse senden uzak.
Beni tanırsın, ya RAB,
Beni görür, yüreğimin seninle olduğunu bilirsin.
Kasaplık koyun gibi ayır onları,
Kesim gününe hazırla!

Yeremyaya Kurulan Düzen – Yeremya 11

Benim için kurdukları düzeni RAB bana açıkladı. Haberim vardı, çünkü ne yaptıklarını bana gösterdi. Kesime götürülen uysal bir kuzu gibiydim. Bana düzen kurduklarını anlamamıştım. Şöyle diyorlardı:
“Ağacı da meyvesini de yok edelim,
Bir daha adı anılmasın diye
Onu yaşayanlar diyarından kesip atalım.”
Adaletle yargılayan,
Yüreği ve düşünceyi sınayan,
Her Şeye Egemen RAB,
Davamı senin eline bırakıyorum.
Onlardan alacağın öcü göreyim!
“Seni öldürmek isteyen Anatot halkı için RAB diyor ki, Onlar, RABbin adına peygamberlik etme, yoksa seni öldürürüz diyorlardı. Her Şeye Egemen RAB, Onları cezalandıracağım diyor, Gençleri kılıçtan geçirilecek, oğullarıyla kızları kıtlıktan ölecek. Sağ kalan olmayacak. Cezalandırılacakları yıl Anatot halkının başına felaket getireceğim. ”

Antlaşma Bozuldu – Yeremya 11

RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “Bu antlaşmanın koşullarını dinle. Yahuda halkına ve Yeruşalimde yaşayanlara açıkla. Onlara diyeceksin ki, İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor: Bu antlaşmanın koşullarına uymayan lanet altındadır! Atalarınızı Mısırdan, demir eritme ocağından çıkardığımda bu antlaşmaya bağlı kalmalarını buyurdum. Onlara dedim ki: Sözümü dinleyin, buyurduğum her şeyi yerine getirin. Böylece siz benim halkım olursunuz, ben de sizin Tanrınız olurum. İşte o zaman süt ve bal akan ülkeyi –bugün sizin olan ülkeyi– atalarınıza vereceğime ilişkin içtiğim andı yerine getirmiş olacağım. ”
“Amin, ya RAB” diye karşılık verdim.
RAB şöyle dedi: “Söyleyeceğim her şeyi Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında duyur: Bu antlaşmanın koşullarını dinleyin, onlara uyun. Atalarınızı Mısırdan çıkardığım günden bu yana sözümü dinlemeleri için onları defalarca uyardım. Ama dinlemediler, kulak asmadılar. Bunun yerine kötü yüreklerinin inadı uyarınca davrandılar. Ben de uymalarını buyurduğum, ama uymadıkları bu antlaşmada açıklanan bütün lanetleri başlarına getirdim. ”
RAB bana dedi ki, “Yahuda halkıyla Yeruşalimde yaşayanlar bana düzen kuruyorlar. Sözlerimi dinlemek istemeyen atalarının suçlarına döndüler. Başka ilahların ardınca gidip onlara taptılar. İsrail halkıyla Yahuda halkı, atalarıyla yaptığım antlaşmayı bozdu. Bu yüzden RAB, Kaçıp kurtulamayacakları bir yıkım getireceğim başlarına diyor, Bana yakarsalar da onları dinlemeyeceğim. Yahuda kentlerinde oturan halk da Yeruşalimde yaşayanlar da gidip buhur yaktıkları ilahlara yalvaracaklar. Ama yıkım geldiğinde, bu ilahlar onlara yardım edemez. Kentlerinin sayısı kadar ilahın var, ey Yahuda! O utanılası ilaha, Baala buhur yakmak için Yeruşalim sokaklarının sayısı kadar sunak kurdunuz.
“Sana gelince, ey Yeremya, bu halk için yalvarma; ne yakar ne de dilekte bulun. Sıkıntılı zamanlarında beni çağırdıklarında onları dinlemeyeceğim.
“Sevgilim kötü düzenler kuruyor,
Öyleyse tapınağımda işi ne?
Adaklar ve kutsanmış et uğrayacağın felaketi önleyebilir mi?
Felaket gelince sevinecek misin?”
RAB sana meyvesi ve biçimi güzel,
Yaprağı bol zeytin ağacı adını vermişti.
Ama güçlü fırtına koptuğunda
Ağacı tutuşturacak;
Dalları kırılacak.
Seni dikmiş olan Her Şeye Egemen RAB,
Başına felaket getirmeye karar verdi.
Çünkü İsrail ve Yahuda halkları
Kötülük yaptı,
Baala buhur yakarak beni öfkelendirdiler.

Yeremyanın Duası – Yeremya 10

Dinle! Haber geliyor!
Kuzey ülkesinden büyük patırtı geliyor!
Yahuda kentlerini viraneye çevirecek,
Çakallara barınak edecek.
İnsanın yaşamının kendi elinde olmadığını,
Adımlarına yön vermenin ona düşmediğini
Biliyorum, ya RAB.
Beni öfkenle değil,
Yalnız adaletinle yola getir, ya RAB,
Yoksa beni hiçe indirirsin.
Öfkeni seni tanımayan ulusların,
Adını anmayan toplulukların üzerine dök.
Çünkü onlar Yakup soyunu yiyip bitirdiler,
Onu tümüyle yok ettiler,
Yurdunu viraneye çevirdiler.

Yıkım Geliyor – Yeremya 10

Yakupun Payı onlara benzemez.
Her şeye biçim veren Odur,
Onun mirasıdır İsrail oymağı,
Her Şeye Egemen RABdir adı.
Kuşatma altında olan sizler,
Eşyalarınızı toplayın yerden.
RAB diyor ki,
“İşte bu kez bu ülkede yaşayanları
Fırlatıp atacağım;
Ele geçirilmeleri için
Onları sıkıştıracağım.”
Yaramdan ötürü vay başıma gelen!
Derdim iyileşmez!
Ama, Dert benim derdim,
Dayanmalıyım dedim.
Çadırım yıkıldı, ipleri koptu.
Çocuklarım benden ayrıldı,
Yok artık onlar.
Çadırımı kuracak,
Perdelerimi takacak kimse kalmadı.
Çobanlar budala,
RABbe danışmıyorlar.
Bu yüzden işleri yolunda gitmiyor,
Bütün sürüleri dağıldı.

Tanrı ve Putlar – Yeremya 10

RABbin sana ne söylediğini dinle, ey İsrail halkı!
RAB şöyle diyor:
“Ulusların yolunu öğrenmeyin,
Gök belirtilerinden yılmayın;
Bu belirtilerden uluslar yılsa bile.
Ulusların töreleri yararsızdır.
Ormandan ağaç keserler,
Usta keskisiyle ona biçim verir.
Altınla, gümüşle süsler,
Çekiçle, çivilerle sağlamlaştırırlar;
Yerinden kımıldamasın diye.
Salatalık bostanındaki korkuluk gibidir putları,
Konuşamazlar;
Onları taşımak gerek, çünkü yürüyemezler.
Onlardan korkmayın, zarar veremezler;
İyilik de edemezler.”
Senin gibisi yok, ya RAB,
Sen büyüksün,
Adın da büyüktür gücün sayesinde.
Senden kim korkmaz,
Ey ulusların kralı?
Bu sana yakışır.
Ulusların bilgeleri arasında,
Bütün ülkelerinde
Senin gibisi yok.
Hepsi budala ve akılsız.
Yararsız putlardan ne öğrenilebilir ki?
Ağaçtan yapılmış onlar!
Tarşişten dövme gümüş,
Ufazdan altın getirilir.
Ustayla kuyumcunun yaptığı nesnenin üzerine
Lacivert, mor giydirilir,
Hepsi usta işidir.
Ama gerçek Tanrı RABdir.
O yaşayan Tanrıdır,
Sonsuza dek kral Odur.
O öfkelenince yeryüzü titrer,
Uluslar dayanamaz gazabına.
“Onlara şunu diyeceksin,
Yeri, göğü yaratmayan bu ilahlar,
Yerden de göğün altından da yok olacaklar. ”
Gücüyle yeryüzünü yaratan,
Bilgeliğiyle dünyayı kuran,
Aklıyla gökleri yayan RABdir.
O gürleyince gökteki sular çağıldar,
Yeryüzünün dört bucağından bulutlar yükseltir,
Yağmur için şimşek çaktırır,
Ambarlarından rüzgar estirir.
Hepsi budala, bilgisiz,
Her kuyumcu yaptığı puttan utanacak.
O putlar yapmacıktır,
Soluk yoktur onlarda.
Yararsız, alay edilesi nesnelerdir,
Cezalandırılınca yok olacaklar.

Günah ve Ceza – Yeremya 9

Keşke başım bir pınar,
Gözlerim bir gözyaşı kaynağı olsa!
Halkımın öldürülenleri için
Ağlasam gece gündüz!
Keşke halkımı bırakabilmem,
Onlardan uzaklaşabilmem için
Çölde konaklayacak bir yerim olsa!
Hepsi zina ediyor,
Hain bir topluluk!
“Yalan söylemek için ülkede
Dillerini yay gibi geriyor,
Güçlerini gerçek yolunda kullanmıyorlar.
Kötülük üstüne kötülük yapıyor,
Beni tanımıyorlar” diyor RAB.
“Herkes dostundan sakınsın,
Kardeşlerinizin hiçbirine güvenmeyin.
Çünkü her kardeş Yakup gibi aldatıcı,
Her dost iftiracıdır.
Dost dostu aldatıyor,
Kimse gerçeği söylemiyor.
Dillerine yalan söylemeyi öğrettiler,
Suç işleye işleye yorgun düştüler.
Sen, ey Yeremya,
Aldatıcılığın ortasında yaşıyorsun.
Aldatıcılıkları yüzünden
Beni tanımak istemiyorlar.”
Böyle diyor RAB.
Bundan ötürü Her Şeye Egemen RAB diyor ki,
“İşte, onları arıtıp sınayacağım,
Halkımın günahı yüzünden
Başka ne yapabilirim ki?
Dilleri öldürücü bir ok,
Hep aldatıyor.
Komşusuna esenlik diliyor,
Ama içinden ona tuzak kuruyor.
Bu yüzden onları cezalandırmayayım mı?” diyor RAB,
“Böyle bir ulustan öcümü almayayım mı?”
Dağlar için ağlayıp yas tutacağım,
Otlaklar için ağıt yakacağım.
Çöle dönüştüler,
Kimse geçmiyor oralardan.
Sığırların böğürmesi duyulmuyor,
Kuşlar, yabanıl hayvanlar kaçıp gitti.
“Yeruşalimi taş yığını,
Çakalların barınağı haline getireceğim.
Yahuda kentlerini
Kimsenin yaşayamayacağı bir viraneye döndüreceğim.” Hangi bilge kişi buna akıl erdirecek? RABbin seslendiği kişi kim ki, sözünü açıklayabilsin? Ülke neden yıkıldı? Neden kimsenin geçemediği bir çöle dönüştü?
RAB, “Kendilerine verdiğim yasayı bıraktılar, sözümü dinlemediler, yasamı izlemediler” diyor, “Onun yerine yüreklerinin inadını, atalarının öğrettiği gibi Baalları izlediler.” Bunun için İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, “Bu halka pelinotu yedirecek, zehirli su içireceğim. Onları kendilerinin de atalarının da tanımadığı ulusların arasına dağıtacak, tümünü yok edene dek peşlerine kılıcı salacağım.”
Her Şeye Egemen RAB diyor ki,
“İyi düşünün!
Ağıt yakan kadınları çağırın gelsinler.
En iyilerini çağırın gelsinler.
Hemen gelip bizim için ağıt yaksınlar;
Gözlerimiz gözyaşı döksün,
Gözkapaklarımızdan sular aksın.
Siyondan ağlama sesi duyuluyor:
Yıkıma uğradık!
Büyük utanç içindeyiz,
Çünkü ülkemizi terk ettik,
Evlerimiz yerle bir oldu. ”
Ey kadınlar, RABbin sözünü dinleyin!
Ağzından çıkan her söze kulak verin.
Kızlarınıza yas tutmayı,
Komşunuza ağıt yakmayı öğretin.
Ölüm pencerelerimize tırmandı,
Kalelerimize girdi;
Sokakları çocuksuz,
Meydanları gençsiz bıraktı.
Onlara de ki, “RAB şöyle diyor:
İnsan cesetleri gübre gibi,
Biçicinin ardındaki demetler gibi toprağa serilecek.
Onları toplayacak kimse olmayacak. ”
RAB şöyle diyor:
“Bilge kişi bilgeliğiyle,
Güçlü kişi gücüyle,
Zengin kişi zenginliğiyle övünmesin.
Dünyada iyilik yapanın,
Adaleti, doğruluğu sağlayanın
Ben RAB olduğumu anlamakla
Ve beni tanımakla övünsün övünen.
Çünkü ben bunlardan hoşlanırım” diyor RAB.
“Yalnız bedence sünnetli olanları cezalandıracağım günler geliyor” diyor RAB. “Mısırı, Yahudayı, Edomu, Ammonu, Moavı, çölde yaşayan ve zülüflerini kesenlerin hepsini cezalandıracağım. Çünkü bütün bu uluslar gerçekte sünnetsiz, bütün İsrail halkı da yürekte sünnetsizdir.”

Günah ve Ceza – Yeremya 8

“Onlara de ki, RAB şöyle diyor:
“ İnsan yere düşer de kalkmaz mı,
Yoldan sapar da geri dönmez mi?
Öyleyse neden bu halk yoldan saptı?
Neden Yeruşalim sürekli döneklik ediyor?
Hileye yapışıyor,
Geri dönmeyi reddediyorlar.
Dikkatle dinledim,
Ama doğru söylemiyorlar.
Kimse, ne yaptım, diyerek kötülüğünden pişmanlık duymuyor.
Savaşta seğirten at gibi
Herkes kendi yoluna gidiyor.
Gökteki leylek bile
Belli mevsimlerini bilir.
Kumru da kırlangıç da turna da
Göç etme zamanını gözetir.
Oysa halkım buyruklarımı bilmez.
“ Nasıl, biz bilge kişileriz,
RABbin Yasası bizdedir, diyebiliyorsunuz?
İşte, bilginlerin yalancı kalemi
Yasayı yalana çevirmiş.
Bilgeler utandırıldı,
Yıldırılıp ele geçirildi.
RABbin sözünü reddettiler.
Nasıl bir bilgelikmiş onlarınki?
Bundan ötürü karılarını başkalarına,
Tarlalarını sahiplenecek yeni kişilere vereceğim.
Küçük büyük herkes kazanç peşinde,
Peygamberler, kahinler, hepsi halkı aldatıyor.
Esenlik yokken,
Esenlik, esenlik, diyerek
Halkımın yarasını sözde iyileştirdiler.
Yaptıkları iğrençliklerden utandılar mı?
Hayır, ne utanması?
Kızarıp bozarmanın ne olduğunu bile bilmiyorlar.
Bu yüzden onlar da düşenlerin arasında yer alacak,
Cezalandırıldıklarında sendeleyip düşecekler diyor RAB.
“ Onları büsbütün yok edeceğim, diyor RAB,
Ne asmada üzüm kalacak,
Ne incir ağacında incir.
Yaprakları solup kuruyacak.
Onlara ne verdiysem,
Ellerinden alınacak. ”
“Neden burada oturup duruyoruz?
Toplanalım da surlu kentlere kaçalım,
Orada ölelim!
Tanrımız RAB bizi ölüme terk etti,
Bize zehirli su içirdi.
Çünkü Ona karşı günah işledik.
Esenlik bekledik, iyilik gelmedi.
Şifa umduk, yılgınlık bulduk.
Düşman atlarının hırıltısı
Dan bölgesinden duyuluyor,
Aygırlarının kişnemesinden
Bütün ülke titriyor.
Ülkeyi ve içindeki her şeyi,
Kenti ve orada yaşayanları
Yok etmeye geliyorlar.”
“Bakın, aranıza yılanlar,
Büyüden etkilenmeyen engerekler göndereceğim,
Sizi sokacaklar” diyor RAB.
Üzüntüm avutulamaz,
Yüreğim baygın,
Ülkenin en uzak köşelerinden
Halkımın feryadını dinleyin:
“RAB Siyonda değil mi?
Kralı orada değil mi?”
RAB, “Putlarıyla,
İşe yaramaz yabancı ilahlarıyla
Neden öfkelendiriyorlar beni?” diyor.
“Ürün biçme zamanı geçti,
Yaz sona erdi,
Biz ise kurtulmadık” diye haykırıyorlar.
Halkımın yarasından ben de yaralandım.
Yasa büründüm, dehşete düştüm.
Gilatta merhem yok mu,
Hekim yok mu?
Öyleyse halkımın yarası neden iyi edilmedi?

Ben-Hinnom Vadisinde İşlenen Günahlar – Yeremya 8

“ O zaman, diyor RAB, Yahuda krallarıyla önderlerinin, kahinlerin, peygamberlerin, Yeruşalimde yaşamış olanların kemikleri mezarlarından çıkarılacak. Toplanmayacak, gömülmeyecek kemikler, toprağın üzerinde gübre gibi olacaklar. Yeruşalim halkının sevdiği, kulluk ettiği, izlediği, danıştığı, taptığı güneşin, ayın, gök cisimlerinin önüne serilecekler. Bu kötü ulustan bütün sağ kalanlar, kendilerini sürdüğüm yerlerde yaşayanlar, ölümü yaşama yeğleyecekler. Her Şeye Egemen RAB böyle diyor.

Ben-Hinnom Vadisinde İşlenen Günahlar – Yeremya 7

“ Yahuda halkı gözümde kötü olanı yaptı, diyor RAB. Bana ait olan bu tapınağa iğrenç putlarını yerleştirerek onu kirlettiler. Oğullarını, kızlarını ateşte kurban etmek için Ben-Hinnom Vadisinde, Tofette puta tapılan yerler kurdular. Böyle bir şeyi ne buyurdum ne de aklımdan geçirdim. Bundan ötürü oraya artık Tofet ya da Ben-Hinnom Vadisi değil, Kıyım Vadisi deneceği günler geliyor, diyor RAB. Tofette yer kalmayana dek gömecekler ölüleri. Bu halkın ölüleri yırtıcı kuşlara, yabanıl hayvanlara yem olacak; onları korkutup kaçıran kimse olmayacak. Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında sevinç ve neşe sesine, gelin güvey sesine son vereceğim; ülke viraneye dönecek.

Tapınağa Güvenmek Yararsızdır – Yeremya 7

RAB Yeremyaya şöyle seslendi: “RABbin Tapınağının kapısında durup şu sözü duyur. De ki,
“ RABbin sözünü dinleyin, ey RABbe tapınmak için bu kapılardan giren Yahuda halkı! İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki: Yaşantınızı ve uygulamalarınızı düzeltin. O zaman burada kalmanızı sağlarım. “RABbin Tapınağı, RABbin Tapınağı, RABbin Tapınağı buradadır!” gibi aldatıcı sözlere güvenmeyin. Eğer yaşantınızı ve uygulamalarınızı gerçekten düzeltir, birbirinize karşı adil davranır, yabancıya, öksüze, dula haksızlık etmez, burada suçsuz kanı akıtmaz, sizi yıkıma götüren başka ilahların ardınca gitmezseniz, burada, sonsuza dek atalarınıza vermiş olduğum ülkede kalmanızı sağlarım. Ne var ki, sizler işe yaramaz aldatıcı sözlere güveniyorsunuz.
“ Çalmak, adam öldürmek, zina etmek, yalan yere ant içmek, Baala buhur yakmak, tanımadığınız başka ilahların ardınca gitmek, bütün bu iğrençlikleri yapmak için mi bana ait olan tapınağa gelip önümde duruyor, güvenlikteyiz diyorsunuz? Bana ait olan bu tapınak sizin için bir haydut ini mi oldu? Ama ben görüyorum neler yaptığınızı! diyor RAB.
“ Daha önce adımı yerleştirmiş olduğum Şilodaki yerime gidin. Halkım İsrailin kötülüğü yüzünden ona ne yaptığımı görün. Bütün bunları yaptınız, diyor RAB, size defalarca seslendim ama dinlemediniz; sizi çağırdım ama yanıt vermediniz. Bu yüzden Şiloya ne yaptımsa, bana ait olan, güvendiğiniz bu tapınağa da –sizlere, atalarınıza vermiş olduğum bu yere de– aynısını yapacağım. Kardeşlerinizi, bütün Efrayim soyunu nasıl attıysam, sizleri de öyle atacağım huzurumdan.
“Sana gelince, ey Yeremya, bu halk için yalvarma; onlar için ne yakar ne de dilekte bulun; bana yalvarıp yakarma, çünkü seni dinlemeyeceğim. Onların Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında neler yaptıklarını görmüyor musun? Çocuklar odun topluyor, babalar ateş yakıyor, kadınlar Gök Kraliçesine pide pişirmek için hamur yoğuruyor. Beni öfkelendirmek için başka ilahlara dökmelik sunular sunuyorlar. İncittikleri ben miyim, diyor RAB. Hayır, kendilerini inciterek utanca boğuyorlar.
“Bu yüzden Egemen RAB diyor ki, Buranın üzerine, insanın, hayvanın, kırdaki ağaçların, toprağın ürününün üzerine kızgın öfkemi yağdıracağım. Yakıp yok edecek her şeyi, sönmeyecek.
“İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB diyor ki, Yakmalık sunularınızı öbür kurbanlarınıza ekleyin de et yiyin. Çünkü atalarınızı Mısırdan çıkardığımda, yakmalık sunularla kurbanlar hakkında onlara seslenip buyruk vermedim. Onlara şunu buyurdum: Sözümü dinlerseniz, ben sizin Tanrınız, siz de benim halkım olursunuz. İyilik bulmanız için her konuda size buyurduğum yolda yürüyün. Ne var ki, dinlemediler, kulak asmadılar; kendi isteklerinin, kötü yüreklerinin inadı doğrultusunda yürüdüler. İleri değil, geri gittiler. Atalarınızın Mısırdan çıktığı günden bu yana, size her gün defalarca peygamber kullarımı gönderdim. Ama beni dinlemediniz, kulak asmadınız. İnat ederek atalarınızdan daha çok kötülük yaptınız.
“Onlara bütün bunları söyleyeceksin ama seni dinlemeyecekler. Onları çağıracaksın ama yanıt vermeyecekler. Bunun için onlara de ki, Tanrısı RABbin sözünü dinlemeyen, ders almayan ulus işte budur. Bana bağlılıkları yok oldu, bağlılıktan söz etmez oldular.
“ Saçını kes ve at, ey Yeruşalim,
Çıplak tepeler üzerinde ağıt yak.
Çünkü RAB, öfkesine uğramış kuşağı
Reddedip terk etti. ”

Yeruşalim Kuşatma Altında – Yeremya 6

“Güvenliğiniz için kaçın, ey Benyamin halkı!
Yeruşalimden kaçın!
Tekoada boru çalın!
Beythakkereme bir işaret koyun.
Çünkü kuzeyden bir felaket,
Büyük bir yıkım gelecek gibi görünüyor.
Siyon kızını, o güzel, narin kızı yok edeceğim.
Çobanlar sürüleriyle ona geliyor,
Çevresinde çadırlarını kuracaklar.
Herkes kendi sürüsünü otlatacak.”
“Yeruşalime karşı savaş hazırlığı yapın!
Kalkın, öğleyin saldırıya geçelim!
Vay halimize, gün kararıyor!
Akşamın gölgeleri gitgide uzuyor.
Haydi, gece saldırıya geçelim,
Kentin kalelerini yerle bir edelim.”
Her Şeye Egemen RAB diyor ki,
“Ağaçları kesin,
Yeruşalime karşı kuşatma rampaları yapın.
Bu kent cezalandırılmalı,
İçinde zorbalıktan başka bir şey yok.
Kuyu suyunu nasıl taze tutuyorsa,
Yeruşalim de kötülüğünü öyle taze tutuyor.
Şiddet ve yıkım yankılanıyor orada,
Karşımda hep hastalık ve yaralar var.
Uyarılara kulak ver, ey Yeruşalim!
Yoksa seni bırakacağım,
Seni bir viraneye,
Oturulmaz bir ülkeye çevireceğim.”
Her Şeye Egemen RAB diyor ki,
“Asmadan nasıl üzüm toplanırsa,
İsrail halkından geride kalanları da öyle toplayacaklar.
Üzüm toplayan biri gibi
Elini yine asma dallarına uzat.”
İşitsinler diye kiminle konuşayım,
Kimi uyarayım?
Kulakları tıkalı, işitemiyorlar.
RABbin sözünü aşağılıyor,
Ondan hoşlanmıyorlar.
Bu yüzden RABbin öfkesiyle doluyum,
Kendimi tutmaktan yoruldum.
“Sokaktaki çocukların,
Toplanan gençlerin üzerine boşalt öfkeni.
Nasıl olsa karı da koca da,
Yaşlı da yıllarca yaşamış olan da kurtulamayacak.
Evleri, tarlaları, karıları
Başkalarına verilecek,
Çünkü ülkede yaşayanlara karşı
Elimi kaldıracağım” diyor RAB.
“Küçük büyük herkes kazanç peşinde,
Peygamberler, kahinler, hepsi halkı aldatıyor.
Esenlik yokken,
Esenlik, esenlik diyerek
Halkımın yarasını sözde iyileştirdiler.
Yaptıkları iğrençliklerden utandılar mı?
Hayır, ne utanması?
Kızarıp bozarmanın ne olduğunu bile bilmiyorlar.
Bu yüzden onlar da düşenlerin arasında yer alacak,
Onları cezalandırdığımda sendeleyip düşecekler” diyor RAB.
RAB diyor ki,
“Yol kavşaklarında durup bakın,
Eski yolları sorun,
İyi yol nerede, öğrenin,
O yolda yürüyün,
Canlarınız rahata kavuşur.
Ama onlar, O yolda yürümeyiz dediler.
Size bekçiler atayıp,
Boru sesini dinleyin dedim,
Ama onlar, Dinlemeyiz dediler.
Bundan ötürü, ey uluslar,
Başlarına neler geleceğini işitin!
Sen de anla, ey topluluk!
Dinle, ey yeryüzü!
Bu halkın üzerine felaket,
Kendi kurduğu düzenin sonucunu getirmek üzereyim.
Çünkü sözlerime kulak asmadılar,
Kutsal Yasamı reddettiler.
Neden bana Sabadan günnük,
Uzak bir ülkeden güzel kokulu kamış getiriliyor?
Yakmalık sunularınızı kabul etmiyorum,
Kurbanlarınızdan hoşnut değilim.”
Bu yüzden RAB diyor ki,
“Bu halkın önüne tökezler koyacağım,
Babalar da oğullar da
Tökezleyip birlikte düşecek,
Komşu dostuyla birlikte yok olacak.”
RAB diyor ki,
“İşte kuzeyden bir ordu geliyor.
Dünyanın uçlarından
Büyük bir ulus harekete geçiyor.
Yay, pala kuşanmışlar,
Gaddar ve acımasızlar.
Atlara binmiş gelirken,
Kükreyen denizi andırıyor sesleri.
Savaşa hazır savaşçılar
Karşına dizilecekler, ey Siyon kızı!”
Haberlerini aldık,
Ellerimizde derman kalmadı.
Doğuran kadın gibi
Üzüntü, sancı sardı bizi.
Kırlara çıkmayın,
Yolda yürümeyin!
Düşmanın kılıcı orada,
Her yer dehşet içinde.
Ey halkım, çula sarın,
Kül içinde yuvarlan.
Biricik oğul için yas tutar gibi
Acı acı dövün.
Çünkü yok edici ansızın gelecek üzerimize.
“Seni halkımı deneyesin diye atadım,
Öyle ki, onları tanıyıp yollarını sınayasın.
Hepsi de çok dikbaşlı,
Onu bunu çekiştirerek dolaşan insanlardır,
Tunç kadar, demir kadar katıdırlar.
Hepsi baştan çıkmıştır.
Körük üfürdükçe üfürüyor,
Kurşunu ateşte eritiyor,
Ama boşunadır yapılan işlem,
Çünkü kötüler arınmıyor.
Onlara gümüş artığı denecek,
Çünkü RAB onları reddetti.”

Yeruşalimin Günahı – Yeremya 5

“Yeruşalim sokaklarında dolaşın,
Çevrenize bakıp düşünün,
Kent meydanlarını araştırın.
Eğer adil davranan,
Gerçeği arayan bir kişi bulursanız,
Bu kenti bağışlayacağım.
RABbin varlığı hakkı için deseler de,
Aslında yalan yere ant içiyorlar.”
Ya RAB, gözlerin gerçeği arıyor.
Onları vurdun, ama incinmediler,
Onları yiyip bitirdin,
Ama yola gelmeyi reddettiler.
Yüzlerini kayadan çok sertleştirdiler,
Geri dönmek istemediler.
“Bunlar sadece yoksul kişiler,
Akılsızlar” dedim,
“Çünkü RABbin yolunu,
Tanrılarının buyruklarını bilmiyorlar.
Büyüklere gidip onlarla konuşayım.
RABbin yolunu,
Tanrılarının buyruklarını bilirler kuşkusuz.”
Gelgelelim onlar da boyunduruğu kırmış,
Bağları koparmıştı.
Bu yüzden ormandan bir aslan çıkıp onlara saldıracak,
Çölden gelen bir kurt onları parça parça edecek,
Bir pars kentlerinin önünde pusu kuracak,
Oradan çıkan herkes parçalanacak.
Çünkü isyanları çok,
Döneklikleri sayısızdır.
“Yaptıklarından ötürü neden bağışlayayım seni?
Çocukların beni terk etti,
Tanrı olmayan ilahların adıyla ant içtiler.
Onları doyurduğumda zina ettiler,
Fahişelerin evlerine doluştular.
Şehvet düşkünü, besili aygırlar!
Her biri komşusunun karısına kişniyor.
Bu yüzden onları cezalandırmayayım mı?” diyor RAB,
“Böyle bir ulustan öcümü almayayım mı?
“Bağlarını dolaşıp
Asmalarını kesin,
Ama büsbütün yok etmeyin.
Dallarını koparıp atın,
Çünkü onlar RABbe ait değil.
İsrail ve Yahuda halkı
Bana sürekli ihanet etti” diyor RAB.
RAB için yalan söyleyerek,
“O bir şey yapmaz.
Felaket bize uğramayacak,
Kılıç da kıtlık da görmeyeceğiz” dediler.
Peygamberler lafebesidir,
Tanrının sözü onlarda değil.
Onlara böyle yapılacak.
Bu yüzden, Her Şeye Egemen RAB Tanrı diyor ki,
“Madem böyle şeyler konuşuyorsunuz,
Ben de sözümü ağzınıza ateş,
Bu halkı da odun edeceğim;
Ateş onları yakıp yok edecek.
Ey İsrail halkı,
Uzaktan gelecek bir ulusu
Üzerinize saldırtacağım” diyor RAB,
“Köklü, eski bir ulus;
Sen onların dilini bilmez,
Ne dediklerini anlamazsın.
Oklarının kılıfı açık bir mezar gibidir,
Hepsi birer yiğittir.
Ürününü, yiyeceklerini tüketecek,
Oğullarını, kızlarını öldürecekler;
Davarlarını, sığırlarını,
Asmalarının, incir ağaçlarının meyvesini yiyecek,
Güvendiğin surlu kentlerini
Kılıçla yerle bir edecekler. “Ama o günlerde bile sizi büsbütün yok etmeyeceğim” diyor RAB. “ Tanrımız RAB neden bize bütün bunları yaptı? diye sorduklarında, şöyle yanıtlayacaksın: Beni nasıl bıraktınız, ülkenizde yabancı ilahlara nasıl kulluk ettinizse, siz de kendinize ait olmayan bir ülkede yabancılara öyle kulluk edeceksiniz.
“Yakup soyuna bildirin,
Yahuda halkına duyurun:
Ey gözleri olan ama görmeyen,
Kulakları olan ama işitmeyen,
Sağduyudan yoksun akılsız halk,
Şunu dinle:
Benden korkman gerekmez mi?” diyor RAB,
“Huzurumda titremen gerekmez mi?
Ben ki, sonsuza dek geçerli bir kuralla
Denize sınır olarak kumu koydum.
Deniz sınırı geçemez;
Dalgalar kabarsa da üstün gelemez,
Kükrese de sınırı aşamaz.
Ama bu halkın yüreği asi ve inatçı.
Sapmışlar, kendi yollarına gitmişler.
İçlerinden,
İlk ve son yağmurları zamanında yağdıran,
Belli ürün biçme haftalarını bizim için koruyan
Tanrımız RABden korkalım demiyorlar.
Bunları uzaklaştıran suçlarınızdı,
Bu iyilikten sizi yoksun bırakan günahlarınızdı.
“Halkım arasında kötü kişiler var.
Kuş avlamak için pusuya yatanlar gibi
Tuzak kuruyor, insan yakalıyorlar.
Kuş dolu bir kafes nasılsa,
Onların evleri de hileyle dolu.
Bu sayede güçlenip zengin oldular,
Semirip parladılar,
Yaptıkları kötülüklerle sınırı aştılar.
Kazanabilecekleri halde öksüzün davasına bakmıyor,
Yoksulun hakkını savunmuyorlar.
Bu yüzden onları cezalandırmayayım mı?” diyor RAB,
“Böyle bir ulustan öcümü almayayım mı?
“Ülkede korkunç, dehşet verici bir şey oldu:
Peygamberler yalan peygamberlik ediyor,
Halkı başına buyruk kahinler yönetiyor,
Halkım da bunu benimsiyor.
Ama bunun sonunda ne yapacaksınız?”

Kuzeyden Gelecek Yıkım – Yeremya 4

Ey sizler, Yahuda halkı ve Yeruşalimde yaşayanlar,
Kendinizi RABbe adayın,
Bunu engelleyen her şeyi yüreğinizden uzaklaştırın.
Yoksa yaptığınız kötülüklerden ötürü
Öfkem ateş gibi yağacak,
Her şeyi yiyip bitirecek
Ve söndüren olmayacak.”

“Yahudada duyurun,
Yeruşalimde ilan edin,
Ülkede boru çalın! deyin,
Toplanın diye haykırın,
Surlu kentlere kaçalım!
Siyona giden yolu gösteren
Bir işaret koyun!
Güvenliğiniz için kaçın!
Durmayın!
Üzerinize kuzeyden felaket,
Büyük yıkım getirmek üzereyim.”
Aslan ininden çıktı,
Ulusları yok eden yola koyuldu.
Ülkenizi viran etmek için
Yerinden ayrıldı.
Kentleriniz yerle bir edilecek,
İçlerinde yaşayan kalmayacak.
Onun için çula sarının,
Dövünüp haykırın,
Çünkü RABbin kızgın öfkesi üzerimizden kalkmadı.
“O gün” diyor RAB,
“Kral da önderler de yılacak,
Kahinler şaşkına dönecek,
Peygamberler donakalacak.” O zaman, “Ah, Egemen RAB” dedim, “ Esenlikte olacaksınız diyerek bu halkı da Yeruşalimi de tam anlamıyla aldattın. Çünkü kılıç boğazımıza dayandı.”
O zaman bu halka ve Yeruşalime, “Çöldeki çıplak tepelerden halkıma doğru sıcak bir rüzgar esiyor, ama harman savurmak ya da ayırmak için değil” denecek, “Benden gelen bu rüzgar çok daha güçlü olacak. Şimdi bu halka yargılarımı bildiriyorum.”
İşte düşman bulut gibi ilerliyor;
Savaş arabaları kasırga sanki,
Atları kartallardan daha çevik.
Vay başımıza! Mahvolduk!
Ey Yeruşalim, yüreğini kötülükten arındır ki,
Kurtulasın.
Ne zamana dek yüreğinde kötü düşünceler barındıracaksın?
Dandan bir ses bildiriyor,
Efrayim dağlarından kötü haber duyuruyor!
“Uluslara duyurun,
Yeruşalime bildirin:
Uzak bir ülkeden gelen ordu çevresini kuşatacak,
Yahuda kentlerine karşı
Savaş naraları atacaklar.
Bir tarlayı koruyanlar gibi
Kuşatacaklar Yeruşalimi.
Çünkü Yeruşalim bana başkaldırdı ” diyor RAB.
“Kendi davranışların, kendi yaptıkların
Başına gelmesine neden oldu bunların.
Cezan bu.
Ne acı!
Nasıl da yüreğine işliyor!”
Ah, içim, içim!
Acıdan kıvranıyorum.
Ah, yüreğim, yüreğim çarpıyor.
Sessiz duramıyorum!
Çünkü boru sesini, savaş naralarını işittim!
Felaket felaketi izliyor,
Bütün ülke viran oldu.
Bir anda çadırlarım,
Perdelerim yok oldu.
Ne zamana dek düşman sancağını görmek,
Boru sesini duymak zorunda kalacağım?
“Halkım akılsızdır,
Beni tanımıyor.
Aptal çocuklardır,
Akılları yok.
Kötülük etmeyi iyi bilir,
İyilik etmeyi bilmezler” diyor RAB.
Ben Yeremya yere baktım, şekilsizdi, boştu,
Göğe baktım, ışık yoktu.
Dağlara baktım, titriyorlardı,
Bütün tepeler sarsılıyordu.
Baktım, insan yoktu,
Gökte uçan bütün kuşlar kaçmıştı.
Baktım, verimli toprak çöle dönmüş,
Bütün kentler yıkılmıştı.
Bütün bunlar RABbin yüzünden,
Onun kızgın öfkesi yüzünden olmuştu.
RAB diyor ki,
“Bütün ülke viran olacak,
Ama onu büsbütün yok etmeyeceğim.
Bu yüzden yeryüzü yasa gömülecek,
Gök kararacak;
Çünkü ben söyledim, ben tasarladım.
Fikrimi değiştirmeyecek,
Verdiğim karardan dönmeyeceğim.”
Her kentin halkı,
Atlılarla okçuların gürültüsünden kaçıyor.
Kimi çalılıklara giriyor,
Kimi kayalıklara tırmanıyor.
Bütün kentler terk edildi,
Oralarda kimse yaşamıyor.
Ey sen, viran olmuş kent,
Kırmızı giysiler giymekle,
Altın süsler bezenmekle,
Gözüne sürme çekmekle ne elde edeceksin?
Kendini böyle güzelleştirmen boşuna.
Oynaşların seni küçümsüyor,
Canını almak istiyorlar.
Sancı çeken kadının haykırışını,
İlk çocuğunu doğuran kadının çektiği acıyı,
Ellerini uzatmış, soluğu kesilmiş Siyon kızının,
“Eyvah! Katillerin karşısında bayılıyorum”
Diye haykırdığını işitir gibi oldum.

Dönek İsrail ve Yahuda – Yeremya 4

“Eğer geri dönersen, ey İsrail,
Eğer bana geri dönersen” diyor RAB,
“İğrenç putlarını gözümün önünden uzaklaştırır,
Bir daha yoldan sapmazsan;
RABbin varlığı hakkı için diyerek
Sadakatle, adaletle, doğrulukla ant içersen,
Uluslar Onun aracılığıyla kutsanacak,
Onunla övünecekler.”
RAB Yahuda ve Yeruşalim halkına şöyle diyor:
“İşlenmemiş toprağınızı sürün,
Dikenler arasına ekmeyin.

Dönek İsrail ve Yahuda – Yeremya 3

Kral Yoşiya döneminde RAB bana, “Dönek İsrailin yaptığını gördün mü?” dedi, “Her yüksek tepenin üzerine, her bol yapraklı ağacın altına gidip fahişelik etti. Bütün bunları yaptıktan sonra bana geri döneceğini düşündüm, ama dönmedi. Hain kızkardeşi Yahuda da gördü bunları. Fahişeliği yüzünden dönek İsraili boşayıp ona boşanma belgesini verdiğim halde, kızkardeşi hain Yahudanın hiç korkmadığını, gidip fahişelik ettiğini gördüm. Hiç umursamadan fahişeliğiyle ülkeyi kirletti; taşla, ağaçla zina etti. Bütün bunlara karşın, hain kızkardeşi Yahuda içtenlikle değil, göstermelik olarak bana döndü.” Böyle diyor RAB.
RAB bana, “Dönek İsrail hain Yahudadan daha doğru olduğunu gösterdi” dedi, “Git, bu sözleri kuzeye duyur. De ki,
“ Ey dönek İsrail, geri dön diyor RAB.
Size artık öfkeyle bakmayacağım,
Çünkü ben sevecenim diyor RAB.
Öfkemi sonsuza dek sürdürmem.
Ancak suçunu kabul et:
Tanrın RABbe başkaldırdın,
Her bol yapraklı ağacın altında
Sevgini yabancı ilahlarla paylaştın,
Beni dinlemedin. ”
Böyle diyor RAB.
“Geri dön, ey dönek halk” diyor RAB, “Çünkü kocan benim. Birinizi kentten, ikinizi bir boydan alıp Siyona geri getireceğim. Size gönlüme göre çobanlar vereceğim; sizi bilgiyle, sağduyuyla güdecekler. Ülkede büyüyüp sayıca çoğaldığınız günlerde” diyor RAB, “Halk artık, RABbin Antlaşma Sandığı demeyecek. Sandık bir daha kimsenin aklına gelmeyecek; anımsanmayacak, özlenmeyecek, bir yenisi de yapılmayacak. O zaman Yeruşalime, RABbin Tahtı diyecekler. RABbin adını onurlandırmak için bütün uluslar Yeruşalimde toplanacak. Bundan böyle kötü yüreklerinin inadı uyarınca davranmayacaklar. O günlerde Yahuda halkıyla İsrail halkı kuzeyde bir ülkeden birlikte yürüyecek, atalarına mülk olarak vermiş olduğum ülkede bir araya gelecekler.
“Ben RAB, demiştim ki,
Ne kadar isterdim
Seni çocuklarımdan saymayı;
Sana güzel ülkeyi,
Ulusların en güzel mülkünü vermeyi!
Bana baba diyeceğini,
Benden hiç ayrılmayacağını düşündüm.
Ama bir kadın kocasına nasıl ihanet ederse,
Sen de bana öyle ihanet ettin, ey İsrail halkı! ”
Böyle diyor RAB.
Çıplak tepelerde bir ses duyuluyor,
İsrail halkının ağlayışı ve yakarışı.
Çünkü doğru yoldan saptılar,
Tanrıları RABbi unuttular.
“Geri dönün, ey dönek çocuklar,
Dönekliğinizi iyileştireyim.”
Halk, “İşte buradayız, sana geliyoruz!” diyor,
“Çünkü Tanrımız RAB sensin.
Kuşkusuz dağlardan,
Tepelerden gelen tapınma sesleri aldatıcıdır.
Kuşkusuz İsrailin kurtuluşu Tanrımız RABdedir.
Gençliğimizden bu yana
Atalarımızın emeğinin ürününü,
Davarlarını, sığırlarını,
Oğullarını, kızlarını
Utanılası putlar yedi.
Utanç içinde yatalım,
Rezilliğimiz bizi örtsün!
Çünkü biz de atalarımız da
Gençliğimizden bu yana
Tanrımız RABbe karşı günah işledik,
Tanrımız RABbin sesine kulak asmadık.”

Sadakatsiz İsrail – Yeremya 3

“Diyelim ki, bir adam karısını boşar,
Kadın da onu bırakıp başka biriyle evlenir.
Adam bir daha o kadına döner mi?
Bu davranış ülkeyi büsbütün kirletmez mi?
Oysa sen pek çok oynaşla fahişelik ettin,
Yine bana mı dönmek istiyorsun?” diyor RAB.
“Çıplak tepelere bak da gör.
Sevişmediğin yer mi kaldı?
Çölde yaşayan bedevi gibi
Yol kenarlarında oynaşlarını bekleyip durdun.
Fahişeliğinle, kötülüklerinle ülkeyi kirlettin.
Bu yüzden yağmurların ardı kesildi,
Son yağmur yağmadı.
Yüzsüz bir fahişeye benzedin,
Utanç duymak istemedin.
Baba, gençliğimden beri
Benim dostumsun diye az önce bana seslenmedin mi?
Sonsuza dek kızgın mı kalacaksın?
Öfken sonsuza dek mi sürecek?
Evet, böyle konuşuyor,
Ama elinden gelen her kötülüğü yapıyorsun.”

Tanrı İsraili Yargılıyor – Yeremya 2

RAB bana şöyle seslendi: “Git, şunları Yeruşalim halkına duyur. RAB diyor ki,
“ Gençliğindeki bağlılığını,
Gelinliğindeki sevgini,
Çölde, ekilmemiş toprakta
Beni nasıl izlediğini anımsıyorum.
İsrail RAB için kutsal bir halk,
Hasadının ilk ürünüydü.
Onu yeren herkes suçlu sayılır,
Başına felaket gelirdi ” diyor RAB.
RABbin sözünü dinleyin,
Ey Yakup soyu,
İsrailin bütün boyları!
RAB diyor ki,
“Atalarınız bende ne haksızlık buldular da
Benden uzaklaştılar?
Değersiz putları izleyerek
Kendileri de değersiz oldular.
Mısırdan bizi çıkaran,
Çölde, çukurlarla dolu çorak toprakta,
Koyu karanlıkta kalan kurak toprakta,
Kimsenin geçmediği,
Kimsenin yaşamadığı toprakta
Bize yol gösteren RAB nerede? diye sormadılar.
Meyvesini, en iyi ürününü yiyesiniz diye
Sizi verimli bir ülkeye getirdim.
Oysa siz gelir gelmez ülkemi kirlettiniz,
Mülkümü iğrenç bir yere çevirdiniz.
Kahinler, RAB nerede? diye sormadılar,
Kutsal Yasa uzmanları beni tanımadılar,
Yöneticiler bana başkaldırdılar;
Peygamberler Baal adına peygamberlik edip
İşe yaramaz putların ardınca gittiler.
“Bu yüzden sizden yine davacı olacağım” diyor RAB,
“Torunlarınızdan da davacı olacağım.
Gidin de Kittim kıyılarına bakın!
Kedar ülkesine adam gönderip iyice inceleyin,
Hiç böyle bir şey oldu mu, olmadı mı görün.
Hiçbir ulus ilahlarını değiştirdi mi?
–Ki onlar zaten tanrı değildirler–
Ama benim halkım görkemini
İşe yaramaz putlara değişti.
Ey gökler, şaşın buna,
Tir tir titreyin, şaşakalın” diyor RAB.
“Çünkü halkım iki kötülük yaptı:
Beni, diri suların pınarını bıraktı,
Kendilerine sarnıçlar,
Su tutmayan çatlak sarnıçlar kazdılar.
İsrail uşak mı?
Köle olarak mı doğdu?
Öyleyse neden gümbür gümbür kükreyen
Genç aslanlara av oldu?
Ülkeyi viraneye çevirdiler,
Kentler yerle bir edildi, kimsesiz bırakıldı!
Nof ve Tahpanhes halkı
Kafanı kırdı.
Seni yolda yürüten Tanrın RABbi bırakmakla
Başına bunları getirdin.
Şimdi Şihor suyundan içmek için
Mısıra gitmek size yarar sağlar mı?
Fırat suyundan içmek için
Asura gitmek size ne sağlar?
Seni kendi kötülüğün yola getirecek,
Dönekliğin seni paylayacak.
Tanrın RABbi bırakmanın,
Benden korkmamanın
Ne kadar kötü, ne kadar acı olduğunu gör de anla.”
Rab, Her Şeye Egemen RAB böyle diyor.
“Boyunduruğunu çok önce kırdın,
Bağlarını kopardın.
Kulluk etmeyeceğim dedin.
Gerçekten de her yüksek tepede,
Her bol yapraklı ağacın altında
Fahişe gibi yatıp kalktın.
Oysa ben seni en iyi cinsten
Seçme bir asma olarak dikmiştim.
Nasıl oldu da yozlaşıp yabanıl asmaya döndün?
Çamaşır sodasıyla yıkansan,
Bol kül suyu kullansan bile,
Suçun önümde yine leke gibi duruyor”
Diyor Egemen RAB.
“Öyleyken nasıl, Ben kirlenmedim,
Baalları izlemedim diyebilirsin?
Vadide nasıl davrandığına bak da
Ne yaptığını anla.
Sen orada burada dolaşan
Ayağı tez bir dişi devesin.
Kösnüyüp havayı koklayan
Kıra alışkın yaban eşeğisin.
Azgınken kim tutabilir onu?
Peşine düşenlerin yorulması gerekmez,
Çiftleşme zamanı gelince onu bulurlar.
Yalınayak koşmaktan sakın,
Susuzluktan boğazını koru.
Ama sen, Boş ver!
Ben başka ilahları seviyorum,
Onları izleyeceğim dedin.
“Hırsız yakalandığında nasıl utanırsa,
İsrailin halkı, kralları, önderleri,
Kahinleri, peygamberleri de öyle utanacak.
Onlar ağaca, Babamsın,
Taşa, Bizi sen doğurdun derler.
Çünkü bana yüzlerini değil,
Sırtlarını çevirdiler.
Ama felakete uğrayınca,
Kalk da bizi kurtar diye yakarırlar.
Hani nerede kendiniz için yaptığınız ilahlar?
Felakete uğradığınızda kurtarabiliyorlarsa,
Kalkıp gelsinler.
Kentlerinin sayısı kadar
İlahların var, ey Yahuda halkı.”
“Neden bana dava açıyorsunuz?
Hepiniz bana başkaldırdınız” diyor RAB.
“Halkınızı boşuna cezalandırdım, yola gelmediler.
Kılıcınız yırtıcı aslan gibi öldürdü peygamberlerinizi.
“Ey siz, bu kuşağın çocukları,
RABbin sözünü anlayın!
Ben İsrail için bir çöl,
Kapkaranlık bir ülke mi oldum?
Öyleyse halkım neden, Başımıza buyruğuz,
Artık sana dönmeyeceğiz diyor?
Erden kız takılarını,
Gelin çeyizini unutabilir mi?
Ama halkım sayısız günlerce unuttu beni.
Aşkı kovalamakta
Ne kadar beceriklisin!
Kötü kadınlara bile kendi yöntemlerini öğretebildin.
Eteğin suçsuz yoksulların kanıyla lekelenmiş,
Oysa ev soyarken yakalamadın onları.
Bütün bunlara karşın,
Ben suçsuzum,
Kuşkusuz RABbin bana öfkesi dindi diyorsun.
Ama Günah işlemedim dediğin için
Yargılayacağım seni.
Neden boyuna döneklik yapıp duruyorsun?
Asurda düşkırıklığına uğradığın gibi,
Mısırda da düşkırıklığına uğrayacaksın.
Oradan da ellerin başında çıkacaksın,
Çünkü RAB senin güvendiklerini reddetti;
Onlardan yarar sağlamayacaksın.”

Yeremya Çağrılıyor – Yeremya 1

Benyamin topraklarında Anatot Kentindeki kahinlerden Hilkiya oğlu Yeremyanın sözleri. RAB, Yahuda Kralı Amon oğlu Yoşiyanın krallığının on üçüncü yılında Yeremyaya seslendi. RABbin Yeremyaya seslenişi Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Yehoyakimin döneminden, Yahuda Kralı Yoşiya oğlu Sidkiyanın krallığının on birinci yılının beşinci ayına dek, yani Yeruşalim halkının sürgüne gönderilmesine dek sürdü.

RAB bana şöyle seslendi:
“Ana rahminde sana biçim vermeden önce tanıdım seni.
Doğmadan önce seni ayırdım,
Uluslara peygamber atadım.”
Bunun üzerine, “Ah, Egemen RAB, konuşmayı bilmiyorum, çünkü gencim” diye karşı çıktım.
RAB, “ Gencim deme” dedi, “Seni göndereceğim herkese gidecek, sana buyuracağım her şeyi söyleyeceksin. Onlardan korkma, çünkü seni kurtarmak için ben seninleyim.” Böyle diyor RAB.
Sonra RAB elini uzatıp ağzıma dokundu, “İşte sözlerimi ağzına koydum” dedi, “Bak, ulusların ve ülkelerin kökünden sökülmesi, yıkılıp yok olması, yerle bir edilmesi, kurulup dikilmesi için bugün sana yetki verdim.”
RAB, “Yeremya, ne görüyorsun?” diye seslendi. “Bir badem dalı görüyorum” diye yanıtladım.
RAB, “Doğru gördün” dedi, “Çünkü sözümü yerine getirmek için gözlemekteyim.”
RAB yine, “Ne görüyorsun?” diye seslendi. “Kuzeyden bu yöne bakan, kaynayan bir kazan görüyorum” diye yanıtladım.
RAB şöyle dedi:
“Ülkede yaşayanların tümü üzerine
Kuzeyden felaket salıverilecek.
Çünkü kuzey krallıklarının bütün halklarını çağırıyorum” diyor RAB.
“Kralları gelip Yeruşalim surlarında,
Bütün Yahuda kentlerinin karşısında,
Yeruşalimin kapı girişlerinde
Tahtlarını kuracaklar.
Yaptıkları kötülükten ötürü
Halkımın cezasını bildireceğim:
Beni bıraktılar,
Başka ilahlara buhur yakıp
Elleriyle yaptıklarına tapındılar.
“Sen kalk, hazırlan! Sana buyuracağım her şeyi onlara söyle. Onlardan yılma! Yoksa onların önünde ben seni yıldırırım. İşte, bütün ülkeye –Yahuda krallarına, önderlerine, kahinlerine, ülke halkına– karşı bugün seni surlu bir kent, demir bir direk, tunç bir duvar kıldım. Sana savaş açacak, ama seni yenemeyecekler. Çünkü seni kurtarmak için ben seninleyim.” Böyle diyor RAB.

Yargı ve Umut – Yeşaya 66

RAB diyor ki,
“Gökler tahtım,
Yeryüzü ayaklarımın taburesidir.
Nerede benim için yapacağınız ev,
Neresi dinleneceğim yer?
Çünkü bütün bunları ellerim yaptı,
Hepsi böylece var oldu” diyor RAB.
“Ancak ben alçakgönüllüye, ruhu ezik olana,
Sözümden titreyen kişiye değer veririm.
Sığır boğazlayan, adam öldüren gibidir,
Davar kurban eden, köpek boynu kıran,
Tahıl sunusu getiren, domuz kanı sunan,
Anma sunusu olarak günnük yakan, putperest gibidir.
Evet, bunlar kendi yollarını seçtiler,
Yaptıkları iğrençliklerden hoşlanıyorlar.
Ben de onlar için yıkımı seçecek,
Korktuklarını başlarına getireceğim.
Çünkü çağırdığımda yanıt veren olmadı,
Konuştuğumda dinlemediler,
Gözümde kötü olanı yaptılar,
Hoşlanmadığımı seçtiler.”
RABbin sözünden titreyenler,
Kulak verin Onun söylediklerine:
“Sizden nefret eden,
Adımdan ötürü sizi dışlayan kardeşleriniz,
RAB yüceltilsin de sevincinizi görelim! diyorlar.
Utandırılacak olan onlardır.
Kentten gürültülü sesler,
Tapınaktan bir ses yükseliyor!
Düşmanlarına hak ettikleri karşılığı veren
RABbin sesidir bu.
“Doğum sancısı çekmeden doğurdu,
Sancısı tutmadan bir erkek çocuk doğurdu.
Kim böyle bir şey duydu?
Kim böyle şeyler gördü?
Bir ülke bir günde doğar mı,
Bir anda doğar mı bir ulus?
Ama Siyon, ağrısı tutar tutmaz çocuklarını doğurdu.
Doğum anına dek getiririm de
Doğuracak gücü vermez miyim?” diyor RAB.
“Doğuracak güç veren ben, rahmi kapatır mıyım?” diyor Tanrın.
“Yeruşalimle birlikte sevinin,
Onu sevenler, hepiniz onun için coşun,
Yeruşalim için yas tutanlar, onunla sevinçle coşun.
Öyle ki, onun avutucu memelerini emip doyasınız,
Kana kana içip
Onun yüce bolluğundan zevk alasınız.”
Çünkü RAB diyor ki,
“Bakın, esenliği bir ırmak gibi,
Ulusların servetini taşkın bir ırmak gibi ona akıtacağım.
Ondan beslenecek, kucakta taşınacak,
Dizleri üzerinde sallanacaksınız.
Çocuğunu avutan bir anne gibi avutacağım sizi,
Yeruşalimde avuntu bulacaksınız.
Bunları gördüğünüzde yüreğiniz sevinecek,
Bedenleriniz körpe ot gibi tazelenecek.
Herkes bilecek ki, RABbin koruyucu eli kullarının,
Gazabı ise düşmanlarının üzerindedir.”
Bakın, RAB ateşle geliyor,
Savaş arabaları kasırga gibi.
Şiddetli öfkesini,
Azarını alev alev dökmek üzere.
Çünkü O bütün insanlığı ateş ve kılıçla yargılayacak,
Pek çok kişiyi öldürecek. “Bahçelere girmek için kendilerini arıtıp kutsayanlar, domuz, fare ve öteki iğrenç hayvanların etini yiyenlerin ortasında duranı izleyenler hep birlikte yok olacaklar” diyor RAB, “Çünkü ben onların eylemlerini de düşüncelerini de bilirim. Bütün ulusları ve dilleri bir araya toplayacağım an geliyor; gelip yüceliğimi görecekler.
“Aralarına bir belirti koyacağım. Onlardan kaçıp kurtulanları uluslara, Tarşişe, Pula, Luda –yay gerenlere– Tuvala, Yavana, ünümü duymamış, yüceliğimi görmemiş uzak kıyı halklarına göndereceğim. Uluslar arasında yüceliğimi ilan edecekler. İsrailoğulları tahıl sunularını pak kaplar içinde RABbin Tapınağına nasıl getiriyorsa, onlar da bütün kardeşlerinizi uluslardan atlarla, savaş arabalarıyla, at arabalarıyla, katırlarla, develerle kutsal dağıma, Yeruşalime, RABbe sunu olarak getirecekler.” Böyle diyor RAB. “Onların arasından kimilerini kahin ve Levili olarak seçeceğim” diyor RAB.
“Çünkü yaratacağım yeni yer ve gök önümde nasıl duracaksa, soyunuz ve adınız da öyle duracak” diyor RAB. “Yeni Aydan Yeni Aya, Şabat Gününden Şabat Gününe bütün insanlar önüme gelip bana tapınacaklar” diyor RAB. “Dışarı çıktıklarında bana başkaldırmış olanların cesetlerini görecekler. Öylelerini kemiren kurt ölmez, yakan ateş sönmez. Bütün insanlar onlardan iğrenecek.”

Yeni Yer, Yeni Gök – Yeşaya 65

Öyle ki, ülkede kim bereket istese
Sadık Tanrıdan isteyecek;
Ülkede kim ant içse,
Sadık Tanrı üzerine ant içecek.
Çünkü geçmiş sıkıntılar unutulup
Gözümden saklanacak.”

“Çünkü bakın, yeni bir yeryüzü,
Yeni bir gök yaratmak üzereyim;
Geçmiştekiler anılmayacak, akla bile gelmeyecek.
Yaratacaklarımla sonsuza dek sevinip coşun;
Çünkü Yeruşalimi coşku,
Halkını sevinç kaynağı olarak yaratacağım.
Yeruşalim için sevinecek,
Halkım için coşacağım.
Orada ağlayış ve feryat duyulmayacak artık.
Orada birkaç gün yaşayıp ölen bebekler olmayacak,
Yaşını başını almadan kimse ölümü tatmayacak.
Yüz yaşında ölen genç,
Yüz yaşına basmayan kişi lanetli sayılacak.
Evler yapıp içlerinde yaşayacak,
Bağlar dikip meyvesini yiyecekler.
Yaptıkları evlerde başkası oturmayacak,
Diktikleri bağın meyvesini başkası yemeyecek.
Çünkü halkım ağaçlar gibi uzun yaşayacak,
Seçtiklerim, elleriyle ürettiklerinin tadını çıkaracaklar.
Emek vermeyecekler boş yere,
Felakete uğrayan çocuklar doğurmayacaklar.
Çünkü kendileri de çocukları da
RABbin kutsadığı soy olacak.
Onlar bana yakarmadan yanıt verecek,
Daha konuşurlarken işiteceğim onları.
Kurtla kuzu birlikte otlayacak,
Aslan sığır gibi saman yiyecek.
Yılanın yiyeceğiyse toprak olacak.
Kutsal dağımın hiçbir yerinde
Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek.”
Böyle diyor RAB.

Yargı ve Kurtuluş – Yeşaya 65

“Beni sormayanlara göründüm,
Aramayanlar beni buldu.
Adımla anılmayan bir ulusa,
Buradayım, buradayım dedim.
Kötü yolda yürüyen,
Kendi tasarılarının ardınca giden
Asi bir halka
Bütün gün ellerimi uzatıp durdum.
O halk ki, bahçelerde kurban keserek,
Tuğlalar üzerinde buhur yakarak
Gözümün içine baka baka boyuna öfkelendirir beni.
Mezarlıkta oturur,
Gizli yerlerde geceler,
Domuz eti yerler;
Kaplarında haram et var.
Birbirlerine, Uzak dur, yaklaşma derler,
Çünkü ben senden daha kutsalım.
Böyleleri burnumda duman,
Bütün gün yanan ateştir.
“Bakın, yanıt önümde yazılı duruyor.
Susmayacak, suçlarının karşılığını vereceğim.
Onların da atalarının da suçlarının cezasını
Başlarına getireceğim” diyor RAB.
“Çünkü dağların üzerinde buhur yaktılar,
Tepelerin üzerinde beni aşağıladılar.
Bu nedenle eskiden yaptıklarının karşılığını
Başlarına getireceğim.”
RAB diyor ki, “Taneleri sulu salkımı görünce,
Halk, Salkımı yok etmeyin, bereket onda diyor.
Kullarımın hatırı için ben de öyle yapacağım,
Onların hepsini yok etmeyeceğim.
Yakup soyunu sürdürecek,
Dağlarımı miras alacak olanları
Yahuda soyuna bırakacağım.
Seçtiklerim oraları miras alacak,
Kullarım orada yaşayacak.
Şaron bana yönelen halkımın sürülerine ağıl,
Akor Vadisi sığırlarına barınak olacak.
“Ama sizler, RABbi terk edenler,
Kutsal dağımı unutanlar,
Talih ilahına sofra kuranlar,
Kısmet ilahına karışık şarap sunanlar,
Ben de sizi kılıca kısmet edeceğim,
Boğazlanmak üzere eğileceksiniz hepiniz.
Çünkü çağırdığımda yanıt vermediniz,
Konuştuğumda dinlemediniz;
Gözümde kötü olanı yaptınız,
Hoşlanmadığımı seçtiniz.”
Bu yüzden Egemen RAB diyor ki,
“Bakın, kullarım yemek yiyecek,
Ama siz aç kalacaksınız.
Kullarım içecek,
Ama siz susuz kalacaksınız.
Kullarım sevinecek,
Ama sizin yüzünüz kızaracak.
Kullarım mutluluk içinde ezgiler söyleyecek,
Ama siz yürek acısından feryat edecek,
Ezik bir ruhla haykıracaksınız.
Adınız seçtiklerimin ağzında ancak lanet olarak kalacak.
Egemen RAB sizi öldürecek,
Ama kullarına başka bir ad verecek.

Merhamet ve Yardım Dileği – Yeşaya 64

Ya RAB, adını düşmanlarına duyurmak için
Keşke gökleri yarıp insen!
Dağlar önünde sarsılsa!
Gelişin, ateşin çalıları tutuşturmasına,
Suyu kaynatmasına benzese!
Uluslar senin önünde titrese!
Beklemediğimiz olağanüstü işler yaparak
Yeryüzüne indin, dağlar önünde sarsıldı.
Çünkü kendisine umut bağlayanlar için
Etkin olan tek Tanrı sensin;
Senden başkasını hiçbir zaman hiç kimse işitmedi,
Hiçbir kulak duymadı, hiçbir göz görmedi.
Doğru olanı sevinçle yapanların,
Senin yollarından yürüyüp seni unutmayanların yardımına koşarsın.
Ama onlara karşı uzun süre günah işlediğimizde öfkelendin.
Nasıl kurtuluruz?
Hepimiz murdar olanlara benzedik,
Bütün doğru işlerimiz kirli paçavra gibi.
Yaprak gibi soluyoruz,
Suçlarımız rüzgar gibi sürükleyip götürüyor bizi.
Adınla seni çağıran, sana tutunmak için çaba gösteren yok;
Çünkü bizden yüz çevirdin,
Suçlarımız yüzünden bizi tükettin.
Yine de Babamız sensin, ya RAB,
Biz kiliz, sen çömlekçisin.
Hepimiz senin ellerinin eseriyiz.
Ya RAB, fazla öfkelenme,
Suçlarımızı sonsuza dek anma.
Lütfen bak bize, hepimiz senin halkınız.
Kutsal kentlerin çölleşti,
Siyon çöl oldu,
Yeruşalim viraneye döndü.
Atalarımızın sana övgü sunduğu
Kutsal ve görkemli tapınağımız yandı,
Değer verdiğimiz her yer yıkıntıya döndü.
Bunlara karşın, ya RAB,
Hala kendini tutacak mısın,
Suskun kalıp bize alabildiğine eziyet çektirecek misin?

Merhamet ve Yardım Dileği – Yeşaya 63

Ovaya götürülen sürü gibi
RABbin Ruhu onları rahata kavuşturdu.
İşte adını onurlandırmak için
Halkına böyle yol gösterdi.
Ya RAB, gökten bak,
Kutsal, görkemli ve yüce yerinden bizi gör!
Gayretin, gücün nerede?
Gönlündeki özlem ve merhameti
Bizden esirgedin.
Babamız sensin.
İbrahim bizi tanımasa da,
İsrail bizi kabul etmese de,
Babamızsın, ya RAB,
Ezelden beri adın “Kurtarıcımız” dır.
Ya RAB, neden bizi yolundan saptırıyor,
İnatçı kılıyor,
Senden korkmamızı engelliyorsun?
Kulların uğruna,
Mirasın olan oymakların uğruna geri dön.
Kutsal halkın kısa süre tapınağına sahip oldu,
Ama düşmanlarımız onu çiğnedi.
Öteden beri yönetmediğin,
Sana ait olmayan bir halk gibi olduk.

Rabbin İyiliği – Yeşaya 63

Öfkeyle halkları çiğnedim,
Onları gazapla sarhoş ettim,
Yere akıttım kanlarını.”
Şefkati ve iyiliği uyarınca
Bizim için yaptıklarından, evet,
İsrail halkı için yaptığı bütün iyiliklerinden ötürü
RABbin iyiliklerini ve övülesi işlerini anacağım.
RAB dedi ki, “Onlar kuşkusuz benim halkım,
Beni aldatmayacak çocuklardır.”
Böylece onların Kurtarıcısı oldu.
Sıkıntı çektiklerinde O da sıkıntı çekti.
Huzurundan çıkan melek onları kurtardı.
Sevgisi ve merhametinden ötürü onları kurtardı,
Geçmişte onları sürekli yüklenip taşıdı.
Ama başkaldırıp Onun Kutsal Ruhunu incittiler.
O da düşmanları olup onlara karşı savaştı.
Sonra halkı eski günleri,
Musanın dönemini anımsadı.
“Çobanlarıyla birlikte onları denizden geçiren,
Kutsal Ruhunu aralarına yerleştiren,
Görkemli gücüyle Musanın sağında yol alan,
Sonsuz onur kazanmak için önlerinde suları yaran,
Bir at nasıl tökezlemeden kırdan geçerse
Onları deniz yatağından öyle geçiren RAB nerede?”
Diye sordular.

Rabbin Gücü – Yeşaya 63

Edomdan, Bosradan
Al giysiler içinde bu gelen kim?
Göz kamaştırıcı giysiler içinde,
Büyük güçle yürüyen kim?
“O benim! Adaleti duyuran,
Kurtarmaya gücü olan.”
Giysilerin neden kırmızı?
Üstün başın neden çukurda üzüm çiğneyen biri gibi kızıla bulanmış?
“Çukurda üzümü tek başıma çiğnedim,
Yanımda halklardan kimse yoktu.
Öfkeyle çiğnedim onları,
Gazapla ayaklarımın altına aldım.
Kanları giysilerime sıçradı, bütün elbisemi kirletti.
Çünkü öç alma günü yüreğimdeydi,
Halkımı kurtaracağım yıl gelmişti.
Baktım, yardım edecek kimse yoktu,
Destek verecek kimsenin olmayışına şaştım;
Gücüm kurtuluş sağladı,
Gazabım bana destek oldu.

Siyonun Yeni Adı – Yeşaya 62

Zaferi ışık gibi parlayıncaya,
Kurtuluşu meşale gibi yanıncaya dek
Siyon uğruna susmayacak,
Yeruşalim uğruna sessiz kalmayacağım.
Uluslar senin zaferini,
Bütün krallar görkemini görecek.
RABbin kendi ağzıyla belirlediği yeni bir adla anılacaksın.
RABbin elinde güzellik tacı,
Tanrının elinde krallık sarığı olacaksın.
Artık sana “Terk edilmiş”,
Ülkene “Virane” denmeyecek;
Bunun yerine sana “Sevdiğim”,
Ülkene “Evli” denecek.
Çünkü RAB seni seviyor,
Ülken de evli sayılacak.
Bir delikanlı bir kızla nasıl evlenirse,
Oğulların da seninle öyle evlenecek.
Güvey gelinle nasıl sevinirse,
Tanrın da seninle öyle sevinecek.
Ey Yeruşalim, surlarına bekçiler diktim,
Gece gündüz hiç susmayacaklar.
Ey RABbe sözünü anımsatanlar, Yeruşalimi pekiştirene,
Onu yeryüzünün övüncü kılana dek
Durup dinlenmeden RABbe yakarın, Ona rahat vermeyin.
RAB sağ elini, güçlü kolunu kaldırıp ant içti:
“Tahılını bir daha düşmanlarına yedirmeyeceğim,
Emek verdiğin yeni şarabı yabancılar içmeyecek.
Tahılı devşiren yiyecek
Ve RABbe övgüler sunacak.
Üzümü toplayan,
Şarabını kutsal avlularımda içecek.”
Geçin, geçin kent kapılarından!
Halkın yolunu açın!
Toprak yığıp yol yapın,
Taşları ayıklayın, uluslar için sancak dikin!
RAB çağrısını dünyanın dört bucağına duyurdu:
“Siyon kızına, İşte kurtuluşun geliyor deyin,
Ücreti kendisiyle birlikte, ödülü önündedir. ”
Siyon halkına, “RABbin fidyeyle kurtardığı kutsal halk” diyecekler.
Ve sen Yeruşalim,
“Aranan, terk edilmemiş kent” diye anılacaksın.

Rabbin Lütuf Yılı – Yeşaya 61

Egemen RABbin Ruhu üzerimdedir.
Çünkü O beni yoksullara müjde iletmek için meshetti.
Yüreği ezik olanların yaralarını sarmak için,
Tutsaklara serbest bırakılacaklarını,
Zindanlarda bulunanlara kurtulacaklarını,
RABbin lütuf yılını,
Tanrımızın öç alacağı günü ilan etmek,
Yas tutanların hepsini avutmak,
Siyonda yas tutanlara yardım sağlamak
–Kül yerine çelenk,
Yas yerine sevinç yağı,
Çaresizlik ruhu yerine
Onlara övgü giysisini vermek– için
RAB beni gönderdi.
Öyle ki, RABbin görkemini yansıtmak için,
Onlara “RABbin diktiği doğruluk ağaçları” densin.
O zaman eski yıkıntıları yeniden inşa edecek,
Çoktan viraneye dönmüş yerleri yeniden kuracak,
Kuşaklar boyu yıkık kalmış kentleri onaracaklar.
Yabancılar sürülerinizi güdecek,
Irgatınız, bağcınız olacaklar.
Sizlerse RABbin kahinleri,
Tanrımızın görevlileri diye çağrılacaksınız.
Ulusların servetiyle beslenecek,
Zenginlikleriyle övüneceksiniz.
Utanç yerine iki kat onur bulacaksınız,
Aşağılanma yerine payınızla sevineceksiniz,
Böylece ülkenizde iki kat mülk edineceksiniz;
Sevinciniz sonsuz olacak.
“Çünkü ben RAB adaleti severim,
Nefret ederim soygun ve haksızlıktan.
Sözümde durup hak ettiklerini verecek,
Onlarla ebedi bir antlaşma yapacağım.
Soylarından gelenler uluslar arasında,
Torunları halklar arasında tanınacak.
Onları gören herkes
RABbin kutsadığı soy olduklarını anlayacak.”
RABde büyük sevinç bulacağım,
Tanrımla yüreğim coşacak.
Çünkü çelenkle süslenmiş güvey gibi,
Takılarını kuşanmış gelin gibi,
Bana kurtuluş giysisini giydirdi,
Beni doğruluk kaftanıyla örttü.
Toprak filizlerini nasıl çıkartır,
Bahçe ekilen tohumları nasıl yetiştirirse,
Egemen RAB de doğruluk ve övgüyü
Bütün ulusların önünde öyle yetiştirecek.

Yeruşalimin Görkemli Geleceği – Yeşaya 60

“Kalk, parla;
Çünkü Işığın geliyor,
RABbin yüceliği üzerine doğuyor.
Dünyayı karanlık, halkları koyu karanlık örtüyor;
Oysa RAB senin üzerine doğacak,
Yüceliği üzerinde görünecek.
Uluslar senin Işığına,
Krallar üzerine doğan aydınlığa gelecek.
“Başını kaldır da çevrene bir bak,
Hepsi toplanmış sana geliyor.
Oğulların uzaktan geliyor,
Kızların kucakta taşınıyor.
Bunu görünce yüzün parlayacak,
Yüreğin heyecandan hızlı hızlı çarpacak;
Çünkü denizin zenginlikleri senin olacak,
Ulusların serveti sana akacak.
“Deve sürüleri, Midyanın ve Efanın deve yavruları
Senin topraklarını dolduracak.
Bütün Saba halkı geliyor,
Altın ve günnük getiriyor,
RABbin erdemlerini ilan ediyorlar.
Kedarın bütün sürüleri sana gelecek,
Nevayotun koçları senin buyruğunda olacak,
Sunağımın üzerinde kabul edilen sunular olarak sunulacak.
Böylece görkemli tapınağımı daha görkemli kılacağım.
“Nedir bunlar, bulut gibi,
Yuvalarına yaklaşan güvercinler gibi süzülüp gelenler?
Bana umut bağlayan kıyı halklarının,
Ticaret gemileri öncülüğünde
Senin çocuklarını altınlarıyla, gümüşleriyle birlikte
Tanrın RABbin adı için, İsrailin Kutsalı için
Uzaktan getiren gemileridir bunlar.
RAB seni görkemli kıldı.
“Yabancılar senin surlarını onaracak,
Kralları sana hizmet edecek.
Öfkelendiğimde seni cezalandırdıysam da,
Kabul ettiğimde sana merhamet göstereceğim.
Kapıların hep açık duracak,
Ulusların serveti ve zafer alayları ardında yürütülen yenik krallar
Gece gündüz açık kalan bu kapılardan girsin diye.
Çünkü sana kulluk etmeyen ulus ya da krallık yok olacak,
Evet, o uluslar tam bir yıkıma uğrayacak.
“Lübnanın görkemi olan çam, köknar ve selvi ağaçları,
Tapınağımı süslemek için hep birlikte sana taşınacak.
Ayak bastığım yeri görkemli kılacağım.
Seni ezenlerin çocukları
Gelip önünde eğilecekler;
Seni hor görenlerin hepsi,
RABbin kenti, İsrailin Kutsalının Siyonu
Diyerek ayaklarına kapanacaklar.
“Kimsenin uğramadığı, terk edilmiş,
Nefret edilen bir yer olduğun halde
Seni sonsuz bir övünç kaynağı,
Bütün kuşakların sevinci kılacağım.
Uluslar ve krallıklar
Bir anne gibi seni emzirecekler.
O zaman bileceksin ki, seni kurtaran RAB,
Seni fidyeyle kurtaran, Yakupun Güçlüsü benim.
Sana tunç yerine altın,
Demir yerine gümüş, ağaç yerine tunç,
Taş yerine demir getireceğim.
Barışı yöneticin, doğruluğu önderin yapacağım.
Ülkenden şiddet, sınır boylarından
Soygun ve yıkım haberleri duyulmayacak artık.
Surlarına Kurtuluş, kapılarına Övgü adını vereceksin.
“Gündüz ışığın güneş olmayacak artık,
Ay da aydınlatmayacak seni;
Çünkü RAB sonsuz ışığın,
Tanrın görkemin olacak.
Artık güneşin batmayacak, ayın çekilmeyecek,
Çünkü RAB sonsuz ışığın olacak,
Sona erecek yas günlerin.
Halkının hepsi doğru kişiler olacak;
El emeğim, görkemimi göstermek için diktiğim fidan,
Ülkeyi sonsuza dek mülk edinecek.
En küçük ailen bini bulacak,
Sayıca en az olanı koca bir ulus olacak.
Ben RAB, zamanı gelince bunu hızlandıracağım.”

Rab Halkını Kurtaracak – Yeşaya 59

Hiçbir yerde gerçek yok,
Kötülükten çekinen soyuluyor!”
RAB olanları gördü ve adaletin yokluğuna üzüldü.
Kimsenin olmadığını gördü,
Aracılık edecek birinin olmadığına şaştı.
Kendi gücüyle kurtuluş sağladı,
Doğruluğu Ona destek oldu.
Doğruluğu göğüslük gibi kuşandı,
Kurtuluş miğferini başına taktı,
Öç giysisini giydi,
Gayreti kaftan gibi sarındı.
Herkese yaptıklarının karşılığını verecek.
Düşmanlarına öfkeyle,
Hasımlarına ve kıyı halklarına cezayla karşılık verecek.
Böylece batıdan doğuya kadar insanlar
RABbin adından ve yüceliğinden korkacak.
Çünkü düşman azgın bir ırmak gibi geldiğinde,
RABbin Ruhu onu kaçırtacak.
RAB diyor ki, “Kurtarıcı Siyona,
Yakup soyundan olup başkaldırmaktan vazgeçenlere gelecek.
Bana gelince, onlarla yapacağım antlaşma şudur:
Üzerindeki Ruhum, ağzına koyduğum sözler
Şimdiden sonsuza dek senin, çocuklarının,
Torunlarının ağzından düşmeyecek.”

Günah ve İtiraf – Yeşaya 59

Bakın, RABbin eli kurtaramayacak kadar kısa,
Kulağı duyamayacak kadar sağır değildir.
Ama suçlarınız sizi Tanrınızdan ayırdı.
Günahlarınızdan ötürü Onun yüzünü göremez,
Sesinizi işittiremez oldunuz.
Çünkü elleriniz kanla,
Parmaklarınız suçla kirlendi.
Dudaklarınız yalan söyledi,
Diliniz kötülük mırıldanıyor.
Adaletle dava açan,
Davasını dürüstçe savunan yok.
Boş laflara güveniyor, yalan söylüyorlar.
Fesada gebe kalıp kötülük doğuruyorlar.
Engerek yumurtaları üzerinde kuluçkaya yatıyor,
Örümcek ağı dokuyorlar.
Onların yumurtalarından yiyen ölür,
Kırılan yumurtadan engerek yavrusu çıkar.
Dokudukları ağdan giysi olmaz,
Elleriyle yaptıklarıyla örtünemezler.
Eylemleri kötü eylemlerdir,
Elleri zorbalığın araçlarıdır.
Ayakları kötülüğe koşar,
Çekinmeden suçsuz kanı dökerler.
Akılları fikirleri hep kötülükte,
Şiddet ve yıkım var yollarında.
Esenlik yolunu bilmezler,
İzledikleri yolda adalet yoktur.
Kendilerine çarpık yollar yaptılar,
O yoldan gidenlerin hiçbiri esenlik nedir bilmez.
Diyorlar ki, “Bu yüzden adalet bizden uzak,
Doğruluk bize erişemiyor.
Işık bekliyoruz, yalnız karanlık var;
Parıltı bekliyor, koyu karanlıkta yürüyoruz.
Kör gibi duvarı el yordamıyla arıyor,
Yolumuzu bulmaya çalışıyoruz.
Öğle vakti alaca karanlıktaymış gibi tökezliyoruz,
Güçlüler arasında ölüler gibiyiz.
Hepimiz ayı gibi homurdanıyor,
Güvercin gibi inim inim inliyoruz.
Adalet bekliyoruz, ortada yok;
Kurtuluş bekliyoruz, bizden uzak.
Çünkü sana çok kez başkaldırdık,
Günahlarımız bize karşı tanıklık ediyor,
İsyanlarımız hep yanıbaşımızda.
Suçlarımızı kabul ediyoruz.
Başkaldırıp RABbi yadsıdık,
Tanrımızı izlemez olduk.
Zorbalık, isyan dolu sözler söyledik,
Yüreğimizde tasarladığımız yalanları mırıldandık.
Adalet püskürtüldü, doğruluk bizden uzak duruyor.
Çünkü gerçek, kent meydanında sendeleyip düştü,
Dürüstlük aramıza giremez oldu.

Gerçek Oruç – Yeşaya 58

“Avaz avaz bağırın, çekinmeyin,
Sesinizi boru sesi gibi yükseltin;
Halkıma isyanlarını,
Yakup soyuna günahlarını bildirin.
Bana her gün danışıyor,
Yollarımı öğrenmekten zevk duyuyorlarmış!
Doğru davranan,
Tanrısının buyruğundan ayrılmayan bir ulusmuş gibi…
Benden adil yargılar diliyor,
Bana yaklaşmaktan zevk alıyorlarmış.
Diyorlar ki, Oruç tuttuğumuzu neden görmüyor,
İsteklerimizi denetlediğimizi neden farketmiyorsun?
“Bakın, oruç tuttuğunuz gün keyfinize bakıyor,
İşçilerinizi eziyorsunuz.
Orucunuz kavgayla, çekişmeyle,
Şiddetli yumruklaşmayla bitiyor.
Bugünkü gibi oruç tutmakla
Sesinizi yükseklere duyuramazsınız.
İstediğim oruç bu mu sanıyorsunuz?
İnsanın isteklerini denetlemesi gereken gün böyle mi olmalı?
Kamış gibi baş eğip çul ve kül üzerine mi oturmalı?
Siz buna mı oruç, RABbi hoşnut eden gün diyorsunuz?
Benim istediğim oruç,
Haksız yere zincire, boyunduruğa vurulanları salıvermek,
Ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak,
Her türlü boyunduruğu kırmak değil mi?
Yiyeceğinizi açla paylaşmak değil mi?
Barınaksız yoksulları evinize alır,
Çıplak gördüğünüzü giydirir,
Yakınlarınızdan yardımınızı esirgemezseniz,
Işığınız tan gibi ağaracak,
Çabucak şifa bulacaksınız.
Doğruluğunuz önünüzden gidecek,
RABbin yüceliği artçınız olacak.
O zaman yardım çağrılarınızı RAB yanıtlayacak,
Feryat ettiğinizde, İşte buradayım diyecek.
“Eğer boyunduruğa, başkalarını suçlamaya,
Kötücül konuşmalara son verirseniz,
Açlar uğruna kendinizi feda eder,
Yoksulların gereksinimini karşılarsanız,
Işığınız karanlıkta parlayacak,
Karanlığınız öğlen gibi ışıyacak.
RAB her zaman size yol gösterecek,
Kurak topraklarda sizi doyurup güçlendirecek.
İyi sulanmış bahçe gibi,
Tükenmez su kaynağı gibi olacaksınız.
Halkınız eski yıkıntıları onaracak,
Geçmiş kuşakların temelleri üzerine
Yeni yapılar dikeceksiniz.
Duvardaki gedikleri onaran,
Sokakları oturulacak hale getiren denecek sizlere.
“Kutsal günümde dilediğinizi yapmaz, Şabat Gününü çiğnemezseniz,
Şabat Gününe Zevkli,
RABbin kutsal gününe Onurlu derseniz,
Kendi yolunuzdan gitmez,
Keyfinize bakmayıp boş konulara dalmaz,
O günü yüceltirseniz,
RABden zevk alırsınız.
O zaman sizi yeryüzünün yüksek yerlerine çıkarır,
Atanız Yakupun mirasıyla doyururum.”
Bunu söyleyen RABdir.

Tanrının Şifa Sözü – Yeşaya 57

Feryat ettiğinizde
Topladığınız putlar sizi kurtarsın bakalım!
Rüzgar hepsini silip süpürecek,
Bir soluk onları alıp götürecek.
Bana sığınansa ülkeyi mülk edinecek,
Kutsal dağımı miras alacak.”
RAB diyor ki,
“Toprak yığıp yol yapın,
Halkımın yolundaki engelleri kaldırın.”
Yüce ve görkemli Olan,
Sonsuzlukta yaşayan, adı Kutsal Olan diyor ki,
“Yüksek ve kutsal yerde yaşadığım halde,
Alçakgönüllülerle, ezilenlerle birlikteyim.
Yüreklerini sevindirmek için ezilenlerin yanındayım.
Çünkü sonsuza dek davacı ve öfkeli olacak değilim,
Öyle olsa, yarattığım canlarla ruhlar karşımda dayanamazdı.
Haksız kazanç suçuna öfkelenip halkı cezalandırdım,
Öfkeyle yüzümü çevirdim onlardan.
Ne var ki, inatla kendi yollarından gittiler.
“Yaptıklarını gördüm,
Ama onları iyileştirip yol göstereceğim.
Karşılık olarak hem onları
Hem de aralarında yas tutanları avutacağım.
Dudaklardan övgü sözleri döktüreceğim.
Uzaktakine de yakındakine de
Tam esenlik olsun” diyor RAB,
“Hepsini iyileştireceğim.”
Ama kötüler çalkalanan deniz gibidir,
O deniz ki, rahat duramaz, suları çamur ve pislik savurur.
“Kötülere esenlik yoktur” diyor Tanrım.

Vefasız Halk – Yeşaya 57

Doğru kişi ölüp gidiyor,
Kimsenin umurunda değil.
Sadık adamlar da göçüp gidiyor;
Kimse doğru kişinin göçüp gitmekle
Kötülükten kurtulduğunun farkında değil.
Doğru kişi esenliğe kavuşur,
Doğru yolda yürümüş olan mezarında rahat uyur.
Ama siz, ey falcı kadının çocukları,
Fahişelik ve zina edenlerin soyu, buraya gelin!
Siz kiminle alay ediyorsunuz?
Kime dudak büküyor, dil çıkarıyorsunuz?
Ağaçlar arasında, bol yapraklı her ağacın altında
Şehvetle yanıp tutuşan,
Vadilerde, kaya kovuklarında çocuklarını kurban eden,
İsyan torunları, yalan soyu değil misiniz siz?
Sizin payınız
Vadinin düzgün taşlarından yapılan putlardır,
Evet, sizin nasibiniz onlardır!
Onlara dökmelik sunular döktünüz,
Tahıl sunuları sundunuz.
Bütün bunlardan sonra sizi cezalandırmaktan çekineceğimi mi sanıyorsunuz?
Yatağınızı ulu, yüksek dağa serdiniz,
Oraya bile kurban kesmeye gidiyorsunuz.
Kapılarınızın, sövelerinizin arkasına
İğrenç simgeler koydunuz.
Beni bıraktınız,
Yataklarınızı ardına kadar açıp içine girdiniz,
Oynaşlarınızla anlaşıp birlikte yatmaya can atıyorsunuz.
Onların çıplaklığını seyrettiniz.
Çeşit çeşit hoş kokular sürünüp ilah Moleke yağ götürdünüz.
Elçilerinizi ta uzaklara gönderdiniz,
Ölüler diyarına dek alçalttınız kendinizi.
Uzun yolculuklar sizi yorduğu halde,
“Pes ettim” demediniz.
Gücünüzü tazeleyip durdunuz,
Bu nedenle de tükenmediniz.
“Sizi kaygılandıran, korkutan kim ki,
Bana ihanet ediyor, beni anmıyor,
Yüreğinizde bana yer vermiyorsunuz?
Benden korkmamanızın nedeni
Uzun zamandır suskun kalışım değil mi?
Sözde doğruluğunuzu da yaptıklarınızı da ilan edeceğim,
Bunların size yararı olmayacak.

İsrailin Kötü Önderleri Yargılanıyor – Yeşaya 56

İsrailin sürgünlerini toplayan Egemen RAB diyor ki,
“Toplanmış olanlara katmak üzere
Daha başkalarını da toplayacağım.”
Ey bütün kır hayvanları,
Ormanda yaşayan bütün hayvanlar,
Yiyip bitirmek için gelin!
İsrailin bekçileri kördür, hepsi bilgisizdir.
Havlayamayan dilsiz köpekler gibidirler.
Uzanıp düş görürler,
Uykuyu pek severler!
Doymak bilmeyen azgın köpeklere benzerler,
Aklı kıt çobanlar bunlar!
Kendi yollarına döndüler,
Her biri yalnız kendi çıkarını düşünüyor.
Birbirlerine, “Haydi, şarap getirelim,
Bol bol içki içelim!
Yarın da bugün gibi geçecek,
Hatta çok daha iyi olacak” diyorlar.

Rab Ulusları Kabul Ediyor – Yeşaya 56

RAB şöyle diyor:
“Adil ve doğru olanı koruyup yerine getirin.
Çünkü doğruluğum gelmek,
Adaletim görünmek üzeredir.
Bunu yapan insana,
Buna sımsıkı sarılan insanoğluna ne mutlu!
Şabat Gününü tutar, bayağılaştırmaz,
Her türlü kötülükten sakınır.”
RABbe bağlanan hiçbir yabancı,
“Kuşkusuz RAB beni halkından ayıracak”,
Hiçbir hadım da,
“Ben kuru bir ağacım” demesin.
Çünkü RAB diyor ki,
“Şabat günlerimi tutan,
Beni hoşnut edeni seçen,
Antlaşmama sımsıkı bağlı kalan hadıma
Evimde, evimin dört duvarı arasında
Oğullardan da kızlardan da daha iyi bir anıt ve ad vereceğim;
Yok edilemez, ebedi bir ad olacak bu.
“RABbe hizmet etmek,
Onun adını sevmek,
Kulu olmak için Ona bağlanan yabancıları,
Şabat Gününü tutan, bayağılaştırmayan,
Antlaşmama sımsıkı bağlı kalan herkesi,
Kutsal dağıma getirip
Dua evimde sevindireceğim.
Yakmalık sunularıyla kurbanları
Sunağımda kabul edilecek,
Çünkü evime Bütün ulusların dua evi denecek.”

Rabbin Çağrısı – Yeşaya 55

“Ey susamış olanlar, sulara gelin,
Parası olmayanlar, gelin, satın alın, yiyin.
Gelin, şarabı ve sütü parasız, bedelsiz alın.
Paranızı neden ekmek olmayana,
Emeğinizi doyurmayana harcıyorsunuz?
Beni iyi dinleyin ki, iyi olanı yiyesiniz,
Bolluğun tadını çıkarasınız!
“Kulak verin, bana gelin.
Dinleyin ki yaşayasınız.
Ben de sizinle sonsuz bir antlaşma,
Davuta söz verdiğim kalıcı iyilikleri içeren bir antlaşma yapayım.
Bakın, onu halklara tanık,
Önder ve komutan yaptım.
Tanımadığınız ulusları çağıracaksınız,
Sizi tanımayan uluslar koşa koşa size gelecek.
Tanrınız RABden,
İsrailin Kutsalından ötürü gelecekler.
Çünkü RAB sizleri yüceltecek.”
Bulma fırsatı varken RABbi arayın,
Yakındayken Ona yakarın.
Kötü kişi yolunu,
Fesatçı düşüncelerini bıraksın;
RABbe dönsün, merhamet bulur,
Tanrımıza dönsün, bol bol bağışlanır.
“Çünkü benim düşüncelerim
Sizin düşünceleriniz değil,
Sizin yollarınız benim yollarım değil” diyor RAB.
“Çünkü gökler nasıl yeryüzünden yüksekse,
Yollarım da sizin yollarınızdan,
Düşüncelerim düşüncelerinizden yüksektir.
Gökten inen yağmur ve kar,
Toprağı sulamadan, yeri yeşertmeden,
Ekinciye tohum, yiyene ekmek vermeden
Nasıl göğe dönmezse,
Ağzımdan çıkan söz de öyle olacaktır.
Bana boş dönmeyecek,
İstemimi yerine getirecek,
Yapması için onu gönderdiğim işi başaracaktır.
Sevinçle çıkacak,
Esenlikle geri götürüleceksiniz.
Dağlar, tepeler önünüzde sevinçle çığıracak,
Kırdaki bütün ağaçlar alkış tutacak.
Dikenli çalı yerine çam,
Isırgan yerine mersin ağacı bitecek.
Bunlar bana ün getirecek,
Yok olmayan sonsuz bir belirti olacak.”

İsrailin Kurtuluşu – Yeşaya 54

“Çocuk doğurmayan ey kısır kadın,
Sevinç çığlıkları at;
Ey doğum ağrısı nedir bilmeyen sen,
Sevinçle haykır, bağır.
Çünkü terk edilmiş kadının,
Evli kadından daha çok çocuğu olacaktır” diyor RAB.
“Çadırının alanını genişlet,
Perdelerini uzat, çekinme.
Gergi iplerini de uzat, kazıklarını sağlamlaştır.
Çünkü sağa sola yayılacaksın,
Soyundan gelenler ulusları mülk edinecek,
Issız kentlere yerleşecek.
“Korkma, ayıplanmayacaksın,
Utanma, aşağılanmayacaksın.
Unutacaksın gençliğinde yaşadığın utancı,
Dulluk ayıbını artık anmayacaksın.
Çünkü kocan, seni yaratandır.
Onun adı Her Şeye Egemen RABdir,
İsrailin Kutsalıdır seni kurtaran.
Ona bütün dünyanın Tanrısı denir.”
Tanrın diyor ki, “RAB seni terk edilmiş,
Ruhu kederli bir kadın,
Genç yaşta evlenip sonra dışlanmış
Bir kadın olarak çağırıyor:
Bir an için seni terk ettim,
Ama büyük sevecenlikle geri getireceğim.
Bir anlık taşkın öfkeyle senden yüz çevirmiştim,
Ama sonsuz sadakatle sana sevecenlik göstereceğim. ”
Seni kurtaran RAB böyle diyor.
“Bu benim için Nuh tufanı gibidir.
Nuh tufanının bir daha yeryüzünü
Kaplamayacağına nasıl ant içtimse,
Sana öfkelenmeyeceğime,
Seni azarlamayacağıma da ant içiyorum.
Dağlar yerinden kalksa, tepeler sarsılsa da
Sadakatim senin üzerinden kalkmaz,
Esenlik antlaşmam sarsılmaz”
Diyor sana merhamet eden RAB.
“Ey kasırgaya tutulmuş,
Avuntu bulmamış ezik kent!
Taşlarını koyu harçla yerine koyacak,
Temellerini laciverttaşıyla atacağım.
Kale burçlarını yakuttan,
Kapılarını mücevherden,
Surlarını değerli taşlardan yapacağım.
Bütün çocuklarını ben RAB eğiteceğim,
Esenlikleri tam olacak.
Doğrulukla güçlenecek,
Baskıdan uzak olacak, korkmayacaksın.
Dehşet senden uzak kalacak, sana yaklaşmayacak.
Sana saldıran olursa, benden olmadığını bil.
Sana saldıran herkes önünde yenilgiye uğrayacak.
“İşte, kor halindeki ateşi üfleyen,
Amaca uygun silah yapan demirciyi ben yarattım.
Yok etsin diye yıkıcıyı da ben yarattım.
Ama sana karşı yapılan hiçbir silah işe yaramayacak,
Mahkemede seni suçlayan her dili
Suçlu çıkaracaksın.
RABbe kulluk edenlerin mirası şudur:
Onların gönenci bendendir” diyor RAB.

Kulun Acı Çekmesi ve Yücelmesi – Yeşaya 53

Verdiğimiz habere kim inandı?
RABbin gücü kime açıklandı?
O RABbin önünde bir fidan gibi,
Kurak yerdeki kök gibi büyüdü.
Bakılacak biçimden, güzellikten yoksundu.
Gönlümüzü çeken bir görünüşü de yoktu.
İnsanlarca hor görüldü,
Yapayalnız bırakıldı.
Acılar adamıydı, hastalığı yakından tanıdı.
İnsanların yüz çevirdiği biri gibi hor görüldü,
Ona değer vermedik.
Aslında hastalıklarımızı o üstlendi,
Acılarımızı o yüklendi.
Bizse Tanrı tarafından cezalandırıldığını,
Vurulup ezildiğini sandık.
Oysa, bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi,
Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti.
Esenliğimiz için gerekli olan ceza
Ona verildi.
Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk.
Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık,
Her birimiz kendi yoluna döndü.
Yine de RAB hepimizin cezasını ona yükledi.
O baskı görüp eziyet çektiyse de
Ağzını açmadı.
Kesime götürülen kuzu gibi,
Kırkıcıların önünde sessizce duran koyun gibi
Açmadı ağzını.
Acımasızca yargılanıp ölüme götürüldü.
Halkımın isyanı ve hak ettiği ceza yüzünden
Yaşayanlar diyarından atıldı.
Onun kuşağından bunu düşünen oldu mu?
Şiddete başvurmadığı,
Ağzından hileli söz çıkmadığı halde,
Ona kötülerin yanında bir mezar verildi,
Ama öldüğünde zenginin yanındaydı.
Ne var ki, RAB onun ezilmesini uygun gördü,
Acı çekmesini istedi.
Canını suç sunusu olarak sunarsa
Soyundan gelenleri görecek ve günleri uzayacak.
RABbin istemi onun aracılığıyla gerçekleşecek.
Canını feda ettiği için
Gördükleriyle hoşnut olacak.
Doğru kulum, kendisini kabul eden birçoklarını aklayacak.
Çünkü onların suçlarını o üstlendi.
Bundan dolayı ona ünlüler arasında bir pay vereceğim,
Ganimeti güçlülerle paylaşacak.
Çünkü canını feda etti, başkaldıranlarla bir sayıldı.
Pek çoklarının günahını o üzerine aldı,
Başkaldıranlar için de yalvardı.

Kulun Acı Çekmesi ve Yücelmesi – Yeşaya 52

Aceleyle çıkmayacak,
Kaçıp gitmeyeceksiniz;
Çünkü RAB önünüzden gidecek,
İsrailin Tanrısı artçınız olacak.
Bakın, kulum başarılı olacak;
Üstün olacak, el üstünde tutulup alabildiğine yüceltilecek.
Birçokları onun karşısında dehşete düşüyor;
Biçimi, görünüşü öyle bozuldu ki,
İnsana benzer yanı kalmadı;
Pek çok ulus ona şaşacak,
Onun önünde kralların ağızları kapanacak.
Çünkü kendilerine anlatılmamış olanı görecek,
Duymadıklarını anlayacaklar.

Tanrımızın Egemenliği – Yeşaya 52

Uyan, ey Siyon, uyan, kudretini kuşan.
Ey Yeruşalim, kutsal kent, güzel giysilerini giy.
Çünkü sünnetsizlerle murdarlar
Kapılarından asla içeri girmeyecek artık.
Üzerindeki tozu silk!
Kalk, ey Yeruşalim, tahtına otur,
Boynundaki zinciri çöz,
Ey Siyon, tutsak kız.
RAB diyor ki,
“Karşılıksız satılmıştınız,
Parasız kurtulacaksınız.”
Egemen RAB diyor ki,
“Halkım gurbette yaşamak için önce Mısıra inmişti.
Şimdi de Asurlular onları ezdi.
Halkım boş yere alınıp götürüldü,
Benim burayla ne ilgim kaldı?” diyor RAB,
“Yöneticileri feryat ediyor,
Adıma günboyu sövülüyor” diyor RAB.
“Bundan ötürü halkım adımı bilecek,
O gün, İşte ben diyenin ben olduğumu anlayacak.”
Dağları aşıp gelen müjdecinin ayakları ne güzeldir!
O müjdeci ki, esenlik duyuruyor.
İyilik müjdesi getiriyor, kurtuluş haberi veriyor.
Siyon halkına, “Tanrınız egemenlik sürüyor!” diye ilan ediyor.
Dinleyin! Bekçileriniz seslerini yükseltiyor,
Hep birlikte sevinçle haykırıyorlar.
Çünkü RABbin Siyona dönüşünü gözleriyle görmekteler!
Ey Yeruşalim yıkıntıları,
Hep birlikte sevinçle haykırıp bağırın!
Çünkü RAB halkını avuttu,
Yeruşalimi kurtardı.
Bütün ulusların gözü önünde
Kutsal kolunu sıvadı,
Dünyanın dört bucağı
Tanrımızın kurtarışını görecek.
Çekilin, çekilin, oradan çıkın,
Murdara dokunmayın.
Oradan çıkıp temizlenin,
Ey RABbe tapınma araçlarını taşıyan sizler!

Rabbin Gazap Kasesi – Yeşaya 51

“Sözlerimi ağzına koydum,
Seni elimin gölgesiyle örttüm;
Gökleri yerleştirmen,
Yeryüzünün temellerini atman
Ve Siyona, Halkım sensin demen için…”
Uyan, ey Yeruşalim, uyan, kalk ayağa!
Sen ki, RABbin gazap kasesini Onun elinden içtin.
Tamamını içtin sersemleten kasenin.
Doğurduğun bunca oğuldan sana yol gösteren yok,
Elinden tutan da yok büyüttüğün bunca oğuldan.
Başına çifte felaket geldi, kim başsağlığı dileyecek?
Yıkım ve kırım, kıtlık ve kılıç.
Nasıl avutayım seni?
Oğulların baygın, ağa düşmüş ahular gibi
Her sokak başında yatıyor.
RABbin öfkesine de
Tanrının azarlayışına da doymuşlar.
Bu nedenle, ey ezilmiş Yeruşalim,
Şarapsız sarhoş olmuş halk, şunu dinle!
Egemenin RAB, kendi halkını savunan Tanrın diyor ki,
“Seni sersemleten kaseyi, gazabımın kasesini
Elinden aldım.
Bir daha asla içmeyeceksin ondan.
Onu sana eziyet edenlerin eline vereceğim;
Onlar ki sana, Yere yat da
Üzerinden geçelim dediklerinde,
Sırtını toprak, yol ettin.”

Rab Siyonu Avutuyor – Yeşaya 51

“Doğruluğun ardından giden,
RABbe yönelen sizler, beni dinleyin:
Yontulduğunuz kayaya,
Çıkarıldığınız taş ocağına bakın.
Atanız İbrahime, sizi doğuran Saraya bakın.
Çağırdığımda tek kişiydi İbrahim,
Ama ben onu kutsayıp çoğalttım.”
RAB Siyonu ve bütün yıkıntılarını avutacak.
Siyon çölünü Adene, bozkırı RABbin bahçesine döndürecek.
Orada coşku, sevinç,
Şükran ve ezgi olacak.
“Beni dinle, ey halkım,
Bana kulak ver, ey ulusum!
Yasa benden çıkacak,
Halklara ışık olarak adaletimi yerleştireceğim.
Zaferim yaklaştı,
Kurtarışım ortaya çıktı.
Halkları gücümle yöneteceğim.
Kıyı halkları bana umut bağladı,
Umutla gücümü bekliyorlar.
Başınızı kaldırıp göklere bakın,
Aşağıya, yeryüzüne bakın.
Çünkü bu gökler duman gibi dağılacak,
Giysi gibi eskiyecek yeryüzü;
Üzerinde yaşayanlar sinek gibi ölecek.
Ama benim kurtarışım sonsuz olacak,
Ardı kesilmeyecek zaferimin.
“Ey sizler, doğru olanı bilenler,
Yasamı yüreğinde taşıyan halk, dinleyin beni!
İnsanların aşağılamalarından korkmayın,
Yılmayın sövgülerinden.
Güvenin yediği giysi gibi,
Kurtçuğun yediği yapağı gibi yitecekler.
Oysa zaferim sonsuza dek kalacak,
Kurtarışım kuşaklar boyu sürecek.”
Uyan, ey RABbin gücü, uyan, kudreti kuşan!
Eski günlerde, önceki kuşaklar döneminde olduğu gibi uyan!
Rahavı parçalayan,
Deniz canavarının bedenini deşen sen değil miydin?
Denizi, engin suların derinliklerini kurutan,
Kurtulanların geçmesi için
Denizin derinliklerini yola çeviren sen değil miydin?
RABbin kurtardıkları dönecek,
Sevinçle haykırarak Siyona varacaklar.
Yüzlerinde sonsuz sevinç olacak.
Onların olacak coşku ve sevinç,
Üzüntü ve inilti kaçacak.
RAB diyor ki,
“Sizi avutan benim, evet benim.
Siz kimsiniz ki, ölümlü insandan,
Ottan farksız insanoğlundan korkarsınız?
Sizi yaratan, gökleri geren,
Dünyanın temellerini atan RABbi
Nasıl olur da unutursunuz?
Sizi yok etmeye hazırlanan zalimin öfkesinden
Neden gün boyu yılıp duruyorsunuz?
Hani nerede zalimin gazabı?
Zincire vurulmuş tutsaklar
Çok yakında özgürlüğe kavuşacak.
Ölüm çukuruna inmeyecek,
Aç kalmayacaklar.
Tanrınız RAB benim.
Dalgalar gürlesin diye denizi çalkalayan benim.”
Onun adı Her Şeye Egemen RABdir!

Kulun Söz Dinleyişi – Yeşaya 50

Göklere karalar giydirir,
Çul ederim onların örtüsünü.”
Yorgunlara sözle destek olmayı bileyim diye
Egemen RAB bana eğitilmişlerin dilini verdi.
Eğitilenler gibi dinleyeyim diye kulağımı uyandırır her sabah.
Egemen RAB kulağımı açtı,
Karşı koymadım, geri çekilmedim.
Bana vuranlara sırtımı açtım,
Yanaklarımı uzattım sakalımı yolanlara.
Aşağılamalardan, tükürükten yüzümü gizlemedim.
Egemen RAB bana yardım ettiği için
Utanç duymam.
Kararımdan dönmem,
Utandırılmayacağımı bilirim.
Beni haklı çıkaran yakınımda.
Benden davacı olan kim, yüzleşelim,
Kimdir hasmım, karşıma çıksın.
Bana yardım eden Egemen RABdir,
Kim suçlu çıkaracak beni?
Onların hepsi giysi gibi eskiyecek,
Tümünü güve yiyip bitirecek.
Aranızda RABden korkan,
Kulunun sözünü dinleyen kim var?
Karanlıkta yürüyen, ışığı olmayan,
RABbin adına güvensin, Tanrısına dayansın.
Ama ateş yakan,
Alevli oklar kuşanan sizler, hepiniz,
Ateşinizin aydınlığında,
Tutuşturduğunuz alevli okların arasında yürüyün.
Benden alacağınız şudur:
Azap içinde yatacaksınız.

İsrailin Günahı – Yeşaya 50

RAB şöyle diyor:
“Boşadığım annenizin boşanma belgesi nerede?
Hangi alacaklıma sattım sizi?
Suçlarınız yüzünden satıldınız,
Anneniz isyanlarınız yüzünden dışlandı.
Geldiğimde neden kimse yoktu,
Çağırdığımda niçin yanıt veren olmadı?
Sizi kurtaramayacak kadar kısa mı elim,
Ya da gücüm yok mu sizi özgür kılmaya?
Azarlayarak denizi kurutur,
Irmakları çöle çeviririm.
Su kalmayınca balıklar ölür ve kokar.

Rabbin Kulunun Görevi – Yeşaya 49

Ey kıyı halkları, işitin beni,
Uzaktaki halklar, iyi dinleyin.
RAB beni ana rahmindeyken çağırdı,
Annemin karnındayken adımı koydu.
Ağzımı keskin kılıç yaptı,
Elinin gölgesinde gizledi beni.
Beni keskin bir ok yaptı,
Kendi ok kılıfına sakladı.
Bana, “Kulumsun, ey İsrail,
Görkemimi senin aracılığınla göstereceğim” dedi.
Ama ben, “Boşuna emek verdim” dedim,
“Gücümü boş yere, bir hiç için tükettim.
RAB yine de hakkımı savunur,
Tanrım yaptıklarımın karşılığını verir.”
Kulu olmam için,
Yakup soyunu kendisine geri getirmem,
İsraili önünde toplamam için
Rahimde beni biçimlendiren RAB şimdi şöyle diyor:
–Onun gözünde onurluyum,
Tanrım bana güç kaynağı oldu.–
“Yakupun oymaklarını canlandırmak,
Sağ kalan İsraillileri geri getirmek için
Kulum olman yeterli değil.
Seni uluslara ışık yapacağım.
Öyle ki, kurtarışım yeryüzünün dört bucağına ulaşsın.”

İsrail Kurtulacak – Yeşaya 48

Bunu kendim için, evet, kendim için yapıyorum.
Adımı bayağılaştırmanızı nasıl hoş görebilirim?
Bana ait olan onuru başkasına vermem.”

“Ey Yakup soyu, çağırdığım İsrail, beni dinle:
Ben Oyum; ilk Benim, son da Benim.
Yeryüzünün temelini elimle attım,
Gökleri sağ elim gerdi.
Onları çağırdığımda
Birlikte önümde dikilirler.
“Toplanıp dinleyin hepiniz:
Putlardan hangisi bunları önceden bildirebildi?
RABbin sevdiği kişi
Onun Babile karşı tasarladığını yerine getirecek.
Gücünü Kildanilere karşı kullanacak.
Ben, evet, ben söyledim, onu ben çağırdım,
Onu getirdim, görevini başaracak.
“Yaklaşın bana, dinleyin söyleyeceklerimi:
Başlangıçtan beri açıkça konuştum,
O zamandan bu yana oradayım.”
Egemen RAB şimdi beni ve Ruhunu gönderiyor.
Sizleri kurtaran İsrailin Kutsalı RAB diyor ki,
“Yararlı olanı size öğreten,
Gitmeniz gereken yolda sizi yürüten
Tanrınız RAB benim.
“Keşke buyruklarıma dikkat etseydiniz!
O zaman esenliğiniz ırmak gibi,
Doğruluğunuz denizin dalgaları gibi olurdu.
Soyunuz kum gibi,
Torunlarınız kum taneleri gibi olurdu.
Adları ne unutulur,
Ne de huzurumdan yok olurdu.”
Babilden çıkın, Kildanilerden kaçın,
Sevinç çığlıklarıyla ilan edin bunu,
Haberini duyurun, dünyanın dört bucağına yayın.
“RAB, kulu Yakupun soyunu kurtardı” deyin.
Onları çöllerden geçirirken susuzluk çekmediler,
Onlar için sular akıttı kayadan,
Kayayı yardı, sular fışkırdı.
“Kötülere esenlik yoktur” diyor RAB.

İsrailin İnatçılığı – Yeşaya 48

“Dinle, ey Yakup soyu!
İsrail adıyla anılan, Yahuda soyundan gelen,
RABbin adıyla ant içen sizler,
İsrailin Tanrısına yakarır,
Ama bunu doğrulukla, içtenlikle yapmazsınız.
Kutsal kentli olduğunuzu,
İsrailin Tanrısına dayandığınızı ileri sürersiniz.
Onun adı Her Şeye Egemen RABdir.
Olup bitenleri çok önceden bildirdim,
Ağzımı açıp duyurdum.
Ansızın yaptım ve gerçekleştiler.
İnatçı olduğunuzu,
Tunç alınlı, demir boyunlu olduğunuzu bildiğim için
Bunları size çok önceden bildirdim,
Olmadan önce duyurdum.
Yoksa, Bunları yapan putlarımızdır,
Olmalarını buyuran
Oyma ve dökme putlarımızdır derdiniz.
Bunları duydunuz, hepsini inceleyin.
Peki, kabul etmeyecek misiniz?
Şimdiden size yeni şeyler,
Bilmediğiniz gizli şeyler açıklayacağım.
Bunlar şimdi yaratılıyor,
Geçmişte değil;
Bugüne kadar duymadınız,
Yoksa, Bunları biliyorduk derdiniz.
Ne duydunuz, ne de anladınız,
Öteden beri kulaklarınız tıkalı.
Ne denli hain olduğunuzu biliyorum,
Doğuştan isyankar olduğunuz biliniyor.
Adım uğruna öfkemi geciktiriyorum.
Ünümden ötürü kendimi tutuyorum,
Yoksa sizi yok ederdim.
Bakın, gümüşü arıtır gibi olmasa da sizleri arıttım,
Sıkıntı ocağında denedim.

Babilin Düşüşü – Yeşaya 47

“Ey Babil, erden kız,
İn aşağı, toprağa otur.
Ey Kildani kızı,
Tahtın yok artık, yere otur.
Bundan böyle, Nazik, narin demeyecekler sana.
Bir çift değirmen taşı al da un öğüt,
Çıkar peçeni, kaldır eteğini.
Baldırını aç, ırmaklardan geç.
Çıplaklığın sergilenecek, mahrem yerlerin görünecek.
Öç alacağım, kimseyi esirgemeyeceğim.”
Bizim kurtarıcımız
İsrailin Kutsalıdır.
Onun adı Her Şeye Egemen RABdir.
RAB diyor ki, “Ey Kildani kızı,
Karanlığa çekilip sessizce otur.
Çünkü bundan böyle Ülkeler kraliçesi demeyecekler sana.
Halkıma öfkelenmiş,
Mirasım olduğu halde onu bayağılaştırıp
Eline teslim etmiştim.
Ama sen onlara acımadın,
Yaşlılara bile çok ağır bir boyunduruk yükledin.
Sonsuza dek kraliçe olacağım diye düşünüyordun,
Bunları aklına getirmedin, sonuçlarını düşünmedin.
“Ey şimdi güvenlikte yaşayan zevk düşkünü,
İçinden, Kraliçe benim, başkası yok;
Hiç dul kalmayacak,
Evlat acısı görmeyeceğim diyorsun.
Dinle şimdi:
Bir gün içinde ikisi birden başına gelecek:
Çok sayıda büyüye, etkili muskalarına karşın
Hem dul kalacak,
Hem evlat acısını alabildiğine yaşayacaksın.
“Kötülüğüne güvendin,
Beni gören yok diye düşündün.
Bilgin ve bilgeliğin seni saptırdı.
İçinden, Kraliçe benim, başkası yok diyordun.
Ne var ki, felakete uğrayacaksın.
Onu durduracak büyü yok elinde,
Başına gelecek belayı önleyemeyeceksin.
Üzerine ansızın hiç beklemediğin bir yıkım gelecek.
Gençliğinden beri emek verdiğin
Muskalarına, çok sayıda büyüye devam et;
Belki yararını görür,
Kimilerini titretirsin.
Aldığın öğütlerin çokluğu
Seni tüketti.
Yıldız falcıların, yıldızbilimcilerin,
Ay başlarında ne olacağını bildirenlerin,
Şimdi kalksınlar da
Başına geleceklerden seni kurtarsınlar.
“Bak, hepsi anızdan farksız,
Ateş yakacak onları.
Canlarını alevden kurtaramayacaklar.
Ne ısınmak için kor,
Ne de karşısında oturulacak ateş olacak.
Emek verdiğin adamlar böyle olacak.
Gençliğinden beri alışveriş ettiğin herkes
Kendi yoluna gidecek,
Seni kurtaran olmayacak.”

Tanrı ve Babilin Putları – Yeşaya 46

“İlah Bel diz çökmüş, ilah Nebo sinmiş,
Putları hayvanlara, öküzlere yüklenmiş gidiyor.
Taşınan bu nesneleriniz ağırlık,
Yorgun hayvana yük oldu.
Birlikte sinmiş, diz çökmüşler,
Putlarını yük olmaktan kurtaramıyorlar.
Sürgüne gidecek onlar.
“Ey Yakup soyu, İsrailin sağ kalanları,
Doğdunuz doğalı yüklendiğim,
Rahimden çıktınız çıkalı taşıdığım sizler,
Dinleyin beni:
Siz yaşlanıncaya dek ben Oyum;
Saçlarınız ağarıncaya dek
Ben yükleneceğim sizi.
Sizi ben yarattım, ben taşıyacağım,
Evet, sizi ben yüklenecek, ben kurtaracağım.
“Beni kime benzetecek,
Kime denk tutacaksınız?
Kiminle karşılaştıracaksınız ki, benzer olalım?
Kimisi bol keseden harcadığı altından,
Terazide tarttığı gümüşten
Ücret karşılığında kuyumcuya ilah yaptırır,
Önünde yere kapanıp tapınır.
Onu omuzlayıp taşır, yerine koyar.
Öylece durur put, yerinden kımıldamaz.
Kendisine yakarana yanıt veremez,
Onu sıkıntısından kurtaramaz.
“Bunu anımsayın, ey başkaldıranlar,
Adam olun, aklınızdan çıkarmayın!
Çok önceden beri olup bitenleri anımsayın.
Çünkü Tanrı benim, başkası yok.
Tanrı benim, benzerim yok.
Sonu ta başlangıçtan,
Henüz olmamış olayları çok önceden bildiren,
Tasarım gerçekleşecek,
İstediğim her şeyi yapacağım diyen benim.
Doğudan yırtıcı kuşu,
Uzak bir ülkeden
Tasarımı gerçekleştirecek adamı çağıran benim.
Evet, bunları söyledim,
Kesinlikle yerine getirecek,
Tasarladığımı yapacağım mutlaka.
“Ey dikbaşlılar, doğruluktan uzak olanlar,
Dinleyin beni!
Zaferim yaklaştı, uzak değil;
Kurtarışım gecikmeyecek.
Güzelliğim olan İsrail için
Siyonu kurtaracağım.”

Tanrı ve Babilin Putları – Yeşaya 45

Ben gizlide,
Karanlıklar ülkesinin bir köşesinde konuşmadım.
Yakup soyuna, Beni olmayacak yerlerde arayın demedim.
Doğru olanı söyleyen, adil olanı bildiren RAB benim.”
“Ey sizler, uluslardan kaçıp kurtulanlar,
Toplanıp gelin, birlikte yaklaşın!
Tahtadan oyma putlar taşıyan,
Kurtaramayan ilahlara yakaranlar bilgisizdir.
Konuşun, davanızı sunun,
Birbirinize danışın.
Bunları çok önceden duyurup bildiren kim?
Ben RAB, bildirmedim mi?
Benden başka Tanrı yok, adil Tanrı ve Kurtarıcı benim.
Yok benden başkası.
“Ey dünyanın dört bucağındakiler,
Bana dönün, kurtulursunuz.
Çünkü Tanrı benim, başkası yok.
Kendi üzerime ant içtim,
Ağzımdan çıkan söz doğrudur, boşa çıkmaz:
Her diz önümde çökecek,
Her dil bana ant içecek.
“Benim için şöyle diyecekler:
Doğruluk ve güç yalnız RABdedir,
İnsanlar Ona gelecek.
RABbe öfkelenenlerin hepsi utandırılacak.
Ama bütün İsrail soyu
RAB tarafından aklanacak,
Onunla övünecek.

Her Şeyi Yaratan Tanrı – Yeşaya 45

Ey gökler, yukarıdan doğruluk damlatın,
Ey bulutlar, doğruluk yağdırın.
Toprak yarılsın, kurtuluş meyvesi versin,
Onunla birlikte doğruluk yetiştirsin.
Bunları yaratan RAB benim.”

Kendine biçim verenle çekişenin vay haline!
Kil, topraktan yapılmış çömlek parçası,
Kendisine biçim verene, “Ne yapıyorsun?
Yarattığın nesnenin tutacağı yok” diyebilir mi?
Babasına, “Dünyaya ne getirdin?”
Ya da annesine, “Ne biçim şey doğurdun?”
Diyenin vay haline!
İsrailin Kutsalı,
Ona biçim veren RAB diyor ki,
“Çocuklarımın geleceği hakkında beni sorgulayabilir,
Ellerimin yapıtları hakkında bana buyruk verebilir misiniz?
Dünyayı ben yaptım,
Üzerindeki insanı ben yarattım.
Benim ellerim gerdi gökleri,
Bütün gök cisimleri benim buyruğumda.
Koreşi doğrulukla harekete geçirecek,
Yollarını düzleyeceğim.
Kentimi o onaracak,
Sürgünlerimi ücret ya da ödül almadan o özgür kılacak.”
Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB.
RAB diyor ki,
“Mısırın ürettikleri,
Kuşun ticaret gelirleri
Ve uzun boylu Sevalılar size gelecek, sizin olacak.
Zincire vurulmuş olarak ardınızsıra yürüyecekler.
Önünüzde yere kapanıp yalvaracaklar:
Tanrı yalnız sizinledir,
Başkası, başka Tanrı yok. ”
Gerçekten sen kendini gizleyen bir Tanrısın,
Ey İsrailin Tanrısı, ey Kurtarıcı!
Put yapanların hepsi utandırılacak, rezil olacak.
Utanç içinde uzaklaşacaklar.
Ama İsrail RAB tarafından kurtarılacak,
Sonsuza dek sürecek kurtuluşu.
Çağlar boyunca utandırılmayacak,
Asla rezil olmayacak.
Çünkü gökleri yaratan RAB,
Dünyayı yaratıp biçimlendiren, pekiştiren,
Üzerinde yaşanmasın diye değil, yaşansın diye
Biçimlendiren RAB –Tanrı Odur– şöyle diyor:
“RAB benim, başkası yok.

Rab Pers Kralı Koreşi Seçiyor – Yeşaya 45

RAB meshettiği kişiye,
Sağ elinden tuttuğu Koreşe sesleniyor.
Uluslara onun önünde baş eğdirecek,
Kralları silahsızlandıracak,
Bir daha kapanmayacak kapılar açacak.
Ona şöyle diyor:
“Senin önünsıra gidip
Dağları düzleyecek,
Tunç kapıları kırıp
Demir sürgülerini parçalayacağım.
Seni adınla çağıranın
Ben RAB, İsrailin Tanrısı olduğumu anlayasın diye
Karanlıkta kalmış hazineleri,
Gizli yerlerde saklı zenginlikleri sana vereceğim.
Sen beni tanımadığın halde
Kulum Yakup soyu ve seçtiğim İsrail uğruna
Seni adınla çağırıp onurlu bir unvan vereceğim.
RAB benim, başkası yok,
Benden başka Tanrı yok.
Beni tanımadığın halde seni güçlü kılacağım.
Öyle ki, doğudan batıya dek
Benden başkası olmadığını herkes bilsin.
RAB benim, başkası yok.
Işığı biçimlendiren, karanlığı yapan,
Esenliği ve felaketi yaratan,
Bütün bunları yapan RAB benim.

Rab Yaratıcı ve Kurtarıcıdır – Yeşaya 44

Külle besleniyorlar.
Aldanan yürekleri onları saptırıyor.
Canlarını kurtaramaz,
“Sağ elimdeki şu nesne aldatıcı değil mi?” diyemezler.

“Ey Yakup soyu, ey İsrail,
Söylediklerimi anımsayın, çünkü kulumsunuz.
Size ben biçim verdim, kulumsunuz;
Seni unutmam, ey İsrail.
İsyanlarınızı bulut gibi,
Günahlarınızı sis gibi sildim.
Bana dönün, çünkü sizi kurtardım.”
Sevinçle haykırın, ey gökler,
Çünkü bunu RAB yaptı.
Haykırın, ey yerin derinlikleri.
Ey dağlar, ey orman, ormandaki her ağaç,
Sevinç çığlıklarına katılın.
Çünkü RAB Yakup soyunu kurtararak
İsrailde görkemini gösterdi.
Sizi kurtaran,
Size rahimde biçim veren RAB diyor ki,
“Her şeyi yaratan,
Gökleri yalnız başına geren,
Yeryüzünü tek başına seren,
Sahte peygamberlerin belirtilerini boşa çıkaran,
Falcılarla alay eden,
Bilgeleri geri çeviren,
Bilgilerini saçmalığa dönüştüren,
Kulunun sözlerini yerine getiren,
Ulaklarının peygamberlik sözlerini gerçekleştiren,
Yeruşalim için, İçinde oturulacak,
Yahuda kentleri için, Yeniden kurulacak,
Yıkıntılarını onaracağım diyen;
Engine, Kuru! Sularını kurutacağım diyen,
Koreş için, O çobanımdır,
Her istediğimi yerine getirecek,
Yeruşalim için, Yeniden kurulacak,
Tapınak için, Temeli atılacak diyen RAB benim.”

Puta Tapanlar Utanacak – Yeşaya 44

Yılmayın, korkmayın!
Size çok önceden beri söyleyip açıklamadım mı?
Tanıklarım sizsiniz.
Benden başka Tanrı var mı?
Hayır, başka Kaya yok;
Ben bir başkasını bilmiyorum.”

Putlara biçim verenlerin hepsi boş insanlardır.
Değer verdikleri nesneler hiçbir işe yaramaz.
Putların tanıkları onlardır;
Ne bir şey görür ne de bir şey bilirler.
Bunun sonucunda utanç içinde kalacaklar.
Kim yararsız ilaha biçim vermek,
Dökme put yapmak ister?
Bakın, bu putlarla uğraşanların hepsi utanacak.
Onları yapanlar salt insan.
Hepsi toplanıp yargılanmaya gelsin.
Dehşete düşecek, utanacaklar birlikte.
Demirci aletini alır,
Kömür ateşinde çalışır,
Çekiçle demire biçim verir.
Güçlü koluyla onu işler.
Acıkır, güçsüz kalır, su içmeyince tükenir.
Marangoz iple ölçü alır,
Tahtayı tebeşirle çizer.
Raspayla tahtayı biçimlendirir,
Pergelle işaretler, insan biçimi verir.
İnsan güzelliğinde,
Evde duracak bir put yapar.
İnsan kendisi için sedir ağaçları keser,
Palamut, meşe ağaçları alır.
Ormanda kendine bir ağaç seçer.
Bir çam diker, ama ağacı büyüten yağmurdur.
Sonra ağaç odun olarak kullanılır.
İnsan aldığı odunla hem ısınır,
Hem tutuşturup ekmek pişirir,
Hem de bir ilah yapıp tapınır.
Yaptığı putun önünde yere kapanır.
Odunun bir kısmını yakar,
Ateşinde et kızartıp karnını doyurur.
Isınınca bir oh çeker,
“Isındım, ateşin sıcaklığını duyuyorum” der.
Artakalan odundan kendine bir ilah,
Oyma put yapar;
Önünde yere kapanıp ona tapınır,
“Beni kurtar, çünkü ilahım sensin” diye yakarır.
Böyleleri anlamaz, bilmez.
Çünkü gözleri de zihinleri de öylesine kapalı ki,
Görmez, anlamazlar.
Durup düşünmez, bilmez,
Anlamazlar ki şöyle desinler:
“Odunun bir kısmını yakıp
Ateşinde ekmek pişirdim, et kızartıp yedim.
Artakalanından iğrenç bir şey mi yapayım?
Bir odun parçasının önünde yere mi kapanayım?”

Rab Tek Tanrıdır – Yeşaya 44

“Şimdi, ey kulum Yakup soyu,
Seçtiğim İsrail halkı, dinle!
Seni yaratan, rahimde sana biçim veren,
Sana yardım edecek olan RAB şöyle diyor:
Korkma, ey kulum Yakup soyu,
Ey seçtiğim Yeşurun!
“ Susamış toprağı sulayacak,
Kurumuş toprakta dereler akıtacağım.
Çocuklarının üzerine Ruhumu dökecek,
Soyunu kutsayacağım.
Akarsu kıyısında otlar arasında yükselen
Kavaklar gibi boy atacaklar.
“Kimi, Ben RABbe aitim diyecek,
Kimi Yakup adını alacak,
Kimi de eline RABbe ait yazıp
İsrail adını benimseyecek.”
RAB, İsrailin Kralı ve Kurtarıcısı,
Her Şeye Egemen RAB diyor ki,
“İlk ve son benim,
Benden başka Tanrı yoktur.
Benim gibi olan var mı? Haber versin.
Ezeli halkımı var ettiğimden beri olup bitenleri,
Bundan sonra olacakları söyleyip sıralasın,
Evet, gelecek olayları bildirsin!

İsrailin Günahı – Yeşaya 43

Kendim için biçim verdiğim bu halk
Bana ait olan övgüleri ilan edecek.”
“Ne var ki, ey Yakup soyu,
Yakardığın ben değildim,
Benden usandın, ey İsrail.
Yakmalık sunu için bana davar getirmediniz,
Kurbanlarınızla beni onurlandırmadınız.
Sizi sunularla uğraştırmadım,
Günnük isteyerek sizi usandırmadım.
Benim için güzel kokulu kamış satın almadınız,
Doyurmadınız beni kurbanlarınızın yağıyla.
Tersine, beni günahlarınızla uğraştırdınız,
Suçlarınızla usandırdınız.
Kendi uğruna suçlarınızı silen benim, evet benim,
Günahlarınızı anmaz oldum.
“Geçmişi bana anımsatın, hesaplaşalım,
Haklı çıkmak için davanızı anlatın.
İlk atanız günah işledi,
Sözcüleriniz bana başkaldırdı.
Bu yüzden tapınak görevlilerini bayağılaştırdım;
Yakup soyunu bütünüyle yıkıma,
İsraili rezilliğe mahkum ettim.”

Babilden Kurtuluş – Yeşaya 43

Gün gün olalı ben Oyum.
Elimden kimse kurtaramaz.
Ben yaparım, kim engel olabilir?”
Kurtarıcınız RAB, İsrailin Kutsalı diyor ki,
“Uğrunuza Babil üzerine bir ordu göndereceğim.
Övündükleri gemilerle kaçan bütün Kildanilere
Boyun eğdireceğim.
Kutsalınız, İsrailin Yaratıcısı,
Kralınız RAB benim.”
Denizde geçit, azgın sularda yol açan,
Atlarla savaş arabalarını,
Yiğit savaşçıları ve orduyu
Yola çıkaran RAB şöyle diyor:
“Onlar yattı, kalkamaz oldu,
Fitil gibi bastırılıp söndürüldüler.
“Olup bitenlerin üzerinde durmayın,
Düşünmeyin eski olayları.
Bakın, yeni bir şey yapıyorum!
Olmaya başladı bile, farketmiyor musunuz?
Çölde yol, kurak topraklarda ırmaklar yapacağım.
Kır hayvanları, çakallarla baykuşlar beni yüceltecek.
Çünkü seçtiğim halkın içmesi için çölde su,
Kurak yerlerde ırmaklar sağladım.

Rabbin Tanığı İsrail – Yeşaya 43

Yüceliğim için yaratıp biçim verdiğim,
Adımla çağrılan herkesi,
Evet, oluşturduğum herkesi getirin diyeceğim.”
Gözleri olduğu halde kör,
Kulakları olduğu halde sağır olan halkı öne getir.
Bütün uluslar bir araya gelsin, halklar toplansın.
İçlerinden hangisi bunları bildirebilir,
Olup bitenleri bize duyurabilir?
Tanıklarını çağırıp haklı olduklarını kanıtlasınlar,
Ötekiler de duyup, “Doğrudur” desinler.
“Tanıklarım sizlersiniz” diyor RAB,
“Seçtiğim kullar sizsiniz.
Öyle ki beni tanıyıp bana güvenesiniz,
Benim O olduğumu anlayasınız.
Benden önce bir tanrı olmadı,
Benden sonra da olmayacak.
“Ben, yalnız ben RABbim,
Benden başka kurtarıcı yoktur.
Ben bildirdim, ben kurtardım, ben duyurdum,
Aranızdaki yabancı ilahlar değil.
Tanıklarım sizsiniz” diyor RAB,
“Tanrı benim,

İsrailin Tek Kurtarıcısı Rab – Yeşaya 43

Ey Yakup soyu, seni yaratan,
Ey İsrail, sana biçim veren RAB şimdi şöyle diyor:
“Korkma, çünkü seni kurtardım,
Seni adınla çağırdım, sen benimsin.
Suların içinden geçerken seninle olacağım,
Irmakların içinden geçerken su boyunu aşmayacak.
Ateşin içinde yürürken yanmayacaksın,
Alevler seni yakmayacak.
Çünkü senin Tanrın, İsrailin Kutsalı,
Seni kurtaran RAB benim.
Fidyen olarak Mısırı,
Sana karşılık Kuş ve Seva diyarlarını verdim.
Gözümde değerli ve saygın olduğun,
Seni sevdiğim için, senin yerine insanlar,
Canın karşılığında halklar vereceğim.
Korkma, çünkü seninleyim,
Soyundan olanları doğudan getireceğim,
Sizleri de batıdan toplayacağım.
“Kuzeye, Ver, güneye, Alıkoyma;
Oğullarımı uzaktan,
Kızlarımı dünyanın dört bucağından getir diyeceğim.

Kör, Sağır İsrail – Yeşaya 42

Oyma putlara güvenenler,
Dökme putlara, İlahlarımız sizsiniz diyenlerse
Geri döndürülüp büsbütün utandırılacaklar.”
“Ey sağırlar, işitin,
Ey körler, bakın da görün!
Kulum kadar kör olan var mı?
Gönderdiğim ulak kadar sağır olan var mı?
Benimle barışık olan kadar,
RABbin kulu kadar kör olan kim var?
Pek çok şey gördünüz, ama aldırmıyorsunuz,
Kulaklarınız açık, ama işitmiyorsunuz.”
Kendi doğruluğu uğruna Kutsal Yasayı
Büyük ve yüce kılmak RABbi hoşnut etti.
Ama bu yağmalanmış, soyulmuş bir halktır.
Hepsi deliklere, cezaevlerine kapatılmışlardır.
Yağmalanmak için varlar, kurtaran yok.
Soyulmak içinler, “Geri verin” diyen yok.
Hanginiz kulak verecek?
Gelecekte kim can kulağıyla dinleyecek?
Yakup soyunun soyulmasına,
İsrailin yağmalanmasına kim olur verdi?
Kendisine karşı günah işlediğimiz RAB değil mi?
Çünkü Onun yolunda yürümek istemediler,
Yasasına kulak asmadılar.
Bu yüzden kızgın öfkesini,
Savaşın şiddetini üzerlerine yağdırdı.
Ama ateş çemberi içinde olduklarını farketmediler,
Aldırmadılar kendilerini yakıp bitiren ateşe.

Rabbin Yardım Sözü – Yeşaya 42

Yiğit gibi çıkagelecek RAB,
Savaşçı gibi gayrete gelecek.
Bağırıp savaş çığlığı atacak,
Düşmanlarına üstünlüğünü gösterecek.
“Uzun zamandır ses çıkarmadım,
Sustum, kendimi tuttum.
Ama şimdi feryat edeceğim doğuran kadın gibi,
Nefesim tutulacak, kesik kesik soluyacağım.
Harap edeceğim dağları, tepeleri,
Bütün yeşilliklerini kurutacağım.
Irmakları adalara çevirip havuzları kurutacağım.
Körlere bilmedikleri yolda rehberlik edeceğim,
Onlara kılavuz olacağım bilmedikleri yollarda,
Karanlığı önlerinde ışığa,
Engebeleri düzlüğe çevireceğim.
Yerine getireceğim sözler bunlardır.
Onlardan geri dönmem.

Övgü İlahisi – Yeşaya 42

Bakın, önceden bildirdiklerim gerçekleşti.
Şimdi de yenilerini bildiriyorum;
Bunlar ortaya çıkmadan önce size duyuruyorum.”

Ey denizlere açılanlar ve denizlerdeki her şey,
Kıyılar ve kıyı halkları,
RABbe yeni bir ilahi söyleyin,
Dünyanın dört bucağından Onu ezgilerle övün.
Bozkır ve bozkırdaki kentler,
Kedar köylerinde yaşayan halk
Sesini yükseltsin.
Selada oturanlar sevinçle haykırsın,
Bağırsın dağların doruklarından.
Hepsi RABbi onurlandırsın,
Kıyı halkları Onu övsün.

Rabbin Kulu – Yeşaya 42

“İşte kendisine destek olduğum,
Gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum!
Ruhumu onun üzerine koydum.
Adaleti uluslara ulaştıracak.
Bağırıp çağırmayacak,
Sokakta sesini yükseltmeyecek.
Ezilmiş kamışı kırmayacak,
Tüten fitili söndürmeyecek.
Adaleti sadakatle ulaştıracak.
Yeryüzünde adaleti sağlayana dek
Umudunu, cesaretini yitirmeyecek.
Kıyı halkları onun yasasına umut bağlayacak.”
Gökleri yaratıp geren,
Yeryüzünü ve ürününü seren,
Dünyadaki insanlara soluk,
Orada yaşayanlara ruh veren RAB Tanrı diyor ki,
“Ben, RAB, seni doğrulukla çağırdım,
Elinden tutacak,
Seni koruyacağım.
Seni halka antlaşma,
Uluslara ışık yapacağım.
Öyle ki, kör gözleri açasın,
Zindandaki tutsakları,
Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.
“Ben RABbim, adım budur.
Onurumu bir başkasına,
Övgülerimi putlara bırakmam.

Rab Putlara Karşı – Yeşaya 41

Öyle ki, insanlar görüp bilsinler,
Hep birlikte düşünüp anlasınlar ki,
Bütün bunları RABbin eli yapmış,
İsrailin Kutsalı yaratmıştır.”
“Davanızı sunun” diyor RAB,
“Kanıtlarınızı ortaya koyun” diyor Yakupun Kralı,
“Putlarınızı getirin de olacakları bildirsinler bize.
Olup bitenleri bildirsinler ki düşünelim,
Sonuçlarını bilelim.
Ya da gelecekte olacakları duyursunlar bize.
Ey putlar, bundan sonra olacakları bize bildirin de,
İlah olduğunuzu bilelim!
Haydi bir iyilik ya da kötülük edin de,
Hepimiz korkup dehşete düşelim.
Siz de yaptıklarınız da hiçten betersiniz,
Sizi yeğleyen iğrençtir.
“Kuzeyden birini harekete geçirdim, geliyor,
Gün doğusundan beni adımla çağıran biri.
Çömlekçinin balçığı çiğnediği gibi,
Önderleri çamur gibi çiğneyecek ayağıyla.
Hanginiz bunu başlangıçtan bildirdi ki, bilelim,
Kim önceden bildirdi ki, Haklısın diyelim?
Konuştuğunuzu bildiren de
Duyuran da
Duyan da olmadı hiç.
Siyona ilk, İşte, geldiler diyen benim.
Yeruşalime müjdeci gönderdim.
Bakıyorum, aralarında öğüt verebilecek kimse yok ki,
Onlara danışayım, onlar da yanıtlasınlar.
Hepsi bomboş, yaptıkları da bir hiç.
Halkın putları yalnızca yeldir, sıfırdır.”

Rabden Güvence – Yeşaya 41

RAB diyor ki, “Susun karşımda, ey kıyı halkları!
Halklar güçlerini tazelesin,
Öne çıkıp konuşsunlar.
Yargı için bir araya gelelim.
“Doğudan adaleti harekete geçiren,
Hizmete koşan kim?
Ulusları önüne katıyor, krallara baş eğdiriyor.
Kılıcıyla toz ediyor onları,
Yayıyla savrulan samana çeviriyor.
Kovalıyor onları,
Ayak basmadığı bir yoldan esenlikle geçiyor.
Bunları yapıp gerçekleştiren,
Kuşakları başlangıçtan beri çağıran kim?
Ben RAB, ilkim; sonuncularla da yine Ben olacağım.”
Kıyı halkları bunu görüp korktu.
Dünyanın dört bucağı titriyor.
Yaklaşıyor, geliyorlar.
Herkes komşusuna yardım ediyor,
Kardeşine, “Güçlü ol” diyor.
Zanaatçı kuyumcuyu yüreklendiriyor,
Madeni çekiçle düzleyen,
“Lehim iyi oldu” diyerek örse vuranı yüreklendiriyor.
Kımıldamasın diye putu yerine çiviliyor.
“Ama sen, ey kulum İsrail,
Seçtiğim Yakup soyu,
Dostum İbrahimin torunları!
Sizleri dünyanın dört bucağından topladım,
En uzak yerlerden çağırdım.
Dedim ki, Sen kulumsun, seni seçtim,
Seni reddetmedim.
Korkma, çünkü ben seninleyim,
Yılma, çünkü Tanrın benim.
Seni güçlendireceğim, evet, sana yardım edeceğim;
Zafer kazanan sağ elimle sana destek olacağım.
“Sana öfkelenenlerin hepsi utanacak, rezil olacak.
Sana karşı çıkanlar hiçe sayılıp yok olacak.
Seninle çekişenleri arasan da bulamayacaksın.
Seninle savaşanlar hiçten beter olacak.
Çünkü sağ elinden tutan,
Korkma, sana yardım edeceğim diyen Tanrın RAB benim.
“Ey Yakup soyu, toprak kurdu,
Ey İsrail halkı, korkma!
Sana yardım edeceğim” diyor RAB,
Seni kurtaran İsrailin Kutsalı.
“İşte, seni dişli, keskin, yepyeni bir harman düveni yaptım.
Harman edip ufalayacaksın dağları,
Tepeleri samana çevireceksin.
Onları savurduğunda rüzgar alıp götürecek,
Darmadağın edecek hepsini kasırga.
Sense RABde sevinç bulacak,
İsrailin Kutsalıyla övüneceksin.
“Düşkünlerle yoksullar su arıyor, ama yok.
Dilleri kurumuş susuzluktan.
Ben RAB, onları yanıtlayacağım,
Ben, İsrailin Tanrısı, onları bırakmayacağım.
Çıplak tepeler üzerinde ırmaklar,
Vadilerde su kaynakları yapacağım.
Çölü havuza,
Kurak toprağı pınara çevireceğim.
Çölü sedir, akasya,
Mersin ve iğde ağaçlarına kavuşturacağım.
Bozkıra çam, köknar
Ve selviyi bir arada dikeceğim.

Eşsiz Tanrı – Yeşaya 40

Ot kurur, çiçek solar,
Ama Tanrımızın sözü sonsuza dek durur.”
Ey Siyona müjde getiren,
Yüksek dağa çık!
Ey Yeruşalime müjde getiren,
Yükselt sesini, bağır,
Sesini yükselt, korkma.
Yahuda kentlerine, “İşte, Tanrınız!” de.
İşte Egemen RAB gücüyle geliyor,
Kudretiyle egemenlik sürecek.
Ücreti kendisiyle birlikte,
Ödülü önündedir.
Sürüsünü çoban gibi güdecek,
Kollarına alacak kuzuları,
Bağrında taşıyacak;
Usul usul yol gösterecek emziklilere.
Kim denizleri avucuyla,
Gökleri karışıyla ölçebildi?
Yerin toprağını ölçeğe sığdıran,
Dağları kantarla,
Tepeleri teraziyle tartabilen var mı?
RABbin düşüncesine kim akıl erdirebildi?
Ona öğüt verip öğretebilen var mı?
Akıl almak, adalet yolunu öğrenmek için
RAB kime danıştı ki?
Ona bilgi veren, anlayış yolunu bildiren var mı?
RAB için uluslar kovada bir damla su,
Terazideki toz zerreciği gibidir.
Adaları ince toz gibi tartar.
Adakları yakmaya yetmez Lübnan ormanı,
Yakmalık sunu için az gelir hayvanları.
RABbin önünde bütün uluslar bir hiç gibidir,
Hiçten bile aşağı, değersiz sayılır.
Öyleyse Tanrıyı kime benzeteceksiniz?
Neyle karşılaştıracaksınız Onu?
Putu döküm işçisi yapar,
Kuyumcu altınla kaplar,
Gümüş zincirler döker.
Böyle bir sunuya gücü yetmeyen yoksul kişi
Çürümez bir ağaç parçası seçer.
Yerinden kımıldamaz bir put yapsın diye
Usta bir işçi arar.
Bilmiyor musunuz, duymadınız mı?
Başlangıçtan beri size bildirilmedi mi?
Dünyanın temelleri atılalı beri anlamadınız mı?
Gökkubbenin üstünde oturan RABdir,
Yeryüzünde yaşayanlarsa çekirge gibidir.
Gökleri perde gibi geren,
Oturmak için çadır gibi kuran Odur.
Odur önderleri bir hiç eden,
Dünyanın egemenlerini sıfıra indirgeyen.
O önderler ki, yeni dikilmiş, yeni ekilmiş ağaç gibi,
Gövdeleri yere yeni kök salmışken
RABbin soluğu onları kurutuverir,
Kasırga saman gibi savurur.
“Beni kime benzeteceksiniz ki,
Eşitim olsun?” diyor Kutsal Olan.
Başınızı kaldırıp göklere bakın.
Kim yarattı bütün bunları?
Yıldızları sırayla görünür kılıyor,
Her birini adıyla çağırıyor.
Büyük kudreti, üstün gücü sayesinde hepsi yerli yerinde duruyor.
Ey Yakup soyu, ey İsrail!
Neden, “RAB başıma gelenleri görmüyor,
Tanrı hakkımı gözetmiyor?” diye yakınıyorsun?
Bilmiyor musun, duymadın mı?
Ebedi Tanrı, RAB, bütün dünyayı yaratan,
Ne yorulur ne de zayıflar,
Onun bilgisi kavranamaz.
Yorulanı güçlendirir,
Takati olmayanın kudretini artırır.
Gençler bile yorulup zayıf düşer,
Yiğitler tökezleyip düşerler.
RABbe umut bağlayanlarsa taze güce kavuşur,
Kanat açıp yükselirler kartallar gibi.
Koşar ama zayıf düşmez,
Yürür ama yorulmazlar.

Avutucu Sözler – Yeşaya 40

“Avutun halkımı” diyor Tanrınız,
“Avutun!
Yeruşalim halkına dokunaklı sözler söyleyin.
Angaryanın bittiğini,
Suçlarının cezasını ödediklerini,
Günahlarının cezasını RABbin elinden
İki katıyla aldıklarını ilan edin.”
Şöyle haykırıyor bir ses:
“Çölde RABbin yolunu hazırlayın,
Bozkırda Tanrımız için düz bir yol açın.
Her vadi yükseltilecek,
Her dağ, her tepe alçaltılacak.
Böylelikle engebeler düzleştirilecek,
Sarp yerler ovaya dönüştürülecek.
O zaman RABbin yüceliği görünecek,
Bütün insanlar hep birlikte onu görecek.
Bunu söyleyen RABdir.”
Ses, “Duyur” diyor.
“Neyi duyurayım?” diye soruyorum.
“İnsan soyu ota benzer,
Bütün vefası kır çiçeği gibidir.
RABbin soluğu esince üzerlerine,
Ot kurur, çiçek solar.
Gerçekten de halk ottan farksızdır.

Hizkiyanın Akılsızlığı – Yeşaya 39

O sırada Hizkiyanın hastalanıp iyileştiğini duyan Baladan oğlu Babil Kralı Merodak-Baladan, ona mektuplarla birlikte bir armağan gönderdi. Bunlar Hizkiyayı sevindirdi. O da deposundaki bütün değerli eşyaları –altını, gümüşü, baharatı, değerli yağı, silah deposunu ve hazine odalarındaki her şeyi– elçilere gösterdi. Sarayında da krallığında da onlara göstermediği hiçbir şey kalmadı.
Peygamber Yeşaya Kral Hizkiyaya gidip, “Bu adamlar sana ne dediler, nereden gelmişler?” diye sordu.
Hizkiya, “Uzak bir ülkeden, Babilden gelmişler” diye karşılık verdi.
Yeşaya, “Sarayında ne gördüler?” diye sordu.
Hizkiya, “Sarayımdaki her şeyi gördüler, hazinelerimde onlara göstermediğim hiçbir şey kalmadı” diye yanıtladı.
Bunun üzerine Yeşaya şöyle dedi: “Her Şeye Egemen RABbin sözüne kulak ver. RAB diyor ki, Gün gelecek, sarayındaki her şey, atalarının bugüne kadar bütün biriktirdikleri Babile taşınacak. Hiçbir şey kalmayacak. Soyundan gelen bazı çocuklar alınıp götürülecek, Babil Kralının sarayında hadım edilecek. ”
Hizkiya, “RABden ilettiğin bu söz iyi” dedi. Çünkü, “Nasıl olsa yaşadığım sürece barış ve güvenlik olacak” diye düşünüyordu.

Hizkiyanın Hastalığı – Yeşaya 38

O günlerde Hizkiya ölümcül bir hastalığa yakalandı. Amots oğlu Peygamber Yeşaya ona gidip şöyle dedi: “RAB diyor ki, Ev işlerini düzene sok. Çünkü iyileşmeyecek, öleceksin. ”
Hizkiya yüzünü duvara dönüp RABbe yalvardı: “Ya RAB, yürekten bir sadakatle önünde nasıl yaşadığımı, gözünde iyi olanı yaptığımı anımsa lütfen.” Sonra acı acı ağlamaya başladı.
Bunun üzerine RAB Yeşayaya seslendi: “Git, Hizkiyaya şunu söyle: Atan Davutun Tanrısı RAB diyor ki: Duanı işittim, gözyaşlarını gördüm. Bak, ömrünü on beş yıl daha uzatacağım. Bu kenti savunacak, seni de kenti de Asur Kralının elinden kurtaracağım. Sözümü gerçekleştireceğime ilişkin sana vereceğim belirti şu olacak: RAB, batmakta olan güneşin Ahazın inşa ettiği basamakların üzerine düşen gölgesini on basamak kısaltacak. ” Böylece batmakta olan güneşin gölgesi on basamak kısaldı.
Yahuda Kralı Hizkiya hastalanıp iyileştikten sonra şunları yazdı:
“Hayatımın baharında ölüler diyarının kapılarından geçip
Ömrümün geri kalan yıllarından yoksun mu kalmalıyım?” demiştim,
“Yaşayanlar diyarında RABbi, evet, RABbi bir daha görmeyeceğim,
Bu dünyada yaşayanlar gibi insan yüzü görmeyeceğim bir daha.
Evim bir çoban çadırı gibi bozuldu, alındı elimden.
Dokumacı gibi dürdüm yaşamımı, RAB tezgahtan beni kesti,
Bir gün içinde sonumu getiriverdi.
Sabırla bekledim sabaha kadar,
RAB bir aslan gibi kırdı bütün kemiklerimi,
Bir gün içinde sonumu getiriverdi.
Kırlangıç gibi, turna gibi acı acı öttüm,
Güvercin gibi inledim, gözlerim yoruldu yukarı bakmaktan.
Ya Rab, eziyet çekiyorum,
Yardım et bana.
“Ne diyeyim? Bana seslenen de bunu yapan da Rabdir.
Tattığım bu acılardan sonra daha dikkatli yaşayacağım.
Ya Rab, insanlar bunlarla yaşarlar.
Canım da bunların sayesinde yaşıyor.
İyileştirdin, yaşattın beni!
Çektiğim bunca acı esenlik bulmam içindi.
Beni sevdiğin için yıkım çukuruna düşmekten alıkoydun,
Günahlarımı arkana attın.
Çünkü ölüler diyarı sana şükredemez,
Ölüm övgüler sunmaz sana.
Ölüm çukuruna inenler senin sadakatine umut bağlayamaz.
Diriler, yalnız diriler
Bugün benim yaptığım gibi sana şükreder;
Babalar senin sadakatini çocuklarına anlatır.
Beni kurtaracak olan RABdir.
Ömrümüz boyunca Onun tapınağında
Telli çalgılarımızı çalacağız.”
Yeşaya, “İncir pestili getirin, Hizkiyanın çıbanına koyun, iyileşir” demişti. Hizkiya da, “RABbin Tapınağına çıkacağıma ilişkin belirti nedir?” diye sormuştu.

Yeşayanın Sözleri Gerçekleşiyor – Yeşaya 37

Bunun üzerine Amots oğlu Yeşaya, Hizkiyaya şu haberi gönderdi: “İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor: Asur Kralı Sanherible ilgili olarak bana yalvardığın için diyorum ki,
“ Erden kız Siyon seni hor görüyor,
Alay ediyor seninle.
Yeruşalim kızı ardından alayla baş sallıyor.
Sen kimi aşağıladın, kime küfrettin?
Kime sesini yükselttin?
İsrailin Kutsalına tepeden baktın!
Uşakların aracılığıyla Rabbi aşağıladın.
Bir sürü savaş arabamla dağların tepesine,
Lübnanın doruklarına çıktım, dedin.
Yüksek sedir ağaçlarını, seçme çamlarını kestim,
Lübnanın en uzak tepelerine,
Gür ormanlarına ulaştım.
Kuyular kazdım, sular içtim,
Mısırın bütün ırmaklarını ayağımın tabanıyla kuruttum, dedin.
“ Bütün bunları çoktan yaptığımı,
Çok önceden tasarladığımı duymadın mı?
Surlu kentleri enkaz yığınlarına çevirmeni
Şimdi ben gerçekleştirdim.
O kentlerde yaşayanların kolu kanadı kırıldı.
Yılgınlık ve utanç içindeydiler;
Kır otuna, körpe filizlere,
Damlarda büyümeden kavrulup giden ota döndüler.
Senin oturuşunu, kalkışını,
Ne zaman gidip geldiğini,
Bana nasıl öfkelendiğini biliyorum.
Bana duyduğun öfkeden,
Kulağıma erişen küstahlığından ötürü
Halkamı burnuna, gemimi ağzına takacak,
Seni geldiğin yoldan geri çevireceğim.
“ Senin için belirti şu olacak, ey Hizkiya:
Bu yıl kendiliğinden yetişeni yiyeceksiniz,
İkinci yıl ise ardından biteni.
Üçüncü yıl ekip biçin,
Bağlar dikip ürününü yiyin.
Yahudalıların kurtulup sağ kalanları
Yine aşağıya doğru kök salacak,
Yukarıya doğru meyve verecek.
Çünkü sağ kalanlar Yeruşalimden,
Kurtulanlar Siyon Dağından çıkacak.
Her Şeye Egemen RABbin gayretiyle olacak bu.
“Bundan dolayı RAB Asur Kralına ilişkin şöyle diyor:
Bu kente girmeyecek, ok atmayacak.
Kente kalkanla yaklaşmayacak,
Karşısında rampa kurmayacak.
Geldiği yoldan dönecek ve kente girmeyecek diyor RAB,
Kendim için ve kulum Davutun hatırı için
Bu kenti savunup kurtaracağım diyor.”
RABbin meleği gidip Asur ordugahında yüz seksen beş bin kişiyi öldürdü. Ertesi sabah uyananlar salt cesetlerle karşılaştılar. Bunun üzerine Asur Kralı Sanherib ordugahını bırakıp çekildi. Ninovaya döndü ve orada kaldı. Bir gün ilahı Nisrokun tapınağında tapınırken, oğullarından Adrammelekle Şareser, onu kılıçla öldürüp Ararat ülkesine kaçtılar. Yerine oğlu Esarhaddon kral oldu.

Hizkiyanın Duası – Yeşaya 37

Hizkiya mektubu ulakların elinden alıp okuduktan sonra RABbin Tapınağına çıktı. RABbin önünde mektubu yere yayarak şöyle dua etti: “Ey Keruvlar arasında taht kuran İsrailin Tanrısı, Her Şeye Egemen RAB, bütün dünya krallıklarının tek Tanrısı sensin. Yeri, göğü sen yarattın. Ya RAB, kulak ver de işit, gözlerini aç da gör, ya RAB; Sanheribin söylediklerini, yaşayan Tanrıyı nasıl aşağıladığını duy. Ya RAB, gerçek şu ki, Asur kralları bütün ulusları ve ülkelerini viraneye çevirdiler. İlahlarını yakıp yok ettiler. Çünkü onlar tanrı değil, insan eliyle biçimlendirilmiş tahta ve taşlardı. Ya RAB Tanrımız, şimdi bizi Sanheribin elinden kurtar ki, bütün dünya krallıkları senin tek RAB olduğunu anlasın.”

Hizkiya Yeşayaya Başvuruyor – Yeşaya 37

Kral Hizkiya olanları duyunca giysilerini yırttı, çul kuşanıp RABbin Tapınağına girdi. Saray sorumlusu Elyakimi, Yazman Şevnayı ve ileri gelen kahinleri Amots oğlu Peygamber Yeşayaya gönderdi. Hepsi çul kuşanmıştı. Yeşayaya şöyle dediler: “Hizkiya diyor ki, Bugün sıkıntı, azar ve utanç günü. Çünkü çocukların doğum vakti geldi, ama doğuracak güç yok. Yaşayan Tanrıyı aşağılamak için efendisi Asur Kralının gönderdiği komutanın söylediklerini belki Tanrın RAB duyar da duyduğu sözlerden ötürü onları cezalandırır. Bu nedenle sağ kalanlarımız için dua et. ”
Yeşaya, Kral Hizkiyadan gelen görevlilere şöyle dedi: “Efendinize şunları söyleyin: RAB diyor ki, Asur Kralının adamlarından benimle ilgili duyduğunuz küfürlerden korkma. Onun içine öyle bir ruh koyacağım ki, bir haber üzerine kendi ülkesine dönecek. Orada onu kılıçla öldürteceğim. ”
Komutan, Asur Kralının Lakişten ayrılıp Livnaya karşı savaştığını duydu. Krala danışmak için oraya gitti. Kuş Kralı Tirhakanın kendisiyle savaşmak üzere yola çıktığını haber alan Asur Kralı, Hizkiyaya ulaklar göndererek şöyle dedi: “Yahuda Kralı Hizkiyaya deyin ki, Güvendiğin Tanrın, Yeruşalim Asur Kralının eline teslim edilmeyecek diyerek seni aldatmasın. Asur krallarının bütün ülkelere neler yaptığını, onları nasıl yerle bir ettiğini duymuşsundur. Sen kurtulacağını mı sanıyorsun? Atalarımın yok ettiği ulusları –Gozanlıları, Harranlıları, Reseflileri, Telassarda yaşayan Edenlileri– ilahları kurtarabildi mi? Hani nerede Hama ve Arpat kralları? Lair, Sefarvayim, Hena, İvva kralları nerede? ”

Sanheribin Tehdidi – Yeşaya 36

Hizkiyanın krallığının on dördüncü yılında Asur Kralı Sanherib, Yahudanın surlu kentlerine saldırıp hepsini ele geçirdi. Komutanını büyük bir orduyla Lakişten Yeruşalime, Kral Hizkiyaya gönderdi. Komutan Çırpıcı Tarlası yolunda, Yukarı Havuzun su yolunun yanında durdu. Saray sorumlusu Hilkiya oğlu Elyakim, Yazman Şevna ve devlet tarihçisi Asaf oğlu Yoah onu karşılamaya çıktı.
Komutan onlara şöyle dedi: “Hizkiyaya söyleyin. Büyük kral, Asur Kralı diyor ki: Güvendiğin şey ne, neye güveniyorsun? Savaş tasarıların ve gücün boş laftan başka bir şey değil diyorum. Kime güveniyorsun da bana karşı ayaklanıyorsun? İşte sen şu kırık kamış değneğe, Mısıra güveniyorsun. Bu değnek kendisine yaslanan herkesin eline batar, deler. Firavun da kendisine güvenenler için böyledir. Yoksa bana, Tanrımız RABbe güveniyoruz mu diyeceksiniz? Hizkiyanın Yahuda ve Yeruşalim halkına, yalnız bu sunağın önünde tapınacaksınız diyerek tapınma yerlerini, sunaklarını ortadan kaldırdığı Tanrı değil mi bu?
“Haydi, efendim Asur Kralıyla bahse giriş. Binicileri sağlayabilirsen sana iki bin at veririm. Mısırın savaş arabalarıyla atlıları sağlayacağına güvensen bile, efendimin en küçük rütbeli komutanlarından birini yenemezsin! Dahası var: RABbin buyruğu olmadan mı saldırıp ülkeyi yıkmak için yola çıktığımı sanıyorsun? RAB, Git, o ülkeyi yık dedi.”
Elyakim, Şevna ve Yoah, “Lütfen biz kullarınla Aramice konuş” diye karşılık verdiler, “Çünkü biz bu dili anlarız. Yahudice konuşma. Surların üzerindeki halk bizi dinliyor.”
Komutan, “Efendim bu sözleri yalnız size ve efendinize söyleyeyim diye mi gönderdi beni?” dedi, “Surların üzerinde oturan bu halka, sizin gibi dışkısını yemek, idrarını içmek zorunda kalacak olan herkese gönderdi.”
Sonra ayağa kalkıp Yahudi dilinde bağırdı: “Büyük kralın, Asur Kralının sözlerini dinleyin! Kral diyor ki, Hizkiya sizi aldatmasın, o sizi kurtaramaz. RAB bizi mutlaka kurtaracak, bu kent Asur Kralının eline geçmeyecek diyen Hizkiyaya kanmayın, RABbe güvenmeyin. Hizkiyayı dinlemeyin. Çünkü Asur Kralı diyor ki, Teslim olun, bana gelin. Böylece ben gelip sizi kendi ülkeniz gibi bir ülkeye –tahıl ve yeni şarap, ekmek ve üzüm dolu bir ülkeye– götürene kadar herkes kendi asmasından, kendi incir ağacından yiyecek, kendi sarnıcından içecek.
“ Hizkiya, RAB bizi kurtaracak diyerek sizi aldatmasın. Ulusların ilahları ülkelerini Asur Kralının elinden kurtarabildi mi? Hani nerede Hamanın, Arpatın ilahları? Sefarvayimin ilahları nerede? Samiriyeyi elimden kurtarabildiler mi? Bütün bu ülkelerin ilahlarından hangisi ülkesini elimden kurtardı ki, RAB Yeruşalimi elimden kurtarabilsin? ”
Herkes sustu, komutana tek sözle bile karşılık veren olmadı. Çünkü Kral Hizkiya, “Karşılık vermeyin” diye buyurmuştu. Sonra saray sorumlusu Hilkiya oğlu Elyakim, Yazman Şevna ve devlet tarihçisi Asaf oğlu Yoah giysilerini yırttılar ve gidip komutanın söylediklerini Hizkiyaya bildirdiler.

Rabbin Egemenliği – Yeşaya 35

Çöl ve kurak toprak sevinecek,
Bozkır coşup çiğdem gibi çiçeklenecek.
Her yanı çiçeklenip sevinçle coşacak,
Sevincini haykıracak.
Lübnanın yüceliği,
Karmel ve Şaronun görkemi ona verilecek.
İnsanlar RABbin yüceliğini,
Tanrımızın görkemini görecek.
Gevşek elleri güçlendirin,
Pekiştirin çözülen dizleri.
Yüreği kaygılı olanlara,
“Güçlü olun, korkmayın” deyin,
“İşte Tanrınız geliyor!
Öç almaya, karşılık vermeye geliyor.
Sizi O kurtaracak.”
O zaman körlerin gözleri,
Sağırların kulakları açılacak;
Topallar geyik gibi sıçrayacak,
Sevinçle haykıracak dilsizlerin dili.
Çünkü çölde sular fışkıracak,
Irmaklar akacak bozkırda.
Kızgın kum havuza,
Susuz toprak pınara dönüşecek.
Çakalların yattığı yerlerde
Kamış, saz ve ot bitecek.
Orada bir yol, bir anayol olacak,
“Kutsal yol” diye anılacak,
Murdar kişiler geçemeyecek oradan.
O yol kurtulmuş olanların yoludur.
O yolda yürüyenler, bön kişiler de olsa yoldan sapmayacak.
Aslan olmayacak orada,
Yırtıcı hayvan o yola çıkmayacak;
Orada bulunmayacaklar.
Ancak kurtulmuş olanlar yürüyecek o yolda.
RABbin kurtardıkları dönecek,
Sevinçle haykırarak Siyona varacaklar.
Yüzlerinde sonsuz sevinç olacak.
Onların olacak coşku ve sevinç,
Üzüntü ve inilti kaçacak.

Rab Ulusları Cezalandıracak – Yeşaya 34

Ey uluslar, işitmek için yaklaşın!
Ey halklar, kulak verin!
Dünya ve üzerindeki herkes,
Yeryüzü ve ondan türeyenlerin hepsi işitsin!
RAB bütün uluslara öfkelendi,
Onların ordularına karşı gazaba geldi.
Onları tümüyle mahvolmaya,
Boğazlanmaya teslim edecek.
Ölüleri dışarı atılacak,
Pis kokacak cesetleri;
Dağlar kanlarıyla sulanacak.
Bütün gök cisimleri küçülecek,
Gökler bir tomar gibi dürülecek;
Gök cisimleri, asma yaprağı,
İncir yaprağı gibi dökülecek.
“Kılıcım göklerde kanıncaya kadar içti.
Şimdi de Edomun,
Tümüyle yıkmaya karar verdiğim halkın
Üzerine inecek” diyor RAB.
RABbin kılıcı kana,
Kuzu ve teke kanına doydu;
Yağla, koç böbreklerinin yağıyla kaplandı.
Çünkü RABbin Bosrada bir kurbanı,
Edomda büyük bir kıyımı var.
Onlarla birlikte yaban öküzleri,
Körpe boğalarla güçlü boğalar da yere serilecek.
Toprakları kana doyacak, yağla sulanacak. Çünkü RABbin bir öç günü, Siyonun davasını güdeceği bir karşılık yılı olacak. Edom dereleri zifte, toprağı kükürde dönecek; ülkenin her yanı yanan zift olacak. Zift gece gündüz sönmeyecek, dumanı hep tütecek. Ülke kuşaklar boyu ıssız kalacak, sonsuza dek oradan kimse geçmeyecek. Baykuşların mülkü olacak orası, büyük baykuşlarla kargalar yaşayacak orada. RAB, Edomun üzerine kargaşa ipini, boşluk çekülünü gerecek. Kral ilan edebilecekleri soylular kalmayacak, bütün önderlerinin sonu gelecek. Saraylarında dikenler, kalelerinde ısırganlarla böğürtlenler bitecek. Orası çakalların barınağı, baykuşların yurdu olacak. Yabanıl hayvanlarla sırtlanlar orada buluşacak, tekeler karşılıklı böğürecek. Lilit oraya yerleşip rahata kavuşacak. Baykuşlar orada yuva kurup yumurtlayacak, kuluçkaya yatıp yavrularını kendi gölgelerinde toplayacak. Çaylaklar eşleşip orada toplanacaklar.
RABbin kitabını okuyup araştırın: Bunlardan hiçbiri eksik kalmayacak, eşten yoksun hiçbir hayvan olmayacak. Çünkü bu buyruk RABbin ağzından çıktı, Ruhu da onları toplayacak. RAB onlar için kura çekti, ülkeyi ölçüp aralarında pay etti. Orayı sonsuza dek sahiplenip kuşaklar boyu orada yaşayacaklar.

Kral Siyonda – Yeşaya 33

Yükseklerde oturacak;
Uçurumun başındaki kaleler onun korunağı olacak,
Ekmeği sağlanacak, hiç susuz kalmayacak.
Kralı bütün güzelliğiyle görecek,
Uçsuz bucaksız ülkeyi seyredeceksin.
“Haracı tartıp kaydeden nerede,
Kulelerden sorumlu olan nerede?” diyerek
Geçmişteki dehşetli günleri düşüneceksin.
Garip, anlaşılmaz bir yabancı dil konuşan
O küstah halkı artık görmeyeceksin.
Bayramlarımızın kenti olan Siyona bak!
Yeruşalimi bir esenlik yurdu,
Kazıkları asla yerinden sökülmeyen,
Gergi ipleri hiç kopmayan,
Sarsılmaz bir çadır olarak görecek gözlerin.
Heybetli RAB orada bizden yana olacak.
Orası geniş ırmakların, çayların yeri olacak.
Bunların üzerinden ne kürekli tekneler,
Ne de büyük gemiler geçecek.
Çünkü yargıcımız RABdir;
Yasamızı koyan RABdir,
Kralımız RABdir, bizi O kurtaracak.
Senin gemilerinin halatları gevşedi,
Direklerinin dibini pekiştirmediler,
Yelkenleri açmadılar.
O zaman büyük ganimet paylaşılacak,
Topallar bile yağmaya katılacak.
Siyonda oturan hiç kimse “Hastayım” demeyecek,
Orada yaşayan halkın suçu bağışlanacak.

Rab Halkları Uyarıyor – Yeşaya 33

Ülke yas tutuyor, zayıflıyor.
Lübnan utancından soldu,
Şaron Ovası çöle döndü,
Başan ve Karmelde ağaçlar yaprak döküyor.
RAB diyor ki, “Şimdi harekete geçeceğim,
Ne denli yüce ve üstün olduğumu göstereceğim.
Samana gebe kalıp anız doğuracaksınız,
Soluğunuz sizi yiyip bitiren bir ateş olacak.
Halklar yanıp kül olacak,
Kesilip yakılan dikenli çalı gibi olacak.
“Ey uzaktakiler, ne yaptığımı işitin,
Ey yakındakiler, gücümü anlayın.”
Siyondaki günahkarlar dehşet içinde,
Tanrısızları titreme aldı.
“Her şeyi yiyip bitiren ateşin yanında
Hangimiz oturabilir?
Sonsuza dek sönmeyecek alevin yanında
Hangimiz yaşayabilir?” diye soruyorlar.
Ama doğru yolda yürüyüp doğru dürüst konuşan,
Zorbalıkla edinilen kazancı reddeden,
Elini rüşvetten uzak tutan,
Kan dökenlerin telkinlerine kulak vermeyen,
Kötülük görmeye dayanamayan,

Yardım için Yakarma – Yeşaya 33

Vay sana, yıkıp yok eden
Ama kendisi yıkılmamış olan!
Vay sana, ihanete uğramamış hain!
Yıkıma son verir vermez sen de yıkılacaksın,
İhanetin sona erer ermez sen de ihanete uğrayacaksın.
Ya RAB, lütfet bize,
Çünkü sana umut bağladık,
Gün be gün gücümüz ol!
Sıkıntıya düştüğümüzde bizi kurtar.
Kükreyişinden halklar kaçışır,
Sen ayağa kalkınca uluslar darmadağın olur.
Çekirgeler tarlayı nasıl yağmalarsa,
Ganimetiniz de öyle yağmalanacak, ey uluslar.
Malınızın üzerine çekirge sürüsü gibi saldıracaklar.
Yükseklerde oturan RAB yücedir,
Siyonu adalet ve doğrulukla doldurur.
Yaşadığınız sürenin güvencesi Odur.
Bol bol kurtuluş, bilgi ve bilgelik sağlayacak.
Halkın hazinesi RAB korkusudur.
İşte, en yiğitleri sokaklarda feryat ediyor,
Barış elçileri acı acı ağlıyor.
Anayollar bomboş,
Yolculuk eden kimse kalmadı.
Düşman antlaşmayı bozdu, kentleri hor gördü,
İnsanları hiçe saydı.

Yargı ve Kurtuluş – Yeşaya 32

Soylu kişiyse soylu şeyler tasarlar,
Yaptığı soylu işlerle ayakta kalır.
Ey tasasızca yaşayan kadınlar,
Kalkın, sesimi işitin;
Ey kaygısız kızlar, sözüme kulak verin!
Bir yıl kadar sonra sarsılacaksınız,
Ey kaygısız kadınlar.
Çünkü bağbozumu olmayacak,
Devşirecek meyve bulunmayacak.
Titreyin, ey tasasızca yaşayan kadınlar,
Sarsılın, ey kaygısızlar.
Giysilerinizi çıkarın, soyunup belinize çul kuşanın.
Güzel tarlalar, verimli asmalar,
Halkımın diken ve çalı bitmiş toprakları için,
Neşeli kentteki mutluluk dolu evler için göğsünüzü dövün.
Çünkü saray ıssız,
Kalabalık kent bomboş kalacak.
Ofel Mahallesiyle gözcü kulesi
Sonsuza dek bozkıra dönecek;
Yaban eşeklerinin keyifle gezindiği,
Sürülerin otladığı bir yer olacak.
Ta ki yukarıdan üzerimize ruh dökülene dek;
O zaman çöl meyve bahçesine,
Meyve bahçesi ormana dönecek.
O zaman adalet çöle dek yayılacak,
Doğruluk meyve bahçesinde yurt bulacak.
Doğruluğun ürünü esenlik,
Sonucu, sürekli huzur ve güven olacaktır.
Halkım esenlik dolu evlerde,
Güvenli ve rahat yerlerde yaşayacak.
Dolu ormanları harap etse,
Kent yerle bir olsa da,
Sulak yerde tohum eken,
Sığırını, eşeğini özgürce çayıra salan sizlere ne mutlu!

Adil Kral – Yeşaya 32

İşte kral doğrulukla krallık yapacak,
Önderler adaletle yönetecek.
Her biri rüzgara karşı bir sığınak,
Fırtınaya karşı bir barınak, çölde akarsu,
Çorak yerde gölge salan
Büyük bir kaya gibi olacak.
Artık görenlerin gözleri kapanmayacak,
Dinleyenler kulak kesilecek.
Düşüncesizin aklı bilgiye erecek,
Kekeme açık seçik, akıcı konuşacak.
Artık budalaya soylu,
Alçağa saygın denmeyecek.
Çünkü budala saçmalıyor,
Aklı fikri hep kötülükte.
İşi gücü fesat işlemek,
RABbe ilişkin yanlış sözler söylemek,
Açları aç bırakmak,
Susamışlardan suyu esirgemek.
Alçağın yöntemleri kötüdür;
Yoksul davasında haklı olsa da
Onu yalanlarla yok etmek için
Kötü düzenler tasarlar.

Mısıra Güvenmeyin – Yeşaya 31

Vay haline yardım bulmak için Mısıra inenlerin!
Atlara, çok sayıdaki savaş arabalarına,
Kalabalık atlılara güveniyorlar,
Ama İsrailin Kutsalına güvenmiyor,
RABbe yönelmiyorlar.
Oysa bilge olan RABdir.
Felaket getirebilir ve sözünü geri almaz.
Kötülük yapan soya,
Suç işleyenlerin yardımına karşı çıkar.
Mısırlılar Tanrı değil, insandır,
Atları da ruh değil, et ve kemiktir.
RABbin eli kalkınca yardım eden tökezler,
Yardım gören düşer, hep birlikte yok olurlar.
Çünkü RAB bana dedi ki,
“Avının başında homurdanan aslan
Bir araya çağrılan çobanlar topluluğunun
Bağırıp çağırmasından yılmadığı, gürültüsüne aldırmadığı gibi,
Her Şeye Egemen RAB de
Siyon Dağının doruğuna inip savaşacak.
Her Şeye Egemen RAB
Kanat açmış kuşlar gibi koruyacak Yeruşalimi.
Koruyup özgür kılacak, esirgeyip kurtaracak onu.”
Ey İsrailoğulları,
Bunca vefasızlık ettiğiniz RABbe dönün.
Çünkü hepiniz günahkar ellerinizle yaptığınız
Altın ve gümüş putları o gün reddedip atacaksınız.
Asur kılıca yenik düşecek,
Ama insan kılıcına değil.
Halkı kılıçtan geçirilecek,
Ama bu insan kılıcı olmayacak.
Kimileri kaçıp kurtulacak,
Gençleri de angaryaya koşulacak.
Asur Kralı dehşet içinde kaçacak,
Önderleri sancağı görünce dehşete kapılacak.
Siyonda ateşi,
Yeruşalimde ocağı bulunan RAB söylüyor bunları.

Rab Asuru Cezalandıracak – Yeşaya 30

RAB halkının kırıklarını sardığı,
Vuruşuyla açtığı yaraları iyileştirdiği gün,
Ay güneş gibi parlayacak,
Güneş yedi kat, yedi günün toplam parlaklığı kadar parlak olacak.”
Bakın, RABbin kendisi uzaktan geliyor,
Kızgın öfkeyle kara bulut içinde.
Dudakları gazap dolu,
Dili her şeyi yiyip bitiren ateş sanki.
Soluğu adam boynuna dek yükselmiş taşkın ırmak gibi.
Ulusları elekten geçirecek, değersizleri ayıracak,
Halkların ağzına yoldan saptıran bir gem takacak.
Ama sizler bayram gecesini kutlar gibi
Ezgiler söyleyeceksiniz.
RABbin dağına, İsrailin Kayasına
Kaval eşliğinde çıktığınız gibi
İçten sevineceksiniz.
RAB heybetli sesini işittirecek;
Kızgın öfkeyle, her şeyi yiyip bitiren ateş aleviyle,
Sağanak yağmurla, fırtına ve doluyla
Bileğinin gücünü gösterecek.
Asur RABbin sesiyle dehşete düşecek,
Onun değneğiyle vurulacak.
RABbin terbiye değneğiyle onlara indirdiği her darbeye
Tef ve lir eşlik edecek.
RAB silahlarını savura savura onlarla savaşacak.
Tofet çoktan hazırlandı,
Evet, kral için hazırlandı.
Geniş ve yüksektir odun yığını,
Ateşi, odunu boldur.
RAB kızgın kükürt selini andıran
Soluğuyla tutuşturacak onu.

Rab Halkını Kutsayacak – Yeşaya 30

“Yine de RAB size lütfetmeyi özlemle bekliyor,
Size merhamet göstermek için harekete geçiyor.
Çünkü RAB adil Tanrıdır.
Ne mutlu Onu özlemle bekleyenlere!”
“Ey Yeruşalimde oturan Siyon halkı,
Artık ağlamayacaksın!
Feryat ettiğinde Rab sana nasıl da lütfedecek!
Feryadını duyar duymaz seni yanıtlayacak.
Rab ekmeği sıkıntıyla,
Suyu cefayla verse de,
Öğretmeniniz artık gizlenmeyecek,
Gözünüzle göreceksiniz onu.
Sağa ya da sola sapacağınız zaman,
Arkanızdan, Yol budur, bu yoldan gidin
Diyen sesini duyacaksınız.
Gümüş kaplı oyma putlarınızı,
Altın kaplama dökme putlarınızı
Kirli ilan edecek,
Kirli bir adet bezi gibi atıp
Defol diyeceksiniz.
Rab toprağa ektiğiniz tohum için yağmur verecek,
Toprağın ürünü olan yiyecek bol ve zengin olacak.
O gün sığırlarınız geniş otlaklarda otlanacak.
Toprağı işleyen öküzlerle eşekler
Kürekle, yabayla savrulmuş,
Tuzlanmış yem yiyecekler.
Kulelerin yıkıldığı o büyük kıyım günü
Her yüksek dağda, her yüce tepede
Akarsular olacak.

Söz Dinlemeyen Halk – Yeşaya 30

RAB, “Vay haline bu dikbaşlı soyun!” diyor,
“Benim değil, kendi tasarılarını yerine getirip
Ruhuma aykırı anlaşmalar yaparak
Günah üstüne günah işliyorlar.
Bana danışmadan firavunun koruması altına girmek,
Mısırın gölgesine sığınmak için oraya gidiyorlar.
Ne var ki, firavunun koruması onlar için utanç,
Mısırın gölgesine sığınmaları onlar için rezillik olacak.
Önderleri Soanda olduğu,
Elçileri Hanese ulaştığı halde,
Kendilerine yararı olmayan bir halk yüzünden hepsi utanacak.
O halkın onlara ne yardımı ne de yararı olacak,
Ancak onları utandırıp rezil edecek.”
Negevdeki hayvanlara ilişkin bildiri:
“Elçiler erkek ve dişi aslanların,
Engereklerin, uçan yılanların yaşadığı
Çetin ve sıkıntılı bir bölgeden geçerler.
Servetlerini eşeklerin sırtına,
Hazinelerini develerin hörgücüne yükleyip
Kendilerine hiç yararı olmayan halka taşırlar.
Mısırın yardımı boş ve yararsızdır,
Bu yüzden Mısıra Haylaz Rahav adını verdim.
“Şimdi git, söylediğimi onların önünde
Bir levhaya yazıp kitaba geçir ki,
Gelecekte kalıcı bir tanık olsun.
Çünkü o asi bir halk, yalancı bir soy,
RABbin yasasını duymak istemeyen bir soydur.
Bilicilere, Artık görüm görmeyin,
Görenlere, Bizim için doğru şeyler görmeyin,
Bize güzel şeyler söyleyin, asılsız şeyler açıklayın diyorlar,
Yoldan çekilin, yolu açın,
Bizi İsrailin Kutsalıyla yüzleştirmekten vazgeçin. ”
Bu nedenle İsrailin Kutsalı diyor ki,
“Madem bu bildiriyi reddettiniz,
Baskıya ve hileye güvenip dayandınız;
Bu suçunuz yüksek bir surda
Sırt veren çatlağa benziyor.
Böyle bir sur birdenbire yıkılıverir.
O, toprak çömlek gibi parçalanacak.
Parçalanması öyle şiddetli olacak ki,
Ocaktan ateş almaya ya da sarnıçtan su çıkarmaya
Yetecek büyüklükte bir parça kalmayacak.”
Egemen RAB, İsrailin Kutsalı şöyle diyor:
“Bana dönün, huzur bulun, kurtulursunuz.
Kaygılanmayın, bana güvenin, güçlü olursunuz.
Ama bunu yapmak istemiyorsunuz.
Hayır, atlara binip kaçarız diyorsunuz,
Bu yüzden kaçmak zorunda kalacaksınız.
Hızlı atlara bineriz diyorsunuz,
Bu yüzden sizi kovalayanlar da hızlı olacak.
Bir kişinin tehdidiyle bin kişi kaçacak,
Beş kişinin tehdidiyle hepiniz kaçacaksınız;
Dağ başında bir gönder,
Tepede bir sancak gibi kalana dek kaçacaksınız.

Davut Kentinin Vay Haline! – Yeşaya 29

Ariel, Ariel,
Davutun ordugah kurduğu kent, vay haline!
Sen yıla yıl kat, bayramların süredursun.
Ama seni sıkıntıya sokacağım.
Feryat, figan edeceksin,
Benim için sunak ocağı gibi olacaksın.
Sana karşı çepeçevre ordugah kuracak,
Çevreni rampalarla, kulelerle kuşatacağım.
Alçaltılacaksın, yerin altından konuşacak,
Toz toprak içinden boğuk boğuk sesleneceksin.
Sesin ölü sesi gibi yerden,
Sözlerin fısıltı gibi toprağın içinden çıkacak.
Ama sayısız düşmanların ince toz,
Acımasız orduları savrulmuş saman ufağı gibi olacak.
Bir anda, ansızın,
Her Şeye Egemen RAB gök gürlemesiyle,
Depremle, büyük gümbürtü, kasırga ve fırtınayla,
Her şeyi yiyip bitiren ateş aleviyle seni cezalandıracak.
Sonra Ariele karşı savaşan çok sayıda ulus,
Ona ve kalesine saldıranların hepsi,
Onu sıkıntıya sokanlar bir rüya gibi,
Gece görülen görüm gibi yok olup gidecekler.
Rüyada yemek yediğini gören aç kişi,
Uyandığında hala açtır;
Rüyada su içtiğini gören susuz kişi,
Uyandığında susuzluktan hala baygındır.
İşte Siyon Dağına karşı savaşan
Kalabalık uluslar da böyle olacak.
Şaşırın, şaşkına dönün,
Kendinizi kör edin, görmez olun.
Şarap içmeden sarhoş olun,
İçki içmeden sendeleyin.
Çünkü RAB size uyuşukluk ruhu verdi;
Gözlerinizi mühürledi, ey peygamberler,
Başlarınızı örttü, ey biliciler.
Sizin için bütün görüm
Mühürlenmiş bir kitabın sözleri gibi oldu.
İnsanlar böyle bir kitabı
Okuma bilen birine verip,
“Rica etsek şunu okur musun?” diye sorduklarında,
“Okuyamam, çünkü mühürlenmiş” yanıtını alırlar.
Kitabı okuma bilmeyen birine verip,
“Rica etsek şunu okur musun?” diye sorduklarında ise,
“Okuma bilmem” yanıtını alırlar.
Rab diyor ki, “Bu halk bana yaklaşıp
Ağızlarıyla, dudaklarıyla beni sayar,
Ama yürekleri benden uzak.
Benden korkmaları da
İnsanlardan öğrendikleri buyrukların sonucudur.
Onun için ben de bu halkın arasında yine bir harika,
Evet, şaşılacak bir şey yapacağım.
Bilgelerin bilgeliği yok olacak,
Akıllının aklı duracak.”
Tasarılarını RABden gizlemeye uğraşanların vay haline!
Karanlıkta iş gören bu adamlar,
“Bizi kim görecek, kim tanıyacak?” diye düşünürler.
Ne kadar ters düşünceler!
Çömlekçi balçıkla bir tutulur mu?
Yapı, kendini yapan için,
“Beni o yapmadı” diyebilir mi?
Çömlek kendine biçim veren için,
“O bir şeyden anlamaz” diyebilir mi?
Lübnan pek yakında meyve bahçesine,
Meyve bahçesi ormana dönmeyecek mi?
O gün sağırlar kitabın sözlerini işitecek,
Körler koyu karanlıkta görecek.
Düşkünlerin RABde buldukları sevinç artacak,
Yoksullar İsrailin Kutsalı sayesinde coşacak.
Çünkü acımasızlar yok olacak, alaycılar silinecek,
Kötülüğe fırsat kollayanların hepsi kesilip atılacak.
Onlar ki, insanı tek sözle davasında suçlu çıkarır,
Kent kapısında haksızı azarlayana tuzak kurar,
Yok yere haklının hakkını çiğnerler.
Bundan dolayı, İbrahimi kurtarmış olan RAB
Yakup soyuna diyor ki,
“Yakup soyu artık utanmayacak,
Yüzleri korkudan sararmayacak.
Elimin yapıtı olan çocuklarını
Aralarında gördüklerinde
Adımı kutsal sayacaklar;
Evet, Yakupun Kutsalını kutsal sayacak,
İsrailin Tanrısından korkacaklar.
Yoldan sapmış olanlar kavrayışa,
Yakınıp duranlar bilgiye kavuşacak.”

Yeşayanın Uyarıları – Yeşaya 28

Kahinlerle peygamberler bile şarabın ve içkinin etkisiyle yalpalayıp sendeliyor; içkinin etkisiyle yalpalayıp sendeliyorlar, şaraba yenik düşmüşler. Yanlış görümler görüyorlar, kararlarında tutarsızlar. Sofralar kusmuk dolu, pisliğe bulaşmamış yer yok!
“Kimi eğitmeye çalışıyor?” diyorlar, “Kime iletiyor bildirisini? Sütten yeni kesilmiş, memeden yeni ayrılmış çocuklara mı? Çünkü bütün söylediği buyruk üstüne buyruk, buyruk üstüne buyruk, kural üstüne kural, kural üstüne kural, biraz şurdan, biraz burdan…”
Öyle olsun, o zaman RAB bu halka yabancı dudaklarla, anlaşılmaz bir dille seslenecek. Onlara, “Rahatlık budur, yorgunların rahat etmelerini sağlayın, huzur budur” dedi, ama dinlemek istemediler. Bu yüzden RABbin sözü onlar için “Buyruk üstüne buyruk, buyruk üstüne buyruk, kural üstüne kural, kural üstüne kural, biraz şurdan, biraz burdan” dır. Madem öyle, varsın sırtüstü düşüp yaralansınlar, kapana kısılıp tutsak olsunlar.
Bundan ötürü, ey alaycılar, Yeruşalimdeki bu halkı yöneten sizler, RABbin sözüne kulak verin. Şöyle diyorsunuz: “Ölümle antlaşma yaptık, ölüler diyarıyla uyuştuk; öyle ki, büyük bela ülkeden geçerken bize zarar vermeyecek. Çünkü yalanları kendimize sığınak yaptık, hilenin ardına gizlendik.” Bu yüzden Egemen RAB diyor ki, “İşte Siyona sağlam temel olarak bir taş, denenmiş bir taş, değerli bir köşe taşı yerleştiriyorum. Ona güvenen yenilmeyecek. Adaleti ölçü ipi, doğruluğu çekül yapacağım. Yalanlara dayanan sığınağı dolu süpürüp götürecek, gizlendiğiniz yerleri sel basacak. Ölümle yaptığınız antlaşma yürürlükten kaldırılacak, ölüler diyarıyla uyuşmanız geçerli sayılmayacak. Büyük bela ülkeden geçerken sizi çiğneyecek. Bu bela her geldiğinde sizi süpürüp götürecek. Her gün, gece gündüz gelecek. Bu bildiriyi anlayan dehşete kapılacak. Yatak uzanamayacağınız kadar kısa, örtü sarınamayacağınız kadar dar olacak. Çünkü RAB, Perasim Dağında olduğu gibi kalkacak, Givon Vadisinde olduğu gibi öfkelenecek. Ne kadar garip olsa da işini tamamlayacak, ne kadar tuhaf olsa da yapacağını yapacak. Alay etmeyin artık, yoksa zincirleriniz daha da kalınlaşır. Çünkü bütün ülkenin kesin bir yıkıma uğrayacağını Rabden, Her Şeye Egemen RABden duydum.
Kulak verin, sesimi işitin, dikkat edin, ne söylediğimi dinleyin. Çiftçi ekin ekmek için durmadan toprağı sürer mi, boyuna eşeleyip tırmıklar mı? Toprağı düzledikten sonra çörekotunu, kimyonu serpmez mi? Buğdayı sıra sıra, arpayı ayırdığı yere, kızıl buğdayı da onun yanına ekmez mi? Tanrısı ona uygun olanı gösterir, onu eğitir. Çünkü çörekotu harmanda keskin aletle dövülmez, kimyonun üzerinden tekerlekle geçilmez. Çörekotu değnekle, kimyon çubukla dövülür. Buğday ekmek yapmak için öğütülür, ama boyuna dövülmez. Harmanın üzerinden tekerlek ve atlar geçse de buğdayı ezmez. Bu işteki bilgelik de Her Şeye Egemen RABden gelir. Onun tasarıları harikadır, bilgelikte üstündür.

Efrayime Uyarı – Yeşaya 28

Vay haline verimli vadinin başındaki kentin, Efrayimli sarhoşların gurur tacının! Şaraba yenilmişlerin yüceliği ve görkemi, solmakta olan çiçeği andırıyor. Rabbin güçlü kudretli bir adamı var. Dolu fırtınası gibi, harap eden kasırga gibi, silip süpüren güçlü sel gibi o kenti şiddetle yere çalacak. Efrayimli sarhoşların gurur tacı ayaklar altında çiğnenecek. Verimli vadinin başındaki kent, yüce ve görkemli taç, artık solmakta olan çiçeği andıran kent, mevsiminden önce olgunlaşmış incir gibi görülür görülmez koparılıp yutulacak.
O gün Her Şeye Egemen RAB, halkından sağ kalanlar için yücelik tacı, güzellik çelengi olacak. Yargı kürsüsünde oturanlar için adalet ruhu, kent kapılarında saldırıları geri püskürtenler için cesaret kaynağı olacak.

İsrailin Kurtuluşu – Yeşaya 27

O gün RAB Livyatanı, o kaçan yılanı,
Evet Livyatanı, o kıvrıla kıvrıla giden yılanı
Acımasız, kocaman, güçlü kılıcıyla cezalandıracak,
Denizdeki canavarı öldürecek.
O gün RAB,
“Sevdiğim bağ için ezgiler söyleyin” diyecek,
“Ben RAB, bağın koruyucusuyum,
Onu sürekli sularım.
Kimse zarar vermesin diye
Gece gündüz beklerim.
Kızgın değilim.
Keşke karşıma dikenli çalılar çıksa!
Onların üzerine yürür,
Tümünü ateşe verirdim.
Ya da koruyuculuğuma sarılsınlar,
Barışsınlar benimle,
Evet, benimle barışsınlar.”
Yakup soyu gelecekte kök salacak,
İsrail filizlenip çiçeklenecek,
Yeryüzünü meyvesiyle dolduracak.
RAB İsraillileri, kendilerini cezalandıranları cezalandırdığı gibi cezalandırdı mı?
Ya da İsraillileri başkalarını öldürdüğü gibi öldürdü mü?
RAB onları yargıladı,
Kovup sürgüne gönderdi.
Doğu rüzgarının estiği gün
Onları şiddetli soluğuyla savurdu.
Böylece Yakup soyunun suçu bağışlanacak.
Günahlarının kaldırılmasının sonucu şöyle olacak:
Sunağın taşlarını tebeşir taşı gibi un ufak ettiklerinde
Ne Aşera putu ne de buhur sunağı kalacak.
Surlu kent terk edildi,
Çöl kadar ıssız, sahipsiz bir yurt oldu.
Dana orada otlayıp uzanacak,
Filizlerini yiyip bitirecek.
Kuruyan dalları koparılacak,
Kadınlar gelip bunları yakacaklar.
Çünkü bu halk akıllı bir halk değil.
Bu yüzden onları yaratan kendilerine acımayacak,
Onlara biçim veren onları kayırmayacak. Ey İsrailoğulları, o gün RAB gürül gürül akan Fırat ile Mısır Vadisi arasında harman döver gibi, sizi birer birer toplayacak. Evet, o gün büyük bir boru çalınacak; Asurda yitenlerle Mısıra sürgün edilenler gelip kutsal dağda, Yeruşalimde RABbe tapınacaklar.

Sevinç İlahisi – Yeşaya 26

O gün Yahudada şu ilahi söylenecek:
Güçlü bir kentimiz var.
Çünkü Tanrının kurtarışı
Kente sur ve duvar gibidir.
Açın kentin kapılarını,
Sadık kalan doğru ulus içeri girsin.
Sana güvendiği için
Düşüncelerinde sarsılmaz olanı
Tam bir esenlik içinde korursun.
RABbe sonsuza dek güvenin,
Çünkü RAB, evet RAB sonsuza dek kalıcı kayadır.
Yüksekte oturanı alçaltır,
Yüce kenti yıkar,
Yerle bir eder.
O kent ayak altında,
Mazlumların ayakları,
Yoksulların adımları altında çiğnenecek.
Doğru adamın yolu düzdür,
Ey Dürüst Olan, doğru adamın yolunu sen düzlersin.
Evet, ya RAB, ilkelerinin çizdiği yolda sana umut bağladık,
Adın ve ünündür yüreğimizin dileği,
Geceleri canım sana susar,
Evet, içimde ruhum seni özler;
Çünkü senin ilkelerin yeryüzünde oldukça,
Orada oturanlar doğruluğu öğrenir.
Kötüler lütfedilse bile doğruluğu öğrenmez.
Dürüstlüğün egemen olduğu diyarda haksızlık eder,
RABbin büyüklüğünü görmezler.
Ya RAB, elin yükseldi, ama görmüyorlar,
Halkın için gösterdiğin gayreti görüp utansınlar.
Evet, düşmanların için yaktığın ateş onları yiyip bitirecek.
Ya RAB, bizi esenliğe çıkaracak sensin,
Çünkü ne yaptıysak hepsi senin başarındır.
Ey Tanrımız RAB, senden başka efendiler bizi yönetti,
Ama yalnız sana, senin adına yakaracağız.
O efendiler öldü, artık yaşamıyorlar,
Dirilmeyecek onlar.
Çünkü onları cezalandırıp yok ettin,
Anılmalarına son verdin.
Ulusu çoğalttın, ya RAB,
Evet, ulusu çoğalttın ve yüceltildin.
Her yönde ülkenin sınırlarını genişlettin.
Ya RAB, sıkıntıdayken seni aradılar.
Onları terbiye ettiğinde sessizce yakararak içlerini döktüler.
Doğum vakti yaklaşan gebe kadın
Çektiği sancıdan ötürü nasıl kıvranır, feryat ederse,
Senin önünde biz de öyle olduk, ya RAB.
Gebe kaldık, kıvrandık,
Rüzgardan başka bir şey doğurmadık sanki.
Ne dünyaya kurtuluş sağlayabildik,
Ne de dünyada yaşayanları yaşama kavuşturabildik.
Ama senin ölülerin yaşayacak,
Bedenleri dirilecek.
Ey sizler, toprak altında yatanlar,
Uyanın, ezgiler söyleyin.
Çünkü senin çiyin sabah çiyine benzer,
Toprak ölülerini yaşama kavuşturacak.
Haydi halkım, iç odalarınıza girip
Ardınızdan kapılarınızı kapatın,
RABbin öfkesi geçene dek kısa süre gizlenin.
Çünkü dünyada yaşayanları
Suçlarından ötürü cezalandırmak için
RAB bulunduğu yerden geliyor.
Dünya üzerine dökülen kanı açığa vuracak,
Öldürülenleri artık saklamayacak.

Rab Moavı Cezalandıracak – Yeşaya 25

O gün diyecekler ki,
“İşte Tanrımız budur;
Ona umut bağlamıştık, bizi kurtardı,
RAB Odur, Ona umut bağlamıştık,
Onun kurtarışıyla sevinip coşalım.”
RABbin eli bu dağın üzerinde kalacak,
Ama Moav gübre çukurundaki saman gibi
Kendi yerinde çiğnenecek.
Oracıkta yüzmek isteyen biri gibi ellerini uzatacak,
Ama kurnazlığına karşın RAB onun gururunu kıracak.
RAB surlarındaki yüksek burçları
Devirip yıkacak, yerle bir edecek.

Rabbin Hazırladığı Şölen – Yeşaya 25

Yabancıların gürültüsünü çöl sıcağı gibi bastırırsın.
Bulutun gölgesi sıcağı nasıl kırarsa,
Bu acımasız adamların türküsü de öyle diniyor.
Her Şeye Egemen RAB bu dağda
Bütün uluslara yağlı yemeklerin
Ve dinlendirilmiş seçkin şarapların sunulduğu
Zengin bir şölen verecek.
Bütün halkların üzerindeki örtüyü,
Bütün ulusların üzerine örülmüş olan örtüyü
Bu dağda kaldıracak.
Ölümü sonsuza dek yutacak.
Egemen RAB bütün yüzlerden gözyaşlarını silecek.
Halkının utancını bütün yeryüzünden kaldıracak.
Çünkü RAB böyle diyor.

Övgü İlahisi – Yeşaya 25

Ya RAB, sensin benim Tanrım,
Seni yüceltir, adını överim.
Çünkü sen eskiden beri tasarladığın harikaları
Tam bir sadakatle gerçekleştirdin.
Kenti bir taş yığınına,
Surlu kenti viraneye çevirdin.
Yabancıların kalesiydi, kent olmaktan çıktı.
Bir daha da onarılmayacak.
Bundan ötürü güçlü uluslar seni onurlandıracak,
Acımasız ulusların kentleri senden korkacak.
Çünkü onların öfkesi
Duvara çarpan sağanak gibi yükselince,
Sen yoksulun, sıkıntı içindeki düşkünün kalesi,
Sağanağa karşı sığınak,
Sıcağa karşı gölgelik oldun.

Rab Dünyayı Cezalandıracak – Yeşaya 24

İşte RAB yeryüzünü harap edip viraneye çevirecek,
Yeryüzünü altüst edecek,
Üzerinde yaşayanları darmadağın edecek.
Ayrım yapılmayacak;
Ne halkla kahin arasında,
Ne köleyle efendi arasında,
Ne hizmetçiyle hanım arasında,
Ne alıcıyla satıcı arasında,
Ne ödünç alanla ödünç veren arasında,
Ne faizciyle borç alan arasında.
Dünya tümüyle yağmalanıp viraneye çevrilecek.
RAB böyle söyledi.
Dünya kuruyup büzülüyor,
Yeryüzü solup büzülüyor,
Dünyadaki soylular güçlerini yitiriyor.
Dünyada yaşayanlar onu kirletti.
Çünkü Tanrının yasalarını çiğnediler,
Kurallarını ayaklar altına aldılar,
Ebedi antlaşmayı bozdular.
Bu yüzden lanet dünyayı yiyip bitirdi,
Orada yaşayanlar suçlarının cezasını çekiyorlar.
Yaşayanlar bu nedenle yanıyor, pek azı kurtulacak.
Yeni şarabın sonu geldi,
Asmalar soldu,
Bir zamanlar sevinçli olanların hepsi inliyor.
Tefin coşkun sesi kesildi,
Eğlenenlerin gürültüsü durdu,
Lirin coşkun sesi kesildi.
Ezgi eşliğinde şarap içilmiyor artık,
İçkinin tadı içene acı geliyor.
Yıkılan kent perişan durumda,
Kimse girmesin diye her evin girişi kapandı.
İnsanlar şarap özlemiyle sokaklarda bağrışıyor,
Sevinçten eser kalmadı,
Dünyanın coşkusu yok oldu.
Kent viraneye döndü,
Kapıları paramparça oldu.
Çünkü zeytinler dökülsün diye dövülen ağaç nasılsa,
Bağbozumundan artakalan üzümler nasılsa,
Dünyadaki bütün uluslar da öyle olacak.
Sağ kalanlar seslerini yükseltip
Sevinç çığlıkları atacak,
Batıda yaşayanlar RABbin büyüklüğü karşısında
Hayranlıkla bağıracak.
Onun için, doğuda yaşayanlar RABbi yüceltin,
Deniz kıyısındakiler,
İsrailin Tanrısı RABbin adını yüceltin.
Dünyanın en uzak köşelerinden ezgiler işitiyoruz:
“Doğru Olana övgüler olsun!”
Ama ben, “Bittim, bittim! Vay halime!” dedim,
“Hainler hainliklerini sürdürüyor.
Evet, hainler sürekli hainlik ediyorlar.”
Ey dünyada yaşayanlar,
Önünüzde dehşet, çukur ve tuzak var.
Dehşet haberinden kaçan çukura düşecek,
Çukurdan çıkan tuzağa yakalanacak.
Göklerin kapakları açılacak,
Dünyanın temelleri sarsılacak.
Yeryüzü büsbütün çatlayıp yarılacak,
Sarsıldıkça sarsılacak.
Dünya sarhoş gibi yalpalayacak,
Bir kulübe gibi sallanacak,
İsyanlarının ağırlığı altında çökecek
Ve bir daha kalkamayacak.
O gün RAB yukarıda, gökteki güçleri
Ve aşağıda, yeryüzündeki kralları cezalandıracak.
Zindana tıkılan tutsaklar gibi
Cezaevine kapatılacak
Ve uzun süre sonra cezalandırılacaklar.
Ayın yüzü kızaracak, güneş utanacak.
Çünkü Her Şeye Egemen RAB Siyon Dağında,
Yeruşalimde krallık edecek.
Halkın ileri gelenleri
Onun yüceliğini görecek.

Sur Kentine İlişkin Peygamberlik – Yeşaya 23

Sur Kentiyle ilgili bildiri:
Ey ticaret gemileri, feryat edin!
Çünkü Sur Kenti evleriyle,
Limanlarıyla birlikte yok oldu.
Kittimden size haber geldi.
Ey kıyı halkı ve denizcilerin zenginleştirdiği
Sayda tüccarları, susun!
Şihorun tahılı, Nilin ürünü
Denizleri aşar, Sura gelir sağlardı.
Ulusların karı ona akardı.
Utan, ey Sayda, ey deniz kıyısındaki kale!
Çünkü deniz sana sesleniyor:
“Ne doğum ağrısı çektim, ne de doğurdum.
Ne delikanlılar büyüttüm, ne de kızlar.”
Surun haberi Mısıra ulaşınca,
Yüreği burkulacak insanların.
Tarşişe geçin, ey kıyıda oturanlar,
Feryat edin.
Uzak ülkeleri yurt edinmiş,
Eğlenceye düşkün halkınız,
Eski, tarihsel kentiniz bu mu?
Taçlar giydiren Sura karşı bu işi kim tasarladı?
O kent ki, tüccarları prenslerdi,
İş adamları dünyanın saygın kişileriydi.
Görkeminin sonucu olan gururunu kırmak,
Dünyaca ünlü bütün saygın kişilerini alçaltmak için
Her Şeye Egemen RAB tasarladı bunu.
Kendi topraklarını Nil gibi basıp geç,
Ey Tarşiş kızı, artık engel yok.
RAB denizin üzerine elini uzatıp ülkeleri titretti,
Kenan kalelerinin yıkılmasını buyurdu.
“Eğlencen sona erdi, ey Sayda, erden kız!” dedi,
“Kirletildin.
Kalk, Kittime geç,
Orada bile rahat yüzü görmeyeceksin.”
Kildan ülkesine bak!
O halk yok artık.
Asurlular onların ülkesini yabanıl hayvanlara verdi,
Kuşatma kuleleri diktiler, saraylarını soydular,
Ülkeyi viraneye çevirdiler.
Feryat edin, ey ticaret gemileri!
Çünkü sığınağınız harap oldu.
Bundan sonra Sur Kenti yetmiş yıl, bir kralın ömrü süresince unutulacak. Yetmiş yıl bitince, fahişe için bestelenen türküdeki gibi Sura şöyle denecek:
“Bir lir al, dolaş kenti,
Ey sen, unutulmuş fahişe!
Güzel çal seni anımsamaları için,
Türkü üstüne türkü söyle.”
Yetmiş yıl geçince RAB Surla ilgilenecek, ama Sur para için yine fahişeliğe dönecek. Dünyanın bütün krallıklarıyla fahişelik edecek. Kentin ticaretten ve fuhuştan kazandıkları RABbe adanacak. Bunlar biriktirilmeyecek, hazineye konmayacak. Ticaretten kazandıklarını doyuncaya dek yesinler, güzel güzel giyinsinler diye RABbin önünde yaşayanlara verilecek.

Şevnaya Uyarı – Yeşaya 22

Her Şeye Egemen RAB bana,
“Siz ölene dek bu suçunuz bağışlanmayacak” diye seslendi.
Rab, Her Şeye Egemen RAB böyle diyor.
Rab, Her Şeye Egemen RAB diyor ki,
“Haydi, o kahyaya,
Sarayın sorumlusu Şevnaya git ve de ki,
Burada ne işin var?
Kimin var ki, kendine burada mezar kazdın,
Yüksekte kendine mezar, kayada konut oydun?
Ey güçlü kişi,
RAB seni tuttuğu gibi şiddetle savuracak.
Top gibi evirip çevirip
Geniş bir ülkeye fırlatacak.
Orada öleceksin,
Gurur duyduğun arabaların orada kalacak.
Efendinin evi için utanç nedenisin!
Seni görevden alacak,
Makamından alaşağı edeceğim.
“ O gün Hilkiya oğlu kulum Elyakimi çağırıp
Senin cüppeni ona giydireceğim.
Senin kuşağınla onu güçlendirip
Yetkini ona vereceğim.
Yeruşalimde yaşayanlara
Ve Yahuda halkına o babalık yapacak.
Davutun evinin anahtarını ona teslim edeceğim.
Açtığını kimse kapayamayacak,
Kapadığını kimse açamayacak.
Onu sağlam yere çakılmış çadır kazığı yapacağım,
Ailesi için onur kürsüsü olacak.
Ailenin ağırlığı –soyundan türeyen herkes–
Taslardan kaselere kadar her küçük kap ona asılacak. ” Her Şeye Egemen RAB diyor ki, “O gün sağlam yere çakılmış kazık yerinden çıkacak, kırılıp düşecek, ona asılan yük de yok olacak.” Çünkü RAB böyle diyor.

Yeruşalime İlişkin Peygamberlik – Yeşaya 22

Görüm Vadisiyle ilgili bildiri:
Gürültü patırtı içinde eğlenen kent halkı,
Ne oldu size, neden hepiniz damlara çıktınız?
Ölenleriniz ne kılıçtan geçirildi,
Ne de savaşta öldü.
Önderleriniz hep birlikte kaçtılar,
Yaylarını kullanmadan tutsak alındılar.
Uzağa kaçtığınız halde ele geçenlerin hepsi tutsak edildi.
Bunun için dedim ki,
“Beni yalnız bırakın, acı acı ağlayayım.
Halkımın uğradığı yıkımdan ötürü
Beni avutmaya kalkmayın.”
Çünkü Rabbin, Her Şeye Egemen RABbin
Görüm Vadisinde kargaşa, bozgun
Ve dehşet saçacağı gün,
Duvarların yıkılacağı,
Dağlara feryat edileceği gün geliyor.
Elamlılar ok kılıflarını sırtlanıp savaş arabalarıyla,
Atlılarıyla geldiler.
Kir halkı kalkanlarını açtı.
Verimli vadileriniz savaş arabalarıyla doldu,
Atlılar kent kapılarının karşısına dizildi.
RABbin Yahudayı savunmasız bıraktığı gün
Orman Sarayındaki silahlara güvendiniz.
Davut Kentinin duvarlarında
Çok sayıda gedik olduğunu gördünüz,
Aşağı Havuzda su depoladınız,
Yeruşalimdeki evleri saydınız,
Surları onarmak için evleri yıktınız.
Eski Havuzun suları için
İki surun arasında bir depo yaptınız.
Ama bunu çok önceden tasarlayıp
Gerçekleştirmiş olan Tanrıya güvenmediniz,
Onu umursamadınız.
Rab, Her Şeye Egemen RAB
O gün sizi ağlayıp yas tutmaya,
Saçlarınızı kesip çul kuşanmaya çağırdı.
Oysa siz keyif çatıp eğlendiniz,
“Yiyelim içelim, nasıl olsa yarın öleceğiz” diyerek
Sığır, koyun kestiniz,
Et yiyip şarap içtiniz.

Arabistana İlişkin Peygamberlik – Yeşaya 21

Arabistanla ilgili bildiri:
Arabistan çalılıklarında geceleyeceksiniz,
Ey Dedan kervanları!
Ey Temada oturanlar,
Su getirin, susamışları karşılayın,
Kaçıp kurtulana ekmek verin.
Çünkü onlar kılıçtan, yalın kılıçtan,
Gerilmiş yaydan, çetin çarpışmalardan kaçtılar.
Rab bana şöyle dedi: “Kedarın bütün övüncü tam bir yıl sonra sona erecek. Okçulardan, Kedar savaşçılarından pek az sağ kalan olacak.” Bunu söyleyen, İsrailin Tanrısı RABdir.

Edoma İlişkin Peygamberlik – Yeşaya 21

Duma ile ilgili bildiri:
Biri Seirden bana sesleniyor:
“Ey gözcü, geceden geriye ne kaldı?
Geceden geriye ne kaldı?”
Yanıtım şöyle: “Sabah olmak üzere,
Ama yine gece olacak.
Soracaksanız sorun, yine gelin.”

Babile İlişkin Peygamberlik – Yeşaya 21

Deniz kıyısındaki çölle ilgili bildiri:
Negevden fırtınalar nasıl üst üste gelirse,
Çölden, korkunç ülkeden bir istilacı öyle geliyor.
Korkunç bir görüm gördüm:
Hain hainlik etmede,
Harap eden harap etmede.
Ey Elam, saldır!
Ey Meday, onu kuşat!
Onun neden olduğu iniltileri sona erdireceğim.
Gördüklerimden ötürü belime ağrı saplandı,
Doğuran kadının ağrıları gibi ağrılar tuttu beni.
Duyduklarımdan sarsıldım,
Gördüklerimden dehşete düştüm.
Şaşkınım, titremeler sardı beni.
Özlediğim alaca karanlık bana korku veriyor artık.
Gördüğüm görümde sofrayı hazırlıyor,
Halıları seriyor, yiyip içiyorlar.
Kalkın, ey önderler, kalkanları yağlayın!
Rab bana dedi ki,
“Git, bir gözcü dik, gördüğünü bildirsin.
Savaş arabalarının,
Atlara, eşeklere, develere binmiş insanların
Çifter çifter geldiğini görünce dikkat kesilsin.”
Gözcü, “Ey efendim,
Her gün aralıksız gözcü kulesinde duruyor,
Her gece yerimde nöbet tutuyorum” diye bağırdı,
“Bak, savaş arabalarıyla atlılar
Çifter çifter geliyor!”
Sonra, “Yıkıldı, Babil yıkıldı!” diye haber verdi,
“Taptıkları bütün putlar yere çalınıp parçalandı!”
Ey halkım, harman yerinde
Buğday gibi dövülmüş olan halkım!
Her Şeye Egemen RABden,
İsrailin Tanrısından duyduklarımı
Size bildirdim.

Mısır ve Kuşun Başına Gelenler – Yeşaya 20

Asur ordusunun başkomutanı, Asur Kralı Sargonun buyruğuyla gelerek Aşdota saldırıp kenti ele geçirdiği yıl RAB Amots oğlu Yeşaya aracılığıyla şöyle dedi: “Git, belindeki çulu çöz, ayağındaki çarığı çıkar.” Yeşaya denileni yaptı, çıplak ve yalınayak dolaşmaya başladı.
RAB dedi ki, “Mısıra ve Kuşa belirti ve ibret olsun diye kulum Yeşaya nasıl üç yıl çıplak ve yalınayak dolaştıysa, Asur Kralı da Mısıra utanç olsun diye Mısırlı tutsaklarla Kuşlu sürgünleri genç yaşlı demeden, çıplak ve yalınayak, mahrem yerleri açık yürütecek. Kuşa bel bağlayan, Mısırla övünen halk hüsrana uğrayacak, utanç içinde kalacak. Bu kıyı bölgesinde yaşayanlar o gün, “Asur Kralının elinden kurtulmak için yardımına sığındığımız, bel bağladığımız ulusların başına gelene bakın!” diyecekler, “Biz nasıl kurtulacağız?”

Mısır Rabbe Bağlı Olacak – Yeşaya 19

O gün Mısırlılar kadın gibi olacaklar; Her Şeye Egemen RABbin kendilerine karşı kalkan elinin önünde titreyip dehşete kapılacaklar. Yahuda Mısırı dehşete düşürecek. Yahuda dendi mi, Her Şeye Egemen RABbin Mısıra karşı tasarladıklarını anımsayan herkes dehşete kapılacak.
O gün Mısırda Kenan dilini konuşan beş kent olacak. Bu kentler Her Şeye Egemen RABbe bağlılık andı içecekler; içlerinden biri Yıkım Kenti diye adlandırılacak.
O gün Mısırın ortasında RAB için bir sunak, sınırında da bir sütun dikilecek. Her Şeye Egemen RAB için Mısırda bir belirti ve tanık olacak bu. Halk kendine baskı yapanlardan ötürü RABbe yakarınca, RAB onları savunacak bir kurtarıcı gönderip özgür kılacak. RAB kendini Mısırlılara tanıtacak, onlar da o gün RABbi tanıyacak, kurbanlarla, sunularla Ona tapınacaklar. RABbe adak adayacak ve adaklarını yerine getirecekler.
RAB Mısırlıları hastalıkla alabildiğine cezalandıracak, sonra iyileştirecek. RABbe yönelip yakaracaklar. RAB de onları iyileştirecek.
O gün Mısırla Asur arasında bir yol olacak. Asurlu Mısıra, Mısırlı Asura gidip gelecek. Mısırlılarla Asurlular birlikte tapınacaklar.
O gün Mısır ve Asurun yanısıra İsrail üçüncü ülke olacak. Dünya bu üçü sayesinde kutsanacak. Her Şeye Egemen RAB, “Halkım Mısır, ellerimin işi Asur ve mirasım İsrail kutsansın” diyerek dünyayı kutsayacak.

Tanrı Mısırı Cezalandıracak – Yeşaya 19

Mısırla ilgili bildiri:
İşte RAB hızla yol alan buluta binmiş Mısıra geliyor!
Mısır putları Onun önünde titriyor,
Mısırlıların yüreği hopluyor.
RAB diyor ki,
“Mısırlıları Mısırlılara karşı ayaklandıracağım;
Kardeş kardeşe, komşu komşuya, kent kente,
Ülke ülkeye karşı savaşacak.
Mısırlıların cesareti tükenecek,
Tasarılarını boşa çıkaracağım.
Yardım için putlara, ölülerin ruhlarına,
Medyumlarla ruh çağıranlara danışacaklar.
Mısırlıları acımasız bir efendiye teslim edeceğim,
Katı yürekli bir kral onlara egemen olacak.”
Rab, Her Şeye Egemen RAB böyle diyor.
Nilin suları çekilecek,
Kuruyup çatlayacak yatağı.
Su kanalları kokacak,
Kuruyacak ırmağın kolları,
Kamışlarla sazlar solacak.
Nil kıyısında, ırmağın ağzındaki sazlar,
Nil boyunca ekili tarlalar kuruyacak,
Savrulup yok olacak.
Balıkçılar yas tutacak,
Nile olta atanların hepsi ağlayacak,
Suyun yüzüne ağ atanlar perişan olacak.
Taranmış keten işleyenler,
Beyaz bez dokuyanlar umutsuzluğa kapılacak.
Dokumacılar bunalacak,
Ücretliler sıkıntıya düşecek.
Soan Kentinin önderleri ne kadar akılsız!
Firavunun bilge danışmanları
Saçma sapan öğütler veriyorlar.
Nasıl olur da firavuna,
“Biz bilgelerin oğulları,
Eski zaman krallarının torunlarıyız” diyorlar?
Ey firavun, hani nerede senin bilgelerin?
Her Şeye Egemen RAB Mısıra karşı neler tasarladı,
Bildirsinler bakalım sana eğer biliyorlarsa.
Soan Kentinin önderleri aptal olup çıktılar,
Nof önderleri aldandılar,
Mısır oymaklarının ileri gelenleri Mısırı saptırdılar.
RAB onların aklını karıştırdı;
Kendi kusmuğu içinde yalpalayan sarhoş nasılsa,
Mısırı da her alanda saptırdılar.
Mısırda kimsenin yapabileceği bir şey kalmadı;
Ne başın ne kuyruğun, ne hurma dalının ne de sazın.

Tanrı Kuşu Cezalandıracak – Yeşaya 18

Kuş ırmaklarının ötesinde,
Kanat vızıltılarının duyulduğu ülkenin vay haline!
O ülke ki, elçilerini
Sazdan kayıklarla Nil sularından gönderir.
Ey ayağına tez ulaklar,
Irmakların böldüğü ülkeye,
Her yana korku saçan halka,
Güçlü ve ezici ulusa,
O uzun boylu, pürüzsüz tenli ulusa gidin!
Ey sizler, dünyada yaşayan herkes,
Yeryüzünün ahalisi!
Sancak dağların tepesine dikilince dikkat edin.
Boru çalınınca dinleyin.
Çünkü RAB bana şöyle dedi:
“Gün ışığında duru sıcaklık gibi,
Hasat döneminin sıcaklığındaki
Çiy bulutu gibi durgun olacak
Ve bulunduğum yerden seyredeceğim.”
Bağbozumundan önce çiçekler düşüp
Üzümler olgunlaşmaya yüz tutunca,
Asmanın dalları bıçakla kesilecek,
Çubukları koparılıp atılacak.
Hepsi dağın yırtıcı kuşlarına,
Yerin yabanıl hayvanlarına terk edilecek.
Yazın yırtıcı kuşlara,
Kışın yabanıl hayvanlara yem olacaklar.
O zaman ırmakların böldüğü ülke,
Her yana korku saçan güçlü ve ezici halk,
O uzun boylu, pürüzsüz tenli ulus,
Her Şeye Egemen RABbe armağanlar getirecek.
Her Şeye Egemen RABbin adını koyduğu
Siyon Dağına getirecekler armağanlarını.

Tanrı Aramı ve İsraili Cezalandıracak – Yeşaya 17

Şamla ilgili bildiri:
İşte Şam kent olmaktan çıkacak,
Enkaz yığınına dönecek.
Aroer kentleri terk edilecek,
Hayvan sürüleri orada yatacak,
Onları ürküten olmayacak.
Efrayimde surlu kent kalmayacak,
Şamın egemenliği yok olacak.
Sağ kalan Aramlıların onuru
İsrailin onuru gibi kırılacak.
Her Şeye Egemen RAB böyle diyor.
O gün Yakup soyunun görkemi sönecek,
Hepsi bir deri bir kemik kalacak.
İsrail, ekinin elle biçilip
Başakların devşirildiği bir tarla,
Refaim Vadisinde hasattan sonra
Başakların toplandığı bir tarla gibi olacak.
Çok az kişi kurtulacak.
Artakalanların sayısı, dövüldükten sonra tepesinde iki üç,
Dal uçlarında dört beş zeytin tanesi kalan
Zeytin ağacı gibi olacak.
İsrailin Tanrısı RAB böyle diyor.
O gün insanlar kendilerini yaratana bakacaklar, gözleri İsrailin Kutsalını görecek. Elleriyle yaptıkları sunaklara, parmaklarıyla biçim verdikleri Aşera putlarına, buhur sunaklarına bakmayacaklar.
O gün İsrailin güçlü kentleri
İsraillilerden kaçan Amorlularla Hivlilerin
Terk ettiği kentler gibi ıssız olacak.
Çünkü, ey İsrail, seni kurtaran Tanrıyı unuttun,
Sığındığın Kayayı anmaz oldun.
Bunun yerine, güzel fidanlar, ithal asmalar dikiyorsun.
Onlar diktiğin gün filizlenip
Ertesi sabah tomurcuklanabilir.
Ama hastalık ve dinmez acı gününde meyve vermeyecekler.
Eyvah, çok sayıda ulus kükrüyor,
Azgın deniz gibi gürlüyorlar.
Halklar güçlü sular gibi çağlıyor.
Halklar kabaran sular gibi çağlayabilir,
Ama Tanrı onları azarlayınca uzaklara kaçacaklar.
Rüzgarın önünde dağdaki saman ufağı gibi,
Kasırganın önünde diken yumağı gibi savrulacaklar.
Akşam dehşet saçıyorlardı,
Sabah olmadan yok olup gittiler.
Bizi yağmalayanların, bizi soyanların sonu budur.

Moav Yıkıma Uğrayacak – Yeşaya 16

Seladan çöl yoluyla Siyon Kentinin kurulduğu dağa,
Ülkenin hükümdarına kuzular gönderin.
Moavlı kızlar yuvalarından atılmış,
Öteye beriye uçuşan kuşlar gibi
Arnon Irmağının geçitlerinde dolaşıyor.
“Bize öğüt ver, bir karar al,
Öğle sıcağında gece gibi gölge sal üstümüze.
Kovulanları sakla, kaçakları ele verme” diyorlar.
“Kovulanlarım seninle birlikte yaşasın.
Kırıp geçirenlere karşı
Biz Moavlılara sığınak ol.”
Baskı ve yıkım son bulduğunda,
Ülkeyi çiğneyenler yok olduğunda,
Sevgiye dayanan bir yönetim kurulacak,
Davut soyundan biri sadakatle krallık yapacak.
Yargılarken adaleti arayacak,
Doğru olanı yapmakta tez davranacak.
Moavın ne denli gururlanıp büyüklendiğini,
Kendini ne denli beğendiğini,
Kibirlenip küstahlaştığını duyduk.
Övünmesi boşunadır.
Bu yüzden Moavlılar Moav için feryat edecek,
Hepsi feryat edecek.
Kir-Heresetin üzüm pestillerini
Anımsayıp üzülecek, yas tutacaklar.
Çünkü Heşbonun tarlaları,
Sivmanın asmaları kurudu.
Ulusların beyleri onların seçkin dallarını kırdılar.
O dallar ki, Yazere erişir, çöle uzanırdı,
Filizleri yayılır, gölü aşardı.
Bu yüzden Yazer için,
Sivmanın asmaları için acı acı ağlıyorum.
Sizleri gözyaşlarımla sulayacağım,
Ey Heşbon ve Elale!
Çünkü savaş çığlıkları yaz meyvelerinizin,
Biçtiğiniz ekinin üzerine düştü.
Meyve bahçelerindeki sevinç ve neşe yok oldu.
Bağlarda ne şarkı söyleyen olacak,
Ne sevinç çığlığı atan.
Üzüm sıkma çukurlarında çalışan kalmayacak,
Sevinç çığlıklarını susturdum.
Yüreğim bir lir gibi inliyor Moav için,
Kir-Hereset için içim sızlıyor.
Moav halkı tapınma yerine çıkarak kendini yoruyor,
Dua etmek için tapınağa gidiyor, ama hepsi boşuna! RABbin Moav için geçmişte söylediği budur. RAB şimdi diyor ki, “Moavın övündükleri de kalabalık halkı da tam üç yıl sonra rezil olacak. Sağ kalan çok az sayıda kişiyse güçsüz olacak.”

Moav Yıkıma Uğrayacak – Yeşaya 15

Moavla ilgili bildiri:
Moavın Ar Kenti bir gecede viraneye döndü, yok oldu,
Moavın Kir Kenti bir gecede viraneye döndü, yok oldu.
Bu yüzden Divon halkı ağlamak için tapınağa,
Tapınma yerlerine çıktı.
Moav halkı, Nevo ve Medeva için feryat ediyor.
İnsanlar saçlarını sakallarını kesiyor.
Çul giyiyorlar sokaklarda,
Damlarda, meydanlarda herkes feryat ediyor,
Gözyaşları sel gibi.
Heşbon ve Elalenin haykırışları
Yahasa ulaşıyor.
Moav askerleri bu yüzden feryat ediyor,
Yürekleri korku içinde.
Yüreğim sızlıyor Moav için.
Kaçanlar Soara, Eglat-Şelişiyaya ulaştı,
Ağlaya ağlaya çıkıyorlar Luhit Yokuşundan,
Horonayim yolunda yıkımlarına ağıt yakıyorlar.
Nimrim suları kuruduğu için otlar sararıp soldu.
Taze ot kalmadı, yeşillik yok artık.
Bu yüzden halk kazanıp biriktirdiği ne varsa,
Kavak Vadisi üzerinden taşıyacak.
Haykırışları Moav topraklarında yankılanıyor,
Feryatları Eglayime, Beer-Elime dek ulaştı.
Çünkü Dimon suları kan dolu,
Ama başına daha beterini getireceğim.
Moavdan kaçıp kurtulanların,
Ülkede sağ kalanların üzerine aslan salacağım.

Tanrı Filistlileri Cezalandıracak – Yeşaya 14

Kral Ahazın öldüğü yıl gelen bildiri:
Ey Filistliler, sizi döven değnek kırıldı diye sevinmeyin.
Çünkü yılanın kökünden engerek türeyecek,
Onun ürünü uçan yılan olacak.
Yoksulların en yoksulu doyacak,
Düşkünler güvenlikte yatacak.
Ama sizin kökünüzü kıtlıkla kurutacağım,
Sağ kalanlarınız da ölecek.
Ulumaya başla ey kapı! Ey kent, feryat et!
Ey Filistliler, eridiniz baştan başa.
Kuzeyden toz duman yükseliyor,
Düşman askerleri sıra sıra geliyor.
O ulusun elçilerine ne yanıt verilecek?
“RAB Siyonun temelini attı,
Halkının düşkünleri oraya sığınacak” denecek.

Rab Asurluları Cezalandıracak – Yeşaya 14

“Babili baykuş yuvasına, bataklığa çevirecek,
Yıkım süpürgesiyle süpüreceğim”
Diyor Her Şeye Egemen RAB.
Her Şeye Egemen RAB ant içerek şöyle dedi:
“Düşündüğüm gibi olacak,
Tasarladığım gibi gerçekleşecek.
Asurluları kendi ülkemde ezecek,
Dağlarımda çiğneyeceğim.
Halkım Asurun boyunduruğundan,
Omuzlarındaki yükten kurtulacak.
İşte bütün dünya için belirlenen tasarı budur.
Bütün uluslara karşı elim kalkmış durumda.
Her Şeye Egemen RABbin tasarısını kim boşa çıkarabilir?
Kalkmış durumdaki elini kim indirebilir?”

Tanrı Babili Cezalandıracak – Yeşaya 14

Çünkü RAB Yakup soyuna acıyacak,
İsrail halkını yine seçip
Topraklarına yerleştirecek.
Yabancılar da Yakup soyuna katılıp onlara bağlanacak.
Uluslar İsrail halkını
İsrail topraklarına götürecekler.
İsrail halkı RABbin verdiği topraklarda onları
Erkek ve kadın köle olarak sahiplenecek.
Kendisini tutsak edenleri tutsak edecek,
Kendisini ezenlere egemen olacak.
RAB İsrail halkını acıdan, sıkıntıdan
Ve yaptığı ağır işlerden kurtardığı gün
Babil Kralını alaya alarak,
“Halkı ezenin nasıl da sonu geldi!” diyecekler,
“Zorbalığı nasıl da sona erdi!”
RAB kötülerin değneğini,
Egemenlerin asasını kırdı.
O asa ki, halklara gazapla vurdukça vurdu,
Ulusları öfkeyle, dinmeyen zulümle yönetti.
Bütün dünya esenlik ve barış içinde
Sevinçle haykırıyor.
Lübnanın çam ve sedir ağaçları bile
Kralın yok oluşuna seviniyor.
“Onun ölümünden beri kimse bizi kesmeye gelmiyor” diyorlar.
Toprağın altındaki ölüler diyarı
Babil Kralını karşılamak için sabırsızlanıyor.
Onun gelişi ölüleri,
Dünyanın eski önderlerini heyecanlandırıyor;
Ulusları yönetmiş kralları
Tahtlarından ayağa kaldırıyor.
Hepsi ona seslenip diyecekler ki,
“Sen de bizim gibi gücünü yitirdin,
Bize benzedin.”
Görkemin de çenklerinin sesi de
Ölüler diyarına indirildi.
Altında kurtlar kaynaşacak,
Üstünü kurtçuklar kaplayacak.
Ey parlak yıldız, seherin oğlu,
Göklerden nasıl da düştün!
Ey ulusları ezip geçen,
Nasıl da yere yıkıldın!
İçinden, “Göklere çıkacağım” dedin,
“Tahtımı Tanrının yıldızlarından daha yükseğe koyacağım;
İlahların toplandığı dağda,
Safonun doruğunda oturacağım.
Bulutların üstüne çıkacak,
Kendimi Yüceler Yücesiyle eşit kılacağım.”
Ancak ölüler diyarına,
Ölüm çukurunun dibine
İndirilmiş bulunuyorsun.
Seni görenler bakıp bakıp şöyle düşünecekler:
“Dünyayı sarsan, ülkeleri titreten,
Yeryüzünü çöle çeviren,
Kentleri yerle bir eden,
Tutsakları evlerine salıvermeyen adam bu mu?”
Ulusların bütün kralları tek tek,
Görkemli mezarlarda yatıyor.
Ama sen reddedilen bir dal gibi
Mezarından dışarı atıldın;
Bedenleri kılıçla delinip
Ölüm çukurunun dibine atılmış ölülerle örtülüsün;
Ayak altında çiğnenen leş gibisin.
Ülkeni harap edip halkını katlettiğin için
Başkaları gibi gömülmeyeceksin.
Kötülük yapan soy bir daha anılmayacak.
Atalarının suçundan ötürü
Babil Kralının oğullarını boğazlamak için yer hazırlayın.
Kalkıp dünyayı sahiplenmesinler,
Yeryüzünü kentlerle doldurmasınlar.
“Babil halkına karşı harekete geçeceğim”
Diyor Her Şeye Egemen RAB,
“Babilin adını, sağ kalanlarını,
Oğullarını, torunlarını dünyadan sileceğim.”
Böyle diyor RAB.

Tanrı Babili Cezalandıracak – Yeşaya 13

Amots oğlu Yeşayanın Babille ilgili bildirisi:
Çıplak dağın tepesine sancak dikin!
Savaşçıları yüksek sesle çağırıp
El sallayın ki
Soylulara ayrılan kapılardan içeri girsinler.
RAB seçtiklerine buyruk verdi,
Onun yüceliğiyle övünen yiğitleri
Öfkesinin gereğini yapmaya çağırdı.
Dağlardaki kalabalığın gürültüsünü dinleyin!
Büyük bir halkın sesini andırıyor.
Bir araya gelmiş ulusların
Ve krallıkların gümbürtüsünü dinleyin!
Her Şeye Egemen RAB bir orduyu savaşa hazırlıyor.
Öfkesinin araçlarıyla uzak bir ülkeden,
Dünyanın öbür ucundan
Bütün ülkeyi yerle bir etmek üzere geliyor.
Feryat edin! Çünkü RABbin günü yakındır.
Her Şeye Gücü Yetenin göndereceği yıkım gibi geliyor o gün.
Bu yüzden ellerde derman kalmayacak,
Her yürek eriyecek.
Herkesi dehşet saracak,
Hepsi acı ve ıstırap içinde boğulacak,
Doğuran kadın gibi kıvranacak,
Şaşkın şaşkın birbirlerine bakacaklar;
Yüzleri kızaracak.
İşte RABbin acımasız günü geliyor.
Ülkeyi viraneye çevirip
İçindeki günahkarları ortadan kaldıracağı
Gazap ve kızgın öfke dolu gün geliyor.
Gökteki yıldızlarla takımyıldızlar ışımayacak,
Doğan güneş kararacak, ay ışığını vermez olacak.
RAB diyor ki, “Kötülüğünden ötürü dünyayı,
Suçlarından ötürü kötüleri cezalandıracağım.
Kibirlilerin küstahlığını sona erdirecek,
Zalimlerin gururunu kıracağım.
İnsanı saf altından,
Ofir altınından daha ender kılacağım.
Ben, Her Şeye Egemen RAB,
Gazaba geldiğim, öfkemin alevlendiği gün
Gökleri titreteceğim, yer yerinden oynayacak.
“Herkes kovalanan ceylan gibi,
Çobansız koyunlar gibi halkına dönecek,
Ülkesine kaçacak.
Yakalananın bedeni delik deşik edilecek,
Ele geçen kılıçtan geçirilecek.
Yavruları gözleri önünde parçalanacak,
Evleri yağmalanacak,
Kadınlarının ırzına geçilecek.
“Gümüşe değer vermeyen,
Altını sevmeyen Medleri
Onlara karşı harekete geçireceğim.
Oklarıyla gençleri parçalayacak,
Bebeklere acımayacak,
Çocukları esirgemeyecekler.
Ben Tanrı, Sodom ve Gomorayı nasıl yerle bir ettimse,
Kildanilerin yüce gururu,
Krallıkların en güzeli olan Babili de yerle bir edeceğim.
Orada bir daha kimse yaşamayacak,
Kuşaklar boyu kimse oturmayacak,
Bedeviler çadır kurmayacak,
Çobanlar sürülerini dinlendirmeyecek.
Orası yabanıl hayvanlara barınak olacak,
Evler çakallarla dolacak,
Baykuşlar yuva yapacak, tekeler oynaşacak orada.
Kalelerinde sırtlanlar,
Görkemli saraylarında çakallar uluyacak.
Babilin sonu yaklaştı, günleri uzatılmayacak.”

Sürgünler Geri Dönecek – Yeşaya 12

İsrail halkı o gün,
“Ya RAB, sana şükrederiz” diyecek,
“Bize öfkelenmiştin ama öfken dindi,
Bizi avuttun.
Tanrı kurtuluşumuzdur.
Ona güvenecek, yılmayacağız.
Çünkü RAB gücümüz ve ezgimizdir.
O kurtardı bizi.”
Kurtuluş pınarlarından sevinçle su alacaksınız.
O gün diyeceksiniz ki,
“RABbe şükredin, Onu adıyla çağırın,
Halklara duyurun yaptıklarını,
Adının yüce olduğunu duyurun!
RABbe ezgiler söyleyin,
Çünkü görkemli işler yaptı.
Bütün dünya bilsin bunu.
Ey Siyon halkı, sesini yükselt, sevinçle haykır!
Çünkü aranızda bulunan İsrailin Kutsalı büyüktür.”

Sürgünler Geri Dönecek – Yeşaya 11

Kutsal dağımın hiçbir yerinde
Kimse zarar vermeyecek, yok etmeyecek.
Çünkü sular denizi nasıl dolduruyorsa,
Dünya da RABbin bilgisiyle dolacak.
O gün İşayın kökü ortaya çıkacak,
Halklara sancak olacak,
Uluslar ona yönelecek.
Kaldığı yer görkemli olacak.
O gün Rab, Asurdan,
Mısır, Patros, Kuş, Elam,
Şinar, Hama ve deniz kıyılarından
Halkının sağ kalanlarını kurtarmak için
İkinci kez elini uzatacak.
Uluslar için sancak kaldıracak,
Sürgün İsraillileri toplayacak,
Dağılmış Yahudalıları
Dünyanın dört bucağından bir araya getirecek.
Efrayim halkının kıskançlığı yok olacak,
Yahudalıları sıkıştıranlar ortadan kalkacak.
Efrayim Yahudayı kıskanmayacak,
Yahuda Efrayimi sıkıştırmayacak.
Batıdaki Filistlilere saldırıp
Hep birlikte doğudakilerin her şeyini yağmalayacaklar.
Edom ve Moav halklarının topraklarına el koyacak,
Ammonlulara boyun eğdirecekler.
RAB Mısırın Süveyş Körfezini tümüyle kurutacak.
Elinin bir sallayışıyla estireceği kavurucu rüzgarla
Fıratı süpürüp yedi dereye bölecek.
Öyle ki, insanlar ırmak yatağından çarıkla geçebilsin.
RABbin Asurda sağ kalan halkı için
Bir çıkış yolu olacak;
Tıpkı Mısırdan çıktıkları gün
İsraillilerin de bir çıkış yolu olduğu gibi.

Esenlik Umudu – Yeşaya 11

İşayın kütüğünden yeni bir filiz çıkacak,
Kökünden bir fidan meyve verecek.
RABbin Ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu,
Öğüt ve güç ruhu, bilgi ve RAB korkusu ruhu
Onun üzerinde olacak.
RAB korkusu hoşuna gidecek.
Gözüyle gördüğüne göre yargılamayacak,
Kulağıyla işittiğine göre karar vermeyecek.
Yoksulları adaletle yargılayacak,
Yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek.
Dünyayı ağzının değneğiyle cezalandıracak,
Kötüleri soluğuyla öldürecek.
Davranışının temeli adalet ve sadakat olacak.
Onun döneminde kurtla kuzu bir arada yaşayacak,
Parsla oğlak birlikte yatacak,
Buzağı, genç aslan ve besili sığır yanyana duracak,
Onları küçük bir çocuk güdecek.
İnekle ayı birlikte otlayacak,
Yavruları bir arada yatacak.
Aslan sığır gibi saman yiyecek.
Emzikteki bebek kobra deliği üzerinde oynayacak,
Sütten kesilmiş çocuk elini engerek kovuğuna sokacak.

İşgalcilerin Saldırısı – Yeşaya 10

O gün Asurun yükü sırtınızdan,
Boyunduruğu boynunuzdan kalkacak;
Semirdiğiniz için boyunduruk kırılacak.”
Ayat Kentine saldırdılar,
Migrondan geçip ağırlıklarını Mikmasta bıraktılar.
Geçidi aşarak Gevada konakladılar.
Rama Kenti korkudan titredi,
Saulun kenti Givada yaşayan halk kaçıştı.
Ey Gallim halkı, sesini yükselt!
Ey Layşa halkı, dinle!
Zavallı Anatot halkı!
Madmena halkı kaçıyor,
Hagevimde yaşayanlar sığınacak yer arıyor.
Düşman bugün Novda duracak;
Siyon Kentinin kurulduğu dağa,
Yeruşalim Tepesine yumruk sallayacak.
Rab, Her Şeye Egemen RAB düşmanı
Dal gibi kesip korkunç güçle yere çalacak.
Uzun boyluları devirecek,
Gururluları alçaltacak.
Ormandaki çalılıkları baltayla keser gibi
Kesip devirecek onları.
Lübnan, Güçlü Olanın önünde diz çökecek.

Rab Asuru Cezalandıracak – Yeşaya 10

Rab, Her Şeye Egemen RAB,
Kararlaştırılan yıkımı bütün yeryüzünde gerçekleştirecek.
Bu nedenle Rab,
Her Şeye Egemen RAB şöyle diyor:
“Ey sen, Siyonda yaşayan halkım,
Asurlular, Mısırlıların yaptığı gibi
Sana değnekle vurduklarında,
Sopalarını sana karşı kaldırdıklarında korkma.
Çünkü çok yakında gazabım sona erecek,
Öfkem Asurluların yıkımını sağlayacak.
Ben, Her Şeye Egemen RAB,
Midyanlıları Orev Kayasında alt ettiğim gibi,
Onları da kırbaçla alt edeceğim.
Değneğimi Mısıra karşı nasıl denizin üzerine uzattımsa,
Şimdi yine öyle yapacağım.

İsrailin Sağ Kalanları – Yeşaya 10

Ormanda artakalan ağaçlar
Bir çocuğun bile sayabileceği kadar az olacak.
O gün İsrailin sağ kalanları,
Yakupun kaçıp kurtulan torunları,
Kendilerini yok etmek isteyene değil,
Artık içtenlikle RABbe, İsrailin Kutsalına dayanacaklar.
Geriye kalanlar,
Yakup soyundan sağ kalanlar,
Güçlü Tanrıya dönecekler.
Ey İsrail, halkın denizin kumu kadar çok olsa da,
Ancak pek azı dönecek.
Tümüyle adil bir yıkım kararlaştırıldı.

Tanrının Asura İlişkin Yargısı – Yeşaya 10

Tutsaklar arasında bir köşeye sinmek
Ya da savaşta ölmekten başka çareniz kalmayacak.
Bütün bunlara karşın RABbin öfkesi dinmedi,
Eli hala kalkmış durumda.
“Vay haline Asur, öfkemin değneği!
Elindeki sopa benim gazabımdır.
Asuru tanrısız ulusa karşı salacağım;
Soyup yağma etmesi,
Sokaktaki çamur gibi onları çiğnemesi,
Öfkelendiğim halkın üzerine yürümesi için
Buyruk vereceğim.”
Ama Asur Kralı bundan da kötüsünü düşünüyor.
Birçok ulusun kökünü kazıyıp yok etmeyi tasarlıyor.
“Komutanlarımın hepsi birer kral değil mi?” diyor,
“Kalnoyu, Karkamış gibi ele geçirmedim mi?
Hamanın sonu Arpatınki,
Samiriyenin sonu Şamınki gibi olmadı mı?
Putları Yeruşalim ve Samiriyeninkinden daha çok olan putperest ülkeleri nasıl ele geçirdimse,
Samiriyeye ve putlarına ne yaptımsa,
Yeruşalime ve putlarına da yapamaz mıyım?”
Rab Siyon Dağına ve Yeruşalime karşı tasarladıklarını yapıp bitirdikten sonra şöyle diyecek:
“Asur Kralını kibirli yüreği,
Övüngen bakışları yüzünden cezalandıracağım.
Çünkü, Her şeyi bileğimin gücüyle,
Bilgeliğimle yaptım diyor,
Akıllıyım, ulusları ayıran sınırları yok ettim,
Hazinelerini yağmaladım,
Güçlü kralları tahtlarından indirdim.
Elimi yuvaya sokup kuş yumurtalarını toplar gibi
Ulusların varını yoğunu topladım.
Terk edilmiş yumurtaları nasıl toplarlarsa,
Ben de bütün ülkeleri öyle topladım.
Kanat çırpan, ağzını açan,
Sesini çıkaran olmadı. ”
Balta kendisini kullanana karşı övünür mü?
Testere kendisini kullanana karşı büyüklenir mi?
Sanki değnek kendisini kaldıranı sallayabilir,
Sopa sahibini kaldırabilirmiş gibi…
Rab, Her Şeye Egemen RAB,
Asurun güçlü adamlarını
Yıpratıcı hastalıkla cezalandıracak.
Orduları alev alev yanacak.
İsrailin Işığı ateş,
İsrailin Kutsalı alev olacak;
Asurun dikenli çalılarını
Bir gün içinde yakıp bitirecek.
Görkemli ormanıyla verimli tarlaları,
Ölümcül bir hastalığa yakalanmış insan gibi
Tümüyle harap olacak.

Rabbin İsraile Öfkesi – Yeşaya 9

Davutun tahtı ve ülkesi üzerinde egemenlik sürecek.
Egemenliğinin ve esenliğinin büyümesi son bulmayacak.
Egemenliğini adaletle, doğrulukla kuracak
Ve sonsuza dek sürdürecek.
Her Şeye Egemen RABbin gayreti bunu sağlayacak.
Rab İsrail için,
Yakup soyu için yargısını bildirdi.
Bu yargı yerine gelecek.
Bütün halk, Efrayim ve Samiriyede yaşayanlar,
Rabbin bu yargısını duyacak.
Gururlu ve küstah olan bu halk diyor ki,
“Kerpiç evler yıkıldı,
Ama yerlerine yontma taştan evler yapacağız.
Yabanıl incir ağaçları kesildi,
Ama yerlerine sedir ağaçları dikeceğiz.”
Bundan dolayı RAB, Resinin hasımlarını
Halka karşı güçlendirecek;
Düşmanlarını, doğudan Aramlıları,
Batıdan Filistlileri ayaklandıracak.
Bunlar ağızlarını ardına kadar açıp İsraili yutacaklar.
Bütün bunlara karşın RABbin öfkesi dinmedi,
Eli hala kalkmış durumda.
Halk kendisini cezalandıran RABbe dönmeyecek,
Her Şeye Egemen RABbi aramayacak.
Bunun için RAB İsrailden başı da kuyruğu da
Hurma dalını da sazı da
Bir günde kesip atacak.
Baş ileri gelen saygın kişi,
Kuyruksa öğretisi sahte olan peygamberdir.
Çünkü bu halkı saptıranlar ona yol gösterenlerdir.
Onları izleyenler de yem oluyor.
Bu yüzden Rab onların gençleri için sevinç duymayacak,
Öksüzlerine, dul kadınlarına acımayacak.
Çünkü hepsi tanrısızdır, kötülük yaparlar.
Her ağız saçmalıyor.
Bütün bunlara karşın RABbin öfkesi dinmedi,
Eli hala kalkmış durumda.
Kötülük dikenli çalıları yiyip bitiren ateş gibidir.
Ormandaki çalılığı tutuşturur,
Duman sütunları yükseltir.
Her Şeye Egemen RABbin öfkesi
Ülkeyi ateş gibi sardı.
Halk ateşe yem olacak,
Kardeş kardeşini esirgemeyecek.
İnsanlar şurada burada bulduklarını yiyecekler,
Ama aç kalacak, doymayacaklar.
Herkes çocuğunun etini yiyecek:
Manaşşe Efrayimi,
Efrayim Manaşşeyi yiyecek,
Sonra birlikte Yahudanın üzerine yürüyecekler.
Bütün bunlara karşın RABbin öfkesi dinmedi,
Eli hala kalkmış durumda.
Yoksullardan adaleti esirgemek,
Halkımın düşkünlerinin hakkını elinden almak,
Dulları avlamak,
Öksüzlerin malını yağmalamak için
Haksız kararlar alanların,
Adil olmayan yasalar çıkaranların vay haline!
Yargı günü
Uzaklardan başınıza felaket geldiğinde ne yapacaksınız?
Yardım için kime koşacaksınız,
Servetinizi nereye saklayacaksınız?

Esenlik Önderi – Yeşaya 9

Bununla birlikte sıkıntı çekmiş olan ülke karanlıkta kalmayacak. Geçmişte Zevulun ve Naftali bölgelerini alçaltan Tanrı, gelecekte Şeria Irmağının ötesinde, Deniz Yolunda, ulusların yaşadığı Celileyi onurlandıracak.
Karanlıkta yürüyen halk
Büyük bir ışık görecek;
Ölümün gölgelediği diyarda
Yaşayanların üzerine ışık parlayacak.
Ya RAB, ulusu çoğaltacak, sevincini artıracaksın.
Ekin biçenlerin neşelendiği,
Ganimet paylaşanların coştuğu gibi,
Onlar da sevinecek senin önünde.
Çünkü onlara yük olan boyunduruğu,
Omuzlarını döven değneği,
Onlara eziyet edenlerin sopasını paramparça edeceksin;
Tıpkı Midyanlıları yenilgiye uğrattığın günkü gibi.
Savaşta giyilen çizmeleri
Ve kana bulanmış giysileri
Yakılacak, ateşe yem olacak.
Çünkü bize bir çocuk doğacak,
Bize bir oğul verilecek.
Yönetim onun omuzlarında olacak.
Onun adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı,
Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak.

Rabbin Uyarısı – Yeşaya 8

RAB beni halkın tuttuğu yoldan gitmeme konusunda şiddetle uyararak şöyle dedi:
“Onların entrika dediği her şeye
Siz entrika demeyin;
Onların korktuğundan korkmayın, yılmayın.
“Her Şeye Egemen RABbi kutsal sayın.
Korkunuz, yılgınız Ondan olsun.
Tapınak O olacak.
İsrailin iki krallığı içinse
Sürçme taşı ve tökezleme kayası,
Yeruşalimde yaşayanlar için
Kapan ve tuzak olacak.
Birçokları sendeleyip düşecek, parçalanacak,
Tuzağa düşüp ele geçecek.”
Ya RAB, öğrencilerim arasında bildirimi koru,
Öğretimi mühürle! Kendini Yakupun soyundan gizleyen RABbi özlemle bekliyorum, umudum Onda. Ben ve RABbin bana verdiği çocuklar, Siyon Dağında oturan Her Şeye Egemen RABbin İsraildeki belirtileri ve işaretleriyiz.
Birileri size, “Fısıldaşıp mırıldanan medyumlarla ruh çağıranlara danışın” dediğinde, “Halk kendi Tanrısına danışmaz mı; yaşayanlar için ölülere mi danışılır?” deyin. Tanrının öğretisine ve bildirisine dönmek gerek! Böyle düşünmezlerse, onlar için hiç şafak sökmeyecek. Aç ve çaresiz, ülkede dolanıp duracaklar. Aç kalınca öfkelenip krallarına, Tanrılarına lanet edecekler. Yukarıya da dünyaya da baksalar sıkıntıdan, karanlıktan, korkunç karanlıktan başka bir şey görmeyecekler. Kovulacakları yer koyu karanlıktır.

Asur Kralının Saldırısı – Yeşaya 8

RAB bana şöyle dedi: “Büyük bir levha alıp okunaklı harflerle üzerine, Maher-Şalal-Haş-Baz yaz. Kahin Uriya ile Yeverekya oğlu Zekeriyayı kendime güvenilir tanık seçiyorum.”
Peygamber olan karım bundan bir süre sonra gebe kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. RAB bana, “Adını Maher-Şalal-Haş-Baz koy” dedi, “Çocuk daha Anne, baba demesini öğrenmeden, Şamın serveti ve Samiriyenin ganimeti Asur Kralına götürülecek.”
RAB bana yine seslenip dedi ki, “Bu halk usul usul akan Şiloah sularını reddettiği, Resinle Remalyanın oğluyla mutlu olduğu için, ben Rab, Fıratın kabaran güçlü sularını –bütün dehşetiyle Asur Kralını– üzerlerine salacağım. Yatağından taşan ırmak, kıyılarını su altında bırakacak. Yahudayı kaplayan sular her şeyi silip süpürerek adam boyu yükselecek, ülkeni boydan boya dolduracak, ey İmmanuel!”
Ey halklar, yıkıma, bozguna uğrayacaksınız. Yeryüzünün en uç köşeleri, kulak verin. Savaşmaya, bozguna uğramaya hazırlanın. Evet, savaşa ve bozguna hazır olun. İstediğinizi tasarlayın, hepsi boşa gidecek. İstediğiniz kadar konuşun, hiçbiri gerçekleşmeyecek. Çünkü Tanrı bizimledir.

Kral Ahaza Bir İşaret: İmmanuel – Yeşaya 7

Uzziya oğlu Yotam oğlu Ahaz Yahuda Kralıyken, Aram Kralı Resinle Remalya oğlu İsrail Kralı Pekah Yeruşalime saldırdılar, ama ele geçiremediler.
Davutun torunları Aramın Efrayimlilerle güçbirliği ettiğini duydular. Ahazla halkının yürekleri rüzgarda sallanan orman ağaçları gibi titremeye başladı.
Bu arada RAB Yeşayaya şöyle seslendi: “Ahazı karşılamak için oğlun Şear-Yaşuvla birlikte Yukarı Havuzun su yolunun sonuna, Çırpıcı Tarlasına giden yola çık. Ona de ki, Dikkatli ve sakin ol, korkma! Şu tüten iki yanık odun parçasının –Aram Kralı Resinle Remalyanın oğlunun– öfkesinden korkma. Aram, Efrayim ve Remalyanın oğlu sizin için kötü şeyler tasarlıyor. Diyorlar ki, Haydi, Yahudaya saldıralım, halkı korkutup ülkeyi ele geçirelim, Tavealın oğlunu kral ilan edelim.
“ Buna karşılık Egemen RAB diyor ki, bu tasarı asla gerçekleşmeyecek. Çünkü Şam sadece Aramın başkenti, Resin de sadece Şamın başıdır. Efrayime gelince, altmış beş yıl içinde paramparça edilip halk olmaktan çıkacak. Samiriye sadece Efrayimin başkenti, Remalyanın oğlu da sadece Samiriyenin başıdır. Bana güvenmezseniz, güvenlikte olamazsınız. ”
RAB Ahaza yine seslendi: “Tanrın RABden bir işaret iste; ölüler diyarı kadar derin, gökler kadar yüksek olsun.”
Ama Ahaz, “Hayır, istemem, RABbi sınamam” dedi.
Bunun üzerine Yeşaya, “Dinleyin, ey Davutun torunları!” dedi, “İnsanların sabrını taşırmanız yetmezmiş gibi şimdi de Tanrımın sabrını mı taşırıyorsunuz? Bundan ötürü Rabbin kendisi size bir belirti verecek: İşte, kız gebe kalıp bir oğul doğuracak; adını İmmanuel koyacak. Çocuk kötüyü reddedip iyiyi seçecek yaşa gelince tereyağı ve bal yiyecek. Ama çocuk kötüyü reddedip iyiyi seçecek yaşa gelmeden, seni dehşete düşüren o iki kralın toprakları ıssız kalacak.
“RAB seni, halkını ve babanın soyunu Efrayimin Yahudadan ayrıldığı günden bu yana görülmemiş bir felakete uğratacak; üzerinize Asur Kralını saldırtacak.
“O gün RAB Mısır ırmaklarının ta uçlarından sinekleri, Asur topraklarından arıları ıslıkla çağıracak. Akın akın gelip derin vadilerde, kaya kovuklarında, dikenli çalılıklarda, otlaklarda konaklayacaklar.
“O gün Rab Fıratın ötesinden kiraladığı usturayla –Asur Kralıyla– sakalınızı, saçlarınızı, beden kıllarınızı tıraş edecek. O günlerde bir inekle bir çift koyun besleyen aldığı bol süt sayesinde tereyağı yiyecek. Ülkede kalan herkes bal ve tereyağıyla beslenecek.
“O gün bin gümüş değerinde bin asmaya sahip olan her bağ dikenli çalılarla dolacak. İnsanlar oralara okla, yayla gidecek. Çünkü ülkenin her yanı dikenli çalılarla kaplanacak. Bir zamanlar çapalanıp ekin ekilen tepeler korkudan kimsenin giremeyeceği dikenliklere dönecek, sığırın gezindiği, davarın çiğnediği yerler olacak.”

Rab Yeşayayı Çağırıyor – Yeşaya 6

Kral Uzziyanın öldüğü yıl yüce ve görkemli Rabbi gördüm; tahtta oturuyordu, giysisinin etekleri tapınağı dolduruyordu. Üzerinde Seraflar duruyordu; her birinin altı kanadı vardı; ikisiyle yüzlerini, ikisiyle ayaklarını örtüyor, öbür ikisiyle de uçuyorlardı. Birbirlerine şöyle sesleniyorlardı:
“Her Şeye Egemen RAB
Kutsal, kutsal, kutsaldır.
Yüceliği bütün dünyayı dolduruyor.”
Serafların sesinden kapı söveleriyle eşikler sarsıldı, tapınak dumanla doldu.
“Vay başıma! Mahvoldum” dedim, “Çünkü dudakları kirli bir adamım, dudakları kirli bir halkın arasında yaşıyorum. Buna karşın Kralı, Her Şeye Egemen RABbi gözlerimle gördüm.”
Seraflardan biri bana doğru uçtu, elinde sunaktan maşayla aldığı bir kor vardı; onunla ağzıma dokunarak, “İşte bu kor dudaklarına değdi, suçun silindi, günahın bağışlandı” dedi.
Sonra Rabbin sesini işittim: “Kimi göndereyim? Bizim için kim gidecek?” diyordu.
“Ben! Beni gönder” dedim.
“Git, bu halka şunu duyur” dedi,
“ Duyacak duyacak, ama anlamayacaksınız,
Bakacak bakacak, ama görmeyeceksiniz!
Bu halkın yüreğini duygusuzlaştır,
Kulaklarını ağırlaştır,
Gözlerini kapat.
Öyle ki, gözleri görmesin,
Kulakları duymasın, yürekleri anlamasın
Ve bana dönüp şifa bulmasınlar. ”
“Ne vakte kadar, ya Rab?” diye sordum.
Rab yanıtladı:
“Kentler viraneye dönüp kimsesiz kalıncaya,
Evler ıpıssız oluncaya,
Toprak büsbütün kıraçlaşıncaya kadar.
İnsanları çok uzaklara süreceğim,
Ülke bomboş kalacak,
Halkın onda biri kalsa da ülke mahvolacak.
Ama devrildiği zaman kütüğü kalan
Yabanıl fıstık ve meşe ağacı gibi,
Kutsal soy kütüğünden çıkacak.”

İsrail Halkının Kötülükleri – Yeşaya 5

Her Şeye Egemen RABbin bağı İsrail halkı,
Hoşlandığı fidan da Yahuda halkıdır.
RAB adalet bekledi,
Zorbalık gördü;
Doğruluk bekledi,
Feryatlar duydu.
Evlerine ev, tarlalarına tarla katanların vay haline!
Oturacak yer kalmadı,
Ülkede bir tek siz oturuyorsunuz.
Her Şeye Egemen RABbin şöyle ant içtiğini duydum:
“Büyük ve gösterişli çok sayıda ev ıssız kalacak,
İçinde oturan olmayacak.
Çünkü on dönümlük bağ ancak bir bat şarap,
Bir homer tohum ancak bir efa tahıl üretecek.” Sabah erkenden kalkıp içki peşinden koşanların, gece geç vakte kadar şarap içip kızışanların vay haline! Onların şölenlerinde lir, çenk, tef ve kaval çalınır, şarap içilir. Ama RABbin yaptıklarına dikkat etmez, ellerinin yapıtına aldırmazlar. Halkım bilgisizliği yüzünden sürgün edilecek; saygın kişileri kıtlıktan ölecek, kalabalıklar susuzluktan kırılacak. Bu yüzden doymak bilmeyen ölüler diyarı ağzını ardına kadar açtı; Yeruşalimin soyluları, sıradan insanları ve gürültülü bir şekilde eğlenenleri oraya inecek.
Hepsi alçaltılacak; dize getirilecek, küstah bakışları alçaltılacak. Ama Her Şeye Egemen RAB adaletinden ötürü yüceltilecek. Kutsal Tanrı doğruluğuyla kutsal olduğunu gösterecek. Kuzular kendi otlaklarındaymış gibi otlayacak, zenginlerin ıssız kalan konutlarını yabancılar ele geçirecek.
Suçu yalanla örülmüş iplerle, günahı araba urganıyla çekenlerin vay haline! Diyorlar ki, “Tanrı elini çabuk tutup işini hızlandırsın da görelim. İsrailin Kutsalı tasarladığını yapsın da görelim.”
Kötüye iyi, iyiye kötü diyenlerin, karanlığı ışık, ışığı karanlık yerine koyanların, acıya tatlı, tatlıya acı diyenlerin vay haline!
Kendilerini bilge görenlerin, akıllı sananların vay haline!
Şarap içmekte sınır tanımayanların, içkileri karıştırıp içmekten çekinmeyenlerin, rüşvet uğruna kötüyü haklı çıkaranların, haklıların hakkını elinden alanların vay haline! Alev alev yanan ateş, samanı nasıl yiyip bitirirse, kuru ot alevin içinde nasıl birden tutuşup yok olursa, onlar da kökten çürüyüp gidecek, çiçekleri toz gibi havaya savrulacak. Çünkü Her Şeye Egemen RABbin yasasını reddettiler, İsrailin Kutsalının sözlerini küçümsediler. Bu yüzden RABbin halkına karşı öfkesi alevlendi, elini kaldırıp onları vurdu. Dağlar titriyor, cesetler çöp gibi sokaklara serildi. Bütün bunlara karşın RABbin öfkesi dinmedi, eli hala kalkmış durumda.
RAB uzaktaki ulusları bir sancak işaretiyle, dünyanın en uzağındakileri ıslık sesiyle çağıracak; hızla, hemen gelecekler. Aralarında yorulan, sendeleyen olmayacak; uyuklamayacak, uyumayacaklar. Gevşek kemer, kopuk çarık bağı olmayacak. Okları sivri, yayları kuruludur. Atlarının toynakları çakmaktaşı, arabalarının tekerlekleri kasırga gibidir. Askerleri dişi aslan gibi, genç aslanlar gibi kükrüyor, homurdanarak avlarını kapıp götürüyorlar. Kimse avlarını pençelerinden kurtaramıyor.
O gün İsraile karşı denizin gürleyişi gibi gürleyecekler. Karaya bakan biri karanlık ve sıkıntı görecek. Işık karanlık bulutlarla kaplanacak.

Bağ Ezgisi – Yeşaya 5

Sevgilimin bağı için yaktığı ezgiyi sevgilim için okuyayım:
Toprağı verimli bir tepede
Sevgilimin bir bağı vardı.
Toprağı belleyip taşları ayıkladı,
Seçme asmalar dikip orta yere bir gözcü kulesi yaptı.
Üzüm sıkmak için bir çukur kazdı
Ve bağının üzüm vermesini bekledi.
Ama bağ yabanıl üzüm verdi. Sevgilim diyor ki, “Ey Yeruşalimde yaşayanlar ve Yahuda halkı, lütfen benimle bağım arasında hakem olun! Bağım için yapmadığım ne kaldı? Ben üzüm vermesini beklerken niçin yabanıl üzüm verdi? Şimdi bağıma ne yapacağımı size söyleyeyim: Çitini söküp atacağım, varsın yiyip bitirsinler; duvarını yıkacağım, varsın çiğnesinler. Viraneye çevireceğim onu; budanmayacak, çapalanmayacak; dikenli çalılar bitecek her yanında. Üzerine yağmur yağdırmasınlar diye bulutlara buyruk vereceğim.”

Yeruşalimin Geleceği – Yeşaya 4

O gün RABbin dalı, İsrail halkından sağ kalanların güzelliği ve görkemi olacak; ülkenin meyvesi de onların kıvancı ve övüncü olacak. Siyonda, yani Yeruşalimde sağ kalanlara, “Yeruşalimde yaşıyor” diye kaydedilenlere, “Kutsal” denilecek. Rab Siyon kızlarını pisliklerinden arındıracak. Yeruşalimde dökülen kanı adil ve ateşten bir ruhla temizleyecek. Sonra RAB Siyon Dağının her yanını, orada toplananların üzerini gündüz bulutla, gece dumanla ve parlak alevle örtecek. Yüceliği onların üzerinde bir örtü olacak. Bu, bir çardak, gündüzün sıcağına karşı gölge, yağmura, fırtınaya karşı sığınak ve korunak olacak.

Yeruşalim Kadınlarına Uyarı – Yeşaya 3

RAB şöyle diyor: “Siyon kızları kibirlidir, burunları bir karış havada, göz kırparak geziyor, ayaklarındaki halhalları şıngırdatarak kırıtıyorlar. Bu yüzden onların başlarında yaralar çıkaracağım, mahrem yerlerini açacağım.”
O gün Rab güzel halhalları, alın çatkılarını, hilalleri, küpeleri, bilezikleri, peçeleri, başlıkları, ayak zincirlerini, kuşakları, koku şişelerini, muskaları, yüzükleri, burun halkalarını, bayramlık giysileri, pelerinleri, şalları, keseleri, el aynalarını, keten giysileri, baş sargılarını, tülbentleri ortadan kaldıracak.
O zaman güzel kokunun yerini pis koku,
Kuşağın yerini ip,
Lüleli saçın yerini kel kafa,
Süslü giysinin yerini çul,
Güzelliğin yerini dağlama izi alacak.
Erkekleri kılıçtan geçirilecek,
Yiğitleri savaşta yok olacak.
Siyonun kapıları ah çekip yas tutacak;
Kent, yerde oturan,
Terk edilmiş bir kadın gibi olacak.
O gün yedi kadın bir erkeği tutup, “Kendi yemeğimizi de giysimizi de sağlarız; yeter ki senin adını alalım. Utancımızı gider!” diyecekler.

Yeruşalimde Karışıklık – Yeşaya 3

Bakın, Rab, Her Şeye Egemen RAB,
Her türlü yardım ve desteği,
Yani ekmek ve suyu,
Yiğitlerle savaşçıları,
Yöneticilerle peygamberleri,
Falcılarla ileri gelenleri,
Takım komutanlarıyla soyluları, danışmanları,
Hünerli büyücülerle bilge muskacıları
Yeruşalimden ve Yahudadan çekip alacak.
Çocukları onlara yönetici atayacak,
Küçük çocuklar onlara egemen olacak.
İnsan insana, komşu komşuya haksızlık edecek.
Genç yaşlıya,
Sıradan adam onurlu kişiye
Hayasızca davranacak.
Ailede bir kardeş öbürüne sarılıp,
“Hiç olmazsa senin bir üstlüğün var,
Önderimiz ol! Bu yıkıntıları sen yönet” diyecek.
O zaman adam şöyle yanıtlayacak:
“Ben yaranızı saramam.
Evimde ne yiyecek ne giyecek var.
Beni halkın önderi yapmayın.”
Yeruşalim sendeledi, Yahuda düştü.
Çünkü söyledikleri de yaptıkları da RABbe karşı;
Onun yüce varlığını aşağılıyor.
Yüzlerindeki ifade onlara karşı tanıklık ediyor.
Sodom gibi günahlarını açıkça söylüyor, gizlemiyorlar.
Vay onların haline!
Çünkü bu felaketi başlarına kendileri getirdiler.
Doğru kişiye iyilik göreceğini söyleyin.
Çünkü iyiliklerinin meyvesini yiyecek.
Vay kötülerin haline!
Kötülük görecek, yaptıklarının karşılığını alacaklar.
Çocuklar halkımı eziyor,
Kadınlar onu yönetiyor.
Ey halkım, sana yol gösterenler
Seni saptırıyor, yolunu şaşırtıyorlar.
RAB davasını görmek için yerini aldı,
Halkları yargılamak için ayağa kalkıyor.
RAB halkının ileri gelenleri ve önderleriyle davasını görecek.
Rab, Her Şeye Egemen RAB onlara diyor ki,
“Bağları yiyip bitiren sizsiniz,
Evleriniz yoksullardan zorla aldığınız malla dolu.
Ne hakla halkımı eziyor,
Yoksulu sömürüyorsunuz?”

Rabbin Günü – Yeşaya 2

Ey Yakup soyu, gelin RABbin ışığında yürüyelim.
Ya RAB, halkını, Yakup soyunu terk ettin,
Çünkü yürekleri doğu kökenli inançlarla dolu.
Filistliler gibi falcılıkla uğraşıyor,
Yabancılarla el sıkışıyorlar.
Ülkeleri altınla, gümüşle dolu,
Hazinelerinin sonu yok,
Sayısız atları, savaş arabaları var.
Ülkeleri putlarla dolu;
Elleriyle yaptıkları,
Parmaklarıyla biçim verdikleri
Putların önünde eğiliyorlar.
Bu yüzden herkes alçaltılıp dize getirilecek.
Onları bağışlama, ya RAB!
RABbin dehşetinden,
Yüce görkeminden kaçmak için kayalıklara gidin,
Yerin altına saklanın.
İnsanın küstah bakışları alçaltılacak,
Gururu kırılacak.
O gün yalnız RAB yüceltilecek.
Çünkü Her Şeye Egemen RAB o gün
Kibirlileri, gururluları, kendini beğenmişleri alçaltacak;
Lübnanın bütün ulu, yüksek sedir ağaçlarını,
Başanın bütün meşelerini yok edecek;
Bütün ulu dağları, yüksek tepeleri,
Bütün yüksek kuleleri, güçlü surları
Yerle bir edecek;
Ticaret gemilerinin, güzel teknelerinin hepsini yok edecek.
İnsanların gururu, kibiri kırılacak,
O gün yalnız RAB yüceltilecek,
Putlar tümüyle ortadan kalkacak.
RAB kalkıp yeryüzünü sarsmaya başlayınca,
İnsanlar Onun dehşetinden
Ve yüce görkeminden kaçmak için
Kayalık mağaralara, yeraltı kovuklarına saklanacaklar.
O gün insanlar
Yeryüzünü sarsmak üzere harekete geçen RABbin dehşetinden
Ve yüce görkeminden kaçmak için
Tapmak amacıyla yaptıkları altın, gümüş putları
Köstebeklere, yarasalara atıp
Kaya kovuklarına, uçurumlardaki yarıklara saklanacaklar.
Ölümlü insana güvenmekten vazgeçin.
Onun ne değeri var ki?

Rabbin Dağı – Yeşaya 2

Amots oğlu Yeşayanın Yahuda ve Yeruşalimle ilgili görümü:
RABbin Tapınağının kurulduğu dağ,
Son günlerde dağların en yücesi,
Tepelerin en yükseği olacak.
Oraya akın edecek ulusların hepsi.
Birçok halk gelecek,
“Haydi, RABbin Dağına,
Yakupun Tanrısının Tapınağına çıkalım” diyecekler,
“O bize kendi yolunu öğretsin,
Biz de Onun yolundan gidelim.”
Çünkü yasa Siyondan,
RABbin sözü Yeruşalimden çıkacak.
RAB uluslar arasında yargıçlık edecek,
Birçok halkın arasındaki anlaşmazlıkları çözecek.
İnsanlar kılıçlarını çekiçle dövüp saban demiri,
Mızraklarını bağcı bıçağı yapacaklar.
Ulus ulusa kılıç kaldırmayacak,
Savaş eğitimi yapmayacaklar artık.

Günahlı Kent – Yeşaya 1

Ama direnip başkaldırırsanız,
Kılıç sizi yiyip bitirecek.”
Bunu söyleyen RABdir.
Sadık kent nasıl da fahişe oldu!
Adaletle doluydu, doğruluğun barınağıydı,
Şimdiyse katillerle doldu.
Gümüşü cüruf oldu,
Şarabına su katıldı.
Yöneticileri asilerle hırsızların işbirlikçisi;
Hepsi rüşveti seviyor,
Armağan peşine düşmüş.
Öksüzün hakkını vermiyor,
Dul kadının davasını görmüyorlar.
Bu yüzden Rab, Her Şeye Egemen RAB,
İsrailin Güçlüsü şöyle diyor:
“Hasımlarımı cezalandırıp rahata kavuşacağım,
Düşmanlarımdan öç alacağım.
Sana karşı duracak,
Kül suyuyla arıtır gibi seni cüruftan arıtıp temizleyeceğim.
Eskiden, başlangıçta olduğu gibi,
Sana yöneticiler, danışmanlar yetiştireceğim.
Ondan sonra Doğruluk Kenti,
Sadık Kent diye adlandırılacaksın.”
Siyon adalet sayesinde,
Tövbe edenleri de doğruluk sayesinde kurtulacak.
Ama başkaldıranlarla günahlılar
Birlikte yıkıma uğrayacaklar.
RABbi terk edenler yok olacak.
“Sevip altında tapındığınız yabanıl fıstık ağaçlarından utanacaksınız,
Putperest törenleriniz için seçtiğiniz bahçelerden ötürü yüzünüz kızaracak.
Yaprakları solmuş yabanıl fıstık ağacına,
Susuz bahçeye döneceksiniz.
Güçlü adamlarınız kıtık gibi,
Yaptıkları işler kıvılcım gibi olacak;
İkisi birlikte yanacak ve söndüren olmayacak.”

Rab Halkını Uyarıyor – Yeşaya 1

Yahuda kralları Uzziya, Yotam, Ahaz ve Hizkiya zamanında Amots oğlu Yeşayanın Yahuda ve Yeruşalimle ilgili görümü:
Ey gökler dinleyin, ey yeryüzü kulak ver!
Çünkü RAB konuşuyor:
“Çocuklar yetiştirip büyüttüm,
Ama bana başkaldırdılar.
Öküz sahibini, eşek efendisinin yemliğini bilir,
Ama İsrail halkı bu kadarını bile bilmiyor,
Halkım anlamıyor.”
Günahlı ulusun, suç yüklü halkın,
Kötülük yapan soyun,
Baştan çıkmış çocukların vay haline!
RABbi terk ettiler,
İsrailin Kutsalını hor gördüler,
Ona sırt çevirdiler.
Neden bir daha dövülesiniz?
Neden vefasızlığı sürdürüyorsunuz?
Baş büsbütün hasta, yürek büsbütün yaralı.
Bedeniniz tepeden tırnağa sağlıksız,
Taze darbe izleriyle, yara bereyle dolu,
Temizlenmemiş, yağla yumuşatılmamış, sarılmamış.
Ülkeniz ıssız, kentleriniz ateşe verilmiş.
Yabancılar topraklarınızı
Gözünüzün önünde yiyip bitiriyor!
Sanki ülkenin kökünü kazımışlar.
Siyon kızı bağdaki çardak,
Salatalık bostanındaki kulübe gibi,
Kuşatılmış bir kent gibi kalakalmış.
Her Şeye Egemen RAB bazılarımızı
Sağ bırakmamış olsaydı,
Sodom gibi olur, Gomoraya benzerdik.
Ey Sodom yöneticileri,
RABbin söylediklerini dinleyin;
Ey Gomora halkı,
Tanrımızın yasasına kulak verin.
“Kurbanlarınızın sayısı çokmuş,
Bana ne?” diyor RAB,
“Yakmalık koç sunularına,
Besili hayvanların yağına doydum.
Boğa, kuzu, teke kanı değil istediğim.
Huzuruma geldiğinizde
Avlularımı çiğnemenizi mi istedim sizden?
Anlamsız sunular getirmeyin artık.
Buhurdan iğreniyorum.
Kötülük dolu törenlere,
Yeni Ay, Şabat Günü kutlamalarına
Ve düzenlediğiniz toplantılara dayanamıyorum.
Yeni Ay törenlerinizden, bayramlarınızdan nefret ediyorum.
Bunlar bana yük oldu,
Onları taşımaktan yoruldum.
“Ellerinizi açıp bana yakardığınızda
Gözlerimi sizden kaçıracağım.
Ne kadar çok dua ederseniz edin dinlemeyeceğim.
Elleriniz kan dolu.
Yıkanıp temizlenin,
Kötülük yaptığınızı gözüm görmesin,
Kötülük etmekten vazgeçin.
İyilik etmeyi öğrenin,
Adaleti gözetin, zorbayı yola getirin,
Öksüzün hakkını verin,
Dul kadını savunun.”
RAB diyor ki,
“Gelin, şimdi davamızı görelim.
Günahlarınız sizi kana boyamış bile olsa
Kar gibi ak pak olacaksınız.
Elleriniz kırmız böceği gibi kızıl olsa da
Yapağı gibi bembeyaz olacak.
İstekli olur, söz dinlerseniz,
Ülkenin en iyi ürünlerini yiyeceksiniz.

Ahaşveroş ve Mordekaya Övgü – Ester 10

Kral Ahaşveroş ülkeyi en uzak kıyılarına dek haraca bağlamıştı.
Büyüklüğü, kahramanlıkları ve Mordekayı her bakımdan nasıl onurlandırdığı Pers ve Med krallarının tarihinde yazılıdır. Yahudi Mordekay, Kral Ahaşveroştan sonra ikinci adam olmuştu. Yahudi soydaşları arasında saygı gören ve çoğunluk tarafından sevilen biriydi. Çünkü halkının iyiliğini düşünüyor, bütün soydaşlarının esenliği için çaba gösteriyordu.

Purim Kutlamaları – Ester 9

Sustaki Yahudiler ise kendilerini savunmak için on üçüncü ve on dördüncü günler bir araya geldiler. On beşinci gün de dinlendiler. O günü şölen ve eğlence günü ilan ettiler. Taşradaki kentlerde yaşayan Yahudiler işte bu nedenle Adar ayının on dördüncü gününü şölen ve eğlence günü olarak kutlarlar ve birbirlerine yemek sunarlar.
Mordekay bu olayları kayda geçirdi. Ardından Kral Ahaşveroşun uzak, yakın bütün illerinde yaşayan Yahudilere mektuplar gönderdi. Her yıl Adar ayının on dördüncü ve on beşinci günlerini kutlamalarını buyurdu. Çünkü o günler, Yahudilerin düşmanlarından kurtulduğu günlerdir. O ay kederlerinin sevince, yaslarının mutluluğa dönüştüğü aydır. Mordekay o günlerde şölenler düzenleyip eğlenmelerini, birbirlerine yemek sunmalarını, yoksullara armağanlar vermelerini buyurdu.
Böylece Yahudiler, Mordekayın buyruğunu kabul ederek başlattıkları kutlamaları sürdürdüler. Çünkü bütün Yahudilerin düşmanı Agaklı Hammedata oğlu Haman onları yok etmek için düzen kurmuştu. Onları ezip yok etmek için pur, yani kura çekmişti. Ama kral durumu öğrenince, Hamanın Yahudilere karşı kurduğu düzen geri tepti; kral, Hamanın ve oğullarının darağacına asılmaları için yazılı buyruklar verdi. Pur sözcüğünden ötürü bu günlere Purim adı verildi. Böylece Yahudiler, Mordekayın mektubunda yazılı olanlardan, görüp geçirdiklerinden ve başlarına gelenlerden ötürü bu iki günü buyrulduğu biçimde ve günlerde her yıl kutlamayı kabul ettiler. Bu gelenek kendileri için, soylarından olanlar ve onlara katılan herkes için geçerli olacaktı. Böylece bu günler her ilde, her kentte ve her ailede kuşaktan kuşağa anımsanacak ve kutlanacaktı. Purim günleri Yahudiler için son bulmayacak ve bu günlerin anısı kuşaklar boyu sürecekti.
Avihayilin kızı Kraliçe Ester ve Yahudi Mordekay Purimle ilgili bu ikinci mektubu tam yetkiyle yazıp uygulamaya koydular. Mordekay, Ahaşveroşun egemenliği altındaki yüz yirmi yedi ilde yaşayan Yahudilere esenlik ve güvenlik dilekleriyle dolu mektuplar gönderdi. Kraliçe Esterle birlikte daha önce kararlaştırdıkları gibi, Purim günlerini belirlenen tarihte kutlamalarını buyuruyordu. Bu kutlamalara kendilerinin de, soylarından gelenlerin de katılmalarını, oruç tutmada ve ağıt yakmada belirlenen kurallara uymalarını istedi. Purime ilişkin bu düzenlemeler Esterin buyruğuyla onaylandı ve kayda geçirildi.

Yahudilerin Zaferi – Ester 9

Kralın buyruğu ve fermanı, on ikinci ay olan Adar ayının on üçüncü günü yerine getirilecekti. Yahudi düşmanları o gün Yahudileri alt etmeyi ummuşlardı, ama tam tersi oldu; Yahudiler kendilerinden nefret edenleri alt ettiler. Yahudiler kendilerini yok etmeyi tasarlayanlara saldırmak üzere Kral Ahaşveroşun bütün illerindeki kentlerde bir araya geldiler. Hiç kimse onlara karşı koyamadı. Çünkü Yahudi korkusu bütün halkları sarmıştı. İl önderleri, satraplar, valiler ve kralın memurları, Mordekaydan korktukları için Yahudileri desteklediler. Mordekay sarayda güçlü biriydi artık; ünü bütün illere ulaşmıştı. Gücü gittikçe artıyordu.
Yahudiler bütün düşmanlarını kılıçtan geçirdiler, öldürdüler, yok ettiler. Kendilerinden nefret edenlere dilediklerini yaptılar. Sus Kalesinde beş yüz kişiyi öldürüp yok ettiler. Yahudi düşmanı Hammedata oğlu Hamanın on oğlunu –Parşandata, Dalfon, Aspata, Porata, Adalya, Aridata, Parmaşta, Arisay, Ariday ve Vayzatayı– öldürdüler. Ama yağmaya girişmediler.
Sus Kalesinde öldürülenlerin sayısı aynı gün krala bildirildi. O da Kraliçe Estere, “Yahudiler Sus Kalesinde Hamanın on oğlu dahil beş yüz kişiyi öldürüp yok etmişler” dedi, “Kim bilir, öbür illerimde neler yapmışlardır? İstediğin nedir, sana vereyim; başka dileğin var mı, yerine getirilecektir.”
Ester, “Eğer kral uygun görüyorsa, Sustaki Yahudiler bugünkü fermanını yarın da uygulasınlar” dedi, “Hamanın on oğlunun cesetleri de darağacına asılsın.”
Kral bu isteklerin yerine getirilmesini buyurdu. Susta ferman çıkarıldı ve Hamanın on oğlu asıldı. Sustaki Yahudiler Adar ayının on dördüncü günü yeniden toplanarak kentte üç yüz kişi daha öldürdüler; ama yağmaya girişmediler.
Krallığın illerinde yaşayan öbür Yahudiler de canlarını korumak ve düşmanlarından kurtulmak için bir araya geldiler. Kendilerinden nefret edenlerden yetmiş beş bin kişiyi öldürdüler, ama yağmaya girişmediler. Bütün bunlar Adar ayının on üçüncü günü oldu. Yahudiler on dördüncü gün dinlendiler ve o günü şölen ve eğlence günü ilan ettiler.

Yahudiler Kurtuluyor – Ester 8

O gün Kral Ahaşveroş Yahudi düşmanı Hamanın malını mülkünü Kraliçe Estere verdi. Esterin Mordekaya yakınlığını açıklaması üzerine Mordekay kralın huzuruna kabul edildi. Kral, Hamandan geri almış olduğu mühür yüzüğünü parmağından çıkarıp Mordekaya verdi. Ester de onu Hamanın malının mülkünün yöneticisi atadı.
Ester yine kralla görüştü. Ağlayarak onun ayaklarına kapandı. Agaklı Hamanın Yahudilere karşı kurduğu düzene ve kötü tasarıya engel olması için yalvardı. Kral altın asasını Estere doğru uzatınca Ester ayağa kalkıp kralın önünde durdu ve şöyle dedi: “Kral benden hoşnutsa ve uygun görüyorsa, benden hoşlanıyorsa ve dileğimi uygun buluyorsa, Agaklı Hammedata oğlu Hamanın krallığın bütün illerinde yaşayan Yahudilerin yok edilmesini buyurmak için yazdırdığı mektupları yazılı olarak geçersiz kılsın. Halkımın felakete uğradığını görmeye nasıl dayanırım? Soydaşlarımın öldürülmesine tanık olmaya nasıl dayanırım?”
Kral Ahaşveroş, Kraliçe Estere ve Yahudi Mordekaya, “Bakın” dedi, “Hamanın malını mülkünü Estere verdim ve Yahudileri yok etmeyi tasarladığı için Hamanı darağacına astırdım. Ama kral adına yazılmış ve onun yüzüğüyle mühürlenmiş yazıyı kimse geçersiz kılamaz. Bunun için, uygun gördüğünüz biçimde kral adına Yahudi sorunu konusunda şimdi siz yazın ve kralın yüzüğüyle mühürleyin.”
Bunun üzerine üçüncü ay olan Sivan ayının yirmi üçüncü günü kralın yazmanları çağrıldı. Mordekayın buyurduğu her şey, Hoddudan Kuşa dek uzanan bölgedeki yüz yirmi yedi ilde yaşayan Yahudilere, satraplara, vali ve önderlere yazıldı. Her il için kendi işaretleri, her halk için kendi dili kullanıldı. Yahudilere de kendi alfabelerinde ve kendi dillerinde yazıldı. Mordekay Kral Ahaşveroş adına yazdırdığı mektupları kralın yüzüğüyle mühürledi ve kralın hizmetinde kullanılmak üzere yetiştirilen atlara binmiş ulaklarla her yere gönderdi.
Kral mektuplarda Yahudilere bütün kentlerde toplanma ve kendilerini koruma hakkını veriyordu. Ayrıca kendilerine, çocuklarına ve kadınlarına saldırabilecek herhangi bir düşman halkın ya da ilin silahlı güçlerini öldürüp yok etmelerine, kökünü kurutmalarına ve mallarını mülklerini yağmalamalarına izin veriyordu. Bu izin Kral Ahaşveroşun bütün illerinde tek bir gün –on ikinci ayın, yani Adar ayının on üçüncü günü– geçerli olacaktı. Bütün halklara duyurulan bu fermanın metni her ilde yasa yerine geçecekti. Böylece Yahudiler belirlenen gün düşmanlarından öç almaya hazır olacaklardı.
Kralın hizmetindeki atlara binen ulaklar, kralın buyruğuna uyarak hemen dörtnala yola koyuldular. Ferman Sus Kalesinde de okundu.
Mordekay, lacivert ve beyaz bir krallık giysisiyle, başında büyük bir altın taç ve sırtında ince ketenden mor bir pelerinle kralın huzurundan ayrıldı. Sus Kenti sevinç çığlıklarıyla yankılandı. Yahudiler için aydınlık ve sevinç, mutluluk ve onur dolu günler başlamıştı. Kralın buyruğu ve fermanı ulaştığı her ilde ve her kentte Yahudiler arasında sevinç ve mutluluğa yol açtı. Şölenler düzenlendi, bir bayram havası doğdu. Ülkedeki halklardan çok sayıda kişi Yahudi oldu; çünkü Yahudi korkusu hepsini sarmıştı.

Hamanın Ölümü – Ester 7

Böylece kral ve Haman, Kraliçe Esterin şölenine gittiler. O gün şarap içerlerken kral Estere yine sordu: “İsteğin nedir, Kraliçe Ester? Ne istersen verilecek. Dileğin nedir? Krallığın yarısını bile istesen sana bağışlanacak.”
Kraliçe Ester şöyle yanıtladı: “Ey kralım, eğer benden hoşnutsan ve uygun görüyorsan, isteğim canımı bağışlaman, dileğim de halkımı esirgemendir. Çünkü ben ve halkım öldürülüp yok edilmek, yeryüzünden silinmek üzere satıldık. Eğer köle ve cariye olarak satılmış olsaydık sesimi çıkartmazdım; böyle bir sorun için kralı rahatsız etmek uygun olmazdı.”
Kral Ahaşveroş Kraliçe Estere, “Böyle bir şeyi yapmaya cüret eden kim, nerede bu adam?” diye sordu.
Ester, “Düşmanımız, hasmımız, işte bu kötü Hamandır!” dedi.
Haman kralla kraliçenin önünde dehşete kapıldı. Kral öfkeyle içki masasından kalkıp sarayın bahçesine çıktı. Haman ise Kraliçe Esterden canını bağışlamasını istemek için içerde kaldı. Çünkü kralın kendisini yok etmeye kararlı olduğunu anlamıştı.
Kral sarayın bahçesinden şölen salonuna dönünce, Hamanı Esterin uzandığı sedire kapanmış olarak gördü ve, “Bu adam sarayda, gözümün önünde kraliçeye bile el uzatmaya mı kalkıyor?” diye bağırdı. Kral sözlerini bitirir bitirmez Hamanın yüzünü örttüler.
Krala hizmet eden haremağalarından biri olan Harvona şöyle dedi: “Bakın, kralı uyarıp hayatını kurtaran Mordekay için Hamanın hazırlattığı elli arşın yüksekliğindeki darağacı Hamanın evinin önünde hazır duruyor.”
Kral, “Haman o darağacına asılsın!” diye buyurdu. Böylece Haman Mordekay için hazırlattığı darağacına asıldı; kralın öfkesi de yatıştı.

Mordekayın Onurlandırılması – Ester 6

O gece kralın uykusu kaçtı; tarih kayıtlarının getirilip kendisine okunmasını buyurdu. Kayıtlar Kral Ahaşveroşu öldürmeyi tasarlamış olan iki görevliden söz ediyordu. Kapı nöbetçisi olarak görev yapmış olan Bigtan ve Tereş adındaki bu iki adamı Mordekay ele vermişti.
Kral, “Bu yaptıklarından dolayı Mordekay nasıl onurlandırıldı, ona ne ödül verildi?” diye sordu.
Hizmetkarlar, “Onun için hiçbir şey yapılmadı” diye yanıtladılar.
Kral, “Avluda kim var?” diye sordu. O sırada Haman sarayın dış avlusuna yeni girmişti. Kraldan, hazırlattığı darağacına Mordekayın asılmasını isteyecekti.
Hizmetkarlar krala, “Haman avluda bekliyor” dediler.
Kral, “Buraya gelsin” dedi.
Haman içeri girince kral ona, “Kralın onurlandırmak istediği biri için ne yapılmalı?” diye sordu.
“Kral benden başka kimi onurlandırmak isteyebilir ki?” diye düşünen Haman şu yanıtı verdi: “Kral onurlandırmak istediği kişi için kendi giydiği bir kral giysisini ve üzerine bindiği sorguçlu atı getirtir, giysiyi ve atı en üst yöneticilerinden birine verir; o da kralın onurlandırmak istediği kişiyi giydirip atın üstünde kent meydanında gezdirir. Önden giderek, Kralın onurlandırmak istediği kişiye böyle davranılır diye bağırır.”
Kral Hamana, “Hemen git” dedi, “Giysiyle atı al ve söylediklerini kralın kapı görevlisi Yahudi Mordekay için yap. Söylediklerinin hiçbirinde kusur etme.”
Böylece Haman giysiyi ve atı aldı, Mordekayı giydirip atın üstünde kent meydanında gezdirmeye başladı. Önden giderek, “Kralın onurlandırmak istediği kişiye böyle davranılır” diye bağırıyordu.
Sonra Mordekay saray kapısına döndü. Haman ise utanç içinde başını örterek çabucak evine gitti. Başına gelenleri karısı Zereşe ve bütün dostlarına anlattı.
Karısı Zereş ve danışmanları ona şöyle dediler: “Önünde gerilemeye başladığın Mordekay Yahudi soyundansa, ona gücün yetmeyecek, önünde yok olup gideceksin.”
Onlar daha konuşurken, kralın haremağaları gelip Hamanı apar topar Esterin vereceği şölene götürdüler.

Hamanın Öfkesi – Ester 5

Haman o gün şölenden mutlu ve sevinçli ayrıldı. Ama Mordekayı sarayın kapısında görünce ve onun ayağa kalkmadığını, kendisine saygı göstermediğini farkedince öfkeden kudurdu. Yine de kendini tuttu ve evine gitti.
Sonra dostlarını ve eşi Zereşi çağırttı. Onlara sonsuz zenginliğinden, çok sayıdaki oğullarından, kralın, kendisini nasıl onurlandırdığından, öbür önderlerinden ve görevlilerinden üstün tuttuğundan söz etti. “Üstelik, Kraliçe Ester, verdiği şölene kralın yanısıra yalnız beni çağırdı” diye ekledi, “Yarınki şölene de kralla birlikte beni davet etti. Ne var ki, o Yahudi Mordekayı sarayın kapısında otururken gördükçe bunlardan hiçbirinin gözümde değeri kalmıyor.”
Karısı Zereş ve bütün dostları Hamana şöyle dediler: “Elli arşın yüksekliğinde bir darağacı kurulsun. Sabah olunca kraldan Mordekayı oraya astırmasını iste. Sonra da sevinç içinde kralla birlikte şölene gidersin.”
Haman öneriyi beğendi ve darağacını hemen kurdurdu.

Ester Dileğini Krala Bildiriyor – Ester 5

Üçüncü gün Ester kraliçe giysilerini kuşanıp sarayın iç avlusunda, taht odasının önünde durdu. Kral bu odanın giriş kapısının karşısındaki tahtında oturuyordu. Avluda bekleyen Kraliçe Esteri görünce onu hoşgörüyle karşılayıp elindeki altın asayı ona doğru uzattı. Ester yaklaşıp asanın ucuna dokundu.
Kral ona, “Ne istiyorsun Kraliçe Ester, dileğin ne?” diye sordu. “Krallığın yarısını bile istesen sana verilecektir.”
Ester, “Kral uygun görüyorsa, bugün kendisi için vereceğim şölene Hamanla birlikte gelsin” diye karşılık verdi.
Kral adamlarına, “Esterin isteğini yerine getirmek için Hamanı hemen çağırın” dedi.
Böylece kralla Haman Esterin verdiği şölene gittiler. Şarap içerlerken kral yine Estere sordu: “Söyle, ne istiyorsun? Ne istersen verilecek. Dileğin nedir? Krallığın yarısını bile istesen sana bağışlanacak.”
Ester, “İsteğim ve dileğim şu” diye yanıtladı, “Kral benden hoşnutsa, istediğimi vermek, dileğimi yerine getirmek istiyorsa, kral ve Haman yarın kendileri için vereceğim şölene gelsinler, o zaman kralın sorusunu yanıtlarım.”

Mordekay Esterden Yardım İstiyor – Ester 4

Mordekay olup bitenleri öğrenince giysilerini yırttı, çula sarınıp başından aşağı kül döktü, yüksek sesle ve acıyla feryat ederek kent merkezine geldi. Varıp sarayın kapısında durdu. Çünkü çula sarınmış hiç kimse bu kapıdan içeri giremezdi. Kralın buyruğunun ve fermanının ulaştığı her ilde Yahudiler büyük yas tuttular, ağlayıp feryat ettiler, oruç tuttular. Birçoğu da çula sarınıp kül içinde yattı.
Hizmetçileriyle haremağaları gelip Mordekayın durumunu anlatınca, Kraliçe Ester çok sarsıldı. Çulunu çıkartıp giyinmesi için Mordekaya giysiler gönderdi, ama Mordekay bunları kabul etmedi. Bunun üzerine Ester kralın kendi hizmetine atadığı haremağalarından biri olan Hatakı çağırttı; Mordekaydan ne olup bittiğini ve nedenini öğrenmesini buyurdu. Hatak saray kapısının açıldığı kent meydanına, Mordekayın yanına gitti. Mordekay başına gelen her şeyi ona anlattı. Yahudilerin yok edilmesi için Hamanın saray hazinesine vaat ettiği paranın miktarını bile tam tamına ona bildirdi. Estere gösterip açıklaması için Susta yayımlanan, Yahudilerin kökünün kurutulmasını isteyen fermanın bir kopyasını da ona verdi. Esterin krala çıkmasını, ondan merhamet dileyip kendi halkı için yalvarmasını istedi.
Hatak geri dönüp Mordekayın söylediklerini Estere bildirdi. Ester Mordekaya şu haberi götürmesini buyurdu: “Kralın bütün adamları ve illerinde yaşayan halk biliyor ki, çağrılmadan sarayın iç avlusuna girip kralın yanına yaklaşan her erkek ya da kadın için tek bir ceza vardır. Kral altın asasını uzatıp canlarını bağışlamadıkça bu kişiler ölüme çarptırılır. Ben de otuz gündür kralın huzuruna çağrılmış değilim.”
Esterin bu sözleri kendisine iletilince, Mordekay ona şu yanıtı götürmelerini istedi: “Sarayda yaşadığın için bütün Yahudiler içinde kurtulacak tek kişinin sen olacağını sanma. Şu anda susarsan, Yahudilere yardım ve kurtuluş başka yerden gelecektir; ama sen ve babanın ev halkı yok olacaksınız. Kim bilir, belki de böyle bir gün için kraliçe oldun.”
Bunun üzerine Ester Mordekaya şu yanıtı gönderdi: “Git, Sustaki bütün Yahudileri topla; benim için oruç tutun; üç gün, üç gece hiçbir şey yemeyin, içmeyin. Hizmetçilerimle ben de sizin gibi oruç tutacağız. Ardından, kurala aykırı olduğu halde kralın huzuruna çıkacağım; ölürsem ölürüm.”
Mordekay oradan ayrıldı ve Esterin söylediği her şeyi yaptı.

Hamanın Kötü Tasarıları – Ester 3

Bu olaylardan sonra Kral Ahaşveroş, Agaklı Hammedatanın oğlu Hamanı yüksek bir göreve atayıp onurlandırdı. Onu bütün önderlerden daha yetkili kıldı. Kralın buyruğu üzerine saray kapısında çalışan herkes Hamanın önünde eğilip yere kapanırdı. Ama Mordekay ne eğildi, ne de yere kapandı.
Kralın kapı görevlileri Mordekaya, “Kralın buyruğuna neden karşı geliyorsun?” diye sordular. Görevliler ona bu soruyu her gün sordularsa da Mordekay onlara kulak asmadı. Bunun üzerine durumu Hamana bildirdiler. Çünkü Mordekay onlara kendisinin Yahudi olduğunu söylemişti ve böyle davranmaya devam edip etmeyeceğini görmek istiyorlardı. Haman, Mordekayın eğilip yere kapanmadığını görünce öfkeden kudurdu. Yalnız onu öldürmeyi düşünmekle kalmadı, onun hangi halktan geldiğini bildiği için bütün halkını, Ahaşveroşun egemenliğinde yaşayan bütün Yahudileri ortadan kaldırmaya karar verdi.
Bu işe en uygun ayı ve günü belirlemek için Ahaşveroşun krallığının on ikinci yılında, birinci ay olan Nisan ayında Hamanın önünde pur, yani kura çekildi. Kura, on ikinci ay olan Adar ayına düştü.
Haman Kral Ahaşveroşa şöyle dedi: “Krallığının bütün illerinde, öbür halkların arasına dağılmış, onlardan ayrı yaşayan bir halk var. Yasaları bütün öbür halklarınkinden farklı; kendileri de kralın yasalarına uymazlar. Onları kendi hallerine bırakmak kralın çıkarlarına uygun düşmez. Kral uygun görüyorsa, yok edilmeleri için yazılı bir buyruk verilsin. Ben de hazineye ödenmek üzere kralın memurlarına on bin talant gümüş vereceğim.”
Bunun üzerine kral mühür yüzüğünü parmağından çıkartıp Agaklı Hammedatanın oğlu Yahudi düşmanı Hamana verdi. Ona, “Para sende kalsın; o halka da ne istersen yap” dedi.
Birinci ayın on üçüncü günü kralın yazmanları çağrıldı ve Hamanın buyruğu her ile kendi işaretleriyle ve her halka kendi diliyle yazılarak satraplara, il valilerine ve bütün halk önderlerine gönderildi. Buyruk Kral Ahaşveroşun adını ve yüzüğünün mührünü taşıyordu. Krallığın bütün illerine ulaklar aracılığıyla mektuplar gönderildi. Bu mektuplar, on ikinci ay olan Adar ayının on üçüncü günü, genç, yaşlı, kadın, çocuk, bütün Yahudilerin bir günde öldürülüp yok edilmesini, kökünün kurutulup mal mülklerinin de yağmalanmasını buyuruyordu. Bu fermanın metni her ilde yasa olarak duyurulacak ve bütün halklara bildirilecekti. Öyle ki, herkes belirlenen gün için hazır olsun.
Ulaklar kralın buyruğuyla hemen yola çıktılar. Ferman Sus Kalesinde de duyuruldu. Sus halkı şaşkınlık içindeyken kral ile Haman oturmuş içki içiyorlardı.

Mordekay Kralın Hayatını Kurtarıyor – Ester 2

Kızlar ikinci kez toplandıklarında Mordekay, kralın kapı görevlilerinden biri olmuştu. Ester, Mordekayın verdiği buyruk uyarınca, soyunu ve halkını henüz açıklamamıştı; kendisini büyüttüğü günlerde olduğu gibi, Mordekayın sözünü dinlemeye devam etti.
Mordekay kralın kapı görevlisiyken, kapı nöbetçilerinden ikisi, Bigtan ve Tereş, Kral Ahaşveroşa öfkelendiler; onu öldürmek için fırsat kollamaya başladılar. Durumu öğrenen Mordekay bunu Kraliçe Estere iletti; o da Mordekay adına krala bildirdi. Durum araştırıldı; doğru olduğu anlaşılınca da iki adam darağacına asıldı ve olay kralın önünde tarih kayıtlarına geçirildi.

Ester Kraliçe Oluyor – Ester 2

Bu olaylardan sonra öfkesi dinen Kral Ahaşveroş, Vaştiyi, yaptıklarını ve ona karşı alınan kararı anımsadı. Kralın özel hizmetkarları, “Kral için genç, güzel, el değmemiş kızlar aransın” dediler, “Kral, egemen olduğu bütün illerde görevliler atasın. Bu görevliler bütün genç, güzel, el değmemiş kızları toplayıp Sus Kalesindeki hareme getirsinler, kralın kızlardan sorumlu haremağası Hegaya teslim etsinler. Güzelleşmeleri için ne gerekiyorsa verilsin. Sonunda kralın hoşuna giden kız, Vaştinin yerine kraliçe olsun.” Kral bu öneriyi beğendi ve söyleneni yaptı.
Sus Kalesinde Mordekay adında bir Yahudi vardı. Benyamin oymağından olan Mordekay, Kiş oğlu Şimi oğlu Yairin oğluydu. Kiş, Babil Kralı Nebukadnessarın Yahuda Kralı Yehoyakin ile birlikte Yeruşalimden sürgün ettiği kişilerden biriydi. Mordekayın Hadassa adında bir amca kızı vardı. Annesiyle babasını yitiren Hadassayı Mordekay evlat edinip büyütmüştü. Hadassanın öbür adı Esterdi; endamı ve yüzü güzeldi.
Kralın buyruğu ve fermanı yayınlandıktan sonra çok sayıda genç kız Sus Kalesine getirilip harem sorumlusu Hegaya teslim edildi. Saraya getirilen kızlar arasında Ester de vardı. Hegay Esteri beğendi ve ona ayrıcalık tanıdı. En iyi biçimde beslenip güzelleşmesi için ne gerekiyorsa hemen sağladı; ayrıca kralın sarayından seçilen yedi hizmetçiyi buyruğuna verdi. Sonra onu hizmetçileriyle birlikte haremin en güzel bölümüne yerleştirdi.
Ester halkını da, soyunu da açıklamadı. Çünkü Mordekay bunları açıklamasını yasaklamıştı. Mordekay, Esterin nasıl olduğunu ve ona nasıl davranıldığını öğrenmek için her gün haremin avlusunun önünde gezinip dururdu.
Her genç kız sırası geldiğinde Kral Ahaşveroşun huzuruna çıkacaktı. Ama kızlarla ilgili kurallar uyarınca, önce on iki ay süren güzellik bakımını tamamlaması gerekiyordu. Altı ay süreyle her kıza mür yağı sürülüyor, altı ay da kremler, losyonlar uygulanıyordu. Kralın yanına girme sırası gelen genç kız, haremden her istediğini alıp birlikte saraya götürürdü. Akşam kralın yanına giren kız, ertesi sabah ikinci hareme, cariyelerden sorumlu haremağası Şaaşgazın yönetimindeki hareme dönerdi. Yalnız kralın beğendiği, adıyla çağırdığı kız yeniden onun yanına girebilirdi.
Kralın yanına girme sırası Mordekayın evlat edindiği Estere –Mordekayın amcası Avihayilin kızına– gelince, Ester, kralın kızlardan sorumlu haremağası Hegayın kendisine önerdiklerinden başka bir şey istemedi. Kendisini gören herkesin beğenisini kazandı. Ahaşveroşun krallığının yedinci yılında, Tevet diye adlandırılan onuncu ayda, Ester saraya, kralın yanına götürüldü.
Kral Esteri öbür kızlardan daha çok sevdi, en çok ondan hoşlandı, en çok ona ayrıcalık tanıdı. Kraliçelik tacını ona giydirip Vaştinin yerine kraliçe yaptı. Ardından Esterin onuruna büyük bir şölen verdi. Bu şölende bütün önderler ve görevliler hazır bulundu. Kral bütün illerde bayram ilan etti ve krallara yaraşır cömertlikle armağanlar dağıttı.

Kraliçe Vaştinin Tacını Yitirmesi – Ester 1

O sırada Kraliçe Vaşti de Kral Ahaşveroşun sarayındaki kadınlara bir şölen veriyordu.
Yedinci gün, şarabın etkisiyle keyiflenen Kral Ahaşveroş, hizmetindeki yedi haremağasına –Mehuman, Bizta, Harvona, Bigta, Avagta, Zetar ve Karkasa– Kraliçe Vaştiyi başında tacıyla huzuruna getirmelerini buyurdu. Kraliçe Vaşti güzeldi. Kral halka ve önderlere onun ne kadar güzel olduğunu göstermek istiyordu. Ama Kraliçe Vaşti haremağalarının kraldan getirdiği buyruğu reddedip gitmedi. Bunun üzerine kral çok kızdı, öfkesinden küplere bindi.
Kral yasaları bilen bilge kişilerle görüştü. Çünkü kralın, yasaları ve adaleti bilen kişilere danışması gelenektendi. Kendisine en yakın olan Karşena, Şetar, Admata, Tarşiş, Meres, Marsena ve Memukan onunla yüzyüze görüşebiliyorlardı. Pers ve Med İmparatorluğunun bu yedi önderi krallığın en üst yöneticileriydi.
Kral Ahaşveroş onlara, “Kralın haremağaları aracılığıyla gönderdiği buyruğa uymayan Kraliçe Vaştiye yasaya göre ne yapmalı?” diye sordu.
Memukan, kralın ve önderlerin önünde şu yanıtı verdi: “Kraliçe Vaşti yalnız krala karşı değil, bütün önderlere ve kralın bütün illerindeki halklara karşı suç işledi. Bütün kadınlar, kraliçenin davranışıyla ilgili haberi duyunca, Kral Ahaşveroş Kraliçe Vaştinin huzuruna getirilmesini buyurdu, ama kraliçe gitmedi diyerek kocalarını küçümsemeye başlayacaklar. Bugün kraliçenin davranışını öğrenen Pers ve Medli soylu kadınlar da kralın soylu adamlarına aynı biçimde davranacak. Bu da alabildiğine kadınların küçümsemesine, erkeklerin de öfkelenmesine yol açacak. Kral uygun görüyorsa ferman çıkarsın; bu ferman Perslerle Medlerin değişmeyen yasalarına eklensin. Buna göre Vaşti bir daha Kral Ahaşveroşun huzuruna çıkmasın ve kral ondan daha iyi birini kraliçeliğe seçsin. Kralın fermanı büyük krallığının dört bir yanına ulaşınca, ister soylu ister halktan olsun, bütün kadınlar kocalarına saygı gösterecektir.”
Bu sözler kralın ve önderlerinin hoşuna gitti. Kral, Memukanın önerisine uyarak, krallığın bütün illerine yazılı buyruklar gönderdi. Her ile kendi işaretleriyle ve her halka kendi diliyle yazıldı. Her erkeğin kendi evinin egemeni olduğu her dilde vurgulandı.

Ahaşveroşun Şölenleri – Ester 1

Ahaşveroş Hoddudan Kuşa uzanan bölgedeki yüz yirmi yedi ilin kralıydı. O sırada ülkeyi Sus Kalesindeki tahtından yönetiyordu. Krallığının üçüncü yılında bütün önderlerinin ve görevlilerinin onuruna bir şölen verdi. Pers ve Med ordu komutanları, ileri gelenler ve il valileri de oradaydı. Ahaşveroş tam yüz seksen gün süren şenliklerle krallığının sonsuz zenginliğini, büyüklüğünün görkemini ve yüceliğini gösterdi.
Bunun ardından, sarayının avlusunda küçük büyük ayırmadan, Sus Kalesinde bulunan bütün halka yedi gün süren bir şölen verdi. Mermer sütunlar üzerindeki gümüş çemberlere mor ve beyaz renkli iplikten yapılmış sicimlerle bağlanmış beyaz ve lacivert kumaşlar asılmıştı. Somaki, mermer, sedef ve pahalı taşlar döşenmiş avluya altın ve gümüş sedirler yerleştirilmişti. Sarayın en iyi şarabı kralın cömertliğine yaraşır biçimde bol bol ve her biri değişik altın kupalar içinde sunuluyordu. Kralın buyruğu uyarınca, konuklar içki içmeye zorlanmadı. Kral saray hizmetkarlarına konukların dileklerini yerine getirmeleri için buyruk vermişti.

Nehemyanın Son Yenilikleri – Nehemya 13

O gün Musanın Kitabı halka okundu. Kitapta Ammonlularla Moavlıların sonsuza dek Tanrının topluluğuna giremeyeceği yazılıydı. Çünkü onlar İsrail halkına ekmek ve su vermemekle kalmamış, İsraillilere lanet okuması için Balama da para vermişlerdi. Ancak Tanrımız laneti kutsamaya çevirmişti. İsrail halkı bu yasayı duyunca, bütün yabancıları ayrı tutmaya başladı.
Tanrımızın Tapınağının ambarlarına Kahin Elyaşiv bakıyordu. Elyaşiv Toviyanın akrabasıydı. Bu yüzden ona büyük bir oda vermişti. Eskiden bu odaya tahıl sunuları, günnük, tapınak eşyaları, ayrıca Kutsal Yasa uyarınca Levililere, ezgicilere, tapınak kapı nöbetçilerine verilen buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalıkları ve kahinlere verilen bağışlar konulurdu. Ama bütün bunlar olup biterken ben Yeruşalimde değildim. Babil Kralı Artahşastanın krallığının otuz ikinci yılında, onun yanına gitmiştim. Bir süre sonra yine izin istedim ve Yeruşalime döndüm. O zaman Elyaşivin yaptığı kötülüğü öğrendim. Tanrı Tapınağının avlusunda Toviyaya oda vermişti. Buna çok canım sıkıldı. Toviyanın bütün eşyalarını odadan attım. Odaları temizlemeleri için buyruk verdim. Tanrı Tapınağının eşyalarını, tahıl sunularını, günnüğü yine oraya koydurdum.
Ayrıca öğrendim ki, Levililerin alacakları verilmemiş. Hizmeti yürüten Levililerle ezgiciler tarlalarına geri dönmüşler. Görevlileri azarladım. “Tanrının Tapınağı neden ihmal edilmiş?” diye sordum. Sonra bütün gidenleri toplayıp işlerinin başına koydum. Bütün Yahuda halkı buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının ondalığını yine ambarlara getirmeye başladı. Bu kez ambarların başına Kahin Şelemyayı, Bilgin Sadoku ve Levililerden Pedayayı koydum. Mattanya oğlu Zakkur oğlu Hanan onların yardımcısıydı. Bunlar güvenilir insanlardı. Görevleri kardeşlerinin paylarını bölüştürmekti.
Ey Tanrım, beni anımsa. Tapınağın için ve oradaki hizmetler için yaptığım iyi işleri hiçe sayma.
O günlerde Yahudada bazı adamların Şabat Günü üzüm sıktıklarını gördüm. Bazıları da demet demet tahıllarını eşeklere yüklüyor, şarap, üzüm, incir ve çeşitli yüklerle birlikte Şabat Günü Yeruşalime getiriyorlardı. Şabat Günü bunları sattıkları için onları azarladım. Yeruşalimde yaşayan Surlular balık ve çeşitli mallar getirip Şabat Günü kentte Yahudalılara satıyorlardı. Yahudalı soyluları azarlayarak, “Yaptığınız kötülüğe bakın!” dedim, “Şabat Gününü hiçe sayıyorsunuz. Atalarınız da aynı şeyi yapmadı mı? Bu yüzden Tanrımız başımıza ve bu kente bela yağdırmadı mı? Siz Şabat Gününü hiçe sayarak Tanrının öfkesini İsraile karşı alevlendiriyorsunuz.”
Şabattan önceki akşam Yeruşalim kapılarına gölge düşünce, kapıların kapatılması ve Şabat sona erinceye kadar açılmaması için buyruk verdim. Şabat Günü kente yük sokulmasın diye bazı adamlarımı kapılara yerleştirdim. Tüccarlarla çeşitli eşya satıcıları bir iki kez geceyi Yeruşalimin dışında geçirdiler. Onları uyardım: “Niçin surun dibinde geceliyorsunuz? Bir daha yaparsanız size karşı zor kullanacağım.” Bir daha Şabat Günü gelmediler. Şabat Gününün kutsallığını korumak için Levililere kendilerini paklasınlar ve gidip kapılarda nöbet tutsunlar diye buyruk verdim.
Ey Tanrım, bunun için de beni anımsa ve yüce sevgin uyarınca bana merhamet et.
Ayrıca o günlerde Aşdotlu, Ammonlu, Moavlı kadınlarla evlenmiş Yahudiler gördüm. Çocuklarının yarısı Aşdot dilini ya da öbür halkların dilini konuşuyor, Yahudi dilini bilmiyorlardı. Adamları azarladım, lanet okudum. Bazılarını dövüp saçlarını yoldum. Tanrının adıyla onlara ant içirdim ve, “Yabancılara kız verip kız almayacaksınız” dedim, “Kral Süleyman bu yabancı kadınlar yüzünden günaha girmedi mi? Onca ulusun kralları arasında Süleyman gibisi yoktu. Tanrı onu öyle sevdi ki, bütün İsraile kral yaptı. Ama yabancı kadınlar onu bile günaha sürükledi. Şimdi de siz yabancı kadınlarla evlenerek Tanrımıza ihanet ediyorsunuz. Yaptığınız bu büyük kötülüğe göz mü yumalım?”
Başkahin Elyaşiv oğlu Yoyadanın oğullarından biri Horonlu Sanballatın kızıyla evliydi. Bu yüzden onu yanımdan kovdum.
Ey Tanrım, onları anımsa; çünkü kahinliği lekelediler, kahinlerle ve Levililerle yaptığın antlaşmayı bozdular.
Halkı bütün yabancılardan arındırdım. Kahinlerle Levililere görevlerini tek tek bildirdim. Belirli zamanlarda yakılmak için armağan edilen odunları, getirilen ilk ürünleri düzene koydum.
Ey Tanrım, bütün bunları iyiliğim için anımsa.

Yeruşalim Surlarının Kutsanması – Nehemya 12

Yeruşalim surları Tanrıya adanacağı zaman, nerede bir Levili varsa aranıp bulundu ve Yeruşalime getirildi. Çünkü surları sevinçle, şükranla, ezgilerle, zil, çenk ve lirlerle adamak istiyorlardı. Ezgiciler Yeruşalim çevresindeki bölgelerden, Netofalıların köylerinden, Beytgilgaldan, Geva ve Azmavet çevresinden toplandı. Yeruşalim çevresinde köyler kurmuşlardı. Kahinlerle Levililer önce kendilerini, sonra halkı, kapıları ve surları paklama görevini yerine getirdiler.
Yahudalı önderleri surların üzerine çıkardım. Şükrederek yürüsünler diye iki büyük gruba ayırdım. Birinci grup sağdan Gübre Kapısına doğru yürüdü. Arkalarından Hoşaya ve Yahudalı önderlerin yarısı, Azarya, Ezra, Meşullam, Yahuda, Benyamin, Şemaya, Yeremya ve borazan çalan bazı kahinler izliyordu. Asaf oğlu Zakkur oğlu Mikaya oğlu Mattanya oğlu Şemaya oğlu Yonatan oğlu Zekeriya ve kardeşleri Şemaya, Azarel, Milalay, Gilalay, Maay, Netanel, Yahuda ve Hanani Tanrı adamı Davut gibi çalgılarıyla yürüyorlardı. Bilgin Ezra onlara öncülük ediyordu. Pınar Kapısından Davut Kentinin merdivenlerinden dosdoğru surlara çıktılar; Davutun sarayının üst tarafından geçerek doğuya doğru, Su Kapısına kadar yürüdüler.
Şükürler sunarak yürüyen öbür grupsa surların üzerinde sola doğru ilerliyordu. Halkın yarısıyla birlikte ben de onları izledim. Fırınlar Kulesinden geçip Geniş Duvara kadar yürüdük. Efrayim Kapısını, Eski Kapıyı, Balık Kapısını, Hananel Kulesini, Hammea Kulesini geçip Koyun Kapısına kadar gittik. Muhafızlar Kapısında durduk.
Şükürler sunarak yürüyen bu iki grup Tanrı Tapınağında durdu. Görevlilerin yarısıyla birlikte ben de durdum. Benim grubumda borazan çalan şu kahinler vardı: Elyakim, Maaseya, Minyamin, Mikaya, Elyoenay, Zekeriya, Hananya. Ayrıca Maaseya, Şemaya, Elazar, Uzzi, Yehohanan, Malkiya, Elam, Ezer. Ezgiciler Yizrahyanın öncülüğünde yüksek sesle ezgiler söylediler. O gün pek çok kurban kesildi. Halk coşku içindeydi, çünkü Tanrı onlara büyük sevinç vermişti. Kadınlarla çocuklar da bu sevince katıldılar. Yeruşalimden gelen sevinç sesleri uzaklardan duyulabiliyordu.
Bu arada bağışların, ilk ürünlerin ve ondalıkların konacağı ambarları gözetecek bazı kişiler görevlendirildi. Bunlar Kutsal Yasanın kahinler ve Levililer için öngördüğü yardımları kentlerin çevresindeki kırsal bölgelerden toplayıp ambarlara getirmekle sorumluydu. Yahudalılar kahinlerle Levililerin hizmetinden hoşnuttu. Çünkü onlar Tanrılarının hizmetini ve paklama görevini yerine getiriyorlardı. Ezgicilerle kapı nöbetçileri de Davutla oğlu Süleymanın buyruğuna uygun olarak sorumluluklarını yerine getirdiler. Çünkü eskiden, Davutun ve Asafın yaşadığı yıllarda, ezgicileri yönetenler vardı. Tanrıya övgü ve şükür ezgileri söylenirdi. Zerubbabilin ve Nehemyanın yaşadığı dönemde bütün İsrail halkı bağışlarıyla ezgicilerin ve kapı nöbetçilerinin ücretlerini gününde karşıladı. Levililerin hakkını ayırdılar, Levililer de Harun soyundan gelenlerin hakkını ayırdı.

Kahinler ve Levililer – Nehemya 12

Şealtiel oğlu Zerubbabil ve Yeşu ile birlikte sürgünden dönen kahinlerle Levililer şunlardır:
Kahinler: Seraya, Yeremya, Ezra, Amarya, Malluk, Hattuş, Şekanya, Rehum, Meremot, İddo, Ginneton, Aviya, Miyamin, Maadya, Bilga, Şemaya, Yoyariv, Yedaya, Sallu, Amok, Hilkiya, Yedaya. Bunlar Yeşunun döneminde kahinlere ve öbür kardeşlerine önderlik ediyorlardı.
Levililer:
Yeşu, Binnuy, Kadmiel, Şerevya, Yahuda ve şükran ezgileri sorumlusu Mattanya ile kardeşleri. Öbür kardeşleri Bakbukya ile Unni ezgiler söylenirken onların karşısında dururdu.
Yeşu Yoyakimin babasıydı. Yoyakim Elyaşivin babası, Elyaşiv Yoyadanın babası, Yoyada Yonatanın babası, Yonatan Yadduanın babasıydı.
Yoyakimin döneminde, kahin ailelerinin başları şunlardı:
Seraya ailesinin başında Meraya, Yeremyanın Hananya, Ezranın Meşullam, Amaryanın Yehohanan, Melikunun Yonatan, Şevanyanın Yusuf, Harimin Adna, Merayotun Helkay, İddonun Zekeriya, Ginnetonun Meşullam, Aviyanın Zikri, Minyaminin, Moadyanın Piltay, Bilganın Şammua, Şemayanın Yehonatan, Yoyarivin Mattenay, Yedayanın Uzzi, Sallayın Kallay, Amokun Ever, Hilkiyanın Haşavya, Yedayanın Netanel.
Levililerden Elyaşiv, Yoyada, Yohanan ve Yadduanın yaşadığı günlerde, Pers Kralı Dariusun döneminde, Levili aile başlarının ve kahinlerin kaydı tutuldu. Levili aile başlarının listesi Elyaşiv oğlu Yohananın yaşadığı döneme kadar tarihler kitabına yazıldı.
Levili önderlerden Haşavya, Şerevya ve Kadmiel oğlu Yeşu bir yanda, kardeşleri öbür yanda durur, Tanrı adamı Davutun buyruğu uyarınca karşılıklı övgüler ve şükürler sunarlardı.
Mattanya, Bakbukya, Ovadya, Meşullam, Talmon ve Akkuv kapılarda nöbet tutarak kapılara yakın ambarları korumakla görevliydiler.
Yosadak oğlu Yeşu oğlu Yoyakimin ve Vali Nehemya ile Kahin ve Bilgin Ezranın yaşadığı dönemde bu insanlar görev yaptı.

Yeruşalim Dışındakiler – Nehemya 11

Kırsal bölgelerde, köylerde yaşayanlara gelince: Bazı Yahudalılar Kiryat-Arba ve köylerinde, bazıları Divon ve köylerinde, bazıları Yekavseel ve köylerinde, bazıları Yeşuada, Moladada, Beytpelette, Hasar-Şualda, Beer-Şeva ve köylerinde, bazıları Ziklakta, Mekona ve köylerinde, bazıları Eyn-Rimmonda, Sorada, Yarmutta, Zanoahta, Adullam ve köylerinde, bazıları Lakiş ve çevresinde, bazıları da Azeka ve köylerinde yaşıyordu. Yahudalıların yaşadığı bu yerler Beer-Şeva ile Hinnom Vadisi arasındaki toprakları kapsıyordu.
Benyamin soyundan olanlar Gevada, Mikmasta, Ayada, Beytel ve köylerinde, Anatotta, Novda, Ananyada, Hasorda, Ramada, Gittayimde, Haditte, Sevoimde, Nevallatta, Lodda, Onoda ve Esnaf Vadisinde yaşıyordu. Bölükler halinde Yahudadan gelen bazı Levililer de Benyamine yerleşti.

Yeruşalimde Yaşayanlar – Nehemya 11

Halkın önderleri Yeruşalime yerleşti. Geri kalanlar aralarında kura çektiler. Her on kişiden biri kutsal kente, Yeruşalime yerleşecek, öteki dokuz kişiyse kendi kentlerinde kalacaklardı. Halk Yeruşalimde yaşamaya gönüllü olanların hepsini kutladı.
Yeruşalime yerleşen bölge önderleri şunlardır: –Ancak bazı İsrailliler, kahinler, Levililer, tapınak görevlileri, Süleymanın kullarının soyundan gelenler Yahuda kentlerine, her biri kendi kentindeki kendi mülküne yerleşti. Yahuda ve Benyamin halkından bazılarıysa Yeruşalimde kaldı.–
Yahuda soyundan gelenler:
Peres soyundan Mahalalel oğlu Şefatya oğlu Amarya oğlu Zekeriya oğlu Uzziya oğlu Ataya, Şela soyundan Zekeriya oğlu Yoyariv oğlu Adaya oğlu Hazaya oğlu Kol-Hoze oğlu Baruk oğlu Maaseya. Peresoğullarından Yeruşalime 468 yiğit yerleşti.
Benyamin soyundan gelenler:
Yeşaya oğlu İtiel oğlu Maaseya oğlu Kolaya oğlu Pedaya oğlu Yoet oğlu Meşullam oğlu Sallu. Onu Gabbay ve Sallay izledi; toplam 928 yiğit. Zikri oğlu Yoel onlara önderlik ediyordu, Hassenua oğlu Yahuda ise kentte vali yardımcısıydı.
Kahinler:
Yoyariv oğlu Yedaya, Yakin, Ahituv oğlu Merayot oğlu Sadok oğlu Meşullam oğlu Hilkiya oğlu tapınak baş görevlisi Seraya ve tapınağa hizmet eden kardeşleri; toplam 822 kişi. Malkiya oğlu Paşhur oğlu Zekeriya oğlu Amsi oğlu Pelalya oğlu Yeroham oğlu Adaya ve aile başları olan kardeşleri; toplam 242 kişi. İmmer oğlu Meşillemot oğlu Ahzay oğlu Azarel oğlu Amaşsay ve kardeşlerinden oluşan 128 cesur yiğit. Haggedolim oğlu Zavdiel onlara önderlik ediyordu.
Levililer:
Bunni oğlu Haşavya oğlu Azrikam oğlu Haşşuv oğlu Şemaya. Levililerin önderlerinden Şabbetayla Yozavat Tanrı Tapınağının dış işlerini yönetiyordu. Asaf oğlu Zavdi oğlu Mika oğlu Mattanya şükran duasını okuyan tapınak korosunu yönetiyordu. Kardeşlerinden Bakbukya ise ikinci derecede görevliydi. Ayrıca Yedutun oğlu Galal oğlu Şammua oğlu Avda vardı. Kutsal kentte yaşayan Levililer 284 kişiydi.
Tapınak kapı nöbetçileri:
Kapılarda Akkuv, Talmon ve kardeşleri nöbet tutardı. Toplam 172 kişiydiler.
İsraillilerin geri kalanı, kahinlerle Levililer ise Yahudanın öbür kentlerine dağılmıştı. Herkes kendi mülküne yerleşmişti.
Tapınak görevlileri Ofelde yaşıyordu. Önderleri Siha ile Gişpa idi.
Tanrının Tapınağında ezgi söyleyenlere Asaf soyundan gelenler önderlik ediyordu. Bu soydan Mika oğlu Mattanya oğlu Haşavya oğlu Bani oğlu Uzzi Yeruşalimde, Levililerin başında bulunuyordu. Pers Kralının ezgicilerle ilgili buyruğu vardı. Düzenli olarak her gün ücretlerini alacaklardı.
Yahuda oğlu Zerahın soyundan Meşezavel oğlu Petahya İsrail halkının genel temsilcisi olarak Pers Kralına yardımcı oluyordu.

Halk Antlaşmayı Onaylıyor – Nehemya 10

“Bütün bu olanlardan ötürü biz İsrail halkı olarak kesin bir yazılı antlaşma yapıyoruz. Önderlerimiz, Levililerimiz ve kahinlerimiz de antlaşmayı mühürlüyor.”

Antlaşmayı mühürleyenler şunlardı: Hakalya oğlu Vali Nehemya ve Sidkiya.
Kahinler:
Seraya, Azarya, Yeremya, Paşhur, Amarya, Malkiya, Hattuş, Şevanya, Malluk, Harim, Meremot, Ovadya, Daniel, Ginneton, Baruk, Meşullam, Aviya, Miyamin, Maazya, Bilgay, Şemaya.
Levililer:
Azanya oğlu Yeşu, Henadat oğullarından Binnuy, Kadmiel; arkadaşları Şevanya, Hodiya, Kelita, Pelaya, Hanan, Mika, Rehov, Haşavya, Zakkur, Şerevya, Şevanya, Hodiya, Bani, Beninu.
Halk önderleri:
Paroş, Pahat-Moav, Elam, Zattu, Bani, Bunni, Azgat, Bevay, Adoniya, Bigvay, Adin, Ater, Hizkiya, Azzur, Hodiya, Haşum, Besay, Harif, Anatot, Nevay, Magpiaş, Meşullam, Hezir, Meşezavel, Sadok, Yaddua, Pelatya, Hanan, Anaya, Hoşea, Hananya, Haşşuv, Halloheş, Pilha, Şovek, Rehum, Haşavna, Maaseya, Ahiya, Hanan, Anan, Malluk, Harim, Baana.
“Halkın geri kalanı, kahinler, Levililer, tapınak görevlileri ve kapı nöbetçileri, ezgiciler, Tanrının Yasası uğruna çevre halklardan ayrılmış olan herkes, karıları ve anlayıp kavrayacak yaştaki oğullarıyla, kızlarıyla birlikte soylu kardeşlerine katıldılar. Tanrının, kulu Musa aracılığıyla verdiği yasaya göre yaşamak, Egemenimiz RABbin bütün buyruklarına, ilkelerine, kurallarına uymak üzere ant içtiler, uymayacaklara lanet okudular.
“Çevremizdeki halklara kız verip kız almayacağız.
“Çevre halklardan Şabat Günü ya da kutsal bir gün eşya veya tahıl satmak isteyen olursa almayacağız. Yedi yılda bir toprağı sürmeyeceğiz ve bütün alacaklarımızı sileceğiz.
“Tanrımızın Tapınağının giderlerini karşılamak üzere hepimiz sorumluluk alıyoruz. Her yıl şekelin üçte birini vereceğiz. Bu para adak ekmekleri, günlük tahıl sunusu ve yakmalık sunular, Şabat günleri, Yeni Aylar ve öbür bayramlarda sunulan kurbanlar, kutsal sunular, İsrailin günahlarını bağışlatacak sunular ve Tanrımızın Tapınağının öteki işleri için harcanacak.
“Kahinler, Levililer ve halk hep birlikte kura çektik. Aileler her yıl Kutsal Yasaya uygun olarak Tanrımız RABbin sunağında yakılmak üzere belirli zamanlarda odun getirecek.
“Ayrıca her yıl toprağımızın ve meyve ağaçlarımızın ilk ürününü RABbin Tapınağına götüreceğiz.
“Yasaya uygun olarak, ilk doğan oğullarımızı, hayvanlarımızı, ilk doğan sığırlarımızı ve davarlarımızı Tanrımızın Tapınağına, tapınakta hizmet eden kahinlere götüreceğiz.
“Hamurlu yiyeceklerimizin, kaldırdığımız ürünlerin, bütün ağaçlarımızın meyvelerinin, yeni şarabımızın, zeytinyağımızın ilkini Tanrımızın Tapınağının depolarına getirip kahinlere vereceğiz. Toprağımızın ondalığını Levililere vereceğiz, çünkü çalıştığımız bütün kentlerde ondalıkları onlar topluyor. Levililer ondalıkları toplarken Harun soyundan bir kahin yanlarında bulunacak. Levililer topladıkları ondalığın onda birini Tanrımızın Tapınağındaki depolara, hazine odalarına bırakacak. İsrail halkıyla Levililer, buğdaydan, yeni şaraptan, zeytinyağından verilen armağanları, tapınak eşyalarının, kahinlerin, tapınak kapı nöbetçilerinin ve ezgicilerin bulunduğu odalara koyacaklar.
“Artık Tanrımızın Tapınağını göz ardı etmeyeceğiz.”

İsrail Halkı Günahlarını İtiraf Ediyor – Nehemya 9

Aynı ayın yirmi dördüncü günü İsrailliler toplandı. Hepsi oruç tutmuş, çul kuşanmış, başına toprak serpmişti. İsrail soyundan gelenler bütün yabancılardan ayrılmıştı. Günahlarını ve atalarının yaptığı kötülükleri ayakta itiraf ettiler. Oldukları yerde durup günün dörtte biri boyunca Tanrıları RABbin Yasa Kitabını okudular. Günün öbür dörtte birindeyse günahlarını itiraf ederek Tanrıları RABbe tapındılar. Levililere yüksekçe bir yer ayrılmıştı. Yeşu, Bani, Kadmiel, Şevanya, Bunni, Şerevya, Bani ve Kenani orada oturuyordu. Ayağa kalkıp yüksek sesle Tanrıları RABbe yakardılar.
Levililerden Yeşu, Kadmiel, Bani, Haşavneya, Şerevya, Hodiya, Şevanya ve Petahya halka, “Ayağa kalkın!” dediler, “Başlangıçtan sonsuza kadar var olan Tanrınız RABbe övgüler olsun. Ya Rab senin kutsal adın öyle yücedir ki, bizim yüceltmelerimiz, övgülerimiz yetersiz kalır. ”
Halk şöyle dua etti: “Tek RAB sensin. Gökleri, göklerin göklerini, bütün gök cisimlerini, yeryüzünü ve içindeki her şeyi, denizleri ve içlerindeki her şeyi sen yarattın. Hepsine sen can verdin. Bütün gök cisimleri sana tapınır.
“Ya RAB, Avramı seçen, onu Kildanilerin Ur Kentinden çıkaran, ona İbrahim adını veren Tanrı sensin. Onu kendine yürekten bağlı buldun ve onunla bir antlaşma yaptın. Kenanlı, Hitit, Amorlu, Perizli, Yevus ve Girgaş topraklarını onun soyuna vereceğim deyip sözünü tuttun. Çünkü sen doğrusun.
“Atalarımızın Mısırda çektiklerini gördün, Kamış Denizinde yakarışlarını işittin. Firavuna, görevlilerine ve ülkesinin halkına karşı mucizeler, harikalar yarattın. Çünkü atalarımızı nasıl ezdiklerini biliyordun. Bugün olduğu gibi ün kazandın. Denizi yararak atalarımıza yol açtın. Denizin ortasından, kuru topraktan geçip gittiler. Onları kovalayanları ise bir taş gibi azgın derin sulara fırlattın. Gündüzün bir bulut sütunuyla, geceleyin yollarına ışık tutmak için bir ateş sütunuyla atalarımıza yol gösterdin.
“Sina Dağına indin, onlarla göklerden konuştun. Onlara doğru ilkeler, adil yasalar, iyi kurallar, buyruklar verdin. Kutsal Şabat Gününü bildirdin. Kulun Musa aracılığıyla buyruklar, kurallar, yasalar verdin. Acıktıklarında gökten ekmek verdin, susadıklarında kayadan su çıkardın. Onlara vermeye ant içtiğin ülkeye girmelerini, orayı mülk edinmelerini buyurdun.
“Ama atalarımız gurura kapıldı; dikbaşlılık edip buyruklarına uymadılar. Söz dinlemek istemediler, aralarında yaptığın harikaları unuttular. Dikbaşlılık ettiler, eski kölelik yaşamlarına dönmek için kendilerine bir önder bularak başkaldırdılar. Ama sen bağışlayan, iyilik yapan, acıyan, tez öfkelenmeyen, sevgisi engin bir Tanrısın. Onları terk etmedin. Kendilerine buzağı biçiminde dökme bir put yaptılar, Sizi Mısırdan çıkaran Tanrınız budur! diyerek seni çok aşağıladılar. Yine de, yüce merhametinden ötürü onları çölde bırakmadın. Gündüzün yol göstermek için bulut sütununu, geceleyin yollarına ışık tutmak için ateş sütununu önlerinden eksik etmedin. Onları eğitmek için iyi Ruhunu verdin. Ağızlarından manı eksiltmedin. Susadıklarında onlara su verdin. Kırk yıl onları çölde besledin. Hiç eksikleri olmadı. Ne giysileri eskidi, ne de ayakları şişti.
“Onlara ülkeler, uluslar verdin, aralarında bölüştürdün. Heşbon Kralı Sihonun, Başan Kralı Ogun ülkesini mülk edindiler. Onlara gökteki yıldızlar kadar çocuk verdin. Onları, mülk edinmek üzere atalarına söz verdiğin ülkeye getirdin. Çocukları Kenan ülkesini ele geçirip mülk edindiler. Ülke halkının onlara boyun eğmesini sağladın. Krallarını ve ülkedeki halkları istediklerini yapsınlar diye ellerine teslim ettin. Surlu kentler, verimli topraklar ele geçirdiler. Güzel eşyalarla dolu evlere, kazılmış sarnıçlara, bağlara, zeytinliklere, çok sayıda meyve ağacına sahip oldular. Yediler, doydular, beslendiler ve onlara yaptığın büyük iyiliklere sevindiler.
“Ama halkın söz dinlemedi, sana başkaldırdı. Yasana sırt çevirdiler, sana dönmeleri için kendilerini uyaran peygamberleri öldürdüler. Seni çok aşağıladılar. Bu yüzden onları düşmanlarının eline teslim ettin. Düşmanları onları ezdi. Sıkıntıya düşünce sana feryat ettiler. Onları göklerden duydun, yüce merhametinden ötürü kurtarıcılar gönderdin. Bunlar halkı düşmanlarının elinden kurtardı.
“Ne var ki İsrail halkı rahata kavuşunca yine senin gözünde kötü olanı yaptı. Bu yüzden onları düşmanlarının eline terk ettin. Düşmanları onlara egemen oldu. Yine sana yönelip feryat ettiler. Onları göklerden duydun ve merhametinden ötürü defalarca kurtardın.
“Onları Kutsal Yasana dönmeleri için uyardınsa da, gurura kapılarak buyruklarına karşı geldiler. Kurallarını çiğneyip günah işlediler. Oysa kim kurallarına bağlı kalırsa yaşam bulur. İnatla sana sırt çevirdiler, dinlemek istemediler. Yıllarca onlara katlandın. Ruhunla, peygamberlerin aracılığıyla onları uyardın. Ama kulak asmadılar. Bunun üzerine onları çeşitli ülke halklarının ellerine teslim ettin. Yüce merhametinden ötürü yok olmalarına izin vermedin. Onları terk etmedin. Çünkü sen iyilik yapan, acıyan bir Tanrısın.
“Ey Tanrımız! Sen antlaşmana bağlı kalırsın. Güçlü, görkemli, yüce bir Tanrısın. Asur krallarının döneminden bugüne kadar krallarımız, önderlerimiz, kahinlerimiz, peygamberlerimiz, atalarımız ve bütün halk acı çekti. Çektiklerimizi küçümseme. Başımıza gelen bütün olaylarda sen hep adil davrandın, doğru olanı yaptın, bizse kötülük yaptık. Krallarımız, önderlerimiz, kahinlerimiz, atalarımız yasana göre yaşamadılar. Verdiğin buyrukları, yaptığın uyarıları dinlemediler. Ülkelerinde onlara sağladığın bolluk içinde, önlerine serdiğin geniş, verimli topraklarda sana kulluk etmediler, kötülüklerinden dönmediler.
“Bak, bugün köleyiz. Meyvelerini, iyi ürünlerini yesinler diye atalarımıza verdiğin ülkede köle olduk. Günahlarımız yüzünden ürünlerimizin çoğunu başımıza getirdiğin krallara veriyoruz. Bizi de, hayvanlarımızı da istedikleri gibi kullanıyorlar. Büyük sıkıntı içindeyiz.”

Ezra Yasa Kitabını Halka Okuyor – Nehemya 8

İsrailliler kentlerine yerleştikten sonra, yedinci ay tek vücut halinde Su Kapısının karşısındaki alanda toplandılar. Bilgin Ezraya RABbin Musa aracılığıyla İsrail halkına verdiği buyrukları içeren Yasa Kitabını getirmesini söylediler. Yedinci ayın birinci günü Kahin Ezra Yasa Kitabını halkın toplandığı yere getirdi. Dinleyip anlayabilecek kadın erkek herkes oradaydı. Ezra Su Kapısının karşısındaki alanda kadınların, erkeklerin ve anlayabilecek yaştaki çocukların önünde, sabahtan öğlene kadar Yasa Kitabını okudu. Herkes dikkatle dinledi.
Bilgin Ezra toplantı için hazırlanmış ahşap bir zemin üzerinde duruyordu. Sağında Mattitya, Şema, Anaya, Uriya, Hilkiya ve Maaseya vardı. Solunda ise Pedaya, Mişael, Malkiya, Haşum, Haşbaddana, Zekeriya ve Meşullam duruyordu.
Ezra halkın gözü önünde kitabı açtı. Halktan daha yüksek bir yerde duruyordu. Kitabı açar açmaz herkes ayağa kalktı. Ezra yüce Tanrıya, RABbe övgüler sundu. Bütün halk ellerini kaldırarak, “Amin! Amin!” diye karşılık verdi. Hep birlikte eğilip yere kapanarak RABbe tapındılar.
Levililerden Yeşu, Bani, Şerevya, Yamin, Akkuv, Şabbetay, Hodiya, Maaseya, Kelita, Azarya, Yozavat, Hanan ve Pelaya ayakta duran halka yasayı anlattılar. Tanrının Yasa Kitabını okuyup açıkladılar, herkesin anlamasını sağlayacak biçimde yorumladılar.
Vali Nehemya, Kahin ve Bilgin Ezra ve halka öğretmenlik yapan Levililer, “Bugün Tanrınız RAB için kutsal bir gündür. Yas tutup ağlamayın” dediler. Çünkü bütün halk Kutsal Yasayı dinlerken ağlıyordu.
Nehemya da, “Gidin, yağlı yiyip tatlı için” dedi, “Hazırlığı olmayanlara da bir pay gönderin. Çünkü bugün Rabbimiz için kutsal bir gündür. Üzülmeyin. RABbin verdiği sevinç sizi güçlü kılar.”
Levililer, “Sakin olun, bugün kutsal bir gündür, üzülmeyin” diyerek halkı yatıştırdılar. Böylece herkes yiyip içmek, yiyeceklerini başkalarıyla paylaşmak ve büyük şenlik yapmak üzere evinin yolunu tuttu. Çünkü kendilerine okunanları anlamışlardı.
Ertesi gün bütün aile başları, kahinler ve Levililer Kutsal Yasanın buyruklarını öğrenmek için Bilgin Ezranın çevresine toplandılar. Yasada RABbin Musa aracılığıyla verdiği şu buyruğu buldular: Yedinci ayda kutlanan bayramda İsrailliler çardaklarda oturmalı. Bütün kentlerde ve Yeruşalimde şu duyuru yapılsın: “Dağlara çıkın; yasada yazılana uygun olarak, çardak yapmak üzere zeytin, iğde, mersin ve hurma dalları, sık yapraklı ağaç dalları getirin.”
Böylece halk dalları getirip damlarında, evlerinin ve Tanrı Tapınağının avlularında, Su Kapısı ve Efrayim Kapısı alanlarında çardaklar yaptı. Sürgünden dönen herkes yaptığı çardakta oturdu. İsrailliler Nun oğlu Yeşunun döneminden beri böyle bir kutlama yapmamışlardı. Herkes büyük sevinç içindeydi. Ezra ilk günden son güne kadar, her gün Tanrının Yasa Kitabını okudu. Yedi gün bayram yaptılar. Sekizinci gün kural uyarınca kutsal toplantı yapıldı.

Sürgünden Dönenlerin Listesi – Nehemya 7

Yeruşalim geniş, büyük bir kentti, ama nüfusu azdı. İçindeki evler henüz onarılmamıştı. Tanrım soylarına göre halkın sayımı yapılabilsin diye soyluları, yetkilileri ve bütün halkı toplamamı istedi. Sürgünden ilk dönenlerin soy kütüğünü buldum. İçinde şunlar yazılıydı:
Babil Kralı Nebukadnessarın sürgün ettiği insanlar yaşadıkları ilden Yeruşalim ve Yahudadaki kendi kentlerine döndü. Bunlar Zerubbabil, Yeşu, Nehemya, Azarya, Raamya, Nahamani, Mordekay, Bilşan, Misperet, Bigvay, Nehum ve Baananın önderliğinde geldiler.
Sürgünden dönen İsraillilerin sayıları şöyleydi:
Paroşoğulları: 2172
Şefatyaoğulları: 372
Arahoğulları: 652
Yeşu ve Yoav soyundan Pahat-Moavoğulları: 2818
Elamoğulları: 1254
Zattuoğulları: 845
Zakkayoğulları: 760
Binnuyoğulları: 648
Bevayoğulları: 628
Azgatoğulları: 2322
Adonikamoğulları: 667
Bigvayoğulları: 2067
Adinoğulları: 655
Hizkiya soyundan Ateroğulları: 98
Haşumoğulları: 328
Besayoğulları: 324
Harifoğulları: 112
Givonlular: 95
Beytlehemliler ve Netofalılar: 188
Anatotlular: 128
Beytazmavetliler: 42
Kiryat-Yearimliler, Kefiralılar ve Beerotlular: 743
Ramalılar ve Gevalılar: 621
Mikmaslılar: 122
Beytel ve Ay kentlerinden olanlar: 123
Öbür Nevo Kentinden olanlar: 52
Öbür Elam Kentinden olanlar: 1254
Harimliler: 320
Erihalılar: 345
Lod, Hadit ve Ono kentlerinden olanlar: 721
Senaalılar: 3930
Kahinler:
Yeşu soyundan Yedayaoğulları: 973
İmmeroğulları: 1052
Paşhuroğulları: 1247
Harimoğulları: 1017
Levililer:
Kadmiel ve Hodeva soyundan gelen Yeşuoğulları: 74
Ezgiciler:
Asafoğulları: 148
Tapınak kapı nöbetçileri:
Şallumoğulları, Ateroğulları,
Talmonoğulları, Akkuvoğulları,
Hatitaoğulları, Şovayoğulları: 138
Tapınak görevlileri:
Sihaoğulları, Hasufaoğulları, Tabbaotoğulları,
Kerosoğulları, Siaoğulları, Padonoğulları,
Levanaoğulları, Hagavaoğulları, Şalmayoğulları,
Hananoğulları, Giddeloğulları, Gaharoğulları,
Reayaoğulları, Resinoğulları, Nekodaoğulları,
Gazzamoğulları, Uzzaoğulları, Paseahoğulları,
Besayoğulları, Meunimoğulları, Nefişesimoğulları,
Bakbukoğulları, Hakufaoğulları, Harhuroğulları,
Baslitoğulları, Mehidaoğulları, Harşaoğulları,
Barkosoğulları, Siseraoğulları, Temahoğulları,
Nesiahoğulları, Hatifaoğulları.
Süleymanın kullarının soyu:
Sotayoğulları, Soferetoğulları, Peridaoğulları,
Yalaoğulları, Darkonoğulları, Giddeloğulları,
Şefatyaoğulları, Hattiloğulları,
Pokeret-Hassevayimoğulları, Amonoğulları.
Tapınak görevlileriyle Süleymanın kullarının soyundan olanlar: 392
Tel-Melah, Tel-Harşa, Keruv, Addon ve İmmerden dönen, ancak hangi aileden olduklarını ve soylarının İsrailden geldiğini kanıtlayamayanlar şunlardır:
Delayaoğulları, Toviyaoğulları, Nekodaoğulları: 642
Kahinlerin soyundan:
Hovayaoğulları, Hakkosoğulları ve Gilatlı Barzillayın kızlarından biriyle evlenip kayınbabasının adını alan Barzillayın oğulları. Bunlar soy kütüklerini aradılar. Ama yazılı bir kayıt bulamayınca, kahinlik görevi ellerinden alındı. Vali, Urim ile Tummimi kullanan bir kahin çıkıncaya dek en kutsal yiyeceklerden yememelerini buyurdu.
Bütün halk toplam 42 360 kişiydi.
Ayrıca 7 337 erkek ve kadın köle,
kadınlı erkekli 245 ezgici,
736 at,
245 katır,
435 deve,
6 720 eşek vardı.
Bazı aile başları onarım işi için bağışta bulundu: Vali hazineye 1 000 darik altın, 50 çanak, 530 kahin mintanı bağışladı.
Bazı aile başları da iş için hazineye 20 000 darik altın, 2 200 mina gümüş verdiler. Halkın geri kalanı ise, toplam 20 000 darik altın, 2 000 mina gümüş ve 67 kahin mintanı verdi.
Kahinler, Levililer, tapınak görevlileri ve kapı nöbetçileri, ezgiciler, sıradan insanlar ve bütün İsrailliler kentlerine yerleştiler.

Surların Onarımı Bitiyor – Nehemya 7

Surların onarımı bitip kapılar yerine takıldıktan sonra, kapı nöbetçileri, ezgiciler ve Levililer göreve atandı. Kardeşim Hananiyle kale komutanı Hananyayı Yeruşalime yönetici atadım. Hananya güvenilir bir kişiydi. Çoğu insandan daha çok Tanrıdan korkardı. Onlara, “Güneş ortalığı ısıtıncaya kadar Yeruşalim kapıları açılmasın” dedim, “Kapı nöbetçileri görev başındayken kapıları kapalı tutsunlar. Kapıları siz sürgüleyin ve Yeruşalimde oturanlara nöbet görevi verin. Bazıları bu görevi yapsın, bazıları da evlerinin çevresinde nöbet tutsun.”

Surların Onarımı Bitiyor – Nehemya 6

Surların onarımı elli iki günde, yirmi beş Elulda bitti. Bütün düşmanlarımız bunu duydu, çevremizdeki ulusları korku sardı. Böylece düşmanlarımız özgüvenlerini büsbütün yitirdiler. Çünkü bu işi Tanrımızın yardımıyla başardığımızı anladılar.
O günlerde Yahuda soylularıyla Toviya sık sık yazışıyorlardı. Birçok Yahudalı Toviyaya bağlı kalacağına ant içmişti. Çünkü Toviya, Arah oğlu Şekanyanın damadıydı. Oğlu Yehohanan da Berekya oğlu Meşullamın kızını almıştı. Soylular Toviyanın iyiliklerini bana anlatıyor, benim söylediklerimi de ona iletiyorlardı. Toviya beni yıldırmak için sürekli mektup gönderiyordu.

Nehemyaya Kurulan Düzenler – Nehemya 6

ya, Arap Geşeme ve öbür düşmanlarımıza ulaştı. O sırada kapı kanatlarını henüz takmamıştım. Sanballat ile Geşem bana haber göndererek, “Gel, Ono Ovasındaki köylerden birinde buluşalım” dediler. Bana kötülük yapmayı düşünüyorlardı. Onlara haberciler göndererek, “Büyük bir iş yapıyorum, gelemem” dedim, “Yanınıza gelirsem işi bırakmış olurum; niçin iş dursun?” Bana dört kez bu haberi gönderdiler, ben de hep aynı yanıtı verdim.
Sanballat beşinci kez aynı öneriyle habercisini gönderdi. Habercinin elinde açık bir mektup vardı. İçinde şunlar yazılıydı:
“Çevredeki uluslar arasında Geşemin de doğruladığı bir söylenti var. Sen ve Yahudiler ayaklanmayı düşündüğünüz için surları onarıyormuşsunuz. Anlatılanlara göre kral olmak üzeresin. Yahuda Kralı olduğunu Yeruşalime duyurmak için peygamberler bile atamışsın. Bütün bunlar kralın kulağına gidecek. Onun için, gel de görüşelim.”
Ona şu yanıtı gönderdim: “Söylediklerinin hiçbiri doğru değil. Hepsini kendin uyduruyorsun.”
Hepsi bizi korkutmaya çalışıyorlardı. “İşi bırakacaklar, onarım duracak” diye düşünüyorlardı. Ama ben, “Tanrım, ellerime güç ver” diye dua ettim.
Bir gün Mehetavel oğlu Delaya oğlu Şemayanın evine gittim. Evine kapanmıştı. Bana, “Tanrının evinde, tapınakta buluşalım” dedi, “Tapınağın kapılarını kapatalım, çünkü seni öldürmeye gelecekler. Gece seni öldürmeye gelecekler.”
Ona, “Ben kaçacak adam değilim” dedim, “Benim gibi biri canını kurtarmak için tapınağa sığınır mı? Gelmeyeceğim.” Anladım ki, onu Tanrı göndermemiş. Bu sözleri bir peygamber gibi, benim kötülüğüm için söylemişti. Toviya ile Sanballat onu satın almışlardı. Bu yolla gözümü korkutup bana günah işleteceklerini düşünüyorlardı. Böylece beni kötülemek için ellerine fırsat geçmiş olacaktı.
“Ey Tanrım, Toviyayla Sanballatın yaptığı kötülüğü unutma” diye dua ettim, “Beni korkutmak isteyen kadın peygamber Noadyayla öbür peygamberlerin yaptıklarını da unutma.”

Nehemya Yoksullara Yardım Ediyor – Nehemya 5

Bir süre sonra kadınlı erkekli halk Yahudi kardeşlerinden şiddetle yakınmaya başladı. Bazıları, “Biz kalabalığız” diyordu, “Oğullarımız, kızlarımız çok. Yaşamak için buğdaya ihtiyacımız var.”
Bazıları da, “Kıtlıkta buğday almak için tarlalarımızı, bağlarımızı, evlerimizi ipotek ediyoruz” diyordu.
Bazıları ise, “Krala vergi ödemek için tarlalarımızı, bağlarımızı karşılık gösterip borç para aldık” diyordu, “Yahudi kardeşlerimizle aynı kanı taşımıyor muyuz? Bizim çocuklarımızın onlarınkinden ne farkı var? Oğullarımızı kızlarımızı köle olarak satmak zorunda kaldık. Kızlarımızdan bazıları cariye olarak satıldı bile. Çaresiz kaldık. Çünkü tarlalarımız, bağlarımız başkalarının elinde.”
Onların bu dertlerini, yakınmalarını duyunca çok öfkelendim. Düşününce soylularla yetkilileri suçlu buldum. Onlara, “Kardeşlerinizden faiz alıyorsunuz!” dedim. Onlara karşı herkesi bir araya topladım. Sonra şöyle dedim: “Biz yabancılara satılan Yahudi kardeşlerimizi elimizden geldiğince geri almaya çalışırken siz kardeşlerinizi satıyorsunuz. Yine bize satılsınlar diye mi?” Sustular, söyleyecek söz bulamadılar.
Sonra, “Yaptığınız doğru değil” dedim, “Düşmanlarımız olan öteki ulusların aşağılamalarından kaçınmak için Tanrı korkusuyla yaşamanız gerekmez mi? Kardeşlerim, adamlarım ve ben ödünç olarak halka para ve buğday veriyoruz. Lütfen faiz almaktan vazgeçelim! Tarlalarını, bağlarını, zeytinliklerini, evlerini onlara hemen geri verin. Bir de faiz olarak aldığınız gümüşün, buğdayın, yeni şarabın, zeytinyağının yüzde birini verin.”
“Veririz” dediler, “Artık onlardan hiçbir şey istemeyeceğiz. Ne diyorsan öyle yapacağız.”
Kahinleri çağırdım ve yetkililere kahinlerin önünde verdikleri sözü tutacaklarına ilişkin ant içirdim. Sonra eteğimi silktim ve dedim ki, “Kim verdiği sözü tutmazsa, Tanrı da onu böyle silksin; malını mülkünü elinden alsın; tamtakır bıraksın.” Herkes buna, “Amin” dedi ve RABbe övgüler sundu. Ve sözlerini tuttular.
Yahudada valilik yaptığım on iki yıl boyunca, ilk atandığım günden son güne kadar, Artahşastanın krallığının yirminci yılından otuz ikinci yılına dek, ne ben, ne kardeşlerim valiliğe ayrılan yiyecek bütçesine dokunmadık. Benden önce görev yapan valiler halka yük oldular. Onlardan kırk şekel gümüşün yanısıra yiyecek ve şarap da aldılar. Uşakları bile halkı ezdi. Ama ben Tanrıdan korktuğum için böyle davranmadım. Surların onarımını sürdürdüm. Adamlarımın hepsi işin başında durdu. Bir tarla bile satın almadık.
Çevremizdeki uluslardan bize gelenlerin dışında Yahudilerden ve yetkililerden yüz elli kişi soframa otururdu. Benim için her gün bir boğa, altı seçme koyun, tavuklar kesilir, on günde bir de her türden bolca şarap hazırlanırdı. Bütün bunlara karşın valiliğin yiyecek bütçesine dokunmadım. Çünkü halk ağır yük altındaydı.
Ey Tanrım, bu halk uğruna yaptıklarım için beni iyilikle an.

Onarıma Karşı Çıkanlar – Nehemya 4

Sanballat surları onardığımızı duyunca öfkeden deliye döndü. Bizimle alay etmeye başladı. Dostlarının ve Samiriye ordusunun önünde, “Bu zavallı Yahudiler ne yaptıklarını sanıyorlar?” dedi, “Onlara izin verirler mi? Kurban mı kesecekler? Bir günde mi bitirecekler? Küle dönmüş molozların arasından taşları mı canlandıracaklar?”
Yanında duran Ammonlu Toviya, “Yaptıkları şu taş duvara bak!” dedi, “Üzerine bir tilki çıksa yıkılır.”
O zaman şöyle dua ettim: “Ey Tanrımız, bize kulak ver! Hor görüyorlar bizi. Onların aşağılamalarını kendi başlarına döndür. Sürüldükleri ülkede yağmaya uğrasınlar. Suçlarını bağışlama, günahlarını unutma. Çünkü biz çalışanları aşağıladılar.”
Surun onarımına devam ettik; yarı yüksekliğe kadar suru tamamladık. Çünkü herkes canla başla çalışıyordu.
Sanballat, Toviya, Araplar, Ammonlular ve Aşdotlular Yeruşalim surlarındaki onarımın ilerlediğini, gediklerin kapanmaya başladığını duyunca çok öfkelendiler. Hepsi bir araya gelerek Yeruşalime karşı savaşmak ve kentte karışıklık çıkarmak için düzen kurdular. Ama biz Tanrımıza dua ettik ve gece gündüz onları gözetlesinler diye nöbetçiler diktik.
O sırada Yahudalılar, “Yük taşıyanların gücü tükendi” dediler, “O kadar moloz var ki, artık surların onarımını sürdüremiyoruz.”
Düşmanlarımız ise, “Onlar anlamadan, bizi görmeden aralarına girip hepsini öldürerek bu işe son verelim” diye düşünüyorlardı.
Çevrede yaşayan Yahudiler gelip on kez bizi uyardılar. “Yanımıza gelin, yoksa size her yönden saldıracaklar” dediler.
Bu yüzden, surların en alçak yerlerinin arkasına, tamamlanmamış yerlere, çeşitli boylardan kılıçlı, mızraklı, yaylı adamlar yerleştirdim. Durumu görünce ayağa kalktım; soylulara, görevlilere ve geri kalan herkese, “Onlardan korkmayın!” dedim, “Yüce ve görkemli Rabbi anımsayın. Kardeşleriniz, oğullarınız, kızlarınız, karılarınız, evleriniz için savaşın.”
Kurdukları düzeni anladığımız düşmanlarımızın kulağına gitti. Tanrı düzenlerini boşa çıkarmıştı. O zaman hepimiz surlara, işimizin başına döndük.
O günden sonra adamlarımın yarısı çalışırken öbür yarısı mızraklı, kalkanlı, yaylı ve zırhlı olarak nöbet tuttu. Önderler Yahudalıların arkasında yer almıştı. Duvarcılar, yükleri taşıyanlar, yükleyenler bir eliyle çalışıyor, bir eliyle silah tutuyordu. Yapıcılar kılıç kuşanmış, öyle çalışıyorlardı. Boru çalansa benim yanımdaydı. Soylulara, görevlilere ve geri kalan herkese, “İş çok büyük ve dağınık” dedim, “Surların üzerinde her birimiz ayrı yerde, birbirimizden uzaktayız. Nereden boru sesini işitirseniz, orada bize katılın. Tanrımız bizim için savaşacak.”
İşte böyle çalışıyorduk. Yarımız gün doğumundan yıldızlar görünene kadar mızraklarla nöbet tutuyordu. O sırada halka, “Herkes geceyi yardımcısıyla birlikte Yeruşalimde geçirsin” dedim, “Gece bizim için nöbet tutsunlar, gündüz de çalışsınlar.” Ne ben, ne kardeşlerim, ne adamlarım, ne de yanımdaki nöbetçiler, giysilerimizi çıkarmadık. Herkes suya bile silahıyla gitti.

Surların Onarımı – Nehemya 3

Başkahin Elyaşiv ile öbür kahinler işe koyulup Koyun Kapısını onardılar, kapı kanatlarını kutsayıp yerine taktılar. Hammea Kulesine ve Hananel Kulesine kadar surları kutsadılar. Bitişik bölümü Erihalılar, onun yanındakini de İmri oğlu Zakkur onardı.
Balık Kapısını Senaalılar onardı. Kirişleri yerleştirip kapı kanatlarını yerine koydular, sürgülerle kapı kollarını taktılar. Bitişik bölümü Hakkos oğlu Uriya oğlu Meremot onardı. Onun yanındakini Meşezavel oğlu Berekya oğlu Meşullam onardı. Onun yanındakini Baana oğlu Sadok onardı. Onun yanındakini Tekoalılar onardı; ama soylular efendilerinin buyurduğu işlere el atmadılar.
Eski Kapıyı Paseah oğlu Yoyada ile Besodya oğlu Meşullam onardı. Kirişleri yerleştirip kapı kanatlarını yerine koydular, sürgülerle kapı kollarını taktılar. Bitişik bölümü Givonlu Melatya, Meronotlu Yadon ve Fıratın batı yakasındaki bölge valisinin yönetiminde yaşayan Givonlularla Mispalılar onardı. Onların yanındakini kuyumculardan biri olan Harhaya oğlu Uzziel onardı. Onun yanındakini baharatçı Hananya onardı. Yeruşalim surlarını Geniş Duvara kadar onardılar. Onların yanındaki bölümü Yeruşalimin yarısını yöneten Hur oğlu Refaya onardı. Bunun yanındaki bölüm Harumaf oğlu Yedayanın evinin karşısına düşüyordu. O bölümü Yedaya onardı. Onun yanındakini Haşavneya oğlu Hattuş onardı. Harim oğlu Malkiya ile Pahat-Moav oğlu Haşşuv başka bir bölümü ve Fırınlar Kulesini onardılar. Onların yanındaki bölümü Yeruşalimin öbür yarısını yöneten Halloheş oğlu Şallum kızlarıyla birlikte onardı.
Dere Kapısını Hanun ve Zanoahta yaşayanlar onardı. Kapı kanatlarını yerlerine yerleştirip sürgülerle kapı kollarını taktılar. Ayrıca Gübre Kapısına kadar uzanan surlarda bin arşınlık yer onardılar.
Gübre Kapısını Beythakkerem bölgesini yöneten Rekav oğlu Malkiya onardı. Kapı kanatlarını yerine yerleştirip sürgülerle kapı kollarını taktılar.
Pınar Kapısını Mispa bölgesini yöneten Kol-Hoze oğlu Şallun onardı. Üzerini bir saçakla kapadı. Kapı kanatlarını yerine yerleştirip sürgülerle kapı kollarını taktı. Kral Bahçesinin yanındaki Şelah Havuzunun duvarını Davut Kentinden inen merdivenlere kadar onardı. Oradan ötesini Beytsur bölgesinin yarısını yöneten Azbuk oğlu Nehemya, Davutun aile mezarlığından yapay havuza ve Yiğitler Evine kadar onardı.
Surların sonraki bölümünü aşağıdaki Levililer onardı: Bani oğlu Rehum bir sonraki bölümü onardı. Bitişiğini Keila bölgesinin yarısını yöneten Haşavya kendi bölgesi adına onardı. Ondan sonraki bölümü, Keila bölgesinin öbür yarısını yöneten Henadat oğlu Bavvay yönetiminde kardeşleri onardılar. Onun bitişiğini –silah deposuna, surun döndüğü yere kadar çıkan yolun karşısını– Mispayı yöneten Yeşu oğlu Ezer onardı. Ondan sonraki, surun döndüğü yerden Başkahin Elyaşivin evinin kapısına kadar uzanan bölümü büyük çaba harcayarak Zakkay oğlu Baruk onardı. Ondan sonrasını, Elyaşivin evinin kapısından evin sonuna kadar uzanan bölümü Hakkos oğlu Uriya oğlu Meremot onardı.
Surların sonraki bölümünü çevrede yaşayan kahinler onardı. Evlerinin karşısına düşen bölümü Benyamin ile Haşşuv onardılar. Onlardan sonra, evinin bitişiği olan bölümü Ananya oğlu Maaseya oğlu Azarya onardı. Ondan sonraki, Azaryanın evinden surun döndüğü köşeye kadar uzanan bölümü Henadat oğlu Binnuy onardı. Uzay oğlu Palal surun döndüğü köşeden sonraki bölümü ve yukarı saray muhafız avlusunun yanındaki gözetleme kulesini onardı. Ondan sonraki bölümü Paroş oğlu Pedaya onardı; Pedaya ile Ofel Tepesinde yaşayan tapınak görevlileri doğuya doğru Su Kapısının önüne ve gözetleme kulesine kadarki bölümü onardılar.
Ondan sonraki, büyük gözetleme kulesinden Ofel surlarına kadar uzanan bölümü Tekoalılar onardı. At Kapısının yukarısını kahinler onardı. Her biri kendi evinin karşısını yaptı. Onlardan sonra, evinin karşısına düşen bölümü İmmer oğlu Sadok onardı. Ondan sonrasını Doğu Kapısının nöbetçisi Şekanya oğlu Şemaya onardı. Ondan sonraki bölümü Şelemya oğlu Hananya ile Salafın altıncı oğlu Hanun onardı. Ondan sonra, odasının karşısına düşen bölümü Berekya oğlu Meşullam onardı. Ondan sonraki bölümü, tapınak görevlileriyle tüccarların kaldığı eve, oradan Mifkat Kapısına, surun yukarı köşesindeki odaya kadar, kuyumculardan biri olan Malkiya onardı. Surun köşesindeki odayla Koyun Kapısı arasındaki bölümü kuyumcularla tüccarlar onardılar.

Nehemya Yeruşalime Gidiyor – Nehemya 2

Kral Artahşastanın krallığının yirminci yılı, Nisan ayıydı. Krala getirilen şarabı alıp kendisine sundum. O güne kadar beni hiç üzgün görmemişti. Bu yüzden, “Neden böyle üzgün görünüyorsun?” diye sordu, “Hasta olmadığına göre, bir derdin olmalı.”
Çok korktum. Krala, “Tanrı sana uzun ömürler versin” dedim, “Atalarımın gömüldüğü kent yıkıldı, kapıları yakıldı. Nasıl üzülmem?”
Kral, “Dileğin ne?” diye sordu.
Göklerin Tanrısına dua edip krala şöyle dedim: “Eğer uygun görüyorsan, benden hoşnut kaldınsa, lütfen beni Yahudaya, atalarımın gömüldüğü kente gönder; kenti onarayım.”
Kral kraliçeyle birlikte oturuyordu. “Yolculuğun ne kadar sürer?” diye sordu, “Ne zaman dönersin?” Böylece kral dileğimi uygun buldu ve beni göndermeyi kabul etti. Ona ne zaman döneceğimi söyledim.
Sonra şöyle dedim: “Uygun görüyorsan, Yahudaya varmamı sağlamaları için, Fıratın batı yakasındaki valilere birer mektup yazılsın. Bir de kralın orman sorumlusu Asafa bir mektup götürmek istiyorum. Tapınağın yanındaki kalenin kapıları, kent surları ve oturacağım evin yapımı için bana kereste versin.” Tanrım bana destek olduğu için kral dileklerimi yerine getirdi.
Fıratın batı yakasındaki valilere gidip kralın mektuplarını verdim. Kral benimle birlikte komutanlar ve atlılar göndermişti. Horonlu Sanballat ile Ammonlu görevlilerden Toviya, İsrail halkının iyiliği için birinin çalışmaya geldiğini duyunca çok sıkıldılar.
Yeruşalime gittim. Orada üç gün kaldıktan sonra, gece kalkıp birkaç adamla birlikte işe koyuldum. Yeruşalim için yapacaklarıma ilişkin Tanrıdan aldığım esini kimseye açıklamadım. Bindiğim hayvandan başka hayvan götürmemiştim.
Hala karanlıktı. Dere Kapısından Ejder Pınarına, oradan Gübre Kapısına gittim. Yeruşalimin yıkılan surlarını, yanıp kül olan kapılarını gözden geçirdim. Sonra Pınar Kapısına, Kral Havuzuna doğru gittim. Ne var ki, yol bindiğim hayvanın geçmesine uygun değildi. Gece karanlığında dere boyunca ilerledim, surları gözden geçirip geri geldim. Sonunda Dere Kapısından girip yerime döndüm. Yetkililer nereye gittiğimi, ne yaptığımı bilmiyorlardı. Çünkü Yahudilere, kahinlere, soylulara, yetkililere ve öteki görevlilere henüz hiçbir şey söylememiştim.
Sonra onlara, “İçine düştüğümüz yıkımı görüyorsunuz” dedim, “Yeruşalim yıkılmış, kapıları ateşe verilmiş. Gelin, Yeruşalim surlarını onaralım, utancımıza son verelim.” Onlara Tanrının bana nasıl destek olduğunu ve kralın söylediklerini anlattım.
Onlar da, “Haydi, onarmaya başlayalım” dediler. Var güçleriyle bu hayırlı işe başladılar.
Ama Horonlu Sanballat, Ammonlu görevlilerden Toviya, Arap Geşem yapacaklarımızı duyunca, bizi küçümseyip alay ettiler. “Ne yapıyorsunuz? Krala baş mı kaldırıyorsunuz?” dediler.
Onları şöyle yanıtladım: “Göklerin Tanrısı bizi başarılı kılacaktır. Biz Onun kulları olarak onarımı başlatacağız. Ama sizin Yeruşalim üzerinde ne hakkınız, ne de payınız olacak, adınız bile anılmayacak.”

Nehemyanın Duası – Nehemya 1

Hakalya oğlu Nehemyanın anlattıkları:
Pers Kralı Artahşastanın krallığının yirminci yılı, Kislev ayında Sus Kalesindeydim. Kardeşlerimden Hanani ve bazı Yahudalılar yanıma geldi. Onlara sürgünden kurtulup sağ kalan Yahudileri ve Yeruşalimin durumunu sordum. “Sürgünden kurtulup Yahuda İline dönenler büyük sıkıntı ve utanç içinde” diye karşılık verdiler, “Üstelik Yeruşalim surları yıkılmış, kapıları yakılmış.”
Bunları duyunca oturup ağladım, günlerce yas tuttum. Oruç tutup Göklerin Tanrısına dua ettim: “Ey Göklerin Tanrısı RAB! Yüce ve görkemli Tanrı! Seni sevenlerle, buyruklarına uyanlarla yaptığın antlaşmaya bağlı kalırsın. Ya RAB, halimi gör, gece gündüz kulların İsrail halkı için ettiğim duaya kulak ver. İtiraf ediyorum, İsrail halkı günah işledi, ben ve atalarım günah işledik. Sana çok kötülük yaptık. Kulun Musaya verdiğin buyruklara, kurallara, ilkelere uymadık.
“Kulun Musaya söylediklerini anımsa. Dedin ki, Eğer bana ihanet ederseniz, sizi ulusların arasına dağıtacağım. Ama bana döner, buyruklarımı özenle yerine getirirseniz, dünyanın öbür ucuna sürülmüş olsanız bile sizleri toplayıp seçtiğim yere, bulunacağım yere getireceğim.
“Onlar senin kulların, kendi halkındır. Yüce kudretin ve güçlü elinle onları kurtardın. Ya Rab, bu kulunun, adını yüceltmekten sevinç duyan öbür kullarının dualarına kulak ver. Beni bugün başarılı kıl ve kralın önerimi kabul etmesini sağla.”
O günlerde kralın sakisiydim.

Yabancı Kadınlarla Evlenenler – Ezra 10

Kahinlerin soyundan gelip yabancı kadınlarla evlenenler şunlardı:
Yosadak oğlu Yeşunun oğullarından ve kardeşlerinin soyundan Maaseya, Eliezer, Yariv, Gedalya. Bunlar karılarını kovacaklarına söz verdiler. İşledikleri suç için suç sunusu olarak sürüden bir koç sundular.
İmmeroğullarından: Hanani, Zevadya.
Harimoğullarından: Maaseya, Eliya, Şemaya, Yehiel, Uzziya.
Paşhuroğullarından: Elyoenay, Maaseya, İsmail, Netanel, Yozavat, Elasa.
Levililerden: Yozavat, Şimi, Kelaya –Kelita– Petahya, Yahuda, Eliezer.
Ezgicilerden: Elyaşiv.
Tapınak kapı nöbetçilerinden: Şallum, Telem, Uri.
Öbür İsraillilerden:
Paroşoğullarından: Ramya, Yizziya, Malkiya, Miyamin, Elazar, Malkiya, Benaya.
Elamoğullarından: Mattanya, Zekeriya, Yehiel, Avdi, Yeremot, Eliya.
Zattuoğullarından: Elyoenay, Elyaşiv, Mattanya, Yeremot, Zavat, Aziza.
Bevayoğullarından: Yehohanan, Hananya, Zabbay, Atlay.
Banioğullarından: Meşullam, Malluk, Adaya, Yaşuv, Şeal, Yeremot.
Pahat-Moavoğullarından: Adna, Kelal, Benaya, Maaseya, Mattanya, Besalel, Binnuy, Manaşşe.
Harimoğullarından: Eliezer, Yişşiya, Malkiya, Şemaya, Şimon, Benyamin, Malluk, Şemarya.
Haşumoğullarından: Mattenay, Mattatta, Zavat, Elifelet, Yeremay, Manaşşe, Şimi.
Banioğullarından: Maaday, Amram, Uel, Benaya, Bedeya, Keluhu, Vanya, Meremot, Elyaşiv, Mattanya, Mattenay, Yaasay, Bani, Binnuy, Şimi, Şelemya, Natan, Adaya, Maknadvay, Şaşay, Şaray, Azarel, Şelemya, Şemarya, Şallum, Amarya, Yusuf.
Nevooğullarından: Yeiel, Mattitya, Zavat, Zevina, Yadday, Yoel, Benaya.
Bunların hepsi yabancı kadınlarla evlenmişti. Bazılarının bu kadınlardan çocukları da vardı.

İsrail Halkı Günahlarını Açıklıyor – Ezra 10

Ağlayarak kendini Tanrının Tapınağının önünde yere atan Ezra dua edip günahlarını açıkladı. Bu arada erkek, kadın, çocuk, İsraillilerden çok büyük bir topluluk Ezranın çevresine toplandı. Onlar da hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Elamoğullarından Yehiel oğlu Şekanya, Ezraya şöyle dedi: “Çevremizdeki halklardan yabancı karılar aldığımız için Tanrımıza ihanet ettik. Buna karşın İsrail için hala umut var. Senin ve Tanrımızın buyrukları karşısında titreyenlerin öğütleri uyarınca, bütün yabancı kadınları ve çocuklarını uzaklaştırmak için Tanrımızla şimdi bir antlaşma yapalım. Bu antlaşma yasaya uygun olsun. Haydi kalk! Sorumluluk senin üzerinde. Biz seni destekleyeceğiz. Güçlü ol ve gerekeni yap!”
Bunun üzerine yerden kalkan Ezra önde gelen Levili kahinlere ve öbür İsraillilere söyleneni yapmaları için ant içirdi. Hepsi ant içti. Sonra Ezra Tanrının Tapınağının önünden ayrılıp Elyaşiv oğlu Yehohananın odasına gitti. Orada gecelerken ne yemek yedi, ne su içti. Sürgünden dönenler Tanrıya bağlı kalmadığı için yas tutuyordu.
Sürgünden dönenlerin hepsinin Yeruşalimde toplanması için Yahuda ve Yeruşalimde bir duyuru yapıldı: Halkın önderlerinin ve ileri gelenlerinin kararı uyarınca, üç gün içinde gelmeyenin bütün malına el konulacak, kendisi de sürgünden dönenler topluluğundan atılacaktı.
Bütün Yahudalı ve Benyaminli erkekler üç gün içinde Yeruşalimde toplandılar. Dokuzuncu ayın yirminci günü hepsi Tanrının Tapınağının önündeki alandaydı. Hem durumun öneminden, hem de yağmurdan ötürü herkes titriyordu. Kahin Ezra kalkıp, “Siz Tanrıya ihanet ettiniz” dedi, “Yabancı kadınlarla evlendiniz. İsrailin suçuna suç kattınız. Şimdi atalarınızın Tanrısı RABbe suçunuzu açıklayın. Onun istediğini yapın. Çevredeki halklardan ve yabancı karılardan ayrılın.”
Topluluk yüksek sesle şöyle karşılık verdi: “Bütün söylediklerini yapacağız. Yalnız kalabalık çok, üstelik hava da yağmurlu. Dışarda duracak gücümüz kalmadı. Hem bu bir iki günde çözülecek iş değil. Çünkü bu konuda çok günah işledik. Bütün topluluk adına önderlerimiz bu konuyla ilgilensin. Sonra kentlerimizde yabancı kadınla evli olan herkes saptanan bir zamanda kentin ileri gelenleri ve yargıçlarıyla birlikte gelsin. Yeter ki, Tanrımızın bu konudaki kızgın öfkesi üzerimizden kalksın.” Ancak, Asahel oğlu Yonatan, Tikva oğlu Yahzeya ve onları destekleyen Meşullam ile Levili Şabbetay buna karşı çıktılar.
Sürgünden dönenler bu öneriye göre davrandılar. Kahin Ezra adlarını belirterek her boydan boy başlarını seçti. Onuncu ayın birinci günü oturup konuyu incelemeye başladılar. Birinci ayın birinci günü yabancı kadınlarla evlenen bütün erkeklerin durumunu incelemeyi bitirdiler.

Ezranın Duası – Ezra 9

Bütün bunlardan sonra, önderler yanıma gelerek şöyle dediler: “İsrail halkı, kahinlerle Levililer dahil, çevredeki halkların –Kenanlıların, Hititlerin, Perizlilerin, Yevusluların, Ammonluların, Moavlıların, Mısırlıların, Amorluların– iğrenç alışkanlıklarından kendilerini ayrı tutmadı. Kendilerine ve oğullarına bu halklardan kız aldılar. Böylece kutsal soy çevredeki halklarla karıştı. Önderlerle görevliler bu hainlikte öncülük etti.”
Bunu duyunca giysimi ve cüppemi yırttım, saçımı sakalımı yoldum, dehşet içinde oturakaldım. Sürgünden dönenlerin bu hainliğinden ötürü İsrailin Tanrısının sözlerinden titreyenlerin hepsi çevremde toplandı. Bense akşam sunusu sunulana dek dehşet içinde kaldım.
Akşam sunusu saati gelince üzüntümü bir yana bırakıp kalktım. Giysimle cüppem hala yırtıktı. Diz çöküp ellerimi Tanrım RABbe açtım. Şöyle dua ettim:
“Ey Tanrım, yüzümü sana çevirmeye utanıyorum, sıkılıyorum. Ey Tanrım, günahlarımız başımızdan aşkın. Suçlarımız göklere ulaştı. Atalarımızın günlerinden bugüne dek suçlarımız içinde boğulduk. Günahlarımız yüzünden biz de, krallarımızla kahinlerimiz de yabancı kralların eline teslim edildik. Kılıçtan geçirildik, sürgüne gönderildik. Yağmalandık. Bugün de olduğu gibi aşağılandık.
“Şimdiyse Tanrımız RAB bir an için bize acıdı. Sürgünden kurtulan bir azınlık bıraktı bize. Kutsal yerinde bize sarsılmaz bir destek verdi. Gözlerimizi aydınlattı. Köleliğimizde bize yenilenme fırsatı sağladı. Köle olduğumuz halde Tanrımız bizi köle bırakmadı. Pers krallarının bize iyi davranmalarını sağladı: Tanrımızın Tapınağını yeniden kurmak, yıkık yerleri onarmak için bize yenilenme fırsatı verdi. Yeruşalimde ve Yahudada bize bir korunma duvarı verdi.
“Ey Tanrımız, bundan başka ne diyebiliriz? Kulların peygamberler aracılığıyla verdiğin buyruklara uymadık. Şöyle demiştin: Mülk edinmek için gitmekte olduğunuz ülke, orada yaşayan halkların iğrençlikleriyle kirlenmiştir. İğrençlikleri yüzünden ülke baştan başa murdarlıklarla doldu. Bunun için kızlarınızı onların oğullarına vermeyin. Onların kızlarını da oğullarınıza almayın. Hiçbir zaman onların esenliği ve iyiliği için çalışmayın. Öyle ki, güç bulasınız, ülkenin iyi ürünlerini yiyesiniz ve ülkeyi sonsuza dek oğullarınıza miras bırakasınız.
“Başımıza gelenlere yaptığımız kötülükler ve büyük suçumuz neden oldu. Sen, ey Tanrımız, bizi hak ettiğimizden daha az cezalandırdın ve bize sürgünden kurtulan böyle bir azınlık bıraktın.
“Yine buyruklarına karşı gelecek miyiz? Bu iğrençlikleri yapan halklarla evlilik bağıyla karışacak mıyız? Bunu yaparsak, tek kişi sağ kalmadan yok edinceye dek bize öfkelenmeyecek misin? Ey İsrailin Tanrısı RAB, sen adilsin! Bugün sürgünden kurtulan bir azınlık olarak bırakıldık. Senin önünde durmaya hakkımız olmadığı halde, suçlarımızın içinde önünde duruyoruz.”

Yeruşalime Dönüş – Ezra 8

Onları Ahava Kentine doğru uzanan kanalın yanına topladım. Orada üç gün konakladık. Halkın ve kahinlerin arasında yoklama yaptığımda orada Levililerden kimse olmadığını gördüm. Bunun üzerine Eliezer, Ariel, Şemaya, Elnatan, Yariv, Elnatan, Natan, Zekeriya, Meşullam adındaki önderleri, Öğretmen Yoyarivi ve Elnatanı çağırttım. Sonra onları Kasifyada bulunan Önder İddoya gönderdim. İddoya ve tapınak görevlisi olan kardeşlerine neler söylemeleri gerektiğini bildirdim. Öyle ki, bize Tanrımızın Tapınağında görev yapacak adamlar göndersinler. Tanrımızın iyiliği sayesinde İsrail oğlu Levi oğlu Mahlioğullarından Şerevya adında bilge bir kişiyi bize gönderdiler. Kendisiyle birlikte oğulları ve kardeşleri toplam on sekiz kişi geldi. Haşavyayı, Merarioğullarından Yeşayayı ve kardeşleriyle oğullarını, toplam yirmi kişiyi de gönderdiler. Ayrıca Levililere yardım etmek üzere Davutla görevlilerinin atadığı tapınak görevlilerinden iki yüz yirmi kişi gönderdiler. Hepsinin adı listeye yazılmıştı.
Tanrımızın önünde alçakgönüllü davranmak, Ondan kendimiz, çocuklarımız, mallarımız için güvenli bir yolculuk dilemek üzere orada, Ahava Kanalı yanında oruç ilan ettim. Yolculuğumuz sırasında herhangi bir düşmandan bizi korumaları için, kraldan asker ve atlı istemeye utanıyordum. Çünkü krala, “Tanrımız kendisine yönelenlerin hepsine iyilik eder, ama kızgın öfkesi kendisini bırakanların üzerindedir” demiştik. Oruç tuttuk ve bu konuda Tanrımıza yakardık. O da yakarışımızı yanıtladı.
Şerevya, Haşavya ve kardeşlerinden on kişiyle birlikte on iki önde gelen kahin seçtim. Kralın, danışmanlarının, komutanlarının ve orada bulunan İsraillilerin Tanrımızın Tapınağına bağışladığı altını, gümüşü, kapları tartıp onlara verdim. Tartıp verdiklerim şunlardır:
650 talant gümüş,
100 talant gümüş kap,
100 talant altın,
bin dariklik yirmi altın tas ve altın kadar değerli, kaliteli, parlak tunçtan iki kap.
Onlara, “Siz RAB için kutsalsınız, bu kaplar da öyle” dedim, “Altın ve gümüş, atalarınızın Tanrısı RABbe gönülden sunulan sunudur. RABbin Yeruşalimdeki Tapınağının odalarında, önde gelen kahinlerin, Levililerin, İsrailin boy başlarının önünde tartıncaya dek bunları iyi koruyun.” Böylece kahinlerle Levililer Yeruşalime, Tanrımızın Tapınağına götürülmek için tartılan altını, gümüşü, kapları aldılar.
Birinci ayın on ikinci günü Yeruşalime gitmek üzere Ahava Kanalından ayrıldık. Tanrımızın eli üzerimizdeydi; yol boyunca düşmandan, pusuya yatanların saldırısından bizi korudu. Sonunda Yeruşalime vardık. Orada üç gün kaldık.
Dördüncü gün, Tanrımızın Tapınağına gidip altını, gümüşü, kapları tarttık ve Uriya oğlu Kahin Meremota verdik. Pinehas oğlu Elazar, Levili Yeşu oğlu Yozavat ve Binnuy oğlu Noadya da onunla birlikteydi. Her şey sayıldı, tartıldı; tartılanların tümü anında kayda geçirildi.
Sürgünden dönenler İsrailin Tanrısına yakmalık sunular sundular: Bütün İsrail için on iki boğa, doksan altı koç, yetmiş yedi kuzu ve günah sunusu olarak on iki teke. Bütün bunlar RABbe yakmalık sunu olarak sunuldu. Ayrıca kralın buyruklarını içeren belgeyi kralın satraplarına ve Fıratın batı yakasındaki valilere verdiler. Bunlar İsrail halkına ve Tanrının Tapınağına yardım etmişlerdi.

Ezra ile Yeruşalime Dönenlerin Listesi – Ezra 8

Artahşastanın krallığı döneminde ben Ezrayla birlikte Babilden dönen boy başlarının ve onlarla birlikte kayıtlı olanların listesi:
Pinehasoğullarından Gerşom,
İtamaroğullarından Daniel,
Davutoğullarından Hattuş.
Şekanyaoğullarından, Paroşoğullarından Zekeriya ve onunla birlikte bu boydan kaydedilen 150 erkek.
Pahat-Moavoğullarından Zerahya oğlu Elyehoenay ve onunla birlikte 200 erkek.
Yahaziel oğlu Şekanyanın oğullarından 300 erkek.
Adinoğullarından Yonatan oğlu Ebet ve onunla birlikte 50 erkek.
Elamoğullarından Atalya oğlu Yeşaya ve onunla birlikte 70 erkek.
Şefatyaoğullarından Mikael oğlu Zevadya ve onunla birlikte 80 erkek.
Yoavoğullarından Yehiel oğlu Ovadya ve onunla birlikte 218 erkek.
Yosifya oğlu Şelomitin oğullarından 160 erkek.
Bevayoğullarından Bevay oğlu Zekeriya ve onunla birlikte 28 erkek.
Azgatoğullarından Hakkatan oğlu Yohanan ve onunla birlikte 110 erkek.
Adonikamın küçük oğullarından adları Elifelet, Yeiel, Şemaya olanlar ve onlarla birlikte 60 erkek.
Bigvayoğullarından Utay, Zakkur ve onlarla birlikte 70 erkek.

Ezra Tanrıyı Övüyor – Ezra 7

Atalarımızın Tanrısı RABbe övgüler olsun! Kralın yüreğine Yeruşalimdeki tapınağını onurlandırma isteğini koydu. Kralın, danışmanlarının, güçlü komutanlarının bana iyi davranmalarını sağladı. Tanrım RABbin eli üzerimde olduğundan yüreklendim. İsrail ileri gelenlerinin bazılarını toplayıp benimle Yeruşalime dönmelerini sağladım.

Kral Artahşastanın Ezraya Verdiği Mektup – Ezra 7

Kral Artahşastanın RABbin buyruklarını, İsrail için koyduğu kuralları iyi bilen Kahin ve Bilgin Ezraya verdiği mektubun bir örneği şudur:
“Kralların Kralı Artahşastadan Gökler Tanrısının Yasasının bilgini Kahin Ezraya selamlar!
“Krallığımda yaşayan İsrail halkından, kahinlerden ve Levililerden Yeruşalime gitmek isteyen herkesin seninle gidebilmesi için buyruk veriyorum. Elindeki Tanrının Yasasının uygulanıp uygulanmadığı konusunda Yahuda ve Yeruşalimde araştırma yapman için, ben ve yedi danışmanım seni görevlendirdik. Benim ve danışmanlarımın Yeruşalimde konut kuran İsrailin Tanrısına gönülden verdiğimiz altını, gümüşü birlikte götürmelisin. Babil İlinden elde edeceğin altının, gümüşün tümünü, halkın ve kahinlerin Tanrılarının Yeruşalimdeki Tapınağına gönülden verdikleri armağanları da alıp götürmelisin.
“Bu parayla hemen boğalar, koçlar, kuzular, tahıl sunuları ve dökmelik sunular satın alacak ve hepsini Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağının sunağı üzerinde sunacaksın. Sen ve kardeşlerin artan altını, gümüşü Tanrınızın isteği uyarınca dilediğiniz gibi kullanın. Tanrının Tapınağının hizmetinde kullanılmak üzere sana verilen kapların hepsini Yeruşalimin Tanrısına sun. Tanrının Tapınağı için ödemen gereken başka bir şey varsa, giderleri kralın hazinesinden karşılarsın.
“Ben, Kral Artahşasta, Fıratın batı yakasındaki bölgenin bütün hazine görevlilerine buyruk veriyorum: Gökler Tanrısının Yasasının bilgini Kahin Ezranın sizden her istediğini özenle yerine getirin. Kendisine gerektiğinde yüz talanta kadar gümüş, yüz kor buğday, yüz bat şarap, yüz bat zeytinyağı ve istediği kadar tuz sağlayın. Göklerin Tanrısı kendi tapınağı için ne buyurursa, özenle yerine getirin. Öyle ki, bana ve oğullarıma öfkelenmesin. Şunu da bilesiniz ki, kahinlerden, Levililerden, ezgicilerden, tapınak görevlilerinden ve kapı nöbetçilerinden, Tanrının Tapınağının öbür hizmetkarlarından vergi almaya yetkiniz yoktur.
“Sana gelince, Ezra, sendeki Tanrı bilgeliği uyarınca yargıçlar ata. Bunlar Fıratın batı yakasındaki bölgede yaşayan bütün halka, Tanrının yasalarını bilenlerin hepsine adalet sağlasınlar. Yasayı bilmeyenlere de siz öğreteceksiniz. Tanrının Yasasına ve kralın buyruklarına uymayanlar ya ölümle, ya sürgünle, ya mallarına el konarak, ya da hapsedilerek cezalandırılsın.”

Ezra Yeruşalime Geliyor – Ezra 7

Bu olaylardan sonra, Pers Kralı Artahşastanın krallığı döneminde, Başkahin Harun oğlu Elazar oğlu Pinehas oğlu Avişua oğlu Bukki oğlu Uzzi oğlu Zerahya oğlu Merayot oğlu Azarya oğlu Amarya oğlu Ahituv oğlu Sadok oğlu Şallum oğlu Hilkiya oğlu Azarya oğlu Seraya oğlu Ezra adında biri Babilden geldi. Ezra İsrailin Tanrısı RABbin Musaya verdiği yasayı iyi bilen bir bilgindi. Tanrısı RABbin yardımıyla kral ona her istediğini verdi. Kral Artahşastanın krallığının yedinci yılında İsrail halkından, kahinlerden, Levililerden, ezgicilerden, tapınak görevlilerinden ve kapı nöbetçilerinden bazıları Yeruşalime gitti.
Ezra, Artahşastanın krallığının yedinci yılının beşinci ayında Yeruşalime vardı. Birinci ayın birinci günü Babilden ayrılmıştı. Tanrısının koruyucu eli sayesinde beşinci ayın birinci günü Yeruşalime vardı. Ezra kendini RABbin Yasasını inceleyip uygulamaya ve İsrailde kuralları, ilkeleri öğretmeye adamıştı.

Fısıh Bayramı Kutlanıyor – Ezra 6

Sürgünden dönenler birinci ayın on dördüncü günü Fısıh Bayramını kutladılar. Kahinlerle Levililer hep birlikte kendilerini arındırdılar; dinsel açıdan hepsi arındı. Levililer sürgünden dönenlerin tümü, kardeşleri olan kahinler ve kendileri için Fısıh kurbanını kestiler. Sürgünden dönen İsraillilerle İsrailin Tanrısı RABbe yönelmek amacıyla kendilerini çevredeki halkların kötü alışkanlıklarından ayırıp onlara katılanların hepsi kurban etinden yedi. Mayasız Ekmek Bayramını yedi gün sevinçle kutladılar. Çünkü RAB onları sevindirdi ve Asur Kralının onlara iyi davranmasını, İsrailin Tanrısı Tanrının Tapınağının yapım işlerinde onlara yardım etmesini sağladı.

Tapınağın Adanması – Ezra 6

Fıratın batı yakasındaki bölge valisi Tattenay, Şetar-Bozenay ve çalışma arkadaşları Kral Dariusun buyruğunu özenle yerine getirdiler. Peygamber Hagay ile İddo oğlu Zekeriyanın yaptıkları peygamberlik sayesinde Yahudi ileri gelenleri yapım işlerini başarıyla ilerlettiler. İsrail Tanrısının buyruğu ve Pers kralları Koreşin, Dariusun, Artahşastanın buyrukları uyarınca tapınağın yapımını bitirdiler. Tapınak Kral Dariusun krallığının altıncı yılı, Adar ayının üçüncü günü tamamlandı.
İsrail halkı –kahinler, Levililer ve sürgünden dönenlerin tümü– Tanrının Tapınağının adanmasını sevinçle kutladılar. Tanrının Tapınağının adanması için yüz boğa, iki yüz koç, dört yüz kuzu kurban ettiler. Oymakların sayısına göre, bütün İsrailliler için günah sunusu olarak on iki teke sundular. Musanın Kitabındaki kural uyarınca Tanrının Yeruşalimdeki hizmeti için kahinlerle Levilileri bağlı oldukları bölüklere göre görevlere atadılar.

Dariusun Buyruğu – Ezra 6

Kral Dariusun buyruğu uyarınca, Babilde kayıtların saklandığı odada araştırma yapıldı. Medya İlindeki Ahmeta Kalesinde bir tomar bulundu. Tomarın içinde şunlar yazılıydı:
“Kral Koreş, krallığının birinci yılında, Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağına ilişkin şöyle buyruk verdi: Kurban kesmek üzere bu tapınağın yeniden kurulması için temel atılsın. Üç sıra büyük taş, bir sıra kiriş döşensin. Yüksekliği ve genişliği altmışar arşın olsun. Giderler saraydan karşılansın. Nebukadnessarın Yeruşalimdeki Tanrının Tapınağından çıkarıp Babile getirdiği altın ve gümüş kaplar da geri verilsin. Yeruşalimdeki tapınakta özel yerlerine götürülsün. Hepsi Tanrının Tapınağına konsun. ”
“Onun için siz, Fıratın batı yakasındaki bölge valisi Tattenay, Şetar-Bozenay, çalışma arkadaşları ve oranın görevlileri, tapınaktan uzak durun! Tanrının Tapınağının yapım işlerine karışmayın. Bırakın, Yahudilerin valisiyle ileri gelenleri Tanrının Tapınağını eski yerinde yeniden kursunlar. Ayrıca Tanrının Tapınağının yeniden kurulması için Yahudi ileri gelenlerine neler yapmanız gerektiğini de size buyuruyorum: Bu adamların bütün giderleri kralın hazinesinden, Fıratın batı yakasındaki bölgeden toplanan vergilerden ödensin. Öyle ki, yapım işleri aksamasın. Yeruşalimdeki kahinlerin bütün gereksinimlerini hiç aksatmadan her gün vereceksiniz: Göklerin Tanrısına sunulacak yakmalık sunular için genç boğalar, koçlar, kuzular ve buğday, tuz, şarap, zeytinyağı. Öyle ki, Göklerin Tanrısını hoşnut eden sunular sunsunlar, ben ve oğullarım sağ kalalım diye dua etsinler. Bundan başka buyuruyorum ki, bu kararı değiştirenin evinden bir kiriş çıkarılacak ve o kişi kirişin üzerine asılacak. Evi de bu suçtan ötürü çöplüğe çevrilecek. Yeruşalimi adına konut seçen Tanrı, bu kararı değiştirmeye, oradaki Tanrı Tapınağını yıkmaya kalkışan her kralı ve ulusu yok etsin. Ben Darius böyle buyurdum. Buyruğum özenle yerine getirilsin.”

Tapınak Yeniden Kuruluyor – Ezra 5

O sırada Peygamber Hagay ile İddo oğlu Peygamber Zekeriya, Yahuda ve Yeruşalimdeki Yahudilere İsrail Tanrısının adıyla peygamberlikte bulundular. Bunun üzerine Şealtiel oğlu Zerubbabil ile Yosadak oğlu Yeşu Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağını yeniden kurmaya giriştiler. Tanrının peygamberleri de onlarla birlikteydi ve onlara yardım ediyordu.
Fıratın batı yakasındaki bölgenin valisi Tattenay, Şetar-Bozenay ve çalışma arkadaşları onlara gidip, “Bu tapınağı yeniden kurmak ve yapımını tamamlamak için size kim yetki verdi?” diye sordular. Yapıyı kuranların adlarını da sordular. Ama Tanrıları Yahudi ileri gelenlerini koruyordu. Bu yüzden, Dariusa bir haber gönderilip ondan yazılı bir yanıt alınıncaya dek Yahudiler durdurulmadı.
Fıratın batı yakasındaki bölgenin valisi Tattenay, Şetar-Bozenay, çalışma arkadaşları ve oradaki görevlilerin Kral Dariusa gönderdikleri mektubun örneği aşağıdadır. Gönderdikleri belge şöyleydi:
“Kral Dariusa candan selamlar. Yahuda İline, yüce Tanrının Tapınağına gittiğimizi krala bildiririz. Tapınağı büyük taşlarla kuruyor, duvarlarına kirişler yerleştiriyorlar. Tapınağın yapımında canla başla çalışılıyor ve yapım işi başarıyla ilerliyor.
“Halkın ileri gelenlerine, Bu tapınağı yeniden kurmak ve yapımını tamamlamak için size kim yetki verdi? diye sorduk. Bilgine sunmak üzere önderlerinin kim olduklarını sana yazabilmek için adlarını da sorduk.
“İşte bize verdikleri yanıt:
“ Biz yerin ve göğün Tanrısının kullarıyız. Uzun yıllar önce İsrailin büyük bir kralının kurup yapımını tamamladığı tapınağı yeniden kuruyoruz. Ama atalarımız Göklerin Tanrısını öfkelendirdi. Bu yüzden Tanrı onları Babil Kralı Kildani Nebukadnessarın eline teslim etti. Nebukadnessar tapınağı yıktı, halkı da Babile sürdü. Ama Babil Kralı Koreş, krallığının birinci yılında Tanrının Tapınağının yeniden yapılması için buyruk verdi. Ayrıca Nebukadnessarın Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağından çıkarıp Babildeki tapınağa götürdüğü altın ve gümüş kapları da oradan çıkararak vali atadığı Şeşbassar adlı kişiye verdi. Koreş ona, Bu kapları al, gidip Yeruşalimdeki tapınağa yerleştir dedi, Tanrının Tapınağını eski yerinde yeniden kur. Böylece Şeşbassar gelip Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağının temelini attı. O günden bu yana yapım işleri sürmekte, ama daha bitmedi.
“Kral uygun görüyorsa, Babil Sarayındaki arşivde bir araştırma yapılsın. Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağının yeniden kurulması için Kral Koreşin bir buyruk verip vermediği saptansın. Sonra kral bu konuya ilişkin kararını bize bildirsin.”

Yeruşalimin Yeniden Kuruluşuna Karşı Engeller – Ezra 4

Ahaşveroşun krallığının başlangıcında, Yahudalıların düşmanları Yahuda ve Yeruşalimde yaşayanları suçlayan bir belge düzenlediler.
Pers Kralı Artahşastanın krallığı döneminde, Bişlam, Mitredat, Taveel ve öbür çalışma arkadaşları Artahşastaya bir mektup yazdılar. Mektup Aramice yazılıp çevrildi.
Vali Rehum ile Yazman Şimşay Kral Artahşastaya Yeruşalimi suçlayan bir mektup yazdılar. Mektup şöyleydi:
“Vali Rehum, Yazman Şimşay ve öbür çalışma arkadaşları, yargıçlar, yöneticiler, görevliler, Persler, Erekliler, Babilliler, Elam topraklarından gelen Sus halkı, büyük ve onurlu Asurbanipalın sürüp Samiriye Kentiyle Fıratın batı yakasındaki bölgeye yerleştirdiği öbür halklarından.”
İşte Kral Artahşastaya gönderilen mektubun örneği:
“Kral Artahşastaya,
“Fıratın batı yakasındaki bölgede yaşayan kullarından:
“Yönetimindeki öbür bölgelerden çıkıp bize gelen Yahudiler Yeruşalime yerleşerek o asi ve kötü kenti yeniden kurmaya başladılar. Bunu bilgine sunuyoruz. Temelini pekiştiriyor, surlarını tamamlıyorlar. Ey kral, bilmelisin ki, bu kent yeniden kurulur, surları tamamlanırsa, Yahudiler yine vergi ödemeyecek; krallığının geliri de azalacak. Biz sarayının ekmeğini yedik. Sana zarar gelmesine izin veremeyiz. Bunun için, haberin olsun diye bu mektubu gönderiyoruz. Atalarının belgeleri araştırılsın. Kayıtlarda bu kentin asi, krallara, valilere zarar veren bir kent olduğunu göreceksin. Bu kent öteden beri başkaldıran bir kenttir. Yerle bir edilmesinin nedeni de budur. Bu yüzden, ey kral, sana bildiriyoruz: Bu kent yeniden kurulur, surları tamamlanırsa, Fıratın batı yakasındaki bölgede hiçbir payın kalmayacak.”
Kral şu yanıtı gönderdi:
“Samiriyede ve Fıratın batı yakasındaki öbür yerlerde yaşayan Vali Rehuma, Yazman Şimşaya ve öbür çalışma arkadaşlarına selamlar.
“Bize gönderdiğiniz mektup çevrilip bana okundu. Buyruğum üzerine araştırma yapıldı. Bu kentin öteden beri krallara başkaldırdığı, isyan ettiği, ayaklandığı saptandı. Yeruşalimi güçlü krallar yönetti. Fıratın batı yakasındaki bütün bölgede egemenlik sürdüler. Oradaki halktan vergi topladılar. Şimdi işi durdurmaları için bu adamlara bir buyruk çıkarın. Öyle ki, ben buyruk vermedikçe kent yeniden kurulmasın. Bu konuya özen gösterin; krallığıma daha fazla zarar gelmesin.”
Kral Artahşastanın mektubunun örneği kendilerine okunur okunmaz, Rehum, Yazman Şimşay ve öbür çalışma arkadaşları hemen Yeruşalime Yahudilerin yanına gittiler ve zorla onları durdurdular.
Böylece Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağının yapımı, Pers Kralı Dariusun krallığının ikinci yılına dek askıda kaldı.

Düşmanlar Tapınağın Yapımına Karşı Koyuyor – Ezra 4

Yahudalılarla Benyaminlilerin düşmanları, sürgünden dönenlerin İsrailin Tanrısı RAB için bir tapınak yaptığını duyunca, Zerubbabilin ve boy başlarının yanına vardılar. “Tapınağı sizinle birlikte kuralım” dediler, “Çünkü biz de, sizin gibi Tanrınıza tapıyoruz; bizi buraya getiren Asur Kralı Esarhaddonun döneminden bu yana sizin Tanrınıza kurban sunuyoruz.”
Ne var ki Zerubbabil, Yeşu ve İsrailin öteki boy başları, “Tanrımıza bir tapınak kurmak size düşmez” diye karşılık verdiler, “Pers Kralı Koreşin buyruğu uyarınca, İsrailin Tanrısı RAB için tapınağı yalnız biz kuracağız.”
Bunun üzerine çevre halkı Yahudalıları tapınağın yapımından caydırmak için korkutmaya, cesaretlerini kırmaya girişti. Tasarılarına engel olmak için Pers Kralı Koreşin döneminden Pers Kralı Dariusun krallığına dek rüşvetle danışmanlar tuttular.

Tapınağın Temelleri Atılıyor – Ezra 3

İsrailliler taşçılarla marangozlara para ödediler. Ayrıca sedir tomruklarını Lübnandan denize indirerek Yafaya getirmeleri için Saydalılara ve Surlulara yiyecek, içecek, zeytinyağı sağladılar. Bütün bunlara Pers Kralı Koreş izin vermişti. Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağına vardıktan sonra, ikinci yılın ikinci ayında Şealtiel oğlu Zerubbabil, Yosadak oğlu Yeşu ve bütün öteki kardeşleri, kahinler, Levililer ve sürgünden Yeruşalime dönenlerin tümü işe başladılar. RABbin Tapınağının yapımını denetlemek için yirmi ve daha yukarı yaştaki Levilileri görevlendirdiler. Levililerden Yeşu, oğulları ve kardeşleri, Yahuda soyundan Kadmiel ile oğulları, Henadatın oğullarıyla torunları Tanrının Tapınağının yapımında çalışanları denetleme işini hep birlikte yüklendiler.
Yapıcılar RABbin Tapınağının temelini atınca, İsrail Kralı Davutun kuralı uyarınca kahinler RABbi övmek için tören giysilerini giymiş olarak ellerinde borazanlarla, Levili Asafoğulları da zillerle yerlerini aldılar. RABbe övgüler, şükranlar sunarak ezgi okudular:
“RAB iyidir;
İsraile sevgisi sonsuzdur.”
RABbin Tapınağının temeli atıldığı için herkes yüksek sesle RABbi övmeye başladı. Eski tapınağı görmüş birçok yaşlı kahin, Levili ve boy başı tapınağın temelinin atıldığını görünce hıçkıra hıçkıra ağladılar. Birçokları da sevinç çığlıkları attı. Sevinç çığlıkları ağlama sesinden ayırt edilemiyordu. Çünkü halk avaz avaz bağırıyordu. Ses uzak yerlerden bile duyuluyordu.

Sunak Yeniden Kuruluyor – Ezra 3

İsrailliler kendi kentlerine yerleştikten sonra, yedinci ay Yeruşalimde tek vücut halinde toplandılar. Yosadak oğlu Yeşu ve kahin olan kardeşleri, Şealtiel oğlu Zerubbabille kardeşleri İsrailin Tanrısının sunağını yeniden kurdular. Amaçları, Tanrı adamı Musanın yasası uyarınca, sunağın üzerinde yakmalık sunular sunmaktı. Çevrelerinde yaşayan halklardan korkmalarına karşın, sunağı eski temeli üzerine yeniden kurdular. Üzerinde RABbe sabah, akşam öngörülen yakmalık sunuları sundular. Sonra yazılanlara uygun biçimde Çardak Bayramını kutladılar. Kural uyarınca, her gün için belirlenen sayıya göre, yakmalık sunuları sundular. Bundan sonra da günlük yakmalık sunuyu, Yeni Ay sunularını, RABbin belirlediği bütün kutsal bayramların sunularını ve RABbe gönülden verilen sunuları sundular. RABbin Tapınağının temeli henüz atılmadığı halde, yedinci ayın birinci günü RABbe yakmalık sunular sunmaya başladılar.

Sürgünden Dönenlerin Listesi – Ezra 2

Babil Kralı Nebukadnessarın Babile sürgün ettiği insanlar yaşadıkları ilden Yeruşalim ve Yahudadaki kendi kentlerine döndü. Bunlar Zerubbabil, Yeşu, Nehemya, Seraya, Reelaya, Mordekay, Bilşan, Mispar, Bigvay, Rehum ve Baananın önderliğinde geldiler.
Sürgünden dönen İsraillilerin sayıları şöyleydi:
Paroşoğulları: 2172
Şefatyaoğulları: 372
Arahoğulları: 775
Yeşu ve Yoav soyundan Pahat-Moavoğulları: 2812
Elamoğulları: 1254
Zattuoğulları: 945
Zakkayoğulları: 760
Banioğulları: 642
Bevayoğulları: 623
Azgatoğulları: 1222
Adonikamoğulları: 666
Bigvayoğulları: 2056
Adinoğulları: 454
Hizkiya soyundan Ateroğulları: 98
Besayoğulları: 323
Yoraoğulları: 112
Haşumoğulları: 223
Gibbaroğulları: 95
Beytlehemliler: 123
Netofalılar: 56
Anatotlular: 128
Azmavetliler: 42
Kiryat-Yearimliler, Kefiralılar ve Beerotlular: 743
Ramalılar ve Gevalılar: 621
Mikmaslılar: 122
Beytel ve Ay kentlerinden olanlar: 223
Nevolular: 52
Magbişliler: 156
Öbür Elam Kentinden olanlar: 1254
Harimliler: 320
Lod, Hadit ve Ono kentlerinden olanlar: 725
Erihalılar: 345
Senaalılar: 3630.
Kahinler:
Yeşu soyundan Yedayaoğulları: 973
İmmeroğulları: 1052
Paşhuroğulları: 1247
Harimoğulları: 1017.
Levililer:
Hodavya soyundan Yeşu ve Kadmieloğulları: 74.
Ezgiciler:
Asafoğulları: 128.
Tapınak kapı nöbetçileri:
Şallumoğulları, Ateroğulları,
Talmonoğulları, Akkuvoğulları,
Hatitaoğulları, Şovayoğulları, toplam 139.
Tapınak görevlileri:
Sihaoğulları, Hasufaoğulları, Tabbaotoğulları,
Kerosoğulları, Siahaoğulları, Padonoğulları,
Levanaoğulları, Hagavaoğulları, Akkuvoğulları,
Hagavoğulları, Şalmayoğulları, Hananoğulları,
Giddeloğulları, Gaharoğulları, Reayaoğulları,
Resinoğulları, Nekodaoğulları, Gazzamoğulları,
Uzzaoğulları, Paseahoğulları, Besayoğulları,
Asnaoğulları, Meunimoğulları, Nefusimoğulları,
Bakbukoğulları, Hakufaoğulları, Harhuroğulları,
Baslutoğulları, Mehidaoğulları, Harşaoğulları,
Barkosoğulları, Siseraoğulları, Temahoğulları,
Nesiahoğulları, Hatifaoğulları.
Süleymanın kullarının soyu:
Sotayoğulları, Hassoferetoğulları, Perudaoğulları,
Yalaoğulları, Darkonoğulları, Giddeloğulları,
Şefatyaoğulları, Hattiloğulları,
Pokeret-Hassevayimoğulları, Amioğulları.
Tapınak görevlileriyle Süleymanın kullarının soyundan olanlar: 392.
Tel-Melah, Tel-Harşa, Keruv, Addan ve İmmerden dönen, ancak hangi aileden olduklarını ve soylarının İsrailden geldiğini kanıtlayamayanlar şunlardır:
Delayaoğulları, Toviyaoğulları, Nekodaoğulları: 652.
Kahinlerin soyundan:
Hovayaoğulları, Hakkosoğulları ve Gilatlı Barzillayın kızlarından biriyle evlenip kayınbabasının adını alan Barzillayın oğulları. Bunlar soy kütüklerini aradılar. Ama yazılı bir kayıt bulamayınca, kahinlik görevi ellerinden alındı. Vali, Urim ile Tummimi kullanan bir kahin çıkıncaya dek en kutsal yiyeceklerden yememelerini buyurdu.
Bütün halk toplam 42 360 kişiydi.
Ayrıca 7 337 erkek ve kadın köle,
kadınlı erkekli 200 ezgici,
736 at,
245 katır,
435 deve,
6 720 eşek vardı.
Bazı aile başları Yeruşalimdeki RAB Tanrının Tapınağına varınca, tapınağın bulunduğu yerde yeniden kurulması için gönülden armağanlar verdiler. Her biri gücü oranında hazineye bu iş için toplam 61 000 darik altın, 5 000 mina gümüş, 100 kahin mintanı bağışladı.
Kahinler, Levililer, halktan bazı kişiler –ezgiciler, tapınak görevlileri ve kapı nöbetçileri– kendi kentlerine yerleştiler. Böylece bütün İsrailliler kentlerinde yaşamaya başladılar.

Sürgündekilerin Yeruşalime Dönüşü – Ezra 1

Böylece Yahuda ve Benyamin oymaklarının boy başları, kahinler, Levililer ve ruhları Tanrı tarafından harekete geçirilen herkes, RABbin Yeruşalimdeki Tapınağını yeniden yapmak için gidiş hazırlıklarına girişti. Komşuları gönülden verdikleri armağanların yanısıra, altın, gümüş kaplar, mal, hayvan ve değerli armağanlarla onları desteklediler. Pers Kralı Koreş de Nebukadnessarın Yeruşalimdeki RABbin Tapınağından alıp kendi ilahının tapınağına koymuş olduğu kapları çıkardı. Bunları hazine görevlisi Mitredata getirterek sayımını yaptırdı ve Yahuda önderi Şeşbassara verdi.
Sayım sonucu şuydu:
30 altın leğen,
1 000 gümüş leğen,
29 tas,
30 altın tas
ve birbirinin benzeri 410 gümüş tas,
1 000 parça değişik kap.
Altın ve gümüş eşyaların toplamı 5 400 parçaydı. Sürgünler Babilden Yeruşalime dönerken Şeşbassar bunların hepsini birlikte getirdi.

Koreşin Duyurusu – Ezra 1

Pers Kralı Koreşin krallığının birinci yılında RAB, Yeremya aracılığıyla bildirdiği sözü yerine getirmek amacıyla, Pers Kralı Koreşi harekete geçirdi. Koreş yönetimi altındaki bütün halklara şu yazılı bildiriyi duyurdu:
“Pers Kralı Koreş şöyle diyor: Göklerin Tanrısı RAB yeryüzünün bütün krallıklarını bana verdi. Beni Yahudadaki Yeruşalim Kentinde kendisi için bir tapınak yapmakla görevlendirdi. Aranızda Onun halkından kim varsa Tanrısı onunla olsun. Yahudadaki Yeruşalim Kentine gidip İsrailin Tanrısı RABbin, Yeruşalimdeki Tanrının Tapınağını yeniden yapsınlar. Krallığımda yaşayan yerliler, sürgün oldukları yerlerde sağ kalmış olanlara altın, gümüş, mal ve hayvanlar sağlamakla birlikte Yeruşalimdeki Tanrının Tapınağına gönülden sunular sunsun. ”

Koreşin Duyurusu – II. Tarihler 36

Pers Kralı Koreşin krallığının birinci yılında RAB, Yeremya aracılığıyla bildirdiği sözü yerine getirmek amacıyla, Pers Kralı Koreşi harekete geçirdi. Koreş yönetimi altındaki bütün halklara şu yazılı bildiriyi duyurdu:
“Pers Kralı Koreş şöyle diyor: Göklerin Tanrısı RAB yeryüzünün bütün krallıklarını bana verdi. Beni Yahudadaki Yeruşalim Kentinde kendisi için bir tapınak yapmakla görevlendirdi. Aranızda Onun halkından kim varsa oraya gitsin. Tanrısı RAB onunla olsun! ”

Yeruşalimin Düşüşü – II. Tarihler 36

Sidkiya Tanrı adıyla kendisine bağlı kalacağına ant içiren Kral Nebukadnessara karşı ayaklandı. İsrailin Tanrısı RABbe dönmemek için direnerek inat etti. Üstelik kahinlerin ve halkın önderleri de öteki ulusların iğrenç törelerine uyarak ihanetlerini gitgide artırdılar ve RABbin Yeruşalimde kutsal kıldığı tapınağını kirlettiler.
Atalarının Tanrısı RAB, halkına ve konutuna acıdığı için onları ulakları aracılığıyla defalarca uyardı. Ama onlar Tanrının ulaklarıyla alay ederek sözlerini küçümsediler, peygamberlerini aşağıladılar. Sonunda RABbin halkına karşı öfkesi kurtuluş yolu bırakmayacak kadar alevlendi.
RAB Kildan Kralını onların üzerine saldırttı. Kildani ordusu gençlerini tapınakta kılıçtan geçirdi. Ne delikanlıya, ne genç kıza, ne yaşlıya, ne aksaçlıya acıdı. RAB hepsini Kildan Kralının eline teslim etti. Kral, RAB Tanrının Tapınağındaki büyük küçük bütün eşyaları, tapınağın, Yahuda Kralının ve önderlerinin hazinelerini Babile taşıttı. Tanrının Tapınağını ateşe verdiler, Yeruşalim surlarını yıkıp bütün sarayları yaktılar, değerli olan her şeyi yok ettiler. Kildan Kralı kılıçtan kurtulanları Babile sürdü. Bunlar Pers krallığı egemen oluncaya dek onun ve oğullarının köleleri olarak yaşadılar. Böylece RABbin Yeremya aracılığıyla söylediği söz yerine geldi: “Ülke tutulmayan Şabat yıllarını tamamlayıncaya, yetmiş yıl doluncaya kadar ıssız kalıp dinlenecek.”

Sidkiyanın Yahuda Krallığı – II. Tarihler 36

Sidkiya yirmi bir yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on bir yıl krallık yaptı. Tanrısı RABbin gözünde kötü olanı yaptı. RABbin sözünü bildiren Peygamber Yeremyanın karşısında alçakgönüllü davranmadı.

Yehoyakinin Yahuda Krallığı – II. Tarihler 36

Yehoyakin on sekiz yaşında kral oldu ve Yeruşalimde üç ay on gün krallık yaptı. O da RABbin gözünde kötü olanı yaptı. İlkbaharda Kral Nebukadnessar onu ve RABbin Tapınağındaki bazı değerli eşyaları Babile getirtti. Yehoyakinin yerine akrabası Sidkiyayı Yahuda ve Yeruşalim Kralı yaptı.

Yehoyakimin Yahuda Krallığı – II. Tarihler 36

Yehoyakim yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on bir yıl krallık yaptı. Tanrısı RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Yehoyakime saldıran Babil Kralı Nebukadnessar Babile götürmek için onu tunç zincirlerle bağladı. RABbin Tapınağındaki bazı eşyaları da alıp Babilde kendi tapınağına yerleştirdi.
Yehoyakimin yaptığı öbür işler, iğrençlikleri, onunla ilgili açığa çıkan kötülükler İsrail ve Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Yerine oğlu Yehoyakin kral oldu.

Yehoahazın Yahuda Krallığı – II. Tarihler 36

Yahuda halkı babası Yoşiyanın yerine oğlu Yehoahazı Yeruşalime kral yaptı. Yehoahaz yirmi üç yaşında kral oldu ve Yeruşalimde üç ay krallık yaptı. Mısır Kralı Neko Yeruşalimde onu tahttan indirerek ülke halkını yüz talant gümüş ve bir talant altın ödemekle yükümlü kıldı. Yehoahazın ağabeyi Elyakimi de Yahudayla Yeruşalim Kralı yaptı ve adını değiştirip Yehoyakim koydu. Sonra kardeşi Yehoahazı alıp Mısıra döndü.

Yoşiyanın Ölümü – II. Tarihler 35

Yoşiyanın tapınağı düzenlemesinden sonra, Mısır Kralı Neko savaşmak üzere Fırat kıyısındaki Karkamışa yürüdü. Yoşiya da onunla savaşmak için yola çıktı. Ama Neko ulaklar aracılığıyla şu haberi gönderdi: “Benimle senin aranda bir anlaşmazlık yok, ey Yahuda Kralı! Bugün sana değil, savaş açtığım ülkeye karşı savaşmaya geldim. Tanrı ivedi davranmamı buyurdu. Benden yana olan Tanrıdan sakın. Yoksa seni yok eder!” Ne var ki, Yoşiya onunla savaşmaktan vazgeçmediği gibi, Tanrının Neko aracılığıyla söylediği sözlere de aldırış etmedi. Kılık değiştirip Megiddo Ovasında Neko ile savaşmak üzere yola çıktı. Okçular Kral Yoşiyayı vurunca, kral görevlilerine, “Beni buradan götürün, ağır yaralıyım!” dedi. Görevlileri onu savaş arabasından çıkarıp kendisine ait başka bir arabaya koyarak Yeruşalime götürdüler. Yoşiya öldü ve atalarının mezarlığına gömüldü. Bütün Yahuda ve Yeruşalim halkı onun için yas tuttu. Yeremya Yoşiya için bir ağıt yazdı. Kadın, erkek bütün ozanlar bugüne dek ağıtlarında Yoşiyayı anarlar. İsrailde bir gelenek haline gelen bu ağıtlar Ağıtlar Kitabında yazılıdır.
Yoşiyanın yaptığı öbür işler, RABbin Yasasında yazılanlara uygun bağlılığı, uygulamaları, başından sonuna dek İsrail ve Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır.

Yoşiya Fısıh Bayramını Kutluyor – II. Tarihler 35

Yoşiya Yeruşalimde RAB için Fısıh Bayramını kutladı. Birinci ayın on dördüncü günü Fısıh kurbanı kesildi. Yoşiya kahinleri görevlerine atayarak RABbin Tapınağında hizmet etmeleri için yüreklendirdi. Bütün İsrail halkını eğiten RABbe adanmış Levililere, “Kutsal sandığı İsrail Kralı Davut oğlu Süleymanın yaptırdığı tapınağa koyun” dedi, “Bundan böyle onu omuzlarınızın üzerinde taşımayacaksınız. Şimdi Tanrınız RABbe ve halkı İsraile hizmet edin. İsrail Kralı Davutla oğlu Süleymanın yazılı düzeni uyarınca, boylarınıza, bölüklerinize göre hazırlanın. Kardeşleriniz olan halkın boylarına bağlı bölüklere yardım etmek üzere siz Levililer takımlar halinde kutsal yerde durun. Kendinizi kutsayın ve RABbin Musa aracılığıyla buyurduğu gibi Fısıh kurbanlarını kesip kardeşleriniz için hazırlayın.”
Yoşiya Fısıh kurbanını sunmaları için oradaki halka sürüsünden otuz bin kuzuyla oğlak, üç bin de sığır bağışladı. Kralın önderleri de halka, kahinlere ve Levililere gönülden bağışta bulundular. Tanrı Tapınağının yöneticileri olan Hilkiya, Zekeriya, Yehiel de Fısıh kurbanı olarak kahinlere iki bin altı yüz kuzuyla oğlak, üç yüz sığır verdiler. Konanya, kardeşleri Şemaya ile Netanel, Levililerin önderleri Haşavya, Yeiel ve Yozavat da Fısıh kurbanı olarak Levililere beş bin kuzuyla oğlak, beş yüz de sığır bağışladılar.
Hizmetle ilgili hazırlıklar tamamlanınca, kralın buyruğu uyarınca kahinlerle bölüklerine göre Levililer yerlerini aldılar. Fısıh kurbanları kesildi. Kahinler kendilerine verilen kanı sunağın üzerine döktüler; Levililer de hayvanların derisini yüzdüler. Musanın kitabında yazılanlar uyarınca, RABbe sunsunlar diye yakmalık sunular halk boylarının bölüklerine verilmek üzere bir yana koyuldu. Sığırlara da aynısını yaptılar. Kural uyarınca, Fısıh kurbanlarını ateşte kızarttılar; kutsal sunuları da tencerelerde, kazanlarda, tavalarda haşlayıp çabucak halka dağıttılar. Bundan sonra Levililer hem kendileri, hem de kahinler adına hazırlık yaptılar. Çünkü Harun soyundan kahinler akşam geç vakte kadar yakmalık sunu ve yağ sunmakla uğraşıyorlardı. Bu nedenle Levililer hem kendileri, hem de Harun soyundan gelen kahinler için hazırlık yaptılar.
Asaf soyundan gelen ezgiciler Davut, Asaf, Heman ve kralın bilicisi Yedutunun buyruğu uyarınca yerlerinde durdular. Kapı nöbetçileri de görevlerini bırakmak zorunda kalmadı, çünkü onlar için hazırlığı kardeşleri Levililer yapmıştı. Böylece o gün Kral Yoşiyanın buyruğu doğrultusunda Fısıh Bayramını kutlamak ve RABbin sunağı üzerinde yakmalık sunular sunmak için RABbin hizmetiyle ilgili bütün çalışmalar tamamlandı. O gün orada bulunan İsrail halkı Fısıh Bayramını kutladı. Mayasız Ekmek Bayramını da yedi gün boyunca kutladılar. Peygamber Samuelin döneminden bu yana, İsrailde böyle bir Fısıh Bayramı kutlanmamıştı. Hiçbir İsrail kralı da Yoşiyanın, kahinlerin, Levililerin, bütün Yahuda halkıyla oradaki İsraillilerin ve Yeruşalimde yaşayanların kutladığı gibi bir Fısıh Bayramı kutlamamıştı. Bu Fısıh Bayramı Yoşiyanın krallığının on sekizinci yılında kutlandı.

Yasa Kitabının Bulunuşu – II. Tarihler 34

Yoşiya ülkeyi ve tapınağı arındırdıktan sonra, krallığının on sekizinci yılında Asalya oğlu Şafanı, kent yöneticisi Maaseyayı ve Yoahaz oğlu devlet tarihçisi Yoahı Tanrısı RABbin Tapınağını onarmaya gönderdi. Bunlar Tanrının Tapınağına getirilen paraları götürüp Başkahin Hilkiyaya verdiler. Kapı nöbetçileri olan Levililer bu parayı Manaşşe ve Efrayim halkından, İsrailin geri kalanından, bütün Yahudalılarla Benyaminlilerden, Yeruşalimde yaşayanlardan toplamışlardı. Paraları RABbin Tapınağındaki işlerin başında bulunan denetçilere verdiler. Onlar da tapınağı yenileme ve onarma işinde çalışan işçilere ödediler. Yontma taş, Yahuda krallarının yıkılmaya terk ettiği yapıların kiriş ve bağlantı yerlerinin onarımı için kereste almaları için marangozlara, yapıcılara ödeme yapıldı. Çalışanlar işi özenle yaptılar. Başlarında yönetici olarak Levililerden şu denetçiler vardı: Merari boyundan Yahatla Ovadya, Kehat boyundan Zekeriyayla Meşullam. Çalgı çalmakta usta olan Levililer yük taşıyan işçilerin sorumluluğunu aldılar ve her işi yapan işçileri denetlediler. Levililerden bazıları da yazman, görevli, kapı nöbetçisi olarak çalıştılar.
RABbin Tapınağına getirilen parayı çıkarırlarken, Kahin Hilkiya Musa aracılığıyla verilmiş olan RABbin Yasa Kitabını buldu. Yazman Şafana, “RABbin Tapınağında Yasa Kitabını buldum” diyerek kitabı ona verdi. Şafan kitabı krala götürerek, “Görevlilerin kendilerine verilen her işi yapıyorlar” diye haber verdi, “RABbin Tapınağındaki paraları alıp denetçilerle işçilere verdiler.” Ardından, “Kahin Hilkiya bana bir kitap verdi” diyerek kitabı krala okudu. Kral Kutsal Yasadaki sözleri duyunca giysilerini yırttı. Hilkiyaya, Şafan oğlu Ahikama, Mika oğlu Avdona, Yazman Şafana ve kendi özel görevlisi Asayaya şöyle buyurdu: “Gidin, bulunan bu kitabın sözleri hakkında benim için de, İsrail ve Yahuda halkının geri kalanı için de RABbe danışın. RABbin bize karşı alevlenen öfkesi büyüktür. Çünkü atalarımız RABbin sözüne kulak asmadılar, bu kitapta yazılanlara uymadılar.”
Hilkiya ile kralın gönderdiği adamlar varıp tapınaktaki giysilerin nöbetçisi Hasra oğlu Tokhat oğlu Şallumun karısı Peygamber Huldaya danıştılar. Hulda Yeruşalimde, İkinci Mahallede oturuyordu.
Hulda onlara şöyle dedi: “İsrailin Tanrısı RAB, Sizi bana gönderen adama şunları söyleyin diyor: Yahuda Kralının önünde okunan kitapta yazılı bütün lanetleri, felaketi buraya da, burada yaşayan halkın başına da getireceğim. Beni terk ettikleri, elleriyle yaptıkları başka ilahlara buhur yakıp beni kızdırdıkları için buraya karşı öfkem alevlenecek ve sönmeyecek.
“RABbe danışmak için sizi gönderen Yahuda Kralına şöyle deyin: İsrailin Tanrısı RAB duyduğun sözlere ilişkin diyor ki: Madem burası ve burada yaşayanlarla ilgili sözlerimi duyunca yüreğin yumuşadı, kendini alçalttın, evet, önümde kendini alçalttın, giysilerini yırtıp huzurumda ağladın, ben de yalvarışını işittim. Böyle diyor RAB. Seni atalarına kavuşturacağım, esenlik içinde mezarına gömüleceksin. Buraya ve burada yaşayanlara getireceğim büyük felaketi görmeyeceksin. ” Hilkiya ile yanındakiler bu sözleri krala ilettiler.
Kral Yoşiya haber gönderip Yahuda ve Yeruşalimin bütün ileri gelenlerini topladı. Sonra Yahudalılar, Yeruşalimde yaşayanlar, kahinler, Levililer, büyük küçük herkesle birlikte RABbin Tapınağına çıktı. RABbin Tapınağında bulunmuş olan Antlaşma Kitabını baştan sona kadar herkesin duyacağı biçimde okudu. Özel yerinde durarak RABbin yolunu izleyeceğine, buyruklarını, öğütlerini, kurallarını candan ve yürekten uygulayacağına, bu kitapta yazılı antlaşmanın koşullarını yerine getireceğine ilişkin RABbin huzurunda antlaşma yaptı. Sonra oradaki Yeruşalim ve Benyamin halkına bu antlaşmaya bağlı kalacaklarına ilişkin ant içirtti. Yeruşalimde yaşayanlar Tanrının, atalarının Tanrısının antlaşmasına bağlı kaldılar. Yoşiya İsrail topraklarından bütün iğrenç putları kaldırttı. İsrailde kalan halkın Tanrıları RABbe kulluk etmelerini sağladı. Kral yaşadığı sürece halk atalarının Tanrısı RABbin ardınca yürümekten vazgeçmedi.

Yoşiyanın Yaptığı Yenilikler – II. Tarihler 34

Yoşiya krallığının sekizinci yılında, daha gençken, atası Davutun Tanrısına yönelmeye başladı. Krallığının on ikinci yılında da Yahuda ve Yeruşalimi puta tapılan yerlerden, Aşera putlarından, oyma ve dökme putlardan arındırmaya başladı. Yoşiyanın gözetiminde Baalların sunaklarını yıktırıp üzerlerindeki buhur sunaklarını parçalattı. Aşera putlarını, oyma ve dökme putları da parçalayıp ezdikten sonra tozlarını onlara kurban sunanların mezarlarına serpti. Kahinlerin kemiklerini kendi sunaklarının üstünde yaktı. Böylece Yahuda ve Yeruşalimi arındırdı. Naftaliye dek Manaşşe, Efrayim ve Şimon oymaklarının kentleriyle çevredeki yıkıntılarda bulunan sunakları, Aşera putlarını yıktı; toz haline gelinceye dek putları ezdi. İsrail ülkesinin her yanındaki buhur sunaklarını paramparça etti. Sonra Yeruşalime döndü.

Yoşiyanın Yahuda Krallığı – II. Tarihler 34

Yoşiya sekiz yaşında kral oldu ve Yeruşalimde otuz bir yıl krallık yaptı. RABbin gözünde doğru olanı yaptı. Sağa sola sapmadan atası Davutun yollarını izledi.

Amonun Yahuda Krallığı – II. Tarihler 33

Amon yirmi iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde iki yıl krallık yaptı. Amon da babası Manaşşe gibi RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Babası Manaşşenin yaptırdığı putlara kurban sundu, onlara taptı. Ancak RABbin önünde alçakgönüllülüğü takınan babası Manaşşenin tersine, giderek suçunu artırdı. Görevlileri düzen kurup onu sarayında öldürdüler. Ülke halkı Kral Amona düzen kuranların hepsini öldürdü. Yerine oğlu Yoşiyayı kral yaptı.

Manaşşenin Yahuda Krallığı – II. Tarihler 33

Manaşşe on iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde elli beş yıl krallık yaptı. RABbin İsrail halkının önünden kovmuş olduğu ulusların iğrenç törelerine uyarak RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Babası Hizkiyanın ortadan kaldırdığı puta tapılan yerleri yeniden yaptırdı. Baallar için sunaklar kurdu, Aşera putları yaptı. Gök cisimlerine taparak onlara kulluk etti. RABbin, “Adım sonsuza dek Yeruşalimde bulunacaktır” dediği RABbin Tapınağında sunaklar kurdu. Tapınağın iki avlusunda gök cisimlerine tapmak için sunaklar yaptırdı. Oğullarını Ben-Hinnom Vadisinde ateşte kurban etti; falcılık ve büyücülük yaptı. Medyumlara, ruh çağıranlara danıştı. RABbin gözünde çok kötülük yaparak Onu öfkelendirdi.
Manaşşe yaptırdığı putu Tanrının Tapınağına yerleştirdi. Oysa Tanrı tapınağa ilişkin Davutla oğlu Süleymana şöyle demişti: “Bu tapınakta ve İsrail oymaklarının yaşadığı kentler arasından seçtiğim Yeruşalimde adım sonsuza dek anılacak. Kendilerine Musa aracılığıyla buyurduğum Kutsal Yasayı, kuralları, ilkeleri dikkatle yerine getirirlerse, İsrail halkının ayağını bir daha atalarına vermiş olduğum ülkenin dışına çıkarmayacağım.” Ancak Manaşşe Yahudalılarla Yeruşalimde yaşayanları öylesine yoldan çıkardı ki, RABbin İsrail halkının önünde yok ettiği uluslardan daha çok kötülük yaptılar.
RAB Manaşşeyle halkını uyardıysa da aldırış etmediler. Bunun üzerine RAB Asur Kralının ordu komutanlarını onların üzerine gönderdi. Manaşşeyi tutsak alıp burnuna çengel taktılar; tunç zincirlerle bağlayıp Babile götürdüler. Ne var ki, Manaşşe sıkıntısında Tanrısı RABbe yakardı ve atalarının Tanrısı önünde son derece alçakgönüllü davrandı. RABbe yalvarınca RAB yakarışını, duasını duydu ve onu yine Yeruşalime, krallığına getirdi. İşte o zaman Manaşşe RABbin Tanrı olduğunu anladı.
Sonra Davut Kenti için vadideki Gihon Pınarının batısından Balık Kapısının girişine kadar yüksek bir dış sur yaptı; Ofel Tepesini de bu surla çevirdi. Yahudanın bütün surlu kentlerine komutanlar yerleştirdi. RABbin Tapınağından yabancı ilahları ve diktirdiği putu çıkardı; tapınağın bulunduğu tepede ve Yeruşalimde yaptırdığı bütün sunakları kaldırıp kentin dışına attı. RABbin sunağını yeniden kurup üzerinde esenlik ve şükran kurbanları kesti; Yahuda halkına İsrailin Tanrısı RABbe kulluk etmeleri için buyruk verdi. Ne var ki, halk tapınma yerlerinde kurban sunmayı sürdürdü; ancak yalnız Tanrıları RABbe kurban sunuyorlardı.
Manaşşenin yaptığı öbür işler, Tanrısına yakarışı ve İsrailin Tanrısı RABbin adına onu uyaran bilicilerin sözleri, İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. Duası, Tanrının ona yanıtı, gururundan dönmeden önce işlediği bütün günahlar, ihaneti, yaptırdığı tapınma yerleri, Aşera putlarıyla öbür putları diktirdiği yerler Hozayın tarihinde yazılıdır. Manaşşe ölüp atalarına kavuşunca, kendi sarayına gömüldü. Yerine oğlu Amon kral oldu.

Hizkiyanın Hastalığı, İyileşmesi ve Ölümü – II. Tarihler 32

O günlerde Hizkiya ölümcül bir hastalığa yakalanınca, RABbe yalvardı. RAB yakarışını duyarak ona bir belirti verdi. Ne var ki, Hizkiya kendisine yapılan bu iyiliğe yaraşır biçimde davranmayıp büyüklendi. Bu yüzden RAB hem ona, hem Yahudaya, hem de Yeruşalime öfkelendi. Hizkiya ile Yeruşalimde yaşayanlar gururu bırakıp alçakgönüllü davranmaya başladılar. Bu sayede Hizkiyanın krallığı boyunca RABbin öfkesine uğramadılar.
Hizkiya çok zengin ve onurlu biriydi. Altını, gümüşü, değerli taşları, baharatı, kalkanları ve çeşit çeşit değerli eşyası için hazineler yaptırdı. Ayrıca tahıl ambarları, yeni şarap ve zeytinyağı depoları, sığırlar için ahırlar, sürüler için ağıllar yaptırdı. Bunların yanısıra kendisi için kentler kurdurdu ve çok sayıda davar, sığır edindi. Tanrı ona çok büyük zenginlik vermişti. Gihon Pınarının yukarı ağzını kapayıp suyun Davut Kentinin batı yakasından aşağıya akmasını sağlayan da Hizkiyadır. Üstlendiği her işte başarılı oldu. Ama Babil önderlerinin ülkede gerçekleştirilen belirtiyi araştırmak için gönderdiği elçiler gelince, Tanrı Hizkiyayı denemek ve aklından geçenlerin hepsini öğrenmek için onu bıraktı.
Hizkiyanın yaptığı öbür işler ve RABbe bağlılığı Amots oğlu Peygamber Yeşayanın Yahuda ve İsrail krallarının tarihindeki görümünde yazılıdır. Hizkiya ölüp atalarına kavuşunca, Davutoğullarının mezarlarının üst kesimine gömüldü. Bütün Yahuda ve Yeruşalim halkı onu saygıyla andı. Yerine oğlu Manaşşe kral oldu.

Rab Hizkiyayı Kurtarıyor – II. Tarihler 32

Bunun üzerine Kral Hizkiya ile Amots oğlu Peygamber Yeşaya dua edip Tanrıya yalvardılar. RAB bir melek göndererek Asur Kralının ordugahındaki bütün yiğit savaşçıları, önderleri, komutanları yok etti. Asur Kralı utanç içinde ülkesine döndü. Bir gün kendi ilahının tapınağına girdiğinde de oğullarından bazıları onu orada kılıçla öldürdüler. Böylece RAB Hizkiyayla Yeruşalimde yaşayanları Asur Kralı Sanheribin ve öbür düşmanlarının elinden kurtararak her yanda güvenlik içinde yaşamalarını sağladı. Yeruşalime gelen birçok kişi RABbe sunular, Yahuda Kralı Hizkiyaya da değerli armağanlar getirdi. O günden sonra Hizkiya bütün uluslar arasında saygınlık kazandı.

Sanheribin Tehdidi – II. Tarihler 32

Hizkiyanın RABbe bağlılıkla yaptığı bu hizmetlerden sonra Asur Kralı Sanherib gelip Yahudaya saldırdı. Surlu kentleri ele geçirmek amacıyla onları kuşattı. Sanheribin Yeruşalimle savaşmaya hazırlandığını duyan Hizkiya, kentin dışındaki pınarları kapatma konusunda önderlerine ve ordu komutanlarına danıştı. Onlar da onu desteklediler. Böylece birçok kişi toplandı. “Neden Asur Kralı gelip bol su bulsun?” diyerek bütün pınarları ve ülkenin ortasından akan dereyi kapadılar. Hizkiya gücünü toplayarak surun yıkılmış bölümlerini onarttı, üstüne kuleler yaptırdı. Dışardan bir sur daha yaptırarak Davut Kentinde Milloyu sağlamlaştırdı. Bunların yanısıra, çok sayıda silah ve kalkan hazırlattı.
Halka komutanlar atadı. Sonra onları kent kapısı yakınındaki alanda toplayarak şöyle yüreklendirdi: “Güçlü ve yürekli olun! Asur Kralından ve yanındaki büyük ordudan korkmayın, yılmayın. Çünkü bizimle olan onunla olandan daha üstündür. Ondaki güç insansaldır; bizdeki güç ise bize yardım eden ve bizden yana savaşan Tanrımız RABdir.” Yahuda Kralı Hizkiyanın bu sözleri halka güven verdi.
Asur Kralı Sanherib, bütün ordusuyla Lakiş Kentini kuşatırken, subayları aracılığıyla Yahuda Kralı Hizkiyaya ve Yeruşalimde yaşayan Yahuda halkına şu haberi gönderdi:
“Asur Kralı Sanherib şöyle diyor: Neye güvenerek Yeruşalimde kuşatma altında kalıyorsunuz? Hizkiya, Tanrımız RAB bizi Asur Kralının elinden kurtaracak diyerek sizi kandırıyor. Sizi kıtlığa ve susuzluğa terk edip ölüme sürüklüyor. Tanrının tapınma yerlerini, sunaklarını ortadan kaldıran, Yahuda ve Yeruşalim halkına, Tek bir sunağın önünde tapınacak, onun üzerinde buhur yakacaksınız diyen Hizkiya değil mi bu? Benim ve atalarımın öbür ülkelerin halklarına neler yaptığımızı bilmiyor musunuz? Ulusların ilahlarından hangisi ülkesini benim elimden kurtarabildi? Atalarımın büsbütün yok ettiği bu ulusların ilahlarından hangisi halkını elimden kurtarabildi ki, Tanrınız sizi elimden kurtarabilsin? Hizkiyanın sizi kandırıp aldatmasına izin vermeyin! Ona güvenmeyin! Çünkü hiçbir ulusun, krallığın ilahlarından bir teki bile halkını elimden ya da atalarımın elinden kurtaramamıştır! Tanrınız kim ki sizi elimden kurtarsın?”
Sanheribin subayları RAB Tanrıya ve kulu Hizkiyaya karşı daha birçok şey söylediler. Sanherib İsrailin Tanrısı RABbi aşağılamak için yazdığı mektuplarda da şöyle diyordu: “Öteki ulusların tanrıları halklarını elimden kurtaramadıkları gibi, Hizkiyanın Tanrısı da halkını elimden kurtaramayacak.” Sonra kenti ele geçirmek amacıyla surun üstündeki Yeruşalim halkını korkutup yıldırmak için Yahudi dilinde bağırdılar. Üstelik dünyanın öteki uluslarının insan eliyle yapılmış ilahlarından söz edercesine Yeruşalimin Tanrısından söz ettiler.

Hizkiya Dinsel Kuralları Düzenliyor – II. Tarihler 31

Bütün bunlar sona erince, oradaki İsrailliler Yahuda kentlerine giderek dikili taşları parçalayıp Aşera putlarını devirdiler. Yahuda, Benyamin, Efrayim ve Manaşşe bölgelerindeki puta tapılan yerlerin ve sunakların hepsini yıktılar. Sonra herkes kendi kentine, toprağına döndü.
Hizkiya kahinlerle Levilileri görevlerine göre bölüklere ayırdı. Kimine yakmalık sunuları ve esenlik sunularını sunma, kimine hizmet etme, kimine de RABbin Konutunun kapılarında şükredip övgüler söyleme görevini verdi. Kral da RABbin Yasası uyarınca sabah akşam sunulmak üzere yakmalık sunular, Şabat günleri, Yeni Ay ve bayramlarda sunulacak yakmalık sunular için sürüsünden hayvanlar verdi. Yeruşalimde yaşayan halka da kahinlerle Levililerin paylarına düşeni vermelerini buyurdu; öyle ki, RABbin Yasasına kendilerini adayabilsinler. Kralın bu buyruğunu duyar duymaz İsrailliler ilk yetişen tahıl, yeni şarap, zeytinyağı, bal ve bütün tarla ürünlerinden bol bol verdiler. Bunun yanısıra her şeyin ondalığını da bol bol getirdiler. Yahuda kentlerinde yaşayan İsraillilerle Yahudalılar da sığırlarının, davarlarının, Tanrıları RABbe adamış oldukları kutsal armağanların ondalığını getirip bir araya yığdılar. Ondalıkların toplanması üçüncü aydan yedinci aya kadar sürdü. Hizkiya ile önderler gelip yığınları görünce, RABbe övgüler sunup halkı İsraili kutsadılar.
Hizkiya kahinlerle Levililere yığınları sorunca, Sadok soyundan Başkahin Azarya şu yanıtı verdi: “Halk RABbin Tapınağına bağış getirmeye başladıktan bu yana yiyip doyduk; üstelik artırdık da. Çünkü RAB halkını kutsadı. Bu büyük yığın da artakalandır.”
Hizkiya RABbin Tapınağındaki depoların hazırlanması için buyruk verdi. Depolar hazırlandı. Bağışlar, ondalıklar, adanan armağanlar sadakatle içeri getirildi. Bütün bu işlerin sorumlusu olarak Levili Konanya atandı; kardeşi Şimi de yardımcısı oldu. Kral Hizkiya ile Tanrının Tapınağının sorumlusu Azarya, Konanya ile kardeşi Şiminin yönetimindeki şu denetçileri atadılar: Yehiel, Azazya, Nahat, Asahel, Yerimot, Yozavat, Eliel, Yismakya, Mahat, Benaya. Tapınağın Doğu Kapısının nöbetçisi Yimnanın oğlu Levili Kore, Tanrıya gönülden verilen sunuların sorumlusuydu. RABbe adanan bağışları ve kutsal yiyecekleri dağıtmak için bu göreve getirilmişti. Eden, Minyamin, Yeşua, Şemaya, Amarya ve Şekanya kahinlerin yaşadıkları kentlerde bölükleri uyarınca büyük küçük bütün kardeşlerine bağışları dağıtma işinde Koreye sadakatle yardım ettiler. Ayrıca soyağacında adı kayıtlı üç ve daha yukarı yaştaki erkeklere, bölüklerine ve sorumluluklarına göre RABbin Tapınağına girip günün gerektirdiği değişik görevleri yapanların tümüne; bağlı oldukları boylara göre kütüğe kayıtlı kahinlere, bölüklerine ve sorumluluklarına göre yirmi ve daha yukarı yaştaki Levililere; kahinlerle Levililerin soyağacında kayıtlı küçük çocuklara, kadınlara, oğullarla kızlara, yani topluluğa yiyecek dağıtıyorlardı. Çünkü kendilerini sadakatle Tanrıya adamışlardı. Kentlerinin çevresindeki kırlarda ya da herhangi bir kentte yaşayan Harun soyundan kahinlere gelince, onlardan olan bütün erkeklere ve Levililerin soyağacında kayıtlı herkese yiyecek dağıtmak için belirli kişiler atanmıştı.
Hizkiya bütün Yahudada böyle davrandı; Tanrısı RABbin önünde iyi, doğru ve hakça olanı yaptı. Tanrının Tapınağında üstlendiği görevi bütün yüreğiyle yerine getirdi; Kutsal Yasaya, buyruklara uydu; Tanrısına yöneldi. Bu sayede başarılı oldu.

Fısıh Bayramı Kutlanıyor – II. Tarihler 30

Hizkiya, bütün İsrail ve Yahuda halkına haber göndererek, Efrayim ve Manaşşe halkına da mektup yazarak, İsrailin Tanrısı RAB için Fısıh Bayramını kutlamak amacıyla Yeruşalimdeki RABbin Tapınağına gelmelerini bildirdi. Kralla önderleri ve Yeruşalimdeki topluluk Fısıh Bayramını ikinci ay kutlamaya karar verdiler. Bayramı zamanında kutlayamamışlardı; çünkü ne kendini kutsamış yeterli sayıda kahin vardı, ne de halk Yeruşalimde toplanabilmişti. Bu tasarı krala da topluluğa da uygun göründü. Herkes Yeruşalime gelip İsrailin Tanrısı RAB için Fısıh Bayramını kutlasın diye Beer-Şevadan Dana kadar bütün İsrail ülkesine duyuru yapmaya karar verdiler. Çünkü bayram, yazılı olduğu gibi çok sayıda insanla kutlanmamıştı. Kralın buyruğu uyarınca ulaklar, kral ve önderlerinden aldıkları mektuplarla bütün İsrail ve Yahudayı koşa koşa dolaşarak şu duyuruyu yaptılar: “Ey İsrail halkı! İbrahimin, İshakın ve İsrailin Tanrısı RABbe dönün. Öyle ki, O da sağ kalanlarınıza, Asur krallarının elinden kurtulanlarınıza dönsün. Atalarının Tanrısı RABbe ihanet eden atalarınıza, kardeşlerinize benzemeyin; gördüğünüz gibi RAB onları dehşet verici bir duruma düşürdü. Atalarınız gibi inatçı olmayın, RABbe boyun eğin. Onun sonsuza dek kutsal kıldığı tapınağa gelin. Kızgın öfkesinin sizden uzaklaşması için Tanrınız RABbe kulluk edin. RABbe dönerseniz, kardeşlerinizi, oğullarınızı tutsak edenler onlara acıyıp bu ülkeye dönmelerine izin vereceklerdir. Çünkü Tanrınız RAB lütfeden, acıyan bir Tanrıdır. Ona dönerseniz, O da yüzünü sizden çevirmeyecektir.”
Ulaklar Efrayim ve Manaşşe bölgelerinde Zevuluna dek kent kent dolaştılar. Ne var ki, halk gülerek onlarla alay etti. Ama Aşer, Manaşşe ve Zevulun halkından bazıları alçakgönüllü bir tutum takınarak Yeruşalime gitti. Birlik ruhu vermek için Tanrının eli Yahudanın üzerindeydi. Öyle ki, Tanrı kral ve önderlerin RABbin sözü uyarınca verdikleri buyruğa halkın uymasını sağladı.
İkinci ay Mayasız Ekmek Bayramını kutlamak için çok büyük bir topluluk Yeruşalimde toplandı. İşe Yeruşalimdeki sunakları kaldırmakla başladılar. Bütün buhur sunaklarını kaldırıp Kidron Vadisine attılar. İkinci ayın on dördüncü günü Fısıh kurbanını kestiler. Kahinlerle Levililer utanarak kendilerini kutsadılar, sonra RABbin Tapınağına yakmalık sunular getirdiler. Bunun ardından, Tanrı adamı Musanın Yasası uyarınca, geleneksel yerlerini aldılar. Kahinler Levililerin elinden aldıkları kurban kanını sunağın üstüne döktüler. Topluluk arasında kendini kutsamamış birçok kişi vardı; bu nedenle arınmamış olanların Fısıh kurbanını kesme ve RABbe adama görevini Levililer üstlendi. Çok sayıda insan, Efrayim, Manaşşe, İssakar ve Zevulundan gelen halkın birçoğu kendisini dinsel açıdan arındırmamıştı; öyleyken yazılana ters düşerek Fısıh kurbanını yediler. Hizkiya onlar için şöyle dua etti: “Kutsal yerin kuralları uyarınca arınmamış bile olsa, RAB Tanrıya, atalarının Tanrısına yönelmeye yürekten kararlı olan herkesi iyi olan RAB bağışlasın.” RAB Hizkiyanın yakarışını duydu ve halkı bağışladı.
Yeruşalimdeki İsrailliler Mayasız Ekmek Bayramını yedi gün büyük sevinçle kutladılar. Levililerle kahinler RABbi yüceltmek amacıyla kullanılan yüksek sesli çalgılarla her gün Onu övüyorlardı.
Hizkiya RABbe hizmetlerini başarıyla yerine getiren Levilileri övdü. Yedi gün boyunca herkes esenlik kurbanlarını kesip atalarının Tanrısı RABbe şükrederek bayramda kendisine ayrılan paydan yedi.
Topluluk bayramı yedi gün daha kutlamaya karar verdi. Böylece herkes bayramı yedi gün daha sevinçle kutladı. Yahuda Kralı Hizkiya topluluğa bin boğayla yedi bin davar sağladı; önderler de topluluğa bin boğayla on bin davar daha verdiler. Birçok kahin kendini kutsadı. Bütün Yahuda topluluğu, kahinler, Levililer, İsrailden gelen topluluk, İsrailden gelip Yahudaya yerleşen yabancılar sevindi. Yeruşalimde büyük sevinç vardı. Çünkü İsrail Kralı Davut oğlu Süleymanın günlerinden bu yana Yeruşalimde böylesi bir olay yaşanmamıştı. Levili kahinler ayağa kalkıp halkı kutsadılar. Tanrı onları duydu. Çünkü duaları Onun kutsal konutuna, göklere erişmişti.

Hizkiya Tapınağı Onarıp Kutsuyor – II. Tarihler 29

Hizkiya krallığının birinci yılının birinci ayında RABbin Tapınağının kapılarını açıp onardı. Sonra kahinlerle Levilileri çağırıp tapınağın doğusundaki alanda topladı. Onlara, “Ey Levililer, beni dinleyin!” dedi, “Şimdi kendinizi kutsayın; atalarınızın Tanrısı RABbin Tapınağını da kutsayın. İğrenç olan her şeyi kutsal yerden çıkarın. Atalarımız Tanrıya ihanet ettiler. Tanrımız RABbin gözünde kötü olanı yaparak Onu bıraktılar. Yüzlerini RABbin Konutundan ayırıp ona sırt çevirdiler. Tapınağın eyvana açılan kapılarını kapattılar, kandilleri sönmeye bıraktılar. Kutsal yerde İsrailin Tanrısına buhur yakmadılar, yakmalık sunu da sunmadılar. Yahuda ve Yeruşalim halkı bu yüzden RABbin öfkesine uğradı. Gözlerinizle gördüğünüz gibi, RABbin onlara yaptığı, başkalarını korkuya, dehşete düşürdü. Alay konusu oldular. İşte bu yüzden, babalarımız kılıçtan geçirildi; oğullarımız, kızlarımız, karılarımız tutsak alındı. Şimdi, bize duyduğu kızgın öfkeyi yatıştırmak için, İsrailin Tanrısı RABle bir antlaşma yapmayı tasarlıyorum. Oğullarım, artık işi savsaklamayın! Çünkü RAB önünde durmanız, hizmet etmeniz, hizmetkarları olmanız ve buhur yakmanız için sizi seçti.”
İşe başlayan Levililer şunlardı:
Kehat boyundan Amasay oğlu Mahat, Azarya oğlu Yoel;
Merari boyundan Avdi oğlu Kiş, Yehallelel oğlu Azarya;
Gerşon boyundan Zimma oğlu Yoah, Yoah oğlu Eden;
Elisafan soyundan Şimri, Yeiel;
Asaf soyundan Zekeriya, Mattanya;
Heman soyundan Yehiel, Şimi;
Yedutun soyundan Şemaya ve Uzziel.
Bu Levililer kardeşlerini topladılar. Kendilerini kutsadıktan sonra, RABbin sözü uyarınca kralın buyruğuyla RABbin Tapınağını dinsel açıdan arındırmak için içeri girdiler. RABbin Tapınağını arındırmak için içeri giren kahinler tapınakta buldukları bütün kirli sayılan şeyleri tapınağın avlusuna çıkardılar. Levililer bunları dışarı çıkarıp Kidron Vadisine götürdüler. Birinci ayın ilk günü kutsamaya başladılar; ayın sekizinci günü tapınağın eyvanına vardılar. Tapınağı kutsamayı sekiz gün daha sürdürerek, birinci ayın on altıncı günü işi bitirdiler.
Sonra Kral Hizkiyaya giderek, “Bütün RABbin Tapınağını, yakmalık sunu sunağıyla takımlarını, adak ekmeklerinin dizildiği masayla takımlarını arındırdık” dediler, “Ayrıca krallığı döneminde ihanet eden Ahazın attırdığı bütün takımları da hazırlayıp kutsadık. Hepsi RABbin sunağının önünde duruyor.”
Ertesi gün Kral Hizkiya erkenden kentin ileri gelenlerini toplayıp onlarla birlikte RABbin Tapınağına gitti. Kral ailesi, tapınak ve Yahuda halkı için günah sunusu olarak yedi boğa, yedi koç, yedi kuzu, yedi teke getirdiler. Hizkiya bunları RABbin sunağının üzerinde sunmaları için Harun soyundan gelen kahinlere buyruk verdi. Önce boğalar kesildi, kahinler boğaların kanını sunağın üzerine döktüler. Sonra sırasıyla koçları ve kuzuları keserek kanlarını sunağın üzerine döktüler. Tekeleri günah sunusu olarak kralla topluluğun önüne getirdiler. Kralla topluluk ellerini tekelerin üzerine koydu. Sonra kahinler tekeleri kestiler. Bütün İsrail halkının günahlarını bağışlatmak için tekelerin kanını sunağın üzerinde günah sunusu olarak sundular. Çünkü kral yakmalık sunu ve günah sunusunu bütün İsrail halkı adına sunmaları için buyruk vermişti. Sonra kral Davutun, bilicisi Gadın ve Peygamber Natanın düzenine göre Levilileri ziller, çenkler ve lirlerle RABbin Tapınağına yerleştirdi. RAB bu düzeni peygamberleri aracılığıyla vermişti. Böylece Levililer Davutun çalgılarıyla, kahinler de borazanlarıyla yerlerini aldılar. Hizkiya yakmalık sununun sunağın üzerinde yakılmasını buyurdu. Sunu sunulmaya başlayınca, borazanlar ve İsrail Kralı Davutun çalgıları eşliğinde RABbe ezgiler okumaya koyuldular. Ezgiciler ezgi söylüyor, borazancılar borazan çalıyor, bütün topluluk tapınıyordu. Yakmalık sunu bitinceye dek bu böyle sürüp gitti.
Yakmalık sunular sunulduktan sonra, kralla yanındakiler yere kapanıp tapındılar. Kral Hizkiya ile önderler, Levililere Davutun ve Bilici Asafın sözleriyle RABbi övmelerini söylediler. Onlar da sevinçle övgüler sundular, başlarını eğip tapındılar.
Hizkiya, “Artık kendinizi RABbe adamış bulunuyorsunuz” dedi, “Gelin, RABbin Tapınağına kurbanlar, şükran sunuları getirin.” Bunun üzerine topluluk kurban ve şükran sunuları getirdi. İçlerindeki istekli kişiler de yakmalık sunular getirdiler.
Topluluğun yakmalık sunu olarak getirdiği hayvanların sayısı yetmiş sığır, yüz koç, iki yüz kuzuydu. Bunların tümü RABbe yakmalık sunu olarak sunulmak içindi. Kurban olarak adanan hayvanlar altı yüz sığır, üç bin davardı. Yakmalık sunu olarak kesilen hayvanların derilerini yüzecek kahinlerin sayısı yetersizdi. Bu nedenle kardeşleri Levililer iş bitene ve öbür kahinler kutsanana dek onlara yardım etti. Çünkü Levililer kendilerini kutsamaya kahinlerden daha çok özen göstermişlerdi. Çok sayıda yakmalık sununun yanısıra esenlik sunularının yağı ve yakmalık sunularla birlikte sunulan dökmelik sunular da vardı.
Böylece RABbin Tapınağındaki hizmet düzeni yeniden kurulmuş oldu. Hizkiyayla bütün halk, Tanrının halk için yaptıkları karşısında sevinç içindeydi; çünkü her şey çabucak tamamlanmıştı.

Hizkiyanın Yahuda Krallığı – II. Tarihler 29

Hizkiya yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde yirmi dokuz yıl krallık yaptı. Annesi Zekeriyanın kızı Aviyaydı. Atası Davut gibi, o da RABbin gözünde doğru olanı yaptı.

Ahazın Yahuda Krallığı – II. Tarihler 28

Ahaz yirmi yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on altı yıl krallık yaptı. RABbin gözünde doğru olanı yapan atası Davut gibi davranmadı. İsrail krallarının yollarını izledi; Baallara tapmak için dökme putlar bile yaptırdı. Ben-Hinnom Vadisinde buhur yaktı. RABbin İsrail halkının önünden kovmuş olduğu ulusların iğrenç törelerine uyarak oğullarını ateşte kurban etti. Puta tapılan yerlerde, tepelerde, bol yapraklı her ağacın altında kurban kesip buhur yaktı.
İşte bu nedenle Tanrısı RAB Ahazı Aram Kralının eline teslim etti. Aramlılar onu bozguna uğrattılar, halkından birçoğunu tutsak alıp Şama götürdüler.
Ayrıca onu ağır bir yenilgiye uğratan İsrail Kralının eline de teslim edildi. Remalya oğlu İsrail Kralı Pekah, Yahudada bir günde yüz yirmi bin yiğit askeri öldürttü. Çünkü Yahuda halkı atalarının Tanrısı RABbe sırt çevirmişti. Efrayimli yiğit Zikri, kralın oğlu Maaseyayı, saray sorumlusu Azrikamı ve kraldan sonra ikinci adam olan Elkanayı öldürdü.
İsrailliler kardeşleri olan Yahudalılardan iki yüz bin kadınla çocuğu tutsak aldı. Bu arada çok miktarda malı da yağmalayıp Samiriyeye taşıdılar. Orada RABbin Odet adında bir peygamberi vardı. Odet Samiriyeye dönmekte olan ordunun karşısına çıkıp şöyle dedi: “Atalarınızın Tanrısı RAB, Yahuda halkına öfkelendiği için onları elinize teslim etti. Ama siz göklere erişen bir öfkeyle onları öldürdünüz. Şimdi de Yahuda ve Yeruşalim halkını kendinize kadın ve erkek köleler yapmayı düşünüyorsunuz. Tanrınız RABbe karşı siz hiç suç işlemediniz mi? Şimdi beni dinleyin! Kardeşlerinizden aldığınız tutsakları geri gönderin, çünkü RABbin kızgın öfkesi üzerinizdedir.”
Efrayim halkının önderlerinden Yehohanan oğlu Azarya, Meşillemot oğlu Berekya, Şallum oğlu Yehizkiya ve Hadlay oğlu Amasa savaştan dönenlerin karşısına çıkarak, “Tutsakları buraya getirmeyin, yoksa RABbe karşı suç işlemiş olacağız” dediler, “Suçlarımızı, günahlarımızı çoğaltmak mı istiyorsunuz? Şimdiden yeterince suçumuz var zaten. RABbin kızgın öfkesi İsrail halkının üzerindedir.”
Bunun üzerine savaşçılar tutsaklarla yağmalanan malları önderlerin ve topluluğun önüne bıraktılar. Görevlendirilen belirli kişiler tutsakları aldılar, yağmalanmış giysilerle aralarındaki çıplakların hepsini giydirdiler. Onlara giysi, çarık, yiyecek, içecek sağladılar. Yaralarına zeytinyağı sürdüler. Yürüyemeyecek durumda olanları eşeklere bindirdiler. Onları hurma kenti Erihaya, kardeşlerine geri götürdükten sonra Samiriyeye döndüler.
O sırada Kral Ahaz yardım istemek için Asur Kralına haber gönderdi. Edomlular yine Yahudaya saldırmış, onları yenip tutsak almışlardı. Filistliler ise Şefela bölgesiyle Yahudanın Negev bölgesindeki kentlere akınlar düzenleyip Beytşemeş, Ayalon, Gederot ile Soko, Timna, Gimzo ve çevre köylerini ele geçirerek buralara yerleşmişlerdi. RAB İsrail Kralı Ahaz yüzünden Yahuda halkını bu ezik duruma düşürmüştü. Çünkü Ahaz Yahudayı günaha özendirmiş ve RABbe ihanet etmişti. Asur Kralı Tiglat-Pileser Ahaza geldi, ama yardım edeceğine onu sıkıntıya düşürdü. Ahaz RABbin Tapınağından, saraydan ve önderlerden aldıklarını Asur Kralına armağan ettiyse de ona yaranamadı.
İşte Ahaz denen bu kral, sıkıntılı günlerinde RABbe ihanetini artırdı. Daha önce kendisini bozguna uğratan Şam ilahlarına kurbanlar sundu. “Madem ilahları Aram krallarına yardım etti, onlara kurban sunayım da bana da yardım etsinler” diye düşünüyordu. Ne var ki, bu ilahlar onun da, bütün İsrail halkının da yıkımına neden oldu. Ahaz Tanrının Tapınağındaki eşyaları toplayıp parçaladı. RABbin Tapınağının kapılarını kapatıp Yeruşalimin her köşesinde sunaklar yaptırdı. Başka ilahlara buhur yakmak için Yahudanın her kentinde tapınma yerleri yaparak atalarının Tanrısı RABbi öfkelendirdi.
Ahazın yaptığı öbür işler ve bütün uygulamaları, başından sonuna dek, Yahuda ve İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. Ahaz ölüp atalarına kavuşunca, onu İsrail krallarının mezarlığına gömeceklerine Yeruşalim Kentinde gömdüler. Yerine oğlu Hizkiya kral oldu.

Yotamın Yahuda Krallığı – II. Tarihler 27

Yotam yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on altı yıl krallık yaptı. Annesi Sadokun kızı Yeruşaydı. Babası Uzziya gibi, Yotam da RABbin gözünde doğru olanı yaptı. Ancak RABbin Tapınağına girmedi. Ne var ki, halk kötülük yapmayı sürdürmekteydi. Yotam RABbin Tapınağının Yukarı Kapısını onardı. Ofel Tepesindeki surun üzerinde de birçok iş yaptı. Yahudanın dağlık bölgesinde kentler, ormanlık tepelerinde kaleler ve kuleler kurdu.
Ammon Kralıyla savaşarak Ammonluları yendi. Ammonlular o yıl için kendisine yüz talant gümüş, on bin kor buğday, on bin kor arpa verdiler. İkinci ve üçüncü yıllar için de aynı miktarı ödediler. Tanrısı RABbin önünde kararlı bir şekilde yürüyen Yotam giderek güçlendi.
Yotamın yaptığı öbür işler, bütün savaşları ve uygulamaları, İsrail ve Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Yotam yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on altı yıl krallık yaptı. Yotam ölüp atalarına kavuşunca, onu Davut Kentinde gömdüler. Yerine oğlu Ahaz kral oldu.

Uzziyanın Yahuda Krallığı – II. Tarihler 26

Yahuda halkı Amatsyanın yerine on altı yaşındaki oğlu Uzziyayı kral yaptı. Babası Amatsya ölüp atalarına kavuştuktan sonra Uzziya Eylat Kentini onarıp Yahuda topraklarına kattı. Uzziya on altı yaşında kral oldu ve Yeruşalimde elli iki yıl krallık yaptı. Annesi Yeruşalimli Yekolyaydı. Babası Amatsya gibi, Uzziya da RABbin gözünde doğru olanı yaptı. Kendisine Tanrı korkusunu öğreten Zekeriyanın günlerinde Tanrıya yöneldi. RABbe yöneldiği sürece Tanrı onu başarılı kıldı.
Uzziya Filistlilere savaş açtı. Gat, Yavne ve Aşdotun surlarını yıktırdı. Sonra Aşdot yakınlarında ve Filist bölgesinde kentler kurdu. Filistlilere, Gur-Baalda yaşayan Araplara ve Meunlulara karşı Tanrı ona yardım etti. Ammonlular Uzziyaya haraç vermeye başladılar. Gitgide güçlenen Uzziyanın ünü Mısır sınırına dek ulaştı.
Uzziya Yeruşalimde Köşe Kapısı, Dere Kapısı ve surun köşesi üzerinde kuleler kurup bunları sağlamlaştırdı. Şefelada ve ovada çok sayıda hayvanı olduğundan, kırda gözetleme kuleleri yaptırarak birçok sarnıç açtırdı. Dağlık bölgelerde, verimli topraklarda da ırgatları, bağcıları vardı; çünkü toprağı severdi. Uzziyanın savaşa hazır bir ordusu vardı. Kralın komutanlarından Hananyanın denetiminde Yazman Yeielle görevli Maaseyanın yaptığı sayımın sonuçlarına göre, bu ordu bölük bölük savaşa girerdi. Yiğit savaşçıları yöneten boy başlarının sayısı 2 600dü. Bunların komutası altında krala yardım etmek için düşmanla yiğitçe savaşacak 307 500 askerden oluşan bir ordu vardı. Uzziya bütün ordu için kalkan, mızrak, miğfer, zırh, yay, sapan taşı sağladı. Yeruşalimde becerikli adamlarca tasarlanmış gereçler yaptırdı. Okları, büyük taşları fırlatmak için bu gereçleri kulelere ve köşelere yerleştirdi. Uzziyanın ünü uzaklara kadar yayıldı; çünkü gördüğü olağanüstü yardım sayesinde büyük güce kavuşmuştu.
Ne var ki, güçlenince kendisini yıkıma sürükleyecek bir gurura kapıldı. Tanrısı RABbe ihanet etti. Buhur sunağı üzerinde buhur yakmak için RABbin Tapınağına girdi. Kahin Azarya ile RABbin yürekli seksen kahini de ardısıra tapınağa girdiler. Kral Uzziyaya karşı durarak, “Ey Uzziya, RABbe buhur yakmaya hakkın yok!” dediler, “Ancak Harun soyundan kutsanmış kahinler buhur yakabilir. Tapınaktan çık! Çünkü sen RABbe ihanet ettin; RAB Tanrı da seni onurlandırmayacak!” Buhur yakmak için elinde buhurdan tutan Uzziya kahinlere öfkelendi. Öfkelenir öfkelenmez de kahinlerin önünde, RABbin Tapınağındaki buhur sunağının yanında duran Uzziyanın alnında deri hastalığı belirdi. Başkahin Azarya ile öbür kahinler ona bakınca alnında deri hastalığı belirdiğini gördüler. Onu çabucak oradan çıkardılar. Uzziya da çıkmaya istekliydi, çünkü RAB onu cezalandırmıştı. Kral Uzziya ölünceye kadar deri hastalığından kurtulamadı. Bu yüzden ayrı bir evde yaşadı ve RABbin Tapınağına sokulmadı. Sarayı ve ülke halkını oğlu Yotam yönetti.
Uzziyanın yaptığı öbür işleri, başından sonuna dek, Amots oğlu Peygamber Yeşaya yazmıştır. Uzziya ölüp atalarına kavuşunca, deri hastalığına yakalandığı için onu atalarının yanına, kral mezarlığının ayrı bir yerine gömdüler. Yerine oğlu Yotam kral oldu.

Yahuda Kralı Amatsyanın Ölümü – II. Tarihler 25

Yahuda Kralı Yoaş oğlu Amatsya, İsrail Kralı Yehoahaz oğlu Yehoaşın ölümünden sonra on beş yıl daha yaşadı. Amatsyanın yaptığı öbür işler, başından sonuna dek, Yahuda ve İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. RABbin ardınca yürümekten vazgeçtiği andan başlayarak Yeruşalimde Amatsyaya bir düzen kurulmuştu. Amatsya Lakişe kaçtı. Ardından adam göndererek onu öldürttüler. Ölüsü at sırtında getirildi, Yahuda Kentinde atalarının yanına gömüldü.

Amatsyanın Yahuda Krallığı – II. Tarihler 25

Amatsya yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde yirmi dokuz yıl krallık yaptı. Annesi Yeruşalimli Yehoaddandı. Amatsya RABbin gözünde doğru olanı yaptıysa da bütün yüreğiyle yapmadı. Krallığını güçlendirdikten sonra, babasını öldüren görevlileri öldürttü. Ancak Musanın kitabındaki yasaya uyarak çocuklarını öldürtmedi. Çünkü RAB, “Ne babalar çocuklarının günahından ötürü öldürülecek, ne de çocuklar babalarının. Herkes kendi günahı için öldürülecek” diye buyurmuştu.
Amatsya Yahudalıları topladı. Bütün Yahudalılarla Benyaminlileri boylarına göre binbaşıların ve yüzbaşıların denetimine verdi. Yaşları yirmi ve yirminin üstünde olanların sayımını yaptı. Savaşa hazır, mızrak ve kalkan kullanabilen üç yüz bin seçme asker olduğunu saptadı. Ayrıca İsrailden yüz talant gümüş karşılığında, yüz bin yiğit savaşçı tuttu.
Bu sırada bir Tanrı adamı gelip krala şöyle dedi: “Ey kral, İsrailden gelen askerler seninle savaşa gitmesin. Çünkü RAB İsraillilerle, yani Efrayimlilerle birlikte değil. Gidersen, yiğitçe savaşsan bile Tanrı seni düşmanın önünde bozguna uğratacak. Tanrının yardım etmeye de, bozguna uğratmaya da gücü vardır.”
Amatsya, “Ya İsrail askerleri için ödediğim yüz talant ne olacak?” diye sordu.
Tanrı adamı, “RAB sana bundan çok daha fazlasını verebilir” diye karşılık verdi.
Bunun üzerine Amatsya Efrayimden gelen askerlerin evlerine dönmelerini buyurdu. Yahudalılara çok kızan askerler büyük bir öfke içinde evlerine döndüler.
Amatsya cesaretini toplayarak ordusunu Tuz Vadisine götürdü. Yahudalılar orada on bin Seirliyi öldürdü. Sağ olarak ele geçirdikleri on bin kişiyi de uçurumun kenarına götürüp oradan aşağıya attılar. Hepsi paramparça oldu.
Bu arada Amatsyanın kendisiyle birlikte savaşa katılmamaları için geri gönderdiği askerler, Samiriye ile Beythoron arasındaki Yahuda kentlerine saldırdılar. Üç bin kişi öldürüp çok miktarda mal yağmaladılar.
Amatsya, Edomluları bozguna uğrattıktan sonra, dönüşte Seir halkının putlarını yanında getirdi. Kendisine ilah olarak diktiği putlara taptı ve buhur yaktı. RAB Amatsyaya öfkelendi. Ona bir peygamber göndererek, “Halkını senin elinden kurtaramayan bu halkın ilahlarına neden tapıyorsun?” diye sordu. Peygamber konuşmasını sürdürmekteyken Amatsya ona, “Seni krala danışman mı atadık? Sus! Yoksa öldürüleceksin” dedi.
Peygamber, “Tanrının seni yok etmeye karar verdiğini biliyorum. Çünkü sen bu kötülüğü yaptın, öğüdüme de aldırış etmedin!” dedikten sonra sustu.
Yahuda Kralı Amatsya, danışmanlarıyla konuştuktan sonra Yehu oğlu Yehoahaz oğlu İsrail Kralı Yehoaşa, “Gel, yüz yüze görüşelim” diye haber gönderdi.
İsrail Kralı Yehoaş da karşılık olarak Yahuda Kralı Amatsyaya şu haberi gönderdi: “Lübnanda dikenli bir çalı, sedir ağacına, Kızını oğluma eş olarak ver diye haber yollar. O sırada oradan geçen yabanıl bir hayvan basıp çalıyı çiğner. İşte Edomluları bozguna uğrattın diye böbürleniyorsun. Otur evinde! Niçin bela arıyorsun? Kendi başını da, Yahuda halkının başını da derde sokacaksın.”
Ne var ki, Amatsya dinlemek istemedi. Bunun böyle olması Tanrının isteğiydi. Edomun ilahlarına taptıkları için Tanrı onları düşmanın eline teslim etmeye karar vermişti. Derken İsrail Kralı Yehoaş Yahuda Kralı Amatsyanın üzerine yürüdü. İki ordu Yahudanın Beytşemeş Kentinde karşılaştı. İsraillilerin önünde bozguna uğrayan Yahudalılar evlerine kaçtı. İsrail Kralı Yehoaş, Yehoahaz oğlu Yoaş oğlu Yahuda Kralı Amatsyayı Beytşemeşte yakalayıp Yeruşalime götürdü. Efrayim Kapısından Köşe Kapısına kadar Yeruşalim surlarının dört yüz arşınlık bölümünü yıktırdı. Tanrının Tapınağında Ovet-Edom soyunun gözetimi altındaki altını, gümüşü, eşyaları, sarayın hazinelerini ve bazı adamları da rehine olarak yanına alıp Samiriyeye döndü.

Yoaşın Kötülüğü – II. Tarihler 24

Yehoyadanın ölümünden sonra Yahuda önderleri gelip kralın önünde eğildiler. Kral da onları dinledi. Atalarının Tanrısı RABbin Tapınağını terk ederek Aşera putlarıyla öbür putlara taptılar. Suçları yüzünden RAB Yahuda ve Yeruşalim halkına öfkelendi. Kendisine dönmeleri için aralarına peygamberler gönderdi. Bu peygamberler halkı uyardılarsa da, onlara kulak asmadılar.
O zaman Tanrının Ruhu Kahin Yehoyada oğlu Zekeriyanın üzerine indi. Zekeriya, halkın önünde durup seslendi: “Tanrı şöyle diyor: Niçin buyruklarıma karşı geliyorsunuz? İşleriniz iyi gitmeyecek. Çünkü siz beni bıraktınız, ben de sizi bıraktım. ”
Bunun üzerine Zekeriyaya düzen kurdular. Kralın buyruğuyla RABbin Tapınağının avlusunda taşa tutup onu öldürdüler. Kral Yoaş Zekeriyanın babası Yehoyadanın kendisine yaptığı iyiliği unutup oğlunu öldürdü. Zekeriya ölürken, “RAB bu yaptığınızı görüp hesabını sorsun” dedi.
Yıl sonunda Aram ordusu Yoaşa saldırıp Yahuda ve Yeruşalime girdi. Halkın bütün önderlerini öldürdüler. Yağmaladıkları malların hepsini Şam Kralına gönderdiler. Aram ordusu küçük bir ordu olmasına karşın, RAB çok büyük bir orduyu ellerine teslim etmişti. Çünkü Yahuda halkı, atalarının Tanrısı RABbi bırakmıştı. Böylece Aram ordusu Yoaşı cezalandırmış oldu. Aramlılar Yoaşı ağır yaralı durumda bırakıp gittiler. Yoaşın görevlileri, Kahin Yehoyadanın oğlunun kanını döktüğü için, düzen kurup onu yatağında öldürdüler. Yoaşı Davut Kentinde gömdülerse de, kralların mezarlığına gömmediler.
Yoaşa düzen kuranlar şunlardı: Ammonlu Şimat adlı kadının oğlu Zavat, Moavlı Şimrit adlı kadının oğlu Yehozavat. Yoaşın oğullarının öyküsü, kendisine Tanrıdan defalarca gelen bildiriler, Tanrının Tapınağının onarımıyla ilgili konular kralların tarihine ilişkin yorumda yazılıdır. Yerine oğlu Amatsya kral oldu.

Yoaş Tapınağı Onarıyor – II. Tarihler 24

Yoaş yedi yaşında kral oldu ve Yeruşalimde kırk yıl krallık yaptı. Annesi Beer-Şevalı Sivyaydı. Yoaş Kahin Yehoyada yaşadığı sürece RABbin gözünde doğru olanı yaptı. Yehoyada onu iki kadınla evlendirdi. Yoaşın onlardan oğulları, kızları oldu.
Bir süre sonra Yoaş RABbin Tapınağını onarmaya karar verdi. Kahinlerle Levilileri toplayarak şöyle dedi: “Yahuda kentlerine gidip Tanrınızın Tapınağını onarmak için gerekli yıllık parayı bütün İsrail halkından toplayın. Bunu hemen yapın.” Ama Levililer hemen işe girişmediler.
Bunun üzerine kral, Başkahin Yehoyadayı çağırıp, “RABbin kulu Musanın ve İsrail topluluğunun Levha Sandığının bulunduğu çadır için koyduğu vergiyi Yahuda ve Yeruşalimden toplasınlar diye Levilileri neden uyarmadın?” diye sordu.
Çünkü o kötü kadının, Atalyanın oğulları, RAB Tanrının Tapınağına zorla girerek bütün adanmış eşyaları Baallar için kullanmışlardı.
Kralın buyruğu uyarınca bir sandık yapılarak RABbin Tapınağının kapısının dışına yerleştirildi. Tanrının kulu Musanın çölde İsrail halkına koyduğu vergiyi RABbe getirmeleri için Yahuda ve Yeruşalim halkına bir çağrı yapıldı. Bütün önderlerle halk vergilerini sevinçle getirdiler, doluncaya dek sandığın içine attılar. Levililer, sandığı kralın görevlilerine getiriyorlardı. Çok para biriktiğini görünce kralın yazmanıyla başkahinin görevlisine haber veriyor, onlar da gelip sandığı boşaltıyor, sonra yine yerine koyuyorlardı. Bunu her gün yaptılar ve çok para topladılar. Kral Yoaşla Yehoyada parayı RABbin Tapınağında yapılan işlerden sorumlu olanlara veriyorlardı. RABbin Tapınağını onarmak için ücretle taşçılar, marangozlar, demir ve tunç işçileri tuttular.
İşten sorumlu kişiler çalışkandı, onarım işi onlar sayesinde ilerledi. Tanrının Tapınağını eski durumuna getirip sağlamlaştırdılar. Onarım işi bitince, geri kalan parayı krala ve Yehoyadaya getirdiler. Bununla RABbin Tapınağındaki hizmet ve yakmalık sunuları sunmak için gereçler, tabaklar, altın ve gümüş eşyalar yaptılar. Yehoyada yaşadığı sürece RABbin Tapınağında sürekli yakmalık sunu sunuldu.
Yehoyada uzun yıllar yaşadıktan sonra yüz otuz yaşında öldü. İsrailde Tanrıya ve Tanrının Tapınağına yaptığı yararlı hizmetlerden dolayı kendisini Davut Kentinde kralların yanına gömdüler.

Kahin Yehoyadanın Yaptığı Yenilikler – II. Tarihler 23

Yehoyada RABbin halkı olmaları için kendisiyle halk ve kral arasında bir antlaşma yaptı. Bütün halk gidip Baalın tapınağını yıktı. Sunaklarını, putlarını parçaladılar; Baalın Kahini Mattanı da sunakların önünde öldürdüler.
Yehoyada Levili kahinleri RABbin Tapınağındaki işin başına getirdi. Onları Davut tarafından atanmış oldukları görevleri yerine getirmek, Musanın Yasasında yazılanlar uyarınca RABbe yakmalık sunular sunmak ve Davutun koyduğu düzene göre sevinçle ezgiler okumakla görevlendirdi. Ayrıca dinsel açıdan herhangi bir nedenle kirli birinin içeri girmemesi için RABbin Tapınağının kapılarına da nöbetçiler yerleştirdi. Sonra yüzbaşıları, soyluları, halkın yöneticilerini ve ülke halkını yanına alarak kralı RABbin Tapınağından getirdi. Yukarı Kapıdan geçip saraya girerek kralı tahta oturttular. Ülke halkı sevinç içindeydi, ancak kent suskundu. Çünkü Atalya kılıçla öldürülmüştü.

Atalyaya Karşı Ayaklanma – II. Tarihler 23

Yedinci yıl gücünü gösteren Yehoyada yüzbaşı olan Yeroham oğlu Azarya, Yehohanan oğlu İsmail, Ovet oğlu Azarya, Adaya oğlu Maaseya, Zikri oğlu Elişafatla bir antlaşma yaptı. Yahudayı dolaşarak bütün kentlerden Levililerle İsrail boy başlarını topladılar. Yeruşalime dönen topluluk Tanrının Tapınağında kralla bir antlaşma yaptı. Yehoyada onlara şöyle dedi: “Davutun soyuna ilişkin RABbin verdiği söz uyarınca, kralın oğlu kral olacak. Siz şunları yapacaksınız: Şabat Günü göreve giden kahinlerle Levililerin üçte biri kapılarda nöbet tutacak, üçte biri sarayda, üçte biri de Temel Kapısında duracak. Bütün halk RABbin Tapınağının avlularında toplanacak. Kahinlerle görevli Levililerin dışında RABbin Tapınağına kimse girmesin. Onlar kutsal oldukları için girebilirler. Halk da RABbin buyruğunu yerine getirmeye özen gösterecek. Levililer yalın kılıç kralın çevresini saracaklar. Tapınağa yaklaşan olursa öldürün. Kral nereye giderse, ona eşlik edin.”
Levililerle Yahudalılar Kahin Yehoyadanın buyruklarını tam tamına uyguladılar. Şabat Günü göreve gidenlerle görevi biten adamlarını aldılar. Çünkü Kahin Yehoyada bölüklere izin vermemişti. Kahin Yehoyada Tanrının Tapınağındaki Kral Davuttan kalan mızrakları ve büyük küçük kalkanları yüzbaşılara dağıttı. Kralı korumak için sunağın ve tapınağın çevresine tapınağın güneyinden kuzeyine kadar bütün silahlı adamları yerleştirdi. Yehoyadayla oğulları kralın oğlu Yoaşı dışarı çıkarıp başına taç koydular. Tanrının Yasasını da ona verip krallığını ilan ettiler. Onu meshederek, “Yaşasın kral!” diye bağırdılar.
Atalya koşuşan, kralı öven halkın çıkardığı gürültüyü duyunca, RABbin Tapınağında toplananların yanına gitti. Baktı, kral tapınağın girişinde sütunun yanında duruyor; yüzbaşılar, borazan çalanlar çevresine toplanmış. Ülke halkı sevinç içindeydi, borazanlar çalınıyor, ezgiciler çalgılarıyla övgüleri yönetiyordu. Atalya giysilerini yırtarak, “Hainlik! Hainlik!” diye bağırdı.
Kahin Yehoyada yüzbaşıları çağırarak, “O kadını aradan çıkarın. Ardından kim giderse kılıçtan geçirin” diye buyruk verdi. Çünkü, “Onu RABbin Tapınağında öldürmeyin” demişti. Atalya yakalandı ve sarayın At Kapısına varır varmaz öldürüldü.

Atalya Yönetime El Koyuyor – II. Tarihler 22

Ahazyanın annesi Atalya, oğlunun öldürüldüğünü duyunca, Yahudada kral soyunun bütün bireylerini yok etmeye çalıştı. Ne var ki, Kral Yehoramın kızı Yehoşavat, Ahazya oğlu Yoaşı kralın öldürülmek istenen öteki oğullarının arasından alıp kaçırdı ve dadısıyla birlikte yatak odasına gizledi. Yehoşavat Kral Yehoramın kızı, Kahin Yehoyadanın karısı, Ahazyanın da üvey kızkardeşiydi. Öldürülmesin diye çocuğu Atalyadan gizledi. Atalya ülkeyi yönetirken, çocuk altı yıl boyunca Tanrının Tapınağında onların yanında gizlendi.

Ahazyanın Yahuda Krallığı – II. Tarihler 22

Yeruşalim halkı Yehoramın en küçük oğlu Ahazyayı babasının yerine kral yaptı. Çünkü Araplarla ordugaha gelen akıncılar büyük kardeşlerinin hepsini öldürmüştü. Dolayısıyla Yehoram oğlu Ahazya Yahuda Kralı oldu.
Ahazya yirmi iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde bir yıl krallık yaptı. Annesi Omrinin torunu Atalyaydı.
Ahazya da Ahav ailesinin yollarını izledi. Annesi onu kötülüğe itiyordu. Ahav ailesi gibi RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Çünkü babasının ölümünden beri Ahav ailesi onu yıkıma götürecek öğütler veriyordu. Ahazya onların öğütlerine uyarak, Aram Kralı Hazaelle savaşmak üzere İsrail Kralı Ahav oğlu Yoramla birlikte Ramot-Gilata gitti. Aramlılar Yoramı yaraladılar. Yoram Ramot-Gilatta Aram Kralı Hazaelle savaşırken aldığı yaraların iyileşmesi için Yizreele döndü. Yahuda Kralı Yehoram oğlu Ahazya da yaralanan Ahav oğlu Yoramı görmek için Yizreele gitti.
Yoramı ziyaret eden Ahazyayı Tanrı yıkıma uğrattı. Ahazya oraya varınca, Yoramla birlikte Nimşi oğlu Yehuyu karşılamaya gitti; RAB Yehuyu Ahav soyunu ortadan kaldırmak için meshetmişti. Yehu, Ahav soyunu cezalandırırken, Ahazyaya hizmet eden Yahuda önderleriyle Ahazyanın yeğenlerini bulup hepsini öldürdü. Sonra Ahazyayı aramaya koyuldu. Onu Samiriyede gizlenirken yakalayıp Yehuya getirdiler, sonra öldürdüler. Ahazyayı, “Bütün yüreğiyle RABbe yönelen Yehoşafatın torunudur” diyerek gömdüler. Böylece Ahazyanın soyunda krallığı yönetebilecek güçte kimse kalmadı.

Yehoramın Yahuda Krallığı – II. Tarihler 21

Yehoşafat oğlu Yehoramın kardeşleri şunlardı: Azarya, Yehiel, Zekeriya, Azaryahu, Mikael, Şefatya. Bunların tümü İsrail Kralı Yehoşafatın oğullarıydı. Babaları onlara çok miktarda altın, gümüş, değerli eşyalar armağan etmiş, ayrıca Yahudada surlu kentler vermişti. Ancak, Yehoram ilk oğlu olduğundan, krallığı ona bırakmıştı.
Babasının yerine geçen Yehoram güçlenince, bütün kardeşlerini ve bazı İsrail önderlerini kılıçtan geçirtti. Yehoram otuz iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde sekiz yıl krallık yaptı. Karısı Ahavın kızı olduğu için, o da Ahavın ailesi gibi İsrail krallarının yolunu izledi ve RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Ama RAB Davutla yaptığı antlaşmadan ötürü onun soyunu yok etmek istemedi. Çünkü Davuta ve soyuna sönmeyen bir ışık vereceğine söz vermişti.
Yehoramın krallığı döneminde Edomlular Yahudalılara karşı ayaklanarak kendi krallıklarını kurdular. Yehoram komutanları ve bütün savaş arabalarıyla oraya gitti. Edomlular onu ve savaş arabalarının komutanlarını kuşattılar. Ama Yehoram gece kalkıp kuşatmayı yararak kaçtı. Edomluların Yahudaya karşı başkaldırması bugün de sürüyor.
O sırada Livna Kenti de ayaklandı. Çünkü Yehoram atalarının Tanrısı RABbi bırakmıştı. Yahuda tepelerinde puta tapılan yerler bile yapmış, Yeruşalim halkının putlara bağlanmasına önayak olmuş, Yahuda halkını günaha sürüklemişti.
Yehoram Peygamber İlyastan bir mektup aldı. Mektup şöyleydi:
“Atan Davutun Tanrısı RAB şöyle diyor: Baban Yehoşafatın ve Yahuda Kralı Asanın yollarını izlemedin. İsrail krallarının yolunu izledin. Ahavın ailesinin yaptığı gibi Yahuda ve Yeruşalim halkının putlara bağlanmasına önayak oldun. Üstelik kendi ailenden, senden daha iyi olan kardeşlerini öldürttün. Bu yüzden RAB halkını, oğullarını, karılarını ve senin olan her şeyi büyük bir yıkımla vuracak. Sen de korkunç bir bağırsak hastalığına yakalanacaksın. Bu hastalık yüzünden bağırsakların dışarı dökülene dek günlerce sürüneceksin. ”
RAB Filistlileri ve Kuşluların yanında yaşayan Arapları Yehorama karşı kışkırttı. Saldırıp Yahudaya girdiler. Sarayda bulunan her şeyi, kralın oğullarıyla karılarını alıp götürdüler. Kralın en küçük oğlu Yehoahazdan başka oğlu kalmadı.
Sonra RAB Yehoramı iyileşmez bir bağırsak hastalığıyla cezalandırdı. Zaman geçti, ikinci yılın sonunda hastalık yüzünden bağırsakları dışarı döküldü. Şiddetli acılar içinde öldü. Halkı ataları için ateş yaktığı gibi onun onuruna ateş yakmadı.
Yehoram otuz iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde sekiz yıl krallık yaptı. Ölümüne kimse üzülmedi. Onu Davut Kentinde gömdülerse de, kralların mezarlığına gömmediler.

Yehoşafatın Krallığının Sonu – II. Tarihler 20

Yehoşafat Yahudayı yönetti. Otuz beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde yirmi beş yıl krallık yaptı. Annesi Şilhinin kızı Azuvaydı. Babası Asanın yollarını izleyen ve bunlardan sapmayan Yehoşafat RABbin gözünde doğru olanı yaptı. Ancak alışılagelen tapınma yerleri kaldırılmadı. Halk hala atalarının Tanrısına bütün yüreğiyle yönelmemişti.
Yehoşafatın yaptığı öbür işler, başından sonuna dek, İsrail kralları tarihinin bir bölümü olan Hanani oğlu Yehunun tarihinde yazılıdır.
Yahuda Kralı Yehoşafat bir süre sonra kendini günaha veren İsrail Kralı Ahazya ile anlaşmaya vardı. Tarşişe gidecek gemiler yapmak için anlaştılar. Gemileri Esyon-Geverde yaptılar. Mareşalı Dodavahu oğlu Eliezer, Yehoşafata karşı şöyle peygamberlik etti: “Ahazya ile anlaşmaya vardığın için RAB işini bozacak.” Gemiler Tarşişe gidemeden parçalandı.

Yehoşafat ölüp atalarına kavuştu ve Davut Kentinde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Yehoram kral oldu.

Moavlılarla Ammonlulara Karşı Savaş – II. Tarihler 20

Bundan sonra Moavlılar, Ammonlular ve Meunluların bir kısmı Yehoşafatla savaşmak için yola çıktılar. Birkaç kişi Yehoşafata gidip, “Gölün öbür yakasından, Edomdan sana saldırmak için büyük bir ordu geliyor. Şu anda Haseson-Tamarda –Eyn-Gedide–” dediler. Korkuya kapılan Yehoşafat RABbe danışmaya karar verdi ve bütün Yahudada oruç ilan etti. RABbe yönelmek için Yahudanın bütün kentlerinden gelen halk toplanıp RABden yardım diledi.
Yehoşafat RABbin Tapınağında, yeni avlunun önünde, Yahuda ve Yeruşalim topluluğunun arasına gidip durdu.
“Ey atalarımızın Tanrısı RAB, sen göklerde oturan Tanrı değil misin?” dedi, “Ulusların bütün krallıklarını yöneten sensin. Güç, kudret senin elinde. Kimse sana karşı duramaz. Ey Tanrımız, bu ülkede yaşayanları halkın İsrailin önünden kovan ve ülkeyi sonsuza dek dostun İbrahimin soyuna veren sen değil misin? Onlar orada yaşadılar, adına bir tapınak kurdular ve, Başımıza bela, savaş, yargı, salgın hastalık, kıtlık gelirse, adının bulunduğu bu tapınağın ve senin önünde duracağız dediler, Sıkıntıya düştüğümüzde sana yakaracağız, sen de duyup bizi kurtaracaksın.
“İşte Ammonlular, Moavlılar ve Seir dağlık bölgesinde yaşayanlar! Mısırdan çıktıktan sonra İsraillilerin onların ülkesine girmelerine izin vermedin. Bu yüzden atalarımız başka yöne döndü, onları yok etmedi. Ama bak, bunun karşılığını bize nasıl ödüyorlar! Bize miras olarak vermiş olduğun mülkünden bizi kovmaya geliyorlar. Ey Tanrımız, onları yargılamayacak mısın? Çünkü bize saldıran bu büyük orduya karşı koyacak gücümüz yok. Ne yapacağımızı bilemiyoruz. Gözümüz sende.”
Bütün Yahudalılar, çoluk çocuklarıyla birlikte RABbin önünde duruyordu. RABbin Ruhu topluluğun ortasında duran Asaf soyundan Mattanya oğlu Yeiel oğlu Benaya oğlu Zekeriya oğlu Levili Yahazielin üzerine indi. Yahaziel şöyle dedi: “Ey Kral Yehoşafat, ey Yahuda halkı ve Yeruşalimde oturanlar, dinleyin! RAB size şöyle diyor: Bu büyük ordudan korkmayın, yılmayın! Çünkü savaş sizin değil, Tanrınındır. Yarın onlarla savaşmaya çıkın. Onları vadinin sonunda, Yeruel kırlarında, Sits Yokuşunu çıkarlarken bulacaksınız. Bu kez savaşmak zorunda kalmayacaksınız. Yerinizde durup bekleyin, RABbin size sağlayacağı kurtuluşu görün, ey Yahuda ve Yeruşalim halkı! Korkmayın, yılmayın. Yarın onlara karşı savaşa çıkın. RAB sizinle olacak! ”
Yehoşafat yüzüstü yere kapandı. Yahuda halkıyla Yeruşalimde oturanlar da RABbin önünde yere kapanıp Ona tapındılar. Sonra Kehatoğullarından ve Korahoğullarından bazı Levililer ayağa kalkıp İsrailin Tanrısı RABbi yüksek sesle övdüler.
Ertesi sabah erkenden kalkıp Tekoa kırlarına doğru yola çıktılar. Yola koyulduklarında Yehoşafat durup şöyle dedi: “Beni dinleyin, ey Yahuda halkı ve Yeruşalimde oturanlar! Tanrınız RABbe güvenin, güvenlikte olursunuz. Onun peygamberlerine güvenin, başarılı olursunuz.” Yehoşafat halka danıştıktan sonra RABbe ezgi okumak, Onun kutsallığının görkemini övmek için adamlar atadı. Bunlar ordunun önünde yürüyerek şöyle diyorlardı:
“RABbe şükredin,
Çünkü sevgisi sonsuza dek kalıcıdır!”
Onlar ezgi okuyup övgüler sunmaya başladığında, RAB Yahudaya saldıran Ammonlulara, Moavlılara ve Seir dağlık bölgesinde yaşayanlara pusu kurmuştu. Hepsi bozguna uğratıldı. Ammonlularla Moavlılar, Seir dağlık bölgesinde yaşayan halkı büsbütün yok etmek için onlara saldırdılar. Seirlileri yok ettikten sonra da birbirlerini öldürmeye başladılar.
Yahudalılar kırdaki gözcü kulesine varınca, o büyük orduya baktılar, ama sadece yere serilmiş cesetler gördüler. Tek kişi kurtulmamıştı. Malları yağmalamaya giden Yehoşafatla askerleri, ölülerin arasında çok miktarda mal, giysi ve değerli eşya buldular. Taşıyabileceklerinden çok mal topladılar. Yağma edilecek o kadar çok mal vardı ki, toplama işi üç gün sürdü. Dördüncü gün Beraka Vadisinde toplanarak RABbe övgüler sundular. Bu yüzden oranın adı bugün de Beraka Vadisi olarak kaldı.
Bundan sonra bütün Yahuda ve Yeruşalim halkı Yehoşafatın önderliğinde sevinçle Yeruşalime döndü. Çünkü RAB düşmanlarını bozguna uğratarak onları sevindirmişti. Çenk, lir ve borazan çalarak Yeruşalime, RABbin Tapınağına gittiler. RABbin İsrailin düşmanlarına karşı savaştığını duyan ülkelerin krallıklarını Tanrı korkusu sardı. Yehoşafatın ülkesi ise barış içindeydi. Çünkü Tanrısı her yandan onu esenlikle kuşatmıştı.

Yehoşafatın Yaptığı Yenilikler – II. Tarihler 19

Yehoşafat Yeruşalimde yaşadı. Beer-Şevadan Efrayim dağlık bölgesine kadar yine halkın arasında dolaşarak onları atalarının Tanrısı RABbe döndürdü. Ülkeye, Yahudanın bütün surlu kentlerine yargıçlar atadı. Onlara, “Yaptıklarınıza dikkat edin” dedi, “Çünkü insan adına değil, yargı verirken sizinle olan RAB adına yargılayacaksınız. Onun için RABden korkun, dikkatle yargılayın. Çünkü Tanrımız RAB kimsenin haksızlık yapmasına, kimseyi kayırmasına, rüşvet almasına göz yummaz.”
RABbin yargılarını uygulamak, davalara bakmak için Yehoşafat Yeruşalime de bazı Levilileri, kahinleri, İsrail boy başlarını atadı. Bunlar Yeruşalimde yaşadılar. Yehoşafat onlara şu buyrukları verdi: “Görevinizi RAB korkusuyla, bağlılıkla, bütün yüreğinizle yapmalısınız. Kentlerde yaşayan kardeşlerinizden gelen her davada –kan davası, Kutsal Yasa, buyruklar, kurallar ya da ilkelerle ilgili her konuda– onları RABbe karşı suç işlememeleri için uyarın; öyle ki RAB size de kardeşlerinize de öfkelenmesin. Böyle yaparsanız suç işlememiş olursunuz.
“RABbe ilişkin her konuda Başkahin Amarya, krala ilişkin her konuda ise Yahuda oymağının önderi İsmail oğlu Zevadya size başkanlık edecek. Levililer de görevli olarak size yardımcı olacaklar. Yürekli olun, bu buyrukları uygulayın. RAB doğru kişiyle olsun!”

Bilici Yehu Yehoşafatı Paylıyor – II. Tarihler 19

Yahuda Kralı Yehoşafat ise Yeruşalimdeki sarayına güvenlik içinde döndü. Hanani oğlu Bilici Yehu, Kral Yehoşafatı karşılamaya giderek ona şöyle dedi: “Kötülere yardım edip RABden nefret edenleri mi sevmen gerekir? Bunun için RABbin öfkesi senin üstünde olacak. Ancak, bazı iyi yönlerin de var. Ülkeden Aşera putlarını kaldırıp attın ve yürekten Tanrıya yönelmeye karar verdin.”

Ahavın Ölümü – II. Tarihler 18

İsrail Kralı Ahavla Yahuda Kralı Yehoşafat Ramot-Gilata saldırmak için yola çıktılar. İsrail Kralı, Yehoşafata, “Ben kılık değiştirip savaşa öyle gireceğim, ama sen kral giysilerini giy” dedi. Böylece İsrail Kralı kılığını değiştirdi, sonra savaşa girdiler.
Aram Kralı, savaş arabalarının komutanlarına, “İsrail Kralı dışında, büyük küçük hiç kimseye saldırmayın!” diye buyruk vermişti. Savaş arabalarının komutanları Yehoşafatı görünce, İsrail Kralı sanıp saldırmak için ona döndüler. Yehoşafat yakarmaya başladı. RAB Tanrı ona yardım edip saldıranların yönünü değiştirdi. Komutanlar onun İsrail Kralı olmadığını anlayınca peşini bıraktılar.
O sırada bir asker rasgele attığı bir okla İsrail Kralını zırhının parçalarının birleştiği yerden vurdu. Kral arabacısına, “Dönüp beni savaş alanından çıkar, yaralandım” dedi. Savaş o gün şiddetlendi. Arabasında Aramlılara karşı akşama kadar dayanan İsrail Kralı gün batımında öldü.

Peygamber Mikaya Ahavı Uyarıyor – II. Tarihler 18

Büyük bir zenginlik ve onura kavuşan Yehoşafat, evlilik bağıyla Ahava akraba oldu. Birkaç yıl sonra Samiriye Kentinde yaşayan Ahavı görmeye gitti. Ahav onun ve yanındakilerin onuruna birçok davar, sığır keserek Ramot-Gilata saldırmak için onu kışkırttı.
İsrail Kralı Ahav, Yahuda Kralı Yehoşafata, “Ramot-Gilata karşı benimle birlikte savaşır mısın?” diye sordu.
Yehoşafat, “Beni kendin, halkımı halkın say. Savaşta sana eşlik edeceğiz” diye yanıtladı, “Ama önce RABbe danışalım” diye ekledi.
İsrail Kralı Ahav dört yüz peygamber toplayıp, “Ramot-Gilata karşı savaşalım mı, yoksa vaz mı geçeyim?” diye sordu.
Peygamberler, “Savaş, çünkü Tanrı kenti senin eline teslim edecek” diye yanıtladılar.
Ama Yehoşafat, “Burada danışabileceğimiz RABbin başka peygamberi yok mu?” diye sordu.
İsrail Kralı, “Yimla oğlu Mikaya adında biri daha var” diye yanıtladı, “Onun aracılığıyla RABbe danışabiliriz. Ama ben ondan nefret ederim. Çünkü benimle ilgili hiç iyi peygamberlik etmez, hep kötü şeyler söyler.”
Yehoşafat, “Böyle konuşmaman gerekir, ey kral!” dedi.
İsrail Kralı bir görevli çağırıp, “Hemen Yimla oğlu Mikayayı getir!” diye buyurdu.
İsrail Kralı Ahav ile Yahuda Kralı Yehoşafat kral giysileriyle Samiriye Kapısının girişinde, harman yerine konan tahtlarında oturuyorlardı. Bütün peygamberler de onların önünde peygamberlik ediyordu. Kenaana oğlu Sidkiya, yaptığı demir boynuzları göstererek şöyle dedi: “RAB diyor ki, Aramlıları yok edinceye dek onları bu boynuzlarla vuracaksın. ”
Öteki peygamberlerin hepsi de aynı şeyi söylediler: “Ramot– Gilata saldır, kazanacaksın! Çünkü RAB onları senin eline teslim edecek.”
Mikayayı çağırmaya giden görevli ona, “Bak! Peygamberler bir ağızdan kral için olumlu şeyler söylüyorlar” dedi, “Rica ederim, senin sözün de onlarınkine uygun olsun; olumlu bir şey söyle.”
Mikaya, “Yaşayan RABbin hakkı için, Tanrım ne derse onu söyleyeceğim” diye karşılık verdi.
Mikaya gelince kral, “Mikaya, Ramot-Gilata karşı savaşa gidelim mi, yoksa vaz mı geçeyim?” diye sordu.
Mikaya, “Saldırın, kazanacaksınız! Çünkü onlar sizin elinize teslim edilecek” diye yanıtladı.
Bunun üzerine kral, “RABbin adına bana gerçeğin dışında bir şey söylemeyeceğine ilişkin sana kaç kez ant içireyim?” diye sordu.
Mikaya şöyle karşılık verdi: “İsraillileri dağlara dağılmış çobansız koyunlar gibi gördüm. RAB, Bunların sahibi yok. Herkes güvenlik içinde evine dönsün dedi.”
İsrail Kralı Ahav Yehoşafata, “Benimle ilgili iyi peygamberlik etmez, hep kötü şeyler söyler dememiş miydim?” dedi.
Mikaya konuşmasını sürdürdü: “Öyleyse RABbin sözünü dinleyin! Gördüm ki, RAB tahtında oturuyor, bütün göksel varlıklar da sağında, solunda duruyordu. RAB sordu: Ramot-Gilata saldırıp ölsün diye İsrail Kralı Ahavı kim kandıracak?
“Kimi şöyle, kimi böyle derken, bir ruh çıkıp RABbin önünde durdu ve, Ben onu kandıracağım dedi.
“RAB, Nasıl? diye sordu.
“Ruh, Aldatıcı ruh olarak gidip Ahavın bütün peygamberlerine yalan söyleteceğim diye karşılık verdi.
“RAB, Onu kandırmayı başaracaksın dedi, Git, dediğini yap.
“İşte RAB bu peygamberlerinin ağzına aldatıcı bir ruh koydu. Çünkü sana kötülük etmeye karar verdi.”
Kenaana oğlu Sidkiya yaklaşıp Mikayanın yüzüne bir tokat attı. “RABbin Ruhu nasıl benden çıkıp da seninle konuştu?” dedi.
Mikaya, “Gizlenmek için bir iç odaya girdiğin gün göreceksin” diye yanıtladı.
Bunun üzerine İsrail Kralı, “Mikayayı kentin yöneticisi Amona ve kralın oğlu Yoaşa götürün” dedi, “Ben güvenlik içinde dönünceye dek bu adamı cezaevinde tutmalarını, ona su ve ekmekten başka bir şey vermemelerini söyleyin!”
Mikaya, “Eğer sen güvenlik içinde dönersen, RAB benim aracılığımla konuşmamış demektir” dedi ve, “Herkes bunu duysun!” diye ekledi.

Yehoşafatın Yahuda Krallığı – II. Tarihler 17

Asanın yerine oğlu Yehoşafat kral oldu. Yehoşafat İsraile karşı krallığını pekiştirdi. Yahudanın bütün surlu kentlerine askeri birlikler yerleştirdi; Yahudaya ve babası Asanın ele geçirmiş olduğu Efrayim kentlerine de asker yerleştirdi.
RAB Yehoşafatlaydı. Çünkü Yehoşafat atası Davutun başlangıçtaki yollarını izledi; Baallara yöneleceğine, babasının Tanrısına yöneldi; İsrail halkının yaptıklarına değil, Tanrının buyruklarına uydu. RAB onun yönetimi altındaki krallığı pekiştirdi. Bütün Yahudalılar ona armağanlar getirdi. Böylece Yehoşafat büyük zenginliğe ve onura kavuştu. Yüreği RABde cesaret buldu, puta tapılan yerleri ve Aşera putlarını Yahudadan kaldırdı.
Yehoşafat krallığının üçüncü yılında halka öğretmek amacıyla görevlilerinden Ben-Hayili, Ovadyayı, Zekeriyayı, Netaneli, Mikayayı Yahuda kentlerine gönderdi. Onlarla birlikte şu Levilileri de gönderdi: Şemaya, Netanya, Zevadya, Asahel, Şemiramot, Yehonatan, Adoniya, Toviya, Tov-Adoniya. Kahinlerden Elişama ile Yehoramı gönderdi. RABbin Yasa Kitabını yanlarına alıp Yahudada halka öğrettiler. Bütün Yahuda kentlerini dolaşarak halka ders verdiler.
Yahudayı çevreleyen ülkelerin krallıklarını RAB korkusu sardı. Bu yüzden Yehoşafata karşı savaşamadılar. Bazı Filistliler Yehoşafata haraç olarak armağanlar ve gümüş verdiler. Araplar da ona davar getirdiler: Yedi bin yedi yüz koçla yedi bin yedi yüz teke. Yehoşafat giderek güçlendi. Yahudada kaleler, ambarlı kentler yaptırdı. Yahuda kentlerinde birçok işler yaptı. Yeruşalime deneyimli yiğit savaşçılar yerleştirdi. Bunlar boylarına göre şöyle kaydedilmişlerdi:
Yahudadan binbaşılar: Komutan Adna ve komutasında 300 000 yiğit asker;
Yanında Komutan Yehohanan ve komutasında 280 000 asker;
Onun yanında kendini RABbin hizmetine adayan Zikri oğlu Amatsya ve komutasında 200 000 yiğit asker.
Benyamin oymağından: Yiğit bir savaşçı olan Elyada ile komutasında yay ve kalkanla silahlanmış 200 000 asker;
Yanında Yehozavat ve komutasında savaşmak üzere donatılmış 180 000 asker.
Bunlar kralın surlu Yahuda kentlerine yerleştirdiği askerlerin yanısıra, ona hizmet ediyorlardı.

Asanın Son Yılları – II. Tarihler 16

Yahuda Kralı Asanın krallığının otuz altıncı yılında İsrail Kralı Baaşa Yahudaya saldırmaya hazırlanıyordu. Asanın topraklarına giriş çıkışı engellemek amacıyla, Rama Kentini güçlendirmeye başladı.
Bunun üzerine Asa, RABbin Tapınağının ve sarayın hazinelerindeki altın ve gümüşü çıkararak şu haberle birlikte Şamda oturan Aram Kralı Ben-Hadata gönderdi: “Babamla baban arasında olduğu gibi seninle benim aramızda da bir antlaşma olsun. Sana gönderdiğim bu altınlara, gümüşlere karşılık, sen de İsrail Kralı Baaşa ile yaptığın antlaşmayı boz, topraklarımdan askerlerini çeksin.”
Kral Asanın önerisini kabul eden Ben-Hadat, ordu komutanlarını İsrail kentlerinin üzerine gönderdi. İyonu, Danı, Avel-Mayimi, Naftalinin bütün ambarlı kentlerini ele geçirdiler. Baaşa bunu duyunca Ramanın yapımını durdurup işe son verdi. Kral Asa bütün Yahudalıları çağırttı; Baaşanın Ramanın yapımında kullandığı taşlarla keresteleri alıp götürdüler. Asa bunlarla Geva ve Mispa kentlerini onardı.
O sırada Bilici Hanani Yahuda Kralı Asaya gelip şöyle dedi: “Tanrın RABbe güveneceğine Aram Kralına güvendin. Bu yüzden Aram Kralının ordusu elinden kurtuldu. Kuşlularla Luvlular, çok sayıda savaş arabaları, atlılarıyla büyük bir ordu değil miydiler? Ama sen RABbe güvendin, O da onları eline teslim etti. RABbin gözleri bütün yürekleriyle kendisine bağlı olanlara güç vermek için her yeri görür. Akılsızca davrandın. Bundan böyle hep savaş içinde olacaksın.”
Asa biliciye öfkelenip onu cezaevine attırdı. Çünkü söyledikleri onu kızdırmıştı. Halktan bazı kişilere de baskı yaptı.
Asanın yaptığı işler, başından sonuna dek, Yahuda ve İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. Asa, krallığının otuz dokuzuncu yılında ayaklarından hastalandı. Durumu çok ağırdı. Hastalığında RABbe yöneleceğine hekimlere başvurdu. Asa krallığının kırk birinci yılında ölüp atalarına kavuştu. Onu özel olarak hazırlanmış, güzel kokulu çeşit çeşit baharat dolu bir sedyeye yatırarak Davut Kentinde kendisi için yaptırdığı mezara gömdüler. Onuruna çok büyük bir ateş yaktılar.

Asanın Yaptığı Yenilikler – II. Tarihler 15

Tanrının Ruhu Odet oğlu Azaryanın üzerine indi. Azarya, Kral Asaya gidip şöyle dedi: “Ey Asa, ey Yahuda ve Benyamin halkı, beni dinleyin! RABle birlikte olduğunuz sürece, O da sizinle olacaktır. Onu ararsanız bulursunuz. Ama Onu bırakırsanız, O da sizi bırakır. İsrail halkı uzun süre gerçek Tanrıdan, eğitici kahinlerden ve yasadan uzak yaşadı. Ama sıkıntıya düştüklerinde İsrailin Tanrısı RABbe döndüler, Onu arayıp buldular. O günlerde yolcuların güvenliği yoktu. Çünkü çevre ülkelerde yaşayanların tümü büyük kargaşa içindeydi. Ulus ulusu, kent kenti ezmeye çalışıyordu. Çünkü Tanrı onları çeşitli sıkıntılarla tedirgin ediyordu. Ama siz güçlü olun, cesaretinizi yitirmeyin. Yaptıklarınızın karşılığını alacaksınız.”
Asa bu sözleri, Peygamber Odetin oğlu Azaryanın peygamberliğini duyunca, cesaret buldu. Yahuda ve Benyamin topraklarından, Efrayimin dağlık bölgesinde ele geçirdiği kentlerden iğrenç putları kaldırdı. RABbin Tapınağının eyvanının önündeki RABbin sunağını onardı.
Efrayimden, Manaşşeden, Şimondan gelen birçok İsrailli, Tanrısı RABbin Asayla birlikte olduğunu görünce onun tarafına geçti. Asa bu gelenlerle Yahuda ve Benyamin halkını bir araya topladı. Asanın krallığının on beşinci yılının üçüncü ayında Yeruşalimde toplandılar. Yağmalamış oldukları hayvanlardan yedi yüz sığırla yedi bin davarı o gün RABbe kurban ettiler. Bütün yürekleriyle, bütün canlarıyla atalarının Tanrısı RABbe yönelmek için antlaşma yaptılar. Büyük küçük, kadın erkek, kim İsrailin Tanrısı RABbe yönelmezse öldürülecekti. Yüksek sesle bağırarak, borazan ve boru çalarak RABbin önünde ant içtiler. Yahudalılar bütün yürekleriyle içtikleri ant için sevindiler. RABbi istekle arayıp buldular. O da onları her yandan esenlikle kuşattı.
Kral Asa annesi Maakanın kraliçeliğini elinden aldı. Çünkü o Aşera için iğrenç bir put yaptırmıştı. Asa bu iğrenç putu kesip parçaladıktan sonra Kidron Vadisinde yaktı. Ancak İsrailden puta tapılan yerleri kaldırmadı. Ama yaşamı boyunca yüreğini RABbe adadı. Babasının ve kendisinin adadığı altını, gümüşü ve eşyaları Tanrının Tapınağına getirdi.
Asanın krallığının otuz beşinci yılına kadar savaş olmadı.

Asanın Yahuda Krallığı – II. Tarihler 14

Asa Tanrısı RABbin gözünde iyi ve doğru olanı yaptı. Yabancı ilahların sunaklarını, puta tapılan yerleri kaldırdı. Dikili taşları parçaladı, Aşera putlarını devirdi. Yahudalılardan atalarının Tanrısı RABbe yönelmelerini, Onun yasasına ve buyruklarına uymalarını istedi. Yahudanın bütün kentlerinden puta tapılan yerlerle buhur sunaklarını kaldırdı. Ülke onun yönetimi altında barış içinde yaşadı. Ülke barış içinde olduğu için Asa Yahudadaki bazı kentleri surlarla çevirdi. O yıllarda kimse ona karşı savaş açmadı. Çünkü RAB ona esenlik vermişti.
Asa Yahudalılara, “Bu kentleri onaralım” dedi, “Onları surlarla kuşatıp kulelerle, kapılarla, sürgülerle güçlendirelim. Ülke hala bizim elimizde, çünkü Tanrımız RABbe yöneldik, O da bizi her yandan esenlikle kuşattı.”
Böylece yapım işlerini başarıyla bitirdiler.
Asanın Yahudalılarla Benyaminlilerden oluşan bir ordusu vardı. Yahudalılar büyük kalkan ve mızraklarla donanmış üç yüz bin kişiydi. Benyaminliler ise küçük kalkan ve yay taşıyan iki yüz seksen bin kişiydi. Bunların hepsi yiğit savaşçılardı.
Kuşlu Zerah binlerce asker ve üç yüz savaş arabasıyla Mareşaya ilerledi. Asa ona karşı durmak için yola çıktı. İki ordu Mareşa yakınlarında Sefata Vadisinde savaş düzeni aldı.
Asa, Tanrısı RABbe, “Ya RAB, güçlünün karşısında güçsüze yardım edebilecek senden başka kimse yoktur” diye yakardı, “Ey Tanrımız RAB, bize yardım et, çünkü sana güveniyoruz. Senin adınla bu kalabalığa karşı çıktık. Ya RAB, sen bizim Tanrımızsın. İnsanlar sana karşı zafer kazanmasın.”
RAB Kuşluları Asayla Yahudalıların önünde bozguna uğrattı. Kuşlular kaçmaya başladı. Asa ordusuyla onları Gerara kadar kovaladı. Kuşlulardan kurtulan olmadı. RABbin ve ordusunun önünde kırıldılar. Yahudalılar çok miktarda mal yağmalayıp götürdüler. Gerarın çevresindeki bütün köyleri yerle bir ettiler. Çünkü RABbin dehşeti onları sarmıştı. Bu köylerde çok mal olduğundan onları yağmaladılar. Çobanların çadırlarına da saldırdılar. Çok sayıda davar ve deveyi alıp Yeruşalime döndüler.

Aviyanın Yahuda Krallığı – II. Tarihler 13

İsrail Kralı Yarovamın krallığının on sekizinci yılında Aviya Yahuda Kralı oldu. Yeruşalimde üç yıl krallık yaptı. Annesi Givalı Urielin kızı Mikayaydı.
Aviyayla Yarovam arasında savaş vardı. Aviya seçme yiğit askerlerden oluşan dört yüz bin kişilik bir orduyla savaşa çıktı. Yarovam da sekiz yüz bin seçme yiğit savaşçıdan oluşan bir orduyla ona karşı savaş düzenine girdi.
Aviya Efrayim dağlık bölgesindeki Semarayim Dağına çıkıp şöyle seslendi: “Ey Yarovam ve bütün İsrailliler, beni dinleyin! İsrailin Tanrısı RABbin bozulmaz bir antlaşmayla İsrail Krallığını sonsuza dek Davuta ve soyuna verdiğini bilmiyor musunuz? Nevat oğlu Yarovam efendisi Davut oğlu Süleymana başkaldırdı. Bir takım işe yaramaz kötü kişiler çevresinde toplanıp Süleyman oğlu Rehavama baskı yaptılar. O sırada Rehavam onlara karşı koyamayacak kadar genç ve deneyimsizdi.
“Şimdi de siz Davut soyunun elindeki RABbin Krallığına karşı gelmeyi tasarlıyorsunuz. Büyük bir ordusunuz. Üstelik Yarovamın ilahlarınız olsun diye yaptırdığı altın buzağılar da yanınızda. RABbin kahinlerini, Harunoğullarıyla Levilileri kovmadınız mı? Onların yerine öbür halklar gibi kendinize kahinler atamadınız mı? Atanmak için bir boğa ve yedi koçla gelen herkes, tanrı olmayanlara kahin olabiliyor.
“Ama bizim Tanrımız RABdir, Onu bırakmadık. RABbe hizmet eden kahinler Harun soyundandır. Levililer de onlara yardımcıdır. Onlar her sabah, her akşam RABbe yakmalık sunular sunar, hoş kokulu buhur yakar, dinsel açıdan temiz masanın üzerine adak ekmeklerini dizerler. Her akşam altın kandilliğin kandillerini yakarlar. Biz Tanrımız RABbin buyruklarını yerine getiriyoruz. Oysa siz Ona sırt çevirdiniz. Tanrı bizimledir, O önderimizdir. Onun kahinleri borazanlarla size karşı savaş çağrısı yapacaklar. Ey İsrail halkı, atalarınızın Tanrısı RABbe karşı savaşmayın; çünkü başaramazsınız.”
Yarovam askerlerinin bir bölümüyle Yahudalıları önden karşılarken, öbür bölümünü arkalarında pusu kurmaya göndermişti. Yahudalılar önden, arkadan kuşatıldıklarını görünce, RABbe yakardılar. Kahinler borazanlarını çaldı. Yahudalılar savaş çığlıkları attığı anda, Tanrı Yarovamla İsraillileri Aviyayla Yahudalıların önünde yenilgiye uğrattı. İsrailliler Yahudalıların önünden kaçtı. Tanrı onları Yahudalıların eline teslim etti. Aviyayla ordusu İsraillileri bozguna uğrattı. İsraillilerden beş yüz bin seçme asker öldürüldü. Böylece İsrailliler yenilgiye uğradı, Yahudalılarsa zafer kazandı. Çünkü Yahudalılar atalarının Tanrısı RABbe güvenmişlerdi.
Aviya Yarovamı kovaladı. Yarovama ait Beytel, Yeşana, Efron kentleriyle çevrelerindeki köyleri ele geçirdi. Aviyanın krallığı döneminde Yarovam bir daha eski gücünü toparlayamadı. Sonunda RAB onu cezalandırdı, Yarovam öldü.
Aviya ise gitgide krallığını güçlendirdi. On dört kadınla evlenip yirmi iki erkek, on altı kız babası oldu.
Aviyanın yaptığı öbür işler, uygulamaları ve söyledikleri, Peygamber İddonun yorumunda yazılıdır.

Aviya ölüp atalarına kavuşunca, Davut Kentinde gömüldü, yerine oğlu Asa kral oldu. Ülke Asanın yönetimi altında on yıl barış içinde yaşadı.

Şişak Yeruşalime Saldırıyor – II. Tarihler 12

Rehavam krallığını pekiştirip güçlenince, İsrail halkıyla birlikte RABbin Yasasına sırt çevirdi. Rehavamın krallığının beşinci yılında Mısır Kralı Şişak Yeruşalime saldırdı. Çünkü Rehavamla halk RABbe ihanet etmişti. Şişakın bin iki yüz savaş arabası, altmış bin atlısı ve Mısırdan onunla birlikte gelen Luvlu, Suklu, Kuşlu sayısız askeri vardı. Şişak Yahudanın surlu kentlerini ele geçirerek Yeruşalime kadar geldi.
Bu sırada Peygamber Şemaya, Rehavama ve Şişak yüzünden Yeruşalimde toplanan Yahuda önderlerine gelip şöyle dedi: “RAB, Siz beni bıraktınız. Ben de sizi bırakıp Şişakın eline teslim ettim diyor.”
İsrail önderleriyle kral alçakgönüllü bir tutum takınarak, “RAB adildir” dediler.
RAB onların alçakgönüllü bir tutum takındıklarını görünce, Şemayaya şöyle dedi: “Madem alçakgönüllü bir tutum takındılar, onları yok etmeyeceğim; biraz da olsa onları huzura kavuşturacağım. Öfkemi Şişak aracılığıyla Yeruşalim üzerine boşaltmayacağım. Ama onları Şişaka köle edeceğim. Öyle ki, bana hizmet etmekle öbür ulusların krallarına hizmet etmek arasındaki farkı anlayabilsinler.”
Mısır Kralı Şişak Yeruşalime saldırdığında, Süleymanın yaptırmış olduğu altın kalkanlar dahil RABbin Tapınağının ve sarayın bütün hazinelerini boşaltıp götürdü. Kral Rehavam bunların yerine tunç kalkanlar yaptırarak sarayın kapı muhafızlarının komutanlarına emanet etti. Kral RABbin Tapınağına her gittiğinde, muhafızlar bu kalkanları taşıyarak ona eşlik eder, sonra muhafız odasına götürürlerdi.
Rehavamın alçakgönüllü bir tutum takınması üzerine RABbin öfkesi dindi, onu büsbütün yok etmekten vazgeçti. Yahudada bazı iyi davranışlar da vardı.
Kral Rehavam Yeruşalimde krallığını pekiştirerek sürdürdü. Kral olduğunda kırk bir yaşındaydı. RABbin adını yerleştirmek için bütün İsrail oymaklarının yaşadığı kentler arasından seçtiği Yeruşalim Kentinde on yedi yıl krallık yaptı. Annesi Ammonlu Naamaydı. Rehavam RABbe yönelmeye yürekten kararlı olmadığı için kötülük yaptı.
Rehavamın yaptığı işler, başından sonuna dek, Peygamber Şemaya ve Bilici İddonun soyla ilgili tarihinde yazılıdır. Rehavamla Yarovam arasında sürekli savaş vardı. Rehavam ölüp atalarına kavuşunca, Davut Kentinde gömüldü. Rehavamın yerine oğlu Aviya kral oldu.

Rehavamın Ailesi – II. Tarihler 11

Rehavam Davut oğlu Yerimotun kızı Mahalatla evlendi. Mahalatın annesi Avihayil, İşay oğlu Eliavın kızıydı. Mahalat Rehavama şu oğulları doğurdu: Yeuş, Şemarya, Zaham. Rehavam Mahalattan sonra Avşalomun kızı Maaka ile evlendi. Maaka ona Aviyayı, Attayı, Zizayı, Şelomiti doğurdu. Rehavam Avşalomun kızı Maakayı öbür eşleriyle cariyelerinin hepsinden daha çok severdi. Rehavamın on sekiz karısı, altmış cariyesi vardı. Bunlardan yirmi sekiz erkek, altmış kız çocuğu oldu.
Rehavam Maakadan doğan Aviyayı kral yapmak amacıyla onu kardeşleri arasında önder ve tahta geçecek aday atadı. Bilgece davranarak oğullarının bazılarını Yahuda ve Benyamin topraklarına, surlu kentlere dağıttı. Onlara bol yiyecek sağladı ve birçok kadınla evlendirdi.

Rehavam Yahudayı Güçlendiriyor – II. Tarihler 11

Rehavam Yeruşalimde yaşadı ve savunma amacıyla Yahudadaki şu kentleri onardı: Beytlehem, Etam, Tekoa, Beytsur, Soko, Adullam, Gat, Mareşa, Zif, Adorayim, Lakiş, Azeka, Sora, Ayalon, Hevron. Bunlar Yahuda ve Benyamin bölgesinde surlu kentlerdi. Rehavam bu kentlerin surlarını güçlendirerek buralara komutanlar atadı; yiyecek, zeytinyağı, şarap depoladı. Her kent için kalkanlar, mızraklar sağladı. Kentleri iyice güçlendirdi. Böylece Yahuda ve Benyamin bölgeleri onun denetimi altında kaldı.
İsrailin her bölgesinden kahinlerle Levililer Rehavamdan yana geçtiler. Levililer otlaklarını, mallarını bırakıp Yahuda ve Yeruşalime gelmişlerdi. Çünkü Yarovamla oğulları onları RABbin kahinliğinden uzaklaştırmıştı. Yarovam tapınma yerleri ve yaptırdığı teke ve buzağı biçimindeki putlar için kahinler atamıştı. İsrailin her oymağından RABbe, İsrailin Tanrısına yönelmeye yürekten kararlı olanlar ise, atalarının Tanrısı RABbe kurban sunmak için kahinlerle Levililerin ardından Yeruşalime geldiler. Üç yıl Davutla Süleymanın izinde yürüyen bu kişiler, Süleyman oğlu Rehavamı destekleyerek Yahuda Krallığını güçlendirdiler.

Şemayanın Peygamberliği – II. Tarihler 11

Rehavam Yeruşalime varınca, İsraillilerle savaşıp onları yeniden egemenliği altına almak amacıyla Yahuda ve Benyamin oymaklarından yüz seksen bin seçkin savaşçı topladı.
Bu arada RAB, Tanrı adamı Şemayaya şöyle seslendi: “Süleyman oğlu Yahuda Kralı Rehavama, Yahuda ve Benyamin bölgesinde yaşayan bütün İsraillilere şunu söyle: RAB diyor ki, İsrailli kardeşlerinize saldırmayın, onlarla savaşmayın. Herkes evine dönsün! Çünkü bu olayı ben düzenledim. ” RABbin bu sözlerini duyan halk Yarovama karşı savaşmaktan vazgeçti.

İsrailliler Rehavama Başkaldırıyor – II. Tarihler 10

Rehavam Şekeme gitti. Çünkü bütün İsrailliler kendisini kral ilan etmek için orada toplanmışlardı. Kral Süleymandan kaçıp Mısıra yerleşen Nevat oğlu Yarovam bunu duyunca Mısırdan döndü. İsrailliler Yarovamı çağırttılar. Birlikte gidip Rehavama şöyle dediler: “Baban üzerimize ağır bir boyunduruk koydu. Ama babanın üzerimize yüklediği ağır yükü ve boyunduruğu hafifletirsen sana kul köle oluruz.”
Rehavam, “Üç gün sonra yine gelin” yanıtını verince halk yanından ayrıldı.
Kral Rehavam, babası Süleymana sağlığında danışmanlık yapan ileri gelenlere, “Bu halka nasıl yanıt vermemi öğütlersiniz?” diye sordu.
İleri gelenler, “Halka iyi davranır, onları hoşnut eder, olumlu yanıt verirsen, sana her zaman kul köle olurlar” diye karşılık verdiler.
Ne var ki, Rehavam ileri gelenlerin öğüdünü reddederek birlikte büyüdüğü genç görevlilerine danıştı: “Siz ne yapmamı öğütlersiniz? Babanın üzerimize koyduğu boyunduruğu hafiflet diyen bu halka nasıl bir yanıt verelim?”
Birlikte büyüdüğü gençler ona şu karşılığı verdiler: “Sana, Babanın üzerimize koyduğu boyunduruğu hafiflet diyen halka de ki, Benim küçük parmağım, babamın belinden daha kalındır. Babam size ağır bir boyunduruk yüklediyse, ben boyunduruğunuzu daha da ağırlaştıracağım. Babam sizi kırbaçla yola getirdiyse, ben sizi akreplerle yola getireceğim. ”
Yarovamla bütün halk, kralın, “Üç gün sonra yine gelin” sözü üzerine, üçüncü gün Rehavamın yanına geldiler. İleri gelenlerin öğüdünü reddeden Kral Rehavam, gençlerin öğüdüne uyarak halka sert bir yanıt verdi: “Babamın size yüklediği boyunduruğu ben daha da ağırlaştıracağım. Babam sizi kırbaçla yola getirdiyse, ben sizi akreplerle yola getireceğim.” Kral halkı dinlemedi. Bu Tanrıdandı. Çünkü Şilolu Ahiya aracılığıyla Nevat oğlu Yarovama verdiği sözü yerine getirmek için RAB bu olayı düzenlemişti.
Kralın kendilerini dinlemediğini görünce, bütün İsrailliler,
“İşay oğlu Davutla ne ilgimiz,
Ne de payımız var!” diye bağırdılar,
“Ey İsrail halkı, haydi evimize dönelim!
Davutun soyu başının çaresine baksın.” Böylece herkes evine döndü.
Rehavam da yalnızca Yahuda kentlerinde yaşayan İsraillilere krallık yapmaya başladı.
İsrailliler Kral Rehavamın gönderdiği angaryacıbaşı Hadoramı taşa tutup öldürdüler. Bunun üzerine Kral Rehavam savaş arabasına atlayıp Yeruşalime kaçtı. İsrail halkı, Davut soyundan gelenlere hep başkaldırdı.

Süleymanın Ölümü – II. Tarihler 9

Süleymanın yaptığı öbür işler, başından sonuna dek, Peygamber Natanın tarihinde, Şilolu Ahiyanın peygamberlik yazılarında ve Bilici İddonun Nevat oğlu Yarovama ilişkin görümlerinde yazılıdır. Süleyman kırk yıl süreyle bütün İsraili Yeruşalimden yönetti. Süleyman ölüp atalarına kavuşunca babası Davutun Kentinde gömüldü. Yerine oğlu Rehavam kral oldu.

Kral Süleymanın Zenginliği – II. Tarihler 9

Süleymana bir yılda gelen altının miktarı 666 talantı buluyordu. Tüccarların ve alım satımla uğraşanların getirdiği altın bunun dışındaydı. Arabistanın bütün krallarıyla İsrail valileri de Süleymana altın, gümüş getiriyorlardı.
Kral Süleyman dövme altından her biri altı yüz şekel ağırlığında iki yüz büyük kalkan yaptırdı. Ayrıca her biri üç yüz şekel ağırlığında dövme altından üç yüz küçük kalkan yaptırdı. Kral bu kalkanları Lübnan Ormanı adındaki saraya koydu.
Kral fildişinden büyük bir taht yaptırıp saf altınla kaplattı. Tahtın altı basamağı, bir de altın ayak taburesi vardı. Bunlar tahta bağlıydı. Oturulan yerin iki yanında kollar, her kolun yanında birer aslan heykeli bulunuyordu. Altı basamağın iki yanında on iki aslan heykeli vardı. Hiçbir krallıkta böylesi yapılmamıştı. Kral Süleymanın kadehleriyle Lübnan Ormanı adındaki sarayın bütün eşyaları saf altından yapılmış, hiç gümüş kullanılmamıştı. Çünkü Süleymanın döneminde gümüşün değeri yoktu. Kralın gemileri Hiramın adamlarının yönetiminde Tarşişe giderdi. Bu gemiler üç yılda bir altın, gümüş, fildişi ve türlü maymunlarla yüklü olarak dönerlerdi.
Kral Süleyman dünyanın bütün krallarından daha zengin, daha bilgeydi. Tanrının Süleymana verdiği bilgeliği dinlemek için dünyanın bütün kralları onu görmek isterlerdi. Onu görmeye gelenler her yıl armağan olarak altın ve gümüş eşya, giysi, silah, baharat, at, katır getirirlerdi.
Süleymanın atlarla savaş arabaları için dört bin ahırı, on iki bin atlısı vardı. Bunların bir kısmını savaş arabaları için ayrılan kentlere, bir kısmını da kendi yanına, Yeruşalime yerleştirdi. Fırat Irmağından Filist bölgesine, oradan da Mısır sınırına dek uzanan bölgedeki bütün krallara egemendi. Onun krallığı döneminde Yeruşalimde gümüş taş değerine düştü. Sedir ağaçları Şefeladaki yabanıl incir ağaçları kadar bollaştı. Süleymanın atları Mısırdan ve bütün öbür ülkelerden getirilirdi.

Saba Kraliçesi Süleymanı Ziyaret Ediyor – II. Tarihler 9

Saba Kraliçesi, Süleymanın ününü duyunca, onu çetin sorularla sınamak için Yeruşalime geldi. Çeşitli baharat, çok miktarda altın ve değerli taşlarla yüklü büyük bir kervan eşliğinde gelen kraliçe, aklından geçen her şeyi Süleymanla konuştu. Süleyman onun bütün sorularına karşılık verdi. Kralın ona yanıt bulmakta güçlük çektiği hiçbir konu olmadı. Süleymanın bilgeliğini, yaptırdığı sarayı, sofrasının zenginliğini, görevlilerinin oturup kalkışını, hizmetkarlarının ve sakilerinin özel giysileriyle yaptığı hizmeti, RABbin Tapınağında sunduğu yakmalık sunuları gören Saba Kraliçesi hayranlık içinde kaldı.
Krala, “Ülkemdeyken, yaptıklarınla ve bilgeliğinle ilgili duyduklarım doğruymuş” dedi, “Ama gelip kendi gözlerimle görünceye dek anlatılanlara inanmamıştım. Büyük bilgeliğinin yarısı bile bana anlatılmadı. Duyduklarımdan daha üstünsün. Ne mutlu adamlarına! Ne mutlu sana hizmet eden görevlilere! Çünkü sürekli bilgeliğine tanık oluyorlar. Senden hoşnut kalan, adına egemenlik sürmen için seni tahta oturtan Tanrın RABbe övgüler olsun! Tanrın İsraili sevdiği, sonsuza dek korumak istediği için, adaleti ve doğruluğu sağlaman için seni İsraile kral yaptı.”
Saba Kraliçesi krala 120 talant altın, çok büyük miktarda baharat ve değerli taşlar armağan etti. Krala armağan ettiği baharatın benzeri yoktu.
Bu arada Hiramın adamlarıyla Süleymanın adamları Ofirden altın, algum kerestesiyle değerli taşlar getirdiler. Kral, RABbin Tapınağıyla sarayın basamaklarını, çalgıcıların lirleriyle çenklerini bu algum kerestesinden yaptırdı. Yahuda bölgesinde daha önce böylesi görülmemişti.
Kral Süleyman Saba Kraliçesinin her isteğini, her dileğini yerine getirdi. Kraliçenin kendisine getirdiklerinden daha fazlasını ona verdi. Bundan sonra kraliçe adamlarıyla birlikte oradan ayrılıp kendi ülkesine döndü.

Süleymanın Öbür Etkinlikleri – II. Tarihler 8

Süleyman RABbin Tapınağıyla kendi sarayını yirmi yılda bitirdi. Sonra Hiramın kendisine verdiği kentleri onarıp İsraillilerin buralara yerleşmesini sağladı. Ardından Hamat-Sova üzerine yürüyerek orayı ele geçirdi. Çölde Tadmor Kentini onardı. Hama yöresinde yaptırdığı bütün ambarlı kentlerin yapımını bitirdi. Yukarı ve Aşağı Beythoronu yeniden kurup çevrelerini surlarla, sürgülü kapılarla sağlamlaştırdı. Baalatı ve yönetimindeki bütün ambarlı kentleri, savaş arabalarıyla atların bulunduğu kentleri de onarıp güçlendirdi. Böylece Yeruşalimde, Lübnanda, yönetimi altındaki bütün topraklarda her istediğini yaptırmış oldu.
İsrail halkından olmayan Hititler, Amorlular, Perizliler, Hivliler ve Yevuslulardan artakalanlara gelince, Süleyman İsrail halkının yok etmediği bu insanların soyundan gelip ülkede kalanları angaryaya koştu. Bu durum bugün de sürüyor. Ancak İsrail halkından hiç kimseye kölelik yaptırmadı. Onlar savaşçı, birlik komutanı, savaş arabalarıyla atlıların komutanı olarak görev yaptılar. Kral Süleyman adına halkı denetleyen iki yüz elli görevli de İsrail halkındandı.
Süleyman, “Karım İsrail Kralı Davutun sarayında kalmamalı. Çünkü RABbin Antlaşma Sandığının girdiği yerler kutsaldır” diyerek firavunun kızını Davut Kentinden kendisi için yaptırdığı saraya getirtti.
Tapınağın eyvanının önünde, yaptırdığı sunakta RABbe yakmalık sunular sundu. Şabat Günü, Yeni Ay, yılın üç bayramı –Mayasız Ekmek, Haftalar ve Çardak bayramları– için Musanın buyurduğu sunuları günü gününe sundu. Babası Davutun koyduğu kural uyarınca, kahin bölüklerine ayrı ayrı görevler verdi. Levilileri Tanrıyı övme ve her günün gerektirdiği işlerde kahinlere yardım etme görevine atadı. Kapı nöbetçilerini de bölüklerine göre değişik kapılarda görevlendirdi. Çünkü Tanrı adamı Davut böyle buyurmuştu. Bunlar, hazine odalarına ilişkin konular dahil, hiçbir konuda kralın kahinlerle Levililere verdiği buyruklardan ayrılmadılar.
RABbin Tapınağının temelinin atıldığı günden bitimine dek Süleymanın yapmak istediği her iş yerine getirildi. Böylece RABbin Tapınağının yapımı tamamlanmış oldu.
Bundan sonra Süleyman Esyon-Gevere, Edom kıyısındaki Eylata gitti. Hiram ona denizi bilen gemiciler ve kendi görevlileri aracılığıyla gemiler gönderdi. Kral Süleymanın adamlarıyla birlikte Ofire giden bu gemiciler, dört yüz elli talant altın getirdiler.

Rab Süleymana Yine Görünüyor – II. Tarihler 7

Süleyman RABbin Tapınağını, sarayı ve RABbin Tapınağıyla kendi sarayında yapmayı istediği bütün işleri başarıyla bitirince, RAB geceleyin ona görünerek şöyle dedi: “Duanı duydum. Burayı kendime kurban sunulan tapınak olarak seçtim.
“Yağmur yağmasın diye göğü kapadığımda, toprağın ürününü yiyip bitirmesi için çekirgelere buyruk verdiğimde ya da halkımın arasına salgın hastalık gönderdiğimde, adımla çağrılan halkım alçakgönüllülüğü takınır, bana yönelip dua eder, kötü yollarından dönerse, gökten onları duyacağım, günahlarını bağışlayıp ülkelerini sağlığa kavuşturacağım. Gözlerim burada edilen duaya açık, kulaklarım işitici olacak. Adım sürekli orada bulunsun diye bu tapınağı seçip kutsal kıldım. Gözlerim onun üstünde, yüreğim her zaman orada olacaktır. Sana gelince, baban Davutun yaptığı gibi yollarımı izler, buyurduğum her şeyi yapar, kurallarıma ve ilkelerime uyarsan, baban Davutla, İsrail tahtından senin soyunun ardı arkası kesilmeyecektir diye yaptığım antlaşmaya bağlı kalıp krallığını pekiştireceğim.
“Ama siz yollarımdan sapar, kurallarımı, buyruklarımı bırakır, gidip başka ilahlara kulluk eder, taparsanız, size verdiğim ülkeden sizi söküp atacağım, adıma kutsal kıldığım bu tapınağı terk edeceğim; burayı bütün ulusların aşağılayıp alay ettiği bir yer durumuna getireceğim. Bu gösterişli tapınağın önünden geçenler hayretle, RAB bu ülkeyi ve tapınağı neden bu duruma getirdi? diye soracaklar. Ve diyecekler ki, İsrail halkı, atalarını Mısırdan çıkaran Tanrıları RABbi terk etti; başka ilahların ardından gitti, onlara tapıp kulluk etti. RAB bu yüzden bu kötülükleri başlarına getirdi. ”

Tapınağın Adanması – II. Tarihler 7

Süleyman duasını bitirince, gökten ateş yağdı; yakmalık sunularla kurbanları yiyip bitirdi. RABbin görkemi tapınağı doldurdu. RABbin Tapınağı Onun görkemiyle dolunca kahinler tapınağa giremediler. Gökten yağan ateşi ve tapınağın üzerindeki RABbin görkemini gören İsrailliler avluda yüzüstü yere kapandılar; RABbe tapınarak Onu övdüler:
“RAB iyidir;
Sevgisi sonsuza dek kalıcıdır.”
Kral ve bütün halk RABbin önünde kurban kestiler. Kral Süleyman yirmi iki bin sığır, yüz yirmi bin davar kurban etti. Böylece kral ve halk Tanrının Tapınağını adamış oldular. Kahinler yerlerini almışlardı. Kral Davutun RABbi övmek için yaptırdığı ve “RABbin sevgisi sonsuza dek kalıcıdır” diyerek överken kullandığı çalgıları alan Levililer de yerlerini almıştı. Levililerin karşısında duran kahinler borazanlarını çalıyorlardı. Bu sırada bütün İsrailliler ayakta duruyordu. Süleyman RABbin Tapınağının önündeki avlunun orta kısmını kutsadı. Yakmalık sunularla esenlik sunularının yağlı parçalarını orada sundu. Çünkü yaptırdığı tunç sunak yakmalık sunuları, tahıl sunularını ve yağlı parçaları almadı.
Süleyman, Levo-Hamattan Mısır Vadisine kadar her yerden gelen İsraillilerin oluşturduğu çok büyük bir toplulukla birlikte bayramı yedi gün kutladı. Sekizinci gün kutsal bir toplantı yaptılar. Sunağı adamaya yedi gün, bayramı kutlamaya da yedi gün ayırdılar. Kral yedinci ayın yirmi üçüncü günü halkı evlerine gönderdi. RABbin, Davut, Süleyman ve halkı İsrail için yapmış olduğu iyilikten dolayı hepsi mutluydu, sevinçle coşuyordu.

Süleymanın Duası – II. Tarihler 6

Süleyman RABbin sunağının önünde, İsrail topluluğunun karşısında durup ellerini göklere açtı. Beş arşın uzunluğunda, beş arşın eninde, üç arşın yüksekliğinde tunç bir kürsü yaptırıp avlunun ortasına kurdurmuştu. Bu kürsünün üstünde durdu, İsrail topluluğunun önünde diz çöküp ellerini göklere açtı. “Ya RAB, İsrailin Tanrısı, yerde ve gökte sana benzer başka tanrı yoktur” dedi, “Bütün yürekleriyle yolunu izleyen kullarınla yaptığın antlaşmaya bağlı kalırsın. Ağzınla kulun babam Davuta verdiğin sözü bugün ellerinle yerine getirdin.
“Şimdi, ya RAB, İsrailin Tanrısı, kulun babam Davuta verdiğin öbür sözü de tutmanı istiyorum. Ona, Senin soyundan İsrail tahtına oturacakların ardı arkası kesilmeyecektir; yeter ki, çocukların yasam uyarınca önümde senin gibi dikkatle yürüsünler demiştin. Ya RAB, İsrailin Tanrısı, şimdi kulun Davuta verdiğin sözü yerine getirmeni istiyorum.
“Tanrı gerçekten yeryüzünde, insanlar arasında yaşar mı? Sen göklere, göklerin göklerine bile sığmazsın. Benim yaptığım bu tapınak ne ki! Ya RAB Tanrım, kulunun ettiği duayı, yalvarışı işit; duasına ve yakarışına kulak ver. Gözlerin gece gündüz, Adımı oraya yerleştireceğim! dediğin bu tapınağın üzerinde olsun. Kulunun buraya yönelerek ettiği duayı işit. Buraya yönelerek dua eden kulunun ve halkın İsrailin yakarışını işit. Göklerden, oturduğun yerden kulak ver; duyunca bağışla.
“Biri komşusuna karşı günah işleyip ant içmek zorunda kaldığında, gelip bu tapınakta, senin sunağının önünde ant içerse, göklerden kulak ver ve gereğini yap. Suçluya karşılığını vererek, suçsuzu haklı çıkararak kullarını yargıla.
“Sana karşı günah işlediği için düşmanlarına yenik düşen halkın İsrail yine sana döner, adını anar, bu tapınakta dua edip yakararak önüne çıkarsa, göklerden kulak ver, halkın İsrailin günahını bağışla. Onları kendilerine ve atalarına verdiğin ülkeye yine kavuştur.
“Halkın sana karşı günah işlediği için gökler kapanıp yağmur yağmazsa, sıkıntıya düşen halkın buraya yönelip dua eder, adını anar ve günahlarından dönerse, göklerden kulak ver; kullarının, halkın İsrailin günahlarını bağışla. Onlara doğru yolda yürümeyi öğret, halkına mülk olarak verdiğin ülkene yağmurlarını gönder.
“Ülkeyi kıtlık, salgın hastalık, samyeli, küf, tırtıl ya da çekirgeler kavurduğunda, düşmanlar kentlerden birinde halkını kuşattığında, herhangi bir felaket ya da hastalık ortalığı sardığında, halkından bir kişi ya da bütün halkın İsrail başına gelen felaketi, acıyı kavrar, dua edip yakararak ellerini bu tapınağa doğru açarsa, göklerden, oturduğun yerden kulak ver ve bağışla. İnsanların yüreklerini yalnızca sen bilirsin. Onlara yaptıklarına göre davran ki, atalarımıza verdiğin bu ülkede yaşadıkları sürece senden korksunlar ve senin yolunda yürüsünler.
“Halkın İsrailden olmayan, ama senin yüce adını, gücünü, kudretini duyup uzak ülkelerden gelen yabancılar bu tapınağa gelip dua ederlerse, göklerden, oturduğun yerden kulak ver, yalvarışlarını yanıtla. Öyle ki, dünyanın bütün ulusları, halkın İsrail gibi, adını bilsin, senden korksun ve yaptırdığım bu tapınağın sana ait olduğunu öğrensin.
“Halkın, düşmanlarına karşı gösterdiğin yoldan savaşa giderken sana, seçtiğin bu kente ve adına yaptırdığım bu tapınağa yönelip dua ederse, dualarına, yakarışlarına göklerden kulak ver ve onları kurtar.
“Sana karşı günah işlediklerinde –günah işlemeyen tek kişi yoktur– öfkelenip onları yakın ya da uzak bir ülkeye tutsak olarak götürecek düşmanlarının eline teslim edersen, onlar da tutsak oldukları ülkede pişmanlık duyup günahlarından döner, Günah işledik, yoldan sapıp kötülük yaptık diyerek sana yakarırlarsa, tutsak oldukları ülkede candan ve yürekten sana dönerlerse, atalarına verdiğin ülkelerine, seçtiğin kente ve adına yaptırdığım tapınağa yönelip dua ederlerse, göklerden, oturduğun yerden dualarına, yakarışlarına kulak ver, onları kurtar. Sana karşı günah işlemiş olan halkını bağışla.
“Şimdi, ey Tanrım, bizi gör ve burada edilen duaya kulak ver.
“Çık, ya RAB Tanrı, yaşayacağın yere,
Gücünü simgeleyen Sandıkla birlikte.
Ya RAB Tanrı, kahinlerin kurtuluşu kuşansın,
Sadık kulların iyiliklerinle sevinsinler.
Ya RAB Tanrı, meshettiğin krala yüz çevirme.
Kulun Davuta yaptığın iyilikleri anımsa.”

Süleymanın Halka Verdiği Söylev – II. Tarihler 6

O zaman Süleyman şöyle dedi:
“Ya RAB, karanlık bulutlarda otururum demiştin. Senin için görkemli bir tapınak, sonsuza dek yaşayacağın bir konut yaptım.”
Kral ayakta duran bütün İsrail topluluğuna dönerek onları kutsadıktan sonra şöyle dedi: “Babam Davuta verdiği sözü tutan İsrailin Tanrısı RABbe övgüler olsun! RAB demişti ki, Halkımı Mısırdan çıkardığım günden bu yana, içinde bulunacağım bir tapınak yaptırmak için İsrail oymaklarına ait kentlerden hiçbirini seçmedim. İçlerinden halkım İsraili yönetecek birini de seçmedim. Ancak adımın içinde bulunacağı yer olarak Yeruşalimi, halkım İsraili yönetmesi için Davutu seçtim.
“Babam Davut İsrailin Tanrısı RABbin adına bir tapınak yapmayı yürekten istiyordu. Ama RAB, babam Davuta, Adıma bir tapınak yapmayı yürekten istemen iyi bir şey dedi, Ne var ki, adıma yapılacak bu tapınağı sen değil, öz oğlun yapacak.
“RAB verdiği sözü yerine getirdi. RABbin sözü uyarınca, babam Davuttan sonra İsrail tahtına ben geçtim ve İsrailin Tanrısı RABbin adına tapınağı ben yaptırdım. Ayrıca RABbin İsrail halkıyla yaptığı antlaşmanın içinde korunduğu sandığı oraya yerleştirdim.”

Antlaşma Sandığının Tapınağa Getirilmesi – II. Tarihler 5

Süleyman RABbin Antlaşma Sandığını Davut Kenti olan Siyondan getirmek üzere İsrail halkının ileri gelenleriyle bütün oymak ve boy başlarını Yeruşalime çağırdı. Hepsi yedinci aydaki bayramda kralın önünde toplandı. İsrailin bütün ileri gelenleri toplanınca, Levililer Antlaşma Sandığını yerden kaldırdılar. Sandığı, Buluşma Çadırını ve çadırdaki bütün kutsal eşyaları Levili kahinler tapınağa taşıdılar. Kral Süleyman ve bütün İsrail topluluğu Antlaşma Sandığının önünde sayısız davar ve sığır kurban etti.
Kahinler RABbin Antlaşma Sandığını tapınağın iç odasına, En Kutsal Yere taşıyıp Keruvların kanatlarının altına yerleştirdiler. Keruvların kanatları sandığın konduğu yerin üstüne kadar uzanıyor ve sandığı da, sırıklarını da örtüyordu. Sırıklar öyle uzundu ki, uçları iç odanın önünden görünüyordu. Ancak dışarıdan görünmüyordu. Bunlar hala oradadır. Sandığın içinde Musanın Horev Dağında koyduğu iki levhadan başka bir şey yoktu. Bunlar Mısırdan çıkışlarında RABbin İsraillilerle yaptığı antlaşmanın levhalarıydı.
Kahinler Kutsal Yerden çıktılar. Orada bulunan kahinlerin hepsi, bölüklerinin sırasını beklemeden, kendilerini kutsamışlardı. Bütün Levili ezgiciler –Asaf, Heman, Yedutun, oğullarıyla kardeşleri– zillerle, çenk ve lirlerle, ince keten kuşanmış olarak sunağın doğusunda yerlerini almışlardı. Borazan çalan yüz yirmi kahin onlara eşlik ediyordu. Borazan çalanlarla ezgiciler tek ses halinde RABbe şükredip övgüler sunmaya başladılar. Borazan, zil ve çalgıların eşliğinde seslerini yükselterek RABbi şöyle övdüler:
“RAB iyidir;
Sevgisi sonsuza dek kalıcıdır.”
O anda RABbin Tapınağını bir bulut doldurdu. Bu bulut yüzünden kahinler görevlerini sürdüremediler. Çünkü RAB Tanrının görkemi tapınağı doldurmuştu.

Tapınağın Eşyaları – II. Tarihler 4

Süleyman tunçtan bir sunak yaptırdı. Sunağın eniyle uzunluğu yirmişer arşın, yüksekliği on arşındı. Dökme tunçtan on arşın çapında, beş arşın derinliğinde, çevresi otuz arşın yuvarlak bir havuz yaptırdı. Havuzun dışı boğa kabartmalarıyla kuşatılmıştı. Her arşında onar tane olan bu kabartmalar iki sıra halindeydi ve gövdeyle birlikte dökülmüştü. Havuz üçü kuzeye, üçü batıya, üçü güneye, üçü de doğuya bakan on iki boğa heykeli üzerine oturtulmuştu. Boğaların sağrıları içe dönüktü. Havuzun çeperi dört parmak kalınlığındaydı; kenarları kase kenarlarını, nilüferleri andırıyordu. Üç bin bat su alıyordu.
Süleyman yıkama işleri için on kazan yaptırdı. Beşini sunağın güneyine, beşini kuzeyine yerleştirdi. Yakmalık sunuların parçaları bunlarda yıkanırdı. Havuz ise kahinlerin yıkanması içindi.
Süleyman tanıma uygun biçimde yaptırdığı on altın kandilliği tapınağın içine, beşi sağda, beşi solda olmak üzere yerleştirdi. Yaptırdığı on masanın beşini de tapınağın sağına, beşini soluna yerleştirdi. Ayrıca yüz altın çanak yaptırdı.
Kahinlerin avlusunu, büyük avluyla kapılarını yaptırdı. Kapıları tunçla kaplattı. Havuzu ise tapınağın güneydoğu köşesine yerleştirdi.
Hiram kovalar, kürekler, çanaklar yaptı. Böylece Kral Süleyman için üstlenmiş olduğu Tanrının Tapınağıyla ilgili işleri tamamlamış oldu:
İki sütun ve iki yuvarlak sütun başlığı, bu başlıkları süsleyen iki örgülü ağ,
Sütunların yuvarlak başlıklarını süsleyen iki örgülü ağın üzerini ikişer sıra halinde süsleyen dört yüz nar motifi,
On kazan ve ayaklıkları,
Havuz ve havuzu taşıyan on iki boğa heykeli,
Kovalar, kürekler, büyük çatallar.
Huram-Avinin Kral Süleyman için RABbin Tapınağına yaptığı bütün eşyalar parlak tunçtandı.
Kral bunları Şeria Ovasında, Sukkot ile Seredata arasındaki killi topraklarda döktürmüştü. Süleymanın yaptırdığı eşyalar o kadar çoktu ki, kullanılan tuncun hesabı tutulmadı.
Süleymanın Tanrının Tapınağı için yaptırdığı altın eşyalar şunlardı:
Altın sunak ve ekmeklerin Tanrının huzuruna konduğu masalar,
İç odanın önüne yerleştirilen ve kurala uygun olarak yakılan saf altından kandilliklerle kandilleri,
Çiçek süslemeleri, kandiller, maşalar. –Bunlar saf altındandı.–
Saf altın fitil maşaları, çanaklar, tabaklar, buhurdanlar ve tapınağın altın kapıları. En Kutsal Yerin ve ana bölümün kapıları da altındandı.

RABbin Tapınağının yapımı tamamlanınca Süleyman, babası Davutun adadığı altın, gümüş ve öbür eşyaları getirip Tanrının Tapınağının hazine odalarına yerleştirdi.

Tapınağın Yapılışı – II. Tarihler 3

Süleyman bundan sonra RABbin Yeruşalimde babası Davuta göründüğü Moriya Dağında RABbin Tapınağını yaptırmaya başladı. Yevuslu Ornanın olan bu harman yerini Davut sağlamıştı. Süleyman krallığının dördüncü yılının ikinci ayının ikinci gününde yapıyı başlattı. Tanrının Tapınağı için attığı temel, eski ölçülere göre altmış arşın uzunluğunda, yirmi arşın genişliğindeydi. Tapınağın ön cephesini boydan boya kaplayan eyvanının genişliği yirmi arşın, yüksekliği yüz yirmi arşındı. Süleyman iç duvarları saf altınla kaplattı. Ana bölümün duvarlarını da önce çam tahtasıyla, sonra saf altınla kaplattı; hurma ağacı ve zincir motifleriyle süsletti. Tapınağı değerli taşlarla bezetti. Kullanılan altın Parvayimden getirilmişti. Kirişleri, kapı eşiklerini, duvarlarla kapıları altınla kaplattı. Duvarlara Keruvlar oydurdu.
En Kutsal Yeri yaptı: Uzunluğu tapınağın genişliğine eşitti; uzunluğu da genişliği de yirmişer arşındı. En Kutsal Yerin iç duvarlarını altı yüz talant saf altınla kaplattı. Altın çivilerin ağırlığı elli şekeldi. Süleyman yukarı odaları da altınla kaplattı.
En Kutsal Yerde iki Keruv heykeli yaptırarak altınla kaplattı. Keruvların kanatlarının uzunluğu yirmi arşındı. Keruvlardan birinin kanadı beş arşındı ve tapınağın duvarına erişiyordu. Öbür kanat da beş arşındı ve öteki Keruvun kanadına değiyordu. Aynı şekilde öteki Keruvun da kanadı beş arşındı ve tapınağın duvarına erişiyordu. Öbür kanat da beş arşındı ve birinci Keruvun kanadına değiyordu. Ayakta duran ve açılmış kanatlarının uzunluğu yirmi arşın olan Keruvların yüzü ana bölüme bakıyordu.
En Kutsal Yerin perdesi lacivert, mor, kırmızı kumaştan ve ince ketenden yapılmıştı. Üzerinde Keruv işlemeleri vardı.
Süleyman otuz beşer arşın yüksekliğinde iki sütun yaptırıp tapınağın önüne diktirdi. Sütun başlıkları beşer arşın yüksekliğindeydi. Gerdanlığa benzer zincirler yaptırarak sütunların üzerine koydurdu. Yüz nar motifi yaptırıp zincirlere taktırdı. Sütunları tapınağın önüne diktirip sağdakine Yakin, soldakine Boaz adını verdi.

Tapınağın Yapım Hazırlıkları – II. Tarihler 2

Süleyman RAB adına bir tapınak, kendisi için de bir saray yaptırmaya karar verdi. Yük taşımak için yetmiş bin, dağlarda taş kesmek için seksen bin, bunlara gözcülük etmek için de üç bin altı yüz kişi görevlendirdi. Sur Kralı Hirama da şu haberi gönderdi: “Babam Davutun oturması için saray yapılırken kendisine gönderdiğin sedir tomruklarından bana da gönder. Tanrım RABbe adamak üzere, Onun adına bir tapınak yapıyorum. Bu tapınakta hoş kokulu buhur yakıp adak ekmeklerini sürekli olarak masaya dizeceğiz. Sabah akşam, her Şabat Günü, her Yeni Ay ve Tanrımız RABbin belirlediği bayramlarda orada yakmalık sunular sunacağız. İsraile bunları sürekli yapması buyruldu.
“Yapacağım tapınak büyük olacak. Çünkü Tanrımız bütün tanrılardan büyüktür. Ama Ona bir tapınak yapmaya kimin gücü yeter? Çünkü O göklere, göklerin göklerine bile sığmaz. Ben kimim ki Ona bir tapınak yapayım! Ancak önünde buhur yakılabilecek bir yer yapabilirim.
“Bana bir adam gönder; Yahuda ve Yeruşalimde babam Davutun yetiştirdiği ustalarımla çalışsın. Altın, gümüş, tunç ve demiri işlemede; mor, kırmızı, lacivert kumaş dokumada, oymacılıkta usta olsun.
“Bana Lübnandan sedir, çam, algum tomrukları da gönder. Adamlarının oradaki ağaçları kesmekte usta olduklarını biliyorum. Benim adamlarım da seninkilerle birlikte çalışsın. Öyle ki, bana çok sayıda tomruk sağlayabilsinler. Çünkü yapacağım tapınak büyük ve görkemli olacak. Ağaç kesen adamlarına yirmi bin kor bulgur, yirmi bin kor arpa, yirmi bin bat şarap, yirmi bin bat zeytinyağı vereceğim.”
Sur Kralı Hiram Süleymana mektupla şu yanıtı gönderdi: “RAB halkını sevdiği için, seni onların kralı yaptı.”
Hiram mektubunu şöyle sürdürdü:
“Yeri göğü yaratan İsrailin Tanrısı RABbe övgüler olsun! Kral Davuta bilge bir oğul verdi; RAB için bir tapınak, kendisi için de bir saray yapacak akıllı ve anlayışlı bir oğul.
“Sana Huram-Avi adında usta ve akıllı birini gönderiyorum. Annesi Danlı, babası Surludur. Altın, gümüş, tunç, demir, taş ve tahta işlemekte; ince keten, mor, lacivert ve kırmızı kumaş dokumakta ustadır. Her türlü oymacılıkta usta olduğu gibi her tasarımı uygulayabilecek yetenektedir. Ustalarınla ve babanın, efendim Davutun yetiştirdiği ustalarla çalışacak.
“Efendim, sözünü ettiğin buğday, arpa, zeytinyağı ve şarabı kullarına gönder. Biz de sana gereken bütün tomrukları Lübnanda keser, deniz yoluyla, sallarla Yafaya kadar yüzdürürüz. Sonra sen tomrukları alıp Yeruşalime götürürsün.”
Babası Davutun yaptığı sayımdan sonra, Süleyman da İsrailde yaşayan bütün yabancılar arasında bir sayım yaptı. Yabancıların sayısı 153 600 kişi olarak belirlendi. Bunlardan 70 000ine yük taşıma, 80 000ine dağlarda taş kesme, 3 600üne de işçileri çalıştırma görevi verildi.

Süleymanın Gücü ve Zenginliği – II. Tarihler 1

Bundan sonra Süleyman Givondaki tapınma yerinden, Buluşma Çadırından ayrılıp Yeruşalime gitti. İsraili oradan yönetti.
Kral Süleyman savaş arabalarıyla atlarını topladı. Bin dört yüz savaş arabası, on iki bin atı vardı. Bunların bir kısmını savaş arabaları için ayrılan kentlere, bir kısmını da kendi yanına, Yeruşalime yerleştirdi. Krallığı döneminde Yeruşalimde altın ve gümüş taş değerine düştü. Sedir ağaçları Şefeladaki yabanıl incir ağaçları kadar bollaştı. Süleymanın atları Mısır ve Keveden getirilirdi. Kralın tüccarları atları Keveden satın alırdı. Mısırdan bir savaş arabası altı yüz, bir at yüz elli şekel gümüşe getirilirdi. Bunları bütün Hitit ve Aram krallarına satarlardı.

Süleyman Bilgelik Diliyor – II. Tarihler 1

Davut oğlu Süleyman krallığını sağlamlaştırdı. Çünkü Tanrısı RAB onunlaydı ve onu çok yüceltti.
Süleyman bütün İsraillileri –binbaşıları, yüzbaşıları, yargıçları, İsrailin boy başları olan önderleri– çağırttı. Sonra bütün toplulukla birlikte Givondaki tapınma yerine gitti. Çünkü RABbin kulu Musanın çölde yaptığı Tanrıyla Buluşma Çadırı oradaydı. Ancak Davut Tanrının Antlaşma Sandığını Kiryat-Yearimden getirip Yeruşalimde hazırladığı çadıra koymuştu. Hur oğlu Uri oğlu Besalelin yaptığı tunç sunağı da Givonda RABbin Konutunun önüne yerleştirmişti. Süleymanla topluluk orada RABbe danıştılar. Süleyman RABbin önüne, Buluşma Çadırının önündeki tunç sunağa çıkarak üzerinde bin yakmalık sunu sundu.
Tanrı o gece Süleymana görünüp, “Sana ne vermemi istersin?” diye sordu.
Süleyman, “Babam Davuta büyük iyilikler yaptın” diye karşılık verdi, “Beni de onun yerine kral atadın. Ya RAB Tanrı, babam Davuta verdiğin söz yerine gelsin! Beni yeryüzünün tozu kadar çok olan bir halkın kralı yaptın. Şimdi bu halkı yönetebilmem için bana bilgi ve bilgelik ver. Başka türlü senin bu büyük halkını kim yönetebilir!”
Tanrı Süleymana, “Demek yüreğinin dileği bu” dedi, “Zenginlik, mal mülk, onur ya da senden nefret edenlerin ölümünü istemedin, kendin için uzun ömür de istemedin. Bunların yerine seni başına kral yaptığım halkımı yönetmek için bilgi ve bilgelik istedin. Sana bilgi ve bilgelik verilecektir. Sana ayrıca öyle bir zenginlik, mal mülk ve onur vereceğim ki, benzeri ne senden önceki krallarda görülmüştür, ne de senden sonrakilerde görülecektir.”

Davutun Ölümü – I. Tarihler 29

İşay oğlu Davut bütün İsrailde krallık yaptı. Yedi yıl Hevronda, otuz üç yıl Yeruşalimde olmak üzere toplam kırk yıl İsrailde krallık yaptı. Güzel bir yaşlılık döneminde öldü. Zenginlik ve onur dolu günler yaşadı. Yerine oğlu Süleyman kral oldu.
Kral Davutun krallığı dönemindeki öteki olaylar, başından sonuna dek Bilici Samuelin, Peygamber Natanın, Bilici Gadın tarihinde yazılıdır. Krallığı dönemindeki bütün ayrıntılar, ne denli güçlü olduğu, başından geçen olaylar, İsrailde ve çevredeki ülkelerde olup bitenler bu tarihte yazılıdır.

Süleyman Kral Olarak Yağla Kutsanıyor – I. Tarihler 29

Ertesi gün halk RABbe kurbanlar kesip yakmalık sunular sundu: Bin boğa, bin koç, bin kuzunun yanısıra, bütün İsrailliler için dökmelik sunular ve birçok başka kurban. O gün İsrailliler büyük bir sevinçle RABbin önünde yiyip içtiler.
Bundan sonra Davut oğlu Süleymanı ikinci kez kral olarak onayladılar. Süleymanı RABbin önünde önder, Sadoku da kahin olarak meshettiler. Böylece Süleyman babası Davutun yerine RABbin tahtına oturdu. Başarılı oldu. Bütün İsrail halkı onun sözüne uydu. Yöneticilerin, güçlü kişilerin ve Davutun oğullarının tümü Kral Süleymana bağlı kalacaklarına söz verdiler. RAB bütün İsraillilerin gözünde Süleymanı çok yükseltti ve daha önce İsrailde hiçbir kralın erişemediği bir krallık görkemiyle donattı.

Davutun Övgüsü – I. Tarihler 29

Davut bütün topluluğun gözü önünde RABbi övdü. Şöyle dedi:
“Ey atamız İsrailin Tanrısı RAB,
Sonsuzluk boyunca sana övgüler olsun!
Ya RAB, büyüklük, güç, yücelik,
Zafer ve görkem senindir.
Gökte ve yerde olan her şey senindir.
Egemenlik senindir, ya RAB!
Sen her şeyden yücesin.
Zenginlik ve onur senden gelir.
Her şeye egemensin.
Güç ve yetki senin elindedir.
Birini yükseltmek ve güçlendirmek
Senin elindedir.
Şimdi, ey Tanrımız, sana şükrederiz,
Görkemli adını överiz.
“Ama ben kimim, halkım kim ki, böyle gönülden armağanlar verebilelim? Her şey sendendir. Biz ancak senin elinden aldıklarımızı sana verdik. Senin önünde garibiz, yabancıyız atalarımız gibi. Yeryüzündeki günlerimiz bir gölge gibidir, kalıcı değildir. Ya RAB Tanrımız, kutsal adına bir tapınak yapmak için sağladığımız bu büyük servet senin elindendir, hepsi senindir. Yüreği sınadığını, doğruluktan hoşlandığını bilirim. Her şeyi içtenlikle, gönülden verdim. Şimdi burada olan halkının sana nasıl istekle bağışlar verdiğini sevinçle gördüm. Ya RAB, atalarımız İbrahimin, İshakın, İsrailin Tanrısı, bu isteği sonsuza dek halkının yüreğinde ve düşüncesinde tut, onların sana bağlı kalmalarını sağla. Oğlum Süleymana bütün buyruklarına, uyarılarına, kurallarına uymak, hazırlığını yaptığım tapınağı kurmak için istekli bir yürek ver.”
Sonra Davut bütün topluluğa, “Tanrınız RABbi övün!” dedi. Böylece hepsi atalarının Tanrısı RABbi övdü; Tanrının ve kralın önünde başlarını eğip yere kapandı.

Tapınağın Yapımı için Verilen Armağanlar – I. Tarihler 29

Kral Davut bütün topluluğa şöyle dedi: “Tanrının seçtiği oğlum Süleyman genç ve deneyimsizdir. İş büyüktür. Çünkü bu tapınak insan için değil, RAB Tanrı içindir. Tanrımın Tapınağına gereç sağlamak için var gücümle çalıştım. Altın eşyalar için altın, gümüş için gümüş, tunç için tunç, demir için demir, ahşap için ağaç sağladım. Ayrıca oniks, kakma taşlar, süs taşları, çeşitli renklerde değerli taşlar ve çok miktarda mermer sağladım. Bu kutsal tapınak için sağladıklarımın yanısıra, Tanrımın Tapınağına sevgim yüzünden, kişisel servetimden de altın ve gümüş de veriyorum: Üç bin talant Ofir altını ve tapınağın duvarlarını kaplamak için yedi bin talant kaliteli gümüş. Bunları altın, gümüş gerektiren işlerde ve sanatkarların el işçiliğinde kullanılmak üzere veriyorum. Kim bugün kendini RABbe adamak istiyor?”
Bunun üzerine boy başları, İsrailin oymak önderleri, binbaşılar, yüzbaşılar ve saray yöneticileri gönülden armağanlar verdiler. Tanrının Tapınağının yapımı için beş bin talant, on bin darik altın, on bin talant gümüş, on sekiz bin talant tunç, yüz bin talant demir bağışladılar. Değerli taşları olanlar, Gerşonlu Yehielin denetiminde, bunları RABbin Tapınağının hazinesine verdi. Halk verdiği armağanlar için seviniyordu. Çünkü herkes RABbe içtenlikle ve gönülden vermişti. Kral Davut da çok sevinçliydi.

Davutun Tapınakla İlgili Tasarıları – I. Tarihler 28

Davut İsraildeki bütün yöneticilerin –oymak başlarının, kralın hizmetindeki birlik komutanlarının, binbaşıların, yüzbaşıların, kralla oğullarına ait servetten ve sürüden sorumlu kişilerin, saray görevlilerinin, bütün güçlü adamların ve yiğit savaşçıların– Yeruşalimde toplanmasını buyurdu.
Kral Davut ayağa kalkıp onlara şöyle dedi: “Ey kardeşlerim ve halkım, beni dinleyin! RABbin Antlaşma Sandığı, Tanrımızın ayak basamağı için kalıcı bir yer yapmak istedim. Konutun yapımı için hazırlık yaptım. Ama Tanrı bana, Adıma bir tapınak kurmayacaksın dedi, Çünkü sen savaşçı birisin, kan döktün.
“İsrailin Tanrısı RAB, sonsuza dek İsrail Kralı olmam için bütün ailem arasından beni seçti. Önder olarak Yahudayı, Yahuda oymağından da babamın ailesini seçti. Babamın oğulları arasından beni bütün İsrailin kralı yapmayı uygun gördü. Bütün oğullarım arasından –RAB bana birçok oğul verdi– İsrailde RABbin krallığının tahtına oturtmak için oğlum Süleymanı seçti. RAB bana şöyle dedi: Tapınağımı ve avlularımı yapacak olan oğlun Süleymandır. Onu kendime oğul seçtim. Ben de ona baba olacağım. Bugün yaptığı gibi buyruklarıma, ilkelerime dikkatle uyarsa, krallığını sonsuza dek sürdüreceğim.
“Şimdi, Tanrımızın önünde, RABbin topluluğu olan bütün İsrailin gözü önünde size sesleniyorum: Tanrınız RABbin bütün buyruklarına uymaya dikkat edin ki, bu verimli ülkeyi mülk edinip sonsuza dek çocuklarınıza miras olarak veresiniz.
“Sen, ey oğlum Süleyman, babanın Tanrısını tanı. Bütün yüreğinle ve istekle Ona kulluk et. Çünkü RAB her yüreği araştırır, her düşüncenin ardındaki amacı saptar. Eğer Ona yönelirsen, kendisini sana buldurur. Ama Onu bırakırsan, seni sonsuza dek reddeder. Şimdi dinle! Tapınağı yapmak için RAB seni seçti. Yürekli ol, işe başla!”
Davut tapınağa ait eyvanın, binaların –hazine odalarının, yukarıyla iç odaların ve Bağışlanma Kapağının bulunduğu yerin– tasarılarını oğlu Süleymana verdi. Ruh aracılığıyla kendisine açıklanan bütün tasarıları verdi: RABbin Tapınağının avlularıyla çevredeki bütün odaların, Tanrının Tapınağının hazinelerinin, adanmış armağanların konulacağı yerlerin ölçülerini verdi. Kahinlerle Levililerin bölüklerine ilişkin kuralları, RABbin Tapınağındaki hizmet ve hizmette kullanılan bütün eşyalarla ilgili ilkeleri, değişik hizmetlerde kullanılan altın eşyalar için saptanan altın miktarını, değişik hizmetlerde kullanılan gümüş eşyalar için saptanan gümüş miktarını, altın kandilliklerle kandiller –her bir altın kandillikle kandil– için saptanan altını, her kandilliğin kullanış biçimine göre gümüş kandilliklerle kandiller için saptanan gümüşü, adak ekmeklerinin dizildiği masalar için belirlenen altını, gümüş masalar için gümüşü, büyük çatallar, çanaklar ve testiler için belirlenen saf altını, her altın tas için saptanan altını, her gümüş tas için saptanan gümüşü, buhur sunağı için saptanan saf altın miktarını bildirdi. Davut arabanın –RABbin Antlaşma Sandığına kanatlarını yayarak onu örten altın Keruvların– tasarısını da verdi. “Bütün bunlar RABbin eli üzerimde olduğu için bana bildirildi” dedi, “Ben de tasarının bütün ayrıntılarını yazılı olarak veriyorum.”
Sonra oğlu Süleymana, “Güçlü ve yürekli ol!” dedi, “İşe giriş. Korkma, yılma. Çünkü benim Tanrım, RAB Tanrı seninledir. RABbin Tapınağının bütün yapım işleri bitinceye dek seni başarısızlığa uğratmayacak, seni bırakmayacaktır. Tanrının Tapınağının yapım işleri için kahinlerle Levililerin bölükleri burada hazır bekliyor. Her tür yapım işinde usta ve istekli adamlar sana yardım edecek. Önderler de bütün halk da senin buyruklarını bekliyor.”

Kralın Yöneticileri – I. Tarihler 27

Kralın hazinelerine yönetici olarak Adiel oğlu Azmavet atanmıştı. Açık bölgelerdeki, kentlerdeki, köylerdeki, kalelerdeki depolardan da Uzziya oğlu Yehonatan sorumluydu.
Toprağı süren tarım işçilerinden: Keluv oğlu Ezri,
Bağlardan: Ramalı Şimi,
Üzümlerden ve şarap mahzenlerinden: Şefamlı Zavdi,
Şefela bölgesindeki zeytinliklerden ve yabanıl incir ağaçlarından: Gederli Baal-Hanan,
Zeytinyağı depolarından: Yoaş,
Şaronda otlatılan sığırlardan: Şaronlu Şitray,
Vadilerdeki sığırlardan: Adlay oğlu Şafat,
Develerden: İsmaili Ovil,
Eşeklerden: Meronotlu Yehdeya,
Davarlardan: Hacerli Yaziz sorumluydu.
Bunların hepsi Kral Davutun servetinden sorumlu yöneticilerdi.
Davutun amcası Yehonatan anlayışlı bir yazman ve danışmandı.
Hakmoni oğlu Yehiel kralın oğullarına bakardı.
Ahitofel kralın danışmanıydı.
Arklı Huşay kralın dostuydu.
Ahitofelden sonra yerine Benaya oğlu Yehoyadayla Aviyatar geçti.
Yoav kralın ordu komutanıydı.

İsrail Oymaklarının Yöneticileri – I. Tarihler 27

İsrail oymaklarının yöneticileri:
Ruben oymağı: Zikri oğlu Eliezer.
Şimon oymağı: Maaka oğlu Şefatya.
Levi oymağı: Kemuel oğlu Haşavya.
Harunoğulları: Sadok.
Yahuda oymağı: Davutun kardeşlerinden Elihu.
İssakar oymağı: Mikael oğlu Omri.
Zevulun oymağı: Ovadya oğlu Yişmaya.
Naftali oymağı: Azriel oğlu Yerimot.
Efrayimoğulları: Azazya oğlu Hoşea.
Manaşşe oymağının yarısı: Pedaya oğlu Yoel.
Gilattaki Manaşşe oymağının öbür yarısı: Zekeriya oğlu Yiddo.
Benyamin oymağı: Avner oğlu Yaasiel.
Dan oymağı: Yeroham oğlu Azarel. İsrail oymaklarının yöneticileri bunlardı.
Davut yirmi ve daha aşağıdaki yaştakilerin sayımını yapmadı. Çünkü RAB İsraili gökteki yıldızlar kadar çoğaltacağına söz vermişti. Seruya oğlu Yoav da başladığı sayımı bitirmedi. Bu sayımdan ötürü RAB İsraile öfkelendi. Bu yüzden sayımın sonucu Kral Davutun tarihinde yazılmadı.

Ordudaki Görevliler – I. Tarihler 27

srailde görev yapan İsrailli boy başlarının, binbaşılarla yüzbaşıların ve görevlilerin listesi. Bunlar değişen birliklerde yıl boyunca aydan aya her konuda krala hizmet ederlerdi. Her birlik 24 000 kişiden oluşurdu.
Birinci ay için birinci birliğin komutanı Zavdiel oğlu Yaşovamdı. Komutasındaki birlik 24 000 kişiden oluşuyordu. Birinci ay için görevlendirilen ordunun başkomutanı Yaşovam, Peres soyundandı.
İkinci ay için ikinci birliğin komutanı Ahohlu Dodaydı. Miklot bu birliğin baş görevlisiydi. Doday komutasındaki birlik 24 000 kişiden oluşuyordu.
Üçüncü ay için üçüncü birliğin komutanı Kahin Yehoyada oğlu önder Benayaydı. Komutasındaki birlik 24 000 kişiden oluşuyordu. Otuz yiğitlerden biri ve Otuzların önderi olan Benayaydı bu. Oğlu Ammizavat da onun birliğinde görevliydi.
Dördüncü ay için dördüncü birliğin komutanı Yoavın kardeşi Asaheldi. Sonradan yerine oğlu Zevadya geçti. Birliğinde 24 000 kişi vardı.
Beşinci ay için beşinci birliğin komutanı Yizrahlı Şamhuttu. Komutasındaki birlikte 24 000 kişi vardı.
Altıncı ay için altıncı birliğin komutanı Tekoalı İkkeş oğlu İraydı. Komutasındaki birlikte 24 000 kişi vardı.
Yedinci ay için yedinci birliğin komutanı Efrayimoğullarından Pelonlu Helesti. Komutasındaki birlikte 24 000 kişi vardı.
Sekizinci ay için sekizinci birliğin komutanı Zerahlılardan Huşalı Sibbekaydı. Komutasındaki birlikte 24 000 kişi vardı.
Dokuzuncu ay için dokuzuncu birliğin komutanı Benyaminoğullarından Anatotlu Aviezerdi. Komutasındaki birlikte 24 000 kişi vardı.
Onuncu ay için onuncu birliğin komutanı Zerahlılardan Netofalı Mahraydı. Komutasındaki birlikte 24 000 kişi vardı.
On birinci ay için on birinci birliğin komutanı Efrayimoğullarından Piratonlu Benayaydı. Komutasındaki birlikte 24 000 kişi vardı.
On ikinci ay için on ikinci birliğin komutanı Otniel soyundan Netofalı Heldaydı. Komutasındaki birlikte 24 000 kişi vardı.

Levililerin Öbür Görevleri – I. Tarihler 26

Yisharlılardan: Kenanya ile oğulları İsrailde memur ve yargıç olarak tapınak dışındaki işlere bakmakla görevlendirildiler.
Hevronlulardan: Haşavya ile kardeşleri –bin yedi yüz yiğit adam– RABbin işlerine ve kralın hizmetine bakmak için İsrailin Şeria Irmağının batı yakasında kalan bölgesine atanmıştı. Aile soy kütüğündeki kayıtlara göre Yeriya Hevronluların boy başıydı. Davutun krallığının kırkıncı yılında kayıtlar incelendi ve Gilattaki Yazerde Hevronlular arasında yiğit savaşçılar bulundu. Yeriyanın aile başları olan iki bin yedi yüz akrabası vardı. Kral Davut bu yiğit adamları Tanrının ve kralın işlerine bakmaları için Rubenlilere, Gadlılara, Manaşşe oymağının yarısına yönetici olarak atadı.

Hazinelerden Sorumlu Kişiler – I. Tarihler 26

Levili Ahiya Tanrının Tapınağının hazinelerinden ve Tanrıya adanmış armağanlardan sorumluydu.
Ladanoğulları: Ladan soyundan gelen Gerşonoğulları, Ladan boyunun boy başları Gerşonlu Yehieli ve oğullarıydı.
Yehielinin oğulları: Zetamla kardeşi Yoel. Bunlar RABbin Tapınağının hazinelerinden sorumluydu.
Amram, Yishar, Hevron, Uzziel soylarından şu kişilere görev verildi:
Musa oğlu Gerşomun soyundan Şevuel tapınak hazinelerinin baş sorumlusuydu.
Eliezer soyundan gelen kardeşleri: Rehavya Eliezerin oğluydu, Yeşaya Rehavyanın oğluydu, Yoram Yeşayanın oğluydu, Zikri Yoramın oğluydu, Şelomit Zikrinin oğluydu. Şelomitle kardeşleri boy başlarının, Kral Davutun binbaşılarının, yüzbaşılarının ve öbür ordu komutanlarının verdiği armağanların saklandığı hazinelerden sorumluydular. Bunlar savaşta yağmalanan mallardan bir kısmını RABbin Tapınağının onarımı için ayırdılar. Bilici Samuelin, Kiş oğlu Saulun, Ner oğlu Avnerin, Seruya oğlu Yoavın verdiği armağanlarla öbür armağanlardan da Şelomitle kardeşleri sorumluydu.

Tapınak Kapı Nöbetçileri – I. Tarihler 26

Kapı nöbetçilerinin bölükleri:
Korahlılardan: Asafoğullarından Kore oğlu Meşelemya.
Meşelemyanın oğulları: İlk oğlu Zekeriya, ikincisi Yediael, üçüncüsü Zevadya, dördüncüsü Yatniel, beşincisi Elam, altıncısı Yehohanan, yedincisi Elyehoenay.
Ovet-Edomun oğulları: İlk oğlu Şemaya, ikincisi Yehozavat, üçüncüsü Yoah, dördüncüsü Sakar, beşincisi Netanel, altıncısı Ammiel, yedincisi İssakar, sekizincisi Peulletay. Çünkü Tanrı Ovet-Edomu kutsamıştı.
Ovet-Edomun oğlu Şemayanın oğulları vardı. Bunlar yetenekli olduklarından boy başlarıydılar. Şemayanın oğulları: Otni, Refael, Ovet, Elzavat. Şemayanın akrabaları Elihu ile Şemakya da yiğit adamlardı. Bunların tümü Ovet-Edom soyundandı. Onlar da, oğullarıyla akrabaları da yiğit, görevlerinde becerikli kişilerdi. Ovet-Edom soyundan 62 kişi vardı.
Meşelemyanın 18 becerikli oğlu ve akrabası vardı.
Merarioğullarından Hosanın oğulları: İlki Şimriydi. –Şimri ilk oğul olmadığı halde babası onu önder atamıştı.– İkincisi Hilkiya, üçüncüsü Tevalya, dördüncüsü Zekeriya. Hosanın oğullarıyla akrabalarının toplamı 13 kişiydi.
RABbin Tapınağında Levili kardeşleri gibi görev yapan kapı nöbetçisi bölükler ve başlarındaki adamlar bunlardır. Her kapı için her aile büyük, küçük ayırmadan kura çekti.
Kurada Doğu Kapısı Şelemyaya düştü. Sonra bilge bir danışman olan oğlu Zekeriya için kura çekildi. Ona Kuzey Kapısı düştü. Güney Kapısı Ovet-Edoma, depo için çekilen kura da oğullarına düştü. Batı Kapısı ile yukarı yol üzerindeki Şalleket Kapısı için çekilen kuralar Şuppimle Hosaya düştü.
Her ailenin nöbet zamanları sırayla birbirini izliyordu.
Doğu Kapısında günde altı, Kuzey Kapısında dört, Güney Kapısında dört, depolarda da ikişerden dört Levili nöbetçi vardı. Batı Kapısına bakan avlu içinse, yolda dört, avluda iki nöbetçi bekliyordu.
Korah ve Merari soyundan gelen kapı nöbetçilerinin bölükleri bunlardı.

Ezgiciler – I. Tarihler 25

Davutla ordu komutanları hizmet için Asafın, Hemanın, Yedutunun bazı oğullarını ayırdılar. Bunlar lir, çenk ve ziller eşliğinde peygamberlikte bulunacaklardı. Bu göreve atananların listesi şuydu:
Asafın oğullarından: Zakkur, Yusuf, Netanya, Aşarela. Bunlar kralın buyruğu uyarınca peygamberlikte bulunan Asafın yönetimi altındaydılar.
Yedutunun oğullarından: Gedalya, Seri, Yeşaya, Şimi, Haşavya, Mattitya. Toplam altı kişiydi. Lir eşliğinde peygamberlikte bulunan, RABbe şükür ve övgü sunan babaları Yedutunun sorumluluğu altındaydılar.
Hemanın oğullarından: Bukkiya, Mattanya, Uzziel, Şevuel, Yerimot, Hananya, Hanani, Eliata, Giddalti, Romamti-Ezer, Yoşbekaşa, Malloti, Hotir, Mahaziot. Hepsi kralın bilicisi Hemanın oğullarıydı. Tanrının sözü uyarınca bu oğullar Hemanı güçlendirmek için ona verilmişti. Tanrı Hemana on dört oğulla üç kız verdi. Bunların tümü babalarının sorumluluğu altında RAB Tanrının Tapınağında hizmet etmek için zil, çenk ve lirler eşliğinde ezgi söylerdi. Asaf, Yedutun, Heman kralın sorumluluğu altındaydı. RABbe ezgi okumak için eğitilmiş yetenekli Levililerin toplamı 288 kişiydi. Bunların her biri, büyük küçük, öğretmen öğrenci ayrımı yapılmaksızın, görev dağıtımı için kura çekti.
Birinci kura Asaf soyundan Yusufa düştü; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
İkincisi Gedalyaya; kendisi, kardeşleri ve oğullarıyla birlikte 12 kişi.
Üçüncüsü Zakkura; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
Dördüncüsü Yisriye; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
Beşincisi Netanyaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
Altıncısı Bukkiyaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
Yedincisi Yesarelaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
Sekizincisi Yeşayaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
Dokuzuncusu Mattanyaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
Onuncusu Şimiye; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
On birincisi Azarele; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
On ikincisi Haşavyaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
On üçüncüsü Şuvaele; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
On dördüncüsü Mattityaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
On beşincisi Yeremota; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
On altıncısı Hananyaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
On yedincisi Yoşbekaşaya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
On sekizincisi Hananiye; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
On dokuzuncusu Mallotiye; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
Yirmincisi Eliataya; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
Yirmi birincisi Hotire; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
Yirmi ikincisi Giddaltiye; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
Yirmi üçüncüsü Mahaziota; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.
Yirmi dördüncüsü Romamti-Ezere; oğulları ve kardeşleriyle birlikte 12 kişi.

Kahinlerin Görevleri – I. Tarihler 24

Harunoğullarının bağlı oldukları bölükler: Harunun oğulları: Nadav, Avihu, Elazar, İtamar. Nadavla Avihu babalarından önce, oğul sahibi olamadan öldüler. Onun için Elazarla İtamar kahinlik yaptılar. Davut Elazar soyundan Sadokla İtamar soyundan Ahimelekin yardımıyla Harunoğullarını yaptıkları göreve göre bölüklere ayırdı. Elazaroğulları arasında İtamaroğullarından daha çok önder olduğundan, buna göre bölündüler: Elazaroğullarından on altı boy başı, İtamaroğullarından ise sekiz boy başı çıktı. Gerek Elazaroğulları, gerekse İtamaroğulları arasında kutsal yerden ve Tanrıyla ilgili hizmetlerden sorumlu önderler vardı. Bu yüzden atanmaları kayırılmaksızın kurayla yapıldı.
Levili Netanel oğlu Yazman Şemaya, kralın ve görevlileri Kahin Sadok, Aviyatar oğlu Ahimelek, kahinler ve Levililerin boy başlarının gözü önünde kura çekimini kaydetti. Kura sırayla, bir Elazar ailesinden, bir İtamar ailesinden çekildi.
Birinci kura Yehoyarive düştü,
İkincisi Yedayaya.
Üçüncüsü Harime,
Dördüncüsü Seorime,
Beşincisi Malkiyaya,
Altıncısı Miyamine,
Yedincisi Hakkosa,
Sekizincisi Aviyaya,
Dokuzuncusu Yeşuya,
Onuncusu Şekanyaya,
On birincisi Elyaşive,
On ikincisi Yakime,
On üçüncüsü Huppaya,
On dördüncüsü Yeşevava,
On beşincisi Bilgaya,
On altıncısı İmmere,
On yedincisi Hezire,
On sekizincisi Happisese,
On dokuzuncusu Petahyaya,
Yirmincisi Yehezkele,
Yirmi birincisi Yakine,
Yirmi ikincisi Gamula,
Yirmi üçüncüsü Delayaya,
Yirmi dördüncüsü Maazyaya düştü.
İsrailin Tanrısı RABbin buyruğu uyarınca ataları Harunun verdiği ilkelere göre RABbin Tapınağına gidip görev yapma sırası buydu.
Öbür Levililer:
Amramoğullarından Şuvael,
Şuvaeloğullarından Yehdeya.
Rehavyaoğullarından önder Yişşiya.
Yisharoğullarından Şelomot,
Şelomotoğullarından Yahat.
Hevronun oğulları: İlk oğlu Yeriya, ikincisi Amarya, üçüncüsü Yahaziel, dördüncüsü Yekamam.
Uzzielin oğlu: Mika.
Mikanın oğlu: Şamir.
Mikanın kardeşi: Yişşiya.
Yişşiyanın oğlu: Zekeriya.
Merarioğulları: Mahli, Muşi, Yaaziya.
Merarinin torunlarından Yaaziyanın oğulları: Şoham, Zakkur, İvri.
Mahliden: Elazar. Elazarın oğlu olmadı.
Kişten: Kiş oğlu Yerahmeel.
Muşinin oğulları: Mahli, Eder, Yerimot.
Levi soyundan gelen boylar bunlardır. Bunlar da kardeşleri Harunoğulları gibi, Kral Davutun, Sadokun, Ahimelekin, kahinler ve Levililerin boy başlarının gözü önünde kura çekti. Büyük boy başları da, kardeşleri olan küçük boy başları da kura çektiler.

Levililerin Görevleri – I. Tarihler 23

Davut İsrailin bütün önderlerini, kahinleri, Levilileri bir araya topladı. Otuz ve daha yukarı yaştaki Levililer sayıldı. Toplamı otuz sekiz bin erkekti. Bunlardan yirmi dört bini RABbin Tapınağının işlerini gözetecek, altı bini memur ve yargıç olacaktı; dört bini kapı nöbetçisi olacak, dört bini de Davutun RABbi övmek için sağladığı çalgıları çalacaktı.
Davut Levilileri Levinin oğullarına göre bölümlere ayırdı: Gerşon, Kehat, Merari.
Gerşonlular: Ladan, Şimi.
Ladanın oğulları: İlk oğlu Yehiel, Zetam, Yoel. Toplam üç kişiydi.
Bunlar Ladan boyunun boy başlarıydı. Şiminin oğulları: Şelomit, Haziel, Haran. Toplam üç kişiydi.
Şiminin öbür oğulları: Yahat, Ziza, Yeuş, Beria. Bu dördü Şiminin oğullarıydı. Yahat ilk, Ziza ikinci oğuldu. Ancak Yeuşla Berianın çok sayıda oğulları olmadığı için bir boy sayıldılar.
Kehatın oğulları: Amram, Yishar, Hevron, Uzziel. Toplam dört kişi.
Amramın oğulları: Harun, Musa.
Harunla oğulları en kutsal eşyaları korumak, RABbin önünde buhur yakmak, Ona hizmet etmek ve sonsuza dek Onun adına halkı kutsamak için atandılar. Tanrı adamı Musanın oğulları da Levi oymağından sayıldı.
Musanın oğulları: Gerşom, Eliezer.
Gerşomun oğulları: Önder Şevuel.
Eliezerin oğlu: Önder Rehavya. Eliezerin başka oğlu yoktu. Rehavyanınsa birçok oğlu vardı.
Yisharın oğulları: Önder Şelomit.
Hevronun oğulları: İlk oğlu Yeriya, ikincisi Amarya, üçüncüsü Yahaziel, dördüncüsü Yekamam.
Uzzielin oğulları: İlk oğlu Mika, ikincisi Yişşiya.
Merarinin oğulları: Mahli, Muşi.
Mahlinin oğulları: Elazar, Kiş.
Elazar oğul sahibi olmadan öldü. Ama kızları vardı. Amcaları Kişin oğulları onlarla evlendi.
Muşinin oğulları: Mahli, Eder, Yeremot. Toplam üç kişi.
Boylarına göre Levioğulları bunlardı. Boy başlarının her biri kendi adıyla sayıldı. Yirmi ve daha yukarı yaştaki Levililer, RABbin Tapınağının işlerinde görev aldılar. Çünkü Davut, “İsrailin Tanrısı RAB halkını rahata kavuşturdu” demişti, “Yeruşalimi de sonsuza dek kendine konut seçti. Onun için Levililerin RABbin Çadırını ve tapınma hizmetinde kullanılan eşyaları taşımalarına artık gerek yok.” Davutun son buyruğu uyarınca, yirmi ve daha yukarı yaştaki Levililer sayıldı.
Levililerin görevi RABbin Tapınağının hizmetinde Harunoğullarına yardım etmekti: Avlulardan, odalardan, kutsal eşyaların arınmasından ve Tanrının Tapınağındaki öbür hizmetlerden sorumluydular. Adak ekmeklerinden, tahıl sunusu için kullanılan ince undan, mayasız ince ekmekten, sacda pişirilen yiyeceklerden ve zeytinyağıyla karıştırılan sunulardan, her tür hacim ve uzunluk ölçülerinden onlar sorumluydu. RABbe şükretmek, övgüler sunmak üzere her sabah ve akşam tapınakta hazır bulunacaklardı. Şabat Günü, Yeni Ay Töreni ve öbür bayramlarda RABbe yakmalık sunular sunulduğunda da hazır bulunacaklardı. RABbin önünde, kendileri için belirlenen ilkeler uyarınca uygun sayıda sürekli hizmet edeceklerdi.
Böylece Levililer Buluşma Çadırına ve kutsal yere bakma, RABbin Tapınağının hizmetinde kardeşleri Harunoğullarına yardım etme görevini üstlendiler.

Tapınak için Hazırlıklar – I. Tarihler 22

Davut İsrailde yaşayan yabancıların toplanmasını buyurdu. Tanrının Tapınağını kurmak için onları yontma taşlar hazırlamakla görevlendirdi. Giriş kapılarının çivileri ve kenetleri için çok miktarda demir, tartılamayacak kadar çok tunç sağladı. Ayrıca sayısız sedir tomruğu da sağladı. Çünkü Saydalılarla Surlular Davuta çok sedir tomruğu getirmişlerdi.
Davut, “Oğlum Süleyman genç ve deneyimsiz” dedi, “RAB için kurulacak tapınak bütün ulusların gözünde çok büyük, ünlü ve görkemli olmalı. Onun için hazırlık yapmalıyım.” Böylece, ölmeden önce, tapınağın yapımı için büyük hazırlık yaptı.
Davut, oğlu Süleymanı yanına çağırdı. Onu İsrailin Tanrısı RAB için bir tapınak kurmakla görevlendirdi. Sonra Süleymana şöyle dedi: “Oğlum, Tanrım RABbin adına bir tapınak kurmak istedim. Ama RAB bana, Sen çok kan döktün, büyük savaşlara katıldın dedi, Benim adıma tapınak kurmayacaksın. Çünkü yeryüzünde gözümün önünde çok kan döktün. Ama barışsever bir oğlun olacak. Onu her yandan kuşatan düşmanlarından kurtarıp rahata kavuşturacağım. Adı Süleyman olacak. Onun döneminde İsrailin barış ve güvenlik içinde yaşamasını sağlayacağım. Adıma bir tapınak kuracak olan odur. O bana oğul olacak, ben de ona baba olacağım. Onun krallığının tahtını İsrailde sonsuza dek sürdüreceğim.
“Şimdi, oğlum, RAB seninle olsun; Tanrın RAB kendisine tapınak kurman için verdiği söz uyarınca, seni başarılı kılsın. Tanrın RAB seni İsraile önder atadığı zaman yasasını yerine getirmen için sana sağgörü ve anlayış versin. RABbin İsraile Musa aracılığıyla verdiği kurallara, ilkelere dikkatle uyarsan, başarılı olacaksın. Güçlü ve yürekli ol! Korkma, yılma!
“İşte sıkıntılar içinde RABbin Tapınağı için yüz bin talant altın, bir milyon talant gümüş, tartılamayacak kadar çok miktarda tunç, demir, tomruk ve taş sağladım. Sen de bunlara ekleyebilirsin. Birçok işçin var. Taşçıların, duvarcıların, marangozların ve her tür işte hünerli adamların var. Ölçülemeyecek kadar altının, gümüşün, tuncun, demirin de var. Haydi, işi başlat. RAB seninle olsun!”
Davut bütün İsrail önderlerine oğlu Süleymana yardım etmelerini buyurdu. Onlara, “Tanrınız RAB sizinle değil mi?” dedi, “Her yanda sizi rahata kavuşturmadı mı? Çünkü bu ülkede yaşayanları elime teslim etti. Bu yüzden ülke RABbin ve halkının yönetimi altındadır. Şimdi yüreğinizi ve canınızı Tanrınız RABbe adayarak Ona yönelin. RAB Tanrının Tapınağını yapmaya başlayın. Öyle ki, RABbin adına kuracağınız tapınağa RABbin Antlaşma Sandığını ve Tanrıya ait kutsal eşyaları getiresiniz.”

Davut çok yaşlanınca, oğlu Süleymanı İsrail Kralı yaptı.

Davut Sayım Yapıyor – I. Tarihler 21

Şeytan İsraillilere karşı çıkıp İsrailde sayım yapması için Davutu kışkırttı. Davut Yoavla halkın önderlerine, “Gidin, Beer-Şevadan Dana dek İsraillileri sayın” dedi, “Sonra bana bilgi verin ki, halkın sayısını bileyim.”
Ama Yoav, “RAB halkını yüz kat daha çoğaltsın” diye karşılık verdi, “Ey efendim kral, bunlar hepsi senin kulların değil mi? Efendim neden bunu istiyor? Neden İsraili suça sürüklüyor?”
Gelgelelim kralın sözü Yoavın sözünden baskın çıktı. Böylece Yoav kralın yanından ayrılıp İsrailin her yanını dolaşmaya gitti. Sonra Yeruşalime dönerek sayımın sonucunu Davuta bildirdi: İsrailde kılıç kuşanabilen bir milyon yüz bin, Yahudadaysa dört yüz yetmiş bin kişi vardı.
Yoav Levililerle Benyaminlileri saymadı; çünkü kralın bu konudaki buyruğunu benimsememişti. Tanrı da yapılanı uygun görmedi ve bu yüzden İsraillileri cezalandırdı.
Davut Tanrıya, “Bunu yapmakla büyük günah işledim!” dedi, “Lütfen kulunun suçunu bağışla. Çünkü çok akılsızca davrandım.”
RAB Davutun bilicisi Gada şöyle dedi: “Gidip Davuta de ki, RAB şöyle diyor: Önüne üç seçenek koyuyorum. Bunlardan birini seç de sana onu yapayım. ”
Gad Davuta gidip şöyle dedi: “RAB diyor ki, Hangisini istiyorsun? Üç yıl kıtlık mı? Yoksa kılıçla seni kovalayan düşmanlarının önünde üç ay kaçıp yok olmak mı? Ya da RABbin kılıcının ve RABbin meleğinin bütün İsrail ülkesine üç gün salgın hastalık salmasını mı? Beni gönderene ne yanıt vereyim, şimdi iyice düşün.”
Davut, “Sıkıntım büyük” diye yanıtladı, “İnsan eline düşmektense, RABbin eline düşeyim. Çünkü Onun acıması çok büyüktür.”
Bunun üzerine RAB İsrail ülkesine salgın hastalık gönderdi. Yetmiş bin İsrailli öldü. Tanrı Yeruşalimi yok etmek için bir melek gönderdi. Ama melek yıkıma başlayacağı sırada RAB onu gördü. Göndereceği yıkımdan vazgeçerek halkı yok eden meleğe, “Yeter artık! Elini çek” dedi. RABbin meleği Yevuslu Ornanın harman yerinde duruyordu.
Davut başını kaldırıp baktı. Elinde yalın bir kılıç olan RABbin meleğini gördü. Melek elini Yeruşalimin üzerine uzatmış, yerle gök arasında duruyordu. Çula sarınmış Davutla halkın ileri gelenleri yüzüstü yere kapandılar.
Davut Tanrıya şöyle seslendi: “Halkın sayılmasını buyuran ben değil miydim? Günah işleyen benim, kötülük yapan benim. Ama bu koyunlar ne yaptı ki? Ya RAB Tanrım, ne olur beni ve babamın soyunu cezalandır. Bu salgın hastalığı halkın üzerinden kaldır.”
RABbin meleği Gada, Davutun Yevuslu Ornanın harman yerine gidip RABbe bir sunak kurmasını buyurdu. Davut RABbin adıyla konuşan Gadın sözü uyarınca oraya gitti. Harman yerinde buğday döverken, Ornan arkasına dönüp meleği gördü. Yanındaki dört oğlu gizlendi. Davutun yaklaştığını gören Ornan, harman yerinden çıktı, varıp Davutun önünde yüzüstü yere kapandı.
Davut Ornana, “RABbe bir sunak kurmak üzere harman yerini bana sat” dedi, “Öyle ki, salgın hastalık halkın üzerinden kalksın. Harman yerini bana tam değerine satacaksın.”
Ornan, “Senin olsun!” diye karşılık verdi, “Efendim kral uygun gördüğünü yapsın. İşte yakmalık sunular için öküzleri, odun olarak düvenleri, tahıl sunusu olarak buğday veriyorum. Hepsini veriyorum.”
Ne var ki, Kral Davut, “Olmaz!” dedi, “Tam değerini ödeyip alacağım. Çünkü senin olanı RABbe vermem. Karşılığını ödemeden yakmalık sunu sunmam.”
Böylece Davut harman yeri için Ornana altı yüz şekel altın ödedi. Davut orada RABbe bir sunak kurup yakmalık sunuları ve esenlik sunularını sundu. RABbe yakardı. RAB yakmalık sunu sunağında gökten gönderdiği ateşle onu yanıtladı.
Bundan sonra RAB meleğe kılıcını kınına koymasını buyurdu. Melek buyruğa uydu. RABbin kendisine Yevuslu Ornanın harman yerinde yanıt verdiğini gören Davut, orada kurbanlar kesti. Musanın çölde RAB için yaptığı çadırla yakmalık sunu sunağı o sırada Givondaki tapınma yerindeydi. Ama Davut Tanrıya danışmak için oraya gidemedi. Çünkü RABbin meleğinin kılıcından korkuyordu.

Davut, “RAB Tanrının Tapınağı ve İsrail için yakmalık sunu sunağı burada olacak” dedi.

Filistlilere Karşı Savaş – I. Tarihler 20

Bir süre sonra Filistlilerle Gezerde savaş çıktı. Bu savaş sırasında Huşalı Sibbekay, Rafa soyundan Sippayı öldürünce, Filistliler boyun eğdiler.
İsraillilerle Filistliler arasında çıkan bir başka savaşta Yair oğlu Elhanan, Gatlı Golyatın kardeşi Lahmiyi öldürdü. Golyatın mızrağının sapı dokumacı tezgahının sırığı gibiydi.
Gatta bir kez daha savaş çıktı. Orada dev gibi bir adam vardı. Elleri, ayakları altışar parmaklıydı. Toplam yirmi dört parmağı vardı. O da Rafa soyundandı. Adam İsraillilere meydan okuyunca, Davutun kardeşi Şimanın oğlu Yonatan onu öldürdü.
Bunlar Gattaki Rafa soyundandı. Davutla adamları tarafından öldürüldüler.

Rabba Kenti Ele Geçiriliyor – I. Tarihler 20

İlkbaharda, kralların savaşa gittiği dönemde Yoav, komutasındaki orduyla birlikte yola çıktı. Ammonluların ülkesini yerle bir edip Rabba Kentini kuşatırken Davut Yeruşalimde kalıyordu. Yoav Rabba Kentine saldırıp onu yerle bir etti. Davut Ammon Kralının başındaki tacı aldı. Değerli taşlarla süslü, ağırlığı bir talant altını bulan tacı Davutun başına koydular. Davut kentten çok miktarda mal yağmalayıp götürdü. Orada yaşayan halkı dışarı çıkarıp testereyle, demir kazma ve baltayla yapılan işlerde çalıştırdı. Davut bunu bütün Ammon kentlerinde uyguladı. Sonra ordusuyla birlikte Yeruşalime döndü.

Davut Ammonlularla Aramlıları Yenilgiye Uğratıyor – I. Tarihler 19

Bir süre sonra Ammon Kralı Nahaş öldü, yerine oğlu kral oldu. Davut, “Babası bana iyilik ettiği için ben de Nahaş oğlu Hanuna iyilik edeceğim” diye düşünerek, babasının ölümünden dolayı baş sağlığı dilemek için Hanuna ulaklar gönderdi.
Davutun ulakları Hanuna baş sağlığı dilemek için Ammonluların ülkesine varınca, Ammon önderleri Hanuna şöyle dediler: “Davut sana baş sağlığı dileyen bu adamları gönderdi diye babana saygı duyduğunu mu sanıyorsun? Bu ulaklar ülkeyi araştırmak, casusluk etmek, yıkmak için buraya geldiler.”
Bunun üzerine Hanun Davutun ulaklarını yakalattı. Sakallarını tıraş edip giysilerinin kalçayı kapatan kesimini ortadan kesti ve onları öylece gönderdi.
Davut bunu duyunca, ulakları karşılamak üzere adamlar gönderdi. Çünkü ulaklar çok utanıyorlardı. Kral, “Sakalınız uzayıncaya dek Erihada kalın, sonra dönün” diye buyruk verdi.
Ammonlular Davutun nefretini kazandıklarını anlayınca, Hanunla Ammonlular Aram-Naharayim, Aram-Maaka ve Sovadan savaş arabalarıyla atlılar kiralamak için bin talant gümüş gönderdiler. Otuz iki bin savaş arabası ve Maaka Kralıyla askerlerini kiraladılar. Maaka Kralıyla askerleri gelip Medevanın yakınında ordugah kurdular. Ammonlular da savaşmak üzere kentlerinden çıkıp bir araya geldiler. Davut bunu duyunca, Yoavı ve güçlü adamlardan oluşan bütün ordusunu onlara karşı gönderdi. Ammonlular çıkıp kent kapısında savaş düzeni aldılar. Yardıma gelen krallar da kırda savaş düzenine girdiler.
Önde, arkada düşman birliklerini gören Yoav, İsrailin en iyi askerlerinden bazılarını seçerek Aramlıların karşısına yerleştirdi. Geri kalan birlikleri de kardeşi Avişayın komutasına vererek Ammonlulara karşı yerleştirdi. Yoav, “Aramlılar benden güçlü çıkarsa, yardımıma gelirsin” dedi, “Ama Ammonlular senden güçlü çıkarsa, ben sana yardıma gelirim. Güçlü ol! Halkımızın ve Tanrımızın kentleri uğruna yürekli olalım! RAB gözünde iyi olanı yapsın.”
Yoavla yanındakiler Aramlılara karşı savaşmak için ileri atılınca, Aramlılar onlardan kaçtı. Aramlıların kaçıştığını gören Ammonlular da Yoavın kardeşi Avişaydan kaçarak kente girdiler. Yoav ise Yeruşalime döndü.
İsraillilerin önünde bozguna uğradıklarını gören Aramlılar, ulaklar gönderip Fırat Irmağının karşı yakasında, Hadadezerin ordu komutanı Şofakın komutasındaki Aramlıları çağırdılar.
Davut bunu duyunca, bütün İsrail ordusunu topladı. Şeria Irmağından geçerek onlara doğru ilerleyip karşılarında savaş düzeni aldı. Davut savaşmak için düzen alınca, Aramlılar onunla savaştılar. Ne var ki, Aramlılar İsraillilerin önünden kaçtılar. Davut onlardan yedi bin savaş arabası sürücüsü ile kırk bin yaya asker öldürdü. Ordu komutanı Şofakı da öldürdü. Hadadezerin buyruğundaki krallar İsraillilerin önünde bozguna uğradıklarını görünce, Davutla barış yaparak ona boyun eğdiler.
Aramlılar bundan böyle Ammonlulara yardım etmekten kaçındılar.

Davutun Görevlileri – I. Tarihler 18

Bütün İsrailde krallık yapan Davut halkına doğruluk ve adalet sağladı. Seruya oğlu Yoav ordu komutanı, Ahilut oğlu Yehoşafat devlet tarihçisiydi. Ahituv oğlu Sadokla Aviyatar oğlu Ahimelek kahin, Şavşa yazmandı. Yehoyada oğlu Benaya Keretlilerle Peletlilerin komutanıydı. Davutun oğulları da sarayda yüksek görevlere atanmışlardı.

Davutun Başarıları – I. Tarihler 18

Bir süre sonra, Davut Filistlileri yenip boyunduruğu altına aldı; Gatı ve çevresindeki köyleri Filistlilerin yönetiminden çıkardı.
Moavlıları da bozguna uğrattı. Onlar Davutun haraç ödeyen köleleri oldular.
Davut Fırata kadar krallığını pekiştirmeye giden Sova Kralı Hadadezeri de Hama yakınlarında yendi. Bin savaş arabasını, yedi bin atlısını, yirmi bin yaya askerini ele geçirdi. Yüz savaş arabası için gereken atların dışındaki bütün atları da sakatladı.
Sova Kralı Hadadezere yardıma gelen Şam Aramlılarından yirmi iki bin kişiyi öldürdü. Sonra Şam Aramlılarının ülkesine askeri birlikler yerleştirdi. Onlar da Davutun haraç ödeyen köleleri oldular. RAB Davutu gittiği her yerde zafere ulaştırdı.
Davut Hadadezerin komutanlarının taşıdığı altın kalkanları alıp Yeruşalime götürdü. Ayrıca Hadadezerin yönetimindeki Tivhat ve Kun kentlerinden bol miktarda tunç aldı. Süleyman bunu havuz, sütunlar ve çeşitli eşyalar yapmak için kullandı.
Hama Kralı Tou, Davutun Sova Kralı Hadadezerin bütün ordusunu bozguna uğrattığını duydu. Tou Kral Davutu selamlamak ve Hadadezerle savaşıp yendiği için kutlamak üzere oğlu Hadoramı ona gönderdi. Çünkü Tou Hadadezerle sürekli savaşmıştı. Hadoram Davuta her türlü altın, gümüş, tunç armağanlar getirdi. Kral Davut bu armağanları bütün uluslardan –Edom, Moav, Ammonlular, Filistliler ve Amaleklilerden– ele geçirdiği altın ve gümüşle birlikte RABbe adadı.
Seruya oğlu Avişay Tuz Vadisinde on sekiz bin Edomlu öldürdü.
Edoma askeri birlikler yerleştirdi. Edomluların tümü Davutun köleleri oldular. RAB Davutu gittiği her yerde zafere ulaştırdı.

Davutun Duası – I. Tarihler 17

Bunun üzerine Kral Davut gelip RABbin önünde oturdu ve şöyle dedi: “Ya RAB Tanrı, ben kimim, ailem nedir ki, beni bu duruma getirdin? Ey Tanrı, sanki bu yetmezmiş gibi, kulunun soyunun geleceği hakkında da söz verdin. Benimle de büyük bir adammışım gibi ilgilendin, ya RAB Tanrı! Kulunu onurlandırdın, ben sana başka ne diyebilirim ki! Çünkü sen kulunu tanıyorsun. Ya RAB, kulunun hatırı için ve isteğin uyarınca bu büyüklüğü gösterdin ve bu büyük vaatleri bildirdin.
“Ya RAB, bir benzerin yok, senden başka tanrı da yok! Bunu kendi kulaklarımızla duyduk. Halkın İsraile benzer tek bir ulus yok dünyada. Kendi halkın olsun diye onları kurtarmaya gittin. Büyük ve görkemli işler yapmakla ün saldın. Mısırdan kurtardığın halkın önünden ulusları kovdun. Halkın İsraili sonsuza dek kendi halkın olarak seçtin ve sen de, ya RAB, onların Tanrısı oldun.
“Şimdi, ya RAB, kuluna ve onun soyuna ilişkin verdiğin sözü sonsuza dek tut, sözünü yerine getir. Öyle ki, insanlar, İsraili kayıran, Her Şeye Egemen RAB Tanrı İsrailin Tanrısıdır! diyerek adını sonsuza dek ansınlar, yüceltsinler ve kulun Davutun soyu da önünde sürsün.
“Sen, ey Tanrım, ben kulun için bir soy çıkaracağını bana açıkladın. Bundan dolayı kulun önünde sana dua etme yürekliliğini buldu. Ya RAB, sen Tanrısın! Kuluna bu iyi sözü verdin. Şimdi önünde sonsuza dek sürmesi için kulunun soyunu kutsamayı uygun gördün. Çünkü, ya RAB, onu kutsadığın için sonsuza dek kutlu kılınacak.”

Tanrının Davuta Verdiği Söz – I. Tarihler 17

Davut sarayına yerleştikten sonra Peygamber Natana, “Bak, ben sedir ağacından yapılmış bir sarayda oturuyorum. Oysa RABbin Antlaşma Sandığı bir çadırın altında duruyor!” dedi.
Natan, “Tasarladığın her şeyi yap, çünkü Tanrı seninledir” diye karşılık verdi.
O gece Tanrı Natana şöyle seslendi: “Git, kulum Davuta şöyle de: RAB diyor ki, oturmam için bana tapınak yapmayacaksın. İsrail halkını Mısırdan çıkardığım günden bu yana tapınakta oturmadım. Bir çadırdan öbür çadıra, orada burada konaklayarak dolaştım. İsraillilerle birlikte dolaştığım yerlerin herhangi birinde, halkımı gütmesini buyurduğum İsrail önderlerinden birine, neden bana sedir ağacından bir konut yapmadınız diye hiç sordum mu?
“Şimdi kulum Davuta şöyle diyeceksin: Her Şeye Egemen RAB diyor ki: Halkım İsraile önder olasın diye seni otlaklardan ve koyun gütmekten aldım. Her nereye gittiysen seninleydim. Önünden bütün düşmanlarını yok ettim. Adını dünyadaki büyük adamların adı gibi büyük kılacağım. Halkım İsrail için bir yurt sağlayıp onları oraya yerleştireceğim. Bundan böyle kendi yurtlarında otursunlar, bir daha rahatsız edilmesinler. Kötü kişiler de halkım İsraile hakimler atadığım günden bu yana yaptıkları gibi, bir daha onlara baskı yapmasınlar. Bütün düşmanlarının sana boyun eğmesini sağlayacağım. RABbin senin için bir soy yetiştirecek, bilesin.
“ Sen ölüp atalarına kavuşunca, senden sonra oğullarından birini ortaya çıkarıp krallığını pekiştireceğim. Benim için tapınak kuracak olan odur. Ben de onun tahtını sonsuza dek sürdüreceğim. Ben ona baba olacağım, o da bana oğul olacak. Senden önceki kraldan esirgediğim sevgiyi hiçbir zaman esirgemeyeceğim. Onu sonsuza dek tapınağımın ve krallığımın üzerine atayacağım; tahtı sonsuza dek sürecektir. ”
Böylece Natan bütün bu sözleri ve görümleri Davuta aktardı.

Levililer Antlaşma Sandığının Hizmetine Atanıyor – I. Tarihler 16

Davut RABbin Antlaşma Sandığının önünde günlük işlerde sürekli hizmet etmeleri için Asafla Levili kardeşlerini atadı. Onlarla birlikte hizmet etmeleri için Ovet-Edomla altmış sekiz Levili akrabasını da atadı. Yedutun oğlu Ovet-Edomla Hosa kapı nöbetçileriydi.
Davut Kahin Sadokla öbür kahin kardeşlerini Givondaki tapınma yerinde, RABbin Çadırının bulunduğu yerde görevlendirdi. Bunlar RABbin İsraile verdiği yasada yazılanlar uyarınca, sabah akşam, düzenli olarak yakmalık sunu sunağında RABbe sunular sunacaklardı. Onlarla birlikte Hemanla Yedutunu ve RABbin sonsuz sevgisi için şükretsinler diye özel olarak seçilen öbürlerini de görevlendirdi. Hemanla Yedutun borazanlardan, zillerden ve Tanrıyı öven ezgiler için gereken öbür çalgılardan sorumluydu. Yedutunoğullarını da kapıda nöbetçi olarak görevlendirdi. Sonra herkes evine döndü. Davut da ailesini kutsamak için evine döndü.

Davutun Şükür Ezgisi – I. Tarihler 16

O gün Davut RABbe şükretme işini ilk kez Asafla kardeşlerine verdi.
RABbe şükredin, Onu adıyla çağırın,
Halklara duyurun yaptıklarını!
Onu ezgilerle, ilahilerle övün,
Bütün harikalarını anlatın!
Kutsal adıyla övünün,
Sevinsin RABbe yönelenler!
RABbe ve Onun gücüne bakın,
Durmadan Onun yüzünü arayın!
Ey sizler, kulu İsrailin soyu,
Seçtiği Yakupoğulları,
Onun yaptığı harikaları,
Olağanüstü işlerini
Ve ağzından çıkan yargıları anımsayın!
Tanrımız RAB Odur,
Yargıları bütün yeryüzünü kapsar.
Onun antlaşmasını,
Bin kuşak için verdiği sözü,
İbrahimle yaptığı antlaşmayı,
İshak için içtiği andı sonsuza dek anımsayın.
“Hakkınıza düşen mülk olarak
Kenan ülkesini size vereceğim” diyerek,
Bunu Yakup için bir kural,
İsraille sonsuza dek geçerli bir antlaşma yaptı.
O zaman bir avuç insandınız,
Sayıca az ve ülkeye yabancıydınız.
Bir ulustan öbürüne,
Bir ülkeden ötekine dolaşıp durdular.
RAB kimsenin onları ezmesine izin vermedi,
Onlar için kralları bile payladı:
“Meshettiklerime dokunmayın,
Peygamberlerime kötülük etmeyin!” dedi.
Ey bütün dünya, ezgiler söyleyin RABbe!
Her gün duyurun kurtarışını!
Görkemini uluslara,
Harikalarını bütün halklara anlatın!
Çünkü RAB uludur, yalnız O övgüye değer,
İlahlardan çok Ondan korkulur.
Halkların bütün ilahları bir hiçtir,
Oysa gökleri yaratan RABdir.
Yücelik, ululuk Onun huzurundadır,
Güç ve sevinç Onun konutundadır.
Ey bütün halklar, RABbi övün,
RABbin gücünü, yüceliğini övün,
RABbin görkemini adına yaraşır biçimde övün,
Sunular getirip Onun önüne çıkın!
Kutsal giysiler içinde RABbe tapının!
Titreyin Onun önünde, ey bütün yeryüzündekiler!
Dünya sağlam kurulmuş, sarsılmaz.
Sevinsin gökler, coşsun yeryüzü,
Uluslar arasında, “RAB egemenlik sürüyor!” densin.
Gürlesin deniz içindekilerle birlikte,
Bayram etsin kırlar ve üzerindekiler!
O zaman RABbin önünde ormanın ağaçları
Sevinçle haykıracak.
Çünkü O yeryüzünü yargılamaya geliyor.
RABbe şükredin, çünkü O iyidir,
Sevgisi sonsuzdur.
Şöyle seslenin:
“Kurtar bizi, ey kurtarıcımız Tanrı,
Topla bizi, ulusların arasından çıkar.
Kutsal adına şükredelim,
Yüceliğinle övünelim.
İsrailin Tanrısı RABbe
Öncesizlikten sonsuza dek övgüler olsun!”
Bütün halk, “Amin!” diyerek RABbe övgüler sundu.

Antlaşma Sandığının Yeruşalime Getirilişi – I. Tarihler 16

Tanrının Antlaşma Sandığını getirip Davutun bu amaçla kurduğu çadırın içine koydular. Tanrıya yakmalık sunular ve esenlik sunuları sundular. Davut yakmalık sunuları ve esenlik sunularını sunmayı bitirince, RABbin adıyla halkı kutsadı. Ardından erkek, kadın her İsrailliye birer somun ekmekle birer hurma ve üzüm pestili dağıttı.
RABbin Antlaşma Sandığı önünde hizmet etmek, İsrailin Tanrısı RABbi anmak, Ona şükretmek ve övgüler sunmak için bazı Levilileri atadı. Bunların önderi Asaf, yardımcısı Zekeriyaydı. Öbürleri Yeiel, Şemiramot, Yehiel, Mattitya, Eliav, Benaya, Ovet-Edom ve Yeieldi. Bunlar çenk ve lir, Asaf yüksek sesli zil, Kahin Benaya ile Yahaziel de Tanrının Antlaşma Sandığı önünde sürekli borazan çalacaklardı.

Antlaşma Sandığının Yeruşalime Getirilişi – I. Tarihler 15

Davut kendisine Davut Kentinde evler yaptı. Ardından Tanrının Antlaşma Sandığı için bir yer hazırlayıp çadır kurdu. Sonra, “Tanrının Antlaşma Sandığını yalnız Levililer taşıyacak” dedi, “Çünkü sandığı taşımak ve sonsuza dek kendisine hizmet etmek için RAB Levilileri seçti.”
Davut RABbin Antlaşma Sandığını hazırlamış olduğu yere getirmek için bütün İsraillileri Yeruşalimde topladı. Sonra Harunoğullarıyla Levilileri bir araya getirdi:
Kehatoğullarından: Önder Urielle 120 yakını,
Merarioğullarından: Önder Asayayla 220 yakını,
Gerşonoğullarından: Önder Yoelle 130 yakını,
Elisafanoğullarından: Önder Şemayayla 200 yakını,
Hevronoğullarından: Önder Elielle 80 yakını,
Uzzieloğullarından: Önder Amminadavla 112 yakını.
Bundan sonra Davut Kahin Sadokla Kahin Aviyatarı, Levili Urieli, Asayayı, Yoeli, Şemayayı, Elieli, Amminadavı yanına çağırdı. Onlara şöyle dedi: “Siz Levili boyların başlarısınız. Levili kardeşlerinizle birlikte kendinizi kutsayın, sonra İsrailin Tanrısı RABbin Antlaşma Sandığını hazırlamış olduğum yere getirin. Çünkü geçen sefer sandığı siz taşımadığınız ve biz de kurala uygun davranmadığımız için Tanrımız RAB bize öfkelendi.”
Böylece kahinlerle Levililer İsrailin Tanrısı RABbin Antlaşma Sandığını getirmek için kendilerini kutsadılar. RABbin sözü uyarınca ve Musanın onlara buyurduğu gibi, Tanrının Sandığının sırıklarını omuzları üzerinde taşıdılar.
Davut Levili önderlere, kardeşlerinden çenk, lir ve zil gibi çalgılar eşliğinde yüksek sesle sevinçli ezgiler okuyacak ezgiciler atamalarını söyledi.
Levililer de Yoel oğlu Hemanı, akrabalarından Berekya oğlu Asafı, akrabaları Merarioğullarından Kuşaya oğlu Etanı atadılar. Onlara yardımcı olarak da kapı nöbetçileri kardeşlerinden Zekeriyayı, Yaazieli, Şemiramotu, Yehieli, Unniyi, Eliavı, Benayayı, Maaseyayı, Mattityayı, Elifelehuyu, Mikneyayı, Ovet-Edomu, Yeieli atadılar. Ezgicilerden Heman, Asaf, Etan tunç zil; Zekeriya, Aziel, Şemiramot, Yehiel, Unni, Eliav, Maaseya, Benaya tiz perdeli çenk çalmak; Mattitya, Elifelehu, Mikneya, Ovet-Edom, Yeiel, Azazya sekiz telli lirle önderlik yapmak üzere seçildiler. Levililerin önderi Kenanya ise ezgilerden sorumluydu. Bu konuda yetenekliydi.
Berekya ile Elkana Antlaşma Sandığının bulunduğu yerin kapı nöbetçileriydi. Şevanya, Yoşafat, Netanel, Amasay, Zekeriya, Benaya, Eliezer adındaki kahinler Tanrının Antlaşma Sandığı önünde borazan çalıyordu. Ovet-Edom ile Yehiya da Antlaşma Sandığının bulunduğu yerin kapı nöbetçileriydi.
Böylece Davut, İsrail ileri gelenleri ve binbaşılar RABbin Antlaşma Sandığını Ovet-Edomun evinden sevinçle getirmeye gittiler. Tanrı, RABbin Antlaşma Sandığını taşıyan Levililere yardım ettiği için, yedi boğa ile yedi koç kurban ettiler. Davut, sandığı taşıyan Levililer, ezgiciler ve ezgilerden sorumlu olan Kenanya ince ketenden cüppeler giyinmişlerdi. Davut ince keten efod da kuşanmıştı. Böylece İsrailliler sevinç naraları atarak, boru, borazan, zil, çenk ve lirler çalarak RABbin Antlaşma Sandığını getiriyorlardı. RABbin Antlaşma Sandığı Davut Kentine varınca, Saulun kızı Mikal pencereden baktı. Oynayıp zıplayan Kral Davutu görünce, onu içinden küçümsedi.

Filistliler Yenilgiye Uğruyor – I. Tarihler 14

Filistliler Davutun İsrail Kralı olarak meshedildiğini duyunca, bütün Filist ordusu onu aramak için yola çıktı. Bunu duyan Davut onları karşılamaya gitti. Filistliler gelip Refaim Vadisinde baskın yapmışlardı. Davut Tanrıya danıştı: “Filistlilere saldırayım mı? Onları elime teslim edecek misin?”
RAB, “Saldır” dedi, “Onları eline teslim edeceğim.”
Bunun üzerine Davutla adamları Baal-Perasime gittiler. Davut orada Filistlileri bozguna uğrattı. Sonra, “Her şeyi yarıp geçen sular gibi, Tanrı düşmanlarımı benim elimle yarıp geçti” dedi. Bundan ötürü oraya Baal-Perasim adı verildi. Filistliler putlarını orada bıraktılar. Davutun buyruğu uyarınca putlar yakıldı.
Filistliler bir kez daha gelip vadiye baskın yaptılar. Davut yine Tanrıya danıştı. Tanrı şöyle karşılık verdi: “Buradan saldırma! Onları arkadan çevirip pelesenk ağaçlarının önünden saldır. Pelesenk ağaçlarının tepesinden yürüyüş sesi duyar duymaz, saldırıya geç. Çünkü ben Filist ordusunu bozguna uğratmak için önünsıra gitmişim demektir.” Davut Tanrının kendisine buyurduğu gibi yaptı ve Filist ordusunu Givondan Gezere kadar bozguna uğrattı.
Böylece Davutun ünü her yana yayıldı. RAB bütün ulusların ondan korkmasını sağladı.

Davutun Ailesi – I. Tarihler 14

Sur Kralı Hiram Davuta ulaklar ve bir saray yapmak için sedir tomrukları, taşçılar, marangozlar gönderdi. Böylece Davut RABbin kendisini İsrail Kralı atadığını ve halkı İsrailin hatırı için krallığını çok yücelttiğini anladı.
Davut Yeruşalimde kendine daha birçok karı aldı; bunlardan erkek ve kız çocukları oldu. Davutun Yeruşalimde doğan çocuklarının adları şunlardı: Şammua, Şovav, Natan, Süleyman, Yivhar, Elişua, Elpelet, Nogah, Nefek, Yafia, Elişama, Beelyada, Elifelet.

Antlaşma Sandığının Kiryat-Yearimden Taşınması – I. Tarihler 13

Davut binbaşılara, yüzbaşılara ve subaylarına danıştı. Sonra bütün İsrail topluluğuna şöyle seslendi: “Eğer onaylarsanız ve Tanrımız RABbin isteğiyse, İsrail ülkesinin her yanına yayılmış öbür soydaşlarımıza ve onlarla birlikte kendi kentlerinde ve otlaklarında yaşayan kahinlerle Levililere haberciler gönderelim. Onlar da gelip bize katılsınlar. Tanrımızın Sandığını geri getirelim. Çünkü Saulun krallığı döneminde ona gereken önemi vermedik.” Topluluk bu öneriyi benimseyerek sandığı geri getirmeye karar verdi.
Davut Tanrının Antlaşma Sandığını Kiryat-Yearimden geri getirmek için Mısırdaki Şihor Irmağından Levo-Hamata kadar bütün İsraillileri topladı. Böylece Davutla İsrailliler Keruvlar arasında taht kuran RAB Tanrının adıyla anılan Tanrının Antlaşma Sandığını getirmek için Yahudadaki Baala Kentine –Kiryat-Yearime– gittiler.
Tanrının Sandığını Avinadavın evinden alıp yeni bir arabaya koydular. Arabayı Uzzayla Ahyo sürüyordu. Bu arada Davutla bütün İsrail halkı da Tanrının önünde lir, çenk, tef, zil ve borazanlar eşliğinde ezgiler okuyarak, var güçleriyle bu olayı kutluyorlardı.
Kidonun harman yerine vardıklarında öküzler tökezledi. Bu nedenle Uzza elini uzatıp sandığı tuttu. RAB sandığa elini uzatan Uzzaya öfkelenerek onu yere çaldı. Uzza orada, Tanrının önünde öldü.
Davut, RABbin Uzzayı cezalandırmasına öfkelendi. O günden bu yana oraya Peres-Uzza denilir.
Davut o gün Tanrıdan korkarak, “Tanrının Sandığını nasıl yanıma getirsem?” diye düşündü. Sandığı yanına, Davut Kentine götüreceğine Gatlı Ovet-Edomun evine götürdü. Tanrının Sandığı Gatlı Ovet-Edomun evinde üç ay kaldı. RAB Ovet-Edomun ailesini ve ona ait her şeyi kutsadı.

Davutun Hevrondaki Ordusu – I. Tarihler 12

RABbin sözü uyarınca Saulun krallığını Davuta vermek için Hevrona, Davutun yanına gelen savaşçıların sayısı şudur:
Savaşa hazır, kalkan ve mızrak taşıyan Yahudaoğullarından 6 800 kişi.
Savaşa hazır, yiğit Şimonoğullarından 7 100 kişi.
Levioğullarından 4 600 kişi.
Harun ailesinin başı Yehoyada ve onunla birlikte olanlar 3 700 kişi.
Genç yiğit Sadokla ailesinden 22 subay.
Saulun soyu Benyaminlilerden 3 000 kişi. Benyaminlilerin çoğu o zamana dek Saulun ailesine bağlı kalmışlardı.
Efrayimoğullarından yiğit savaşçı ve boylarında ün salmış 20 800 kişi.
Davutu kral yapmak için Manaşşe oymağının yarısından özel olarak seçilip gelenler 18 000 kişi.
İssakaroğullarından 200 kişi. Bunlar İsraillilerin ne zaman ne yapması gerektiğini bilen kişilerdi. Boy başlarıydı ve bütün akrabalarını yönetirlerdi.
Zevulundan 50 000 kişi. Bunlar savaşa hazır, deneyimli askerlerdi. Her tür silahı kullanmada ustaydılar. Davuta candan ve yürekten yardım ettiler.
Naftaliden 1 000 subay ile kalkan ve mızrak taşıyan 37 000 kişi.
Danlılardan savaşa hazır 28 600 kişi.
Aşerden savaşa hazır, deneyimli 40 000 asker.
Şeria Irmağının doğusunda yaşayan, savaş için her tür silahla donatılmış Rubenlilerden, Gadlılardan ve Manaşşe oymağının yarısından 120 000 kişi.
Bunların hepsi savaşa hazır yiğit askerlerdi. Büyük bir kararlılıkla Davutu bütün İsrailin kralı yapmak için Hevrona geldiler. Geri kalan İsrailliler de Davutu kral yapma konusunda aynı düşüncedeydiler. Adamlar Davutun yanında üç gün kaldılar. Orada yiyip içtiler. Gereksinimlerini yakınları sağlamıştı. İssakar, Zevulun ve Naftaliye kadar yayılmış olan yakınları da yiyecek yüklü eşeklerle, develerle, katırlarla, öküzlerle geldiler. Bol miktarda un, incir pestili, kuru üzüm salkımları, şarap, zeytinyağı, çok sayıda sığır ve davar getirdiler. Çünkü İsrailde sevinç vardı.

Davutun Ziklaktaki Yardımcıları – I. Tarihler 12

Davutun Kiş oğlu Sauldan gizlendiği Ziklakta yanına gelenler şunlardır. Bunlar savaşta onu destekleyen yiğitlerdi. Benyamin oymağından, Saulun ailesindendiler. Yay taşır ve yayla ok, sapanla taş atmak için hem sağ, hem sol ellerini kullanabilirlerdi. Givalı Şemaanın oğulları Ahiezerle Yoaşın komutası altındaydılar. Adları şunlardı: Azmavetin oğulları Yezielle Pelet, Beraka, Anatotlu Yehu, Otuzlardan bir yiğit ve Otuzların önderi olan Givonlu Yişmaya, Yeremya, Yahaziel, Yohanan, Gederalı Yozavat, Eluzay, Yerimot, Bealya, Şemarya, Haruflu Şefatya, Elkana, Yişşiya, Azarel, Yoezer, Yaşovam, Korahlılar, Yoela, Zevadya, Gedorlu Yerohamın oğulları.
Davut çölde saklandığı yerdeyken bazı Gadlılar da ona katıldı. Bunlar savaşa hazır, kalkan ve mızrak kullanabilen yiğit adamlardı. Yüzleri aslan yüzü gibiydi, dağlardaki ceylanlar kadar çeviktiler.
Önderleri Ezerdi. İkincisi Ovadya, üçüncüsü Eliav, dördüncüsü Mişmanna, beşincisi Yeremya, altıncısı Attay, yedincisi Eliel, sekizincisi Yohanan, dokuzuncusu Elzavat, onuncusu Yeremya, on birincisi de Makbannaydı.
Bu Gadlılar ordu komutanlarıydı. En güçsüzleri yüz, güçlüleri bin kişinin yerini tutardı. Birinci ay, Şeria Irmağı her yana taşmışken, karşı yakaya geçtiler. Oradaki vadilerde oturanların tümünü doğuya, batıya kaçırdılar.
Benyamin ve Yahudaoğullarından bazı kişiler de Davutun yanına, saklandığı yere gittiler. Onları karşılamaya çıkan Davut şöyle dedi: “Eğer bana yardım etmek için esenlikle geldiyseniz, buyrun bize katılın. Ama ben haksızlık yapmamışken beni düşmanlarımın eline teslim etmeye geldiyseniz, atalarımızın Tanrısı bunu görsün ve sizi yargılasın.”
Tanrının Ruhu Otuzların önderi Amasayın üzerine indi. Amasay şöyle dedi:
“Ey Davut, seniniz biz!
Ey İşay oğlu, seninleyiz!
Esenlik olsun sana, esenlik!
Seni destekleyenlere de esenlik olsun!
Tanrın sana yardım edecektir.”
Davut onları iyi karşıladı ve akıncıların başı yaptı.
Davut Filistlilerle birlikte Saula karşı savaşmaya gidince, Manaşşe oymağından da bazı kişiler onun yanına geçtiler. Ne var ki Davutla adamları Filistlilere yardım etmediler. Çünkü Filist beyleri birbirlerine danışıp, “Davut efendisi Saula dönerse başımızdan oluruz” diyerek onu geri göndermişlerdi. Davut Ziklaka gittiğinde yanına geçen Manaşşeliler şunlardır: Adna, Yozavat, Yediael, Mikael, Yozavat, Elihu, Silletay. Bunlar Manaşşede bin kişilik birliklerin komutanlarıydı. Düşman akıncılarına karşı Davuta yardım ettiler. Hepsi de yiğit savaşçılar, ordu komutanlarıydı. Her gün insanlar Davuta yardım etmeye geliyorlardı. Davut büyük, güçlü bir orduya sahip oluncaya dek bu böyle sürdü.

Davutun Yiğit Askerleri – I. Tarihler 11

RABbin İsraile verdiği söz uyarınca Davutun yiğit askerlerinin komutanları İsrail halkıyla birlikte Davutu kral yaptılar ve krallığının güçlenmesi için onu desteklediler. Bunların adları şöyledir:
Üçlerin önderi Hakmonlu Yaşovam, mızrağını üç yüz kişiye karşı kaldırıp bir saldırıda hepsini öldürdü.
İkincisi, üç yiğitlerden biri olan Ahohlu Dodo oğlu Elazar. Filistliler savaş için Pas-Dammimde toplandıklarında Elazar Davutun yanındaydı. Orada bir arpa tarlası vardı. İsrailliler Filistlilerin önünden kaçmıştı. Ama Elazarla Davut tarlanın ortasında durup orayı savunmuş, Filistlileri öldürmüşlerdi. RAB onlara büyük bir zafer sağlamıştı.
Otuzlardan üçü Davutun yanına, Adullam Mağarasındaki kayaya gittiler. Bir Filist birliği Refaim Vadisinde ordugah kurmuştu. Bu sırada Davut hisarda, başka bir Filist birliğiyse Beytlehemdeydi. Davut özlemle, “Keşke biri Beytlehemde kapının yanındaki kuyudan bana su getirse!” dedi. Bu Üçler Filist ordugahının ortasından geçerek Beytlehemde kapının yanındaki kuyudan su çekip Davuta getirdiler. Ama Davut içmek istemedi; suyu yere dökerek RABbe sundu. “Ey Tanrım, bunu yapmak benden uzak olsun!” dedi, “Canlarını tehlikeye atıp giden bu üç kişinin kanını mı içeyim?” Canlarını tehlikeye atarak suyu getirdikleri için Davut içmek istemedi.
Bu üç kişinin yiğitliği işte böyleydi.
Yoavın kardeşi Avişay Üçlerin önderiydi. Mızrağını kaldırıp üç yüz kişiyi öldürdü. Bu yüzden Üçler kadar ünlendi. Üçlerin en saygın kişisiydi ve onların önderi oldu. Ama Üçlerden sayılmadı.
Yehoyada oğlu Kavseelli Benaya yürekli bir savaşçıydı. Büyük işler başardı. Aslan yürekli iki Moavlıyı öldürdü. Ayrıca karlı bir gün çukura inip bir aslan öldürdü. Beş arşın boyunda iri yarı bir Mısırlıyı da öldürdü. Mısırlının elinde dokumacı sırığı gibi bir mızrak vardı. Benaya sopayla onun üzerine yürüdü. Mızrağı elinden kaptığı gibi onu kendi mızrağıyla öldürdü. Yehoyada oğlu Benayanın yaptıkları bunlardır. Bu sayede o da üç yiğitler kadar ünlendi. Benaya Otuzlar arasında saygın bir yer edindiyse de, Üçlerden sayılmadı. Davut onu muhafız birliği komutanlığına atadı.
Öteki yiğitler şunlardır:
Yoavın kardeşi Asahel,
Beytlehemli Dodo oğlu Elhanan,
Harorlu Şammot, Pelonlu Heles,
Tekoalı İkkeş oğlu İra, Anatotlu Aviezer,
Huşalı Sibbekay, Ahohlu İlay,
Netofalı Mahray ve Baana oğlu Helet,
Benyaminoğullarından Givalı Rivay oğlu İttay, Piratonlu Benaya,
Gaaş vadilerinden Huray, Arvalı Aviel,
Baharumlu Azmavet, Şaalbonlu Elyahba,
Gizonlu Haşemin oğulları, Hararlı Şage oğlu Yonatan,
Hararlı Sakar oğlu Ahiam, Ur oğlu Elifal,
Mekeralı Hefer, Pelonlu Ahiya,
Karmelli Hesro, Ezbay oğlu Naaray,
Natanın kardeşi Yoel, Hacer oğlu Mivhar,
Ammonlu Selek, Seruya oğlu Yoavın silah taşıyıcısı Berotlu Nahray,
Yattirli İra ve Garev,
Hititli Uriya, Ahlay oğlu Zavat,
Rubenlilerin önderi Rubenli Şiza oğlu Adina ve ona eşlik eden otuz kişi,
Maaka oğlu Hanan, Mitanlı Yoşafat,
Aşteralı Uzziya, Aroerli Hotamın oğulları Şama ve Yeiel,
Şimri oğlu Yediael ve kardeşi Tisli Yoha,
Mahavlı Eliel, Elnaamın oğulları Yerivay ve Yoşavya, Moavlı Yitma,
Eliel, Ovet, Mesovalı Yaasiel.

Davut İsrail Kralı Oluyor – I. Tarihler 11

İsraillilerin tümü Hevronda bulunan Davuta gelip şöyle dediler: “Biz senin etin, kemiğiniz. Geçmişte Saul kralımızken, savaşta İsraile komuta eden sendin. Tanrın RAB sana, Halkım İsraili sen güdecek, onlara sen önder olacaksın diye söz verdi.” İsrailin bütün ileri gelenleri Hevrona, Kral Davutun yanına gelince, Davut RABbin önünde orada onlarla bir antlaşma yaptı. Onlar da RABbin Samuel aracılığıyla söylediği söz uyarınca, Davutu İsrail Kralı olarak meshettiler.
Kral Davutla İsrailliler Yevus diye bilinen Yeruşalime saldırmak için yola çıktılar. Orada yaşayan Yevuslular Davuta, “Sen buraya giremezsin” dediler. Ne var ki, Davut Siyon Kalesini, Davut Kentini ele geçirdi.
Davut, “Yevuslulara ilk saldıran kişi komutan ve önder olacak” demişti. İlk saldırıyı Seruya oğlu Yoav yaptı, böylece ordu komutanı oldu.
Bundan sonra Davut kalede oturmaya başladı. Bunun için oraya “Davut Kenti” adı verildi. Çevredeki bölgeyi, Millodan çevre surlara kadar uzanan kesimi inşa etti. Yoav da kentin geri kalan bölümünü onardı. Davut giderek güçleniyordu. Çünkü Her Şeye Egemen RAB onunlaydı.

Saulla Oğullarının Ölümü – I. Tarihler 10

Filistliler İsraillilerle savaşa tutuştu. İsrailliler Filistlilerin önünden kaçtı. Birçoğu Gilboa Dağında ölüp yere serildi. Filistliler Saulla oğullarının ardına düştüler. Saulun oğulları Yonatanı, Avinadavı ve Malkişuayı yakalayıp öldürdüler. Saulun çevresinde savaş kızıştı. Derken Saul Filistli okçular tarafından vuruldu ve yaralandı.
Saul silahını taşıyan adama, “Kılıcını çek de bana sapla” dedi, “Yoksa bu sünnetsizler gelip benimle alay edecekler.”
Ama silah taşıyıcısı büyük bir korkuya kapılarak bunu yapmak istemedi. Bunun üzerine Saul kılıcını çekip kendini üzerine attı. Saulun öldüğünü görünce, silah taşıyıcısı da kendini kılıcının üzerine atıp öldü. Böylece Saul, üç oğlu ve bütün ev halkı birlikte öldüler.
Vadide oturan İsrailliler, İsrail ordusunun kaçtığını, Saulla oğullarının öldüğünü anlayınca, kentlerini terk edip kaçmaya başladılar. Filistliler gelip bu kentlere yerleştiler.
Ertesi gün Filistliler, öldürülenleri soymak için geldiklerinde, Saulla oğullarının Gilboa Dağında öldüğünü gördüler. Saulu soyduktan sonra başını kesip silahlarını aldılar. Sonra bu iyi haberi putlarına ve halka duyurmaları için Filist ülkesinin her yanına ulaklar gönderdiler. Saulun silahlarını ilahlarının tapınağına koyup başını Dagon Tapınağına çaktılar.
Yaveş-Gilat halkı Filistlilerin Saula yaptıklarını duydu. Bütün yiğitler gidip Saulla oğullarının cesetlerini Yaveşe getirdiler. Sonra kemiklerini Yaveşteki yabanıl fıstık ağacının altına gömdüler ve yedi gün oruç tuttular.
Saul RABbe ihanet ettiği için öldü. RABbin sözünü yerine getirmedi. Yol göstermesi için RABbe danışacağına bir cinciye danıştı. Bu yüzden RAB onu öldürdü. Krallığını da İşay oğlu Davuta devretti.

Kral Saulun Soyu – I. Tarihler 9

Givonun kurucusu Yeiel, Givonda yaşadı. Karısının adı Maakaydı. Yeielin ilk oğlu Avdondu. Öbürleri şunlardı: Sur, Kiş, Baal, Ner, Nadav, Gedor, Ahyo, Zekeriya, Miklot. Miklot Şimamın babasıydı. Bunlar Yeruşalimde akrabalarının yanında yaşarlardı.
Ner Kişin, Kiş Saulun babasıydı.
Saul Yonatan, Malkişua, Avinadav ve Eşbaalın babasıydı.
Yonatan Merib-Baalın, Merib-Baal Mikanın babasıydı.
Mikanın oğulları: Piton, Melek, Tahrea, Ahaz.
Ahaz Yadanın babasıydı.
Yada Alemet, Azmavet ve Zimrinin,
Zimri Mosanın,
Mosa Bineanın,
Binea Refayanın,
Refaya Elasanın,
Elasa da Aselin babasıydı.
Aselin altı oğlu vardı. Adları şöyledir: Azrikam, Bokeru, İsmail, Şearya, Ovadya, Hanan. Bütün bunlar Aselin oğullarıydı.

Sürgünden Yeruşalime Dönenler – I. Tarihler 9

Bütün İsrailliler soylarına göre kaydedilmiştir. Bu kayıtlar İsrail krallarının tarihinde yazılıdır.
Yahudalılar RABbe ihanet ettikleri için Babile sürüldüler. Kentlerindeki mülklerine dönüp ilk yerleşenler bazı İsrailliler, kahinler, Levililer ve tapınak görevlileriydi.
Yahuda, Benyamin, Efrayim ve Manaşşe soyundan Yeruşalimde yaşayanlar şunlardır:
Yahuda oğlu Peres soyundan Bani oğlu İmri oğlu Omri oğlu Ammihut oğlu Utay.
Şelaoğullarından: İlk oğlu Asaya ve oğulları.
Zerahoğullarından: Yeuel.
Yahudalıların toplamı 690 kişiydi.
Benyamin soyundan gelenler:
Hassenua oğlu Hodavya oğlu Meşullam oğlu Sallu, Yeroham oğlu Yivneya, Mikri oğlu Uzzi oğlu Ela, Yivniya oğlu Reuel oğlu Şefatya oğlu Meşullam. Soylarına göre kaydedilenlerin toplamı 956 kişiydi. Bunların hepsi aile başlarıydı.
Kahinler:
Yedaya, Yehoyariv, Yakin, Ahituv oğlu Merayot oğlu Sadok oğlu Meşullam oğlu Hilkiya oğlu tapınak baş görevlisi Azarya, Malkiya oğlu Paşhur oğlu Yeroham oğlu Adaya, İmmer oğlu Meşillemit oğlu Meşullam oğlu Yahzera oğlu Adiel oğlu Maasay. Aile başları olan kahin kardeşlerinin toplamı 1 760tı. Tanrının Tapınağındaki hizmetlerden sorumlu yetenekli kişilerdi.
Levililer:
Merarioğullarından Haşavya oğlu Azrikam oğlu Haşşuv oğlu Şemaya, Bakbakkar, Hereş, Galal, Asaf oğlu Zikri oğlu Mika oğlu Mattanya, Yedutun oğlu Galal oğlu Şemaya oğlu Ovadya ve Netofalıların köylerinde yaşayan Elkana oğlu Asa oğlu Berekya.
Tapınak kapı nöbetçileri:
Şallum, Akkuv, Talmon, Ahiman ve kardeşleri. Şallum başlarıydı. Bugüne kadar doğuya bakan Kral Kapısında görevlidirler. Levili bölüklere bağlı kapı nöbetçileri bunlardı. Korah oğlu Evyasaf oğlu Kore oğlu Şallum ve ailesinden –Korahoğullarından– olan çalışma arkadaşları Çadırın giriş kapısının nöbetçileriydi. Bunların ataları da RABbin ordugahının giriş kapısının nöbetçileriydi. Önceleri Elazar oğlu Pinehas onların başıydı. RAB onunlaydı. Buluşma Çadırının kapısında Meşelemya oğlu Zekeriya nöbet tutardı.
Giriş kapısına nöbetçi seçilenlerin toplamı 212ydi. Bunlar, köylerinde bağlı oldukları soy kütüğüne yazılıdır. Davutla Bilici Samuel tarafından bu göreve atanmışlardı. Oğullarıyla birlikte RABbin Tapınağının, yani Çadırın kapılarında nöbet tutarlardı. Nöbetçiler dört yanda –doğuda, batıda, kuzeyde ve güneyde– nöbet tutardı. Köylerdeki kardeşleri zaman zaman gelir, yedi günlük bir süre için görevi onlarla paylaşırdı. Dört kapının baş nöbetçileri Leviliydi. Bunlar Tanrının Tapınağındaki odalardan ve hazinelerden sorumluydu. Geceyi Tanrının Tapınağının çevresinde geçirirlerdi. Çünkü tapınağı koruma ve her sabah kapılarını açma görevi onlarındı.
Bazıları da tapınak hizmetinde kullanılan eşyalardan sorumluydu. Eşyaları sayarak içeri alır, sayarak dışarıya çıkarırlardı. Öbürleri eşyalardan, kutsal yere ait nesnelerden, ince undan, şaraptan, zeytinyağından, günnükten, baharattan sorumluydu. Ancak baharatı karıştırıp hazırlama görevi kahinlerindi. Korahoğullarından Şallumun ilk oğlu Levili Mattitya sacda pide pişirme görevine atanmıştı. Kardeşleri Kehatoğullarından bazıları da her Şabat Günü adak ekmeklerini hazırlamakla görevliydi.
Levililerin boy başları olan ezgiciler tapınağın odalarında yaşardı. Başka iş yapmazlardı. Çünkü yaptıkları işten gece gündüz sorumluydular.
Bunların hepsi soy kütüğüne göre Levililerin boy başları, önderleriydi ve Yeruşalimde yaşarlardı.

Kral Saulun Soyu – I. Tarihler 8

Givonun kurucusu Yeiel Givonda yaşadı. Karısının adı Maakaydı. Yeielin ilk oğlu Avdondu. Öbürleri şunlardı: Sur, Kiş, Baal, Ner, Nadav, Gedor, Ahyo, Zeker ve Şimanın babası Miklot. Bunlar Yeruşalimdeki akrabalarının yanında yaşarlardı.
Ner Kişin, Kiş Saulun babasıydı.
Saul Yonatan, Malkişua, Avinadav ve Eşbaalın babasıydı.
Yonatan Merib-Baalın, Merib-Baal Mikanın babasıydı.
Mikanın oğulları: Piton, Melek, Tarea, Ahaz.
Ahaz Yehoaddanın babasıydı.
Yehoadda Alemet, Azmavet, Zimrinin,
Zimri Mosanın,
Mosa Bineanın,
Binea Rafanın,
Rafa Elasanın,
Elasa da Aselin babasıydı.
Aselin altı oğlu vardı. Adları şöyledir: Azrikam, Bokeru, İsmail, Şearya, Ovadya, Hanan. Bütün bunlar Aselin oğullarıydı.
Aselin kardeşi Esekin oğulları: İlk oğlu Ulam, ikincisi Yeuş, üçüncüsü Elifelet.
Ulamoğulları ok atmakta usta, yiğit savaşçılardı. Ulamın birçok oğlu, torunu vardı. Sayıları yüz elli kişiydi. Hepsi Benyamin soyundandı.

Benyamin Soyu – I. Tarihler 8

Benyaminin ilk oğlu Bala,
İkinci oğlu Aşbel,
Üçüncü oğlu Ahrah, Dördüncü oğlu Noha,
Beşinci oğlu Rafaydı. Balanın oğulları: Addar, Gera, Avihut, Avişua, Naaman, Ahoah, Gera, Şefufan, Huram.
Ehutoğulları Gevada yaşayan ailelerin başlarıydı. Oradan Manahata sürüldüler. Adları şunlardır: Naaman, Ahiya ve onları sürgüne gönderen Gera. Gera Uzzayla Ahihutun babasıydı.
Şaharayim, karıları Huşimle Baarayı boşadıktan sonra, Moav kırında çocuk sahibi oldu. Yeni karısı Hodeşten doğan oğulları şunlardır: Yovav, Sivya, Meşa, Malkam, Yeus, Sakeya, Mirma. Bunlar Şaharayimin oğullarıydı. Hepsi de boy başlarıydı. Şaharayimin karısı Huşimden de Avituv ve Elpaal adında iki oğlu vardı.
Elpaalın oğulları: Ever, Mişam, Ono ve Lod kentleriyle çevrelerindeki köyleri yeniden kuran Şemet, Beria, Şema. Beriayla Şema Ayalonda yaşayan halkın boy başlarıydı. Bunlar Gatta yaşayan halkı sürdüler.
Ahyo, Şaşak, Yeremot, Zevadya, Arat, Eder, Mikael, Yişpa ve Yoha Berianın oğullarıydı.
Zevadya, Meşullam, Hizki, Hever, Yişmeray, Yizliya ve Yovav Elpaalın oğullarıydı.
Yakim, Zikri, Zavdi, Elienay, Silletay, Eliel, Adaya, Beraya ve Şimrat Şiminin oğullarıydı.
Şaşakın oğulları: Yişpan, Ever, Eliel, Avdon, Zikri, Hanan, Hananya, Elam, Antotiya, Yifdeya, Penuel.
Yerohamın oğulları: Şamşeray, Şeharya, Atalya, Yaareşya, Eliya, Zikri.
Bunların hepsi soy kütüğüne göre boy başları ve önderlerdi. Yeruşalimde yaşadılar.

Aşer Soyu – I. Tarihler 7

Aşerin oğulları: Yimna, Yişva, Yişvi, Beria; kızkardeşleri Serah.
Beriaoğulları: Hever ve Birzayitin kurucusu Malkiel.
Hever Yaflet, Şomer, Hotam ve kızkardeşleri Şuanın babasıydı.
Yafletoğulları: Pasak, Bimhal, Aşvat. Yafletin oğulları bunlardı.
Şomeroğulları: Ahi, Rohga, Yehubba, Aram.
Kardeşi Helemin oğulları: Sofah, Yimna, Şeleş, Amal.
Sofahoğulları: Suah, Harnefer, Şual, Beri, Yimra, Beser, Hod, Şamma, Şilşa, Yitran, Beera.
Yeteroğulları: Yefunne, Pispa, Ara.
Ullanın oğulları: Arah, Hanniel, Risya.
Bunların hepsi Aşer soyundandı. Boy başları, seçkin kişiler, yiğit savaşçılar ve tanınmış önderlerdi. Soy kütüğüne kayıtlı savaşa hazır olanların sayısı yirmi altı bindi.

Efrayim Soyu – I. Tarihler 7

Efrayimin oğulları: Şutelah, Ezer ve Elat.
Beret Şutelahın,
Tahat Beretin,
Elada Tahatın,
Tahat Eladanın,
Zavat Tahatın,
Şutelah da Zavatın oğluydu. Ülkede doğup büyüyen Gatlılar Ezerle Elatı öldürdüler. Çünkü onların sürülerini çalmaya gitmişlerdi. Babaları Efrayim günlerce yas tuttu. Akrabaları onu avutmaya geldiler. Efrayim karısıyla yine yattı. Kadın gebe kalıp bir oğul doğurdu. Evinde talihsizlik var diye babası oğlana Beria adını verdi. Kızı Aşağı ve Yukarı Beythoronu, Uzzen-Şeerayı kuran Şeeraydı.
Berianın Refah adında bir oğlu vardı.
Refah Berianın,
Reşef Refahın,
Telah Reşefin,
Tahan Telahın,
Ladan Tahanın,
Ammihut Ladanın,
Elişama Ammihutun,
Nun Elişamanın,
Yeşu da Nunun oğluydu.
Efrayimlilerin yerleştikleri topraklar Beyteli ve çevresindeki köyleri, doğuda Naaranı, batıda Gezeri ve köylerini, Şekem, Aya ve köylerini kapsıyordu. Manaşşe oymağının sınırında Beytşean, Taanak, Megiddo, Dor ve bunlara ait köyler vardı. İsrail oğlu Yusufun soyu buralarda yaşadı.

Manaşşe Soyu – I. Tarihler 7

Manaşşenin oğulları: Aramlı cariyenin doğurduğu Asriel, Makir. Makir Gilatın babasıydı. Makir Huppimle Şuppimin kızkardeşi Maakayı karı olarak aldı. Makirin ikinci oğlunun adı Selofhattı. Selofhatın yalnız kızları oldu.
Makirin karısı Maaka, Pereş ve Şereş adında iki oğul doğurdu. Şereşin de Ulam ve Rekem adında iki oğlu oldu.
Ulamın oğlu: Bedan.
Manaşşe oğlu Makir oğlu Gilatın oğulları bunlardır.
Gilatın kızkardeşi Hammoleket İşhotu, Aviezeri, Mahlayı doğurdu.
Şemidanın oğulları: Ahyan, Şekem, Likhi, Aniam.

Naftali Soyu – I. Tarihler 7

Naftalinin oğulları: Yahasiel, Guni, Yeser, Şallum. Bunlar Bilhanın soyundandı.

Benyamin Soyu – I. Tarihler 7

Benyaminin üç oğlu vardı: Bala, Beker, Yediael.
Balanın beş oğlu vardı: Esbon, Uzzi, Uzziel, Yerimot, İyri. Bunlar boy başıydı. Soy kütüğüne kayıtlı yiğit savaşçıların sayısı 22 034 kişiydi.
Bekerin oğulları: Zemira, Yoaş, Eliezer, Elyoenay, Omri, Yeremot, Aviya, Anatot, Alemet. Hepsi Bekerin oğullarıydı. Bunların soy kütüğüne kayıtlı aile başlarının ve yiğit savaşçıların sayısı 20 200dü.
Yediaelin oğlu: Bilhan.
Bilhanın oğulları: Yeuş, Benyamin, Ehut, Kenaana, Zetan, Tarşiş, Ahişahar. Yediaelin bütün oğulları boy başlarıydı. Aralarında savaşa hazır 17 200 yiğit savaşçı vardı. Şuppim ve Huppim İrin, Huşim ise Aherin oğluydu.

İssakar Soyu – I. Tarihler 7

İssakarın dört oğlu vardı: Tola, Pua, Yaşuv, Şimron.
Tolanın oğulları: Uzzi, Refaya, Yeriel, Yahmay, Yivsam, Samuel. Bunlar Tola boyunun başlarıydı. Soy kütüğüne göre yiğit savaşçılardı. Davut döneminde sayıları 22 600dü.
Uzzinin oğlu: Yizrahya.
Yizrahyanın oğulları: Mikael, Ovadya, Yoel, Yişşiya. Beşi de boy başıydı. Soy kütüğüne göre, aralarında savaşa hazır 36 000 kişi vardı. Hepsinin çok sayıda karısı ve çocuğu vardı. Soy kütüğüne göre İssakar boylarına bağlı akrabalarından savaşacak durumda olanların sayısı 87 000di.

Levililerin Yaşadığı Kentler – I. Tarihler 6

Antlaşma Sandığı RABbin Tapınağına taşındıktan sonra Davutun orada görevlendirdiği ezgiciler şunlardır. Bunlar Süleyman Yeruşalimde RABbin Tapınağını kurana dek Buluşma Çadırında ezgi okuyarak hizmet eder, belirlenmiş kurallar uyarınca görevlerini yerine getirirlerdi.
Oğullarıyla birlikte görev yapan kişiler şunlardır:
Kehatoğullarından: Ezgici Heman. Heman, İsrail oğlu Levi oğlu Kehat oğlu Yishar oğlu Korah oğlu Evyasaf oğlu Assir oğlu Tahat oğlu Sefanya oğlu Azarya oğlu Yoel oğlu Elkana oğlu Amasay oğlu Mahat oğlu Elkana oğlu Suf oğlu Toah oğlu Eliel oğlu Yeroham oğlu Elkana oğlu Samuel oğlu Yoelin oğluydu.
Hemanın sağ yanında görev yapan akrabası Asaf. Asaf, Levi oğlu Gerşon oğlu Yahat oğlu Şimi oğlu Zimma oğlu Etan oğlu Adaya oğlu Zerah oğlu Etni oğlu Malkiya oğlu Baaseya oğlu Mikael oğlu Şima oğlu Berekyanın oğluydu.
Hemanın solunda görev yapan kardeşleri Merarioğullarından: Etan. Etan, Levi oğlu Merari oğlu Muşi oğlu Mahli oğlu Şemer oğlu Bani oğlu Amsi oğlu Hilkiya oğlu Amatsya oğlu Haşavya oğlu Malluk oğlu Avdi oğlu Kiyşinin oğluydu.
Bunların Levili akrabaları, çadırın, Tanrının Tapınağının bütün görevlerini yerine getirmek üzere atandılar. Ancak, Tanrı kulu Musanın buyruğu uyarınca, yakmalık sunu sunağında ve buhur sunağında sunu sunanlar Harunla oğullarıydı. En Kutsal Yerde yapılan hizmetlerden ve İsraillilerin bağışlanması için sunulan kurbanlardan onlar sorumluydu.

Harunun Soyu
Harunoğulları şunlardır: Harunun oğlu Elazar, onun oğlu Pinehas, onun oğlu Avişua, onun oğlu Bukki, onun oğlu Uzzi, onun oğlu Zerahya, onun oğlu Merayot, onun oğlu Amarya, onun oğlu Ahituv, onun oğlu Sadok, onun oğlu Ahimaas.

Levililerin Yaşadığı Kentler
İlk kurayı çeken Kehat boyundan Harunoğullarının sınırlarına göre yerleşim yerleri şunlardır: Yahuda topraklarındaki Hevronla çevresindeki otlaklar onlara verildi. Kentin tarlalarıyla köyleri ise Yefunne oğlu Kaleve verildi.
Sığınak kent seçilen Hevron, Livna, Yattir, Eştemoa, Hilen, Devir, Aşan, Yutta, Beytşemeş kentleriyle bunların otlakları Harunoğullarına verildi. Benyamin oymağından da Givon, Geva, Alemet, Anatot ve bunların otlakları verildi. Kehat boylarına verilen bu kentlerin toplam sayısı on üçtü.
Geri kalan Kehatoğullarına Manaşşe oymağının yarısına ait boylardan alınan on kent kurayla verildi.
Gerşonoğullarına boy sayısına göre İssakar, Aşer, Naftali ve Başandaki Manaşşe oymağından alınan on üç kent verildi.
Merarioğullarına boy sayısına göre Ruben, Gad ve Zevulun oymaklarından alınan on iki kent kurayla verildi.
İsrailliler bu kentleri otlaklarıyla birlikte Levililere verdiler. Yahuda, Şimon, Benyamin oymaklarından alınan ve yukarıda adları sayılan kentler kurayla verildi.
Kehat boyundan bazı ailelere Efrayim oymağından alınan kentler verildi. Efrayim dağlık bölgesinde sığınak kent seçilen Şekem, Gezer, Yokmoam, Beythoron, Ayalon, Gat-Rimmon ve bunların otlakları verildi.
İsrailliler Manaşşe oymağının yarısından alınan Aner, Bilam ve bunların otlaklarını Kehat boyunun öbür ailelerine verdiler.
Aşağıdaki kentler Gerşonoğullarına verildi: Manaşşe oymağının yarısına ait Başandaki Golan, Aştarot ve bunların otlakları.
İssakar oymağından Kedeş, Daverat, Ramot, Anem ve bunların otlakları.
Aşer oymağından Maşal, Avdon, Hukok, Rehov ve bunların otlakları.
Naftali oymağından Celiledeki Kedeş, Hammon, Kiryatayim ve bunların otlakları.
Merarioğullarına –geri kalan Levililere– aşağıdaki kentler verildi:
Zevulun oymağından Rimmono, Tavor ve bunların otlakları.
Ruben oymağından Erihanın ötesinde, Şeria Irmağının doğusundaki kırda bulunan Beser, Yahsa, Kedemot, Mefaat ve bunların otlakları.
Gad oymağından Gilattaki Ramot, Mahanayim, Heşbon, Yazer ve bunların otlakları.

Harunun Soyu – I. Tarihler 6

Harunoğulları şunlardır: Harunun oğlu Elazar, onun oğlu Pinehas, onun oğlu Avişua, onun oğlu Bukki, onun oğlu Uzzi, onun oğlu Zerahya, onun oğlu Merayot, onun oğlu Amarya, onun oğlu Ahituv, onun oğlu Sadok, onun oğlu Ahimaas.

Tapınağın Ezgicileri – I. Tarihler 6

Antlaşma Sandığı RABbin Tapınağına taşındıktan sonra Davutun orada görevlendirdiği ezgiciler şunlardır. Bunlar Süleyman Yeruşalimde RABbin Tapınağını kurana dek Buluşma Çadırında ezgi okuyarak hizmet eder, belirlenmiş kurallar uyarınca görevlerini yerine getirirlerdi.
Oğullarıyla birlikte görev yapan kişiler şunlardır:
Kehatoğullarından: Ezgici Heman. Heman, İsrail oğlu Levi oğlu Kehat oğlu Yishar oğlu Korah oğlu Evyasaf oğlu Assir oğlu Tahat oğlu Sefanya oğlu Azarya oğlu Yoel oğlu Elkana oğlu Amasay oğlu Mahat oğlu Elkana oğlu Suf oğlu Toah oğlu Eliel oğlu Yeroham oğlu Elkana oğlu Samuel oğlu Yoelin oğluydu.
Hemanın sağ yanında görev yapan akrabası Asaf. Asaf, Levi oğlu Gerşon oğlu Yahat oğlu Şimi oğlu Zimma oğlu Etan oğlu Adaya oğlu Zerah oğlu Etni oğlu Malkiya oğlu Baaseya oğlu Mikael oğlu Şima oğlu Berekyanın oğluydu.
Hemanın solunda görev yapan kardeşleri Merarioğullarından: Etan. Etan, Levi oğlu Merari oğlu Muşi oğlu Mahli oğlu Şemer oğlu Bani oğlu Amsi oğlu Hilkiya oğlu Amatsya oğlu Haşavya oğlu Malluk oğlu Avdi oğlu Kiyşinin oğluydu.
Bunların Levili akrabaları, çadırın, Tanrının Tapınağının bütün görevlerini yerine getirmek üzere atandılar. Ancak, Tanrı kulu Musanın buyruğu uyarınca, yakmalık sunu sunağında ve buhur sunağında sunu sunanlar Harunla oğullarıydı. En Kutsal Yerde yapılan hizmetlerden ve İsraillilerin bağışlanması için sunulan kurbanlardan onlar sorumluydu.

Levi Soyu – I. Tarihler 6

Levinin oğulları: Gerşon, Kehat, Merari.
Kehatın oğulları: Amram, Yishar, Hevron, Uzziel.
Amramın çocukları: Harun, Musa, Miryam.
Harunun oğulları: Nadav, Avihu, Elazar, İtamar.
Pinehas Elazarın oğluydu.
Avişua Pinehasın,
Bukki Avişuanın,
Uzzi Bukkinin,
Zerahya Uzzinin,
Merayot Zerahyanın,
Amarya Merayotun,
Ahituv Amaryanın,
Sadok Ahituvun,
Ahimaas Sadokun,
Azarya Ahimaasın,
Yohanan Azaryanın,
Azarya Yohananın oğluydu. –Süleymanın Yeruşalimde yaptığı tapınakta kahinlik eden oydu.–
Amarya Azaryanın,
Ahituv Amaryanın,
Sadok Ahituvun,
Şallum Sadokun,
Hilkiya Şallumun,
Azarya Hilkiyanın,
Seraya Azaryanın,
Yehosadak Serayanın oğluydu. RAB Nebukadnessar aracılığıyla Yahuda ve Yeruşalim halkını sürdüğünde Yehosadak da sürgüne gitmişti.
Levinin oğulları: Gerşon, Kehat, Merari.
Gerşonun oğulları: Livni, Şimi.
Kehatın oğulları: Amram, Yishar, Hevron, Uzziel.
Merarinin oğulları: Mahli, Muşi.
Soylarına göre yazılan Levi oymağının boyları şunlardır:
Gerşonun soyu:
Livni Gerşonun,
Yahat Livninin,
Zimma Yahatın,
Yoah Zimmanın,
İddo Yoahın,
Zerah İddonun,
Yeateray Zerahın oğluydu.
Kehatın soyu:
Amminadav Kehatın,
Korah Amminadavın,
Assir Korahın,
Elkana Assirin,
Evyasaf Elkananın,
Assir Evyasafın,
Tahat Assirin,
Uriel Tahatın,
Uzziya Urielin,
Şaul Uzziyanın oğluydu.
Elkananın öbür oğulları: Amasay, Ahimot.
Elkana Ahimotun,
Sofay Elkananın,
Nahat Sofayın,
Eliav Nahatın,
Yeroham Eliavın,
Elkana Yerohamın,
Samuel Elkananın oğluydu.
Samuelin oğulları: İlk oğlu Yoel, ikincisi Aviya.
Merarinin soyu:
Mahli Merarinin,
Livni Mahlinin,
Şimi Livninin,
Uzza Şiminin,
Şima Uzzanın,
Hagiya Şimanın,
Asaya Hagiyanın oğluydu.

Manaşşe Oymağının Yarısı – I. Tarihler 5

Manaşşe oymağının yarısı Başandan Baal-Hermona, Senir, yani Hermon Dağına kadar uzanan topraklarda yaşadı ve sayıca çoğaldı. Boy başları şunlardı:
Efer, Yişi, Eliel, Azriel, Yeremya, Hodavya, Yahdiel. Bunlar yiğit savaşçılar, ünlü kişiler ve boy başlarıydı. Ne var ki atalarının Tanrısına bağlı kalmadılar. Tanrıya ihanet ederek önlerinden yok ettiği ulusların ilahlarına yöneldiler. Bu yüzden İsrailin Tanrısı, Tiglat-Pileser diye bilinen Asur Kralı Pulu harekete geçirdi. Asur Kralı Rubenlileri, Gadlıları, Manaşşe oymağının yarısını tutsak edip Halaha, Habura, Haraya, Gozan Irmağına sürdü. Onlar bugün de oralarda yaşıyorlar.

Gad Soyu – I. Tarihler 5

Gadlılar, Başanda, Selkaya kadar uzanan topraklarda Rubenlilerin karşısında yaşadılar. Önderleri Yoeldi; ikinci derecede önemli Şafam, Başanda ise Yanay ve Şafattı.
Boylarına göre akrabaları şunlardır: Mikael, Meşullam, Şeva, Yoray, Yakan, Zia, Ever. Toplam yedi kişiydi. Bunlar Buz oğlu Yahdo oğlu Yeşişay oğlu Mikael oğlu Gilat oğlu Yaroah oğlu Huri oğlu Avihayilin oğullarıydı.
Guni oğlu Avdiel oğlu Ahi bu boyların başıydı. Gadlılar Gilatta, Başanda, çevredeki köylerde ve Şaronun bütün otlaklarında yaşadılar. Bunların hepsi Yahuda Kralı Yotamın ve İsrail Kralı Yarovamın döneminde soy kütüğüne yazıldılar.
Rubenlilerin, Gadlıların ve Manaşşe oymağının yarısının kalkan ve kılıç kullanabilen, ok atabilen, savaş için eğitilmiş 44 760 yiğit askeri vardı. Hacerlilere, Yetura, Nafişe, Nodava karşı savaş açtılar. Onlarla savaşırken yardım gördüler. Tanrı Hacerlileri ve onlarla birlikte olanları ellerine teslim etti. Çünkü savaş sırasında Tanrıya yalvarmışlar, Ona güvenmişlerdi. Bu yüzden Tanrı yalvarışlarını yanıtladı. Hacerlilerin hayvanlarını ele geçirdiler: Elli bin deve, iki yüz elli bin davar, iki bin eşek. Tutsak olarak da yüz bin kişi aldılar. Savaş Tanrının isteğiyle olduğu için düşmandan birçok kişiyi öldürdüler. Sürgün dönemine dek Hacerlilerin topraklarında yaşadılar.

Ruben Soyu – I. Tarihler 5

İsrailin ilk oğlu Rubenin oğulları. –Ruben ilk doğandır. Babasının yatağına yatıp onu kirlettiği için ilk oğulluk hakkı İsrail oğlu Yusufun oğullarına verildi. Bu yüzden Ruben soy kütüğüne ilk oğulluk hakkına göre yazılmadı. Yahuda kardeşleri arasında en güçlü olandı, önderlik hep onun soyundan çıktı. Ama ilk oğulluk hakkı Yusufa aitti.–
İsrailin ilk oğlu Rubenin oğulları: Hanok, Pallu, Hesron, Karmi.
Yoelin soyu:
Şemaya Yoelin,
Gog Şemayanın,
Şimi Gogun,
Mika Şiminin,
Reaya Mikanın,
Baal Reayanın,
Beera Baalın oğluydu. Asur Kralı Tiglat-Pileserin sürgüne gönderdiği Beera Rubenlilerin önderiydi. Boylarına göre aile soy kütüğüne yazılan akrabaları şunlardır: Önder Yeiel, Zekeriya, Yoel oğlu Şema oğlu Azaz oğlu Bala. Bunlar Aroerde, Nevo ve Baal-Meona kadar uzanan topraklarda yaşadılar. Doğuda Fırattan çöle kadar uzanan topraklara yayıldılar. Çünkü Gilat bölgesinde sığırları çoğalmıştı.
Rubenliler Saul döneminde Hacerlilere karşı savaş açtı. Onları yenilgiye uğratıp Gilatın doğusunda kalan topraklardaki çadırlarını ele geçirdiler.

Şimon Soyu – I. Tarihler 4

Şimonoğulları: Nemuel, Yamin, Yariv, Zerah, Şaul. Şallum Şaulun oğluydu. Mivsam Şallumun, Mişma da Mivsamın oğluydu.
Mişmanın torunları: Hammuel Mişmanın oğluydu. Zakkur Hammuelin, Şimi de Zakkurun oğluydu. Şiminin on altı oğlu, altı kızı vardı. Ancak kardeşlerinin çok sayıda çocukları yoktu. Bu yüzden Şimon oymağı, sayıca Yahuda oymağı kadar artmadı. Şimonoğulları Beer-Şeva, Molada, Hasar-Şual, Bilha, Esem, Tolat, Betuel, Horma, Ziklak, Beytmarkavot, Hasar-Susim, Beytbiri ve Şaarayim kentlerinde yaşadılar. Davut dönemine dek kentleri bunlardı. Ayrıca şu beş ilçede de yaşadılar: Etam, Ayin, Rimmon, Token, Aşan. Baalata kadar uzanan bu kentlerin çevresindeki bütün köyler Şimonoğullarına aitti. Ailelerinin soy kütüğünü de tuttular.
Meşovav, Yamlek, Amatsya oğlu Yoşa, Yoel, Asiel oğlu Seraya oğlu Yoşivya oğlu Yehu, Elyoenay, Yaakova, Yeşohaya, Asaya, Adiel, Yesimiel, Benaya ve Şemaya oğlu Şimri oğlu Yedaya oğlu Allon oğlu Şifi oğlu Ziza. Yukarıda adı geçenlerin her biri, ait olduğu boyun başıydı. Aileleri sayıca çoğaldılar. Sürülerine otlak aramak için Gedor yakınlarına, vadinin doğusuna kadar gittiler. Orada çok zengin otlaklar buldular. Ülke geniş, rahat ve huzur doluydu. Eskiden orada Hamın soyundan gelenler yaşardı.
Yukarıda adı yazılı olanlar, Yahuda Kralı Hizkiya döneminde geldiler. Hamlıların çadırlarına ve orada yaşayan Meunlulara saldırıp tümünü öldürdüler. Sonra ülkelerine yerleştiler. Bugün de oradalar. Çünkü orada sürüleri için otlak vardı. Yişinin oğulları Pelatya, Nearya, Refaya, Uzziel önderliğinde Şimon oymağından beş yüz kişi Seir dağlık bölgesine gidip Amaleklilerden sağ kalanları öldürdüler. Bugün de orada yaşıyorlar.

Yahudanın Soyu – I. Tarihler 4

Yahuda oğulları: Peres, Hesron, Karmi, Hur, Şoval. Şoval oğlu Reaya Yahatın babasıydı. Yahat Ahumayın ve Lahatın babasıydı. Soralı boylar bunlardı.
Etamın oğulları: Yizreel, Yişma, Yidbaş. Kızkardeşlerinin adı Haselelponidir. Penuel Gedorun babasıydı. Ezer Huşanın babasıydı. Bunlar Beytlehemin kurucusu ve Efratın ilk oğlu Hurun torunlarıydı.
Tekoanın kurucusu Aşhurun Helah ve Naara adında iki karısı vardı.
Naara ona Ahuzzam, Hefer, Temeni ve Haahaştariyi doğurdu. Bunlar Naaranın oğullarıydı.
Helahın oğulları: Seret, Yishar, Etnan ve Anuvla Hassovevanın babası Kos. Kos Harum oğlu Aharhel boylarının atasıydı.
Yabes kardeşlerinden daha saygın biriydi. Annesi, “Onu acı çekerek doğurdum” diyerek adını Yabes koymuştu. Yabes, İsrailin Tanrısına, “Ne olur, beni kutsa, sınırlarımı genişlet!” diye yakardı, “Elin üzerimde olsun, beni kötülükten koru. Öyle ki, acı çekmeyeyim.” Tanrı onun yakarışını duydu.
Şuhanın kardeşi Keluv, Eştonun babası Mehirin babasıydı. Eşton Beytrafanın, Paseahın ve İr-Nahaşın kurucusu Tehinnanın babasıydı. Bunlar Rekalılardır.
Kenazın oğulları: Otniel, Seraya.
Otnielin oğulları: Hatat ve Meonotay. Meonotay Ofranın babasıydı. Seraya Ge-Haraşimin kurucusu Yoavın babasıydı. Bunlar el işlerinde becerikli kişilerdi.
Yefunne oğlu Kalevin oğulları: İru, Ela, Naam.
Elanın oğlu: Kenaz.
Yehallelelin oğulları: Zif, Zifa, Tirya, Asarel.
Ezranın oğulları: Yeter, Meret, Efer, Yalon. Meretin karılarından biri Miryamı, Şammayı ve Eştemoanın kurucusu Yişbahı doğurdu. Bunlar Meretin evlendiği firavunun kızı Bityanın doğurduğu çocuklardır. Meretin Yahudalı karısı, Gedorun kurucusu Yereti, Sokonun kurucusu Heveri, Zanoahın kurucusu Yekutieli doğurdu.
Hodiya Nahamın kızkardeşiyle evlendi. Ondan doğan oğulları Keilada yaşayan Garm ve Eştemoada yaşayan Maaka boylarının atasıydı.
Şimonun oğulları: Amnon, Rinna, Ben-Hanan, Tilon.
Yişinin torunları: Zohet ve Ben-Zohet.
Yahuda oğlu Selanın oğulları: Lekanın kurucusu Er, Mareşanın kurucusu Lada, Beytaşbeada ince keten işinde çalışanların boyları, Yokim, Kozevalılar, Moavlı kadınlarla evlenen Yoaşla Saraf ve Yaşuvi-Lehem. Bu kayıtlar eskidir. Netayim ve Gederada oturur, çömlekçilik yapar ve kral için çalışırlardı.

Yahuda Krallarının Soyu – I. Tarihler 3

Bütün bunlar, Davutun cariyelerinden doğanlar dışındaki oğullarıydı. Tamar onların kızkardeşidir.
Rehavam Süleymanın oğluydu.
Aviya Rehavamın,
Asa Aviyanın,
Yehoşafat Asanın,
Yehoram Yehoşafatın,
Ahazya Yehoramın,
Yoaş Ahazyanın,
Amatsya Yoaşın,
Azarya Amatsyanın,
Yotam Azaryanın,
Ahaz Yotamın,
Hizkiya Ahazın,
Manaşşe Hizkiyanın,
Amon Manaşşenin,
Yoşiya Amonun oğluydu. Yoşiyanın oğulları:
İlk oğlu Yohanan,
İkincisi Yehoyakim,
Üçüncüsü Sidkiya,
Dördüncüsü Şallum.
Yehoyakimin oğulları: Yehoyakin ve Sidkiya.
Sürgün edilen Yehoyakinin torunları: Şealtiel, Malkiram, Pedaya, Şenassar, Yekamya, Hoşama, Nedavya.
Pedayanın oğulları: Zerubbabil, Şimi.
Zerubbabilin çocukları: Meşullam, Hananya ve kızkardeşleri Şelomit. Zerubbabilin beş oğlu daha vardı: Haşuva, Ohel, Berekya, Hasadya, Yuşav-Heset.
Hananyanın oğulları: Pelatya, Yeşaya.
Yeşaya Refayanın,
Refaya Arnanın,
Arnan Ovadyanın,
Ovadya Şekanyanın babasıydı.
Şekanyanın oğlu: Şemaya.
Şemayanın oğulları: Hattuş, Yigal, Bariah, Nearya, Şafat. Toplam altı kişiydi.
Nearyanın oğulları: Elyoenay, Hizkiya, Azrikam. Toplam üç kişiydi.
Elyoenayın oğulları: Hodavya, Elyaşiv, Pelaya, Akkuv, Yohanan, Delaya, Anani. Toplam yedi kişiydi.

Davutun Çocukları – I. Tarihler 3

Davutun Hevronda doğan oğulları şunlardı: İlk oğlu Yizreelli Ahinoamdan Amnon, ikincisi Karmelli Avigayilden Daniel, üçüncüsü Geşur Kralı Talmayın kızı Maakadan Avşalom, dördüncüsü Hagitten Adoniya, beşincisi Avitaldan Şefatya, altıncısı karısı Egladan Yitream. Davutun bu altı oğlu Hevronda doğdular. Davut orada yedi yıl altı ay, Yeruşalimde de otuz üç yıl krallık yaptı.
Davutun Yeruşalimde doğan oğulları: Şima, Şovav, Natan, Süleyman. Bu dördü Ammielin kızı Bat-Şevadan doğdular. Öbür oğulları: Yivhar, Elişama, Elifelet, Nogah, Nefek, Yafia, Elişama, Elyada, Elifelet. Toplam dokuz kişiydiler.

Yahudaoğulları – I. Tarihler 2

Yahudanın oğulları: Er, Onan, Şela. Bu üç oğulu Yahudaya Kenanlı Şuanın kızı doğurdu. Yahudanın ilk oğlu Er, RABbin gözünde kötüydü. Bu yüzden RAB onu öldürdü. Yahudanın gelini Tamar ona Peres ve Zerahı doğurdu. Yahudanın toplam beş oğlu vardı.
Peresin oğulları: Hesron, Hamul.
Zerahoğulları: Zimri, Etan, Heman, Kalkol, Darda. Toplam beş kişiydi.
Karminin oğlu: Yok edilmeye adanmış eşyalar konusunda RABbe ihanet etmekle İsraili yıkıma sürükleyen Akan.
Etamın oğlu: Azarya.
Hesronun oğulları: Yerahmeel, Ram, Kalev.
Amminadav Ramın oğluydu.
Yahudalıların önderi Nahşon Amminadavın oğluydu.
Salma Nahşonun oğluydu.
Boaz Salmanın,
Ovet Boazın,
İşay Ovetin oğluydu.
İşayın yedi oğlu oldu: Birincisi Eliav, ikincisi Avinadav, üçüncüsü Şima, dördüncüsü Netanel, beşincisi Radday, altıncısı Osem, yedincisi Davut. Kızkardeşleri Seruya ile Avigayildi.
Seruyanın üç oğlu vardı: Avişay, Yoav, Asahel. İsmaili Yeterle evlenen Avigayil Amasayı doğurdu.
Hesron oğlu Kalevin, karısı Azuvadan ve Yeriottan oğulları oldu.
Karısından doğan oğullar şunlardır: Yeşer, Şovav, Ardon. Azuva ölünce, Kalev kendisine Huru doğuran Efratla evlendi.
Uri Hurun oğluydu,
Besalel Urinin oğluydu.
Daha sonra Hesron, Gilatın babası Makirin kızıyla yattı. Altmış yaşındayken evlendiği bu kadın ona Seguvu doğurdu. Yair Seguvun oğluydu; Gilat ülkesinde yirmi üç kenti vardı. Ama Geşurla Aram Havvot-Yairi ve Kenat ile çevresindeki köyleri, toplam altmış kenti ele geçirdiler. Buralarda yaşayan bütün halk Gilatın babası Makirin soyundandı. Hesron Kalev-Efratada öldükten sonra, karısı Aviya Tekoanın kurucusu olan Aşhuru doğurdu.
Hesronun ilk oğlu Yerahmeelin oğulları: İlk oğlu Ram, Buna, Oren, Osem, Ahiya. Yerahmeelin Atara adında başka bir karısı vardı; O da Onamın annesiydi.
Yerahmeelin ilk oğlu Ramın oğulları: Maas, Yamin, Eker.
Onamın oğulları: Şammay, Yada.
Şammayın oğulları: Nadav, Avişur. Avişurun Avihayil adında bir karısı vardı; ona Ahbanı ve Moliti doğurdu.
Nadavın oğulları: Selet, Appayim. Selet çocuksuz öldü.
Appayimin oğlu: Yişi.
Yişinin oğlu: Şeşan.
Şeşanın oğlu: Ahlay.
Şammayın kardeşi Yadanın oğulları: Yeter ve Yonatan. Yeter çocuksuz öldü.
Yonatanın oğulları: Pelet, Zaza. Bunlar Yerahmeelin soyundan geliyordu. Şeşanın oğlu olmadıysa da kızları vardı. Şeşanın Yarha adında Mısırlı bir uşağı vardı. Şeşan kızını uşağı Yarhayla evlendirdi. Kadın ona Attayı doğurdu.
Natan Attayın oğluydu.
Zavat Natanın,
Eflal Zavatın,
Ovet Eflalın,
Yehu Ovetin,
Azarya Yehunun,
Heles Azaryanın,
Elasa Helesin,
Sismay Elasanın,
Şallum Sismayın,
Yekamya Şallumun,
Elişama Yekamyanın oğluydu.
Yerahmeelin kardeşi Kalevin oğulları: İlk oğlu Zifin kurucusu Meşa ve Hevronun kurucusu Meraşa.
Hevronun oğulları: Korah, Tappuah, Rekem, Şema.
Raham Şemanın oğluydu.
Yorkoam Rahamın,
Şammay Rekemin,
Maon Şammayın oğluydu. Beytsurun kurucusu Maondu.
Kalevin cariyesi Efa ona Haranı, Mosayı ve Gazezi doğurdu. Gazez Haranın oğluydu.
Yahdayın oğulları: Regem, Yotam, Geşan, Pelet, Efa, Şaaf.
Kalevin öbür cariyesi Maaka ona Şeveri ve Tirhanayı doğurdu. Maaka Madmannanın kurucusu Şaafı, Makbena ve Givanın kurucusu Şevayı da doğurdu. Kalevin Aksa adında bir de kızı oldu.
Kalevin soyundan gelenler: Efratın ilk oğlu Hurun oğulları:
Kiryat-Yearimin kurucusu Şoval,
Beytlehemin kurucusu Salma,
Beytgaderin kurucusu Haref.
Kiryat-Yearimin kurucusu Şoval, Haroelilerin ve Menuhotta yaşayan halkın yarısının atasıydı.
Kiryat-Yearimin boyları: Yeterliler, Putlular, Şumatlılar, Mişralılar. Soralılarla Eştaollular da bu boyların soyundan geldi.
Salmanın soyundan gelenler: Beytlehemliler, Netofalılar, Atrot-Beytyoavlılar, Manahatlıların yarısı ve Sorlular.
Yabeste yaşayan yazmanların boyları: Tiratlılar, Şimatlılar, Sukatlılar. Bunlar Rekav halkının atası Hammatın soyundan gelen Kenlilerdir.

İsrailoğulları – I. Tarihler 2

İsrailin oğulları şunlardır: Ruben, Şimon, Levi, Yahuda, İssakar, Zevulun, Dan, Yusuf, Benyamin, Naftali, Gad, Aşer.

Edom Kralları – I. Tarihler 1

İsraillileri yöneten bir kralın olmadığı dönemde, Edomu şu krallar yönetti: Beor oğlu Bala. Kentinin adı Dinhavaydı. Bala ölünce, yerine Bosralı Zerah oğlu Yovav geçti. Yovav ölünce, Temanlılar ülkesinden Huşam kral oldu. Huşam ölünce, Midyanı Moav kırlarında bozguna uğratan Bedat oğlu Hadat kral oldu. Kentinin adı Avitti. Hadat ölünce, yerine Masrekalı Samla geçti. Samla ölünce, yerine Rehovot-Hannaharlı Şaul geçti. Şaul ölünce, yerine Akbor oğlu Baal-Hanan geçti. Baal-Hanan ölünce, yerine Hadat geçti. Kentinin adı Paiydi. Karısı, Me-Zahav kızı Matretin kızı Mehetaveldi. Sonunda Hadat da öldü.
Edom beyleri şunlardı: Timna, Alva, Yetet, Oholivama, Ela, Pinon, Kenaz, Teman, Mivsar, Magdiel, İram. Edom beyleri bunlardı.

Seirin Soyu – I. Tarihler 1

Seirin oğulları: Lotan, Şoval, Sivon, ana, Dişon, Eser, Dişan.
Lotanın oğulları: Hori, Homam. Timna Lotanın kızkardeşiydi.
Şovalın oğulları: Alyan, Manahat, Eval, Şefi, Onam.
Sivonun oğulları: Aya, ana.
ananın oğlu: Dişon.
Dişonun oğulları: Hamran, Eşban, Yitran, Keran.
Eserin oğulları: Bilhan, Zaavan, Yaakan.
Dişanın oğulları şunlardı: us, Aran.

Esavın Soyu – I. Tarihler 1

İshak İbrahimin oğluydu.
İshakın oğulları: Esav, İsrail.
Esavın oğulları: Elifaz, Reuel, Yeuş, Yalam, Korah.
Elifazın oğulları: Teman, Omar, Sefi, Gatam, Kenaz ve Timnadan doğan Amalek.
Reuelin oğulları: Nahat, Zerah, Şamma, Mizza.

İbrahimin Soyu – I. Tarihler 1

İbrahimin oğulları: İshak, İsmail.
İsmailoğullarının soyu: İsmailin ilk oğlu Nevayot. Sonra Kedar, Adbeel, Mivsam, Mişma, Duma, Massa, Hadat, Tema, Yetur, Nafiş, Kedema gelir. Bunlar İsmailin oğullarıydı.
İbrahimin cariyesi Keturanın oğulları: Zimran, Yokşan, Medan, Midyan, Yişbak, Şuah.
Yokşanın oğulları: Şeva, Dedan.
Midyanın oğulları: Efa, Efer, Hanok, Avida, Eldaa. Bunların hepsi Keturanın soyundandı.

Ademin Soyu – I. Tarihler 1

Adem, Şit, Enoş, Kenan, Mahalalel, Yeret, Hanok, Metuşelah, Lemek, Nuh.
Nuhun oğulları: Sam, Ham, Yafet.
Yafetin oğulları: Gomer, Magog, Meday, Yavan, Tuval, Meşek, Tiras.
Gomerin oğulları: Aşkenaz, Difat, Togarma.
Yavanın oğulları: Elişa, Tarşiş, Kittim, Rodanim.
Hamın oğulları: Kuş, Misrayim, Put, Kenan.
Kuşun oğulları: Seva, Havila, Savta, Raama, Savteka.
Raamanın oğulları: Şeva, Dedan.
Kuşun Nemrut adında bir oğlu oldu. Yiğitliğiyle yeryüzüne ün saldı.
Misrayim Ludluların, Anamlıların, Lehavlıların, Naftuhluların, Patrusluların, Filistlilerin ataları olan Kasluhluların ve Kaftorluların atasıydı.
Kenan ilk oğlu Sidonun babası ve Hititlerin, Yevusluların, Amorluların, Girgaşlıların, Hivlilerin, Arklıların, Sinlilerin, Arvatlıların, Semarlıların, Hamalıların atasıydı.
Samın oğulları: Elam, Asur, Arpakşat, Lud, Aram, us, Hul, Geter, Meşek. Arpakşat Şelahın babasıydı. Şelahtan Ever oldu. Everin iki oğlu oldu. Birinin adı Pelekti, çünkü yeryüzündeki insanlar onun yaşadığı dönemde bölündü. Kardeşinin adı Yoktandı.
Yoktan Almodatın, Şelefin, Hasarmavetin, Yerahın, Hadoramın, Uzalın, Diklanın, Evalın, Avimaelin, Şevanın, Ofirin, Havilanın, Yovavın atasıydı. Bunların hepsi Yoktanın soyundandı.
Sam, Arpakşat, Şelah, Ever, Pelek, Reu, Seruk, Nahor, Terah, Avram –İbrahim-.

Yehoyakin Serbest Bırakılıyor – II. Krallar 25

Yahuda Kralı Yehoyakinin sürgündeki otuz yedinci yılı Evil-Merodak Babil Kralı oldu. Evil-Merodak o yılın on ikinci ayının yirmi yedinci günü, Yahuda Kralı Yehoyakini cezaevinden çıkardı. Kendisiyle tatlı tatlı konuştu ve ona Babildeki öteki sürgün krallardan daha üstün bir yer verdi. Yehoyakin cezaevi giysilerini üstünden çıkardı. Yaşadığı sürece Babil Kralının sofrasında yer aldı. Yaşamı boyunca kral tarafından günlük yiyeceği sürekli karşılandı.

Yahuda Valisi Gedalya – II. Krallar 25

Babil Kralı Nebukadnessar Yahudada kalan halkın üzerine Şafan oğlu Ahikam oğlu Gedalyayı vali atadı. Ordu komutanlarıyla adamları, Babil Kralının Gedalyayı vali atadığını duyunca, Mispaya, Gedalyanın yanına geldiler. Gelenler Netanya oğlu İsmail, Kareah oğlu Yohanan, Netofalı Tanhumet oğlu Seraya, Maakalı oğlu Yaazanya ve adamlarıydı. Gedalya onlara ve adamlarına ant içerek, “Kildani yetkililerden korkmayın” dedi, “Ülkeye yerleşip Babil Kralına hizmet edin. Böylesi sizin için daha iyi olur.”
O yılın yedinci ayında kral soyundan Elişama oğlu Netanya oğlu İsmail on adamıyla birlikte Mispaya gidip Gedalyayı öldürdü. Ayrıca, Gedalyayı destekleyen Yahudileri ve Kildanileri de kılıçtan geçirdi. Bunun üzerine büyük küçük bütün halk ordu komutanlarıyla birlikte Mısıra kaçtı. Çünkü Kildanilerden korkuyorlardı.

Yahuda Halkı Babile Sürülüyor – II. Krallar 25

Muhafız birliği komutanı Nebuzaradan Başkahin Serayayı, Başkahin Yardımcısı Sefanyayı ve üç kapı nöbetçisini tutsak aldı. Kentte kalan askerlerin komutanını, kralın beş danışmanını, ayrıca ülke halkını askere yazan ordu komutanının yazmanını ve ülke halkından kentte bulunan altmış kişiyi tutsak etti. Hepsini Rivlaya, Babil Kralının yanına götürdü. Babil Kralı Hama ülkesinde, Rivlada onları idam etti.
Böylece Yahuda halkı ülkesinden sürülmüş oldu.

Tapınağın Yıkılışı – II. Krallar 25

Babil Kralı Nebukadnessarın krallığının on dokuzuncu yılında, beşinci ayın yedinci günü muhafız birliği komutanı, Babil Kralının görevlisi Nebuzaradan Yeruşalime girdi. RABbin Tapınağını, sarayı ve Yeruşalimdeki bütün evleri ateşe verip önemli yapıları yaktı. Muhafız birliği komutanı önderliğindeki Kildani ordusu Yeruşalimi çevreleyen surları yıktı. Komutan Nebuzaradan kentte sağ kalanları, Babil Kralının safına geçen kaçakları ve geri kalan halkı sürgün etti. Ancak bağcılık, çiftçilik yapsınlar diye bazı yoksulları orada bıraktı.
Kildaniler RABbin Tapınağındaki tunç sütunları, ayaklıkları, tunç havuzu parçalayıp tunçları Babile götürdüler. Tapınak törenlerinde kullanılan kovaları, kürekleri, fitil maşalarını, tabakları, bütün tunç eşyaları aldılar. Muhafız birliği komutanı saf altın ve gümüş buhurdanları, çanakları alıp götürdü.
RABbin Tapınağı için Süleymanın yaptırmış olduğu iki sütun, havuz ve ayaklıklar için hesapsız tunç harcanmıştı. Her sütun on sekiz arşın yüksekliğindeydi, üzerlerinde tunç birer başlık vardı. Başlığın yüksekliği üç arşındı, çevresi tunçtan ağ ve nar motifleriyle bezenmişti. Öbür sütun da ağ motifleriyle süslenmişti ve ötekine benziyordu.

Sidkiyanın Yahuda Krallığı – II. Krallar 25

Sidkiyanın krallığının dokuzuncu yılında, onuncu ayın onuncu günü, Babil Kralı Nebukadnessar bütün ordusuyla Yeruşalim önlerine gelip ordugah kurdu. Kentin çevresine rampa yaptılar. Kral Sidkiyanın krallığının on birinci yılına kadar kent kuşatma altında kaldı. Dördüncü ayın dokuzuncu günü kentte kıtlık öyle şiddetlendi ki, halk bir lokma ekmek bulamaz oldu. Sonunda kentin surlarında bir gedik açıldı. Kildaniler kenti çepeçevre kuşatmış olmasına karşın, bütün askerler gece kral bahçesinin yolundan iki duvarın arasındaki kapıdan kaçarak Arava yoluna çıktılar. Ama Kildani ordusu kralın ardına düşerek Eriha ovalarında ona yetişti. Sidkiyanın bütün ordusu dağıldı. Kral Sidkiya yakalanıp Rivlada Babil Kralının huzuruna çıkarıldı ve hakkında karar verildi. Sidkiyanın gözü önünde oğullarını öldürdüler; kendisinin de gözlerini oydular, zincire vurup Babile götürdüler.

Sidkiyanın Yahuda Krallığı – II. Krallar 24

Sidkiya yirmi bir yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on bir yıl krallık yaptı. Annesi Livnalı Yeremyanın kızı Hamutaldı. Yehoyakim gibi Sidkiya da RABbin gözünde kötü olanı yaptı.
Yeruşalimin Düşüşü
RAB Yeruşalimle Yahudaya öfkelendiği için onları huzurundan attı.

Sidkiya Babil Kralına karşı ayaklandı.

Yehoyakinin Yahuda Krallığı – II. Krallar 24

Yehoyakin on sekiz yaşında kral oldu ve Yeruşalimde üç ay krallık yaptı. Annesi Yeruşalimli Elnatanın kızı Nehuştaydı. O da babası gibi RABbin gözünde kötü olanı yaptı.
O sırada Babil Kralı Nebukadnessarın askerleri Yeruşalimin üzerine yürüyüp kenti kuşattı. Kuşatma sürerken Nebukadnessar geldi. Yahuda Kralı Yehoyakin, annesi, görevlileri, yöneticileri ve hadımlarıyla birlikte, Nebukadnessara teslim oldu. Babil Kralı krallığının sekizinci yılında Yehoyakini tutsak etti. RABbin sözü uyarınca, Nebukadnessar RABbin Tapınağının ve kral sarayının bütün hazinelerini boşalttı, İsrail Kralı Süleymanın RABbin Tapınağı için yaptırdığı altın eşyaların tümünü parçaladı. Bütün Yeruşalim halkını, komutanları, yiğit savaşçıları, zanaatçıları, demircileri, toplam on bin kişiyi sürgün etti. Yahuda halkının en yoksul kesimi dışında kimse kalmadı.
Babil Kralı Nebukadnessar Yehoyakini tutsak olarak Babile götürdü. Onunla birlikte annesini, karılarını, hadımlarını ve ülkenin ileri gelenlerini de Yeruşalimden Babile sürdü. Ayrıca yedi bin deneyimli yiğit savaşçıyı ve bin zanaatçıyla demirciyi Babile sürgün etti. Yehoyakinin yerine amcası Mattanyayı kral yaptı ve adını değiştirip Sidkiya koydu.

Yehoyakimin Yahuda Krallığı – II. Krallar 24

Yehoyakim yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on bir yıl krallık yaptı. Annesi Rumalı Pedayanın kızı Zevudaydı. Yehoyakim ataları gibi RABbin gözünde kötü olanı yaptı.
Yahuda Kralı Yehoyakimin krallığı döneminde Babil Kralı Nebukadnessar Yahudaya saldırdı. Yehoyakim üç yıl ona boyun eğdiyse de sonradan fikrini değiştirerek Nebukadnessara başkaldırdı. RAB, kulları peygamberler aracılığıyla söylediği söz uyarınca, Yahudayı yok etmek üzere Kildani, Aramlı, Moavlı ve Ammonlu akıncıları ona karşı gönderdi. Bütün bunlar RABbin buyruğuyla Yahudalıların başına geldi. Manaşşenin işlediği bütün günahlar, döktüğü suçsuz kan yüzünden RAB Yahudalıları huzurundan atmak istedi. Çünkü Manaşşe Yeruşalimi suçsuzların kanıyla doldurmuştu ve RAB bunu bağışlamak niyetinde değildi.
Yehoyakimin krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Yehoyakim ölüp atalarına kavuşunca, yerine oğlu Yehoyakin kral oldu.
Mısır Kralı bir daha ülkesinden dışarı çıkamadı. Çünkü Babil Kralı Mısır Vadisinden Fırata kadar daha önce Mısır Firavununa ait olan bütün toprakları ele geçirmişti.

Yehoahazın Yahuda Krallığı – II. Krallar 23

Yehoahaz yirmi üç yaşında kral oldu ve Yeruşalimde üç ay krallık yaptı. Annesi Livnalı Yeremyanın kızı Hamutaldı. Yehoahaz ataları gibi RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Yeruşalimde krallık yapmasın diye, Firavun Neko, Hama ülkesinde, Rivlada Yehoahazı zincire vurdu. Ülke halkını yüz talant gümüş ve bir talant altın ödemekle yükümlü kıldı. Firavun Neko Yoşiyanın oğlu Elyakimi babasının yerine kral yaptı ve adını değiştirip Yehoyakim koydu. Sonra Yehoahazı alıp Mısıra döndü. Yehoahaz orada öldü. Yehoyakim firavunun istediği altın ve gümüşü ödedi. Bu parayı bulmak için firavunun buyruğuna uyarak ülkeyi vergiye bağladı. Firavun Nekoya verilmek üzere Yahuda halkından herkesin gücü oranında altın ve gümüş topladı.

Yoşiyanın Ölümü – II. Krallar 23

Yoşiyanın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır.
Yoşiyanın krallığı sırasında Mısır Firavunu Neko Asur Kralına yardım etmek üzere Fırata doğru yola çıktı. Kral Yoşiya da Nekonun üzerine yürüdü. Megiddoda karşılaştılar. Neko Yoşiyayı öldürdü. Görevlileri Yoşiyanın cesedini savaş arabasıyla Megiddodan Yeruşalime getirip mezarına gömdüler. Yahuda halkı Yoşiyanın oğlu Yehoahazı meshederek babasının yerine kral yaptı.

Yoşiyanın Getirdiği Öteki Yenilikler – II. Krallar 23

Bundan başka Yoşiya, Kahin Hilkiyanın RABbin Tapınağında bulduğu kitapta yazılı yasanın ilkelerini yerine getirmek amacıyla, cincileri, ruhçuları, aile putlarını, öteki putları, ayrıca Yahuda ve Yeruşalimde görülen bütün iğrençlikleri silip süpürdü. Ne ondan önce, ne de sonra onun gibi candan ve yürekten var gücüyle RABbe yönelen ve Musanın yasasına uyan bir kral çıktı.
Oysa Manaşşe işlediği suçlarla RABbi öyle öfkelendirmişti ki, RAB Yahudaya karşı alevlenen öfkesinden vazgeçmedi ve “İsraili nasıl huzurumdan attımsa, Yahudayı da öyle atacağım” dedi, “Seçtiğim bu kenti, Yeruşalimi ve Orada bulunacağım dediğim tapınağı kendimden uzaklaştıracağım.”

Yoşiya Fısıh Bayramını Kutluyor – II. Krallar 23

Kral, “Tanrınız RAB için Fısıh Bayramını bu Antlaşma Kitabında yazılanlara uygun biçimde kutlayın” diye halka buyruk verdi. İsraile önderlik etmiş olan hakimler döneminden bu yana, ne İsrail, ne de Yahuda kralları döneminde, böyle bir Fısıh Bayramı kutlanmamıştı. RAB için düzenlenen bu Fısıh Bayramı Kral Yoşiyanın krallığının on sekizinci yılında Yeruşalimde kutlandı.

Yoşiya Putperestliği Kaldırıyor – II. Krallar 23

Kral Yoşiya haber gönderip Yahuda ve Yeruşalimin bütün ileri gelenlerini yanına topladı. Sonra Yahudalılar, Yeruşalimde yaşayanlar, kahinler, peygamberler, büyük küçük herkesle birlikte RABbin Tapınağına çıktı. RABbin Tapınağında bulunmuş olan Antlaşma Kitabını baştan sona kadar herkesin duyacağı biçimde okudu. Sütunun yanında durarak RABbin yolunu izleyeceğine, buyruklarını, öğütlerini, kurallarını candan ve yürekten uygulayacağına, bu kitapta yazılı antlaşmanın koşullarını yerine getireceğine ilişkin RABbin huzurunda antlaşma yaptı. Bütün halk bu antlaşmayı onayladı.
Kral Yoşiya Baal, Aşera ve gök cisimleri için yapılmış olan bütün eşyaları RABbin Tapınağından çıkarmak üzere Başkahin Hilkiyaya, kahin yardımcılarına ve kapı nöbetçilerine buyruk verdi. Bunları Yeruşalimin dışına çıkarıp Kidron Vadisinde yaktı, küllerini Beytele götürdü. Yahuda krallarının kentlerde ve Yeruşalimin çevresindeki tapınma yerlerinde buhur yaksınlar diye atamış olduğu putperest kahinleri, Baala, güneşe, aya, takımyıldızlara –bütün gök cisimlerine– buhur yakanları ortadan kaldırdı. Aşera putunu RABbin Tapınağından çıkarıp Yeruşalimin dışında Kidron Vadisinde yaktı, ezip toza çevirdi. Bu tozu sıradan halkın mezarlarına serpti. Fuhuş yapan kadın ve erkeklerin RABbin Tapınağı alanındaki odalarını yıktı. Kadınlar orada Aşera için kumaş dokurlardı.
Yoşiya Yahuda kentlerinden bütün kahinleri getirtti. Gevadan Beer-Şevaya kadar kahinlerin buhur yaktıkları tapınma yerlerini kirletti. Adını kent yöneticisinden alan Yeşu Kapısının girişinde, kentin ana kapısının solunda kalan kapılardaki tapınma yerlerini de yıktı. Tapınma yerlerinin kahinleri, Yeruşalimdeki RABbin sunağına çıkmaz, ancak öbür kahinlerle birlikte mayasız ekmek yerlerdi.
Yoşiya, kimse oğlunu ya da kızını ilah Molek için ateşte kurban etmesin diye, Ben-Hinnom Vadisindeki Tofeti kirletti. Yahuda krallarının güneşe adamış olduğu atları RABbin Tapınağının girişinden kaldırdı. Atlar tapınağın avlusunda, hadım Natan-Melekin odasının yanındaydı. Yoşiya güneşe adanmış savaş arabalarını da ateşe verdi.
Ahazın yukarı odasının damında Yahuda krallarının yaptırdığı sunakları da, RABbin Tapınağının iki avlusunda Manaşşenin yaptırdığı sunakları da yıktı; onları kırıp parçalayarak tozlarını Kidron Vadisine saçtı. Yeruşalimin doğusunda, Yıkım Dağının güneyinde İsrail Kralı Süleymanın Saydalıların iğrenç putu Aştoret, Moavlıların iğrenç putu Kemoş ve Ammonluların iğrenç putu Molek için yaptırmış olduğu tapınma yerlerini kirletti. Dikili taşları, Aşera putlarını parçaladı; yerlerini insan kemikleriyle doldurdu.
Bundan başka İsraili günaha sürükleyen Nevat oğlu Yarovamın yaptırdığı Beyteldeki tapınma yerini ve sunağı bile yıktı. Tapınma yerini ateşe verip toz duman etti. Aşera putunu yaktı.
Yoşiya çevresine bakındı. Tepedeki mezarları görünce, adamlarını gönderip mezarlardaki kemikleri çıkarttı. Olacakları önceden bildiren Tanrı adamının açıkladığı RABbin sözü uyarınca, kemikleri sunağın üzerinde yakarak sunağı kirletti.
Kral, “Orada görünen anıt nedir?” diye sordu.
Kent halkı, “Orası Yahudadan gelen ve senin Beyteldeki sunağa yaptıklarını bildiren Tanrı adamının mezarıdır” diye yanıtladı.
Kral, “Ona dokunmayın” dedi, “Kimse onun kemiklerini rahatsız etmesin.” Böylece Tanrı adamının kemiklerine de, Samiriyeden gelmiş olan peygamberin kemiklerine de dokunmadılar.
Yoşiya Beytelde yaptığı gibi, İsrail krallarının Samiriye kentlerinde yaptırdığı RABbi öfkelendiren tapınma yerlerindeki bütün yapıları ortadan kaldırdı. O kentlerdeki tapınma yerlerinin bütün kahinlerini sunakların üzerinde kurban etti. Sunakların üzerinde insan kemikleri yaktıktan sonra Yeruşalime döndü.

Yoşiyanın Yahuda Krallığı – II. Krallar 22

Yoşiya sekiz yaşında kral oldu ve Yeruşalimde otuz bir yıl krallık yaptı. Annesi Boskatlı Adayanın kızı Yedidaydı. Yoşiya RABbin gözünde doğru olanı yaptı. Sağa sola sapmadan atası Davutun bütün yollarını izledi.
Kral Yoşiya, krallığının on sekizinci yılında Meşullam oğlu Asalya oğlu Yazman Şafanı RABbin Tapınağına gönderirken ona şöyle dedi: “Başkahin Hilkiyanın yanına çık. Kapı nöbetçilerinin halktan toplayıp RABbin Tapınağına getirdikleri paraları saysın. RABbin Tapınağındaki işlerin başında bulunan denetçilere versin. Onlar da paraları RABbin Tapınağındaki çatlakları onaranlara, marangozlara, yapıcılara, duvarcılara ödesinler. Tapınağın onarımı için gerekli keresteyi, yontma taşı da bu parayla alsınlar. Onlara verilen paranın hesabı sorulmasın, çünkü dürüstçe çalışıyorlar.”
Başkahin Hilkiya Yazman Şafana, “RABbin Tapınağında Yasa Kitabını buldum” diyerek kitabı ona verdi. Şafan kitabı okudu. Sonra krala giderek, “Görevlilerin tapınaktaki paraları alıp RABbin Tapınağındaki işlerin başında bulunan adamlara verdiler” diye durumu bildirdi. Ardından, “Kahin Hilkiya bana bir kitap verdi” diyerek kitabı krala okudu. Kral Kutsal Yasadaki sözleri duyunca giysilerini yırttı. Kahin Hilkiyaya, Şafan oğlu Ahikama, Mikaya oğlu Akbora, Yazman Şafana ve kendi özel görevlisi Asayaya şöyle buyurdu: “Gidin, bulunan bu kitabın sözleri hakkında benim için de, bütün Yahuda halkı için de RABbe danışın. RABbin bize karşı alevlenen öfkesi büyüktür. Çünkü atalarımız bu kitabın sözlerine kulak asmadılar, bizler için yazılan bu sözlere uymadılar.”
Kahin Hilkiya, Ahikam, Akbor, Şafan ve Asaya varıp tapınaktaki giysilerin nöbetçisi Harhas oğlu Tikva oğlu Şallumun karısı Peygamber Huldaya danıştılar. Hulda Yeruşalimde, İkinci Mahallede oturuyordu.
Hulda onlara şöyle dedi: “İsrailin Tanrısı RAB, Sizi bana gönderen adama şunları söyleyin diyor: Yahuda Kralının okuduğu kitapta yazılı olduğu gibi, buraya da, burada yaşayan halkın başına da felaket getireceğim. Beni terk ettikleri, elleriyle yaptıkları başka ilahlara buhur yakıp beni kızdırdıkları için buraya karşı öfkem alevlenecek ve sönmeyecek.
“RABbe danışmak için sizi gönderen Yahuda Kralına şöyle deyin: İsrailin Tanrısı RAB duyduğun sözlere ilişkin diyor ki: Madem yıkılıp lanetle anılacak olan burası ve burada yaşayanlarla ilgili sözlerimi duyunca yüreğin yumuşadı, önümde kendini alçalttın, giysilerini yırtıp huzurumda ağladın, ben de yalvarışını işittim. Seni atalarına kavuşturacağım, esenlik içinde mezarına gömüleceksin. Buraya getireceğim büyük felaketi görmeyeceksin. ” Hilkiya ile yanındakiler bu sözleri krala ilettiler.

Amonun Yahuda Krallığı – II. Krallar 21

Amon yirmi iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde iki yıl krallık yaptı. Annesi Yotvalı Harusun kızı Meşullemetti. Amon da babası Manaşşe gibi RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Babasının yürüdüğü yollarda yürüdü, aynı putlara taptı ve hizmet etti. Atalarının Tanrısı RABbi terk etti, Onun yolunda yürümedi.
Kral Amonun görevlileri düzen kurup onu sarayında öldürdüler. Ülke halkı Amona düzen kuranların hepsini öldürdü. Yerine oğlu Yoşiyayı kral yaptı.
Amonun krallığı dönemindeki öteki olaylar ve yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Amon Uzza bahçesinde kendi mezarına gömüldü. Yerine oğlu Yoşiya kral oldu.

Manaşşenin Yahuda Krallığı – II. Krallar 21

Manaşşe on iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde elli beş yıl krallık yaptı. Annesinin adı Hefsivahtı. RABbin İsrail halkının önünden kovmuş olduğu ulusların iğrenç törelerine uyarak RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Babası Hizkiyanın yok ettiği puta tapılan yerleri yeniden yaptırdı. İsrail Kralı Ahav gibi, Baal için sunaklar kurdu, Aşera putu yaptı. Gök cisimlerine taparak onlara kulluk etti. RABbin, “Yeruşalimde bulunacağım” dediği RABbin Tapınağında sunaklar kurdu. Tapınağın iki avlusunda gök cisimlerine tapmak için sunaklar yaptırdı. Oğlunu ateşte kurban etti; falcılık ve büyücülük yaptı. Medyumlara, ruh çağıranlara danıştı. RABbin gözünde çok kötülük yaparak Onu öfkelendirdi.
Manaşşe yaptırdığı Aşera putunu RABbin Tapınağına yerleştirdi. Oysa RAB tapınağa ilişkin Davutla oğlu Süleymana şöyle demişti: “Bu tapınakta ve İsrail oymaklarının yaşadığı kentler arasından seçtiğim Yeruşalimde adım sonsuza dek anılacak. Buyruklarımı dikkatle yerine getirir ve kulum Musanın kendilerine verdiği Kutsal Yasayı tam uygularlarsa, İsrail halkının ayağını bir daha atalarına vermiş olduğum ülkenin dışına çıkarmayacağım.” Ama halk kulak asmadı. Manaşşe onları öylesine yoldan çıkardı ki, RABbin İsrail halkının önünde yok ettiği uluslardan daha çok kötülük yaptılar.
RAB, kulları peygamberler aracılığıyla şöyle dedi: “Yahuda Kralı Manaşşe bu iğrenç işleri yaptığı, kendisinden önceki Amorlulardan daha çok kötülük ettiği, putlar dikerek Yahudalıları günaha sürüklediği için İsrailin Tanrısı RAB, Yeruşalimin ve Yahudanın başına öyle bir felaket getireceğim ki, duyanların hepsi şaşkına dönecek diyor, Samiriyeyi ve Ahavın soyunu nasıl cezalandırdımsa, Yeruşalimi cezalandırırken de aynı ölçü ipini, aynı çekülü kullanacağım. Bir adam tabağını nasıl temizler, silip yüzüstü kapatırsa, Yeruşalimi de öyle silip süpüreceğim. Halkımdan sağ kalanları terk edeceğim ve düşmanlarının eline teslim edeceğim. Yeruşalim halkı yağmalanıp ganimet olarak götürülecek. Çünkü gözümde kötü olanı yaptılar. Atalarının Mısırdan çıktığı günden bugüne kadar beni öfkelendirdiler. ”
Manaşşe RABbin gözünde kötü olanı yaparak Yahudalıları günaha sürüklemekle kalmadı, Yeruşalimi bir uçtan öbür uca dolduracak kadar çok sayıda suçsuzun kanını döktü.
Manaşşenin krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün yaptıkları ve işlediği günahlar Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Manaşşe ölüp atalarına kavuşunca, sarayının Uzza adındaki bahçesine gömüldü. Yerine oğlu Amon kral oldu.

Hizkiyanın Akılsızlığı – II. Krallar 20

O sırada Hizkiyanın hastalandığını duyan Baladan oğlu Babil Kralı Merodak-Baladan, ona mektuplarla birlikte bir armağan gönderdi. Hizkiya elçileri kabul etti. Deposundaki bütün değerli eşyaları –altını, gümüşü, baharatı, değerli yağı, silah deposunu ve hazine odalarındaki her şeyi– elçilere gösterdi. Sarayında da krallığında da onlara göstermediği hiçbir şey kalmadı.
Peygamber Yeşaya Kral Hizkiyaya gidip, “Bu adamlar sana ne dediler, nereden gelmişler?” diye sordu.
Hizkiya, “Uzak bir ülkeden, Babilden gelmişler” diye karşılık verdi.
Yeşaya, “Sarayında ne gördüler?” diye sordu.
Hizkiya, “Sarayımdaki her şeyi gördüler, hazinelerimde onlara göstermediğim hiçbir şey kalmadı” diye yanıtladı.
Bunun üzerine Yeşaya şöyle dedi: “RABbin sözüne kulak ver. RAB diyor ki, Gün gelecek, sarayındaki her şey, atalarının bugüne kadar bütün biriktirdikleri Babile taşınacak. Hiçbir şey kalmayacak. Soyundan gelen bazı çocuklar alınıp götürülecek, Babil Kralının sarayında hadım edilecek. ”
Hizkiya, “RABden ilettiğin bu söz iyi” dedi. Çünkü, “Nasıl olsa yaşadığım sürece barış ve güvenlik olacak” diye düşünüyordu.
Hizkiyanın krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün başarıları, bir havuz ve tünel yaparak suyu kente nasıl getirdiği, Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Hizkiya ölüp atalarına kavuşunca, yerine oğlu Manaşşe kral oldu.

Hizkiyanın Hastalığı – II. Krallar 20

O günlerde Hizkiya ölümcül bir hastalığa yakalandı. Amots oğlu Peygamber Yeşaya ona gidip şöyle dedi: “RAB diyor ki, Ev işlerini düzene sok. Çünkü iyileşmeyecek, öleceksin. ”
Hizkiya yüzünü duvara dönüp RABbe yalvardı: “Ya RAB, yürekten bir sadakatle önünde nasıl yaşadığımı, gözünde iyi olanı yaptığımı anımsa lütfen.” Sonra acı acı ağlamaya başladı.
Yeşaya sarayın orta avlusundan çıkmadan önce RAB ona şöyle dedi: “Geri dön ve halkımı yöneten Hizkiyaya şunu söyle: Atan Davutun Tanrısı RAB diyor ki: Duanı işittim, gözyaşlarını gördüm, seni sağlığına kavuşturacağım. Üç gün içinde RABbin Tapınağına çıkacaksın. Ömrünü on beş yıl daha uzatacağım. Seni de kenti de Asur Kralının elinden kurtaracağım. Kendim için ve kulum Davutun hatırı için bu kenti savunacağım. ”
Sonra Yeşaya, “İncir pestili getirin” dedi. Getirip çıbanına koydular ve Hizkiya iyileşti.
Hizkiya Yeşayaya, “RABbin beni iyileştireceğine ve üç gün içinde RABbin Tapınağına çıkacağıma ilişkin belirti nedir?” diye sormuştu.
Yeşaya şöyle karşılık vermişti: “RABbin verdiği sözü tutacağına ilişkin belirti şu olacak: Gölge on basamak uzasın mı, kısalsın mı?”
Hizkiya, “Gölgenin on basamak uzaması kolaydır, on basamak kısalsın” demişti.
Bunun üzerine Peygamber Yeşaya RABbe yakardı ve RAB Ahazın merdiveninden aşağı düşmüş olan gölgeyi on basamak kısaltmıştı.

Yeşayanın Sözleri Gerçekleşiyor – II. Krallar 19

Bunun üzerine Amots oğlu Yeşaya, Hizkiyaya şu haberi gönderdi: “İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor: Asur Kralı Sanherible ilgili olarak bana yalvardığın için diyorum ki,
“ Erden kız Siyon seni hor görüyor,
Alay ediyor seninle.
Yeruşalim kızı ardından alayla baş sallıyor.
Sen kimi aşağıladın, kime küfrettin?
Kime sesini yükselttin?
İsrailin Kutsalına tepeden baktın!
Ulakların aracılığıyla Rabbi aşağıladın.
Bir sürü savaş arabamla dağların tepesine,
Lübnanın doruklarına çıktım, dedin.
Yüksek sedir ağaçlarını, seçme çamlarını kestim,
Lübnanın en iç noktalarına,
Gür ormanlarına ulaştım.
Yabancı ülkelerde kuyular kazdım, sular içtim,
Mısırın bütün kanallarını ayağımın tabanıyla kuruttum, dedin.
“ Bütün bunları çoktan yaptığımı,
Çok önceden tasarladığımı duymadın mı?
Surlu kentleri enkaz yığınlarına çevirmeni
Şimdi ben gerçekleştirdim.
O kentlerde yaşayanların kolu kanadı kırıldı.
Yılgınlık ve utanç içindeydiler;
Kır otuna, körpe filizlere,
Damlarda büyümeden kavrulup giden ota döndüler.
Senin oturuşunu, kalkışını,
Ne zaman gidip geldiğini,
Bana nasıl öfkelendiğini biliyorum.
Bana duyduğun öfkeden,
Kulağıma erişen küstahlığından ötürü
Halkamı burnuna, gemimi ağzına takacak,
Seni geldiğin yoldan geri çevireceğim.
“ Senin için belirti şu olacak, ey Hizkiya:
Bu yıl kendiliğinden yetişeni yiyeceksiniz,
İkinci yıl ise ardından biteni.
Üçüncü yıl ekip biçin,
Bağlar dikip ürününü yiyin.
Yahudalıların kurtulup sağ kalanları
Yine aşağıya doğru kök salacak,
Yukarıya doğru meyve verecek.
Çünkü sağ kalanlar Yeruşalimden,
Kurtulanlar Siyon Dağından çıkacak.
Her Şeye Egemen RABbin gayretiyle olacak bu.
“Bundan dolayı RAB Asur Kralına ilişkin şöyle diyor:
Bu kente girmeyecek, ok atmayacak.
Kente kalkanla yaklaşmayacak,
Karşısında rampa kurmayacak.
Geldiği yoldan dönecek ve kente girmeyecek diyor RAB,
Kendim için ve kulum Davutun hatırı için
Bu kenti savunup kurtaracağım diyor.”
O gece RABbin meleği gidip Asur ordugahında yüz seksen beş bin kişiyi öldürdü. Ertesi sabah uyananlar salt cesetlerle karşılaştılar. Bunun üzerine Asur Kralı Sanherib ordugahını bırakıp çekildi. Ninovaya döndü ve orada kaldı. Bir gün ilahı Nisrokun tapınağında tapınırken, oğullarından Adrammelekle Şareser, onu kılıçla öldürüp Ararat ülkesine kaçtılar. Yerine oğlu Esarhaddon kral oldu.

Hizkiyanın Duası – II. Krallar 19

Hizkiya mektubu ulakların elinden alıp okuduktan sonra RABbin Tapınağına çıktı. RABbin önünde mektubu yere yayarak şöyle dua etti: “Ey Keruvlar arasında taht kuran İsrailin Tanrısı RAB, bütün dünya krallıklarının tek Tanrısı sensin. Yeri, göğü sen yarattın. Ya RAB, kulak ver de işit, gözlerini aç da gör, ya RAB; Sanheribin söylediklerini, yaşayan Tanrıyı nasıl aşağıladığını duy. Ya RAB, gerçek şu ki, Asur kralları birçok ulusu ve ülkelerini viraneye çevirdiler. İlahlarını yakıp yok ettiler. Çünkü onlar tanrı değil, insan eliyle biçimlendirilmiş tahta ve taşlardı. Ya RAB Tanrımız, şimdi bizi Sanheribin elinden kurtar ki, bütün dünya krallıkları senin tek Tanrı olduğunu anlasın.”

Hizkiya Yeşayaya Başvuruyor – II. Krallar 19

Kral Hizkiya olanları duyunca giysilerini yırttı, çul kuşanıp RABbin Tapınağına girdi. Saray sorumlusu Elyakimi, Yazman Şevnayı ve ileri gelen kahinleri Amots oğlu Peygamber Yeşayaya gönderdi. Hepsi çul kuşanmıştı. Yeşayaya şöyle dediler: “Hizkiya diyor ki, Bugün sıkıntı, azar ve utanç günü. Çünkü çocukların doğum vakti geldi, ama doğuracak güç yok. Yaşayan Tanrıyı aşağılamak için efendisi Asur Kralının gönderdiği komutanın söylediklerini belki Tanrın RAB duyar da duyduğu sözlerden ötürü onları cezalandırır. Bu nedenle sağ kalanlarımız için dua et. ”
Yeşaya, Kral Hizkiyadan gelen görevlilere şöyle dedi: “Efendinize şunları söyleyin: RAB diyor ki, Asur Kralının adamlarından benimle ilgili duyduğunuz küfürlerden korkma. Onun içine öyle bir ruh koyacağım ki, bir haber üzerine kendi ülkesine dönecek. Orada onu kılıçla öldürteceğim. ”
Komutan, Asur Kralının Lakişten ayrılıp Livnaya karşı savaştığını duydu. Krala danışmak için oraya gitti. Kuş Kralı Tirhakanın kendisiyle savaşmak üzere yola çıktığını haber alan Asur Kralı, Hizkiyaya yine ulaklar göndererek şöyle dedi: “Yahuda Kralı Hizkiyaya deyin ki, Güvendiğin Tanrın, Yeruşalim Asur Kralının eline teslim edilmeyecek diyerek seni aldatmasın. Asur krallarının bütün ülkelere neler yaptığını, onları nasıl yerle bir ettiğini duymuşsundur. Sen kurtulacağını mı sanıyorsun? Atalarımın yok ettiği ulusları –Gozanlıları, Harranlıları, Reseflileri, Telassarda yaşayan Edenlileri– ilahları kurtarabildi mi? Hani nerede Hama ve Arpat kralları? Lair, Sefarvayim, Hena, İvva kralları nerede? ”

Sanheribin Tehdidi – II. Krallar 18

Hizkiyanın krallığının on dördüncü yılında Asur Kralı Sanherib, Yahudanın surlu kentlerine saldırıp hepsini ele geçirdi. Yahuda Kralı Hizkiya, Lakiş Kentindeki Asur Kralına şu haberi gönderdi: “Suçluyum, üzerimden kuvvetlerini çek, ne istersen ödeyeceğim.” Asur Kralı Yahuda Kralı Hizkiyayı üç yüz talant gümüş ve otuz talant altın ödemekle yükümlü kıldı. Hizkiya RABbin Tapınağında ve kral sarayının hazinelerinde bulunan bütün gümüşü ona verdi. Daha önce yaptırmış olduğu RABbin Tapınağının kapılarıyla kapı pervazlarının üzerindeki altın kaplamaları da çıkarıp Asur Kralına verdi. Asur Kralı başkomutan, askeri danışman ve komutanını büyük bir orduyla Lakişten Yeruşalime, Kral Hizkiyaya gönderdi. Yeruşalime varan ordu Çırpıcı Tarlası yolunda, Yukarı Havuzun su yolunun yanında durdu. Haber gönderip Kral Hizkiyayı çağırdılar. Saray sorumlusu Hilkiya oğlu Elyakim, Yazman Şevna ve devlet tarihçisi Asaf oğlu Yoah Asurluları karşılamaya çıktı.
Komutan onlara şöyle dedi: “Hizkiyaya söyleyin. Büyük kral, Asur Kralı diyor ki: Güvendiğin şey ne, neye güveniyorsun? Savaş tasarıların ve gücün olduğunu söylüyorsun, ama bunlar boş sözler. Kime güveniyorsun da bana karşı ayaklanıyorsun? İşte sen şu kırık kamış değneğe, Mısıra güveniyorsun. Bu değnek kendisine yaslanan herkesin eline batar, deler. Firavun da kendisine güvenenler için böyledir. Yoksa bana, Tanrımız RABbe güveniyoruz mu diyeceksiniz? Hizkiyanın Yahuda ve Yeruşalim halkına, yalnız Yeruşalimde, bu sunağın önünde tapınacaksınız diyerek tapınma yerlerini, sunaklarını ortadan kaldırdığı Tanrı değil mi bu?
“Haydi, efendim Asur Kralıyla bahse giriş. Binicileri sağlayabilirsen sana iki bin at veririm. Mısırın savaş arabalarıyla atlıları sağlayacağına güvensen bile, efendimin en küçük rütbeli komutanlarından birini yenemezsin! Dahası var: RABbin buyruğu olmadan mı saldırıp burayı yıkmak için yola çıktığımı sanıyorsun? RAB, Git, o ülkeyi yık dedi.”
Hilkiya oğlu Elyakim, Şevna ve Yoah, “Lütfen biz kullarınla Aramice konuş” diye karşılık verdiler, “Çünkü biz bu dili anlarız. Yahudi dilinde konuşma. Surların üzerindeki halk bizi dinliyor.”
Komutan, “Efendim bu sözleri yalnız size ve efendinize söyleyeyim diye mi gönderdi beni?” dedi, “Surların üzerinde oturan bu halka, sizin gibi dışkısını yemek, idrarını içmek zorunda kalacak olan herkese gönderdi.”
Sonra ayağa kalkıp Yahudi dilinde bağırdı: “Büyük kralın, Asur Kralının söylediklerini dinleyin! Kral diyor ki, Hizkiya sizi aldatmasın, o sizi benim elimden kurtaramaz. RAB bizi mutlaka kurtaracak, bu kent Asur Kralının eline geçmeyecek diyen Hizkiyaya kanmayın, RABbe güvenmeyin. Hizkiyayı dinlemeyin. Çünkü Asur Kralı diyor ki, Teslim olun, bana gelin. Böylece ben gelip sizi zeytinyağı ve bal ülkesi olan kendi ülkeniz gibi bir ülkeye –tahıl ve yeni şarap, ekmek ve üzüm dolu bir ülkeye– götürene kadar herkes kendi asmasından, kendi incir ağacından yiyecek, kendi sarnıcından içecek. Yaşamı seçin, ölümü değil. RAB bizi kurtaracak diyerek sizi aldatmaya çalışan Hizkiyayı dinlemeyin. Ulusların ilahları ülkelerini Asur Kralının elinden kurtarabildi mi? Hani nerede Hamanın, Arpatın ilahları? Sefarvayimin, Hena ve İvvanın ilahları nerede? Samiriyeyi elimden kurtarabildiler mi? Bütün ülkelerin ilahlarından hangisi ülkesini elimden kurtardı ki, RAB Yeruşalimi elimden kurtarabilsin? ”
Halk sustu, komutana tek sözle bile karşılık veren olmadı. Çünkü Kral Hizkiya, “Karşılık vermeyin” diye buyurmuştu. Sonra saray sorumlusu Hilkiya oğlu Elyakim, Yazman Şevna ve devlet tarihçisi Asaf oğlu Yoah giysilerini yırttılar ve gidip komutanın söylediklerini Hizkiyaya bildirdiler.

Hizkiyanın Yahuda Krallığı – II. Krallar 18

İsrail Kralı Ela oğlu Hoşeanın krallığının üçüncü yılında Ahaz oğlu Hizkiya Yahuda Kralı oldu. Hizkiya yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde yirmi dokuz yıl krallık yaptı. Annesi Zekeriyanın kızı Aviyaydı. Atası Davut gibi, o da RABbin gözünde doğru olanı yaptı. Alışılagelen tapınma yerlerini kaldırdı, dikili taşları, Aşera putlarını parçaladı. Musanın yapmış olduğu Nehuştan adındaki tunç yılanı da parçaladı. Çünkü İsrailliler o güne kadar ona buhur yakıyorlardı.
Hizkiya İsrailin Tanrısı RABbe güvendi. Kendisinden önceki ve sonraki Yahuda kralları arasında onun gibisi yoktu. RABbe çok bağlıydı, Onun yolundan ayrılmadı, RABbin Musaya vermiş olduğu buyrukları yerine getirdi. RAB onunla birlikteydi. Yaptığı her işte başarılı oldu. Asur Kralına karşı ayaklandı ve ona kulluk etmedi. Gazze ve çevresine, gözcü kulelerinden surlu kentlere kadar her yerde Filistlileri bozguna uğrattı.
Hizkiyanın krallığının dördüncü yılında –İsrail Kralı Ela oğlu Hoşeanın krallığının yedinci yılı– Asur Kralı Şalmaneser Samiriyeye yürüyerek kenti kuşattı. Kuşatma üç yıl sürdü. Sonunda Samiriyeyi ele geçirdiler. Hizkiyanın krallığının altıncı yılı, İsrail Kralı Hoşeanın krallığının dokuzuncu yılında Samiriye alındı. Asur Kralı İsraillileri Asura sürerek Halaha, Habur Irmağı kıyısındaki Gozana ve Med kentlerine yerleştirdi. Çünkü Tanrıları RABbin sözünü dinlememişler, Onun antlaşmasını ve RABbin kulu Musanın buyruklarını çiğnemişlerdi. Ne kulak asmışlar, ne de buyrukları yerine getirmişlerdi.

Samiriyeye Yerleşenler – II. Krallar 17

Asur Kralı İsraillilerin yerine Babil, Kuta, Avva, Hama ve Sefarvayimden insanlar getirtip Samiriye kentlerine yerleştirdi. Bunlar Samiriyeyi mülk edinip oradaki kentlerde yaşamaya başladılar. Oralara ilk yerleştiklerinde RABbe tapınmadılar. Bu yüzden RAB aslanlar göndererek bazılarını öldürttü. Asur Kralına, “Sürdüğün ve Samiriye kentlerine yerleştirdiğin uluslar Samiriye ilahının yasasını bilmiyorlar. O da üzerlerine aslanlar gönderiyor” diye haber salındı, “Bu yüzden aslanlara yem oluyorlar. Çünkü ülke ilahının yasasından haberleri yok.”
Bunun üzerine Asur Kralı şu buyruğu verdi: “Samiriyeden sürülen kahinlerden birini geri gönderin, gidip orada yaşasın ve ülke ilahının yasasını onlara öğretsin.” Samiriyeden sürülen kahinlerden biri gelip Beytele yerleşti ve RABbe nasıl tapınacaklarını onlara öğretmeye başladı.
Gelgelelim Samiriye kentlerine yerleşen her ulus kendi ilahlarını yaptı. Samiriyelilerin yapmış olduğu tapınma yerlerindeki yapılara bu ilahları koydular. Babil halkı Sukkot-Benot, Kuta halkı Nergal, Hama halkı Aşima, Avva halkı ise Nivhaz ve Tartak adındaki ilahlarını yaptılar. Sefarvayim halkı ise oğullarını ilahları Adrammelek ve Anammeleke yakarak kurban ettiler. Bir yandan RABbe tapınıyor, öte yandan tapınma yerlerindeki yapılarda görev yapmak üzere aralarından rasgele kahinler seçiyorlardı. Böylece hem RABbe tapınıyorlar, hem de aralarından geldikleri ulusların törelerine göre kendi ilahlarına kulluk ediyorlardı.
Bugün de eski törelerine göre yaşıyorlar. Ne RABbe tapınıyorlar, ne de RABbin İsrail adını verdiği Yakupun oğulları için koymuş olduğu kurallara, ilkelere, yasalara, buyruklara uyuyorlar. RAB Yakupoğullarıyla antlaşma yapmış ve onlara şöyle buyurmuştu: “Başka ilahlara tapmayacak, önlerinde eğilmeyecek, onlara kulluk etmeyecek, kurban kesmeyeceksiniz. Yalnızca ulu gücüyle her yere erişen eliyle sizleri Mısırdan çıkaran RABbe tapınacaksınız. Onun önünde eğilip Ona kurban keseceksiniz. Sizler için yazmış olduğu kuralları, ilkeleri, yasaları, buyrukları her zaman yerine getirmeye özen gösterecek ve başka ilahlara tapmayacaksınız. Sizinle yaptığım antlaşmayı unutmayacak ve başka ilahlara tapmayacaksınız. Yalnız Tanrınız RABbe tapacaksınız. O sizi bütün düşmanlarınızın elinden kurtaracak.”
Ne var ki Samiriyeye yerleşenler buna kulak asmadılar ve eski törelerine göre yaşamaya devam ettiler. Bu uluslar aynı zamanda hem RABbe, hem de putlarına tapıyorlardı. Çocukları ve torunları da bugüne dek ataları gibi yaşıyorlar.

Samiriyenin Düşmesi – II. Krallar 17

Asur Kralı İsrail topraklarına saldırdı. Samiriyeyi kuşattı. Kuşatma üç yıl sürdü. Hoşeanın krallığının dokuzuncu yılında Asur Kralı Samiriyeyi ele geçirdi. İsrail halkını Asura sürdü. Onları Halaha, Habur Irmağı kıyısındaki Gozana ve Med kentlerine yerleştirdi.
Bütün bunlar kendilerini Mısır Firavununun boyunduruğundan kurtarıp Mısırdan çıkaran Tanrıları RABbe karşı günah işledikleri için İsraillilerin başına geldi. Çünkü başka ilahlara tapmışlar, RABbin İsrail halkının önünden kovmuş olduğu ulusların törelerine ve İsrail krallarının koyduğu kurallara göre yaşamışlardı. Tanrıları RABbin onaylamadığı bu işleri gizlilik içinde yapmışlar, gözcü kulelerinden surlu kentlere kadar her yerde tapınma yerleri kurmuşlardı. Her yüksek tepenin üzerine, bol yapraklı her ağacın altına dikili taşlar, Aşera putları diktiler. RABbin onların önünden kovmuş olduğu ulusların yaptığı gibi, bütün tapınma yerlerinde buhur yaktılar. Yaptıkları kötülüklerle RABbi öfkelendirdiler. RABbin, “Bunu yapmayacaksınız” demiş olmasına karşın putlara taptılar. RAB İsrail ve Yahuda halkını bütün peygamberler ve biliciler aracılığıyla uyarmış, onlara, “Bu kötü yollarınızdan dönün” demişti, “Atalarınıza buyurduğum ve kullarım peygamberler aracılığıyla size gönderdiğim Kutsal Yasanın tümüne uyarak buyruklarımı, kurallarımı yerine getirin.”
Ama dinlemediler, Tanrıları RABbe güvenmeyen ataları gibi inat ettiler. Tanrının kurallarını, uyarılarını ve atalarıyla yaptığı antlaşmayı hiçe sayarak değersiz putların ardınca gittiler, böylece kendi değerlerini de yitirdiler. Çevrelerindeki uluslar gibi yaşamamaları için RAB kendilerine buyruk verdiği halde, ulusların törelerine göre yaşadılar.
Tanrıları RABbin bütün buyruklarını terk ettiler. Tapınmak için kendilerine iki dökme buzağı ve Aşera putu yaptırdılar. Gök cisimlerine taptılar. Baala kulluk ettiler. Oğullarını, kızlarını ateşte kurban ettiler. Falcılık, büyücülük yaptılar. RABbin gözünde kötü olanı yaptılar, kendilerini kötülüğe adayarak Onu öfkelendirdiler. RAB İsraillilere çok kızdı, Yahuda oymağı dışında hepsini huzurundan kovdu.
Yahudalılar bile Tanrıları RABbin buyruklarına uymadılar. İsraillilerin benimsediği törelere göre yaşadılar. Bundan dolayı RAB İsrail soyundan olan herkesi reddetti. Çapulcuların eline teslim ederek onları cezalandırdı. Hepsini huzurundan kovdu.
RAB İsraili Davut soyunun elinden aldıktan sonra, İsrailliler Nevat oğlu Yarovamı kral yaptılar. Yarovam İsraillileri RABbin yolundan saptırarak büyük günaha sürükledi. İsrailliler Yarovamın işlediği bütün günahlara katıldılar ve bunlardan ayrılmadılar. Sonunda RAB kulları peygamberler aracılığıyla uyarmış olduğu gibi, onları huzurundan kovdu. İsrailliler kendi topraklarından Asura sürüldüler. Bugün de orada yaşıyorlar.

İsrailin Son Kralı Hoşea – II. Krallar 17

Yahuda Kralı Ahazın krallığının on ikinci yılında Ela oğlu Hoşea Samiriyede İsrail Kralı oldu ve dokuz yıl krallık yaptı. RABbin gözünde kötü olanı yaptı, ama kendisinden önceki İsrail kralları kadar kötü değildi.
Asur Kralı Şalmaneser Hoşeaya savaş açtı. Hoşea teslim olup haraç ödemeye başladı. Ancak Asur Kralı Hoşeanın hainlik yaptığını öğrendi. Çünkü Hoşea Mısır Firavunu Sonun desteğini sağlamak için ona ulaklar göndermiş, üstelik her yıl ödemesi gereken haraçları da Asur Kralına ödememişti. Bunun üzerine Asur Kralı onu yakalayıp cezaevine kapadı.

Ahazın Yahuda Krallığı – II. Krallar 16

İsrail Kralı Remalya oğlu Pekahın krallığının on yedinci yılında Yotam oğlu Ahaz Yahuda Kralı oldu. Ahaz yirmi yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on altı yıl krallık yaptı. Tanrısı RABbin gözünde doğru olanı yapan atası Davut gibi davranmadı. İsrail krallarının yolunu izledi; hatta RABbin İsrail halkının önünden kovmuş olduğu ulusların iğrenç törelerine uyarak oğlunu ateşte kurban etti. Puta tapılan yerlerde, tepelerde, bol yapraklı her ağacın altında kurban kesip buhur yaktı.
Aram Kralı Resinle İsrail Kralı Remalya oğlu Pekah Yeruşalime yürüdüler. Kenti kuşattılarsa da Ahazı yenemediler. O sırada Aram Kralı Resin Eylatı geri alıp Yahudalıları oradan sürdü. Edomlular Eylata yerleşti. Bugün de orada yaşıyorlar.
Ahaz, Asur Kralı Tiglat-Pilesere: “Senin kulun kölenim; gel, bana saldıran Aram ve İsrail krallarının elinden beni kurtar” diye ulaklar gönderdi. RABbin Tapınağında ve sarayın hazinelerinde bulunan altın ve gümüşü armağan olarak Asur Kralına gönderdi. Asur Kralı Ahazın isteğini olumlu karşıladı, saldırıp Şamı ele geçirdi. Kent halkını Kire sürüp Resini öldürdü.
Kral Ahaz, Asur Kralı Tiglat-Pileseri karşılamak için Şama gittiğinde, oradaki sunağı gördü. Aynısını yaptırmak için sunağın bütün ayrıntılarını gösteren bir planı ve maketi Kahin Uriyaya gönderdi. Kahin Uriya, Kral Ahaz Şamdan dönünceye kadar, onun göndermiş olduğu maketin tıpkısı bir sunak yaptı. Kral Şamdan dönünce sunağı gördü, yaklaşıp üzerinde sunular sundu. Yakmalık sunuları ve tahıl sunularını sundu, dökmelik sunuyu boşalttı, esenlik sunusunun kanını sunağın üzerine döktü. RABbin huzurundaki tunç sunağı tapınağın önünden, yeni sunakla tapınağın arasındaki yerinden getirtip yeni sunağın kuzeyine yerleştirdi.
Kral Ahaz Kahin Uriyaya şu buyrukları verdi: “Sabahın yakmalık sunusuyla akşamın tahıl sunusunu, kralın yakmalık ve tahıl sunusunu, ayrıca ülke halkının yakmalık, tahıl ve dökmelik sunularını bu büyük sunağın üzerinde sun; yakmalık sunuların ve kurbanların kanını onun üzerine dök. Ama tunç sunağı geleceği bilmek için kendim kullanacağım.” Kahin Uriya Kral Ahazın bütün buyruklarını yerine getirdi.
Kral Ahaz tapınaktaki kazanların üzerine oturduğu ayaklıkların yan aynalıklarını söküp kazanları kaldırdı. Havuzu tunç boğaların üzerinden indirip taş bir döşeme üzerine yerleştirdi. Asur Kralını hoşnut etmek için RABbin Tapınağına konan kral kürsüsünün setini kaldırıp kralın tapınağa girmek için kullandığı özel kapıyı kapattı.
Ahazın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Ahaz ölüp atalarına kavuşunca, Davut Kentinde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Hizkiya kral oldu.

Yotamın Yahuda Krallığı – II. Krallar 15

İsrail Kralı Remalya oğlu Pekahın krallığının ikinci yılında Azarya oğlu Yotam Yahuda Kralı oldu. Yotam yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde on altı yıl krallık yaptı. Annesi Sadokun kızı Yeruşaydı. Babası Azarya gibi, Yotam da RABbin gözünde doğru olanı yaptı. Ancak alışılagelen tapınma yerleri henüz kaldırılmamıştı ve halk oralarda hala kurban kesip buhur yakıyordu. Yotam RABbin Tapınağının Yukarı Kapısını onardı.
Yotamın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. RAB işte o günlerde Aram Kralı Resinle İsrail Kralı Remalya oğlu Pekahı Yahuda üzerine göndermeye başladı. Yotam ölüp atalarına kavuşunca, atası Davutun Kentinde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Ahaz kral oldu.

Pekahın İsrail Krallığı – II. Krallar 15

Yahuda Kralı Azaryanın krallığının elli ikinci yılında Remalya oğlu Pekah Samiriyede İsrail Kralı oldu ve yirmi yıl krallık yaptı. RABbin gözünde kötü olanı yaptı ve Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlardan ayrılmadı.
İsrail Kralı Pekahın krallığı sırasında, Asur Kralı Tiglat-Pileser İsrailin İyon, Avel-Beytmaaka, Yanoah, Kedeş, Hasor kentleriyle Gilat, Celile ve Naftali bölgelerini ele geçirerek halkı Asura sürdü. Yahuda Kralı Azarya oğlu Yotamın krallığının yirminci yılında Ela oğlu Hoşea, Remalya oğlu Pekaha düzen kurdu ve onu öldürüp yerine kendisi kral oldu. Pekahın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır.

Pekahyanın İsrail Krallığı – II. Krallar 15

Yahuda Kralı Azaryanın krallığının ellinci yılında Menahem oğlu Pekahya Samiriyede İsrail Kralı oldu ve iki yıl krallık yaptı. Pekahya RABbin gözünde kötü olanı yaptı ve Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlardan ayrılmadı. Komutanlarından biri olan Remalyanın oğlu Pekah kendisine düzen kurdu. Argov ve Aryenin işbirliğiyle yanına Gilatlı elli adam alarak Pekahyayı Samiriyedeki sarayın kalesinde öldürdü, yerine kendisi kral oldu.
Pekahyanın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır.

Menahemin İsrail Krallığı – II. Krallar 15

Yahuda Kralı Azaryanın krallığının otuz dokuzuncu yılında Gadi oğlu Menahem İsrail Kralı oldu ve Samiriyede on yıl krallık yaptı. RABbin gözünde kötü olanı yaptı ve yaşamı boyunca Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlardan ayrılmadı.
Asur Kralı Tiglat-Pileser İsraile saldırdı. Menahem, Tiglat-Pileserin desteğini sağlayıp krallığını güçlendirmek için, ona bin talant gümüş verdi. İsraildeki bütün zenginleri adam başı elli şekel gümüş ödemekle yükümlü kılarak Asur Kralına verilen gümüşü karşıladı. Böylece Asur Kralı İsrail topraklarından çekilip ülkesine döndü.
Menahemin krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. Menahem ölüp atalarına kavuşunca, yerine oğlu Pekahya kral oldu.

Şallumun İsrail Krallığı – II. Krallar 15

Yahuda Kralı Azaryanın krallığının otuz dokuzuncu yılında Yaveş oğlu Şallum İsrail Kralı oldu ve Samiriyede bir ay krallık yaptı. Gadi oğlu Menahem Tirsadan Samiriyeye gelip Yaveş oğlu Şalluma saldırdı. Onu öldürüp yerine kendisi kral oldu.
Şallumun krallığı dönemindeki öteki olaylar ve kurduğu düzen İsrail krallarının tarihinde yazılıdır.
O sırada Menahem, Tirsa Kentinden başlayarak, Tifsah Kentine ve çevresinde yaşayan herkese saldırdı. Çünkü kentin kapısını kendisine açmamışlardı. Herkesi öldürüp gebe kadınların karınlarını bile yardı.

Zekeriyanın İsrail Krallığı – II. Krallar 15

Yahuda Kralı Azaryanın krallığının otuz sekizinci yılında Yarovam oğlu Zekeriya Samiriyede İsrail Kralı oldu ve altı ay krallık yaptı. Ataları gibi, RABbin gözünde kötü olanı yaptı ve Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlardan ayrılmadı. Yaveş oğlu Şallum Zekeriyaya bir düzen kurdu; halkın önünde saldırıp onu öldürdü, yerine kendisi kral oldu.
Zekeriyanın krallığı dönemindeki öteki olaylar İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. Böylece RABbin Yehuya, “Senin soyun dört kuşak İsrail tahtında oturacak” diye verdiği söz yerine gelmiş oldu.

Azaryanın Yahuda Krallığı – II. Krallar 15

İsrail Kralı Yarovamın krallığının yirmi yedinci yılında Amatsya oğlu Azarya Yahuda Kralı oldu. Azarya on altı yaşında kral oldu ve Yeruşalimde elli iki yıl krallık yaptı. Annesi Yeruşalimli Yekolyaydı. Babası Amatsya gibi, Azarya da RABbin gözünde doğru olanı yaptı. Ancak alışılagelen tapınma yerleri henüz kaldırılmamıştı ve halk oralarda hala kurban kesip buhur yakıyordu.
RAB Kral Azaryayı cezalandırdı. Kral ölünceye kadar deri hastalığından kurtulamadı. Bu yüzden ayrı bir evde yaşadı. Sarayı ve ülke halkını oğlu Yotam yönetti.
Azaryanın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Azarya ölüp atalarına kavuşunca, Davut Kentinde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Yotam kral oldu.

II.Yarovamın İsrail Krallığı – II. Krallar 14

Yahuda Kralı Yoaş oğlu Amatsyanın krallığının on beşinci yılında Yehoaş oğlu Yarovam Samiriyede İsrail Kralı oldu ve kırk bir yıl krallık yaptı. Yarovam RABbin gözünde kötü olanı yaptı ve Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlardan ayrılmadı. İsrailin Tanrısı RABbin, kulu Gat-Heferli Amittay oğlu Yunus Peygamber aracılığıyla söylediği söz uyarınca, Yarovam Levo-Hamattan Arava Gölüne kadar İsrail topraklarını yeniden ele geçirdi.
RAB İsrailin çektiği sıkıntıyı görmüştü. Genç yaşlı herkes acı içinde kıvranıyordu. İsraile yardım edecek kimse yoktu. RAB İsrailin adını yeryüzünden silmek istemiyordu. Onun için, Yehoaş oğlu Yarovam aracılığıyla onları kurtardı.
Yarovamın krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün yaptıkları, askeri başarıları, eskiden Yahudaya ait olan Şam ve Hama kentlerini yeniden İsrail topraklarına katışı İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. Yarovam ölüp ataları olan İsrail krallarına kavuştu. Yerine oğlu Zekeriya kral oldu.

Yahuda Kralı Amatsyanın Ölümü – II. Krallar 14

Yahuda Kralı Yoaş oğlu Amatsya, İsrail Kralı Yehoahaz oğlu Yehoaşın ölümünden sonra on beş yıl daha yaşadı. Amatsyanın krallığı dönemindeki öteki olaylar Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır.
Yeruşalimde Amatsyaya bir düzen kurulmuştu. Amatsya Lakişe kaçtı. Ardından adam göndererek onu öldürttüler. Ölüsü at sırtında Yeruşalime getirildi, Davut Kentinde atalarının yanına gömüldü.
Yahuda halkı Amatsyanın yerine on altı yaşındaki oğlu Azaryayı kral yaptı. Babası Amatsya ölüp atalarına kavuştuktan sonra Azarya Eylat Kentini onarıp Yahuda topraklarına kattı.

Amatsyanın Yahuda Krallığı – II. Krallar 14

İsrail Kralı Yehoahaz oğlu Yehoaşın krallığının ikinci yılında Yoaş oğlu Amatsya Yahuda Kralı oldu. Amatsya yirmi beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde yirmi dokuz yıl krallık yaptı. Annesi Yeruşalimli Yehoaddandı. Amatsya RABbin gözünde doğru olanı yaptıysa da atası Davut gibi değildi. Her konuda babası Yoaşı örnek aldı. Ancak alışılagelen tapınma yerleri henüz kaldırılmamıştı ve halk oralarda hala kurban kesip buhur yakıyordu.
Amatsya krallığını güçlendirdikten sonra, babasını öldüren görevlileri ortadan kaldırdı. Ancak Musanın Kitabındaki yasaya uyarak katillerin çocuklarını öldürtmedi. Çünkü RAB, “Ne babalar çocuklarının yerine öldürülecek, ne de çocuklar babalarının yerine. Herkes kendi günahı için öldürülecek” diye buyurmuştu.
Amatsya Tuz Vadisinde on bin Edomlu asker öldürdü. Savaşarak Selayı ele geçirdi ve oraya Yokteel adını verdi. Orası hala aynı adla anılmaktadır.
Bundan sonra Amatsya, Yehu oğlu Yehoahaz oğlu İsrail Kralı Yehoaşa, “Gel, yüz yüze görüşelim” diye haber gönderdi.
İsrail Kralı Yehoaş da karşılık olarak Yahuda Kralı Amatsyaya şu haberi gönderdi: “Lübnanda dikenli bir çalı, sedir ağacına, Kızını oğluma eş olarak ver diye haber yollar. O sırada oradan geçen yabanıl bir hayvan basıp çalıyı çiğner. Edomluları bozguna uğrattın diye böbürleniyorsun. Bu zafer sana yeter. Otur evinde! Niçin bela arıyorsun? Kendi başını da, Yahuda halkının başını da derde sokacaksın.”
Ne var ki, Amatsya dinlemek istemedi. Derken İsrail Kralı Yehoaş Yahuda Kralı Amatsyanın üzerine yürüdü. İki ordu Yahudanın Beytşemeş Kentinde karşılaştı. İsraillilerin önünde bozguna uğrayan Yahudalılar evlerine kaçtı. İsrail Kralı Yehoaş, Ahazya oğlu Yoaş oğlu Yahuda Kralı Amatsyayı Beytşemeşte yakaladı. Sonra Yeruşalime girip Efrayim Kapısından Köşe Kapısına kadar Yeruşalim surlarının dört yüz arşınlık bölümünü yıktırdı. RABbin Tapınağında ve sarayın hazinelerinde bulduğu altını, gümüşü ve bütün eşyaları aldı. Ayrıca bazı adamları da rehine olarak yanına alıp Samiriyeye döndü.
Yehoaşın krallığı dönemindeki öteki olaylar, yaptıkları ve Yahuda Kralı Amatsya ile savaşırken gösterdiği başarılar İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. Yehoaş ölüp atalarına kavuşunca, Samiriyede İsrail krallarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Yarovam kral oldu.

İsrail ile Aram Arasındaki Savaş – II. Krallar 13

Aram Kralı Hazael Yehoahazın krallığı boyunca İsraillilere baskı yaptı. Ama RAB, İbrahim, İshak ve Yakupla yaptığı antlaşmadan ötürü, İsraillilere iyilik etti. Onlara acıyıp yardım etti. Yok olmalarına izin vermedi. Onları şimdiye kadar huzurundan atmadı.
Aram Kralı Hazael ölünce yerine oğlu Ben-Hadat kral oldu. Bunun üzerine İsrail Kralı Yehoaş, babası Yehoahazın krallığı döneminde Hazael oğlu Ben-Hadatın savaşta ele geçirmiş olduğu kentleri geri aldı. Onu üç kez bozguna uğratıp İsrail kentlerine yeniden sahip oldu.

Elişanın Ölümü – II. Krallar 13

Elişa ölümcül bir hastalığa yakalandı. İsrail Kralı Yehoaş gidip onu ziyaret etti, “Baba, baba, İsrailin arabası ve atlıları!” diyerek ağladı.
Elişa ona, “Bir yayla birkaç ok al” dedi. Kral yayla okları aldı. Elişa, “Yayı hazırla” dedi. Kral yayı hazırlayınca, Elişa ellerini kralın elleri üzerine koydu. “Doğuya bakan pencereyi aç” dedi. Kral pencereyi açtı. Elişa, “Oku at!” dedi. Kral oku atınca, Elişa, “Bu ok Aramlılara karşı sizi zafere ulaştıracak RABbin kurtarış okudur” dedi, “Afekte onları kesin bozguna uğratacaksınız.”
Sonra, “Öbür okları al” dedi. İsrail Kralı okları alınca, Elişa, “Onları yere vur” dedi. Kral okları üç kez yere vurdu ve durdu. Buna öfkelenen Tanrı adamı Elişa, “Beş altı kez vurmalıydın, o zaman Aramlılara karşı kesin bir zafer kazanırdın” dedi, “Ama şimdi Aramlıları ancak üç kez bozguna uğratacaksın.”
Elişa öldü ve gömüldü.
Her ilkbaharda Moav akıncıları İsrail topraklarına girerlerdi. Bir keresinde İsrailliler, ölü gömerken akıncıların geldiğini görünce, ölüyü Elişanın mezarına atıp kaçtılar. Ölü Elişanın kemiklerine dokununca dirilip ayağa kalktı.

Yehoaşın İsrail Krallığı – II. Krallar 13

Yahuda Kralı Yoaşın krallığının otuz yedinci yılında Yehoahaz oğlu Yehoaş Samiriyede İsrail Kralı oldu ve on altı yıl krallık yaptı. RABbin gözünde kötü olanı yaptı ve Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlardan ayrılmadı; onun yolunu izledi. Yehoaşın krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün yaptıkları, Yahuda Kralı Amatsya ile savaşırken gösterdiği başarılar İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. Yehoaş ölüp atalarına kavuşunca, Samiriyede İsrail krallarının yanına gömüldü ve tahtına Yarovam geçti.

Yehoahazın İsrail Krallığı – II. Krallar 13

Yahuda Kralı Ahazya oğlu Yoaşın krallığının yirmi üçüncü yılında Yehu oğlu Yehoahaz Samiriyede İsrail Kralı oldu ve on yedi yıl krallık yaptı. Yehoahaz RABbin gözünde kötü olanı yaptı ve Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlara katıldı. Bu günahlardan ayrılmadı. İşte bu yüzden RABbin İsraile karşı öfkesi alevlendi ve RAB onları uzun süre Aram Kralı Hazaelle oğlu Ben-Hadatın egemenliği altına soktu. Bunun üzerine Yehoahaz RABbe yakardı. RAB onun yakarışını kabul etti. Çünkü İsrailin çektiği sıkıntıyı, Aram Kralının onlara neler yaptığını görüyordu. RAB İsraile bir kurtarıcı gönderdi. Böylece halk Aramlıların egemenliğinden kurtuldu ve önceki gibi evlerinde yaşamaya başladı. Ne var ki Yarovam ailesinin İsraili sürüklediği günahları izlediler, bu günahlardan ayrılmadılar. Aşera putu da Samiriyede dikili kaldı.
Yehoahazın elli atlı, on savaş arabası, on bin de yaya asker dışında gücü kalmamıştı. Çünkü Aram Kralı ötekileri harman tozu gibi ezip yok etmişti. Yehoahazın krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün yaptıkları ve başarıları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. Yehoahaz ölüp atalarına kavuşunca, Samiriyede gömüldü ve yerine oğlu Yehoaş kral oldu.

Yoaş Tapınağı Onarıyor – II. Krallar 12

İsrail Kralı Yehunun krallığının yedinci yılında Yoaş Yahuda Kralı oldu. Yedi yaşında kral oldu ve Yeruşalimde kırk yıl krallık yaptı. Annesi Beer-Şevalı Sivyaydı. Yoaş Kahin Yehoyada yaşadığı sürece RABbin gözünde doğru olanı yaptı. Çünkü Kahin Yehoyada ona yol gösteriyordu. Ancak alışılagelen tapınma yerleri henüz kaldırılmamıştı ve halk oralarda hala kurban kesip buhur yakıyordu.
Yoaş kahinlere şöyle dedi: “RABbin Tapınağı için yapılan bağışları: Nüfus sayımından elde edilen geliri, kişi başına düşen vergiyi ve halkın gönüllü olarak RABbin Tapınağına sunduğu paraları toplayın. Her kahin bunları hazine görevlilerinden alsın. Tapınağın neresinde yıkık bir yer varsa, onarılsın.”
Yoaşın krallığının yirmi üçüncü yılında kahinler tapınağı hala onarmamışlardı. Bunun üzerine Kral Yoaş, Kahin Yehoyada ile öbür kahinleri çağırıp, “Neden RABbin Tapınağını onarmıyorsunuz?” diye sordu, “Hazine görevlilerinden artık para almayın. Aldığınız paraları da RABbin Tapınağının onarımına devredin.” Böylece kahinler halktan para toplamamayı ve tapınağın onarım işlerine karışmamayı kabul ettiler.
Kahin Yehoyada bir sandık aldı. Kapağına bir delik açıp sunağın yanına, RABbin Tapınağına girenlerin sağına yerleştirdi. Kapıda görevli kahinler RABbin Tapınağına getirilen bütün paraları sandığa atıyorlardı. Sandıkta çok para biriktiğini görünce kralın yazmanıyla başkahin RABbin Tapınağına getirilen paraları sayıp torbalara koyarlardı. Sayılan paralar RABbin Tapınağındaki işlerin başında bulunan adamlara verilirdi. Onlar da paraları RABbin Tapınağında çalışan marangozlara, yapıcılara, duvarcılara, taşçılara öder, tapınağı onarmak için kereste ve yontma taş alımında kullanır ve onarım için gereken öbür malzemelere harcarlardı. RABbin Tapınağında toplanan paralar, tapınak için gümüş tas, fitil maşaları, çanak, borazan, altın ya da gümüş eşya yapımında kullanılmadı. Bu para yalnız işçilere ödendi ve tapınağın onarımına harcandı. Tapınakta çalışanlara para ödemekle görevli kişiler öyle dürüst insanlardı ki, onlara hesap bile sorulmazdı. Suç ve günah sunusu olarak verilen paralarsa RABbin Tapınağına getirilmezdi; bunlar kahinlere aitti.
O sırada Aram Kralı Hazael, Gat Kentine saldırıp kenti ele geçirdi. Sonra Yeruşalime saldırmaya karar verdi. Yahuda Kralı Yoaş, ataları olan öbür Yahuda krallarından Yehoşafatın, Yehoramın, Ahazyanın ve kendisinin RABbe adamış olduğu bütün kutsal armağanları, RABbin Tapınağında ve sarayın hazinelerinde bulunan bütün altınları Aram Kralı Hazaele gönderdi. Bunun üzerine Hazael Yeruşalime saldırmaktan vazgeçti.
Yoaşın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır.
Kral Yoaşın görevlileri düzen kurup onu Sillaya inen yolda, Beytmilloda öldürdüler. Yoaşı öldürenler, görevlilerinden Şimat oğlu Yozakarla Şomer oğlu Yehozavattı. Yoaş Davut Kentinde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Amatsya kral oldu.

Kahin Yehoyadanın Yaptığı Yenilikler – II. Krallar 11

Yehoyada RABbin halkı olmaları için RAB ile kral ve halk arasında bir antlaşma yaptı. Ayrıca halkla kral arasında da bir antlaşma yaptı. Ülke halkı gidip Baalın tapınağını yıktı. Sunaklarını, putlarını parçaladılar; Baalın Kahini Mattanı da sunakların önünde öldürdüler.
Kahin Yehoyada RABbin Tapınağına nöbetçiler yerleştirdi. Sonra yüzbaşıları, Karyalıları, muhafızları ve halkı yanına aldı. Kralı RABbin Tapınağından getirdiler. Muhafızlar Kapısından geçerek sarayına götürdüler, kral tahtına oturttular. Ülke halkı sevinç içindeydi, ancak kent suskundu. Çünkü Atalya sarayda kılıçla öldürülmüştü.

Atalyaya Karşı Ayaklanma – II. Krallar 11

Yedinci yıl Yehoyada haber gönderip Karyalıların ve muhafızların yüzbaşılarını çağırttı. Onları RABbin Tapınağında toplayarak onlarla bir antlaşma yaptı. Hepsine RABbin Tapınağında ant içirdikten sonra kralın oğlu Yoaşı kendilerine gösterdi. Onlara şu buyrukları verdi: “Şabat Günü göreve gidenlerin üçte biri kral sarayını koruyacak, üçte biri Sur Kapısında, üçte biri de muhafızların arkasındaki kapıda bulunacak. Sırayla tapınak nöbeti tutacaksınız. Şabat Günü görevleri biten öbür iki bölükteki askerlerin tümü RABbin Tapınağının çevresinde durup kralı koruyacak. Herkes yalın kılıç kralın çevresini sarsın, yaklaşan olursa öldürün. Kral nereye giderse, ona eşlik edin.”
Yüzbaşılar Kahin Yehoyadanın buyruklarını tam tamına uyguladılar. Şabat Günü göreve gidenlerle görevi biten adamlarını alıp Yehoyadanın yanına gittiler. Kahin RABbin Tapınağındaki Kral Davuttan kalan mızraklarla kalkanları yüzbaşılara dağıttı. Kralı korumak için sunağın ve tapınağın çevresine tapınağın güneyinden kuzeyine kadar silahlı muhafızlar yerleştirildi. Yehoyada kralın oğlu Yoaşı dışarı çıkarıp başına taç koydu. Tanrının Yasasını da ona verip krallığını ilan ettiler. Onu meshedip alkışlayarak, “Yaşasın kral!” diye bağırdılar.
Atalya muhafızlarla halkın çıkardığı gürültüyü duyunca, RABbin Tapınağında toplananların yanına gitti. Baktı, kral geleneğe uygun olarak sütunun yanında duruyor; yüzbaşılar, borazan çalanlar çevresine toplanmış. Ülke halkı sevinç içindeydi, borazanlar çalınıyordu. Atalya giysilerini yırtarak, “Hainlik! Hainlik!” diye bağırdı.
Kahin Yehoyada yüzbaşılara, “O kadını aradan çıkarın. Ardından kim giderse kılıçtan geçirin” diye buyruk verdi. Çünkü kadının RABbin Tapınağında öldürülmesini istemiyordu. Atalya yakalandı ve sarayın At Kapısına götürülüp öldürüldü.

Atalya Yönetime El Koyuyor – II. Krallar 11

Ahazyanın annesi Atalya, oğlunun öldürüldüğünü duyunca, kral soyunun bütün bireylerini yok etmeye çalıştı. Ne var ki, Kral Yehoramın kızı, Ahazyanın üvey kızkardeşi Yehoşeva, Ahazya oğlu Yoaşı kralın öldürülmek istenen öteki oğullarının arasından alıp kaçırdı ve dadısıyla birlikte yatak odasına gizledi. Çocuğu Atalyadan gizleyerek kurtarmış oldu. Atalya ülkeyi yönetirken, çocuk altı yıl boyunca RABbin Tapınağında dadısıyla birlikte gizlendi.

Yehunun Ölümü – II. Krallar 10

RAB o günlerde İsrail topraklarını küçültmeye başladı. Aram Kralı Hazael Şeria Irmağının doğusunda Gadlılar, Rubenliler ve Manaşşelilerin yaşadığı bütün Gilat bölgesini, Arnon Vadisindeki Aroerden Gilat ve Başana kadar bütün İsrail topraklarını ele geçirdi.
Yehunun krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün yaptıkları ve başarıları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır.
Yehu ölüp atalarına kavuşunca, Samiriyede gömüldü. Yerine oğlu Yehoahaz kral oldu. Yehu Samiriyede yirmi sekiz yıl İsrail krallığı yaptı.

Baala Tapanların Öldürülmesi – II. Krallar 10

Yehu, bütün halkı toplayarak, “Ahav Baala az kulluk etti, ben daha çok edeceğim” dedi, “Baalın bütün peygamberlerini, kahinlerini, ona tapan herkesi çağırın. Hiçbiri gelmemezlik etmesin. Çünkü Baala büyük bir kurban sunacağım. Kim gelmezse öldürülecek.” Gerçekte Yehu Baala tapanları yok etmek için bir düzen kurmaktaydı.
Yehu, “Baalın onuruna bir toplantı yapılacağını duyurun” dedi. Duyuru yapıldı. Yehu bütün İsraile haber saldı. Baala tapanların hepsi geldi, gelmeyen kalmadı. Baalın tapınağı hıncahınç doldu. Yehu, kutsal giysiler görevlisine, “Baala tapanların hepsine giysi çıkar” diye buyruk verdi. Görevli herkese giysi getirdi. O zaman Yehu Rekav oğlu Yehonadavla birlikte Baalın tapınağına girdi. İçerdekilere, “Çevrenize iyi bakın” dedi, “Aranızda RABbe tapanlardan kimse olmasın, sadece Baala tapanlar olsun.” Ardından Yehuyla Yehonadav kurban ve yakmalık sunu sunmak üzere içeri girdiler. Yehu tapınağın çevresine seksen kişi yerleştirmiş ve onlara şu buyruğu vermişti: “Elinize teslim ettiğim bu adamlardan biri kaçarsa, bunu canınızla ödersiniz!”
Yakmalık sununun sunulması biter bitmez, Yehu muhafızlarla komutanlara, “İçeriye girin, hepsini öldürün, hiçbiri kaçmasın!” diye buyruk verdi. Muhafızlarla komutanlar hepsini kılıçtan geçirip ölülerini dışarı attılar. Sonra Baalın tapınağının iç bölümüne girdiler. Baalın tapınağındaki dikili taşları çıkarıp yaktılar. Baalın dikili taşını ve tapınağını ortadan kaldırdılar. Halk orayı helaya çevirdi. Orası bugüne kadar da öyle kaldı.
Böylece Yehu İsrailde Baala tapmaya son verdi. Ne var ki, Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlardan –Beytel ve Dandaki altın buzağılara tapmaktan– vazgeçmedi.
RAB Yehuya, “Gözümde doğru olanı yaparak başarılı oldun” dedi, “Ahavın ailesine istediğim her şeyi yaptın. Bunun için senin soyun dört kuşak İsrail tahtında oturacak.” Gelgelelim Yehu İsrailin Tanrısı RABbin yasasını yürekten izlemedi, önemsemedi. Yarovamın İsraili sürüklediği günahlardan ayrılmadı.

Ahavın Öteki Akrabalarının Öldürülmesi – II. Krallar 10

Yehu oradan ayrıldı. Yolda kendisine doğru gelen Rekav oğlu Yehonadavla karşılaştı. Ona selam vererek, “Ben sana karşı iyi duygular besliyorum, sen de aynı duygulara sahip misin?” diye sordu.
Yehonadav, “Evet” diye yanıtladı.
Yehu, “Öyleyse elini ver” dedi. Yehonadav elini uzattı. Yehu onu arabasına alarak, “Benimle gel ve RAB için nasıl çaba harcadığımı gör” dedi. Sonra onu arabasıyla Samiriyeye götürdü. Samiriyeye varınca Yehu RABbin İlyas aracılığıyla söylediği söz uyarınca, Ahavın orada kalan akrabalarının hepsini öldürdü.

Kral Ahazyanın Akrabalarının Öldürülmesi – II. Krallar 10

Yehu Yizreelden ayrılıp Samiriyeye doğru yola çıktı. Yolda çobanların Beyteket adını verdiği yerde, Yahuda Kralı Ahazyanın akrabalarıyla karşılaştı. Onlara, “Siz kimsiniz?” diye sordu.
“Biz Ahazyanın akrabalarıyız” diye karşılık verdiler, “Kralın ve ana kraliçe İzebelin çocuklarına saygılarımızı sunmaya gidiyoruz.”
Yehu adamlarına, “Bunları diri yakalayın!” diye buyruk verdi. Onları diri yakalayıp Beyteket Kuyusu yakınında kılıçtan geçirdiler. Öldürülenler kırk iki kişiydi. Sağ kalan olmadı.

Ahavın Ailesinin Öldürülmesi – II. Krallar 10

Ahavın Samiriyede yetmiş oğlu vardı. Yehu mektuplar yazıp Samiriyeye gönderdi. Yizreelin yöneticilerine, ileri gelenlere ve Ahavın çocuklarını koruyanlara yazdığı mektuplarda Yehu şöyle diyordu: “Efendinizin oğulları sizinle birliktedir. Savaş arabalarınız, atlarınız, silahlarınız var. Surlu bir kentte yaşıyorsunuz. Bu mektup size ulaşır ulaşmaz, efendinizin oğullarından en iyi ve en uygun olanı seçip babasının tahtına oturtun. Ve efendinizin ailesini korumak için savaşın.”
Ama onlar dehşete düştüler. “İki kral Yehuyla başa çıkamadı, biz nasıl çıkarız?” dediler.
Saray sorumlusu, kent valisi, ileri gelenler ve Ahavın çocuklarını koruyanlar Yehuya şu haberi gönderdi: “Biz senin kullarınız, söyleyeceğin her şeyi yapmaya hazırız. Kimseyi kral yapmaya niyetimiz yok. Kendin için en iyi olan neyse onu yap.”
Yehu onlara ikinci bir mektup yazdı: “Eğer siz benden yana ve bana bağlıysanız, efendinizin oğullarının başını kesip yarın bu saatlerde Yizreele, bana getirin.”
Kral Ahavın yetmiş oğlu, onları yetiştirmekle görevli kent ileri gelenlerinin koruması altındaydı. Yehunun mektubu kent ileri gelenlerine ulaşınca, Ahavın yetmiş oğlunu öldürüp başlarını küfelere koydular ve Yizreele, Yehuya gönderdiler. Ulak gelip Yehuya, “Kral oğullarının başlarını getirdiler” diye haber verdi.
Yehu, “Onları iki yığın halinde kent kapısının girişine bırakın, sabaha kadar orada kalsınlar” dedi.
Ertesi sabah Yehu halkın önüne çıkıp şöyle dedi: “Efendime düzen kurup onu öldüren benim, sizin suçunuz yok. Ama bunları kim öldürdü? Bu olay gösteriyor ki, RABbin Ahavın ailesine ilişkin söylediği hiçbir söz boşa çıkmayacaktır. RAB, kulu İlyas aracılığıyla verdiği sözü yerine getirdi.” Sonra Yizreelde Ahavın öteki akrabalarının hepsini, bütün yüksek görevlilerini, yakın arkadaşlarını ve kahinlerini öldürdü. Sağ kalan olmadı.

İzebelin Öldürülmesi – II. Krallar 9

Sonra Yehu Yizreele gitti. İzebel bunu duyunca, gözlerine sürme çekti, saçlarını tarayıp pencereden dışarıyı gözlemeye başladı. Yehu kentin kapısından içeri girince, İzebel, “Ey efendisini öldüren Zimri, barış için mi geldin?” diye seslendi.
Yehu pencereye doğru bakıp, “Kim benden yana?” diye bağırdı. İki üç görevli yukarıdan ona baktı. Yehu, “Atın onu aşağı!” dedi. Görevliler İzebeli aşağıya attılar. Kanı surların ve bedenini çiğneyen atların üzerine sıçradı.
Yehu içeri girip yedi, içti. Sonra, “O lanet olası kadını alıp gömün, ne de olsa bir kral kızıdır” dedi. Ama İzebeli gömmeye giden adamlar başından, ayaklarından, ellerinden başka bir şey bulamadılar. Geri dönüp durumu Yehuya bildirdiler. Yehu onlara şöyle dedi: “Kulu Tişbeli İlyas aracılığıyla konuşan RABbin sözü yerine geldi. RAB, Yizreel topraklarında İzebelin ölüsünü köpekler yiyecek demişti. İzebelin leşi Yizreel topraklarına gübre olacak ve kimse, bu İzebeldir, diyemeyecek. ”

Yahuda Kralı Ahazyanın Öldürülmesi – II. Krallar 9

Yahuda Kralı Ahazya olanları görünce Beythaggana doğru kaçmaya başladı. Yehu ardına takılıp, “Onu da öldürün!” diye bağırdı. Ahazyayı Yivleam yakınlarında, Gur yolunda, arabasının içinde vurdular. Yaralı olarak Megiddoya kadar kaçıp orada öldü. Adamları Ahazyanın cesedini bir savaş arabasına koyup Yeruşalime götürdüler. Onu Davut Kentinde atalarının yanına, kendi mezarına gömdüler.
Ahazya Ahav oğlu Yoramın krallığının on birinci yılında Yahuda Kralı olmuştu.

Yehunun Yoramı Öldürmesi – II. Krallar 9

Nimşi oğlu Yehoşafat oğlu Yehu Yorama karşı bir düzen kurdu. O sıralarda Yoram ile İsrail halkı Aram Kralı Hazaele karşı Ramot-Gilatı savunuyordu. Ancak Kral Yoram, Aram Kralı Hazaelle savaşırken Aramlılar onu yaralamıştı. Yoram da yaraların iyileşmesi için Yizreele dönmüştü. Yehu arkadaşlarına, “Eğer siz de benimle aynı görüşteyseniz, hiç kimsenin kentten kaçmasına ve gidip durumu Yizreele bildirmesine izin vermeyin” dedi. Yehu savaş arabasına binip Yizreele gitti. Çünkü Yoram orada hasta yatıyordu. Yahuda Kralı Ahazya da Yoramı görmek için oraya gitmişti.
Yizreelde kulede nöbet tutan gözcü, Yehunun ordusuyla yaklaştığını görünce, “Bir kalabalık görüyorum!” diye bağırdı.
Yoram, “Bir atlı gönder, onu karşılasın, barış için gelip gelmediğini sorsun” dedi.
Atlı Yehuyu karşılamaya gitti ve ona, “Kralımız, Barış için mi geldin? diye soruyor” dedi.
Yehu, “Barıştan sana ne! Sen beni izle” diye karşılık verdi.
Gözcü durumu krala bildirdi: “Ulak onlara vardı, ama geri dönmedi.”
Bu kez ikinci bir atlı gönderildi. Atlı onlara varıp, “Kralımız, Barış için mi geldin? diye soruyor” dedi.
Yehu, “Barıştan sana ne! Sen beni izle” diye karşılık verdi.
Gözcü durumu krala bildirdi: “Ulak onlara vardı, ama geri dönmedi. Komutanları savaş arabasını Nimşi oğlu Yehu gibi delicesine sürüyor.”
Kral Yoram, “Arabamı hazırlayın!” diye buyruk verdi. Arabası hazırlandı. İsrail Kralı Yoram ile Yahuda Kralı Ahazya arabalarına binip Yehuyu karşılamaya gittiler. Yizreelli Navotun topraklarında onunla karşılaştılar. Yoram Yehuyu görünce, “Barış için mi geldin?” diye sordu.
Yehu, “Annen İzebelin yaptığı bunca putperestlik ve büyücülük sürüp giderken barıştan söz edilir mi?” diye karşılık verdi.
Yoram, “Hainlik bu, Ahazya!” diye bağırdı ve arabasının dizginlerini çevirip kaçtı.
Yehu var gücüyle yayını çekip Yoramı sırtından vurdu. Ok Yoramın kalbini delip geçti. Yoram arabasının içine yığılıp kaldı. Yehu yardımcısı Bidkara, “Onun cesedini al, Yizreelli Navotun toprağına at” dedi, “Anımsa, senle ben birlikte Yoramın babası Ahavın ardından savaş arabasıyla giderken, RAB Ahava, Dün Navotla oğullarının kanını gördüm. Seni de bu topraklarda cezalandıracağım demişti. Şimdi RABbin sözü uyarınca, Yoramın cesedini al, Navotun toprağına at!”

Yehunun İsrail Kralı Oluşu – II. Krallar 9

Peygamber Elişa, peygamberler topluluğundan bir adam çağırıp, “Kemerini kuşan, bu yağ kabını alıp Ramot-Gilata git” dedi, “Oraya varınca Nimşi oğlu, Yehoşafat oğlu Yehuyu ara. Onu kardeşlerinin arasından alıp başka bir odaya götür. Zeytinyağını başına dök ve ona RAB şöyle diyor de: Seni İsrail Kralı olarak meshettim. Sonra kapıyı aç ve koş, oyalanma!”
Böylece peygamberin uşağı Ramot-Gilata gitti. Oraya vardığında ordu komutanlarının bir arada oturduklarını gördü. “Komutanım, sana bir haberim var” dedi.
Yehu, “Hangimize söylüyorsun?” diye sordu.
Uşak, “Sana, efendim” diye yanıtladı.
Yehu kalkıp eve girdi. Uşak yağı Yehunun başına döküp ona şöyle dedi: “İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, Seni halkım İsrailin kralı olarak meshettim. Efendin Ahavın ailesini öldüreceksin. Bana hizmet eden peygamberlerin ve bütün kullarımın dökülen kanının öcünü İzebelden alacağım. Ahavın bütün soyu ortadan kalkacak. İsrailde genç yaşlı Ahavın soyundan gelen bütün erkeklerin kökünü kurutacağım. Nevat oğlu Yarovamla Ahiya oğlu Baaşanın ailelerine ne yaptımsa, Ahavın ailesine de aynısını yapacağım. Yizreel topraklarında İzebelin ölüsünü köpekler yiyecek ve onu gömen olmayacak. ” Uşak bunları söyledikten sonra kapıyı açıp kaçtı.
Yehu komutan arkadaşlarının yanına döndü. İçlerinden biri, “Her şey yolunda mı? O delinin seninle ne işi vardı?” diye sordu.
Yehu, “Onu tanıyorsunuz, neler saçmaladığını bilirsiniz” diye karşılık verdi.
“Hayır, bilmiyoruz, ne söyledi? Anlat bize!” dediler.
Yehu şöyle yanıtladı: “Bana RAB şöyle diyor dedi: Seni İsrail Kralı olarak meshettim. ”
Bunun üzerine hepsi hemen cüppelerini çıkarıp merdivenin başında duran Yehunun ayaklarına serdi. Boru çalarak, “Yehu kraldır!” diye bağırdılar.

Ahazyanın Yahuda Krallığı – II. Krallar 8

İsrail Kralı Ahav oğlu Yoramın krallığının on ikinci yılında Yehoram oğlu Ahazya Yahuda Kralı oldu. Ahazya yirmi iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde bir yıl krallık yaptı. Annesi İsrail Kralı Omrinin torunu Atalyaydı. Ahazya evlilik yoluyla Ahava akraba olduğu için Ahav ailesinin yolunu izledi ve onlar gibi RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Ahazya, Aram Kralı Hazaelle savaşmak üzere Ahav oğlu Yoramla birlikte Ramot-Gilata gitti. Aramlılar Yoramı yaraladılar. Kral Yoram Ramot-Gilatta Aram Kralı Hazaelle savaşırken aldığı yaraların iyileşmesi için Yizreele döndü. Yahuda Kralı Yehoram oğlu Ahazya da yaralanan Ahav oğlu Yoramı görmek için Yizreele gitti.

Yehoramın Yahuda Krallığı – II. Krallar 8

İsrail Kralı Ahav oğlu Yoramın krallığının beşinci yılında, Yehoşafatın Yahuda Kralı olduğu sırada, Yehoşafatın oğlu Yehoram Yahudayı yönetmeye başladı. Yehoram otuz iki yaşında kral oldu ve Yeruşalimde sekiz yıl krallık yaptı. Karısı Ahavın kızı olduğu için, o da Ahavın ailesi gibi İsrail krallarının yolunu izledi ve RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Ama RAB kulu Davutun hatırı için Yahudayı yok etmek istemedi. Çünkü Davuta ve soyuna sönmeyen bir ışık vereceğine söz vermişti.
Yehoramın krallığı döneminde Edomlular Yahudalılara karşı ayaklanarak kendi krallıklarını kurdular. Yehoram bütün savaş arabalarıyla Saire gitti. Edomlular onu ve savaş arabalarının komutanlarını kuşattılar. Ama Yehoram gece kalkıp kuşatmayı yararak kaçtı. Askerleri de kaçarak evlerine döndü. O sırada Livna Kenti ayaklandı. Edomluların Yahudaya karşı başkaldırması bugün de sürüyor.
Yehoramın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Yehoram ölüp atalarına kavuştu ve Davut Kentinde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Ahazya kral oldu.

Elişa ile Aram Kralı Ben-Hadat – II. Krallar 8

Aram Kralı Ben-Hadat hastalandığı sırada Elişa Şama gitti. Tanrı adamının Şama geldiği krala bildirildi. Kral, Hazaele, “Bir armağan al, Tanrı adamını karşılamaya git” dedi, “Onun aracılığıyla RABbe danış, bu hastalıktan kurtulup kurtulamayacağımı sor.”
Hazael, Şamın en iyi mallarından oluşan kırk deve yükü armağanı yanına alarak, Tanrı adamını karşılamaya gitti. Elişanın önünde durup şöyle dedi: “Kulun Aram Kralı Ben-Hadat, hastalığından kurtulup kurtulamayacağını sormam için beni gönderdi.”
Elişa, “Git ona, Kesinlikle iyileşeceksin de; ama RAB bana onun kesinlikle öleceğini açıkladı” diye karşılık verdi. Tanrı adamı, Hazaeli utandırıncaya kadar dik dik yüzüne baktı. Ardından ağlamaya başladı.
Hazael, “Efendim, niçin ağlıyorsun?” diye sordu.
Elişa, “Senin İsrail halkına yapacağın kötülükleri biliyorum” diye yanıtladı, “Kalelerini ateşe verecek, gençlerini kılıçtan geçirecek, çocuklarını yere çalıp öldürecek, gebe kadınlarının karınlarını deşeceksin.”
Hazael, “Bir köpekten farksız olan bu kulun, bütün bu işleri nasıl yapabilir?” dedi.
Elişa, “RAB bana senin Aram Kralı olacağını gösterdi” diye yanıtladı.
Bunun üzerine Hazael Elişadan ayrılıp efendisi Ben-Hadatın yanına döndü. Ben-Hadat ona, “Elişa sana ne söyledi?” diye sordu.
Hazael, “Kesinlikle iyileşeceğini söyledi” diye yanıtladı. Gelgelelim ertesi gün Hazael ıslattığı bir örtüyü kralın yüzüne kapatıp onu boğdu. Böylece kral öldü, yerine Hazael geçti.

Şunemli Kadının Dönüşü – II. Krallar 8

Elişa, oğlunu diriltmiş olduğu Şunemli kadına şöyle demişti: “Kalk, ailenle birlikte buradan git, geçici olarak kalabileceğin bir yer bul. Çünkü RAB ülkeye yedi yıl sürecek bir kıtlık göndermeye karar verdi.” Kadın Tanrı adamının öğüdüne uyarak ailesiyle birlikte kalkıp Filist ülkesine gitti ve orada yedi yıl kaldı.
Yedi yıl sonra Filistten döndü. Evini, tarlasını geri almak için kraldan yardım istemeye gitti. O sırada kral Tanrı adamının uşağı Gehaziyle konuşuyor, “Bana Elişanın yaptığı bütün mucizeleri anlat” diyordu. İşte Gehazi tam Elişanın ölüyü nasıl dirilttiğini krala anlatırken, oğlu diriltilen kadın eviyle tarlasını geri almak için kraldan yardım istemeye geldi. Gehazi krala, “Efendim kral, sözünü ettiğim kadın budur. Yanındaki oğlu da Elişanın dirilttiği çocuktur” dedi. Kral kadına sorunca kadın her şeyi anlattı. Bunun üzerine kral bir görevli çağırtıp şu buyruğu verdi: “Bu kadına her şeyini, ülkeden ayrıldığı günden bugüne kadar biriken bütün geliriyle birlikte tarlasını geri verin.”

Kuşatmanın Kaldırılması – II. Krallar 7

Kent kapısının girişinde deri hastalığına yakalanmış dört adam vardı. Birbirlerine, “Ne diye ölene dek burada kalalım?” diyorlardı, “Kente girelim desek, orada kıtlık var, ölürüz; burada kalsak da öleceğiz. Bari gidip Aram ordugahına teslim olalım. Canımızı bağışlarlarsa yaşarız, öldürürlerse de öldürsünler.”
Akşam karanlığında kalkıp Aram ordugahına doğru gittiler. Ordugaha yaklaştıklarında, orada kimseyi göremediler. Çünkü Rab Aram ordugahında savaş arabalarıyla, atlarıyla yaklaşan büyük bir ordunun çıkardığı seslerin duyulmasını sağlamıştı. Aramlılar da birbirlerine, “Bakın, İsrail Kralı bize saldırmak için Hitit ve Mısır krallarını kiralamış!” demişlerdi. Böylece, gün batarken çadırlarını, atlarını, eşeklerini bırakıp kaçmışlar, canlarını kurtarmak için ordugahı olduğu gibi bırakmışlardı.
Deri hastalığına yakalanmış adamlar ordugaha varıp çadırların birine girdiler. Yiyip içtikten sonra oradaki altın, gümüş ve giysileri götürüp gizlediler. Sonra dönüp başka bir çadıra girdiler, orada bulduklarını da götürüp gizlediler.
Ardından birbirlerine, “Yaptığımız doğru değil” dediler, “Bugün müjde günü. Oysa biz susuyoruz. Gün doğuncaya kadar beklersek, cezaya çarptırılacağımız kesin. Haydi saraya gidip durumu bildirelim.”
Böylece gidip kent kapısındaki nöbetçilere seslendiler. “Aram ordugahına gittik” dediler, “Hiç kimseyi göremedik; ne de bir insan sesi duyduk. Yalnızca bağlı atlar, eşekler vardı. Çadırları da olduğu gibi bırakıp gitmişler.” Kapı nöbetçileri haberi duyurdu. Haber kralın sarayına ulaştırıldı.
Kral gece kalkıp görevlilerine, “Aramlıların ne tasarladığını size söyleyeyim” dedi, “Aç kaldığımızı biliyorlar. Onun için ordugahlarını bırakıp kırda gizlenmişler. Kentin dışına çıktığımızda, bizi canlı yakalayıp kenti ele geçirmeyi düşünüyorlar.”
Görevlilerden biri, “Kentte kalan beş atla birkaç adam gönderelim, o zaman durumu anlarız” dedi, “Nasıl olsa gidecek olanlar da burada, kentte kalan nice İsrailli gibi ölüme mahkum!”
Adamlar yanlarına iki atlı araba aldılar. Kral, “Gidin, ne olduğunu öğrenin” diyerek onları Aram ordusunun ardından gönderdi. Adamlar Şeria Irmağına kadar Aram ordusunu izlediler. Yol baştan sona kadar Aramlıların kaçarken attıkları giysi ve eşyalarla doluydu. Haberciler dönüp krala durumu bildirdiler. Bunun üzerine halk kentten çıkıp Aram ordugahını yağmaladı. RABbin dediği gibi, bir sea ince unun da, iki sea arpanın da fiyatı bir şekele düştü.
Kral özel yardımcısı olan komutanı kentin kapısında bırakmıştı. Halk onu kapının ağzında çiğneyerek öldürdü. Kral Elişanın evine gittiğinde, Tanrı adamı ona olacakları önceden bildirmişti. Her şey Tanrı adamının krala dediği gibi oldu. “Yarın bu saatlerde Samiriye Kapısında bir sea ince un da, iki sea arpa da birer şekele satılacak” demişti.
Komutan da Tanrı adamına şöyle karşılık vermişti: “RAB göklerin kapaklarını açsa bile, olacak şey değil bu!” Elişa, “Sen her şeyi gözlerinle görecek, ama onlardan hiçbir şey yiyemeyeceksin!” demişti. Tam dediği gibi oldu. Komutan kentin kapısında halk tarafından çiğnenerek öldü.

Samiriyede Kıtlık – II. Krallar 7

Elişa, “RABbin sözüne kulak verin!” dedi, “RAB diyor ki, Yarın bu saatlerde Samiriye Kapısında bir sea ince un da, iki sea arpa da birer şekele satılacak. ”
Kralın özel yardımcısı olan komutan, Tanrı adamına, “RAB göklerin kapaklarını açsa bile olacak şey değil bu!” dedi.
Elişa, “Sen her şeyi gözlerinle göreceksin, ama onlardan hiçbir şey yiyemeyeceksin!” diye karşılık verdi.

Samiriyede Kıtlık – II. Krallar 6

Bir süre sonra, Aram Kralı Ben-Hadat bütün ordusunu toplayıp İsraile girdi ve Samiriyeyi kuşattı. Samiriyede büyük bir kıtlık oldu. Kuşatma sonunda bir eşek kellesinin fiyatı seksen şekel gümüşe, dörtte bir kav güvercin gübresinin fiyatı ise beş şekel gümüşe çıktı.
İsrail Kralı surların üzerinde yürürken, bir kadın, “Efendim kral, bana yardım et!” diye seslendi.
Kral, “RAB sana yardım etmiyorsa, ben nasıl yardım edebilirim ki?” diye karşılık verdi, “Buğday mı, yoksa şarap mı istersin? Derdin ne?”
Kadın şöyle yanıtladı: “Geçen gün şu kadın bana dedi ki, Oğlunu ver, bugün yiyelim, yarın da benim oğlumu yeriz. Böylece oğlumu pişirip yedik. Ertesi gün ona, Oğlunu ver de yiyelim dedim. Ama o, oğlunu gizledi.”
Kadının bu sözlerini duyan kral giysilerini yırttı. Surların üzerinde yürürken, halk onun giysilerinin altına çul giydiğini gördü. Kral, “Eğer bugün Şafat oğlu Elişanın başı yerinde kalırsa, Tanrı bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın!” dedi.
Elişa o sırada halkın ileri gelenleriyle birlikte evinde oturuyordu. Kral önden bir haberci gönderdi. Ama daha haberci gelmeden, Elişa ileri gelenlere, “Görüyor musunuz caniyi?” dedi, “Kalkmış, başımı kestirmek için adam gönderiyor! Haberci geldiğinde kapıyı kapayın, onu içeri almayın. Çünkü ardından efendisi kral da gelecek.”
Elişa konuşmasını bitirmeden, haberci yanına geldi ve, “Bu felaket RABdendir” dedi, “Neden hala RABbi bekleyeyim?”

Aram Ordusu ve Elişa – II. Krallar 6

Aram Kralı İsraille savaş halindeydi. Görevlilerine danıştıktan sonra, “Ordugahımı kuracak bir yer seçtim” dedi.
Tanrı adamı Elişa, İsrail Kralına şu haberi gönderdi: “Sakın oradan geçmeyin, çünkü Aramlılar oraya doğru iniyorlar.” İsrail Kralı adam gönderip oradaki durumu denetledi. Böylece Tanrı adamı İsrail Kralını birkaç kez uyardı. Kral da önlem aldı.
Bu durum Aram Kralını çok öfkelendirdi. Görevlilerini çağırıp, “İçinizden hanginizin İsrail Kralından yana olduğunu söylemeyecek misiniz?” dedi.
Görevlilerden biri, “Hiçbirimiz, efendimiz kral” diye karşılık verdi, “Yalnız İsrailde yaşayan Peygamber Elişa senin yatak odanda söylediklerini bile İsrail Kralına bildiriyor.”
Aram Kralı şöyle buyurdu: “Gidip onun nerede olduğunu öğrenin. Adam gönderip onu yakalayacağım.” Elişanın Dotanda olduğu bildirilince, kral oraya atlılar, savaş arabaları ve büyük bir kuvvet gönderdi. Geceleyin varıp kenti kuşattılar.
Tanrı adamının uşağı erkenden kalktı. Dışarıya çıkınca kentin askerler, atlılar ve savaş arabalarınca kuşatıldığını gördü. Dönüp Elişaya, “Eyvah, efendim, ne yapacağız?” diye sordu.
Elişa, “Korkma, çünkü bizim yandaşlarımız onlarınkinden daha çok” diye karşılık verdi.
Sonra şöyle dua etti: “Ya RAB, lütfen onun gözlerini aç, görsün!” RAB uşağın gözlerini açtı. Uşak Elişanın çevresindeki dağların atlılarla, ateşten savaş arabalarıyla dolu olduğunu gördü.
Aramlılar kendisine doğru ilerleyince Elişa RABbe şöyle yalvardı: “Ya RAB, lütfen bu halkı kör et.” RAB Elişanın yalvarışını duydu ve onları kör etti.
Bunun üzerine Elişa onlara, “Yanlış yoldasınız” dedi, “Aradığınız kent bu değil. Beni izleyin, sizi aradığınız adama götüreyim.” Sonra onları Samiriyeye götürdü.
Samiriyeye girdiklerinde Elişa şöyle dua etti: “Ya RAB, bu adamların gözlerini aç, görsünler.” RAB gözlerini açınca adamlar Samiriyenin ortasında olduklarını anladılar.
İsrail Kralı adamları görünce Elişaya, “Onları öldüreyim mi? Öldüreyim mi, baba?” dedi.
Elişa, “Hayır, öldürme” diye karşılık verdi, “Kendi kılıç ve yayınla tutsak aldığın insanları nasıl öldürürsün. Önlerine yiyecek içecek bir şeyler koy, yiyip içtikten sonra izin ver, krallarına dönsünler.”
Bunun üzerine İsrail Kralı adamlara büyük bir şölen verdi, yedirip içirdikten sonra da onları krallarına gönderdi. Aramlı akıncılar bir daha İsrail topraklarına ayak basmadılar.

Balta Demirinin Su Yüzüne Çıkması – II. Krallar 6

Bir gün peygamber topluluğu Elişaya, “Bak, yaşadığımız yer bize küçük geliyor” dedi, “Lütfen izin ver, Şeria Irmağı kıyısına gidelim, ağaç kesip kendimize ev yapalım.”
Elişa, “Gidin” dedi.
Peygamberlerden biri, “Lütfen kullarınla birlikte sen de gel” dedi.
Elişa, “Olur, gelirim” diye karşılık verdi ve onlarla birlikte gitti.
Şeria Irmağı kıyısına varınca ağaç kesmeye başladılar. Biri ağaç keserken balta demirini suya düşürdü. “Eyvah, efendim! Onu ödünç almıştım” diye bağırdı.
Tanrı adamı, “Nereye düştü?” diye sordu. Adam ona demirin düştüğü yeri gösterdi. Elişa bir dal kesip oraya atınca, balta demiri su yüzüne çıktı. Elişa, “Al onu!” dedi. Adam elini uzatıp balta demirini aldı.

Naaman Deri Hastalığından Nasıl Kurtuldu – II. Krallar 5

Aram Kralının ordu komutanı Naaman efendisinin gözünde saygın, değerli bir adamdı. Çünkü RAB onun aracılığıyla Aramlıları zafere ulaştırmıştı. Naaman yiğit bir askerdi, ama bir deri hastalığına yakalanmıştı.
Aramlılar düzenledikleri akınlar sırasında İsrailden küçük bir kızı tutsak almışlardı. Bu kız Naamanın karısının hizmetine verilmişti. Bir gün hanımına, “Keşke efendim Samiriyedeki peygamberin yanına gitse! Peygamber onu deri hastalığından kurtarırdı” dedi.
Naaman gidip İsrailli kızın söylediklerini efendisi krala anlattı. Aram Kralı şöyle karşılık verdi: “Kalk git, seninle İsrail Kralına bir mektup göndereceğim.” Naaman yanına on talant gümüş, altı bin şekel altın ve on takım giysi alıp gitti. Mektubu İsrail Kralına verdi. Mektupta şunlar yazılıydı: “Bu mektupla birlikte sana kulum Naamanı gönderiyorum. Onu deri hastalığından kurtarmanı dilerim.”
İsrail Kralı mektubu okuyunca giysilerini yırtıp şöyle haykırdı: “Ben Tanrı mıyım, can alıp can vereyim? Nasıl bana bir adam gönderip onu deri hastalığından kurtar der? Görüyor musunuz, açıkça benimle kavga çıkarmaya çalışıyor!”
İsrail Kralının giysilerini yırttığını duyan Tanrı adamı Elişa ona şu haberi gönderdi: “Neden giysilerini yırttın? Adam bana gelsin, İsrailde bir peygamber olduğunu anlasın!”
Böylece Naaman atları ve savaş arabalarıyla birlikte gidip Elişanın evinin kapısı önünde durdu. Elişa ona şu haberi gönderdi: “Git, Şeria Irmağında yedi kez yıkan. Tenin eski halini alacak, tertemiz olacaksın.”
Gelgelelim Naaman oradan öfkeyle ayrıldı. “Sandım ki dışarı çıkıp yanıma gelecek, Tanrısı RABbi adıyla çağırarak eliyle hastalıklı derime dokunup beni iyileştirecek” dedi, “Şamın Avana ve Farpar ırmakları İsrailin bütün ırmaklarından daha iyi değil mi? Oralarda yıkanıp paklanamaz mıydım sanki?” Sonra öfkeyle dönüp gitti.
Naamanın görevlileri yanına varıp, “Efendim, peygamber senden daha zor bir şey istemiş olsaydı, yapmaz mıydın?” dediler, “Oysa o sana sadece, Yıkan, temizlen diyor.” Bunun üzerine Naaman Tanrı adamının sözü uyarınca gidip Şeria Irmağında yedi kez suya daldı. Teni eski haline döndü, bebek teni gibi tertemiz oldu.
Naaman adamlarıyla birlikte Tanrı adamının yanına döndü. Onun önünde durup şöyle dedi: “Şimdi anladım ki, İsrail dışında dünyanın hiçbir yerinde Tanrı yoktur. Lütfen, bu kulunun armağanını kabul et.”
Elişa, “Hizmetinde olduğum yaşayan RABbin adıyla ant içerim ki, hiçbir şey alamam” diye karşılık verdi. Naaman direttiyse de, Elişa almak istemedi.
Bunun üzerine Naaman, “Madem armağan istemiyorsun, öyleyse buradan iki katır yükü toprak almama izin ver” dedi, “Çünkü bu kulun artık RABbin dışında başka ilahlara yakmalık sunu ve kurban sunmayacaktır. Ama RAB kulunu bir konuda bağışlasın. Efendim tapınmak için Rimmon Tapınağına girip kendisine eşlik etmemi isteyince, tapınakta onunla birlikte yere kapandığımda RAB bu kulunu bağışlasın.”
Elişa ona, “Esenlikle git” dedi.
Naaman oradan ayrılıp biraz uzaklaşınca, Tanrı adamı Elişanın uşağı Gehazi, “Efendim, Aramlı Naamana çok yumuşak davrandı; getirdiği armağanları kabul etmedi” dedi, “Yaşayan RABbin hakkı için, peşinden koşup ondan bir şey alacağım.”
Böylece Gehazi Naamanın peşine düştü. Naaman ardından birinin koştuğunu görünce, arabasından inip onu karşıladı ve, “Ne oldu?” diye sordu.
Gehazi, “Bir şey yok” dedi, “Yalnız efendimin bir ricası var. Biraz önce Efrayimin dağlık bölgesinden iki genç peygamber geldi. Efendim onlara bir talant gümüşle iki takım giysi vermen için beni gönderdi.”
Naaman, “Lütfen iki talant al!” dedi ve ısrarla iki talant gümüşü iki torbaya koyup bağladı. Ayrıca iki uşağına da birer takım giysi verdi. Uşaklar Gehazinin önüsıra bunları taşıdılar. Tepeye varınca Gehazi eşyaları ellerinden alıp eve koydu, adamları da geri gönderdi. Sonra gidip efendisi Elişanın huzuruna çıktı. Elişa, “Neredeydin, Gehazi?” diye sordu.
Gehazi, “Kulun hiçbir yere gitmedi” diye karşılık verdi.
Bunun üzerine Elişa, “O adam arabasından inip seni karşılarken ruhum seninle değil miydi?” diye sordu, “Şimdi gümüş ya da giysi, zeytinlik, bağ, koyun, sığır, erkek ve kadın köle almanın zamanı mı? Bu yüzden Naamanın deri hastalığı sonsuza dek senin ve soyunun üzerinde kalacak.” Böylece Gehazi Elişanın huzurundan kar gibi beyaz bir deri hastalığıyla ayrıldı.

İki Mucize Daha – II. Krallar 4

Elişa Gilgala döndü. Ülkede kıtlık vardı. Elişa bir peygamber topluluğuyla otururken uşağına, “Büyük tencereyi ateşe koy, peygamberlere çorba pişir” dedi. Biri ot toplamak için tarlaya gitti ve yabanıl bir bitki buldu. Bitkiden bir etek dolusu yaban kabağı topladı, getirip tencereye doğradı. Bunların ne olduğunu kimse bilmiyordu. Çorba yenmek üzere boşaltıldı. Ama adamlar çorbayı tadar tatmaz, “Ey Tanrı adamı, zehirli bu!” diye bağırdılar ve yiyemediler.
Elişa, “Biraz un getirin” dedi. Unu tencereye atıp, “Koy önlerine, yesinler” dedi. Tencerede zararlı bir şey kalmadı.
Baal-Şalişadan bir adam geldi. Tanrı adamına o yıl ilk biçilen arpadan yapılmış yirmi ekmekle taze buğday başağı getirdi. Elişa uşağına, “Bunları halka dağıt, yesinler” dedi.
Uşak, “Nasıl olur, bu yüz kişinin önüne konur mu?” diye sordu.
Elişa, “Halka dağıt, yesinler” diye karşılık verdi, “Çünkü RAB diyor ki, Yiyecekler, birazı da artacak. ” Bunun üzerine uşak yiyecekleri halkın önüne koydu. RABbin sözü uyarınca halk yedi, birazı da arttı.

Elişa ile Şunemli Zengin Kadın – II. Krallar 4

Elişa bir gün Şuneme gitti. Orada zengin bir kadın vardı. Elişayı yemeğe alıkoydu. O günden sonra Elişa ne zaman Şuneme gitse, yemek için oraya uğradı. Kadın kocasına, “Bize sık sık gelen bu adamın kutsal bir Tanrı adamı olduğunu anladım” dedi, “Gel, damda onun için küçük bir oda yapalım; içine yatak, masa, sandalye, bir de kandil koyalım. Bize geldiğinde orada kalsın.”
Bir gün Elişa geldi, yukarı odaya çıkıp uzandı. Uşağı Gehaziye, “Şunemli kadını çağır” dedi. Gehazi kadını çağırdı. Kadın gelince, Elişa Gehaziye şöyle dedi: “Ona de ki, Bizim için katlandığın bunca zahmetlere karşılık ne yapabilirim? Senin için kralla ya da ordu komutanıyla konuşayım mı? ”
Kadın, “Ben halkımın arasında mutlu yaşıyorum” diye karşılık verdi.
Elişa, “Öyleyse ne yapabilirim?” diye sordu.
Gehazi, “Kadının oğlu yok, kocası da yaşlı” diye yanıtladı.
Bunun üzerine Elişa, “Kadını çağır” dedi. Gehazi kadını çağırdı. Kadın gelip kapının eşiğinde durdu. Elişa, kadına, “Gelecek yıl bu zaman kucağında bir oğlun olacak” dedi.
Kadın, “Olamaz, efendim!” diye karşılık verdi, “Sen ki bir Tanrı adamısın, lütfen kuluna yalan söyleme!”
Ama kadın gebe kaldı ve bir yıl sonra, Elişanın söylediği günlerde bir oğul doğurdu.
Çocuk büyüdü. Bir gün orakçıların başında bulunan babasının yanına gitti. “Başım ağrıyor, başım!” diye bağırmaya başladı.
Babası uşağına, “Onu annesine götür” dedi. Uşak çocuğu alıp annesine götürdü. Çocuk öğlene kadar annesinin dizlerinde yattıktan sonra öldü. Annesi onu yukarı çıkardı, Tanrı adamının yatağına yatırdı, sonra kapıyı kapayıp dışarıya çıktı. Kocasını çağırıp şöyle dedi: “Lütfen bir eşekle birlikte uşaklarından birini bana gönder. Tanrı adamının yanına gitmeliyim. Hemen dönerim.”
Kocası, “Neden bugün gidiyorsun?” dedi, “Ne Yeni Ay, ne de Şabat bugün.”
Kadın, “Zarar yok” karşılığını verdi.
Eşeğe palan vurup uşağına, “Haydi yürü, ben sana söylemedikçe yavaşlama” dedi.
Karmel Dağına varıp Tanrı adamının yanına çıktı.
Tanrı adamı, kadını uzaktan görünce, uşağı Gehaziye, “Bak, Şunemli kadın geliyor!” dedi, “Haydi koş, onu karşıla, Nasılsın, kocanla oğlun nasıllar? diye sor.”
Kadın Gehaziye, “Herkes iyi” dedi.
Kadın dağa çıkıp Tanrı adamının yanına varınca, onun ayaklarına sarıldı. Gehazi kadını uzaklaştırmak istediyse de Tanrı adamı, “Kadını rahat bırak!” dedi, “Çünkü acı çekiyor. RAB bunun nedenini benden gizledi, açıklamadı.”
Kadın ona, “Efendim, ben senden çocuk istedim mi?” dedi, “Beni umutlandırma demedim mi?”
Elişa Gehaziye, “Hemen kemerini kuşan, değneğimi al, koş” dedi, “Biriyle karşılaşırsan selam verme, biri seni selamlarsa karşılık verme. Git, değneğimi çocuğun yüzüne tut.”
Çocuğun annesi, “Yaşayan RABbin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmayacağım” dedi. Sonra Gehaziyle birlikte yola çıktı. Gehazi önden gidip değneği çocuğun yüzüne tuttu, ama ne bir ses vardı, ne de bir yanıt. Bunun üzerine Gehazi geri dönüp Elişayı karşıladı ve ona, “Çocuk dirilmedi” diye haber verdi.
Elişa eve vardığında, çocuğu yatağında ölü buldu. İçeri girdi, kapıyı kapayıp RABbe yalvarmaya başladı. Sonra ağzı çocuğun ağzının, gözleriyle elleri de çocuğun gözleriyle ellerinin üzerine gelecek biçimde yatağa, çocuğun üzerine kapandı. Çocuğun bedeni ısınmaya başladı. Elişa kalkıp odanın içinde sağa sola gezindi, sonra yine dönüp çocuğun üzerine kapandı. Çocuk yedi kez aksırdı ve gözlerini açtı. Elişa Gehaziye, “Şunemli kadını çağır” diye seslendi. Gehazi kadını çağırdı. Kadın gelince, Elişa, “Al oğlunu” dedi. Kadın Elişanın ayaklarına kapandı, yerlere kadar eğildi, sonra çocuğunu alıp gitti.

Elişanın Yoksul Bir Dula Yardımı – II. Krallar 4

Bir gün, peygamber topluluğundan bir adamın karısı gidip Elişaya şöyle yakardı: “Efendim, kocam öldü! Bildiğin gibi RABbe tapınırdı. Şimdi bir alacaklısı geldi, iki oğlumu benden alıp köle olarak götürmek istiyor.”
Elişa, “Senin için ne yapsam?” diye karşılık verdi, “Söyle bana, evinde neler var?”
Kadın, “Azıcık zeytinyağı dışında, kulunun evinde hiçbir şey yok” dedi.
Elişa, “Bütün komşularına git, ne kadar boş kapları varsa iste” dedi, “Sonra oğullarınla birlikte eve git. Kapıyı üzerinize kapayın ve bütün kapları yağla doldurun. Doldurduklarınızı bir kenara koyun.”
Kadın oradan ayrılıp oğullarıyla birlikte evine gitti, kapıyı kapadı. Oğullarının getirdiği kapları doldurmaya başladı. Bütün kaplar dolunca oğullarından birine, “Bana bir kap daha getir” dedi.
Oğlu, “Başka kap kalmadı” diye karşılık verdi. O zaman zeytinyağının akışı durdu. Kadın gidip durumu Tanrı adamı Elişaya bildirdi. Elişa, “Git, zeytinyağını sat, borcunu öde” dedi, “Kalan parayla da oğullarınla birlikte yaşamını sürdür.”

Moavlıların Ayaklanması – II. Krallar 3

Yahuda Kralı Yehoşafatın krallığının on sekizinci yılında Ahav oğlu Yoram Samiriyede İsrail Kralı oldu ve on iki yıl krallık yaptı. Yoram RABbin gözünde kötü olanı yaptıysa da annesiyle babası kadar kötü değildi. Çünkü babasının yaptırdığı Baalı simgeleyen dikili taşı kaldırıp attı. Bununla birlikte Nevat oğlu Yarovamın İsraili sürüklediği günahlara o da katıldı ve bu günahlardan ayrılmadı.
Moav Kralı Meşa koyun yetiştirirdi. İsrail Kralına her yıl yüz bin kuzu, yüz bin de koç yünü sağlamak zorundaydı. Ama Ahavın ölümünden sonra, Moav Kralı İsrail Kralına karşı ayaklandı. O zaman Kral Yoram Samiriyeden ayrıldı ve bütün İsraillileri bir araya topladı. Yahuda Kralı Yehoşafata da şu haberi gönderdi: “Moav Kralı bana başkaldırdı, benimle birlikte Moavlılara karşı savaşır mısın?”
Yehoşafat, “Evet, savaşırım. Beni kendin, halkımı halkın, atlarımı atların say” dedi. Sonra, “Hangi yönden saldıralım?” diye sordu.
Yoram, “Edom kırlarından” diye karşılık verdi.
İsrail, Yahuda ve Edom kralları birlikte yola çıktılar. Dolambaçlı yollarda yedi gün ilerledikten sonra suları tükendi. Askerler ve hayvanlar susuz kaldı. İsrail Kralı, “Eyvah!” diye bağırdı, “RAB, Moavlıların eline teslim etmek için mi üçümüzü bir araya topladı?”
Yehoşafat, “Burada RABbin peygamberi yok mu? Onun aracılığıyla RABbe danışalım” dedi.
İsrail Kralının adamlarından biri, “Şafat oğlu Elişa burada. İlyasın ellerine o su dökerdi” diye yanıtladı.
Kral Yehoşafat, “O, RABbin ne düşündüğünü bilir” dedi. Bunun üzerine Yehoşafat, İsrail ve Edom kralları birlikte Elişanın yanına gittiler.
Elişa İsrail Kralına, “Ne diye bana geldin?” dedi, “Git, annenle babanın peygamberlerine danış.”
İsrail Kralı, “Olmaz! Demek RAB üçümüzü Moavlıların eline teslim etmek için bir araya toplamış” diye karşılık verdi.
Elişa şöyle dedi: “Hizmetinde olduğum, Her Şeye Egemen, yaşayan RABbin adıyla derim ki, Yahuda Kralı Yehoşafata saygım olmasaydı, sana ne bakardım, ne de ilgilenirdim. Şimdi bana lir çalan bir adam getirin.”
Getirilen adam lir çalarken, RABbin gücü Elişanın üzerine indi. Elişa şöyle dedi: “RAB diyor ki, Bu vadinin başından sonuna kadar hendekler kazın. Ne rüzgar göreceksiniz, ne yağmur. Öyleyken vadi suyla dolup taşacak. Sizler, sürüleriniz ve öteki hayvanlarınız doyasıya içeceksiniz. RAB için bunu yapmak kolaydır. O, Moavlıları da sizin elinize teslim edecek. Onların önemli surlu kentlerinin tümünü ele geçireceksiniz. Meyve ağaçlarının hepsini kesecek, su kaynaklarını kurutacak, verimli tarlalarına taş dolduracaksınız. ”
Ertesi sabah, sununun sunulduğu saatte, Edom yönünden akan sular her yeri doldurdu.
Moavlılar kralların kendilerine saldırmak üzere yola çıktıklarını duydular. Genç, yaşlı eli silah tutan herkes bir araya toplanıp sınırda beklemeye başladı. Ertesi sabah erkenden kalktılar. Güneş ışınlarının kızıllaştırdığı suyu kan sanarak, “Kan bu!” diye haykırdılar, “Krallar kendi aralarında savaşıp birbirlerini öldürmüş olsalar gerek. Haydi, Moavlılar, yağmaya!”
Ama Moavlılar İsrail ordugahına vardıklarında, İsrailliler saldırıp onları püskürttü. Moavlılar kaçmaya başladı. İsrailliler peşlerine düşüp onları öldürdüler. Kentlerini yıktılar. Her İsrailli verimli tarlalara taş attı. Bütün tarlalar taşla doldu. Su kaynaklarını kuruttular, meyve ağaçlarını kestiler. Yalnız Kir-Heresetin taşları yerinde kaldı. Sapancılar kenti kuşatıp saldırıya geçti.
Moav Kralı, savaşı kaybettiğini anlayınca, yanına yedi yüz kılıçlı adam aldı; Edom kuvvetlerini yarıp kaçmak istediyse de başaramadı. Bunun üzerine tahtına geçecek en büyük oğlunu surların üzerine götürüp yakmalık sunu olarak sundu. İsrailliler bu olaydan doğan büyük öfke karşısında oradan ayrılıp ülkelerine döndüler.

Elişayı Alaya Alan Çocuklar – II. Krallar 2

Elişa oradan ayrılıp Beytele giderken kentin çocukları yola döküldüler. “Defol, defol, kel kafalı!” diyerek onunla alay ettiler.
Elişa arkasına dönüp çocuklara baktı ve RABbin adıyla onları lanetledi. Bunun üzerine ormandan çıkan iki dişi ayı çocuklardan kırk ikisini parçaladı.
Elişa oradan Karmel Dağına gitti, sonra Samiriyeye döndü.

Elişa Suları Paklıyor – II. Krallar 2

Erihalılar Elişaya, “Efendimiz, gördüğün gibi bu kentin yeri iyi ama suyu kötü, toprağı da verimsiz” dediler.
Elişa, “Yeni bir kabın içine tuz koyup bana getirin” dedi. Kap getirilince, Elişa suyun kaynağına çıktı, tuzu suya atıp şöyle dedi: “RAB diyor ki, Bu suyu paklıyorum, artık onda ölüm ve verimsizlik olmayacak. ” Elişanın söylediği gibi, su bugüne dek temiz kaldı.

İlyasın Göklere Alınışı – II. Krallar 2

RAB İlyası kasırgayla göklere çıkarmadan önce, İlyas ile Elişa Gilgaldan ayrılıp yola çıkmışlardı. İlyas Elişaya, “Lütfen sen burada kal, çünkü RAB beni Beytele gönderdi” dedi.
Elişa, “Yaşayan RABbin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmam” diye karşılık verdi. Böylece Beytele birlikte gittiler.
Beyteldeki peygamber topluluğu Elişanın yanına geldi. “RAB bugün efendini senin başından alacak, biliyor musun?” diye ona sordular.
Elişa, “Evet, biliyorum, konuşmayın!” diye karşılık verdi.
İlyas, “Elişa, lütfen burada kal, çünkü RAB beni Erihaya gönderdi” dedi.
Elişa, “Yaşayan RABbin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmam” diye karşılık verdi. Böylece birlikte Erihaya gittiler.
Erihadaki peygamber topluluğu Elişanın yanına geldi. “RAB efendini bugün senin başından alacak, biliyor musun?” diye ona sordular.
Elişa, “Evet, biliyorum, konuşmayın” diye karşılık verdi.
Sonra İlyas, “Lütfen, burada kal, çünkü RAB beni Şeria Irmağı kıyısına gönderdi” dedi.
Elişa, “Yaşayan RABbin adıyla başın üzerine ant içerim ki, senden ayrılmam” diye karşılık verdi. Böylece ikisi birlikte yollarına devam etti. Elli peygamber de onları Şeria Irmağına kadar izledi. İlyas ile Elişa Şeria Irmağının kıyısında durdular. Peygamberler de biraz ötede, onların karşısında durdu. İlyas cüppesini dürüp sulara vurunca, sular ikiye ayrıldı. Elişa ile İlyas kuru toprağın üzerinden yürüyerek karşıya geçtiler. Karşı yakaya geçtikten sonra İlyas Elişaya, “Söyle, yanından alınmadan önce senin için ne yapabilirim?” dedi.
Elişa, “İzin ver, senin ruhundan iki pay miras alayım” diye karşılık verdi.
İlyas, “Zor bir şey istedin” dedi, “Eğer yanından alındığımı görürsen olur, yoksa olmaz.”
Onlar yürüyüp konuşurlarken, ansızın ateşten bir atlı araba göründü, onları birbirinden ayırdı. İlyas kasırgayla göklere alındı. Olanları gören Elişa şöyle bağırdı: “Baba, baba, İsrailin arabası ve atlıları!” İlyası bir daha göremedi. Giysilerini yırtıp paramparça etti. Sonra İlyasın üzerinden düşen cüppeyi alıp geri döndü ve Şeria Irmağının kıyısında durdu. İlyasın üzerinden düşen cüppeyi sulara vurarak, “İlyasın Tanrısı RAB nerede?” diye seslendi. Cüppeyi sulara vurunca ırmak ikiye ayrıldı, Elişa karşı yakaya geçti.
Erihalı peygamberler karşıdan Elişayı görünce, “İlyasın ruhu Elişanın üzerinde!” dediler. Sonra onu karşılamaya giderek önünde yere kapandılar. “Yanımızda elli güçlü adam var” dediler, “İzin ver, gidip efendini arayalım. Belki RABbin Ruhu onu dağların ya da vadilerin birine atmıştır.”
Elişa, “Hayır, onları göndermeyin” dedi.
Ama o kadar direttiler ki, sonunda Elişa dayanamadı, “Peki, gönderin” dedi. Elli adam gidip üç gün İlyası aradılarsa da bulamadılar. Sonra Erihaya, Elişanın yanına döndüler. Elişa onlara, “Ben size gitmeyin demedim mi?” dedi.

Rab Kral Ahazyayı Cezalandırıyor – II. Krallar 1

İsrail Kralı Ahavın ölümünden sonra Moavlılar İsraile karşı ayaklandı.
İsrail Kralı Ahazya Samiriyede yaşadığı sarayın üst katındaki kafesli pencereden düşüp yaralandı. Habercilerine, “Gidin, Ekron ilahı Baalzevuva danışın, yaralarımın iyileşip iyileşmeyeceğini öğrenin” dedi.
Ama RABbin meleği, Tişbeli İlyasa şöyle dedi: “Kalk, Samiriye Kralının habercilerini karşıla ve onlara de ki, İsrailde Tanrı yok mu ki Ekron ilahı Baalzevuva danışmaya gidiyorsunuz? Kralınıza deyin ki, RAB, Yattığın yataktan kalkamayacak, kesinlikle öleceksin! diyor. ” Böylece İlyas oradan ayrıldı. Haberciler kralın yanına döndüler. Kral, “Neden geri döndünüz?” diye sordu.
Şöyle karşılık verdiler: “Yolda bir adamla karşılaştık. Bize dedi ki, Gidin, sizi gönderen krala RAB şöyle diyor deyin: İsrailde Tanrı yok mu ki Ekron ilahı Baalzevuva danışmak için haberciler gönderdin? Bu yüzden yattığın yataktan kalkamayacak, kesinlikle öleceksin! ”
Kral, “Sizi karşılayıp bu sözleri söyleyen nasıl bir adamdı?” diye sordu.
“Üzerinde tüylü bir giysi, belinde deri bir kuşak vardı” diye yanıtladılar.
Kral, “O Tişbeli İlyastır” dedi.
Sonra bir komutanla birlikte elli adamını İlyasa gönderdi. Komutan tepenin üstünde oturan İlyasın yanına çıkıp ona, “Ey Tanrı adamı, kral aşağı inmeni istiyor” dedi.
İlyas, “Eğer ben Tanrı adamıysam, şimdi göklerden ateş yağacak ve seninle birlikte elli adamını yok edecek!” diye karşılık verdi. O anda göklerden ateş yağdı, komutanla birlikte elli adamını yakıp yok etti.
Bunun üzerine kral, İlyasa başka bir komutanla birlikte elli adam daha gönderdi. Komutan İlyasa, “Ey Tanrı adamı, kral hemen aşağı inmeni istiyor!” dedi.
İlyas, “Eğer ben Tanrı adamıysam, göklerden ateş yağacak ve seninle birlikte elli adamını yok edecek!” diye karşılık verdi. O anda göklerden ateş yağdı, komutanla birlikte elli adamını yakıp yok etti.
Kral üçüncü kez bir komutanla elli adam gönderdi. Üçüncü komutan çıkıp İlyasın önünde diz çöktü ve ona şöyle yalvardı: “Ey Tanrı adamı, lütfen bana ve adamlarıma acı, canımızı bağışla! Göklerden yağan ateş daha önce gelen iki komutanla ellişer adamını yakıp yok etti, ama lütfen bana acı.”
RABbin meleği, İlyasa, “Onunla birlikte aşağı in, korkma” dedi. İlyas kalkıp komutanla birlikte kralın yanına gitti ve ona şöyle dedi: “RAB diyor ki, İsrailde danışacak Tanrı yok mu ki Ekron ilahı Baalzevuva danışmak için haberciler gönderdin? Bu yüzden yattığın yataktan kalkamayacak, kesinlikle öleceksin! ”
RABbin İlyas aracılığıyla söylediği söz uyarınca Kral Ahazya öldü. Oğlu olmadığı için yerine kardeşi Yoram geçti. Bu olay Yahuda Kralı Yehoşafat oğlu Yehoramın krallığının ikinci yılında oldu.
Ahazyanın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve yaptıkları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır.

Ahazyanın Krallığı – I. Krallar 22

Yahuda Kralı Yehoşafatın krallığının on yedinci yılında Ahav oğlu Ahazya Samiriyede İsrail Kralı oldu. İki yıl krallık yaptı. RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Babasının, annesinin ve İsraili günaha sürükleyen Nevat oğlu Yarovamın yolunda yürüdü. Baala hizmet edip taptı. Babasının her yaptığına uyarak İsrailin Tanrısı RABbi öfkelendirdi.

Yehoşafatın Krallığı – I. Krallar 22

İsrail Kralı Ahavın krallığının dördüncü yılında Asa oğlu Yehoşafat Yahuda Kralı oldu. Yehoşafat otuz beş yaşında kral oldu ve Yeruşalimde yirmi beş yıl krallık yaptı. Annesi Şilhinin kızı Azuvaydı. Babası Asanın bütün yollarını izleyen ve bunlardan sapmayan Yehoşafat RABbin gözünde doğru olanı yaptı. Ancak alışılagelen tapınma yerleri kaldırılmadı. Halk hala oralarda kurban kesip buhur yakıyordu. Yehoşafat İsrail Kralı ile barış yaptı.
Yehoşafatın krallığı dönemindeki öteki olaylar, başarıları ve savaşları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Yehoşafat babası Asanın döneminden kalan, putperest törenlerinde fuhuş yapan kadın ve erkeklerin hepsini ülkeden süpürüp attı. Edomda kral yoktu, yerine bir vekil bakıyordu.
Yehoşafat altın almak için Ofire gitmek üzere ticaret gemileri yaptırdı. Ancak gemiler oraya gidemeden Esyon-Geverde parçalandı. O zaman Ahav oğlu Ahazya, Yehoşafata, “Benim adamlarım gemilerde seninkilerle birlikte gitsinler” dedi. Ama Yehoşafat kabul etmedi.
Yehoşafat ölüp atalarına kavuştu ve atası Davutun Kentinde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Yehoram kral oldu.

Ahavın Ölümü – I. Krallar 22

İsrail Kralı Ahavla Yahuda Kralı Yehoşafat Ramot-Gilata saldırmak için yola çıktılar. İsrail Kralı, Yehoşafata, “Ben kılık değiştirip savaşa öyle gireceğim, ama sen kral giysilerini giy” dedi. Böylece İsrail Kralı kılığını değiştirip savaşa girdi.
Aram Kralı, savaş arabalarının otuz iki komutanına, “İsrail Kralı dışında, büyük küçük hiç kimseye saldırmayın!” diye buyruk vermişti. Savaş arabalarının komutanları Yehoşafatı görünce, İsrail Kralı sanıp saldırmak için ona döndüler. Yehoşafat yakarmaya başladı. Komutanlar onun İsrail Kralı olmadığını anlayınca peşini bıraktılar.
O sırada bir asker rasgele attığı bir okla İsrail Kralını zırhının parçalarının birleştiği yerden vurdu. Kral arabacısına, “Dönüp beni savaş alanından çıkar, yaralandım” dedi. Savaş o gün şiddetlendi. İsrail Kralı, arabasında Aramlılara karşı akşama kadar dayandı ve akşamleyin öldü. Yarasından akan kanlar arabasının içinde kaldı. Güneş batarken ordugahta, “Herkes kendi kentine, ülkesine dönsün!” diye bağırdılar.
Kral ölmüştü. Onu Samiriyeye getirip orada gömdüler. Arabası fahişelerin yıkandığı Samiriye Havuzunun kenarında temizlenirken RABbin sözü uyarınca köpekler kanını yaladı.
Ahavın krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün yaptıkları, yaptırdığı fildişi süslemeli saray ve bütün kentler İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. Ahav ölüp atalarına kavuşunca yerine oğlu Ahazya kral oldu.

Peygamber Mikaya Ahavı Uyarıyor – I. Krallar 22

Üç yıl boyunca Aram ile İsrail arasında savaş çıkmadı. Üçüncü yıl Yahuda Kralı Yehoşafat, İsrail Kralını görmeye gitti. İsrail Kralı Ahav, görevlilerine, “Ramot-Gilatın bize ait olduğunu bilmiyor musunuz?” dedi, “Biz onu Aram Kralından geri almak için bir şey yapmadık.”
Sonra Yehoşafata, “Ramot-Gilata karşı benimle birlikte savaşır mısın?” diye sordu.
Yehoşafat, “Beni kendin, halkımı halkın, atlarımı atların say” diye yanıtladı, “Ama önce RABbe danışalım” diye ekledi.
İsrail Kralı dört yüz kadar peygamberi toplayıp, “Ramot-Gilata karşı savaşayım mı, yoksa vaz mı geçeyim?” diye sordu.
Peygamberler, “Savaş, çünkü Rab kenti senin eline teslim edecek” diye yanıtladılar.
Ama Yehoşafat, “Burada danışabileceğimiz RABbin başka peygamberi yok mu?” diye sordu.
İsrail Kralı, “Yimla oğlu Mikaya adında biri daha var” diye yanıtladı, “Onun aracılığıyla RABbe danışabiliriz. Ama ben ondan nefret ederim. Çünkü benimle ilgili hiç iyi peygamberlik etmez, yalnız kötü şeyler söyler.”
Yehoşafat, “Böyle konuşmaman gerekir, ey kral!” dedi.
İsrail Kralı bir görevli çağırıp, “Hemen Yimla oğlu Mikayayı getir!” diye buyurdu.
İsrail Kralı Ahav ile Yahuda Kralı Yehoşafat kral giysileriyle Samiriye Kapısının girişinde, harman yerine konan tahtlarında oturuyorlardı. Bütün peygamberler de onların önünde peygamberlik ediyordu. Kenaana oğlu Sidkiya, yaptığı demir boynuzları göstererek şöyle dedi: “RAB diyor ki, Aramlıları yok edinceye dek onları bu boynuzlarla vuracaksın. ”
Öteki peygamberlerin hepsi de aynı şeyi söylediler: “Ramot-Gilata saldır, kazanacaksın! Çünkü RAB onları senin eline teslim edecek.”
Mikayayı çağırmaya giden görevli ona, “Bak! Peygamberler bir ağızdan kral için olumlu şeyler söylüyorlar” dedi, “Rica ederim, senin sözün de onlarınkine uygun olsun; olumlu bir şey söyle.”
Mikaya, “Yaşayan RABbin hakkı için, RAB bana ne derse onu söyleyeceğim” diye karşılık verdi.
Mikaya gelince kral, “Mikaya, Ramot-Gilata karşı savaşa gidelim mi, yoksa vaz mı geçelim?” diye sordu.
Mikaya, “Saldır, kazanacaksın! Çünkü RAB onları senin eline teslim edecek” diye yanıtladı.
Bunun üzerine kral, “RABbin adına bana gerçeğin dışında bir şey söylemeyeceğine ilişkin sana kaç kez ant içireyim?” diye sordu.
Mikaya şöyle karşılık verdi: “İsraillileri dağlara dağılmış çobansız koyunlar gibi gördüm. RAB, Bunların sahibi yok. Herkes güvenlik içinde evine dönsün dedi.”
İsrail Kralı Yehoşafata, “Benimle ilgili iyi peygamberlik etmez, hep kötü şeyler söyler dememiş miydim?” dedi.
Mikaya konuşmasını sürdürdü: “Öyleyse RABbin sözünü dinle! Gördüm ki, RAB tahtında oturuyor, bütün göksel varlıklar da sağında, solunda duruyordu. RAB sordu: Ramot-Gilata saldırıp ölsün diye Ahavı kim kandıracak?
“Kimi şöyle, kimi böyle derken, bir ruh çıkıp RABbin önünde durdu ve, Ben onu kandıracağım dedi.
“RAB, Nasıl? diye sordu.
“Ruh, Aldatıcı ruh olarak gidip Ahavın bütün peygamberlerine yalan söyleteceğim diye karşılık verdi.
“RAB, Onu kandırmayı başaracaksın! dedi, Git, dediğini yap.
“İşte RAB bütün bu peygamberlerin ağzına aldatıcı bir ruh koydu. Çünkü sana kötülük etmeye karar verdi.”
Kenaana oğlu Sidkiya yaklaşıp Mikayanın yüzüne bir tokat attı. “RABbin Ruhu nasıl benden çıkıp da seninle konuştu?” dedi.
Mikaya, “Gizlenmek için bir iç odaya girdiğin gün göreceksin” diye yanıtladı.
Bunun üzerine İsrail Kralı, “Mikayayı kentin yöneticisi Amona ve kralın oğlu Yoaşa götürün” dedi, “Ben güvenlik içinde dönünceye dek bu adamı cezaevinde tutmalarını, ona su ve ekmekten başka bir şey vermemelerini söyleyin!”
Mikaya, “Eğer sen güvenlik içinde dönersen, RAB benim aracılığımla konuşmamış demektir” dedi ve, “Herkes bunu duysun!” diye ekledi.

Navotun Bağı – I. Krallar 21

Yizreelde Samiriye Kralı Ahavın sarayının yanında Yizreelli Navotun bir bağı vardı. Bir gün Ahav, Navota şunu önerdi: “Bağını bana ver. Sarayıma yakın olduğu için orayı sebze bahçesi olarak kullanmak istiyorum. Karşılığında ben de sana daha iyi bir bağ vereyim, ya da istersen değerini gümüş olarak ödeyeyim.”
Ama Navot, “Atalarımın bana bıraktığı mirası sana vermekten RAB beni esirgesin” diye karşılık verdi.
“Atalarımın bana bıraktığı mirası sana vermem” diyen Yizreelli Navotun bu sözlerine sıkılıp öfkelenen Ahav sarayına döndü. Asık bir yüzle yatağına uzanıp hiçbir şey yemedi.
Karısı İzebel yanına gelip, “Neden bu kadar sıkılıyorsun? Neden yemek yemiyorsun?” diye sordu.
Ahav karısına şöyle karşılık verdi: “Yizreelli Navota, Sen bağını gümüş karşılığında bana sat, istersen ben de onun yerine sana başka bir bağ vereyim dedim. Ama o, Hayır, bağımı sana vermem dedi.”
İzebel, “Sen İsraile böyle mi krallık yapıyorsun?” dedi, “Kalk, yemeğini ye, keyfini bozma. Yizreelli Navotun bağını sana ben vereceğim.”
İzebel Ahavın mührünü kullanarak onun adına mektuplar yazdı, Navotun yaşadığı kentin ileri gelenleriyle soylularına gönderdi. Mektuplarda şunları yazdı:
“Oruç ilan edip Navotu halkın önüne oturtun. Karşısına da, Navot Tanrıya ve krala sövdü diyen iki yalancı tanık koyun. Sonra onu dışarı çıkarıp taşlayarak öldürün.”
Navotun yaşadığı kentin ileri gelenleriyle soyluları İzebelin gönderdiği mektuplarda yazdıklarını uyguladılar. Oruç ilan edip Navotu halkın önüne oturttular. Sonra iki kötü adam gelip Navotun karşısına oturdu ve halkın önünde: “Navot, Tanrıya ve krala sövdü” diyerek yalan yere tanıklık etti. Bunun üzerine onu kentin dışına çıkardılar ve taşlayarak öldürdüler. Sonra İzebele, “Navot taşlanarak öldürüldü” diye haber gönderdiler.
İzebel, Navotun taşlanıp öldürüldüğünü duyar duymaz, Ahava, “Kalk, Yizreelli Navotun sana gümüş karşılığında satmak istemediği bağını sahiplen” dedi, “Çünkü o artık yaşamıyor, öldü.” Ahav, Yizreelli Navotun öldüğünü duyunca, onun bağını almaya gitti.
O zaman RAB, Tişbeli İlyasa şöyle dedi: “Kalk, Samiriyeli İsrail Kralı Ahavı karşılamaya git. Şu anda Navotun bağındadır. Orayı almaya gitti. Ona de ki, RAB şöyle diyor: Hem adamı öldürdün, hem de bağını aldın, değil mi? Navotun kanını köpekler nerede yaladıysa, senin kanını da orada yalayacak. ”
Ahav, İlyasa, “Ey düşmanım, beni buldun, değil mi?” dedi.
İlyas şöyle karşılık verdi: “Evet, buldum. Çünkü sen RABbin gözünde kötü olanı yaparak kendini sattın. RAB diyor ki, Seni sıkıntılara sokacak ve yok edeceğim. İsrailde senin soyundan gelen genç yaşlı bütün erkeklerin kökünü kurutacağım. Beni öfkelendirip İsraili günaha sürüklediğin için senin ailen de Nevat oğlu Yarovamın ve Ahiya oğlu Baaşanın ailelerinin akıbetine uğrayacak.
“RAB İzebel için de, İzebeli Yizreel Kentinin surları dibinde köpekler yiyecek diyor. Ahavın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek. ”
–Ahav kadar, RABbin gözünde kötü olanı yaparak kendini satan hiç kimse olmadı. Karısı İzebel onu her konuda kışkırtıyordu. Ahav RABbin İsrail halkının önünden kovduğu Amorluların her yaptığına uyarak putların ardınca yürüdü ve iğrenç işler yaptı.–
Ahav bu sözleri dinledikten sonra, giysilerini yırttı, çula sarınıp oruç tutmaya başladı. Çul içinde yatıp kalkarak, alçakgönüllü bir yol tuttu.
RAB, Tişbeli İlyasa şöyle dedi: “Ahavın önümde ne denli alçakgönüllü davrandığını gördün mü? Bu alçakgönüllülüğünden ötürü yaşamı boyunca ben de onu sıkıntıya sokmayacağım. Ama oğlunun zamanında ailesine sıkıntı vereceğim.”

Bir Peygamberin Ahavı Suçlaması – I. Krallar 20

Peygamberlerden biri, RABbin sözüne uyarak arkadaşına, “Lütfen, beni vur!” dedi. Ama arkadaşı onu vurmak istemedi.
O zaman peygamber arkadaşına şöyle dedi: “Sen RABbin buyruğunu dinlemediğin için, yanımdan ayrılır ayrılmaz bir aslan seni öldürecek.” Adam oradan ayrıldıktan sonra aslan onu yakalayıp öldürdü.
Bunun üzerine aynı peygamber, başka bir adama giderek, “Lütfen beni vur!” dedi. Adam da onu vurup yaraladı. Peygamber gitti, kılığını değiştirmek için gözlerini bağladı. Yol kenarında kralın geçmesini beklemeye başladı. Kral oradan geçerken, peygamber ona şöyle seslendi: “Ben kulun, tam savaşın içindeyken, askerin biri bana bir tutsak getirip, Bu adamı iyi koru dedi, Kaçacak olursa, karşılığını ya canınla, ya da bir talant gümüşle ödersin. Ama ben oraya buraya bakarken, adam kayboldu.”
İsrail Kralı, “Sen kendini yargılamış oldun” diye karşılık verdi, “Cezanı çekeceksin.”
Peygamber, hemen gözlerindeki sargıyı çıkardı. O zaman İsrail Kralı onun bir peygamber olduğunu anladı. Bunun üzerine peygamber krala şöyle dedi: “RAB diyor ki, Ölüme mahkum ettiğim adamı salıverdiğin için onun yerine sen öleceksin. Onun halkının başına gelecekler senin halkının başına gelecek. ” Keyfi kaçan İsrail Kralı öfkeyle Samiriyedeki sarayına döndü.

Aramlıların İkinci Saldırısı – I. Krallar 20

Bu arada görevlileri Aram Kralının kendisine, “İsrailin ilahı dağ ilahıdır” dediler, “Bu nedenle bizden güçlü çıktılar. Ama ovada savaşırsak, onları kesinlikle yeneriz. Şimdi bütün kralları görevlerinden al, onların yerine yeni komutanlar ata. Kaybettiğin kadar at ve savaş arabası toplayarak kendine yeni bir ordu kur. İsraillilerle ovada savaşalım. O zaman onları kesinlikle yeneriz.” Aram Kralı Ben-Hadat bütün söylenenleri kabul edip yerine getirdi. İlkbaharda Aramlıları toplayıp İsraillilerle savaşmak üzere Afek Kentine gitti. İsrail halkı da toplanıp yiyeceğini hazırladı. Aramlılarla savaşmak üzere yola çıkıp onların karşısına ordugah kurdu. Ülkeyi dolduran Aramlıların karşısında İsrailliler iki küçük oğlak sürüsü gibi kalıyordu.
Bir Tanrı adamı gidip İsrail Kralı Ahava şöyle dedi: “RAB diyor ki, Aramlılar, RAB dağların Tanrısıdır, ovaların değil, dedikleri için bu güçlü ordunun tümünü senin eline teslim edeceğim. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksın. ”
Birbirlerine karşı ordugah kuran Aramlılarla İsrailliler yedi gün beklediler. Yedinci gün savaş başladı. İsrailliler bir gün içinde yüz bin Aramlı yaya asker öldürdü. Sağ kalanlar Afek Kentine kaçtılar. Orada da yirmi yedi bin kişinin üstüne surlar yıkıldı. Ben-Hadat kentin içine kaçıp bir iç odaya saklandı.
Görevlileri Ben-Hadata şöyle dediler: “Duyduğumuza göre, İsrail kralları iyi yürekli krallarmış. Haydi bellerimize çul kuşanıp başlarımıza ip saralım ve İsrail Kralının huzuruna çıkalım. Belki senin canını bağışlar.”
Bellerine çul kuşanıp başlarına da ip bağladılar ve İsrail Kralının huzuruna çıkarak, “Kulun Ben-Hadat Canımı bağışla diye yalvarıyor” dediler.
Ahav, “Ben-Hadat hala yaşıyor mu? O benim kardeşim sayılır” diye karşılık verdi.
Adamlar bunu olumlu bir belirti sayarak hemen sözü ağzından aldılar ve, “Evet, Ben-Hadat kardeşin sayılır!” dediler.
Kral, “Gidin, onu getirin” diye buyruk verdi. Ben-Hadat gelince, Ahav onu kendi savaş arabasına aldı.
Ben-Hadat, “Babamın babandan almış olduğu kentleri geri vereceğim” dedi, “Babam nasıl Samiriyede çarşılar kurduysa, sen de Şamda çarşılar kurabilirsin.”
Bunun üzerine Ahav, “Ben de bu şartlara dayanarak sana özgürlüğünü veriyorum” dedi. Böylece onunla bir antlaşma yaparak gitmesine izin verdi.

Ahav Ben-Hadatı Bozguna Uğratıyor – I. Krallar 20

O sırada bir peygamber gelip İsrail Kralı Ahava şöyle dedi: “RAB diyor ki, Bu büyük orduyu görüyor musun? Onları bugün senin eline teslim edeceğim. O zaman benim RAB olduğumu anlayacaksın. ”
Ahav, “Kimin aracılığıyla olacak bu?” diye sordu.
Peygamber şu karşılığı verdi: “RAB diyor ki, İlçe komutanlarının genç askerleri bunu başaracak. ”
Ahav, “Savaşa kim başlayacak?” diye sordu.
Peygamber, “Sen başlayacaksın” dedi.
Ahav ilçe komutanlarının genç askerlerini çağırıp saydı. İki yüz otuz iki kişiydiler. Sonra bütün İsrail ordusunu toplayıp saydı, onlar da yedi bin kişiydiler.
Öğleyin Ben-Hadat ile kendisini destekleyen otuz iki kral çadırlarda içip sarhoş olmuşken İsrail saldırısı başladı. Önce genç askerler saldırıya geçti. Ben-Hadatın gönderdiği gözcüler, “Samiriyeliler geliyor” diye ona haber getirdiler.
Ben-Hadat, “İster barış, ister savaş için gelsinler, onları canlı yakalayın” dedi.
Genç askerler arkalarındaki İsrail ordusuyla birlikte kentten çıkıp saldırıya geçtiler. Herkes önüne geleni öldürdü. Aramlılar kaçmaya başlayınca, İsrailliler peşlerine düştü. Ama Aram Kralı Ben-Hadat, atına binerek atlılarla birlikte kaçıp kurtuldu. İsrail Kralı atlarla savaş arabalarına büyük zararlar vererek Aramlıları ağır bir yenilgiye uğrattı.
Daha sonra peygamber gelip İsrail Kralına, “Git, gücünü pekiştir ve neler yapman gerektiğini iyi düşün” dedi, “Çünkü önümüzdeki ilkbaharda Aram Kralı sana yine saldıracak.”

Ben-Hadat Samiriyeye Saldırıyor – I. Krallar 20

Aram Kralı Ben-Hadat bütün ordusunu topladı. Atları, savaş arabaları ve kendisini destekleyen otuz iki kralla birlikte Samiriyenin üzerine yürüyerek kenti kuşattı. Ben-Hadat, kentte bulunan İsrail Kralı Ahava haberciler göndererek şöyle buyruk verdi: “Ben-Hadat diyor ki, Altınını, gümüşünü, karılarını ve en gürbüz çocuklarını bana teslim et. ”
İsrail Kralı, “Efendim kralın dediklerini kabul ediyorum” diye karşılık verdi, “Beni ve sahip olduğum her şeyi alabilirsin.”
Haberciler yine gelip Ahava şöyle dediler: “Ben-Hadat diyor ki, Sana altınını, gümüşünü, karılarını ve çocuklarını bana vereceksin diye haber göndermiştim. Ayrıca yarın bu saatlerde sarayında ve görevlilerinin evlerinde arama yapmak üzere kendi görevlilerimi göndereceğim. Değerli olan her şeyini alıp getirecekler. ”
İsrail Kralı ülkenin bütün ileri gelenlerini toplayarak, “Bakın, bu adam nasıl bela arıyor!” dedi, “Bana haber gönderip altınımı, gümüşümü, karılarımı, çocuklarımı istedi, reddetmedim.”
Bütün ileri gelenler ve halk, “Onu dinleme, isteklerini de kabul etme” diye karşılık verdiler.
Böylece Ahav, Ben-Hadatın habercilerine, “Efendimiz krala ilk isteklerinin hepsini kabul edeceğimi, ama ikincisini kabul edemeyeceğimi söyleyin” dedi. Haberciler gidip Ben-Hadata durumu bildirdiler.
O zaman Ben-Hadat Ahava başka bir haber gönderdi: “O kadar çok adamla senin üstüne yürüyeceğim ki, Samiriyeyi yerle bir edeceğim. Kentin tozları askerlerimin avuçlarını bile dolduramayacak. Eğer bunu yapmazsam, ilahlar bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın!”
İsrail Kralı şöyle karşılık verdi: “Kralınıza deyin ki, Zırhını kuşanmadan önce değil, kuşandıktan sonra övünsün. ”
Ben-Hadat bunu duyduğunda, kendisini destekleyen krallarla birlikte çadırda içki içiyordu. Hemen adamlarına buyruk verdi: “Saldırıya hazırlanın.” Böylece Samiriyeye karşı saldırı hazırlıklarına giriştiler.

Elişaya Çağrı – I. Krallar 19

İlyas oradan ayrılıp gitti, Şafat oğlu Elişayı buldu. Elişa, on iki çift öküzle saban sürenlerin ardından on ikinci çifti sürüyordu. İlyas Elişanın yanından geçerek kendi cüppesini onun üzerine attı. Elişa öküzleri bırakıp İlyasın ardından koştu ve, “İzin ver, annemle babamı öpeyim, sonra seninle geleyim” dedi.
İlyas, “Geri dön, ben sana ne yaptım ki?” diye karşılık verdi.
Böylece Elişa gidip sürdüğü çiftin öküzlerini kesti. Boyunduruklarıyla ateş yakıp etleri pişirdikten sonra, yesinler diye halka dağıttı. Sonra, İlyasın ardından gidip ona hizmet etti.

İlyasın Kaçışı – I. Krallar 19

Ahav, İlyasın bütün yaptıklarını, peygamberleri nasıl kılıçtan geçirdiğini İzebele anlattı. İzebel, İlyasa, “Yarın bu saate kadar senin peygamberlere yaptığını ben de sana yapmazsam, ilahlar bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın” diye haber gönderdi.
İlyas can korkusuyla Yahudanın Beer-Şeva Kentine kaçıp uşağını orada bıraktı. Bir gün boyunca çölde yürüdü, sonunda bir retem çalısının altına oturdu ve ölmek için dua etti: “Ya RAB, yeter artık, canımı al, ben atalarımdan daha iyi değilim.”
Sonra retem çalısının altına yatıp uykuya daldı. Ansızın bir melek ona dokunarak, “Kalk yemek ye” dedi. İlyas çevresine bakınca yanıbaşında, kızgın taşların üstünde bir pideyle bir testi su gördü. Yiyip içtikten sonra yine uzandı.
RABbin meleği ikinci kez geldi, ona dokunarak, “Kalk yemeğini ye. Gideceğin yol çok uzun” dedi. İlyas kalktı, yiyip içti. Yediklerinden aldığı güçle kırk gün kırk gece Tanrı Dağı Horeve kadar yürüdü.
Rab İlyasa Görünüyor
Geceyi orada bulunan bir mağarada geçirdi.

RAB, “Burada ne yapıyorsun, İlyas?” diye sordu.
İlyas, “RABbe, Her Şeye Egemen Tanrıya büyük bir istekle kulluk ettim” diye karşılık verdi, “Ama İsrail halkı senin antlaşmanı reddetti, sunaklarını yıktı ve peygamberlerini kılıçtan geçirdi. Yalnız ben kaldım. Beni de öldürmeye çalışıyorlar.”
RAB, “Dağa çık ve önümde dur, yanından geçeceğim” dedi.
RABbin önünde çok güçlü bir rüzgar dağları yarıp kayaları parçaladı. Ancak RAB rüzgarın içinde değildi. Rüzgarın ardından bir deprem oldu, RAB depremin içinde de değildi. Depremden sonra bir ateş çıktı, ancak RAB ateşin içinde de değildi. Ateşten sonra ince, yumuşak bir ses duyuldu. İlyas bu sesi duyunca, cüppesiyle yüzünü örttü, çıkıp mağaranın girişinde durdu.
O sırada bir ses, “Burada ne yapıyorsun, İlyas?” dedi.
İlyas, “RABbe, Her Şeye Egemen Tanrıya büyük bir istekle kulluk ettim” diye karşılık verdi, “Ama İsrail halkı senin antlaşmanı reddetti, sunaklarını yıktı ve peygamberlerini kılıçtan geçirdi. Yalnız ben kaldım. Beni de öldürmeye çalışıyorlar.”
RAB, “Geldiğin yoldan geri dön, Şam yakınındaki kırlara git” dedi, “Oraya vardığında, Hazaeli Aram Kralı olarak, Nimşi oğlu Yehuyu İsrail Kralı olarak, Avel-Meholalı Şafatın oğlu Elişayı da kendi yerine peygamber olarak meshedeceksin. Hazaelin kılıcından kurtulanı Yehu, Yehunun kılıcından kurtulanı Elişa öldürecek. Ancak İsrailde Baalın önünde diz çöküp onu öpmemiş yedi bin kişiyi sağ bırakacağım.”

Kuraklığın Sonu – I. Krallar 18

Sonra İlyas, Ahava, “Git, yemene içmene bak; çünkü güçlü bir yağmur sesi var” dedi. Ahav yiyip içmek üzere oradan ayrılınca, İlyas Karmel Dağının tepesine çıktı. Yere kapanarak başını dizlerinin arasına koydu.
Sonra uşağına, “Haydi git, denize doğru bak!” dedi.
Uşağı gidip denize baktı ve, “Hiçbir şey görmedim” diye karşılık verdi.
İlyas, uşağına yedi kez, “Git, bak” dedi.
Yedinci kez gidip bakan uşak, “Denizden avuç kadar küçük bir bulut çıkıyor” dedi.
İlyas şöyle dedi: “Git, Ahava, Yağmura yakalanmadan arabanı al ve geri dön de.”
Tam o sırada gökyüzü bulutlarla karardı, rüzgar çıktı, şiddetli bir yağmur başladı. Ahav hemen arabasına binip Yizreele gitti. Üzerine RABbin gücü inen İlyas kemerini kuşanıp Yizreele kadar Ahavın önünde koştu.

İlyas Karmel Dağında – I. Krallar 18

Ovadya gidip Ahavı gördü, ona durumu anlattı. Bunun üzerine Ahav İlyası karşılamaya gitti. İlyası görünce, “Ey İsraili sıkıntıya sokan adam, sen misin?” diye sordu.
İlyas, “İsraili sıkıntıya sokan ben değilim, seninle babanın ailesi İsraili sıkıntıya soktunuz” diye karşılık verdi, “RABbin buyruklarını terk edip Baalların ardınca gittiniz. Şimdi haber sal: Bütün İsrail halkı, İzebelin sofrasında yiyip içen Baalın dört yüz elli peygamberi ve Aşeranın dört yüz peygamberi Karmel Dağına gelip önümde toplansın.”
Ahav bütün İsraile haber salarak peygamberlerin Karmel Dağında toplanmalarını sağladı. İlyas halka doğru ilerleyip, “Daha ne zamana kadar böyle iki taraf arasında dalgalanacaksınız?” dedi, “Eğer RAB Tanrıysa, Onu izleyin; yok eğer Baal Tanrıysa, onun ardınca gidin.” Halk İlyasa hiç karşılık vermedi.
İlyas konuşmasını şöyle sürdürdü: “RABbin peygamberi olarak sadece ben kaldım. Ama Baalın dört yüz elli peygamberi var. Bize iki boğa getirin. Birini Baalın peygamberleri alıp kessinler, parçalayıp odunların üzerine koysunlar; ama odunları yakmasınlar. Öbür boğayı da ben kesip hazırlayacağım ve odunların üzerine koyacağım; ama odunları yakmayacağım. Sonra siz kendi ilahınızı adıyla çağırın, ben de RABbi adıyla çağırayım. Hangisi ateşle karşılık verirse, Tanrı odur.”
Bütün halk, “Peki, öyle olsun” dedi.
İlyas, Baalın peygamberlerine, “Kalabalık olduğunuz için önce siz boğalardan birini seçip hazırlayın ve ilahınızı adıyla çağırın” dedi, “Ama ateş yakmayın.”
Kendilerine verilen boğayı alıp hazırlayan Baalın peygamberleri sabahtan öğlene kadar, “Ey Baal, bize karşılık ver!” diye yalvardılar. Ama ne bir ses vardı, ne de bir karşılık. Yaptıkları sunağın çevresinde zıplayıp oynadılar.
Öğleyin İlyas onlarla alay etmeye başladı: “Bağırın, yüksek sesle bağırın! O tanrıymış. Belki dalgındır, ya da heladadır, belki de yolculuk yapıyor! Yahut uyuyordur da uyandırmak gerekir!” Böylece yüksek sesle bağırdılar. Adetleri uyarınca, kılıç ve mızraklarla kanlarını akıtıncaya dek bedenlerini yaraladılar. Öğlenden akşam sunusu saatine kadar kıvrandılar. Ama hala ne bir ses, ne ilgi, ne de bir karşılık vardı.
O zaman İlyas bütün halka, “Bana yaklaşın” dedi. Herkes onun çevresinde toplandı. İlyas RABbin yıkılan sunağını onarmaya başladı. On iki taş aldı. Bu sayı RABbin Yakupa, “Senin adın İsrail olacak” diye bildirdiği Yakupoğulları oymaklarının sayısı kadardı. İlyas bu taşlarla RABbin adına bir sunak yaptırdı. Çevresine de iki sea tohum alacak kadar bir hendek kazdı. Sunağın üzerine odunları dizdi, boğayı parça parça kesip odunların üzerine yerleştirdi. “Dört küp su doldurup yakmalık sunuyla odunların üzerine dökün” dedi.
Sonra, “Bir daha yapın” dedi. Bir daha yaptılar.
“Bir kez daha yapın” dedi. Üçüncü kez aynı şeyi yaptılar. O zaman sunağın çevresine akan su hendeği doldurdu.
Akşam sunusu saatinde, Peygamber İlyas sunağa yaklaşıp şöyle dua etti: “Ey İbrahimin, İshakın ve İsrailin Tanrısı olan RAB! Bugün bilinsin ki, sen İsrailin Tanrısısın, ben de senin kulunum ve bütün bunları senin buyruklarınla yaptım. Ya RAB, bana yanıt ver! Yanıt ver ki, bu halk senin Tanrı olduğunu anlasın. Onların yine sana dönmelerini sağla.”
O anda gökten RABbin ateşi düştü. Düşen ateş yakmalık sunuyu, odunları, taşları ve toprağı yakıp hendekteki suyu kuruttu.
Halk olanları görünce yüzüstü yere kapandı. “RAB Tanrıdır, RAB Tanrıdır!” dediler.
İlyas, “Baalın peygamberlerini yakalayın, hiçbirini kaçırmayın” diye onlara buyruk verdi. Peygamberler yakalandı, İlyas onları Kişon Vadisine götürüp orada öldürdü.

İlyas ile Ovadya – I. Krallar 18

Uzun bir süre sonra kuraklığın üçüncü yılında RAB İlyasa, “Git, Ahavın huzuruna çık” dedi, “Toprağı yağmursuz bırakmayacağım.” İlyas Ahavın huzuruna çıkmaya gitti.
Samiriyede kıtlık şiddetlenmişti. Ahav sarayının sorumlusu Ovadyayı çağırdı. –Ovadya RABden çok korkardı. İzebel RABbin peygamberlerini öldürdüğünde, Ovadya yüz peygamberi yanına alıp ellişer ellişer mağaralara gizlemiş ve yiyecek, içecek gereksinimlerini karşılamıştı.– Ahav, Ovadyaya, “Haydi gidip ülkedeki bütün su kaynaklarıyla vadilere bakalım” dedi, “Belki atlarla katırların yaşamasını sağlayacak kadar ot buluruz da onları ölüme terk etmemiş oluruz.” Ahavla Ovadya, araştırma yapmak üzere ülkeyi aralarında bölüştükten sonra, her biri yalnız başına bir yöne gitti.
Ovadya giderken yolda İlyasla karşılaştı. İlyası tanıyınca yüzüstü yere kapanarak, “Efendim İlyas sen misin?” diye sordu.
İlyas, “Evet, benim. Git efendine, İlyas burada de” diye karşılık verdi.
Ovadya, “Ne günah işledim ki, beni öldürsün diye Ahava gönderiyorsun?” dedi ve ekledi: “Tanrın yaşayan RABbin adıyla derim ki, efendimin seni aramak için adam göndermediği ulus ve krallık kalmadı. Ahav ülkelerinde olmadığını söyleyen herkese, seni bulamadıklarına dair ant içirdi. Oysa sen şimdi, Git, efendine İlyas burada de diyorsun. Ben senin yanından ayrıldığımda, RABbin Ruhu seni bilmediğim bir yere götürebilir. Durumu Ahava bildirince, gelip seni bulamazsa beni öldürür. Ben kulun gençliğimden beri RABden korkan biriyim. Efendim, İzebel RABbin peygamberlerini öldürdüğünde yaptıklarımı duymadın mı? RABbin peygamberlerinden yüzünü ellişer ellişer iki mağaraya saklayıp onların yiyecek, içecek gereksinimlerini karşıladım. Ama sen şimdi, Git, efendine İlyas burada de diyorsun. O zaman beni öldürür!”
İlyas şöyle karşılık verdi: “Hizmetinde bulunduğum yaşayan ve Her Şeye Egemen RABbin adıyla diyorum, bugün Ahavın huzuruna çıkacağım.”

İlyas ve Sarefatlı Dul Kadın – I. Krallar 17

O zaman RAB, İlyasa, “Şimdi kalk git, Sayda yakınlarındaki Sarefat Kentine yerleş” dedi, “Orada sana yiyecek sağlaması için dul bir kadına buyruk verdim.” Sarefata giden İlyas kentin kapısına varınca, orada dul bir kadının odun topladığını gördü. Kadına: “Bana içmek için biraz su verebilir misin?” dedi. Kadın su getirmeye giderken İlyas yine seslendi: “Lütfen bir parça da ekmek getir.”
Kadın, “Senin Tanrın yaşayan RABbin adıyla ant içerim, hiç ekmeğim yok” diye karşılık verdi, “Yalnız küpte bir avuç un, çömleğin dibinde de azıcık yağ var. Görüyorsun, bir iki parça odun topluyorum. Götürüp oğlumla kendim için bir şeyler hazırlayacağım. Belki de son yemeğimiz olacak, ölüp gideceğiz.”
İlyas kadına, “Korkma, git yiyeceğini hazırla” dedi, “Yalnız önce bana küçük bir pide yapıp getir. Sonra oğlunla kendin için yaparsın. İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, Toprağa yağmur düşünceye dek küpten un, çömlekten yağ eksilmeyecek. ”
Kadın gidip İlyasın söylediklerini yaptı. Hep birlikte günlerce yiyip içtiler. RABbin İlyas aracılığıyla söylediği söz uyarınca, küpten un, çömlekten yağ eksilmedi.
Bir süre sonra ev sahibi dul kadının oğlu gittikçe ağırlaşan kötü bir hastalığa yakalandı, sonunda öldü. Kadın İlyasa, “Ey Tanrı adamı, alıp veremediğimiz nedir?” dedi, “Günahlarımı Tanrıya anımsatıp oğlumun ölümüne neden olmak için mi buraya geldin?”
İlyas, “Oğlunu bana ver” diyerek çocuğu kadının kucağından aldı, kaldığı yukarı odaya çıkardı ve yatağına yatırdı. Sonra RABbe şöyle yalvardı: “Ya RAB Tanrım, neden yanında kaldığım dul kadının oğlunu öldürerek ona bu kötülüğü yaptın?” İlyas üç kez çocuğun üzerine kapanıp RABbe şöyle dua etti: “Ya RAB Tanrım, bu çocuğa yeniden can ver.”
RAB İlyasın yalvarışını duydu. Çocuk dirilip yeniden yaşama döndü. İlyas çocuğu yukarı odadan indirip annesine verirken, “İşte oğlun yaşıyor!” dedi.
Bunun üzerine kadın, “Şimdi anladım ki, sen Tanrı adamısın ve söylediğin söz gerçekten RABbin sözüdür” dedi.

İlyas ve Kuraklık – I. Krallar 17

Gilatın Tişbe Kentinden olan İlyas, Ahava şöyle dedi: “Hizmet ettiğim İsrailin Tanrısı yaşayan RABbin adıyla derim ki, ben söylemedikçe önümüzdeki yıllarda ne yağmur yağacak, ne de çiy düşecek.”
O zaman RAB, İlyasa şöyle seslendi: “Buradan ayrıl, doğuya git. Şeria Irmağının doğusundaki Kerit Vadisinde gizlen. Dereden su içeceksin ve buyruk verdiğim kargaların getirdiklerini yiyeceksin.”
RABbin söylediklerini yapan İlyas, gidip Şeria Irmağının doğusundaki Kerit Vadisine yerleşti. Dereden su içiyor, kargaların sabah akşam getirdiği et ve ekmekle besleniyordu. Ancak ülkede yağmur yağmadığı için bir süre sonra dere kurudu.

Ahavın Krallığı – I. Krallar 16

Yahuda Kralı Asanın krallığının otuz sekizinci yılında Omri oğlu Ahav İsrail Kralı oldu ve Samiriyede yirmi iki yıl krallık yaptı. RABbin gözünde kötü olanı yapan Omri oğlu Ahav, kendisinden önceki bütün krallardan daha çok kötülük yaptı. Nevat oğlu Yarovamın günahlarını izlemek yetmezmiş gibi, bir de Sayda Kralı Etbaalın kızı İzebelle evlendi. Gidip Baala hizmet ederek ona taptı. Baal için Samiriyede yaptırdığı tapınağın içine bir sunak kurdu. Ayrıca bir Aşera putu yaptırdı. Ahav İsrailin Tanrısı RABbi kendisinden önceki bütün İsrail krallarından daha çok öfkelendirdi.
Ahavın krallığı döneminde, Beytelli Hiel Eriha Kentini yeniden inşa etti. RABbin Nun oğlu Yeşu aracılığıyla söylediği söz uyarınca, Hiel ilk oğlu Aviramı kaybetme pahasına kentin temelini attı; en küçük oğlu Seguvu kaybetme pahasına da kentin kapılarını taktı.

Omrinin Krallığı – I. Krallar 16

İsrail halkı ikiye bölündü. Halkın yarısı Ginatın oğlu Tivniyi kral yapmak isterken, öbür yarısı Omriyi destekliyordu. Sonunda Omriyi destekleyenler Ginat oğlu Tivniyi destekleyenlerden daha güçlü çıktı. Tivni öldü, Omri kral oldu.
Yahuda Kralı Asanın krallığının otuz birinci yılında Omri İsrail Kralı oldu ve altı yılı Tirsada olmak üzere toplam on iki yıl krallık yaptı. Omri, Şemer adlı birinden Samiriye Tepesini iki talant gümüşe satın alıp üstüne bir kent yaptırdı. Tepenin eski sahibi Şemerin adından dolayı kente Samiriye adını verdi.
RABbin gözünde kötü olanı yapan Omri, kendisinden önceki bütün krallardan daha çok kötülük yaptı. Nevat oğlu Yarovamın bütün yollarını izledi ve onun İsraili sürüklediği günahlara katılıp değersiz putlara taparak İsrailin Tanrısı RABbi öfkelendirdi.
Omrinin krallığı dönemindeki öteki olaylar, yaptıkları ve başarıları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. Omri ölüp atalarına kavuşunca, Samiriyede gömüldü ve yerine oğlu Ahav kral oldu.

Zimrinin Krallığı – I. Krallar 16

Yahuda Kralı Asanın krallığının yirmi yedinci yılında Zimri Tirsada yedi gün krallık yaptı. İsrail ordusu Filistlilerin Gibbeton Kenti yakınlarında ordugah kurmuştu. Ordugahta bulunan İsrailliler, Zimrinin düzen kurup kralı öldürdüğünü duyunca, ordu komutanı Omriyi o gün orada İsrail Kralı yaptılar. Omri ve yanındaki bütün İsrailliler Gibbetondan çıkıp Tirsayı kuşattılar. Zimri kentin alındığını görünce, sarayın kalesine girip sarayı ateşe verdi ve orada öldü. Çünkü o RABbin gözünde kötü olanı yapmış, Yarovamın yolunu izlemiş, onun işlediği ve İsraili sürüklediği günahlara katılmıştı.
Zimrinin krallığı dönemindeki öteki olaylar ve krala kurduğu düzen İsrail krallarının tarihinde yazılıdır.

Elanın Krallığı – I. Krallar 16

Yahuda Kralı Asanın krallığının yirmi altıncı yılında Baaşa oğlu Ela Tirsada İsrail Kralı oldu ve iki yıl krallık yaptı. Savaş arabalarının yarısına komuta eden Zimri adındaki bir görevlisi ona düzen kurdu. Ela o sırada Tirsada sarayının sorumlusu Arsanın evinde içip sarhoş olmuştu. Zimri içeri girip Elayı öldürdü ve onun yerine kral oldu. Yahuda Kralı Asanın krallığının yirmi yedinci yılıydı.
Zimri İsrail Kralı olup tahta geçince, Baaşanın bütün ailesini yok etti. Dost ve akrabalarından hiçbir erkeği sağ bırakmadı. Baaşayla oğlu Ela, değersiz putlara taptıkları için İsrailin Tanrısı RABbi öfkelendirmişlerdi. Onların işlediği ve İsraili sürükledikleri günahlardan dolayı RABbin Peygamber Yehu aracılığıyla Baaşaya karşı söylediği söz uyarınca, Zimri Baaşanın bütün ailesini ortadan kaldırdı.
Elanın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır.

Baaşanın Krallığı – I. Krallar 16

RAB Hanani oğlu Yehu aracılığıyla İsrail Kralı Baaşaya şunları bildirdi: “Sen önemsiz biriyken, ben seni halkım İsraile önder yaptım. Ama sen Yarovamın yolunu izleyip halkım İsraili günaha sürükledin. Günahlarınız beni öfkelendirdi. Onun için Nevat oğlu Yarovama yaptığım gibi, senin ve ailenin kökünü kurutacağım. Baaşanın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek.”
Baaşanın krallığı dönemindeki öteki olaylar, yaptıkları ve başarıları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. Baaşa ölüp atalarına kavuşunca, Tirsada gömüldü ve yerine oğlu Ela kral oldu.
Baaşanın RABbin gözünde yaptığı her kötülükten ötürü RAB, Hanani oğlu Peygamber Yehu aracılığıyla ona ve ailesine karşı yargısını bildirdi. Baaşa yaptığı kötülüklerle RABbi öfkelendirmiş, Yarovamın ailesine benzemiş ve bu aileyi ortadan kaldırmıştı.

Baaşanın Krallığı – I. Krallar 15

Yahuda Kralı Asanın krallığının üçüncü yılında Ahiya oğlu Baaşa Tirsada bütün İsrailin Kralı oldu ve yirmi dört yıl krallık yaptı. Baaşa, RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Yarovamın yolunu izledi ve onun İsraili sürüklediği günahlara katıldı.

Nadavın Krallığı – I. Krallar 15

Yahuda Kralı Asanın krallığının ikinci yılında Yarovam oğlu Nadav İsrail Kralı oldu ve İsrailde iki yıl krallık yaptı. O da RABbin gözünde kötü olanı yaptı. Babasının yolunu izledi ve babasının İsraili sürüklediği günahlara katıldı.
Nadav ve İsrail ordusu Filistlilerin Gibbeton Kentini kuşatırken, İssakar oymağından Ahiya oğlu Baaşa, Nadava düzen kurup onu Gibbetonda öldürdü. Yahuda Kralı Asanın krallığının üçüncü yılında Nadavı öldüren Baaşa, onun yerine kral oldu.
Baaşa kral olur olmaz, Yarovamın bütün ailesini ortadan kaldırdı. RABbin, kulu Şilolu Ahiya aracılığıyla söylediği söz uyarınca, Yarovamın bütün ailesi yok edildi; sağ kalan olmadı. Bütün bunlar İsrailin Tanrısı RABbi öfkelendiren Yarovamın işlediği ve İsraili sürüklediği günahlar yüzünden oldu.
Nadavın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. Yahuda Kralı Asa ile İsrail Kralı Baaşa arasındaki savaş yaşamları boyunca sürüp gitti.

Asanın Krallığı – I. Krallar 15

İsrail Kralı Yarovamın krallığının yirminci yılında Asa Yahuda Kralı oldu. Yeruşalimde kırk bir yıl krallık yaptı. Büyükannesi Avşalomun kızı Maakaydı. Atası Davut gibi RABbin gözünde doğru olanı yapan Asa, putperest törenlerinde fuhuş yapan kadın ve erkekleri ülkeden kovdu. Atalarının yapmış olduğu bütün putları yok etti. Kral Asa annesi Maakanın kraliçeliğini elinden aldı. Çünkü o Aşera için iğrenç bir put yaptırmıştı. Asa bu iğrenç putu kesip Kidron Vadisinde yaktı. Ancak puta tapılan yerleri kaldırmadı. Ama yaşamı boyunca yüreğini RABbe adadı. Babasının ve kendisinin adadığı altını, gümüşü ve eşyaları RABbin Tapınağına getirdi.
Asayla İsrail Kralı Baaşa arasındaki savaş yaşamları boyunca sürüp gitti. İsrail Kralı Baaşa Yahudaya saldırmaya hazırlanıyordu. Yahuda Kralı Asanın topraklarına giriş çıkışı engellemek amacıyla, Rama Kentini güçlendirmeye başladı.
Bunun üzerine Asa, Şamda oturan Hezyon oğlu Tavrimmon oğlu Aram Kralı Ben-Hadata, RABbin Tapınağının ve sarayın hazinelerindeki bütün altın ve gümüşü görevlileri aracılığıyla şu haberle birlikte gönderdi: “Babamla baban arasında olduğu gibi seninle benim aramızda da bir antlaşma olsun. Sana armağan olarak gönderdiğim bu altınlara, gümüşlere karşılık, sen de İsrail Kralı Baaşa ile yaptığın antlaşmayı boz, topraklarımdan askerlerini çeksin.”
Kral Asanın önerisini kabul eden Ben-Hadat, komutanlarını İsrail kentlerinin üzerine gönderdi. İyonu, Danı, Avel-Beytmaakayı ve bütün Naftali bölgesiyle birlikte Kinrotu ele geçirdi. Baaşa bunu duyunca Ramanın yapımını durdurup Tirsaya çekildi. Kral Asa istisnasız bütün Yahudalıları kapsayan bir çağrı yaptı. Baaşanın Ramanın yapımında kullandığı taşlarla keresteleri alıp götürdüler. Kral Asa bunlarla Benyamin bölgesindeki Geva ve Mispa kentlerini onardı.
Asanın krallığı dönemindeki öteki olaylar, başarıları, bütün yaptıkları ve kurduğu kentler Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Yaşlılığında ayaklarından hastalanan Asa, ölüp atalarına kavuşunca, atası Davutun Kentinde atalarının yanına gömüldü; yerine oğlu Yehoşafat kral oldu.

Aviyamın Krallığı – I. Krallar 15

Nevat oğlu İsrail Kralı Yarovamın krallığının on sekizinci yılında Aviyam Yahuda Kralı oldu. Yeruşalimde üç yıl krallık yaptı. Annesi Avşalomun kızı Maakaydı.
Babasının kendisinden önce işlemiş olduğu bütün günahlara Aviyam da katıldı. Bütün yüreğini Tanrısı RABbe adayan atası Davut gibi değildi. Buna karşın Tanrısı RAB, Davutun hatırına Yeruşalimi güçlendirmek için kendisinden sonra oğlunu kral atayarak ona Yeruşalimde bir ışık verdi. Çünkü RABbin gözünde doğru olanı yapan Davut, Hititli Uriya olayı dışında, yaşamı boyunca RABbin buyruklarının hiçbirinden sapmamıştı.
Rehavamla Yarovam arasındaki savaş Aviyamın yaşamı boyunca sürüp gitti. Aviyamın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Aviyamla Yarovam arasındaki savaş sürüp gitti. Aviyam ölüp atalarına kavuşunca, Davut Kentinde gömüldü, yerine oğlu Asa kral oldu.

Rehavamın Krallığı – I. Krallar 14

Süleyman oğlu Rehavam Yahuda Kralı olduğunda kırk bir yaşındaydı. RABbin adını yerleştirmek için bütün İsrail oymaklarının yaşadığı kentler arasından seçtiği Yeruşalim Kentinde on yedi yıl krallık yaptı. Annesi Ammonlu Naamaydı.
Yahudalılar RABbin gözünde kötü olanı yaparak, işledikleri günahlarla Tanrıyı atalarından daha çok öfkelendirdiler. Ayrıca kendilerine her yüksek tepenin üstüne ve bol yapraklı her ağacın altına tapınma yerleri, dikili taşlar ve Aşera putları yaptılar. Ülkedeki putperest törenlerinde fuhuş yapan kadın ve erkekler bile vardı. Yahudalılar RABbin İsrail halkının önünden kovduğu ulusların yaptığı bütün iğrençlikleri yaptılar.
Rehavamın krallığının beşinci yılında Mısır Kralı Şişak Yeruşalime saldırdı. Süleymanın yaptırmış olduğu altın kalkanlar dahil RABbin Tapınağının ve sarayın bütün hazinelerini boşaltıp götürdü. Kral Rehavam bunların yerine tunç kalkanlar yaptırarak sarayın kapı muhafızlarının komutanlarına emanet etti. Kral RABbin Tapınağına her gittiğinde, muhafızlar bu kalkanları taşır, sonra muhafız odasına götürürlerdi.
Rehavamın krallığı dönemindeki öteki olaylar ve bütün yaptıkları Yahuda krallarının tarihinde yazılıdır. Rehavamla Yarovam arasında sürekli savaş vardı. Rehavam ölüp atalarına kavuşunca, Davut Kentinde atalarının yanına gömüldü. Annesi Ammonlu Naamaydı. Rehavamın yerine oğlu Aviyam kral oldu.

Yarovamın Ölümü – I. Krallar 14

Yarovamın krallığı dönemindeki öteki olaylar, nasıl savaştığı, ülkesini nasıl yönettiği İsrail krallarının tarihinde yazılıdır. Yarovam yirmi iki yıl krallık yaptı. Ölüp atalarına kavuşunca, yerine oğlu Nadav kral oldu.

Yarovamın Oğlunun Ölümü – I. Krallar 14

O sıralarda İsrail Kralı Yarovamın oğlu Aviya hastalandı. Yarovam, karısına, “Kalk, Yarovamın karısı olduğunu anlamamaları için kılığını değiştirip Şiloya git” dedi, “Bu halkın kralı olacağımı bana bildiren Peygamber Ahiya orada oturuyor. Ona on ekmek, birkaç çörek, bir tulum bal götür. Çocuğa ne olacağını o sana bildirecektir.”
Yarovamın karısı denileni yaptı; kalkıp Şiloya, Ahiyanın evine gitti. Ahiyanın gözleri yaşlılıktan görmez olmuştu. RAB, Ahiyaya şöyle dedi: “Şimdi Yarovamın karısı gelecek. Hastalanan oğlunun durumunu senden soracak. Onu söylediğin gibi yanıtlayacaksın. O geldiğinde kendini sana başka biriymiş gibi gösterecek.”
Ahiya, kapıdan içeri giren kadının ayak seslerini duyunca, “Gel, Yarovamın karısı!” dedi, “Neden başka kılığa giriyorsun? Sana kötü haberlerim var. Git Yarovama de ki, İsrailin Tanrısı RAB, Ben seni halkın arasından seçip kendi halkıma, İsraillilere önder yaptım, diyor, Krallığı Davutun soyundan alıp sana verdim. Ama sen buyruklarıma uyan, gözümde yalnız doğru olanı yapan ve bütün yüreğiyle yollarımı izleyen kulum Davuta benzemedin. Senden önce yaşayanların hepsinden çok kötülük yaptın. Beni reddettin; kendine başka ilahlar buldun, dökme putlar yaparak beni öfkelendirdin.
“ Bundan dolayı Yarovamın ailesini sıkıntılara sokup İsrailde onun soyundan gelen genç yaşlı bütün erkekleri öldüreceğim. Yarovamın ailesini gübre yakarcasına kökünden kurutacağım. Yarovamın ailesinden kentte ölenleri köpekler, kırda ölenleri yırtıcı kuşlar yiyecek. RAB böyle konuştu.
“Sana gelince, kalk, evine dön. Kente ayak basar basmaz çocuk ölecek. Bütün İsrail halkı ağıt yakıp onu gömecek. Yarovamın ailesinden yalnız o gömülecek. Çünkü Yarovam ailesi içinde İsrailin Tanrısı RABbi hoşnut eden nitelikler yalnız onda bulundu.
“RAB İsraile bir kral atayacak. Bu kral aynı gün Yarovamın ailesine son verecek. Ne zaman mı? Hemen şimdi. RAB İsrail halkını cezalandıracak. İsrail halkı suda sallanan bir kamışa dönecek. RAB onları atalarına vermiş olduğu bu iyi topraklardan söküp Fırat Irmağının ötelerine dağıtacak. Çünkü Aşera putlarını dikerek RABbi öfkelendirdiler. Yarovamın işlediği ve İsrail halkını sürüklediği günahlar yüzünden RAB İsraili terk edecek.”
Yarovamın karısı oradan ayrılıp Tirsaya döndü. Evinin eşiğine varınca çocuk öldü. Bütün İsrail halkı, RABbin kulu Peygamber Ahiya aracılığıyla söylediği söz uyarınca, çocuğu gömüp onun için ağıt yaktı.

Yarovamın Büyük Günahı – I. Krallar 13

Bu olaya karşın Yarovam gittiği kötü yoldan ayrılmadı. Yine her türlü insanı tapınma yerlerine kahin olarak atadı ve buralara kahin olmak isteyen herkese görev verdi. Yarovamın soyu günah işledi. Bu günahlar onların yeryüzünden silinip yok edilmesine neden oldu.

Beytelli Yaşlı Peygamber – I. Krallar 13

O sıralarda Beytelde yaşayan yaşlı bir peygamber vardı. Çocukları gelip o gün Tanrı adamının Beytelde yaptıklarını ve krala söylediklerini babalarına anlattılar. Yaşlı baba, “Tanrı adamı hangi yoldan gitti?” diye sordu. Çocuklar Yahudadan gelen Tanrı adamının hangi yoldan gittiğini ona gösterdiler. Bunun üzerine yaşlı baba, “Eşeğimi hazırlayın” dedi. Çocuklar eşeğe palan vurunca, binip Tanrı adamının ardına düştü. Onun bir yabanıl fıstık ağacının altında oturduğunu görünce, “Yahudadan gelen Tanrı adamı sen misin?” diye sordu.
Adam, “Evet, benim” diye karşılık verdi.
Yaşlı peygamber, “Gel benimle eve gidelim, bir şeyler ye” dedi.
Tanrı adamı şöyle karşılık verdi: “Yolumdan dönüp seninle gelemem. Burada ne yer, ne de içerim. Çünkü RAB bana, Orada hiçbir şey yiyip içme ve gittiğin yoldan dönme diye buyruk verdi.”
Bunun üzerine yaşlı peygamber, “Ben de senin gibi peygamberim” dedi, “RABbin buyruğu üzerine bir melek bana, Onu evine götür ve yiyip içmesini sağla dedi.” Ne var ki yalan söyleyerek Tanrı adamını kandırdı. Böylece Tanrı adamı onunla birlikte geri döndü ve evinde yiyip içmeye başladı.
Sofrada otururlarken, RAB, Tanrı adamını yolundan döndüren peygambere seslendi. O da Yahudadan gelen Tanrı adamına şöyle dedi: “RAB diyor ki, Madem RABbin sözünü dinlemedin, Tanrın RABbin sana verdiği buyruğa uymayıp yolundan döndün; sana yiyip içme dediği yerde yiyip içtin, cesedin atalarının mezarlığına gömülmeyecek. ”
Tanrı adamı yiyip içtikten sonra yaşlı peygamber onun için eşeği hazırladı. Tanrı adamı giderken yolda bir aslanla karşılaştı. Aslan onu oracıkta öldürdü. Eşekle aslan yere serilen cesedin yanında duruyordu. Yoldan geçenler yerde yatan cesetle yanında duran aslanı gördüler. Gidip yaşlı peygamberin yaşadığı kentte gördüklerini anlattılar.
Tanrı adamını yolundan döndüren yaşlı peygamber olanları duyunca, şöyle dedi: “RABbin sözünü dinlemeyen Tanrı adamı budur. Bu yüzden RAB, sözü uyarınca, onun üzerine bir aslan gönderdi. Aslan onu parçalayıp öldürdü.” Peygamber, çocuklarına, “Eşeği hazırlayın!” dedi. Çocukların hazırladığı eşeğe binip gitti. Eşekle aslanı yerde yatan Tanrı adamının cesedi başında buldu. Ancak aslan cesedi yemediği gibi eşeğe de dokunmamıştı. Yaşlı peygamber Tanrı adamının cesedini eşeğin sırtına attı ve ona ağıt yakıp gömmek için kendi kentine götürdü. Cesedi kendi mezarına gömdü. “Ah kardeşim!” diyerek ardından ağıt yaktılar.
Tanrı adamını gömdükten sonra, yaşlı peygamber çocuklarına şöyle dedi: “Ben ölünce beni bu Tanrı adamının yanına gömün, kemiklerimi de onun kemiklerinin yanına koyun. Çünkü onun Beyteldeki sunağa ve Samiriye kentlerindeki tapınma yerlerinde bulunan bütün tapınaklara karşı RABbin buyruğuyla yaptığı uyarılar kesinlikle yerine gelecektir.”

Yahudalı Tanrı Adamı – I. Krallar 13

Yarovam buhur yakmak için sunağın yanında dururken, bir Tanrı adamı RABbin buyruğu üzerine Yahudadan Beytele geldi. RABbin buyruğu uyarınca sunağa karşı şöyle seslendi: “Sunak, ey sunak! RAB diyor ki, Davutun soyundan Yoşiya adında bir erkek çocuk doğacak. Buhur yakan, tapınma yerlerinde görevli kahinleri senin üstünde kurban edecek. Üstünde insan kemikleri yakılacak. ” Aynı gün Tanrı adamı bir belirti göstererek konuşmasını şöyle sürdürdü: “RABbin bana açıkladığı belirti şudur: Bu sunak parçalanacak, üstündeki küller çevreye savrulacak.”
Kral Yarovam, Tanrı adamının Beytelde sunağa karşı söylediklerini duyunca, elini ona doğru uzatarak, “Yakalayın onu!” diye buyruk verdi. Ancak Tanrı adamına uzattığı eli felç oldu ve düzelmedi. Tanrı adamının RABbin buyruğuyla gösterdiği belirti uyarınca, sunak parçalandı, üstündeki küller çevreye savruldu.
O zaman Kral Yarovam, Tanrı adamına, “Lütfen benim için dua et, Tanrın RABbe yalvar ki, elim eski halini alsın” dedi. Tanrı adamı RABbe yalvarınca kralın eli iyileşip eski halini aldı.
Kral, Tanrı adamına, “Benimle eve kadar gel de bir şeyler ye” dedi, “Sana bir armağan vereceğim.”
Tanrı adamı, “Varlığının yarısını bile versen, seninle gelmem” diye karşılık verdi, “Burada ne yer, ne de içerim. Çünkü RAB bana, Orada hiçbir şey yiyip içme ve gittiğin yoldan dönme diye buyruk verdi.” Böylece Tanrı adamı, Beytele gelmiş olduğu yoldan değil, başka bir yoldan gitti.

Beytel ve Dandaki Altın Buzağılar – I. Krallar 12

Yarovam Efrayimin dağlık bölgesindeki Şekem Kentini onarıp orada yaşamaya başladı. Daha sonra oradan ayrılıp Penuel Kentini onardı. Yarovam, “Şimdi krallık yine Davut soyunun eline geçebilir” diye düşündü, “Eğer bu halk Yeruşalime gidip RABbin Tapınağında kurbanlar sunarsa, yürekleri efendileri, Yahuda Kralı Rehavama döner. Beni öldürüp yeniden Rehavama bağlanırlar.”
Kral, danışmanlarına danıştıktan sonra, iki altın buzağı yaptırıp halkına, “Tapınmak için artık Yeruşalime gitmenize gerek yok” dedi, “Ey İsrail halkı, işte sizi Mısırdan çıkaran ilahlarınız!” Altın buzağılardan birini Beytel, ötekini Dan Kentine yerleştirdi. Bu günahtı. Böylece halk buzağıya tapmak için Dana kadar gitmeye başladı. Yarovam ayrıca tapınma yerlerinde tapınaklar yaptırdı. Levililerin dışında her türlü insanlardan kahinler atadı.
Yarovam sekizinci ayın on beşinci günü Yahudadaki bayrama benzer bir bayram başlattı. Dandaki sunakta ve Beytelde yaptırdığı altın buzağılara kurbanlar sundu; orada kurmuş olduğu tapınma yerlerine kahinler yerleştirdi. Kendi kendine uydurduğu sekizinci ayın on beşinci günü, Beytelde yaptırdığı sunağa gitti, kurban sunup buhur yaktı. Ve o günü İsrail halkı için bayram ilan etti.

Şemayanın Peygamberliği – I. Krallar 12

Süleyman oğlu Rehavam Yeruşalime varınca, İsrail oymaklarıyla savaşıp onları yeniden egemenliği altına almak amacıyla bütün Yahuda ve Benyamin oymaklarından yüz seksen bin seçkin savaşçı topladı.
Bu arada Tanrı adamı Şemayaya Tanrı şöyle seslendi: “Süleyman oğlu Yahuda Kralı Rehavama, bütün Yahudalılara, Benyaminlilere ve orada yaşayan öteki insanlara şunu söyle: RAB diyor ki, İsrailli kardeşlerinize saldırmayın, onlarla savaşmayın. Herkes evine dönsün! Çünkü bu olayı ben düzenledim. ” RABbin bu sözlerini duyan halk Onun buyruğuna uyup evine döndü.

İsrailliler Rehavama Başkaldırıyor – I. Krallar 12

Rehavam Şekeme gitti. Çünkü bütün İsrailliler kendisini kral ilan etmek için orada toplanmışlardı. Kral Süleymandan kaçıp Mısıra yerleşen Nevat oğlu Yarovam bunu duyunca Mısırda kalmaya karar verdi. İsrail topluluğu Yarovamı çağırttı. Birlikte gidip Rehavama şöyle dediler: “Baban üzerimize ağır bir boyunduruk koydu. Ama babanın üzerimize yüklediği ağır yükü ve boyunduruğu hafifletirsen sana kul köle oluruz.”
Rehavam, “Şimdi gidin, üç gün sonra yine gelin” yanıtını verince halk yanından ayrıldı.
Kral Rehavam, babası Süleymana sağlığında danışmanlık yapan ileri gelenlere, “Bu halka nasıl yanıt vermemi öğütlersiniz?” diye sordu.
İleri gelenler, “Bugün bu halka hizmet eder, olumlu yanıt verirsen, sana her zaman kul köle olurlar” diye karşılık verdiler.
Ne var ki, Rehavam ileri gelenlerin öğüdünü reddederek birlikte büyüdüğü genç görevlilerine danıştı: “Siz ne yapmamı öğütlersiniz? Babanın üzerimize koyduğu boyunduruğu hafiflet diyen bu halka nasıl bir yanıt verelim?”
Birlikte büyüdüğü gençler ona şu karşılığı verdiler: “Sana Babanın üzerimize koyduğu boyunduruğu hafiflet diyen halka de ki, Benim küçük parmağım babamın belinden daha kalındır. Babam size ağır bir boyunduruk yüklediyse, ben boyunduruğunuzu daha da ağırlaştıracağım. Babam sizi kırbaçla yola getirdiyse, ben sizi akreplerle yola getireceğim. ”
Yarovamla bütün halk, kralın, “Üç gün sonra yine gelin” sözü üzerine, üçüncü gün Rehavamın yanına geldiler. İleri gelenlerin öğüdünü reddeden Kral Rehavam, gençlerin öğüdüne uyarak halka sert bir yanıt verdi: “Babamın size yüklediği boyunduruğu ben daha da ağırlaştıracağım. Babam sizi kırbaçla yola getirdiyse, ben sizi akreplerle yola getireceğim.” Kral halkı dinlemedi. Çünkü Şilolu Ahiya aracılığıyla Nevat oğlu Yarovama verdiği sözü yerine getirmek için RAB bu olayı düzenlemişti.
Kralın kendilerini dinlemediğini görünce, bütün İsrailliler,
“İşay oğlu, Davutla ne ilgimiz,
Ne de payımız var!” diye bağırdılar,
“Ey İsrail halkı, haydi evimize dönelim!
Davutun soyu başının çaresine baksın.” Böylece herkes evine döndü.
Rehavam da yalnızca Yahuda kentlerinde yaşayan İsraillilere krallık yapmaya başladı.
İsrailliler Kral Rehavamın gönderdiği angaryacıbaşı Adoramı taşa tutup öldürdüler. Bunun üzerine Kral Rehavam savaş arabasına atlayıp Yeruşalime kaçtı. İsrail halkı, Davut soyundan gelenlere hep başkaldırdı.
Yarovamın Mısırdan döndüğünü duyunca, bütün İsrailliler haber gönderip kendisini toplantıya çağırdılar ve onu İsrail Kralı ilan ettiler. Yahuda oymağından başka hiç kimse Davut soyunu izlemedi.

Süleymanın Ölümü – I. Krallar 11

Süleyman Yarovamı öldürmeye çalıştı. Ama Yarovam Mısıra kaçıp Mısır Kralı Şişaka sığındı. Süleymanın ölümüne kadar orada kaldı.
Süleymanın krallığı dönemindeki öteki olaylar, bütün yaptıkları ve bilgeliği Süleymanın tarihinde yazılıdır. Süleyman kırk yıl süreyle bütün İsraili Yeruşalimden yönetti. Süleyman ölüp atalarına kavuşunca babası Davutun Kentinde gömüldü. Yerine oğlu Rehavam kral oldu.

Yarovamın Süleymana Karşı Ayaklanması – I. Krallar 11

Efrayim oymağından Nevat oğlu Seredalı Yarovam Kral Süleymana karşı ayaklandı. Yarovam Süleymanın görevlilerindendi. Annesi Serua adlı dul bir kadındı.
Yarovamın krala karşı ayaklanmasının öyküsü şöyleydi: Süleyman Milloyu yaptırıp babası Davutun Kentindeki surların gediğini kapatmıştı. Yarovam çok yetenekli biriydi. Süleyman bu genç adamın ne denli çalışkan olduğunu görünce, Yusuf soyunun bütün ağır işlerinin sorumluluğunu ona verdi.
Bir gün Yarovam Yeruşalimin dışına çıktı. Yolda Şilolu Peygamber Ahiya ile karşılaştı. Ahiya yeni giysisini giymişti. İkisi kent dışında yalnızdılar. Ahiya üzerindeki giysiyi yırtıp on iki parçaya ayırdı ve Yarovama, “On parçayı kendine al” dedi, “Çünkü İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, Ben, Süleymanın elinden krallığı alıp on oymağı sana vereceğim. Ama kulum Davutun ve İsrail oymaklarının yaşadığı kentler arasından seçtiğim Yeruşalim Kentinin hatırı için bir oymağı onda bırakacağım. Çünkü Süleyman bana sırt çevirip Saydalıların tanrıçası Aştorete, Moavlıların ilahı Kemoşa ve Ammonluların ilahı Moleke taptı. Kurallarıma, ilkelerime uyup gözümde doğru olanı yapan babası Davut gibi yollarımı izlemedi. Ama buyruklarıma, kurallarıma bağlı kalan, seçtiğim kulum Davutun hatırı için Süleymanın elinden bütün krallığı almayacağım. Yaşamı boyunca onu önder yapacağım. Ancak krallığı oğlunun elinden alıp on oymağı sana vereceğim. Adımı yerleştirmek için kendime seçtiğim Yeruşalim Kentinde kulum Davut için önümde sönmeyen bir ışık olmak üzere Süleymanın oğluna bir oymak vereceğim. Sana gelince, seni İsrail Kralı yapacağım. İsraili dilediğin gibi yöneteceksin. Kulum Davut gibi isteklerimi yerine getirir, kurallarıma ve buyruklarıma uyar, gözümde doğru olanı yapar, yollarımı izlersen, seninle birlikte olacağım. Davuta yaptığım gibi senin için de güçlü bir hanedan kurup İsraili sana vereceğim. Süleymanın günahından ötürü Davut soyunun gururunu kıracağım, ancak sonsuza dek değil. ”

Süleymanın Düşmanları – I. Krallar 11

RAB kral soyundan gelen bir düşmanı, Edomlu Hadatı Süleymana karşı ayaklandırdı. Daha önce, Davut Edomlularla savaşırken, ölüleri gömmeye giden ordu komutanı Yoav Edomdaki bütün erkekleri öldürmüştü. Yoav ile İsrailliler Edomdaki erkeklerin hepsini yok edinceye dek, altı ay orada kalmışlardı. Ancak genç Hadat, babasının görevlilerinden bazı Edomlularla birlikte Mısıra kaçmıştı. Sonra Midyandan ayrılıp Parana gitmişler, oradan bazı Paranlıları da yanlarına alıp Mısıra, firavunun yanına gelmişlerdi. Firavun Hadata barınak, yiyecek ve toprak sağlamıştı.
Hadat firavunun dostluğunu kazandı. Bunun üzerine firavun, kendi karısı Kraliçe Tahpenesin kızkardeşini Hadatla evlendirdi. Tahpenesin kızkardeşi Hadata Genuvat adlı bir oğul doğurdu. Tahpenes çocuğu sarayda firavunun çocuklarıyla birlikte büyüttü.
Hadat Davutla ordu komutanı Yoavın ölüm haberini Mısırda duydu. Firavuna, “İzin ver, kendi ülkeme döneyim” dedi.
Firavun, “Bir eksiğin mi var, neden ülkene dönmek istiyorsun?” diye sordu.
Hadat, “Hayır, ama lütfen gitmeme izin ver” diye yanıtladı.
Tanrı, efendisi Sova Kralı Hadadezerden kaçan bir düşmanı, Elyada oğlu Rezonu Süleymana karşı ayaklandırdı. Davut Sovalılara saldırdığında, Rezon çevresine haydutları toplayıp onlara önderlik etmişti. Birlikte Şama gitmişler, orada kalıp yönetimi ele geçirmişlerdi. Hadatın yaptığı kötülüğün yanısıra, Rezon Süleyman yaşadığı sürece İsrailin düşmanı oldu; Aramda krallık yaparak İsrailden nefret etti.

Süleyman Tanrıdan Uzaklaşıyor – I. Krallar 11

Kral Süleyman firavunun kızının yanısıra Moavlı, Ammonlu, Edomlu, Saydalı ve Hititli birçok yabancı kadın sevdi. Bu kadınlar RABbin İsrail halkına, “Ne siz onların arasına girin, ne de onlar sizin aranıza girsinler; çünkü onlar kesinlikle sizi kendi ilahlarının ardınca yürümek üzere saptıracaklardır” dediği uluslardandı. Buna karşın, Süleyman onlara sevgiyle bağlandı. Süleymanın kral kızlarından yedi yüz karısı ve üç yüz cariyesi vardı. Karıları onu yolundan saptırdılar. Süleyman yaşlandıkça, karıları onu başka ilahların ardınca yürümek üzere saptırdılar. Böylece Süleyman bütün yüreğini Tanrısı RABbe adayan babası Davut gibi yaşamadı. Saydalıların tanrıçası Aştorete ve Ammonluların iğrenç ilahı Moleke taptı. Böylece RABbin gözünde kötü olanı yaptı, RABbin yolunda yürüyen babası Davut gibi tam anlamıyla RABbi izlemedi. Yeruşalimin doğusundaki tepede Moavlıların iğrenç ilahı Kemoşa ve Ammonluların iğrenç ilahı Moleke tapmak için bir yer yaptırdı. İlahlarına buhur yakıp kurban kesen bütün yabancı karıları için de aynı şeyleri yaptı.
İsrailin Tanrısı RAB, kendisine iki kez görünüp, “Başka ilahlara tapma!” demesine karşın, Süleyman RABbin yolundan saptı ve Onun buyruğuna uymadı. Bu yüzden RAB Süleymana öfkelenerek, “Seninle yaptığım antlaşmaya ve kurallarıma bilerek uymadığın için krallığı elinden alacağım ve görevlilerinden birine vereceğim” dedi, “Ancak baban Davutun hatırı için, bunu senin yaşadığın sürede değil, oğlun kral olduktan sonra yapacağım. Ama oğlunun elinden bütün krallığı almayacağım. Kulum Davutun ve kendi seçtiğim Yeruşalimin hatırı için oğluna bir oymak bırakacağım.”

Kral Süleymanın Zenginliği – I. Krallar 10

Süleymana bir yılda gelen altının miktarı 666 talantı buluyordu. Alım satımla uğraşanlarla tüccarların kazançlarından ve Arabistanın bütün krallarıyla İsrail valilerinden gelenler bunun dışındaydı.
Kral Süleyman her biri altı yüz şekel ağırlığında dövme altından iki yüz büyük kalkan yaptırdı. Ayrıca her biri üç mina ağırlığında dövme altından üç yüz küçük kalkan yaptırdı. Kral bu kalkanları Lübnan Ormanı adındaki saraya koydu.
Kral fildişinden büyük bir taht yaptırıp saf altınla kaplattı. Tahtın altı basamağı, arka kısmında yuvarlak bir başlığı vardı. Oturulan yerin iki yanında kollar, her kolun yanında birer aslan heykeli bulunuyordu. Altı basamağın iki yanında on iki aslan heykeli vardı. Hiçbir krallıkta böylesi yapılmamıştı. Kral Süleymanın kadehleriyle Lübnan Ormanı adındaki sarayın bütün eşyaları saf altından yapılmış, hiç gümüş kullanılmamıştı. Çünkü Süleymanın döneminde gümüşün değeri yoktu. Hiramın gemilerinin yanısıra, kralın da denizde ticaret gemileri vardı. Bu gemiler üç yılda bir altın, gümüş, fildişi ve türlü maymunlarla yüklü olarak dönerlerdi.
Kral Süleyman dünyanın bütün krallarından daha zengin, daha bilgeydi. Tanrının Süleymana verdiği bilgeliği dinlemek için bütün dünya onu görmek isterdi. Onu görmeye gelenler her yıl armağan olarak altın ve gümüş eşya, giysi, silah, baharat, at, katır getirirlerdi.
Süleyman savaş arabalarıyla atlarını topladı. Bin dört yüz savaş arabası, on iki bin atı vardı. Bunların bir kısmını savaş arabaları için ayrılan kentlere, bir kısmını da kendi yanına, Yeruşalime yerleştirdi. Krallığı döneminde Yeruşalimde gümüş taş değerine düştü. Sedir ağaçları Şefeladaki yabanıl incir ağaçları kadar bollaştı. Süleymanın atları Mısır ve Keveden getirilirdi. Kralın tüccarları atları Keveden satın alırdı. Mısırdan bir savaş arabası altı yüz, bir at yüz elli şekel gümüşe getirilirdi. Bunları bütün Hitit ve Aram krallarına satarlardı.

Saba Kraliçesi Süleymanı Ziyaret Ediyor – I. Krallar 10

Saba Kraliçesi, RABbin adından ötürü Süleymanın artan ününü duyunca, onu çetin sorularla sınamaya geldi. Çeşitli baharat, çok miktarda altın ve değerli taşlarla yüklü büyük bir kervan eşliğinde Yeruşalime gelen kraliçe, aklından geçen her şeyi Süleymanla konuştu. Süleyman onun bütün sorularına karşılık verdi. Kralın ona yanıt bulmakta güçlük çektiği hiçbir konu olmadı. Süleymanın bilgeliğini, yaptırdığı sarayı, sofrasının zenginliğini, görevlilerinin oturup kalkışını, hizmetkarlarının özel giysileriyle yaptığı hizmeti, sakilerini ve RABbin Tapınağında sunduğu yakmalık sunuları gören Saba Kraliçesi hayranlık içinde kaldı.
Krala, “Ülkemdeyken yaptıklarınla ve bilgeliğinle ilgili duyduklarım doğruymuş” dedi, “Ama gelip kendi gözlerimle görünceye dek inanmamıştım. Bunların yarısı bile bana anlatılmadı. Bilgeliğin de, zenginliğin de duyduklarımdan kat kat fazla. Ne mutlu adamlarına! Ne mutlu sana hizmet eden görevlilere! Çünkü sürekli bilgeliğine tanık oluyorlar. Senden hoşnut kalan, seni İsrail tahtına oturtan Tanrın RABbe övgüler olsun! RAB İsraile sonsuz sevgi duyduğundan, adaleti ve doğruluğu sağlaman için seni kral yaptı.”
Saba Kraliçesi krala 120 talant altın, çok büyük miktarda baharat ve değerli taşlar armağan etti. Krala o kadar baharat armağan etti ki, bir daha bu kadar çok baharat görülmedi.
Bu arada Hiramın gemileri Ofirden altın ve büyük miktarda almug kerestesiyle değerli taşlar getirdiler. Kral, RABbin Tapınağıyla sarayın tırabzanlarını, çalgıcıların lirleriyle çenklerini bu almug kerestesinden yaptırdı. Bugüne dek o kadar almug ağacı ne gelmiş, ne de görülmüştür.
Kral Süleyman Saba Kraliçesinin her isteğini, her dileğini yerine getirdi. Ayrıca ona gönülden kopan birçok armağan verdi. Bundan sonra kraliçe adamlarıyla birlikte oradan ayrılıp kendi ülkesine döndü.

Süleymanın Öbür Etkinlikleri – I. Krallar 9

Süleyman iki yapıyı –RABbin Tapınağıyla kendi sarayını– yirmi yılda bitirdi. Bu yapılar için istediği sedir ve çam ağaçlarıyla altını sağlayan Sur Kralı Hirama Celile bölgesinde yirmi kent verdi. Hiram gidip Süleymanın kendisine verdiği kentleri görünce onları beğenmedi. Süleymana, “Bunlar mı bana verdiğin kentler, kardeşim!” dedi. Bu yüzden o bölge bugün de “Kavul” diye bilinir. Oysa Hiram, Kral Süleymana yüz yirmi talant altın göndermişti.
Kral Süleyman RABbin Tapınağını, kendi sarayını, Milloyu ve Yeruşalimin surlarını yaptırmak; ayrıca Hasor, Megiddo ve Gezer kentlerini onarıp güçlendirmek amacıyla angaryacıları toplamıştı. Mısır Firavunu gidip Gezeri ele geçirmiş ve ateşe vermişti. Orada yaşayan Kenanlıları öldürerek kenti Süleymanla evlenen kızına armağan etmişti. Süleyman Gezeri, Aşağı Beythoronu, Baalatı ve kırsal bir bölgede bulunan Tamarla birlikte bütün ambarlı kentleri, ayrıca savaş arabalarıyla atların bulunduğu kentleri de onarıp güçlendirdi. Böylece Yeruşalimde, Lübnanda, yönetimi altındaki bütün topraklarda her istediğini yaptırmış oldu.
İsrail halkından olmayan Amorlular, Hititler, Perizliler, Hivliler ve Yevuslulardan artakalanlara gelince, Süleyman İsrail halkının tamamen yok edemediği bu insanların soyundan gelip ülkede kalanları angaryaya koştu. Bu durum bugün de sürüyor. Ancak Süleyman İsrail halkından hiç kimseye kölelik yaptırmadı. Onlar savaşçı, görevli, komutan, subay, savaş arabalarıyla atlıların komutanı olarak görev yaptılar. Süleymanın yapılan işlerin başında duran ve çalışanları denetleyen beş yüz elli görevlisi vardı.
Firavunun kızı, Davut Kentinden Süleymanın kendisi için yaptırdığı saraya taşındıktan sonra, Süleyman Milloyu yaptırdı.
Süleyman RAB için yaptırdığı sunakta yılda üç kez yakmalık sunular ve esenlik sunuları sunardı. Ayrıca RABbin önündeki sunağın üstünde buhur da yakardı. Böylece Süleyman tapınağın yapımını tamamlamış oldu.
Kral Süleyman Edomluların ülkesinde, Kamış Denizi kıyısında Eylat yakınlarındaki Esyon-Geverde gemiler yaptırdı. Hiram denizi bilen gemicilerini Süleymanın adamlarıyla birlikte Ofire gönderdi. Ofire giden bu gemiciler, Kral Süleymana 420 talant altın getirdiler.

Rab Süleymana Yine Görünüyor – I. Krallar 9

Süleyman RABbin Tapınağını, sarayı ve yapmayı istediği bütün işleri bitirince, RAB daha önce Givonda olduğu gibi ona yine görünerek şöyle dedi: “Duanı ve yakarışını duydum. Adım sürekli orada bulunsun diye yaptığın bu tapınağı kutsal kıldım. Gözlerim onun üstünde, yüreğim her zaman orada olacaktır. Sana gelince, baban Davutun yaptığı gibi, bütün yüreğinle ve doğrulukla yollarımı izler, buyurduğum her şeyi yapar, kurallarıma ve ilkelerime uyarsan, baban Davuta, İsrail tahtından senin soyunun ardı arkası kesilmeyecektir diye verdiğim sözü tutup krallığını sonsuza dek pekiştireceğim.
“Ama siz ya da çocuklarınız yollarımdan sapar, buyruklarıma ve kurallarıma uymaz, gidip başka ilahlara kulluk eder, taparsanız, size verdiğim bu ülkeden sizi söküp atacağım, adıma kutsal kıldığım bu tapınağı terk edeceğim; İsrail bütün uluslar arasında aşağılanıp alay konusu olacak. Bu gösterişli tapınağın önünden geçenler, hayret ve dehşet içinde, RAB bu ülkeyi ve tapınağı neden bu duruma getirdi? diye soracaklar. Ve, diyecekler ki, İsrail halkı, atalarını Mısırdan çıkaran Tanrıları RABbi terk etti; başka ilahların ardından gitti, onlara tapıp kulluk etti. RAB bu yüzden bütün bu kötülükleri başlarına getirdi. ”

Tapınağın Adanması – I. Krallar 8

Kral ve bütün İsrail halkı RABbin önünde kurban kestiler. Süleyman, esenlik kurbanı olarak RABbe yirmi iki bin sığır, yüz yirmi bin davar kurban etti. Böylece kral ve bütün İsrail halkı, RABbin Tapınağını adama işini tamamlamış oldu. Aynı gün kral, tapınağın önündeki avlunun orta kısmını da kutsadı. Yakmalık sunuları, tahıl sunularını ve esenlik sunularının yağlarını orada sundu. Çünkü RABbin önündeki tunç sunak yakmalık sunuları, tahıl sunularını ve esenlik sunularının yağlarını alamayacak kadar küçüktü.
Süleyman, Levo-Hamattan Mısır Vadisine kadar her yerden gelen İsraillilerin oluşturduğu büyük toplulukla birlikte Tanrımız RABbin önünde art arda yedişer gün, toplam on dört gün bayram yaptı. Kral sekizinci gün halkı evlerine gönderdi. Onlar da kralı kutsayıp RABbin, kulu Davut ve halkı İsrail için yapmış olduğu bütün iyiliklerden dolayı sevinç duyarak mutluluk içinde evlerine döndüler.

Süleymanın Duası – I. Krallar 8

Süleyman RABbin sunağının önünde, İsrail topluluğunun karşısında durup ellerini göklere açtı. “Ya RAB, İsrailin Tanrısı, yerde ve gökte sana benzer başka tanrı yoktur” dedi, “Bütün yürekleriyle yolunu izleyen kullarınla yaptığın antlaşmaya bağlı kalırsın. Ağzınla kulun babam Davuta verdiğin sözü bugün ellerinle yerine getirdin.
“Şimdi, ya RAB, İsrailin Tanrısı, kulun babam Davuta verdiğin öbür sözü de tutmanı istiyorum. Ona, Senin soyundan İsrail tahtına oturacakların ardı arkası kesilmeyecektir; yeter ki, çocukların önümde senin gibi dikkatle yürüsünler demiştin. Ey İsrailin Tanrısı, şimdi kulun babam Davuta verdiğin sözleri yerine getirmeni istiyorum.
“Tanrı gerçekten yeryüzünde yaşar mı? Sen göklere, göklerin göklerine bile sığmazsın. Benim yaptığım bu tapınak ne ki! Ya RAB Tanrım, kulunun bugün ettiği duayı, yalvarışı işit; duasına ve yakarışına kulak ver. Gözlerin gece gündüz, Orada bulunacağım! dediğin bu tapınağın üzerinde olsun. Kulunun buraya yönelerek ettiği duayı işit. Buraya yönelerek dua eden kulunun ve halkın İsrailin yalvarışını işit. Göklerden, oturduğun yerden kulak ver; duyunca bağışla.
“Biri komşusuna karşı günah işleyip ant içmek zorunda kaldığında, gelip bu tapınakta, senin sunağının önünde ant içerse, göklerden kulak ver ve gereğini yap. Suçlunun cezasını vererek, suçsuzu haklı çıkararak kullarını yargıla.
“Sana karşı günah işlediği için düşmanlarına yenik düşen halkın İsrail yine sana döner, adını anar, bu tapınakta dua edip yakararak önüne çıkarsa, göklerden kulak ver, halkın İsrailin günahını bağışla. Onları atalarına verdiğin ülkeye yine kavuştur.
“Halkın sana karşı günah işlediği için gökler kapanıp yağmur yağmazsa, sıkıntıya düşen halkın buraya yönelip dua eder, adını anar ve günahlarından dönerse, göklerden kulak ver; kullarının, halkın İsrailin günahlarını bağışla. Onlara doğru yolda yürümeyi öğret, halkına mülk olarak verdiğin ülkene yağmurlarını gönder.
“Ülkeyi kıtlık, salgın hastalık, samyeli, küf, tırtıl ya da çekirgeler kavurduğunda, düşmanlar kentlerden birinde halkını kuşattığında, herhangi bir felaket ya da hastalık ortalığı sardığında, halkından bir kişi ya da bütün halkın İsrail başına gelen felaketi ayrımsar, dua edip yakararak ellerini bu tapınağa doğru açarsa, göklerden, oturduğun yerden kulak ver ve bağışla. İnsanların yüreklerini yalnızca sen bilirsin. Onlara yaptıklarına göre davran ki, atalarımıza verdiğin bu ülkede yaşadıkları sürece senden korksunlar.
“Halkın İsrailden olmayan, ama senin yüce adını, gücünü, kudretini duyup uzak ülkelerden gelen yabancılar bu tapınağa gelip dua ederlerse, göklerden, oturduğun yerden kulak ver, yalvarışlarını yanıtla. Öyle ki, dünyanın bütün ulusları, halkın İsrail gibi, senin adını bilsin, senden korksun ve yaptırdığım bu tapınağın sana ait olduğunu öğrensin.
“Halkın düşmanlarına karşı gösterdiğin yoldan savaşa giderken sana, seçtiğin bu kente ve adına yaptırdığım bu tapınağa yönelip dua ederse, dualarına, yakarışlarına göklerden kulak ver ve onları kurtar.
“Sana karşı günah işlediklerinde –günah işlemeyen tek kişi yoktur– sen öfkelenip onları yakın ya da uzak bir ülkeye tutsak olarak götürecek düşmanlarının eline teslim edersen, onlar da tutsak oldukları ülkede pişmanlık duyup günahlarından döner, Günah işledik, yoldan sapıp kötülük yaptık diyerek sana yakarırlarsa, tutsak oldukları ülkede candan ve yürekten sana dönerlerse, atalarına verdiğin ülkelerine, seçtiğin kente ve adına yaptırdığım tapınağına yönelip dua ederlerse, göklerden, oturduğun yerden dualarına, yakarışlarına kulak ver, onları kurtar. Sana karşı günah işlemiş olan halkını ve işledikleri bütün suçları bağışla. Düşmanlarının onlara acımasını sağla. Çünkü onlar demir eritme ocağından, Mısırdan çıkardığın kendi halkın, kendi mirasındır.
“Sana her yalvarışlarında onlara kulak ver, bu kulunun ve halkın İsrailin yalvarışlarını dinle. Ey Egemen RAB, atalarımızı Mısırdan çıkardığında kulun Musa aracılığıyla dediğin gibi, onları dünyanın bütün halkları arasından kendine miras olarak seçtin.”
Süleyman, RABbe duasını ve yalvarışını bitirince, elleri göklere açık, dizleri üzerine çökmüş olduğu RABbin sunağının önünden kalktı. Ayakta durup bütün İsrail topluluğunu yüksek sesle şöyle kutsadı:
“Sözünü tutup halkı İsraile esenlik veren RABbe övgüler olsun. Kulu Musa aracılığıyla verdiği iyi sözlerin hiçbiri boşa çıkmadı. Tanrımız RAB atalarımızla olduğu gibi bizimle de olsun ve bizi hiç bırakmasın, bizden ayrılmasın. Bütün yollarını izlememiz, atalarımıza verdiği buyruklara, kurallara, ilkelere uymamız için RAB yüreklerimizi kendine yöneltsin. Ya RAB Tanrımız, önünde yalvarırken söylediğim bu sözleri gece gündüz anımsa. Kulunu ve halkın İsraili her durumda koru. Sonunda dünyanın bütün ulusları bilsinler ki, tek Tanrı RABdir ve Ondan başka Tanrı yoktur. Bugünkü gibi Onun kurallarına göre yaşamak ve buyruklarına uymak için bütün yüreğinizi Tanrımız RABbe adayın.”

Süleymanın Halka Verdiği Söylev – I. Krallar 8

O zaman Süleyman şöyle dedi:
“Ya RAB, karanlık bulutlarda otururum demiştin. Senin için görkemli bir tapınak, sonsuza dek yaşayacağın bir konut yaptım.”
Kral ayakta duran bütün İsrail topluluğuna dönerek onları kutsadıktan sonra şöyle dedi: “Babam Davuta verdiği sözü tutan İsrailin Tanrısı RABbe övgüler olsun! RAB demişti ki, Halkım İsraili Mısırdan çıkardığım günden bu yana, içinde bulunacağım bir tapınak yaptırmak için İsrail oymaklarına ait kentlerden hiçbirini seçmedim. Ancak halkım İsraili yönetmesi için Davutu seçtim.
“Babam Davut İsrailin Tanrısı RABbin adına bir tapınak yapmayı yürekten istiyordu. Ama RAB, babam Davuta, Adıma bir tapınak yapmayı yürekten istemen iyi bir şey dedi, Ne var ki, adıma yapılacak bu tapınağı sen değil, öz oğlun yapacak.
“RAB verdiği sözü yerine getirdi. RABbin sözü uyarınca, babam Davuttan sonra İsrail tahtına ben geçtim ve İsrailin Tanrısı RABbin adına tapınağı ben yaptırdım. Ayrıca, RABbin atalarımızı Mısırdan çıkardığında onlarla yaptığı antlaşmanın içinde korunduğu sandık için tapınakta bir yer hazırladım.”

Antlaşma Sandığının Tapınağa Getirilmesi – I. Krallar 8

Kral Süleyman RABbin Antlaşma Sandığını Davut Kenti olan Siyondan getirmek üzere İsrail halkının ileri gelenleriyle bütün oymak ve boy başlarını Yeruşalime çağırdı. Hepsi yedinci ay olan Etanim ayındaki bayramda Kral Süleymanın önünde toplandı. İsrailin bütün ileri gelenleri toplanınca, bazı kahinler Antlaşma Sandığını yerden kaldırdılar. Sandığı, Buluşma Çadırını ve çadırdaki bütün kutsal eşyaları kahinlerle Levililer tapınağa taşıdılar. Kral Süleyman ve bütün İsrail topluluğu Antlaşma Sandığının önünde sayısız davar ve sığır kurban etti.
Kahinler RABbin Antlaşma Sandığını tapınağın iç odasına, En Kutsal Yere taşıyıp Keruvların kanatlarının altına yerleştirdiler. Keruvların kanatları sandığın konduğu yerin üstüne kadar uzanıyor ve sandığı da, sırıklarını da örtüyordu. Sırıklar öyle uzundu ki, uçları iç odanın önündeki Kutsal Yerden görünüyordu. Ancak dışarıdan görünmüyordu. Bunlar hala oradadır. Sandığın içinde Musanın Horev Dağında koyduğu iki taş levhadan başka bir şey yoktu. Bunlar Mısırdan çıkışlarında RABbin İsraillilerle yaptığı antlaşmanın taş levhalarıydı.
Kahinler Kutsal Yerden çıkınca, RABbin Tapınağını bir bulut doldurdu. Bu bulut yüzünden kahinler görevlerini sürdüremediler. Çünkü RABbin görkemi tapınağı doldurmuştu.

Hiramın Görevi – I. Krallar 7

Kral Süleyman haber gönderip Surdan Hiramı getirtti. Hiramın annesi Naftali oymağından dul bir kadın, babası ise Surlu bir tunç işçisiydi. Hiram tunç işlemede bilgili, deneyimli, usta biriydi. Gelip Kral Süleymanın bütün işlerini yaptı.
Hiram her birinin yüksekliği on sekiz arşın ve çevresi on iki arşın olan iki tunç sütun döktü. Sütunların üzerine koymak için beşer arşın yüksekliğinde dökme tunçtan iki sütun başlığı yaptı. Sütun başlıklarının her biri ağla kaplanmıştı. Ağın üzeri yedi sıra örgülü zincirle ve iki sıra nar motifiyle bezenmişti. Eyvanda bulunan dört arşın yüksekliğindeki sütun başlıkları da nilüfer biçimindeydi. Her iki sütun başlığında, örgülü ağa yakın çıkıntının yukarısında çepeçevre diziler halinde iki yüz nar motifi vardı.
Hiram sütunları tapınağın eyvanına dikip sağdakine Yakin, soldakine Boaz adını verdi. Sütun başlıkları nilüfer biçimindeydi. Böylece sütunların işi tamamlanmış oldu.
Hiram dökme tunçtan on arşın çapında, beş arşın derinliğinde, çevresi otuz arşın yuvarlak bir havuz yaptı.
Havuz, kenarlarının altındaki iki sıra sukabağı motifiyle birlikte dökülmüştü. Her arşında onar tane olan bu motifler havuzu çepeçevre kuşatıyordu.
Havuz üçü kuzeye, üçü batıya, üçü güneye, üçü de doğuya bakan on iki boğa heykeli üzerine oturtulmuştu. Boğaların sağrıları içe dönüktü. Havuzun çeperi dört parmak kalınlığındaydı; kenarları kase kenarlarını, nilüferleri andırıyordu. İki bin bat su alıyordu.
Hiram her biri dört arşın uzunluğunda, dört arşın genişliğinde ve üç arşın yüksekliğinde on adet tunç ayaklık yaptı. Ayaklıklar aynalıklarla döşenmiş, aynalıklar da çerçeve içine alınmıştı. Aynalıklar aslan, boğa, Keruv motifleriyle süslenmişti. Çerçeveler de böyleydi, yalnız aslanlarla boğaların üstünde ve altında sarkık çelenk işlemeleri vardı. Her bir ayaklığın dört tunç tekerleği ve dingilleri vardı. Dört köşeye de kazan için destekler yapılmıştı. Her dökme destek çelenklerle süslenmişti. Ayaklığın üst yüzeyinde kazan için bir arşın yüksekliğinde yuvarlak çerçeveli bir boşluk vardı. Boşluğun tabanı bir buçuk arşın genişliğindeydi. Çevresinde oymalar vardı. Ayaklıkların aynalıkları yuvarlak değil, kareydi.
Aynalıkların altındaki dört tekerleğin dingilleri ayaklıklara bağlıydı. Her tekerleğin çapı bir buçuk arşındı. Tekerlekler savaş arabalarının tekerlekleri gibiydi. Dingilleri, jantları, parmakları ve göbeklerinin hepsi dökümdü.
Her ayaklığın dört köşesinde de kendinden dört destek vardı. Ayaklıkların üstünde yarım arşın yüksekliğinde yuvarlak birer halka vardı. Ayaklıkların başındaki dayanaklar ve yan aynalıklar da ayaklıklara bitişikti. Hiram dayanakların ve aynalıklarının genişliği oranında her birinin yüzeyine Keruvlar, aslanlar, hurma ağaçları, çevrelerine de çelenkler oydu. Böylece on ayaklığı yaptı; hepsinin dökümü, ölçüsü ve biçimi aynıydı.
Hiram ayrıca on ayaklığın üzerine oturan dörder arşın genişliğinde on tunç kazan yaptı. Her kazan kırk bat su alıyordu. Ayaklıkların beşini tapınağın güneyine, beşini kuzeyine yerleştirdi. Havuzu ise tapınağın güneydoğu köşesine yerleştirdi.
Hiram kazanlar, kürekler, çanaklar yaptı. Böylece Kral Süleyman için üstlenmiş olduğu RABbin Tapınağıyla ilgili bütün işleri tamamlamış oldu:
İki sütun ve iki yuvarlak sütun başlığı, bu başlıkları süsleyen iki örgülü ağ,
Sütunların yuvarlak başlıklarını süsleyen iki örgülü ağın üzerini ikişer sıra halinde süsleyen dört yüz nar motifi,
On kazan ve ayaklıkları,
Havuz ve havuzu taşıyan on iki boğa heykeli,
Kovalar, kürekler, çanaklar.
Hiramın Kral Süleyman için RABbin Tapınağına yaptığı bütün bu eşyalar parlak tunçtandı.
Kral bunları Şeria Ovasında, Sukkot ile Saretan arasındaki killi topraklarda döktürmüştü. Eşyalar o kadar çoktu ki, Süleyman hepsini tartmadı. Kullanılan tuncun hesabı tutulmadı.
Süleymanın RABbin Tapınağı için yaptırdığı altın eşyalar şunlardı:
Sunak, ekmeklerin Tanrının huzuruna konduğu masa,
İç odanın girişine, beşi sağa, beşi sola yerleştirilen saf altın kandillikler, çiçek süslemeleri, kandiller, maşalar,
Saf altın taslar, fitil maşaları, çanaklar, tabaklar, buhurdanlar.
Tapınaktaki iç odanın, yani En Kutsal Yerin ve ana bölümün kapı menteşeleri de altındandı.
RABbin Tapınağının yapımı tamamlanınca Kral Süleyman, babası Davutun adadığı altın, gümüş ve öbür eşyaları getirip tapınağın hazine odalarına yerleştirdi.

Süleymanın Sarayı – I. Krallar 7

Süleyman kendine, yapımı on üç yıl süren bir saray yaptırdı.
Uzunluğu yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olan Lübnan Ormanı adında bir saray daha yaptırdı. Saray sedir kirişler yerleştirilmiş dört sıra halindeki sedir sütunların üzerine yapılmıştı. Sütunların üstündeki kırk beş kirişin üstü sedir tahtalarıyla kaplanmıştı. Bir sıra on beş kirişten oluşuyordu. Kafesli pencereler üç sıra halinde birbirine bakacak biçimde yapılmıştı. Kapılar ve kapı söveleri dört köşeliydi. Pencereler ise üç sıra halinde birbirine bakacak biçimde yapılmıştı.
Süleyman elli arşın uzunluğunda otuz arşın genişliğinde sütunlu bir eyvan yaptırdı. Eyvanın önünde sütunlarla desteklenmiş asma tavan vardı.
Taht Eyvanını, yani kararların verileceği Yargı Eyvanını da yaptırdı. Bu eyvan da baştan aşağı sedir tahtalarıyla kaplıydı. Eyvanın arkasında öbür avludaki kendi oturacağı saray da aynı biçimde yapılmıştı. Süleyman, karısı olan firavunun kızı için de bu eyvanın benzeri bir saray yaptırdı.
Dışarıdan büyük avluya, temelden çatıya kadar bütün bu yapılar kaliteli taşlarla yapılmıştı. Taşlar testereyle kesilmiş, ön ve arka yüzleri yontulmuş, belirli ölçülere göre hazırlanmıştı. Temeller sekiz ve on arşın uzunluğunda büyük, seçme taşlardan atılmıştı. Üstlerinde belirli ölçülere göre kesilmiş kaliteli taşlar ve sedir kirişler vardı. Büyük avlu üç sıra yontma taş ve bir sıra sedir kirişlerinden oluşan bir duvarla çevrilmişti. RABbin Tapınağının iç avlusuyla eyvanın duvarları da aynı yapıdaydı.

Tapınağın Yapılışı – I. Krallar 6

İsrail halkı Mısırdan çıktıktan dört yüz seksen yıl sonra, Süleyman, krallığının dördüncü yılının ikinci ayı olan Ziv ayında RABbin Tapınağının yapımına başladı.
Kral Süleymanın RAB için yaptığı tapınağın uzunluğu altmış, genişliği yirmi, yüksekliği otuz arşındı. Tapınağın ana bölümünün önündeki eyvan tapınağın genişliğinde olup yirmi arşındı. Eyvan tapınağın önünden ileriye doğru on arşındı. Süleyman tapınakta dışa doğru daralan kafesli pencereler yaptırdı. Tapınağın dış cephesine bitişik, ana bölümün ve iç odanın çevresindeki duvarlara bitişik, odalardan oluşan katlar yaptırdı. Alt kat beş arşın, orta kat altı arşın, üst kat yedi arşın genişliğindeydi. Kirişler tapınağın duvarlarına girmesin diye duvarların çevresinde dışarıya doğru çıkıntılar bıraktı.
Tapınağın yapımında kullanılan taşlar taş ocaklarında yontulmuştu. Onun için yapım halindeki tapınakta çekiç ve balta dahil hiçbir demir aletin sesi duyulmadı. Aşağı yan katın girişi tapınağın güneyindeydi. Döner bir merdivenle orta kata, oradan da üçüncü kata çıkılırdı. Süleyman tapınağı yapıp tamamladı. Üstünü sedir ağacından direklerle, kalın tahtalarla kapattı. Dış duvarlara bitişik katlar tapınağın çevresini kapsıyordu. Her birinin yüksekliği beş arşındı. Bunlar sedir ağacından kirişlerle tapınağa eklendi.
RAB, Süleymana şöyle seslendi: “Bu tapınağı yapmaktasın. Kurallarıma, ilkelerime ve bütün buyruklarıma uyup onlara bağlı kalırsan, baban Davuta verdiğim sözü senin aracılığınla yerine getireceğim. Halkım İsrailin arasında yaşayıp onları hiç terk etmeyeceğim.”
Süleyman tapınağı yapıp bitirdi. Tapınağın iç duvarlarının yüzeyini sedir ağaçlarıyla döşeyip üstlerini tabandan tavana kadar tahtalarla kapladı. Tapınağın zeminini ise çam tahtalarla döşetti. En Kutsal Yer olarak adlandırılan iç oda, tapınağın arka bölümünde yapıldı. Tabandan tavana kadar sedir tahtasından oluşan bir duvarla öbür bölümlerden ayrıldı. Bu bölümün uzunluğu yirmi arşındı. Bu iç odanın önündeki ana bölümün uzunluğu ise kırk arşındı. Taşlar görünmesin diye tapınağın içi, üzerine sukabağı ve çiçek motifleri oyulmuş sedir tahtalarıyla kaplandı.
Tapınağın içinde RABbin Antlaşma Sandığının konacağı iç oda hazırlandı. Bu odanın içten içe uzunluğu, genişliği ve yüksekliği yirmişer arşındı. Süleyman odayı saf altınla kaplattı. Sunağı da sedir tahtalarla döşetti. Tapınağın içini saf altınla kaplattı; iç odanın önüne altın zincirler asıp orayı da altınla kaplattı. Böylece iç odadaki sunak dahil, tapınağın içini tamamen altınla kaplatmış oldu.
İç odada her biri on arşın yüksekliğinde, iğde ağacından iki Keruv yaptı. Her kanadı beşer arşın olan Keruvun açık kanatları bir uçtan öbür uca toplam on arşındı. Öbür Keruvun kanat açıklığı da on arşındı. Her iki Keruvun da ölçüsü ve görünüşü aynıydı. İkisinin de yüksekliği on arşındı. Süleyman Keruvları tapınağın iç odasına yerleştirdi. Keruvlardan birinin açık kanadı bir duvara, ötekinin kanadı karşı duvara erişirken, öbür kanatları da odanın ortasında birbirine değiyordu. Süleyman Keruvları da altınla kaplattı.
Tapınağın iç ve dış odalarının bütün duvarlarını kabartma Keruvlar, hurma ağaçları ve çiçek motifleriyle süsletti. Tapınağın hem iç, hem de dış odasının döşemelerini altınla kaplattı.
İç odanın girişine iğde ağacından iki kanatlı söveli bir kapı yaptırdı. Söveli kapının genişliği tapınağın genişliğinin beşte biriydi. İğde ağacından yapılan iki kapı kanadının üstüne kabartma Keruvlar, hurma ağaçları ve çiçek motifleri oydurdu. Keruvlar ve hurma ağaçlarını altınla kaplattı. Aynı biçimde ana bölümün girişine de iğde ağacından kapı söveleri yaptırdı. Bu söveli kapı tapınağın genişliğinin dörtte biriydi. Ayrıca, çam ağacından, her biri iki kanatlı, katlanabilen iki kapı yaptırdı. Bunların da üstüne Keruvlar, hurma ağaçları ve çiçek motifleri oydurdu. Oymaların üzerini düzgün biçimde altınla kaplattı.
İç avlunun duvarlarını üç sıra yontma taş ve bir sıra sedir ağacı kirişleriyle yaptırdı.
RABbin Tapınağının temeli dördüncü yılın Ziv ayında atıldı. On birinci yılın sekizinci ayı olan Bul ayında tapınak tasarlandığı biçimde bütün ayrıntılarıyla tamamlandı. Tapınağın yapımı Süleymanın yedi yılını almıştı.

Tapınağın Yapım Hazırlıkları – I. Krallar 5

Sur Kralı Hiram, Süleymanın babası Davutun yerine kral olarak meshedildiğini duyunca, elçilerini Süleymana gönderdi. Çünkü Davutla hep dostça geçinmişti. Süleyman Hirama şu haberi gönderdi: “Bildiğin gibi, babam Davut çevresindeki savaşlar yüzünden Tanrısı RABbin adına bir tapınak yapamadı. Bu savaşlarda RAB, Davutun düşmanlarını onun ayakları altına serdi. Oysa şimdi Tanrım RAB her yönden bana rahatlık verdi. Ne bir düşmanım var, ne de kötü bir olay. RAB, babam Davuta, Tahtına oturtacağım oğlun benim adıma bir tapınak yapacak diye söz verdi. Ben de Tanrım RABbin adına bir tapınak yapmaya karar verdim.
“Şimdi bana Lübnandan sedir ağaçları kesmeleri için adamlarına buyruk ver. Benim adamlarım da seninkilerle birlikte çalışsın. Adamların için istediğin ücreti vereceğim. Aramızda Saydalılar kadar ağaç kesmede usta adamlar olmadığını biliyorsun.”
Hiram, Süleymandan bu haberi alınca çok sevindi ve, “Bugün, o büyük ulusu yönetmek üzere Davuta bilge bir oğul veren RABbe övgüler olsun!” dedi.
Sonra Hiram Süleymana şu haberi gönderdi: “Gönderdiğin haberi aldım. Sedir ve çam ağaçlarıyla ilgili bütün dileklerini yerine getireceğim. Adamlarım tomrukları Lübnandan denize indirecekler, ben de onları sallar halinde bağlatıp belirteceğin yere kadar yüzdüreceğim. Orada adamlarım onları çözer, sen de alıp götürürsün. Sarayımın yiyecek gereksinimini karşılamakla, sen de benim dileğimi yerine getirmiş olursun.”
Hiram Süleymana istediği kadar sedir ve çam tomruğu sağladı. Süleyman her yıl Hirama sarayının yiyecek gereksinimi olarak yirmi bin kor buğday, yirmi kor saf zeytinyağı verirdi. RAB, verdiği söz uyarınca, Süleymana bilgelik verdi. Süleymanla Hiram arasında barış vardı. Aralarında bir antlaşma yaptılar.
Kral Süleyman angaryasına çalıştırmak üzere bütün İsrailden otuz bin adam topladı. Sırayla her ay on binini Lübnana gönderiyordu. Bir ay Lübnanda, iki ay evlerinde kalıyorlardı. Angaryasına çalışan adamların başında Adoniram vardı. Süleymanın yük taşıyan 70 000, dağlarda taş kesen 80 000 adamı vardı. Ayrıca, işin yürümesini sağlayan ve işçileri yöneten 3 300 görevlisi vardı. İşçiler, kralın buyruğu uyarınca, tapınağın temelini yontma taşlarla atmak üzere ocaktan büyük ve kaliteli taşlar kesip çıkardılar. Süleymanın ve Hiramın yapıcılarıyla Gevallılar, tapınağın yapımı için taşlarla keresteleri kesip hazırladılar.

Süleymanın Eşsiz Bilgeliği – I. Krallar 4

Tanrı, Süleymana bilgelik, derin bir sezgi, kıyılardaki kum kadar anlayış verdi. Süleymanın bilgeliği, bütün doğuluların ve Mısırlıların bilgeliğinden daha üstündü. O, Ezrahlı Etan, Maholun oğulları Heman, Kalkol ve Darda dahil herkesten daha bilgeydi. Ünü çevredeki bütün uluslara yayılmıştı. Üç bin özdeyişi ve bin beş ezgisi vardı. Lübnan sedir ağacından duvarlarda biten mercanköşkotuna kadar bütün ağaçlardan söz ettiği gibi, hayvanlar, kuşlar, sürüngenler ve balıklardan da söz edebiliyordu. Süleymanın bilgeliğini duyan dünyanın bütün kralları ona adamlarını gönderirdi. Bütün uluslardan insanlar gelir, Süleymanın bilgece sözlerini dinlerdi.

Süleymanın Bir Günlük Gereksinimleri – I. Krallar 4

Yahuda ve İsrail halkı kıyıların kumu kadar kalabalıktı. Herkes yiyip içip sevinç içinde yaşıyordu. Süleyman, Fırat Irmağından Filiste, oradan Mısır sınırına kadar bütün ülkelere egemendi. Bu ülkeler Süleymanın yaşamı boyunca ona haraç ödeyip hizmet ettiler.
Süleymanın sarayının bir günlük yiyecek gereksinimi şunlardı: Otuz kor ince, altmış kor kepekli un; onu ahırda, yirmisi çayırda yetiştirilmiş sığır ve yüz koyun; ayrıca geyikler, ceylanlar, karacalar ve semiz kuşlar. Tifsahtan Gazzeye kadar, Fırat Irmağının batısındaki bütün krallıkları Süleyman yönetiyordu. Her tarafta barış vardı. Dandan Beer-Şevaya kadar Yahuda ve İsrail halkının her bireyi Süleymanın yaşamı boyunca kendi asması ve incir ağacı altında güvenlik içinde yaşadı.
Süleymanın savaş arabalarının atları için dört bin ahırı ve on iki bin atlısı vardı.
Bölge valilerinin her biri kendine düşen bir ay boyunca, Kral Süleymana ve sofrasına oturan herkese yiyecek sağlar, hiçbir şeyi eksik etmezdi. Her vali kendisine verilen buyruk uyarınca, savaş arabalarının atlarıyla öbür atlar için belirli bir yere arpa ve saman getirirdi.

Süleymanın Görevlileri – I. Krallar 4

Süleyman bütün İsrailin kralıydı. Görevlileri ise şunlardı:
Kahin: Sadok oğlu Azarya. Yazmanlar: Şişanın oğulları Elihoref ve Ahiya. Devlet tarihçisi: Ahilut oğlu Yehoşafat. Ordu komutanı: Yehoyada oğlu Benaya. Kahinler: Sadok ve Aviyatar. Baş vali: Natan oğlu Azarya. Kralın özel danışmanı: Natan oğlu Kahin Zavut. Saray sorumlusu: Ahişar. Angaryacıların başı: Avda oğlu Adoniram.
Süleymanın İsrailde on iki bölge valisi vardı. Bunlar kralın ve sarayın yiyecek içecek gereksinimini karşılardı. Her vali yılda bir ay bu gereksinimleri karşılamakla yükümlüydü.
Bu valiler şunlardı: Efrayimin dağlık bölgesinde Ben-Hur; Makaz, Şaalvim, Beytşemeş ve Elon-Beythanan bölgelerinde Ben-Deker; Arubbot, Soko ve bütün Hefer bölgesinde Ben-Heset; Nafat-Dor bölgesinde Süleymanın kızı Tafatla evli olan Ben-Avinadav; Taanak, Megiddo, Yizreelin altında Saretanın yanındaki bütün Beytşean ve Beytşeandan Avel-Mehola ve Yokmoamın ötelerine kadar uzanan bölgede Ahilut oğlu Baana; Ramot-Gilat, Gilatta Manaşşe oğlu Yairin yerleşim birimleri ve Başandaki Argov yöresinde surlar ve tunç sürgülerle güçlendirilmiş altmış büyük kentin başında Ben-Gever; Mahanayim bölgesinde İddo oğlu Ahinadav; Naftali bölgesinde Süleymanın kızı Basematla evlenen Ahimaas; Aşer ve Bealot bölgelerinde Huşay oğlu Baana; İssakar bölgesinde Paruah oğlu Yehoşafat; Benyamin bölgesinde Ela oğlu Şimi; Gilat bölgesinde, yani Amorluların Kralı Sihonla Başan Kralı Ogun eski topraklarında Uri oğlu Gever. Ayrıca Yahuda bölgesinin tek valisi vardı.

Süleyman Bilgece Yargılıyor – I. Krallar 3

Bir gün iki fahişe gelip kralın önünde durdu. Kadınlardan biri krala şöyle dedi: “Efendim, bu kadınla ben aynı evde kalıyoruz. Birlikte kaldığımız sırada ben bir çocuk doğurdum. İki gün sonra da o doğurdu. Evde yalnızdık, ikimizden başka kimse yoktu. Bu kadın geceleyin çocuğunun üzerine yattığı için çocuk ölmüş. Gece yarısı, ben kulun uyurken, kalkıp çocuğumu almış, koynuna yatırmış, kendi ölü çocuğunu da benim koynuma koymuş. Sabahleyin oğlumu emzirmek için kalktığımda, onu ölmüş buldum. Ama sabah aydınlığında dikkatle bakınca, onun benim doğurduğum çocuk olmadığını anladım.”
Öbür kadın, “Hayır! Yaşayan çocuk benim, ölü olan senin!” diye çıkıştı.
Birinci kadın, “Hayır! Ölen çocuk senin, yaşayan çocuk benim!” diye diretti. Kralın önünde böyle tartışıp durdular.
Kral, “Biri, Yaşayan çocuk benim, ölü olan senin diyor, öbürü, Hayır! Ölen çocuk senin, yaşayan benim diyor. O halde bana bir kılıç getirin!” dedi. Kılıç getirilince, kral, “Yaşayan çocuğu ikiye bölüp yarısını birine, yarısını öbürüne verin!” diye buyurdu.
Yüreği oğlunun acısıyla sızlayan, çocuğun gerçek annesi krala, “Aman efendim, sakın çocuğu öldürmeyin! Ona verin!” dedi.
Öbür kadınsa, “Çocuk ne benim, ne de senin olsun, onu ikiye bölsünler!” dedi.
O zaman kral kararını verdi: “Sakın çocuğu öldürmeyin! Birinci kadına verin, çünkü gerçek annesi odur.”
Kralın verdiği bu kararı duyan bütün İsrailliler hayranlık içinde kaldı. Herkes adil bir yönetim için Süleymanın Tanrıdan gelen bilgeliğe sahip olduğunu anladı.

Süleyman Tanrıdan Bilgelik İstiyor – I. Krallar 3

Süleyman, Mısır Firavununun kızıyla evlendi. Böylece firavunla müttefik oldu. Eşini Davut Kentine götürdü. Kendi sarayı, RABbin Tapınağı ve Yeruşalimin çevre surları tamamlanıncaya kadar orada yaşadılar. Halk, hala çeşitli tapınma yerlerinde RABbe kurban sunuyordu. Çünkü o güne dek RABbin adına yapılmış bir tapınak yoktu. Süleyman babası Davutun kurallarına uyarak RABbe olan sevgisini gösterdi. Ancak hala çeşitli tapınma yerlerinde kurban sunuyor, buhur yakıyordu.
Tapınma yerlerinin en ünlüsü Givondaydı. Kral Süleyman oraya giderek sunakta bin yakmalık sunu sundu. RAB Tanrı, Givonda o gece rüyada Süleymana görünüp, “Sana ne vermemi istersin?” diye sordu.
Süleyman, “Kulun babam Davuta büyük iyilikler yaptın” diye karşılık verdi, “O sana bağlı, doğru, bütün yüreğiyle dürüst biri olarak yolunda yürüdü. Bugün tahtına oturacak bir oğul vermekle ona büyük bir iyilik daha yapmış oldun.
“Ya RAB Tanrım! Ben henüz çocuk denecek bir yaşta, yöneticilik nedir bilmezken bu kulunu babam Davutun yerine kral atadın. İşte kulun kendi seçtiğin kalabalık halkın, sayılamayacak kadar büyük bir kalabalığın ortasındadır. Bu yüzden bana öyle sezgi dolu bir yürek ver ki, iyi ile kötüyü ayırt edip halkını yönetebileyim. Başka türlü senin bu büyük halkını kim yönetebilir!”
Süleymanın bu isteği Rabbi hoşnut etti. Tanrı ona şöyle dedi: “Madem kendin için uzun ömür, zenginlik ve düşmanlarının ölümünü istemedin, bunların yerine adil bir yönetim için bilgelik istedin; isteğini yerine getireceğim. Sana öyle bir bilgelik ve sezgi dolu bir yürek vereceğim ki, benzeri ne senden öncekilerde görülmüştür, ne de senden sonrakilerde görülecektir. Sana istemediklerini de vereceğim: Yaşadığın sürece öbür kralların erişemeyeceği bir zenginlik ve onura ulaşacaksın. Eğer sen de baban Davut gibi kurallarıma ve buyruklarıma uyup yollarımda yürürsen, sana uzun ömür de vereceğim.”
Süleyman uyanınca bunun bir rüya olduğunu anladı. Sonra Yeruşalime gitti, Rabbin Antlaşma Sandığının önünde durup yakmalık sunular ve esenlik sunuları sundu. Ayrıca bütün görevlilerine de bir şölen verdi.

Şiminin Ölümü – I. Krallar 2

Sonra kral haber gönderip Şimiyi çağırttı. Ona, “Yeruşalimde kendine bir ev yap ve orada otur” dedi, “Hiçbir yere gitme. Oradan ayrılıp Kidron Vadisinden öteye geçtiğin gün bil ki öleceksin. Sorumluluk sana ait.”
Şimi krala, “Efendim kral, peki” diye karşılık verdi, “Kulun olarak söylediklerini aynen yapacağım.” Şimi Yeruşalimde uzun süre yaşadı.
Aradan üç yıl geçmişti, Şiminin iki kölesi Gat Kralı Maaka oğlu Akişin yanına kaçtı. Kölelerin Gata kaçtığını Şimiye haber verdiler. Bunun üzerine Şimi kalkıp eşeğine palan vurdu ve kölelerini aramak üzere Gata Akişin yanına gitti. Kölelerini bulup Gattan geri getirdi.
Şiminin Yeruşalimden Gata gidip döndüğü Süleymana anlatılınca, Süleyman Şimiyi çağırttı. “Sana RABbin adıyla ant içirmedim mi?” dedi, “ Kalkıp herhangi bir yere gittiğin gün öleceğini bil! diye seni uyarmadım mı? Sen de bana: Peki, sözünü dinleyeceğim demedin mi? Öyleyse neden RABbin adına içtiğin anda ve buyruğuma uymadın?”
Kral, Şimiye karşı sözlerini şöyle sürdürdü: “Babam Davuta yaptığın bütün kötülükleri çok iyi biliyorsun. Bu yaptıklarından dolayı RAB seni cezalandıracak. Ama Kral Süleyman kutsanacak ve Davutun tahtı RABbin önünde sonsuza dek kurulu kalacaktır.”
Kral, Yehoyada oğlu Benayaya buyruk verdi. O da gidip Şimiyi öldürdü.
Böylece Süleymanın krallığı iyice pekişti.

Aviyatarın Sürgüne Gönderilmesi, Yoavın Ölümü – I. Krallar 2

Kral, Kahin Aviyatara, “Anatottaki tarlana dön” dedi, “Aslında ölümü hak ettin. Ama seni şimdi öldürmeyeceğim. Çünkü sen babam Davutun önünde Egemen RABbin Antlaşma Sandığını taşıdın ve babamın çektiği bütün sıkıntıları onunla paylaştın.” Elinin ailesi hakkında RABbin Şiloda söylediği sözün gerçekleşmesi için, Süleyman Aviyatarı RABbin kahinliğinden uzaklaştırdı.
Haber Yoava ulaştı. Yoav daha önce ayaklanan Avşalomu desteklemediği halde Adoniyayı destekledi. Bu nedenle RABbin Çadırına kaçtı ve sunağın boynuzlarına sarıldı. Yoavın RABbin Çadırına kaçıp sunağın yanında olduğu Kral Süleymana bildirildi. Süleyman, Yehoyada oğlu Benayaya, “Git, onu vur!” diye buyruk verdi.
Benaya RABbin Çadırına gitti ve Yoava, “Kral dışarı çıkmanı buyuruyor!” dedi.
Yoav, “Hayır, burada ölmek istiyorum” karşılığını verdi.
Benaya gidip Yoavın kendisini nasıl yanıtladığını krala bildirdi.
Kral, “Onun istediği gibi yap” dedi, “Onu orada öldür ve göm. Yoavın boş yere döktüğü kanın sorumluluğunu benim ve babamın soyu üstünden kaldırmış olursun. RAB döktüğü kandan ötürü onu cezalandıracaktır. Çünkü Yoav babam Davutun bilgisi dışında, kendisinden daha iyi ve doğru olan iki kişiyi –İsrail ordusunun komutanı Ner oğlu Avnerle Yahuda ordusunun komutanı Yeter oğlu Amasayı– kılıçla öldürdü. Böylece dökülen kanlarının sorumluluğu sonsuza dek Yoavın ve soyunun üstünde kalacaktır. Ama RAB, Davuta, soyuna, ailesine ve tahtına sonsuza dek esenlik verecektir.”
Yehoyada oğlu Benaya gidip Yoavı öldürdü. Onu ıssız bir bölgede bulunan kendi evine gömdüler. Kral, Yoavın yerine Yehoyada oğlu Benayayı ordu komutanı yaptı. Aviyatarın yerine de Kahin Sadoku atadı.

Adoniyanın Ölümü – I. Krallar 2

Hagit oğlu Adoniya, Süleymanın annesi Bat-Şevanın yanına gitti. Bat-Şeva ona, “Dostça mı geldin?” diye sordu.
Adoniya, “Dostça” diye karşılık verdi. Ve ekledi: “Sana söyleyeceklerim var.”
Bat-Şeva, “Söyle!” dedi.
Adoniya, “Bildiğin gibi, daha önce krallık benim elimdeydi” dedi, “Bütün İsrail benim kral olmamı bekliyordu. Ancak her şey değişti ve krallık kardeşimin eline geçti. Çünkü RABbin isteği buydu. Ama benim senden bir dileğim var. Lütfen geri çevirme.”
Bat-Şeva, “Söyle!” dedi.
Adoniya, “Kral Süleyman seni kırmaz” dedi, “Lütfen ona söyle, Şunemli Avişakı bana eş olarak versin.”
Bat-Şeva, “Peki, senin için kralla konuşacağım” diye karşılık verdi.
Bat-Şeva, Adoniyanın dileğini iletmek üzere Kral Süleymanın yanına gitti. Süleyman annesini karşılamak için ayağa kalkıp önünde eğildikten sonra tahtına oturdu. Annesi için de sağ tarafına bir taht koydurdu. Tahtına oturan annesi, “Senden küçük bir dileğim var, lütfen beni boş çevirme” dedi.
Kral, “Söyle anne, seni kırmam” diye karşılık verdi.
Bat-Şeva, “Şunemli Avişak ağabeyin Adoniyaya eş olarak verilsin” dedi.
Kral Süleyman, “Neden Şunemli Avişakın Adoniyaya verilmesini istiyorsun?” dedi, “Krallığı da ona vermemi iste bari! Ne de olsa o benim büyüğüm. Üstelik Kahin Aviyatarla Seruya oğlu Yoav da ondan yana.”
Bu olay üzerine Kral Süleyman RABbin adıyla ant içti: “Eğer Adoniya bu dileğini hayatıyla ödemezse, Tanrı bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın! Beni güçlendirip babam Davutun tahtına oturtan, verdiği sözü tutup bana bir hanedan kuran, yaşayan RABbin adıyla ant içerim ki, Adoniya bugün öldürülecek!” Böylece Kral Süleyman Yehoyada oğlu Benayayı Adoniyayı öldürmekle görevlendirdi. Benaya da gidip Adoniyayı öldürdü.

Davutun Ölümü – I. Krallar 2

Davut ölüp atalarına kavuşunca, kendi adıyla bilinen kentte gömüldü. Yedi yıl Hevronda, otuz üç yıl Yeruşalimde olmak üzere toplam kırk yıl İsrailde krallık yaptı. Babası Davutun tahtına geçen Süleymanın krallığı çok sağlam temellere oturmuştu.

Davutun Süleymana Verdiği Görevler – I. Krallar 2

Davutun ölümü yaklaşınca, oğlu Süleymana şunları söyledi: “Herkes gibi ben de yakında bu dünyadan ayrılacağım. Güçlü ve kararlı ol. Tanrın RABbin verdiği görevleri yerine getir. Onun yollarında yürü ve Musanın yasasında yazıldığı gibi Tanrının kurallarına, buyruklarına, ilkelerine ve öğütlerine uy ki, yaptığın her şeyde ve gittiğin her yerde başarılı olasın. O zaman RAB bana verdiği şu sözü yerine getirecektir: Eğer soyun nasıl yaşadığına dikkat eder, candan ve yürekten bana bağlı kalarak yollarımda yürürse, İsrail tahtından senin soyunun ardı arkası kesilmeyecektir.
“Seruya oğlu Yoavın bana ve İsrail ordusunun iki komutanı Ner oğlu Avnerle Yeter oğlu Amasaya neler yaptığını biliyorsun. Sanki savaş varmış gibi onları öldürerek barış döneminde kan döktü. Belindeki kemerle ayağındaki çarıklara kan bulaştırdı. Sen aklına uyanı yap, ama onun ak saçlı başının esenlik içinde ölüler diyarına gitmesine izin verme.
“Gilatlı Barzillayın oğullarına iyi davran, sofranda yemek yiyenlerin arasında onlara da yer ver. Çünkü ben ağabeyin Avşalomun önünden kaçtığım zaman onlar bana yardım etmişlerdi.
“Mahanayime gittiğim gün beni çok ağır biçimde lanetleyen Benyamin oymağından Bahurimli Geranın oğlu Şimi de yanında. Beni Şeria Irmağı kıyısında karşılamaya geldiğinde, Seni kılıçla öldürmeyeceğim diye RABbin adıyla ona ant içmiştim. Ama sen sakın onu cezasız bırakma. Ona ne yapacağını bilecek kadar akıllısın. Onun ak saçlı başını ölüler diyarına kanlar içinde gönder.”

Süleymanın Kral İlan Edilmesi – I. Krallar 1

Bunun üzerine Natan, Süleymanın annesi Bat-Şevaya, “Hagit oğlu Adoniya efendimiz Davutun haberi olmadan kendini kral ilan etmiş, duymadın mı?” dedi, “Şimdi izin ver de sana kendi canınla oğlun Süleymanın canını nasıl kurtaracağına ilişkin öğüt vereyim. Git Kral Davuta söyle, Efendim kral, benden sonra oğlun Süleyman kral olacak ve tahtıma o oturacak diye bana ant içmedin mi? O halde neden Adoniya kral oldu? Sen kralla konuşmanı bitirmeden ben içeri girip sözlerini doğrulayacağım.”
Bat-Şeva yaşı çok ilerlemiş olan kralın odasına girdiğinde Şunemli Avişak ona hizmet ediyordu. Bat-Şeva, kralın önünde diz çöküp yere kapandı. Kral, “Ne istiyorsun?” diye sordu.
Bat-Şeva şöyle karşılık verdi: “Efendim, Benden sonra oğlun Süleyman kral olacak ve tahtıma oturacak diye bana Tanrın RAB adıyla ant içtin. Efendim kral, şu anda senin haberin olmadan Adoniya krallığını ilan etti. Sayısız sığır, davar ve besili buzağı kurban edip kralın bütün oğullarını, Kahin Aviyatarı ve ordu komutanı Yoavı çağırdı, ama kulun Süleymanı çağırmadı. Efendim kral, bütün İsrailin gözü sende. Senden sonra tahtına kimin geçeceğini öğrenmek istiyorlar. Yoksa sen ölüp atalarına kavuşunca, ben ve oğlum Süleyman suçlu sayılacağız.”
Bat-Şeva daha kralla konuşurken Peygamber Natan geldi. Krala, “Peygamber Natan geldi” dediler. Natan kralın huzuruna çıkıp yüzüstü yere kapandı.
Sonra, “Efendim kral, senden sonra Adoniyanın kral olup tahtına geçeceğini söyledin mi?” dedi, “Adoniya bugün gidip sayısız sığır, davar ve besili buzağı kurban etmiş; kralın bütün oğullarını, ordu komutanlarını ve Kahin Aviyatarı çağırmış. Şu anda hepsi onun önünde yiyip içiyor ve, Yaşasın Kral Adoniya! diye bağırıyor. Ama Adoniya beni, Kahin Sadoku, Yehoyada oğlu Benayayı ve kulun Süleymanı çağırmadı. Efendim ve kralım, gerçekten bütün bunlara sen mi karar verdin? Yoksa senden sonra tahtına kimin geçeceğini biz kullarına bildirmeden mi bunu yaptın?”
Kral Davut, “Bana Bat-Şevayı çağırın!” dedi. Bat-Şeva kralın huzuruna çıkıp önünde durdu.
Kral Bat-Şevaya, “Beni bütün sıkıntılardan kurtaran, yaşayan RABbin adıyla ant içiyorum” dedi, “ Benden sonra oğlun Süleyman kral olacak ve tahtıma geçecek diye İsrailin Tanrısı RABbin adıyla içtiğim andı bugün yerine getireceğim.”
O zaman Bat-Şeva kralın önünde diz çöküp yüzüstü yere kapandı ve, “Efendim Kral Davut sonsuza dek yaşasın!” dedi.
Kral Davut, “Kahin Sadoku, Peygamber Natanı ve Yehoyada oğlu Benayayı bana çağırın” dedi. Hepsi önüne gelince, kral onlara şöyle dedi: “Efendinizin görevlilerini yanınıza alın ve oğlum Süleymanı benim katırıma bindirip Gihona götürün. Orada Kahin Sadok ve Peygamber Natan onu İsrail Kralı olarak meshetsinler. Boru çalıp, Yaşasın Kral Süleyman! diye bağırın. Onun ardından gidin; çünkü o gelip tahtıma oturacak ve yerime kral olacak. Onu İsrail ve Yahudaya yönetici atadım.”
Yehoyada oğlu Benaya, “Amin” diye karşılık verdi, “Efendim kralın Tanrısı RAB de bu kararı onaylasın. RAB, efendim kralla birlikte olduğu gibi Süleymanla da birlikte olsun ve onun krallığını Davutun krallığından daha başarılı kılsın.”
Kahin Sadok, Peygamber Natan, Yehoyada oğlu Benaya, Keretlilerle Peletliler gidip Süleymanı Kral Davutun katırına bindirdiler ve Gihona kadar ona eşlik ettiler. Kahin Sadok, Kutsal Çadırdan yağ dolu boynuz kabı alıp Süleymanı meshetti. Boru çalınca bütün halk “Yaşasın Kral Süleyman!” diye bağırdı. Herkes kaval çalarak Süleymanın ardından yürüdü. Öyle sevinçliydiler ki, seslerinden adeta yer sarsılıyordu.
Adoniya ve yanındaki konuklar yemeklerini bitirirken kalabalığın gürültüsünü duydular. Boru sesini duyan Yoav, “Kentten gelen bu gürültü de ne?” diye sordu. Yoav daha sorusunu tamamlamadan, Kahin Aviyatar oğlu Yonatan çıkageldi. Adoniya ona, “İçeri gir, sen yiğit bir adamsın. İyi haberler getirmiş olmalısın” dedi.
Yonatan, “Hayır, bu kez farklı” diye karşılık verdi, “Efendimiz Kral Davut, Süleymanı kral atadı. Kral, Kahin Sadok, Peygamber Natan, Yehoyada oğlu Benaya ve Keretlilerle Peletlilerin Süleymanı kendi katırına bindirip götürmelerini istedi. Gihona götürülen Süleyman orada Kahin Sadokla Peygamber Natan tarafından kral olarak meshedildi. Oradan sevinçle döndüler ve sesleri kentte yankılanmaya başladı. Duyduğunuz sesler onların sesleridir. Üstelik Süleyman krallık tahtına oturdu bile. Ayrıca efendimiz Kral Davutu kutlamaya gelen görevlileri, Tanrın, Süleymanın adını senin adından daha yüce, krallığını senin krallığından daha başarılı kılsın diyorlar. Kral yatağının üzerine kapanarak, Henüz gözlerim açıkken bugün tahtıma oturacak birini veren İsrailin Tanrısı RABbe övgüler olsun diyor.”
Bunun üzerine Adoniyanın bütün konukları korkuya kapılıp kalktılar, her biri kendi yoluna gitti. Adoniya ise, Süleymandan korktuğu için, gidip sunağın boynuzlarına sarıldı. Durumu Süleymana anlattılar. “Adoniya senden korkuyor” dediler, “Sunağın boynuzlarına sarılmış ve İlk önce Kral Süleyman ben kulunu kılıçla öldürmeyeceğine dair ant içsin diyor.”
Süleyman, “Eğer bana bağlı kalırsa, saçının bir teline bile zarar gelmez” diye yanıtladı, “Ama içinde bir kötülük varsa öldürülür.” Sonra Kral Süleymanın gönderdiği adamlar Adoniyayı sunaktan indirip getirdiler. Adoniya gelip önünde yere kapanınca, ona, “Evine dön!” dedi.

Adoniya Kendini Kral İlan Ediyor – I. Krallar 1

Hagitin oğlu Adoniya kral olmayı düşünüyordu. Bu amaçla ortaya çıkıp kendine savaş arabaları, atlılar ve önünde koşacak elli muhafız buldu. Babası Davut hiçbir zaman, “Neden şöyle ya da böyle davranıyorsun?” diye ona karşı çıkmamıştı. Avşalomdan sonra dünyaya gelen Adoniya çok yakışıklıydı.
Adoniya, Seruya oğlu Yoav ve Kahin Aviyatarla görüşüp onların desteğini sağladı. Ama Kahin Sadok, Yehoyada oğlu Benaya, Peygamber Natan, Şimi, Rei ve Davutun muhafızları ona katılmadılar.
Adoniya, Eyn-Rogel yakınlarında Sohelet Kayası denilen yerde davar, sığır ve besili buzağılar kurban edip bütün kardeşlerini, yani kralın oğullarını ve krala hizmet eden bütün Yahudalıları çağırdı. Ama Peygamber Natanı, Benayayı, muhafızları ve kardeşi Süleymanı çağırmadı.

Kral Davutun Son Yılları – I. Krallar 1

Yıllar geçmiş, Kral Davut yaşlanmıştı. Üstünü örtülerle örtmelerine karşın ısınamıyordu. Görevlileri, “Efendimiz kral!” dediler, “Yanında kalıp sana bakacak, koynunda yatıp seni ısıtacak genç bir kız arayalım.”
Görevliler bütün İsraili aradılar; sonunda Şunemli Avişak adında genç ve güzel bir kız bulup krala getirdiler. Çok güzel olan genç kız, krala bakıp hizmet etti. Ama kral ona hiç dokunmadı.

Davut Sayım Yapıyor – II. Samuel 24

RAB İsrail halkına yine öfkelendi. Davutu onlara karşı kışkırtarak, “Git, İsrail ve Yahuda halkını say” dedi. Kral, yanında bulunan ordu komutanı Yoava şu buyruğu verdi: “Dandan Beer-Şevaya dek İsrailin bütün oymaklarına gidip halkı sayın ki, halkın sayısını bileyim.”
Ama Yoav, “RAB Tanrın halkını yüz kat daha çoğaltsın, efendim kralım da bunu görsün!” diye karşılık verdi, “Ancak, efendim kralım neden bunu istiyor?”
Gelgelelim kralın sözü Yoavla birlik komutanlarının sözünden baskın çıktı. Böylece kralın yanından ayrılıp İsrailde sayım yapmaya gittiler.
Şeria Irmağından geçerek Aroer yakınında, vadinin ortasındaki kentin güneyinde konakladılar. Oradan Gatı, Yazeri, Gilatı, Tahtim-Hodşi topraklarını, Dan-Yaanı geçip Saydaya vardılar. Sonra Sur Kalesine, Hivlilerle Kenanlıların bütün kentlerine uğradılar. Sonunda Yahuda ülkesinin Negev bölgesindeki Beer-Şevaya ulaştılar. Dokuz ay yirmi gün ülkeyi baştan başa dolaştıktan sonra Yeruşalime döndüler. Yoav sayımın sonucunu krala bildirdi: İsrailde kılıç kuşanabilen sekiz yüz bin, Yahudadaysa beş yüz bin kişi vardı.
Davut sayım yaptıktan sonra kendisini suçlu buldu ve RABbe, “Bunu yapmakla büyük günah işledim!” dedi, “Ya RAB, lütfen kulunun suçunu bağışla. Çünkü çok akılsızca davrandım.”
Ertesi sabah Davut uyandığında, RAB Davutun bilicisi Peygamber Gada şöyle dedi: “Gidip Davuta de ki, RAB şöyle diyor: Önüne üç seçenek koyuyorum. Bunlardan birini seç de sana onu yapayım. ”
Gad Davuta gidip durumu anlattı ve şöyle dedi: “Ülkende yedi yıl kıtlık mı olsun? Yoksa seni kovalayan düşmanlarının önünden üç ay kaçmak mı istersin? Ya da ülkende üç gün salgın hastalık mı olsun? Beni gönderene ne yanıt vereyim, şimdi iyice düşün.”
Davut, “Sıkıntım büyük” diye yanıtladı, “İnsan eline düşmektense, RABbin eline düşelim. Çünkü Onun acıması büyüktür.”
Bunun üzerine RAB o sabahtan belirlenen zamana dek İsrail ülkesine salgın hastalık gönderdi. Dandan Beer-Şevaya dek halktan yetmiş bin kişi öldü. Melek Yeruşalimi yok etmek için elini uzatınca, RAB göndereceği yıkımdan vazgeçti. Halkı yok eden meleğe, “Yeter artık! Elini çek” dedi. RABbin meleği Yevuslu Aravnanın harman yerinde duruyordu. Davut, halkı öldüren meleği görünce, RABbe, “Günah işleyen benim, ben suç işledim” dedi, “Bu koyunlar ne yaptı ki? Ne olur beni ve babamın soyunu cezalandır.”
O gün Gad Davuta gitti. Ona, “Gidip Yevuslu Aravnanın harman yerinde RABbe bir sunak kur” dedi. Davut Gadın sözü uyarınca RABbin buyurduğu gibi gitti. Aravna bakınca kralla görevlilerinin kendisine doğru yaklaştıklarını gördü. Varıp kralın önünde yüzüstü yere kapandı. Sonra, “Efendim kral niçin kulunun yanına geldi?” diye sordu.
Davut, “RABbe bir sunak kurmak üzere harman yerini senden satın almak için” diye yanıtladı, “Öyle ki, salgın hastalık halkın üzerinden kalksın.”
Aravna, “Efendim kral uygun gördüğünü alıp RABbe sunsun” dedi, “İşte yakmalık sunu için öküzler ve odun için düvenlerle öküzlerin takımları! Ey kral, Aravna bütün bunları sana veriyor.” Sonra ekledi: “RAB Tanrın senden hoşnut olsun!”
Ne var ki kral, “Olmaz!” dedi, “Senden malını kesinlikle bir ücret karşılığında satın alacağım. Çünkü Tanrım RABbe karşılığını ödemeden yakmalık sunular sunmam.”
Böylece Davut harman yerini ve öküzleri elli şekel gümüş karşılığında satın aldı. Davut orada RABbe bir sunak kurup yakmalık sunuları ve esenlik sunularını sundu. RAB de ülkeyle ilgili yakarıyı yanıtladı ve salgın hastalık İsrailden kaldırıldı.

Davutun Yiğit Askerleri – II. Samuel 23

Davutun yiğit askerlerinin adları şunlardır:
Esnili Adino diye de bilinen üç kişinin önderi Tahkemonlu Yoşeb-Başşevet bir saldırıda sekiz yüz kişiyi öldürdü.
İkincisi, Ahohlu Dodo oğlu Elazar. Pas-Dammimde savaşmak için toplanan Filistlilere meydan okuyan Davutun yanındaki üç yiğitten biriydi. İsrailliler o sırada geri çekilmişlerdi. Ama Elazar yerinde durdu; eli yorulup kılıca yapışıncaya dek Filistlileri öldürdü. O gün RAB büyük bir zafer sağladı. İsrailliler yalnız yere serilenleri yağmalamak üzere Elazara döndüler.
Üçüncüsü, Hararlı Age oğlu Şammaydı. Filistliler Lahaydaki bir mercimek tarlasının yanında toplandıklarında, İsrailli askerler onların önünden kaçmıştı. Ama Şamma tarlanın ortasında durup orayı savunmuş, Filistlileri öldürmüştü. RAB büyük bir zafer sağlamıştı.
Biçme zamanı Otuzlardan üçü Davutun yanına, Adullam Mağarasına gittiler. Bir Filist birliği Refaim Vadisinde ordugah kurmuştu. Bu sırada Davut hisarda, ikinci Filist birliğiyse Beytlehemdeydi. Davut özlemle, “Keşke biri Beytlehemde kapının yanındaki kuyudan bana su getirse!” dedi. Bu Üçler Filist ordugahının ortasından geçerek Beytlehemde kapının yanındaki kuyudan su çekip Davuta getirdiler. Ama Davut içmek istemedi; suyu yere dökerek RABbe sundu. “Ya RAB, bunu yapmak benden uzak olsun!” dedi, “Canlarını tehlikeye atıp giden bu üç kişinin kanını mı içeyim?” Bu yüzden suyu içmek istemedi.
Bu üç kişinin yiğitliği işte böyleydi.
Yoavın kardeşi, Seruya oğlu Avişay Üçlerin önderiydi. Mızrağını kaldırıp üç yüz kişiyi öldürdü. Bu yüzden Üçler kadar ünlendi. Üçlerin en saygın kişisiydi ve onların önderi oldu. Ama Üçlerden sayılmadı.
Yehoyada oğlu Kavseelli Benaya yürekli bir savaşçıydı. Büyük işler başardı. Aslan yürekli iki Moavlıyı öldürdü. Ayrıca karlı bir gün çukura inip bir aslan öldürdü. İri yarı bir Mısırlıyı da öldürdü. Mısırlının elinde mızrak vardı. Benaya sopayla onun üzerine yürüdü. Mızrağı elinden kaptığı gibi onu kendi mızrağıyla öldürdü. Yehoyada oğlu Benayanın yaptıkları bunlardır. Bu sayede o da üç yiğitler kadar ünlendi. Benaya Otuzlar arasında saygın bir yer edindiyse de, Üçlerden sayılmadı. Davut onu muhafız birliği komutanlığına atadı.
Otuzların arasında sayılan ötekiler şunlardır:
Yoavın kardeşi Asahel,
Beytlehemli Dodo oğlu Elhanan,
İkisi de Harotlu olan Şamma ve Elika,
Paletli Heles, Tekoalı İkkeş oğlu İra,
Anatotlu Aviezer, Huşalı Mevunnay,
Ahohlu Salmon, Netofalı Mahray,
Netofalı Baana oğlu Helev,
Benyaminoğullarından Givalı Rivay oğlu İttay,
Piratonlu Benaya, Gaaş vadilerinden Hidday,
Arvalı Avialvon, Barhumlu Azmavet,
Şaalbonlu Elyahba, Yaşanın oğulları ve Yonatan,
Hararlı Şamma, Hararlı Şarar oğlu Ahiam,
Maakalı Ahasbay oğlu Elifelet,
Gilolu Ahitofel oğlu Eliam,
Karmelli Hesray, Aravlı Paaray,
Sovalı Natan oğlu Yigal, Gatlı Bani,
Ammonlu Selek, Seruya oğlu Yoavın silah taşıyıcısı Beerotlu Nahray,
Yattirli İra ve Garev,
Hititli Uriya.
Tümü otuz yedi kişiydi.

Davutun Son Sözleri – II. Samuel 23

Davutun son sözleri şunlardır:
“İşay oğlu Davut,
Tanrının yükselttiği adam,
Yakupun Tanrısının meshettiği,
İsrailin sevilen ezgi okuyucusu şöyle diyor:
RABbin Ruhu benim aracılığımla konuşuyor,
Sözü dilimin ucundadır.
İsrailin Tanrısı konuştu,
İsrailin kayası bana dedi ki,
İnsanları doğrulukla
Ve Tanrı korkusuyla yöneten kişi,
Bulutsuz bir sabah,
Şafakta görünen gün ışığı gibidir,
Parlaklığı yağmurdan sonra topraktan ot bitirir.
Soyum da Tanrıyla böyle değil mi?
O benimle sonsuza dek kalıcı,
Her yönüyle düzenli ve güvenilir bir antlaşma yaptı.
Kesin kurtuluşa ve her dileğime kavuşmamı O sağlamayacak mı?
Kötülere gelince,
Elle tutulamayan dikenler gibi
Tümü bir yana atılacak.
Dikenlere dokunan kişi,
Demir bir araçla
Ya da mızrağın sapıyla dokunur.
Dikenler oldukları yerde bütünüyle yakılacak.”

Davutun Zafer Ezgisi – II. Samuel 22

RAB, Davutu bütün düşmanlarının ve Saulun elinden kurtardığı gün Davut RABbe şu ezgiyi okudu. Şöyle dedi:
“RAB benim kayam, sığınağım, kurtarıcımdır,
Tanrım, kayamdır, Ona sığınırım,
Kalkanım, güçlü kurtarıcım,
Korunağım, sığınacak yerimdir.
Kurtarıcım, zorbalıktan beni sen kurtarırsın!
Övgüye değer RABbe seslenir,
Kurtulurum düşmanlarımdan.
Çünkü ölüm dalgaları beni kuşattı,
Yıkım selleri bastı,
Ölüler diyarının bağları sardı,
Ölüm tuzakları çıktı karşıma.
Sıkıntı içinde RABbe yakardım,
Tanrıma seslendim.
Tapınağından sesimi duydu,
Haykırışım kulaklarına ulaştı.
O zaman yeryüzü sarsılıp sallandı,
Titreyip sarsıldı göklerin temelleri,
Çünkü RAB öfkelenmişti.
Burnundan duman yükseldi,
Ağzından kavurucu ateş
Ve korlar fışkırdı.
Kara buluta basarak
Gökleri yarıp indi.
Bir Keruva binip uçtu,
Rüzgarın kanatları üstünde belirdi.
Karanlığı örtündü,
Kara bulutları kendine çardak yaptı.
Varlığının parıltısından
Korlar savruluyordu.
RAB göklerden gürledi,
Duyurdu sesini Yüceler Yücesi.
Savurup oklarını düşmanlarını dağıttı,
Şimşek çaktırarak onları şaşkına çevirdi.
RABbin azarlamasından,
Burnundan çıkan güçlü soluktan,
Denizin dibi göründü,
Yeryüzünün temelleri açığa çıktı.
RAB yukarıdan elini uzatıp tuttu,
Çıkardı beni derin sulardan.
Beni zorlu düşmanımdan,
Benden nefret edenlerden kurtardı,
Çünkü onlar benden daha güçlüydü.
Felaket günümde karşıma dikildiler,
Ama RAB bana destek oldu.
Beni huzura kavuşturdu,
Kurtardı, çünkü benden hoşnut kaldı.
RAB doğruluğumun karşılığını verdi,
Beni temiz ellerime göre ödüllendirdi.
Çünkü RABbin yolunda yürüdüm,
Tanrımdan uzaklaşarak kötülük yapmadım.
Onun bütün ilkelerini göz önünde tuttum,
Kurallarından ayrılmadım.
Onun önünde kusursuzdum,
Suç işlemekten sakındım.
Bu yüzden RAB beni doğruluğuma
Ve gözünde pak yaşayışıma göre ödüllendirdi.
Sadık kuluna sadakat gösterir,
Kusursuz olana kusursuz davranırsın.
Pak olanla pak olur,
Eğriye eğri davranırsın.
Alçakgönüllüleri kurtarır,
Gururluları gözler, gururunu kırarsın.
Ya RAB, ışığım sensin!
Karanlığımı aydınlatırsın.
Desteğinle akıncılara saldırır,
Seninle surları aşarım, Tanrım.
Tanrının yolu kusursuzdur,
RABbin sözü arıdır.
O kendisine sığınan herkesin kalkanıdır.
Var mı RABden başka tanrı?
Tanrımızdan başka kaya var mı?
Sığınağım Tanrıdır,
Yolumu doğru kılan Odur.
Ayaklar verdi bana, geyiklerinki gibi,
Doruklarda tutar beni.
Bana savaşmayı öğretti,
Kollarımla tunç bir yayı gereyim diye.
Bana zafer kalkanını bağışlarsın,
Alçakgönüllülüğün beni yüceltir.
Bastığım yerleri genişletirsin,
Burkulmaz bileklerim.
Düşmanlarımı kovalayıp yok ettim,
Hepsi yok olmadan geri dönmedim.
Onları ezip yok ettim, kalkamaz oldular,
Ayaklarımın altına serildiler.
Savaş için beni güçle donattın,
Bana başkaldıranları önümde yere serdin.
Düşmanlarımı kaçmak zorunda bıraktın,
Benden nefret edenleri yok ettim.
Feryat ettiler, ama kurtaran çıkmadı;
RABbi çağırdılar, ama O yanıt vermedi.
Yerin tozu gibi onları ezdim,
Sokak çamuru gibi ayağımın altında çiğnedim.
Halkımın çekişmelerinden beni kurtardın,
Uluslara önder olarak beni korudun,
Tanımadığım halklar bana kulluk ediyor.
Yabancılar bana boyun eğiyor,
Duyar duymaz sözümü dinliyorlar.
Yabancıların betleri benizleri attı,
Titreyerek çıkıyorlar kalelerinden.
RAB yaşıyor! Kayama övgüler olsun!
Yücelsin kurtarıcım, Kayam Tanrım!
Odur öcümü alan,
Halkları bana bağımlı kılan.
Düşmanlarımdan kurtarır,
Başkaldıranlardan üstün kılar beni,
Zorbaların elinden alır.
Bunun için uluslar arasında sana şükredeceğim, ya RAB,
Adını ilahilerle öveceğim.
RAB kralını büyük zaferlere ulaştırır,
Meshettiği krala, Davuta ve soyuna
Sonsuza dek sevgi gösterir.”

Filistlilere Karşı Savaş – II. Samuel 21

Filistlilerle İsrailliler arasında yeniden savaş çıktı. Davutla adamları gidip Filistlilere karşı savaştılar. O sıralarda Davut bitkin düştü. Ucu üç yüz şekel ağırlığında bir tunç mızrak taşıyan ve yeni kılıç kuşanan Rafaoğullarından Filistli Yişbi-Benov Davutu öldürmeyi amaçlıyordu. Ama Seruya oğlu Avişay Davutun yardımına koştu; saldırıp onu öldürdü. Bundan sonra Davutun adamları ant içerek, Davuta, “İsrailin ışığını söndürmemek için bir daha bizimle birlikte savaşa gelmeyeceksin” dediler.
Bir süre sonra Filistlilerle Govda yine savaş çıktı. Bu savaş sırasında Huşalı Sibbekay Rafa soyundan Saf adındaki adamı öldürdü.
İsraillilerle Filistliler arasında Govda bir savaş daha çıktı. Beytlehemli Yareoregimin oğlu Elhanan, Gatlı Golyatı öldürdü. Golyatın mızrağının sapı dokumacı tezgahının sırığı gibiydi.
Gatta bir kez daha savaş çıktı. Orada dev gibi bir adam vardı. Elleri, ayakları altışar parmaklıydı. Toplam yirmi dört parmağı vardı. O da Rafa soyundandı. Adam İsraillilere meydan okuyunca, Davutun kardeşi Şimanın oğlu Yonatan onu öldürdü.
Bunların dördü de Gattaki Rafa soyundandı. Davutla adamları tarafından öldürüldüler.

Givonlular Öç Alıyor – II. Samuel 21

Davutun döneminde, üç yıl art arda kıtlık oldu. Davut RABbe danıştı. RAB şöyle yanıtladı: “Buna kan döken Saul ile ailesi neden oldu. Çünkü Saul Givonluları öldürdü.” Kral Givonluları çağırtıp onlarla konuştu. –Givonlular İsrail soyundan değildi. Amorlulardan sağ kalan bir halktı. İsrailliler onları sağ bırakacaklarına ant içmişlerdi. Ne var ki, İsrail ve Yahuda halkı için büyük gayret gösteren Saul onları yok etmeye çalışmıştı.– Davut Givonlulara, “Sizin için ne yapabilirim? RABbin halkını kutsamanız için bu suçu nasıl bağışlatabilirim?” diye sordu.
Givonlular ona şöyle karşılık verdi: “Saulla ailesinden ne altın ne de gümüş isteriz; İsrailde herhangi birini öldürmek de istemeyiz.”
Davut, “Ne isterseniz yaparım” dedi.
Şöyle karşılık verdiler: “Bizi yok etmeye çalışan ve İsrail ülkesinin hiçbir yerinde yaşamamamız için bizi ortadan kaldırmayı tasarlayan adamın oğullarından yedisi bize verilsin. RABbin seçilmişi Saulun Giva Kentinde RABbin önünde onları asalım.”
Kral, “Onları vereceğim” dedi.
Kral, Saul oğlu Yonatanla RABbin önünde içtiği anttan ötürü, Yonatan oğlu Mefiboşeti esirgedi. Onun yerine, Aya kızı Rispanın Sauldan doğurduğu Armoni ve Mefiboşet adındaki iki oğlunu ve Saul kızı Meravın Meholalı Barzillay oğlu Adrielden doğurduğu beş oğlunu aldı. Davut onları Givonluların eline teslim etti. Givonlular onları dağda, RABbin önünde astılar. Yedisi de aynı anda öldüler. Biçme zamanının ilk günlerinde, arpa biçme zamanının başlangıcında öldürüldüler.
Aya kızı Rispa bir çul alıp kendisi için bir kayanın üzerine serdi. Biçme zamanının ilk günlerinden cesetlerin üzerine gökten yağmur yağana dek Rispa orada kaldı; cesetleri gündüzün yırtıcı kuşlardan, geceleyin yabanıl hayvanlardan korudu.
Saulun cariyesi Aya kızı Rispanın yaptıkları Davuta bildirildi. Davut gidip Saulun ve oğlu Yonatanın kemiklerini Yaveş-Gilatlılardan aldı. Filistliler Gilboa Dağında Saulu öldürdükleri gün, onun ve oğlunun cesetlerini Beytşean alanında asmışlardı. Yaveş-Gilat halkı da cesetleri gizlice oradan almıştı. Davut Saulun ve oğlu Yonatanın kemiklerini oradan getirdi. Asılmış yedi kişinin kemikleri de toplandı. Saulla oğlu Yonatanın kemiklerini Benyamin bölgesindeki Selada Saulun babası Kişin mezarına gömdüler. Kralın bütün buyruklarını yerine getirdiler. Bundan sonra Tanrı ülkeyle ilgili yakarışları yanıtladı.

Davutun Görevlileri – II. Samuel 20

Yoav İsrail ordusunun komutanıydı. Yehoyada oğlu Benaya ise Keretlilerle Peletlilerin komutanıydı. Adoram angaryasına çalışanlardan sorumluydu. Ahilut oğlu Yehoşafat devlet tarihçisiydi. Şeva yazman, Sadokla Aviyatar kahindi. Yairli İra ise Davutun kahiniydi.

Şeva Başkaldırıyor – II. Samuel 20

O sırada Benyamin oymağından Bikri oğlu Şeva adında kötü bir adam bir rastlantı sonucu Gilgaldaydı. Şeva boru çalıp,
“İşay oğlu Davutla ne ilgimiz
Ne de payımız var” dedi,
“Ey İsrailliler, herkes kendi evine dönsün!”
Bunun üzerine bütün İsrailliler Davutu bırakıp Bikri oğlu Şevanın ardından gitti. Yahudalılar ise krallarına bağlı kalıp Şeria Irmağından Yeruşalime dek ona eşlik ettiler.
Kral Davut Yeruşalimdeki sarayına varınca, saraya bakmak için bıraktığı on cariyeyi gözetim altına aldı, onların geçimini sağladı. Ancak yataklarına girmedi. Onlar da ölünceye dek göz altında dul kadınlar gibi yaşadılar.
Davut Amasaya, “Üç gün içinde Yahudalıları yanıma çağır. Sen de burada ol” dedi. Amasa Yahudalıları çağırmaya gitti. Ama belirlenen zamanda dönmedi.
Bunun üzerine Davut Avişaya, “Şimdi Bikri oğlu Şeva bize Avşalomdan daha büyük kötülük yapacak” dedi, “Efendinin adamlarını al ve onu kovala. Yoksa kendine surlu kentler bulup bizden kaçar.” Böylece Yoavın adamları, Keretlilerle Peletliler ve bütün koruyucular Bikri oğlu Şevayı kovalamak için Avişayın komutasında Yeruşalimden çıktılar.
Givondaki büyük kayanın yanına varınca, Amasa onları karşılamaya geldi. Yoav savaş giysisini giymişti. Giysinin üzerine bir kemer kuşanmış, kemere kınında duran bir kılıç bağlamıştı. Yoav ilerlerken kılıç kınından çıktı.
Yoav Amasaya, “İyi misin, kardeşim?” diye sordu. Onu öpmek için sağ eliyle Amasanın sakalından tuttu. Amasa Yoavın elindeki kılıcı farketmedi. Yoav kılıcı karnına saplayınca, Amasanın bağırsakları yere döküldü. İkinci vuruşa gerek kalmadan Amasa öldü.
Bundan sonra Yoavla kardeşi Avişay, Bikri oğlu Şevayı kovalamayı sürdürdüler. Yoavın adamlarından biri, Amasanın ölüsü yanında durup, “Yoavı tutan ve Davuttan yana olan herkes Yoavın ardından gitsin” dedi. Amasanın ölüsü yolun ortasında kanlar içinde duruyordu. Yoavın adamı, ölüye yaklaşan herkesin orada durduğunu görünce, Amasayı yoldan sürükleyip tarlaya götürdü ve üzerine bir örtü attı. Ölü yoldan kaldırıldıktan sonra herkes Bikri oğlu Şevayı kovalamak için Yoavın ardından gitti.
Şeva bütün İsrail oymaklarından ve Berlilerin bölgesinden geçip Avel-Beytmaakaya geldi. Berliler de toplanıp onu izleyerek kente girdiler. Yoavla bütün adamları varıp Avel-Beytmaaka Kentinde Şevayı kuşattılar. Topraktan kentin suruna bitişik bir yığın yaptılar ve suru devirmek için yıkmaya başladılar.
O sırada bilge bir kadın kentin içinden seslendi: “Dinleyin! Dinleyin! Yoava buraya gelmesini söyleyin, onunla konuşacağım.” Yoav kadına yaklaştı.
Kadın, “Yoav sen misin?” diye sordu.
Yoav, “Benim” diye yanıtladı.
Kadın, “Kölenin sözlerini dinle” dedi.
Yoav, “Dinliyorum” dedi.
Kadın konuşmasını şöyle sürdürdü: “Eskiden, Avel Kentine danışın derlerdi ve sorunları böyle çözerlerdi. Biz İsrailin esenliğini isteyen güvenilir kişileriz. Sense İsraile ana gibi kucak açan kentlerden birini yıkmaya çalışıyorsun. Neden RABbin halkını yok etmek istiyorsun?”
Yoav, “Asla!” diye yanıtladı, “Ne yıkmak, ne de yok etmek istiyorum. Durum öyle değil. Efrayim dağlık bölgesinden Bikri oğlu Şeva adındaki adam Kral Davuta başkaldırdı. Yalnız onu verin, ben de kentten geri çekileyim.”
Kadın, “Onun başı surun üzerinden sana atılacak” dedi.
Sonra kadın bilgece öğüdüyle bütün halka gitti. Halk Bikri oğlu Şevanın başını kesip Yoava attı. Bunun üzerine Yoav boru çaldı. Adamları kenti bırakıp evlerine gittiler. Yoav da Yeruşalime, kralın yanına döndü.

Davut Yeruşalime Dönüyor – II. Samuel 19

Bunun üzerine kral gidip kentin kapısında oturdu. Bütün askerlere, “İşte kral kentin kapısında oturuyor” diye haber salındı. Onlar da kralın yanına geldiler.

Bu arada İsrailliler evlerine kaçmışlardı. İsrail oymaklarından olan herkes birbiriyle tartışıyor ve, “Kral bizi düşmanlarımızın elinden kurtardı” diyordu, “Bizi Filistlilerin elinden kurtaran da odur. Şimdiyse Avşalom yüzünden ülkeyi bırakıp kaçtı. Bizi yönetmesi için meshettiğimiz Avşalomsa savaşta öldü. Öyleyse neden kralı geri getirme konusunda susup duruyorsunuz?”
Kral Davut Kahin Sadokla Kahin Aviyatara şu haberi gönderdi: “Yahudanın ileri gelenlerine deyin ki, Bütün İsrailde konuşulanlar kralın konutuna dek ulaştığına göre, kralı sarayına geri getirmekte siz neden sonuncu oluyorsunuz? Siz kardeşlerimsiniz; etim, kemiğimsiniz! Kralı geri getirmekte neden en son siz davranıyorsunuz?
“Amasaya da şöyle deyin: Sen etim, kemiğimsin! Seni Yoavın yerine ordunun sürekli komutanı atamazsam, Tanrı bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın! ”
Böylece Davut bütün Yahudalıları derinden etkiledi. Yahudalılar krala, “Bütün adamlarınla birlikte dön!” diye haber gönderdiler. Kral dönüp Şeria Irmağına vardı.
Yahudalılar kralı karşılamak ve Şeria Irmağından geçirmek için Gilgala geldiler. Bahurimden Benyaminli Gera oğlu Şimi de Kral Davutu karşılamak için Yahudalılarla birlikte çıkageldi. Yanında Benyamin oymağından bin kişi vardı. Saul evinin hizmetkarı Siva da on beş oğlu ve yirmi kölesiyle birlikte hemen Şeria Irmağına, kralın yanına geldi. Kralın ev halkını karşıya geçirmek ve onun istediğini yapmak için ırmağın sığ yerinden karşı yakaya geçtiler. Kral Şeria Irmağını geçmek üzereydi ki, Gera oğlu Şimi kendini onun önüne attı. Krala, “Efendim, beni suçlu sayma” dedi, “Ey efendim kral, Yeruşalimden çıktığın gün işlediğim suçu anımsama, göz önünde tutma. Çünkü kulun günah işlediğini biliyor. Efendim kralı karşılamak için bugün bütün Yusuf soyundan ilk gelen benim.”
Seruya oğlu Avişay, “Şimi öldürülmeli, çünkü RABbin meshettiği kişiye lanet okudu” dedi.
Davut, “Ey Seruya oğulları, bu sizin işiniz değil!” dedi, “Bugün bana düşman oldunuz. İsrailde bugün bir tek kişi öldürülmeyecek! İsrailin Kralı olduğumu bilmiyor muyum?” Sonra ant içerek Şimiye, “Ölmeyeceksin!” dedi.
Saulun torunu Mefiboşet de kralı karşılamaya gitti. Kralın gittiği günden esenlikle geri döndüğü güne dek ayaklarını da, giysilerini de yıkamamış, bıyığını kesmemişti. Kralı karşılamak için Yeruşalimden geldiğinde, kral, “Mefiboşet, neden benimle gelmedin?” diye sordu.
Mefiboşet şöyle yanıtladı: “Ey efendim kral! Kulun topal olduğundan, kulum Sivaya, Eşeğe palan vur da binip kralla birlikte gideyim dedim. Ama o beni kandırdı. Ayrıca efendim kralın önünde kuluna kara çaldı. Ama sen, ey efendim kral, Tanrının bir meleği gibisin; gözünde doğru olanı yap. Çünkü atamın ailesinin bütün bireyleri ölümü hak etmişken, kuluna sofrandakilerle birlikte yemek yeme ayrıcalığını tanıdın. Artık senden daha başka bir şey dilemeye ne hakkım var, ey kral?”
Kral, “İşlerin hakkında daha fazla konuşmana gerek yok” dedi, “Sen ve Siva toprakları paylaşın diye buyruk veriyorum.”
Mefiboşet, “Madem efendim kral sarayına esenlikle döndü, bütün toprakları Siva alsın” diye karşılık verdi.
Gilatlı Barzillay da Şeria Irmağını geçişte krala eşlik edip onu uğurlamak üzere Rogelimden gelmişti. Barzillay çok yaşlıydı, seksen yaşındaydı. Kral Mahanayimde kaldığı sürece, geçimini o sağlamıştı. Çünkü Barzillay çok varlıklıydı. Kral Barzillaya, “Benimle karşıya geç, Yeruşalimde ben senin geçimini sağlayacağım” dedi.
Ama Barzillay, “Kaç yıl ömrüm kaldı ki, seninle birlikte Yeruşalime gideyim?” diye karşılık verdi, “Şu anda seksen yaşındayım. İyi ile kötüyü ayırt edebilir miyim? Yediğimin, içtiğimin tadını alabilir miyim? Kadın erkek şarkıcıların sesini duyabilir miyim? Öyleyse neden efendim krala daha fazla yük olayım? Kulun Şeria Irmağını kralla birlikte geçerek sana birazcık eşlik edecek. Kral beni neden böyle ödüllendirsin? İzin ver de döneyim, kentimde, annemin babamın mezarı yanında öleyim. Ama kulun Kimham burada; o seninle karşıya geçsin. Uygun gördüğünü ona yaparsın.”
Kral, “Kimham benimle karşıya geçecek ve ona senin uygun gördüğünü yapacağım” dedi, “Benden ne dilersen yapacağım.” Bundan sonra kralla bütün halk Şeria Irmağını geçti. Kral Barzillayı öpüp kutsadı. Sonra Barzillay evine döndü.
Kral Gilgala geçti. Kimham da onunla birlikte gitti. Bütün Yahudalılarla İsraillilerin yarısı krala eşlik ettiler. Sonra İsrailliler krala varıp şöyle dediler: “Neden kardeşlerimiz Yahudalılar seni çaldı? Neden seni, aile bireylerini ve bütün adamlarını Şeria Irmağının karşı yakasına geçirdiler?”
Bunun üzerine Yahudalılar İsraillilere, “Çünkü kral bizden biri!” dediler, “Buna neden kızdınız? Kralın yiyeceklerinden bir şey yedik mi? Kendimize bir şey aldık mı?”
İsrailliler, “Kralda on payımız var” diye yanıtladılar, “Davutta sizden daha çok hakkımız var. Öyleyse neden bizi küçümsüyorsunuz? Kralımızı geri getirmekten ilk söz eden biz değil miydik?”
Ne var ki, Yahudalıların tepkisi İsraillilerinkinden daha sert oldu.

Yoav Davutu Paylıyor – II. Samuel 19

Yoava, “Kral Davut Avşalom için ağlayıp yas tutuyor” diye bildirdiler.
O gün zafer ordu için yasa dönüştü. Çünkü kralın oğlu için acı çektiğini duymuşlardı. Bu yüzden askerler, savaş kaçakları gibi, o gün kente utanarak girdiler. Kral ise yüzünü örtmüş, yüksek sesle, “Ah oğlum Avşalom! Avşalom, oğlum, oğlum!” diye bağırıyordu.
Yoav kralın bulunduğu odaya giderek ona şöyle dedi: “Bugün senin canını, oğullarının, kızlarının, eşlerinin, cariyelerinin canlarını kurtaran adamlarının hepsini utandırdın. Çünkü senden nefret edenleri seviyor, seni sevenlerden nefret ediyorsun: Bugün komutanlarının ve adamlarının senin gözünde değersiz olduğunu gösterdin. Evet, bugün anladım ki, Avşalom sağ kalıp hepimiz ölseydik senin için daha iyi olurdu!
“Haydi kalk, gidip adamlarını yüreklendir! RABbin adıyla ant içerim ki, gitmezsen bu gece bir kişi bile seninle kalmayacak. Bu da, gençliğinden şimdiye dek başına gelen yıkımların tümünden daha kötü olacak.”

Davut Yas Tutuyor – II. Samuel 18

Sadok oğlu Ahimaas Yoava, “İzin ver de koşup krala RABbin onu düşmanlarının elinden kurtardığını haber vereyim” dedi.
Yoav, “Olmaz, bugün haberi götüren sen olmayacaksın” dedi, “Başka bir zaman haber götürürsün, ama bugün değil. Çünkü kralın oğlu öldü.” Sonra bir Kuşluya, “Sen git, gördüklerini krala bildir” dedi. Kuşlu Yoavın önünde yere kapandı, sonra koşmaya başladı.
Ama Sadok oğlu Ahimaas yine, “Ne olursa olsun, izin ver, ben de Kuşlunun ardısıra koşayım” dedi.
Yoav, “Oğlum, neden koşmak istiyorsun?” dedi, “Sana ödül kazandıracak bir haberin yok ki!”
Ahimaas, “Ne olursa olsun koşacağım” diye karşılık verdi.
Yoav, “Koş öyleyse” dedi. Böylece Ahimaas Şeria Ovası yolundan koşarak Kuşluyu geçti.
Davut kentin iç ve dış kapıları arasında oturuyordu. Nöbetçi surun yanındaki kapının tepesine çıktı. Çevreye göz gezdirince, tek başına koşan birini gördü. Krala seslenerek gördüğünü bildirdi.
Kral, “Tek başına geliyorsa, iyi haber getiriyor demektir” dedi. Adam gitgide yaklaşıyordu.
Nöbetçi koşan başka birini görünce, kapıcıya, “İşte tek başına koşan bir adam daha!” diye seslendi.
Kral, “O da iyi haber getiriyor” dedi.
Nöbetçi, “Sanırım birinci adamın koşuşu Sadok oğlu Ahimaasın koşuşuna benziyor” dedi.
Kral, “Ahimaas iyi adamdır” diye karşılık verdi, “İyi haberle gelir.”
Ahimaas krala, “Her şey yolunda!” diye seslendi. Kralın önünde yüzüstü yere kapanarak, “Efendimiz krala el kaldıranları teslim eden Tanrın RABbe övgüler olsun!” dedi.
Kral, “Genç Avşalom güvenlikte mi?” diye sordu.
Ahimaas şöyle yanıtladı: “Yoav kralın hizmetkarı Kuşluyla beni gönderdiği sırada büyük bir karışıklık gördüm, ama ne olduğunu anlamadım.”
Kral, “Bir yana çekilip burada bekle” dedi. Ahimaas da çekilip beklemeye başladı.
Tam o sırada Kuşlu geldi. “Efendimiz krala müjde!” dedi, “Bugün RAB sana karşı bütün ayaklananların elinden seni kurtardı.”
Kral Kuşluya, “Genç Avşalom güvenlikte mi?” diye sordu.
Kuşlu, “Efendimiz kral!” diye yanıtladı, “Düşmanlarının ve kötü amaçla sana karşı ayaklananların hepsinin sonu bu gencin sonu gibi olsun.”
Kral sarsıldı. Giriş kapısının üstündeki odaya çıkıp ağladı. Giderken, “Ah oğlum Avşalom! Ah oğlum, oğlum Avşalom!” diye inliyordu, “Keşke senin yerine ben ölseydim, oğlum! Ah oğlum Avşalom!”

Avşalomun Ölümü – II. Samuel 18

Davut kendini destekleyen askerleri bir araya topladı. Onlara binbaşılar ve yüzbaşılar atadı. Sonra orduyu Seruya oğlu Yoavın, kardeşi Avişayın ve Gatlı İttayın denetiminde üç kol halinde gönderdi. Kral askerlere, “Ben de sizinle birlikte gideceğim” dedi.
Ancak askerler, “Bizimle gelmemelisin” diye karşılık verdiler, “Çünkü kaçmak zorunda kalırsak düşmanlarımız bizi umursamaz; yarımız ölse bile umursamazlar. Sen bizim gibi on bin adama değersin. Sen kentten bize yardım et, daha iyi.”
Kral, “Gözünüzde iyi olanı yapacağım” dedi.
Adamları yüzer ve biner kişilik birlikler halinde kentten çıkarken kral kapının yanında duruyordu. Kral, Yoava, Avişaya ve İttaya, “Benim hatırım için genç Avşaloma sert davranmayın” diye buyurdu. Bütün askerler kralın komutanlara Avşaloma ilişkin buyruk verdiğini duydular.
Davutun ordusu İsraillilerle savaşmak üzere tarlalara çıktı. Savaş Efrayim Ormanında başladı. İsrail ordusu Davutun adamları önünde yenilgiye uğradı. Büyük bir kırım oldu. O gün yirmi bin kişi öldü. Savaş her yana yayıldı. O gün ormanda yok olanların sayısı kılıçtan geçirilenlerin sayısından daha çoktu.
Avşalom ansızın Davutun adamlarıyla karşılaştı. Avşalom katıra binmişti. Katır büyük bir yabanıl fıstık ağacının sık dalları altından geçerken, Avşalomun başı dallara takıldı. Katır yoluna devam edince, Avşalom havada asılı kaldı. Adamlardan biri bunu gördü. Yoava, “Avşalomu bir yabanıl fıstık ağacına asılı gördüm” diye bildirdi.
Yoav, haberi verene, “Onu gördün mü? Neden onu orada öldürmedin? Sana on parça gümüşle bir kemer verirdim” dedi.
Ama adam, “Elime bin parça gümüş saysan bile, kralın oğluna elimi kaldırmam” diye yanıtladı, “Çünkü kralın sana, Avişaya ve İttaya, Benim hatırım için genç Avşalomu koruyun diye buyruk verdiğini duyduk. Oysa Avşalomu öldürseydim –hiçbir şey kraldan gizli kalmaz– o zaman sen de beni savunmazdın.”
Yoav, “Seninle böyle vakit kaybedemem” dedi. Üç kargı aldı, yabanıl fıstık ağacında asılı duran ve hala sağ olan Avşalomun yüreğine sapladı. Bunun üzerine Yoavın silahlarını taşıyan on genç Avşalomun çevresini sarıp onu öldürdüler.
Yoav boru çaldırınca, askerler İsraillileri kovalamayı bırakıp geri döndüler. Yoav onların savaşı sürdürmelerine engel oldu. Yoavın askerleri Avşalomu alıp ormanda derin bir çukura attılar; üzerine büyük bir taş yığını yaptılar. Bütün İsrailliler evlerine kaçtılar.
Avşalom daha sağken bir direk alıp kendisi için Kral Vadisine dikmişti. Çünkü, “Adımı anımsatacak bir oğlum yok” diye düşünmüştü. Direğe kendi adını vermişti. Bu direk bugün de Avşalom Anıtı diye bilinir.

Huşay Ahitofelin Öğüdünü Bozuyor – II. Samuel 17

O günlerde Ahitofelin verdiği öğüt, Tanrı sözünü ileten bir adamınki gibiydi. Davut da, Avşalom da onun öğüdünü öyle kabul ederlerdi.
Ahitofel Avşaloma şöyle dedi: “İzin ver de on iki bin kişi seçeyim, bu gece kalkıp Davutun peşine düşeyim. Davut yorgun ve güçsüzken ona saldırıp gözünü korkutayım. Yanındakilerin hepsi kaçacaktır. Ben de yalnız Kral Davutu öldürürüm. Sonra bütün halkı sana geri getiririm. Halkın dönmesi, öldürmek istediğin adamın ölümüne bağlıdır. Böylece halk da esenlikte olur.” Bu öğüt Avşalomu ve İsrail ileri gelenlerini hoşnut etti.
Avşalom, “Arklı Huşayı da çağırın, neler söyleyeceğini duyalım” dedi. Huşay gelince Avşalom, “Ahitofel bu öğüdü verdi” dedi, “Onun öğüdüne uyalım mı? Yoksa, sen öğüt ver.”
Huşay Avşaloma, “Bu kez Ahitofelin verdiği öğüt iyi değil” dedi, “Baban Davutla adamlarının güçlü savaşçılar olduklarını biliyorsun. Kırda yavrularından yoksun bırakılmış bir ayı gibi öfkeliler. Baban deneyimli bir savaşçıdır, geceyi askerlerle geçirmez. Şu anda ya bir mağarada ya da başka bir yerde gizlenmiştir. Davut askerlerine karşı ilk saldırıyı yapınca, bunu her duyan, Avşalomu destekleyenler arasında kırım var diyecek. O zaman aslan yürekli yiğitler bile korkuya kapılacak. Çünkü bütün İsrailliler babanın güçlü, yanındakilerin de yiğit olduğunu bilir.
“Onun için sana öğüdüm şu: Dandan Beer-Şevaya kadar, kıyıların kumu kadar olan İsrailliler çevrene toplansın, sen de savaşa katıl. O zaman gizlendiği yerlerden birinde Davutun üstüne yürürüz; yeryüzüne düşen çiy gibi üzerine gideriz. Onu da, yanındakilerin hiçbirini de yaşatmayız. Eğer bir kente çekilirse, İsrailliler o kente halatlar getirir, tek bir taş kalmayıncaya dek kenti vadiye indiririz.”
Avşalomla İsrailliler, “Arklı Huşayın öğüdü Ahitofelin öğüdünden daha iyi” dediler. Çünkü RAB, Avşalomu yıkıma uğratmak için, Ahitofelin iyi öğüdünü boşa çıkarmayı tasarlamıştı.
Huşay Kahin Sadokla Kahin Aviyatara şöyle dedi: “Ahitofel Avşaloma ve İsrailin ileri gelenlerine böyle öğüt verdi, bense şöyle öğüt verdim. Şimdi siz Davuta hemen şu haberi gönderin: Geceyi kırdaki ırmağın sığ yerinde geçirme, duraksamadan karşı yakaya geç; yoksa kral da yanındakilerin tümü de yok olabilir. ”
Bu sırada Yonatanla Ahimaas Eyn-Rogelde kalıyorlardı. Bir hizmetçi kız gidip onlara olup bitenleri haber veriyor, onlar da gidip duyduklarını Kral Davuta bildiriyorlardı. Çünkü kendileri kente girerken görünmeyi göze alamıyorlardı. Ama bir genç onları görüp Avşaloma bildirdi. Bunun üzerine Yonatanla Ahimaas hemen oradan ayrılıp Bahurimde bir adamın evine gittiler. Evin avlusunda bir kuyu vardı. Yonatanla Ahimaas kuyuya indiler. Adamın karısı bir örtü alıp kuyunun ağzına serdi. Bir şey belli olmasın diye örtünün üstüne başak yaydı. Avşalomun görevlileri eve, kadının yanına varınca, “Ahimaasla Yonatan nerede?” diye sordular.
Kadın, “Irmağın karşı yakasına geçtiler” diye yanıtladı. Avşalomun görevlileri onları aramaya gittiler; bulamayınca Yeruşalime döndüler.
Adamlar gittikten sonra, Ahimaasla Yonatan kuyudan çıktılar ve olup bitenleri bildirmek üzere Kral Davuta gittiler. Ona, “Haydi, hemen ırmağı geçin” dediler, “Çünkü Ahitofel size karşı böyle öğüt verdi.” Bunun üzerine Davutla yanındaki bütün halk Şeria Irmağını çabucak geçti. Şafak söktüğünde Şeria Irmağını geçmeyen bir kişi bile kalmamıştı.
Ahitofel, verdiği öğüde uyulmadığını görünce, eşeğine palan vurdu; yola koyulup kentine, evine döndü. İşlerini düzene koyduktan sonra kendini astı. Ölüsünü babasının mezarına gömdüler.
Davut Mahanayime vardığı sırada Avşalomla yanındaki İsrail askerleri Şeria Irmağını geçtiler. Avşalom Yoavın yerine Amasayı ordu komutanı atamıştı. Amasa Yitra adında bir İsmailinin oğluydu. Annesi Nahaşın kızı Avigayildi; Yoavın annesi Seruyanın kızkardeşiydi. Avşalomla İsrailliler Gilat bölgesinde ordugah kurdular.
Davut Mahanayime vardığında, Ammonluların Rabba Kentinden Nahaş oğlu Şovi, Lo-Devarlı Ammiel oğlu Makir ve Rogelimden Gilatlı Barzillay ona yataklar, taslar, toprak kaplar getirdiler. Ayrıca Davutla yanındakilerin yemesi için buğday, arpa, un, kavrulmuş buğday, bakla, mercimek, bal, tereyağı, inek peyniri ve koyun da getirdiler. “Halk kırda yorulmuştur, aç ve susuzdur” diye düşünmüşlerdi.

Davutla Şimi – II. Samuel 16

Kral Davut Bahurime vardığında, Saul ailesinin geldiği boydan Gera oğlu Şimi adında biri lanetler okuyarak ortaya çıktı. Bütün askerler ve koruyucular Kral Davutun sağında, solunda olmasına karşın, Şimi Davutla askerlerini taşlıyordu. Şimi lanetler okuyarak, “Çekil git, ey eli kanlı, alçak adam!” diyordu, “RAB, yerine kral olduğun Saul ailesinin dökülen kanlarının karşılığını sana verdi. RAB krallığı oğlun Avşaloma verdi. Sen eli kanlı bir adam olduğun için bu yıkıma uğradın!”
Seruya oğlu Avişay krala, “Bu ölü köpek neden efendim krala lanet okusun?” dedi, “İzin ver de gidip başını uçurayım.”
Ama kral, “Bu sizin işiniz değil, ey Seruya oğulları!” dedi, “RAB ona, Davuta lanet oku dediği için lanet okuyorsa, kim, Bunu neden yapıyorsun diye sorabilir?”
Sonra Davut Avişayla askerlerine, “Öz oğlum beni öldürmeye çalışırken, şu Benyaminlinin yaptığına şaşmamalı” dedi, “Bırakın onu, lanet okusun, çünkü ona böyle yapmasını RAB buyurmuştur. Belki RAB sıkıntımı görür de, bugün okunan lanetlerin karşılığını iyilikle verir.”
Davutla adamları yollarına devam ettiler. Davutun karşısında, dağın yamacında yürüyen Şimi, giderken ona lanet okuyor, taş, toprak atıyordu. Gidecekleri yere yorgun argın varan kralla yanındaki halk orada dinlendiler.
Avşalomla İsrail halkı Yeruşalime girmişlerdi. Ahitofel de Avşalomla birlikteydi. Davutun dostu Arklı Huşay, Avşalomun yanına varınca, “Yaşasın kral! Yaşasın kral!” diye bağırdı.
Avşalom Huşaya, “Dostuna bağlılığın bu mu? Neden dostunla gitmedin?” diye sordu.
Huşay, “Hayır” diye yanıtladı, “Ben RABbin, bu halkın ve bütün İsraillilerin seçtiği kişiden yana olacağım, onun yanında kalacağım. Üstelik Davut oğlu Avşalomdan başka kime hizmet edeceğim? Babana nasıl hizmet ettiysem, sana da öyle hizmet edeceğim.”
Avşalom Ahitofele, “Ne yapmalıyız, bize öğüt ver” dedi.
Ahitofel, “Babanın saraya bakmak için bıraktığı cariyelerle yat” diye karşılık verdi, “Böylece bütün İsrail babanın nefretini kazandığını duyacak ve seni destekleyenlerin tümü kendilerini daha da güçlenmiş bulacaklar.”
Sarayın damında Avşalom için bir çadır kurdular. Avşalom bütün İsraillilerin gözü önünde babasının cariyelerinin yanına girdi.

Davutla Siva – II. Samuel 16

Davut tepenin doruğunu biraz geçince, Mefiboşetin hizmetkarı Siva palan vurulmuş ve üzerlerine iki yüz ekmek, yüz salkım kuru üzüm, yüz tane taze meyve ve bir tulum şarap yüklü iki eşekle onu karşıladı. Kral, Sivaya, “Bunları niçin getirdin?” diye sordu.
Siva, “Eşekler kral ailesinin binmesi, ekmekle taze meyve hizmetkarların yemesi, şarapsa kırda yorgun düşenlerin içmesi için” diye yanıtladı.
Kral, “Efendin Saulun torunu nerede?” diye sordu.
Siva, “Yeruşalimde kalıyor” diye yanıtladı, “Çünkü İsrail halkı bugün atamın krallığını bana geri verecek diye düşünüyor.”
Kral, “Mefiboşetin her şeyi senindir” dedi.
Siva, “Önünde eğilirim, efendim kral! Dilerim her zaman benden hoşnut kalırsın” dedi.

Davut Yeruşalimden Kaçıyor – II. Samuel 15

Bir ulak gelip Davuta, “İsrailliler Avşaloma yürekten bağlandı” dedi.
Bunun üzerine Davut Yeruşalimde kendisiyle birlikte olan bütün görevlilerine şöyle dedi: “Haydi kaçalım! Yoksa Avşalomdan kaçıp kurtulamayacağız. Hemen gidelim! Yoksa Avşalom ardımızdan çabucak yetişip bizi yıkıma uğratır. Kenti de kılıçtan geçirir.”
Kralın görevlileri, “Efendimiz kral ne karar verirse yapmaya hazırız” diye yanıtladılar.
Böylece kral ardısıra gelen bütün ev halkıyla birlikte yola koyuldu. Ancak saraya baksınlar diye on cariyesini orada bıraktı. Kralla yanındakiler kentin en son evinde durdular. Bütün kulları, Keretlilerle Peletliler kralın yanından geçtiler. Gattan ardısıra gelmiş olan altı yüz Gatlı asker de kralın önünden geçti.
Kral Gatlı İttaya, “Neden sen de bizimle geliyorsun?” dedi, “Geri dön ve yeni kralla kal. Çünkü sen yurdundan sürülmüş bir yabancısın. Daha dün geldin. Bugün nereye gideceğimi kendim bilmezken, seni de bizimle birlikte mi dolaştırayım? Kardeşlerinle birlikte geri dön. Tanrının sevgisi ve sadakati üzerinde olsun!”
Ama İttay şöyle yanıtladı: “Efendim kral, yaşayan RABbin adıyla ve yaşamın hakkı için derim ki, ister yaşam, ister ölüm için olsun, sen neredeysen kulun ben de orada olacağım.”
Davut İttaya, “Yürü, geç!” dedi. Böylece Gatlı İttay yanındaki bütün adamları ve çocuklarıyla birlikte geçti. Halk geçerken, bütün yöre halkı hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kral Kidron Vadisini geçti. Halk da kırlara doğru ilerledi.
Kahin Sadokla Tanrının Antlaşma Sandığını taşıyan Levililer de oradaydı. Tanrının Sandığını yere koydular. Bütün halk kentten çıkana dek Aviyatar sunular sundu.
Sonra kral, Sadoka, “Tanrının Sandığını kente geri götür” dedi, “RAB benden hoşnut kalırsa, beni geri getirir, sandığı ve konduğu yeri bana gösterir. Ama, Senden hoşnut değilim derse, işte buradayım, bana uygun gördüğünü yapsın.” Kral Kahin Sadokla konuşmasını şöyle sürdürdü: “Sen bilici değil misin? Oğlun Ahimaası ve Aviyatar oğlu Yonatanı yanına al; Aviyatarla birlikte esenlikle kente dönün. Sizden aydınlatıcı bir haber alana dek ben kırda, ırmağın sığ yerinde bekleyeceğim.” Böylece Sadokla Aviyatar Tanrının Sandığını Yeruşalime geri götürüp orada kaldılar.
Davut ağlaya ağlaya Zeytin Dağına çıkıyordu. Başı örtülüydü, yalınayak yürüyordu. Yanındaki herkesin başı örtülüydü ve ağlayarak dağa çıkıyorlardı.
O sırada biri Davuta, “Ahitofel Avşalomdan yana olan suikastçıların arasında” diye bildirdi.
Bunun üzerine Davut, “Ya RAB, Ahitofelin öğüdünü boşa çıkar” diye dua etti.
Davut Tanrıya tapılan tepenin doruğuna varınca, Arklı Huşay giysisi yırtılmış, başı toz toprak içinde onu karşıladı. Davut ona, “Benimle birlikte gelirsen, bana yük olursun” dedi, “Ama kente döner ve Avşaloma, Ey kral, senin kulun olacağım; geçmişte babana nasıl kulluk ettiysem, şimdi de sana öyle kulluk edeceğim dersen, Ahitofelin öğüdünü benim için boşa çıkarırsın. Kahin Sadok ile Kahin Aviyatar orada seninle birlikte olacaklar. Kralın sarayında duyduğun her şeyi onlara bildir. Sadok oğlu Ahimaas ile Aviyatar oğlu Yonatan da oradalar. Bütün duyduklarınızı onların aracılığıyla bana iletebilirsiniz.”
Böylece Davutun dostu Huşay Yeruşalime gitti. Tam o sırada Avşalom da kente giriyordu.

Avşalom Davuta Karşı Ayaklanıyor – II. Samuel 15

Bundan sonra Avşalom kendisine bir savaş arabası, atlar ve önünde koşacak elli kişi hazırladı. Sabah erkenden kalkıp kent kapısına giden yolun kenarında dururdu. Davasına baktırmak için krala gelen herkese seslenip, “Nerelisin?” diye sorardı.
Adam hangi İsrail oymağından geldiğini söylerdi.
Avşalom ona şöyle derdi: “Bak, ileri sürdüğün savlar doğru ve haklı. Ne var ki, kral adına seni dinleyecek kimse yok.” Sonra konuşmasını şöyle sürdürürdü: “Keşke kral beni ülkeye yargıç atasa! Davası ya da sorunu olan herkes bana gelse, ben de ona hakkını versem!” Biri önünde yüzüstü yere kapanmak üzere yaklaştı mı, Avşalom elini uzatıp adamı tutar, öperdi. Davasına baktırmak için krala gelen İsraillilerin hepsine böyle davrandı. Böylelikle İsraillilerin gönlünü çeldi.
Dört yıl sonra Avşalom krala, “İzin ver de Hevrona gidip RABbe adağımı yerine getireyim” dedi, “Çünkü ben kulun Aramın Geşur Kentinde yaşarken, RAB beni Yeruşalime geri getirirse, Ona Hevronda tapınacağım diye adak adamıştım.”
Kral, “Esenlikle git” dedi. Ne var ki, Hevrona giden Avşalom bütün İsrail oymaklarına gizlice ulaklar göndererek şöyle dedi: “Boru sesini duyar duymaz, Avşalom Hevronda kral oldu diyeceksiniz.” Yeruşalimden çağrılan iki yüz kişi olup bitenden haberleri olmaksızın, iyi niyetle Avşalomla birlikte gittiler. Avşalom kurbanları keserken, Davutun danışmanı Gilolu Ahitofeli de Gilo Kentinden getirtti. Böylece ayaklanma güç kazandı. Çünkü Avşalomu izleyen halkın sayısı giderek çoğalıyordu.

Avşalom Yeruşalime Dönüyor – II. Samuel 14

Kral Davutun Avşalomu özlediğini anlayan Seruya oğlu Yoav, birini gönderip Tekoada yaşayan bilge bir kadını getirtti. Yoav kadına, “Lütfen yasa bürün” dedi, “Yas giysilerini giy. Yağ sürme ve ölü için günlerdir yas tutan bir kadın gibi davran. Krala git ve ona söyleyeceklerimi ilet.” Sonra kadına neler söyleyeceğini bildirdi.
Tekoalı kadın krala gitti. Önünde yüzüstü yere kapanarak, “Ey kral, yardım et!” dedi.
Kral, “Neyin var?” diye sordu.
Kadın, “Ben zavallı dul bir kadınım” diye yanıtladı, “Kocam öldü. Ben kölenin iki oğlu vardı. İkisi tarlada kavgaya tutuştular. Orada onları ayıracak kimse yoktu. Biri öbürünü vurup öldürdü. Şimdi bütün boy halkı cariyene karşı çıkıp, Kardeşini öldüreni bize teslim et diyor, Öldürdüğü kardeşinin canına karşılık onu öldürelim. Böylece mirasçıyı da ortadan kaldırmış oluruz. İşte geri kalan közümü de söndürecekler; yeryüzünde kocamın adını sürdürecek soy kalmayacak.”
Kral, “Evine dön, ben davanla ilgili buyruk vereceğim” dedi.
Tekoalı kadın, “Efendim kral, bu olayın suçlusu ben ve babamın ev halkı olsun” dedi, “Kral ve tahtı suçsuz olsun.”
Kral, “Kim sana bir şey derse, onu bana getir” dedi, “Bir daha canını sıkmaz.”
Kadın, “Öyleyse kral Tanrısı RABbin adına ant içsin de kanın öcünü alacak kişi yıkımı büyütmesin” diye karşılık verdi, “Yoksa oğlumu yok edecekler.”
Kral, “Yaşayan RABbin adıyla derim ki, oğlunun saçının bir teline bile zarar gelmeyecektir” dedi.
Kadın, “İzin ver de, efendim krala bir söz daha söyleyeyim” dedi.
Kral, “Söyle” dedi.
Kadın konuşmasını şöyle sürdürdü: “Neden Tanrının halkına karşı böyle bir şey tasarladın? Kral böyle konuşmakla sanki kendini suçlu çıkarıyor. Çünkü sürgüne gönderdiği kişiyi geri getirmedi. Hepimizin öleceği kesin, toprağa dökülüp yeniden toplanamayan su gibiyiz. Ama Tanrı can almaz; sürgüne gönderilen kişi kendisinden uzak kalmasın diye çözüm yolları düşünür.
“Halk beni korkuttuğu için efendim krala bunları söylemeye geldim. Kralla konuşayım, belki kölesinin dileğini yerine getirir diye düşündüm, Belki kral oğlumla beni öldürüp Tanrının halkından yoksun bırakmak isteyenin elinden kurtarmayı kabul eder. Efendim kralın sözü beni rahatlatsın dedim. Çünkü efendim kral iyiyi, kötüyü ayırt etmekte Tanrının meleği gibidir. Tanrın RAB seninle olsun!”
Kral, “Sana bir soru soracağım, benden gerçeği saklama” dedi.
Kadın, “Efendim kral, buyur” diye karşılık verdi.
Kral, “Bütün bunları seninle birlikte tasarlayan Yoav mı?” diye sordu.
Kadın şöyle yanıtladı: “Yaşamın hakkı için derim ki, ey efendim kral, hiçbir sorunu yanıtlamaktan kaçamam. Evet, bana buyruk veren ve kölene bütün bunları söyleten kulun Yoavdır. Kulun Yoav duruma bir çözüm getirmek için yaptı bunu. Efendim, Tanrının bir meleği gibi bilgedir. Ülkede olup biten her şeyi bilir.”
Bunun üzerine kral Yoava, “İstediğini yapacağım” dedi, “Git, genç Avşalomu geri getir.”
Yoav yüzüstü yere kapanarak onu kutsadı ve, “Ey efendim kral, bugün benden hoşnut olduğunu biliyorum, çünkü kulunun isteğini yaptın” dedi.
Yoav hemen Geşura gidip Avşalomu Yeruşalime getirdi. Ne var ki, kral, “Avşalom evine gitsin, yanıma gelmesin” diye buyruk verdi. Bu yüzden Avşalom evine gitti; kralı görmedi.
Bütün İsrailde Avşalom kadar yakışıklılığı için övülen kimse yoktu; tepeden tırnağa kusursuz biriydi. Avşalom saçını kestirdiği zaman tartardı. Saçı ona ağırlık verdiği için her yıl kestirirdi. Saçının ağırlığı krallık ölçüsüne göre iki yüz şekel çekerdi. Avşalomun üç oğlu ve Tamar adında çok güzel bir kızı vardı.
Avşalom kralı görmeden Yeruşalimde iki yıl yaşadı. Sonra Yoavı krala göndermek için ona haber saldı. Ama Yoav gelmek istemedi. Avşalom ikinci kez haber gönderdi, Yoav yine gelmek istemedi. Avşalom kullarına, “Bakın, Yoavın arpa tarlası benimkine bitişiktir” dedi, “Gidin, tarlayı ateşe verin.” Bunun üzerine gidip tarlayı ateşe verdiler.
Yoav kalkıp Avşalomun evine gitti. “Kulların neden tarlamı ateşe verdi?” diye sordu.
Avşalom şöyle yanıtladı: “Bak, sana, Buraya gel, seni krala göndereyim diye haber yolladım. Ona şunları söylemeni isteyecektim: Neden Geşurdan geldim? Orada kalsaydım benim için daha iyi olurdu. Artık kralı görmek istiyorum. Bir suçum varsa, beni öldürsün. ”
Bunun üzerine Yoav gidip Avşalomun söylediklerini krala iletti. Kral Avşalomu çağırttı. Avşalom kralın yanına gelip önünde yüzüstü yere kapandı. Kral da onu öptü.

Avşalom Amnonu Öldürüyor – II. Samuel 13

Tam iki yıl sonra, Avşalom kralın bütün oğullarını kendi koyun kırkıcılarının bulunduğu Efrayim Kenti yakınındaki Baal-Hasora çağırdı. Avşalom krala gelip, “Koyunlarımı kırktırıyorum” dedi, “Lütfen kral ve görevlileri de kuluna katılsın.”
Kral Davut, “Hayır, oğlum, hepimiz gelmeyelim, sana yük oluruz” diye yanıtladı. Avşalom üstelediyse de kral gitmek istemedi, ama onu kutsadı.
Bunun üzerine Avşalom, “Öyleyse izin ver de kardeşim Amnon bizimle gelsin” dedi.
Kral, “Amnon neden seninle gelsin?” diye sordu. Ancak Avşalom üsteleyince, kral Amnonu ve bütün öbür oğullarını onunla gönderdi.
Avşalom hizmetkarlarına şöyle buyurdu: “Dinleyin! Amnonun şaraptan iyice keyiflendiği anı bekleyin. Size Amnonu vurun dediğim an onu öldürün. Korkmayın! Size buyruğu ben veriyorum. Güçlü ve yürekli olun!” Hizmetkarlar Avşalomun buyruğuna uyarak Amnonu öldürdüler. Kralın öbür oğulları katırlarına atlayıp kaçtılar.
Onlar yoldayken, Avşalomun kralın bütün oğullarını öldürdüğü, hiçbirinin sağ kalmadığı söylentisi Davuta ulaştı. Kral kalkıp giysilerini yırttı, yere kapandı. Bütün görevlileri de, giysileri yırtılmış, yanıbaşındaydılar.
Davutun kardeşi Şimanın oğlu Yonadav şöyle dedi: “Efendim kral bütün oğullarının öldürüldüğünü sanmasın; yalnız Amnon öldü. Çünkü o üvey kızkardeşi Tamara tecavüz ettiği günden bu yana, Avşalom buna kararlıydı. Onun için, ey efendim kral, bütün oğullarının öldüğü haberini dikkate alma; çünkü yalnız Amnon öldü.”
Bu arada Avşalom kaçtı.
Nöbetçi tepenin yamacındaki batı yolundan büyük bir kalabalığın geldiğini gördü. Yonadav krala, “İşte oğulların geliyor! Kulunun dediği gibi oldu” dedi. O konuşmasını bitirir bitirmez, kralın oğulları oraya varıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladılar. Kral ve görevlileri de acı acı ağladılar.
Avşalom Geşur Kralı Ammihut oğlu Talmayın yanına kaçtı. Davut ise oğlu Amnon için sürekli yas tutuyordu. Geşura kaçan Avşalom orada üç yıl kaldı. Kral Davut Avşalomun yanına gitmeyi çok istiyordu. Çünkü Amnonun ölümü konusunda avuntu bulmuştu.

Amnonla Tamar – II. Samuel 13

Davutun oğlu Avşalomun Tamar adında güzel bir kızkardeşi vardı. Davutun başka bir oğlu, Amnon Tamara gönül verdi. Amnon üvey kızkardeşi Tamar yüzünden yatağa düşecek kadar üzüntüye kapıldı. Çünkü Tamar erden bir kızdı ve Amnon ona bir şey yapmayı olanaksız görüyordu. Amnonun Davutun kardeşi Şimanın oğlu Yonadav adında çok akıllı bir arkadaşı vardı. Yonadav Amnona, “Ey kral oğlu, neden böyle her sabah üzgün görünüyorsun?” diye sordu, “Bana anlatamaz mısın?”
Amnon, “Üvey kardeşim Avşalomun kızkardeşi Tamara gönül verdim” diye yanıtladı.
Yonadav, “Yatağa yat ve hastaymış gibi yap” dedi, “Baban seni görmeye gelince ona şöyle dersin: Lütfen kızkardeşim Tamar gelip bana yiyecek versin. Yemeği önümde hazırlasın ki, ona bakayım, elinden yiyeyim. ”
Böylece Amnon yatağa yatıp hastaymış gibi yaptı. Kral onu görmeye gelince, Amnon, “Lütfen kızkardeşim Tamar gelip önümde iki gözleme hazırlasın da elinden yiyeyim” dedi.
Davut, sarayda yaşayan Tamara, “Haydi kardeşin Amnonun evine gidip ona yiyecek hazırla” diye haber gönderdi. Tamar yatmakta olan kardeşi Amnonun evine gitti. Hamur alıp yoğurdu, önünde gözleme yapıp pişirdi. Tavayı alıp gözlemeyi önüne koyduysa da Amnon yemek istemedi. “Yanımdan herkesi çıkarın” diye buyruk verdi. Herkes çıktı. Sonra Amnon Tamara, “Yemeği yatak odama getir de, elinden yiyeyim” dedi. Tamar hazırladığı gözlemeleri kardeşi Amnonun yatak odasına götürdü. Yesin diye yemeği ona yaklaştırınca, Amnon Tamarı yakalayarak, “Gel, benimle yat, kızkardeşim” dedi.
Ama Tamar, “Hayır, kardeşim, beni zorlama!” dedi, “İsrailde böyle şey yapılmamalıdır! Bu iğrençliği yapma! Sonra ben utancımı nasıl üstümden atarım? Sense İsrailde alçak biri durumuna düşersin. Ne olur krala söyle; o beni senden esirgemez.” Ne var ki, Amnon Tamarı dinlemek istemedi. Daha güçlü olduğu için onunla zorla yattı.
Bundan sonra Amnon Tamardan öylesine nefret etti ki, ona duyduğu nefret, beslemiş olduğu sevgiden daha güçlüydü. Amnon Tamara, “Kalk, git!” dedi.
Tamar, “Hayır” dedi, “Çünkü beni kovman, bana yaptığın öbür kötülükten daha büyük bir kötülüktür.” Ama Amnon onu dinlemek istemedi. Hizmetindeki uşağı çağırıp, “Bu kadını yanımdan dışarı çıkar, ardından da kapıyı sürgüle” dedi. Uşak Tamarı dışarı çıkarıp ardından kapıyı sürgüledi. Tamar uzun kollu bir giysi giymişti. Kralın erden kızları böyle giyinirlerdi. Tamar başına kül saçıp sırtındaki uzun kollu giysiyi yırttı. Elini başına koyup ağlaya ağlaya gitti.
Kardeşi Avşalom ona, “Seninle birlikte olan kardeşin Amnon muydu?” diye sordu, “Haydi, kızkardeşim, sesini çıkarma. O senin üvey kardeşindir. Bu olayın üzerinde durma.” Böylece Tamar, kardeşi Avşalomun evinde yalnız ve üzgün yaşadı.
Kral Davut olup bitenleri duyunca çok öfkelendi. Avşalom ise Amnona iyi kötü hiçbir şey söylemedi. Kızkardeşi Tamara tecavüz ettiği için Amnondan nefret ediyordu.

Natan Davutu Paylıyor – II. Samuel 12

RAB Natanı Davuta gönderdi. Natan Davutun yanına gelince ona, “Bir kentte biri zengin, öbürü yoksul iki adam vardı” dedi, “Zengin adamın birçok koyunu, sığırı vardı. Ama yoksul adamın satın alıp beslediği küçük bir dişi kuzudan başka bir hayvanı yoktu. Kuzu adamın yanında, çocuklarıyla birlikte büyüdü. Adamın yemeğinden yer, tasından içer, koynunda uyurdu. Yoksulun kızı gibiydi. Derken, zengin adama bir yolcu uğradı. Adam gelen konuğa yemek hazırlamak için kendi koyunlarından, sığırlarından birini almaya kıyamadığından yoksulun kuzusunu alıp yolcuya yemek hazırladı.”
Zengin adama çok öfkelenen Davut Natana, “Yaşayan RABbin adıyla derim ki, bunu yapan ölümü hak etmiştir!” dedi, “Bunu yaptığı ve acımadığı için kuzuya karşılık dört katını ödemeli.”
Bunun üzerine Natan Davuta, “O adam sensin!” dedi, “İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, Ben seni İsraile kral olarak meshettim ve Saulun elinden kurtardım. Sana efendinin evini verdim, karılarını da koynuna verdim. İsrail ve Yahuda halkını da sana verdim. Bu az gelseydi, sana daha neler neler verirdim! Öyleyse neden RABbin gözünde kötü olanı yaparak, Onun sözünü küçümsedin? Hititli Uriyayı kılıçla öldürdün, Ammonluların kılıcıyla canına kıydın. Karısını da kendine eş olarak aldın. Bundan böyle, kılıç senin soyundan sonsuza dek eksik olmayacak. Çünkü beni küçümsedin ve Hititli Uriyanın karısını kendine eş olarak aldın.
“RAB şöyle diyor: Sana kendi soyundan kötülük getireceğim. Senin gözünün önünde karılarını alıp bir yakınına vereceğim; güpegündüz karılarının koynuna girecek. Evet, sen o işi gizlice yaptın, ama ben bunu bütün İsrail halkının gözü önünde güpegündüz yapacağım! ”
Davut, “RABbe karşı günah işledim” dedi.
Natan, “RAB günahını bağışladı, ölmeyeceksin” diye karşılık verdi, “Ama sen bunu yapmakla, RABbin düşmanlarının Onu küçümsemesine neden oldun. Bu yüzden doğan çocuğun kesinlikle ölecek.” Bundan sonra Natan evine döndü.
RAB Uriyanın karısının Davuttan doğan çocuğunun hastalanmasına neden oldu. Davut çocuk için Tanrıya yalvarıp oruç tuttu; evine gidip gecelerini yerde yatarak geçirdi.
Sarayın ileri gelenleri onu yerden kaldırmaya geldiler. Ama Davut kalkmak istemedi, onlarla yemek de yemedi. Yedinci gün çocuk öldü. Davutun görevlileri çocuğun öldüğünü Davuta bildirmekten çekindiler. Çünkü, “Çocuk daha yaşarken onunla konuştuk ama bizi dinlemedi” diyorlardı, “Şimdi çocuğun öldüğünü ona nasıl söyleriz? Kendisine zarar verebilir!”
Davut görevlilerinin fısıldaştığını görünce, çocuğun öldüğünü anladı. Onlara, “Çocuk öldü mü?” diye sordu.
“Evet, öldü” dediler.
Bunun üzerine Davut yerden kalktı. Yıkandı, güzel kokular sürünüp giysilerini değiştirdi. RABbin Tapınağına gidip tapındı. Sonra evine döndü ve yemek istedi. Önüne konan yemeği yedi. Hizmetkarları, “Neden böyle davranıyorsun?” diye sordular, “Çocuk yaşarken oruç tuttun, ağladın; ama ölünce kalkıp yemek yemeye başladın.”
Davut şöyle yanıtladı: “Çocuk yaşarken oruç tutup ağladım. Çünkü, Kim bilir, RAB bana lütfeder de çocuk yaşar diye düşünüyordum. Ama çocuk öldü. Artık neden oruç tutayım? Onu geri getirebilir miyim ki? Ben onun yanına gideceğim, ama o bana geri dönmeyecek.”
Davut karısı Bat-Şevayı avuttu. Yanına girip onunla yattı. Bat-Şeva bir oğul doğurdu. Çocuğun adını Süleyman koydu. Çocuğu seven RAB Peygamber Natan aracılığıyla haber gönderdi ve hatırı için çocuğun adını Yedidyah koydu.
Bu sırada Ammonluların Rabba Kentine karşı savaşı sürdüren Yoav, saray semtini ele geçirdi. Sonra Davuta ulaklar göndererek, “Rabba Kentine karşı savaşıp su kaynaklarını ele geçirdim” dedi, “Şimdi sen ordunun geri kalanlarını topla, kenti kuşatıp ele geçir; öyle ki, kenti ben ele geçirmeyeyim ve kent adımla anılmasın.” Davut bütün askerlerini toplayıp Rabba Kentine gitti, kente karşı savaşıp ele geçirdi. Ammon Kralının başındaki tacı aldı. Değerli taşlarla süslü, ağırlığı bir talant altını bulan tacı Davutun başına koydular. Davut kentten çok miktarda mal yağmalayıp götürdü. Orada yaşayan halkı dışarı çıkarıp testereyle, demir kazma ve baltayla yapılan işlerde, tuğla yapımında çalıştırdı. Davut bunu bütün Ammon kentlerinde uyguladı. Sonra bütün ordusuyla birlikte Yeruşalime döndü.

Davutla Bat-Şeva – II. Samuel 11

İlkbaharda, kralların savaşa gittiği dönemde, Davut kendi subaylarıyla birlikte Yoavı ve bütün İsrail ordusunu savaşa gönderdi. Onlar Ammonluları yenilgiye uğratıp Rabba Kentini kuşatırken, Davut Yeruşalimde kalıyordu.
Bir akşamüstü Davut yatağından kalktı, sarayın damına çıkıp gezinmeye başladı. Damdan yıkanan bir kadın gördü. Kadın çok güzeldi. Davut onun kim olduğunu öğrenmek için birini gönderdi.
Adam, “Kadın Eliamın kızı Hititli Uriyanın karısı Bat-Şevadır” dedi. Davut kadını getirmeleri için ulaklar gönderdi. Kadın Davutun yanına geldi. Davut aybaşı kirliliğinden yeni arınmış olan kadınla yattı. Sonra kadın evine döndü. Gebe kalan kadın Davuta, “Gebe kaldım” diye haber gönderdi.
Bunun üzerine Davut Hititli Uriyayı kendisine göndermesi için Yoava haber yolladı. Yoav da Uriyayı Davuta gönderdi. Uriya yanına varınca, Davut Yoavın, ordunun ve savaşın durumunu sordu. Sonra Uriyaya, “Evine git, rahatına bak” dedi.
Uriya saraydan çıkınca, kral ardından bir armağan gönderdi. Ne var ki, Uriya evine gitmedi, efendisinin bütün adamlarıyla birlikte sarayın kapısında uyudu. Davut Uriyanın evine gitmediğini öğrenince, ona, “Yolculuktan geldin. Neden evine gitmedin?” diye sordu.
Uriya, “Sandık da, İsraillilerle Yahudalılar da çardaklarda kalıyor” diye karşılık verdi, “Komutanım Yoavla efendimin adamları kırlarda konaklıyor. Bu durumda nasıl olur da ben yiyip içmek, karımla yatmak için evime giderim? Yaşamın hakkı için, böyle bir şeyi kesinlikle yapmayacağım.”
Bunun üzerine Davut, “Bugün de burada kal, yarın seni göndereceğim” dedi. Uriya o gün de, ertesi gün de Yeruşalimde kaldı. Davut Uriyayı çağırdı. Onu sarhoş edene dek yedirip içirdi. Akşam olunca Uriya efendisinin adamlarıyla birlikte uyumak üzere yattığı yere gitti. Yine evine gitmedi.
Sabahleyin Davut Yoava bir mektup yazıp Uriya aracılığıyla gönderdi. Mektupta şöyle yazdı: “Uriyayı savaşın en şiddetli olduğu cepheye yerleştir ve yanından çekil ki, vurulup ölsün.”
Böylece Yoav kenti kuşatırken Uriyayı yiğit adamların bulunduğunu bildiği yere yerleştirdi. Kent halkı çıkıp Yoavın askerleriyle savaştı. Davutun askerlerinden ölenler oldu. Hititli Uriya da ölenler arasındaydı.
Yoav savaşla ilgili ayrıntılı haberleri Davuta iletmek üzere bir ulak gönderdi. Ulağı şöyle uyardı: “Sen savaşla ilgili ayrıntılı haberleri krala iletmeyi bitirdikten sonra, kral öfkelenip sana şunu sorabilir: Onlarla savaşmak için kente neden o kadar çok yaklaştınız? Surdan ok atacaklarını bilmiyor muydunuz? Yerubbeşet oğlu Avimeleki kim öldürdü? Teveste surun üstünden bir kadın üzerine bir değirmen üst taşını atıp onu öldürmedi mi? Öyleyse niçin sura o kadar çok yaklaştınız? O zaman, Kulun Hititli Uriya da öldü dersin.”
Ulak yola koyuldu. Davutun yanına varınca, Yoavın kendisine söylediklerinin tümünü ona iletti. “Adamlar bizden üstün çıktılar” dedi, “Kentten çıkıp bizimle kırda savaştılar. Ama onları kent kapısına kadar geri püskürttük. Bunun üzerine okçular adamlarına surdan ok attılar. Kralın adamlarından bazıları öldü; kulun Hititli Uriya da öldü.”
Davut ulağa şöyle dedi: “Yoava de ki, Bu olay seni üzmesin! Savaşta kimin öleceği belli olmaz. Kente karşı saldırınızı güçlendirin ve kenti yerle bir edin! Bu sözlerle onu yüreklendir.”
Uriyanın karısı, kocasının öldüğünü duyunca, onun için yas tuttu. Yas süresi geçince, Davut onu sarayına getirtti. Kadın Davutun karısı oldu ve ona bir oğul doğurdu.
Ancak, Davutun bu yaptığı RABbin hoşuna gitmedi.

Davut Ammonlularla Aramlıları Yenilgiye Uğratıyor – II. Samuel 10

Bir süre sonra Ammon Kralı öldü, yerine oğlu Hanun kral oldu. Davut, “Babası bana iyilik ettiği gibi ben de Nahaş oğlu Hanuna iyilik edeceğim” diye düşünerek, babasının ölümünden dolayı baş sağlığı dilemek için Hanuna görevliler gönderdi.
Davutun görevlileri Ammonluların ülkesine varınca, Ammon önderleri, efendileri Hanuna şöyle dediler: “Davut sana bu adamları gönderdi diye babana saygı duyduğunu mu sanıyorsun? Davut, kenti araştırmak, casusluk etmek, yıkmak için adamlarını sana gönderdi.”
Bunun üzerine Hanun Davutun görevlilerini yakalattı. Sakallarının yarısını tıraş edip giysilerinin kalçayı kapatan kesimini ortadan kesti ve onları öylece gönderdi.
Davut bunu duyunca, onları karşılamak üzere adamlar gönderdi. Çünkü görevliler çok utanıyorlardı. Kral, “Sakalınız uzayıncaya dek Erihada kalın, sonra dönün” diye buyruk verdi.
Ammonlular, Davutun nefretini kazandıklarını anlayınca, haber gönderip Beytrehov ve Sovadan yirmi bin Aramlı yaya asker, Maaka Kralıyla bin adamını ve Tov halkından on iki bin adamı kiraladılar. Davut bunu duyunca, Yoavı ve güçlü adamlardan oluşan bütün ordusunu onlara karşı gönderdi. Ammonlular çıkıp kent kapısında savaş düzeni aldılar. Aramlı Sovayla Rehov, Tov halkı ve Maakanın adamları da kırda savaş düzenine girdiler.
Önde, arkada düşman birliklerini gören Yoav, İsrailin iyi askerlerinden bazılarını seçerek Aramlılara karşı yerleştirdi. Geri kalan birlikleri de kardeşi Avişayın komutasına vererek Ammonlulara karşı yerleştirdi. Yoav, “Aramlılar benden güçlü çıkarsa, yardımıma gelirsin” dedi, “Ama Ammonlular senden güçlü çıkarsa, ben sana yardıma gelirim. Güçlü ol! Halkımızın ve Tanrımızın kentleri uğruna yürekli olalım! RAB gözünde iyi olanı yapsın.”
Yoavla yanındakiler Aramlılara karşı savaşmak için ileri atılınca, Aramlılar onlardan kaçtı. Onların kaçıştığını gören Ammonlular da Avişaydan kaçarak kente girdiler. Bunun üzerine Yoav Ammonlularla savaşmaktan vazgeçerek Yeruşalime gitti.
İsraillilerin önünde bozguna uğradıklarını gören Aramlılar bir araya geldiler. Hadadezer, haber gönderip Fırat Irmağının karşı yakasındaki Aramlıları çağırttı. Aramlılar Hadadezerin ordu komutanı Şovakın komutasında Helama gittiler.
Davut bunu duyunca, bütün İsrail ordusunu topladı. Şeria Irmağını geçerek Helama vardılar. Aramlılar Davuta karşı düzen alarak onunla savaştılar. Ne var ki, Aramlılar İsraillilerin önünden kaçtılar. Davut onlardan yedi yüz savaş arabası sürücüsü ile kırk bin atlı asker öldürdü. Hadadezerin ordu komutanı Şovakı da vurdu. Şovak savaş alanında öldü. Hadadezerin buyruğundaki kralların hepsi bozguna uğradıklarını görünce, İsraillilerle barış yaparak onlara boyun eğdiler.
Aramlılar bundan böyle Ammonlulara yardım etmekten kaçındılar.

Davutun Mefiboşete Yaptığı İyilik – II. Samuel 9

Davut, “Saulun ailesinden daha sağ kalan, Yonatanın hatırı için iyilik edebileceğim kimse var mı?” diye sordu.
Saulun ailesinin Siva adında bir hizmetkarı vardı. Onu Davutun yanına çağırdılar. Kral, “Siva sen misin?” diye sordu.
Siva, “Evet, ben kulunum” diye yanıtladı.
Kral, “Saulun ailesinden sağ kalan kimse yok mu?” diye sordu, “Tanrının iyiliğini ona göstereyim.”
Siva, “Yonatanın iki ayağı sakat bir oğlu var” diye yanıtladı.
Kral, “Nerede o?” diye sordu.
Siva, “Ammiel oğlu Makirin Lo-Devardaki evinde” diye karşılık verdi. Böylece Kral Davut, Lo-Devardan Ammiel oğlu Makirin evinden onu yanına getirtti.
Saul oğlu Yonatan oğlu Mefiboşet, Davutun yanına gelince, onun önünde yere kapandı.
Davut, “Mefiboşet!” diye seslendi.
Mefiboşet, “Evet, ben kulunum” diye yanıtladı.
Davut ona, “Korkma!” dedi, “Çünkü baban Yonatanın hatırı için, sana kesinlikle iyilik edeceğim. Atan Saulun bütün toprağını sana geri vereceğim. Ve sen her zaman soframda yemek yiyeceksin.”
Mefiboşet yere kapanıp şöyle dedi: “Kulun ne ki, benim gibi ölmüş bir köpekle ilgileniyorsun?”
Kral Davut, Saulun hizmetkarı Sivayı çağırtıp, “Önceden efendin Saul ile ailesine ait her şeyi torunu Mefiboşete verdim” dedi, “Sen, oğulların ve kölelerin onun için toprağı işleyip ürünü getireceksiniz. Öyle ki, efendinizin torununun yiyecek gereksinimi sağlansın. Efendinin torunu Mefiboşet her zaman benim soframda yemek yiyecektir.” Sivanın on beş oğlu ve yirmi kölesi vardı.
Siva, “Efendim kralın buyurduğu her şeyi yapacağım” dedi. Mefiboşet kralın çocuklarından biri gibi onun sofrasında yemek yedi. Mefiboşetin Mika adında küçük bir oğlu vardı. Sivaya bağlı herkes Mefiboşete hizmet ediyordu. İki ayağı sakat Mefiboşet hep kralın sofrasında yemek yediğinden Yeruşalimde oturuyordu.

Davutun Görevlileri – II. Samuel 8

Bütün İsrailde krallık yapan Davut halkına doğruluk ve adalet sağladı. Seruya oğlu Yoav ordu komutanı, Ahilut oğlu Yehoşafat devlet tarihçisiydi. Ahituv oğlu Sadokla Aviyatar oğlu Ahimelek kahin, Seraya yazmandı. Yehoyada oğlu Benaya Keretlilerle Peletlilerin komutanıydı. Davutun oğullarıysa kahindi.

Davutun Başarıları – II. Samuel 8

Bir süre sonra Davut Filistlileri yenip boyunduruğu altına aldı ve Meteg-Ammayı Filistlilerin yönetiminden çıkardı.
Moavlıları da bozguna uğrattı. Onları yere yatırıp iple ölçtü. Ölçtüğü iki sırayı öldürdü, bir bütün sırayı sağ bıraktı. Moavlılar Davutun haraç ödeyen köleleri oldular.
Davut Fırata kadar krallığını yeniden kurmaya giden Sova Kralı Rehov oğlu Hadadezeri de yendi. Bin yedi yüz atlısıyla yirmi bin yaya askerini ele geçirdi. Yüz savaş arabası için gereken atların dışındaki bütün atları da sakatladı.
Sova Kralı Hadadezere yardıma gelen Şam Aramlılarından yirmi iki bin kişiyi öldürdü. Sonra Şam Aramlılarının ülkesine askeri birlikler yerleştirdi. Onlar da Davutun haraç ödeyen köleleri oldular. RAB Davutu gittiği her yerde zafere ulaştırdı.
Davut Hadadezerin komutanlarının taşıdığı altın kalkanları alıp Yeruşalime götürdü. Ayrıca Hadadezerin yönetimindeki Betah ve Berotay kentlerinden bol miktarda tunç aldı.
Hama Kralı Toi, Davutun Hadadezerin bütün ordusunu bozguna uğrattığını duydu. Toi Kral Davutu selamlamak ve Hadadezerle savaşıp yendiği için onu kutlamak üzere oğlu Yoramı ona gönderdi. Çünkü Toi Hadadezerle sürekli savaşmıştı. Yoram Davuta altın, gümüş, tunç armağanlar getirdi. Kral Davut bu armağanları yendiği bütün uluslardan –Aram, Moav, Ammonlular, Filistliler ve Amaleklilerden– ele geçirdiği altın ve gümüşle birlikte RABbe adadı. Bunun yanısıra Sova Kralı Rehov oğlu Hadadezerden yağmalanan altınla gümüşü de RABbe adadı.
Davut Tuz Vadisinde on sekiz bin Edomlu öldürüp dönünce üne kavuştu.
Edomun her yanına askeri birlikler yerleştirdi. Edomluların tümü Davutun köleleri oldular. RAB Davutu gittiği her yerde zafere ulaştırdı.

Davutun Duası – II. Samuel 7

Bunun üzerine Kral Davut gelip RABbin önünde oturdu ve şöyle dedi: “Ey Egemen RAB, ben kimim, ailem nedir ki, beni bu duruma getirdin? Ey Egemen RAB, sanki bu yetmezmiş gibi, kulunun soyunun geleceği hakkında da söz verdin. Ey Egemen RAB, insanlarla hep böyle mi ilgilenirsin? Ben sana başka ne diyebilirim ki! Çünkü, ey Egemen RAB, kulunu tanıyorsun. Sözünün hatırı için ve isteğin uyarınca bu büyüklüğü gösterdin ve kuluna bildirdin.
“Yücesin, ey Egemen RAB! Bir benzerin yok, senden başka Tanrı da yok! Bunu kendi kulaklarımızla duyduk. Halkın İsraile benzer tek bir ulus yok dünyada. Kendi halkın olsun diye onları kurtarmaya gittin. Çünkü onlar için de, ülken için de büyük ve görkemli işler yapmakla ün saldın. Mısırdan kendin için kurtardığın halkın önünden ulusları ve tanrılarını kovdun. Halkın İsraili sonsuza dek kendi halkın olarak benimsedin ve sen de, ya RAB, onların Tanrısı oldun.
“Şimdi, ya RAB Tanrı, kuluna ve onun soyuna ilişkin verdiğin sözü sonsuza dek tut, sözünü yerine getir. Öyle ki, insanlar, Her Şeye Egemen RAB İsrailin Tanrısıdır! diyerek adını sonsuza dek yüceltsinler ve kulun Davutun soyu da önünde sürsün.
“Ey Her Şeye Egemen RAB, İsrailin Tanrısı! Senin için bir soy çıkaracağım diye kuluna açıkladın. Bundan dolayı kulun sana bu duayı etme yürekliliğini buldu. Ey Egemen RAB, sen Tanrısın! Sözlerin gerçektir ve kuluna bu iyilikleri söz verdin. Şimdi önünde sonsuza dek sürmesi için kulunun soyunu kutsamanı diliyorum. Çünkü, ey Egemen RAB, sen böyle söz verdin ve kulunun soyu kutsamanla sonsuza dek kutlu kılınacak.”

Tanrının Davuta Verdiği Söz – II. Samuel 7

Kral sarayına yerleşmişti. RAB de onu çevresindeki bütün düşmanlarından koruyarak rahata kavuşturdu.
O sırada kral, Peygamber Natana, “Bak, ben sedir ağacından yapılmış bir sarayda oturuyorum. Oysa Tanrının Sandığı bir çadırda duruyor!” dedi.
Natan, “Git, tasarladığın her şeyi yap, çünkü RAB seninledir” diye karşılık verdi.
O gece RAB Natana şöyle seslendi: “Git, kulum Davuta şöyle de: RAB diyor ki, oturmam için bana sen mi tapınak yapacaksın? İsrail halkını Mısırdan çıkardığım günden bu yana konutta oturmadım. Bir çadırda orada burada konaklayarak dolaşıyordum. İsraillilerle birlikte dolaştığım yerlerin herhangi birinde, halkım İsraili gütmesini buyurduğum İsrail önderlerinden birine, neden bana sedir ağacından bir konut yapmadınız diye hiç sordum mu?
“Şimdi kulum Davuta şöyle diyeceksin: Her Şeye Egemen RAB diyor ki, halkım İsraile önder olasın diye seni otlaklardan ve koyun gütmekten aldım. Her nereye gittiysen seninleydim. Önünden bütün düşmanlarını yok ettim. Adını dünyadaki büyük adamların adı gibi büyük kılacağım. Halkım İsrail için bir yurt sağlayıp onları oraya yerleştireceğim. Bundan böyle kendi yurtlarında otursunlar, bir daha rahatsız edilmesinler. Kötü kişiler de halkım İsraile hakimler atadığım günden bu yana yaptıkları gibi, bir daha onlara baskı yapmasınlar. Seni bütün düşmanlarından kurtarıp rahata kavuşturacağım.
“ RAB senin için bir soy yetiştireceğini belirtiyor: Sen ölüp atalarına kavuşunca, senden sonra soyundan birini ortaya çıkarıp krallığını pekiştireceğim. Adıma bir tapınak kuracak olan odur. Ben de onun krallığının tahtını sonsuza dek sürdüreceğim. Ben ona baba olacağım, o da bana oğul olacak. Kötülük yapınca, onu insanların değneğiyle, insanların vuruşlarıyla yola getireceğim. Ama senin önünden kaldırdığım Sauldan esirgediğim sevgiyi hiçbir zaman esirgemeyeceğim. Soyun ve krallığın sonsuza dek önümde duracak; tahtın sonsuza dek sürecektir. ”
Böylece Natan bütün bu sözleri ve görümleri Davuta aktardı.

Antlaşma Sandığının Yeruşalime Getirilişi – II. Samuel 6

Davut İsraildeki bütün seçme adamları topladı. Sayıları otuz bin kişiydi. Böylece Davutla ordusu, sandığın üzerindeki Keruvlar arasında taht kuran Her Şeye Egemen RABbin adıyla anılan Tanrının Sandığını getirmek için Baale-Yahudaya gittiler. Tanrının Sandığını Avinadavın tepedeki evinden alıp yeni bir arabaya koydular. Tanrının Sandığını taşıyan yeni arabayı Avinadavın oğulları Uzzayla Ahyo sürüyordu. Ahyo sandığın önünden yürüyordu. Bu arada Davutla bütün İsrail halkı da RABbin önünde lir, çenk, tef, çıngırak ve ziller eşliğinde ezgiler okuyarak var güçleriyle bu olayı kutluyorlardı.
Nakonun harman yerine vardıklarında öküzler tökezledi. Bu nedenle Uzza elini uzatıp Tanrının Sandığını tuttu. RAB Tanrı saygısızca davranan Uzzaya öfkelenerek onu orada yere çaldı. Uzza Tanrının Sandığının yanında öldü.
Davut, RABbin Uzzayı cezalandırmasına öfkelendi. O günden bu yana oraya Peres-Uzza denilir.
Davut o gün RABden korkarak, “RABbin Sandığı nasıl olur da bana gelir?” diye düşündü. RABbin Sandığını Davut Kentine götürmek istemedi. Bunun yerine sandığı Gatlı Ovet-Edomun evine götürdü. RABbin Sandığı Gatlı Ovet-Edomun evinde üç ay kaldı. RAB Ovet-Edomu ve bütün ailesini kutsadı.
“Tanrının Sandığından ötürü RAB Ovet-Edomun ailesini ve ona ait her şeyi kutsadı” diye Kral Davuta bildirildi. Böylece Davut gidip Tanrının Sandığını Ovet-Edomun evinden Davut Kentine sevinçle getirdi. RABbin Sandığını taşıyanlar altı adım atınca, Davut bir boğayla besili bir dana kurban etti.
Keten efod kuşanmış Davut, RABbin önünde var gücüyle oynuyordu. Davutla bütün İsrail halkı, sevinç naraları ve boru sesi eşliğinde RABbin Sandığını getiriyorlardı. RABbin Sandığı Davut Kentine varınca, Saulun kızı Mikal pencereden baktı. RABbin önünde oynayıp zıplayan Kral Davutu görünce, onu küçümsedi.
RABbin Sandığını getirip Davutun bu amaçla kurduğu çadırın içindeki yerine koydular. Davut RABbe yakmalık sunular ve esenlik sunuları sundu. Yakmalık sunuları ve esenlik sunularını sunmayı bitirince, Her Şeye Egemen RABbin adıyla halkı kutsadı. Ardından kadın erkek herkese, bütün İsrail topluluğuna birer somun ekmekle birer hurma ve üzüm pestili dağıttı. Sonra herkes evine döndü.
Davut ailesini kutsamak için eve döndüğünde, Saulun kızı Mikal onu karşılamaya çıktı. Davuta şöyle dedi: “İsrail Kralı bugün ne güzel bir ün kazandırdı kendine! Değersiz biri gibi, kullarının cariyeleri önünde soyundun.”
Davut, “Baban ve bütün soyu yerine beni seçen ve halkı İsraile önder atayan RABbin önünde oynadım!” diye karşılık verdi, “Evet, RABbin önünde oynayacağım. Üstelik kendimi bundan daha da küçük düşüreceğim, hiçe sayacağım. Ama sözünü ettiğin o cariyeler beni onurlandıracaklar.”
Saulun kızı Mikalın ölene dek çocuğu olmadı.

Filistliler Yenilgiye Uğruyor – II. Samuel 5

Filistliler Davutun İsrail Kralı olarak meshedildiğini duyunca, bütün Filist ordusu onu aramak için yola çıktı. Bunu duyan Davut kaleye sığındı. Filistliler gelip Refaim Vadisine yayılmışlardı. Davut RABbe danıştı: “Filistlilere saldırayım mı? Onları elime teslim edecek misin?”
RAB Davuta, “Saldır” dedi, “Onları kesinlikle eline teslim edeceğim.”
Bunun üzerine Davut Baal-Perasime gidip orada Filistlileri bozguna uğrattı. Sonra, “Her şeyi yarıp geçen sular gibi, RAB düşmanlarımı önümden yarıp geçti” dedi. Bundan ötürü oraya Baal-Perasim adı verildi. Davutla adamları, Filistlilerin orada bıraktığı putları alıp götürdüler.
Filistliler bir kez daha gelip Refaim Vadisine yayıldılar. Davut RABbe danıştı. RAB şöyle karşılık verdi: “Buradan saldırma! Onları arkadan çevirip pelesenk ağaçlarının önünden saldır. Pelesenk ağaçlarının tepesinden yürüyüş sesi duyar duymaz, acele et. Çünkü ben Filist ordusunu bozguna uğratmak için önünsıra gitmişim demektir.” Davut RABbin kendisine buyurduğu gibi yaptı ve Filistlileri Gevadan Gezere kadar bozguna uğrattı.

Davut İsrail Kralı Oluyor – II. Samuel 5

İsrailin bütün oymakları Hevronda bulunan Davuta gelip şöyle dediler: “Biz senin etin, kemiğiniz. Geçmişte Saul kralımızken, savaşta İsraile komuta eden sendin. RAB sana, Halkım İsraili sen güdecek, onlara sen önder olacaksın diye söz verdi.” İsrailin bütün ileri gelenleri Hevrona, Kral Davutun yanına gelince, kral RABbin önünde orada onlarla bir antlaşma yaptı. Onlar da Davutu İsrail Kralı olarak meshettiler.
Davut otuz yaşında kral oldu ve kırk yıl krallık yaptı. Hevronda yedi yıl altı ay Yahudaya, Yeruşalimde otuz üç yıl bütün İsraile ve Yahudaya krallık yaptı.
Kral Davutla adamları Yeruşalimde yaşayan Yevuslulara saldırmak için yola çıktılar. Yevuslular Davuta, “Sen buraya giremezsin, körlerle topallar bile seni geri püskürtebilir” dediler. “Davut buraya giremez” diye düşünüyorlardı. Ne var ki, Davut Siyon Kalesini ele geçirdi. Daha sonra bu kaleye “Davut Kenti” adı verildi.
Davut o gün adamlarına şöyle demişti: “Yevusluları kim yenilgiye uğratırsa Davutun nefret ettiği şu Topallarla körlere su kanalından ulaşmalı!” “Körlerle topallar saraya giremeyecek” denmesinin nedeni işte budur.
Bundan sonra Davut “Davut Kenti” adını verdiği kalede oturmaya başladı. Çevredeki bölgeyi, Millodan içeriye doğru uzanan bölümü inşa etti. Davut giderek güçleniyordu. Çünkü Her Şeye Egemen Tanrı RAB onunlaydı.
Sur Kralı Hiram Davuta ulaklar, sedir kütükleri, marangozlar ve taşçılar gönderdi. Bu adamlar Davut için bir saray yaptılar. Böylece Davut RABbin kendisini İsrail Kralı atadığını ve halkı İsrailin hatırı için krallığını yücelttiğini anladı.
Davut Hevrondan ayrıldıktan sonra Yeruşalimde kendine daha birçok cariye ve karı aldı. Davutun erkek ve kız çocukları oldu. Davutun Yeruşalimde doğan çocuklarının adları şunlardı: Şammua, Şovav, Natan, Süleyman, Yivhar, Elişua, Nefek, Yafia, Elişama, Elyada ve Elifelet.

İş-Boşetin Öldürülmesi – II. Samuel 4

Avnerin Hevronda öldürüldüğünü duyan Saul oğlu İş-Boşet korkuya kapıldı. Bütün İsrail halkı da dehşet içindeydi. Saul oğlu İş-Boşetin iki akıncı önderi vardı; bunlar Benyamin oymağından Beerotlu Rimmonun oğullarıydı. Birinin adı Baana, öbürününki Rekavdı. –Beerot Benyamin oymağından sayılırdı. Beerotlular Gittayime kaçmışlardı. Yabancı olan bu halk bugün de orada gurbette yaşıyor.–
Saul oğlu Yonatanın Mefiboşet adında bir oğlu vardı; iki ayağı da topaldı. Saulla Yonatanın ölüm haberi Yizreelden ulaştığında, Mefiboşet beş yaşındaydı. Dadısı onu alıp kaçmıştı. Ne var ki, aceleyle kaçmaya çalışırken çocuk düşüp sakatlanmıştı.
Beerotlu Rimmonun oğulları Rekavla Baana yola koyuldular. Öğle sıcağında İş-Boşetin evine vardıklarında İş-Boşet uzanmış dinlenmekteydi. Buğday alacakmış gibi yaparak eve girdiler. O sırada İş-Boşet yatak odasında yatağında uzanıyordu. Adamlar İş-Boşetin karnını deşip öldürdüler. Başını gövdesinden ayırıp yanlarına aldılar.
Rekavla kardeşi Baana kaçıp bütün gece Arava yolundan ilerlediler. İş-Boşetin başını Hevronda Kral Davuta getirip, “İşte seni öldürmek isteyen düşmanın Saulun oğlu İş-Boşetin başı!” dediler, “RAB bugün Sauldan ve onun soyundan efendimiz kralın öcünü aldı.”
Ama Davut Beerotlu Rimmonun oğulları Rekavla kardeşi Baanaya şöyle karşılık verdi: “Beni her türlü sıkıntıdan kurtaran yaşayan RAB adıyla derim ki, iyi haber getirdiğini sanarak bana Saulun öldüğünü bildiren adamı yakalayıp Ziklakta yaşamına son verdim. Getirdiği iyi haber için verdiğim ödül buydu! Doğru birini evinde, yatağında öldüren kötü kişilerin ölümü çok daha kesindir! Şimdi sizi yeryüzünden yok ederek onun öcünü sizden almayacak mıyım?” Sonra adamlarına buyruk verdi. İki kardeşi öldürüp ellerini, ayaklarını kestiler ve Hevrondaki havuzun yanına astılar. İş-Boşetin başını ise götürüp Hevronda Avnerin mezarına gömdüler.

Yoav Avneri Öldürüyor – II. Samuel 3

Tam o sırada Davutun adamlarıyla Yoav, bir baskından dönmüş, yanlarında birçok yağmalanmış mal getirmişlerdi. Ama Avner Hevronda Davutun yanında değildi. Çünkü Davut onu göndermiş, o da esenlikle gitmişti. Yoavla yanındaki bütün askerler Hevrona vardığında, Ner oğlu Avnerin krala geldiğini, kralın onu gönderdiğini, onun da esenlikle gittiğini Yoava bildirdiler. Yoav krala gidip, “Ne yaptın?” dedi, “Baksana Avner ayağına kadar gelmiş! Neden onu salıverdin? Çoktan gitmiş! Ner oğlu Avneri tanırsın; seni kandırmak, nereye gidip geldiğini, neler yaptığını öğrenmek için gelmiştir.”
Davutun yanından çıkan Yoav, Avnerin arkasından ulaklar gönderdi. Ulaklar Avneri Sira Sarnıcından geri getirdiler. Davut ise bundan habersizdi. Avner Hevrona dönünce, Yoav onunla özel bir görüşme yapmak bahanesiyle, onu kent kapısına çekti. Kardeşi Asahelin kanını döktüğü için, Avneri orada karnından vurup öldürdü. Davut bu haberi işitince şöyle dedi: “RABbin önünde ben de, krallığım da Ner oğlu Avnerin kanından sonsuza dek suçsuzuz. Bu suçun sorumlusu Yoavla babasının bütün soyu olsun. Yoavın soyundan irinli, deri hastalığına yakalanmış, koltuk değneğine dayanan, kılıçla öldürülen, açlık çeken kişiler hiç eksik olmasın!” Böylece Yoavla kardeşi Avişay, Givondaki savaşta kardeşleri Asaheli öldüren Avneri öldürdüler.
Sonra Davut Yoavla yanındakilere şu buyruğu verdi: “Giysilerinizi yırtıp çula sarının ve Avnerin ölüsü önünde yas tutun!” Kral Davut da cenazenin ardısıra yürüdü. Avneri Hevronda gömdüler. Kral, Avnerin mezarı başında hıçkıra hıçkıra ağladı. Oradaki herkes de ağladı. Sonra kral, Avner için şu ağıtı yaktı:
“Avner, bir budala gibi mi ölmeliydi?
Ellerin bağlı değildi, ayaklarına zincir vurulmamıştı.
Ama sen kötülerin önünde düşen biri gibi düştün!” Herkes Avner için yine ağladı.
Halk Davutun yanına varıp akşam olmadan bir şeyler yemesi için üstelediyse de, Davut ant içerek şöyle dedi: “Güneş batmadan ekmek ya da başka herhangi bir şey tatmayacağım. Yoksa Tanrı bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın!” Herkes bunu benimsedi ve kralın yaptığı her şeyden hoşnut oldukları gibi, bundan da hoşnut oldular. Ner oğlu Avnerin öldürülmesinde kralın parmağı olmadığını o gün bütün İsrail halkı anladı.
Kral adamlarına, “Bugün İsrailde bir önderin, büyük bir adamın öldüğünü bilmiyor musunuz?” dedi, “Meshedilmiş bir kral olduğum halde bugün güçsüzüm. Seruyanın oğulları benden daha zorlu. RAB kötülük edene yaptığı kötülüğe göre karşılık versin!”

Avner Davuta Katılıyor – II. Samuel 3

Saulun soyuyla Davutun soyu arasındaki savaş sürerken, Avner Saulun soyu arasında güçleniyordu.
Saulun Aya kızı Rispa adında bir cariyesi vardı. Bir gün İş-Boşet Avnere, “Neden babamın cariyesiyle yattın?” diye sordu.
İş-Boşetin sorusuna çok öfkelenen Avner şu karşılığı verdi: “Ben Yahuda tarafına geçen bir köpek başı mıyım? Bugün bile baban Saulun ailesine, kardeşlerine, dostlarına bağlıyım. Seni Davutun eline teslim etmedim. Ama bugün bu kadın yüzünden beni suçluyorsun. RAB krallığı Saulun soyundan alıp Dandan Beer-Şevaya kadar uzanan İsrail ve Yahudada Davutun krallığını kuracağına ant içti. Ben de bunu Davut için yapmazsam Tanrı bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın!” İş-Boşet Avnerden korktuğu için ona başka bir şey söyleyemedi.
Avner kendi adına Davuta ulaklar gönderip şöyle dedi: “Ülke kimin ülkesi? Benimle bir antlaşma yap; o zaman İsrailin tümünün sana bağlanması için ben de senden yana olurum.”
Davut, “İyi” diye yanıtladı, “Seninle bir antlaşma yaparım. Yalnız senden şunu istiyorum: Beni görmeye geldiğinde Saulun kızı Mikalı da getir. Yoksa beni görmeyeceksin.”
Öte yandan Davut Saul oğlu İş-Boşete de ulaklar aracılığıyla şu haberi gönderdi: “Yüz Filistlinin sünnet derisi karşılığında nişanlandığım karım Mikalı bana ver.” Bunun üzerine İş-Boşet, kadının kocası Layiş oğlu Paltielden alınıp getirilmesi için adamlar gönderdi. Kocası kadını ağlaya ağlaya Bahurime kadar izledi; sonra Avner ona, “Geri dön” deyince döndü.
Avner İsrailin ileri gelenleriyle görüşüp onlara şöyle demişti: “Siz bir süredir Davutun kralınız olmasını istiyorsunuz. Şimdi bunu gerçekleştirin! Çünkü RAB, Davut hakkında, Halkım İsraili kulum Davut aracılığıyla Filistlilerin ve bütün düşmanlarının elinden kurtaracağım demişti.” Avner Benyaminlilerle de görüştü, İsrailin ve bütün Benyamin halkının uygun gördüğü her şeyi Davuta bildirmek üzere Hevrona gitti.
Avner yirmi kişiyle birlikte Hevrona, Davutun yanına vardı. Davut Avnerle yanındakilere bir şölen verdi.
Avner Davuta, “Hemen gidip bütün İsrail halkını efendim kralın yanına toplayayım” dedi, “Öyle ki, seninle bir antlaşma yapsınlar. Sen de dilediğin her yeri yönetebilesin.” Bunun üzerine Davut Avneri yoluna gönderdi. O da esenlikle gitti.

Davutun Hevronda Doğan Çocukları – II. Samuel 3

Davutun Hevronda doğan oğulları şunlardı: İlk oğlu Yizreelli Ahinoamdan Amnon, ikincisi Karmelli Navalın dulu Avigayilden Kilav, üçüncüsü Geşur Kralı Talmayın kızı Maakadan Avşalom, dördüncüsü Hagitten Adoniya, beşincisi Avitalın oğlu Şefatya, altıncısı Davutun eşi Egladan Yitream. Davutun bu oğullarının hepsi Hevronda doğdular.

İsraille Yahuda Arasındaki Savaş – II. Samuel 2

Saulun ordu komutanı Ner oğlu Avner, Saul oğlu İş-Boşeti yanına alıp Mahanayime götürmüştü. Avner onu orada Gilat, Aşurlular, Yizreel, Efrayim, Benyamin ve bütün İsrailin kralı yaptı. Saul oğlu İş-Boşet kırk yaşında kral oldu ve İsrailde iki yıl krallık yaptı. Ancak Yahuda halkı Davutu destekledi. Davut Hevronda Yahuda halkına yedi yıl altı ay krallık yaptı.
Ner oğlu Avner, Saul oğlu İş-Boşetin adamlarıyla birlikte Mahanayimden Givona gitti. Seruya oğlu Yoavla Davutun adamları varıp Givon Havuzunun yanında onları karşıladılar. Taraflardan biri havuzun bir yanına, öteki öbür yanına oturdu. Avner Yoava, “Ne olur gençler kalkıp önümüzde dövüşsünler” dedi.
Yoav, “Olur, kalkıp dövüşsünler” diye karşılık verdi.
Böylece Benyamin oymağından Saul oğlu İş-Boşetten yana olanlardan on iki kişiyle Davutun adamlarından on iki kişi kalkıp ileri atıldı. Her biri karşıtının başından tuttuğu gibi kılıcını böğrüne sapladı; birlikte yere serildiler. Bu yüzden Givondaki o yere Helkat-Hassurim adı verildi.
O gün savaş çok çetin oldu. Davutun adamları Avnerle İsraillileri yenilgiye uğrattılar. Seruyanın üç oğlu –Yoav, Avişay ve Asahel– de oradaydılar. Bir kır ceylanı kadar hızlı koşan Asahel sağa sola sapmadan Avneri kovaladı.
Avner arkasına bakınca, “Asahel sen misin?” diye sordu.
Asahel, “Evet, benim” diye karşılık verdi.
Avner, “Sağa ya da sola dön. Gençlerden birini yakala ve kendin için silahlarını al” dedi. Ama Asahel Avneri kovalamaktan vazgeçmek istemedi.
Avner Asaheli bir daha uyardı: “Beni kovalamaktan vazgeç! Neden seni yere sereyim? Sonra kardeşin Yoavın yüzüne nasıl bakarım?”
Asahel peşini bırakmayı reddedince Avner mızrağının arka ucuyla onu karnından vurdu. Mızrak Asahelin sırtından çıktı. Asahel orada düşüp öldü. Asahelin düşüp öldüğü yere varanların tümü orada durup beklediler.
Ama Yoavla Avişay Avneri kovalamayı sürdürdüler. Güneş batarken Givon kırsal bölgesine giden yolun üzerindeki Giaha bakan Amma Tepesine vardılar. Benyaminliler Avnerin çevresinde toplanarak bir birlik oluşturdular. Bir tepenin başında durup beklediler.
Avner Yoava, “Kılıç sonsuza dek mi insanları yok etsin?” diye seslendi, “Bu olayın acıyla sona ereceğini anlamıyor musun? Kardeşlerini kovalamaktan vazgeçmeleri için askerlere ne zaman buyruk vereceksin?”
Yoav şöyle karşılık verdi: “Yaşayan Tanrının adıyla derim ki, seslenmeseydin askerler sabaha dek kardeşlerini kovalamaktan vazgeçmeyecekti.” Sonra Yoav boru çaldı. Herkes durdu. Bundan böyle İsrail halkını ne kovaladılar, ne de onlarla savaştılar.
Avnerle adamları bütün gece Arava Vadisinde yürüdüler. Şeria Irmağını geçerek Bitron yolundan Mahanayime vardılar.
Yoav Avneri kovalamaktan döndükten sonra orduyu topladı. Asahelden başka, Davutun adamlarından on dokuz kişi eksikti. Oysa Davutun adamları Avneri destekleyen Benyaminlileri bozguna uğratıp üç yüz altmış kişiyi öldürmüşlerdi. Yoavla adamları Asaheli götürüp Beytlehemde babasının mezarına gömdüler. Sonra bütün gece yürüyerek gün doğumunda Hevrona vardılar.
Saulun soyuyla Davutun soyu arasındaki savaş uzun sürdü. Davut giderek güçlenirken, Saulun soyu gitgide zayıf düşüyordu.

Davutun Yahuda Kralı Oluşu – II. Samuel 2

Bundan sonra Davut RABbe, “Yahuda kentlerinden birine gideyim mi?” diye sordu.
RAB, “Git” dedi.
Davut, “Nereye gideyim?” diye sorunca, RAB, “Hevrona” diye karşılık verdi. Bunun üzerine Davut, iki eşiyle –Yizreelli Ahinoam ve Karmelli Navalın dulu Avigayille– birlikte oraya gitti. Aileleriyle birlikte adamlarını da götürdü. Hevrona bağlı kentlere yerleştiler. Yahudalılar Hevrona giderek orada Davutu Yahuda Kralı olarak meshettiler.
Saulu gömenlerin Yaveş-Gilatlılar olduğu Davuta bildirildi. Davut onlara ulaklar göndererek şöyle dedi: “Efendiniz Saulu gömmekle ona yaptığınız iyilikten dolayı RAB sizi kutsasın. RAB şimdi size bağlılıkla, iyilikle davransın. Bunu yaptığınız için ben de size aynı şekilde iyilik yapacağım. Şimdi güçlü ve yürekli olun, çünkü efendiniz Saul öldü. Yahuda halkı beni kralları olarak meshetti.”

Davutun Saul ve Yonatan için Yaktığı Ağıt – II. Samuel 1

Davut Saulla oğlu Yonatan için ağıt yaktı. Sonra Yaşar Kitabında yazılan Yay adındaki ağıtın Yahuda halkına öğretilmesini buyurdu:
“Ey İsrail, senin yüceliğin yüksek tepelerinde yok oldu!
Güçlüler nasıl da yere serildi!
Haberi ne Gata duyurun,
Ne de Aşkelon sokaklarında yayın.
Öyle ki, ne Filistlilerin kızları sevinsin,
Ne de sünnetsizlerin kızları coşsun.
Ey Gilboa dağları,
Üzerinize ne çiy ne de yağmur düşsün.
Ürün veren tarlalarınız olmasın.
Çünkü güçlünün kalkanı,
Bir daha yağ sürülmeyecek olan Saulun kalkanı
Orada bir yana atıldı!
Yonatanın yayı yere serilmişlerin kanından,
Yiğitlerin bedenlerinden hiç geri çekilmedi.
Saulun kılıcı hiç boşa savrulmadı.
Saulla Yonatan tatlı ve sevimliydiler,
Yaşamda da ölümde de ayrılmadılar.
Kartallardan daha çevik,
Aslanlardan daha güçlüydüler.
Ey İsrail kızları!
Sizi al renkli, süslü giysilerle donatan,
Giysinizi altın süslerle bezeyen Saul için ağlayın!
Güçlüler nasıl da yere serildi savaşta!
Yonatan senin yüksek tepelerinde ölü yatıyor.
Senin için üzgünüm, kardeşim Yonatan.
Benim için çok değerliydin.
Sevgin kadın sevgisinden daha üstündü.
Güçlüler nasıl da yere serildi!
Savaş silahları yok oldu!”

Davut Saulun Ölüm Haberini Duyuyor – II. Samuel 1

Saulun ölümünden sonra Amaleklilere karşı kazandığı zaferden dönen Davut Ziklakta iki gün kaldı. Üçüncü gün, Saulun ordugahından giysileri yırtılmış, başı toz toprak içinde bir adam geldi. Adam Davuta yaklaşınca önünde yere kapandı. Davut, “Nereden geliyorsun?” diye sordu.
Adam, “İsrail ordugahından kaçıp kurtuldum” dedi.
Davut, “Ne oldu? Bana anlat” dedi.
Adam askerlerin savaş alanından kaçtığını, birçoğunun düşüp öldüğünü, Saulla oğlu Yonatanın da ölüler arasında olduğunu anlattı.
Davut, kendisine haberi veren genç adama, “Saulla oğlu Yonatanın öldüğünü nereden biliyorsun?” diye sordu.
Genç adam şöyle yanıtladı: “Bir rastlantı sonucu Gilboa Dağındaydım. Saul mızrağına dayanmıştı. Atlılarla savaş arabaları ona doğru yaklaşıyordu. Saul arkasına dönüp beni görünce seslendi. Ben de, Buyrun, buradayım dedim.
“Saul, Sen kimsin? diye sordu.
“ Ben bir Amalekliyim diye yanıtladım.
“Saul, Ne olur üstüme var ve beni öldür! dedi, Çünkü çektiğim acılardan kurtulmak istiyorum. Bu yüzden varıp onu öldürdüm. Çünkü yere düştükten sonra yaşayamayacağını biliyordum. Başındaki taçla kolundaki bileziği aldım ve onları buraya, efendime getirdim.”
Bunun üzerine Davutla yanındakiler giysilerini yırttılar. Kılıçtan geçirilen Saul, oğlu Yonatan ve RABbin halkı olan İsrailliler için akşama dek yas tutup ağladılar, oruç tuttular.
Davut, kendisine haber getiren genç adama, “Nerelisin?” diye sordu.
Adam, “Ben yabancıyım, bir Amaleklinin oğluyum” dedi.
Davut, “RABbin meshettiği kişiye el kaldırıp onu yok etmekten korkmadın mı?” diye sordu. Sonra adamlarından birini çağırıp, “Git, öldür onu!” diye buyurdu. Böylece adam Amalekliyi vurup öldürdü. Davut Amalekliye, “Kanından sen kendin sorumlusun” demişti, “Çünkü RABbin meshettiği kişiyi ben öldürdüm demekle kendine karşı ağzınla tanıklıkta bulundun.”

Saulla Oğullarının Ölümü – I. Samuel 31

Filistliler İsraillilerle savaşa tutuştu. İsrailliler Filistlilerin önünden kaçtı. Birçoğu Gilboa Dağında ölüp yere serildi. Filistliler Saulla oğullarının ardına düştüler. Saulun oğulları Yonatanı, Avinadavı ve Malkişuayı yakalayıp öldürdüler. Saulun çevresinde savaş kızıştı. Derken Saul Filistli okçular tarafından vuruldu ve ağır yaralandı.
Saul, silahını taşıyan adama, “Kılıcını çek de bana sapla” dedi, “Yoksa bu sünnetsizler gelip bana kılıç saplayacak ve benimle alay edecekler.”
Ama silah taşıyıcısı büyük bir korkuya kapılarak bunu yapmak istemedi. Bunun üzerine Saul kılıcını çekip kendini üzerine attı. Saulun öldüğünü görünce, silah taşıyıcısı da kendini kılıcının üzerine attı ve Saulla birlikte öldü. Böylece Saul, üç oğlu, silah taşıyıcısı ve bütün adamları aynı gün öldüler.
Vadinin öbür tarafında ve Şeria Irmağının karşı yakasında oturan İsrailliler, İsrail ordusunun kaçtığını, Saulla oğullarının öldüğünü anlayınca, kentlerini terk edip kaçmaya başladılar. Filistliler gelip bu kentlere yerleştiler.
Ertesi gün Filistliler, öldürülenleri soymak için geldiklerinde, Saulla üç oğlunun Gilboa Dağında öldüğünü gördüler. Saulun başını kesip silahlarını aldılar. Sonra bu iyi haberin putlarının tapınağında ve halk arasında duyurulması için Filist ülkesinin her yanına ulaklar gönderdiler. Saulun silahlarını Aştoretin tapınağına koyup cesedini Beytşean Kentinin suruna çaktılar.
Yaveş-Gilat halkı Filistlilerin Saula yaptıklarını duydu. Bütün yiğitler geceleyin yola koyularak Beytşeana gittiler. Saulla oğullarının cesetlerini Beytşean surundan indirip Yaveşe götürdüler, orada yaktılar. Sonra kemiklerini toplayıp Yaveşteki ılgın ağacının altına gömdüler ve yedi gün oruç tuttular.

Davut Amaleklileri Bozguna Uğratıyor – I. Samuel 30

Davutla adamları üçüncü gün Ziklak Kentine vardılar. Bu arada Amalekliler Negev bölgesiyle Ziklaka baskın yapmış, Ziklak Kentini yakıp yıkmışlardı. Kimseyi öldürmemişlerdi, ama kadınlarla orada yaşayan genç, yaşlı herkesi tutsak etmişlerdi. Sonra onları da yanlarına alıp yollarına gitmişlerdi.
Davutla adamları oraya varınca kentin ateşe verildiğini, karılarının, oğullarının, kızlarının tutsak alındığını anladılar. Güçleri tükeninceye dek hıçkıra hıçkıra ağladılar. Davutun iki karısı, Yizreelli Ahinoam ile Karmelli Navalın dulu Avigayil de tutsak edilmişti.
Davut büyük sıkıntı içindeydi. Çünkü herkes oğulları, kızları için acı çekiyor ve, “Davutu taşlayalım” diyordu. Ama Davut, Tanrısı RABde güç bularak, Ahimelek oğlu Kahin Aviyatara, “Bana efodu getir” dedi. Aviyatar efodu getirdi. Davut RABbe danışarak, “Bu akıncıların ardına düşersem, onlara yetişir miyim?” diye sordu.
RAB, “Artlarına düş, kesinlikle onlara yetişip tutsakları kurtaracaksın” diye yanıtladı.
Bunun üzerine Davut yanındaki altı yüz kişiyle yola çıktı. Besor Vadisine geldiler. Vadiyi geçemeyecek kadar bitkin düşen iki yüz kişi orada kaldı. Davut dört yüz kişiyle akıncıları kovalamayı sürdürdü.
Kırda bir Mısırlı bulup Davuta getirdiler. Yiyip içmesi için ona yiyecek, içecek verdiler. Bir parça incir pestili ile iki salkım kuru üzüm de verdiler. Adam yiyince canlandı. Üç gün üç gecedir yiyip içmemişti. Davut ona, “Kime bağlısın? Nerelisin?” diye sordu.
Genç adam, “Mısırlıyım, bir Amaleklinin kölesiyim” diye yanıtladı, “Üç gün önce hastalanınca, efendim beni bıraktı. Keretlilerin güney sınırlarına, Yahuda topraklarına, Kalevin güneyine baskınlar düzenlemiş, Ziklak Kentini de ateşe vermiştik.”
Davut, “Beni bu akıncılara götürebilir misin?” diye sordu.
Mısırlı genç, “Beni öldürmeyeceğine ya da efendimin eline teslim etmeyeceğine dair Tanrının önünde ant içersen, seni akıncıların olduğu yere götürürüm” diye karşılık verdi.
Böylece Mısırlı Davutu götürdü. Akıncılar dört bir yana dağılmışlardı. Filist ve Yahuda topraklarından topladıkları büyük yağmadan yiyip içiyor, eğlenip oynuyorlardı. Davut ertesi gün tan vaktinden akşama dek onları öldürdü. Develere binip kaçan dört yüz genç dışında içlerinden kurtulan olmadı. Davut Amaleklilerin ele geçirdiği her şeyi, bu arada da iki karısını kurtardı. Gençler, yaşlılar, oğullar, kızlar, yağmalanan mallar, kısacası Amaleklilerin aldıklarından hiçbir şey eksik kalmadı. Davut tümünü geri aldı. Bütün koyunlarla sığırları da aldı. Adamları, bunları öbür hayvanların önünden sürerek, “Bunlar Davutun yağmaladıkları” diyorlardı.
Bundan sonra Davut, daha ileriye gidemeyecek kadar bitkin düşüp Besor Vadisinde kalan iki yüz kişinin bulunduğu yere vardı. Onlar da Davutla yanındakileri karşılamaya çıktılar. Davut yaklaşınca onlara esenlik diledi. Ama Davutla giden adamlardan kötü ve değersiz olanların tümü, “Madem bizimle birlikte gitmediler, geri aldığımız yağmadan onlara hiçbir pay vermeyeceğiz” dediler, “Her biri yalnız karısıyla çocuklarını alıp gitsin.”
Ama Davut, “Hayır, kardeşlerim!” dedi, “RABbin bize verdikleri konusunda böyle davranamayız! O bizi korudu ve bize saldıran akıncıları elimize teslim etti. Sizin bu söylediklerinizi kim kabul eder? Savaşa gidenle eşyanın yanında kalanın payı aynıdır. Her şey eşit paylaşılacak!” O günden sonra Davut bunu İsrail için bugüne dek geçerli bir kural ve ilke haline getirdi.
Davut Ziklaka dönünce, dostları olan Yahuda ileri gelenlerine yağma mallardan göndererek, “İşte RABbin düşmanlarından yağmalanan mallardan size bir armağan” dedi. Sonra Beytel, Negevdeki Ramot, Yattir, Aroer, Sifmot, Eştemoa, Rakal, Yerahmeellilerin, Kenlilerin kentlerinde, Horma, Bor-Aşan, Atak, Hevronda oturanlara ve adamlarıyla birlikte sık sık uğradığı yerlerin tümüne yağmalanan mallardan gönderdi.

Akiş Davutu Ziklaka Gönderiyor – I. Samuel 29

Filistliler bütün ordularını Afekte topladılar. İsrailliler ise Yizreeldeki pınarın yanına kurdukları ordugahta kalıyorlardı. Filist beyleri yüzer ve biner kişilik birliklerle ilerliyordu. Davutla adamlarıysa Akişle birlikte geriden geliyorlardı. Filistli komutanlar, “Bu İbranilerin burada ne işi var?” diye sorunca, Akiş şu karşılığı verdi: “Bu, İsrail Kralı Saulun görevlisi Davuttur. Bir yıldan uzun süredir yanımda kalıyor. Bana geldiğinden beri kendisinde hiçbir kötülük bulamadım.”
Ama Filistli komutanlar Akişe öfkelendiler. “Adamı geri gönder, kendisine verdiğin yere dönsün” dediler, “Bizimle birlikte savaşa gelmesin; yoksa savaş sırasında bize karşı çıkar. Efendisinin beğenisini nasıl kazanabilir? Adamlarımızın başını ona vermekten daha iyi bir yol bulabilir mi? Çalıp oynarken,
Saul binlercesini öldürdü,
Davutsa on binlercesini diye hakkında ezgiler okudukları Davut değil mi bu?”
Bunun üzerine Akiş, Davutu çağırıp, “Yaşayan RABbin adıyla derim ki, sen dürüst bir kişisin” dedi, “Benimle birlikte savaşa katılmanı isterdim. Yanıma geldiğin günden bu yana ters bir davranışını görmedim. Ama Filist beyleri seni uygun görmedi. Şimdi geri dön ve esenlikle git. Filist beylerinin gözünde ters bir davranışta bulunma.”
Davut, “Ama ben ne yaptım?” diye sordu, “Yanına geldiğimden bu yana bende ne buldun ki, gidip efendim kralın düşmanlarına karşı savaşmayayım?”
Akiş, “Biliyorum, sen benim gözümde Tanrının bir meleği gibi iyisin” diye yanıtladı, “Ne var ki Filistli komutanlar, Bizimle savaşa gelmesin diyorlar. Seninle gelmiş olan efendin Saulun kullarıyla birlikte sabah erkenden kalkın ve tan ağarır ağarmaz gidin.”
Böylece Davutla adamları Filist ülkesine dönmek üzere sabah erkenden kalktılar. Filistliler ise Yizreele gittiler.

Saul Ruhlara Danışıyor – I. Samuel 28

Samuel ölmüş, bütün İsrail halkı onun için yas tutmuştu. Onu kendi kenti Ramada gömmüşlerdi. Saul da cincilerle ruhlara danışanları ülkeden kovmuştu.
Filistliler toplanıp Şuneme gittiler ve orada ordugah kurdular. Saul da bütün İsraillileri toplayıp Gilboa Dağında ordugah kurdu. Saul Filist ordusunu görünce korkup büyük dehşete kapıldı. RABbe danıştıysa da, RAB ona ne düşlerle, ne Urim, ne de peygamberler aracılığıyla yanıt verdi. Bunun üzerine Saul görevlilerine, “Bana bir cinci kadın bulun da varıp ona danışayım” diye buyruk verdi.
Görevliler, “Eyn-Dorda bir cinci kadın var” dediler.
Böylece Saul başka giysilere bürünüp kılığını değiştirdi. Geceleyin yanına iki kişi alıp kadının yaşadığı yere gitti. Kadına, “Lütfen benim için ruhlara danış ve sana söyleyeceğim kişiyi çağır” dedi.
Ama kadın ona şu karşılığı verdi: “Saulun neler yaptığını, cincilerle ruhlara danışanları ülkeden kovduğunu biliyorsun. Öyleyse neden beni öldürmek için tuzak kuruyorsun?”
Saul, “Yaşayan RABbin adıyla derim ki, bundan sana bir kötülük gelmeyecek” diye ant içti.
Bunun üzerine kadın, “Sana kimi çağırayım?” diye sordu.
Saul, “Bana Samueli çağır” dedi.
Kadın, Samueli görünce çığlık atarak, “Sen Saulsun! Neden beni kandırdın?” dedi.
Kral ona, “Korkma!” dedi, “Ne görüyorsun?”
Kadın, “Yerin altından çıkan bir ilah görüyorum” diye karşılık verdi.
Saul, “Neye benziyor?” diye sordu.
Kadın, “Cüppe giymiş yaşlı bir adam yukarıya çıkıyor” dedi. O zaman Saul onun Samuel olduğunu anladı; eğilip yüzüstü yere kapandı.
Samuel Saula, “Neden beni çağırtıp rahatsız ettin?” dedi.
Saul, “Büyük sıkıntı içindeyim” diye yanıtladı, “Filistliler bana karşı savaşıyor ve Tanrı da beni terk etti. Artık bana ne peygamberler aracılığıyla, ne de düşlerle yanıt veriyor. Bu yüzden, ne yapmam gerektiğini bana bildirmen için seni çağırttım.”
Samuel, “RAB seni terk edip sana düşman olduğuna göre, neden bana danışıyorsun?” dedi, “RAB benim aracılığımla söylediğini yaptı, krallığı senden alıp soydaşın Davuta verdi. Çünkü sen RABbin buyruğuna uymadın, Onun alevlenen öfkesini Amaleklilere uygulamadın. RAB bugün bunları bu yüzden başına getirdi. RAB seni de, İsrail halkını da Filistlilerin eline teslim edecek. Yarın sen ve oğulların bana katılacaksınız. RAB İsrail ordusunu da Filistlilerin eline teslim edecek.”
Saul birden boylu boyunca yere düştü. Samuelin sözlerinden ötürü büyük korkuya kapıldı. Gücü de kalmamıştı; çünkü bütün gün, bütün gece yemek yememişti. Kadın Saula yaklaştı. Onun büyük şaşkınlık içinde olduğunu görünce, “Bak, kölen sözünü dinledi” dedi, “Canımı tehlikeye atarak benden istediğini yaptım. Şimdi lütfen kölenin söyleyeceğini dinle. İzin ver de, önüne biraz yemek koyayım. Yoluna devam edecek gücün olması için yemek yemelisin.”
Ama Saul, “Yemem” diyerek reddetti. Ancak hizmetkarlarıyla kadın zorlayınca, onların dediğini yaptı. Yerden kalkıp yatağın üzerine oturdu. Kadının evinde besili bir dana vardı. Kadın onu hemen kesti. Un alıp yoğurdu ve mayasız ekmek pişirdi. Sonra Saulla görevlilerinin önüne koydu. Onlar da yediler. Sonra o gece kalkıp gittiler.

Davut Filistliler Arasında – I. Samuel 28

O sırada Filistliler İsraille savaşmak için askeri birliklerini topladılar. Akiş Davuta, “Adamlarınla birlikte benim yanımda savaşacağını bilmelisin” dedi.
Davut, “O zaman sen de kulunun neler yapabileceğini göreceksin!” diye karşılık verdi.
Akiş, “İyi!” dedi, “Yaşadığın sürece seni kendime koruma görevlisi atayacağım.”

Davut Filistliler Arasında – I. Samuel 27

Davut, “Bir gün Saulun eliyle yok olacağım” diye düşündü, “Benim için en iyisi hemen Filist topraklarına kaçmak. O zaman Saul İsrailin her yanında beni aramaktan vazgeçer; ben de onun elinden kurtulmuş olurum.”
Böylece Davutla yanındaki altı yüz kişi kalkıp Gat Kralı Maok oğlu Akişin tarafına geçtiler. Aileleriyle birlikte Gatta Akişin yanına yerleştiler. İki karısı Yizreelli Ahinoamla Karmelli Navalın dul karısı Avigayil de Davutun yanındaydı. Saul Davutun Gata kaçtığını duyunca, artık onu aramaktan vazgeçti.
Davut Akişe, “Benden hoşnut kaldıysan, çevre kentlerden birinde bana bir yer versinler de orada oturayım” dedi, “Çünkü ben kulunun seninle birlikte kral kentinde yaşamasına gerek yok.” Akiş o gün ona Ziklak Kentini verdi. Bundan ötürü Ziklak bugün de Yahuda krallarına aittir. Davut Filist topraklarında bir yıl dört ay yaşadı.
Bu süre içinde Davutla adamları gidip Geşurlulara, Girizlilere ve Amaleklilere baskınlar yaptılar. Bunlar uzun zamandan beri Şura, hatta Mısıra dek uzanan topraklarda yaşıyorlardı. Davut bir bölgeye saldırdığında kadın erkek demez, kimseyi sağ bırakmazdı; yalnız davarları, sığırları, eşekleri, develeri ve giysileri alıp Akişe dönerdi.
Akiş, “Bugün nerelere baskın düzenlediniz?” diye sorardı.
Davut da, “Yahudanın güneyine, Yerahmeellilerin ve Kenlilerin güney bölgesine saldırdık” derdi. Davut, kendisiyle Gata kimseyi götürmemek için kadın erkek kimseyi sağ bırakmazdı. Çünkü, “Gata gidip, Davut şöyle yaptı, böyle yaptı diyerek bize karşı bilgi aktarmasınlar” diye düşünürdü. Davut, Filist topraklarında yaşadığı sürece bu yöntemi uyguladı.
Akiş Davuta güven duymaya başladı. “Davut kendi halkı olan İsraillilerin nefretine uğradı. Bundan böyle benim hizmetimde kalacak” diye düşünüyordu.

Davut Yine Saulun Canını Bağışlıyor – I. Samuel 26

Zifliler Givaya, Saulun yanına gidip, “Davut Yeşimona bakan Hakila Tepesinde gizleniyor” dediler. Bunun üzerine Saul üç bin seçme İsrailli askerle Zif Çölünde Davutu aramaya çıktı. Yeşimona bakan Hakila Tepesinde, yol kenarında ordugah kurdu. Kırda bulunan Davut, Saulun peşine düştüğünü anlayınca, gözcü gönderdi. Böylece Saulun oraya geldiğini saptadı.
Bunun üzerine Davut, Saulun ordugah kurduğu yere gitti ve Saulla ordusunun başkomutanı Ner oğlu Avnerin nerede yattıklarını gördü. Saul ordugahın ortasında, askerler de çevresinde yatıyorlardı.
O zaman Davut, Hititli Ahimelek ile Yoavın kardeşi, Seruya oğlu Avişaya, “Kim benimle ordugaha, Saulun yanına gelecek?” diye sordu.
Avişay, “Ben seninle geleceğim” diye karşılık verdi.
Davutla Avişay o gece ordugaha girdiler. Saul, mızrağı başucunda yere saplanmış, ordugahın ortasında uyuyordu. Avnerle askerler de çevresinde uyuyorlardı.
Avişay Davuta, “Bugün Tanrı düşmanını senin eline teslim etti” dedi, “Şimdi bırak da, onu kendi mızrağıyla bir atışta yere çakayım. İkinci kez vurmama gerek kalmayacak.”
Ne var ki Davut, “Onu öldürme!” dedi, “RABbin meshettiği kişiye kim el uzatırsa, suçlu çıkar. Yaşayan RABbin adıyla derim ki, RAB kendisi onu öldürecektir; ya günü gelince ölecek, ya da savaşta vurulup yok olacak. Ama RABbin meshettiği kişiye el uzatmaktan RAB beni uzak tutsun! Haydi, Saulun başucundaki mızrakla su matarasını al da gidelim.”
Böylece Davut Saulun başucundan mızrağını ve su matarasını aldı. Sonra oradan uzaklaştılar. Onları gören olmadı. Kimse olup bitenin farkına varmadı, uyanan da olmadı. Hepsi uyuyorlardı, çünkü RAB onlara derin bir uyku vermişti.
Davut karşı yakaya geçip tepenin üstünde, onlardan uzak bir yerde durdu. Aralarında epeyce mesafe vardı. Davut askerlere ve Ner oğlu Avnere, “Ey Avner, bana yanıt vermeyecek misin?” diye seslendi.
Avner, “Sen kimsin ki krala sesleniyorsun?” diye karşılık verdi.
Davut, “Sen yiğit biri değil misin?” dedi, “İsrailde senin gibisi var mı? Öyleyse neden efendin kralı korumadın? Çünkü biri onu öldürmek için ordugaha girdi. Görevini iyi yapmadın. Yaşayan RABbin adıyla derim ki, hepiniz ölümü hak ettiniz; çünkü efendinizi, RABbin meshettiği kişiyi korumadınız. Bak bakalım, kralın başucundaki mızrağıyla su matarası nerede?”
Davutun sesini tanıyan Saul, “Davut, oğlum, bu senin sesin mi?” diye sordu.
Davut, “Evet, efendim kral, benim sesim” diye karşılık verdi, “Efendim, ben kulunu neden kovalıyorsun? Ne yaptım? Ne suç işledim? Lütfen, efendim kral, kulunun sözlerine kulak ver. Eğer seni bana karşı kışkırtan RAB ise, bir sunu Onu yatıştırır. Ama bunu yapan insanlarsa, RABbin önünde lanetli olsunlar! Çünkü, Git, başka ilahlara kulluk et diyerek, RABbin mirasından bana düşen paydan bugün beni uzaklaştırdılar. Ne olur, kanım RABden uzak topraklara dökülmesin. İsrail Kralı, dağlarda keklik avlayan avcı gibi, bir pireyi avlamaya çıkmış!”
Bunun üzerine Saul, “Günah işledim” diye karşılık verdi, “Davut, oğlum, geri dön. Bugün yaşamıma değer verdiğin için sana bir daha kötülük yapmayacağım. Gerçekten akılsızca davrandım, çok büyük yanlışlık yaptım.”
Davut, “İşte kralın mızrağı!” dedi, “Adamlarından biri gelip alsın. RAB herkesi doğruluğuna ve bağlılığına göre ödüllendirir. Bugün RAB seni elime teslim ettiği halde, ben RABbin meshettiği kişiye elimi uzatmak istemedim. Bugün ben senin yaşamına nasıl değer verdiysem, RAB de benim yaşamıma öyle değer versin ve beni her sıkıntıdan kurtarsın.”
Saul, “Davut, oğlum, RAB seni kutsasın!” dedi, “Sen kesinlikle büyük işler yapacak, başarılı olacaksın!” Bundan sonra Davut yoluna koyuldu, Saul da evine döndü.

Davut, Naval ve Avigayil – I. Samuel 25

Bu sırada Samuel öldü. Bütün İsrailliler toplanıp onun için yas tuttular. Onu Ramadaki evine gömdüler.
Bundan sonra Davut Maon Çölüne gitti. Maonda çok varlıklı bir adam vardı; işi Karmeldeydi. Üç bin koyunu, bin keçisi vardı. O sırada Karmelde koyunlarını kırkmaktaydı. Adamın adı Naval, karısının adı da Avigayildi. Kadın sağgörülü ve güzeldi. Ama Kalev soyundan gelen kocası kaba, kötü huylu biriydi.
Davut kırdayken, Navalın koyunlarını kırktığını duydu. On uşağı şu buyrukla ona gönderdi: “Karmelde Navalın yanına gidin. Benden ona selam söyleyip şöyle deyin: Ömrün uzun olsun! Sana, ailene ve sana bağlı olan herkese esenlik olsun! Şimdi koyunların kırkma zamanı olduğunu duydum. Çobanların bizimle birlikteyken, onları incitmedik. Karmelde kaldıkları sürece hiçbir kayıpları olmadı. Uşaklarına sor, sana söyleyecekler. Bunun için adamlarıma yakınlık göster. Çünkü sana şenlik zamanında geldik. Lütfen kullarına ve oğlun Davuta elinden geleni ver. ”
Davutun adamları varıp Davut adına bu sözleri Navala ilettiler ve beklemeye başladılar. Ne var ki, Naval Davutun adamlarına şu karşılığı verdi: “Bu Davut da kim? İşayın oğlu da kim oluyor? Bu günlerde birçok köle efendilerini bırakıp kaçıyor. Ekmeğimi, suyumu, kırkıcılarım için kestiğim hayvanların etini alıp nereden geldiklerini bilmediğim kişilere mi vereyim?”
Davutun adamları geldikleri yoldan döndüler ve Navalın bütün söylediklerini Davuta bildirdiler. Davut adamlarına, “Herkes kılıcını kuşansın!” diye buyruk verdi. Davut da, adamları da kılıçlarını kuşandılar. Yaklaşık dört yüz adam Davutla birlikte gitti; iki yüz kişi de erzağın yanında kaldı.
Navalın uşaklarından biri, Navalın karısı Avigayile, “Davut efendimiz Navala esenlik dilemek için kırdan ulaklar gönderdi” dedi, “Ama Naval onları tersledi. Oysa adamlar bize çok iyi davrandılar. Bizi incitmediler. Kırda onlarla birlikte kaldığımız sürece hiçbir şeyimiz kaybolmadı. Koyunlarımızı güderken, yanlarında kaldığımız sürece gece gündüz bizi korudular. Şimdi ne yapman gerektiğini iyi düşün. Çünkü efendimize ve bütün ailesine kötülük yapmayı tasarlıyorlar. Üstelik efendimiz o kadar kötü ki, kimse ona bir şey söyleyemiyor.”
Bunun üzerine Avigayil, hiç zaman yitirmeden, iki yüz ekmek, iki tulum şarap, hazırlanmış beş koyun, beş sea kavrulmuş buğday, yüz salkım kuru üzüm ve iki yüz parça incir pestili alıp eşeklere yükledi. Sonra uşaklarına, “Önümden gidin, ben arkanızdan geliyorum” dedi. Kocası Navala hiçbir şey söylemedi. Avigayil eşeğe binmiş, dağın öbür yolundan inerken, Davutla adamları da ona doğru ilerliyorlardı. Avigayil onlarla karşılaştı.
Davut, “Bu adamın kırdaki malını doğrusu boş yere korudum” demişti, “Onun mallarından hiçbir şey eksilmedi. Öyleyken bana iyilik yapacağına kötülükle karşılık verdi. Eğer sabaha dek adamlarından tek birini bile sağ bırakırsam, Tanrı bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın!”
Avigayil Davutu görünce hemen eşekten indi; Davutun önünde eğilip yüzüstü yere kapandı. Onun ayaklarına kapanarak şöyle yalvardı: “Efendim, suçu ben, yalnız ben üstüme alıyorum. İzin ver, ben kölen seninle konuşsun, onun söyleyeceklerini dinle. Yalvarırım, efendim, o kötü adam Navala aldırma. Çünkü kişiliği tıpkı adı gibidir. Adı akılsız anlamına gelir; kendisi de akılsızın biridir. Ben kulun, efendim Davutun gönderdiği ulakları görmedim.
“Ama şimdi, ey efendim, RAB senin kan dökmene ve kendi elinle öç almana engel oldu. Yaşayan RABbin adı ve senin yaşamın hakkı için yalvarırım, düşmanların ve efendime kötülük tasarlayanların tümü Naval gibi olsun. Ben kölenin efendime getirdiği bu armağan, seni izleyen adamlarına verilsin. Lütfen kölenin suçunu bağışla. RAB kesinlikle efendimin soyunu sürdürecektir; çünkü efendim RABbin savaşlarını sürdürüyor. Yaşadığın sürece sende hiçbir haksızlık bulunmasın. Biri kalkıp seni öldürmek amacıyla ardına düşerse, yaşamını Tanrın RAB güven altında tutacaktır; düşmanlarını sapanla taş atar gibi fırlatıp atacaktır. RAB, efendime söz verdiği bütün iyilikleri yerine getirip onu İsraile önder atadığında, kendi öcünü almak uğruna boş yere kan dökmediğin için pişmanlık ve üzüntü duymayacaksın. RAB efendimi başarıya ulaştırdığında köleni anımsa.”
Davut, “Bugün seni karşıma çıkaran İsrailin Tanrısı RABbe övgüler olsun!” diye karşılık verdi, “Anlayışını kutlarım! Bugün kan dökmemi ve öcümü elimle almamı engellediğin için seni kutlarım. Doğrusu sana kötülük etmemi önleyen İsrailin Tanrısı yaşayan RABbin adıyla derim ki, beni karşılamak için hemen gelmemiş olsaydın, gün doğuncaya dek Navalın adamlarından hiçbiri sağ kalmayacaktı.”
Avigayilin kendisine getirdiklerini kabul eden Davut, “Esenlikle evine dön. Sözlerine kulak verip dileğini kabul ettim” dedi.
Avigayil Navalın yanına döndü. Naval evinde krallara yaraşır bir şölen düzenlemişti. Çok sarhoş olduğundan neşeliydi. Bu yüzden Avigayil sabaha dek ona bir şey söylemedi. Ama ertesi sabah Naval ayılınca karısı ona olup bitenleri anlattı. İşte o an Navalın kalbi sıkıştı ve felç oldu. Yaklaşık on gün sonra da RAB Navalı cezalandırıp öldürdü.
Davut, Navalın öldüğünü duyunca, “Beni küçümseyen Navala karşı davama bakan, kulunu kötülük etmekten alıkoyan RABbe övgüler olsun!” dedi, “RAB Navalın kötülüğünü onun başına döndürdü.”
Sonra Davut Avigayile evlenme teklifinde bulunmak için ulaklar gönderdi. Davutun ulakları Karmele, Avigayilin yanına varıp, “Davut sana evlenme teklifinde bulunmak için bizi gönderdi” dediler.
Avigayil yüzüstü yere kapanarak, “Ben kölen sana hizmet etmeye ve efendimin ulaklarının ayaklarını yıkamaya hazırım” diye yanıtladı. Hemen kalkıp eşeğe bindi. Yanına beş hizmetçisini alıp Davutun ulaklarını izleyerek yola koyuldu. Sonra Davutun karısı oldu.
Davut Yizreelli Ahinoamı da eş olarak almıştı. Böylece ikisi de onun karısı oldular. Bu arada Saul, Davutun karısı olan kızı Mikalı Gallimli Layiş oğlu Paltiye vermişti.

Davut Saulun Canını Bağışlıyor – I. Samuel 24

Saul Filistlileri kovalamaktan dönünce, Davutun Eyn-Gedi Çölünde olduğu haberini aldı. Saul da Davutla adamlarını Dağ Keçisi Kayalığı dolaylarında arayıp bulmak için, bütün İsrailden üç bin seçme asker alıp yola çıktı.
Yolda koyun ağıllarına rastladı. Yakında bir de mağara vardı. Saul ihtiyacını gidermek için mağaraya girdi. Davutla adamları mağaranın en iç bölümünde kalıyorlardı. Adamları, Davuta, “İşte RABbin sana, Dilediğini yapabilmen için düşmanını eline teslim edeceğim dediği gün bugündür” dediler.
Davut kalkıp Saulun cüppesinin eteğinden gizlice bir parça kesti. Ama sonradan Saulun eteğinden bir parça kestiği için kendini suçlu buldu. Adamlarına, “Efendime, RABbin meshettiği kişiye karşı böyle bir şey yapmaktan, el kaldırmaktan RAB beni uzak tutsun” dedi, “Çünkü o RABbin meshettiği kişidir.” Davut bu sözlerle adamlarını engelledi ve Saula saldırmalarına izin vermedi. Saul mağaradan çıkıp yoluna koyuldu.
O zaman Davut da mağaradan çıktı. Saula, “Efendim kral!” diye seslendi. Saul arkasına bakınca, Davut eğilip yüzüstü yere kapandı. “ Davut sana kötülük yapmak istiyor diyenlerin sözlerini neden önemsiyorsun?” dedi, “Bugün RABbin mağarada seni elime nasıl teslim ettiğini gözünle görüyorsun. Bazıları seni öldürmemi istedi. Ama ben seni esirgeyip, Efendime el kaldırmayacağım, çünkü o RABbin meshettiği kişidir dedim. Ey baba, cüppenin eteğinden kesilmiş, elimdeki şu parçaya bak; evet, bak! Cüppenden bir parça kestim, ama seni öldürmedim. Bundan ötürü içimde kötülük ve başkaldırma düşüncesi olmadığını iyice bilesin. Sana kötülük yapmadığım halde sen beni öldürmeye çalışıyorsun. RAB aramızda yargıç olsun ve benim öcümü senden O alsın. Ama ben elimi sana karşı kaldırmayacağım. Eskilerin şu, Kötülük kötü kişilerden gelir deyişi uyarınca elim sana karşı kalkmayacaktır. İsrail Kralı kime karşı çıkmış? Sen kimi kovalıyorsun? Ölü bir köpek mi? Bir pire mi? RAB yargıç olsun ve hangimizin haklı olduğuna O karar versin. RAB davama baksın ve beni savunup senin elinden kurtarsın.”
Davut söylediklerini bitirince, Saul, “Davut oğlum, bu senin sesin mi?” diye sordu ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Sonra, “Sen benden daha doğru bir adamsın” dedi, “Sana kötülük yaptığım halde sen bana iyilikle karşılık verdin. Bugün bana iyi davrandığını kanıtladın: RAB beni eline teslim ettiği halde beni öldürmedin. Düşmanını yakalayan biri onu güvenlik içinde salıverir mi? Bugün bana yaptığın iyiliğe karşılık RAB de seni iyilikle ödüllendirsin. Şimdi anladım ki, sen gerçekten kral olacaksın ve İsrail Krallığı senin egemenliğin altında sürecek. Benden sonra soyumu ortadan kaldırmayacağına, babamın ailesinden adımı silmeyeceğine dair RABbin önünde ant iç.” Davut Saulun istediği gibi ant içti. Sonra Saul evine döndü. Davutla adamları da sığınağa gittiler.

Saul Davutu Kovalıyor – I. Samuel 23

Saul, Davutun Keila Kentine gittiğini duyunca, “Tanrı Davutu elime teslim etti” dedi, “Davut sürgülü kapıları olan bir kente girmekle kendini hapsetmiş oldu.” Böylece Saul, Keilaya yürüyüp Davutla adamlarını kuşatmak amacıyla bütün halkı savaşa çağırdı.
Davut, Saulun kendisine bir düzen kurduğunu duyunca, Kahin Aviyatara, “Efodu getir” dedi. Sonra şöyle yakardı: “Ey İsrailin Tanrısı RAB! Ben kulun yüzünden Saulun gelip Keilayı yıkmayı tasarladığına dair kesin haber aldım. Keila halkı beni onun eline teslim eder mi? Kulunun duymuş olduğu gibi Saul gelecek mi? Ey İsrailin Tanrısı RAB, yalvarırım, kuluna bildir!”
RAB, “Saul gelecek” yanıtını verdi.
Davut RABbe, “Keila halkı beni ve adamlarımı Saulun eline teslim edecek mi?” diye sordu.
RAB, “Teslim edecek” dedi.
Bunun üzerine Davut ile yanındaki altı yüz kadar kişi Keiladan ayrılıp oradan oraya yer değiştirmeye başladılar. Davutun Keiladan kaçtığını öğrenen Saul oraya gitmekten vazgeçti.
Davut kırsal bölgedeki sığınaklarda ve Zif Çölünün dağlık kesiminde kaldı. Saul her gün Davutu aradığı halde, Tanrı onu Saulun eline teslim etmedi.
Davut Zif Çölünde, Horeşteyken, Saulun kendisini öldürmek için yola çıktığını öğrendi. Bu arada Saul oğlu Yonatan kalkıp Horeşe, Davutun yanına gitti ve onu Tanrının adıyla yüreklendirdi. “Korkma!” dedi, “Babam Saul sana dokunmayacak. Sen İsrail Kralı olacaksın, ben de senin yardımcın olacağım. Babam Saul da bunu biliyor.” İkisi de RABbin önünde aralarındaki antlaşmayı yenilediler. Sonra Yonatan evine döndü, Davut ise Horeşte kaldı.
Zifliler Givaya gidip Saula, “Davut aramızda” dediler, “Yeşimonun güneyinde, Hakila Tepesindeki Horeş sığınaklarında gizleniyor. Ey kral, ne zaman gelmek istersen gel! Davutu kralın eline teslim etmeyi ise bize bırak.”
Saul, “RAB sizi kutsasın! Bana acıdınız” dedi, “Gidin ve bir daha araştırın; Davutun genellikle nerelerde gizlendiğini, orada onu kimin gördüğünü iyice öğrenin. Çünkü onun çok kurnaz olduğunu söylüyorlar. Gizlendiği yerlerin hepsini öğrenip bana kesin bir haber getirin. O zaman ben de sizinle gelirim. Eğer Davut o bölgedeyse, bütün Yahuda boyları içinde onu arayıp bulacağım.”
Böylece Zifliler kalkıp Sauldan önce Zife gittiler. O sırada Davutla adamları Yeşimonun güneyindeki Aravada, Maon Çölündeydiler. Saul ile adamlarının kendisini aramaya geldiklerini öğrenince Davut aşağıya inip Maon Çölündeki kayalığa sığındı. Saul bunu duyunca Davutun ardından Maon Çölüne gitti. Saul dağın bir yanından, Davutla adamları ise öbür yanından ilerliyordu. Davut Sauldan kaçıp kurtulmaya çalışıyordu. Saulla askerleri Davutla adamlarını yakalamak üzere yaklaşırken, bir ulak gelip Saula şöyle dedi: “Çabuk gel! Filistliler ülkeye saldırıyor.” Bunun üzerine Saul Davutu kovalamayı bırakıp Filistlilerle savaşmaya gitti. Bu yüzden oraya Sela-Hammahlekot adı verildi. Davut oradan ayrılıp Eyn-Gedi bölgesindeki sığınaklara gizlendi.

Davut Keila Kentini Kurtarıyor – I. Samuel 23

Davuta, “Filistliler Keila Kentine saldırıp harmanları yağmalıyorlar” diye haber verdiler.
Davut RABbe, “Gidip şu Filistlilere saldırayım mı?” diye danıştı.
RAB, “Git, Filistlilere saldır ve Keila Kentini kurtar” diye yanıtladı.
Ama adamları Davuta, “Bak, biz burada Yahudadayken korkuyoruz” dediler, “Keilaya Filist ordusuna karşı savaşmaya gidersek büsbütün korkarız.”
Bunun üzerine Davut RABbe bir kez daha danıştı. RAB ona yine, “Kalk, Keilaya git! Çünkü Filistlileri senin eline ben teslim edeceğim” dedi. Böylece Davutla adamları Keilaya gidip Filistlilere karşı savaştılar. Davut onların hayvanlarını ele geçirdi. Filistlileri ağır bir yenilgiye uğratarak Keila halkını kurtardı.
Ahimelekin oğlu Aviyatar kaçıp Keilada bulunan Davuta gittiğinde, efodu da birlikte götürmüştü.

Saul Nov Kentinin Kahinlerini Öldürüyor – I. Samuel 22

Bu sırada Saul Davutla yanındakilerin nerede olduklarını öğrendi. Saul elinde mızrağıyla Givada bir tepedeki ılgın ağacının altında oturuyordu. Askerleri de çevresinde duruyordu. Saul onlara şöyle dedi: “Ey Benyaminliler, şimdi dinleyin! İşayın oğlu her birinize tarlalar, bağlar mı verecek? Her birinizi binbaşı, yüzbaşı mı yapacak? Hepiniz bana karşı düzen kurdunuz. Çünkü oğlum İşayın oğluyla antlaşma yaptığında bana haber veren olmadı. İçinizden bana acıyan tek kişi çıkmadı. Bugün olduğu gibi, bana pusu kurması için oğlumun kulum Davutu kışkırttığını bana bildiren olmadı.”
Bunun üzerine Saulun askerlerinin yanında duran Edomlu Doek, “İşay oğlu Davutun Nov Kentine, Ahituv oğlu Kahin Ahimelekin yanına geldiğini gördüm” dedi, “Ahimelek Davut için RABbe danıştı. Ona hem yiyecek sağladı, hem de Filistli Golyatın kılıcını verdi.”
Kral Saul, Ahituv oğlu Kahin Ahimeleki ve babasının ailesinden Novda yaşayan bütün kahinleri çağırmak için ulaklar gönderdi. Hepsi kralın yanına geldi. Saul Ahimeleke, “Ey Ahituv oğlu, beni dinle!” dedi.
Ahimelek, “Buyur, efendim” diye yanıtladı.
Saul, “Neden sen ve İşay oğlu bana karşı düzen kurdunuz?” dedi, “Çünkü ona ekmek, kılıç verdin ve onun için Tanrıya danıştın. O da bana karşı ayaklandı ve bugün yaptığı gibi pusu kurdu.”
Ahimelek, “Bütün görevlilerin arasında Davut kadar sana bağlı biri var mı?” diye karşılık verdi, “Davut senin damadın, muhafız birliği komutanın ve ailende saygın biridir. Ben Davut için Tanrıya danışmaya o gün mü başladım? Kesinlikle hayır! Kral ben kulunu ve babasının ailesini suçlamasın. Çünkü kulun bu konuda hiçbir şey bilmiyor.”
Ama Saul, “Ey Ahimelek, sen de bütün ailen de kesinlikle öleceksiniz” dedi. Sonra yanında duran nöbetçi askerlere, “Gidin ve Davutu destekleyen RABbin kahinlerini öldürün!” dedi, “Çünkü onun kaçtığını bildikleri halde bana haber vermediler.” Ne var ki, kralın görevlileri el kaldırıp RABbin kahinlerini öldürmek istemediler.
Bunun üzerine kral, Doeke, “Sen git, kahinleri öldür” diye buyurdu. Edomlu Doek de gidip kahinleri öldürdü. O gün Doek keten efod giymiş seksen beş kişi öldürdü. Kadın erkek, çoluk çocuk demeden kahinler kenti Novun halkını kılıçtan geçirdi. Sığırları, eşekleri, koyunları da öldürdü.
Yalnız Ahituv oğlu Kahin Ahimelekin oğullarından Aviyatar adında biri kurtulup Davuta kaçtı. Aviyatar Saulun RABbin kahinlerini öldürttüğünü Davuta söyledi. Davut Aviyatara, “O gün orada bulunan Edomlu Doekin olup biteni Saula bildireceğini anlamıştım zaten” dedi, “Babanın bütün aile bireylerinin ölümüne ben neden oldum. Yanımda kal ve korkma! Seni öldürmek isteyen beni de öldürmek istiyor. Yanımda güvenlikte olursun.”

Davut Sauldan Kaçıyor – I. Samuel 22

Davut Gattan ayrılıp Adullam Mağarasına kaçtı. Bunu duyan kardeşleri ve ailesinin öteki bireyleri yanına gittiler. Sıkıntısı, borcu, hoşnutsuzluğu olan herkes Davutun çevresinde toplandı. Davut sayısı dört yüze varan bu adamlara önderlik yaptı.
Davut oradan Moavdaki Mispa Kentine gitti. Moav Kralından, “Tanrının bana ne yapacağı belli oluncaya dek annemle babamın gelip yanınızda kalmasına izin verir misin?” diye bir istekte bulundu. Böylece Davut annesiyle babasını Moav Kralının yanına bıraktı. Davut sığınakta kaldığı sürece onlar da Moav Kralının yanında kaldılar. Ne var ki, Peygamber Gad Davuta, “Sığınakta kalma. Yahuda ülkesine git” dedi. Bunun üzerine Davut oradan ayrılıp Heret Ormanına gitti.

Davut Sauldan Kaçıyor – I. Samuel 21

Davut Nov Kentine, Kahin Ahimelekin yanına gitti. Ahimelek titreyerek Davutu karşılamaya çıktı. “Neden yalnızsın? Neden yanında kimse yok?” diye sordu.
Davut şöyle yanıtladı: “Kral bana bir görev verdi. Sana verdiğim görevden ve buyruklardan kimsenin haberi olmasın dedi. Adamlarıma gelince, belli bir yere gitmelerini söyledim. Şu an elinde ne var? Bana beş somun ekmek ya da başka ne varsa ver.”
Kahin, “Taze ekmeğim yok” diye karşılık verdi, “Ama adamların kadından uzak kaldılarsa kutsanmış ekmek var.”
Davut, “Yola çıktığımızdan her zaman olduğu gibi, kadından uzak kaldık” dedi, “Sıradan bir yolculuğa çıktığımızda bile adamlarım kendilerini temiz tutarlar; özellikle bugün ne kadar daha çok temiz olacaklar.” Bunun üzerine kahin ona kutsanmış ekmek verdi; çünkü orada huzura konan ekmekten başka ekmek yoktu. Bu ekmek RABbin huzurundan alındığı gün yerine sıcak ekmek konurdu.
O gün Saulun görevlilerinden Edomlu Doek adındaki baş çoban RABbin önünde dinsel görevini yerine getirmek üzere orada bulunuyordu. Davut Ahimeleke, “Yanında mızrak ya da kılıç yok mu?” diye sordu, “Kralın işi acele olduğundan, yanıma ne kılıcımı aldım, ne de başka bir silah.”
Kahin, “Ela Vadisinde öldürdüğün Filistli Golyatın kılıcı var” diye karşılık verdi, “Efodun arkasında beze sarılı duruyor. Burada başka silah yok. İstersen onu alabilirsin.”
Davut, “Onun gibisi yoktur, onu bana ver” dedi.
Sauldan kaçan Davut o gün Gat Kralı Akişe gitti. Akişin görevlileri, “Bu İsrail Kralı Davut değil mi?” dediler,
“Çalıp oynarken,
Saul binlercesini öldürdü,
Davutsa on binlercesini diye hakkında ezgiler okudukları kişi bu değil mi?”
Bu sözler Davutu derin derin düşündürdü. Gat Kralı Akişten çok korkan Davut, onların önünde tutumunu değiştirerek deli gibi davrandı. Kentin kapılarını tırmaladı, salyasını sakalına akıttı.
Akiş görevlilerine, “Şu adama bakın!” dedi, “Delinin biri! Onu neden bana getirdiniz? Bizde deliler eksik mi ki, önümde delilik yapsın diye bu adamı getirdiniz? Bu adamın sarayıma girmesi şart mı?”

Yonatanla Davutun Dostluğu – I. Samuel 20

Davut Ramanın Nayot Mahallesinden kaçtıktan sonra Yonatana gitti. Ona, “Ne yaptım? Suçum ne?” diye sordu, “Babana karşı ne günah işledim ki, beni öldürmek istiyor?”
Yonatan, “Bu senden uzak olsun, ölmeyeceksin!” diye yanıtladı, “Babam bana bildirmeden ister büyük, ister küçük olsun hiçbir iş yapmaz. Neden bunu benden gizlesin? Olmaz öyle şey!”
Ancak Davut ant içerek, “Senin beni sevdiğini baban çok iyi biliyor” diye yanıtladı, “ Yonatan ne yapacağımı bilmemeli, yoksa üzülür diye düşünmüştür. RABbin ve senin yaşamın hakkı için derim ki, ölüm ile aramda yalnız bir adım var.”
Yonatan Davuta, “Ne dilersen dile, senin için yaparım” diye karşılık verdi.
Davut Yonatana, “Bak, yarın Yeni Ay Töreni” dedi, “Kralla birlikte yemeğe oturmam gerekir. Ama izin ver, ertesi günün akşamına dek tarlada gizleneyim. Eğer baban yokluğumu sezerse ona, Davut aceleyle kendi kenti Beytleheme gitmek için benden ısrarla izin istedi; orada bütün ailenin yıllık kurban töreni var dersin. Baban, İyi derse, kulun güvenlikte demektir. Ama öfkelenirse, bil ki, bana kötülük yapmaya karar vermiştir. Sana gelince, bana yardım et; çünkü RABbin önünde benimle antlaşma yaptın. Suçluysam, beni sen öldür! Neden beni babana teslim edesin?”
Yonatan, “Olmaz öyle şey!” diye yanıtladı, “Babamın sana kötülük yapmaya karar verdiğini bilsem, sana söylemez miydim?”
Davut, “Baban sana sert bir karşılık verirse, kim bana bildirecek?” diye sordu.
Yonatan, “Gel, tarlaya gidelim” dedi. Böylece ikisi tarlaya gittiler.
Yonatan Davutla konuşmasını sürdürdü: “İsrailin Tanrısı RAB tanık olsun! Yarın ya da öbür gün bu saate kadar babamın ne düşündüğünü araştıracağım. Babamın sana karşı tutumu olumluysa, sana haber göndereceğim. Ama babam seni öldürmeyi tasarlıyorsa, bunu sana bildirip güvenlik içinde gitmeni sağlamazsam, RAB bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın! RAB önceden babamla olduğu gibi seninle de birlikte olsun! Ama sen yaşamım boyunca RABbin iyiliğini bana göster ki ölmeyeyim. RAB Davutun bütün düşmanlarını yeryüzünden yok edeceği zaman bile, sen soyuma iyiliklerini sonsuza dek esirgeme.”
Böylece Yonatan Davut soyuyla bir antlaşma yaptı ve, “RAB Davutun düşmanlarını cezalandırsın” dedi. Davuta beslediği sevgiden ötürü Yonatan ona bir daha ant içirtti. Çünkü onu canı kadar seviyordu.
Yonatan Davuta, “Yarın Yeni Ay Töreni” dedi, “Yerin boş kalacağından, yokluğun anlaşılacak. Öbür gün, geçen sefer gizlendiğin yere çabucak git. Ezel Taşının yanında bekle. Ben hedefe atar gibi taşın bir yanına üç ok atacağım. Sonra hizmetkarımı gönderip, Git okları bul diye buyruk vereceğim. Eğer özellikle ona, Bak, oklar senin bu yanında, onları alıp buraya getir dersem, gel. Yaşayan RABbin adıyla derim ki, güvenliktesin, tehlike yok. Ama hizmetkara, Bak, oklar ötende dersem, git; çünkü RAB seni uzaklaştırmıştır. Birbirimizle yaptığımız antlaşmaya gelince, RAB sonsuza dek seninle benim aramda tanık olsun.”
Böylece Davut tarlada gizlendi. Yeni Ay Töreni başlayınca, Kral Saul gelip yemeğe oturdu. Her zamanki gibi duvarın yanındaki yerine oturmuştu. Yonatan karşısında, Avner de yanında yerlerini aldılar. Davutun yeriyse boş kaldı. Ama Saul o gün bir şey söylemedi. “Davutun başına bir şey gelmiş olmalı. Dinsel açıdan kirli olsa gerek, evet dinsel açıdan temiz değildir” diye düşündü. Ertesi gün, ayın ikinci günü, Davutun yeri yine boştu. Bunun üzerine Saul, oğlu Yonatana, “İşayın oğlu neden dün de, bugün de yemeğe gelmedi?” diye sordu.
Yonatan, “Davut Beytleheme gitmek için benden ısrarla izin istedi” diye karşılık verdi, “ Lütfen izin ver. Çünkü ailemizin kentte bir kurbanı var, ağabeyim orada bulunmamı buyurdu. Gözünde lütuf bulduysam gidip kardeşlerimi göreyim dedi. İşte bu yüzden kralın sofrasına gelemedi.”
Saul Yonatana öfkelenerek, “Seni sapık ve dikbaşlı kadının oğlu!” diye bağırdı, “İşayın oğlunu desteklediğini bilmiyor muyum? Bu kendin için de, seni doğuran annen için de utanç verici. Çünkü İşayın oğlu yeryüzünde yaşadıkça ne sen güvenlikte olabilirsin, ne de krallığın. Şimdi adam gönder, onu bana getir. O ölmeli!”
Yonatan babası Saula, “Neden ölmeli? Ne yaptı ki?” diye karşılık verdi. Ama Saul Yonatanı öldürmek amacıyla mızrağını ona fırlattı. Böylece Yonatan babasının Davutu öldürmeye kararlı olduğunu anladı. Büyük bir öfkeyle sofradan kalktı ve ayın ikinci günü hiç yemek yemedi. Babasının Davutu böyle aşağılamasına üzüldü.
Sabahleyin Yonatan Davutla buluşmak üzere tarlaya gitti. Yanına bir uşak almıştı. Uşağa, “Haydi koş, atacağım okları bul” dedi. Uşak koşarken, Yonatan onun ötesine bir ok attı. Uşak Yonatanın attığı okun düştüğü yere varınca, Yonatan, “Ok ötende!” diye seslendi, “Çabuk ol! Koş, yerinde durma!” Yonatanın uşağı oku alıp efendisine getirdi. Olup bitenden habersizdi. Olanları yalnız Yonatanla Davut biliyordu. Yonatan, silahlarını yanındaki uşağa vererek, “Al bunları kente götür” dedi.
Uşak gider gitmez, Davut taşın güney yanından ayağa kalktı ve yüzüstü yere kapanarak üç kez eğildi. İki arkadaş birbirlerini öpüp ağladılar; ancak Davut daha çok ağladı.
Yonatan, “Esenlikle yoluna git” dedi, “İkimiz RABbin adıyla ant içmiştik. RAB seninle benim aramda ve soylarımız arasında sonsuza dek tanık olsun.” Bundan sonra Davut yoluna gitti. Yonatan da kente döndü.

Saul Davutu Öldürmeyi Tasarlıyor – I. Samuel 19

Saul, oğlu Yonatana ve bütün görevlilerine Davutu öldürmeleri için buyruk verdi. Ama Davutu çok seven Yonatan ona, “Babam Saul seni öldürmek için fırsat kolluyor” diye haber verdi, “Lütfen yarın sabah dikkatli ol; gizlenebileceğin bir yere gidip saklan. Ben de saklandığın tarlaya gidip babamın yanında duracağım ve onunla senin hakkında konuşacağım. Bir şey öğrenirsem, sana bildiririm.”
Yonatan babası Saula Davutu överek şunları söyledi: “Kral kulu Davuta haksızlık etmesin. Çünkü o sana hiç haksızlık etmedi ve yaptığı her şeyde sana büyük yararı dokundu. Yaşamını tehlikeye atarak Filistliyi öldürdü. RAB de bütün İsraili büyük bir zafere ulaştırdı. Sen de bunu görüp sevindin. Öyleyse neden Davutu yok yere öldürerek suçsuz birine haksızlık edesin?”
Saul Yonatanın söylediklerinden etkilenerek ant içti: “Yaşayan RABbin adıyla derim ki, Davut öldürülmeyecektir.” Bunun üzerine Yonatan Davutu çağırıp ona her şeyi anlattı. Sonra Davutu Saulun yanına getirdi. Davut da önceden olduğu gibi kralın hizmetine girdi.
Savaş yine patlak verdi. Davut gidip Filistlilere karşı savaştı. Onları öyle büyük bir bozguna uğrattı ki, önünden kaçtılar.
Bir gün Saul, mızrağı elinde evinde oturuyor, Davut da lir çalıyordu. Derken RABbin gönderdiği kötü bir ruh Saulu yakaladı. Saul mızrağıyla Davutu duvara çakmaya çalıştı. Ancak Davut yana kaçınca Saulun mızrağı duvara saplandı. O gece Davut kaçıp kurtuldu.
Saul, Davutu gözetlemeleri, ertesi sabah da öldürmeleri için evine ulaklar gönderdi. Ama karısı Mikal Davuta, “Bu gece kaçıp kurtulamazsan, yarın öldürüleceksin” dedi. Sonra Davutu pencereden aşağıya indirdi. Böylece Davut kaçıp kurtuldu. Mikal aile putunu alıp yatağa koydu, üstüne yorganı örttü, baş tarafına da keçi kılından bir yastık yerleştirdi. Saulun gönderdiği ulaklar Davutu yakalamaya geldiğinde, Mikal, “Davut hasta” dedi.
Saul Davutu görmeleri için ulakları yeniden göndererek, “Onu yatağıyla buraya getirin de öldüreyim” diye buyurdu. Ulaklar eve girince, yatakta başında keçi kılından yastık olan putu gördüler. Saul Mikala “Neden beni böyle kandırıp düşmanımın kaçmasını sağladın?” diye sordu.
Mikal, “Davut bana, Bırak beni gideyim, yoksa seni öldürürüm dedi” diye yanıtladı.
Kaçıp kurtulan Davut, Ramada yaşayan Samuelin yanına gitti. Saulun kendisine bütün yaptıklarını ona anlattı. Sonra Samuelle birlikte Nayot Mahallesine gidip orada kaldı. Davutun Ramanın Nayot Mahallesinde olduğu haberi Saula ulaştırıldı. Bunun üzerine Saul Davutu yakalamaları için ulaklarını oraya gönderdi. Ulaklar Samuelin önderliğinde bir peygamber topluluğunun oynayıp coştuğunu gördüler. İşte o zaman Tanrının Ruhu Saulun ulaklarının üzerine indi. Onlar da oynayıp coşmaya başladılar. Saul olup bitenleri duyunca, başka ulaklar gönderdi. Onlar da oynayıp coştular. Saulun üçüncü kez gönderdiği ulaklar da öncekiler gibi yaptı. Sonunda Saul kendisi Ramaya doğru yola çıktı. Sekudaki büyük sarnıca varınca, “Samuelle Davut neredeler?” diye sordu.
Biri, “Ramanın Nayot Mahallesinde” dedi. Saul Ramadaki Nayota doğru ilerlerken, Tanrının Ruhu onun üzerine de indi. Nayota varıncaya dek yol boyunca oynayıp coştu. Giysilerini de çıkarıp Samuelin önünde oynayıp coştu. Bütün gün ve gece çıplak yattı. Halkın, “Saul da mı peygamber oldu?” demesi bundandır.

Saul Davutu Kıskanıyor – I. Samuel 18

Davutun Filistli Golyatı öldürmesinden sonra, askerler geri dönerken, İsrailin bütün kentlerinden gelen kadınlar, tef ve çeşitli çalgılar çalarak, sevinçli ezgiler söyleyip oynayarak Kral Saulu karşılamaya çıktılar. Bir yandan oynuyor, bir yandan da şu ezgiyi söylüyorlardı:
“Saul binlercesini öldürdü,
Davutsa on binlercesini.”
Bu sözlere gücenen Saul çok öfkelendi. “Davuta on binlercesini, banaysa ancak binlercesini verdiler. Artık kral olmaktan başka onun ne eksiği kaldı ki?” diye düşündü. Böylece o günden sonra Saul Davutu kıskanmaya başladı.
Ertesi gün Tanrının gönderdiği kötü bir ruh Saulun üzerine güçlü bir biçimde indi. Saul evinde sayıklamaya başladı. Davut her zamanki gibi yine lir çalıyordu. Saulun elinde bir mızrak vardı. “Davutu vurup duvara çakacağım” diye düşünerek mızrağı ona fırlattı. Ama Davut iki kez ondan kurtuldu.
Saul Davuttan korkuyordu. Çünkü RAB Davutlaydı, oysa kendisinden ayrılmıştı. Bu yüzden Saul Davutu yanından uzaklaştırdı. Onu bin kişilik birliğe komutan atadı. Davut askerlere öncülük yapıyordu. RAB onunla birlikte olduğundan, yaptığı her işte başarılıydı. Davutun büyük başarısını gördükçe Saulun korkusu daha da artıyordu. Ne var ki, bütün İsrail ve Yahuda halkı Davutu seviyordu; çünkü Davut onlara öncülük ediyordu.
Saul Davuta, “İşte büyük kızım Merav” dedi, “Onu sana eş olarak vereceğim. Yalnız hatırım için yiğitçe davran ve RABbin savaşlarını sürdür.” Çünkü, “Davutun ölümü benim elimden değil, Filistlilerin elinden olsun” diye düşünüyordu.
Davut, “Ben kim oluyorum, İsrailde ailem ve babamın oymağı ne ki, krala damat olayım?” diye karşılık verdi. Ne var ki, Saulun kızı Meravın Davuta verileceği zaman geldiğinde, kız Davut yerine Meholalı Adriele eş olarak verildi.
Bu arada Saulun öbür kızı Mikal Davuta gönül vermişti. Bunu duyan Saul sevindi. “Davuta Mikalı veririm” diye düşündü, “Öyle ki, Mikal Davutu tuzağa düşürür; Filistliler de onu öldürür.” Davuta, “Bugün damadım olmak için yine fırsatın var” dedi.
Sonra görevlilerine, Davuta gizlice şunları söylemelerini buyurdu: “Bak, kral senden hoşnut, bütün görevlileri de seni seviyor. Kralın damadı olmanın zamanı geldi.”
Saulun görevlileri bu sözleri Davuta ilettiler. Davut, “Yoksul ve önemsiz biriyken kralın damadı olmak sizce küçük bir şey mi?” diye karşılık verdi.
Görevliler Davutun dediklerini Saula bildirdiler. Saul şöyle buyurdu: “Davuta deyin ki, Kral düşmanlarından öç almak için başlık parası olarak yüz Filistlinin sünnet derisinden başka bir şey istemiyor. ” Davutun Filistlilerin eline düşüp öleceğini tasarlıyordu.
Görevliler Saulun söylediklerini Davuta ilettiler. Davut, kralın damadı olacağına sevindi. Tanınan süre dolmadan Davutla adamları gidip iki yüz Filistli öldürdüler. Kralın damadı olabilmek için Davut, öldürülen Filistlilerin sünnet derilerini tam tamına getirip krala sundu. Saul da buna karşılık kızı Mikalı eş olarak ona verdi. Saul, RABbin Davutla birlikte olduğunu ve kızı Mikalın onu sevdiğini apaçık gördü. Bu yüzden Davuttan daha çok korktu ve yaşamı boyunca ona düşmanlık besledi.
Filistli komutanlar saldırdıkça Davut Saulun öbür komutanlarından daha başarılı oluyordu. Bu yüzden büyük bir üne kavuştu.

Yonatan Davutla Bir Antlaşma Yapıyor – I. Samuel 18

Saulla Davutun konuşması sona erdiğinde, Saul oğlu Yonatanın yüreği Davuta bağlandı. Yonatan onu canı gibi sevdi. O günden sonra Saul Davutu yanında tuttu ve babasının evine dönmesine izin vermedi. Yonatan, Davuta beslediği derin sevgiden ötürü, onunla bir dostluk antlaşması yaptı. Üzerinden kaftanını çıkarıp zırhı, kılıcı, yayı ve kuşağıyla birlikte Davuta verdi.
Davut Saulun kendisini gönderdiği her yere gitti ve başarılı oldu. Bu yüzden Saul ona ordusunda üstün bir rütbe verdi. Bu olay bütün halkı, Saulun görevlilerini bile hoşnut etti.

Davutun Golyatı Öldürmesi – I. Samuel 17

Savaşmak üzere ordularını bir araya getiren Filistliler, Yahudanın Soko Kentinde toplandılar. Soko ile Azeka Kenti arasındaki Efes-Dammimde ordugah kurdular. Saul ile İsrailliler de toplandılar. Ela Vadisinde ordugah kurup Filistlilere karşı savaş düzeni aldılar. Filistliler tepenin bir yanında, İsrailliler de karşı tepede yerlerini aldı. Aralarında vadi vardı.
Filist ordugahından Gatlı Golyat adında usta bir dövüşçü ortaya çıktı. Boyu altı arşın bir karıştı. Başına tunç miğfer takmış, pullu bir zırh kuşanmıştı. Tunç zırhın ağırlığı beş bin şekeldi. Baldırları zırhlarla korunmuştu. Omuzları arasında tunç bir pala asılıydı. Mızrağının sapı dokumacı tezgahının sırığı gibiydi. Mızrağın demir başının ağırlığı altı yüz şekeldi. Golyatın önüsıra kalkanını taşıyan bir adam yürüyordu.
Golyat durup İsrail ordusuna, “Neden savaş düzeni aldınız?” diye haykırdı, “Ben Filistliyim, sizse Saulun kölelerisiniz. Aranızdan karşıma çıkacak birini seçin. Dövüşte beni yenip öldürebilirse, biz sizin köleniz oluruz. Ama ben üstün gelip onu yok edebilirsem, siz bizim kölemiz olur, bize kulluk edersiniz.” Filistli Golyat konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bugün İsrail ordusuna meydan okuyorum! Benimle dövüşecek birini çıkarın karşıma!” Filistlinin bu sözlerini duyunca, Saul da İsrailliler de çok korkup dehşet içinde kaldılar.
Davut Yahudanın Beytlehem Kentinden Efratlı İşay adında bir adamın oğluydu. İşayın sekiz oğlu vardı. Saulun krallığı döneminde İşayın yaşı oldukça ilerlemişti. İşayın üç büyük oğlu Saulla birlikte savaşa katılmıştı. Savaşa giden en büyük oğlunun adı Eliav, ikincisinin adı Avinadav, üçüncüsünün adıysa Şammaydı. Davut en küçükleriydi. Üç büyük oğul Saulun yanındaydı. Davut ise babasının sürüsüne bakmak için Saulun yanından ayrılıp Beytleheme gider gelirdi.
Filistli Golyat kırk gün boyunca sabah akşam ortaya çıkıp meydan okudu.
Bir gün İşay, oğlu Davuta şöyle dedi: “Kardeşlerin için şu kavrulmuş bir efa buğdayla on somun ekmeği al, çabucak ordugaha, kardeşlerinin yanına git. Şu on parça peyniri de birlik komutanına götür. Kardeşlerinin ne durumda olduğunu öğren ve iyi olduklarına ilişkin bir belirti getir. Kardeşlerin Saul ve öbür İsraillilerle birlikte Ela Vadisinde Filistlilere karşı savaşıyorlar.”
Ertesi sabah Davut erkenden kalktı. Sürüyü bir çobana bıraktı. İşayın buyurduğu gibi erzağı alıp yola koyuldu. Ordugaha vardığı sırada askerler savaş naraları atarak savaş düzenine giriyorlardı. İsraillilerle Filistliler karşı karşıya savaş düzeni almışlardı. Davut getirdiklerini levazım görevlisine bırakıp cepheye koştu; kardeşlerinin yanına varıp onları selamladı. Davut onlarla konuşurken, Gatlı Filistli, Golyat adındaki dövüşçü Filist cephesinden ileri çıkarak daha önce yaptığı gibi meydan okudu. Davut bunu duydu. İsrailliler Golyatı görünce büyük korkuyla önünden kaçıştılar.
Birbirlerine, “İsraile meydan okumak için ortaya çıkan şu adamı görüyorsunuz ya!” diyorlardı, “Kral onu öldürene büyük bir armağanın yanısıra kızını da verecek. Babasının ailesini de İsraile vergi ödemekten muaf tutacak.”
Davut yanındakilere, “Bu Filistliyi öldürüp İsrailden bu utancı kaldıracak kişiye ne verilecek?” diye sordu, “Bu sünnetsiz Filistli kim oluyor da yaşayan Tanrının ordusuna meydan okuyor?”
Adamlar daha önce verilmiş olan söze göre Golyatı öldürecek kişiye neler verileceğini anlattılar.
Ağabeyi Eliav Davutun adamlarla konuştuğunu duyunca öfkelendi. “Ne işin var burada?” dedi, “Çöldeki üç beş koyunu kime bıraktın? Ne kadar kendini beğenmiş ve ne kadar kötü yürekli olduğunu biliyorum. Sadece savaşı görmeye geldin.”
Davut, “Ne yaptım ki?” dedi, “Bir soru sordum, o kadar.” Sonra başka birine dönüp aynı soruyu sordu. Adamlar öncekine benzer bir yanıt verdiler.
Davutun söylediklerini duyanlar Saula ilettiler. Saul onu çağırttı. Davut Saula, “Bu Filistli yüzünden kimse yılmasın! Ben kulun gidip onunla dövüşeceğim!” dedi.
Saul, “Sen bu Filistliyle dövüşemezsin” dedi, “Çünkü daha gençsin, o ise gençliğinden beri savaşçıdır.”
Ama Davut, “Kulun babasının sürüsünü güder” diye karşılık verdi, “Bir aslan ya da ayı gelip sürüden bir kuzu kaçırınca, peşinden gidip ona saldırır, kuzuyu ağzından kurtarırım. Eğer aslan ya da ayı üzerime gelirse, boğazından tuttuğum gibi vurur öldürürüm. Kulun, aslan da ayı da öldürmüştür. Bu sünnetsiz Filistli de onlar gibi olacak. Çünkü yaşayan Tanrının ordusuna meydan okudu. Beni aslanın, ayının pençesinden kurtaran RAB, bu Filistlinin elinden de kurtaracaktır.”
Saul, “Öyleyse git, RAB seninle birlikte olsun” dedi. Sonra kendi giysilerini Davuta verdi; başına tunç miğfer taktı, ona bir zırh giydirdi. Davut giysilerinin üzerine kılıcını kuşanıp yürümeye çalıştı. Çünkü bu giysilere alışık değildi.
Saula, “Bunlarla yürüyemiyorum” dedi, “Çünkü alışık değilim.” Sonra giysileri üzerinden çıkardı. Değneğini alıp dereden beş çakıl taşı seçti. Bunları çoban dağarcığının cebine koyduktan sonra sapanını alıp Filistli Golyata doğru ilerledi.
Filistli de, önünde kalkan taşıyıcısı, Davuta doğru ilerliyordu. Davutu tepeden tırnağa süzdü. Kızıl saçlı, yakışıklı bir genç olduğu için onu küçümsedi. “Ben köpek miyim ki, üzerime değnekle geliyorsun?” diyerek kendi ilahlarının adıyla Davutu lanetledi. “Bana gelsene! Bedenini gökteki kuşlara ve kırdaki hayvanlara yem edeceğim!” dedi.
Davut, “Sen kılıçla, mızrakla, palayla üzerime geliyorsun” diye karşılık verdi, “Bense meydan okuduğun İsrail ordusunun Tanrısı, Her Şeye Egemen RABbin adıyla senin üzerine geliyorum. Bugün RAB seni elime teslim edecek. Seni vurup başını gövdenden ayıracağım. Bugün Filistli askerlerin leşlerini gökteki kuşlarla yerdeki hayvanlara yem edeceğim. Böylece bütün dünya İsrailde Tanrının var olduğunu anlayacak. Bütün bu topluluk RABbin kılıçla, mızrakla kurtarmadığını anlayacak. Çünkü savaş zaten RABbindir! O sizi elimize teslim edecek.”
Golyat saldırmak amacıyla Davuta doğru ilerledi. Davut da onunla dövüşmek üzere hemen Filist cephesine doğru koştu. Elini dağarcığına sokup bir taş çıkardı, sapanla fırlattı. Taş Filistlinin alnına çarpıp saplandı. Filistli yüzükoyun yere düştü. Böylece Davut Filistli Golyatı sapan ve taşla yendi. Elinde kılıç olmaksızın onu yere serdi. Sonra koşup üzerine çıktı. Golyatın kılıcını tutup kınından çektiği gibi onu öldürdü ve başını kesti.
Kahraman Golyatın öldüğünü gören Filistliler kaçtılar. İsraillilerle Yahudalılar kalkıp Gatın girişine ve Ekron kapılarına kadar nara atarak onları kovaladılar. Filistlilerin ölüleri Gata, Ekrona kadar Şaarayim yolunda yerlere serildi. Filistlileri kovaladıktan sonra geri dönen İsrailliler Filist ordugahını yağmaladılar. Davut Filistli Golyatın başını alıp Yeruşalime götürdü, silahlarını da kendi çadırına koydu.
Saul, Davutun Golyatla dövüşmeye çıktığını görünce, ordu komutanı Avnere, “Ey Avner, kimin oğlu bu genç?” diye sormuştu.
Avner de, “Yaşamın hakkı için, ey kral, bilmiyorum” diye yanıtlamıştı.
Kral Saul, “Bu gencin kimin oğlu olduğunu öğren” diye buyurmuştu. Davut Golyatı öldürüp ordugaha döner dönmez, Avner onu alıp Saula götürdü. Golyatın kesik başı Davutun elindeydi. Saul, “Kimin oğlusun, delikanlı?” diye sordu.
Davut, “Kulun Beytlehemli İşayın oğluyum” diye karşılık verdi.

Davut Saula Lir Çalıyor – I. Samuel 16

Bu sıralarda RABbin Ruhu Sauldan ayrılmıştı. RABbin gönderdiği kötü bir ruh ona sıkıntı çektiriyordu.
Hizmetkarları Saula, “Bak, Tanrının gönderdiği kötü bir ruh sana sıkıntı çektiriyor” dediler, “Efendimiz, biz hizmetkarlarına buyruk ver, iyi lir çalan birini bulalım. Öyle ki, Tanrının gönderdiği kötü ruh üzerine gelince, o lir çalar, sen de rahatlarsın.”
Saul hizmetkarlarına, “İyi lir çalan birini bulup bana getirin” diye buyurdu.
Hizmetkarlardan biri, “Beytlehemli İşayın oğullarından birini gördüm” dedi, “İyi lir çalar. Üstelik yürekli, güçlü bir savaşçıdır; akıllıca konuşur, yakışıklıdır. RAB de onunladır.”
Bunun üzerine Saul İşaya ulaklar göndererek, “Sürüyü güden oğlun Davutu bana gönder” dedi. İşay ekmek yüklü bir eşek, bir tulum şarap, bir de oğlak alıp oğlu Davutla birlikte Saula gönderdi. Davut Saulun yanına varıp onun hizmetine girdi. Saul Davutu çok sevdi ve ona silahlarını taşıma görevini verdi. Saul İşaya şu haberi gönderdi: “İzin ver de Davut hizmetimde kalsın; ondan hoşnudum.”
O günden sonra, Tanrının gönderdiği kötü ruh ne zaman Saulun üzerine gelse, Davut liri alıp çalar, Saul rahatlayıp kendine gelirdi. Kötü ruh da ondan uzaklaşırdı.

Davut Kral Olarak Meshediliyor – I. Samuel 16

RAB Samuele, “Ben Saulun İsrail Kralı olmasını reddettim diye sen daha ne zamana dek onun için üzüleceksin?” dedi, “Yağ boynuzunu yağla doldurup yola çık. Seni Beytlehemli İşayın evine gönderiyorum. Çünkü onun oğullarından birini kral seçtim.”
Samuel, “Nasıl gidebilirim? Saul bunu duyarsa beni öldürür!” dedi.
RAB şöyle yanıtladı: “Yanına bir düve al ve, RABbe kurban sunmak için geldim de. İşayı kurban törenine çağır. O zaman ne yapman gerektiğini ben sana bildireceğim. Sana belirteceğim kişiyi benim adıma kral olarak meshedeceksin.”
Samuel RABbin sözüne uyarak Beytlehem Kentine gitti. Kentin ileri gelenleri onu titreyerek karşıladılar ve, “Barış için mi geldin?” diye sordular.
Samuel, “Evet, barış için” diye yanıtladı, “RABbe kurban sunmaya geldim. Kendinizi kutsayıp benimle birlikte kurban törenine gelin.” Sonra İşay ile oğullarını kutsayıp kurban törenine çağırdı.
İşay ile oğulları gelince Samuel Eliavı gördü ve, “Gerçekten RABbin önünde duran bu adam Onun meshettiği kişidir” diye düşündü.
Ama RAB Samuele, “Onun yakışıklı ve uzun boylu olduğuna bakma” dedi, “Ben onu reddettim. Çünkü RAB insanın gördüğü gibi görmez; insan dış görünüşe, RAB ise yüreğe bakar.” İşay, oğlu Avinadavı çağırıp Samuelin önünden geçirdi.
Ama Samuel, “RAB bunu da seçmedi” dedi. Bunun üzerine İşay Şammayı da geçirdi. Samuel yine, “RAB bunu da seçmedi” dedi. Böylece İşay yedi oğlunu da Samuelin önünden geçirdi. Ama Samuel, “RAB bunlardan hiçbirini seçmedi” dedi. Sonra İşaya, “Oğullarının hepsi bunlar mı?” diye sordu.
İşay, “Bir de en küçüğü var” dedi, “Sürüyü güdüyor.”
Samuel, “Birini gönder de onu getirsin” dedi, “O buraya gelmeden yemeğe oturmayacağız.”
İşay birini gönderip oğlunu getirtti. Çocuk kızıl saçlı, yakışıklı, gözleri pırıl pırıl bir delikanlıydı.
RAB Samuele, “Kalk, onu meshet. Seçtiğim kişi odur” dedi. Samuel yağ boynuzunu alıp kardeşlerinin önünde çocuğu meshetti. O günden başlayarak RABbin Ruhu Davutun üzerine güçlü bir biçimde indi. Bundan sonra Samuel kalkıp Ramaya döndü.

Saulun Kral Olarak Reddedilmesi – I. Samuel 15

Samuel Saula şöyle dedi: “RAB seni kendi halkı İsrailin Kralı olarak meshetmek için beni gönderdi. Şimdi RABbin sözlerine kulak ver. Her Şeye Egemen RAB diyor ki, İsraillilere yaptıkları kötülükten ötürü Amaleklileri cezalandıracağım. Çünkü Mısırdan çıkan İsraillilere karşı koydular. Şimdi git, Amaleklilere saldır. Onlara ait her şeyi tümüyle yok et, hiçbir şeyi esirgeme. Kadın erkek, çoluk çocuk, öküz, koyun, deve, eşek hepsini öldür. ”
Bunun üzerine Saul askerlerini toplayıp Telaim Kentinde saydı. İki yüz bin yaya askerin yanısıra Yahudalılardan da on bin kişi vardı. Saul Amalek Kentine varıp vadide pusu kurdu. Sonra Kenlilere şu uyarıyı gönderdi: “Haydi gidin, Amaleklileri bırakın; öyle ki, sizi de onlarla birlikte yok etmeyeyim. Çünkü siz Mısırdan çıkan İsrail halkına iyilik ettiniz.” Bunun üzerine Kenliler Amaleklilerden ayrıldılar.
Saul Haviladan Mısırın doğusundaki Şura dek Amaleklileri yenilgiye uğrattı. Amalek Kralı Agakı sağ olarak yakaladı. Halkının tümünü de kılıçtan geçirdi. Ne var ki, Saul ile adamları Agakı ve en iyi koyunları, sığırları, besili danaları, kuzuları –iyi olan ne varsa hepsini– esirgediler. Bunları tümüyle yok etmek istemediler. Ancak değersiz ve zayıf ne varsa hepsini yok ettiler.
RAB Samuele şöyle seslendi: “Saulu kral yaptığıma pişmanım. Beni izlemekten vazgeçti. Buyruklarımı yerine getirmedi.” Samuel öfkelendi ve bütün geceyi RABbe yakarmakla geçirdi.
Ertesi sabah Samuel Saulla görüşmek için erkenden kalktı. Saulun Karmel Kentine gittiğini, orada kendisine bir anıt diktikten sonra aşağı inip Gilgala döndüğünü öğrendi. Saul kendisine gelen Samuele, “RAB seni kutsasın! Ben RABbin buyruğunu yerine getirdim” dedi.
Samuel, “Öyleyse nedir kulağıma gelen bu koyun melemesi? Nedir bu duyduğum sığır böğürmesi?” diye sordu.
Saul şöyle yanıtladı: “Halk bunları Amaleklilerden getirdi. Tanrın RABbe kurban sunmak üzere davarların, sığırların en iyilerini esirgediler. Ama geri kalanları tümüyle yok ettik.”
Samuel, “Dur da bu gece RABbin bana neler söylediğini sana bildireyim” dedi.
Saul, “Söyle” diye karşılık verdi.
Samuel konuşmasını şöyle sürdürdü: “Kendini önemsiz saydığın halde, sen İsrail oymaklarının önderi olmadın mı? RAB seni İsraile kral meshetti. RAB seni bir göreve gönderip, Git, o günahlı Amaleklileri tümüyle yok et; hepsini ortadan kaldırıncaya dek onlarla savaş dedi. Öyleyse neden RABbin sözüne kulak asmadın? Neden yağmalanan mallara saldırarak RABbin gözünde kötü olanı yaptın?”
Saul, “Ama ben RABbin sözüne kulak verdim!” diye yanıtladı, “RABbin beni gönderdiği yere gittim. Amaleklileri tümüyle yok ettim, Amalek Kralı Agakı da buraya getirdim. Ne var ki askerler, Gilgalda Tanrın RABbe kurban sunmak üzere yağmalanmış bazı malları, yok edilmeye adanmış en iyi davarlarla sığırları aldılar.”
Samuel şöyle karşılık verdi:
“RAB kendi sözünün dinlenmesinden hoşlandığı kadar
Yakmalık sunulardan, kurbanlardan hoşlanır mı?
İşte söz dinlemek kurbandan,
Sözü önemsemek de koçların yağlarından daha iyidir.
Çünkü başkaldırma, falcılık kadar günahtır
Ve dikbaşlılık, putperestlik kadar kötüdür.
Sen RABbin buyruğunu reddettiğin için,
RAB de senin kral olmanı reddetti.”
Bunun üzerine Saul, “Günah işledim! Evet, RABbin buyruğunu da, senin sözlerini de çiğnedim” dedi, “Halktan korktuğum için onların sözünü dinledim. Ama şimdi yalvarırım, günahımı bağışla ve benimle birlikte dön ki, RABbe tapınayım.”
Samuel, “Seninle dönmem” dedi, “Çünkü sen RABbin buyruğunu reddettin, RAB de İsrail Kralı olmanı reddetti!”
Samuel dönüp gitmeye davranınca, Saul onun cüppesinin eteğini tuttu. Cüppe yırtıldı. Samuel, “Bugün RAB İsrail Krallığını elinden aldı ve senden daha iyi birine verdi” dedi, “İsrailin yüce Tanrısı yalan söylemez, düşüncesini de değiştirmez. Çünkü O insan değil ki, düşüncesini değiştirsin.”
Saul, “Günah işledim!” dedi, “Ama ne olur halkımın ileri gelenleri ve İsrailliler karşısında beni onurlandır. Tanrın RABbe tapınmam için benimle dön.” Böylece Samuel Saulla birlikte geri döndü ve Saul RABbe tapındı.
Samuel, “Amalek Kralı Agakı bana getirin” diye buyurdu.
Agak güvenle geldi. Çünkü, “Ölüm tehlikesi kesinlikle geçti” diye düşünüyordu.
Ama Samuel,
“Kılıcın kadınları nasıl çocuksuz bıraktıysa
Senin annen de kadınlar arasında
Çocuksuz bırakılacak” diyerek Agakı Gilgalda RABbin önünde kılıçla parçaladı.
Samuel Ramaya, Saul da Givadaki evine gitti. Samuel ölümüne dek Saulu bir daha görmediyse de, onun için üzüldü. RAB de Saulu İsrail Kralı yaptığına pişmandı.

Filistlilere Karşı Savaş – I. Samuel 14

O sırada Filistlilerin bir kolu Mikmas Geçidine çıkmıştı.
Bir gün Saul oğlu Yonatan, silahını taşıyan genç hizmetkarına, “Gel, karşı taraftaki Filist ordugahına geçelim” dedi. Ama bunu babasına haber vermedi. Saul, Giva Kenti yakınındaki Migronda bir nar ağacının altında oturmaktaydı. Yanında altı yüz kadar asker vardı. Efod giymiş olan Ahiya da aralarındaydı. Ahiya Şiloda RABbin kahini olan Eli oğlu Pinehas oğlu İkavotun erkek kardeşi Ahituvun oğluydu. Halk Yonatanın gittiğini farketmemişti. Yonatanın Filist ordugahına ulaşmak için geçmeyi tasarladığı geçidin her iki yanında iki sivri kaya vardı; birine Boses, öbürüne Sene denirdi. Kayalardan biri kuzeyde Mikmasa, öbürü güneyde Givaya bakardı.
Yonatan silahını taşıyan genç hizmetkarına, “Gel, şu sünnetsizlerin ordugahına gidelim” dedi, “Belki RAB bizim için bir şeyler yapar. Çünkü gerek çoklukta, gerekse azlıkta RABbin zafere ulaştırmasına engel yoktur.”
Silahını taşıyan genç, “Ne düşünüyorsan öyle yap” diye yanıtladı, “Haydi yürü! Düşündüğün her şeyde seninleyim.”
Yonatan, “Bu adamlara gidelim, bizi görsünler” dedi, “Eğer bize, Yanınıza gelene dek bekleyin derlerse, olduğumuz yerde kalırız, gitmeyiz. Ama, Yanımıza gelin derlerse, gideriz. Çünkü bu, RABbin Filistlileri elimize teslim ettiğine ilişkin bir belirti olacak bizim için.”
Böylece ikisi de Filistlilerin askerlerine göründüler. Filistliler, “Bakın! İbraniler gizlendikleri çukurlardan çıkmaya başlıyor!” dediler. Sonra Yonatanla silahını taşıyan gence, “Buraya, yanımıza gelin, size bir şey söyleyeceğiz” diye seslendiler.
Bunun üzerine Yonatan silahını taşıyana, “Ardımdan gel” dedi, “RAB onları İsraillilerin eline teslim etti.”
Yonatan elleriyle ayaklarını kullanarak yukarıya tırmandı; silahını taşıyan genç de onu izledi. Yonatan Filistlileri yenilgiye uğrattı. Silahını taşıyan genç de onu izliyor ve Filistlileri öldürüyordu. Yonatanla silahını taşıyan genç bu ilk saldırıda iki dönümlük bir alanda yirmi kadar asker öldürdüler. Ordugahta ve kırsal alanda bütün Filist halkı arasında dehşet hüküm sürüyordu. Askerlerle akıncılar bile titriyordu. Derken yer sarsıldı; sanki Tanrıdan gelen bir titremeydi bu.
Benyamin topraklarındaki Giva Kentinde Saulun nöbetçileri büyük bir kalabalığın oraya buraya dağıldığını gördüler. Bunun üzerine Saul yanındaki adamlara, “Yoklama yapın da aramızdan kimin ayrıldığını görün” dedi. Yoklama yapılınca Yonatanla silahını taşıyan gencin orada olmadığını anladılar. Saul Ahiyaya, “Tanrının Sandığını getir” dedi. O sırada Tanrının Sandığı İsrail halkındaydı.
Saul kahinle konuşurken, Filistlilerin ordugahındaki kargaşa da giderek artmaktaydı. Bunun üzerine Saul kahine, “Elini çek” dedi. Saulla yanındaki askerlerin tümü toplanıp savaş alanına gittiler. Orada büyük bir kargaşa vardı. Herkes birbirine kılıç çekiyordu. Daha önce Filistlilerin yanında yer alıp onların ordugahına katılan İbraniler bile saf değiştirerek Saulla Yonatanın yanındaki İsrail birliklerine katıldılar. Efrayim dağlık bölgesinde gizlenen İsrailliler de Filistlilerin kaçtığını duyunca onları savaş alanında kovalamaya başladılar. Böylece RAB İsraili o gün zafere ulaştırdı. Savaş Beytavenin ötesine dek yayıldı.
O gün İsrailliler bitkindi. Çünkü Saul, “Ben düşmanlarımdan öç alıncaya kadar, akşama dek kim yemek yerse lanetli olsun!” diye halka ant içirmişti. Bu yüzden de kimse bir şey yememişti.
Derken, her yanı bal dolu bir ormana vardılar. Askerler ormana girince, toprakta akan balları gördüler. Ne var ki, içtikleri anttan korktukları için hiçbiri bala dokunmadı. Yonatan babasının halka ant içirdiğini duymamıştı. Elindeki değneği uzatıp ucunu bal gümecine batırdı. Biraz bal tadar tatmaz gözleri parladı. Bunun üzerine oradakilerden biri Yonatana, “Baban askerlere, Bugün kim yemek yerse lanetli olsun diye ant içirdi” dedi, “Askerlerin bitkin düşmesi de bundan.”
Yonatan, “Babam halka sıkıntı verdi” diye yanıtladı, “Bakın, bu baldan biraz tadınca gözlerim nasıl da parladı! Bugün halk düşmanlarından yağmaladığı yiyeceklerden özgürce yeseydi, çok daha iyi olurdu! O zaman Filistlilerin yenilgisi de daha ağır olmaz mıydı?”
O gün İsrailliler, Filistlileri Mikmastan Ayalona kadar yenilgiye uğrattılar. Ama İsrail askerleri o kadar bitkindi ki, yağmaladıkları mallara saldırdılar; davarları, sığırları, buzağıları yakaladıkları gibi hemen oracıkta kesip kanını akıtmadan yediler. Durumu Saula bildirerek, “Bak, askerlerin kanlı eti yemekle RABbe karşı günah işliyor!” dediler.
Bunun üzerine Saul, “Hainlik ettiniz!” dedi, “Hemen büyük bir taş yuvarlayın bana.” Sonra ekledi: “Halkın arasına varıp herkesin öküzünü, koyununu bana getirmesini söyleyin. Onları burada kesip yesinler. Eti kanıyla birlikte yiyerek RABbe karşı günah işlemeyin.” O gece herkes öküzünü getirip orada kesti. O sırada Saul RABbe bir sunak yaptı. RABbe yaptığı ilk sunaktı bu.
Saul adamlarına, “Haydi, bu gece Filistlilere saldıralım” dedi, “Tan ağarıncaya dek mallarını yağmalayalım, onlardan bir tekini bile sağ bırakmayalım.”
Adamlar, “Sence uygun olan neyse onu yap” diye karşılık verdiler.
Ama kahin, “Burada Tanrıya danışalım” dedi.
Bunun üzerine Saul Tanrıya, “Filistlilere saldırmaya gideyim mi? Onları İsraillilerin eline teslim edecek misin?” diye sordu. Ama Tanrı o gün yanıt vermedi. Bunun için Saul, “Ey halkın önderleri! Buraya yaklaşın da bugün işlenen bu günahın nasıl işlendiğini ortaya çıkaralım” dedi, “İsraili kurtaran yaşayan RABbin adıyla derim ki, bu günaha yol açan oğlum Yonatan bile olsa kesinlikle öldürülecektir.” Ama kimse bir şey söylemedi. Bunun üzerine Saul halka, “Siz bir yanda durun, oğlum Yonatanla ben öbür yanda duracağız” dedi.
Halk, “Sence uygun olan neyse onu yap” diye karşılık verdi.
Saul İsrailin Tanrısı RABbe, “Bana doğru yanıtı ver” dedi. Kura Yonatanla Saula düştü, halk aklandı. Saul bu kez, “Benimle oğlum Yonatan arasında kura çekin” dedi. Kura Yonatana düştü. Bunun üzerine Saul Yonatana, “Söyle bana, ne yaptın?” diye sordu.
Yonatan, “Ben yalnızca elimdeki değneğin ucuyla biraz bal alıp tattım. Şimdi ölmem mi gerek?” diye karşılık verdi.
Saul, “Yonatan, eğer seni öldürtmezsem, Tanrı bana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın!” dedi.
Ama halk Saula, “İsraili bu büyük zafere ulaştıran Yonatanı mı öldürteceksin?” dedi, “Asla! Yaşayan RABbin adıyla deriz ki, saçının bir teline bile zarar gelmeyecektir. Çünkü bugün o ne yaptıysa Tanrının yardımıyla yapmıştır.” Böylece halk Yonatanı öldürülmekten kurtardı.
Bundan sonra Saul Filistlileri kovalamaktan vazgeçti. Filistliler de yerlerine döndüler.
Saul İsraile kral atandıktan sonra, her yandaki düşmanlarına –Moav, Ammon, Edom halkları, Sova kralları ve Filistlilere– karşı savaştı. Gittiği her yerde zafer kazandı. Yiğitçe savaşarak Amaleklileri yenilgiye uğrattı, İsraillileri düşmanın yağmasından kurtardı.
Saulun oğulları Yonatan, Yişvi ve Malkişua idi. İki kızından büyüğünün adı Merav, küçüğünün adı Mikaldı. Karısı, Ahimaasın kızı Ahinoamdı. Ordusunun başkomutanı amcası Ner oğlu Avnerdi. Saulun babası Kişle Avnerin babası Ner, Avielin oğullarıydı.
Saul yaşamı boyunca Filistlilerle kıyasıya savaştı. Nerede yiğit, güçlü birini görse kendi ordusuna kattı.

Samuel Saulu Paylıyor – I. Samuel 13

Saul İsrailde iki yıl krallık yaptıktan sonra halktan üç bin kişi seçti. Bunlardan iki binini Mikmas ve Beytelin dağlık bölgesinde yanına aldı. Binini de Benyamin oymağına ait Giva Kentinde Yonatanın yanına bıraktı. Halktan geri kalanları evlerine gönderdi. Yonatan Givadaki Filist birliğini yendi. Filistliler bunu duydular. Saul, bütün ülkede boru çaldırarak, “İbraniler bu haberi duysun” dedi. Böylece İsraillilerin hepsi Saulun Filist birliğini yendiğini ve Filistlilerin İsraillilerden iğrendiğini duydu. Bunun üzerine halk Gilgalda Saulun çevresinde toplandı.
Filistliler İsraillilerle savaşmak üzere toplandılar. Otuz bin savaş arabası, altı bin atlı asker ve kıyılardaki kum kadar kalabalık bir orduya sahiptiler. Gidip Beytavenin doğusundaki Mikmasta ordugah kurdular. Durumlarının tehlikeli olduğunu ve askerlerinin sıkıştırıldığını gören İsrailliler, mağaralarda, çalılıklarda, kayalıklarda, çukurlarda, sarnıçlarda gizlendiler. Bazı İbraniler de Şeria Irmağından Gad ve Gilat bölgesine geçti. Ama Saul daha Gilgaldaydı. Bütün askerler onu titreyerek izliyordu.
Saul, Samuel tarafından belirlenen süreye uyarak, yedi gün bekledi. Ama Samuel Gilgala gelmeyince, halk Saulun yanından dağılmaya başladı. Saul, “Yakmalık sunuları ve esenlik sunularını bana getirin” dedi. Sonra yakmalık sunuyu sundu. Saul yakmalık sununun sunulmasını bitirir bitirmez Samuel geldi. Saul selamlamak için onu karşılamaya çıktı.
Samuel, “Ne yaptın?” diye sordu.
Saul, “Halk yanımdan dağılıyordu” diye karşılık verdi, “Sen de belirlenen gün gelmedin. Üstelik Filistliler Mikmasta toplandılar. Bunları görünce, Şimdi Filistliler Gilgalda üzerime yürüyecek; oysa ben RABbin yardımını dilememiştim diye düşündüm. Bu nedenle, yakmalık sunuyu sunma gerekliliğini duydum.”
Samuel, “Akılsızca davrandın” dedi, “Tanrın RABbin sana verdiği buyruğa uymadın; yoksa, RAB İsrail üzerinde senin krallığının sonsuza dek sürmesini sağlayacaktı. Ama artık krallığın sürmeyecek. RAB kendi gönlüne uygun birini arayıp onu kendi halkına önder olarak atamaya kararlı. Çünkü sen RABbin buyruğunu tutmadın.”
Bundan sonra Samuel Gilgaldan ayrılarak Benyaminoğullarının Giva Kentine gitti. Saul yanında kalan halkı saydı; yaklaşık altı yüz kişiydi. Saul, oğlu Yonatan ve yanlarındaki halk Benyaminoğullarının bölgesindeki Givada kalıyorlardı. Filistliler ise Mikmasta ordugah kurmuşlardı. Akıncılar üç koldan Filistlilerin ordugahından çıktılar. Kollardan biri Şual bölgesindeki Ofraya, biri Beythorona, öbürü ise çöle, Sevoyim Vadisine bakan sınıra doğru ilerledi.
Bütün İsrail ülkesinde bir tek demirci yoktu. Filistliler, “İbraniler kılıç, mızrak yapmasın” demişlerdi. Bu nedenle bütün İsrailliler saban demirlerini, kazma, balta ve oraklarını biletmek için Filistlilere gitmek zorundaydılar. Saban demiriyle kazmanın bileme fiyatı, şekelin üçte ikisi kadardı. Beller, baltalar, üvendireler için istenilen fiyat ise şekelin üçte biriydi. İşte bu yüzden, savaş sırasında Saul ile Yonatan dışında, yanlarındaki hiç kimsenin elinde kılıç, mızrak yoktu.

Samuelin Söylevi – I. Samuel 12

Bundan sonra Samuel İsrail halkına şöyle dedi: “Bana söylediğiniz her şeye kulak verdim: Size bir kral atadım. Şimdi size önderlik yapan bir kralınız var. Bense yaşlandım, saçım ağardı. Oğullarım da sizlerle birlikte. Gençliğimden bu güne dek size önderlik yaptım. İşte karşınızda duruyorum. Hanginizin öküzünü aldım? Kimin eşeğine el koydum? Kimi dolandırdım? Kime baskı yaptım? Göz yummak için kimden rüşvet aldım? RABbin ve Onun meshettiğinin önünde bana karşı tanıklık edin de size karşılığını vereyim.”
Halk, “Bizi dolandırmadın” diye karşılık verdi, “Bize baskı da yapmadın. Kimsenin elinden hiçbir şey almadın.”
Samuel, “Bana karşı bir şey bulamadığınıza bugün hem RAB, hem de Onun meshettiği kral tanıktır” dedi.
“Evet, tanıktır” dediler.
Samuel konuşmasını şöyle sürdürdü: “Musa ile Harunu görevlendiren, atalarınızı Mısırdan çıkaran RABdir. Şimdi burada durun, RABbin önünde, Onun sizi ve atalarınızı tekrar tekrar nasıl kurtardığına dair kanıtlar göstereyim size.
“Yakup Mısıra gittikten sonra, atalarınız RABbe yakardı. O da atalarınızı Mısırdan çıkarıp burada yerleşmelerini sağlayan Musa ile Harunu gönderdi. Ama atalarınız Tanrıları RABbi unuttular. Bu yüzden RAB onları Hasor ordusunun komutanı Siseranın, Filistlilerin ve Moav Kralının eline teslim etti. Bunlar atalarınıza karşı savaştılar. Atalarınız RABbe, Günah işledik; RABbi bırakıp Baalın ve Aştoretin putlarına kulluk ettik. Ama şimdi bizi düşmanlarımızın elinden kurtar, sana kulluk edeceğiz diye seslendiler. RAB de Yerubbaalı, Bedanı, Yiftahı ve ben Samueli gönderdi. Güvenlik içinde yaşamanız için sizi saran düşmanlarınızın elinden kurtardı.
“Ama siz Ammon Kralı Nahaşın üzerinize yürüdüğünü görünce, Tanrınız RAB kralınız olduğu halde bana, Hayır, bize bir kral önderlik yapacak dediniz. İşte seçtiğiniz, dilediğiniz kral! Evet, RAB size bir kral verdi. Eğer RABden korkar, Ona kulluk ederseniz, Onun sözünü dinleyip buyruklarına karşı gelmezseniz, hem siz hem de önderiniz olacak kral Tanrınız RABbin ardınca giderseniz, ne ala! Ama RABbin sözünü dinlemez, buyruklarına karşı gelirseniz, RAB kralınızı cezalandırdığı gibi sizi de cezalandıracaktır.
“Şimdi olduğunuz yerde durun ve RABbin gözlerinizin önünde yapacağı şu olağanüstü olayı görün. Bugün buğday biçme zamanı değil mi? Göğü gürletsin, yağmur yağdırsın diye RABbe yalvaracağım. Böylece bir kral istemekle yaptığınız kötülüğün RABbin gözünde ne denli büyük olduğunu iyice anlayacaksınız.”
Samuel RABbe yalvardı ve RAB o gün göğü gürletti, yağmur yağdırdı. Halk RABden de Samuelden de çok korktu. Bunun üzerine Samuele, “Yok olmayalım diye, biz kulların için Tanrın RABbe yakar” dediler, “Çünkü bütün günahlarımıza kendimize bir kral istemek kötülüğünü de ekledik.”
Samuel halka, “Korkmayın” dedi, “Siz bu büyük kötülüğü yaptınız, ama yine de RABbin ardınca gitmekten vazgeçmeyin; tersine, bütün yüreğinizle RABbe kulluk edin. Kimseyi kurtaramayan yararsız putların ardınca gitmeyin; çünkü onlar değersizdir. RAB görkemli adının hatırına halkını bırakmayacak. Çünkü sizi kendi halkı kılmaktan hoşnut kaldı. Bana gelince, sizin için RABbe yalvarmaktan vazgeçip Ona karşı günah işlemek benden uzak olsun! Ancak size iyi ve doğru yolu öğreteceğim. Yalnız RABden korkun, Ona bağlılıkla ve bütün yüreğinizle kulluk edin. Onun sizler için ne görkemli işler yaptığını bir düşünün! Ama kötülük yapmayı sürdürürseniz, hem siz yok olacaksınız, hem de kralınız.”

Saul Ammonluları Bozguna Uğratıyor – I. Samuel 11

Ammon Kralı Nahaş Yaveş-Gilat üzerine yürüyüp kenti kuşattı. Bütün Yaveşliler, Nahaşa, “Bizimle bir antlaşma yap, sana kulluk ederiz” dediler.
Ama Ammonlu Nahaş, “Ancak bir koşulla sizinle antlaşma yaparım” diye karşılık verdi, “Bütün İsrail halkını küçük düşürmek için her birinizin sağ gözünü oyup çıkaracağım.”
Yaveş Kentinin ileri gelenleri ona, “İsrailin her bölgesine ulaklar göndermemiz için bize yedi günlük bir süre tanı” dediler, “Eğer bizi kurtaracak kimse çıkmazsa o zaman sana teslim oluruz.”
Ulaklar Saulun yaşadığı Giva Kentine gelip olanları halka bildirince, herkes hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Tam o sırada Saul, öküzlerinin ardında, tarladan dönüyordu. “Halka ne oldu? Neden böyle ağlıyorlar?” diye sordu. Yaveşlilerin söylediklerini ona anlattılar.
Saul bu sözleri duyunca, Tanrının Ruhu güçlü bir biçimde onun üzerine indi. Saul çok öfkelendi. Bir çift öküz alıp parçaladı. Ulaklar aracılığıyla İsrailin her bölgesine bu parçaları gönderip şöyle dedi: “Saul ile Samuelin ardınca gelmeyen herkesin öküzlerine de aynı şey yapılacaktır.”
Halk RAB korkusuyla sarsıldı ve tek beden halinde yola çıktı. Saul onları Bezekte topladı. İsrail halkı üç yüz bin, Yahudalılar ise otuz bin kişiydi. Oraya gelen Yaveşli ulaklara şöyle dediler: “Yaveş-Gilat halkına, Yarın öğleye doğru kurtarılacaksınız deyin.”
Ulaklar gidip bu haberi iletince Yaveşliler sevindi. Ammonlulara, “Yarın size teslim olacağız” dediler, “Bize ne dilerseniz yapın.”
Ertesi gün Saul adamlarını üç bölüğe ayırdı. Adamlar sabah nöbetinde Ammonluların ordugahına girdi. Kırım günün en sıcak zamanına dek sürdü. Sağ kalanlar dağıldı; iki kişi bile bir arada kalmadı.
Bundan sonra halk Samuele, “ Saul mu bize krallık yapacak? diyenler kimdi? Getirin onları, öldürelim” dedi.
Ama Saul, “Bugün hiç kimse öldürülmeyecek” diye yanıtladı, “Çünkü RAB bugün İsrail halkına kurtuluş verdi.”
Samuel halka, “Haydi, Gilgala gidip orada krallığı yeniden onaylayalım” dedi. Böylece bütün halk Gilgala gidip RABbin önünde Saulun kral olduğunu onayladı. Orada, RABbin önünde esenlik kurbanları kestiler; Saul da bütün İsrailliler de büyük bir sevinç yaşadılar.

Saulun Kral Atanması – I. Samuel 10

Sonra Samuel yağ kabını alıp yağı Saulun başına döktü. Onu öpüp şöyle dedi: “RAB seni kendi halkına önder olarak meshetti. Bugün benden ayrıldıktan sonra Benyamin sınırında, Selsahtaki Rahelin mezarı yanında iki kişiyle karşılaşacaksın. Sana, Aramaya çıktığın eşekler bulundu diyecekler, Baban eşekleri düşünmekten vazgeçti, oğlum için ne yapsam diye sizin için kaygılanmaya başladı. Oradan daha ilerleyip Tavordaki meşe ağacına varacaksın. Orada biri üç oğlak, biri üç somun ekmek, öbürü de bir tulum şarapla Tanrının huzuruna, Beytele çıkan üç adamla karşılaşacaksın. Seni selamlayıp iki somun ekmek verecekler. Sen de kabul edeceksin. Sonra Filist ordugahının bulunduğu Givat-Elohime varacaksın. Kente girince, önlerinde çenk, tef, kaval ve lir çalanlarla birlikte peygamberlik ederek tapınma yerinden inen bir peygamber topluluğuyla karşılaşacaksın. RABbin Ruhu senin üzerine güçlü bir biçimde inecek. Onlarla birlikte peygamberlikte bulunacak ve başka bir kişiliğe bürüneceksin. Bu belirtiler gerçekleştiğinde, duruma göre gerekeni yap. Çünkü Tanrı seninledir. Şimdi benden önce Gilgala git. Yakmalık sunuları sunmak ve esenlik kurbanlarını kesmek için ben de yanına geleceğim. Ancak, ben yanına gelip ne yapacağını bildirene dek yedi gün beklemen gerekecek.”
Saul, Samuelin yanından ayrılmak üzere ona sırtını döner dönmez, Tanrı ona başka bir kişilik verdi. O gün bütün bu belirtiler gerçekleşti. Givaya varınca, Saulu bir peygamber topluluğu karşıladı. Tanrının Ruhu güçlü bir biçimde üzerine indi ve Saul onlarla birlikte peygamberlikte bulunmaya başladı. Onu önceden tanıyanların hepsi, peygamberlerle birlikte peygamberlikte bulunduğunu görünce, birbirlerine, “Ne oldu Kiş oğluna? Saul da mı peygamber oldu?” diye sordular.
Orada oturanlardan biri, “Ya onların babası kim?” dedi. İşte, “Saul da mı peygamber oldu?” sözü buradan gelir. Saul peygamberlikte bulunduktan sonra tapınma yerine çıktı.
Amcası, Saul ile hizmetkarına, “Nerede kaldınız?” diye sordu.
Saul, “Eşekleri arıyorduk” diye karşılık verdi, “Onları bulamayınca, Samuele gittik.”
Amcası, “Samuel sana neler söyledi, lütfen bana da anlat” dedi.
Saul, “Eşeklerin bulunduğunu bize açıkça bildirdi” diye yanıtladı. Ama Samuelin krallıkla ilgili sözlerini amcasına açıklamadı.
Sonra Samuel, İsrail halkını Mispada RAB için bir araya getirip şöyle dedi: “İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, Ben İsraillileri Mısırdan çıkardım. Mısırlıların ve size baskı yapan bütün krallıkların elinden sizi kurtardım. Ama siz bugün bütün zorluk ve sıkıntılarınızdan sizi kurtaran Tanrınıza sırt çevirdiniz ve, Hayır, bize bir kral ata dediniz. Şimdi RABbin önünde oymak oymak, boy boy dizilin.”
Samuel bütün İsrail oymaklarını bir bir öne çıkardı. Bunlardan Benyamin oymağı kurayla seçildi. Sonra Benyamin oymağını boy boy öne çağırdı. Matrinin boyu seçildi. En sonunda da Matri boyundan Kiş oğlu Saul seçildi. Onu aradılarsa da bulamadılar. Yine RABbe, “O daha buraya gelmedi mi?” diye sordular.
RAB de, “O burada, eşyaların arasında saklanıyor” dedi.
Bunun üzerine koşup Saulu oradan getirdiler. Saul halkın arasına geldi. Boyu hepsinden bir baş uzundu. Samuel halka, “RABbin seçtiği adamı görüyor musunuz?” dedi, “Bütün halkın arasında bir benzeri yok.”
Bunun üzerine halk, “Yaşasın kral!” diye bağırdı.
Samuel krallığın ilkelerini halka açıkladı. Bunları kitap haline getirip RABbin önüne koydu. Sonra herkesi evine gönderdi. Saul da Givaya, kendi evine döndü. Tanrının isteklendirdiği yiğitler ona eşlik ettiler. Ama bazı kötü kişiler, “O bizi nasıl kurtarabilir?” diyerek Saulu küçümsediler ve ona armağan vermediler. Saul ise buna aldırmadı.

Saulun Kral Atanması – I. Samuel 9

Benyamin oymağından Afiyah oğlu Bekorat oğlu Seror oğlu Aviel oğlu Kiş adında bir adam vardı. Benyaminli Kiş sözü geçen biriydi. Saul adında genç, yakışıklı bir oğlu vardı. İsrail halkı arasında ondan daha yakışıklısı yoktu. Boyu herkesten bir baş daha uzundu.
Bir gün Saulun babası Kişin eşekleri kayboldu. Kiş, oğlu Saula, “Hizmetkarlardan birini yanına al da git, eşekleri ara” dedi. Saul Efrayim dağlık bölgesinden geçip Şalişa topraklarını dolaştı. Ama eşekleri bulamadılar. Şaalim bölgesine geçtiler. Eşekler orada da yoktu. Sonra Benyamin bölgesinden geçtilerse de, hayvanları bulamadılar.
Suf bölgesine varınca, Saul yanındaki hizmetkarına, “Haydi dönelim! Yoksa babam eşekleri düşünmekten vazgeçip bizim için kaygılanmaya başlar” dedi.
Hizmetkar, “Bak, bu kentte saygın bir Tanrı adamı vardır” diye karşılık verdi, “Bütün söyledikleri bir bir yerine geliyor. Şimdi ona gidelim. Belki gideceğimiz yolu o bize gösterir.”
Saul, “Gidersek, adama ne götüreceğiz?” dedi, “Torbalarımızdaki ekmek tükendi. Tanrı adamına götürecek bir armağanımız yok. Neyimiz kaldı ki?”
Hizmetkar, “Bak, bende çeyrek şekel gümüş var” diye karşılık verdi, “Gideceğimiz yolu bize göstermesi için bunu Tanrı adamına vereceğim.” –Eskiden İsrailde biri Tanrıya bir şey sormak istediğinde, “Haydi, biliciye gidelim” derdi. Çünkü bugün peygamber denilene o zaman bilici denirdi.–
Saul hizmetkarına, “İyi, haydi gidelim” dedi. Böylece Tanrı adamının yaşadığı kente gittiler.
Yokuştan kente doğru çıkarlarken, kuyudan su çekmeye giden kızlarla karşılaştılar. Onlara, “Bilici burada mı?” diye sordular.
Kızlar, “Evet, ilerde” diye karşılık verdiler, “Şimdi çabuk davranın. Kentimize bugün geldi. Çünkü halk bugün tapınma yerinde bir kurban sunacak. Kente girer girmez, yemek için tapınma yerine çıkmadan önce onu bulacaksınız. Kurbanı o kutsayacağı için, kendisi gelmeden halk yemek yemez. Çağrılı olanlar o geldikten sonra yemeye başlar. Şimdi gidin, onu hemen bulursunuz.” Saulla hizmetkarı kente gittiler. Kente girdiklerinde, tapınma yerine çıkmaya hazırlanan Samuel onlara doğru ilerliyordu.
Saul gelmeden bir gün önce RAB Samuele şunu açıklamıştı: “Yarın bu saatlerde sana Benyamin bölgesinden birini göndereceğim. Onu halkım İsrailin önderi olarak meshedeceksin. Halkımı Filistlilerin elinden o kurtaracak. Halkımın durumuna baktım; çünkü haykırışları bana ulaştı.” Samuel Saulu görünce, RAB, “İşte sana sözünü ettiğim adam!” dedi, “Halkıma o önderlik edecek.”
Saul kent kapısında duran Samuele yaklaştı. “Bilicinin evi nerede, lütfen söyler misin?” dedi.
Samuel, “Bilici benim” diye yanıtladı, “Önümden tapınma yerine çıkın. Bugün benimle birlikte yemek yiyeceksiniz. Yarın sabah düşündüğün her şeyi sana bildirip seni geri gönderirim. Üç gün önce kaybolan eşeklerin için kaygılanma. Onlar bulundu. İsrailin özlemi kime yönelik? Sana ve babanın ailesine değil mi?”
Saul şu karşılığı verdi: “Ben İsrail oymaklarının en küçüğü olan Benyamin oymağından değil miyim? Ait olduğum boy da Benyamin oymağına bağlı bütün boyların en küçüğü değil mi? Bana neden böyle şeyler söylüyorsun?”
Samuel Saul ile hizmetkarını alıp yemek odasına götürdü; yaklaşık otuz çağrılı arasında ilk sırayı onlara verdi. Sonra aşçıya, “Sana verdiğim ve bir kenara ayırmanı söylediğim payı getir” dedi. Aşçı budu getirip Saulun önüne koydu. Samuel, “İşte senin için ayrılan parça, buyur ye!” dedi, “Çünkü bunu belirtilen gün çağırdığım halkla birlikte yemen için sakladım.” O gün Saul Samuelle yemek yedi.
Tapınma yerinden kente indikten sonra Samuel evinin damında Saulla konuştu. Sabah erkenden, şafak sökerken kalktılar. Samuel, damdan Saulu çağırıp, “Hazırlan, seni göndereceğim” dedi. Saul kalktı. Samuelle birlikte dışarı çıktılar. Kentin sınırına yaklaşırken Samuel Saula, “Hizmetkara önümüzden gitmesini söyle” dedi. Hizmetkar öne geçince, Samuel, “Ama sen dur” diye ekledi, “Sana Tanrının sözünü bildireceğim.”

İsrail Halkı Bir Kral İstiyor – I. Samuel 8

Samuel yaşlanınca oğullarını İsraile önder atadı. Beer-Şevada görev yapan ilk oğlunun adı Yoel, ikinci oğlunun adıysa Aviyaydı. Ama oğulları onun yolunda yürümediler. Tersine, haksız kazanca yönelip rüşvet alır, yargıda yan tutarlardı.
Bu yüzden İsrailin bütün ileri gelenleri toplanıp Ramaya, Samuelin yanına vardılar. Ona, “Bak, sen yaşlandın” dediler, “Oğulların da senin yolunda yürümüyor. Şimdi, öteki uluslarda olduğu gibi, bizi yönetecek bir kral ata.” Ne var ki, “Bizi yönetecek bir kral ata” demeleri Samuelin hoşuna gitmedi. Samuel RABbe yakardı.
RAB, Samuele şu karşılığı verdi: “Halkın sana bütün söylediklerini dinle. Çünkü reddettikleri sen değilsin; kralları olarak beni reddettiler. Onları Mısırdan çıkardığım günden bu yana bütün yaptıklarının aynısını sana da yapıyorlar. Beni bırakıp başka ilahlara kulluk ettiler. Şimdi onları dinle. Ancak onları açıkça uyar ve kendilerine krallık yapacak kişinin onları nasıl yöneteceğini söyle.”
Samuel kendisinden kral isteyen halka RABbin bütün söylediklerini bildirdi: “Size krallık yapacak kişinin yönetimi şöyle olacak: Oğullarınızı alıp savaş arabalarında ve atlı birliklerinde görevlendirecek. Onun savaş arabalarının önünde koşacaklar. Bazılarını biner, bazılarını ellişer kişilik birliklere komutan atayacak. Kimisini toprağını sürüp ekinini biçmek, kimisini de silahların ve savaş arabalarının donatımını yapmak için görevlendirecek. Kızlarınızı ıtriyatçı, aşçı, fırıncı olmak üzere alacak. Seçkin tarlalarınızı, bağlarınızı, zeytinliklerinizi alıp hizmetkarlarına verecek. Tahıllarınızın, üzümlerinizin ondalığını alıp saray görevlileriyle öbür hizmetkarlarına dağıtacak. Kadın erkek kölelerinizi, seçkin boğalarınızı, eşeklerinizi alıp kendi işinde çalıştıracak. Sürülerinizin de ondalığını alacak. Sizler ise onun köleleri olacaksınız. Bunlar gerçekleştiğinde, seçtiğiniz kral yüzünden feryat edeceksiniz. Ama RAB o gün size karşılık vermeyecek.”
Ne var ki, halk Samuelin sözünü dinlemek istemedi. “Hayır, bizi yönetecek bir kral olsun” dediler, “Böylece biz de bütün uluslar gibi olacağız. Kralımız bizi yönetecek, önümüzden gidip savaşlarımızı sürdürecek.”
Halkın bütün söylediklerini dinleyen Samuel, bunları RABbe aktardı. RAB Samuele, “Onların sözünü dinle ve başlarına bir kral ata” diye buyurdu.
Bunun üzerine Samuel İsraillilere, “Herkes kendi kentine dönsün” dedi.

Samuel İsraile Önderlik Ediyor – I. Samuel 7

Sandık uzun bir süre, yirmi yıl boyunca Kiryat-Yearimde kaldı. Bu arada bütün İsrail halkı RABbin özlemini çekti.
Samuel İsrail halkına şöyle dedi: “Eğer bütün yüreğinizle RABbe dönmeye istekliyseniz, yabancı ilahları ve Aştoretin putlarını aranızdan kaldırın. Kendinizi RABbe adayıp yalnız Ona kulluk edin. RAB de sizi Filistlilerin elinden kurtaracaktır.” Bunun üzerine İsrailliler Baalın ve Aştoretin putlarını atıp yalnızca RABbe kulluk etmeye başladılar.
O zaman Samuel, “Bütün İsrail halkını Mispada toplayın, ben de sizin için RABbe yakaracağım” dedi. Mispada toplanan İsrailliler kuyudan su çekip RABbin önüne döktüler. O gün oruç tuttular ve, “RABbe karşı günah işledik” dediler. Samuel Mispada İsrail halkına önderlik etti.
Filistliler İsrail halkının Mispada toplandığını duydular. Filist beyleri İsraillilere karşı savaşmaya çıktılar. İsrailliler bunu duyunca Filistlilerden korktular. Samuele, “Bizi Filistlilerin elinden kurtarması için Tanrımız RABbe yakarmayı bırakma” dediler. Bunun üzerine Samuel bir süt kuzusu alıp RABbe tümüyle yakmalık sunu olarak sundu ve İsrailliler adına RABbe yakardı. RAB de ona karşılık verdi. Samuel yakmalık sunuyu sunarken, Filistliler, İsraillilere saldırmak üzere yaklaşmışlardı. Ama RAB o an korkunç bir sesle gürleyerek Filistlileri öyle şaşkına çevirdi ki, İsraillilerin önünde bozguna uğradılar. Mispadan çıkan İsrailliler Filistlileri Beytkarın altına kadar kovalayıp öldürdüler.
Samuel bir taş alıp Mispa ile Şen arasına dikti. “RAB buraya kadar bize yardım etmiştir” diyerek taşa Even-Ezer adını verdi. Yenilgiye uğrayan Filistliler bir daha İsrail topraklarına saldırmadılar. Samuel yaşadığı sürece RAB Filistlilerin saldırmasını engelledi. Ekrondan Gata kadar Filistlilerin ele geçirdiği kentler İsraile geri verildi. Bunun yanısıra İsrailin sınır toprakları da Filistlilerin elinden kurtarıldı. İsraillilerle Amorlular arasında ise barış vardı.
Samuel yaşadığı sürece İsraile önderlik yaptı. Her yıl gidip Beyteli, Gilgalı, Mispayı dolaşır, bu kentlerden İsraili yönetirdi. Sonra Ramadaki evine döner, İsraili oradan yönetirdi. Orada RABbe bir sunak yaptı.

Antlaşma Sandığının İsraile Geri Verilişi – I. Samuel 6

RABbin Sandığı Filist ülkesinde yedi ay kaldıktan sonra, Filistliler kahinlerle falcıları çağırtıp, “RABbin Sandığını ne yapalım? Onu nasıl yerine göndereceğimizi bize bildirin” dediler.
Kahinlerle falcılar, “İsrail Tanrısının Sandığını geri gönderecekseniz, boş göndermeyin” diye yanıtladılar, “Ona bir suç sunusu sunmalısınız. O zaman iyileşecek ve Onun sizi neden sürekli cezalandırdığını anlayacaksınız.”
Filistliler, “Ona suç sunusu olarak ne göndermeliyiz?” diye sordular.
Kahinlerle falcılar, “Suç sununuz Filist beylerinin sayısına göre beş altın ur ve beş altın fare olsun” diye yanıtladılar, “Çünkü aynı bela hepinizin de, beylerinizin de üzerindedir. Onun için, urların ve ülkeyi yıkan farelerin benzerlerini yapın. Böylelikle İsrailin Tanrısını onurlandırın. Belki sizin, ilahlarınızın ve ülkenizin üzerindeki cezayı hafifletir. Neden Mısırlıların ve firavunun yaptığı gibi inat ediyorsunuz? Tanrı Mısırlıları alaya aldıktan sonra, İsrail halkının Mısırdan çıkması için onları serbest bırakmadılar mı?
“Şimdi yeni bir arabayla boyunduruk vurulmamış, süt veren iki inek hazırlayın. İnekleri arabaya koşun; buzağılarını artlarından ayırıp ahıra götürün. RABbin Sandığını alıp arabaya koyun; suç sunusu olarak Ona göndereceğiniz altın eşyaları da bir kutuya koyup yanına yerleştirin. Sonra bırakın arabayı yoluna gitsin. Ama ardından gözetleyin. Eğer kendi ülkesine, Beytşemeşe giden yoldan ilerlerse, demek ki, üzerimize bu büyük yıkımı getiren Odur. Yoksa bu yıkımın Ondan gelmediğini, bize bir rastlantı olduğunu anlayacağız.”
Adamlar denileni yaptılar. Süt veren iki inek getirip arabaya koştular, buzağılarını da ahıra kapadılar. İçinde farelerle urların altın benzerlerinin bulunduğu kutuyu RABbin Sandığıyla birlikte arabaya koydular. İnekler dosdoğru Beytşemeş yolundan gittiler. Sağa sola sapmadan, böğüre böğüre ana yoldan ilerlediler. Filist beyleri onları Beytşemeş sınırına dek izledi.
O sırada Beytşemeşliler vadide buğday biçiyorlardı. Gözlerini kaldırıp sandığı görünce sevindiler. Beytşemeşli Yeşunun tarlasına giren araba oradaki büyük bir taşın yanında durdu. Beytşemeşliler arabanın odununu yardılar, inekleri de RABbe yakmalık sunu olarak sundular. Levililer RABbin Sandığını ve içinde altın eşyaların bulunduğu yanındaki kutuyu indirip büyük taşın üzerine koymuşlardı. O gün Beytşemeşliler RABbe yakmalık sunular sunup kurbanlar kestiler. Filistlilerin beş beyi olup bitenleri gördükten sonra aynı gün Ekrona döndüler.
Filistliler Aşdot, Gazze, Aşkelon, Gat ve Ekron kentleri için RABbe suç sunusu olarak ur biçiminde birer altın gönderdiler. Altın farelerse, surlu kentlerle çevre köyler dahil beş Filistli beye ait kentlerin sayısı kadardı. Beytşemeşli Yeşunun tarlasında RABbin Antlaşma Sandığının üzerine konduğu büyük taş tanık olarak bugün de duruyor.
RABbin Antlaşma Sandığının içine baktıkları için, RAB Beytşemeşlilerden bazılarını cezalandırıp yetmiş kişiyi yok etti. Halk RABbin başlarına getirdiği bu büyük yıkımdan dolayı yas tuttu. Beytşemeşliler, “Bu kutsal Tanrının, RABbin önünde kim durabilir? Bizden sonra kime gidecek?” diyorlardı. Sonunda Kiryat-Yearimde oturanlara ulaklar göndererek, “Filistliler RABbin Sandığını geri getirdiler; gelin, onu alıp götürün” dediler.
Bunun üzerine Kiryat-Yearim halkı varıp RABbin Sandığını aldı. Onu Avinadavın tepedeki evine götürdüler. RABbin Antlaşma Sandığına bakması için Avinadav oğlu Elazarı görevlendirdiler.

Antlaşma Sandığı Aşdota ve Ekrona Taşınıyor – I. Samuel 5

Filistliler, Tanrının Sandığını ele geçirdikten sonra, onu Even-Ezerden Aşdota götürdüler. Tanrının Sandığını Dagon Tapınağına taşıyıp Dagon heykelinin yanına yerleştirdiler. Ertesi gün erkenden kalkan Aşdotlular, Dagonu RABbin Sandığının önünde yüzüstü yere düşmüş buldular. Dagonu alıp yerine koydular. Ama ertesi sabah erkenden kalktıklarında, Dagonu yine RABbin Sandığının önünde yüzüstü yere düşmüş buldular. Bu kez Dagonun başıyla iki eli kırılmış, eşiğin üzerinde duruyordu; yalnızca gövdesi kalmıştı. Dagon kahinleri de, Aşdottaki Dagon Tapınağına bütün gelenler de bu yüzden bugün de tapınağın eşiğine basmıyorlar.
RAB Aşdotluları ve çevrelerindeki halkı ağır biçimde cezalandırdı; onları urlarla cezalandırıp sıkıntıya soktu.
Aşdotlular olup bitenleri görünce, “İsrail Tanrısının Sandığı yanımızda kalmamalı; çünkü O bizi de, ilahımız Dagonu da ağır bir biçimde cezalandırıyor” dediler. Bunun üzerine ulaklar gönderip bütün Filist beylerini çağırttılar ve, “İsrail Tanrısının Sandığını ne yapalım?” diye sordular.
Filist beyleri, “İsrail Tanrısının Sandığı Gata götürülsün” dediler. Böylece İsrail Tanrısının Sandığını Gata götürdüler.
Ama sandık oraya götürüldükten sonra, RAB o kenti de cezalandırdı. Kenti çok büyük bir korku sardı. RAB kent halkını, büyük küçük herkesi urlarla cezalandırdı. Bu yüzden Tanrının Sandığını Ekrona gönderdiler.
Tanrının Sandığı kente girer girmez Ekronlular, “Bizi ve halkımızı yok etmek için İsrail Tanrısının Sandığını bize getirdiler!” diye bağırdılar. Bütün Filist beylerini toplayarak, “İsrail Tanrısının Sandığını buradan uzaklaştırın” dediler, “Sandık yerine geri gönderilsin; öyle ki, bizi de halkımızı da yok etmesin.” Çünkü kentin her yanını ölüm korkusu sarmıştı. Tanrının onlara verdiği ceza çok ağırdı. Sağ kalanlarda urlar çıktı. Kent halkının haykırışı göklere yükseldi.

Elinin Ölümü – I. Samuel 4

Benyaminli bir adam savaş alanından koşarak aynı gün Şiloya ulaştı. Giysileri yırtılmış, başı toz toprak içindeydi. Adam Şiloya vardığında, Tanrının Sandığı için yüreği titreyen Eli, yol kenarında bir sandalyeye oturmuş, kaygıyla bekliyordu. Adam kente girip olup bitenleri anlatınca, kenttekilerin tümü haykırdı.
Eli haykırışları duyunca, “Bu gürültünün anlamı ne?” diye sordu.
Adam olanları Eliye bildirmek için hemen onun yanına geldi. O sırada Eli doksan sekiz yaşındaydı. Gözleri zayıflamış, göremiyordu. Adam Eliye, “Ben savaş alanından geliyorum” dedi, “Savaş alanından bugün kaçtım.”
Eli, “Ne oldu, oğlum?” diye sordu.
Haber getiren adam şöyle yanıtladı: “İsrailliler Filistlilerin önünden kaçtı. Askerler büyük bir yenilgiye uğradı. İki oğlun, Hofniyle Pinehas öldü. Tanrının Sandığı da ele geçirildi.”
Adam Tanrının Sandığından söz edince, Eli sandalyeden geriye, kapının yanına düştü. Yaşlı ve şişman olduğundan boynu kırılıp öldü. İsrail halkını kırk yıl süreyle yönetmişti.
Elinin gelini –Pinehasın karısı– gebeydi, doğurmak üzereydi. Tanrının Sandığının ele geçirildiğini, kayınbabasıyla kocasının öldüğünü duyunca birden sancıları tuttu, yere çömelip doğurdu. Ölmek üzereyken ona yardım eden kadınlar, “Korkma, bir oğlun oldu” dediler. Ama o aldırmadı, karşılık da vermedi. Tanrının Sandığı ele geçirilmiş, kayınbabasıyla kocası ölmüştü. Bu yüzden, “Yücelik İsrailden ayrıldı!” diyerek çocuğa İkavot adını verdi. “Yücelik İsrailden ayrıldı!” dedi, “Çünkü Tanrının Sandığı ele geçirildi.”

Antlaşma Sandığı Ele Geçiriliyor – I. Samuel 4

Samuelin sözü bütün İsrailde yayıldı.
İsrailliler Filistlilerle savaşmak üzere yola çıktılar. İsrailliler Even-Ezerde, Filistliler de Afekte ordugah kurdu. Filistliler İsraile karşı savaş düzenine girdiler. Savaş her yere yayılınca, Filistliler İsraillileri bozguna uğrattı. Savaş alanında dört bine yakın İsrailliyi öldürdüler. Askerler ordugaha dönünce, İsrailin ileri gelenleri, “Neden bugün RAB bizi Filistlilerin önünde bozguna uğrattı?” diye sordular, “RABbin Antlaşma Sandığını Şilodan buraya getirelim ki, aramıza geldiğinde bizi düşmanlarımızın elinden kurtarsın.”
Halk Şiloya adamlar gönderdi. Keruvlar arasında taht kurmuş, Her Şeye Egemen RABbin Antlaşma Sandığını oradan getirdiler. Elinin iki oğlu, Hofni ile Pinehas da Tanrının Antlaşma Sandığının yanındaydılar.
RABbin Antlaşma Sandığı ordugaha varınca, bütün İsrailliler öyle yüksek sesle bağırdılar ki, yer yerinden oynadı. Filistliler bağrışmaları duyunca, “İbranilerin ordugahındaki bu yüksek bağrışmaların anlamı ne?” diye sordular. RABbin Sandığının ordugaha getirildiğini öğrenince, korkarak, “Tanrılar ordugaha gelmiş” dediler, “Vay başımıza! Daha önce buna benzer bir olay olmamıştı. Vay başımıza! Bu güçlü tanrıların elinden bizi kim kurtarabilir? Çölde Mısırlıları her tür belaya çarptıran tanrılar bunlar. Güçlü olun, ey Filistliler! Yiğitçe davranın! Yoksa, İbraniler size nasıl boyun eğdiyse, siz de onlara öyle boyun eğeceksiniz. Bu yüzden yiğitçe davranın ve savaşın!”
Böylece Filistliler savaşıp İsraillileri bozguna uğrattılar. İsraillilerin hepsi evlerine kaçtı. Yenilgi öyle büyüktü ki, İsrailliler otuz bin yaya asker yitirdi, Tanrının Sandığı alındı, Elinin iki oğlu, Hofni ile Pinehas öldü.

Tanrının Samuele Seslenişi – I. Samuel 3

Genç Samuel Elinin yönetimi altında RABbe hizmet ediyordu. O günlerde RABbin sözü seyrek geliyordu; görümler de azalmıştı.
Bir gece Eli yatağında uyuyordu. Gözleri öyle zayıflamıştı ki, güçlükle görebiliyordu. Samuel ise RABbin Tapınağında, Tanrının Sandığının bulunduğu yerde uyuyordu. Tanrının kandili daha sönmemişti.
RAB Samuele seslendi. Samuel, “Buradayım” diye karşılık verdi. Ardından Eliye koşup, “Beni çağırdın, işte buradayım” dedi.
Ama Eli, “Ben çağırmadım, dön yat” diye karşılık verdi. Samuel de dönüp yattı.
RAB yine, “Samuel!” diye seslendi. Samuel kalkıp Eliye gitti ve, “İşte, buradayım, beni çağırdın” dedi.
Eli, “Çağırmadım, oğlum” diye karşılık verdi, “Dön yat.” Samuel RABbi daha tanımıyordu; RABbin sözü henüz ona açıklanmamıştı.
RAB yine üçüncü kez Samuele seslendi. Samuel kalkıp Eliye gitti. “İşte buradayım, beni çağırdın” dedi.
O zaman Eli genç Samuele RABbin seslendiğini anladı. Bunun üzerine Samuele, “Git yat” dedi, “Sana yine seslenirse, Konuş, ya RAB, kulun dinliyor dersin.” Samuel gidip yerine yattı.
RAB gelip orada durdu ve önceki gibi, “Samuel, Samuel!” diye seslendi.
Samuel, “Konuş, kulun dinliyor” diye yanıtladı.
RAB Samuele şöyle dedi: “Ben İsrailde her duyanı şaşkına çevirecek bir şey yapmak üzereyim. O gün Elinin ailesine karşı söylediğim her şeyi baştan sona dek yerine getireceğim. Çünkü farkında olduğu günahtan ötürü ailesini sonsuza dek yargılayacağımı Eliye bildirdim. Oğulları Tanrıya saygısızlık ettiler. Eli de onlara engel olmadı. Bu nedenle, Elinin ailesinin günahı hiçbir zaman kurban ya da sunuyla bile bağışlanmayacaktır diyerek Elinin ailesi hakkında ant içtim.”
Samuel sabaha kadar yattı, sonra RABbin Tapınağının kapılarını açtı. Gördüğü görümü Eliye söylemekten çekiniyordu. Ama Eli ona, “Oğlum Samuel!” diye seslendi.
Samuel, “İşte buradayım” diye yanıtladı.
Eli, “RAB sana neler söyledi?” diye sordu, “Lütfen benden gizleme. Sana söylediklerinden birini bile benden gizlersen, Tanrı sana aynısını, hatta daha kötüsünü yapsın!” Bunun üzerine Samuel hiçbir şey gizlemeden ona her şeyi anlattı. Eli de, “O RABdir, gözünde iyi olanı yapsın” dedi.
Samuel büyürken RAB onunla birlikteydi. RAB ona verdiği sözlerin hiçbirinin boşa çıkmasına izin vermedi. Samuelin RABbin bir peygamberi olarak onaylandığını Dandan Beer-Şevaya kadar bütün İsrail anladı. RAB Şiloda görünmeyi sürdürdü. Orada sözü aracılığıyla kendisini Samuele tanıttı.

Elinin Oğullarına Karşı Peygamberlik Sözü – I. Samuel 2

O sıralarda bir Tanrı adamı Eliye gelip şöyle dedi: “RAB diyor ki, Atan ve soyu Mısırda firavunun halkına kölelik ederken kendimi onlara açıkça göstermedim mi? Sunağıma çıkması, buhur yakıp önümde efod giymesi için bütün İsrail oymakları arasından yalnız atanı kendime kahin seçtim. Üstelik İsraillilerin yakılan bütün sunularını da atanın soyuna verdim. Öyleyse neden konutum için buyurduğum kurbanı ve sunuyu küçümsüyorsunuz? Halkım İsrailin sunduğu bütün sunuların en iyi kısımlarıyla kendinizi semirterek neden oğullarını benden daha çok önemsiyorsun?
“Bu nedenle İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor: Gerçekten, ailen ve atanın soyu sonsuza dek bana hizmet edecekler demiştim. Ama şimdi RAB şöyle buyuruyor: Bu benden uzak olsun! Beni onurlandıranı ben de onurlandırırım. Ama beni saymayan küçük düşürülecek. Soyundan hiç kimsenin yaşlanacak kadar yaşamaması için senin ve atanın soyunun gücünü kıracağım günler yaklaşıyor. İsraile yapılacak bütün iyiliğe karşın, sen konutumda sıkıntı göreceksin. Artık soyundan hiç kimse yaşlanacak kadar yaşamayacak. Sunağımdan bütün soyunu yok edeceğim, yalnız bir kişiyi esirgeyeceğim. Gözleri ağlamaktan kör olacak, yüreği yanacak. Ama soyundan gelenlerin hepsi kılıçla ölecekler. İki oğlun Hofni ile Pinehasın başına gelecek olay senin için bir belirti olacak: İkisi de aynı gün ölecek. İsteklerimi ve amaçlarımı yerine getirecek güvenilir bir kahin çıkaracağım kendime. Onun soyunu sürdüreceğim; o da meshettiğim kişinin önünde sürekli hizmet edecek. Ailenden sağ kalan herkes bir parça gümüş ve bir somun ekmek için gelip ona boyun eğecek ve, Ne olur, karın tokluğuna beni herhangi bir kahinlik görevine ata! diye yalvaracak. ”

Elinin Oğullarının Yaptığı Kötülükler – I. Samuel 2

Elinin oğulları değersiz kişilerdi. RABbi ve kahinlerin halkla ilgili kurallarını önemsemiyorlardı. Biri sunduğu kurbanın etini haşlarken, kahinin hizmetkarı elinde üç dişli büyük bir çatalla gelir, çatalı kap, tencere, tava ya da kazana daldırırdı. Çatalla çıkarılan her şey kahin için ayırılırdı. Şiloya gelen İsraillilerin hepsine böyle davranırlardı. Üstelik kurbanın yağları yakılmadan önce, kahinin hizmetkarı gelip kurban sunan adama, “Kahine kızartmalık et ver. Senden haşlanmış et değil, çiğ et alacak” derdi.
Kurban sunan, “Önce hayvanın yağları yakılmalı, sonra dilediğin kadar al” diyecek olsa, hizmetkar, “Hayır, şimdi vereceksin, yoksa zorla alırım” diye karşılık verirdi. Gençlerin RABbe karşı işledikleri günah çok büyüktü; çünkü RABbe sunulan sunuları küçümsüyorlardı.
Bu arada genç Samuel, keten efod giymiş, RABbin önünde hizmet ediyordu. Yıllık kurbanı sunmak için annesi her yıl kocasıyla birlikte oraya gider, diktiği cüppeyi oğluna getirirdi. Kahin Eli de, Elkana ile karısına iyi dilekte bulunarak, “Dilediği ve RABbe adadığı çocuğun yerine RAB sana bu kadından başka çocuklar versin” derdi. Bundan sonra evlerine dönerlerdi. RABbin lütfuna eren Hanna gebe kalıp üç erkek, iki kız daha doğurdu. Küçük Samuel ise RABbin hizmetinde büyüdü.
Eli artık çok yaşlanmıştı. Oğullarının İsraillilere bütün yaptıklarını, Buluşma Çadırının girişinde görevli kadınlarla düşüp kalktıklarını duymuştu. Onlara, “Neden böyle şeyler yapıyorsunuz?” dedi, “Yaptığınız kötülükleri herkesten işitiyorum. Olmaz bu, oğullarım! RABbin halkı arasında yayıldığını duyduğum haber iyi değil. İnsan insana karşı günah işlerse, Tanrı onun için aracılık eder. Ama RABbe karşı günah işleyeni kim savunacak?” Ne var ki, onlar babalarının sözünü dinlemediler. Çünkü RAB onları öldürmek istiyordu.
Bu arada giderek büyüyen genç Samuel RABbin de halkın da beğenisini kazanmaktaydı.

Hannanın Duası – I. Samuel 2

Hanna şöyle dua etti:
“Yüreğim RABde bulduğum sevinçle coşuyor;
Gücümü yükselten RABdir.
Düşmanlarımın karşısında övünüyor,
Kurtarışınla seviniyorum!
Kutsallıkta RABbin benzeri yok,
Evet, senin gibisi yok, ya RAB!
Tanrımız gibi dayanak yok.
Artık büyük konuşmayın,
Ağzınızdan küstahça sözler çıkmasın.
Çünkü RAB her şeyi bilen Tanrıdır;
Odur davranışları tartan.
Güçlülerin yayları kırılır;
Güçsüzlerse güçle donatılır.
Toklar yiyecek uğruna gündelikçi olur,
Açlar doyurulur.
Kısır kadın yedi çocuk doğururken,
Çok çocuklu kadın kimsesiz kalır.
RAB öldürür de diriltir de,
Ölüler diyarına indirir ve çıkarır.
O kimini yoksul, kimini varsıl kılar;
Kimini alçaltır, kimini yükseltir.
Düşkünü yerden kaldırır,
Yoksulu çöplükten çıkarır;
Soylularla oturtsun
Ve kendilerine onur tahtını miras olarak bağışlasın diye.
Çünkü yeryüzünün temelleri RABbindir,
O dünyayı onların üzerine kurmuştur.
RAB sadık kullarının adımlarını korur,
Ama kötüler karanlıkta susturulur.
Çünkü güçle zafere ulaşamaz insan.
RABbe karşı gelenler paramparça olacak,
RAB onlara karşı gökleri gürletecek,
Bütün dünyayı yargılayacak,
Kralını güçle donatacak,
Meshettiği kralın gücünü yükseltecek.”
Sonra Elkana Ramaya, evine döndü. Küçük Samuel ise Kahin Elinin gözetiminde RABbin hizmetinde kaldı.

Hanna Samueli Tanrıya Adıyor – I. Samuel 1

Elkana RABbe yıllık kurbanını ve adağını sunmak üzere ev halkıyla birlikte Şiloya gitti. Ama Hanna gitmedi. Kocasına, “Çocuk sütten kesildikten sonra onu RABbin hizmetinde bulunmak üzere götüreceğim. Yaşamı boyunca orada kalacak” dedi.
Kocası Elkana, “Nasıl istersen öyle yap” diye karşılık verdi, “Çocuk sütten kesilinceye dek burada kal. RAB sözünü yerine getirsin.” Böylece Hanna oğlu sütten kesilinceye dek evde kalıp onu emzirdi.
Küçük çocuk sütten kesildikten sonra Hanna üç yaşında bir boğa, bir efa un ve bir tulum şarap alarak onu kendisiyle birlikte RABbin Şilodaki tapınağına götürdü. Boğayı kestikten sonra çocuğu Eliye getirdiler. Hanna, “Ey efendim, yaşamın hakkı için derim ki, burada yanında durup RABbe yakaran kadınım ben” dedi, “Bu çocuk için yakarmıştım; RAB dileğimi yerine getirdi. Ben de onu RABbe adıyorum. Yaşamı boyunca RABbe adanmış kalacaktır.” Sonra orada RABbe tapındılar.

Samuelin Doğumu – I. Samuel 1

Efrayim dağlık bölgesindeki Ramatayim Kasabasında yaşayan, Efrayim oymağının Suf boyundan Yeroham oğlu Elihu oğlu Tohu oğlu Suf oğlu Elkana adında bir adam vardı. Elkananın Hanna ve Peninna adında iki karısı vardı. Peninnanın çocukları olduğu halde, Hannanın çocuğu olmuyordu.
Elkana Her Şeye Egemen RABbe tapınıp kurban sunmak üzere her yıl kendi kentinden Şiloya giderdi. Elinin RABbin kahinleri olan Hofni ve Pinehas adındaki iki oğlu da oradaydı. Elkana kurban sunduğu gün karısı Peninnaya ve oğullarıyla kızlarına etten birer pay verirken, Hannaya iki pay verirdi. Çünkü RAB Hannanın rahmini kapamasına karşın, Elkana onu severdi. Ama RAB Hannanın rahmini kapadığından, kuması Peninna Hannayı öfkelendirmek için ona sürekli sataşırdı. Bu yıllarca böyle sürdü. Hanna RABbin Tapınağına her gittiğinde kuması ona sataşırdı. Böylece Hanna ağlar, yemek yemezdi. Kocası Elkana, “Hanna, neden ağlıyorsun, neden yemek yemiyorsun?” derdi, “Neden bu kadar üzgünsün? Ben senin için on oğuldan daha iyi değil miyim?”
Bir gün onlar Şiloda yiyip içtikten sonra, Hanna kalktı. Kahin Eli RABbin Tapınağının kapı sövesi yanındaki sandalyede oturuyordu. Hanna, gönlü buruk, acı acı ağlayarak RABbe yakardı ve şu adağı adadı: “Ey Her Şeye Egemen RAB, kulunun üzüntüsüne gerçekten bakıp beni anımsar, kulunu unutmayıp bana bir erkek çocuk verirsen, yaşamı boyunca onu sana adayacağım. Onun başına hiç ustura değmeyecek.”
Hanna RABbe yakarışını sürdürürken, Eli onun dudaklarını gözetliyordu. Hanna içinden yakarıyor, yalnız dudakları kımıldıyor, sesi duyulmuyordu. Bu yüzden Eli, Hannayı sarhoş sanarak, “Sarhoşluğunu ne zamana dek sürdüreceksin? Artık şarabı bırak” dedi.
Hanna, “Ah, öyle değil efendim!” diye yanıtladı, “Ben yüreği acılarla dolu bir kadınım. Ne şarap içtim, ne de başka bir içki. Sadece yüreğimi RABbe döküyordum. Kulunu kötü bir kadın sanma. Yakarışımı şimdiye dek sürdürmemin nedeni çok kaygılı, üzüntülü olmamdır.”
Eli, “Öyleyse esenlikle git” dedi, “İsrailin Tanrısı dileğini yerine getirsin.”
Hanna, “Senin gözünde lütuf bulayım” deyip yoluna gitti. Sonra yemek yedi. Artık üzgün değildi.
Ertesi sabah erkenden kalkıp RABbe tapındılar. Ondan sonra Ramadaki evlerine döndüler. Elkana karısı Hannayla birleşti ve RAB Hannayı anımsadı. Zamanı gelince Hanna gebe kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. “Onu RABden diledim” diyerek adını Samuel koydu.

Davutun Soyu – Rut 4

Böylece Boaz, Rutu kendine eş olarak aldı ve onunla birleşti. RABbin kutsamasıyla gebe kalan Rut bir oğul doğurdu.
O zaman kadınlar Naomiye, “Bugün seni yakın akrabasız bırakmamış olan RABbe övgüler olsun. Doğan çocuğun ünü İsrailde yayılsın” dediler. “O seni yaşama döndürecek, yaşlılığında doyuracak. Çünkü onu, seni seven ve senin için yedi oğuldan bile daha değerli olan gelinin doğurdu.”
Naomi çocuğu alıp bağrına bastı ve ona dadılık yaptı.
Komşu kadınlar, “Naominin bir oğlu oldu” diyerek çocuğa ad koydular; ona, Ovet adını verdiler. Ovet, İşayın babası; İşay ise Davutun babasıdır.
Peresin soyu şöyledir: Peres Hesronun babası, Hesron Ramın babası, Ram Amminadavın babası, Amminadav Nahşonun babası, Nahşon Salmonun babası, Salmon Boazın babası, Boaz Ovetin babası, Ovet İşayın babası, İşay da Davutun babasıdır.

Boaz Rutla Evleniyor – Rut 4

Bu arada Boaz kent kapısına gidip oturdu. Sözünü ettiği yakın akraba oradan geçerken ona, “Arkadaş, gel şuraya otur” diye seslendi. Adam da varıp Boazın yanına oturdu.
Sonra Boaz kentin ileri gelenlerinden on adam topladı. Onlara, “Siz de gelin, oturun” dedi. Adamlar da oturdular. Boaz, yakın akrabadan olan adama şöyle dedi: “Moav topraklarından dönmüş olan Naomi, akrabamız Elimelekin tarlasını satıyor. Ben de burada oturanların ve halkımın ileri gelenlerinin önünde bunu satın alman için durumu sana açayım dedim. Yakın akrabalık görevini yapmak istiyorsan, yap. Ama sen akrabalık görevini yerine getirmeyeceksen, söyle de bileyim. Çünkü bu görevi yapmak önce sana düşer. Senden sonra ben gelirim.”
Adam, “Yakın akrabalık görevini ben yaparım” diye karşılık verdi.
Bunun üzerine Boaz, “Yalnız, tarlayı Naomiden satın aldığın gün, ölen Mahlonun adının bıraktığı mirasla sürmesi için dul eşi Moavlı Rutu da almalısın” dedi.
Adam, “Bu durumda yakın akrabalık görevini yapamam; yaparsam kendi mirasımı tehlikeye atmış olurum” dedi. “Bana düşen akrabalık görevini sen yüklen. Çünkü ben yapamam.”
Eskiden İsrailde akrabalık görevinin yerine getirildiğini ve mülk alım satımının onaylandığını göstermek için taraflardan biri çarığını çıkarıp ötekine verirdi. Alışverişi yasallaştırmanın yolu buydu.
Bu nedenle yakın akrabadan olan adam, “Sen kendin satın al” diyerek çarığını çıkarıp Boaza verdi.
Boaz, ileri gelenlere ve bütün halka, “Elimelekin, Kilyon ile Mahlonun bütün mülkünü Naomiden satın aldığıma bugün siz tanık oldunuz” dedi. “Mahlonun dul karısı Moavlı Rutu da kendime eş olarak alıyorum. Öyle ki, ölen Mahlonun adı bıraktığı mirasla birlikte sürsün; kardeşlerinin arasından ve yaşadığı kentten adı silinmesin. Bugün siz buna tanık oldunuz.”
Kent kapısında bulunan bütün halk ve ileri gelenler, “Evet, biz tanığız” dediler. “RAB senin evine gelen kadını, İsrail soyunun o iki ana direğine –Rahel ve Leaya– benzer kılsın. Efrat boyunda varlıklı, Beytlehemde ünlü olasın. RABbin bu genç kadından sana vereceği çocuklarla senin soyun, Tamarın Yahudaya doğurduğu Peresin soyu gibi olsun.”

Rut ile Boaz – Rut 3

Kaynanası Naomi bir gün Ruta, “Kızım, iyiliğin için sana rahat edeceğin bir yer aramam gerekmez mi?” dedi. “Hizmetçileriyle birlikte bulunduğun Boaz akrabamız değil mi? Bak şimdi, bu akşam Boaz harman yerinde arpa savuracak. Yıkan, kokular sürün, giyinip harman yerine git. Ama adam yemeyi içmeyi bitirene dek orada olduğunu belli etme. Adam yatıp uyuduğunda, nerede yattığını belle; sonra gidip onun ayaklarının üzerindeki örtüyü kaldır ve oracıkta yat. Ne yapman gerektiğini o sana söyler.”
Rut ona, “Söylediğin her şeyi yapacağım” diye karşılık verdi. Harman yerine giderek kaynanasının her dediğini yaptı.
Boaz yiyip içti, keyfi yerine geldi. Sonra harman yığınının dibinde uyumaya gitti. Rut da gizlice yaklaştı, onun ayaklarının üzerindeki örtüyü kaldırıp yattı. Gece yarısı adam ürktü; yattığı yerde dönünce ayaklarının dibinde yatan kadını ayrımsadı.
Ona, “Kimsin sen?” diye sordu.
Kadın, “Ben kölen Rutum” diye yanıtladı. “Kölenle evlen. Çünkü sen yakın akrabamızsın” dedi.
Boaz, “RAB seni kutsasın, kızım” dedi. “Bu son iyiliğin, ilkinden de büyük. Çünkü yoksul olsun, zengin olsun, gençlerin peşinden gitmedin. Ve şimdi, korkma kızım; her istediğini yapacağım. Bütün kent halkı senin erdemli bir kadın olduğunu biliyor. Yakın akrabanız olduğum doğrudur. Ama benden daha yakın biri var. Geceyi burada geçir. Sabah olduğunda eğer adam senin için akrabalık görevini yaparsa ne ala, varsın yapsın. Ama o, akrabalık görevini yapmak istemezse, yaşayan RABbe ant içerim ki, bu görevi ben üstlenirim. Sen sabaha kadar yat.”
Böylece Rut sabaha kadar Boazın ayakları dibinde yattı. Ama ortalık insanların birbirini seçebileceği kadar aydınlanmadan önce kalktı. Çünkü Boaz, Harman yerine kadın geldiği bilinmemeli demişti.
Boaz Ruta, “Sırtındaki şalı çıkar, aç” dedi. Rut şalı açınca Boaz içine altı ölçek arpa boşaltıp onun sırtına yükledi. Sonra Rut kente döndü.
Rut geri dönünce kaynanası, “Nasıl geçti kızım?” diye sordu.
Rut, Boazın kendisi için yaptığı her şeyi anlattı. Sonra ekledi: “ Kaynanana eli boş dönme diyerek bana bu altı ölçek arpayı da verdi.”
Naomi, “Kızım, bu işin ne olacağını öğreninceye kadar evde kal” dedi. “Çünkü Boaz bugün bu işi bitirmeden rahat edemeyecek.”

Rutla Boazın Karşılaşması – Rut 2

Naominin Boaz adında bir akrabası vardı. Kocası Elimelekin boyundan olan Boaz, ileri gelen, varlıklı bir adamdı.
Bir gün Moavlı Rut, Naomiye şöyle dedi: “İzin ver de tarlalara gideyim, iyiliksever bir adamın ardında başak devşireyim.”
Naomi, “Git, kızım” diye karşılık verdi.
Böylece Rut gidip tarlalarda, orakçıların ardında başak devşirmeye başladı. Bir rastlantı sonucu, kendini Elimelekin boyundan Boazın tarlasında buldu.
Bu arada Beytlehemden gelen Boaz orakçılara, “RAB sizinle olsun” diye seslendi.
Onlar da, “RAB seni kutsasın” karşılığını verdiler.
Boaz, orakçıların başında duran adamına, “Kim bu genç kadın?” diye sordu.
Orakçıların başında duran adam şu karşılığı verdi: “Naomi ile birlikte Moav topraklarından gelen Moavlı genç kadın budur. Bana gelip, İzin ver de başak devşireyim, orakçıların ardından gidip demetlerin arasındaki artıkları toplayayım dedi. Sabahtan şimdiye kadar tarlada çalışıp durdu, çardağın altında pek az dinlendi.”
Bunun üzerine Boaz Ruta, “Dinle, kızım” dedi, “Başak devşirmek için başka tarlaya gitme; buradan ayrılma. Burada, benim hizmetçi kızlarla birlikte kal. Gözün, orakçıların biçtiği tarlada olsun; kızların ardından git. Sana ilişmesinler diye adamlarıma buyruk verdim. Susayınca var git, kuyudan çektikleri suyla doldurdukları testilerden iç.”
Rut eğilip yüzüstü yere kapandı. Boaza, “Bir yabancı olduğum halde bana neden yakınlık gösteriyor, bu iyiliği yapıyorsun?” dedi.
Boaz şöyle karşılık verdi: “Kocanın ölümünden sonra kaynanan için yaptığın her şey bana bir bir anlatıldı. Anneni babanı, doğduğun ülkeyi bıraktın; önceden hiç tanımadığın bir halkın arasına geldin. RAB yaptıklarının karşılığını versin. Kanatları altına sığınmak için kendisine geldiğin İsrailin Tanrısı RAB seni cömertçe ödüllendirsin.”
Rut, “Bana çok iyi davrandın, efendim” dedi. “Kölelerinden biri olmadığım halde, söylediğin sözlerle beni teselli ettin, yüreğimi okşadın.”
Yemek vakti gelince Boaz Ruta, “Buraya yaklaş, ekmek al, pekmeze batırıp ye” dedi.
Rut varıp orakçıların yanına oturdu. Boaz ona kavrulmuş başak verdi. Rut bir kısmını yedikten sonra doydu, birazını da artırdı. Başak devşirmek için kalkınca, Boaz adamlarına, “Demetler arasında da başak devşirsin, ona dokunmayın” diye buyurdu. “Hatta onun için demetlerden başak ayırıp yere bırakın da devşirsin. Sakın onu azarlamayın.”
Böylece Rut akşama dek tarlada başak devşirdi. Devşirdiği başakları dövünce bir efa kadar arpası oldu. Bunu yüklenip kente döndü. Devşirdiklerini gören kaynanasına ayrıca, tarlada doyduktan sonra artırdığı başakları da çıkarıp verdi.
Naomi, “Bugün nerede başak devşirdin, nerede çalıştın?” diye sordu. “Sana bunca yakınlık göstermiş olan her kimse, kutsansın!”
Rut tarlasında çalıştığı adamdan söz ederek kaynanasına, “Bugün tarlasında çalıştığım adamın adı Boaz” dedi.
Naomi gelinine, “RAB, sağ kalanlardan da ölmüşlerden de iyiliğini esirgemeyen Boazı kutsasın” dedi. Sonra ekledi: “O adam akrabalarımızdan, yakın akrabalarımızdan biridir.”
Moavlı Rut şöyle konuştu: “Üstelik bana, Adamlarım bütün biçme işini bitirinceye kadar onlarla birlikte kal dedi.”
Naomi, gelini Ruta, “Kızım, onun kızlarıyla gitmen daha iyi. Başka bir tarlada sana zarar gelebilir” dedi.
Böylece Rut arpa ile buğday biçimi sonuna kadar Boazın hizmetçi kızlarından ayrılmadı; başak devşirip kaynanasıyla oturmaya devam etti.

Beytleheme Dönüş – Rut 1

Naomi, Moav topraklarındayken RABbin kendi halkının yardımına yetişip yiyecek sağladığını duyunca gelinleriyle oradan dönmeye hazırlandı. Onlarla birlikte bulunduğu yerden ayrıldı ve Yahuda ülkesine dönmek üzere yola koyuldu.
Yolda onlara, “Analarınızın evine dönün” dedi. “Ölmüşlerimize ve bana nasıl iyilik ettinizse, RAB de size iyilik etsin. RAB her birinize evinde rahat edeceğiniz birer koca versin!”
Sonra onları öptü. İki gelin hıçkıra hıçkıra ağlayarak, “Hayır, seninle birlikte senin halkına döneceğiz” dediler.
Naomi, “Geri dönün, kızlarım” dedi. “Niçin benimle gelesiniz? Size koca olacak oğullarım olabilir mi bundan sonra? Dönün kızlarım, yolunuza gidin. Ben kocaya varamayacak kadar yaşlandım. Umudum var desem, bu gece kocaya varıp oğullar doğursam, onlar büyüyene kadar bekler miydiniz, kocaya varmaktan vazgeçer miydiniz? Hayır, kızlarım! Benim acım sizinkinden de büyüktür. Çünkü RAB beni felakete uğrattı.”
Gelinler yine hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Sonunda Orpa kaynanasını öpüp vedalaştı, Rutsa ona sarılıp yanında kaldı.
Naomi Ruta, “Bak, eltin kendi halkına, kendi ilahına dönüyor. Sen de onun ardından git” dedi.
Rut şöyle karşılık verdi: “Seni bırakıp geri dönmemi isteme! Sen nereye gidersen ben de oraya gideceğim, sen nerede kalırsan ben de orada kalacağım. Senin halkın benim halkım, senin Tanrın benim Tanrım olacak. Sen nerede ölürsen ben de orada öleceğim ve orada gömüleceğim. Eğer ölümden başka bir nedenle senden ayrılırsam, RAB bana daha kötüsünü yapsın.”
Naomi, Rutun kendisiyle gitmeye kesin kararlı olduğunu görünce üstelemekten vazgeçti. Böylece ikisi Beytleheme kadar yola devam ettiler. Dönüşleri bütün kenti ayağa kaldırdı. Kadınlar birbirlerine, “Naomi bu mu?” diye sordular.
Naomi onlara, “Beni, Naomi değil, Mara diye çağırın” dedi. “Çünkü Her Şeye Gücü Yeten Tanrı bana çok acı verdi. Giderken her şeyim vardı, ama RAB beni eli boş döndürdü. Beni niçin Naomi diye çağırasınız ki? Görüyorsunuz, RAB beni sıkıntıya soktu, Her Şeye Gücü Yeten Tanrı başıma felaket getirdi.”
İşte Naomi, Moavlı gelini Rutla birlikte Moav topraklarından böyle döndü. Beytleheme gelişleri, arpanın biçilmeye başlandığı zamana rastlamıştı.

Kıtlık ve Göç – Rut 1

Hakimlerin egemenlik sürdüğü günlerde İsrailde kıtlık başladı. Yahudanın Beytlehem Kentinden bir adam, karısı ve iki oğluyla birlikte geçici bir süre kalmak üzere Moav topraklarına doğru yola çıktı. Adamın adı Elimelek, karısının adı Naomi, oğullarının adları da Mahlon ve Kilyondu. Yahudanın Beytlehem Kentinden, Efrat boyundan olan bu kişiler, Moav topraklarına gidip orada yaşamaya başladılar.
Naomi, kocası Elimelek ölünce iki oğluyla yalnız kaldı. İki oğul Moav kızlarından kendilerine birer eş aldılar. Kızlardan birinin adı Orpa, ötekinin adı Ruttu. Orada on yıl kadar yaşadıktan sonra, Mahlon da, Kilyon da öldü. Böylece kocasıyla iki oğlunu yitiren Naomi yapayalnız kaldı.

Benyaminoğullarının Evlendirilmesi – Hakimler 21

İsrailliler Mispada, “Bizden hiç kimse Benyaminoğullarına kız vermeyecek” diye ant içmişlerdi.
Halk Beytele geldi. Akşama dek orada, Tanrının önünde oturup hıçkıra hıçkıra ağladılar. “Ey İsrailin Tanrısı RAB!” dediler, “Bugün İsrailden bir oymağın eksilmesine yol açan böyle bir şey neden oldu?”
Ertesi gün erkenden kalkıp bir sunak yaptılar, orada yakmalık sunular ve esenlik sunuları sundular.
İsrailliler, “RABbin önüne çıkmak üzere toplandığımızda İsrail oymaklarından bize kimler katılmadı?” diye sordular. Çünkü Mispada, RABbin önünde toplandıklarında kendilerine katılmayanların kesinlikle öldürüleceğine dair ant içmişlerdi.
İsrailliler Benyaminli kardeşleri için çok üzülüyorlardı. “İsrail bugün bir oymağını yitirdi” dediler, “Sağ kalanlara eş olacak kızları bulmak için ne yapsak? Çünkü kızlarımızdan hiçbirini onlara eş olarak vermeyeceğimize RABbin adına ant içtik.”
Sonra, “Mispaya, RABbin önüne İsrail oymaklarından kim çıkmadı?” diye sordular. Böylece Yaveş-Gilattan toplantıya, ordugaha kimsenin gelmediği ortaya çıktı. Çünkü gelenler sayıldığında Yaveş-Gilattan kimsenin olmadığı anlaşılmıştı.
Bunun üzerine topluluk Yaveş-Gilat halkının üzerine on iki bin yiğit savaşçı gönderdi. “Gidin, Yaveş-Gilat halkını, kadın, çoluk çocuk demeden kılıçtan geçirin” dediler, “Yapacağınız şu: Her erkeği ve erkek eli değmiş her kadını öldüreceksiniz.” Yaveş-Gilat halkı arasında erkek eli değmemiş dört yüz kız bulup Kenan topraklarında bulunan Şilodaki ordugaha getirdiler.
Ardından bütün topluluk Rimmon Kayalığındaki Benyaminoğullarına aracılar göndererek barış yapmayı önerdi. Bunun üzerine Benyaminoğulları döndü. Topluluk Yaveş-Gilat halkından sağ bırakılan kızları onlara eş olarak verdi. Ama kızların sayısı Benyaminoğulları için yine de yeterli değildi.
İsrail halkı Benyaminoğullarının durumuna çok üzülüyordu. Çünkü RAB İsrail oymakları arasında birliği bozmuştu. Topluluğun ileri gelenleri, “Benyaminoğullarının kadınları öldürüldüğüne göre, kalan erkeklere eş bulmak için ne yapsak?” diyorlardı, “İsrailden bir oymağın yok olup gitmemesi için sağ kalan Benyaminoğullarının mirasçıları olmalı. Biz onlara kızlarımızdan eş veremeyiz. Çünkü Benyaminoğullarına kız veren her İsrailli lanetlenecek diye ant içtik.” Sonra, “Bakın, Şiloda her yıl RAB adına bir şölen düzenleniyor” diye eklediler. Şilo Beytelin kuzeyinde, Beytelden Şekeme giden yolun doğusunda, Levonanın güneyindedir.
Böylece Benyaminoğullarına, “Gidip bağlarda gizlenin” diye öğüt verdiler, “Gözünüzü açık tutun. Şilolu kızlar dans etmeye kalkınca bağlardan fırlayıp onlardan kendinize birer eş kapın ve Benyamin topraklarına götürün. Kızların babaları ya da erkek kardeşleri bize yakınmaya gelirse, Benyaminoğullarını hatırımız için bağışlayın diyeceğiz, Savaşarak aldığımız kızlar hepsine yetmedi. Siz de kendi kızlarınızı isteyerek vermediğinize göre suçlu sayılmazsınız. ”
Benyaminoğulları da böyle yaptılar. Kızlar dans ederken her erkek bir kız kapıp götürdü. Kendi topraklarına gittiler, kentlerini onarıp yerleştiler.
Ardından İsrailliler de oradan ayrılıp kendi topraklarına, oymaklarına, ailelerine döndüler.
O dönemde İsrailde kral yoktu. Herkes kendince doğru olanı yapıyordu.

Benyaminoğullarına Karşı Savaş – Hakimler 20

Gilat başta olmak üzere Dandan Beer-Şevaya kadar, bütün İsrail halkı yola çıkıp Mispada, RABbin önünde tek beden gibi toplandı. Tanrı halkı İsrailin bütün oymak önderleri bu toplantıda hazır bulundular. Eli kılıç tutan dört yüz bin yayaydılar. –Bu arada Benyaminoğulları İsraillilerin Mispada toplandığını duydular.– İsrailliler, “Anlatın bize, bu korkunç olay nasıl oldu?” diye sordular.
Öldürülen kadının Levili kocası şöyle yanıtladı: “Cariyemle birlikte geceyi geçirmek üzere Benyamin bölgesinin Giva Kentine girdik. Givadan bazı adamlar gece beni öldürmeyi tasarlayarak gelip evi kuşattılar. Cariyemin ırzına geçtiler, ölümüne neden oldular. Onun ölüsünü alıp parçaladım, her bir parçasını İsrailin mülk aldığı bir bölgeye gönderdim. Çünkü bu alçakça rezalet İsrailde işlendi. Ey İsrailliler! İşte hepiniz buradasınız. Düşünceniz, kararınız nedir, söyleyin.”
Oradakilerin hepsi ağız birliği etmişçesine, “Bizden hiç kimse çadırına gitmeyecek, evine dönmeyecek” dediler, “Yapacağımız şu: Givaya kura ile saldıracağız. Halka yiyecek sağlamak için bütün İsrail oymaklarından nüfuslarına göre, her yüz kişiden on, bin kişiden yüz, on bin kişiden bin kişi seçeceğiz. Bunlar Benyaminin Giva Kentine geldiklerinde kentlilerden İsrailde yaptıkları bu alçaklığın öcünü alsınlar.”
Givaya karşı toplanmış olan İsrailliler tam bir birlik içindeydi.
İsrail oymakları, Benyamin oymağına adamlar göndererek, “Aranızda yapılan bu alçaklık nedir?” diye sordular, “Givadaki o serserileri bize hemen teslim edin. Onları öldürüp İsraildeki kötülüğün kökünü kazıyalım.”
Ama Benyaminoğulları İsrailli kardeşlerini dinlemediler. İsraillilerle savaşmak üzere öbür kentlerden akın akın Givaya geldiler. Giva halkından olan yedi yüz seçme adam dışında, öbür kentlerden gelen ve eli kılıç tutan Benyaminoğullarının sayısı o gün yirmi altı bini buldu. Solak olan yedi yüz seçme adam da bunların arasındaydı. Hepsi de bir kılı sapanla vuracak kadar iyi nişancıydı.
Benyaminoğullarının yanısıra İsrailliler de sayıldı. Eli kılıç tutan dört yüz bin askerleri vardı. Hepsi de yaman savaşçılardı.
Beytele çıkan İsrailliler Tanrıya, “Benyaminoğullarına karşı önce hangimiz savaşacak?” diye sordular.
RAB, “Önce Yahudaoğulları savaşacak” dedi.
İsrailliler sabah kalkıp Givanın karşısında ordugah kurdular. Benyaminoğullarıyla savaşmak üzere ilerleyip Givada savaş düzenine girdiler. Givadan çıkan Benyaminoğulları, o gün İsraillilerden yirmi iki bin kişiyi yere serdiler. Ama İsrailliler birbirlerini yüreklendirerek önceki gün savaş düzenine girdikleri yerde mevzilendiler. Sonra Beytelde RABbin önünde akşama dek ağladılar. RABbe, “Kardeşlerimiz olan Benyaminoğullarıyla yine savaşmaya çıkalım mı?” diye sordular.
RAB, “Evet, onlarla savaşın” dedi.
Bunun üzerine İsrailliler ikinci gün yine Benyaminoğullarına yaklaştılar. Benyaminoğulları da aynı gün Givadan onların üzerine yürüyerek on sekiz bin kişiyi daha yere serdiler. Ölenlerin hepsi eli kılıç tutan savaşçılardı.
Bütün İsrailliler, bütün halk çekilip Beytele döndü. Orada, RABbin önünde durup ağladılar, o gün akşama dek oruç tuttular. RABbe yakmalık sunular ve esenlik sunuları sundular. Tanrının Antlaşma Sandığı o sırada Beyteldeydi. Harun oğlu Elazar oğlu Pinehas o sırada sandığın önünde görev yapıyordu. İsrailliler RABbe, “Kardeşimiz Benyaminoğullarıyla savaşmaya devam edelim mi, yoksa vaz mı geçelim?” diye sordular.
RAB, “Savaşın” dedi, “Çünkü onları yarın elinize teslim edeceğim.”
İsrailliler dört bir yandan Givanın çevresinde pusuya yattılar. Üçüncü gün Benyaminoğullarına karşı harekete geçerek önceki gibi kentin karşısında savaş düzenine girdiler. Saldırıya geçen Benyaminoğulları kentten epey uzaklaştılar. Beytele ve Givaya giden ana yollarda, kırlarda önceki çarpışmalarda olduğu gibi İsraillilere kayıplar verdirmeye başladılar; otuz kadarını öldürdüler.
“Geçen seferki gibi onları yine bozguna uğratıyoruz” dediler. İsrailliler ise birbirlerine, “Kaçalım da onları kentten uzağa, ana yollara çekelim” diyerek bulundukları yerden çıkıp Baal-Tamarda savaş düzenine girdiler. Givanın batısında pusuya yatanlar da birden yerlerinden fırladı. Böylece bütün İsrailden seçme on bin kişi Givaya cepheden saldırdı. Savaş iyice kızışmıştı. Benyaminoğulları başlarına gelecek felaketten habersizdi. RAB onları İsrailin önünde bozguna uğrattı. İsrailliler o gün Benyaminoğullarından eli kılıç tutan yirmi beş bin yüz kişiyi öldürdüler.
Benyaminoğulları yenildiklerini anladılar. İsrailliler onların geçmesine izin verdiler; çünkü Giva çevresinde pusuda yatanlara güveniyorlardı. Pusudakiler ansızın Givaya saldırdılar. Bütün kente dağılarak halkı kılıçtan geçirdiler. Pusuya yatanlarla öbür İsrailliler arasında bir işaret kararlaştırılmıştı: Kenti ateşe verip büyük bir duman bulutu oluşturacaklardı. O zaman savaş alanındaki İsrailliler birden geri dönecekti.
Bu arada Benyaminoğulları İsraillilere kayıplar verdirmeye başlamış, otuz kadarını vurmuşlardı. Daha önceki savaşta olduğu gibi, İsraillileri kesin bir bozguna uğrattıklarını sandılar. Ama dönüp kente baktıklarında orada hortum gibi göğe yükselen duman bulutunu gördüler. Yanan kentin dumanı göğü kaplamıştı. İsraillilerin döndüğünü gören Benyaminoğulları paniğe kapıldı. Çünkü başlarına gelecek felaketi sezmişlerdi. İsraillilerin önüsıra kırlara doğru yöneldilerse de savaştan kaçamadılar. Çeşitli kentlerden çıkagelen İsrailliler onları kuşatıp yok etti. Geri kalan Benyaminoğullarını kovaladılar. Givanın doğusunda konakladıkları yere dek onları yol boyunca vurup yere serdiler. Benyaminoğullarından on sekiz bin kişi vuruldu. Hepsi de yiğit savaşçılardı. Sağ kalanlar dönüp kırlara, Rimmon Kayalığına doğru kaçmaya başladı. İsrailliler yol boyunca bunlardan beş bin kişi daha öldürdü. Gidoma kadar onları adım adım izleyerek iki binini daha vurup yere serdiler.
O gün Benyaminoğullarından öldürülenlerin toplam sayısı yirmi beş bin kişiyi buldu. Hepsi de eli kılıç tutan yiğit savaşçılardı. Kırlara kaçıp Rimmon Kayalığına sığınanların sayısı altı yüzdü. Kayalıkta dört ay kaldılar. İsrailliler Benyamin kentlerine döndüler; insanları, hayvanları ve oradaki bütün canlıları kılıçtan geçirdiler, rastladıkları bütün kentleri ateşe verdiler.

Levili ile Cariyesi – Hakimler 19

İsrailin kralsız olduğu o dönemde Efrayimin dağlık bölgesinin ücra yerinde yaşayan bir Levili vardı. Adam Yahudanın Beytlehem Kentinden kendisine bir cariye almıştı. Ama kadın onu başka erkeklerle aldattı. Sonra adamı bırakıp Yahudaya, babasının Beytlehemdeki evine döndü. Kadın dört ay orada kaldıktan sonra kocası kalkıp onun yanına gitti. Gönlünü hoş edip onu geri getirmek istiyordu. Yanında uşağı ve iki de eşek vardı. Kadın onu babasının evine götürdü. Kayınbaba damadını görünce onu sevinçle karşıladı. Yanında alıkoydu. Adam onların evinde üç gün kaldı, onlarla birlikte yedi, içti ve orada geceledi.
Dördüncü günün sabahı erkenden kalktılar. Kızın babası gitmeye hazırlanan damadına, “Rahatına bak, bir lokma ekmek ye, sonra gidersiniz” dedi. İkisi oturup birlikte yiyip içtiler. Kayınbaba, “Lütfen bu gece de kal, keyfine bak” dedi. Damat gitmek üzere ayağa kalkınca kayınbabası ısrarla kalmasını istedi; damat da geceyi orada geçirdi. Beşinci gün gitmek üzere erkenden kalktı. Kayınbaba, “Rahatına bak, bir şeyler ye; öğleden sonra gidersiniz” dedi. İkisi birlikte yemek yediler.
Damat, cariyesi ve uşağıyla birlikte gitmek için ayağa kalkınca, kayınbaba, “Bak, akşam oluyor, lütfen geceyi burada geçirin” dedi, “Gün batmak üzere. Geceyi burada geçirin, keyfinize bakın. Yarın erkenden kalkıp yola çıkar, evine gidersin.” Ama adam orada gecelemek istemedi. Cariyesini alıp palan vurulmuş iki eşekle yola çıktı. Yevusun –Yeruşalimin– karşısında bir yere geldiler.
Yevusa yaklaştıklarında gün batmak üzereydi. Uşak efendisine, “Yevusluların bu kentine girip geceyi orada geçirelim” dedi.
Efendisi, “İsraillilere ait olmayan yabancı bir kente girmeyeceğiz” dedi, “Givaya gideceğiz.” Sonra ekledi: “Haydi Givaya ya da Ramaya ulaşmaya çalışalım. Bunlardan birinde geceleriz.” Böylece yollarına devam ettiler. Benyaminlilerin Giva Kentine yaklaştıklarında güneş batmıştı. Geceyi geçirmek için Givaya giden yola saptılar. Varıp kentin meydanında konakladılar. Çünkü hiç kimse onları evine almadı.
Akşam saatlerinde yaşlı bir adam tarladaki işinden dönüyordu. Efrayimin dağlık bölgesindendi. Givada oturuyordu. Kent halkı ise Benyaminliydi. Yaşlı adam kent meydanındaki yolcuları görünce Leviliye, “Nereden geliyor, nereye gidiyorsunuz?” diye sordu.
Levili, “Yahudanın Beytlehem Kentinden geliyor, Efrayimin dağlık bölgesinde uzak bir yere gidiyoruz” dedi, “Ben oralıyım. Beytleheme gitmiştim. Şimdi RABbin evine dönüyorum. Ama kimse bizi evine almadı. Eşeklerimiz için yem ve saman, kendim, cariyem ve uşağım için ekmek ve şarap var. Hepimiz sana hizmet etmeye hazırız. Hiçbir eksiğimiz yok.”
Yaşlı adam, “Gönlün rahat olsun” dedi, “Her ihtiyacını ben karşılayacağım. Geceyi meydanda geçirmeyin.” Onları evine götürdü, eşeklerine yem verdi. Konuklar ayaklarını yıkadıktan sonra yiyip içtiler.
Onlar dinlenirken kentin serserileri evi kuşattı. Kapıya var güçleriyle vurarak yaşlı ev sahibine, “Evine gelen o adamı dışarı çıkar, onunla yatalım” diye bağırdılar.
Ev sahibi dışarıya çıkıp onların yanına gitti. “Hayır, kardeşlerim, rica ediyorum böyle bir kötülük yapmayın” dedi, “Madem adam evime gelip konuğum oldu, böyle bir alçaklık yapmayın. Bakın, daha erkek eli değmemiş kızımla adamın cariyesi içerde. Onları dışarı çıkarayım, onlarla yatın, onlara dilediğinizi yapın. Ama adama bu kötülüğü yapmayın.”
Ne var ki, adamlar onu dinlemediler. Bunun üzerine Levili cariyesini zorla dışarı çıkarıp onlara teslim etti. Adamlar bütün gece, sabaha dek kadınla yattılar, onun ırzına geçtiler. Şafak sökerken onu salıverdiler. Kadın gün ağarırken efendisinin kaldığı evin kapısına geldi, düşüp yere yığıldı. Ortalık aydınlanıncaya dek öylece kaldı.
Sabahleyin kalkan adam, yoluna devam etmek üzere kapıyı açtı. Elleri eşiğin üzerinde, yerde boylu boyunca yatan cariyesini görünce, kadına, “Kalk, gidelim” dedi. Kadın yanıt vermedi. Bunun üzerine adam onu eşeğe bindirip evine doğru yola çıktı.
Eve varınca eline bir bıçak aldı, cariyesinin cesedini on iki parçaya bölüp İsrailin on iki oymağına dağıttı. Bunu her gören, “İsrailliler Mısırdan çıktığından beri böyle bir şey olmamış, görülmemiştir” dedi, “Düşünün taşının, ne yapmamız gerek, söyleyin.”

Danoğulları Layişe Yerleşiyor – Hakimler 18

O dönemde İsrailde kral yoktu ve Dan oymağından olanlar yerleşecek yer arıyorlardı. Çünkü İsrail oymakları arasında kendilerine düşen payı henüz almamışlardı. Böylece kendi boylarından, Sora ve Eştaol kentlerinden beş cesur savaşçıyı toprakları araştırıp bilgi toplamak üzere yola çıkardılar. Onlara, “Gidin, toprakları araştırın” dediler.
Adamlar Efrayimin dağlık bölgesinde bulunan Mikanın evine gelip geceyi orada geçirdiler. Mikanın evinin yanındayken genç Levilinin sesini tanıdılar. Eve yaklaşarak ona, “Seni buraya kim getirdi? Burada ne yapıyorsun? Burada ne işin var?” diye sordular.
Levili Mikanın kendisi için yaptıklarını anlattı. “Bana verdiği ücrete karşılık ona kahinlik ediyorum” dedi.
Adamlar, “Lütfen Tanrıya danış, bu yolculuğumuz başarılı olacak mı, bilelim” dediler.
Kahin, “Esenlikle gidin, Tanrı yolculuğunuzu onaylıyor” diye yanıtladı.
Böylece beş adam yola çıkıp Layişe vardılar. Kent halkının Saydalılar gibi kaygıdan uzak, esenlik ve güvenlik içinde yaşadığını gördüler. Yörede onlara egemen olan, baskı yapan kimse yoktu. Saydalılardan uzaktaydılar, başka kimseyle de ilişkileri yoktu.
Sonra adamlar Sora ve Eştaola, soydaşlarının yanına döndüler. Soydaşları, “Ne öğrendiniz?” diye sordular.
Adamlar, “Haydi, onlara saldıralım” dediler, “Ülkeyi gördük, toprağı çok güzel. Ne duruyorsunuz? Gecikmeden gidip ülkeyi sahiplenin. Oraya vardığınızda halkın her şeyden habersiz olduğunu göreceksiniz. Tanrının elinize teslim ettiği bu ülke çok geniş; öyle bir yer ki, hiçbir eksiği yok.”
Bunun üzerine Dan oymağından altı yüz kişi silahlarını kuşanıp Sora ve Eştaoldan yola çıktı. Gidip Yahudanın Kiryat-Yearim Kenti yakınında ordugah kurdular. Bu nedenle Kiryat-Yearimin batısındaki bu yer bugün de Mahane-Dan diye anılıyor. Buradan Efrayimin dağlık bölgesine geçip Mikanın evine gittiler.
Layiş yöresini araştırmaya gitmiş olan beş adam soydaşlarına, “Bu evlerden birinde bir efod, özel aile putları, bir oyma, bir de dökme put olduğunu biliyor musunuz?” dediler, “Ne yapacağınıza siz karar verin.” Bunun üzerine halk genç Levilinin kaldığı Mikanın evine yöneldi. Eve girip Leviliye hal hatır sordular. Silahlarını kuşanmış altı yüz Danlı dış kapının önüne yığılmıştı. Yöreyi araştırmış olan beş adam içeri girip efodu, özel putları, oyma ve dökme putları aldılar. Kahinle silah kuşanmış altı yüz kişiyse dış kapının önünde duruyordu.
Adamların Mikanın evine girip efodu, özel putları, oyma ve dökme putları aldığını gören kahin, “Ne yapıyorsunuz?” diye sordu.
Adamlar, “Sus, sesini çıkarma” dediler, “Bizimle gel. Bize danışmanlık ve kahinlik yap. Bir adamın evinde kahinlik etmek mi iyi, yoksa İsrailin bir boyuna, bir oymağına kahinlik etmek mi?” Kahinin yüreği sevinçle doldu. Efodu, özel putları, oyma putu alıp topluluğun ortasında yürümeye başladı. Topluluk çocuklarını, hayvanlarını, değerli eşyalarını alıp yola çıktı.
Danoğulları Mikanın evinden biraz uzaklaştıktan sonra, Mikanın komşuları toplanıp onlara yetiştiler. Bağırıp çağırmaya başladılar. Danoğulları dönüp Mikaya, “Ne oldu, neden adamlarını toplayıp geldin?” dediler.
Mika, “Kahinimi, yaptırdığım putları alıp gittiniz” dedi, “Bana ne kaldı ki? Bir de, Ne oldu? diye soruyorsunuz.”
“Kes sesini!” dediler, “Yoksa öfkeli adamlarımız saldırıp seni de, aileni de öldürür.” Sonra yollarına devam ettiler. Mika onların kendisinden daha güçlü olduğunu görünce dönüp evine gitti.
Danoğulları Mikanın yaptırdığı putları ve kahini yanlarına alarak Layiş üzerine yürüdüler. Barışçıl ve her şeyden habersiz olan kent halkını kılıçtan geçirip kenti ateşe verdiler. Beytrehov yakınındaki vadide bulunan Layiş Kentinin yardımına gelen olmadı. Çünkü kent Saydadan uzaktı, başka bir kentle de ilişkisi yoktu.
Danoğulları kenti yeniden inşa ederek oraya yerleştiler. Yakupun oğlu olan ataları Danın anısına kente Dan adını verdiler. Kentin eski adı Layişti. Oyma putu oraya diktiler. Musa oğlu Gerşom oğlu Yonatan ile oğulları sürgüne kadar onlara kahinlik ettiler. Tanrının Tapınağı Şiloda olduğu sürece Mikanın yaptırdığı puta taptılar.

Mikanın Putları – Hakimler 17

Efrayimin dağlık bölgesinde Mika adında bir adam vardı. Mika annesine, “Senden çalınan, lanetlediğini duyduğum bin yüz parça gümüş var ya, işte o gümüşler bende, onları ben çaldım” dedi.
Annesi, “RAB seni kutsasın, oğlum!” dedi. Mika bin yüz parça gümüşü annesine geri verdi.
Annesi, “Oğlumun bir oyma put, bir de dökme put yaptırabilmesi için gümüşün tamamını RABbe adıyorum” dedi, “Gümüşü sana geri veriyorum.”
Gümüşü Mikadan geri alan kadın, iki yüz parçasını ayırıp kuyumcuya verdi. Kuyumcu bundan bir oyma, bir de dökme put yaptı. Putlar Mikanın evine götürüldü.
Mikanın bir tapınma yeri vardı. Özel aile putları ve bir efod yaptırmış, oğullarından birini de kahinliğe atamıştı. O dönemde İsrailde kral yoktu. Herkes kendince doğru olanı yapıyordu.
Yahudanın Beytlehem Kentinde, Yahudalı bir ailenin yanında geçici olarak yaşayan genç bir Levili vardı. Adam yerleşecek başka bir yer bulmak üzere Yahudanın Beytlehem Kentinden ayrıldı. Efrayimin dağlık bölgesinden geçerken Mikanın evine geldi.
Mika, “Nereden geliyorsun?” diye sorunca adam, “Yahudanın Beytlehem Kentinden geliyorum, Leviliyim, yerleşecek yer arıyorum” dedi.
Mika, “Benimle kal” dedi, “Bana danışmanlık ve kahinlik yap. Seni doyurur, yılda bir takım giysi, on parça da gümüş veririm.” Levili kabul etti. Mika ile kalmaya razı oldu. Mika da ona oğlu gibi davrandı. Genç Leviliyi kahinliğe atayarak evine aldı. Mika, “Şimdi biliyorum ki, RAB bana iyi davranacak” dedi, “Çünkü bir Levili kahinim var.”

Şimşonun Ölümü – Hakimler 16

Filist beyleri ilahları Dagonun onuruna çok sayıda kurban kesip eğlenmek için toplandılar. “İlahımız, düşmanımız Şimşonu elimize teslim etti” dediler. Halk Şimşonu görünce kendi ilahlarını övmeye başladı.
“İlahımız ülkemizi yakıp yıkan,
Birçoğumuzu öldüren
Düşmanımızı elimize teslim etti” diyorlardı.
İyice coşunca, “Şimşonu getirin, bizi eğlendirsin” dediler. Şimşonu cezaevinden getirip oynatmaya başladılar, sonra sütunların arasında durdurdular. Şimşon, elinden tutan gence, “Beni tapınağın damını taşıyan sütunların yanına götür de onlara yaslanayım” dedi. Tapınak erkeklerle, kadınlarla doluydu. Bütün Filist beyleri de oradaydı. Üç bin kadar kadın erkek Şimşonun oynayışını damdan seyrediyordu.
Şimşon RABbe yakarmaya başladı: “Ey Egemen RAB, lütfen beni anımsa. Ey Tanrı, bir kez daha beni güçlendir; Filistlilerden bir vuruşta iki gözümün öcünü alayım.” Sonra tapınağın damını taşıyan iki ana sütunun ortasında durup sağ eliyle birini, sol eliyle ötekini kavradı. “Filistlilerle birlikte öleyim” diyerek bütün gücüyle sütunlara yüklendi. Tapınak Filist beylerinin ve bütün içindekilerin üzerine çöktü. Böylece Şimşon ölürken, yaşamı boyunca öldürdüğünden daha çok insan öldürdü.
Şimşonun kardeşleriyle babası Manoahın bütün ailesi onun ölüsünü almaya geldiler. Şimşonu götürüp babasının Sora ile Eştaol arasındaki mezarına gömdüler. Şimşon İsraili yirmi yıl süreyle yönetmişti.

Şimşon ile Delila – Hakimler 16

Şimşon bir gün Gazzeye gitti. Orada gördüğü bir fahişenin evine girdi. Gazzelilere, “Şimşon buraya geldi” diye haber verilince çevreyi kuşattılar. Bütün gece kentin kapısında pusuya yattılar. “Gün ağarınca onu öldürürüz” diyerek gece boyunca yerlerinden kımıldamadılar.
Şimşon gece yarısına dek yattı. Gece yarısı kalktı, kent kapısının iki kanadıyla iki direğini tutup sürgüyle birlikte yerlerinden söktü. Hepsini omuzlayıp Hevronun karşısındaki tepeye çıkardı.
Bir süre sonra Şimşon Sorek Vadisinde yaşayan Delila adında bir kadına aşık oldu. Filist beyleri kadına gelip, “Şimşonun üstün gücünün kaynağı nedir, onu kandırıp öğrenmeye bak” dediler, “Böylece belki onu bağlar, etkisiz hale getirip yenebiliriz. Her birimiz sana bin yüzer parça gümüş vereceğiz.”
Bunun üzerine Delila Şimşona, “Lütfen, söyle bana, bu üstün gücü nereden alıyorsun?” diye sordu, “Seni bağlayıp yenmek olası mı?”
Şimşon, “Beni kurumamış yedi taze sırımla bağlarlarsa sıradan bir adam gibi güçsüz olurum” dedi.
Bunun üzerine Filist beyleri Delilaya kurumamış yedi taze sırım getirdiler. Delila bunlarla Şimşonu bağladı. Adamları bitişik odada pusuya yatmıştı. Delila, “Şimşon, Filistliler geldi!” dedi. Şimşon sırımları ateş değdiğinde dağılıveren kendir lifleri gibi koparıp attı. Gücünün sırrını vermemişti.
Delila, “Beni kandırdın, bana yalan söyledin” dedi, “Lütfen söyle bana, seni neyle bağlamalı?”
Şimşon, “Beni hiç kullanılmamış yeni urganla sımsıkı bağlarlarsa sıradan bir adam gibi güçsüz olurum” dedi.
Böylece Delila yeni urgan alıp Şimşonu bağladı. Sonra, “Şimşon, Filistliler geldi!” dedi. Adamlar hala bitişik odada pusu kurmuş bekliyorlardı. Şimşon urganları iplik koparır gibi koparıp kollarından sıyırdı.
Delila ona, “Şimdiye kadar beni hep kandırdın, bana yalan söyledin” dedi, “Söyle bana, seni neyle bağlamalı?”
Şimşon, “Başımdaki yedi örgüyü dokuma tezgahındaki kumaşla birlikte dokuyup kazıkla burarsan sıradan bir adam gibi güçsüz olurum” dedi.
Şimşon uyurken Delila onun başındaki yedi örgüyü dokuma tezgahındaki kumaşla birlikte dokuyup kazıkla burdu. Sonra, “Şimşon, Filistliler geldi!” dedi. Şimşon uykusundan uyandı, saçını tezgah kazığından ve kumaştan çekip kurtardı.
Delila, “Bana güvenmiyorsan nasıl olur da, Seni seviyorum diyorsun?” dedi, “Üç kezdir beni kandırıyorsun, üstün gücünün nereden geldiğini söylemiyorsun.” Bu sözlerle Şimşonu sıkıştırıp günlerce başını ağrıttı. Sonunda Şimşon dayanamayıp yüreğini kadına tümüyle açtı. “Başıma hiç ustura değmedi” dedi, “Çünkü ben ana rahmindeyken Tanrıya adanmışım. Tıraş olursam gücümü yitiririm. Sıradan bir adam gibi güçsüz olurum.”
Delila Şimşonun gerçeği söylediğini anlayınca haber gönderip Filist beylerini çağırttı. “Bir kez daha gelin” dedi, “Şimşon bana gerçeği söyledi.” Kadının yanına gelen Filist beyleri gümüşü de birlikte getirdiler. Delila Şimşonu dizleri üzerinde uyuttuktan sonra adamlardan birini çağırtıp başındaki yedi örgüyü kestirdi. Sonra alay ederek onu dürtüklemeye başladı. Çünkü Şimşon gücünü yitirmişti.
Delila, “Şimşon, Filistliler geldi!” dedi. Şimşon uyandı ve, “Her zamanki gibi kalkıp silkinirim” diye düşündü. RABbin kendisinden ayrıldığını bilmiyordu.
Filistliler onu yakalayıp gözlerini oydular. Gazzeye götürüp tunç zincirlerle bağladılar, cezaevinde değirmen taşına koştular. Bu arada Şimşonun kesilen saçları uzamaya başladı.

Şimşon Öç Alıyor – Hakimler 15

Bir süre sonra, buğday biçimi sırasında Şimşon bir oğlak alıp karısını ziyarete gitti. “Karımın odasına girmek istiyorum” dedi.
Ama kızın babası Şimşonun girmesine izin vermedi. “Ondan gerçekten nefret ettiğini sanıyordum” dedi, “Bu nedenle onu senin sağdıcına verdim. Küçük kızkardeşi ondan daha güzel değil mi? Ablasının yerine onu al.”
Şimşon, “Bu kez Filistlilere kötülük etsem de buna hakkım var” dedi. Kıra çıkıp üç yüz çakal yakaladı. Sonra çakalları çifter çifter kuyruk kuyruğa bağladı. Kuyruklarının arasına da birer çıra sıkıştırdı. Çıraları tutuşturup çakalları Filistlilerin ekinlerinin arasına salıverdi. Böylece demetleri, ekinleri, bağları, zeytinlikleri yaktı.
Filistliler, “Bunu kim yaptı?” dediler, “Yapsa yapsa, Timnalının damadı Şimşon yapmıştır. Çünkü Timnalı karısını elinden alıp sağdıcına verdi.” Sonra gidip kadınla babasını yaktılar.
Şimşon onlara, “Madem böyle yaptınız, sizden öcümü almadan duramam” dedi. Onlara acımasızca saldırarak çoğunu öldürdü, sonra Etam Kayalığına çekilip bir mağaraya sığındı. Filistliler de gidip Yahudada ordugah kurdular, Lehi yöresine yayıldılar.
Yahudalılar, “Neden bizimle savaşmaya geldiniz?” diye sorunca, Filistliler, “Şimşonu yakalamaya geldik, bize yaptığının aynısını ona yapmak için buradayız” diye karşılık verdiler. Yahudalılardan üç bin kişi, Etam Kayalığındaki mağaraya giderek Şimşona, “Filistlilerin bize egemen olduklarını bilmiyor musun? Nedir bu bize yaptığın?” dediler.
Şimşon, “Onlar bana ne yaptılarsa ben de onlara öyle yaptım” diye karşılık verdi.
“Seni yakalayıp Filistlilere teslim etmek için geldik” dediler.
Şimşon, “Beni öldürmeyeceğinize ant için” dedi.
Onlar da, “Olur, ama seni sıkıca bağlayıp onlara teslim edeceğiz” dediler, “Söz veriyoruz, seni öldürmeyeceğiz.” Sonra onu iki yeni urganla bağlayıp mağaradan çıkardılar.
Şimşon Lehiye yaklaşınca, Filistliler bağırarak ona yöneldiler. RABbin Ruhu büyük bir güçle Şimşonun üzerine indi. Şimşonun kollarını saran urganlar yanan keten gibi dağıldı, elindeki bağlar çözüldü. Şimşon yeni ölmüş bir eşeğin çene kemiğini eline alıp bununla bin kişiyi öldürdü. Sonra şöyle dedi:
“Bir eşeğin çene kemiğiyle,
İki eşek yığını yaptım,
Eşeğin çene kemiğiyle bin kişiyi öldürdüm.”
Bunları söyledikten sonra çene kemiğini elinden attı. Oraya Ramat-Lehi adı verildi.
Şimşon ölesiye susamıştı. RABbe şöyle yakardı: “Kulunun eliyle büyük bir kurtuluş sağladın. Ama şimdi susuzluktan ölüp sünnetsizlerin eline mi düşeceğim?” Bunun üzerine Tanrı Lehideki çukuru yardı. Çukurdan su fışkırdı. Şimşon suyu içince canlanıp güçlendi. Suyun çıktığı yere Eyn-Hakkore adını verdi. Pınar bugün de Lehide duruyor.
Şimşon Filistlilerin egemenliği sırasında İsraillilere yirmi yıl önderlik yaptı.

Şimşonun Evlenmesi – Hakimler 14

Şimşon bir gün Timnaya gitti. Orada Filistli bir kadın gördü. Geri dönünce annesiyle babasına, “Timnada Filistli bir kadın gördüm” dedi, “Onu hemen bana eş olarak alın.”
Annesiyle babası, “Akrabalarının ya da halkımızın kızları arasında kimse yok mu ki, sünnetsiz Filistlilerden kız almaya kalkıyorsun?” diye karşılık verdiler.
Ama Şimşon babasına, “Bana o kadını al, ondan hoşlanıyorum” dedi. Şimşonun annesiyle babası bunu isteyenin RAB olduğunu anlamadılar. Çünkü RAB o sırada İsraillilere egemen olan Filistlilere karşı fırsat kolluyordu.
Böylece Şimşon annesi ve babasıyla Timnaya doğru yola koyuldu. Timna bağlarına vardıklarında, genç bir aslan kükreyerek Şimşonun karşısına çıktı. Şimşon üzerine inen RABbin Ruhuyla güçlendi ve aslanı bir oğlak parçalar gibi çıplak elle parçaladı. Ama yaptığını ne annesine ne de babasına bildirdi.
Sonra gidip kadınla konuştu ve ondan çok hoşlandı. Bir süre sonra kadınla evlenmek üzere yine Timnaya giderken, aslanın leşini görmek için yoldan saptı. Bir arı sürüsünün aslanın leşini kovana çevirdiğini gördü. Kovandaki balı avuçlarına doldurdu, yiye yiye oradan uzaklaştı. Annesiyle babasının yanına varınca baldan onlara da verdi, onlar da yedi. Ama balı aslanın leşinden aldığını söylemedi.
Babası kadını görmeye gidince, Şimşon da damat geleneğine uyarak orada bir şölen düzenledi. Filistliler onu görünce ona eşlik etmek üzere otuz genç getirdiler. Şimşon onlara, “Size bir bilmece sorayım” dedi, “Şölenin yedi günü içinde kesin yanıtı bulup bana bildirirseniz, size otuz keten mintan, otuz takım da üst giysi vereceğim. Ama bilmeceyi çözemezseniz, o zaman da siz bana otuz keten mintanla otuz takım üst giysi vereceksiniz.”
Ona, “Seni dinliyoruz” dediler, “Söyle bakalım bilmeceni.”
Şimşon,
“Yiyenden yiyecek,
Güçlüden tatlı çıktı” dedi. Üç gün geçtiyse de bilmeceyi çözemediler.
Dördüncü gün gençler Şimşonun karısına, “Kocanı kandır da bize bilmecenin yanıtını versin” dediler, “Yoksa, seni de babanın evini de yakarız. Bizi soymak için mi buraya çağırdınız?”
Şimşonun karısı ağlayarak ona, “Benden nefret ediyorsun” dedi, “Beni sevmiyorsun. Soydaşlarıma bir bilmece sordun, yanıtını bana söylemedin.”
Şimşon karısına, “Bak” dedi, “Anneme babama bile söylemedim, sana mı söyleyeceğim?”
Kadın şölen boyunca yedi gün ağlayıp durdu. Kadının sürekli sıkıştırması üzerine Şimşon yedinci gün bilmecenin yanıtını ona söyledi. Kadın da yanıtı soydaşlarına iletti.
Yedinci gün, gün batmadan kentli gençler Şimşona geldiler.
“Baldan tatlı,
Aslandan güçlü ne var?” dediler.
Şimşon, “Düvemle çift sürmüş olmasaydınız, bilmecemi çözemezdiniz” diye karşılık verdi.
RABbin Ruhu üzerine inince güçlenen Şimşon Aşkelona gitti; otuz kişi vurup mallarını yağmaladı, giysilerini de bilmeceyi çözenlere verdi. Öfkeden kudurmuş bir halde babasının evine döndü.
Şimşonun karısı ise Şimşona eşlik eden sağdıca verildi.

Şimşonun Doğumu – Hakimler 13

İsrailliler yine RABbin gözünde kötü olanı yaptılar. RAB de onları kırk yıl süreyle Filistlilerin boyunduruğuna terk etti.
Dan oymağından Soralı bir adam vardı. Adı Manoahtı. Karısı kısırdı ve hiç çocuğu olmamıştı. RABbin meleği kadına görünerek, “Kısır olduğun, çocuk doğurmadığın halde gebe kalıp bir oğul doğuracaksın” dedi, “Bundan böyle şarap ya da içki içmemeye dikkat et, murdar bir şey yeme. Çünkü gebe kalıp bir oğul doğuracaksın. Onun başına ustura değmeyecek. Çünkü o daha rahmindeyken Tanrıya adanmış olacak. İsraili Filistlilerin elinden kurtarmaya başlayacak olan odur.”
Kadın kocasına gidip, “Yanıma bir Tanrı adamı geldi” dedi, “Tanrının meleğine benzer görkemli bir görünüşü vardı. Nereden geldiğini sormadım. Bana adını da söylemedi. Ama, Gebe kalıp bir oğul doğuracaksın dedi, Bundan böyle şarap ve içki içme, murdar bir şey yeme. Çünkü çocuk ana rahmine düştüğü andan öleceği güne dek Tanrının adanmışı olacak. ”
Manoah RABbe şöyle yakardı: “Ya Rab, gönderdiğin Tanrı adamının yine gelmesini, doğacak çocuk için ne yapmamız gerektiğini bize öğretmesini dilerim.”
Tanrı Manoahın yakarışını duydu. Kadın tarladayken Tanrının meleği yine ona göründü. Ne var ki, Manoah karısının yanında değildi. Kadın haber vermek için koşa koşa kocasına gitti. “İşte geçen gün yanıma gelen adam yine bana göründü!” dedi.
Manoah kalkıp karısının ardısıra gitti. Adamın yanına varınca, “Karımla konuşan adam sen misin?” diye sordu.
Adam, “Evet, benim” dedi.
Manoah, “Söylediklerin yerine geldiğinde, çocuğun yaşamı ve göreviyle ilgili yargı ne olacak?” diye sordu.
RABbin meleği, “Karın kendisine söylediğim her şeyden sakınsın” diye karşılık verdi, “Asmanın ürününden üretilen hiçbir şey yemesin, şarap ve içki içmesin. Murdar bir şey yemesin. Buyurduklarımın hepsini yerine getirsin.”
Manoah, “Seni alıkoymak, onuruna bir oğlak kesmek istiyoruz” dedi.
RABbin meleği, “Beni alıkoysan da hazırlayacağın yemeği yemem” dedi, “Yakmalık bir sunu sunacaksan, RABbe sunmalısın.” Manoah onun RABbin meleği olduğunu anlamamıştı.
RABbin meleğine, “Adın ne?” diye sordu, “Bilelim ki, söylediklerin yerine geldiğinde seni onurlandıralım.”
RABbin meleği, “Adımı niçin soruyorsun?” dedi, “Adım tanımlanamaz.” Manoah bir oğlakla tahıl sunusunu aldı, bir kayanın üzerinde RABbe sundu. O anda Manoahla karısının gözü önünde şaşılacak şeyler oldu: RABbin meleği sunaktan yükselen alevle birlikte göğe yükseldi. Bunu gören Manoahla karısı yüzüstü yere kapandılar. RABbin meleği Manoahla karısına bir daha görünmeyince, Manoah onun RABbin meleği olduğunu anladı. Karısına, “Kesinlikle öleceğiz” dedi, “Çünkü Tanrıyı gördük.”
Karısı, “RAB bizi öldürmek isteseydi, yakmalık sunuyu ve tahıl sunusunu kabul etmezdi” diye karşılık verdi, “Bütün bunları bize göstermezdi. Bugün söylediklerini de işitmezdik.”
Ve kadın bir erkek çocuk doğurdu. Adını Şimşon koydu. Çocuk büyüyüp gelişti. RAB de onu kutsadı. RABbin Ruhu Sora ile Eştaol arasında, Mahane-Danda bulunan Şimşonu yönlendirmeye başladı.

İvsan, Elon ve Avdon – Hakimler 12

Ondan sonra İsrailin başına Beytlehemli İvsan geçti. İvsanın otuz oğlu, otuz kızı vardı. İvsan kızlarını başka boylara verdi, oğullarına da başka boylardan kızlar aldı. İsraili yedi yıl yönetti. Ölünce Beytlehemde gömüldü.
Ondan sonra İsrailin başına Zevulun oymağından Elon geçti. Elon İsraili on yıl yönetti. Ölünce Zevulun topraklarında, Ayalonda gömüldü.
Onun ardından İsrailin başına Piratonlu Hillel oğlu Avdon geçti. Avdonun kırk oğlu, otuz torunu ve bunların bindiği yetmiş eşeği vardı. İsraili sekiz yıl yönetti. Piratonlu Hillel oğlu Avdon ölünce Amaleklilere ait dağlık bölgenin Efrayim yöresindeki Piratonda gömüldü.

Yiftah ile Efrayim – Hakimler 12

Efrayimli erkekler toplanıp Safona geçtiler. Yiftaha, “Ammonlularla savaşmaya gittiğinde bizi neden çağırmadın?” dediler, “Seni de evini de yakacağız.”
Yiftah, “Halkımla ben Ammonlulara karşı amansız bir savaşa tutuşmuştuk” diye yanıtladı, “Sizi çağırdım, ama gelip beni onların elinden kurtarmadınız. Beni kurtarmak istemediğinizi görünce canımı dişime takıp Ammonlulara karşı harekete geçtim. Sonunda RAB onları elime teslim etti. Neden bugün benimle savaşmaya kalkışıyorsunuz?”
Bundan sonra Yiftah Gilat erkeklerini toplayarak Efrayimoğullarıyla savaşa girdi. Gilatlılar Efrayimoğullarına saldırdılar. Çünkü Efrayimoğulları onlara, “Ey Efrayim ve Manaşşe halkları arasında yaşayan Gilatlılar, siz Efrayimden kaçan döneklersiniz!” demişlerdi. Şeria Irmağının Efrayime yol veren geçitlerini tutan Gilatlılar, geçmek isteyen Efrayimli kaçaklara, “Efrayimli misin?” diye sorarlardı. Adamlar, “Hayır” derlerse, o zaman onlara, “ Şibbolet deyin bakalım” derlerdi. Adamlar “Sibbolet” derdi. Çünkü “Şibbolet” sözcüğünü doğru söyleyemezlerdi. Bunun üzerine onları yakalayıp Şeria Irmağının geçitlerinde öldürürlerdi. O gün Efrayimlilerden kırk iki bin kişi öldürüldü.
Gilatlı Yiftah İsraili altı yıl yönetti. Ölünce Gilat kentlerinden birinde gömüldü.

Yiftah – Hakimler 11

Yiftah adında yiğit bir savaşçı vardı. Bir fahişenin oğlu olan Yiftahın babasının adı Gilattı. Gilatın karısı da ona erkek çocuklar doğurmuştu. Bu çocuklar büyüyünce Yiftahı kovmuşlardı. Ona, “Babamızın evinden miras almayacaksın. Çünkü sen başka bir kadının oğlusun” demişlerdi. Yiftah kardeşlerinden kaçıp Tov yöresine yerleşti. Çevresinde toplanan serserilere önderlik etmeye başladı.
Bir süre sonra Ammonlular İsraillilere savaş açtı. Savaş patlak verince Gilat ileri gelenleri Yiftahı almak için Tov yöresine gittiler. Ona, “Gel, komutanımız ol, Ammonlularla savaşalım” dediler.
Yiftah, “Benden nefret eden, beni babamın evinden kovan siz değil miydiniz?” diye yanıtladı, “Sıkıntıya düşünce neden bana geldiniz?”
Gilat ileri gelenleri, “Sana başvuruyoruz; çünkü bizimle gelip Ammonlularla savaşmanı, bize, Gilat halkına önderlik etmeni istiyoruz” dediler.
Yiftah, “Ammonlularla savaşmak için beni götürürseniz, RAB de onları elime teslim ederse, sizin önderiniz olacak mıyım?” diye sordu.
Gilat ileri gelenleri, “RAB aramızda tanık olsun, kesinlikle dediğin gibi yapacağız” dediler. Böylece Yiftah Gilat ileri gelenleriyle birlikte gitti. Halk onu kendine önder ve komutan yaptı. Yiftah bütün söylediklerini Mispada, RABbin önünde yineledi.
Sonra Ammon Kralına ulaklar göndererek, “Aramızda ne var ki, ülkeme saldırmaya kalkıyorsun?” dedi.
Ammon Kralı, Yiftahın ulaklarına şu karşılığı verdi: “İsrailliler Mısırdan çıktıktan sonra Arnon Vadisinden Yabbuk ve Şeria ırmaklarına kadar uzanan topraklarımı aldılar. Şimdi buraları bana savaşsız geri ver.”
Yiftah yine Ammon Kralına ulaklar göndererek şöyle dedi: “Yiftah diyor ki, İsrailliler ne Moav ülkesini, ne de Ammon topraklarını aldı. Mısırdan çıktıkları zaman Kamış Denizine kadar çölde yürüyerek Kadeşe ulaştılar. Sonra Edom Kralına ulaklar göndererek, Lütfen topraklarından geçmemize izin ver dediler. Edom Kralı kulak asmadı. İsrailliler Moav Kralına da ulaklar gönderdi, ama o da izin vermedi. Bunun üzerine Kadeşte kaldılar.
“Çölü izleyerek Edom ile Moav topraklarının çevresinden geçtiler; Moav bölgesinin doğusunda, Arnon Vadisinin öbür yakasında konakladılar. Moav sınırından içeri girmediler. Çünkü Arnon Vadisi sınırdı.
“Sonra Heşbonda egemenlik süren Amorluların Kralı Sihona ulaklar göndererek, Ülkenden geçip topraklarımıza ulaşmamıza izin ver diye rica ettiler. Ama Sihon İsraillilerin topraklarından geçip gideceklerine inanmadı. Bu nedenle bütün halkını toplayıp Yahesada ordugah kurdu ve İsraillilerle savaşa tutuştu.
“İsrailin Tanrısı RAB, Sihonu ve bütün halkını İsraillilerin eline teslim etti. İsrailliler Amorluları yenip o yöredeki halkın bütün topraklarını ele geçirdiler. Arnon Vadisinden Yabbuk Irmağına, çölden Şeria Irmağına kadar uzanan bütün Amor topraklarını ele geçirdiler.
“İsrailin Tanrısı RAB Amorluları kendi halkı İsrailin önünden kovduktan sonra, sen hangi hakla buraları geri istiyorsun? İlahın Kemoş sana bir yer verse oraya sahip çıkmaz mısın? Biz de Tanrımız RABbin önümüzden kovduğu halkın topraklarını sahipleneceğiz. Sen Moav Kralı Sippor oğlu Balaktan üstün müsün? O hiç İsraillilerle çekişti mi, hiç onlarla savaşmaya kalkıştı mı? İsrailliler üç yüz yıldır Heşbonda, Aroerde, bunların çevre köylerinde ve Arnon kıyısındaki bütün kentlerde yaşarken neden buraları geri almaya çalışmadınız? Ben sana karşı suç işlemedim. Ama sen benimle savaşmaya kalkışmakla bana haksızlık ediyorsun. Hakim olan RAB, İsraillilerle Ammonlular arasında bugün hakemlik yapsın.”
Ne var ki Ammon Kralı, Yiftahın kendisine ilettiği bu sözlere kulak asmadı.
RABbin Ruhu Yiftahın üzerine indi. Yiftah, Gilat ve Manaşşeden geçti, Gilattaki Mispadan geçerek Ammonlulara doğru ilerledi. RABbin önünde ant içerek şöyle dedi: “Gerçekten Ammonluları elime teslim edersen, onları yenip sağ salim döndüğümde beni karşılamak için evimin kapısından ilk çıkan, RABbe adanacaktır. Onu yakmalık sunu olarak sunacağım.”
Yiftah bundan sonra Ammonlularla savaşmaya gitti. RAB onları Yiftahın eline teslim etti. Yiftah, başta Avel-Keramim olmak üzere, Aroerden Minnite kadar yirmi kenti yakıp yıkarak Ammonlulara çok büyük kayıplar verdirdi. Böylece Ammonlular İsraillilerin boyunduruğuna girdi.
Yiftah Mispaya, kendi evine döndüğünde, kızı tef çalıp dans ederek onu karşılamaya çıktı. Tek çocuğu oydu, ondan başka ne oğlu ne de kızı vardı. Yiftah, kızını görünce giysilerini yırtarak, “Eyvahlar olsun, kızım!” dedi, “Beni perişan ettin, umarsız bıraktın! Çünkü RABbe verdiğim sözden dönemem.”
Kız, “Baba, RABbe ant içtin” dedi, “Madem RAB düşmanların olan Ammonlulardan senin öcünü aldı, ağzından ne çıktıysa bana öyle yap.” Sonra ekledi: “Yalnız bir dileğim var: Beni iki ay serbest bırak, gidip arkadaşlarımla kırlarda gezineyim, kızlığıma ağlayayım.”
Babası, “Gidebilirsin” diyerek onu iki ay serbest bıraktı. Kız arkadaşlarıyla birlikte kırlara çıkıp erdenliğine ağladı. İki ay sonra babasının yanına döndü. Babası da içtiği andı yerine getirdi. Kıza erkek eli değmemişti.
Bundan sonra İsrailde bir gelenek oluştu. İsrail kızları her yıl kırlara çıkıp Gilatlı Yiftahın kızı için dört gün yas tutar oldular.

Yiftah – Hakimler 10

İsrailliler yine RABbin gözünde kötü olanı yaptılar; Baallara, Aştoretlere, Aram, Sayda, Moav, Ammon ve Filist ilahlarına kulluk ettiler. RABbi terk ettiler, Ona kulluk etmediler. Bu yüzden İsraillilere öfkelenen RAB, onları Filistlilere ve Ammonlulara tutsak etti. Bunlar o yıldan başlayarak İsraillileri baskı altında ezdiler; Şeria Irmağının ötesinde, Gilattaki Amorlular ülkesinde yaşayan bütün İsraillileri on sekiz yıl baskı altında tuttular. Ammonlular Yahuda, Benyamin ve Efrayim oymaklarıyla savaşmak için Şeria Irmağının ötesine geçtiler. İsrail büyük sıkıntı içindeydi. İsrailliler RABbe, “Sana karşı günah işledik” diye seslendiler, “Seni, Tanrımızı terk edip Baallara kulluk ettik.”
RAB, “Sizi Mısırlılardan, Amorlulardan, Ammonlulardan, Filistlilerden kurtaran ben değil miyim?” diye karşılık verdi, “Saydalılar, Amalekliler, Maonlular size baskı yaptıklarında bana yakardınız, ben de sizi onların elinden kurtardım. Sizse beni terk ettiniz, başka ilahlara kulluk ettiniz. Bu yüzden sizi bir daha kurtarmayacağım. Gidin, seçtiğiniz ilahlara yakarın; sıkıntıya düştüğünüzde sizi onlar kurtarsın.”
İsrailliler, “Günah işledik” dediler, “Bize ne istersen yap. Yalnız bugün bizi kurtar.” Sonra aralarındaki yabancı putları atıp RABbe tapındılar. RAB de onların daha fazla acı çekmesine dayanamadı.
Ammonlular toplanıp Gilatta ordugah kurunca İsrailliler de toplanarak Mispada ordugah kurdular. Gilat halkının önderleri birbirlerine, “Ammonlulara karşı ilk saldırıyı başlatan kişi, bütün Gilat halkının önderi olacak” dediler.

Yair – Hakimler 10

Ondan sonra Gilatlı Yair başa geçti. Yair İsraili yirmi iki yıl yönetti. Otuz oğlu vardı. Bunlar otuz eşeğe biner, otuz kenti yönetirlerdi. Gilat yöresindeki bu kentler bugün de Havvot-Yair diye anılıyor. Yair ölünce Kamonda gömüldü.

Tola – Hakimler 10

Avimelekin ölümünden sonra İsraili kurtarmak için İssakar oymağından Dodo oğlu Pua oğlu Tola adında bir adam ortaya çıktı. Tola Efrayimin dağlık bölgesindeki Şamirde yaşardı. İsraili yirmi üç yıl yönettikten sonra öldü, Şamirde gömüldü.

Avimelek – Hakimler 9

Yerubbaalın oğlu Avimelek, dayılarının bulunduğu Şekem Kentine giderek onlara ve annesinin boyundan gelen herkese şöyle dedi: “Şekem halkına şunu duyurun: Sizin için hangisi daha iyi? Gidyonun yetmiş oğlu tarafından yönetilmek mi, yoksa bir kişi tarafından yönetilmek mi? Unutmayın ki ben sizinle aynı etten, aynı kandanım.”
Dayıları Avimelekin söylediklerini Şekem halkına ilettiler. Halkın yüreği Avimelekten yanaydı. “O bizim kardeşimizdir” dediler. Ona Baal-Berit Tapınağından yetmiş parça gümüş verdiler. Avimelek bu parayla kiraladığı belalı serserileri peşine taktı. Sonra Ofraya, babasının evine dönüp kardeşlerini, Yerubbaalın yetmiş oğlunu bir taşın üzerinde kesip öldürdü. Yalnız Yerubbaalın küçük oğlu Yotam kaçıp gizlendiği için sağ kaldı.
Şekem ve Beytmillo halkları toplanarak hep birlikte Şekemde dikili taş meşesinin olduğu yere gittiler; Avimeleki orada kral ilan ettiler.
Olup biteni Yotama bildirdiklerinde Yotam Gerizim Dağının tepesine çıkıp yüksek sesle halka şöyle dedi: “Ey Şekem halkı, beni dinleyin, Tanrı da sizi dinleyecek. Bir gün ağaçlar kendilerine bir kral meshetmek istediler; zeytin ağacına gidip, Gel kralımız ol dediler.
“Zeytin ağacı, İlahları ve insanları onurlandırmak için kullanılan yağımı bırakıp ağaçlar üzerinde sallanmaya mı gideyim? diye yanıtladı.
“Bunun üzerine ağaçlar incir ağacına, Gel sen kralımız ol dediler.
“İncir ağacı, Tatlılığımı ve güzel meyvemi bırakıp ağaçlar üzerinde sallanmaya mı gideyim? diye yanıtladı.
“Sonra ağaçlar asmaya, Gel sen bizim kralımız ol dediler. Asma, İlahlarla insanlara zevk veren yeni şarabımı bırakıp ağaçlar üzerinde sallanmaya mı gideyim? dedi.
“Sonunda ağaçlar karaçalıya, Gel sen kralımız ol dediler.
“Karaçalı, Eğer gerçekten beni kendinize kral meshetmek istiyorsanız, gelin gölgeme sığının diye karşılık verdi, Eğer sığınmazsanız, karaçalıdan çıkan ateş Lübnanın bütün sedir ağaçlarını yakıp kül edecektir.
“Şimdi siz Avimeleki kral yapmakla içten ve dürüst davrandığınızı mı sanıyorsunuz? Yerubbaalla ailesine iyilik mi ettiniz? Ona hak ettiği gibi mi davrandınız? Oysa babam sizi Midyanlıların elinden kurtarmak için canını tehlikeye atarak sizin için savaştı. Ama bugün siz babamın ailesine karşı ayaklandınız, yetmiş oğlunu bir taşın üzerinde kesip öldürdünüz. Cariyesinden doğan Avimelek kardeşiniz olduğu için onu Şekeme kral yaptınız. Eğer bugün Yerubbaalla ailesine içten ve dürüst davrandığınıza inanıyorsanız, Avimelekle sevinin, o da sizinle sevinsin! Ama öyle değilse, dilerim, Avimelek ateş olsun, Şekem ve Beytmillo halkını yakıp kül etsin. Ya da Şekem ve Beytmillo halkı ateş olsun, Avimeleki yakıp kül etsin.”
Ardından Yotam kardeşi Avimelekten korktuğu için kaçtı, gidip Beere yerleşti.
Avimelek İsraili üç yıl yönetti. Sonra Tanrı Avimelekle Şekem halkını birbirine düşürdü; halk Avimeleke başkaldırdı. Tanrı bunu Avimeleki Yerubbaalın yetmiş oğluna yapılan zorbalığın aynısına uğratmak, kardeşlerini öldüren Avimelekten ve onu bu kırıma isteklendiren Şekem halkından akıttıkları kanın öcünü almak için yaptı. Şekem halkı dağ başlarında Avimeleke pusu kurdu. Oradan geçen herkesi soyuyorlardı. Bu durum Avimeleke bildirildi.
Ebet oğlu Gaal kardeşleriyle birlikte gelip Şekeme yerleşti. Şekem halkı ona güvendi. Bağlara çıkıp üzümleri topladıktan, ezip şarap yaptıktan sonra bir şenlik düzenlediler. İlahlarının tapınağına gittiler; orada yiyip içerken Avimeleke lanetler yağdırdılar. Ebet oğlu Gaal kalkıp şöyle dedi: “Avimelek kim ki, biz Şekem halkı ona hizmet edelim? Yerubbaalın oğlu değil mi o? Zevul da onun yardımcısı değil mi? Şekemlilerin babası Hamorun soyundan gelenlere hizmet edin. Neden Avimeleke hizmet edelim? Keşke bu halkı ben yönetseydim! Avimeleki uzaklaştırır ve, Ordunu güçlendir de öyle ortaya çık! derdim.”
Kentin yöneticisi olan Zevul, Ebet oğlu Gaalın sözlerini duyunca öfkelendi. Avimeleke gizlice gönderdiği ulaklar aracılığıyla şöyle dedi: “Ebet oğlu Gaal ve kardeşleri Şekeme geldiler. Kenti sana karşı ayaklandırıyorlar. Gel, adamlarınla birlikte gece kırda pusuya yat. Sabah güneş doğar doğmaz kalk, kenti bas. Gaal ile adamları sana saldırdığında onlara yapacağını yap.”
Böylece Avimelekle adamları gece kalkıp dört bölük halinde Şekem yakınında pusuya yattılar.
Ebet oğlu Gaal çıkıp kentin giriş kapısında durunca, Avimelekle yanındakiler pusu yerinden fırladılar.
Gelenleri gören Gaal, Zevula, “Dağların tepesinden inip gelenlere bak!” dedi.
Zevul, “Adam sandığın aslında dağların gölgesidir” diye karşılık verdi.
Ama Gaal ısrar etti: “Bak, topraklarımızın ortasında ilerleyenler var. Bir kısmı da Falcılar Meşesi yolundan geliyor.”
Bunun üzerine Zevul, “ Avimelek kim ki, ona hizmet edelim diye övünen sen değil miydin?” dedi, “Küçümsediğin halk bu değil mi? Haydi şimdi git, onlarla savaş!”
Şekem halkına öncülük eden Gaal, Avimelekle savaşa tutuştu. Ama tutunamayıp kaçmaya başladı. Avimelek ardına düştü. Kentin giriş kapısına dek çok sayıda ölü yerde yatıyordu.
Avimelek Arumada kaldı. Zevul ise Gaalı ve kardeşlerini Şekemden kovdu, kentte yaşamalarına izin vermedi.
Savaşın ertesi günü Avimelek Şekemlilerin tarlalarına gittiklerini haber aldı. Adamlarını üç bölüğe ayırıp kırda pusuya yattı. Halkın kentten çıktığını görünce saldırıp onları öldürdü. Sonra yanındaki bölükle hızla ilerleyerek kentin giriş kapısına dayandı. Öbür iki bölükse tarlalardakilere saldırıp onları öldürdü. Avimelek gün boyu kente karşı savaştı; kenti ele geçirdikten sonra halkını kılıçtan geçirdi. Kenti yıkıp üstüne tuz serpti.
Şekem Kulesindeki halk olup biteni duyunca, El-Berit Tapınağının kalesine sığındı. Onların Şekem Kulesinde toplandığını haber alan Avimelek, yanındaki halkla birlikte Salmon Dağına çıktı. Eline bir balta alıp ağaçtan bir dal kesti, dalı omuzuna atarak yanındakilere, “Ne yaptığımı gördünüz” dedi, “Çabuk olun, siz de benim gibi yapın.” Böylece hepsi birer dal kesip Avimeleki izledi. Dalları kalenin dibinde yığıp ateşe verdiler. Şekem Kulesindeki bin kadar kadın, erkek yanarak öldü.
Bundan sonra Avimelek Teves üzerine yürüdü, kenti kuşatıp ele geçirdi. Kentin ortasında sağlam bir kule vardı. Kadın erkek bütün kent halkı oraya sığındı. Kapıları kapayıp kulenin damına çıktılar. Avimelek gelip kuleyi kuşattı. Ateşe vermek için kapısına yaklaştığında, bir kadın değirmenin üst taşını Avimelekin üzerine atıp başını yardı.
Avimelek hemen silahlarını taşıyan uşağını çağırdı ve, “Kılıcını çek, beni öldür” dedi, “Hiç kimse, Avimeleki bir kadın öldürdü demesin.” Uşak kılıcını Avimeleke saplayıp onu öldürdü. Avimelekin öldüğünü görünce İsrailliler evlerine döndüler.
Böylece Tanrı yetmiş kardeşini öldürerek babasına büyük kötülük eden Avimeleki cezalandırdı. Tanrı Şekem halkını da yaptıkları kötülüklerden ötürü cezalandırdı. Yerubbaalın oğlu Yotamın lanetine uğradılar.

Gidyonun Ölümü – Hakimler 8

Yoaş oğlu Yerubbaal dönüp kendi evinde yaşamını sürdürdü. Çok sayıda kadınla evlendi ve yetmiş oğlu oldu. Ayrıca Şekemde bir cariyesi vardı. Bundan da bir oğlu oldu, adını Avimelek koydu. Yoaş oğlu Gidyon iyice yaşlanıp öldü. Aviezerlilere ait Ofra Kentinde, babası Yoaşın mezarına gömüldü.
Gidyon ölünce İsrailliler yine RABbe vefasızlık ettiler. Baallara taptılar. Baal-Beriti ilah edinerek kendilerini çevrelerindeki düşmanlarının elinden kurtaran Tanrıları RABbi unuttular. İsraile büyük iyilikler yapan Yerubbaalın –Gidyonun– ev halkına vefasızlık ettiler.

Zevah ile Salmunna – Hakimler 8

Efrayimoğulları Gidyona, “Midyanlılarla savaşmaya gittiğinde bizi çağırmadın; bize neden böyle davrandın?” diyerek onu sert bir dille eleştirdiler.
Gidyon, “Sizin yaptığınızın yanında benim yaptığım ne ki?” diye karşılık verdi, “Efrayimin bağbozumundan artakalan üzümler, Aviezerin bütün bağbozumu ürününden daha iyi değil mi? Tanrı Midyan önderlerini, Orevi ve Zeevi elinize teslim etti. Sizin yaptıklarınıza kıyasla ben ne yapabildim ki?” Gidyonun bu sözleri onların öfkesini yatıştırdı.
Gidyon bitkin olmalarına karşın Midyanlıları kovalamayı sürdüren üç yüz adamıyla Şeria Irmağına ulaşıp karşıya geçti. Sukkota vardıklarında kent halkına, “Lütfen ardımdaki adamlara ekmek verin, bitkin haldeler” dedi, “Ben Midyan kralları Zevah ve Salmunnayı kovalıyorum.”
Sukkot önderleri, “Zevah ile Salmunnayı tutsak aldın mı ki, orduna ekmek verelim?” dediler.
Gidyon, “Öyle olsun!” diye karşılık verdi, “RAB Zevah ile Salmunnayı elime teslim edince, bedenlerinizi çöl dikenleriyle, çalılarla yaracağım.”
Gidyon oradan Penuele gitti ve oranın halkından da aynı şeyi istedi. Penuel halkı da Sukkot halkının verdiği yanıtın aynısını verdi. Gidyon onlara, “Esenlik içinde döndüğüm zaman bu kuleyi yıkacağım” dedi.
Zevah ile Salmunna doğulu halkların ordularından artakalan yaklaşık on beş bin kişilik bir orduyla birlikte Karkordaydılar. Eli kılıç tutan yüz yirmi bin savaşçı ölmüştü. Gidyon Novah ve Yogbohanın doğusundan, göçebelerin yolundan geçerek düşman ordugahına saldırdı. Adamlar hazırlıksız yakalandılar. Zevah ile Salmunna kaçtıysa da Gidyon peşlerine düştü. Bu iki Midyan kralını, Zevah ile Salmunnayı yakalayıp bütün ordularını bozguna uğrattı.
Yoaş oğlu Gidyon Heres Geçidi yoluyla savaştan döndü. Yolda Sukkottan genç bir adamı yakalayıp sorguya çekti. Adam Sukkot önderleriyle ileri gelenlerinin adlarını, toplam yetmiş yedi kişinin adını yazıp Gidyona verdi.
Gidyon Sukkota gidip halka şöyle dedi: “ Zevah ile Salmunnayı tutsak aldın mı ki bitkin adamlarına ekmek verelim diyerek beni aşağıladınız. İşte Zevah ile Salmunna!” Sonra kentin ileri gelenlerini topladı; Sukkot halkını çöl dikenleriyle, çalılarla döverek cezalandırdı. Ardından Penuel Kulesini yıkıp kent halkını kılıçtan geçirdi.
Sonra Zevah ile Salmunnaya, “Tavorda öldürdükleriniz nasıl adamlardı?” diye sordu.
“Tıpkı senin gibiydiler, hepsi kral oğullarına benziyordu” yanıtını verdiler.
Gidyon, “Onlar kardeşlerimdi, öz annemin oğullarıydı” dedi, “Yaşayan RABbin adıyla ant içerim ki, onları sağ bıraksaydınız sizi öldürmezdim.” Sonra büyük oğlu Yetere, “Haydi, öldür onları” dedi. Ne var ki, henüz genç olan Yeter korktu, kılıcını çekmedi.
Bunun üzerine Zevah ile Salmunna Gidyona, “Sen öldür bizi” dediler, “Erkeğin işini ancak erkek yapar.”
Böylece Gidyon varıp Zevah ile Salmunnayı öldürdü. Develerinin boyunlarındaki hilal biçimi süsleri de aldı.
İsrailliler Gidyona, “Sen, oğlun ve torunun bize önderlik edin” dediler. “Çünkü bizi Midyanlıların elinden sen kurtardın.”
Ama Gidyon, “Ben size önderlik etmem, oğlum da etmez” diye karşılık verdi, “Size RAB önderlik edecek.” Sonra, “Yalnız sizden bir dileğim var” diye sözünü sürdürdü, “Ele geçirdiğiniz ganimetin içindeki küpeleri bana verin.” –İsmaililer altın küpeler takarlardı.–
İsrailliler, “Seve seve veririz” diyerek yere bir üstlük serdiler. Herkes ele geçirdiği küpeleri üstlüğün üzerine attı. Hilaller, kolyeler, Midyan krallarının giydiği mor giysiler ve develerin boyunlarından alınan zincirler dışında, Gidyonun aldığı altın küpelerin ağırlığı bin yedi yüz şekel tuttu. Gidyon bu altından bir efod yaparak onu kendi kenti olan Ofraya yerleştirdi. Bütün İsrailliler bu put yüzünden RABbe vefasızlık ettiler. Böylece efod Gidyon ile ailesi için bir tuzak oldu.
İsraillilere yenilen Midyanlılar bir daha toparlanamadılar. Ülke Gidyon zamanında kırk yıl barış içinde yaşadı.

Gidyon Midyanlıları Yeniyor – Hakimler 7

Yerubbaal –Gidyon– ile yanındaki halk erkenden kalkıp Harot Pınarının başında ordugah kurdular. Midyanlıların ordugahıysa onların kuzeyinde, More Tepesinin yanındaki vadideydi.
RAB Gidyona şöyle dedi: “Yanında fazla adam var; Midyanı onların eline teslim etmem. Yoksa İsrailliler, Kendi gücümüzle kurtulduk diyerek bana karşı övünebilirler. Şimdi halka şunu söyle: Korkudan titreyen dönsün, Gilat Dağından geri gitsin. ” Bunun üzerine halktan yirmi iki bin kişi döndü, on bin kişi orada kaldı.
RAB Gidyona, “Adamların sayısı hala fazla” dedi, “Kalanları suyun başına götür, onları orada senin için sınayayım. Bu seninle gidecek dediğim adam seninle gidecek; Bu seninle gitmeyecek dediğim gitmeyecek.”
Gidyon halkı suyun başına götürdü. RAB Gidyona, “Köpek gibi diliyle su içenleri bir yana, su içmek için dizleri üzerine çökenleri öbür yana ayır” dedi.
Ellerini ağızlarına götürerek dilleriyle su içenlerin sayısı üç yüzü buldu. Geri kalanların hepsi su içmek için dizleri üzerine çöktüler. RAB Gidyona, “Sizi diliyle su içen üç yüz kişinin eliyle kurtaracağım” dedi, “Midyanlıları senin eline teslim edeceğim. Öbürleri yerlerine dönsün.”
Gidyon yalnız üç yüz kişiyi alıkoyarak geri kalan İsraillileri çadırlarına gönderdi. Bu üç yüz kişi, gidenlerin kumanyalarıyla borularını da aldılar. Midyanlıların ordugahı Gidyonun aşağısında, vadideydi.
RAB aynı gece Gidyona, “Kalk, ordugaha saldır” dedi, “Çünkü orayı senin eline teslim ediyorum. Ordugaha yalnız gitmekten korkuyorsan, uşağın Purayı da yanına al. Midyanlıların söylediklerine kulak kabart. O zaman ordugahlarına saldırmaya cesaret bulursun.”
Böylece Gidyon uşağı Pura ile ordugahın yanına kadar sokuldu. Midyanlılar, Amalekliler ve öbür doğulu halklar çekirge sürüsü gibi vadiye yayılmışlardı. Kıyıların kumu kadar çok, sayısız develeri vardı. Gidyon ordugahın yanına vardığında, adamlardan biri arkadaşına gördüğü düşü anlatıyordu. “Bir düş gördüm” diyordu, “Arpa unundan yapılmış bir somun ekmek, Midyan ordugahına doğru yuvarlanarak çadıra kadar geldi, çadıra çarpıp onu devirdi, altüst etti. Çadır yerle bir oldu.”
Adamın arkadaşı şöyle karşılık verdi: “Bu, İsrailli Yoaş oğlu Gidyonun kılıcından başka bir şey değildir. Tanrı Midyanı ve bütün ordugahı onun eline teslim edecek.”
Gidyon düşü ve yorumunu duyunca Tanrıya tapındı. İsrail ordugahına döndü ve adamlarına, “Kalkın! RAB Midyan ordugahını elinize teslim etti” dedi. Sonra üç yüz adamını üç bölüğe ayırdı. Hepsine borular, boş testiler ve testilerin içinde yakılmak üzere çıralar verdi. Onlara, “Gözünüz bende olsun” dedi, “Ben ne yaparsam siz de onu yapın. Ordugahın yanına vardığımda ne yaparsam siz de aynısını yapın. Ben ve yanımdakiler borularımızı çalınca, siz de ordugahın çevresinde durup borularınızı çalın ve, RAB için ve Gidyon için! diye bağırın.”
Gidyon ile yanındaki yüz kişi gece yarısından az önce, nöbetçi değişiminden hemen sonra ordugahın yanına vardılar; borularını çalmaya başlayıp ellerindeki testileri kırdılar. Üç bölük de borularını çalıp testileri kırdı. Çalacakları boruları sağ ellerinde, çıralarıysa sol ellerinde tutuyorlardı. “Yaşasın RABbin ve Gidyonun kılıcı!” diye bağırdılar. Onlar ordugahın çevresinde dururken, ordugahtakilerin hepsi koşuşmaya, bağırıp kaçışmaya başladı.
Üç yüz boru birden çalınca RAB ordugahtakilerin hepsini kılıçla birbirlerine saldırttı. Midyan ordusu Sereraya doğru, Beytşittaya, Tabbat yakınındaki Avel-Mehola sınırına dek kaçtı. Naftali, Aşer ve bütün Manaşşeden çağrılan İsrailliler Midyanlıları kovalamaya başladılar.
Gidyon, Efrayimin dağlık bölgesine gönderdiği ulaklar aracılığıyla, “İnip Midyanlılara saldırın” dedi, “Önlerini kesmek için Şeria Irmağının Beytbaraya kadar uzanan bölümünü tutun.” Efrayimoğulları Şeria Irmağının Beytbaraya kadarki bölümünü ele geçirdiler. Midyanlı iki önderi, Orev ile Zeevi tutsak aldılar. Orevi Orev Kayasında, Zeevi ise Zeevin üzüm sıkma çukurunda öldürerek Midyanlıları kovalamaya devam ettiler. Orevle Zeevin kesik başlarını Şeria Irmağının karşı yakasından Gidyona getirdiler.

Gidyon – Hakimler 6

İsrailliler yine RABbin gözünde kötü olanı yaptılar. RAB de onları yedi yıl süreyle Midyanlıların eline teslim etti. Midyan boyunduruğu İsraillilere öyle ağır geldi ki, dağlarda kendilerine sığınaklar, mağaralar, kaleler yaptılar. Ekin ektikleri vakit, Midyanlılar, Amalekliler ve öbür doğulu halklar topraklarına girip ordugah kurarlardı. Gazzeye dek ekinleri yok eder, koyun, sığır, eşek gibi geçim kaynağı olan her şeyi alırlardı. Hayvanları ve çadırlarıyla birlikte çekirge sürüsü gibi gelirlerdi. Adamları, develeri saymak olanaksızdı. Yakıp yıkmak amacıyla toprakları işgal ederlerdi. Midyanlılar İsraili öyle yoksul düşürdüler ki, İsrailliler RABbe yakarmaya başladılar.
İsrailliler Midyanlılardan ötürü RABbe yakarınca, RAB onlara bir peygamber gönderdi. Peygamber onlara şöyle dedi: “İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, Sizi Mısırdan ben çıkardım, köle olduğunuz ülkeden ben getirdim. Mısırlıların elinden, size baskı yapanların hepsinin elinden sizi ben kurtardım. Onları önünüzden kovdum, topraklarını size verdim. Size dedim ki, Ben Tanrınız RABbim. Topraklarında yaşadığınız Amorluların ilahlarına tapmayın. Ama sözümü dinlemediniz. ”
RABbin meleği gelip Aviezerli Yoaşın Ofra Kentindeki yabanıl fıstık ağacının altında oturdu. Yoaşın oğlu Gidyon, buğdayı Midyanlılardan kurtarmak için üzüm sıkma çukurunda dövüyordu. RABbin meleği ona görünerek, “Ey yiğit savaşçı, RAB seninledir” dedi.
Gidyon, “Ey Efendim, eğer RAB bizimleyse bütün bunlar neden başımıza geldi?” diye karşılık verdi, “Atalarımız RABbin bizi Mısırdan çıkardığını söylemediler mi? Bize anlattıkları RABbin bütün o harikaları nerede? RAB bizi terk etti, Midyanlıların eline teslim etti.”
RAB Gidyona dönüp, “Kendi gücünle git, İsraili Midyanlıların elinden kurtar” dedi, “Seni ben gönderiyorum.”
Gidyon, “Ey Efendim, ben İsraili nasıl kurtarabilirim?” diye karşılık verdi, “Ait olduğum boy Manaşşe oymağının en zayıf boyudur. Ben de ailemin en genç adamıyım.”
RAB, “Ben seninle olacağım” dedi, “Midyanlıları tek bir adamı yener gibi bozguna uğratacaksın.”
Gidyon, “Benden hoşnutsan, benimle konuşanın sen olduğuna dair bana bir belirti göster” dedi, “Lütfen gelip sana adağımı sununcaya, önüne koyuncaya dek buradan ayrılma.”
RAB, “Sen dönünceye dek kalırım” diye yanıtladı.
Gidyon eve gidip bir oğlak kesti, bir efa undan mayasız pide yaptı. Eti sepete, et suyunu tencereye koydu; bunları getirip yabanıl fıstık ağacının altında meleğe sundu.
Tanrının meleği, “Eti ve mayasız pideleri al, şu kayanın üzerine koy. Et suyunu ise dök” dedi. Gidyon söyleneni yaptı. RABbin meleği elindeki değneğin ucuyla ete ve mayasız pidelere dokununca kayadan ateş fışkırdı. Ateş eti ve mayasız pideleri yakıp kül etti. Sonra RABbin meleği gözden kayboldu. Gidyon, gördüğü kişinin RABbin meleği olduğunu anlayınca, “Eyvah, Egemen RAB! Meleğinin yüzünü gördüm” dedi.
RAB ona, “Sana esenlik olsun. Korkma, ölmeyeceksin” dedi.
Gidyon orada RAB için bir sunak yaptı. Sunağa “Yahve şalom” adını verdi. Sunak bugün de Aviezerlilerin Ofra Kentinde duruyor.
Aynı gece RAB, Gidyona, “Babanın boğasını, yedi yaşındaki ikinci boğayı al” dedi, “Sonra babanın Baal için yaptırdığı sunağı yık. Sunağın yanındaki Aşera putunu kes. Tanrın RAB için bu höyüğün üstünde uygun bir sunak yap. İkinci boğayı al, keseceğin Aşera putunun odunlarıyla yakmalık sunu olarak sun.” Gidyon adamlarından onunu yanına alarak RABbin kendisine buyurduklarını yerine getirdi. Ne var ki, ailesinden ve kent halkından korktuğu için bunu gündüz yerine gece yaptı.
Sabah erkenden kalkan kent halkı, Baala ait sunağın yıkıldığını, yanındaki Aşera putunun kesildiğini, ikinci boğanın yeni yapılan sunak üzerinde sunulduğunu gördü. Birbirlerine, “Bu işi kim yaptı?” diye sordular. Araştırıp soruşturduktan sonra, bu işi Yoaş oğlu Gidyonun yaptığını anladılar. Bunun üzerine Yoaşa, “Oğlunu dışarı çıkar” dediler, “Ölmesi gerek. Çünkü Baalın sunağını yıktı, yanındaki Aşera putunu kesti.”
Yoaş çevresindeki öfkeli kalabalığa, “Baalı savunmak size mi düştü?” dedi, “Siz mi onu kurtaracaksınız? Onu savunan şafak sökmeden ölecek. Baal tanrıysa, bırakın kendini savunsun. Yıkılan sunak onun!”
O gün Yoaş, “Baal kendini savunsun, yıkılan sunak onun sunağıdır” diyerek Gidyona Yerubbaal adını verdi.
Bu arada Midyanlılar, Amalekliler ve öbür doğulu halklar birleşerek Şeria Irmağını geçtiler, gidip Yizreel Vadisinde ordugah kurdular. RABbin Ruhu Gidyonu yönlendirmeye başladı. Gidyon borusunu çalınca Aviezerliler onun çevresinde toplandı. Gidyon bütün Manaşşeye ulaklar göndererek oranın halkını da topladı. Aşer, Zevulun ve Naftaliye de ulaklar gönderdi. Onlar da onu karşılamaya çıktılar.
Gidyon Tanrıya şöyle seslendi: “Söz verdiğin gibi İsraili benim aracılığımla kurtaracağın doğruysa, çiy yalnızca harman yerine koyduğum yün yapağının üzerine düşsün, topraksa kuru kalsın. Böylece, söylediğin gibi İsraili benim aracılığımla kurtaracağını bileceğim.”
Ve öyle oldu. Ertesi gün erkenden kalkan Gidyon yapağıyı alıp sıktı. Yapağıdan bir tas dolusu çiy süzüldü.
Bunun üzerine Gidyon Tanrıya şöyle seslendi: “Bana kızma, bir istekte daha bulunmak istiyorum. Yapağıyla bir deneme daha yapmama izin ver. Lütfen bu kez yalnızca yapağı kuru kalsın, topraksa çiyle ıslansın.”
Tanrı o gece Gidyonun dediğini yaptı. Yapağı kuru kaldı, toprağın her yanıysa çiyle kaplandı.

Deboranın Ezgisi – Hakimler 5

Debora ile Avinoam oğlu Barak o gün şu ezgiyi söylediler:
“İsrailin önderleri başı çekince,
Halk gönüllü olarak savaşınca
RABbe övgüler sunun.
Dinleyin, ey krallar!
Ey yönetenler, kulak verin!
RABbe ezgiler söyleyip
İsrailin Tanrısı RABbi ilahilerle öveceğim.
Seirden çıktığında, ya RAB,
Edom kırlarından geçtiğinde,
Yer sarsıldı, göklerden yağmur boşandı,
Evet, bulutlar yağmur yağdırdı.
Sina Dağında olan RABbin,
İsrailin Tanrısı RABbin önünde
Dağlar sarsıldı.
Anat oğlu Şamgar zamanında,
Yael zamanında kervanların ardı kesildi.
Yolcular sapa yollardan gider oldu.
Bomboştu İsrailin köyleri,
Ben İsrailde ana olarak ortaya çıkıncaya dek,
Ben Debora ortaya çıkıncaya dek
İsrailin köyleri bomboştu.
Yeni ilahlar seçtikleri zaman
Savaş kentin kapılarına dayandı.
İsraildeki kırk bin askerin elinde
Ne kalkan ne de mızrak vardı.
Yüreğim İsraili yönetenlerle
Ve halkın arasındaki gönüllülerledir.
RABbe övgüler sunun!
Ey semerleri pahalı boz eşeklere binenler,
Ey yoldan yaya gidenler, dinleyin!
Kuyu başındaki kalabalıklar
RABbin zaferlerini,
İsrail savaşçılarının zaferlerini anlatıyorlar.
Ardından RABbin halkı kent kapılarına
Akın etmeye başladı.
Uyan, uyan Debora, uyan uyan!
Söyle, ezgiler söyle!
Ey Avinoam oğlu Barak,
Kalk, götür tutsaklarını.
Geriye kalanlar soyluların yanına geldi,
RABbin halkı yiğitleriyle bana geldi.
Amalek kökünden olanlar Efrayimden geldi,
Benyaminliler de seni izleyenlerin arasındaydı.
Yöneticiler Makirden,
Başbuğ asasını taşıyanlar Zevulundan geldi.
Deborayla birlikteydi İssakarın beyleri.
Evet, İssakaroğulları da Barakın ardından
Hızla ovaya indi.
Ama Ruben oymağının bölükleri
Büyük bir kararsızlık içindeydi.
Sürülerine kaval çalan çobanları
Dinlemek için neden ağıllarda kaldılar?
Evet, Ruben oymağının bölükleri
Büyük bir kararsızlık içindeydi.
Gilatlılar Şeria Irmağının ötesinde kaldı,
Dan oymağıysa gemilerde oyalandı.
Aşer oymağı deniz kıyısında dinlendi,
Koylarda yan gelip oturdu.
Ama Zevulun ve Naftali halkları
Tehlikeye attılar canlarını savaş alanında.
Taanakta ve Megiddo sularının kıyısında
Krallar gelip savaştılar.
Kenan kralları da savaştı.
Ancak ne gümüş ne ganimet aldılar.
Yıldızlar göklerden savaşa katıldı.
Göğü bir baştan öbür başa geçerken,
Siseraya karşı savaştı.
Kişon Irmağı, o eski ırmak,
Süpürüp götürdü onları.
Yürü, ey ruhum, üzerlerine güçle yürü!
O zaman atlar dörtnala koştu.
Güçlü atların toynakları
Yerde izler bıraktı.
RABbin meleği, Meroz Kentini lanetleyin dedi,
Halkına lanetler yağdırın.
Çünkü RABbin yardımına,
Zorbalara karşı RABbin yardımına koşmadılar.
Kenlilerden Heverin karısı Yael
Kadınlar arasında alabildiğine kutsansın.
Çadırlarda yaşayan kadınlar arasında
Alabildiğine kutsansın.
Sisera su istedi, Yael ona süt verdi.
Soylulara yaraşır bir çanakla ayran sundu.
Sol eline çadır kazığını,
Sağ eline işçi tokmağını aldı.
Vurdu, Siseranın başını ezdi.
Şakağına çaktı kazığı, deldi geçirdi.
Ayaklarının dibine çöktü,
Yere serildi Sisera.
Düşüp yığıldı Yaelin ayakları dibine,
Yığıldığı yerde cansız kaldı.
Siseranın annesi parmaklıkların ardından,
Pencereden bakıp feryat etti:
Oğlumun savaş arabası
Neden bu kadar gecikti,
Nal sesleri neden duyulmuyor?
Bilge kadınlar onu yanıtladılar.
O da şöyle düşündü:
Ganimeti bulmuş, paylaşıyor olmalılar.
Her yiğide bir ya da iki kız,
Siseraya ganimet olarak rengarenk giysiler,
Evet, işlemeli, rengarenk giysiler.
Yağmacıların boyunları için
İki yanı işlemeli renkli giysiler,
Hepsi ganimet.
Ya RAB, bütün düşmanların böyle yok olsun.
Seni sevenlerse,
Bütün gücüyle doğan güneş gibi olsunlar.” Bundan sonra ülke kırk yıl barış içinde yaşadı.

Debora – Hakimler 4

Ehutun ölümünden sonra İsrailliler yine RABbin gözünde kötü olanı yaptılar. RAB de İsraillileri Hasorda egemenlik süren Kenanlı kral Yavinin eline teslim etti. Yavinin Sisera adında bir ordu komutanı vardı; Haroşet-Goyimde yaşardı. Dokuz yüz demir savaş arabasına sahip olan Yavin, yirmi yıldır İsraillileri acımasızca eziyordu. Bu yüzden İsrailliler RABbe yakardılar.
O sırada İsraili Lappidotun karısı Peygamber Debora yönetiyordu. Debora Efrayimin dağlık bölgesinde, Rama ile Beytel arasındaki hurma ağacının altında oturur, kendisine gelen İsraillilerin davalarına bakardı. Debora bir gün adam gönderip Avinoam oğlu Barakı Kedeş-Naftaliden çağırttı. Ona, “İsrailin Tanrısı RAB, yanına Naftali ve Zevulunoğullarından on bin kişi alıp Tavor Dağına gitmeni buyuruyor” dedi, “RAB, Kral Yavinin ordu komutanı Siserayı, savaş arabalarını ve ordusunu Kişon Vadisine, senin yanına çekip eline teslim edeceğim diyor.”
Barak Deboraya, “Eğer benimle gelirsen giderim” dedi, “Benimle gelmezsen gitmem.”
Debora, “Seninle gelmesine gelirim, ama böyle bir yol tuttuğun için onurlandırılmayacaksın” dedi, “Çünkü RAB Siserayı bir kadının eline teslim etmiş olacak.” Böylece Debora kalkıp Barakla birlikte Kedeşe gitti. Barak Zevulun ve Naftali oğullarını Kedeşte topladı. Ardında on bin kişi vardı. Debora da onunla birlikte gitti.
Kenlilerden Hever, Musanın kayınbiraderi Hovavın torunlarından, yani Kenlilerden ayrılmış, çadırını Kedeş yakınında Saanannimdeki meşe ağacının yanına kurmuştu.
Avinoam oğlu Barakın Tavor Dağına çıktığını duyan Sisera, dokuz yüz demir arabasını ve yanındaki halkı Haroşet-Goyimden çıkarıp Kişon Vadisinde topladı.
Debora Baraka, “Haydi kalk! Çünkü RABbin Siserayı senin eline teslim ettiği gün bugündür” dedi, “RAB senin önünden gidiyor.” Bunun üzerine Barak ardında on bin kişiyle Tavor Dağından indi. RAB, Siserayı, savaş arabalarını sürenleri ve ordusunu Barakın önünde şaşkına çevirerek bozguna uğrattı. Sisera savaş arabasından indi ve yaya olarak kaçtı. Barak savaş arabalarını ve orduyu Haroşet-Goyime kadar kovaladı. Siseranın bütün ordusu kılıçtan geçirildi, tek kişi bile kurtulamadı.
Yaya olarak kaçan Sisera ise Kenlilerden Heverin karısı Yaelin çadırına sığındı. Çünkü Hasor Kralı Yavinle Kenlilerden Heverin arası iyiydi.
Yael Siserayı karşılamaya çıktı. Ona, “Korkma, efendim, gel çadırıma sığın” dedi. Çadırına sığınan Siseranın üzerine bir yorgan örttü.
Sisera, “Susadım, lütfen biraz su ver de içeyim” dedi. Yael süt tulumunu açıp ona içirdikten sonra üzerini yine örttü.
Sisera kadına, “Çadırın kapısında dur” dedi, “Biri gelir de çadırda kimse var mı diye sorarsa, yok de.” Heverin karısı Yael eline bir çadır kazığı ile tokmak aldı. Yorgunluktan derin bir uykuya dalmış olan Siseraya sessizce yaklaşarak kazığı şakağına dayadı ve yere saplanıncaya dek çaktı. Sisera hemen öldü.
Yael Siserayı kovalayan Barakı karşılamaya çıktı. “Gel, aradığın adamı sana göstereyim” dedi.
Barak kadını izledi ve şakağına kazık çakılmış Siserayı ölü buldu.
Böylece Tanrı o gün Kenanlı kral Yavini İsraillilerin önünde bozguna uğrattı. Giderek güçlenen İsrailliler sonunda Kenanlı kral Yavini ortadan kaldırdılar.

Şamgar – Hakimler 3

Ehuttan sonra Anat oğlu Şamgar başa geçti. Şamgar Filistlilerden altı yüz kişiyi üvendireyle öldürerek İsraillileri kurtardı.

Ehut – Hakimler 3

Sonra İsrailliler yine RABbin gözünde kötü olanı yaptılar. RAB gözünde kötü olanı yaptıkları için Moav Kralı Eglonu onlara karşı güçlendirdi. Kral Eglon Ammonlularla Amaleklileri kendi tarafına çekerek İsraile saldırdı. Onları bozguna uğratarak Hurma Kentini ele geçirdi. İsrailliler on sekiz yıl Moav Kralı Eglonun boyunduruğu altında kaldılar.
Ama RABbe yakarmaları üzerine RAB onlar için Ehut adında bir kurtarıcı çıkardı. Benyaminli Geranın oğlu Ehut solaktı. İsrailliler Ehutun eliyle Moav Kralı Eglona haraç gönderdiler. Ehut kendine bir arşın uzunluğunda iki ağızlı bir kama yaptı ve bunu sağ kalçası üzerine, giysisinin altına sakladı. Varıp haracı Moav Kralı Eglona sundu. Eglon çok şişman bir adamdı. Ehut haracı sunduktan sonra, haracı taşımış olan adamlarını salıverdi. Ama kendisi Gilgal yakınındaki taş putlardan geri döndü. “Ey kral, sana gizli bir haberim var” dedi. Kral ona, “Sus” diyerek yanındaki adamların hepsini dışarı çıkardı.
Ehut, üst kattaki serin odasında yalnız kalan krala yaklaşarak, “Tanrıdan sana bir haber getirdim” deyince kral tahtından kalktı. Ehut sol eliyle sağ kalçası üzerindeki kamayı çekti ve kralın karnına sapladı. Kamanın ucu kralın sırtından çıktı. Bıçağın ardından kabza da ete saplanmıştı. Ehut kamayı çekmeyince kama kralın yağlı karnına gömüldü. Ehut sofaya çıktı, üst kattaki odanın kapısını ardından çekip kilitledi. O çıktıktan sonra, geri gelen kralın hizmetkarları üst kattaki odanın kapılarını kilitli buldular. Birbirlerine, “Su döküyor olmalı” dediler. Uzun süre bekledilerse de kral odanın kapılarını açmadı. Bunun üzerine bir anahtar bulup kapıyı açtılar. Efendilerinin ölüsü yerde yatıyordu.
Onlar beklerken Ehut kaçmış, taş putları geçerek Seiraya yönelmişti. Oraya varınca Efrayimin dağlık bölgesine çıkıp boru çaldı. İsrailliler onunla birlikte dağlardan indiler. Ehut önden gidiyordu. Onlara, “Beni izleyin” dedi, “RAB düşmanlarınızı, Moavlıları elinize teslim etti.”
Ehutu izleyen İsrailliler, Moava giden Şeria geçitlerini tuttular, kimseyi geçirmediler. Moavın güçlü yiğitlerinden on bin kadarını vurup öldürdüler; hiç kurtulan olmadı. Moav o gün İsraillilerin boyunduruğuna girdi. Ülke seksen yıl barış içinde yaşadı.

Otniel – Hakimler 3

RABbin gözünde kötü olanı yapan İsrailliler Tanrıları RABbi unutup Baallara ve Aşera putlarına taptılar. Bunun üzerine RAB İsraile öfkelendi ve onları Aram– Naharayim Kralı Kuşan-Rişatayimin eline teslim etti. İsrailliler sekiz yıl Kuşan-Rişatayimin boyunduruğunda kaldılar. Ama RABbe yakarmaları üzerine RAB onlara Otniel adında bir kurtarıcı çıkardı. Kalevin küçük kardeşi Kenazın oğlu Otniel onları kurtardı. RABbin Ruhu Otnielin üzerine indi. Otniel İsraillileri yönetti, onlar için savaştı. RAB Aram-Naharayim Kralı Kuşan-Rişatayimi onun eline teslim etti. Artık Otniel ondan daha güçlüydü. Ülke Kenaz oğlu Otnielin ölümüne dek kırk yıl barış içinde yaşadı.

İsrailliler Rabden Uzaklaşıyor – Hakimler 3

Kenandaki savaşların hiçbirine katılmamış olan İsraillileri sınamak ve hiç savaş deneyimi olmayan yeni kuşaklara savaş eğitimi vermek için RABbin dokunmadığı uluslar şunlardır: Beş Filist Beyliği, bütün Kenanlılar, Saydalılar, Baal-Hermon Dağından Levo-Hamata kadar uzanan Lübnan dağlarında yaşayan Hivliler. RAB İsraillileri sınamak, Musa aracılığıyla atalarına verdiği buyrukları yerine getirip getirmeyeceklerini görmek için bu ulusları ülkelerinde bıraktı.
Böylece İsrailliler Kenan, Hitit, Amor, Periz, Hiv ve Yevus halkları arasında yaşadılar. Onlardan kız aldılar, kızlarını onların oğullarına verdiler ve onların ilahlarına taptılar.

İsrailliler Rabden Uzaklaşıyor – Hakimler 2

Bu kuşaktan olanların hepsi ölüp atalarına kavuştuktan sonra, RABbi tanımayan ve Onun İsrail için yaptıklarını bilmeyen yeni bir kuşak yetişti. İsrailliler RABbin gözünde kötü olanı yaptılar, Baallara taptılar. Kendilerini Mısırdan çıkaran atalarının Tanrısı RABbi terk ettiler. Çevrelerinde yaşayan ulusların değişik ilahlarına bağlanıp onlara taparak RABbi öfkelendirdiler. Çünkü RABbi terk edip Baala ve Aştoretlere taptılar.
Bunun üzerine RAB İsraile öfkelendi. Onları, her şeylerini alan yağmacıların eline teslim etti; artık karşı koyamadıkları çevredeki düşmanlarının kölesi yaptı. RAB söylediği ve ant içtiği gibi, onlara karşı olduğundan, savaşa her gittiklerinde yenilgiye uğradılar. Büyük sıkıntı içindeydiler.
Sonra RAB onları yağmacıların elinden kurtaran hakimler çıkardı. Ama hakimlerini de dinlemediler. RABbe vefasızlık ederek başka ilahlara taptılar. RABbin buyruklarını yerine getiren ataları gibi davranmadılar, onların izlediği yoldan çabucak saptılar. RAB onlar için ne zaman bir hakim çıkardıysa, onunla birlikte oldu; hakim yaşadığı sürece onları düşmanlarının elinden kurtardı. Baskı ve zulüm altında inledikleri zaman RAB onlara acıyordu. Ne var ki, hakimleri ölür ölmez yine başka ilahlara bağlanıyor, onlara kulluk edip tapıyorlardı. Bu yolda atalarından beter oldular. Yaptıkları kötülüklerden ve inatçılıktan vazgeçmediler.
RAB bu yüzden İsraile öfkelenerek şöyle dedi: “Madem bu ulus atalarının uymasını buyurduğum antlaşmayı bozdu ve sözümü dinlemedi, ben de Yeşu öldüğünde bu topraklarda bıraktığı ulusların hiçbirini artık önlerinden kovmayacağım. Ataları gibi özenle RABbin yolundan gidip gitmeyeceklerini görmek için onları bu uluslarla sınayacağım.”
RAB o ulusları hemen kovmamış, Yeşunun eline teslim etmeyerek ülkelerinde kalmalarına izin vermişti.

Yeşunun Ölümü – Hakimler 2

Bundan sonra Yeşu halkı gönderdi. İsrailliler paylarına düşen toprakları miras edinmek için yola çıktılar. Yeşu yaşadıkça ve RABbin İsrail için yaptığı büyük işleri görmüş olup Yeşudan sonra sağ kalan ileri gelenler durdukça halk RABbe kulluk etti. RABbin kulu Nun oğlu Yeşu yüz on yaşında öldü. Onu Efrayimin dağlık bölgesindeki Gaaş Dağının kuzeyine, kendi mülkünün sınırları içinde kalan Timnat-Herese gömdüler.

Rabbin Meleği İsraillileri Azarlıyor – Hakimler 2

RABbin meleği Gilgaldan Bokime gitti ve İsraillilere şöyle dedi: “Sizi Mısırdan çıkarıp atalarınıza söz verdiğim toprağa getirdim. Sizinle yaptığım antlaşmayı hiçbir zaman bozmayacağım dedim. Dedim ki, Bu topraklarda yaşayanlarla antlaşma yapmayın; sunaklarını yıkın. Ama sözümü dinlemediniz. Bunu neden yaptınız? Onun için şimdi, Bu halkları önünüzden kovmayacağım; onlar böğrünüzde diken, ilahları da size tuzak olacak diyorum.”
RABbin meleği sözlerini bitirince bütün İsrail halkı hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Bu yüzden oraya Bokim adını verdiler ve orada RABbe kurban sundular.

Kenanlılarla Savaş – Hakimler 1

İsrailliler, Yeşunun ölümünden sonra RABbe, “Bizim için Kenanlılarla savaşmaya ilk kim gidecek?” diye sordular.
RAB, “Yahuda oymağı gidecek” dedi, “Kenan ülkesini onun eline teslim ediyorum.”
Yahudaoğulları, kardeşleri Şimonoğullarına, “Kenanlılarla savaşmak için payımıza düşen bölgeye bizimle birlikte gelin” dediler, “Sonra biz de payınıza düşen bölgeye sizinle geliriz.” Böylece Şimonoğulları Yahudaoğullarıyla birlikte gitti.
Yahudaoğulları saldırıya geçti. RAB Kenanlılarla Perizlileri ellerine teslim etti. Bezekte onlardan on bin kişiyi öldürdüler. Adoni-Bezekle orada karşılaşıp savaşa tutuştular, Kenanlılarla Perizlileri yenilgiye uğrattılar. Adoni-Bezek kaçtı, ama peşine düşüp onu yakaladılar; elleriyle ayaklarının başparmaklarını kestiler.
O zaman Adoni-Bezek şöyle dedi: “Elleriyle ayaklarının başparmakları kesilmiş yetmiş kral, soframdan düşen kırıntıları toplayıp yerdi. Tanrı bana onlara yaptıklarımın karşılığını veriyor.”
Adoni-Bezeki Yeruşalime götürdüler; orada öldü.
Yahudaoğulları Yeruşalime saldırıp kenti aldılar; halkı kılıçtan geçirerek kenti ateşe verdiler. Sonra dağlık bölgede, Negevde ve Şefelada yaşayan Kenanlılarla savaşmak üzere güneye yöneldiler. Eski adı Kiryat-Arba olan Hevronda yaşayan Kenanlıların üzerine yürüyerek Şeşay, Ahiman ve Talmayı yenilgiye uğrattılar. Oradan eski adı Kiryat-Sefer olan Devir Kenti halkının üzerine yürüdüler.
Kalev, “Kiryat-Sefer halkını yenip orayı ele geçirene kızım Aksayı eş olarak vereceğim” dedi. Kenti Kalevin küçük kardeşi Kenazın oğlu Otniel ele geçirdi. Bunun üzerine Kalev kızı Aksayı ona eş olarak verdi. Kız Otnielin yanına varınca, onu babasından bir tarla istemeye zorladı. Kalev, eşeğinden inen kızına, “Bir isteğin mi var?” diye sordu. Kız, “Bana bir armağan ver” dedi, “Madem Negevdeki toprakları bana verdin, su kaynaklarını da ver.” Böylece Kalev yukarı ve aşağı su kaynaklarını ona verdi.
Musanın kayınbabasının torunları olan Kenliler, Yahudaoğullarıyla birlikte Hurma Kentinden ayrılıp Aratın güneyindeki Yahuda Çölünde yaşamaya gittiler.
Bundan sonra Yahudaoğulları, kardeşleri Şimonoğullarıyla birlikte gidip Sefat Kentinde oturan Kenanlıları yenilgiye uğrattılar. Kenti tümüyle yıktılar ve oraya Horma adını verdiler. Yahudaoğulları Gazzeyi, Aşkelonu, Ekronu ve bunlara bağlı toprakları da ele geçirdiler.
RAB Yahudaoğullarıyla birlikteydi. Yahudaoğulları dağlık bölgeyi ele geçirdilerse de ovada yaşayan halkı kovamadılar. Çünkü bunların demirden savaş arabaları vardı. Musanın sözü uyarınca Hevronu Kaleve verdiler. Kalev de Anakın üç torununu oradan sürdü.
Bununla birlikte Benyaminoğulları Yeruşalimde yaşayan Yevusluları kovmadılar. Yevuslular bugün de Yeruşalimde Benyaminoğullarıyla birlikte yaşıyorlar.
Yusufun soyundan gelenler Beytelin üzerine yürüdüler. RAB onlarla birlikteydi. Eski adı Luz olan Beytel Kenti hakkında bilgi toplamak için gönderdikleri casuslar kentten çıkan bir adam gördüler. Ona, “Kentin girişini bize gösterirsen, sana iyi davranırız” dediler. Kentin girişini gösteren adamla ailesini serbest bıraktılar, kent halkını ise kılıçtan geçirdiler. Adam Hitit topraklarına göç ederek Luz adında bir kent kurdu; kent bugün de bu adla anılıyor.
Manaşşeoğulları Beytşean, Taanak, Dor, Yivleam, Megiddo ve bunların çevre köylerindeki halkı kovmadı. Çünkü Kenanlılar bu topraklarda kalmakta kararlıydı. İsrailliler Kenan halkını tümüyle kovmadılar; ama zamanla güçlenince onları angaryasına çalıştırdılar.
Efrayimoğulları Gezerde yaşayan Kenanlıları buradan sürmediler. Kenanlılar Gezerde İsraillilerin arasında yaşadılar.
Zevulun da Kitron ve Nahalol halklarını kovmadı. İsrailliler arasında yaşayan bu Kenanlılar angarya işler yaptılar.
Aşeroğullarına gelince, onlar da Akko, Sayda, Ahlav, Akziv, Helba, Afek ve Rehov halklarını kovmadılar. Bu topraklardaki Kenanlıları kovmayıp onlarla birlikte yaşadılar.
Naftali Beytşemeş ve Beytanat halkını kovmadı. Buraların halkı olan Kenanlılarla birlikte yaşayıp onları angaryasına çalıştırdı.
Amorlular Danoğullarını ovaya inmekten alıkoyarak dağlık bölgelerde tuttular. Amorlular Heres Dağında, Ayalonda ve Şaalvimde kalmakta kararlıydılar. Yusufun torunları güçlenince onları angaryasına çalıştırmaya başladılar.
Amorluların sınırı Akrep Geçidinden Selaya ve ötesine uzanıyordu.

Yeşunun Ölümü – Yeşu 24

Bundan sonra Yeşu halkı mülk aldıkları topraklara gönderdi.
RABbin kulu Nun oğlu Yeşu bir süre sonra yüz on yaşında öldü. Onu Efrayimin dağlık bölgesindeki Gaaş Dağının kuzeyine, kendi mülkünün sınırları içinde kalan Timnat-Seraha gömdüler. Yeşu yaşadıkça ve Yeşudan sonra yaşayan ve RABbin İsrail için yaptığı her şeyi bilen ileri gelenler durdukça İsrail halkı RABbe kulluk etti.
İsrailliler Mısırdan çıkarken Yusufun kemiklerini de yanlarında getirmişlerdi. Bunları Yakupun Şekemdeki tarlasına gömdüler. Yakup bu tarlayı Şekemin babası Hamorun torunlarından yüz parça gümüşe satın almıştı. Burası Yusuf soyundan gelenlerin mülkü oldu.
Harunun oğlu Elazar ölünce, onu Efrayimin dağlık bölgesinde oğlu Pinehasa verilen tepeye gömdüler.

Şekemde Yenilenen Antlaşma – Yeşu 24

Yeşu İsrail oymaklarının tümünü Şekemde topladıktan sonra, İsrailin ileri gelenlerini, boy başlarını, hakimlerini, görevlilerini yanına çağırdı. Hepsi gelip Tanrının önünde durdular. Yeşu bütün halka, “İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor” diye söze başladı, “ İbrahimin ve Nahorun babası Terah ve öbür atalarınız eski çağlarda Fırat Irmağının ötesinde yaşar, başka ilahlara kulluk ederlerdi. Ama ben atanız İbrahimi ırmağın öte yakasından alıp bütün Kenan topraklarında dolaştırdım; soyunu çoğalttım, ona İshakı verdim. İshaka da Yakup ve Esavı verdim. Esava mülk edinmesi için Seir dağlık bölgesini bağışladım. Yakupla oğulları ise Mısıra gittiler. Ardından Musa ile Harunu Mısıra gönderdim. Orada yaptıklarımla Mısırlıları felakete uğrattım; sonra sizi Mısırdan çıkardım. Evet, atalarınızı Mısırdan çıkardım; gelip denize dayandılar. Mısırlılar savaş arabalarıyla, atlılarıyla atalarınızı Kamış Denizine dek kovaladılar. Atalarınız bana yakarınca, onlarla Mısırlıların arasına karanlık çöktürdüm. Mısırlıları deniz sularıyla örttüm. Mısırda yaptıklarımı gözlerinizle gördünüz.
“ Uzun zaman çölde yaşadınız. Sonra sizi Şeria Irmağının ötesinde yaşayan Amorluların topraklarına götürdüm. Size karşı savaştıklarında onları elinize teslim ettim. Topraklarını yurt edindiniz. Onları önünüzden yok ettim. Moav Kralı Sippor oğlu Balak, İsraile karşı savaşmaya hazırlandığında, haber gönderip Beor oğlu Balamı size lanet etmeye çağırdı. Ama ben Balamı dinlemeyi reddettim. O da sizi tekrar tekrar kutsadı; böylece sizi onun elinden kurtardım. Sonra Şeria Irmağını geçip Erihaya geldiniz. Size karşı savaşan Erihalıları, Amor, Periz, Kenan, Hitit, Girgaş, Hiv ve Yevus halklarını elinize teslim ettim. Önden gönderdiğim eşekarısı Amorlu iki kralı önünüzden kovdu. Bu işi kılıcınız ya da yayınız yapmadı. Böylece, emek vermediğiniz toprakları, kurmadığınız kentleri size verdim. Buralarda yaşıyor, dikmediğiniz bağlardan, zeytinliklerden yiyorsunuz. ”
Yeşu, “Bunun için RABden korkun, içtenlik ve bağlılıkla Ona kulluk edin” diye devam etti, “Atalarınızın Fırat Irmağının ötesinde ve Mısırda kulluk ettikleri ilahları atın, RABbe kulluk edin. İçinizden RABbe kulluk etmek gelmiyorsa, atalarınızın Fırat Irmağının ötesinde kulluk ettikleri ilahlara mı, yoksa topraklarında yaşadığınız Amorluların ilahlarına mı kulluk edeceksiniz, bugün karar verin. Ben ve ev halkım RABbe kulluk edeceğiz.”
Halk, “RABbi bırakıp başka ilahlara kulluk etmek bizden uzak olsun!” diye karşılık verdi, “Çünkü bizi ve atalarımızı Mısırda kölelikten kurtarıp oradan çıkaran, gözümüzün önünde o büyük mucizeleri yaratan, bütün yolculuğumuz ve uluslar arasından geçişimiz boyunca bizi koruyan Tanrımız RABdir. RAB bu ülkede yaşayan bütün ulusları, yani Amorluları önümüzden kovdu. Biz de Ona kulluk edeceğiz. Çünkü Tanrımız Odur.”
Yeşu, “Ama sizler RABbe kulluk edemeyeceksiniz” dedi, “Çünkü O kutsal bir Tanrıdır, kıskanç bir Tanrıdır. Günahlarınızı, suçlarınızı bağışlamayacak. RABbi bırakıp yabancı ilahlara kulluk ederseniz, RAB daha önce size iyilik etmişken, bu kez size karşı döner, sizi felakete uğratıp yok eder.”
Halk, “Hayır! RABbe kulluk edeceğiz” diye karşılık verdi.
O zaman Yeşu halka, “Kulluk etmek üzere RABbi seçtiğinize siz kendiniz tanıksınız” dedi.
“Evet, biz tanığız” dediler.
Yeşu, “Öyleyse şimdi aranızdaki yabancı ilahları atın. Yüreğinizi İsrailin Tanrısı RABbe verin” dedi.
Halk, “Tanrımız RABbe kulluk edip Onun sözünü dinleyeceğiz” diye karşılık verdi.
Yeşu o gün Şekemde halk adına bir antlaşma yaptı. Onlar için kurallar ve ilkeler belirledi. Bunları Tanrının Yasa Kitabına da geçirdi. Sonra büyük bir taş alıp oraya, RABbin Tapınağının yanındaki yabanıl fıstık ağacının altına dikti. Ardından bütün halka, “İşte taş bize tanık olsun” dedi, “Çünkü RABbin bize söylediği bütün sözleri işitti. Tanrınızı inkar ederseniz bu taş size karşı tanıklık edecek.”

Yeşunun Veda Konuşması – Yeşu 23

RAB İsraili çevresindeki bütün düşmanlarından kurtarıp esenliğe kavuşturdu. Aradan uzun zaman geçmişti. Yeşu kocamış, yaşı hayli ilerlemişti. Bu nedenle ileri gelenleri, boy başlarını, hakimleri, görevlileri, bütün İsrail halkını topladı. Onlara, “Kocadım, yaşım hayli ilerledi” dedi, “Tanrınız RABbin sizin yararınıza bütün bu uluslara neler yaptığını gördünüz. Çünkü sizin için savaşan Tanrınız RABdi. İşte Şeria Irmağından gün batısındaki Akdenize dek yok ettiğim bütün bu uluslarla birlikte, geri kalan ulusların topraklarını da kurayla oymaklarınıza mülk olarak böldüm. Tanrınız RAB bu ulusları önünüzden püskürtüp sürecektir. Tanrınız RABbin size söz verdiği gibi, onların topraklarını mülk edineceksiniz. Musanın Yasa Kitabında yazılı olan her şeyi korumak ve yerine getirmek için çok güçlü olun. Yazılanlardan sağa sola sapmayın. Aranızda kalan uluslarla hiçbir ilişkiniz olmasın; ilahlarının adını anmayın; kimseye onların adıyla ant içirmeyin; onlara kulluk edip tapmayın. Bugüne dek yaptığınız gibi, Tanrınız RABbe sımsıkı bağlı kalın. Çünkü RAB büyük ve güçlü ulusları önünüzden sürdü. Bugüne dek hiçbiri önünüzde tutunamadı. Biriniz bin kişiyi kovalayacak. Çünkü Tanrınız RAB, size söylediği gibi, yerinize savaşacak. Bunun için Tanrınız RABbi sevmeye çok dikkat edin. Çünkü Ona sırt çevirir, sağ kalıp aranızda yaşayan bu uluslarla birlik olur, onlara kız verip onlardan kız alır, onlarla oturup kalkarsanız, iyi bilin ki, Tanrınız RAB bu ulusları artık önünüzden sürmeyecek. Ve sizler Tanrınız RABbin size verdiği bu güzel topraklardan yok oluncaya dek bu uluslar sizin için tuzak, kapan, sırtınızda kırbaç, gözlerinizde diken olacaklar.
“İşte her insan gibi ben de bu dünyadan göçüp gitmek üzereyim. Bütün varlığınızla ve yüreğinizle biliyorsunuz ki, Tanrınız RABbin size verdiği sözlerden hiçbiri boş çıkmadı; hepsi gerçekleşti, boş çıkan olmadı. Tanrınız RABbin size verdiği sözlerin tümü nasıl gerçekleştiyse, Tanrınız RAB verdiği bu güzel topraklardan sizi yok edene dek sözünü ettiği bütün kötülükleri de öylece başınıza getirecektir. Tanrınız RABbin size buyurduğu antlaşmayı bozarsanız, gidip başka ilahlara kulluk eder, taparsanız, RABbin öfkesi size karşı alevlenecek; RABbin size verdiği bu güzel ülkeden çabucak yok olup gideceksiniz.”

Doğuda Yerleşen Oymakların Dönüşü – Yeşu 22

Bundan sonra Yeşu, Ruben ve Gad oymaklarıyla Manaşşe oymağının yarısını topladı. Onlara, “RABbin kulu Musanın size buyurduğu her şeyi yaptınız” dedi, “Benim bütün buyruklarımı da yerine getirdiniz. Bugüne dek, bunca zaman kardeşlerinizi yalnız bırakmadınız; Tanrınız RABbin sizi yükümlü saydığı buyruğu yerine getirdiniz. Görüyorsunuz, Tanrınız RAB, kardeşlerinize söylediği gibi, onları rahata kavuşturdu. Şimdi kalkın, RABbin kulu Musanın, Şeria Irmağının ötesinde size mülk olarak verdiği topraklardaki evlerinize dönün. RABbin kulu Musanın size verdiği buyrukları ve Kutsal Yasayı yerine getirmeye çok dikkat edin. Tanrınız RABbi sevin, tümüyle gösterdiği yolda yürüyün, buyruklarını yerine getirin, Ona bağlı kalın, Ona candan ve yürekten hizmet edin.” Sonra onları kutsayıp yolcu etti. Onlar da evlerine döndüler.
Musa Manaşşe oymağının yarısına Başanda toprak vermişti. Yeşu da oymağın öbür yarısına Şeria Irmağının batısında, öbür kardeşleri arasında toprak vermişti.
Bu oymakları kutsayıp evlerine gönderirken, “Evlerinize büyük servetle, çok sayıda hayvanla, altın, gümüş, tunç, demir ve çok miktarda giysiyle dönün” dedi, “Düşmanlarınızdan elde ettiğiniz ganimeti kardeşlerinizle paylaşın.”
Böylece Rubenlilerle Gadlılar ve Manaşşe oymağının yarısı, Kenan topraklarındaki Şilodan, İsraillilerin yanından ayrıldılar; RABbin buyruğu uyarınca, Musa aracılığıyla yurt edindikleri Gilat topraklarına –kendi mülkleri olan topraklara– dönmek üzere yola çıktılar.
Rubenlilerle Gadlılar ve Manaşşe oymağının yarısı, Şeria Irmağının Kenan topraklarında kalan kesimine varınca, ırmak kıyısında büyük ve gösterişli bir sunak yaptılar. Rubenlilerle Gadlılar ve Manaşşe oymağının yarısının Kenan sınırında, Şeria Irmağı kıyısında, İsraillilere ait topraklarda bir sunak yaptıklarını duyan İsrail topluluğu, onlara karşı savaşmak üzere Şiloda toplandı.
Ardından İsrailliler Kahin Elazarın oğlu Pinehası Gilat bölgesine, Rubenlilerle Gadlılara ve Manaşşe oymağının yarısına gönderdiler. İsrailin her oymağından birer temsilci olmak üzere on oymak önderini de onunla birlikte gönderdiler. Bunların her biri bir İsrail boyunun başıydı. Gilat topraklarına, Rubenlilerle Gadlılara ve Manaşşe oymağının yarısına gelen temsilciler şunları bildirdiler: “RABbin topluluğu, Bugün kendinize bir sunak yaparak RABbe başkaldırdınız, Onu izlemekten vazgeçtiniz diyor, İsrailin Tanrısına karşı bu hainliği nasıl yaparsınız? Peorun günahı bize yetmedi mi? RABbin topluluğu onun yüzünden felakete uğradı. Bugüne dek kendimizi bu günahtan temizleyebilmiş değiliz. Bugün RABbi izlemekten vaz mı geçiyorsunuz? Eğer bugün RABbe isyan ederseniz, O da yarın bütün İsrail topluluğuna öfkelenir. Eğer size ait olan topraklar murdarsa, RABbin Tapınağının bulunduğu RABbe ait topraklara gelip aramızda mülk edinin. Kendinize, Tanrımız RABbin sunağından başka bir sunak yaparak RABbe ve bize karşı isyan etmeyin. Zerah oğlu Akan RABbe adanan ganimete ihanet ettiğinde, bütün İsrail topluluğu RABbin öfkesine uğramadı mı? Akanın günahı yalnız kendisini ölüme götürmekle kalmadı! ”
Rubenlilerle Gadlılar ve Manaşşe oymağının yarısı, İsrail boy başlarına şöyle karşılık verdiler: “Tanrıların Tanrısı RAB, tanrıların Tanrısı RAB her şeyi biliyor; İsrail de bilecek. Eğer yaptığımızı, RABbe isyan etmek ya da Ona ihanet etmek için yaptıysak, ya RAB, bugün bizi esirgeme! Eğer sunağı, RABbi izlemekten vazgeçip yakmalık sunular ve tahıl ya da esenlik sunuları sunmak için yaptıysak, RAB bizden hesap sorsun. Bunu yaparken kaygımız şuydu: Oğullarınız ilerde bizim oğullarımıza, İsrailin Tanrısı RAB ile ne ilginiz var? Ey Rubenliler ve Gadlılar, RAB Şeria Irmağını sizinle bizim aramızda sınır yaptı. Sizin RABde hiçbir payınız yoktur diyebilir, oğullarımızı RABbe tapmaktan alıkoyabilirler. Bu nedenle, kendimize bir sunak yapalım dedik. Yakmalık sunu ya da kurban sunmak için değil, yalnız sizinle bizim aramızda ve bizden sonra gelecek kuşaklar arasında bir tanık olması için yaptık. Böylece RABbin Tapınağında yakmalık sunularla, kurbanlarla ve esenlik sunularıyla RABbe tapınacağız. Oğullarınız da ilerde bizim oğullarımıza, RABde hiçbir payınız yok diyemeyecekler. Şöyle düşündük: İlerde bize ya da gelecek kuşaklarımıza böyle bir şey diyecek olurlarsa, biz de, Atalarımızın RAB için yaptığı sunağın örneğine bakın deriz. Yakmalık sunu ya da kurban sunmak için değildir bu. Sizinle bizim aramızdaki birliğin tanığıdır. RABbe isyan etmek, bugün RABbi izlemekten vazgeçmek, yakmalık sunu, tahıl sunusu ya da kurban sunmak için Tanrımız RABbin sunağından, tapınağının önündeki sunaktan başka bir sunak yapmak bizden uzak olsun.”
Kahin Pinehas ve onunla birlikte olan topluluk önderleri, yani İsrailin boy başları, Rubenlilerle Gadlıların ve Manaşşelilerin söylediklerini duyunca hoşnut kaldılar. Bunun üzerine Kahin Elazarın oğlu Pinehas, Rubenlilerle Gadlılara ve Manaşşelilere, “Şimdi RABbin aramızda olduğunu biliyoruz” dedi, “Çünkü Ona ihanet etmediniz. Böylece İsraillileri Onun elinden kurtardınız.” Kahin Elazarın oğlu Pinehas ve önderler, Rubenlilerle Gadlıların bulunduğu Gilat topraklarından Kenan topraklarına, İsraillilerin yanına dönüp olan biteni anlattılar. Anlatılanlardan hoşnut kalan İsrailliler Tanrıya övgüler sundular. Rubenlilerle Gadlıların yaşadıkları toprakların üzerine yürüyüp savaşmaktan ve orayı yakıp yıkmaktan bir daha söz etmediler. Rubenlilerle Gadlılar, “Bu sunak RABbin Tanrı olduğuna sizinle bizim aramızda tanıktır” diyerek sunağa “Tanık” adını verdiler.

Levililere Ayrılan Kentler – Yeşu 21

Levili boy başları, Kenan topraklarında, Şiloda, Kahin Elazar, Nun oğlu Yeşu ve İsrail oymaklarının boy başlarına giderek, “RAB, Musa aracılığıyla bize oturmak için kentler, hayvanlarımız için de otlaklar verilmesini buyurmuştu” dediler. Bunun üzerine İsrailliler RABbin buyruğu uyarınca kendi paylarından Levililere otlaklarıyla birlikte şu kentleri verdiler:
İlk kura Kehat boylarına düştü. Levililerden olan Kahin Harunun oğullarına kurayla Yahuda, Şimon ve Benyamin oymaklarından on üç kent verildi. Geri kalan Kehatoğullarına Efrayim, Dan ve Manaşşe oymağının yarısına ait boylardan alınan on kent kurayla verildi.
Gerşonoğullarına kurayla İssakar, Aşer, Naftali oymaklarına ait boylardan ve Başanda Manaşşe oymağının yarısından alınan on üç kent verildi.
Merarioğullarına boy sayılarına göre Ruben, Gad ve Zevulun oymaklarından alınan on iki kent verildi.
Böylece RABbin Musa aracılığıyla buyurduğu gibi, İsrailliler otlaklarıyla birlikte bu kentleri kurayla Levililere verdiler.
Yahuda, Şimon oymaklarından alınan ve aşağıda adları verilen kentler, ilk kurayı çeken Levili Kehat boylarından Harunoğullarına ayrıldı. Yahudanın dağlık bölgesinde, Anaklıların atası Arbanın adıyla anılan Kiryat-Arbayla –Hevronla– çevresindeki otlaklar onlara verildi. Kentin tarlalarıyla köyleri ise Yefunne oğlu Kaleve mülk olarak verilmişti.
Kahin Harunun oğullarına kazayla adam öldürenler için sığınak kent seçilen Hevron, Livna, Yattir, Eştemoa, Holon, Devir, Ayin, Yutta ve Beytşemeş kentleriyle bunların otlakları –iki oymaktan toplam dokuz kent– verildi. Benyamin oymağından da Givon, Geva, Anatot, Almon ve bunların otlakları, toplam dört kent verildi.
Böylece Harunun soyundan gelen kahinlere otlaklarıyla birlikte verilen kentlerin toplam sayısı on üçü buldu.
Kehatoğullarından geri kalan Levili ailelere gelince, kurada onlara düşen kentler Efrayim oymağından alınmıştı. Bunlar, Efrayim dağlık bölgesinde bulunan ve kazayla adam öldürenler için sığınak kent seçilen Şekem, Gezer, Kivsayim ve Beythoron olmak üzere otlaklarıyla birlikte dört kentti. Dan oymağından Elteke, Gibbeton, Ayalon ve Gat-Rimmon olmak üzere otlaklarıyla birlikte dört kent; Manaşşe oymağının yarısından da Taanak, Gat-Rimmon ve otlakları olmak üzere iki kent alındı. Böylece Kehatoğullarından geri kalan boylara otlaklarıyla birlikte verilen kentlerin toplam sayısı onu buldu.
Levili boylardan Gerşonoğullarına, Manaşşe oymağının yarısına ait Başanda kazayla adam öldürenler için sığınak kent seçilen Golan ve Beeştera, otlaklarıyla birlikte iki kent; İssakar oymağından alınan Kişyon, Daverat, Yarmut ve Eyn-Gannim olmak üzere otlaklarıyla birlikte dört kent; Aşer oymağından alınan Mişal, Avdon, Helkat ve Rehov olmak üzere otlaklarıyla birlikte dört kent; Naftali oymağından alınan ve kazayla adam öldürenler için sığınak kent seçilen Celiledeki Kedeş, Hammot-Dor, Kartan ve otlakları olmak üzere toplam üç kent. Boy sayısına göre Gerşonoğullarına otlaklarıyla birlikte verilen kentlerin toplam sayısı on üçü buldu.
Merarioğulları boylarına, geri kalan Levililere, Zevulun oymağından alınan Yokneam, Karta, Dimna ve Nahalal olmak üzere otlaklarıyla birlikte toplam dört kent; Ruben oymağından alınan Beser, Yahsa, Kedemot ve Mefaat olmak üzere otlaklarıyla birlikte dört kent; Gad oymağından alınan ve kazayla adam öldürenler için sığınak kent seçilen Gilattaki Ramot, Mahanayim, Heşbon ve Yazer olmak üzere otlaklarıyla birlikte toplam dört kent verildi. Boy sayısına göre Merarioğullarına, yani Levili boyların geri kalanlarına kurayla verilen kentlerin sayısı on ikiydi.
İsraillilerin toprakları içinde olup otlaklarıyla birlikte Levililere verilen kentlerin toplamı kırk sekizi buluyordu. Bu kentlerin hepsinin çevresinde otlakları vardı. Otlaksız kent yoktu.
Böylece RAB atalarına vermeye ant içtiği bütün ülkeyi İsraillilere vermiş oldu. İsrailliler de ülkeyi mülk edinip buraya yerleştiler. RAB atalarına ant içtiği gibi, onları her yönden rahata erdirdi. Düşmanlarından hiçbiri onların önünde tutunamadı. RAB hepsini onların eline teslim etti. RABbin İsrail halkına verdiği sözlerden hiçbiri boş çıkmadı; hepsi yerine geldi.

Sığınak Kentler – Yeşu 20

Bundan sonra RAB Yeşuya, “Musa aracılığıyla size buyurduğum gibi, İsraillilere kendileri için sığınak olacak kentler seçmelerini söyle” dedi. “Öyle ki, istemeyerek, kazayla birini öldüren oraya kaçsın. Sizin de öç alacak kişiden kaçıp sığınacak bir yeriniz olsun.
“Bu kentlerden birine kaçan kişi, kentin kapısına gidip durumunu kent ileri gelenlerine anlatsın. Onlar da onu kente, yanlarına kabul edip kendileriyle birlikte oturacağı bir yer versinler. Öç almak isteyen kişi adam öldürenin peşine düşerse, kent ileri gelenleri onu teslim etmesinler. Çünkü adam öldüren öldürdüğü kişiye önceden kin beslemiyordu, onu istemeyerek öldürdü. Bu kişi topluluğun önüne çıkıp yargılanıncaya ve o dönemde görevli başkahin ölünceye dek o kentte kalmalıdır. Ondan sonra kaçıp geldiği kente, kendi evine dönebilir.”
Böylece Naftalinin dağlık bölgesinde bulunan Celiledeki Kedeşi, Efrayimin dağlık bölgesindeki Şekemi ve Yahudanın dağlık bölgesindeki Kiryat-Arbayı –Hevronu– seçtiler. Ayrıca Şeria Irmağının kıyısındaki Erihanın doğusunda, Ruben oymağının sınırları içindeki kırsal bölgede bulunan Beser Kentini, Gad oymağının sınırları içinde Gilattaki Ramotu, Manaşşe oymağı sınırları içinde de Başandaki Golanı belirlediler. Birini kazayla öldürüp kaçan bir İsraillinin ya da İsrailliler arasında yaşayan bir yabancının, topluluğun önünde yargılanmadan öç almak isteyenlerce öldürülmesini önlemek için belirlenen kentler bunlardı.

Yeşunun Payı – Yeşu 19

İsrailliler bölgelere göre toprakları bölüştürme işini bitirdikten sonra, kendi topraklarından Nun oğlu Yeşuya pay verdiler. RABbin buyruğu uyarınca, ona istediği kenti, Efrayimin dağlık bölgesindeki Timnat-Serahı verdiler. Yeşu kenti onarıp oraya yerleşti.
Kahin Elazar, Nun oğlu Yeşu ve İsrail oymaklarının boy başları tarafından Şiloda RABbin önünde, Buluşma Çadırının kapısında kura ile pay olarak bölüştürülen topraklar bunlardı. Böylece ülkeyi bölüştürme işini tamamladılar.

Danoğullarına Verilen Topraklar – Yeşu 19

Yedinci kura boy sayısına göre Danoğulları oymağına düştü. Mülklerinin sınırı içinde kalan kentler şunlardı: Sora, Eştaol, İr-Şemeş, Şaalabbin, Ayalon, Yitla, Elon, Timna, Ekron, Elteke, Gibbeton, Baalat, Yehut, Bene-Berak, Gat-Rimmon, Me-Yarkon ve Yafanın karşısındaki topraklarla birlikte Rakkon. Topraklarını yitiren Danoğulları gidip Leşeme saldırdılar. Kenti alıp halkını kılıçtan geçirdikten sonra tümüyle işgal ederek oraya yerleştiler. Ataları Danın anısına buraya Dan adını verdiler. Boy sayısına göre Danoğulları oymağının payı köyleriyle birlikte bu kentlerdi.

Naftalioğullarına Verilen Topraklar – Yeşu 19

Altıncı kura Naftaliye, boy sayısına göre Naftalioğullarına düştü. Sınırları Helef ve Saanannimdeki büyük meşe ağacından başlayarak Adami-Nekev ve Yavneel üzerinden Lakkuma uzanıyor, Şeria Irmağında son buluyordu. Sınır buradan batıya yöneliyor, Aznot-Tavordan geçerek Hukoka erişiyordu. Güneyde Zevulun toprakları, batıda Aşer toprakları, doğuda ise Şeria Irmağı vardı.
Surlu kentler şunlardı: Siddim, Ser, Hammat, Rakkat, Kinneret, Adama, Rama, Hasor, Kedeş, Edrei, Eyn-Hasor, Yiron, Migdal-El, Horem, Beytanat, Beytşemeş; köyleriyle birlikte toplam on dokuz kent. Boy sayısına göre Naftalioğulları oymağının payı köyleriyle birlikte bu kentlerdi.

Aşeroğullarına Verilen Topraklar – Yeşu 19

Beşinci kura boy sayısına göre Aşeroğulları oymağına düştü. Sınırları içindeki kentler Helkat, Hali, Beten, Akşaf, Allammelek, Amat ve Mişaldı. Sınır batıda Karmel ve Şihor-Livnata erişiyordu. Buradan doğuya, Beytdagona dönüyor, Zevulun sınırı ve Yiftahel Vadisi boyunca uzanarak kuzeyde Beytemek ve Neiele ulaşıyordu. Kavulun kuzeyinden, Evron, Rehov, Hammon ve Kanaya geçerek Büyük Saydaya kadar çıkıyordu. Buradan Ramaya dönüyor, sonra surlarla çevrili Sur Kentine uzanıyor, Hosaya dönerek Akziv yöresinde, Akdenizde son buluyordu. Umma, Afek ve Rehov; köyleriyle birlikte yirmi iki kent, boy sayısına göre Aşeroğulları oymağına verilen payın içinde kalıyordu.

İssakaroğullarına Verilen Topraklar – Yeşu 19

Dördüncü kura İssakara, boy sayısına göre İssakaroğullarına düştü. Yizreel, Kesullot, Şunem, Hafarayim, Şion, Anaharat, Rabbit, Kişyon, Eves, Remet, Eyn-Gannim, Eyn-Hadda ve Beytpasses bu sınırların içinde kalıyordu. Sınır Tavor, Şahasima ve Beytşemeş boyunca uzanarak Şeria Irmağında son buluyordu. Köyleriyle birlikte on altı kentti. Boy sayısına göre İssakaroğulları oymağının payı köyleriyle birlikte bu kentlerdi.

Zevulunoğullarına Verilen Topraklar – Yeşu 19

Üçüncü kura boy sayısına göre Zevulunoğullarına düştü. Topraklarının sınırı Sarite kadar uzanıyordu. Sınır batıda Maralaya doğru çıkıyor, Dabbeşete erişip Yokneam karşısındaki vadiye uzanıyor, Saritten doğuya, gün doğusuna, Kislot-Tavor sınırına dönüyor, oradan Daverata dayanıyor ve Yafiaya çıkıyordu. Buradan yine doğuya, Gat-Hefer ve Et-Kasine geçiyor, Rimmona uzanıyor, Neaya kıvrılıyordu. Kuzey sınırı buradan Hannatona dönüyor ve Yiftahel Vadisinde son buluyordu. Kattat, Nahalal, Şimron, Yidala ve Beytlehem; köyleriyle birlikte on iki kentti. Boy sayısına göre Zevulunoğullarının payı köyleriyle birlikte bu kentlerdi.

Şimonoğullarına Verilen Topraklar – Yeşu 19

İkinci kura Şimona, boy sayısına göre Şimonoğulları oymağına düştü. Onların payı Yahudaoğullarına düşen payın sınırları içinde kalıyordu. Bu pay Beer-Şeva ya da Şeva, Molada, Hasar-Şual, Bala, Esem, Eltolat, Betul, Horma, Ziklak, Beytmarkavot, Hasar-Susa, Beytlevaot ve Şaruheni içeriyordu. Köyleriyle birlikte toplam on üç kent. Ayin, Rimmon, Eter ve Aşan; köyleriyle birlikte dört kent.
Baalat-Beer, yani Negevdeki Ramaya kadar uzanan bu kentlerin çevresindeki bütün köyler de Şimonoğullarına aitti. Boy sayısına göre Şimonoğulları oymağının payı buydu. Şimonoğullarına verilen pay Yahudaoğullarının payından alınmıştı. Çünkü Yahudaoğullarının payı ihtiyaçlarından fazlaydı. Böylece Şimonoğullarının payı Yahuda oymağının sınırları içinde kalıyordu.

Benyaminoğullarına Verilen Topraklar – Yeşu 18

Boy sayısına göre Benyaminoğulları oymağı için kura çekildi. Paylarına düşen bölge Yahudaoğullarıyla Yusufoğullarının toprakları arasında kalıyordu. Topraklarının sınırı kuzeyde Şeria Irmağından başlıyor, Erihanın kuzey sırtlarına doğru yükselerek batıda dağlık bölgeye uzanıyor, Beytaven kırlarında son buluyordu. Sınır oradan Luza –Beytele– Luzun güney sırtlarına geçiyor, Aşağı Beythoronun güneyindeki dağın üzerinde kurulu Atrot-Addara iniyor, bölgenin batısında Beythoronun güneyindeki dağdan güneye dönüyor ve Yahudaoğullarına ait Kiryat-Baal –Kiryat-Yearim– Kentinde son buluyordu. Bu batı tarafıydı.
Güney tarafı Kiryat-Yearimin batı varoşlarından başlıyor, Neftoah sularının kaynağına uzanıyordu. Sınır buradan Refaim Vadisinin kuzeyindeki Ben-Hinnom Vadisine bakan dağın yamaçlarına varıyor, Hinnom Vadisini geçip Yevusun güney sırtlarına, oradan da Eyn-Rogele iniyordu. Kuzeye kıvrılan sınır Eyn-Şemeş ve Adummim Yokuşunun karşısındaki Gelilota çıkıyor, Ruben oğlu Bohanın taşına iniyor, sonra Arava Vadisinin kuzey sırtlarından geçip Aravaya sarkıyor, buradan Beythoglanın kuzey yamaçlarına geçiyor, Lut Gölünün kuzey körfezinde, Şeria Irmağının güney ağzında bitiyordu. Güney sınırı buydu. Şeria Irmağı doğu sınırını oluşturuyordu. Boy sayısına göre Benyaminoğullarının payına düşen mülkün sınırları çepeçevre buydu.
Boy sayısına göre Benyaminoğulları oymağının payına düşen kentler şunlardı: Eriha, Beythogla, Emek-Kesis, Beytarava, Semarayim, Beytel, Avvim, Para, Ofra, Kefar-Ammoni, Ofni, Geva; köyleriyle birlikte on iki kent. Givon, Rama, Beerot, Mispe, Kefira, Mosa, Rekem, Yirpeel, Tarala, Sela, Haelef, Yevus –Yeruşalim– Givat ve Kiryat; köyleriyle birlikte on dört kent. Boy sayısına göre Benyaminoğullarının payı buydu.

Öbür Toprakların Bölüşülmesi – Yeşu 18

Ülkenin denetimini eline geçiren İsrail topluluğu Şiloda bir araya geldi. Orada Buluşma Çadırını kurdular. Ne var ki, mülkten henüz paylarını almamış yedi İsrail oymağı vardı.
Yeşu İsraillilere, “Bu uyuşukluğu üzerinizden ne zaman atacaksınız, atalarınızın Tanrısı RABbin size verdiği toprakları ele geçirmek için daha ne kadar bekleyeceksiniz?” dedi. “Her oymaktan üçer adam seçin. Onları, ülkeyi incelemeye göndereceğim. Mülk edinecekleri yerlerin sınırlarını belirleyip kayda geçirerek yanıma dönsünler. Bu toprakları yedi bölgeye ayırsınlar. Yahuda güney bölgesinde, Yusufoğulları kuzey bölgesinde kalsın. Yedi bölgeyi belirleyip kayda geçirdikten sonra, sonucu bana getirin. Burada, Tanrımız RABbin önünde aranızda kura çekeceğim. Levililere gelince, onların aranızda payı yoktur; mirasları RAB için kahinlik yapmaktır. Gad ve Ruben oymaklarıyla Manaşşe oymağının yarısı ise RABbin kulu Musanın Şeria Irmağının doğusunda kendilerine verdiği mülkü almış bulunuyorlar.”
Yeşu, toprakları kayda geçirmek için yola çıkmak üzere olan adamlara, “Gidip toprakları inceleyin, kayda geçirip yanıma dönün” diye buyurdu, “Sonra burada, Şiloda, RABbin önünde sizin için kura çekeceğim.” Adamlar yola çıkıp ülkeyi dolaştılar; kent kent, yedi bölge halinde kayda geçirdikten sonra Şiloda, ordugahta bulunan Yeşunun yanına döndüler. Yeşu Şiloda RABbin önünde onlar için kura çekti ve toprakları İsrail oymakları arasında bölüştürdü.

Manaşşeoğullarına Düşen Topraklar – Yeşu 17

Yusufun büyük oğlu Manaşşenin oymağı için kura çekildi. –Gilat ve Başan, Manaşşenin ilk oğlu Makire verilmişti. Çünkü Gilatlıların atası olan Makir büyük bir savaşçıydı.– Manaşşe soyundan gelen öbürleri –Aviezer, Helek, Asriel, Şekem, Hefer ve Şemidaoğulları– bu kuranın içindeydi. Bunlar boylarına göre Yusuf oğlu Manaşşenin erkek çocuklarıydı.
Bunlardan Manaşşe oğlu, Makir oğlu, Gilat oğlu, Hefer oğlu Selofhatın erkek çocuğu olmadı; yalnız Mahla, Noa, Hogla, Milka ve Tirsa adında kızları vardı. Bunlar, Kahin Elazara, Nun oğlu Yeşuya ve önderlere gidip şöyle dediler: “RAB, Musaya erkek akrabalarımızla birlikte bize de mirastan pay verilmesini buyurdu.” RABbin bu buyruğu üzerine Yeşu, amcalarıyla birlikte onlara da mirastan pay verdi. Böylece Manaşşe oymağına Şeria Irmağının doğusundaki Gilat ve Başan bölgelerinden başka on pay verildi. Çünkü Manaşşenin kız torunları da erkek torunların yanısıra mirastan pay almışlardı. Gilat bölgesi ise Manaşşenin öbür oğullarına verilmişti.
Manaşşe sınırı Aşer sınırından Şekem yakınındaki Mikmetata uzanıyor, buradan güneye kıvrılarak Eyn-Tappuah halkının topraklarına varıyordu. Tappuah Kentini çevreleyen topraklar Manaşşenindi. Ama Manaşşe sınırındaki Tappuah Kenti Efrayimoğullarına aitti. Sonra sınır Kana Vadisine iniyordu. Vadinin güneyinde Manaşşe kentleri arasında Efrayime ait kentler de vardı. Manaşşe sınırları vadinin kuzeyi boyunca uzanarak Akdenizde son buluyordu. Güneydeki topraklar Efrayimin, kuzeydeki topraklarsa Manaşşenindi. Böylece Manaşşe bölgesi Akdenizle, kuzeyde Aşerle ve doğuda İssakarla sınırlanmıştı.
İssakar ve Aşere ait topraklardaki Beytşean ve köyleri, Yivleamla köyleri, Dor, yani Dor sırtları halkıyla köyleri, Eyn-Dor halkıyla köyleri, Taanak halkıyla köyleri, Megiddo halkıyla köyleri Manaşşeye aitti. Ne var ki, Manaşşeoğulları bu kentleri tümüyle ele geçiremediler. Çünkü Kenanlılar buralarda yaşamaya kararlıydı. İsrailliler güçlenince, Kenanlıları sürecek yerde, onları angaryasına çalıştırmaya başladılar.
Yusufoğulları Yeşuya gelip, “Mülk olarak bize neden tek kurayla tek pay verdin?” dediler, “Çok kalabalığız. Çünkü RAB bizi bugüne dek alabildiğine çoğalttı.”
Yeşu, “O kadar kalabalıksanız ve Efrayimin dağlık bölgesi size dar geliyorsa, Perizlilerin ve Refalıların topraklarındaki ormanlara çıkıp kendinize yer açın” diye karşılık verdi.
Yusufoğulları, “Dağlık bölge bize yetmiyor” dediler, “Ancak hem Beytşean ve köylerinde, hem de Yizreel Vadisinde oturanların, ovada yaşayan bütün Kenanlıların demirden savaş arabaları var.”
Yeşu Yusufoğullarına, Efrayim ve Manaşşe oymaklarına şöyle dedi: “Kalabalıksınız ve çok güçlüsünüz. Tek kuraya kalmayacaksınız. Dağlık bölge de sizin olacak. Orası ormanlıktır, ama ağaçları kesip açacağınız bütün topraklar sizin olur. Kenanlılar güçlüdür, demirden savaş arabalarına sahiptirler ama, yine de onları sürersiniz.”

Efrayimoğullarına Verilen Topraklar – Yeşu 16

Kurada Yusufoğullarına düşen toprakların sınırları, doğuda Eriha sularının doğusundan, Erihadaki Şeria Irmağından başlayarak çöle geçiyor, Erihadan Beytelin dağlık bölgesine çıkıyor, Beytelden Luza geçerek Arklıların sınırına, Atarota uzanıyordu. Sınır batıda Yafletlilerin topraklarına, Aşağı Beythoron bölgesine, oradan da Gezere iniyor ve Akdenizde son buluyordu.
Böylece Yusufun soyundan gelen Manaşşe ve Efrayim paylarını almış oldular.
Boy sayısına göre Efrayimoğullarına pay olarak verilen toprakların sınırları, doğuda Atrot-Addardan yukarı Beythorona kadar uzanarak Akdenize varıyordu. Sınır kuzeyde Mikmetatta doğuya, Taanat-Şiloya dönüyor, kentin doğusundan geçip Yanoaha uzanıyor, buradan Atarot ve Naaraya iniyor, Erihayı aşarak Şeria Irmağına ulaşıyordu. Sınır Tappuahtan batıya, Kana Vadisine uzanıp Akdenizde son buluyordu. Boy sayısına göre Efrayimoğulları oymağının payı buydu. Ayrıca Manaşşeoğullarına düşen payda da Efrayimoğullarına ayrılan kentler ve bunlara bağlı köyler vardı.
Ne var ki, Efrayimoğulları Gezerde yaşayan Kenanlıları buradan sürmediler. Kenanlılar bugüne kadar Efrayimoğulları arasında yaşayıp onlara ücretsiz hizmet etmek zorunda kaldılar.

Yahudaoğullarına Verilen Topraklar – Yeşu 15

Boy sayısına göre Yahuda oymağına verilen bölge, güneyde Edom sınırına, en güneyde de Zin Çölüne kadar uzanıyordu. Güney sınırları, Lut Gölünün güney ucundaki körfezden başlayıp Akrep Geçidinin güneyine, oradan da Zin Çölüne geçiyor, Kadeş-Barneanın güneyinden Hesrona ve Addara çıkıyor, oradan da Karkaya kıvrılıyor, Asmonu aşıp Mısır Vadisine uzanıyor ve Akdenizde son buluyordu. Güney sınırları buydu. Doğu sınırı, Lut Gölü kıyısı boyunca Şeria Irmağının ağzına kadar uzanıyordu. Kuzey sınırı, Şeria Irmağının göl ağzındaki körfezden başlıyor, Beythoglaya ulaşıp Beytaravanın kuzeyinden geçiyor, Ruben oğlu Bohanın taşına varıyordu. Sınır, Akor Vadisinden Devire çıkıyor, vadinin güneyinde Adummim Yokuşu karşısındaki Gilgala doğru kuzeye yöneliyor, buradan Eyn-Şemeş sularına uzanarak Eyn-Rogele dayanıyordu. Sonra Ben-Hinnom Vadisinden geçerek Yevus Kentinin –Yeruşalimin– güney sırtlarına çıkıyor, buradan Refaim Vadisinin kuzey ucunda bulunan Hinnom Vadisinin batısındaki dağın doruğuna yükseliyor, oradan da Neftoah sularının kaynağına kıvrılıyor, Efron Dağındaki kentlere uzanarak Baalaya –Kiryat-Yearime– dönüyordu. Baaladan batıya, Seir Dağına yönelen sınır, Yearim –Kesalon– Dağının kuzey sırtları boyunca uzanarak Beytşemeşe iniyor, Timnaya varıyordu. Sonra Ekronun kuzey sırtlarına uzanıyor, Şikerona doğru kıvrılarak Baala Dağına ulaştıktan sonra Yavneele çıkıyor, Akdenizde son buluyordu.
Batı sınırı Akdenizin kıyılarıydı. Yahudaoğullarından gelen boyların çepeçevre sınırları buydu.
Yeşu, RABden aldığı buyruk uyarınca, Yahuda bölgesindeki Kiryat-Arbayı –Hevronu– Yefunne oğlu Kaleve miras olarak verdi. Arba, Anaklıların atasıydı. Kalev, Anakın üç torununu, onun soyundan gelen Şeşay, Ahiman ve Talmayı oradan sürdü. Oradan eski adı Kiryat-Sefer olan Devir Kenti halkının üzerine yürüdü. Kalev, “Kiryat-Sefer halkını yenip orayı ele geçirene kızım Aksayı eş olarak vereceğim” dedi.
Kenti Kalevin kardeşi Kenazın oğlu Otniel ele geçirdi. Bunun üzerine Kalev kızı Aksayı ona eş olarak verdi. Kız Otnielin yanına varınca, onu babasından bir tarla istemeye zorladı. Kalev, eşeğinden inen kızına, “Bir isteğin mi var?” diye sordu. Kız, “Bana bir armağan ver” dedi, “Madem Negevdeki toprakları bana verdin, su kaynaklarını da ver.” Böylece Kalev yukarı ve aşağı su kaynaklarını ona verdi.
Boy sayısına göre Yahudaoğulları oymağının payı buydu.
Yahudaoğulları oymağının Edom sınırlarına doğru en güneyde kalan kentleri şunlardı:
Kavseel, Eder, Yagur, Kina, Dimona, Adada, Kedeş, Hasor, Yitnan, Zif, Telem, Bealot, Hasor-Hadatta, Keriyot-Hesron –Hasor– Amam, Şema, Molada, Hasar-Gadda, Heşmon, Beytpelet, Hasar-Şual, Beer-Şeva, Bizyotya, Baala, İyim, Esem, Eltolat, Kesil, Horma, Ziklak, Madmanna, Sansanna, Levaot, Şilhim, Ayin ve Rimmon; köyleriyle birlikte yirmi dokuz kent.
Şefeladakiler, Eştaol, Sora, Aşna, Zanoah, Eyn-Gannim, Tappuah, Enam, Yarmut, Adullam, Soko, Azeka, Şaarayim, Aditayim, Gedera ve Gederotayim; köyleriyle birlikte on dört kent.
Senan, Hadaşa, Migdal-Gad, Dilan, Mispe, Yokteel, Lakiş, Boskat, Eglon, Kabbon, Lahmas, Kitliş, Gederot, Beytdagon, Naama ve Makkeda; köyleriyle birlikte on altı kent.
Livna, Eter, Aşan, Yiftah, Aşna, Nesiv, Keila, Akziv ve Mareşa; köyleriyle birlikte dokuz kent.
Kasaba ve köyleriyle birlikte Ekron; Ekronun batısı, Aşdotun çevresindeki bütün köyler; kasaba ve köyleriyle birlikte Aşdot; Mısır Vadisine ve Akdenizin kıyısına kadar kasaba ve köyleriyle birlikte Gazze.
Dağlık bölgede Şamir, Yattir, Soko, Danna, Kiryat-Sanna –Devir– Anav, Eştemo, Anim, Goşen, Holon ve Gilo; köyleriyle birlikte on bir kent.
Arav, Duma, Eşan, Yanum, Beyttappuah, Afeka, Humta, Kiryat-Arba –Hevron– ve Sior; köyleriyle birlikte dokuz kent.
Maon, Karmel, Zif, Yutta, Yizreel, Yokdeam, Zanoah, Kayin, Giva ve Timna; köyleriyle birlikte on kent.
Halhul, Beytsur, Gedor, Maarat, Beytanot ve Eltekon; köyleriyle birlikte altı kent.
Kiryat-Baal –Kiryat-Yearim– ve Rabba; köyleriyle birlikte iki kent.
Çölde Beytarava, Middin, Sekaka, Nivşan, Tuz Kenti ve Eyn-Gedi; köyleriyle birlikte altı kent.
Yahudaoğulları Yeruşalimde yaşayan Yevusluları oradan çıkartamadılar. Yevuslular bugün de Yeruşalimde Yahudaoğullarıyla birlikte yaşıyorlar.

Hevron Kaleve Veriliyor – Yeşu 14

Bu arada Yahudaoğulları Gilgalda bulunan Yeşunun yanına geldiler. Kenizli Yefunne oğlu Kalev Yeşuya şöyle dedi: “RABbin Kadeş-Barneada Tanrı adamı Musaya senin ve benim hakkımda neler söylediğini biliyorsun. RABbin kulu Musa ülkeyi araştırmak üzere beni Kadeş-Barneadan gönderdiğinde kırk yaşındaydım. Gördüklerimi ona açık yüreklilikle ilettim. Ne var ki, benimle gelmiş olan soydaşlarım halkı korkuya düşürdüler. Ama ben tümüyle Tanrım RABbin yolundan gittim. Bu nedenle Musa o gün, Tümüyle Tanrım RABbin yolundan gittiğin için ayak bastığın topraklar sonsuza dek sana ve oğullarına mülk olacak diye ant içti. RAB sözünü tuttu, beni yaşattı. İsrailliler çölden geçerken RABbin Musaya bu sözleri söylediği günden bu yana kırk beş yıl geçti. Şimdi seksen beş yaşındayım. Bugün de Musanın beni gönderdiği günkü kadar güçlüyüm. O günkü gibi hala savaşa gidip gelecek güçteyim. RABbin o gün söz verdiği gibi, bu dağlık bölgeyi şimdi bana ver. Orada Anaklıların yaşadığını ve surlarla çevrili büyük kentleri olduğunu o gün sen de duymuştun. Belki RAB bana yardım eder de, Onun dediği gibi, onları oradan sürerim.”
Yeşu Yefunne oğlu Kalevi kutsadı ve Hevronu ona mülk olarak verdi. Böylece Hevron bugün de Kenizli Yefunne oğlu Kalevin mülküdür. Çünkü o, tümüyle İsrailin Tanrısı RABbin yolundan gitti. Hevronun eski adı Kiryat-Arbaydı. Arba, Anaklıların en güçlü adamının adıydı.
Böylece savaş sona erdi ve ülke barışa kavuştu.

Şeria Irmağının Batısındaki Toprakların Bölüşülmesi – Yeşu 14

İsraillilerin Kenanda mülk edindiği topraklara gelince, bu topraklar Kahin Elazar, Nun oğlu Yeşu ve İsrail oymaklarının boy başları tarafından miras olarak İsrailliler arasında bölüştürülmüştür. RABbin Musa aracılığıyla buyurduğu gibi, paylar dokuz oymakla bir oymağın yarısı arasında kura ile bölüştürüldü. Çünkü Musa iki oymakla yarım oymağın payını Şeria Irmağının doğusunda vermişti. Ama onlarla birlikte Levililere mülkten pay vermemişti. Yusufun soyundan gelenler, Manaşşe ve Efrayim diye iki oymak oluşturuyordu. Levililere de yerleşecekleri kentler ve bu kentlerin çevresinde büyük ve küçük baş hayvanlarına ayrılan otlaklar dışında topraktan pay verilmedi. İsrailliler, RABbin Musaya verdiği buyruğa göre hareket edip ülkeyi paylaştılar.

Gadoğullarına Verilen Topraklar – Yeşu 13

Musa Gad oymağına da boy sayısına göre miras verdi. Verdiği topraklar şunlardı: Yazer bölgesi, bütün Gilat kentleri, Rabba yakınındaki Aroere kadar uzanan Ammonlulara ait toprakların yarısı; Heşbondan Ramat-Mispeye ve Betonime, Mahanayimden Devir sınırına kadarki bölge; Şeria Ovasındaki Beytharam, Beytnimra, Sukkot, Safon, Heşbon Kralı Sihonun topraklarından geri kalan bölüm, Kinneret Gölünün güney ucuna kadar uzanan Şeria Irmağının doğu yakası. Gadoğullarına, boy sayısına göre köyleriyle birlikte mülk olarak verilen kentler bunlardı.
Musa, Manaşşe oymağının yarısına boy sayısına göre topraktan miras vermişti. Bu topraklar Mahanayimden başlıyor, Başan Kralı Ogun ülkesini –bütün Başanı– ve Yairin Başandaki yerleşim birimlerinin tümünü, yani toplam altmış kenti, Gilatın yarısını, Başan Kralı Ogun egemenliğindeki Aştarot ve Edrei kentlerini içine alıyordu. Buralar, Manaşşe oğlu Makirin soyuna, boy sayısına göre Makiroğullarının yarısına ayrılmıştı.
Musanın, Erihanın doğusunda, Şeria Irmağının ötesinde kalan Moav ovalarındayken bölüştürdüğü topraklar bunlardır. Ama Levi oymağına topraktan pay vermedi. Söz verdiği gibi, onların mirası İsrailin Tanrısı RABbin kendisidir.

Rubenoğullarına Verilen Topraklar – Yeşu 13

Musanın boy sayısına göre Ruben oymağına verdiği topraklar şunlardır: Arnon Vadisi kıyısında Aroerden vadinin ortasındaki kente kadar uzanan bölgeyle Medevanın çevresindeki yaylanın tümü; Heşbon ve buna bağlı yayladaki bütün kentler; Divon, Bamot-Baal, Beytbaal-Meon, Yahsa, Kedemot, Mefaat, Kiryatayim ve Sivma, vadideki tepede kurulu Seret-Şahar, Beytpeor, Pisga yamaçları, Beytyeşimot, yayladaki kentlerle Heşbonda egemenlik sürmüş olan Amor Kralı Sihonun bütün ülkesi. Musa Sihonu ve Sihonun egemenliği altındaki topraklarda yaşayan Midyan beylerini –Evi, Rekem, Sur, Hur ve Revayı– yenilgiye uğratmıştı. Öldürülenler arasında İsraillilerin kılıçtan geçirdiği Beor oğlu falcı Balam da vardı. Rubenoğullarının sınırı Şeria Irmağına dayanıyordu. Rubenoğullarına, boy sayısına göre köyleriyle birlikte mülk olarak verilen kentler bunlardı.

Şeria Irmağının Doğusundaki Topraklar – Yeşu 13

Manaşşe oymağının öbür yarısı ile Ruben ve Gad oymakları, RABbin kulu Musanın Şeria Irmağının doğusundaki toprakları kendilerine vermesiyle mülkten paylarını almışlardı.
Bu topraklar şunlardır: Arnon Vadisi kıyısında Aroerden vadinin ortasındaki kentle Divona kadar uzanan Medeva Yaylası; Heşbonda egemenlik sürmüş olan Amor Kralı Sihonun Ammon sınırına kadar uzanan bütün kentleri; Gilat, Geşur ve Maaka toprakları, Hermon Dağıyla Salkaya kadar bütün Başan; sağ kalan Refalılardan biri olup Aştarot ve Edreide egemenlik sürmüş olan Kral Ogun Başanda kalan topraklarının tümü. Musanın, krallarını yenilgiye uğratıp ele geçirdiği topraklar bunlardı. İsrailliler Geşurluları ve Maakalıları topraklarından sürmediler; bunlar bugün de İsrailliler arasında yaşıyorlar.
Musa, yalnız Levi oymağına topraktan pay vermedi. RABden aldığı buyruğa göre, Levililerin payı İsrailin Tanrısı RAB için yakılan sunulardı.

Alınacak Yerler – Yeşu 13

Yeşu kocamış, yaşı hayli ilerlemişti. RAB ona, “Artık yaşlandın, yaşın hayli ilerledi” dedi, “Ama mülk olarak alınacak daha çok toprak var.
“Alınacak topraklar şunlardır: Bütün Filist ve Geşur bölgeleri; –Mısırın doğusundaki Şihor Irmağından, kuzeyde Ekron sınırlarına kadar uzanan bölge Kenanlılara ait sayılırdı.– Gazze, Aşdot, Aşkelon, Gat ve Ekron adlı beş Filist beyliği ve Avlıların toprakları; güneyde bütün Kenan toprakları; Afeke, yani Amor sınırına kadar, Saydalılara ait olan Meara; Gevallıların toprakları; Hermon Dağı eteğindeki Baal-Gattan Levo-Hamata kadar doğu yönündeki bütün Lübnan toprakları. Lübnandan Misrefot-Mayime dek uzanan dağlık bölgede yaşayanları, bütün Saydalıları İsraillilerin önünden söküp atacağım. Sana buyurduğum gibi, buraları kura ile İsrailliler arasında mülk olarak bölüştür.
“Bu toprakları şimdiden dokuz oymakla Manaşşe oymağının yarısı arasında mülk olarak bölüştür.”

Yenilgiye Uğratılan Krallar – Yeşu 12

İsraillilerin bozguna uğrattığı, Şeria Irmağının doğusunda, Aravanın bütün doğusu ile Arnon Vadisinden Hermon Dağına kadar topraklarını ele geçirdiği krallar şunlardır: Heşbonda oturan Amorluların Kralı Sihon: Krallığı Arnon Vadisi kıyısındaki Aroerden –vadinin ortasından– başlıyor, Ammonluların sınırı olan Yabbuk Irmağına dek uzanıyor, Gilatın yarısını içine alıyordu. Arava bölgesinin doğusu da ona aitti. Burası Kinneret Gölünden Arava –Lut– Gölüne uzanıyor, doğuda Beytyeşimota, güneyde de Pisga Dağının yamaçlarına varıyordu. Sağ kalan Refalılardan, Aştarot ve Edreide oturan Başan Kralı Og: Kral Og, Hermon Dağı, Salka, Geşurlularla Maakalıların sınırına kadar bütün Başanı ve Heşbon Kralı Sihonun sınırına kadar uzanan Gilatın yarısını yönetiyordu.
RABbin kulu Musanın ve İsraillilerin yenilgiye uğrattığı krallar bunlardı. RABbin kulu Musa bunların topraklarını Ruben ve Gad oymaklarıyla Manaşşe oymağının yarısına mülk olarak verdi.
Lübnan Vadisindeki Baal-Gattan, Seir yönünde yükselen Halak Dağına kadar Şeria Irmağının batısında bulunan toprakların kralları –Yeşu ve İsraillilerin yenilgiye uğrattığı kralları– şunlardır: –Yeşu, Hitit, Amor, Kenan, Periz, Hiv ve Yevus halklarına ait dağlık bölgeyi, Şefelayı, Arava bölgesini, dağ yamaçlarını, çölü ve Negevi İsrail oymakları arasında mülk olarak bölüştürdü.–
Eriha Kralı, Beytel yakınındaki Ay Kentinin Kralı, Yeruşalim Kralı, Hevron Kralı, Yarmut Kralı, Lakiş Kralı, Eglon Kralı, Gezer Kralı, Devir Kralı, Geder Kralı, Horma Kralı, Arat Kralı, Livna Kralı, Adullam Kralı, Makkeda Kralı, Beytel Kralı, Tappuah Kralı, Hefer Kralı, Afek Kralı, Şaron Kralı, Madon Kralı, Hasor Kralı, Şimron-Meron Kralı, Akşaf Kralı, Taanak Kralı, Megiddo Kralı, Kedeş Kralı, Karmeldeki Yokneam Kralı, Dor sırtlarındaki Dor Kralı, Gilgaldaki Goyim Kralı ve Tirsa Kralı. Toplam otuz bir kral.

Kuzeydeki Kentlerin Ele Geçirilmesi – Yeşu 11

Olup bitenleri duyan Hasor Kralı Yavin, Madon Kralı Yovava, Şimron ve Akşaf krallarına, dağlık kuzey bölgesinde, Kinneret Gölünün güneyindeki Aravada, Şefelada ve batıda Dor Kenti sırtlarındaki krallara, doğu ve batı bölgelerindeki Kenan, Amor, Hitit, Periz halklarına ve dağlık bölgedeki Yevuslularla Hermon Dağının eteğindeki Mispa bölgesinde yaşayan Hivlilere haber gönderdi. Bu krallar bütün ordularıyla, kıyıların kumu kadar sayısız askerleriyle, çok sayıdaki at ve savaş arabalarıyla yola çıktılar. Bütün bu krallar İsraillilere karşı savaşmak üzere birleşerek Merom suları kıyısına gelip hep birlikte ordugah kurdular.
Bu arada RAB Yeşuya, “Onlardan korkma” diye seslendi, “Onların hepsini yarın bu saatlerde İsrailin önünde yere sereceğim. Atlarını sakatlayıp savaş arabalarını ateşe ver.” Böylece Yeşu bütün ordusuyla birlikte Merom suları kıyısındaki kralların üzerine beklenmedik bir anda yürüdü ve onlara saldırdı. RAB onları İsraillilerin eline teslim etti. Onları bozguna uğratan İsrailliler, kaçanları Büyük Saydaya, Misrefot-Mayime ve doğuda Mispe Vadisine kadar kovalayıp öldürdüler; kimseyi sağ bırakmadılar. Yeşu, RABbin kendisine buyurduğu gibi yaptı, atlarını sakatladı, savaş arabalarını ateşe verdi.
Yeşu bundan sonra geri dönüp Hasoru ele geçirdi, Hasor Kralını kılıçla öldürdü. Çünkü Hasor eskiden bütün bu krallıkların başıydı. İsrailliler kentteki bütün canlıları kılıçtan geçirip yok ettiler. Soluk alan bir tek kişiyi esirgemediler. Ardından Yeşu Hasoru ateşe verdi. Böylece bütün bu kentlerle krallarını ele geçirdi. RABbin kulu Musanın buyruğu uyarınca hepsini kılıçtan geçirip yok etti. Ancak, İsrailliler, Yeşunun ateşe verdiği Hasor dışında, tepe üzerinde kurulu kentlerden hiçbirini ateşe vermediler. Bu kentlerdeki bütün mal ve hayvanları ganimet olarak aldılar, insanların tümünü ise kılıçtan geçirip öldürdüler; soluk alan bir tek kişiyi esirgemediler. RABbin kulu Musa RABden aldığı buyrukları Yeşuya aktarmıştı. Yeşu bunlara uydu ve RABbin Musaya buyurduklarını eksiksiz yerine getirdi.
Böylece Yeşu, dağlık bölge, bütün Negev ve Goşen bölgesi, Şefela, Arava ve İsrail dağlarıyla bu dağların etekleri, Seir yönünde yükselen Halak Dağından Hermon Dağının altındaki Lübnan Vadisinde bulunan Baal-Gata varıncaya dek bütün toprakları ele geçirdi. Buraların krallarını yakalayıp öldürdü. Yeşu bu krallarla uzun süre savaştı. Givonda yaşayan Hivliler dışında, İsraillilerle barış antlaşması yapan bir kent olmadı. İsrailliler öbür kentlerin hepsini savaşarak aldılar. Çünkü onları İsraile karşı savaşmaya kararlı yapan RABbin kendisiydi. Böylece RABbin Musaya buyurduğu gibi, İsrailliler onlara acımadı, hepsini öldürüp yok ettiler.
Yeşu bundan sonra Anaklıların üzerine yürüdü. Onları dağlık bölgeden, Hevron, Devir ve Anavdan, Yahuda ve İsrailin bütün dağlık bölgelerinden söküp attı. Kentleriyle birlikte onları tümüyle yok etti. İsraillilerin elindeki topraklarda hiç Anaklı kalmadı. Yalnız Gazze, Gat ve Aşdotta sağ kalanlar oldu. RABbin Musaya söylediği gibi, Yeşu bütün ülkeyi ele geçirdi ve İsrail oymakları arasında mülk olarak bölüştürdü. Böylece savaş sona erdi, ülke barışa kavuştu.

Güneydeki Kentlerin Ele Geçirilmesi – Yeşu 10

Yeşu İsrail halkıyla birlikte Makkedadan Livnanın üzerine yürüyüp kente saldırdı. RAB kenti ve kralını İsraillilerin eline teslim etti. Yeşu kentin bütün halkını kılıçtan geçirdi. Tek canlı bırakmadı. Kentin kralına da Eriha Kralına yaptığının aynısını yaptı.
Bundan sonra Yeşu İsrail halkıyla birlikte Livnadan Lakiş üzerine yürüdü. Kentin karşısında ordugah kurup saldırıya geçti. RAB Lakişi İsraillilerin eline teslim etti. Yeşu ertesi gün kenti aldı. Livnada yaptığı gibi, halkı ve kentteki bütün canlıları kılıçtan geçirdi. Bu arada Gezer Kralı Horam Lakişe yardıma geldi. Yeşu onu ve ordusunu yenilgiye uğrattı; kimseyi sağ bırakmaksızın hepsini öldürdü.
İsrail halkıyla birlikte Lakişten Eglon üzerine yürüyen Yeşu, kentin karşısında ordugah kurup saldırıya geçti. Kenti aynı gün ele geçirdiler. Lakişte yaptığı gibi, halkı ve kentteki bütün canlıları o gün kılıçtan geçirip yok ettiler.
Ardından Yeşu İsrail halkıyla birlikte Eglondan Hevron üzerine yürüyüp saldırıya geçti. Kenti aldılar, kralını, halkını ve köylerindeki bütün canlıları kılıçtan geçirdiler. Eglonda yaptıkları gibi, herkesi öldürdüler; kimseyi sağ bırakmadılar.
Bundan sonra Yeşu İsrail halkıyla birlikte geri dönüp Devire saldırdı. Kralıyla birlikte Deviri ve köylerini alıp bütün halkı kılıçtan geçirdi; tek canlı bırakmadı, hepsini öldürdü. Hevrona, Livnaya ve kralına ne yaptıysa, Devire ve kralına da aynısını yaptı.
Böylece Yeşu dağlık bölge, Negev, Şefela ve dağ yamaçları dahil, bütün ülkeyi ele geçirip buralardaki kralların tümünü yenilgiye uğrattı. Hiç kimseyi esirgemedi. İsrailin Tanrısı RABbin buyruğu uyarınca kimseyi sağ bırakmadı, hepsini öldürdü. Kadeş-Barneadan Gazzeye kadar, Givona kadar uzanan bütün Goşen bölgesini egemenliği altına aldı. Bütün bu kralları ve topraklarını tek bir savaşta ele geçirdi. Çünkü İsrailin Tanrısı RAB İsrailden yana savaşmıştı. Ardından Yeşu İsrail halkıyla birlikte Gilgaldaki ordugaha döndü.

Amorlu Kralların Öldürülmesi – Yeşu 10

Amorlu beş kral kaçıp Makkedadaki bir mağarada gizlenmişlerdi. Yeşuya, “Beş kral Makkedadaki bir mağarada gizlenirken bulundu” diye haber verildi. Yeşu, “Mağaranın ağzına büyük taşlar yuvarlayın, orayı korumak için adamlar görevlendirin” dedi, “Ama siz durmayın, düşmanı kovalayın; arkadan saldırıp kentlere ulaşmalarına engel olun. Tanrınız RAB onları elinize teslim etmiştir.” Yeşu ve İsrailliler düşmanı çok ağır bir yenilgiye uğratıp tamamını yok ettiler. Kurtulabilenler surlu kentlere sığındı. Sonra bütün halk güvenlik içinde Makkedadaki ordugaha, Yeşunun yanına döndü. Hiç kimse ağzını açıp İsraillilere karşı bir şey söyleyemedi.
Sonra Yeşu adamlarına, “Mağaranın ağzını açın, beş kralı çıkarıp bana getirin” dedi. Onlar da beş kralı –Yeruşalim, Hevron, Yarmut, Lakiş ve Eglon krallarını– mağaradan çıkarıp Yeşuya getirdiler. Krallar getirilince, Yeşu bütün İsrail halkını topladı. Savaşta kendisine eşlik etmiş olan komutanlara, “Yaklaşın, ayaklarınızı bu kralların boyunları üzerine koyun” dedi. Komutanlar yaklaşıp ayaklarını kralların boyunları üzerine koydular. Yeşu onlara, “Korkmayın, yılmayın; güçlü ve yürekli olun” dedi, “RAB savaşacağınız düşmanların hepsini bu duruma getirecek.” Ardından beş kralı vurup öldürdü ve her birini bir ağaca astı. Akşama dek öylece ağaçlara asılı kaldılar.
Yeşunun buyruğu üzerine gün batımında kralların cesetlerini ağaçlardan indirdiler, gizlendikleri mağaraya atıp mağaranın ağzını büyük taşlarla kapadılar. Bu taşlar bugün de orada duruyor.
Yeşu aynı gün Makkedayı aldı, kralını ve halkını kılıçtan geçirdi. Kentte tek canlı bırakmadı, hepsini öldürdü. Makkeda Kralına da Eriha Kralına yaptığının aynısını yaptı.

Amorluların Yenilgiye Uğratılması – Yeşu 10

Yeruşalim Kralı Adoni-Sedek, Yeşunun Erihayı ele geçirip kralını ortadan kaldırdığı gibi, Ay Kentini de ele geçirip tümüyle yıktığını, kralını öldürdüğünü, Givon halkının da İsraillilerle bir barış antlaşması yapıp onlarla birlikte yaşadığını duyunca, büyük korkuya kapıldı. Çünkü Givon, kralların yaşadığı kentler gibi büyük bir kentti; Ay Kentinden de büyüktü ve yiğit bir halkı vardı. Bu yüzden Yeruşalim Kralı Adoni-Sedek, Hevron Kralı Hoham, Yarmut Kralı Piram, Lakiş Kralı Yafia ve Eglon Kralı Devire şu haberi gönderdi: “Gelin bana yardım edin, Givona saldıralım. Çünkü Givon halkı Yeşu ve İsrail halkıyla bir barış antlaşması yaptı.”
Böylece Amorlu beş kral –Yeruşalim, Hevron, Yarmut, Lakiş ve Eglon kralları– ordularını topladılar, hep birlikte gidip Givonun karşısında ordugah kurdular; sonra saldırıya geçtiler.
Givonlular Gilgalda ordugahta bulunan Yeşuya şu haberi gönderdiler: “Biz kullarını yalnız bırakma. Elini çabuk tutup yardımımıza gel, bizi kurtar. Çünkü dağlık bölgedeki bütün Amorlu krallar bize karşı birleşti.”
Bunun üzerine Yeşu bütün savaşçıları ve yiğit adamlarıyla birlikte Gilgaldan yola çıktı. Bu arada RAB Yeşuya, “Onlardan korkma” dedi, “Onları eline teslim ediyorum. Hiçbiri sana karşı koyamayacak.” Gilgaldan çıkıp bütün gece yol alan Yeşu, Amorlulara ansızın saldırdı. RAB Amorluları İsraillilerin önünde şaşkına çevirdi. İsrailliler de onları Givonda büyük bir bozguna uğrattılar; Beythorona çıkan yol boyunca, Azeka ve Makkedaya dek kovalayıp öldürdüler. RAB İsraillilerden kaçan Amorluların üzerine Beythorondan Azekaya inen yol boyunca gökten iri iri dolu yağdırdı. Yağan dolunun altında can verenler, İsraillilerin kılıçla öldürdüklerinden daha çoktu.
RABbin Amorluları İsraillilerin karşısında bozguna uğrattığı gün Yeşu halkın önünde RABbe şöyle seslendi:
“Dur, ey güneş, Givon üzerinde
Ve ay, sen de Ayalon Vadisinde.”
Halk, düşmanlarından öcünü alıncaya dek güneş durdu, ay da yerinde kaldı. Bu olay Yaşar Kitabında da yazılıdır. Güneş, yaklaşık bir gün boyunca göğün ortasında durdu, batmakta gecikti. Ne bundan önce, ne de sonra RABbin bir insanın dileğini işittiği o günkü gibi bir gün olmamıştır. Çünkü RAB İsrailden yana savaştı.
Yeşu bundan sonra İsrail halkıyla birlikte Gilgaldaki ordugaha döndü.

Givonluların Hilesi – Yeşu 9

Şeria Irmağının ötesinde, dağlık bölgede, Şefelada ve Lübnana kadar uzanan Akdeniz kıyısındaki bütün krallar –Hitit, Amor, Kenan, Periz, Hiv ve Yevus kralları– olup bitenleri duyunca, Yeşuya ve İsrail halkına karşı hep birlikte savaşmak için bir araya geldiler. Givon halkı ise Yeşunun Eriha ve Ay kentlerine yaptıklarını duyunca hileye başvurdu. Kendilerine elçi süsü vererek eşeklerinin sırtına yıpranmış heybeler, eski, yırtık ve yamalı şarap tulumları yüklediler. Ayaklarında yıpranmış, yamalı çarıklar, sırtlarında da eski püskü giysiler vardı. Azık torbalarındaki bütün ekmekler kurumuş, küflenmişti. Adamlar Gilgaldaki ordugaha, Yeşunun yanına gittiler. Ona ve İsrail halkına, “Uzak bir ülkeden geldik” dediler, “Bizimle bir barış antlaşması yapmanızı istiyoruz.”
Ama İsrailliler Hivlilere, “Sizinle neden antlaşma yapalım?” diye karşılık verdiler, “Belki de yakınımızda yaşıyorsunuz.”
Givonlular Yeşuya, “Biz senin kullarınız” dediler.
Yeşu, “Kimsiniz, nereden geliyorsunuz?” diye sordu.
Onlar da, “Çok uzak bir ülkeden kalkıp geldik” dediler. “Çünkü Tanrın RABbin ününü duyduk. Tanrınla ilgili haberleri, Mısırda yaptığı her şeyi, Şeria Irmağının ötesindeki Amorlu iki krala, Heşbon Kralı Sihona ve Aştarotta egemenlik süren Başan Kralı Oga neler yaptığını da duyduk. Bunun üzerine önderlerimiz ve ülkemizin bütün halkı bize şöyle dediler: Onları karşılamak için yanınıza yiyecek alıp yola çıkın ve onlara, biz sizin kullarınızız; bunun için bizimle bir barış antlaşması yapmanızı istiyoruz deyin. Size gelmek için yola çıktığımız gün azık olarak evden aldığımız şu ekmekler sıcacıktı. Bakın şimdi, kurumuş, küflenmişler. Şarap doldurduğumuz şu tulumlar yeniydi, bakın nasıl sıyrılıp yırtılmış. Bunca yol geldiğimiz için giysilerimiz ve çarıklarımız yıprandı.”
İsrailliler, RABbe danışmadan Givonluların sunduğu yiyecekleri aldılar. Yeşu da onları sağ bırakacağına söz verip onlarla bir barış antlaşması yaptı. Topluluğun önderleri de antlaşmaya bağlı kalacaklarına ant içtiler. Ne var ki, antlaşmadan üç gün sonra Givonluların yakında, komşu topraklarda yaşadıklarını öğrendiler. Bunun üzerine yola çıkıp üç gün sonra onların kentlerine vardılar. Bu kentler Givon, Kefira, Beerot ve Kiryat-Yearimdi. Ancak İsrailliler bunlara dokunmadılar. Çünkü topluluğun önderleri, İsrailin Tanrısı RAB adına ant içmişlerdi.
Bu yüzden topluluk önderlere karşı söylenmeye başladı. Önderler ise, “Biz İsrailin Tanrısı RAB adına ant içtik; bu yüzden onlara el süremeyiz” diye karşılık verdiler, “Ant içtiğimiz için onları sağ bırakacağız; yoksa Tanrının gazabına uğrarız.” Sonra halka, “Onları sağ bırakalım” dediler, “Ama bütün topluluk için odun kesip su çekmekle görevlendirilsinler.” Böylece önderler vermiş oldukları sözü tuttular.
Ardından Yeşu Givonluları çağırıp, “Yakınımızda yaşadığınız halde neden çok uzaktan geldiğinizi söyleyip bizi aldattınız?” dedi, “Bunun için artık lanetlisiniz. Hep köle kalacaksınız. Tanrımın Tapınağı için odun kesip su çekeceksiniz.”
Givonlular, “Efendimiz, Tanrın RABbin kulu Musaya verdiği buyruğu duyduk” diye karşılık verdiler, “Musaya bütün ülkeyi size vermesini, ülkede yaşayanların hepsini yok etmenizi buyurduğunu duyduk. Sizden çok korktuk, can korkusuyla böyle davrandık. Şimdi senin elindeyiz. Sana göre adil ve doğru olanı yap.”
Bunun üzerine Yeşu onları İsraillilerin elinden kurtardı, öldürülmelerine izin vermedi. O gün onları topluluk için ve gelecekte RABbin seçeceği yerde yapılacak RABbin sunağı için odun kesip su çekmekle görevlendirdi. Bugün de bu işi yapıyorlar.

Kutsal Yasa Halka Okunuyor – Yeşu 8

Bundan sonra Yeşu Eval Dağında İsrailin Tanrısı RABbe bir sunak yaptı. Sunak, RABbin kulu Musanın İsrail halkına verdiği buyruk uyarınca, Musanın Yasa Kitabında yazıldığı gibi yontulmamış, demir alet değmemiş taşlardan yapıldı. RABbe orada yakmalık sunular sundular, esenlik kurbanları kestiler. Yeşu Musanın İsrail halkının önünde yazmış olduğu Kutsal Yasanın kopyasını orada taş levhalara yazdı. Bütün İsrailliler, ileri gelenleriyle, görevlileriyle ve hakimleriyle birlikte –yabancılar dahil– RABbin Antlaşma Sandığının iki yanında, yüzleri, sandığı taşıyan Levili kahinlere dönük olarak dizildiler. Halkın yarısı sırtını Gerizim Dağına, öbür yarısı da Eval Dağına verdi. Çünkü RABbin kulu Musa kutsanmaları için bu şekilde durmalarını daha önce buyurmuştu. Ardından Yeşu yasanın tümünü, kutsama ve lanetle ilgili bölümleri Yasa Kitabında yazılı olduğu gibi okudu. Böylece Yeşunun, yabancıların da aralarında bulunduğu kadınlı, çocuklu bütün İsrail topluluğuna, Musanın buyruklarından okumadığı tek bir söz kalmadı.

Ay Kentinin Yıkılması – Yeşu 8

RAB Yeşuya, “Korkma, yılma” dedi, “Bütün savaşçılarını yanına alıp Ay Kentinin üzerine yürü. Ay Kralını, halkını ve kenti bütün topraklarıyla birlikte sana teslim ediyorum. Erihaya ve kralına ne yaptıysan, Ay Kentine ve kralına da aynısını yap. Ama mal ve hayvanlardan oluşan ganimeti kendinize ayırın. Kentin gerisinde pusu kur.”
Böylece Yeşu bütün savaşçılarıyla birlikte Ay Kentinin üzerine yürümeye hazırlandı. Seçtiği otuz bin yiğit savaşçıyı geceleyin yola çıkarırken onlara şöyle buyurdu: “Gidip kentin gerisinde pusuya yatın. Kentin çok uzağında durmayın. Hepiniz her an hazır olun. Ben yanımdaki halkla birlikte kente yaklaşacağım. Bir önceki gibi, düşman kentten çıkıp üzerimize gelince, önlerinde kaçar gibi yapıp onları kentten uzaklaştırıncaya dek ardımızdan sürükleyeceğiz. Önceki gibi onlardan kaçtığımızı sanacaklar. Biz kaçar gibi yaparken, siz de pusu kurduğunuz yerden çıkıp kenti ele geçirirsiniz. Tanrımız RAB orayı elinize teslim edecek. Kenti ele geçirince ateşe verin. RABbin buyruğuna göre hareket edin. İşte buyruğum budur.”
Ardından Yeşu onları yolcu etti. Adamlar gidip Beytel ile Ay Kenti arasında, Ay Kentinin batısında pusuya yattılar. Yeşu ise geceyi halkla birlikte geçirdi.
Yeşu sabah erkenden kalkarak halkı topladı. Sonra kendisi ve İsrailin ileri gelenleri önde olmak üzere Ay Kentine doğru yola çıktılar. Yeşu, yanındaki bütün savaşçılarla kentin üzerine yürüdü. Yaklaşıp kentin kuzeyinde ordugah kurdular. Kentle aralarında bir vadi vardı. Yeşu beş bin kişi kadar bir güçle Beytel ile Ay Kenti arasında, kentin batısında pusu kurdurdu. Ardından hem kuzeyde ordugah kuranlar, hem batıda pusuya yatanlar savaş düzenine girdiler. Yeşu o gece vadide ilerledi.
Bunu gören Ay Kralı, kent halkıyla birlikte sabah erkenden kalktı. Zaman yitirmeden, İsraillilere karşı savaşmak üzere Arava bölgesinin karşısında belirlenen yere çıktı. Ne var ki, kentin gerisinde kendisine karşı kurulan pusudan habersizdi. Yeşu ile yanındaki İsrailliler, kent halkı önünde bozguna uğramış gibi, çöle doğru kaçmaya başladılar. Kentteki bütün halk İsraillileri kovalamaya çağrıldı. Ama Yeşuyu kovalarken kentten uzaklaştılar. Ay Kentiyle Beytelden İsraillileri kovalamaya çıkmayan tek kişi kalmamıştı. İsraillileri kovalamaya çıkarlarken kent kapılarını açık bıraktılar.
RAB Yeşuya, “Elindeki palayı Ay Kentine doğru uzat; orayı senin eline teslim ediyorum” dedi.
Yeşu elindeki palayı kente doğru uzattı. Elini uzatır uzatmaz, pusudakiler yerlerinden fırlayıp kente girdiler; kenti ele geçirip hemen ateşe verdiler.
Kentliler arkalarına dönüp bakınca, yanan kentten göklere yükselen dumanı gördüler. Çöle doğru kaçan İsrailliler de geri dönüp onlara saldırınca artık kaçacak hiçbir yerleri kalmadı. Pusuya yatmış olanların kenti ele geçirdiğini, kentten dumanlar yükseldiğini gören Yeşu ile yanındaki İsrailliler, geri dönüp Ay halkına saldırdılar. Kenti ele geçirenler de çıkıp saldırıya katılınca, kent halkı iki yönden gelen İsraillilerin ortasında kaldı. İsrailliler tek canlı bırakmadan hepsini öldürdüler. Sağ olarak tutsak aldıkları Ay Kralını Yeşunun önüne çıkardılar.
İsrailliler Ay Kentinden çıkıp kendilerini kırsal alanlarda ve çölde kovalayanların hepsini kılıçtan geçirdikten sonra kente dönüp geri kalanları da kılıçtan geçirdiler. O gün Ay halkının tümü öldürüldü. Öldürülenlerin toplamı, kadın erkek, on iki bin kişiydi. Yeşu kentte yaşayanların tümü yok edilinceye dek pala tutan elini indirmedi. İsrailliler, RABbin Yeşuya verdiği buyruk uyarınca, kentin yalnız hayvanlarıyla mallarını yağmaladılar. Ardından Yeşu Ay Kentini ateşe verdi, yakıp yıkıp viraneye çevirdi. Yıkıntıları bugün de duruyor. Ay Kralını ağaca asıp akşama dek orada bırakan Yeşu, güneş batarken cesedi ağaçtan indirerek kent kapısının dışına attırdı. Cesedin üzerine taşlardan büyük bir yığın yaptılar. Bu yığın bugün de duruyor.

Akanın Günahı – Yeşu 7

Ne var ki, İsrailliler adanan eşyalar konusunda RABbe ihanet ettiler. Yahuda oymağından Zerah oğlu, Zavdi oğlu, Karmi oğlu Akan adanmış eşyaların bazılarını alınca, RAB İsraillilere öfkelendi.
Yeşu, Erihadan Beytelin doğusunda, Beytaven yakınındaki Ay Kentine adamlar göndererek, “Gidip ülkeyi araştırın” dedi. Adamlar da gidip Ay Kentini araştırdılar. Sonra Yeşunun yanına dönerek ona, “Bütün halkın oraya gidip yorulmasına gerek yok” dediler, “Sayısı az olan Ay halkını yenmeye iki üç bin kişi yeter.” Kentin üzerine yürüyen üç bin kadar İsrailli, Ay halkının önünde kaçmaya başladı. Ay halkı onlardan otuz altı kadarını öldürdü, sağ kalanları da kentin kapısından Şevarime dek kovaladı. Bayırdan aşağı kaçanları öldürdü. Korkudan İsraillilerin dizlerinin bağı çözüldü.
Bunun üzerine Yeşu giysilerini yırtarak İsrailin ileri gelenleriyle birlikte başından aşağı toprak döküp RABbin Sandığının önünde yüzüstü yere kapandı ve akşama dek bu durumda kaldı. Ardından şöyle dedi: “Ey Egemen RAB, bizi Amorluların eline teslim edip yok etmek için mi Şeria Irmağından geçirdin? Keşke halimize razı olup ırmağın ötesinde kalsaydık. Ya Rab, İsrail halkı dönüp düşmanlarının önünden kaçtıktan sonra ben ne diyebilirim! Kenanlılar ve ülkede yaşayan öbür halklar bunu duyunca çevremizi kuşatacak, adımızı yeryüzünden silecekler. Ya sen, ya Rab, kendi yüce adın için ne yapacaksın?”
RAB Yeşuya şöyle karşılık verdi: “Ayağa kalk! Neden böyle yüzüstü yere kapanıyorsun? İsrailliler günah işlediler. Onlarla yaptığım ve yerine getirmelerini buyurduğum antlaşmayı bozdular. Koşulsuz adanmış eşyaların bir kısmını çalıp kendi eşyaları arasına gizlediler ve yalan söylediler. İşte bu yüzden İsrailliler düşmana karşı tutunamıyor, arkalarını dönüp düşmanlarının önünden kaçıyor. Çünkü lanete uğradılar. Sizde bulunan adanmış eşyaları yok etmezseniz, artık sizinle birlikte olmayacağım. Kalk, halkı kutsa ve onlara de ki, Kendinizi yarın için kutsayın. Çünkü İsrailin Tanrısı RAB şöyle diyor: Ey İsrail, adanmış eşyaların bir kısmını aldınız. Bunları yok etmedikçe düşmanlarınızın karşısında dayanamazsınız. Sabah olunca oymak oymak dizilip sırayla öne çıkacaksınız. RABbin belirleyeceği oymak, boy boy öne çıkacak. RABbin belirleyeceği boy, aile aile öne çıkacak. Yine RABbin belirleyeceği ailenin erkekleri teker teker öne çıkacak. Adanmış eşyaları aldığı belirlenen kişi, kendisine ait her şeyle birlikte ateşe atılacak. Çünkü RABbin Antlaşmasını bozup İsrailde iğrenç bir günah işledi.”
Sabah erkenden kalkan Yeşu, İsrail halkını oymak oymak öne çıkardı. Bunlardan Yahuda oymağı belirlendi. Yahuda boylarını teker teker öne çıkardığında, Zerah boyu belirlendi. Zerahlılar aile aile öne çıkarıldığında Zavdi ailesi belirlendi. Zavdi ailesinin erkekleri teker teker öne çıkarıldığında Yahuda oymağından Zerah oğlu, Zavdi oğlu, Karmi oğlu Akan belirlendi.
O zaman Yeşu Akana, “Oğlum” dedi, “İsrailin Tanrısı RABbin hakkı için doğruyu söyle, ne yaptın, söyle bana, benden gizleme.”
Akan, “Doğru” diye karşılık verdi, “İsrailin Tanrısı RABbe karşı günah işledim. Yaptığım şu: Ganimetin içinde Şinar işi güzel bir kaftan, iki yüz şekel gümüş, elli şekel ağırlığında bir külçe altın görünce dayanamayıp aldım. En altta gümüş olmak üzere, tümünü çadırımın ortasında toprağa gömdüm.”
Yeşunun görevlendirdiği adamlar hemen çadıra koştular. Gömülmüş eşyaları orada buldular. Gümüş en alttaydı. Tümünü çadırdan çıkardılar, Yeşuya ve İsrail halkına getirip RABbin önünde yere serdiler.
Yeşu ile İsrail halkı, Zerah oğlu Akanı, gümüşü, altın külçeyi, kaftanı, Akanın oğullarıyla kızlarını, sığır ve davarlarıyla eşeğini, çadırıyla bütün eşyalarını alıp Akor Vadisine götürdüler. Yeşu Akana, “Bizi neden bu felakete sürükledin?” dedi, “RAB de bugün seni felakete sürükleyecek.” Ardından bütün İsrail halkı Akanı taşa tuttu; kendisine ait ne varsa taşlayıp yaktı. Akanın üzerine taşlardan büyük bir yığın yaptılar. Bu yığın bugün de duruyor. Bunun üzerine RABbin öfkesi dindi. Oranın bugün de Akor Vadisi diye anılmasının nedeni budur.

Erihanın Düşüşü – Yeşu 6

Eriha Kentinin kapıları İsrailliler yüzünden sımsıkı kapatılmıştı. Ne giren vardı, ne de çıkan. RAB Yeşuya, “İşte Erihayı, kralını ve yiğit savaşçılarını senin eline teslim ediyorum” dedi, “Siz savaşçılar, kentin çevresini günde bir kez olmak üzere altı gün dolanacaksınız. Koç boynuzundan yapılmış birer boru taşıyan yedi kahin sandığın önünden gitsin. Yedinci gün kentin çevresini yedi kez dolanın; bu arada kahinler borularını çalsınlar. Kahinlerin koç boynuzu borularını uzun uzun çaldıklarını işittiğinizde, bütün halk yüksek sesle bağırsın. O zaman kentin surları çökecek ve herkes bulunduğu yerden dosdoğru kente girecek.”
Nun oğlu Yeşu kahinleri çağırıp, “RABbin Antlaşma Sandığını alın” dedi, “Yedi kahin, ellerinde koç boynuzu borularla sandığın önünde yürüsün.” Sonra halka, “Kalkın, kentin çevresini dolanmaya başlayın” dedi, “Silahlı öncüler RABbin Sandığının önünden gitsin.”
Yeşunun bunları halka söylemesinden sonra, koç boynuzu birer boru taşıyan yedi kahin borularını çalarak RABbin önünde ilerlemeye başladılar. Onları RABbin Antlaşma Sandığı izliyordu. Silahlı öncüler boru çalan kahinlerin önünden, artçılar da sandığın arkasından ilerliyor, bu arada borular çalınıyordu. Yeşu halka şu buyruğu verdi: “Savaş naraları atmayın, sesinizi yükseltmeyin. Bağırın diyeceğim güne dek ağzınızdan tek bir söz çıkmasın. Buyruğumu duyunca bağırın.” Halk RABbin Sandığıyla birlikte kentin çevresini bir kez dolandı, sonra ordugaha dönüp geceyi orada geçirdi.
Ertesi sabah Yeşu erkenden kalktı. Kahinler de RABbin Sandığını yüklendiler. Koç boynuzu borular taşıyan yedi kahin RABbin Sandığının önünde ilerliyor, bir yandan da borularını çalıyorlardı. Silahlı öncüler onların önünden gidiyor, artçılar da RABbin Sandığını izliyordu. Bu arada borular sürekli çalınıyordu. Böylece ikinci gün de kentin çevresini bir kez dolanıp ordugaha döndüler. Aynı şeyi altı gün yinelediler.
Yedinci gün erkenden, şafak sökerken kalkıp kentin çevresini aynı şekilde yedi kez dolandılar. Kentin çevresini yalnız o gün yedi kez dolandılar. Kahinler yedinci turda borularını çalınca, Yeşu halka, “Bağırın! RAB kenti size verdi” dedi, “Kent, içindeki her şeyle birlikte, RABbe koşulsuz adanmıştır. Yalnız gönderdiğimiz ulakları saklamış olan fahişe Rahavla evindekiler sağ bırakılacak. Sakın RABbe adanan herhangi bir şeye el sürmeyin. Adadığınız şeyleri alırsanız İsrailin ordugahını felakete ve yıkıma sürüklersiniz. Bütün altınla gümüş, tunç ve demir eşya RABbe ayrılmıştır. Bunlar RABbin hazinesine girecek.”
Halk bağırmaya başladı, kahinler de borularını çaldılar. Boru sesini işiten halk daha yüksek sesle bağırdı. Kentin surları çöktü. Herkes bulunduğu yerden dosdoğru kente girdi. Böylece kenti ele geçirdiler. Kadın erkek, genç yaşlı, küçük ve büyük baş hayvanlardan eşeklere dek, kentte ne kadar canlı varsa, hepsini kılıçtan geçirip yok ettiler.
Yeşu ülkeye casus olarak gönderdiği iki adama, “O fahişenin evine gidin, ant içtiğiniz gibi, kadını ve bütün yakınlarını dışarı çıkarın” dedi. Eve giren genç casuslar Rahavı, annesini, babasını, erkek kardeşleriyle bütün akrabalarını ve kendisine ait olan her şeyi alıp İsrail ordugahının yakınına getirdiler. Sonra kenti içindekilerle birlikte ateşe verdiler. Ancak altını ve gümüşü, tunç ve demir eşyayı RABbin Tapınağının hazinesine koydular. Yeşu fahişe Rahava, babasının ev halkıyla yakınlarına dokunmadı. Yeşunun Erihayı araştırmak için gönderdiği ulakları saklayan Rahav, bugün de İsraillilerin arasında yaşıyor.
Bundan sonra Yeşu şöyle ant içti: “Bu kenti, Erihayı yeniden kurmaya kalkışan, RABbin lanetine uğrasın. Buna kalkışan kişi büyük oğlunu kaybetme pahasına temel atacak, en küçük oğlunu kaybetme pahasına da kentin kapılarını yerine takacak.”
RAB Yeşuyla birlikteydi. Yeşunun ünü ülkenin her yanına yayıldı.

Erihanın Düşüşü – Yeşu 5

Yeşu Erihanın yakınındaydı. Başını kaldırınca önünde, kılıcını çekmiş bir adam gördü. Ona yaklaşarak, “Sen bizden misin, karşı taraftan mı?” diye sordu.
Adam, “Hiçbiri” dedi, “Ben RABbin ordusunun komutanıyım. Şimdi geldim.”
O zaman Yeşu yüzüstü yere kapanıp ona tapındı. “Efendimin kuluna buyruğu nedir?” diye sordu. RABbin ordusunun komutanı, “Çarığını çıkar” dedi, “Çünkü bastığın yer kutsaldır.” Yeşu söyleneni yaptı.

Gilgaldaki Sünnet Olayı – Yeşu 5

Bu arada RAB, Yeşuya şöyle seslendi: “Kendine taştan bıçaklar yap ve İsraillileri eskisi gibi sünnet et.”
Böylece Yeşu taştan yaptığı bıçaklarla İsraillileri Givat-Haaralotta sünnet etti. Bunu yapmasının nedeni şuydu: İsrailliler Mısırdan çıktıklarında savaşabilecek yaştaki bütün erkekler, Mısırdan çıktıktan sonra çölden geçerken ölmüşlerdi. Mısırdan çıkan erkeklerin hepsi sünnetliydi. Ama Mısırdan çıktıktan sonra yolda, çölde doğan erkeklerin hiçbiri sünnet olmamıştı. İsrailliler Mısırdan çıktıklarında savaşacak yaşta olanların tümü ölünceye dek çölde kırk yıl dolaştılar. Çünkü RABbin sözünü dinlememişlerdi. RAB bize verilmek üzere atalarımıza söz verdiği süt ve bal akan ülkeyi onlara göstermeyeceğine ant içmişti. RAB onların yerine çocuklarını yaşattı. Sünnetsiz olan bu çocukları Yeşu sünnet etti. Çünkü yolda sünnet olmamışlardı. Bütün erkekler sünnet edildikten sonra yaraları iyileşinceye dek ordugahta kaldılar.
RAB Yeşuya, “Mısırda uğradığınız utancı bugün üzerinizden kaldırdım” dedi. Bugün de oraya Gilgal denmesinin nedeni budur.
Gilgalda, Eriha ovalarında konaklamış olan İsrail halkı, ayın on dördüncü gününün akşamı Fısıh Bayramını kutladı. Bayramın ertesi günü, tam o gün, ülkenin ürününden mayasız ekmek yaptılar ve kavrulmuş başak yediler. Ülkenin ürününden yemeleri üzerine ertesi gün man kesildi. Man kesilince İsrailliler o yıl Kenan topraklarının ürünüyle beslendiler.

Irmaktan Alınan Taşlar – Yeşu 5

RABbin Şeria Irmağının sularını İsraillilerin önünde, halkın geçişi boyunca nasıl kuruttuğunu duyan batı yakasındaki Amorlu krallarla Akdeniz kıyısındaki Kenanlı krallar, İsraillilerden ötürü can derdine düştüler; korkudan dizlerinin bağı çözüldü.

Irmaktan Alınan Taşlar – Yeşu 4

Halkın tümü Şeria Irmağını geçtikten sonra RAB Yeşuya şöyle seslendi: “Her oymaktan birer kişi olmak üzere halktan on iki adam seçin. Onlara şunu buyurun: Buradan, Şeria Irmağının ortasından, kahinlerin ayaklarını sağlam biçimde bastıkları yerden birer taş alın. Bu taşları yanınızda götürüp geceyi geçireceğiniz yere koyun. ”
Böylece Yeşu İsrailin her oymağından birer kişi olmak üzere seçtiği on iki adamı çağırdı. Onlara, “Irmağın ortasına, Tanrınız RABbin Antlaşma Sandığına kadar gidin” diye buyurdu, “İsrail halkının oymak sayısına göre her biriniz omuzuna birer taş alsın. Bunlar sizin için bir anı olacak. Çocuklarınız ilerde, Bu taşların sizin için anlamı ne? diye sorduklarında, onlara diyeceksiniz ki, Şeria Irmağının suları RABbin Antlaşma Sandığının önünde kesildi. Antlaşma Sandığı ırmaktan geçerken akan sular durdu. Bu taşlar sonsuza dek İsrail halkı için bu olayın anısı olacak. ”
İsrailliler Yeşunun buyruğunu yerine getirdiler. RABbin Yeşuya söylediği gibi, İsrail oymaklarının sayısına göre Şeria Irmağının ortasından aldıkları on iki taşı konaklayacakları yere götürüp bir araya yığdılar. Yeşu ayrıca Şeria Irmağının ortasına, Antlaşma Sandığını taşıyan kahinlerin durduğu yere on iki taş diktirdi. Bu taşlar bugün de oradadır.
Böylece RABbin Yeşuya, halka iletilmek üzere buyurduğu her şey yerine getirilinceye dek, sandığı taşıyan kahinler Şeria Irmağının ortasında durdular. Her şey Musanın Yeşuya buyurduğu gibi yapıldı. Halk da çabucak ırmağı geçti. Halkın tümü geçtikten sonra kahinler RABbin Antlaşma Sandığıyla birlikte halkın önüne geçtiler. Ruben ve Gad oymaklarıyla Manaşşe oymağının yarısı, Musanın kendilerine buyurduğu gibi, silahlı olarak İsrail halkının önüne geçtiler. Böylece kırk bin kadar silahlı adam savaşmak üzere RABbin önünde Eriha ovalarına girdi.
RAB o gün Yeşuyu bütün İsrail halkının gözünde yüceltti. Musaya yaşamı boyunca nasıl saygı gösterdilerse, Yeşuya da öyle saygı göstermeye başladılar.
RAB Yeşuya, “Levha Sandığını taşıyan kahinlerin Şeria Irmağından çıkmalarını buyur” dedi.
Yeşu da kahinlere, “Şeria Irmağından çıkın” diye buyurdu.
RABbin Antlaşma Sandığını taşıyan kahinler Şeria Irmağının ortasından ayrılıp karaya ayak basar basmaz ırmağın suları eskisi gibi akmaya ve kıyıları basmaya başladı.
Halk Şeria Irmağını birinci ayın onuncu günü geçip Gilgalda, Erihanın doğu sınırında konakladı. Yeşu ırmaktan alınan on iki taşı Gilgala dikti. Sonra İsrail halkına şöyle dedi: “Çocuklarınız bir gün size, Bu taşların anlamı nedir? diye soracak olurlarsa, onlara, İsrail halkı Şeria Irmağının kurumuş yatağından geçti diyeceksiniz. Tanrınız RAB Kamış Denizini geçişimiz boyunca önümüzde nasıl kuruttuysa, Şeria Irmağını da geçişiniz boyunca önünüzde kuruttu. Öyle ki, yeryüzünün bütün halkları RABbin ne denli güçlü olduğunu anlasın; siz de Tanrınız RABden her zaman korkasınız! ”

İsrailliler Şeria Irmağını Geçiyor – Yeşu 3

Sabah erkenden kalkan Yeşu, bütün İsrail halkıyla birlikte Şittimden yola çıkıp Şeria Irmağına kadar geldi. Irmağı geçmeden orada konakladılar. Üçüncü günün sonunda ordugahı baştan başa geçen görevliler halka, “Levili kahinlerin Tanrınız RABbin Antlaşma Sandığını yüklendiklerini gördüğünüzde siz de yerinizden kalkıp sandığı izleyin” diye buyurdular, “Böylece hangi yöne gideceğinizi bileceksiniz. Çünkü daha önce bu yoldan hiç geçmediniz. Ama Antlaşma Sandığına yaklaşmayın; sandıkla aranızda iki bin arşın kadar bir aralık kalsın.”
Yeşu halka, “Kendinizi kutsayın” dedi, “Çünkü RAB yarın aranızda mucizeler yaratacak.”
Yeşu kahinlere, “Antlaşma Sandığını yüklenip halkın önüne geçin” dedi. Böylece kahinler sandığı yüklenip halkın önünde yürümeye başladılar.
Bu arada RAB Yeşuya şöyle dedi: “Musayla birlikte olduğum gibi, seninle de birlikte olduğumu anlamaları için bugün seni bütün İsrail halkının gözünde yüceltmeye başlayacağım. Antlaşma Sandığını taşıyan kahinlere, Şeria Irmağının kıyısına varınca suda biraz ilerleyip durun diye buyruk ver.”
Yeşu İsrail halkına, “Yaklaşın, Tanrınız RABbin söylediklerini dinleyin” dedikten sonra ekledi: “Yaşayan Tanrının aranızda olduğunu, Kenan, Hitit, Hiv, Periz, Girgaş, Amor ve Yevus halklarını kesinlikle önünüzden süreceğini şundan anlayacaksınız: Bütün yeryüzünün Egemenine ait olan Antlaşma Sandığı, sizden önce Şeria Irmağını geçecek. Şimdi her oymaktan birer kişi olmak üzere İsrail oymaklarından kendinize on iki adam seçin. Bütün yeryüzünün Egemeni RABbin Antlaşma Sandığını taşıyan kahinlerin ayakları Şeria Irmağının sularına değer değmez, yukarıdan aşağıya akan sular kesilip bir yığın halinde birikecek.”
Halk Şeria Irmağını geçmek üzere konakladığı yerden yola çıktı. Antlaşma Sandığını taşıyan kahinler önden gidiyorlardı. Sandığı taşıyan kahinler ırmağın kıyısına varıp suya ayak bastıklarında –Şeria Irmağı, ekin biçme zamanında kabarır, kıyılarını basar– ta yukarıdan gelen sular durdu, çok uzaklarda, Saretan yakınında bulunan Adam Kentinde bir yığın halinde yükselmeye başladı. Öyle ki, Arava –Lut– Gölüne akan sular tümüyle kesildi. Halk Erihanın karşısından ırmağı geçti. RABbin Antlaşma Sandığını taşıyan kahinler, halkın tamamı ırmağı geçinceye dek kurumuş ırmak yatağının ortasında kıpırdamadan durdular. Böylece bütün İsrail halkı kurumuş ırmak yatağından geçti.

Rahav ve Casuslar – Yeşu 2

Nun oğlu Yeşu Şittimden gizlice iki casus gönderdi. “Gidip ülkeyi, özellikle de Erihayı araştırın” dedi. Böylece yola çıkan casuslar, Rahav adında bir fahişenin evine gidip geceyi orada geçirdiler.
Bu arada Eriha Kralına, “Ülkemizi araştırmak üzere bu gece İsrail halkından buraya adamlar geldi” diye haber verildi. Bunun üzerine Eriha Kralı, Rahava, “Sana gelip evinde kalan o adamları dışarı çıkar” diye haber gönderdi, “Çünkü onlar ülkemizi araştırmak için geldiler.”
İki adamı saklamış olan Rahav, “Adamların bana geldikleri doğru” dedi, “Ama ben nereli olduklarını bilmiyordum. Karanlık basar basmaz, kentin kapısı kapanmak üzereyken çıktılar. Nereye gittiklerini bilmiyorum. Hemen peşlerinden giderseniz yetişirsiniz.” Aslında kadın onları dama çıkarmış, oraya sermiş olduğu keten saplarının altına gizlemişti. Kralın adamlarıysa casusları Şeria Irmağının geçitlerine giden yol boyunca kovaladılar. Onlar kentten çıkar çıkmaz kapı sürgülenmişti.
Damdaki adamlar yatmadan önce kadın yanlarına çıktı. “RABbin bu ülkeyi size verdiğini biliyorum” dedi, “Sizden ötürü dehşete kapıldık; ülkede yaşayan herkesin korkudan dizlerinin bağı çözüldü. Çünkü Mısırdan çıktığınızda RABbin Kamış Denizini önünüzde nasıl kuruttuğunu, Şeria Irmağının ötesindeki Amorlu iki krala –Sihon ve Oga– neler yaptığınızı, onları nasıl yok ettiğinizi duyduk. Bunları duyduğumuzda korkudan dizlerimizin bağı çözüldü. Sizin korkunuzdan kimsede derman kalmadı. Çünkü Tanrınız RAB hem yukarıda göklerde, hem de aşağıda yeryüzünde Tanrıdır. Size iyilik ettiğim gibi, siz de aileme iyilik edeceğinize lütfen RAB adına ant için. Annemi, babamı, erkek ve kız kardeşlerimle ailelerini ölümden kurtarıp hepimizi sağ bırakacağınıza ilişkin bana güvenilir bir işaret verin.”
Adamlar, “Eğer bu yaptıklarımızı açığa vurmazsanız, yerinize ölmeye hazırız” dediler, “RAB bu ülkeyi bize verdiğinde sana iyilik edip sözümüzü tutacağız.”
Kent surlarında bir evde oturan Rahav, adamları iple pencereden aşağı indirdi. Onlara, “Dağa çıkın, yoksa sizi kovalayanlarla karşılaşabilirsiniz” dedi, “Onlar dönene kadar üç gün orada saklanın. Sonra yolunuza devam edersiniz.”
Adamlar Rahava, “Bize içirdiğin andı tutmasına tutarız” dediler, “Ama ülkeye girdiğimizde şu kırmızı ipi bizi indirdiğin pencereye bağla. Anneni, babanı, kardeşlerinle babanın bütün ev halkını yanına, kendi evine topla. Evinin kapısından dışarıya çıkan, kendi kanından sorumlu olacak; böyle biri için sorumluluk kabul etmeyiz. Ama seninle birlikte evinde olan herhangi birine gelecek zarardan biz sorumluyuz. Ancak bu yaptıklarımızı açığa vurursan, içirdiğin ant bizi bağlamaz.”
Kadın, “Dediğiniz gibi olsun” diye karşılık verdi. Onları yola çıkarıp uğurladıktan sonra kırmızı ipi pencereye bağladı.
Adamlar ayrılıp dağa çıktılar; kendilerini kovalayanlar dönünceye dek üç gün orada kaldılar. Kovalayanlar yol boyu onları aradılarsa da bulamadılar. İki adam geri dönmek üzere dağdan indi. Irmağı geçip Nun oğlu Yeşunun yanına vardılar ve başlarından geçen her şeyi ona anlattılar. Yeşuya, “RAB gerçekten bütün ülkeyi elimize teslim etti” dediler, “Orada yaşayan herkesin korkudan dizlerinin bağı çözüldü.”

Yeşunun Halka Buyruğu – Yeşu 1

Bunun üzerine Yeşu, halkın görevlilerine şöyle buyurdu: “Ordugahın ortasından geçip halka şu buyruğu verin: Kendinize kumanya hazırlayın. Çünkü Tanrınız RABbin size vereceği ülkeye girip orayı mülk edinmek için üç gün sonra Şeria Irmağını geçeceksiniz. ”
Yeşu, Ruben ve Gad oymaklarına ve Manaşşe oymağının yarısına da şöyle dedi: “RABbin kulu Musanın, Tanrınız RAB bu ülkeyi size verip sizi rahata erdirecek dediğini anımsayın. Kadınlarınız, çocuklarınız ve hayvanlarınız Şeria Irmağının doğusunda, Musanın size verdiği topraklarda kalsın. Ama sizler, bütün yiğit savaşçılar, silahlı olarak kardeşlerinizden önce ırmağı geçip onlara yardım edin. RAB sizi rahata erdirdiği gibi, onları da rahata erdirecek. Onlar Tanrınız RABbin vereceği ülkeyi mülk edindikten sonra siz de mülk edindiğiniz topraklara, RABbin kulu Musanın Şeria Irmağının doğusunda size verdiği topraklara dönüp oraya yerleşin.”
Önderler Yeşuya, “Bize ne buyurduysan yapacağız” diye karşılık verdiler, “Bizi nereye gönderirsen gideceğiz. Her durumda Musanın sözünü dinlediğimiz gibi, senin sözünü de dinleyeceğiz. Yeter ki, Musayla birlikte olmuş olan Tanrın RAB seninle de birlikte olsun. Sözünü dinlemeyen, buyruklarına karşı gelip başkaldıran ölümle cezalandırılacaktır. Yeter ki, sen güçlü ve yürekli ol.”

Rabbin Yeşuya Buyruğu – Yeşu 1

RAB, kulu Musanın ölümünden sonra onun yardımcısı Nun oğlu Yeşuya şöyle seslendi: “Kulum Musa öldü. Şimdi kalk, bütün halkla birlikte Şeria Irmağını geç. Size, İsrail halkına vereceğim ülkeye girin. Musaya söylediğim gibi, ayak basacağınız her yeri size veriyorum. Sınırlarınız çölden Lübnana, büyük Fırat Irmağından –bütün Hitit ülkesi dahil– batıdaki Akdenize kadar uzanacak. Yaşamın boyunca hiç kimse sana karşı koyamayacak; nasıl Musa ile birlikte oldumsa, seninle de birlikte olacağım. Seni terk etmeyeceğim, seni yüzüstü bırakmayacağım.
“Güçlü ve yürekli ol. Çünkü halkı, atalarına vereceğime ant içtiğim ülkeyi miras almaya sen götüreceksin. Yeter ki, güçlü ve yürekli ol. Kulum Musanın sana buyurduğu Kutsal Yasanın tümünü yerine getirmeye dikkat et. Gittiğin her yerde başarılı olmak için bu yasadan ayrılma, sağa sola sapma. Yasa Kitabında yazılanları dilinden düşürme. Tümünü özenle yerine getirmek için gece gündüz onu düşün. O zaman başarılı olacak ve amacına ulaşacaksın. Sana güçlü ve yürekli ol demedim mi? Korkma, yılma. Çünkü Tanrın RAB gideceğin her yerde seninle birlikte olacak.”

Musanın Ölümü – Tesniye 34

Bundan sonra Musa Moav ovalarından Nevo Dağına giderek Eriha Kenti karşısındaki Pisga Dağına çıktı. RAB ona bütün ülkeyi gösterdi: Dana kadar uzanan Gilatı, bütün Naftaliyi, Efrayim ve Manaşşe bölgelerini, Akdenize kadar uzanan bütün Yahuda bölgesini, Negevi, hurma kenti Eriha Vadisinin Soara kadar uzanan ovasını. Sonra Musaya şöyle dedi: “İbrahime, İshaka, Yakupa, Senin soyuna vereceğim diye ant içtiğim ülke budur. Ülkeyi sana gösterdim, ama oraya gitmeyeceksin.”
Böylece RABbin sözü uyarınca RABbin kulu Musa orada, Moav ülkesinde öldü. RAB onu Moav ülkesinde, Beytpeor karşısındaki vadide gömdü. Bugün de mezarının nerede olduğunu kimse bilmiyor. Musa öldüğünde yüz yirmi yaşındaydı; ne gözleri zayıflamıştı, ne de gücü tükenmişti. İsrailliler Moav ovalarında Musa için otuz gün yas tuttular.
Sonra Musa için ağlama ve yas tutma günleri sona erdi. Nun oğlu Yeşu bilgelik ruhuyla doluydu. Çünkü Musa ellerini üzerine koymuştu. İsrailliler onu dinliyor ve RABbin Musaya verdiği buyruklar uyarınca davranıyorlardı.
O günden bu yana İsrailde Musa gibi RABbin yüz yüze görüştüğü bir peygamber çıkmadı. RAB onu Mısırda firavuna, görevlilerine ve bütün ülkesine bir sürü belirtiler, şaşılası işler yapması için göndermişti. Musa İsraillilerin gözleri önünde güçlü, büyük ve ürkütücü işler yapmıştı.

Musa İsrail Oymaklarını Kutsuyor – Tesniye 33

Tanrı adamı Musa, ölümünden önce İsraillileri kutsadı. Şöyle dedi:
“RAB Sina Dağından geldi,
Halkına Seirden doğdu
Ve Paran Dağından parladı.
On binlerce kutsalıyla birlikte geldi,
Sağ elinde halkı için alev alev yanan ateş vardı.
Ya RAB, halkları gerçekten seversin,
Bütün kutsallar elinin altındadır.
Ayaklarına kapanır,
Sözlerini dinlerler.
Yakupun topluluğuna miras olarak,
Musa bize yasayı verdi.
İsrailin oymaklarıyla
Halkın önderleri bir araya geldiğinde
RAB Yeşurunun kralı oldu.
“Ruben yaşasın, ölmesin,
Halkının sayısı az olmasın.”
Musa Yahuda için de şunları söyledi:
“Ya RAB, Yahudanın yakarışını duy
Ve onu kendi halkına getir.
Kendisi için elleriyle savaştı.
Düşmanlarına karşı ona yardımcı ol.”
Levi için de şöyle dedi:
“Ya RAB, senin Tummimin ve Urimin
Sadık kulun içindir.
Onu Massada denedin,
Meriva sularında onunla tartıştın.
O annesi ve babası için,
Onları saymıyorum dedi.
Kardeşlerini tanımadı,
Çocuklarını bilmedi.
Ama senin sözünü tuttu
Ve antlaşmana bağlı kaldı.
İlkelerini Yakup soyuna,
Yasanı İsraile öğretecekler.
Senin önünde buhur,
Sunağında tümüyle yakmalık sunular sunacaklar.
Ya RAB, onları el attıkları her işte kutsa,
Yaptıklarından hoşnut ol.
Ona karşı ayaklananların
Ve ondan nefret edenlerin belini kır,
Bir daha ayağa kalkmasınlar!”
Benyamin için de şöyle dedi:
“RABbin sevgilisi,
Onun yanında güvenlikte yaşasın;
RAB bütün gün onu korur,
O da RABbin kucağında oturur.”
Yusuf için de şöyle dedi:
“RAB onun ülkesini
Gökten yağan değerli çiyle
Ve yeraltındaki derin su kaynaklarıyla kutsasın.
Ülkesi güneş altında yetişen ürünlerin en iyisiyle,
Her ay yetişen en iyi meyvelerle,
Yaşlı dağların en seçkin armağanlarıyla,
Kalıcı tepelerin bolluğuyla,
Yerin en değerli ürünü ve doluluğuyla,
Çalıda oturanın lütfuyla bereketli olsun.
Yusufun başı üzerine,
Kardeşlerinden ayrı olanın başı üzerine bereket yağsın.
İlk doğan bir boğa kadar
Görkemlidir o;
Boynuzları yaban öküzünün boynuzları gibidir.
Bu boynuzlarla ulusları,
Yeryüzünün dört bucağındaki ulusları yaralayacak.
İşte böyledir Efrayimin on binleri,
İşte bunlardır Manaşşenin binleri.”
Zevulun için de şöyle dedi:
“Ey Zevulun, sevinç duy yola çıkışınla,
Ve sen, İssakar, çadırlarında sevin!
Ulusları dağa çağıracak,
Orada doğruluk kurbanları kesecekler.
Denizlerin bolluğuyla
Ve kumlarda saklı hazinelerle doyacaklar.”
Gad için de şöyle dedi:
“Gadın sınırını genişleten kutsansın;
Gad orada kol ve baş parçalayan
Bir aslan gibi oturuyor.
Kendine ilk toprağı seçti;
Önderlik payı ona verilmiştir.
Halkın önderleri bir araya geldiğinde,
RABbin doğru isteğini
Ve İsraile ilişkin ilkelerini,
O yerine getirdi.”
Dan için de şöyle dedi:
“Dan Başandan sıçrayan
Aslan yavrusudur.”
Naftali için de şöyle dedi:
“Ey sen, RABbin lütfu ve
Kutsamasıyla dolu olan Naftali!
Sen batıyı ve güneyi mülk edineceksin.”
Aşer için de şöyle dedi:
“Oğullar arasında en çok kutsanan Aşer olsun,
Kardeşlerinin beğenisini kazanan o olsun.
Ayağını zeytinyağına batırsın.
Kapı sürgülerin demir ve tunç olacak
Ve gücün yaşamın boyunca sürecektir.”
“Ey Yeşurun, sana yardım için
Göklere ve bulutlara görkemle binen,
Tanrıya benzer biri yok.
Sığınağın çağlar boyu var olan Tanrıdır,
Seni taşıyan Onun yorulmaz kollarıdır.
Düşmanı önünden kovacak
Ve sana, Onu yok et! diyecek.
Böylece İsrail güvenlik içinde yaşayacak;
Tahıl ve yeni şarap ülkesinde,
Yakupun pınarı güvenlikte kalacak.
Gökler oraya çiy damlatacak.
Ne mutlu sana, ey İsrail!
Var mı senin gibisi?
Sen RABbin kurtardığı bir halksın.
RAB seni koruyan kalkan
Ve şanlı kılıcındır.
Düşmanların senin önünde küçülecek
Ve sen onları çiğneyeceksin.”

Musaya Ölümü Önceden Bildiriliyor – Tesniye 32

RAB aynı gün Musaya şöyle seslendi: “Haavarim dağlık bölgesine, Eriha karşısında Moav ülkesindeki Nevo Dağına çık. Mülk olarak İsraillilere vereceğim Kenan ülkesine bak. Ağabeyin Harun Hor Dağında ölüp atalarına kavuştuğu gibi, sen de çıkacağın dağda ölüp atalarına kavuşacaksın. Çünkü ikiniz de Zin Çölünde, Meriva-Kadeş sularında, İsraillilerin önünde bana ihanet ettiniz, kutsallığımı önemsemediniz. Bu nedenle ülkeyi ancak uzaktan göreceksin. Ama oraya, İsrail halkına vereceğim ülkeye girmeyeceksin.”

Musanın Ezgisi – Tesniye 32

Musa şu ezginin sözlerini eksiksiz olarak bütün İsrail topluluğuna okudu:
“Ey gökler, kulak verin, sesleneyim;
Ey dünya, ağzımdan çıkan sözleri işit!
Öğretişim yağmur gibi damlasın;
Sözlerim çiy gibi düşsün,
Çimen üzerine çiseleyen yağmur gibi,
Bitkilere yağan sağanak gibi.
RABbin adını duyuracağım.
Ululuğu için Tanrımızı övün!
O Kayadır, işleri kusursuzdur,
Bütün yolları doğrudur.
O haksızlık etmeyen güvenilir Tanrıdır.
Doğru ve adildir.
Bu eğri ve sapık kuşak,
Ona bağlı kalmadı.
Onun çocukları değiller.
Bu onların utancıdır.
RABbe böyle mi karşılık verilir,
Ey akılsız ve bilgelikten yoksun halk?
Sizi yaratan, size biçim veren,
Babanız, Yaratıcınız O değil mi?
“Eski günleri anımsayın;
Çoktan geçmiş çağları düşünün.
Babanıza sorun, size anlatsın,
Yaşlılarınız size açıklasın.
Yüceler Yücesi uluslara paylarına düşeni verip
İnsanları böldüğünde,
Ulusların sınırlarını
İsrailoğullarının sayısına göre belirledi.
Çünkü RABbin payı kendi halkıdır
Ve Yakup soyu Onun payına düşen mirastır.
“Onu kurak bir ülkede,
Issız, uluyan bir çölde buldu,
Onu kuşattı, kayırdı,
Gözbebeği gibi korudu.
Yuvasında yavrularını uçmaya kışkırtan,
Onların üzerinde kanat çırpan bir kartal gibi,
Kanatlarını gerip onları aldı
Ve kanatları üzerinde taşıdı.
Ona yalnız RAB yol gösterdi,
Yanında yabancı ilah yoktu.
“Onu yeryüzünün yüksekliklerinde gezdirdi,
Tarlada yetişen ürünlerle doyurdu.
Onu kayadan akan balla,
Çakmaktaşından çıkardığı yağla besledi.
İneklerin yağıyla,
Koyunların sütüyle,
Besili kuzularla,
Başan cinsi en iyi koçlarla, tekelerle,
En iyi buğdayla onu besledi.
Halk üzümün kırmızı kanını içti.
“Yeşurun semirdi ve sahibini tepti;
Doyunca yağ bağlayıp ağırlaştı,
Kendisini yaratan Tanrıya sırt çevirdi,
Kurtarıcısını, Kayayı küçümsedi.
Yabancı ilahlarla Tanrıyı kıskandırıp
İğrençlikleriyle Onu öfkelendirdiler.
Tanrı olmayan cinlere,
Tanımadıkları ilahlara,
Atalarınızın korkmadıkları,
Son zamanlarda ortaya çıkan
Yeni ilahlara kurban kestiler.
Seni oluşturan Kayayı savsakladın,
Seni yaratan Tanrıyı unuttun.
“RAB bunu görünce onları reddetti;
Çünkü oğulları, kızları Onu öfkelendirmişlerdi.
Yüzümü onlardan çevirecek
Ve sonlarının ne olacağını göreceğim dedi,
Çünkü onlar sapık bir kuşak
Ve güvenilmez çocuklardır.
Tanrı olmayan ilahlarla
Beni kıskandırdılar;
Değersiz putlarıyla beni öfkelendirdiler.
Ben de halk olmayan bir halkla
Onları kıskandıracağım.
Anlayışsız bir ulusla
Onları öfkelendireceğim.
Çünkü size karşı öfkem ateş gibi tutuşup
Ölüler diyarının derinliklerine dek yanacak.
Yeryüzünü ve ürününü yutup yok edecek
Ve dağların temellerini tutuşturacak.
“ Üzerlerine kötülükler yığacağım,
Oklarımı onlara karşı kullanacağım.
Kavurucu kıtlık, tüketici hastalık,
Öldürücü salgın vuracak onları.
Gönderdiğim canavarlar dişleriyle onlara saldıracak,
Toprakta sürünen zehirli yılanlar onları ısıracak.
Sokakta kılıç onları çocuksuz bırakacak;
Evlerinde dehşet egemen olacak.
Delikanlısı, genç kızı,
Emzikteki çocuğu, aksaçlısı ölecek.
Onları darmadağın etmeyi,
İnsanlar arasından anılarını silmeyi düşündüm.
Ama düşmanın alay etmesinden çekindim.
Öyle ki, düşman yanlış anlayıp da,
Bütün bunları yapan RAB değil,
Başarı kazanan biziz, demesin.
“Onlar anlayışsız bir ulustur,
Onlarda sezgi yoktur.
Keşke bilge kişiler olsalardı, anlasalardı,
Sonlarının ne olacağını düşünselerdi!
Onların Kayası kendilerini satmamış
Ve RAB onları ele vermemiş olsaydı,
Nasıl bir kişi bin kişiyi kovar,
İki kişi on bin kişiyi kaçırtırdı?
Çünkü bizim Kayamız onların kayasına benzemez,
Düşmanlarımız bu konuda yargıç olabilir.
Onların asması Sodom asmasından,
Gomora bağlarındandır.
Üzümleri zehirle dolu,
Salkımları acıdır.
Şarapları yılan zehiri,
Kobraların öldürücü zehiridir.
“ Bu kötülükleri yazmadım mı?
Hazinelerimde mühürlemedim mi?
Öç benimdir, karşılığını ben vereceğim,
Zamanı gelince ayakları kayacak,
Onların yıkım günü yakındır,
Ceza günü hızla yaklaşıyor.
“RAB kendi halkının hakkını koruyacak,
Onların gücünün tükendiğini,
Ülkede genç yaşlı kimsenin kalmadığını görünce,
Kullarına acıyacaktır.
Hani sığındığınız kaya,
Hani ilahlarınız nerede? diyecek,
Kurbanlarınızın yağını yiyen,
Dökmelik sununuzu içen
İlahlarınız hani nerede?
Kalksınlar da size yardım etsinler!
Size barınak olsunlar!
“ Artık anlayın ki, ben, evet ben Oyum,
Benden başka tanrı yoktur!
Öldüren de, yaşatan da,
Yaralayan da, iyileştiren de benim.
Kimse elimden kurtaramaz.
Elimi göğe kaldırır
Ve sonsuzluk boyunca varlığım hakkı için derim ki,
Parlayan kılıcımı bileyip
Yargılamak için elime alınca,
Düşmanlarımdan öç alacağım,
Benden nefret edenlere karşılığını vereceğim.
Oklarımı kanla sarhoş edeceğim,
Kılıcım vurulanların, tutsakların kanıyla,
Düşman önderlerinin başlarıyla
Ve etle beslenecek.
“Ey uluslar, Onun halkını kutlayın,
Çünkü O kullarının kanının öcünü alacak,
Düşmanlarından öç alacak,
Ülkesinin ve halkının günahını bağışlayacak.” Musa, Nun oğlu Hoşea ile birlikte gelip bu ezginin sözlerini halka okudu. Musa sözlerini bitirince, İsraillilere şöyle dedi: “Bugün size bildirdiğim bu uyarıcı sözlerin tümünü benimseyin. Bu yasanın bütün sözlerine dikkat etmeleri ve yerine getirmeleri için çocuklarınıza buyruk verin. Bunlar sizin için boş sözler değildir, sizin yaşamınızdır. Şeria Irmağından geçerek mülk edineceğiniz ülkede ömrünüz bu sözler sayesinde uzun olacaktır.”

Rabbin Musaya Son Buyruğu – Tesniye 31

RAB Musaya, “Ölümüne az kaldı” dedi, “Yeşuyu çağır. Ona buyruklarımı bildirmem için Buluşma Çadırında hazır olun.” Böylece Musa ile Yeşu gidip Buluşma Çadırında beklediler. Sonra RAB çadırda bulut sütununun içinde göründü; bulut çadırın kapısı üzerinde durdu. RAB Musaya şöyle seslendi: “Yakında ölüp atalarına kavuşacaksın. Bu halk da gideceği ülkenin ilahlarına bağlanıp bana hainlik edecek. Beni bırakacak, kendileriyle yaptığım antlaşmayı bozacaklar. O gün onlara öfkeleneceğim, onları terk edeceğim. Yüzümü onlardan çevireceğim. Başkalarına yem olacaklar, başlarına sayısız kötülükler, sıkıntılar gelecek. O gün, Tanrımız bizimle olmadığı için bu kötülükler başımıza geldi diyecekler. Başka ilahlara yönelmekle yaptıkları kötülük yüzünden o gün kesinlikle onlardan yüzümü çevireceğim.
“Şimdi kendiniz için şu ezgiyi yazın ve İsraillilere öğretin; onu okusunlar. Öyle ki, bu ezgi İsraillilere karşı benim tanığım olsun. Onları atalarına ant içerek söz verdiğim süt ve bal akan ülkeye getirdiğimde yiyip doyacaklar; semirince başka ilahlara yönelip onlara tapacaklar. Beni tepecek, antlaşmamı bozacaklar. Başlarına sayısız kötülükler, sıkıntılar geldiğinde, bu ezgi onlara karşı tanıklık edecek. Çünkü çocukları bu ezgiyi unutmayacak. Ant içerek söz verdiğim ülkeye onları getirmeden önce neler tasarladıklarını biliyorum.” O gün Musa bu ezgiyi yazıp İsraillilere öğretti.
RAB Nun oğlu Yeşuya şu buyruğu verdi: “Güçlü ve yürekli ol! Çünkü İsraillileri, ant içerek söz verdiğim ülkeye sen götüreceksin ve ben seninle birlikte olacağım.”
Musa yasanın sözlerini eksiksiz olarak kitaba yazmayı bitirince, RABbin Antlaşma Sandığını taşıyan Levililere şu buyruğu verdi: “Bu Yasa Kitabını alın, Tanrınız RABbin Antlaşma Sandığının yanına koyun. Orada size karşı bir tanık olarak kalsın. Çünkü sizin başkaldıran, dikbaşlı kişiler olduğunuzu biliyorum. Bugün ben sağken, aranızdayken bile RABbe karşı geliyorsunuz; ölümümden sonra daha ne kadar çok başkaldıracaksınız. Oymaklarınızın bütün ileri gelenlerini, görevlilerinizi bana getirin. Bu sözleri onlara duyuracağım. Yeri göğü onlara karşı tanık tutacağım. Ölümümden sonra büsbütün yozlaşacağınızı, size buyurduğum yoldan sapacağınızı biliyorum. Son günlerde kötülüklerle karşılaşacaksınız. Çünkü RABbin gözünde kötü olanı yapacak ve yaptıklarınızla Onu öfkelendireceksiniz.”

Yasanın Okunması – Tesniye 31

Musa bu yasayı yazıp RABbin Antlaşma Sandığını taşıyan Levili kahinlere ve bütün İsrail ileri gelenlerine verdi. Sonra onlara şöyle buyurdu: “Her yedi yılın sonunda, borçları bağışlama yılında, Çardak Bayramında, bütün İsrailliler Tanrınız RABbin önünde bulunmak üzere seçeceği yere geldiğinde, bu yasayı onlara okuyacaksınız. Halkı –erkekleri, kadınları, çocukları ve kentlerinizde yaşayan yabancıları– toplayın. Öyle ki, herkes duyup öğrensin, Tanrınız RABden korksun. Bu yasanın bütün sözlerine uymaya dikkat etsin. Yasayı bilmeyen çocuklar da duysunlar, mülk edinmek için Şeria Irmağından geçip gideceğiniz ülkede yaşadığınız sürece Tanrınız RABden korkmayı öğrensinler.”

Yeşu Musanın Yerine Geçecek – Tesniye 31

Musa İsraillilere şöyle dedi: “Yüz yirmi yaşındayım. Bundan böyle size önderlik edemem. Üstelik RAB bana, Şeria Irmağının karşı yakasına geçmeyeceksin dedi. Tanrınız RAB önünüzden geçecek. Bu ulusları önünüzden yok edecek. Ülkelerini mülk edineceksiniz. RABbin sözü uyarınca Yeşu size önderlik edecek. RAB Amorluların kralları Sihonu ve Ogu yok edip ülkelerine yaptığının aynısını bu uluslara da yapacak. RAB onları size teslim edecek. Onlara size verdiğim buyruklar uyarınca davranmalısınız. Güçlü ve yürekli olun! Onlardan korkmayın, yılmayın. Çünkü sizinle birlikte giden Tanrınız RABdir. O sizi terk etmeyecek, sizi yüzüstü bırakmayacaktır.”
Sonra Musa Yeşuyu çağırıp bütün İsraillilerin gözü önünde ona şöyle dedi: “Güçlü ve yürekli ol! Çünkü RABbin, atalarına ant içerek söz verdiği ülkeye bu halkla birlikte sen gideceksin. Ülkeyi miras olarak onlara sen vereceksin. RABbin kendisi sana öncülük edecek, seninle birlikte olacak. Seni terk etmeyecek, seni yüzüstü bırakmayacak. Korkma, yılma.”

İyileşmenin ve Kutsanmanın Koşulları – Tesniye 30

“Bütün bu olaylar –önünüze serdiğim kutsama ve lanetler– başınıza geldiğinde, Tanrınız RABbin sizi dağıttığı uluslar arasında bunları anımsayacaksınız. Bugün size ilettiğim buyruklar uyarınca siz ve çocuklarınız Tanrınız RABbe döner, bütün yüreğinizle, bütün canınızla Ona uyarsanız, Tanrınız RAB size acıyacak, sizi sürgünden geri getirecek. Sizi dağıttığı ulusların arasından yeniden toplayacak. Dünyanın öbür ucuna sürülmüş olsanız bile, Tanrınız RAB sizleri toplayıp geri getirecek. Sizi atalarınızın mülk edindiği ülkeye ulaştıracak. Orayı miras alacaksınız. Tanrınız RAB üzerinize iyilik getirecek ve sizi atalarınızdan daha çok çoğaltacak. Sizin ve çocuklarınızın yüreğini değiştirecek. Öyle ki, Onu bütün yüreğinizle, bütün canınızla sevesiniz ve yaşayasınız. Tanrınız RAB bütün bu lanetleri sizden nefret edenlerin, size baskı yapan düşmanlarınızın üzerine yağdıracak. Siz yine RABbin sözüne kulak verecek, bugün size ilettiğim buyrukların hepsine uyacaksınız. Tanrınız RAB el attığınız her işte sizi başarılı kılacak; çok sayıda çocuğunuz olacak, hayvanlarınızın yavruları, toprağınızın ürünü bol olacak. RAB atalarınızdan nasıl hoşnut kaldıysa, sizden de öyle hoşnut kalacak ve sizi başarılı kılacak. Yeter ki, Tanrınız RABbin sözünü dinleyin, bu Yasa Kitabında yazılı buyruklarına, kurallarına uyun ve bütün yüreğinizle, bütün canınızla Ona dönün.
“Bugün size ilettiğim bu buyruk ne tutamayacağınız kadar zor, ne de ulaşamayacağınız kadar uzaktır. O göklerde değil ki, Kim bizim için göğe çıkacak? Kim yerine getirmemiz için onu alıp yayacak? diyesiniz. Denizin ötesinde değil ki, Kim bizim için denizin ötesine gidecek? Kim yerine getirmemiz için onu alıp yayacak? diyesiniz. Tanrı sözü size çok yakındır; uymanız için ağzınızda ve yüreğinizdedir.
“İşte bugün önünüze yaşamla iyiliği, ölümle kötülüğü koyuyorum. Bugün size Tanrınız RABbi sevmeyi, yollarında yürümeyi, buyruklarına, kurallarına, ilkelerine uymayı buyuruyorum. Öyle ki, yaşayasınız, çoğalasınız ve mülk edinmek için gideceğiniz ülkede Tanrınız RAB tarafından kutsanasınız.
“Eğer yoldan döner, kulak vermezseniz, ayartılır, başka ilahlara eğilip taparsanız, bugün size kesinlikle yok olacağınızı bildiriyorum. Şeria Irmağından geçip mülk edinmek için gideceğiniz ülkede uzun yaşamayacaksınız.
“Önünüze yaşamla ölümü, kutsamayla laneti koyduğuma bugün yeri göğü size karşı tanık gösteriyorum. Yaşamı seçin ki, siz de çocuklarınız da yaşayasınız. Tanrınız RABbi sevin, sözüne uyup Ona bağlanın. RAB yaşamınızdır; kendilerine vereceğine ilişkin atalarınız İbrahime, İshaka, Yakupa söz verdiği ülkede uzun yaşamanızı sağlayacaktır.”

Antlaşmanın Yinelenmesi – Tesniye 29

RABbin İsraillilerle Horev Dağında yaptığı antlaşmaya ek olarak, Moavda Musaya onlarla yapmayı buyurduğu antlaşmanın sözleri bunlardır.
Musa bütün İsraillileri bir araya toplayarak şöyle dedi: “RABbin Mısırda gözlerinizin önünde firavuna, görevlilerine, ülkesine yaptıklarını gördünüz. Büyük denemeleri, belirtileri, o büyük ve şaşılası işleri gözlerinizle gördünüz. Ne var ki, RAB bugüne dek size kavrayan yürek, gören göz, duyan kulak vermedi. RAB, Sizi kırk yıl çölde dolaştırdım; ne üzerinizdeki giysi eskidi, ne ayağınızdaki çarık. Ekmek yemediniz, şarap ya da başka içki içmediniz. Bütün bunları Tanrınız RABbin ben olduğumu anlayasınız diye yaptım diyor.
“Buraya ulaştığınızda, Heşbon Kralı Sihon ile Başan Kralı Og bizimle savaşa tutuştular. Ama onları bozguna uğrattık. Ülkelerini ele geçirerek mülk olarak Rubenlilere, Gadlılara, Manaşşe oymağının yarısına verdik. El attığınız her işte başarılı olmak için bu antlaşmanın sözlerini yerine getirmeye dikkat edin.
“Bugün hepiniz –önderleriniz, oymak başlarınız, ileri gelenleriniz, görevlileriniz, bütün öbür İsrailli erkekler, çocuklarınız, karılarınız, aranızda yaşayan ve odununuzu kesen, suyunuzu taşıyan yabancılar– Tanrınız RABbin önünde duruyorsunuz. Bugün Tanrınız RABbin ant içerek sizinle yaptığı bu antlaşmayı geçerli kılmak için burada duruyorsunuz. Öyle ki, bugün sizi kendi halkı olarak belirlesin ve size söylediği gibi, atalarınız İbrahime, İshaka, Yakupa içtiği ant uyarınca Tanrınız olsun. Antla yapılan bu antlaşmayı yalnız sizinle, bugün burada bizimle birlikte Tanrımız RABbin önünde duranlarla değil, yanımızda olmayanlarla da yapıyorum.
“Mısırda nasıl yaşadığımızı, öteki ulusların ortasından geçerek buraya nasıl geldiğimizi kendiniz de biliyorsunuz. Onların arasında iğrenç suretleri, ağaçtan, taştan, altından, gümüşten yapılmış putları gördünüz. Dikkat edin, bugün aranızda bu ulusların ilahlarına tapmak için Tanrımız RABden sapan erkek ya da kadın, boy ya da oymak olmasın; aranızda acılık, zehir veren kök olmasın.
“Bu andın sözlerini duyup da kimse kendi kendini kutlamasın ve, Kendi isteklerim uyarınca yaşasam da güvenlikte olurum diye düşünmesin. Bu herkese yıkım getirir. RAB böyle birini bağışlamak istemez. RABbin öfkesi ve kıskançlığı o kişiye karşı alevlenecek. Bu kitapta yazılı bütün lanetler başına yağacak ve RAB onun adını göğün altından silecektir. Bu Yasa Kitabında yazılı antlaşmada yer alan bütün lanetler uyarınca, RAB onu felakete uğraması için İsrailin bütün oymakları arasından ayıracaktır.
“Sizden sonraki kuşak, çocuklarınız ve uzak ülkeden gelen yabancılar ülkenizin uğradığı belaları, RABbin ülkeye gönderdiği hastalıkları görecekler. Bütün ülke yanacak, tuz ve kükürtle örtülecek; tohum ekilmeyecek, filiz sürmeyecek, ot bitmeyecek. Ülke RABbin kızgın öfkesiyle yerle bir ettiği Sodom, Gomora, Adma ve Sevoyim gibi yıkıma uğrayacak. Bütün uluslar, RAB bu ülkeye neden bunu yaptı? diye soracaklar, Bu büyük öfke neden alevlendi?
“Yanıt şöyle olacak: Atalarının Tanrısı RAB kendilerini Mısırdan çıkardığında onlarla yaptığı antlaşmayı bıraktılar. Tanımadıkları, RABbin kendilerine pay olarak vermediği başka ilahlara yöneldiler; onlara tapıp önlerinde eğildiler. İşte bu yüzden RABbin öfkesi bu ülkeye karşı alevlendi; bu kitapta yazılı bütün lanetleri oraya yağdırdı. RAB büyük kızgınlıkla, şiddetli öfkeyle onları ülkelerinden söküp attı; bugün olduğu gibi başka ülkeye sürdü.
“Gizlilik Tanrımız RABbe özgüdür. Ama bu yasanın bütün sözlerine uymamız için açığa çıkarılanlar sonsuza dek bize ve çocuklarımıza aittir.”

Lanetler – Tesniye 28

“Ama Tanrınız RABbin sözünü dinlemez, bugün size ilettiğim buyrukların, kuralların hepsine uymazsanız, şu lanetler üzerinize gelecek ve size ulaşacak:
“Kentte de tarlada da lanetli olacaksınız.
“Sepetiniz ve hamur tekneniz lanetli olacak.
“Rahminizin meyvesi, toprağınızın ürünü, sığırlarınızın buzağıları, sürülerinizin kuzuları lanetli olacak.
“İçeri girdiğinizde lanetli olacaksınız; dışarı çıktığınızda da lanetli olacaksınız.
“RABbe sırt çevirmekle yaptığınız kötülükler yüzünden el attığınız her işte O sizi lanete uğratacak, şaşkına çevirecek, paylayacak. Sonunda üzerinize yıkım gelecek ve çabucak yok olacaksınız. RAB, mülk edinmek için gideceğiniz ülkede sizi yok edinceye dek salgın hastalıkla cezalandıracak. Veremle, sıtmayla, iltihapla, yakıcı sıcaklıkla, kuraklıkla, samyeliyle, küfle cezalandıracak. Siz yok oluncaya dek bunlar sizi kovalayacak. Başınızın üstündeki gök tunç, ayağınızın altındaki yer demir olacak. RAB siz yok oluncaya dek gökten yağmur yerine ülkenize toz ve kum yağdıracak.
“RAB sizi düşmanlarınızın önünde bozguna uğratacak. Onlara bir yoldan saldıracak, ama önlerinden yedi yoldan kaçacaksınız. Yeryüzündeki bütün uluslar için dehşet verici bir örnek olacaksınız. Ölüleriniz bütün kuşlara, yabanıl hayvanlara yem olacak; onları korkutup kaçıran kimse olmayacak. RAB sizi iyileşemeyeceğiniz Mısır çıbanıyla, urlarla, kaşıntıyla, uyuzla vuracak. RAB sizi delilikle, körlükle, şaşkınlıkla cezalandıracak. Öğle vakti körlerin karanlıkta el yordamıyla yürüdüğü gibi yürüyeceksiniz. Yaptığınız her şeyde başarısız olacak, sürekli sıkıştırılacak, yağmalanacaksınız. Sizi kurtaran olmayacak.
“Bir kızla nişanlanacaksınız, ama başka biri onunla yatacak. Ev yapacak ama içinde oturmayacaksınız. Bağ dikecek ama üzümünü toplamayacaksınız. Öküzünüz gözünüzün önünde kesilecek ama etini yemeyeceksiniz. Eşeğiniz zorla sizden alınacak, geri getirilmeyecek. Davarlarınız düşmanlarınıza verilecek. Sizi kurtaran olmayacak. Oğullarınız, kızlarınız gözlerinizin önünde başka bir ulusa verilecek. Her gün onları gözlemekten gözlerinizin gücü tükenecek. Elinizden bir şey gelmeyecek. Tanımadığınız bir halk toprağınızın ürününü ve bütün emeğinizi yiyecek. Sürekli sıkıştırılacak, ezileceksiniz. Gözlerinizle gördükleriniz sizi çıldırtacak. RAB dizlerinizi, bacaklarınızı tepeden tırnağa iyileşmeyen ağrılı çıbanlarla vuracak.
“RAB sizi ve başınıza atayacağınız kralı sizin de atalarınızın da bilmediği bir ulusa sürecek. Orada ağaçtan, taştan yapılmış başka ilahlara tapacaksınız. RABbin sizi süreceği bütün uluslar başınıza gelenlerden dehşete düşecek; sizi aşağılayacak, sizinle eğlenecekler.
“Çok tohum ekecek, ama az toplayacaksınız. Çünkü ürününüzü çekirge yiyecek. Bağlar dikecek, bakımını yapacak, ama şarap içmeyecek, üzüm toplamayacaksınız. Onları kurt yiyecek. Ülkenizin her yerinde zeytinlikleriniz olacak, ama zeytinyağı sürünmeyeceksiniz. Zeytin ağaçlarınız ürününü yere dökecek. Oğullarınız, kızlarınız olacak, ama sizinle kalmayacaklar, sürgüne gönderilecekler. Bütün ağaçlarınızı, toprağınızın ürününü çekirgeler yiyecek.
“Aranızdaki yabancılar yükseldikçe yükselecek, sizse alçaldıkça alçalacaksınız. O sana ödünç verecek, ama sen ona ödünç vermeyeceksin. O baş, sen kuyruk olacaksın.
“Bütün bu lanetler başınıza yağacak. Yok oluncaya dek sizi kovalayacak ve size erişecek. Çünkü Tanrınız RABbin sözünü dinlemediniz, size verdiği buyrukları, kuralları yerine getirmediniz. Bu lanetler siz ve soyunuz için sonsuza dek bir belirti, şaşılası bir olay olarak kalacak. Madem bolluk zamanında Tanrınız RABbe sevinçle, hoşnutlukla kulluk etmediniz, RABbin üzerinize göndereceği düşmanlara kölelik edeceksiniz. Aç, susuz, çıplak kalacaksınız; her şeye gereksinim duyacaksınız. RAB sizi yok edinceye dek boynunuza demir boyunduruk vuracak.
“RAB uzaktan, dünyanın öbür ucundan bir ulusu –dilini bilmediğiniz bir ulusu, yaşlılara saygı, küçüklere sevgi beslemeyen acımasız bir ulusu– birden çullanan bir kartal gibi başınıza getirecek. Siz yok oluncaya dek hayvanlarınızın yavrularını, toprağınızın ürününü yiyip bitirecekler. Size ne tahıl, ne şarap, ne zeytinyağı, ne sığırlarınızın buzağılarını, ne de sürülerinizin kuzularını bırakacaklar; ta ki, siz ortadan kalkıncaya dek. Güvendiğiniz yüksek, dayanıklı surlar yerle bir oluncaya dek ülkenizdeki bütün kentlerde sizi kuşatacaklar. Tanrınız RABbin size verdiği ülkedeki bütün kentleri kuşatacaklar.
“Kuşatma sırasında düşmanınızın vereceği sıkıntıdan rahminizin meyvesini, Tanrınız RABbin size verdiği oğulların, kızların etini yiyeceksiniz. Aranızdaki en yumuşak, en duyarlı adam bile öz kardeşine, sevdiği karısına, sağ kalan çocuklarına acımayacak; yediği çocuklarının etini onların hiçbiriyle paylaşmayacak. Çünkü düşmanın kuşatma sırasında sizi sıkıştırması yüzünden kentlerinizde hiç yiyecek kalmayacak. Aranızda en yumuşak, en duyarlı kadın –yumuşaklığından ve duyarlılığından ayağının tabanını yere basmak istemeyen kadın– bile sevdiği kocasından, öz oğlundan, kızından, plasentayı ve doğuracağı çocukları esirgeyecek. Çünkü kuşatma sırasında düşmanın kentlerinizde size vereceği sıkıntıdan, yokluktan onları gizlice yiyecek.
“Bu kitapta yazılı yasanın bütün sözlerine uymaz, Tanrınız RABbin yüce ve heybetli adından korkmazsanız, RAB sizi ve soyunuzu korkunç belalarla, büyük ve sürekli belalarla, ağır, iyileşmez hastalıklarla vuracak. Sizi ürküten Mısırın bütün hastalıklarını yeniden başınıza getirecek; size yapışacaklar. Siz yok oluncaya dek RAB bu Yasa Kitabında yazılmamış her türlü hastalığı ve belayı da başınıza getirecek. Gökteki yıldızlar kadar çok olan sizler, sayıca az bırakılacaksınız. Çünkü Tanrınız RABbin sözüne kulak vermediniz. Size iyilik yapmak, sizi çoğaltmak RABbi nasıl sevindirdiyse, sizi yıkmak ve yok etmek de öyle sevindirecektir. Mülk edinmek için gideceğiniz ülkeden sökülüp atılacaksınız.
“RAB sizi dünyanın bir ucundan öbür ucuna, bütün halklar arasına dağıtacak. Orada sizin de atalarınızın da tanımadığı, ağaçtan ve taştan yapılmış başka ilahlara tapacaksınız. Bu uluslar arasında ne esenliğiniz ne de dinlenecek bir yeriniz olacak. Orada RAB size titreyen yürekler, umutsuzluk ve bakmaktan yorulmuş gözler verecek. Sürekli can kaygısı içinde yaşayacaksınız. Gece gündüz dehşet içinde olacaksınız. Yaşamınızın güvenliği olmayacak. Yüreğinizi kaplayan dehşet ve gözlerinizin gördüğü olaylar yüzünden, sabah, Keşke akşam olsa!, akşam, Keşke sabah olsa! diyeceksiniz. Bir daha görmeyeceksiniz dediğim yoldan RAB sizi gemilerle Mısıra geri gönderecek. Orada erkek ve kadın köle olarak kendinizi düşmanlarınıza satmaya kalkışacaksınız; ama satın alan olmayacak.”

Bereketler – Tesniye 28

“Eğer Tanrınız RABbin sözünü iyice dinler ve bugün size ilettiğim bütün buyruklarına uyarsanız, Tanrınız RAB sizi yeryüzündeki bütün uluslardan üstün kılacaktır. Tanrınız RABbin sözünü dinlerseniz, şu bereketler üzerinize gelecek ve sizinle olacak:
“Kentte de tarlada da kutsanacaksınız.
“Rahminizin meyvesi kutsanacak. Toprağınızın ürünü, hayvanlarınızın dölü –sığırlarınızın buzağıları, sürülerinizin kuzuları– bereketli olacak.
“Sepetiniz ve hamur tekneniz bereketli olacak.
“İçeri girdiğinizde de dışarı çıktığınızda da kutsanacaksınız.
“RAB size saldıran düşmanlarınızı önünüzde bozguna uğratacak. Onlar size bir yoldan saldıracak, ama önünüzden yedi yoldan kaçacaklar.
“RABbin buyruğuyla ambarlarınız dolu olacak. El attığınız her işte RAB sizi kutsayacak. Tanrınız RAB size vereceği ülkede sizi kutsayacak.
“Tanrınız RABbin buyruklarına uyar, Onun yollarında yürürseniz, RAB size içtiği ant uyarınca sizi kendisi için kutsal bir halk olarak koruyacaktır. Yeryüzündeki bütün uluslar RABbe ait olduğunuzu görecek, sizden korkacaklar. RAB atalarınıza ant içerek size söz verdiği ülkede bolluk içinde yaşamanızı sağlayacak: Rahminizin meyvesi kutsanacak; hayvanlarınızın yavruları, toprağınızın ürünü verimli olacak. RAB ülkenize yağmuru zamanında yağdırmak ve bütün emeğinizi verimli kılmak için göklerdeki zengin hazinesini açacak. Birçok ulusa ödünç vereceksiniz; siz ödünç almayacaksınız. RAB sizi kuyruk değil baş yapacak. Eğer bugün size ilettiğim Tanrınız RABbin buyruklarını dinler, onlara iyice uyarsanız, altta değil, her zaman üstte olacaksınız. Bugün size ilettiğim buyrukların dışına çıkmayacak, başka ilahların ardınca gitmeyecek, onlara tapmayacaksınız.”

Eval Dağından Lanetler – Tesniye 27

O gün Musa halka şöyle dedi: “Şeria Irmağından geçince, halkı kutsamak için Gerizim Dağında duracak oymaklar şunlardır: Şimon, Levi, Yahuda, İssakar, Yusuf, Benyamin. Lanetlemek için Eval Dağında şu oymaklar duracak: Ruben, Gad, Aşer, Zevulun, Dan, Naftali. Levililer bütün İsrail halkına yüksek sesle şöyle diyecekler:
“ RABbin tiksindiği el işi oyma ya da dökme put yapana ve onu gizlice dikene lanet olsun!
“Bütün halk, Amin! diye karşılık verecek.
“ Annesine, babasına saygısızca davranana lanet olsun!
“Bütün halk, Amin! diyecek.
“ Komşusunun sınırını değiştirene lanet olsun!
“Bütün halk, Amin! diyecek.
“ Kör olanı yoldan saptırana lanet olsun!
“Bütün halk, Amin! diyecek.
“ Yabancıya, öksüze, dul kadına haksızlık edene lanet olsun!
“Bütün halk, Amin! diyecek.
“ Babasının karısıyla yatana lanet olsun! Çünkü o babasının evlilik yatağına leke sürmüştür.
“Bütün halk, Amin! diyecek.
“ Herhangi bir hayvanla cinsel ilişki kurana lanet olsun!
“Bütün halk, Amin! diyecek.
“ Annesinden ya da babasından olan kızkardeşiyle yatana lanet olsun!
“Bütün halk, Amin! diyecek.
“ Kaynanasıyla yatana lanet olsun!
“Bütün halk, Amin! diyecek.
“ Komşusunu gizlice öldürene lanet olsun!
“Bütün halk, Amin! diyecek.
“ Suçsuz birini öldürmek için rüşvet alana lanet olsun!
“Bütün halk, Amin! diyecek.
“ Bu yasanın sözlerine uymayan ve onları onaylamayana lanet olsun!
“Bütün halk, Amin! diyecek.”

Eval Dağındaki Sunak – Tesniye 27

Musa ile İsrail ileri gelenleri halka şöyle dediler: “Bugün size ilettiğim bütün buyruklara uyun. Şeria Irmağından Tanrınız RABbin size vereceği ülkeye geçince, büyük taşlar dikip kireçleyeceksiniz. Atalarınızın Tanrısı RABbin size verdiği söz uyarınca Onun size vereceği ülkeye, süt ve bal akan ülkeye girince, bu yasanın bütün sözlerini taşlara yazacaksınız. Şeria Irmağından geçince, bugün size buyurduğum gibi, bu taşları Eval Dağına dikip kireçleyeceksiniz. Orada Tanrınız RABbe taşlardan bir sunak yapacaksınız. Bu taşlara demir alet uygulamayacaksınız. Tanrınız RABbin sunağını yontulmamış taşlardan yapacak, üzerinde Tanrınız RABbe yakmalık sunular sunacaksınız. Esenlik sunularını orada kesip yiyecek ve Tanrınız RABbin önünde sevineceksiniz. Taşlara bu yasanın bütün sözlerini okunaklı bir biçimde yazacaksınız.”
Sonra Musa ile Levili kahinler bütün İsraillilere, “Ey İsrail, sus ve kulak ver!” diye seslendiler, “Bugün Tanrınız RABbin halkı oldunuz. Tanrınız RABbin sözüne kulak verin, bugün size ilettiğim buyruklarına, kurallarına uyun.”

Tanrının Öz Halkı – Tesniye 26

“Bugün Tanrınız RAB bu kurallara, ilkelere uymanızı buyuruyor. Onlara bütün yüreğinizle, canınızla uymaya dikkat edin. Bugün RABbin Tanrınız olduğunu, Onun yollarında yürüyeceğinizi, kurallarına, buyruklarına, ilkelerine uyacağınızı, Onun sözünü dinleyeceğinizi açıkladınız. Bugün RAB, size verdiği söz uyarınca, öz halkı olduğunuzu açıkladı. Bütün buyruklarına uyacaksınız. Tanrınız RAB sizi övgüde, ünde, onurda yarattığı bütün uluslardan üstün kılacağını, verdiği söz uyarınca kendisi için kutsal bir halk olacağınızı açıkladı.”

İlk Ürün ve Ondalık – Tesniye 26

“Tanrınız RABbin miras olarak size vereceği ülkeye girip orayı mülk edinerek yerleştiğinizde, Tanrınız RABbin size vereceği ülkenin topraklarından topladığınız bütün ürünlerin ilk yetişenlerini alıp sepete koyacaksınız. Sonra Tanrınız RABbin adını yerleştirmek için seçeceği yere gideceksiniz. O dönemde görevli kahine gidip, RABbin bize ant içerek atalarımıza söz verdiği ülkeye geldiğimi Tanrın RABbe bugün bildiriyorum diyeceksiniz. Kahin sepeti elinizden alıp Tanrınız RABbin sunağının önüne koyacak. Sonra Tanrınız RABbin önünde şu açıklamayı yapacaksınız: Atam göçebe bir Aramlıydı. Sayıca az kişiyle Mısıra gidip orada yaşamaya başladı. Orada büyük, güçlü, kalabalık bir ulus oldu. Mısırlılar bize kötü davranarak baskı yaptılar. Bizi ağır işlere zorladılar. Atalarımızın Tanrısı RABbe yakardık. RAB yakarışımızı duydu; çektiğimiz sıkıntıyı, emeği, bize yapılan baskıyı gördü. Bunun üzerine güçlü elle, kudretle, büyük ve ürkütücü olaylarla, belirtilerle, şaşılası işlerle bizi Mısırdan çıkardı. Bizi buraya getirdi; bu toprakları, süt ve bal akan ülkeyi bize verdi. Şimdi, ya RAB, bize verdiğin toprağın ürününün ilk yetişenini getiriyorum. Sonra sepeti Tanrınız RABbin önüne koyup Onun önünde yere kapanacaksınız. Sizler, Levililer ve aranızda yaşayan yabancılar Tanrınız RABbin size ve ailenize verdiği bütün iyi şeyler için sevineceksiniz.
“Üçüncü yıl, ondalığı verme yılı, bütün ürününüzün ondalığını bir yana ayırın. Ayırma işini bitirdiğinizde, ondalığı Levililere, yabancılara, öksüzlere ve dul kadınlara vereceksiniz. Öyle ki, onlar da kentlerinizde yiyip doysunlar. Sonra Tanrınız RABbe, Bana buyurduğun gibi, RABbe ayırdıklarımı evden çıkarıp Levililere, yabancılara, öksüzlere ve dul kadınlara verdim diyeceksiniz, Buyruklarından ayrılmadım, hiç birini unutmadım. Ne yas tutarken ayırdıklarımdan yedim, ne dinsel açıdan kirliyken onlara dokundum, ne de ölülere sundum. Tanrım RABbin sözüne kulak verdim. Bana bütün buyurduklarını yaptım. Kutsal konutundan, göklerden aşağıya bak! Halkın İsraili ve atalarımıza içtiğin ant uyarınca bize verdiğin ülkeyi, süt ve bal akan ülkeyi kutsa. ”

Çeşitli Kurallar – Tesniye 25

“Kişiler arasında bir sorun çıktığında, taraflar mahkemeye gittiğinde, yargıçlar davaya bakacak; suçsuzu aklayacak, suçluyu cezaya çarptıracaklar. Eğer suçlu kişi kamçılanmayı hak ettiyse, yargıç onu yere yatırtacak ve önünde suçu oranında sayıyla kamçılatacak. Suçluya kırk kırbaçtan fazla vurulmamalı. Kırbaç sayısı kırkı aşarsa, kardeşiniz gözünüzde aşağılanabilir.
“Harman döven öküzün ağzını bağlamayacaksın.
“Birlikte oturan kardeşlerden biri oğlu olmadan ölürse, ölenin dulu aile dışından biriyle evlenmemeli. Ölenin kardeşi dul kalan kadına gidecek. Onu kendine karı olarak alacak, ona kayınbiraderlik görevini yapacak. Kadının doğuracağı ilk oğul, ölen kardeşin adını sürdürsün. Öyle ki, ölenin adı İsrailden silinmesin. Ama adam kardeşinin dul karısıyla evlenmek istemiyorsa, dul kadın kent kapısında görev yapan ileri gelenlere gidip şöyle diyecek: Kayınbiraderim İsrailde kardeşinin adını yaşatmayı kabul etmiyor. Bana kayınbiraderlik görevini yapmak istemiyor. Kentin ileri gelenleri adamı çağırıp onunla konuşacaklar. Eğer adam, Onunla evlenmek istemiyorum diye üstelerse, kardeşinin dul karısı ileri gelenlerin önünde adamın yanına gidecek, onun ayağındaki çarığı çıkaracak, yüzüne tükürecek ve, Kardeşine soy yetiştirmek istemeyen adama böyle yapılır diyecek. Adamın soyu İsrailde Çarığı çıkarılanın soyu diye bilinecek.
“Eğer iki adam kavgaya tutuşur da birinin karısı kocasını dövenin elinden kurtarmak için gelip elini uzatır, öbür adamın erkeklik organını tutarsa, kadının elini keseceksiniz; ona acımayacaksınız.
“Torbanızda biri ağır, öbürü hafif iki türlü tartı olmayacak. Evinizde biri büyük, öbürü küçük iki türlü ölçü olmayacak. Tartınız da ölçünüz de eksiksiz ve doğru olacak. Öyle ki, Tanrınız RABbin size vereceği ülkede ömrünüz uzun olsun. Tanrınız RAB bunları yapandan da, haksızlık edenden de tiksinir.
“Siz Mısırdan çıktıktan sonra Amaleklilerin yolda size neler yaptığını anımsayın. Siz yorgun ve bitkinken yolda size saldırdılar; geride kalan bütün güçsüzleri öldürdüler. Tanrıdan korkmadılar. Tanrınız RAB mülk edinmek için miras olarak size vereceği ülkede sizi çevrenizdeki bütün düşmanlardan kurtarıp rahata kavuşturunca, Amaleklilerin anısını gökler altından sileceksiniz. Bunu unutmayın!”

Çeşitli Kurallar – Tesniye 24

“Eğer bir adam evlendiği kadında yakışıksız bir şey bulur, bundan ötürü ondan hoşlanmaz, boşanma belgesi yazıp ona verir ve onu evinden kovarsa, kadın adamın evinden ayrıldıktan sonra başka biriyle evlenirse, ikinci kocası da ondan hoşlanmaz, boşanma belgesi yazıp verir, onu evinden kovarsa ya da ikinci adam ölürse, kadını boşayan ilk kocası onunla yeniden evlenemez. Çünkü kadın kirlenmiştir. Bu RABbin gözünde iğrençtir. Tanrınız RABbin mülk olarak size vereceği ülkeyi günaha sürüklemeyin.
“Yeni evli bir adam savaşa gitmeyecek, ona herhangi bir görev verilmeyecek. Bir yıl özgürce evinde kalıp karısını mutlu edecek.
“Rehin olarak ne değirmeni, ne de üst taşını alın. Bunu yapmakla adamın yaşamını rehin almış olursunuz.
“İsrailli kardeşlerinden birini kaçırıp ona kötü davranan ya da onu satan adam yakalanırsa ölmeli. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldıracaksınız.
“Deri hastalığı konusunda, Levili kahinlerin size bütün öğrettiklerini yapmaya çok dikkat edin. Onlara verdiğim buyruklara özenle uyun. Siz Mısırdan çıktıktan sonra Tanrınız RABbin yolda Miryama neler yaptığını anımsayın.
“Komşuna herhangi bir şey ödünç verdiğinde, vereceği rehini almak için onun evine girmeyeceksin. Dışarıda bekleyeceksin. Ödünç verdiğin kişi rehini kendisi sana getirsin. Eğer yoksul biriyse, onun rehini elinde olduğu sürece yatağa girmeyeceksin. Ondan aldığın giysiyi gün batımında ona kesinlikle geri vereceksin ki, onunla yatabilsin. O da seni kutsayacak. Bu yaptığın, Tanrın RABbin önünde sana doğruluk sayılacak.
“Ücretle çalışan, gereksinimi olan, yoksul bir soydaşınızı ya da kentlerinizin birinde yaşayan bir yabancıyı sömürmeyeceksiniz. Ücretini her gün, güneş batmadan ödeyeceksiniz. Yoksul olduğu için güvencesi odur. Yoksa sana karşı RABbe haykırır ve sen de günah işlemiş sayılırsın.
“Ne babalar çocuklarının günahından ötürü öldürülecek, ne de çocuklar babalarının. Herkes kendi günahı için öldürülecek.
“Yabancıya ya da öksüze haksızlık etmeyeceksiniz. Dul kadının giysisini rehin almayacaksınız. Mısırda köle olduğunuzu, Tanrınız RABbin sizi oradan kurtardığını anımsayın. Bunun için böyle davranmanızı buyuruyorum.
“Tarlanızdaki ekini biçtiğinizde, gözden kaçan bir demet olursa, almak için geri dönmeyin. Onu yabancıya, öksüze, dul kadına bırakın. Öyle ki, Tanrınız RAB el attığınız her işte sizi kutsasın. Zeytin ağaçlarınızı dövüp ürününü topladığınızda, dallarda kalanı toplamak için geri dönmeyeceksiniz. Kalanları yabancıya, öksüze, dul kadına bırakacaksınız. Bağbozumunda artakalan üzümleri toplamak için geri dönmeyeceksiniz. Yabancıya, öksüze, dul kadına bırakacaksınız. Mısırda köle olduğunuzu anımsayın. Bunun için böyle davranmanızı buyuruyorum.

Çeşitli Kurallar – Tesniye 23

“Efendisinden kaçıp size sığınan köleyi efendisine teslim etmeyeceksiniz. Bırakın kendi seçeceği yerde, beğendiği bir kentte aranızda yaşasın. Ona baskı yapmayacaksınız.
“Putperest törenlerinde fuhuş yapan İsrailli bir kadın ya da erkek olmasın. Fuhuş yapan kadın ya da erkeğin kazancını adak olarak Tanrınız RABbin Tapınağına götürmeyeceksiniz. İkisi de Tanrınız RABbin gözünde iğrençtir.
“Kardeşinize para, yiyecek ya da faiz getiren başka bir şey ödünç verdiğinizde, ondan faiz almayacaksınız. Yabancıdan faiz alabilirsiniz ama kardeşinizden almayacaksınız. Böyle yapın ki, mülk edinmek için gideceğiniz ülkede el attığınız her işte Tanrınız RAB sizi kutsasın.
“Tanrınız RABbe bir dilek adağı adadığınızda yerine getirmeyi savsaklamayın. Tanrınız RAB sizden kesinlikle bunu isteyecektir. Yerine getirmezseniz size günah sayılacaktır. Ama adak adamaktan çekinirsen günah sayılmaz. Ağzınızdan çıkanı yapmaya dikkat edin. Çünkü Tanrınız RABbe adağı gönülden adadınız.
“Komşunuzun bağına girdiğinizde doyuncaya dek üzüm yiyebilirsiniz, ama torbanıza koymayacaksınız. Komşunuzun ekin tarlasına girdiğinizde elinizle başak koparabilirsiniz, ama ekinlere orak salmayacaksınız.

Ordugahı Temiz Tutmak – Tesniye 23

“Düşmanlarınızla savaşmak üzere ordugah kurduğunuzda, her kötülükten sakınacaksınız. Aranızda gece menisi boşaldığı için dinsel açıdan kirli biri varsa, ordugahın dışına çıkıp orada kalsın. Akşama doğru yıkansın, gün batımında ordugaha dönsün.
“İhtiyaçlarınızı gidermek için ordugahın dışında bir yeriniz olmalı. Donatımınız arasında yeri kazmak için bir gereç bulunsun. İhtiyacınızı gidereceğiniz zaman bir çukur kazın, sonra da dışkınızı örtün. Tanrınız RAB sizi kurtarmak ve düşmanlarınızı elinize teslim etmek için ordugahın ortasında dolaşır. Ordugahınız kutsal olsun ki, RAB aranızda yakışıksız bir şey görüp sizden ayrılmasın.”

Topluluğun Dışında Bırakılanlar – Tesniye 23

“Erkeklik bezi ezilmiş ya da erkeklik organı kesilmiş kişi RABbin topluluğuna girmeyecek.
“Yasa dışı doğan biri RABbin topluluğuna girmeyecek. Soyundan gelenler de onuncu kuşağa dek RABbin topluluğuna girmeyecektir.
“Ammonlu ya da Moavlı biri RABbin topluluğuna girmeyecek. Onların soyundan gelenler de onuncu kuşağa dek asla RABbin topluluğuna girmeyecek. Mısırdan çıktığınızda yolda sizi ekmek ve suyla karşılamadılar. Aram-Naharayimdeki Petor Kentinden Beor oğlu Balamı size lanet okuması için ücretle tuttular. Ne var ki Tanrınız RAB Balamı dinlemek istemedi. Sizin için laneti kutsamaya çevirdi. Çünkü Tanrınız RAB sizi seviyor. Kuşaklar boyunca onların esenliği ve iyiliği için çalışmayın.
“Edomlulardan iğrenmeyeceksiniz. Onlar kardeşinizdir. Mısırlılardan da iğrenmeyeceksiniz. Çünkü onların ülkesinde yabancı olarak yaşadınız. Onlardan doğan üçüncü kuşak çocuklar RABbin topluluğuna girebilir.”

Cinsel Paklıkla İlgili Kurallar – Tesniye 22

“Bir adam bir kadın alır, yattıktan sonra ondan hoşlanmazsa, ona suç yükler, adını kötüler, Bu kadınla evlendim ama onunla yatınca erden olmadığını gördüm derse, kadının annesiyle babası kızlarının erden olduğuna ilişkin kanıtı alıp kapıda görevli kent ileri gelenlerine getirecekler. Kadının babası ileri gelenlere, Kızımı bu adamla evlendirdim ama o kızımdan hoşlanmıyor diyecek, Şimdi kızımı suçluyor, onun erden olmadığını söylüyor. İşte kızımın erden olduğunun kanıtı! Sonra anne-baba kızlarının erden olduğunu kanıtlayan yatak çarşafını ileri gelenlerin önüne serip gösterecekler. Kent ileri gelenleri de adamı cezalandıracaklar. Ceza olarak ondan yüz gümüş alıp kadının babasına verecekler. Çünkü adam İsrailli bir erden kızın adını kötülemiştir. Kadın adamın karısı kalacak ve adam yaşamı boyunca onu boşayamayacaktır.
“Ancak bu sav doğruysa, kızın erden olduğuna ilişkin bir kanıt bulunamazsa, kızı baba evinin kapısına çıkaracaklar. Kent halkı taşlayarak kızı öldürecek. Babasının evindeyken fuhuş yapmakla İsrailde iğrençlik yapmıştır. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldıracaksınız.
“Eğer bir adam başka birinin karısıyla yatarken yakalanırsa, hem kadınla yatan adam, hem kadın, ikisi de öldürülecek. İsrailden kötülüğü atacaksınız.
“Eğer bir adam kentte başka biriyle nişanlı erden bir kızla karşılaşır ve onunla yatarsa, ikisini de kentin kapısına götürecek, taşlayarak öldüreceksiniz. Çünkü kız kentte olduğu halde yardım istemek için bağırmadı; adam da komşusunun karısıyla ilişki kurdu. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldıracaksınız.
“Eğer bir adam kırda nişanlı bir kızla karşılaşır, onu yakalayıp tecavüz ederse, yalnız tecavüz eden adam öldürülecek. Kıza hiçbir şey yapmayacaksınız. Çünkü kızın ölümü hak edecek bir günahı yoktur. Bu, komşusuna saldırıp onu öldüren adamın davasına benzer. Adam kızı kırda gördüğünde nişanlı kız bağırmışsa da onu kurtaran olmamıştır.
“Eğer bir adam nişanlı olmayan erden bir kızla karşılaşır, tutup onunla yatarsa ve bu ortaya çıkarsa, kızla yatan adam kızın babasına elli gümüş verecek. Kıza tecavüz ettiği için onu karı olarak alacak ve yaşamı boyunca onu boşayamayacaktır.
“Kimse babasının karısını almayacak, babasının evlilik yatağına leke sürmeyecektir.”

Çeşitli Yasalar – Tesniye 22

“Kardeşinin yolunu yitirmiş sığırını ya da koyununu görünce, onları görmezlikten gelme. Sığırı ya da koyunu kesinlikle kardeşine geri götüreceksin. Kardeşin sana uzaksa ya da hayvanın kime ait olduğunu bilmiyorsan evine götür. Kardeşin sığırını ya da koyununu aramaya çıkıncaya dek hayvan evinde kalsın. Sonra ona geri verirsin. Kardeşinin eşeğini, giysisini ya da yitirdiği başka bir şeyini gördüğünde, aynı biçimde davranacaksın. Görmezlikten gelmeyeceksin.
“Kardeşinin eşeğini ya da sığırını yolda düşmüş gördüğünde, görmezlikten gelme. Hayvanı ayağa kaldırması için kesinlikle kardeşine yardım edeceksin.
“Kadınlar erkek giysisi, erkekler de kadın giysisi giymesin. Tanrınız RAB bu gibi şeyleri yapanlardan tiksinir.
“Yolda rastlantıyla ağaçta ya da yerde bir kuş yuvası görürseniz, ana kuş yavruların ya da yumurtaların üzerinde oturuyorsa, anayı yavrularıyla birlikte almayacaksınız. Yavruları kendiniz için alabilirsiniz, ama anayı kesinlikle özgür bırakacaksınız. Öyle ki, üzerinize iyilik gelsin ve ömrünüz uzun olsun.
“Yeni bir ev yaparken, dama korkuluk yapacaksın. Öyle ki, biri damdan düşüp ölürse ailen sorumlu sayılmasın.
“Bağına iki çeşit tohum ekmeyeceksin. Yoksa ektiğin tohumun da bağın da ürününü kullanamazsın.
“Çift sürmek için eşeği öküzle birlikte koşmayacaksın.
“Yünle ketenden dokunmuş karışık kumaştan giysi giymeyeceksin.
“Giysinin dört yerine püskül dikeceksin.”

Çeşitli Yasalar – Tesniye 21

“Eğer bir adam bir günahtan ötürü ölüm cezasına çarptırılıp öldürülür ve ölüsü ağaca asılırsa, ölüyü gece ağaçta asılı bırakmamalısınız. O gün kesinlikle gömmelisiniz. Asılan kişi Tanrı tarafından lanetlenmiştir. Tanrınız RABbin mülk olarak size vereceği ülkeyi kirletmeyeceksiniz.

Söz Dinlemez Oğul – Tesniye 21

“Eğer bir adamın dikbaşlı, başkaldıran, annesinin ve babasının sözünü dinlemeyen, onların tedibine aldırmayan bir oğlu varsa, annesiyle babası onu tutup kent kapısında görev yapan kent ileri gelenlerine götürecekler. Onlara şöyle diyecekler: Oğlumuz dikbaşlı, başkaldıran bir çocuktur. Sözümüzü dinlemiyor. Savurgan ve içkicidir. Bunun üzerine kentin bütün erkekleri onu taşlayarak öldürecekler. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldıracaksınız. Bütün İsrailliler bunu duyup korkacaklar.”

İlk Oğulluk Hakkı – Tesniye 21

“Eğer bir adamın iki karısı varsa, birini seviyor, öbüründen hoşlanmıyorsa; iki kadın da kendisine oğullar doğurmuşsa; ilk oğul hoşlanmadığı kadının oğluysa; adam malını miras olarak oğullarına bölüştürdüğü gün sevdiği kadının oğlunu kayırıp ona ilk oğulluk hakkını veremez. Hoşlanmadığı kadının oğlunu ilk doğan oğul olarak tanıyacak ve ona bütün malından iki pay verecektir. Çünkü bu oğul babasının gücünün ilk ürünüdür. İlk oğulluk hakkı onun olacak.”

Tutsak Bir Kadınla Evlenmek – Tesniye 21

“Düşmanlarınızla savaşmaya çıktığınızda ve Tanrınız RAB onları elinize teslim ettiğinde, tutsaklar alır ve aralarında sevdiğiniz güzel bir kadın görürseniz, onu kendinize eş olarak alabilirsiniz. Onu evinize götürün. Başını tıraş etsin, tırnaklarını kessin. Üzerinden tutsaklık giysilerini çıkarsın. Evinizde otursun. Anne babası için bir ay yas tutsun. Sonra kadını alan kişi onunla yatabilir. Erkek ona koca, kadın da ona karı olacak. Kadından hoşnut kalmazsa, onu özgür bıraksın. Kadınla yattığı için onu parayla satmasın, ona köle gibi davranmasın.”

Kimin Öldürdüğü Bilinmeyen Ölüler – Tesniye 21

“Tanrınız RABbin mülk edinmek için size vereceği ülkede, kırda yere düşmüş, kimin öldürdüğü bilinmeyen birini görürseniz, ileri gelenleriniz ve yargıçlarınız gidip ölünün çevredeki kentlere olan uzaklığını ölçsünler. Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri işe koşulmamış, boyunduruk takmamış bir düve alacaklar. Düveyi toprağı sürülmemiş, ekilmemiş ve içinde sürekli akan bir dere olan bir vadiye getirecekler. Orada, derede düvenin boynunu kıracaklar. Levili kahinler de oraya gidecek. Çünkü Tanrınız RAB, onları kendisine hizmet etsinler, Onun adıyla kutsasınlar diye seçti. Kavga, saldırı davalarına da onlar bakacak. Ölüye en yakın kentin ileri gelenleri, derede boynu kırılan düvenin üzerinde ellerini yıkayacaklar. Sonra şöyle bir açıklama yapacaklar: Bu kanı ellerimiz dökmedi, kimin yaptığını gözlerimiz de görmedi. Ya RAB, kurtardığın halkın İsraillileri bağışla. Halkını dökülen suçsuz kanından sorumlu tutma. Böylece kan dökme günahından bağışlanacaklar. RABbin gözünde doğru olanı yapmakla, suçsuz kanı dökme günahından arınacaksınız.”

Savaşa Gidince – Tesniye 20

“Düşmanlarınızla savaşmaya gittiğinizde, atlar, savaş arabaları ve sizden daha kalabalık bir ordu görürseniz onlardan korkmayın. Sizi Mısırdan çıkaran Tanrınız RAB sizinledir. Savaşa başlamadan önce kahin gelip askerlere seslenecek. Onlara şöyle diyecek: Ey İsrailliler, dinleyin! Bugün düşmanlarınızla savaşmaya gidiyorsunuz. Cesaretinizi yitirmeyin, korkmayın. Onlardan yılmayın, ürkmeyin. Çünkü sizi zafere kavuşturmak üzere sizinle birlikte düşmanlarınıza karşı savaşmaya gelen Tanrınız RABdir.
“Görevliler askerlere şöyle diyecekler: Yeni ev yapıp da içinde oturmayan biri var mı? Evine geri dönsün. Yoksa savaşta ölebilir, evine bir başkası yerleşir. Bağ dikip de üzümünü toplamayan var mı? Evine dönsün. Olur ya, savaşta ölür, üzümü bir başkası toplar. Bir kızla nişanlanıp da evlenmeyen var mı? Evine dönsün. Belki savaşta ölür, kızı başka biri alır.
“Görevliler konuşmalarını şöyle sürdürecekler: Aranızda korkan, cesaretini yitiren var mı? Evine dönsün. Öyle ki, kardeşlerinin yürekleri onunki gibi ürpermesin. Görevliler askerlere seslenmeyi bitirince, orduya komutanlar atayacaklar.
“Bir kente saldırmadan önce, kent halkına barış önerin. Barış önerinizi benimser, kapılarını size açarlarsa, kentte yaşayanların tümü sizin için angaryasına çalışacak, size hizmet edecekler. Ama barış önerinizi geri çevirir, sizinle savaşmak isterlerse, kenti kuşatın. Tanrınız RAB kenti elinize teslim edince, orada yaşayan bütün erkekleri kılıçtan geçirin. Kadınları, çocukları, hayvanları ve kentteki her şeyi yağmalayabilirsiniz. Tanrınız RABbin size verdiği düşman malını kullanabilirsiniz. Yakınınızdaki uluslara ait olmayan sizden çok uzak kentlerin tümüne böyle davranacaksınız.
“Ancak Tanrınız RABbin miras olarak size vereceği bu halkların kentlerinde soluk alan hiçbir canlıyı yaşatmayacaksınız. Tanrınız RABbin size buyurduğu gibi, onları –Hitit, Amor, Kenan, Periz, Hiv ve Yevus halklarını– tümüyle yok edeceksiniz. Öyle ki, ilahlarına taparken yaptıkları iğrençliklere uymayı size öğretemesinler, siz de Tanrınız RABbe karşı günah işlemeyesiniz.
“Bir kentle savaşırken, kenti ele geçirmek için kuşatma uzun sürerse, ağaçlarına balta vurup yok etmeyeceksiniz. Ağaçların ürünlerini yiyebilirsiniz, ama onları kesmeyeceksiniz. Çünkü kırdaki ağaçlar insan değil ki kuşatma altına alasınız. Yalnız ürün vermediğini bildiğiniz ağaçları kesip yok edebilirsiniz. Sizinle savaşan kenti ele geçirene dek kesilen ağaçları kuşatma işinde kullanabilirsiniz.”

Tanıklar Hakkında – Tesniye 19

“Herhangi bir suç ya da günah konusunda birini suçlu çıkarmak için bir tanık yetmez. Her sorun iki ya da üç tanığın tanıklığıyla açıklığa kavuşturulacaktır.
“Eğer yalancı bir tanık kötü amaçla birini suçlarsa, aralarında sorun olan iki kişi RABbin önünde kahinlerin ve o dönemde görevli yargıçların önüne çıkarılmalı. Yargıçlar sorunu iyice araştıracaklar. Eğer tanığın kardeşine karşı yalancı tanıklık yaptığı ortaya çıkarsa, kardeşine yapmayı tasarladığını kendisine yapacaksınız. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldırmalısınız. Geri kalanlar olup bitenleri duyup korkacaklar; bir daha aranızda buna benzer kötü bir şey yapmayacaklar. Acımayacaksınız: Cana can, göze göz, dişe diş, ele el, ayağa ayak.”

Sığınak Kentler – Tesniye 19

“Tanrınız RAB ülkelerini size vereceği ulusları yok ettiğinde ve siz bu ülkeleri mülk edinip kentlerine ve evlerine yerleştiğinizde, Tanrınız RABbin mülk edinmek için size vereceği ülkenin ortasında kendiniz için üç kent ayıracaksınız. Bu kentlere giden yollar yapacak, Tanrınız RABbin mülk olarak size vereceği ülkeyi üç bölgeye ayıracaksınız. Öyle ki, birini öldüren bu kentlerden birine kaçabilsin.
“Birini öldürüp de canını kurtarmak için oraya kaçan kişiyle ilgili kural şudur: Biri, önceden kin beslemediği komşusunu istemeyerek öldürürse, örneğin odun kesmek üzere komşusuyla ormana gidip ağacı kesmek için baltayı vurduğunda balta demiri saptan çıkar, komşusuna çarpar, komşusu ölürse, ölüme neden olan kişi bu kentlerden birine kaçıp canını kurtarsın. Yoksa ölenin öcünü almak isteyen, öfkeyle öldürenin peşine düşebilir, yol uzunsa yetişip onu öldürebilir. Oysa öldüren kişi, öldürdüğü kişiye karşı önceden bir kini olmadığından, ölümü hak etmemiştir. Kendinize üç kent ayırın dememin nedeni budur.
“Tanrınız RABbi sevmek, her zaman Onun yollarında yürümek için bugün size bildirdiğim bütün bu buyruklara uyarsanız, Tanrınız RAB atalarınıza içtiği ant uyarınca sınırınızı genişletir ve onlara söz verdiği bütün ülkeyi size verirse, kendinize üç kent daha ayırın. Öyle ki, Tanrınız RABbin mülk olarak size vereceği ülkede suçsuz kanı dökülmesin ve siz de kan dökmekten suçlu olmayasınız.
“Komşusuna kin besleyen biri pusuya yatar, saldırıp onu öldürür, sonra da bu kentlerden birine kaçarsa, kentinin ileri gelenleri peşinden adam gönderip onu kaçtığı kentten geri getirecekler. Öldürülmesi için, ölenin öcünü almak isteyen kişiye teslim edecekler. Ona acımayacaksınız. İsraili suçsuz kanı dökme günahından arındırmalısınız ki, üzerinize iyilik gelsin.
“Tanrınız RABbin mülk edinmek için size vereceği ülkede payınıza düşen mirasta komşunuzun önceden belirlenen sınırını değiştirmeyeceksiniz.”

Peygamber Hakkında – Tesniye 18

“Ülkelerini alacağınız uluslar büyücülerin, falcıların öğüdüne kulak verirler. Ama Tanrınız RAB buna izin vermiyor. Tanrınız RAB size aranızdan, kendi kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber çıkaracak. Onu dinleyin. Horevde toplandığınız gün Tanrınız RABden şunu dilemiştiniz: Bir daha ne Tanrımız RABbin sesini duyalım, ne de o büyük ateşi görelim, yoksa ölürüz. RAB bana, Söyledikleri doğrudur dedi. Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek. Adıma konuşan peygamberin ilettiği sözleri dinlemeyeni ben cezalandıracağım. Ancak, kendisine buyurmadığım bir sözü benim adıma söylemeye kalkışan ya da başka ilahlar adına konuşan peygamber öldürülecektir.
“ Bir sözün RABden olup olmadığını nasıl bilebiliriz? diye düşünebilirsiniz. Eğer bir peygamber RABbin adına konuşur, ama konuştuğu söz yerine gelmez ya da gerçekleşmezse, o söz RABden değildir. Peygamber saygısızca konuşmuştur. Ondan korkmayın.”

Ulusların İğrenç Töreleri – Tesniye 18

“Tanrınız RABbin size vereceği ülkeye girdiğinizde, oradaki ulusların iğrenç törelerini öğrenip uygulamayın. Aranızda oğlunu ya da kızını ateşte kurban eden, falcı, büyücü, muskacı, medyum, ruh çağıran ya da ölülerin ruhlarına danışan kimse olmasın. Çünkü RAB bunları yapanlardan tiksinir. Tanrınız RAB, bu iğrenç töreleri yüzünden bu ulusları önünüzden kovacaktır. Tanrınız RABbin önünde yetkin olun.”

Levililerin ve Kahinlerin Payı – Tesniye 18

“Levili kahinlerin, bütün Levi oymağının öbür İsrailliler gibi payı ve mülkü olmayacak. RAB için yakılan sunularla, RABbe düşen payla geçinecekler. Kardeşleri arasında mülkleri olmayacak. RABbin onlara verdiği söz uyarınca, RABbin kendisi onların mirası olacak.
“Halktan sığır ya da koyun kurban edenlerin kahinlere vereceği pay şu olacak: Kol, çene, işkembe. Tahılınızın, yeni şarabınızın, zeytinyağınızın ilk ürününü ve koyunlarınızdan kırktığınız ilk yünü kahine vereceksiniz. Çünkü Tanrınız RAB, önünde dursunlar, her zaman adıyla hizmet etsinler diye bütün oymaklarınız arasından onu ve oğullarını seçti.
“Eğer bir Levili, yaşadığı herhangi bir İsrail kentinden RABbin seçeceği yere kendi isteğiyle gelirse, orada Tanrısı RABbin önünde duran Levili kardeşleri gibi RABbin adıyla hizmet edebilir. Aile mülkünün satışından eline geçen para dışında, eşit pay olarak bölüşecekler.”

Krala İlişkin Kurallar – Tesniye 17

“Tanrınız RABbin size vereceği ülkeye girip orayı mülk edinerek yerleştiğinizde ve, Çevremizdeki ulusların tümü gibi biz de başımıza bir kral atayalım dediğinizde, atayacağınız kral Tanrınız RABbin seçtiği kişi olmalıdır. Atayacağınız kral kendi kardeşlerinizden biri olmalı. Soydaşlarınızdan olmayan birini, bir yabancıyı kral seçmeyeceksiniz. Kral çok sayıda at edinmemeli, daha çok at satın almak için halkı Mısıra göndermemeli. Çünkü RAB size, Bir daha o yoldan dönmeyeceksiniz dedi. Atayacağınız kral yüreğinin RABden sapmaması için çok kadın edinmemeli, büyük ölçüde altın, gümüş biriktirmemeli.
“Kral tahtına oturunca, Levili kahinlerin koruması altındaki Kutsal Yasanın bir örneğini kendisi bir kitaba yazacak. Bu yasa örneğini yanında bulunduracak, yaşamı boyunca her gün onu okuyacak. Öyle ki, Tanrısı RABden korkmayı, bu yasanın bütün sözlerine ve kurallarına uymayı öğrensin; kendini kardeşlerinden üstün saymasın, yasanın dışına çıkmasın; kendinin ve soyunun krallığı İsrailde uzun yıllar sürsün.”

Yöneticiler Atamak – Tesniye 17

“Tanrınız RABbe herhangi bir özürü, kusuru olan sığır ya da koyun kurban etmeyeceksiniz. Tanrınız RAB bundan tiksinir.
“Tanrınız RABbin size vereceği kentlerin birinde aranızdan Onun antlaşmasını çiğneyip gözünde kötü olanı yapan bir erkek ya da kadın çıkar ve buyruklarıma aykırı olarak gidip başka ilahlara tapar, onların, güneşin, ayın ya da gök cisimlerinin önünde eğilirse ve bu olay size bildirilirse, duyduklarınızı iyice araştırın. Duyduklarınız doğruysa ve bu iğrenç olayın İsrailde yapıldığı kanıtlanırsa, bu kötülüğü yapan erkeği ya da kadını kentinizin kapısına çıkarın ve taşa tutarak öldürün. Ölmesi gereken, iki ya da üç kişinin tanıklığıyla öldürülecek; bir kişinin tanıklığıyla öldürülmeyecek. O kişiyi önce tanıklar, sonra bütün halk taşa tutsun. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldırmalısınız.
“Eğer kentlerinizde adam öldürme, dava, saldırı konusunda yargılamada sizi aşan sorunlarla karşılaşırsanız, Tanrınız RABbin seçeceği yere gidin. Sorunlarınızı Levili kahinlere ve o dönemde görevli yargıca götürüp soruşturun. Yargı kararını onlar size bildirecekler. RABbin seçeceği yerden size bildirilen karara uymalı, size verilen öğüdü tutmaya dikkat etmelisiniz. Size öğretilen yasa ve verilen karar uyarınca davranın. Size bildirilenin dışına çıkmayın. Orada, Tanrınız RABbin önünde görev yapan kahini ya da yargıcı kim dinlemeyip saygısızlık ederse öldürülmeli. İsrailden kötülüğü atmalısınız. Bütün halk bunu duyup korkacak, bir daha saygısızlık etmeye kalkışmayacaktır.”

Yöneticiler Atamak – Tesniye 16

“Tanrınız RABbin size vereceği kentlerde her oymağınız için yargıçlar, yöneticiler atayacaksınız. Onlar halkı gerçek adaletle yargılayacaklar. Yargılarken haksızlık yapmayacak, kimseyi kayırmayacaksınız. Rüşvet almayacaksınız. Çünkü rüşvet bilge kişinin gözlerini kör eder, haklıyı haksız çıkarır. Yaşamak ve Tanrınız RABbin size vereceği ülkeyi miras almak için doğruluğun, yalnız doğruluğun ardınca gidin.
“Tanrınız RAB için yapacağınız sunağın yanına ağaçtan bir Aşera putu dikmeyeceksiniz. Tanrınız RABbin nefret ettiği dikili taş dikmeyeceksiniz.

Çardak Bayramı – Tesniye 16

“Tahılınızı ve asmanızın ürününü topladıktan sonra yedi gün Çardak Bayramını kutlayacaksınız. Siz, oğullarınız, kızlarınız, erkek ve kadın köleleriniz, kentlerinizde yaşayan Levililer, yabancılar, öksüzler, dullar bu bayramda hep birlikte sevineceksiniz. Tanrınız RABbin seçeceği yerde Onun için yedi gün bayramı kutlayacaksınız. Tanrınız RAB ürününüzün tümünü ve el attığınız her işi kutsayacak. Böylece sevinciniz tam olacak.
“Bütün erkekleriniz yılda üç kez –Mayasız Ekmek Bayramında, Haftalar Bayramında ve Çardak Bayramında– Tanrınız RABbin önünde bulunmak üzere Onun seçeceği yere gitmeli. Kimse RABbin önüne eli boş gitmemeli. Her biriniz Tanrınız RABbin sizi kutsadığı oranda armağanlar götürmeli.”

Haftalar Bayramı – Tesniye 16

“Ekin biçme zamanından başlayarak yedi hafta sayacaksınız. Sonra Tanrınız RABbin sizi kutsadığı oranda vereceğiniz gönülden sunularla Onun için Haftalar Bayramını kutlayacaksınız. Tanrınız RABbin adını yerleştirmek için seçeceği yerde, Onun önünde, siz, oğullarınız, kızlarınız, erkek ve kadın köleleriniz, kentlerinizde yaşayan Levililer, aranızdaki yabancılar, öksüzler, dullar hep birlikte sevineceksiniz. Mısırda köle olduğunuzu anımsayın ve bu kurallara uymaya dikkat edin.”

Fısıh Bayramı – Tesniye 16

“Aviv ayını tutun ve Tanrınız RABbin Fısıh Bayramını kutlayın. Tanrınız RAB Aviv ayında geceleyin sizi Mısırdan çıkardı. Tanrınız RABbin adını yerleştirmek için seçeceği yerde davarlardan, sığırlardan Fısıh kurbanlarını keseceksiniz. Kurban etiyle birlikte mayalı ekmek yemeyeceksiniz. Yedi gün mayasız ekmek –sıkıntıda yenilen ekmek– yiyeceksiniz. Siz Mısırdan aceleyle çıktınız. Öyle ki, yaşadığınız sürece Mısırdan çıktığınız günü anımsayasınız. Yedi gün ülkenizin hiçbir yerinde maya bulunmasın. Akşam kurban edeceğiniz hayvanların etinden ilk günün sabahına bir şey bırakmayacaksınız.
“Fısıh kurbanlarını Tanrınız RABbin size vereceği kentlerden birinde kesmeyeceksiniz; ancak Tanrınız RABbin adını yerleştirmek için seçeceği yerde keseceksiniz. Kurbanı orada akşam gün batınca, Mısırdan çıktığınız saatlerde keseceksiniz. Eti Tanrınız RABbin seçeceği yerde pişirip yiyeceksiniz. Sabah dönüp çadırlarınıza gideceksiniz. Altı gün mayasız ekmek yiyeceksiniz. Yedinci gün Tanrınız RAB için bir toplantı düzenleyecek ve iş yapmayacaksınız.”

İlk Doğan Hayvanlar – Tesniye 15

“Sığır ve davarlarınızın içinde ilk doğan her erkek hayvanı Tanrınız RABbe ayıracaksınız. Sığırınızın ilk doğan öküzüyle iş yapmayacak, sürünüzün ilk doğan koyununu kırkmayacaksınız. Siz ve aileniz her yıl Tanrınız RABbin önünde, Onun seçeceği yerde onları yiyeceksiniz. Bir hayvanın özürü varsa, topal ya da körse, herhangi bir ciddi sakatlığı varsa, onu Tanrınız RABbe kurban etmeyin. Bu durumdaki hayvanları kentlerinizde yiyebilirsiniz. Dinsel açıdan temiz ya da kirli kişi bunların etini ceylan ya da geyik eti yer gibi yiyebilir. Ancak kan yemeyeceksiniz. Kanı su gibi toprağa akıtacaksınız.”

Kölelere Yapılacak İşlem – Tesniye 15

“Eğer İbrani kardeşlerinizden bir erkek ya da kadın size satılırsa, altı yıl size kölelik edecek, yedinci yıl onu özgür bırakacaksınız. Onu özgür bırakırken, eli boş göndermeyin. Ona davarlarınızdan, tahılınızdan, şarabınızdan bol bol verin. Tanrınız RABbin sizi kutsadığı oranda ona vereceksiniz. Mısırda köle olduğunuzu, Tanrınız RABbin sizi kurtardığını anımsayın. Bu buyruğu bugün size bunun için veriyorum.
“Eğer köleniz sizi ve ailenizi seviyorsa, sizden hoşnutsa, Yanınızdan ayrılmak istemiyorum derse, bir biz alıp kölenin kulak memesinden sokarak kapıya geçirin; o zaman yaşam boyu köleniz olarak kalacaktır. Kadın kölelerinize de aynı şeyi yapın. Kölenizi özgür bırakınca üzülmemelisiniz. Size hizmet ettiği bu altı yıl boyunca ücretli bir işçiden iki kat fazla iş görmüştür. Tanrınız RAB yaptığınız her işte sizi kutsayacaktır.”

Borçların Bağışlanacağı Yıl – Tesniye 15

“Her yedi yılın sonunda size borçlu olanları bağışlayacaksınız. Borçları bağışlama işini şöyle yapacaksınız: Her alacaklı, komşusunun borcunu bağışlayacak. Borcun ödenmesi için komşusunu ya da kardeşini zorlamayacak. Çünkü RABbin borçları bağışlama yılı duyurulmuştur. Yabancıdan borcunu alabilirsin. Ama İsrailli kardeşinin borcunu bağışlayacaksın.
“Aranızda yoksul kimse olmayacak. Tanrınız RABbin mülk edinmek için size vereceği ülkede Tanrınız RABbin sözünü can kulağıyla dinler, bugün size bildirdiğim bütün bu buyruklara özenle uyarsanız, O sizi kesinlikle kutsayacaktır. Tanrınız RAB verdiği söz uyarınca sizi kutsayacak. Siz birçok ulusa ödünç vereceksiniz, ama siz ödünç almayacaksınız. Siz birçok ulusu yöneteceksiniz, ama onlar sizi yönetmeyecek.
“Tanrınız RABbin size vereceği ülkenin herhangi bir kentinde yaşayan kardeşlerinizden biri yoksulsa, yüreğinizi katılaştırmayın, yoksul kardeşinize elisıkı davranmayın. Tersine, eliniz açık olsun; gereksinimlerini karşılayacak kadar ona ödünç verin. Yedinci yıl, borçları bağışlama yılı yakındır diyerek yüreğinizde kötü düşünce barındırmaktan sakının. Öyle ki, yoksul kardeşinize karşı elisıkı davranıp ona yardım etmekten kaçınmayasınız. Yoksul kardeşiniz sizden RABbe yakınabilir, siz de günah işlemiş olursunuz. Ona bol bol verin, verirken yüreğinizde isteksizlik olmasın. Bundan ötürü Tanrınız RAB bütün işlerinizde ve el attığınız her şeyde sizi kutsayacaktır. Ülkede her zaman yoksullar olacak. Bunun için, ülkenizde yaşayan kardeşlerinize, yoksullara, gereksinimi olanlara eliaçık davranmanızı buyuruyorum.”

Ondalıklara İlişkin Kural – Tesniye 14

“Her yıl tarlalarınızda yetişen ürünlerin ondalığını bir yana ayıracaksınız. Tahılınızın, yeni şarabınızın, zeytinyağınızın ondalığını, sığırlarınızın ve davarlarınızın ilk doğanlarını, Tanrınız RABbin adını yerleştirmek için seçeceği yerde Onun önünde yiyeceksiniz. Bunu yapın ki, her zaman Ondan korkmayı öğrenesiniz. Tanrınız RABbin adını yerleştirmek için seçeceği yer uzaksa, yol Tanrınız RABbin size verimli kıldığı ürünlerin ondalığını oraya taşıyamayacak kadar uzunsa, ondalığınızı gümüşe çevirin. Gümüşü alıp Tanrınız RABbin seçeceği yere gidin. Gümüşü dilediğiniz şekilde kullanın: Sığır, davar, şarap, içki ya da canınızın istediği başka bir şey alın. Siz ve aileniz orada, Tanrınız RABbin önünde yiyecek ve sevineceksiniz.
“Kentlerinizde yaşayan Levilileri yüzüstü bırakmayın. Onların sizin gibi payları ve mülkleri yoktur. Her üç yılın sonunda, o yılın ürününün bütün ondalığını getirip kentlerinizde toplayın. Öyle ki, sizin gibi payları ve mülkleri olmayan Levililer, kentlerinizde yaşayan yabancılar, öksüzler, dul kadınlar gelsinler, yiyip doysunlar. Bunu yaparsanız, Tanrınız RAB el attığınız her işte sizi kutsayacaktır.”

Eti Yenen ve Yenmeyen Hayvanlar – Tesniye 14

“Siz Tanrınız RABbin çocuklarısınız. Ölülere ağıt yakmak için bedenlerinizi yaralamayacaksınız. İki kaş arasındaki tüyleri almayacaksınız. Tanrınız RAB için kutsal bir halksınız. RAB öz halkı olmanız için yeryüzündeki bütün halkların arasından sizi seçti.
“İğrenç sayılan hiçbir şey yemeyeceksiniz. Şu hayvanların etini yiyebilirsiniz: Sığır, koyun, keçi, geyik, ceylan, karaca, yaban keçisi, gazal, ahu, dağ koyunu. Çatal ve yarık tırnaklı, geviş getiren her hayvanın etini yiyebilirsiniz. Ancak geviş getiren, çatal ve yarık tırnaklı hayvanlardan etini yememeniz gerekenler şunlardır: Deve, tavşan, kaya tavşanı. Bunlar geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılırlar. Domuz çatal tırnaklıdır, ama geviş getirmez. Sizin için kirli sayılır. Bu hayvanların etini yemeyecek, leşine dokunmayacaksınız.
“Suda yaşayan hayvanlardan şunların etini yiyebilirsiniz: Pullu ve yüzgeçli canlıların etini yiyebilirsiniz. Ama pulsuz ve yüzgeçsiz canlıların hiçbirini yemeyeceksiniz. Bunlar sizin için kirli sayılır.
“Temiz sayılan bütün kuşları yiyebilirsiniz. Etini yemeyeceğiniz kuşlar şunlardır: Kartal, kuzu kartalı, kara akbaba, çaylak, doğan türleri, bütün karga türleri, baykuş, puhu, martı, atmaca türleri, kukumav, büyük baykuş, peçeli baykuş, ishakkuşu, akbaba, karabatak, leylek, balıkçıl türleri, ibibik, yarasa. Bütün kanatlı böcekler sizin için kirli sayılır. Hiçbirini yemeyeceksiniz. Ama temiz sayılan kanatlı yaratıkların tümünü yiyebilirsiniz.
“Kendiliğinden ölen hiçbir hayvanın etini yemeyeceksiniz. Ölü hayvanı yemesi için kentlerinizde yaşayan bir yabancıya verebilir ya da öteki yabancılara satabilirsiniz. Siz Tanrınız RAB için kutsal bir halksınız.
“Oğlağı anasının sütünde haşlamayın.”

Başka İlahlara Tapmayın – Tesniye 13

“Aranızdan bir peygamber ya da düş gören biri çıkarsa, bir belirtiyi ya da şaşılası bir olayı önceden bildirirse, Bilmediğiniz başka ilahlara yönelip tapınalım derse, söz ettiği belirti, şaşılası olay gerçekleşse bile, o peygamberi ya da düş göreni dinlememelisiniz. Tanrınız RAB kendisini bütün yüreğinizle, bütün canınızla sevip sevmediğinizi anlamak için sizi sınamaktadır. Tanrınız RABbin ardınca yürüyün, Ondan korkun. Buyruklarına uyun, Onun sözüne kulak verin. Ona kulluk edin, Ona bağlı kalın. O peygamber ya da düş gören öldürülecek. O, sizi Mısırdan çıkaran, köle olduğunuz ülkeden kurtaran Tanrınız RABbe karşı gelmeye kışkırttı. Tanrınız RABbin yürümenizi buyurduğu yoldan sizi saptırmaya çalıştı. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldırmalısınız.
“Öz kardeşin, oğlun, kızın, sevdiğin karın ya da en yakın dostun seni gizlice ayartmaya çalışır, senin ve atalarının önceden bilmediğiniz, dünyanın bir ucundan öbür ucuna dek uzakta, yakında, çevrenizde yaşayan halkların ilahları için, Haydi gidelim, bu ilahlara tapalım derse, ona uymayacak, onu dinlemeyeceksin. Ona acımayacak, sevecenlik göstermeyecek, onu korumayacaksın. Onu kesinlikle öldüreceksin. Onu önce sen, sonra bütün halk taşa tutsun. Taşlayarak öldürün onu. Çünkü Mısırdan, köle olduğunuz ülkeden sizi çıkaran Tanrınız RABden sizi saptırmaya çalıştı. Böylece bütün İsrail bunu duyup korkacak. Bir daha aranızda buna benzer kötü bir şey yapmayacaklar.
“Tanrınız RABbin yaşamanız için size vereceği kentlerin birinde, içinizden kötü kişiler çıktığını ve, Haydi, bilmediğiniz başka ilahlara tapalım diyerek kentlerinde yaşayan halkı saptırdıklarını duyarsanız, araştıracak, inceleyecek, iyice soruşturacaksınız. Duyduklarınız gerçekse ve bu iğrenç olayın aranızda yapıldığı kanıtlanırsa, o kentte yaşayanları kesinlikle kılıçtan geçireceksiniz. Kenti yok edip orada yaşayan bütün halkı ve hayvanları kılıçtan geçireceksiniz. Yağmalanan malların tümünü toplayıp meydanın ortasına yığın. Kenti ve malları Tanrınız RABbe tümüyle yakmalık sunu olarak yakın. Kent sonsuza dek yıkıntı halinde bırakılacak. Yeniden onarılmayacak. Yok edilecek mallardan hiçbir şey almayın. Böylece RABbin kızgın öfkesi yatışacak ve RAB atalarınıza içtiği ant uyarınca size acıyacak, sevecenlik gösterecek, sizi çoğaltacaktır. Çünkü Tanrınız RABbin sözünü dinleyeceksiniz. Böylece bugün size bildirdiğim buyruklara uyup Onun gözünde doğru olanı yapmış olacaksınız.”

Başka İlahlara Tapmayın – Tesniye 12

“Tanrınız RAB topraklarını alacağınız ulusları önünüzden yok edecek. Topraklarını miras alıp orada yaşadığınızda ve onları yok ettiğinizde, onların tuzaklarına düşmekten sakının. İlahlarına yönelip, Bu uluslar ilahlarına nasıl tapıyorlardı? Biz de aynısını yapalım demeyin. Tanrınız RABbe bu biçimde tapınmayacaksınız. Onlar ilahlarına RABbin tiksindiği iğrenç şeyler sunuyorlar. Oğullarını, kızlarını bile yakarak ilahlarına kurban ediyorlar.
“Size bildirdiğim bütün buyruklara iyice uyun. Bunlara hiçbir şey eklemeyin, hiçbir şey çıkarmayın.

Tek Tapınma Yeri – Tesniye 12

“Atalarınızın Tanrısı RABbin mülk edinmek için size verdiği ülkede yaşamınız boyunca uymanız gereken kurallar, ilkeler şunlardır: Topraklarını alacağınız ulusların ilahlarına taptıkları yüksek dağlardaki, tepelerdeki, bol yapraklı her ağacın altındaki yerleri tümüyle yıkacaksınız. Sunaklarını yıkacak, dikili taşlarını parçalayacak, Aşera putlarını yakacak, öbür putlarını parça parça edeceksiniz. İlahlarının adlarını oradan sileceksiniz.
“Siz Tanrınız RABbe bu biçimde tapmamalısınız. Tanrınız RABbin adını yerleştirmek için bütün oymaklarınız arasından seçeceği yere, konutuna yönelmeli, oraya gitmelisiniz. Yakmalık sunularınızı, kurbanlarınızı, ondalıklarınızı, bağışlarınızı, dilek adaklarınızı, gönülden verdiğiniz sunuları, sığırlarınızın ve davarlarınızın ilk doğanlarını oraya götüreceksiniz. Orada, sizi kutsayan Tanrınız RABbin huzurunda, siz de aileleriniz de yiyeceksiniz ve el attığınız her işte sevinç bulacaksınız.
“Bugün burada yaptığımızı yapmayın; herkes kendi gözünde doğru olanı yapıyor. Çünkü Tanrınız RABbin size vereceği dinlenme yerine, mülke daha ulaşmadınız. Ama Şeria Irmağından geçip Tanrınız RABbin mülk olarak size vereceği ülkeye yerleşeceksiniz. RAB sizi çevrenizdeki bütün düşmanlarınızdan kurtarıp rahata kavuşturacak. Güvenlik içinde yaşayacaksınız. Tanrınız RAB adını yerleştirmek için bir yer seçecek. Size buyurduğum her şeyi oraya götüreceksiniz: Yakmalık sunularınızı, kurbanlarınızı, ondalıklarınızı, bağışlarınızı, RABbe adadığınız bütün özel adaklarınızı. Siz, oğullarınız, kızlarınız, erkek ve kadın köleleriniz, kentlerinizde yaşayan Levililer Tanrınız RABbin huzurunda sevineceksiniz. Çünkü Levililerin sizin gibi kendilerine ait payları ve mülkleri yoktur. Yakmalık sunularınızı herhangi bir yerde sunmamaya dikkat edin. Yakmalık sunularınızı RABbin oymaklarınızın birinde seçeceği yerde sunacaksınız. Size buyurduğum her şeyi orada yapacaksınız.
“Tanrınız RABbin sizi kutsadığı ölçüde, yaşadığınız kentlerde dilediğiniz kadar hayvan kesip etini yiyebilirsiniz. Dinsel açıdan temiz ya da kirli kişi, bu eti ceylan ya da geyik eti yer gibi yiyebilir. Ancak kan yemeyeceksiniz. Kanı su gibi toprağa akıtacaksınız. Tahılınızın, yeni şarabınızın, zeytinyağınızın ondalığını, sığırlarınızın, davarlarınızın ilk doğanlarını, adadıklarınızın tümünü, gönülden verdiğiniz sunuları, bağışlarınızı yaşadığınız kentlerde yememelisiniz. Siz, oğullarınız, kızlarınız, erkek ve kadın köleleriniz, kentlerinizde oturan Levililer bunları Tanrınız RABbin huzurunda, Onun seçeceği yerde yiyeceksiniz. Tanrınız RABbin huzurunda el attığınız her işte sevinç bulacaksınız. Ülkede yaşadığınız sürece Levilileri yüzüstü bırakmamaya dikkat edin.
“Tanrınız RAB size verdiği söz uyarınca sınırınızı genişlettiğinde, et yemeye istek duyup, Et yiyeceğiz derseniz, dilediğiniz kadar et yiyebilirsiniz. Tanrınız RABbin adını yerleştirmek için seçeceği yer sizden uzaksa, buyruğum uyarınca RABbin size verdiği sığırlardan, davarlardan kesebilirsiniz. Kentlerinizde dilediğiniz kadar et yiyebilirsiniz. Dinsel açıdan temiz ya da kirli kişi bu eti ceylan ya da geyik eti yer gibi yiyebilir. Ama kan yememeye dikkat edin. Çünkü ete can veren kandır. Etle birlikte canı yememelisiniz. Kan yememelisiniz; kanı su gibi toprağa akıtacaksınız. Kan yemeyeceksiniz. Öyle ki, size ve sizden sonra gelen çocuklarınıza iyilik gelsin. Böylece RABbin gözünde doğru olanı yapmış olursunuz.
“Kutsal sunularınızı, dilek adaklarınızı alıp RABbin seçeceği yere gideceksiniz. Yakmalık sunularınızı, eti ve kanı Tanrınız RABbin sunağında sunacaksınız. Kurbanınızın kanı Tanrınız RABbin sunağına akacak. Ama eti yiyebilirsiniz. Size bildirdiğim bütün bu buyruklara iyice uyun ki, size ve sizden sonra gelen çocuklarınıza sürekli iyilik gelsin. Böylece Tanrınız RABbin gözünde iyi ve doğru olanı yapmış olacaksınız.”

Rabbin Büyüklüğü – Tesniye 11

“Tanrınız RABbi sevin. Uyarılarına, kurallarına, ilkelerine, buyruklarına her zaman uyun. Unutmayın ki, Tanrınız RABbin tedibini görüp yaşayanlar çocuklarınız değil, sizsiniz: Büyüklüğünü, güçlü elini, kudretini, belirtilerini, Mısırda firavuna ve bütün ülkesine yaptıklarını; Mısır ordusuna, atlarına, savaş arabalarına neler yaptığını; Mısırlılar sizi kovalarken onları nasıl Kamış Denizinin suları altında bıraktığını, onları nasıl yok ettiğini gördünüz. Buraya varıncaya dek RABbin çölde sizin için neler yaptığını; Rubenoğullarından Eliavın oğulları Datanla Avirama neler ettiğini; bütün İsrailin gözü önünde yerin nasıl yarıldığını, onları, ailelerini, çadırlarını ve onlara ait her canlıyı nasıl yuttuğunu gören çocuklarınız değil, sizsiniz. RABbin yaptığı bu büyük işlerin tümünü gören sizsiniz.
“Bugün size bildirdiğim buyrukların tümüne uyun ki, güçlü olasınız, mülk edinmek üzere Şeria Irmağından geçip ülkeyi ele geçiresiniz. RABbin ant içerek atalarınıza ve soylarına söz verdiği süt ve bal akan ülkede ömrünüz uzun olsun. Mülk edinmek için gideceğiniz ülke, çıkmış olduğunuz Mısır gibi değildir. Orada tohumunuzu eker, sebze bahçesi gibi zorlukla sulardınız. Mülk edinmek üzere gideceğiniz ülkenin ise dağları, dereleri vardır. Toprağı gökten yağan yağmurla sulanır. Orası Tanrınız RABbin kayırdığı bir ülkedir. Tanrınız RAB orayı bütün yıl sürekli gözetir.
“Tanrınız RABbi sevmek, bütün yüreğinizle, bütün canınızla Ona kulluk etmek için bugün size bildirdiğim buyruklara iyice kulak verirseniz, RAB ülkenize ilk ve son yağmuru vaktinde yağdıracak. Öyle ki, tahılınızı, yeni şarabınızı, zeytinyağınızı toplayasınız. RAB tarlalarda hayvanlarınız için ot sağlayacak, siz de yiyip doyacaksınız. Sakının, ayartılıp yoldan çıkmayasınız; başka ilahlara tapmayasınız, önlerinde eğilmeyesiniz. Öyle ki, RAB size öfkelenmesin; yağmur yağmasın, toprak ürün vermesin diye gökleri kapamasın; size vereceği verimli ülkede çabucak yok olmayasınız.
“Bu sözlerimi aklınızda ve yüreğinizde tutun. Bir belirti olarak ellerinize bağlayın, alın sargısı olarak takın. Onları çocuklarınıza öğretin. Evinizde otururken, yolda yürürken, yatarken, kalkarken onlardan söz edin. Evlerinizin kapı sövelerine, kentlerinizin kapılarına yazın. Öyle ki, RABbin atalarınıza vermeye söz verdiği topraklar üzerinde sizin de, çocuklarınızın da ömrü uzun olsun ve yeryüzünün üstünde gökler olduğu sürece orada yaşayasınız.
“Uymanız için size bildirdiğim bu buyrukları eksiksiz yerine getirir, Tanrınız RABbi sever, yollarında yürür, Ona bağlı kalırsanız, RAB bu ulusların tümünü önünüzden kovacak. Sizden daha büyük, daha güçlü ulusların topraklarını mülk edineceksiniz. Ayak basacağınız her yer sizin olacak. Sınırlarınız çölden Lübnana, Fırat Irmağından Akdenize kadar uzanacak. Hiç kimse size karşı koyamayacak. Tanrınız RAB, size verdiği söz uyarınca, ayak basacağınız her yere dehşetinizi, korkunuzu saçacaktır.
“Bakın, bugün önünüze kutsamayı ve laneti koyuyorum: Bugün size bildirdiğim Tanrınız RABbin buyruklarına uyarsanız kutsanacaksınız. Ama Tanrınız RABbin buyruklarını dinlemez, bilmediğiniz başka ilahların ardınca giderek bugün size buyurduğum yoldan saparsanız, lanete uğrayacaksınız. Tanrınız RAB mülk edinmek için gideceğiniz ülkeye sizi götürdüğünde, Gerizim Dağında kutsama yapacak, Eval Dağında lanet okuyacaksınız. Bu iki dağ Şeria Irmağının karşı yakasında, yolun batısında, Aravada oturan Kenanlılar ülkesinde, Gilgal karşısında, More meşeliği yanındadır. Tanrınız RABbin size vereceği ülkeyi mülk edinmek için Şeria Irmağından geçmek üzeresiniz. Orayı ele geçirip yerleştiğinizde, bugün size bildirdiğim bütün kurallara, ilkelere uymaya dikkat edin.”

Rabden Korkun – Tesniye 10

“Şimdi, ey İsrail halkı, Tanrınız RAB sizden ne istiyor? Yalnız şunu istiyor: Tanrınız RABden korkun, Onun yollarında yürüyün, Onu sevin; bütün yüreğinizle, bütün canınızla Ona kulluk edin; üzerinize iyilik gelsin diye bugün size bildirdiğim buyruklarına, kurallarına uyun. Gökler de, göklerin gökleri de, yeryüzü ve içindeki her şey Tanrınız RABbindir. Öyleyken RAB atalarınızı sevdi, onlara bağlandı. Bugün olduğu gibi, onların soyu olan sizleri bütün halkların arasından seçti. Yüreklerinizi RABbe adayın, bundan böyle dikbaşlı olmayın. Çünkü Tanrınız RAB, tanrıların Tanrısı, rablerin Rabbidir. O kimseyi kayırmayan, rüşvet almayan, ulu, güçlü, heybetli Tanrıdır. Öksüzlerin, dul kadınların hakkını gözetir. Yabancıları sever, onlara yiyecek, giyecek sağlar. Siz de yabancıları seveceksiniz. Çünkü Mısırda siz de yabancıydınız. Tanrınız RABden korkun, Ona kulluk edin. Ona bağlı kalın ve Onun adıyla ant için. O övgünüzdür. Gözlerinizle gördüğünüz o büyük, heybetli belirtileri sizin için gerçekleştiren Tanrınızdır. Mısıra giden atalarınız yetmiş kişiydi. Şimdiyse Tanrınız RAB sizi göklerdeki yıldızlar kadar çoğalttı.”

Musa Buyrukları Yeniden Alıyor – Tesniye 10

“O zaman RAB bana, Öncekiler gibi iki taş levha kes ve dağa, yanıma çık dedi, Ağaçtan bir sandık yap. Parçaladığın önceki levhalara yazılı buyrukları yeni levhalara yazacağım. Sonra onları sandığa koyacaksın.
“Böylece akasya ağacından bir sandık yaptım. Öncekiler gibi iki taş levha kestim. İki levhayı da alıp dağa çıktım. RAB dağda toplandığınız gün ateşin içinden size bildirdiği On Buyruku, daha önce yaptığı gibi, bu levhalara yazdı ve bana verdi. Sonra dönüp dağdan indim. RABbin buyruğu uyarınca, levhaları yaptığım sandığa koydum. Orada duruyorlar.”
–İsrailliler Yaakanoğullarına ait kuyulardan ayrılıp Moseraya gittiler. Harun orada öldü ve gömüldü. Yerine oğlu Elazar kahin oldu. İsrailliler oradan Gudgodaya, sonra da akarsular bölgesi olan Yotvataya göç ettiler. O zaman RAB, kendi Antlaşma Sandığını taşıması, kendisine hizmet etmek üzere önünde durması ve Onun adıyla kutsaması için Levililer oymağını ayırdı. Bugün de aynı görevi yapıyorlar. Bu yüzden Levililer kardeşleri olan öbür oymaklar gibi pay ve mülk almadılar. Tanrınız RABbin onlara verdiği söz uyarınca onların mirası RABdir.–
“Daha önce yaptığım gibi dağda kırk gün, kırk gece kaldım. RAB yine yakarışımı duydu ve sizi yok etmek istemedi. Sonra, Kalk, git dedi, Onları atalarına ant içerek söz verdiğim ülkeye götür. Gidip orayı mülk edinsinler. ”

Halkın Söz Dinlemezliği – Tesniye 9

“Tanrınız RAB bu ulusları önünüzden kovunca, RAB doğruluğumuzdan ötürü bu ülkeyi mülk edinelim diye bizi buraya getirdi diye düşünmeyin. Çünkü RAB, bu ulusları yaptıkları kötülükler yüzünden önünüzden kovuyor. Onların topraklarını mülk edinmeye gitmenizin nedeni doğruluğunuz, erdeminiz değildir. Tanrınız RAB bu ulusları kötülükleri yüzünden ve atalarınız İbrahime, İshaka, Yakupa ant içerek verdiği sözü yerine getirmek için önünüzden kovacak. Şunu anlayın ki, Tanrınız RABbin bu verimli toprakları mülk edinesiniz diye size vermesinin nedeni doğruluğunuz değildir. Çünkü siz dikbaşlı bir halksınız.
“Tanrınız RABbi çölde nasıl kızdırdığınızı anımsayın, hiç unutmayın. Mısırdan çıktığınız günden buraya varıncaya dek, RABbe sürekli karşı geldiniz. Horev Dağında RABbi öyle kızdırdınız ki, sizi yok edecek kadar öfkelendi. Daha önce taş levhaları –RABbin sizinle yaptığı antlaşmanın levhalarını– almak için dağa çıkmıştım; orada kırk gün, kırk gece kaldım. Ne yedim, ne içtim. RAB Tanrı parmağıyla yazmış olduğu iki taş levhayı bana verdi. Bu levhalar, dağda toplandığınız gün RABbin ateşin içinden size bildirdiği bütün buyrukları içermekteydi. Kırk gün, kırk gece sonra RAB bana iki taş levhayı, antlaşma levhalarını verdi.
“ Haydi, buradan hemen in dedi, Çünkü Mısırdan çıkardığın halkın yoldan çıktı. Onlara buyurduğum yoldan hemen saptılar. Kendilerine dökme bir put yaptılar. Sonra RAB bana, Bu halkı gördüm dedi, İşte dikbaşlı bir halk! Bırak da onları yok edeyim; adlarını da göğün altından sileyim. Seni onlardan daha güçlü, daha büyük bir ulus kılayım.
“Dönüp dağdan aşağıya indim. Dağ alev alev yanıyordu. Antlaşmanın iki levhası iki elimdeydi. Tanrınız RABbe karşı günah işlediğinizi gördüm. Kendinize buzağıya benzer bir dökme put yapmıştınız. RABbin size buyurduğu yoldan hemen sapmıştınız. Bu yüzden iki levhayı fırlatıp attım, gözünüzün önünde parçaladım. Bir kez daha RABbin huzurunda bir şey yemeden, içmeden kırk gün kırk gece yere kapanıp kaldım. Çünkü günah işlemiştiniz; RABbin gözünde kötü olanı yaparak Onu öfkelendirmiştiniz. RABbin kızgın öfkesi karşısında korktum. Öfkesi sizi yok edecek kadar alevlenmişti. Ama RAB yakarışımı yine duydu. RAB Haruna da onu yok edecek kadar öfkelenmişti. O sırada Harun için de yakardım. Yaptığınız günahlı nesneyi, o buzağıya benzer dökme putu alıp yaktım. Parçalayıp ince toz haline getirinceye dek ezdim. Sonra tozu dağdan akan dereye attım.
“Taverada, Massada, Kivrot-Hattaavada da RABbi öfkelendirdiniz. RAB sizi Kadeş-Barneadan gönderirken, Gidin, size vereceğim ülkeyi mülk edinin diye buyurmuştu. Sizse Tanrınız RABbin buyruğuna karşı geldiniz. Ona güvenmediniz, sözüne kulak vermediniz. Sizi tanıdığım günden bu yana RABbe sürekli karşı geldiniz.
“RAB sizi yok edeceğini söylediği için, kırk gün kırk gece Onun önünde yere kapanıp kaldım. RABbe şöyle yakardım: Ey Egemen RAB, büyük kudretinle kurtarıp güçlü elinle Mısırdan çıkardığın halkını, kendi mirasını yok etme. Kulların İbrahimi, İshakı, Yakupu anımsa. Bu halkın dikbaşlılığını, kötülüğünü, günahını dikkate alma. Yoksa bizi çıkardığın ülkenin halkı, RAB söz verdiği ülkeye götüremediği, onlardan nefret ettiği için çölde yok etmek amacıyla onları Mısırdan çıkardı diyecek. Oysa onlar, büyük güçle ve kudretli elinle Mısırdan çıkardığın kendi halkın ve mirasındır. ”

Rabbi Unutmayın – Tesniye 9

“Ey İsrail, kulak ver! Bugün sizden daha büyük, daha güçlü ulusların topraklarını mülk edinmek için Şeria Irmağından geçeceksiniz. Onların kentleri büyük, surları göğe dek yükseliyor. Bu güçlü, uzun boylu halk Anaklılardır. Onları biliyorsunuz. Kim Anaklılara karşı durabilir? deyişini duydunuz. Bilin ki, yakıp yok eden ateş olan Tanrınız RAB önünüzden gidecek. Onları ortadan kaldıracak, size boyun eğmelerini sağlayacak. Onları kovacaksınız, RABbin verdiği söz uyarınca bir çırpıda yok edeceksiniz.”

Rabbi Unutmayın – Tesniye 8

“Bugün size bildirdiğim buyruklara tam tamına uyun ki, yaşayasınız, çoğalasınız ve gidip RABbin atalarınıza ant içerek söz verdiği ülkeyi mülk edinesiniz. Tanrınız RABbin sizi kırk yıl boyunca çölde dolaştırdığı uzun yolculuğu anımsayın! Buyruklarına uyup uymayacağınızı, amacınızın ne olduğunu öğrenmek için sizi sıkıntılara sokarak sınadı. Sizi aç bırakarak sıkıntıya soktu. Sonra sizin de atalarınızın da bilmediği man ile sizi doyurdu. İnsanın yalnız ekmekle yaşamadığını, RABbin ağzından çıkan her sözle yaşadığını size öğretmek için yaptı bunu. Kırk yıl ne giysileriniz eskidi, ne de ayaklarınız şişti. Tanrınız RABbin, çocuğunu eğiten bir baba gibi, sizi nasıl eğittiğini anlayın.
“Onun için, Tanrınız RABbin buyruklarına uyun. Yollarında yürüyün, Ondan korkun. Tanrınız RAB sizi verimli bir ülkeye götürüyor. Öyle bir ülke ki, ırmakları, pınarları, derelerden tepelerden çıkan su kaynakları vardır; buğdayı, arpası, üzümü, inciri, narı, zeytinyağı, balı vardır. Sıkıntısız ekmek yiyebileceğiniz, hiçbir şeye gereksinim duymayacağınız bir ülkedir. Öyle bir ülke ki, kayaları demirdir, dağlarından bakır çıkarabilirsiniz.
“Yiyip doyunca, size verdiği verimli ülke için Tanrınız RABbe övgüler sunun. Tanrınız RABbi unutmamaya dikkat edin. Bugün size bildirdiğim buyruklarını, ilkelerini, kurallarını savsaklamayın. Yiyip doyduğunuzda, güzel evler yapıp yerleştiğinizde, sığırlarınız, davarlarınız çoğaldığında, altınınız, gümüşünüz ve her şeyiniz arttığında, böbürlenmemeye ve sizi Mısırdan, köle olduğunuz ülkeden çıkaran Tanrınız RABbi unutmamaya dikkat edin. RAB o büyük ve korkunç çölde, zehirli yılanlarla, akreplerle dolu o kurak, susuz toprakta sizi yürüttü. Size sert kayadan su çıkardı. Atalarınızın bilmediği man ile sizi çölde doyurdu. Sizi sıkıntıya soktu, sınadı. Öyle ki, sonunda üzerinize iyilik gelsin. Bu serveti toplayan kendi yeteneğimiz, güçlü elimizdir diye düşünebilirsiniz. Ancak bu serveti toplama yeteneğini size verenin Tanrınız RAB olduğunu anımsayın. Atalarınıza ant içerek yaptığı antlaşmayı sürdürmek amacıyla bugün de bunu yapıyor.
“Tanrınız RABbi unutur, başka ilahların ardınca giderseniz, onlara tapar, önlerinde yere kapanırsanız, bugün size açıkça belirtirim ki, tamamen yok olacaksınız. Tanrınız RAB önünüzden ulusları yok ettiği gibi, sözüne kulak vermediğiniz için sizi de yok edecek.

Buyruklara Uyanlara Verilecek Ödül – Tesniye 7

“Bu ilkeleri dinler, onlara özenle uyarsanız, Tanrınız RAB atalarınıza ant içerek verdiği söz uyarınca sizinle yaptığı antlaşmaya bağlı kalacak. Sizi sevecek, kutsayacak, çoğaltacak. Atalarınıza ant içerek size söz verdiği ülkede rahminizin meyvesini, toprağınızın ürününü –tahılını, yeni şarabını, zeytinyağını– sığırlarınızın buzağılarını, sürülerinizin kuzularını bereketli kılacak. Öbür halklardan daha çok kutsanmış olacaksınız. Erkekleriniz, kadınlarınız, hayvanlarınız arasında döl vermeyen olmayacak. RAB her türlü hastalığı sizden uzaklaştıracak. Mısırda gördüğünüz korkunç hastalıklardan hiçbirini size vermeyecek. Bütün bu hastalıkları sizden nefret edenlere verecek. Tanrınız RABbin elinize teslim edeceği halkların tümünü yok edeceksiniz. Onlara acımayacaksınız. İlahlarına tapmayacaksınız. Çünkü bu sizin için tuzak olacaktır.
“ Bu uluslar bizden daha güçlü. Onları nasıl kovabiliriz? diye düşünebilirsiniz. Onlardan korkmayacaksınız. Tanrınız RABbin firavuna ve bütün Mısıra yaptıklarını her zaman anımsayın. Tanrınız RABbin sizi Mısırdan çıkarmak için yaptığı büyük denemeleri, belirtileri, şaşılası işleri, güçlü ve kudretli elini gözlerinizle gördünüz. Tanrınız RAB şimdi korktuğunuz bütün bu halklara aynısını yapacaktır. Sizden gizlenerek sağ kalmış olanların üzerine, hepsi yok olana dek eşekarısı gönderecek. Onlardan yılmayacaksınız. Aranızda olan Tanrınız RAB ulu ve heybetli bir Tanrıdır. Bu ulusları önünüzden azar azar kovacak. Onları birden ortadan kaldıramazsınız. Yoksa çevrenizde yabanıl hayvanlar çoğalır. Tanrınız RAB onları elinize teslim edecek ve hepsi yok oluncaya dek onları şaşkına çevirecek. Krallarını elinize teslim edecek; adlarını göğün altından sileceksiniz. Onları yok edene dek kimse size karşı duramayacak. İlahlarını simgeleyen putları yakacaksınız; üzerlerindeki altına, gümüşe göz dikmeyecek, bunları kendinize ayırmayacaksınız. Öyle ki, tuzağa düşmeyesiniz. Bu putlar Tanrınız RABbin gözünde iğrençtir. Bu iğrenç şeyleri evinize getirmeyeceksiniz, yoksa siz de onlar gibi yok olursunuz. Onlardan çok nefret edecek, tiksineceksiniz; çünkü onlar yok olmaya mahkumdur.”

Tanrının Öz Halkı – Tesniye 7

“Tanrınız RAB mülk edinmek üzere gideceğiniz ülkeye sizi götürdüğünde, önünüzden birçok ulusu –Hititleri, Girgaşlıları, Amorluları, Kenanlıları, Perizlileri, Hivlileri, Yevusluları, sizden daha büyük ve daha güçlü yedi ulusu– kovacak. Tanrınız RAB bu ulusları elinize teslim ettiğinde, onları bozguna uğrattığınızda, tümünü yok etmelisiniz. Bu uluslarla antlaşma yapmayacaksınız, onlara acımayacaksınız. Kız alıp vermeyeceksiniz. Kızlarınızı oğullarına vermeyeceksiniz; oğullarınıza da onlardan kız almayacaksınız. Çünkü onlar oğullarınızı beni izlemekten saptıracak, başka ilahlara tapmalarına neden olacaklardır. O zaman RAB size öfkelenecek ve sizi çabucak yok edecek. Onlara şöyle yapacaksınız: Sunaklarını yıkacak, dikili taşlarını parçalayacak, Aşera putlarını devirecek, öbür putlarını yakacaksınız.
“Siz Tanrınız RAB için kutsal bir halksınız. Tanrınız RAB, öz halkı olmanız için, yeryüzündeki bütün halkların arasından sizi seçti. RABbin sizi sevmesinin ve seçmesinin nedeni öbür halklardan daha kalabalık olduğunuzdan değil. Siz sayıca öbür halklardan azdınız. RAB size sevgisini göstermek ve atalarınıza ant içerek verdiği sözü yerine getirmek için güçlü eliyle sizi Mısırdan çıkardı; köle olduğunuz ülkeden, Mısır Firavununun elinden sizi kurtardı. Tanrınız RABbin Tanrı olduğunu bilin. O güvenilir Tanrıdır. Kendisini sevenlerin, buyruklarına uyanların bininci kuşağına kadar antlaşmasına bağlı kalır. Kendisinden nefret edenlere ise üzerlerine yıkım göndererek karşılık verir. RAB kendisinden nefret edene karşılık vermekte gecikmeyecek. Onun için, bugün size bildirdiğim buyruklara, kurallara, ilkelere uymaya dikkat edin.”

Söz Dinlemezliğe Karşı Uyarı – Tesniye 6

“Tanrınız RAB atalarınıza, İbrahime, İshaka, Yakupa içtiği ant uyarınca, sizi vereceği ülkeye –inşa etmediğiniz büyük ve güzel kentleri, biriktirmediğiniz iyi eşyalarla dolu evleri, siz emek vermeden kazılmış sarnıçları, dikmediğiniz bağları, zeytinlikleri olan ülkeye– götürecek. Orada yiyip doyacaksınız. O zaman dikkat edin! Sizi Mısırdan, köle olduğunuz ülkeden çıkaran RABbi unutmayın.
“Tanrınız RABden korkacaksınız; Ona kulluk edecek ve Onun adıyla ant içeceksiniz. Başka ilahların, çevrenizdeki ulusların taptığı hiçbir ilahın ardınca gitmeyeceksiniz. Çünkü aranızda olan Tanrınız RAB kıskanç bir Tanrıdır. Öfkelenirse sizi yeryüzünden yok eder. Massada olduğu gibi, Tanrınız RABbi denemeyeceksiniz. Tanrınız RABbin buyruklarına, size verdiği yasalara, kurallara uymaya dikkat edeceksiniz. RABbin gözünde iyi ve doğru olanı yapacaksınız. Öyle ki, üzerinize iyilik gelsin, RABbin atalarınıza ant içerek söz verdiği verimli ülkeyi mülk edinesiniz. RAB de sözü uyarınca bütün düşmanlarınızı önünüzden kovacak.
“Gelecekte çocuklarınız size, Tanrımız RABbin size verdiği yasaların, kuralların, ilkelerin anlamı nedir? diye sorunca, onlara şöyle diyeceksiniz: Mısırda firavunun köleleriydik. RAB bizi güçlü eliyle oradan çıkardı. Gözlerimizin önünde Mısıra, firavuna, ailesine karşı belirtiler, büyük ve korkunç işler yaptı. Atalarımıza ant içerek söz verdiği ülkeye götürmek ve orayı bize vermek için bizi Mısırdan çıkardı. Sürekli üzerimize iyilik gelmesi ve bugün olduğu gibi sağ kalmamız için Tanrımız RAB bütün bu kurallara uymamızı ve kendisinden korkmamızı buyurdu. Tanrımız RABbin önünde, verdiği bu buyruklara uymaya dikkat edersek, bunu bize doğruluk sayacaktır. ”

En Büyük Buyruk – Tesniye 6

“Tanrınız RABbin size öğretmek için bana verdiği buyruklar, kurallar, ilkeler bunlardır. Mülk edinmek için gideceğiniz ülkede onlara uyun. Yaşamınız boyunca siz, çocuklarınız ve torunlarınız, size verdiğim bütün kurallara, buyruklara uyarak Tanrınız RABden korkun ki, ömrünüz uzun olsun. Kulak ver, ey İsrail! Söz dinleyin ki, üzerinize iyilik gelsin, atalarınızın Tanrısı RABbin size verdiği söz uyarınca süt ve bal akan ülkede bol bol çoğalasınız.
“Dinle, ey İsrail! Tanrımız RAB tek RABdir. Tanrınız RABbi bütün yüreğinizle, bütün canınızla, bütün gücünüzle seveceksiniz. Bugün size verdiğim bu buyrukları aklınızda tutun. Onları çocuklarınıza belletin. Evinizde otururken, yolda yürürken, yatarken, kalkarken onlardan söz edin. Bir belirti olarak onları ellerinize bağlayın, alın sargısı olarak takın. Evlerinizin kapı sövelerine, kentlerinizin kapılarına yazın.”

On Emir – Tesniye 5

Musa bütün İsraillileri bir araya toplayarak şöyle dedi: “Ey İsrail, bugün size bildireceğim kurallara, ilkelere kulak verin! Onları öğrenin ve onlara uymaya dikkat edin! Tanrımız RAB Horev Dağında bizimle bir antlaşma yaptı. RAB bu antlaşmayı atalarımızla değil, bizimle, bugün burada sağ kalan hepimizle yaptı. RAB dağda ateşin içinden sizinle yüz yüze konuştu. O zaman RABbin sözünü size bildirmek için RAB ile sizin aranızda durdum. Çünkü siz ateşten korkup dağa çıkmadınız. RAB şöyle seslendi:
“ Seni Mısırdan, köle olduğun ülkeden çıkaran Tanrın RAB benim.
“ Benden başka tanrın olmayacak.
“ Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrıyım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım. Ama beni seven, buyruklarıma uyan binlerce kuşağa sevgi gösteririm.
“ Tanrın RABbin adını boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü RAB, adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır.
“ Tanrın RABbin buyruğu uyarınca Şabat Gününü tut ve kutsal say. Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın. Ama yedinci gün bana, Tanrın RABbe Şabat Günü olarak adanmıştır. O gün sen, oğlun, kızın, erkek ve kadın kölen, öküzün, eşeğin ya da herhangi bir hayvanın, aranızdaki yabancılar dahil, hiçbir iş yapmayacaksınız. Öyle ki, senin gibi erkek ve kadın kölelerin de dinlensinler. Mısırda köle olduğunu ve Tanrın RABbin seni oradan güçlü ve kudretli eliyle çıkardığını anımsayacaksın. Tanrın RAB bu yüzden Şabat Gününü tutmanı buyurdu.
“ Tanrın RABbin buyruğu uyarınca annene babana saygı göster. Öyle ki, ömrün uzun olsun ve Tanrın RABbin sana vereceği ülkede üzerine iyilik gelsin.
“ Adam öldürmeyeceksin.
“ Zina etmeyeceksin.
“ Çalmayacaksın.
“ Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin.
“ Komşunun karısına kötü gözle bakmayacaksın. Komşunun evine, tarlasına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.
“RAB bu sözleri dağda ateşin, bulutun, koyu karanlığın içinden bütün topluluğunuza yüksek sesle söyledi. Başka bir şey eklemedi. Sonra bunları iki taş levha üstüne yazıp bana verdi.
“Dağ alev alev yanarken karanlığın içinden sesi duyduğunuzda bütün oymak başlarınız ve ileri gelenlerinizle bana yaklaştınız. Tanrımız RAB bize yüceliğini ve büyüklüğünü gösterdi dediniz, Ateşin içinden sesini duyduk. Bugün Tanrının insanla konuştuğunu ve insanın ölmediğini gördük. Neden şimdi ölelim? Bu büyük ateş bizi yakıp yok edecek. Tanrımız RABbin sesini bir daha duyarsak öleceğiz. Ateşin içinden seslenen, yaşayan Tanrının sesini bizim gibi duyup da sağ kalan var mı? Sen git, Tanrımız RABbin söyleyeceklerini dinle. Sonra Tanrımız RABbin bütün söylediklerini bize anlat. Biz de kulak verip uyacağız.
“RAB benimle yaptığınız konuşmayı duyunca, şöyle dedi: Bu halkın sana neler söylediğini duydum. Bütün söyledikleri doğrudur. Keşke benden korksalardı ve bütün buyruklarıma uymak için her zaman yürekten istekli olsalardı! O zaman kendilerine ve çocuklarına sürekli iyilik gelirdi.
“ Git, çadırlarına dönmelerini söyle. Ama sen burada yanımda dur. Sana bütün buyrukları, kuralları, ilkeleri vereceğim. Bunları halka sen öğreteceksin. Öyle ki, mülk edinmek için kendilerine vereceğim ülkede hepsine uysunlar.
“Tanrınız RABbin size buyurduklarına uymaya özen gösterin. Onlardan sağa sola sapmayın. Tanrınız RABbin size buyurduğu yollarda yürüyün. Öyle ki, mülk edineceğiniz ülkede sağ kalasınız, başarılı ve uzun ömürlü olasınız.”

Yasaya Giriş – Tesniye 4

Musanın İsraillilere anlattığı yasa budur. Mısırdan çıktıktan sonra Musanın İsraillilere bildirdiği yasalar, kurallar, ilkeler bunlardır. Musa bunları Şeria Irmağının doğu yakasında, Beytpeor karşısındaki vadide bildirdi. Burası daha önce Heşbonda oturan Amorluların Kralı Sihona ait topraklardı. Musa ile İsrailliler Mısırdan çıktıklarında Sihonu bozguna uğratmışlardı. Onun ve Başan Kralı Ogun ülkesini, yani Şeria Irmağının doğusunda yaşayan iki Amorlu kralın ülkesini ele geçirmişlerdi. Bu topraklar, Arnon Vadisi kıyısındaki Aroer Kentinden Sion, yani Hermon Dağına kadar uzanıyor, Pisga Dağının eteğindeki Arava Gölüne dek uzanan, Şeria Irmağının doğu yakasındaki bütün Aravayı kapsıyordu.

Sığınak Kentler – Tesniye 4

Bundan sonra Musa Şeria Irmağının doğusunda üç kent ayırdı. Öyle ki, önceden kin beslemediği bir komşusunu istemeyerek öldüren biri bu kentlerden birine kaçıp canını kurtarabilsin. Bu kentler şunlardı: Rubenliler için ovadaki kırsal bölgede Beser, Gadlılar için Gilattaki Ramot, Manaşşeliler için Başandaki Golan.

Puta Tapanlara Karşı Uyarı – Tesniye 4

“RAB Horevde ateşin içinden size seslendiği gün hiçbir suret görmediniz. Bu nedenle kendinize çok dikkat edin. Öyle ki, kendiniz için erkek ya da kadın, yerde yaşayan hayvan ya da gökte uçan kuş, küçük kara hayvanı ya da aşağıda suda yaşayan balık suretinde, heykel biçiminde put yaparak yoldan sapmayasınız. Gözlerinizi göklere kaldırıp güneşi, ayı, yıldızları –gök cisimlerini– görünce sakın aldanmayın; eğilip onlara tapmayın. Tanrınız RAB bunları göğün altındaki halklara pay olarak vermiştir. Size gelince, RAB, bugün olduğu gibi kendi halkı olmanız için, sizi alıp demir eritme ocağından, Mısırdan çıkardı.
“RAB sizin yüzünüzden bana öfkelendi. Şeria Irmağının karşı yakasına geçmemem ve Tanrınız RABbin size mülk olarak vereceği o verimli ülkeye girmemem için ant içti. Ben bu toprakta öleceğim. Şeria Irmağından geçmeyeceğim. Ama siz karşıya geçecek ve o verimli ülkeyi mülk edineceksiniz. Tanrınız RABbin sizinle yaptığı antlaşmayı unutmamaya, kendinize Tanrınız RABbin yasakladığı herhangi bir şeyin suretinde put yapmamaya dikkat edin. Çünkü Tanrınız RAB yakıp yok eden bir ateştir; kıskanç bir Tanrıdır.
“Ülkede uzun zaman oturduktan, çocuk ve torun sahibi olduktan sonra yoldan sapar, kendinize herhangi bir şeyin suretinde put yapar, Tanrınız RABbin gözünde kötü olanı yaparak onu öfkelendirirseniz, bugün size karşı yeri göğü tanık gösteririm ki, mülk edinmek için Şeria Irmağından geçip gideceğiniz ülkede kesinlikle ve çabucak öleceksiniz. Orada uzun süre yaşamayacak, büsbütün yok olacaksınız. RAB sizi başka halkların arasına dağıtacak. RABbin sizi süreceği ulusların arasında sayıca az olacaksınız. Orada görmeyen, duymayan, yemeyen, koku almayan, insan eliyle yapılmış, ağaçtan, taştan tanrılara tapacaksınız. Ama Tanrınız RABbi arayacaksınız. Bütün yüreğinizle, bütün canınızla ararsanız, Onu bulacaksınız. Sıkıntıya düştüğünüzde ve bütün bu olaylar başınıza geldiğinde, sonunda Tanrınız RABbe dönecek, Onun sözüne kulak vereceksiniz. Çünkü Tanrınız RAB acıyan bir Tanrıdır. Sizi bırakmaz, yok etmez ve atalarınıza ant içerek yaptığı antlaşmayı unutmaz.
“Siz doğmadan önceki geçmiş günleri, Tanrının yeryüzünde insanı yarattığı günden bu yana geçen zamanı soruşturun. Göklerin bir ucundan öbür ucuna sorun. Bu kadar önemli bir olay hiç oldu mu, ya da buna benzer bir olay duyuldu mu? Ateşin içinden seslenen Tanrının sesini sizin gibi duyup da sağ kalan başka bir ulus var mı? Hiçbir tanrı Tanrınız RABbin Mısırda gözlerinizin önünde sizin için yaptığı gibi denemelerle, belirtilerle, şaşılası işlerle, savaşla, güçlü ve kudretli elle, büyük ve ürkütücü olaylarla gidip başka bir ulustan kendine bir ulus almaya kalkıştı mı?
“Bu olaylar RABbin Tanrı olduğunu ve Ondan başkası olmadığını bilesiniz diye size gösterildi. O sizi yola getirmek için gökten size sesini duyurdu. Yeryüzünde size büyük ateşini gösterdi. Ateşin içinden size sözlerini duyurdu. Atalarınızı sevdiği ve onların soyunu seçtiği için sizi büyük gücüyle Mısırdan kendisi çıkardı. Amacı sizden daha büyük, daha güçlü ulusları önünüzden kovmak, onların ülkelerine girmenizi sağlamak, bugün olduğu gibi mülk edinmeniz için ülkelerini size vermekti.
“Bunun için, bugün RABbin yukarıda göklerde, aşağıda yeryüzünde Tanrı olduğunu, Ondan başkası olmadığını bilin ve bunu aklınızdan çıkarmayın. Size ve sizden sonra gelen çocuklarınıza iyilik sağlaması ve Tanrınız RABbin sonsuza dek size vereceği bu topraklarda uzun yıllar yaşamanız için bugün size bildirdiğim RABbin kurallarına, buyruklarına uyun.”

İsraillilerden Söz Dinlemeleri İsteniyor – Tesniye 4

“Şimdi, ey İsrail, size öğrettiğim kurallara, ilkelere kulak verin. Yaşamak, ülkeye girmek ve atalarınızın Tanrısı RABbin size vereceği toprakları mülk edinmek için bunlara uyun. Size verdiğim buyruklara hiçbir şey eklemeyin, hiçbir şey çıkarmayın. Ama size bildirdiğim Tanrınız RABbin buyruklarına uyun.
“RABbin Baal-Peorda neler yaptığını kendi gözlerinizle gördünüz. Tanrınız RAB, Baal-Peora tapan herkesi aranızdan yok etti. RABbe bağlı kalan sizler ise hala yaşamaktasınız.
“İşte, Tanrım RABbin buyruğu uyarınca size kurallar, ilkeler verdim. Öyle ki, mülk edinmek için gideceğiniz ülkede bunlara uyasınız. Onlara sımsıkı bağlanın. Çünkü ne denli bilge ve anlayışlı olduğunuzu uluslara bunlar gösterecek. Bu kuralları duyunca, uluslar, Bu büyük ulus gerçekten bilge ve anlayışlı bir halk! diyecek. Tanrımız RAB her çağırdığımızda bize yakın olur. Tanrısı kendisine böylesine yakın olan başka bir büyük ulus var mı? Bugün size verdiğim bu yasa gibi adil kuralları, ilkeleri olan başka bir büyük ulus var mı?
“Ancak gördüklerinizi unutmamaya, yaşamınız boyunca aklınızdan çıkarmamaya dikkat edin ve uyanık olun. Bunları çocuklarınıza, torunlarınıza anlatın. Horevde Tanrınız RABbin önünde durduğunuz günü anımsayın. RAB bana şöyle dedi: Sözlerimi dinlemesi için halkı topla. Öyle ki, yaşamları boyunca benden korkmayı öğrensinler, çocuklarına da öğretsinler.
“Yaklaşıp dağın eteğinde durdunuz. Dağ göklere dek yükselen alevle tutuşmuştu. Kara bulutlar ve koyu bir karanlık vardı. RAB size ateşin içinden seslendi. Siz konuşulanı duydunuz, ama konuşanı görmediniz. Yalnız bir ses duydunuz. RAB uymanızı buyurduğu antlaşmayı, yani On Buyruku size açıkladı. Onları iki taş levha üstüne yazdı. Mülk edinmek için gideceğiniz ülkede uymanız gereken kuralları, ilkeleri size öğretmemi buyurdu.”

Rab Musanın Kenan Ülkesine Girmesini Yasaklıyor – Tesniye 3

“O zaman Yeşuya, Tanrın RABbin bu iki krala neler yaptığını gözlerinle gördün dedim, RAB gideceğin bütün ülkelere aynısını yapacak. Onlardan korkmayın! Tanrınız RAB sizin için savaşacak.
“Sonra RABbe yalvardım: Ey Egemen RAB, büyüklüğünü ve güçlü elini bana göstermeye başladın. Gökte ve yerde senin yaptığın yüce işleri yapabilecek başka bir tanrı yok! İzin ver de Şeria Irmağından geçip karşı yakadaki o verimli ülkeyi, o güzel dağlık bölgeyi ve Lübnanı göreyim.
“Ama RAB sizin yüzünüzden bana öfkelendi, yalvarışıma kulak asmadı. Bana, Yeter artık! dedi, Bir daha bu konudan söz etme bana. Pisga Dağına çık. Batıya, kuzeye, güneye, doğuya bak. Gözlerinle gör. Çünkü Şeria Irmağından geçmeyeceksin. Yeşuya görev ver. Onu güçlendir ve yüreklendir. Çünkü bu halk Şeria Irmağından onun önderliğinde geçecek. Göreceğin toprakları halka o miras olarak verecek. Böylece Beytpeorun karşısındaki vadide kaldık.”

Şeria Irmağının Doğusuna Yerleşen Oymaklar – Tesniye 3

“O sırada ele geçirdiğimiz topraklardan Arnon Vadisi yakınındaki Aroer Kentinin kuzeyini, Gilat dağlık bölgesinin yarısıyla oradaki kentleri Ruben ve Gad oymaklarına verdim. Gilatın geri kalan bölümünü ve Ogun ülkesi Başanı Manaşşe oymağının yarısına verdim. Başandaki Argov bölgesi Refalılar ülkesi diye bilinirdi. Manaşşe soyundan Yair, Geşur ile Maaka sınırına dek uzanan bütün Argov bölgesini aldı. Başan denilen bölgeye kendi adını verdi. Orası bugün de Havvot-Yair diye anılıyor. Makire Gilatı verdim. Gilatla Arnon Vadisi arasında kalan toprakları Ruben ve Gad oymaklarına verdim. Vadinin ortası onların sınırıydı; Ammonlularla sınırları ise Yabbuk Irmağıydı. Aravada da sınır Şeria Irmağıydı; Kinneretten Arava –Lut– Gölüne, doğuda Pisga yamaçlarının aşağısına kadar uzanıyordu.
“O zaman size şöyle buyruk verdim: Tanrınız RAB mülk edinmek için bu ülkeyi size verdi. Bütün savaşçılarınız silahlı olarak İsrailli kardeşlerinizin önüsıra gitsin. Ancak RAB sizi rahata erdirdiği gibi onları da rahata erdirene ve onlar Tanrınız RABbin Şeria Irmağının karşı yakasında kendilerine vereceği toprakları ele geçirene kadar, kadınlarınız, çocuklarınız ve hayvanlarınız –biliyorum, birçok hayvanınız var– size verdiğim kentlerde kalsın. Ondan sonra, her biriniz size verdiğim toprağa dönebilir. ”

İsrailliler Başan Kralı Ogu Bozguna Uğratıyor – Tesniye 3

“Bundan sonra dönüp Başana doğru ilerledik. Başan Kralı Ogla ordusu bizimle savaşmak için Edreide karşımıza çıktı. RAB bana, Ondan korkma! dedi, Çünkü onu da ordusuyla ülkesini de senin eline teslim ettim. Amorluların Heşbonda yaşayan Kralı Sihona yaptığının aynısını ona da yapacaksın.
“Böylece Tanrımız RAB, Başan Kralı Ogu ve halkını da elimize teslim etti. Hiçbirini sağ bırakmadan hepsini yok ettik. Bütün kentlerini ele geçirdik. Ele geçirmediğimiz tek kent kalmadı. Hepsi altmış kentti: Başanda Ogun ülkesi olan bütün Argov bölgesi. Bütün bu kentler yüksek surlarla, kapılarla, sürgülerle sağlamlaştırılmıştı. Bunlardan başka surla çevrilmemiş birçok köy de vardı. Heşbon Kralı Sihona yaptığımız gibi hepsini yok ettik. Her kenti, kadın, erkek ve çocuklarla birlikte, tümüyle yok ettik. Hayvanlara ve kentlerdeki mallara ise el koyduk.
“Arnon Vadisinden Hermon Dağına kadar Şeria Irmağının doğu yakasındaki toprakları iki Amorlu kralın elinden aldık. –Saydalılar Hermona Siryon, Amorlularsa Senir derler.– Ovadaki bütün kentleri, bütün Gilatı, Ogun ülkesine ait kentler olan Salka ve Edreiye uzanan bütün Başanı ele geçirdik.” –Refalılardan yalnız Başan Kralı Og sağ kalmıştı. Ogun Ammonluların Rabba Kentindeki yatağı demirdendi. O gün kullanılan arşın ölçüsüne göre uzunluğu dokuz, eni dört arşındı.–

İsrailliler Heşbon Kralı Sihonu Bozguna Uğratıyor – Tesniye 2

“Bundan sonra Kedemot Çölünden Heşbon Kralı Sihona barış önerileriyle ulaklar gönderdim. Öneriler şöyleydi: İzin ver, ülkenden geçelim. Dosdoğru ana yoldan, sağa sola sapmadan geçeceğiz. Yiyeceğimizi, içeceğimizi para karşılığında bize vereceksin. Yeter ki ülkenden geçelim. Seirde yaşayan Esavoğulları ile Ar Kentinde yaşayan Moavlılar sınırlarından geçmemize izin verdiler. Şeria Irmağından geçip Tanrımız RABbin bize vereceği ülkeye gitmemize sen de izin ver. Ne var ki, Heşbon Kralı Sihon ülkesinden geçmemize izin vermek istemedi. Tanrınız RAB, şimdi olduğu gibi, Sihonu elinize teslim etmek için yüreğini duygusuzlaştırıp onu inatçı yaptı.
“RAB bana, İşte Sihonu ve ülkesini senin eline teslim etmeye başladım. Haydi, ülkeyi ele geçir ve mülk edinmeye başla dedi. Sihon bizimle savaşmak için Yahesada bütün halkıyla karşımıza çıktı. Tanrımız RAB onu elimize teslim etti. Onu, oğullarını ve bütün halkını yok ettik. Bütün kentlerini ele geçirdik, hepsini yok ettik. Kadın, erkek, çocuk, kimseyi sağ bırakmadık. Hayvanlara ve ele geçirdiğimiz kentlerdeki mallara ise el koyduk. Arnon Vadisi kıyısında Aroerden ve vadideki kentten Gilata dek, ele geçirmediğimiz hiçbir kent kalmadı. Tanrımız RAB hepsini elimize teslim etti. Ama Tanrımız RABbin buyruğu uyarınca, Ammonluların ülkesine –Yabbuk Irmağı kıyılarına, dağlık bölgedeki kentlere– yaklaşmadınız.”

İsraillilerin Çölde Geçirdiği Yıllar – Tesniye 2

“Sonunda geri dönüp RABbin bana buyurduğu gibi Kamış Denizi yolundan çöle gittik. Uzun süre Seir dağlık bölgesinde dolanıp durduk.
“RAB bana, Bu dağlık bölgenin çevresinde yeterince dolaştınız dedi, Şimdi kuzeye gidin. Sonra halka şu buyrukları vermemi söyledi: Seirde yaşayan kardeşlerinizin, Esavoğullarının ülkesinden geçeceksiniz. Sizden korkacaklar. Çok dikkatli davranın. Onları savaşa kışkırtmayın. Size onların ülkesinden hiçbir toprak parçası, ayağınızı basacak bir yer bile vermeyeceğim. Çünkü Seir dağlık bölgesini mülk olarak Esava verdim. Yiyeceklerinizi, içeceklerinizi onlardan para karşılığında alacaksınız.
“Tanrınız RAB el attığınız her işte sizi kutsadı. Bu geniş çölde dolanıp durduğunuz sürece sizi korudu. Tanrınız RAB geçirdiğiniz bu kırk yıl boyunca sizlerleydi ve hiçbir eksiğiniz olmadı.
“Böylece Seirde yaşayan kardeşlerimizin, Esavoğullarının yanından geçtik. Eylat ve Esyon-Geverden Aravaya giden yoldan saparak yolculuğumuzu Moav Çölü yolundan sürdürdük.
“RAB bana, Moavlılara düşman gözüyle bakma, onları savaşa kışkırtma dedi, Onların ülkesinden hiçbir toprak parçasını sana mülk olarak vermeyeceğim. Çünkü Ar Kentini Lut soyuna verdim. ”
–Daha önce orada Anaklılar kadar uzun boylu, güçlü ve kalabalık olan Emliler yaşıyordu. Emliler Anaklılar gibi Refalılardan sayılırdı. Ama Moavlılar onlara Emliler adını takmıştı. Daha önce Seirde Horlular yaşardı. Esavoğulları orayı onların elinden aldı. İsraillilerin RABbin mülk edinmek için kendilerine verdiği ülkede yaptıkları gibi, Esavoğulları da Horluları yok edip yerlerine yerleştiler.–
“RAB, Haydi kalkın, Zeret Vadisinden geçin dedi. Biz de Zeret Vadisinden geçtik. Kadeş-Barneadan yola çıkıp Zeret Vadisinden geçinceye dek otuz sekiz yıl yol aldık. RABbin içtiği ant uyarınca, İsrail halkından o kuşağın bütün savaşçıları yok olmuştu. RAB, ordugahtaki bütün savaşçıları ortadan kaldırıncaya dek onları cezalandırmıştı.
“Topluluktaki bütün savaşçılar öldükten sonra, RAB bana şöyle dedi: Bugün Moav topraklarından ve Ar Kentinden geçeceksin. Ammonlulara yaklaştığında onlara düşman gözüyle bakma, onları savaşa kışkırtma. Çünkü mülk edinmen için Ammonluların ülkesinden sana hiçbir toprak parçası vermeyeceğim. O ülkeyi mülk olarak Lut soyuna verdim. ”
–Bu bölge Refalılar ülkesi diye bilinir. Refalılar önceden orada yaşıyordu. Ammonlular onlara Zamzumlular adını takmıştı. Zamzumlular Anaklılar kadar uzun boylu, güçlü ve kalabalıktılar. Ama RAB onları Ammonluların önünde yok etti. Ammonlular Zamzumluların topraklarını alıp yerlerine yerleştiler. RAB Seirde yaşayan Esavoğulları için de aynısını yapmış, Horluları onların önünde yok etmişti. Esavoğulları Horluların topraklarını almış, yerlerine yerleşmişlerdi. Bugün de orada yaşıyorlar. Gazzeye kadar uzanan köylerde yaşayan Avvalıları da Kaftordan gelen Kaftorlular yok edip yerlerine yerleştiler.–
“ Haydi kalkın! Arnon Vadisinden geçin! İşte Heşbon Kralı Amorlu Sihonu ve ülkesini elinize teslim ettim. Ona saldırın ve ülkesini mülk edinmeye başlayın. Bugünden başlayarak göğün altındaki uluslara korkunuzu, dehşetinizi salacağım. Haberinizi duyunca korkuyla titreyecekler. ”

İsrail Hormada Yenilgiye Uğruyor – Tesniye 1

“Bunun üzerine bana, RABbe karşı günah işledik dediniz, Tanrımız RABbin buyruğu uyarınca gidip savaşacağız. Sonra dağlık bölgede savaşmanın kolay olacağını düşünerek her biriniz silahınızı kuşandınız.
“Ama RAB bana şöyle dedi: Söyle onlara, savaşa gitmesinler. Çünkü sizinle olmayacağım. Düşmanlarınızın önünde yenilgiye uğrayacaksınız.
“Sizi uyardım, ama dinlemediniz. RABbin buyruğuna karşı geldiniz. Kendinize güvenerek dağlık bölgeye çıktınız. Dağlık bölgede yaşayan Amorlular size karşı çıktılar. Arılar gibi sizi kovaladılar. Seirden Horma Kentine dek sizi bozguna uğrattılar. Geri döndünüz ve RABbin önünde ağladınız. Ama RAB ne ağlayışınızı duydu, ne de size kulak astı. Uzun süre Kadeşte kaldınız.”

Rab İsraili Cezalandırıyor – Tesniye 1

“RAB yakınmalarınızı duyunca öfkelendi ve şöyle ant içti: Atalarınıza ant içerek söz verdiğim o verimli ülkeyi, bu kötü kuşaktan Yefunne oğlu Kalev dışında hiç kimse görmeyecek. Yalnız o görecek, ayak bastığı toprakları ona ve soyuna vereceğim. Çünkü o bütün yüreğiyle RABbin yolunda yürüdü.
“Sizin yüzünüzden RAB bana da öfkelenerek, Sen de o ülkeye girmeyeceksin dedi, Ama yardımcın Nun oğlu Yeşu oraya girecek. Onu yüreklendir. İsraillilerin ülkeyi mülk edinmesini o sağlayacak. Tutsak olacak dediğiniz küçükleriniz, bugün iyiyle kötüyü ayırt edemeyen çocuklarınız oraya girecekler. Ülkeyi onlara vereceğim, orayı onlar mülk edinecekler. Ama siz geri dönün, Kamış Denizi yolundan çöle gidin. ”

Halk Casuslar Gönderiyor – Tesniye 1

“Sonra Tanrımız RABbin bize buyurduğu gibi Horevden ayrıldık, Amorluların dağlık bölgesine giden yoldan geçerek gördüğünüz o geniş ve korkunç çölü aşıp Kadeş-Barneaya vardık. Size, Tanrımız RABbin bize vereceği Amorluların dağlık bölgesine vardınız dedim, İşte, Tanrınız RAB size ülkeyi verdi. Haydi, atalarınızın Tanrısı RABbin size söylediği gibi, gidip orayı mülk edinin. Korkmayın, yılmayın.
“O zaman hepiniz bana gelip, Ülkeyi araştırmak için önümüzden adamlar gönderelim dediniz, Hangi yoldan gideceğiz, hangi kentlere uğrayacağız? Bilgi versinler.
“Bu düşünceyi benimsedim. Her oymaktan birer kişi olmak üzere aranızdan on iki kişi seçtim. Bunlar dağlık bölgeye çıkarak Eşkol Vadisine varıp ülkeyi araştırdılar. Dönüşte orada yetişen meyvelerden getirdiler ve, Tanrımız RABbin bize vereceği ülke verimlidir diye haber verdiler.
“Ne var ki, siz oraya gitmek istemediniz. Tanrınız RABbin buyruğuna karşı geldiniz. Çadırlarınızda söylenerek, RAB bizden nefret ediyor dediniz, Bizi Amorluların eline verip yok etmek için Mısırdan çıkardı. Oraya niye gidelim? Kardeşlerimiz yöre halkının bizden daha güçlü, daha uzun boylu olduğunu söyleyerek cesaretimizi kırdılar. Kentler büyükmüş, göğe dek yükselen surlarla çevriliymiş. Orada Anaklıları da görmüşler.
“Oysa ben size, Onlardan korkmayın, yılmayın dedim, Önünüzden giden Tanrınız RAB sizin için savaşacak. Gözünüzün önünde Mısırda ve çölde sizler için yaptıklarının aynısını yapacak. Tanrınız RABbin buraya varıncaya dek, çocuğunu taşıyan bir adam gibi sizi nasıl yol boyunca taşıdığını gördünüz. Bütün bunlara karşın Tanrınız RABbe güvenmediniz. O RAB ki, çadırlarınızı kurmanız için size yer aramak, gideceğiniz yolu göstermek için geceleyin ateşte, gündüzün bulutta önünüzsıra gitti.”

Musa Önderler Atıyor – Tesniye 1

“O sırada size, Tek başıma yükünüzü taşıyamam dedim, Tanrınız RAB sizi çoğalttı. Bugün göklerdeki yıldızlar kadar çoğaldınız. Atalarınızın Tanrısı RAB sizi bin kat daha çoğaltsın ve söz verdiği gibi kutsasın! Sorunlarınıza, yükünüze, davalarınıza ben tek başıma nasıl katlanabilirim? Kendinize her oymaktan bilge, anlayışlı, deneyimli adamlar seçin. Onları size önder atayacağım.
“Siz de bunun iyi olduğunu onayladınız. Böylece oymaklarınızın bilge ve deneyimli kişiler olan ileri gelenlerini size önder atadım. Onlara biner, yüzer, ellişer, onar kişilik toplulukların sorumluluğunu verdim. Oymaklarınız için de yöneticiler görevlendirdim. Ayrıca yargıçlarınıza, Kardeşleriniz arasındaki sorunları dinleyin dedim, Bir adamla İsrailli kardeşi ya da bir yabancı arasındaki davalarda adaletle karar verin. Yargılarken kimseyi kayırmayın; küçüğe de, büyüğe de aynı gözle bakın. Hiç kimseden korkmayın. Yargı Tanrıya özgüdür. Çözemeyeceğiniz bir sorun olursa bana getirin, ben gerekeni yaparım. O sırada yapmanız gereken her şeyi size buyurmuştum.”

İsraillilerin Horev Dağından Ayrılışı – Tesniye 1

Şeria Irmağının doğu yakasındaki çölde, Sufun karşısında Aravada, Paran ile Tofel, Lavan, Haserot, Di-Zahav arasında Musa İsraillilere şunları anlattı. Horevden Seir Dağı yoluyla Kadeş-Barneaya gitmek on bir gün sürer. Mısırdan çıktıktan sonra kırkıncı yılın on birinci ayının birinci günü, Musa RABbin, kendisi aracılığıyla İsraillilere neler buyurduğunu anlattı. Bu olay Musa Heşbonda yaşayan Amorluların Kralı Sihonu, Aştarotta ve Edreide yaşayan Başan Kralı Ogu bozguna uğrattıktan sonra oldu. Musa Şeria Irmağının doğu yakasındaki Moav topraklarında bu yasayı şöyle açıklamaya başladı:
“Tanrımız RAB Horevde bize, Bu dağda yeteri kadar kaldınız dedi, Haydi kalkın, Aravada, dağlık bölgede, Şefelada, Negevde ve Akdeniz kıyısında yaşayan bütün komşu halklara, Amorluların dağlık bölgesine, büyük Fırat Irmağına kadar uzanan Kenanlılar ülkesine ve Lübnana gidin. Bu toprakları size verdim. Gidin, atalarınıza, İbrahime, İshaka, Yakupa ve soylarına ant içerek söz verdiğim toprakları mülk edinin. ”

Selofhatın Kızlarının Mirası – Sayım 36

Yusufoğulları boylarından Manaşşe oğlu Makir oğlu Gilatın boyunun aile başları gelip Musaya ve İsrailin aile başı olan önderlerine şöyle dediler: “RAB ülkeyi mülk olarak kurayla İsrailliler arasında paylaştırması için efendimiz Musaya buyruk verdi. Kardeşimiz Selofhatın mirasının kızlarına verilmesi için de buyruk verildi. Eğer Selofhatın kızları başka bir İsrail oymağına bağlı erkeklerle evlenirlerse, mirasları bizim ailelerimizden alınıp kocalarının bağlı oldukları oymağın mirasına eklenecek. Böylece kurayla bize düşen pay eksilecek. İsraillilerin özgürlük yılı kutlandığında, kızların mirası kocalarının bağlı olduğu oymağa eklenecek. Böylece onların mirası atalarımızın oymağına düşen mirastan alınacak.”
Musa, RABbin buyruğu uyarınca, İsraillilere şöyle buyurdu: “Yusuf soyundan gelenlerin söyledikleri doğrudur. RAB Selofhatın kızları için şöyle diyor: Selofhatın kızları babalarının bağlı olduğu oymak ve boydan herhangi bir erkekle evlenmekte özgürdürler. İsrailde miras bir oymaktan öbür oymağa geçmeyecek. Her İsrailli atalarının bağlı olduğu oymağın mirasına bağlı kalacak. Herhangi bir İsrail oymağında miras alan kız, babasının bağlı olduğu oymak ve boydan biriyle evlenmelidir. Öyle ki, her İsrailli atalarının mirasını sahiplenebilsin. Miras bir oymaktan öbür oymağa geçmeyecek. Her İsrail oymağı aldığı mirasa bağlı kalacak.”
Selofhatın kızları Mahla, Tirsa, Hogla, Milka, Noa, RABbin Musaya verdiği buyruk uyarınca davranarak amcalarının oğullarıyla evlendiler. Böylece Yusuf oğlu Manaşşe boylarından erkeklerle evlendiler, dolayısıyla mirasları da babalarının bağlı olduğu boy ve oymakta kaldı.
RABbin Musa aracılığıyla Şeria Irmağı yanında Eriha karşısındaki Moav ovalarında İsraillilere verdiği buyruklar ve ilkeler bunlardı.

Sığınak Kentler – Sayım 35

“Levililere vereceğiniz kentlerden altısı sığınak kent olacak; öyle ki, adam öldüren biri oraya kaçabilsin. Ayrıca Levililere kırk iki kent daha vereceksiniz. Levililere otlaklarıyla birlikte toplam kırk sekiz kent vereceksiniz. İsraillilerin mülkünden Levililere vereceğiniz kentler her oymağa düşen pay oranında olsun. Çok kenti olan oymak çok, az kenti olan oymak az sayıda kent verecek.”
RAB Musayla konuşmasını şöyle sürdürdü: “İsraillilere de ki, Şeria Irmağından geçip Kenan ülkesine girince, sığınak kentler olarak bazı kentler seçin. Öyle ki, istemeyerek birini öldüren kişi oraya kaçabilsin; öç alacak kişiden kaçıp sığınacak bir yeriniz olsun. Böylece adam öldüren kişi topluluğun önünde yargılanmadan öldürülmesin. Vereceğiniz bu altı kent sizin için sığınak kentler olacak. Sığınak kentlerin üçünü Şeria Irmağının doğusundan, üçünü de Kenan ülkesinden seçeceksiniz. Bu altı kent İsrailliler ve aralarında yaşayan yabancılarla yerli olmayan konuklar için sığınak kentler olacak. Öyle ki, istemeyerek birini öldüren kişi oraya kaçabilsin.
“ Eğer biri demir bir aletle başka birine vurur, o kişi de ölürse, adam katildir ve kesinlikle öldürülecektir. Birinin elinde adam öldürebilecek bir taş varsa, bu taşla başka birine vurursa, o kişi de ölürse, adam katildir ve kesinlikle öldürülecektir. Ya da elinde adam öldürebilecek tahtadan bir alet varsa, bununla birine vurursa, o kişi de ölürse, adam katildir ve kesinlikle öldürülecektir. Ölenin öcünü alacak kişi, katili öldürecektir; onunla karşılaşınca onu öldürecektir. Eğer biri başka birine beslediği kinden ötürü onu iter ya da bile bile ona bir nesne fırlatırsa, o kişi de ölürse, ya da beslediği kinden ötürü onu yumruklar, o kişi de ölürse, vuran kişi kesinlikle öldürülecektir; katildir. Ölenin öcünü alacak kişi katille karşılaşınca onu öldürecektir.
“ Eğer biri bir başkasına kin beslemediği halde ansızın onu iter ya da istemeyerek ona bir nesne fırlatırsa, ya da onu görmeden üzerine öldürebilecek bir taş düşürürse, o kişi de ölürse, öldüren ölene kin beslemediğinden ve ona zarar vermek istemediğinden, topluluk adam öldürenle kan öcünü alacak kişi arasında şu kurallar uyarınca karar verecek: Topluluk adam öldüreni kan öcü alacak kişinin elinden korumalı ve kaçmış olduğu sığınak kente geri göndermeli. Kişi kutsal yağla meshedilmiş başkahinin ölümüne dek orada kalmalıdır.
“ Ama adam öldüren kaçmış olduğu sığınak kentin sınırını geçer, kan öcü alacak kişi de onu sığınak kentin sınırı dışında görür, kan öcü alacak kişi öldüreni öldürürse suçlu sayılmayacaktır. Çünkü adam öldüren, başkahinin ölümüne dek sığınak kentte kalmalı. Ancak onun ölümünden sonra kendi toprağına dönebilir.
“ Bunlar kuşaklar boyunca yaşadığınız her yerde sizin için kesin kural olacaktır.
“ Adam öldüren, tanıkların tanıklığıyla öldürülecek, bir tek kişinin tanıklığıyla öldürülmeyecektir.
“ Ölümü hak etmiş katilin canı için bedel almayacaksınız; o kesinlikle öldürülecektir.
“ Sığınak kente kaçmış olan birinin başkahinin ölümünden önce toprağına dönüp yaşaması için bedel almayacaksınız.
“ İçinde yaşadığınız ülkeyi kirletmeyeceksiniz. Kan dökmek ülkeyi kirletir. İçinde kan dökülen ülke ancak kan dökenin kanıyla bağışlanır.
“ İçinde oturduğunuz, benim de içinde yaşadığım ülkeyi kirletmeyeceksiniz; çünkü ben İsraillilerin arasında yaşayan RABbim. ”

Levililere Ayrılan Kentler – Sayım 35

RAB Şeria Irmağı yanında Eriha karşısındaki Moav ovalarında Musaya şöyle dedi: “İsraillilere buyruk ver, alacakları mülkten oturmaları için Levililere kentler versinler. Kentlerin çevresinde otlaklar da vereceksiniz. Böylece yaşamak için Levililerin kentleri olacak; sığırları, sürüleri, öbür hayvanları için otlakları da olacak.
“Levililere vereceğiniz kentlerin çevresindeki otlaklar kent surundan bin arşın uzaklıkta olacak. Kent ortada olmak üzere, kent dışından doğuda iki bin arşın, güneyde iki bin arşın, batıda iki bin arşın, kuzeyde iki bin arşın ölçeceksiniz. Bu bölge kentler için otlak olacak.”

Kenan Ülkesinin Sınırları – Sayım 34

RAB Musaya şöyle dedi: “İsraillilere de ki, Mülk olarak size düşecek Kenan ülkesine girince, sınırlarınız şöyle olacak:
“ Güney sınırınız Zin Çölünden Edom sınırı boyunca uzanacak. Doğuda, güney sınırınız Lut Gölünün ucundan başlayacak, Akrep Geçidinin güneyinden Zine geçip Kadeş-Barneanın güneyine dek uzanacak. Oradan Hasar-Addara ve Asmona, oradan da Mısır Vadisine uzanarak Akdenizde son bulacak.
“ Batı sınırınız Akdeniz ve kıyısı olacak. Batıda sınırınız bu olacak.
“ Kuzey sınırınız Akdenizden Hor Dağına dek uzanacak. Hor Dağından Levo-Hamata, oradan Sedata, Zifrona doğru uzanarak Hasar-Enanda son bulacak. Kuzeyde sınırınız bu olacak.
“ Doğu sınırınız Hasar-Enandan Şefama dek uzanacak. Sınırınız Şefamdan Ayinin doğusundaki Rivlaya dek inecek. Oradan Kinneret Gölünün doğu kıyısındaki yamaçlara dek uzanacak. Oradan Şeria Irmağı boyunca uzanacak ve Lut Gölünde son bulacak.
“ Her yandan ülkenizin sınırları bu olacaktır. ”
Musa İsraillilere, “Miras olarak kurayla paylaştıracağınız ülke budur” dedi, “RABbin buyruğu uyarınca ülke dokuz oymakla bir yarım oymak arasında paylaştırılacak. Çünkü Ruben oymağına bağlı ailelerle Gad oymağına bağlı aileler ve Manaşşe oymağının öbür yarısı mülklerini aldılar. Bu iki oymakla yarım oymak mülklerini Erihanın karşısındaki Şeria Irmağının doğusunda aldılar.”
RAB Musaya şöyle dedi: “Ülkeyi mülk olarak aranızda paylaştıracak adamlar şunlardır: Kahin Elazar ve Nun oğlu Yeşu. Ülkeyi mülk olarak paylaştırmaları için her oymaktan birer önder görevlendirin. Şu adamları görevlendireceksiniz:
“Yahuda oymağından Yefunne oğlu Kalev, Şimon oymağından Ammihut oğlu Şemuel, Benyamin oymağından Kislon oğlu Elidat, Dan oymağından Yogli oğlu önder Bukki, Yusufoğullarından: Manaşşe oymağından Efot oğlu önder Hanniel, Efrayim oymağından Şiftan oğlu önder Kemuel, Zevulun oymağından Parnak oğlu önder Elisafan, İssakar oymağından Azzan oğlu önder Paltiel, Aşer oymağından Şelomi oğlu önder Ahihut, Naftali oymağından Ammihut oğlu önder Pedahel.”
Kenan ülkesinde İsraillilere mülkü paylaştırmaları için RABbin görevlendirdiği adamlar bunlardı.

Mısırdan Moava Yolculuk – Sayım 33

Musayla Harun önderliğinde birlikler halinde Mısırdan çıkan İsrailliler sırasıyla aşağıdaki yolculukları yaptılar. Musa RABbin buyruğu uyarınca sırasıyla yapılan yolculukları kayda geçirdi. Yapılan yolculuklar şunlardır:
İsrailliler Fısıh kurbanının ertesi günü –birinci ayın on beşinci günü– Mısırlıların gözü önünde zafer havası içinde Ramsesten yola çıktılar. O sırada Mısırlılar RABbin yok ettiği ilk doğan çocuklarını gömüyorlardı; RAB onların ilahlarını yargılamıştı.
İsrailliler Ramsesten yola çıkıp Sukkotta konakladılar.
Sukkottan ayrılıp çöl kenarındaki Etamda konakladılar.
Etamdan ayrılıp Baal-Sefonun doğusundaki Pi-Hahirota döndüler, Migdol yakınlarında konakladılar.
Pi-Hahirottan ayrılıp denizden çöle geçtiler. Etam Çölünde üç gün yürüdükten sonra Marada konakladılar.
Maradan ayrılıp on iki su kaynağı ve yetmiş hurma ağacı olan Elime giderek orada konakladılar.
Elimden ayrılıp Kamış Denizi kıyısında konakladılar.
Kamış Denizinden ayrılıp Sin Çölünde konakladılar.
Sin Çölünden ayrılıp Dofkada konakladılar.
Dofkadan ayrılıp Aluşta konakladılar.
Aluştan ayrılıp Refidimde konakladılar. Orada halk için içecek su yoktu.
Refidimden ayrılıp Sina Çölünde konakladılar.
Sina Çölünden ayrılıp Kivrot-Hattaavada konakladılar.
Kivrot-Hattaavadan ayrılıp Haserotta konakladılar.
Haserottan ayrılıp Ritmada konakladılar.
Ritmadan ayrılıp Rimmon-Pereste konakladılar.
Rimmon-Peresten ayrılıp Livnada konakladılar.
Livnadan ayrılıp Rissada konakladılar.
Rissadan ayrılıp Kehelatada konakladılar.
Kehelatadan ayrılıp Şefer Dağında konakladılar.
Şefer Dağından ayrılıp Haradada konakladılar.
Haradadan ayrılıp Makhelotta konakladılar.
Makhelottan ayrılıp Tahatta konakladılar.
Tahattan ayrılıp Terahta konakladılar.
Terahtan ayrılıp Mitkada konakladılar.
Mitkadan ayrılıp Haşmonada konakladılar.
Haşmonadan ayrılıp Moserotta konakladılar.
Moserottan ayrılıp Bene-Yaakanda konakladılar.
Bene-Yaakandan ayrılıp Hor-Hagidgatta konakladılar.
Hor-Hagidgattan ayrılıp Yotvatada konakladılar.
Yotvatadan ayrılıp Avronada konakladılar.
Avronadan ayrılıp Esyon-Geverde konakladılar.
Esyon-Geverden ayrılıp Zin Çölünde –Kadeşte– konakladılar.
Kadeşten ayrılıp Edom sınırındaki Hor Dağında konakladılar.
Kahin Harun RABbin buyruğu uyarınca Hor Dağına çıktı. İsraillilerin Mısırdan çıkışlarının kırkıncı yılı, beşinci ayın birinci günü orada öldü. Hor Dağında öldüğünde Harun 123 yaşındaydı.
Kenan ülkesinin Negev bölgesinde yaşayan Kenanlı Arat Kralı İsraillilerin geldiğini duydu.
İsrailliler Hor Dağından ayrılıp Salmonada konakladılar.
Salmonadan ayrılıp Punonda konakladılar.
Punondan ayrılıp Ovotta konakladılar.
Ovottan ayrılıp Moav sınırındaki İye-Haavarimde konakladılar.
İyimden ayrılıp Divon-Gadda konakladılar.
Divon-Gaddan ayrılıp Almon-Divlataymada konakladılar.
Almon-Divlataymadan ayrılıp Nevo yakınlarındaki Haavarim dağlık bölgesinde konakladılar.
Haavarim dağlık bölgesinden ayrılıp Şeria Irmağı yanında, Eriha karşısındaki Moav ovalarında konakladılar. Şeria Irmağı boyunca Beythayeşimottan Avel-Haşşittime kadar Moav ovalarında konakladılar.
Orada, Şeria Irmağı yanında Eriha karşısındaki Moav ovalarında RAB Musaya şöyle dedi: “İsraillilere de ki, Şeria Irmağından Kenan ülkesine geçince, ülkede yaşayan bütün halkı kovacaksınız. Oyma ve dökme putlarını yok edecek, tapınma yerlerini yıkacaksınız. Ülkeyi yurt edinecek, oraya yerleşeceksiniz; çünkü mülk edinesiniz diye orayı size verdim. Ülkeyi boylarınız arasında kurayla paylaşacaksınız. Büyük boya büyük pay, küçük boya küçük pay vereceksiniz. Kurada kime ne çıkarsa, orası onun olacak. Dağıtımı atalarınızın oymaklarına göre yapacaksınız.
“ Ama ülkede yaşayanları kovmazsanız, orada bıraktığınız halk gözlerinizde kanca, böğürlerinizde diken olacak. Yaşayacağınız ülkede size sıkıntı verecekler. Ben de onlara yapmayı tasarladığımı size yapacağım. ”

Şeria Irmağının Doğusuna Yerleşen Oymaklar – Sayım 32

Çok sayıda hayvanı olan Rubenlilerle Gadlılar Yazer ve Gilat topraklarının hayvanlar için uygun bir yer olduğunu gördüler. Musayla Kahin Elazara ve topluluğun önderlerine giderek, “RABbin yardımıyla İsrail halkının ele geçirdiği Atarot, Divon, Yazer, Nimra, Heşbon, Elale, Sevam, Nevo, Beon kentlerini içeren bölge hayvanlar için uygun bir yer” dediler, “Kullarınızın da hayvanları var. Bizden hoşnut kaldıysanız, bu ülkeyi mülk olarak bize verin ki, Şeria Irmağının karşı yakasına geçmek zorunda kalmayalım.”
Musa, “İsrailli kardeşleriniz savaşa giderken siz burada mı kalacaksınız?” diye karşılık verdi, “RABbin kendilerine vereceği ülkeye giden İsraillilerin neden cesaretini kırıyorsunuz? Ülkeyi araştırsınlar diye Kadeş-Barneadan gönderdiğim babalarınız da aynı şeyi yaptılar. Eşkol Vadisine kadar gidip ülkeyi gördükten sonra, RABbin kendilerine vereceği ülkeye gitmemeleri için İsraillilerin gözünü korkuttular. O gün RAB öfkelenerek şöyle ant içti: Madem bütün yürekleriyle ardımca yürümediler, Mısırdan çıkanlardan yirmi ve daha yukarı yaştakilerin hiçbiri İbrahime, İshaka, Yakupa ant içerek söz verdiğim ülkeyi görmeyecek. Kenaz soyundan Yefunne oğlu Kalevle Nun oğlu Yeşudan başkası orayı görmeyecek. Çünkü onlar bütün yürekleriyle ardımca yürüdüler. İsraillilere öfkelenen RAB, gözünde kötülük yapan o kuşak büsbütün yok oluncaya dek kırk yıl onları çölde dolaştırdı.
“İşte, ey günahkarlar soyu, babalarınızın yerine siz geçtiniz ve RABbin İsraile daha çok öfkelenmesine neden oluyorsunuz. Eğer Onun ardınca yürümekten vazgeçerseniz, bütün bu halkı yine çölde bırakacak; siz de bu halkın yok olmasına neden olacaksınız.”
Gadlılarla Rubenliler Musaya yaklaşıp, “Burada hayvanlarımız için ağıllar yapmamıza, çocuklarımız için yeniden kentler kurmamıza izin ver” dediler, “Kendimiz de hemen silahlanıp İsraillileri kendilerinin olacak ülkeye götürünceye dek onlara öncülük edeceğiz. Ülke halkı yüzünden çocuklarımız surlu kentlerde yaşayacak. Her İsrailli mülküne kavuşmadan evlerimize dönmeyeceğiz. Şeria Irmağının karşı yakasında onlarla birlikte mülk almayacağız, çünkü bizim payımız Şeria Irmağının doğu yakasına düştü.”
Musa şöyle yanıtladı: “Bu söylediklerinizi yapar, RABbin önünde savaşa gitmek üzere silahlanıp RAB düşmanlarını kovuncaya dek hepiniz Onun önünde Şeria Irmağının karşı yakasına silahlı olarak geçerseniz, ülke ele geçirildiğinde dönebilir, RABbe ve İsraile karşı yükümlülüğünüzden özgür olursunuz. RABbin önünde bu topraklar sizin olacaktır.
“Ama söylediklerinizi yapmazsanız, RABbe karşı günah işlemiş olursunuz; günahınızın cezasını çekeceğinizi bilmelisiniz. Çocuklarınız için yeniden kentler kurun, davarlarınız için ağıllar yapın. Yeter ki, verdiğiniz sözü yerine getirin.”
Gadlılarla Rubenliler, “Efendimiz, bize buyurduğun gibi yapacağız” diye yanıtladılar, “Çoluk çocuğumuz, sığırlarımızla öbür hayvanlarımız burada, Gilat kentlerinde kalacak. Ama buyurduğun gibi, silahlanmış olan herkes RABbin önünde savaşmak üzere karşı yakaya geçecek.”
Musa Gadlılarla Rubenliler hakkında Kahin Elazara, Nun oğlu Yeşuya ve İsrail oymaklarının aile başlarına buyruk verdi. Şöyle dedi: “Gadlılarla Rubenlilerden silahlanmış olan herkes RABbin önünde sizinle birlikte Şeria Irmağının karşı yakasına geçerse, ülkeyi de ele geçirirseniz, Gilat bölgesini miras olarak onlara vereceksiniz. Ama silahlanmış olarak sizinle ırmağın karşı yakasına geçmezlerse, Kenan ülkesinde sizinle miras alacaklar.”
Gadlılarla Rubenliler, “RABbin bize buyurduğunu yapacağız” dediler, “Silahlanmış olarak RABbin önünde Kenan ülkesine gideceğiz. Ama alacağımız mülk Şeria Irmağının doğu yakasında olacak.”
Böylece Musa Gadlılarla Rubenlilere ve Yusuf oğlu Manaşşe oymağının yarısına Amorluların Kralı Sihonun ülkesiyle Başan Kralı Ogun ülkesini ve çevrelerindeki topraklarla kentleri verdi.
Gadlılar surlu Divon, Atarot, Aroer, Atrot-Şofan, Yazer, Yogboha, Beytnimra ve Beytharan kentlerini yeniden kurdular, davarları için ağıllar yaptılar. Rubenliler Heşbon, Elale, Kiryatayim, Nevo, Baal-Meon –bu son iki ad değiştirildi– ve Sivma kentlerini yeniden kurdular. Kurdukları kentlere yeni adlar verdiler.
Manaşşe oğlu Makirin soyundan gelenler gidip Gilatı ele geçirerek, orada yaşayan Amorluları kovdular. Böylece Musa Gilatı Manaşşe oğlu Makirin soyundan gelenlere verdi; onlar da oraya yerleştiler. Manaşşe soyundan Yair gidip Amorluların yerleşim birimlerini ele geçirdi ve bunlara Havvot-Yair adını verdi. Novah da Kenatla çevresindeki köyleri ele geçirerek oraya kendi adını verdi.

Yağmalanan Malın Paylaştırılması – Sayım 31

RAB Musaya şöyle dedi: “Sen, Kahin Elazar ve topluluğun aile başları ele geçirilen insanlarla hayvanları sayacaksınız. Ele geçirilenleri savaşa katılan askerlerle topluluğun geri kalanı arasında paylaştıracaksınız. Savaşa katılan askerlere düşen paydan –insan, sığır, eşek, davardan– vergi olarak RABbe beş yüzde bir pay ayıracaksın. Bu vergiyi askerlere düşen yarı paydan alacak, RABbe armağan olarak Kahin Elazara vereceksin. Öbür İsraillilere düşen yarıdan, gerek insanlardan, gerek hayvanlardan –sığır, eşek, davardan– ellide birini alıp RABbin Konutunun hizmetinden sorumlu olan Levililere vereceksin.” Musayla Kahin Elazar RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptılar.
Savaşa katılan askerlerin ele geçirdiklerinden kalanlar şunlardı:
675 000 davar, 72 000 sığır, 61 000 eşek, erkekle yatmamış 32 000 kız.
Savaşa katılan askerlere düşen yarı pay da şuydu: 337 500 davar, bunlardan RABbe vergi olarak 675 davar verildi; 36 000 sığır, bunlardan RABbe vergi olarak 72 sığır verildi; 30 500 eşek, bunlardan RABbe vergi olarak 61 eşek verildi; 16 000 kişi, bunlardan RABbe vergi olarak 32 kişi verildi.
Musa, RABbin kendisine buyurduğu gibi, RABbe ayrılan vergiyi Kahin Elazara verdi.
Musanın savaşa katılan askerlerden alıp İsraillilere ayırdığı yarı pay şuydu: Topluluğa düşen yarı pay 337 500 davar, 36 000 sığır, 30 500 eşek, 16 000 kişi.
Musa, RABbin kendisine buyurduğu gibi, İsraillilere düşen yarı paydan her elli kişiden ve hayvandan birini alıp RABbin Konutunun hizmetinden sorumlu olan Levililere verdi.
Ordu komutanları –binbaşılar ve yüzbaşılar– Musaya gidip, “Efendimiz, yönetimimiz altındaki askerleri saydık, eksik yok” dediler, “İşte, ele geçirdiğimiz altın eşyaları –pazıbentleri, bilezikleri, yüzükleri, küpeleri, kolyeleri– getirdik. Günahlarımızı bağışlatmak için bunları RABbe sunuyoruz.”
Musayla Kahin Elazar altını, her tür işlenmiş altın eşyayı onlardan aldılar. Binbaşı ve yüzbaşılardan alıp RABbe armağan olarak sundukları altının toplam ağırlığı 16 750 şekeldi. Savaşa katılan her asker kendine yağmalanmış maldan almıştı.
Musayla Kahin Elazar binbaşı ve yüzbaşılardan aldıkları altını İsrailliler için RABbin önünde bir anımsatma sunusu olarak Buluşma Çadırına getirdiler.

Midyanlılardan Öç Alınıyor – Sayım 31

RAB Musaya, “Midyanlılardan İsraillilerin öcünü al; sonra ölüp atalarına kavuşacaksın” dedi.
Bunun üzerine Musa halka, “Midyanlılara karşı savaşmak ve onlardan RABbin öcünü almak üzere aranızdan adamlar silahlandırın” dedi, “Savaşa İsrailin her oymağından bin kişi gönderin.”
Böylece İsrailin her oymağından biner kişi olmak üzere 12 000 kişi seçilip savaşa hazırlandı. Musa onları –her oymaktan biner kişiyi– ve Kahin Elazar oğlu Pinehası savaşa gönderdi. Pinehas yanına kutsal yere ait bazı eşyaları ve çağrı borazanlarını aldı. RABbin Musaya verdiği buyruk uyarınca, Midyanlılara savaş açıp bütün erkekleri öldürdüler. Öldürdükleri arasında beş Midyan kralı –Evi, Rekem, Sur, Hur ve Reva– da vardı. Beor oğlu Balamı da kılıçla öldürdüler. Midyanlı kadınlarla çocuklarını tutsak alıp bütün hayvanlarını, sürülerini, mallarını yağmaladılar. Midyanlıların yaşadığı bütün kentleri, obaları ateşe verdiler. İnsanları, hayvanları, yağmalanmış bütün malları yanlarına aldılar. Tutsaklarla yağmalanmış malları Şeria Irmağının yanında, Eriha karşısında, Moav ovalarındaki ordugahta konaklayan Musayla Kahin Elazara ve İsrail topluluğuna getirdiler.
Musa, Kahin Elazar ve topluluğun önderleri onları karşılamak için ordugahın dışına çıktılar. Musa savaştan dönen ordu komutanlarına –binbaşılara, yüzbaşılara– öfkelendi.
Onlara, “Bütün kadınları sağ mı bıraktınız?” diye çıkıştı, “Bu kadınlar Balamın verdiği öğüde uyarak Peor olayında İsraillilerin RABbe ihanet etmesine neden oldular. Bu yüzden RABbin topluluğu arasında ölümcül hastalık başgösterdi. Şimdi bütün erkek çocukları ve erkekle yatmış kadınları öldürün. Yalnız erkekle yatmamış genç kızları kendiniz için sağ bırakın.
“Aranızda birini öldüren ya da öldürülen birine dokunan herkes yedi gün ordugahın dışında kalsın. Üçüncü ve yedinci gün kendinizi de tutsaklarınızı da günahtan arındıracaksınız. Her giysiyi, deriden, keçi kılından, tahtadan yapılmış her nesneyi arındıracaksınız.”
Bundan sonra Kahin Elazar, savaştan dönen askerlere, “RABbin Musaya buyurduğu yasanın kuralı şudur” dedi, “Altını, gümüşü, tuncu, demiri, kalayı, kurşunu –ateşe dayanıklı her nesneyi– ateşten geçireceksiniz; ancak bundan sonra temiz sayılacak. Ayrıca temizlenme suyuyla da arındıracaksınız. Ateşe dayanıklı olmayan nesneleri sudan geçireceksiniz. Yedinci gün giysilerinizi yıkayın. Böylece temiz sayılacaksınız. Sonra ordugaha girebilirsiniz.”

Adaklarla İlgili Kurallar – Sayım 30

Musa İsrailin oymak önderlerine şöyle dedi: “RAB şöyle buyurdu: Eğer bir adam RABbe adak adar ya da ant içerek kendini yükümlülük altına sokarsa, verdiği sözü bozmayacak, ağzından her çıkanı yerine getirecek.
“ Genç bir kadın babasının evindeyken RABbe adak adar ya da kendini yükümlülük altına sokarsa, babası da onun RABbe adadığı adağı ve kendini yükümlülük altına soktuğunu duyar, ona karşı çıkmazsa, kadının adadığı adaklar ve kendini altına soktuğu yükümlülük geçerli sayılacak. Ama babası bunları duyduğu gün engel olursa, kadının adadığı adaklar ve kendini altına soktuğu yükümlülük geçerli sayılmayacak; RAB onu bağışlayacak, çünkü babası ona engel olmuştur.
“ Eğer kadın adak adadıktan ya da düşünmeden kendini yükümlülük altına soktuktan sonra evlenirse, kocası da bunu duyar ve aynı gün ona karşı çıkmazsa, adadığı adaklar ve kendini altına soktuğu yükümlülük geçerli sayılacak. Ama kocası bunu duyduğu gün engel olur, kadının adadığı adağı ya da düşünmeden kendini altına soktuğu yükümlülüğü geçerli saymazsa, RAB kadını bağışlayacaktır.
“ Dul ya da boşanmış bir kadının adadığı adak, kendini yükümlülük altına soktuğu her şey geçerli sayılacak.
“ Eğer bir kadın evliyken bir adak adar ya da ant içerek kendini yükümlülük altına sokarsa, kocası da bunu duyar, karşı çıkmaz, ona engel olmazsa, kadının adadığı bütün adaklar ya da kendini altına soktuğu her yükümlülük geçerli sayılacak. Ama kocası bunları duyduğu gün engel olursa, kadının adadığı bütün adaklar ve kendini altına soktuğu yükümlülük geçerli sayılmayacak. Kocası geçersiz kılmıştır, RAB kadını bağışlayacak. Kocası, kadının kendi isteklerini denetlemesi için adadığı adağı ya da ant içerek kendini altına soktuğu yükümlülüğü onaylayabilir ya da geçersiz kılabilir. Eğer kocası bir gün içinde bu konuda ona karşı çıkmazsa, bütün adaklarını ya da yükümlülüklerini onaylamış olur. Onları duyduğu gün kadına karşı çıkmamakla onaylamış sayılır. Eğer onları duyduktan bir süre sonra engel olursa, kadının suçundan kocası sorumlu olacaktır. ”
Erkekle karısı, babayla evinde yaşayan genç kızı arasındaki ilişki konusunda RABbin Musaya buyurduğu kurallar bunlardır.

Çardak Bayramında Sunulacak Sunular – Sayım 29

“ Yedinci ayın onuncu günü kutsal bir toplantı düzenleyeceksiniz. O gün isteklerinizi denetleyecek, hiç iş yapmayacaksınız. RABbi hoşnut eden koku, yakmalık sunu olarak bir boğa, bir koç ve bir yaşında yedi erkek kuzu sunacaksınız. Sunacağınız hayvanlar kusursuz olmalı. Boğayla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa, koçla birlikte onda iki efa, her kuzuyla da onda bir efa ince un sunacaksınız. Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Günahlarınızı bağışlatmak için sunulan günah sunusu, günlük yakmalık sunuyla dökmelik ve tahıl sunularına ek olarak bunları da sunacaksınız. ”

Çardak Bayramında Sunulacak Sunular
“ Yedinci ayın on beşinci günü kutsal bir toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. Bu bayramı RABbin onuruna yedi gün kutlayacaksınız. RABbi hoşnut eden koku olarak yakılan sunu, yakmalık sunu olarak on üç boğa, iki koç ve bir yaşında on dört erkek kuzu sunacaksınız. Bu hayvanlar kusursuz olmalı. Her boğayla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa, her koçla birlikte onda iki efa, her kuzuyla da onda bir efa ince un sunacaksınız. Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Bu sunular günlük yakmalık sunuyla tahıl sunularına ve dökmelik sunulara ek olacak.
“ İkinci gün kusursuz on iki boğa, iki koç ve bir yaşında on dört erkek kuzu sunacaksınız. Boğa, koç ve kuzularla sayısına göre istenilen tahıl sunularını ve dökmelik sunuları sunacaksınız. Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Bu sunular günlük yakmalık sunuyla tahıl sunularına ve dökmelik sunulara ek olacak.
“ Üçüncü gün kusursuz on bir boğa, iki koç ve bir yaşında on dört erkek kuzu sunacaksınız. Boğa, koç ve kuzularla sayısına göre istenilen tahıl sunularını ve dökmelik sunuları sunacaksınız. Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Bu sunular günlük yakmalık sunuyla tahıl sunularına ve dökmelik sunulara ek olacak.
“ Dördüncü gün kusursuz on boğa, iki koç ve bir yaşında on dört erkek kuzu sunacaksınız. Boğa, koç ve kuzularla sayısına göre istenilen tahıl sunularını ve dökmelik sunuları sunacaksınız. Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Bu sunular günlük yakmalık sunuyla tahıl sunularına ve dökmelik sunulara ek olacak.
“ Beşinci gün kusursuz dokuz boğa, iki koç ve bir yaşında on dört erkek kuzu sunacaksınız. Boğa, koç ve kuzularla sayısına göre istenilen tahıl sunularını ve dökmelik sunuları sunacaksınız. Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Bu sunular günlük yakmalık sunuyla tahıl sunularına ve dökmelik sunulara ek olacak.
“ Altıncı gün kusursuz sekiz boğa, iki koç ve bir yaşında on dört erkek kuzu sunacaksınız. Boğa, koç ve kuzularla sayısına göre istenilen tahıl sunularını ve dökmelik sunuları sunacaksınız. Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Bu sunular günlük yakmalık sunuyla tahıl sunularına ve dökmelik sunulara ek olacak.
“ Yedinci gün kusursuz yedi boğa, iki koç ve bir yaşında on dört erkek kuzu sunacaksınız. Boğa, koç ve kuzularla sayısına göre istenilen tahıl sunularını ve dökmelik sunuları sunacaksınız. Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Bu sunular günlük yakmalık sunuyla tahıl sunularına ve dökmelik sunulara ek olacak.
“ Sekizinci gün bir toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. Yakmalık sunu, yakılan sunu, RABbi hoşnut eden koku olarak kusursuz bir boğa, bir koç ve bir yaşında yedi erkek kuzu sunacaksınız. Boğa, koç ve kuzularla sayısına göre istenilen tahıl sunularını ve dökmelik sunuları sunacaksınız. Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Bu sunular günlük yakmalık sunuyla tahıl sunularına ve dökmelik sunulara ek olacak.
“ Adadığınız adaklar ve gönülden verdiğiniz sunuların yanısıra, bayramlarınızda RABbe yakmalık, tahıl, dökmelik ve esenlik sunularınız olarak bunları sunun. ”
Musa RABbin kendisine buyurduğu her şeyi İsraillilere anlattı.

Günahları Bağışlatma Günü Sunulacak Sunular – Sayım 29

“ Yedinci ayın onuncu günü kutsal bir toplantı düzenleyeceksiniz. O gün isteklerinizi denetleyecek, hiç iş yapmayacaksınız. RABbi hoşnut eden koku, yakmalık sunu olarak bir boğa, bir koç ve bir yaşında yedi erkek kuzu sunacaksınız. Sunacağınız hayvanlar kusursuz olmalı. Boğayla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa, koçla birlikte onda iki efa, her kuzuyla da onda bir efa ince un sunacaksınız. Günah sunusu için bir teke sunacaksınız. Günahlarınızı bağışlatmak için sunulan günah sunusu, günlük yakmalık sunuyla dökmelik ve tahıl sunularına ek olarak bunları da sunacaksınız. ”

Boru Çalma Günü – Sayım 29

“ Yedinci ayın birinci günü kutsal toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. O gün sizin için boru çalma günü olacak. RABbi hoşnut eden koku, yakmalık sunu olarak kusursuz bir boğa, bir koç ve bir yaşında yedi erkek kuzu sunacaksınız. Boğayla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa, koçla birlikte onda iki efa, her kuzuyla da onda bir efa ince un sunacaksınız. Günahlarınızı bağışlatmak için de günah sunusu olarak bir teke sunacaksınız. Kurala göre sunacağınız aylık ve günlük yakmalık sunuyla dökmelik sunulara, tahıl sunularına ek olarak bunları sunacaksınız. Bunlar RABbi hoşnut eden koku olarak yakılan sunulardır. ”

Haftalar Bayramında Sunulacak Sunular – Sayım 28

“ İlk ürünleri kutlama günü, Haftalar Bayramında RABbe yeni tahıl sunusu sunduğunuzda kutsal toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. RABbi hoşnut eden koku, yakmalık sunu olarak iki boğa, bir koç ve bir yaşında yedi erkek kuzu sunacaksınız. Her boğayla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa, koçla birlikte onda iki efa, her kuzuyla da onda bir efa ince un sunacaksınız; günahlarınızı bağışlatmak için de bir teke sunacaksınız. Günlük yakmalık sunuyla tahıl sunusuna ek olarak bunları dökmelik sunuyla birlikte sunacaksınız. Sunacağınız hayvanlar kusursuz olmalı. ”

Fısıh Sunuları – Sayım 28

“ RABbin Fısıh kurbanı birinci ayın on dördüncü günü kesilmelidir. On beşinci gün bayram olacaktır; yedi gün mayasız ekmek yiyeceksiniz. İlk gün kutsal toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. RAB için yakılan sunu, yakmalık sunu olarak iki boğa, bir koç ve bir yaşında yedi erkek kuzu sunacaksınız. Sunacağınız hayvanlar kusursuz olmalı. Her boğayla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa, koçla onda iki efa, her kuzuyla onda bir efa ince un sunacaksınız; günahlarınızı bağışlatmak için de günah sunusu olarak bir teke sunacaksınız. Her sabah sunacağınız günlük yakmalık sunuya ek olarak bunları da sunacaksınız. Böylece her gün RABbi hoşnut eden koku olarak yakılan yiyecek sunusunu yedi gün sunacaksınız. Bunu günlük yakmalık sunuyla dökmelik sunusuna ek olarak sunacaksınız. Yedinci gün kutsal toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. ”

Yeni Ay Sunuları – Sayım 28

“ Her ayın ilk günü, RABbe yakmalık sunu olarak iki boğa, bir koç ve bir yaşında kusursuz yedi erkek kuzu sunacaksınız. Her boğayla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa ince un; koçla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda iki efa ince un; her kuzuyla da tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda bir efa ince un sunacaksınız. Bu, yakmalık sunu, RABbi hoşnut eden koku, yakılan sunu olacaktır. Her boğayla dökmelik sunu olarak yarım hin, koçla üçte bir hin, her kuzuyla dörtte bir hin şarap sunacaksınız. Yıl boyunca her Yeni Ayda yapılacak yakmalık sunu budur. Günlük yakmalık sunuyla dökmelik sunusu dışında, RABbe günah sunusu olarak bir teke sunulacak. ”

Şabat Sunuları – Sayım 28

“ Şabat Günü bir yaşında kusursuz iki erkek kuzuyla birlikte tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda iki efa ince un ve onun dökmelik sunusunu sunacaksınız. Günlük yakmalık sunuyla dökmelik sunusu dışında, her Şabat Günü sunulan yakmalık sunu budur. ”

Günlük Sunular – Sayım 28

RAB Musaya şöyle dedi: “İsraillilere buyur ve de ki, Bana sunacağınız sunuyu –yakılan sunu ve beni hoşnut eden koku olarak sunacağınız yiyeceği– belirlenen zamanda sunmaya dikkat edeceksiniz. Onlara de ki, RABbe sunacağınız yakılan sunu şudur: Günlük yakmalık sunu olarak her gün bir yaşında kusursuz iki erkek kuzu sunacaksınız. Kuzunun birini sabah, öbürünü akşamüstü sunun. Kuzuyla birlikte tahıl sunusu olarak dörtte bir hin sıkma zeytinyağıyla yoğrulmuş onda bir efa ince un sunacaksınız. Günlük yakmalık sunu, Sina Dağında başlatılan, RABbi hoşnut eden koku olarak yakılan sunudur. Kuzuyla birlikte dökmelik sunu olarak dörtte bir hin içki sunacaksınız. Dökmelik sunuyu RAB için kutsal yerde dökeceksiniz. Öbür kuzuyu akşamüstü, yakılan sunu ve RABbi hoşnut eden koku olarak, sabahki gibi tahıl sunusu ve dökmelik sunuyla birlikte bana sunacaksınız. ”

Yeşu Musanın Yerine Geçecek – Sayım 27

Bundan sonra RAB Musaya, “Haavarim dağlık bölgesine çık, İsraillilere vereceğim ülkeye bak” dedi, “Ülkeyi gördükten sonra, ağabeyin Harun gibi sen de ölüp atalarına kavuşacaksın. Çünkü ikiniz de Zin Çölünde buyruğuma karşı çıktınız. Topluluk sularda bana başkaldırdığında, onların önünde kutsallığımı önemsemediniz.” –Bunlar Zin Çölündeki Kadeşte Meriva sularıdır.–
Musa, “Bütün insan ruhlarının Tanrısı RAB bu topluluğa bir önder atasın” diye karşılık verdi, “O kişi topluluğun önünde yürüsün ve topluluğu yönetsin. Öyle ki, RABbin topluluğu çobansız koyunlar gibi kalmasın.”
Bunun üzerine RAB, “Kendisinde RABbin Ruhu bulunan Nun oğlu Yeşuyu yanına al, üzerine elini koy” dedi, “Onu Kahin Elazarla bütün topluluğun önüne çıkar ve hepsinin önünde görevlendir. Bütün İsrail topluluğu sözünü dinlesin diye ona yetkinden ver. Kahin Elazarın önüne çıkacak; kahin, Yeşu için Urim aracılığıyla RABbe danışacak. Bu yöntemle Elazar Yeşuyu ve bütün halkı yönlendirecek.”
Musa RABbin kendisine buyurduğu gibi yaptı. Yeşuyu Kahin Elazarın ve bütün topluluğun önüne götürdü. RABbin buyruğu uyarınca ellerini üzerine koyarak onu görevlendirdi.

Selofhatın Kızları – Sayım 27

Yusuf oğlu Manaşşenin boylarından Manaşşe oğlu Makir oğlu Gilat oğlu Hefer oğlu Selofhatın Mahla, Noa, Hogla, Milka, Tirsa adındaki kızları, Buluşma Çadırının girişinde Musanın, Kahin Elazarın, önderlerin ve bütün topluluğun önüne gelip şöyle dediler: “Babamız çölde öldü. RABbe başkaldıran Korahın yandaşları arasında değildi. İşlemiş olduğu günahtan ötürü öldü. Oğulları olmadı. Erkek çocuğu olmadı diye babamızın adı kendi boyu arasından neden yok olsun? Babamızın kardeşleri arasında bize de mülk verin.”
Musa onların davasını RABbe götürdü. RAB Musaya şöyle dedi: “Selofhatın kızları doğru söylüyor. Onlara amcalarıyla birlikte miras olarak mülk verecek, babalarının mirasını onlara aktaracaksın.
“İsraillilere de ki, Bir adam erkek çocuğu olmadan ölürse, mirasını kızına vereceksiniz. Kızı yoksa mirasını kardeşlerine, kardeşleri yoksa amcalarına vereceksiniz. Amcaları da yoksa, mirasını bağlı olduğu boyda kendisine en yakın akrabasına vereceksiniz. Yakını mirası mülk edinsin. Musaya verdiğim buyruk uyarınca, İsrailliler için kesin bir kural olacak bu. ”

İkinci Sayım – Sayım 26

Ölümcül hastalık son bulunca RAB, Musayla Kahin Harun oğlu Elazara, “İsrail topluluğunun ailelerine göre sayımını yapın” dedi, “Savaşabilecek durumdaki yirmi ve daha yukarı yaştaki bütün erkekleri sayın.”
Bunun üzerine Musayla Kahin Elazar, Şeria Irmağının yanında, Eriha karşısındaki Moav ovalarında halka, “RABbin Musaya verdiği buyruk uyarınca, yirmi ve daha yukarı yaştaki erkekleri sayın” dediler.
Mısırdan çıkan İsrailliler şunlardı:
İsrailin ilk doğanı Rubenin soyundan gelen Rubenoğulları:
Hanok soyundan Hanok boyu, Pallu soyundan Pallu boyu, Hesron soyundan Hesron boyu, Karmi soyundan Karmi boyu.
Ruben boyları bunlardı, sayıları 43 730 kişiydi.
Pallunun oğlu Eliav, Eliavın oğulları Nemuel, Datan ve Aviramdı. Bunlar topluluğun seçtiği, Musayla Haruna, dolayısıyla RABbe başkaldırarak Korahın yandaşlarına katılan Datanla Aviramdı. Yer yarılıp onları Korahla birlikte yutunca yok oldular. Ateş Korahın iki yüz elli yandaşını yakıp yok etti. Böylece başkalarına bir uyarı oldular. Korahın oğulları ise ölmedi.
Boylarına göre Şimonoğulları şunlardı:
Nemuel soyundan Nemuel boyu, Yamin soyundan Yamin boyu, Yakin soyundan Yakin boyu, Zerah soyundan Zerah boyu, Şaul soyundan Şaul boyu.
Şimon boyları bunlardı, sayıları 22 200 kişiydi.
Boylarına göre Gadoğulları şunlardı:
Sefon soyundan Sefon boyu, Hagi soyundan Hagi boyu, Şuni soyundan Şuni boyu, Ozni soyundan Ozni boyu, Eri soyundan Eri boyu, Arot soyundan Arot boyu, Areli soyundan Areli boyu.
Gad boyları bunlardı, sayıları 40 500 kişiydi.
Yahudanın iki oğlu Erle Onan Kenan ülkesinde ölmüşlerdi.
Boylarına göre Yahudaoğulları şunlardı:
Şela soyundan Şela boyu, Peres soyundan Peres boyu, Zerah soyundan Zerah boyu.
Peres soyundan gelenler şunlardı: Hesron soyundan Hesron boyu, Hamul soyundan Hamul boyu.
Yahuda boyları bunlardı, sayıları 76 500 kişiydi.
Boylarına göre İssakaroğulları şunlardı:
Tola soyundan Tola boyu, Puvva soyundan Puvva boyu, Yaşuv soyundan Yaşuv boyu, Şimron soyundan Şimron boyu.
İssakar boyları bunlardı, sayıları 64 300 kişiydi.
Boylarına göre Zevulunoğulları şunlardı:
Seret soyundan Seret boyu, Elon soyundan Elon boyu, Yahleel soyundan Yahleel boyu.
Zevulun boyları bunlardı, sayıları 60 500 kişiydi.
Boylarına göre Yusufun oğulları: Manaşşe ve Efrayim.
Manaşşe soyundan gelenler:
Makir soyundan Makir boyu –Makir Gilatın babasıydı– Gilat soyundan Gilat boyu.
Gilat soyundan gelenler şunlardı:
İezer soyundan İezer boyu, Helek soyundan Helek boyu, Asriel soyundan Asriel boyu, Şekem soyundan Şekem boyu, Şemida soyundan Şemida boyu, Hefer soyundan Hefer boyu.
Hefer oğlu Selofhatın oğulları olmadı; yalnız Mahla, Noa, Hogla, Milka ve Tirsa adında kızları vardı.
Manaşşe boyları bunlardı, sayıları 52 700 kişiydi.
Boylarına göre Efrayim soyundan gelenler şunlardı:
Şutelah soyundan Şutelah boyu, Beker soyundan Beker boyu, Tahan soyundan Tahan boyu.
Şutelah soyundan gelenler şunlardı:
Eran soyundan Eran boyu.
Efrayim boyları bunlardı, sayıları 32 500 kişiydi.
Boylarına göre Yusufun soyundan gelenler bunlardı.
Boylarına göre Benyamin soyundan gelenler:
Bala soyundan Bala boyu, Aşbel soyundan Aşbel boyu, Ahiram soyundan Ahiram boyu, Şufam soyundan Şufam boyu, Hufam soyundan Hufam boyu.
Balanın oğulları Ardla Naamandı.
Ard soyundan Ard boyu,
Naaman soyundan Naaman boyu.
Boylarına göre Benyamin soyundan gelenler bunlardı, sayıları 45 600 kişiydi.
Boylarına göre Dan soyundan gelenler şunlardı:
Şuham soyundan Şuham boyu.
Dan boyu buydu.
Hepsi Şuham boyundandı, sayıları 64 400 kişiydi.
Boylarına göre Aşer soyundan gelenler:
Yimna soyundan Yimna boyu, Yişvi soyundan Yişvi boyu, Beria soyundan Beria boyu.
Beria soyundan gelenler:
Hever soyundan Hever boyu,
Malkiel soyundan Malkiel boyu.
Aşerin Serah adında bir kızı vardı.
Aşer boyları bunlardı, sayıları 53 400 kişiydi.
Boylarına göre Naftali soyundan gelenler:
Yahseel soyundan Yahseel boyu, Guni soyundan Guni boyu, Yeser soyundan Yeser boyu, Şillem soyundan Şillem boyu.
Boylarına göre Naftali boyları bunlardı, sayıları 45 400 kişiydi.
Sayılan İsraillilerin toplamı 601 730 erkekti.
RAB Musaya şöyle dedi: “Adlarının sayısına göre ülke bunlara pay olarak bölüştürülecek. Sayıca çok olana büyük, sayıca az olana küçük pay vereceksin. Her oymağa kişi sayısına göre pay verilecek. Ancak ülke kura ile dağıtılacak. Herkesin payı, ata oymağının adına göre olacak. Küçük, büyük her oymağın payı kurayla dağıtılacak.”
Boylarına göre sayılan Levililer şunlardı:
Gerşon soyundan Gerşon boyu, Kehat soyundan Kehat boyu, Merari soyundan Merari boyu.
Şunlar da Levili boylardı:
Livni boyu, Hevron boyu, Mahli boyu, Muşi boyu, Korah boyu.
Kehat Amramın babasıydı. Amramın karısı Mısırda doğan, Levi soyundan gelme Yokevetti. Amrama Harunu, Musayı ve kızkardeşleri Miryamı doğurdu. Harun Nadav, Avihu, Elazar ve İtamarın babasıydı. Nadavla Avihu RABbin önünde kurallara aykırı bir ateş sunarken öldüler.
Levililerden sayılan bir aylık ve daha yukarı yaştaki bütün erkekler 23 000 kişiydi. Bunlar öbür İsraillilerle birlikte sayılmadılar. Çünkü öbür İsrailliler arasında onlara pay verilmemişti.
Şeria Irmağı yanında, Eriha karşısındaki Moav ovalarında Musayla Kahin Elazarın saydıkları İsrailliler bunlardı. Ancak, bu sayılanların arasında Musayla Kahin Harunun Sina Çölünde saymış olduğu İsraillilerden kimse yoktu. Çünkü RAB o dönemde sayımı yapılan İsraillilerin kesinlikle çölde öleceğini söylemişti. Onlardan Yefunne oğlu Kalevle Nun oğlu Yeşudan başka kimse sağ kalmamıştı.

İsrailliler Peorda Günaha Giriyor – Sayım 25

İsrailliler Şittimde yaşarken, erkekleri Moavlı kadınlarla zina etmeye başladı. Bu kadınlar kendi ilahlarına kurban sunarken İsraillileri de çağırdılar. İsrail halkı yiyeceklerden yedi ve onların ilahlarına taptı. Böylece Baal-Peora bağlandılar. RAB bu yüzden onlara öfkelendi.
Musaya, “Bu halkın bütün önderlerini gündüz benim önümde öldür” dedi, “Öyle ki, İsrail halkına öfkem yatışsın.”
Bunun üzerine Musa İsrail yargıçlarına, “Her biriniz kendi adamlarınız arasında Baal-Peora bağlanmış olanları öldürün” dedi.
O sırada İsrailli bir adam geldi, Musanın ve Buluşma Çadırının girişinde ağlayan İsrail topluluğunun gözü önünde kardeşine Midyanlı bir kadın getirdi. Bunu gören Kahin Harun oğlu Elazar oğlu Pinehas topluluktan ayrılıp eline bir mızrak aldı. İsraillinin ardına düşerek çadıra girdi ve mızrağı ikisine birden sapladı. Mızrak hem İsraillinin, hem de Midyanlı kadının karnını delip geçti. Böylece İsraili yok eden hastalık dindi. Hastalıktan ölenlerin sayısı 24 000 kişiydi.
RAB Musaya şöyle dedi: “Kahin Harun oğlu Elazar oğlu Pinehas İsrail halkına öfkemin dinmesine neden oldu. Çünkü o, aralarında benim adıma büyük kıskançlık duydu. Bu yüzden onları kıskançlıktan büsbütün yok etmedim. Ona de ki, Onunla bir esenlik antlaşması yapacağım. Kendisi ve soyundan gelenler için kalıcı bir kahinlik antlaşması olacak bu. Çünkü o Tanrısı için kıskançlık duydu ve İsrail halkının günahlarını bağışlattı. ”
Midyanlı kadınla birlikte öldürülen İsrailli, Şimonoğullarının bir aile başıydı ve adı Salu oğlu Zimriydi. Öldürülen kadın ise Midyanlı bir aile başı olan Surun kızı Kozbiydi.
RAB Musaya, “Midyanlıları düşman say ve yok et” dedi, “Çünkü Peor olayında ve bunun sonucunda ölümcül hastalık çıktığı gün öldürülen kızkardeşleri Midyanlı önderin kızı Kozbi olayında kurdukları tuzaklarla sizi aldatarak düşmanca davrandılar.”

Balamın Son Bildirileri – Sayım 24

Balam Amaleklileri görünce şu bildiriyi iletti:
“Amalek halkı uluslar arasında birinciydi,
Ama sonu yıkım olacak.”
Kenlileri görünce de şu bildiriyi iletti:
“Yaşadığınız yer güvenli,
Yuvanız kayalarda kurulmuş;
Ama, ey Kenliler, Asurlular sizi tutsak edince,
Yanıp yok olacaksınız.”
Balam bildirisini iletmeyi sürdürdü:
“Ah, bunu yapan Tanrıysa,
Kim sağ kalabilir?
Kittim kıyılarından gemiler gelecek,
Asurla Everi dize getirecekler,
Kendileri de yıkıma uğrayacak.”
Bundan sonra Balam kalkıp evine döndü, Balak da kendi yoluna gitti.

Balamın Dördüncü Bildirisi – Sayım 24

Sonra Balam şu bildiriyi iletti:
“Beor oğlu Balam,
Gözü açılmış olan,
Tanrının sözlerini duyan,
Yüceler Yücesinin bilgisine kavuşan,
Her Şeye Gücü Yetenin görümlerini gören,
Yere kapanan, Tanrının gözlerini açtığı kişi bildiriyor:
Onu görüyorum, ama şimdilik değil,
Ona bakıyorum, ama yakından değil.
Yakup soyundan bir yıldız çıkacak,
İsrailden bir önder yükselecek.
Moavlıların alınlarını,
Şetoğullarının başlarını ezecek.
Düşmanı olan Edom ele geçirilecek,
Evet, Seir alınacak,
Ama İsrail güçlenecek.
Yakup soyundan gelen kişi önderlik edecek,
Kentte sağ kalanları yok edecek. ”

Balamın Üçüncü Bildirisi – Sayım 24

Balam, RABbin İsrail halkını kutsamaktan hoşnut olduğunu anlayınca, önceden yaptığı gibi gidip fala başvurmadı, yüzünü çöle çevirdi. Baktı, İsrailin oymak oymak yerleştiğini gördü. Tanrının Ruhu onun üzerine inince, şu bildiriyi iletti:
“Beor oğlu Balam,
Gözü açılmış olan,
Tanrının sözlerini duyan,
Her Şeye Gücü Yetenin görümlerini gören,
Yere kapanan, Tanrının gözlerini açtığı kişi bildiriyor:
Ey Yakup soyu, çadırların,
Ey İsrail, konutların ne güzel!
Yayılıyorlar vadiler gibi,
Irmak kıyısında bahçeler gibi,
RABbin diktiği öd ağaçları gibi,
Su kıyısındaki sedir ağaçları gibi.
Kovalarından sular akacak,
Tohumları bol suyla sulanacak.
Kralları Agaktan büyük olacak,
Krallığı yüceltilecek.
Tanrı onları Mısırdan çıkardı,
Onun yaban öküzü gibi gücü var.
Düşmanı olan ulusları yiyip bitirecek,
Kemiklerini parçalayacak,
Oklarıyla onları deşecekler.
Aslan gibi, dişi aslan gibi
Yere çömelir, yatarlar,
Kim onları uyandırmaya cesaret edebilir?
Seni kutsayan kutsansın,
Seni lanetleyen lanetlensin! ”
Balama öfkelenen Balak ellerini birbirine vurarak, “Düşmanlarıma lanet okuyasın diye seni çağırdım” dedi, “Oysa üç kez onları kutsadın. Haydi, hemen evine dön! Seni ödüllendireceğimi söylemiştim. Ama RAB seni ödül almaktan yoksun bıraktı.”
Balam şöyle karşılık verdi: “Bana gönderdiğin ulaklara, Balak sarayını altınla, gümüşle doldurup bana verse bile, RABbin buyruğundan öte iyi kötü hiçbir şey yapamam. Ancak RAB ne derse onu söylerim dememiş miydim? İşte şimdi halkıma dönüyorum. Gel, bu halkın gelecekte halkına neler yapacağını sana bildireyim.”

Balamın Üçüncü Bildirisi – Sayım 23

Sonra Balak Balama, “Ne olur, gel, seni başka bir yere götüreyim” dedi, “Olur ki, Tanrı oradan benim için onlara lanet okumana izin verir.” Böylece Balamı çöle bakan Peor Dağının tepesine götürdü.
Balam, “Burada benim için yedi sunak kurup yedi boğayla yedi koç hazırla” dedi. Balak onun dediğini yaptı, her sunağın üstünde birer boğayla koç sundu.

Balamın İkinci Bildirisi – Sayım 23

Bunun üzerine Balak, “Ne olur, benimle gel” dedi, “Onları görebileceğin başka bir yere gidelim. Onların hepsini görmeyeceksin, bir kesimini göreceksin. Oradan onlara benim için lanet oku.” Böylece Balak Balamı Pisga Dağındaki Gözcüler Yaylasına götürdü. Orada yedi sunak kurdu, her sunağın üstünde birer boğayla koç sundu.
Balam Balaka, “Az ötede RABbe danışacağım, sen burada yakmalık sununun yanında bekle” dedi.
RAB Balama göründü, ne söylemesi gerektiğini bildirerek, “Balaka git, ona şu haberi ilet” dedi.
Böylece Balam Balakın yanına döndü, onun Moav önderleriyle birlikte yakmalık sunusunun yanında durduğunu gördü.
Balak, “RAB ne dedi?” diye sordu.
Balam şu bildiriyi iletti:
“Ey Balak, uyan ve dinle;
Ey Sippor oğlu, bana kulak ver.
Tanrı insan değil ki,
Yalan söylesin;
İnsan soyundan değil ki,
Düşüncesini değiştirsin.
O söyler de yapmaz mı?
Söz verir de yerine getirmez mi?
Kutsamak için bana buyruk verildi;
O kutsadı, ben değiştiremem.
Yakup soyunda suç bulunmadı,
Ne de İsrailde kötülük.
Tanrıları RAB aralarındadır,
Aralarındaki kral olarak
Adına sevinç çığlıkları atıyorlar.
Tanrı onları Mısırdan çıkardı,
Onun yaban öküzü gibi gücü var.
Yakup soyuna yapılan büyü tutmaz;
İsraile karşı falcılık etkili olmaz.
Şimdi Yakup ve İsrail için,
Tanrı neler yaptı! denecek.
İşte halk bir dişi aslan gibi uyanıyor.
Avını yiyip bitirmedikçe,
Öldürülenlerin kanını içmedikçe rahat etmeyen aslan gibi kalkıyor.”
Bunun üzerine Balak, “Onlara ne lanet oku, ne de onları kutsa!” dedi.
Balam, “RAB ne derse onu yapmalıyım dememiş miydim sana?” diye yanıtladı.

Balamın İlk Bildirisi – Sayım 23

Balam Balaka, “Burada benim için yedi sunak kur ve yedi boğayla yedi koç hazırla” dedi.
Balak onun dediğini yaptı. Balakla Balam her sunağın üstünde birer boğayla koç sundular.
Sonra Balam Balaka, “Ben az öteye gideceğim, sen yakmalık sununun yanında bekle” dedi, “Olur ki, RAB karşıma çıkar. Bana ne açıklarsa, sana bildiririm.” Sonra çıplak bir tepeye çıktı.
Tanrı Balama göründü. Balam Tanrıya, “Yedi sunak kurdum, her sunağın üstünde birer boğayla koç sundum” dedi.
RAB Balama ne söylemesi gerektiğini bildirerek, “Balaka git, ona şu haberi ilet” dedi.
Böylece Balam Balakın yanına döndü. Onun Moav önderleriyle birlikte yakmalık sunusunun yanında durduğunu gördü. Sonra şu bildiriyi iletti:
“Balak beni Aramdan,
Moav Kralı beni doğu dağlarından getirdi.
Gel, benim için Yakup soyuna lanet oku dedi,
Gel, İsrailin yıkımını dile.
Tanrının lanetlemediğini
Ben nasıl lanetlerim?
RABbin yıkımını istemediği kişinin yıkımını
Ben nasıl isteyebilirim?
Kayaların doruğundan görüyorum onları,
Tepelerden bakıyorum onlara.
Tek başına yaşayan,
Uluslardan kendini soyutlayan
Bir halk görüyorum.
Kim Yakup soyunun tozunu
Ve İsrailin dörtte birini sayabilir?
Doğru kişilerin ölümüyle öleyim,
Sonum onlarınki gibi olsun!”
Balak Balama, “Bana ne yaptın?” dedi, “Düşmanlarıma lanet okuyasın diye seni getirdim. Oysa sen onları kutsadın!”
Balam, “Ben ancak RABbin söylememi istediği şeyleri söylemeliyim” diye yanıtladı.

Balamın Eşeği – Sayım 22

Balam sabah kalkıp eşeğine palan vurdu, Moav önderleriyle birlikte gitti. Tanrı onun gidişine öfkelendi. RABbin meleği engel olmak için yoluna dikildi. Balam eşeğine binmişti, yanında iki uşağı vardı. Eşek, yalın kılıç yolda durmakta olan RABbin meleğini görünce, yoldan sapıp tarlaya girdi. Balam yola döndürmek için eşeği dövdü.
RABbin meleği iki bağın arasında iki yanı duvarlı dar bir yolda durdu. Eşek RABbin meleğini görünce duvara sıkıştı, Balamın ayağını ezdi. Balam eşeği yine dövdü.
RABbin meleği ilerledi, sağa sola dönüşü olmayan dar bir yerde durdu. Eşek RABbin meleğini görünce, Balamın altında yıkıldı. Balam öfkelendi, değneğiyle eşeği dövdü. Bunun üzerine RAB eşeği konuşturdu. Eşek Balama, “Sana ne yaptım ki, üç kez beni böyle dövdün?” diye sordu.
Balam, “Benimle alay ediyorsun” diye yanıtladı, “Elimde kılıç olsaydı, seni hemen öldürürdüm.”
Eşek, “Bugüne dek hep üzerine bindiğin eşek değil miyim ben?” dedi, “Daha önce sana hiç böyle davrandım mı?”
Balam, “Hayır” diye yanıtladı.
Bundan sonra RAB Balamın gözlerini açtı. Balam yalın kılıç yolda durmakta olan RABbin meleğini gördü, eğilip yüzüstü yere kapandı.
RABbin meleği, “Neden üç kez eşeğini dövdün?” diye sordu, “Ben seni engellemeye geldim. Çünkü gittiğin yol seni yıkıma götürüyor. Eşek beni gördü, üç kez önümden saptı. Eğer yoldan sapmasaydı, seni öldürür, onu sağ bırakırdım.”
Balam RABbin meleğine, “Günah işledim” dedi, “Beni engellemek için yolda dikildiğini anlamadım. Uygun görmüyorsan şimdi evime döneyim.”
RABbin meleği, “Adamlarla git” dedi, “Ama yalnız sana söyleyeceklerimi söyleyeceksin.” Böylece Balam Balakın önderleriyle gitti.
Balak Balamın geldiğini duyunca, onu karşılamak için Arnon kıyısında, sınırın en uzak köşesindeki Moav Kentine gitti. Balama, “Seni çağırmak için adam gönderdiğimde neden gelmedin?” dedi, “Seni ödüllendirmeye gücüm yetmez mi?”
Balam, “İşte şimdi geldim” diye yanıtladı, “Ama ne diyebilirim ki? Ancak Tanrının bana buyurduklarını söyleyeceğim.”
Bundan sonra Balam Balakla yola çıkarak Kiryat-Husota gitti. Balak sığırlar, davarlar kurban etti, Balamla yanındaki önderlere et gönderdi. Sabah Balak Balamı Bamot-Baala çıkardı. Balam oradan İsrail halkının bir kesimini görebildi.

Moav Kralı Balak Balamı Çağırıyor – Sayım 22

İsrailliler yollarına devam ederek Moav ovalarında, Şeria Irmağının doğusunda, Eriha karşısında konakladılar.
Sippor oğlu Balak İsraillilerin Amorlulara neler yaptığını duydu. İsrail halkı kalabalık olduğundan, Moavlılar onlardan korkarak yılgıya düştü.
Midyan ileri gelenlerine, “Öküz kırda nasıl otu yiyip tüketirse, bu topluluk da çevremizdeki her şeyi yiyip bitirecek” dediler.
O sırada Sippor oğlu Balak Moav Kralıydı. Balak, Beor oğlu Balamı çağırmak için ulaklar gönderdi. Balam Fırat Irmağı kıyısında, Amav ülkesindeki Petorda yaşıyordu. Balak şöyle dedi:
“Mısırdan çıkıp yeryüzünü kaplayan bir halk yanıbaşıma yerleşti. Lütfen gel de benden daha güçlü olan bu halka benim için lanet oku. Olur ki, onları yener, ülkeden kovarız. Çünkü senin kutsadığın kişinin kutsanacağını, lanetlediğin kişinin lanetleneceğini biliyorum.”
Moav ve Midyan ileri gelenleri falcılık ücretini alıp gittiler. Balama varınca Balakın bildirisini ona ilettiler.
Balam onlara, “Geceyi burada geçirin” dedi, “RABbin bana söyleyecekleri uyarınca size yanıt vereceğim.”
Bunun üzerine Moav önderleri geceyi Balamın yanında geçirdiler.
Tanrı Balama gelip, “Evinde kalan bu adamlar kim?” diye sordu.
Balam Tanrıyı şöyle yanıtladı: “Sippor oğlu Moav Kralı Balak bana şu bildiriyi gönderdi: Mısırdan çıkan halk yeryüzünü kapladı. Gel de benim için onlara lanet oku. Olur ki, onlarla savaşmaya gücüm yeter, onları kovarım. ”
Ama Tanrı Balama, “Onlarla gitme! Bu halka lanet okuma, onlar kutsanmış halktır” dedi.
Sabah Balam kalktı, Balakın önderlerine, “Ülkenize dönün. Çünkü RAB sizinle gelmeme izin vermiyor” dedi.
Moav önderleri dönüp Balaka, “Balam bizimle gelmedi” dediler.
Bunun üzerine Balak ilk gidenlerden daha çok ve daha saygın başka önderler gönderdi. Balama gidip şöyle dediler:
“Sippor oğlu Balak diyor ki, Lütfen yanıma gelmene engel olan hiçbir şeye izin verme. Çünkü seni fazlasıyla ödüllendireceğim, ne istersen yapacağım. Ne olur, gel, benim için bu halka lanet oku. ”
Balam Balakın ulaklarına şu yanıtı verdi: “Balak sarayını altınla, gümüşle doldurup bana verse bile, Tanrım RABbin buyruğundan öte küçük büyük hiçbir şey yapamam. Lütfen siz de bu gece burada kalın, RABbin bana başka bir diyeceği var mı öğreneyim.”
O gece Tanrı Balama gelip, “Madem bu adamlar seni çağırmaya gelmiş, onlarla git; ancak sana ne söylersem onu yap” dedi.

Kral Sihon ve Ogun Yenilgisi – Sayım 21

İsrailliler Amorluların Kralı Sihona ulaklarla şu haberi gönderdi:
“İzin ver, ülkenden geçelim. Tarlalardan, bağlardan geçmeyeceğiz, hiçbir kuyudan su içmeyeceğiz. Sınırından geçinceye dek, Kral yolundan yolumuza devam edeceğiz.”
Ne var ki Sihon, ülkesinden İsraillilerin geçmesine izin vermedi. İsraillilerle savaşmak üzere bütün halkını toplayıp çöle çıktı. Yahesaya varınca, İsraillilere saldırdı. İsrailliler onu kılıçtan geçirip Arnondan Yabbuka, Ammonluların sınırına dek uzanan topraklarını aldılar. Az Kenti Ammon sınırını oluşturuyordu. İsrailliler Heşbon ve çevresindeki köylerle birlikte Amorluların bütün kentlerini ele geçirerek orada yaşamaya başladılar. Heşbon Amorluların Kralı Sihonun kentiydi. Sihon eski Moav Kralına karşı savaşmış, Arnona dek uzanan topraklarını elinden almıştı. Bunun için ozanlar şöyle diyor:
“Heşbona gelin,
Sihonun kenti yeniden kurulsun
Ve sağlamlaştırılsın.
Heşbondan ateş,
Sihonun kentinden alev çıktı;
Moavın Ar Kentini,
Arnon tepelerinin efendilerini yakıp yok etti.
Vay sana, ey Moav!
İlah Kemoşun halkı, yok oldun!
Kemoş senin oğullarının Amorluların Kralı Sihona kaçmasını,
Kızlarının ona tutsak olmasını önleyemedi.
Onları bozguna uğrattık;
Heşbon Divona dek yıkıma uğradı.
Medevaya uzanan Nofaha dek onları yıkıma uğrattık.”
Böylece İsrail halkı Amorluların ülkesinde yaşamaya başladı.
Musa Yazeri araştırmak için adamlar gönderdi. Sonra İsrailliler Yazer çevresindeki köyleri ele geçirerek orada yaşayan Ammonluları kovdular. Bundan sonra dönüp Başana doğru ilerlediler. Başan Kralı Ogla ordusu onlarla savaşmak için Edreide karşılarına çıktı.
RAB Musaya, “Ondan korkma!” dedi, “Çünkü onu da ordusuyla ülkesini de senin eline teslim ettim. Amorluların Heşbonda yaşayan Kralı Sihona yaptığının aynısını ona da yapacaksın.”
Böylece İsrail halkı kimseyi sağ bırakmadan Ogla oğullarını ve ordusunu yok etti, ülkeyi ele geçirdi.

Moava Yolculuk – Sayım 21

İsrail halkı yola koyulup Ovotta konakladı. Sonra Ovottan ayrılıp doğuda Moava bakan çölde, İye– Haavarimde konakladı. Oradan da ayrılıp Zeret Vadisinde konakladı. Oradan da ayrılıp Amorluların sınırına dek uzanan çölde, Arnon Vadisinin karşı yakasında konakladılar. Arnon Moavla Amorluların ülkesi arasındaki Moav sınırıdır. RABbin Savaşları Kitabında şöyle yazılıdır:
“… Sufa topraklarında Vahev Kenti, vadiler, Arnon Vadisi, Ar Kentine dayanan ve Moav sınırı boyunca uzanan vadilerin yamaçları …”
Oradan RABbin Musaya, “Halkı bir araya topla, onlara su vereceğim” dediği kuyuya, Beere doğru yol aldılar.
O zaman İsrailliler şu ezgiyi söylediler:
“Suların fışkırsın, ey kuyu!
Ezgi okuyun ona.
O kuyu ki, onu önderlerle
Halkın soyluları
Asayla, değnekle kazdılar.”
Bundan sonra çölden Mattanaya, Mattanadan Nahaliele, Nahalielden Bamota, Bamottan Moav topraklarındaki vadiye, çöle bakan Pisga Dağının eteklerine gittiler.

Tunç Yılan – Sayım 21

Edom ülkesinin çevresinden geçmek için Kamış Denizi yoluyla Hor Dağından ayrıldılar. Ama yolda halk sabırsızlandı. Tanrıdan ve Musadan yakınarak, “Çölde ölelim diye mi bizi Mısırdan çıkardınız?” dediler, “Burada ne ekmek var, ne de su. Ayrıca bu iğrenç yiyecekten de tiksiniyoruz!”
Bunun üzerine RAB halkın arasına zehirli yılanlar gönderdi. Yılanlar ısırınca İsraillilerden birçok kişi öldü. Halk Musaya gelip, “RABden ve senden yakınmakla günah işledik. Yalvar da, RAB aramızdan yılanları kaldırsın” dedi. Bunun üzerine Musa halk için yalvardı.
RAB Musaya, “Bir yılan yap ve onu bir direğin üzerine koy. Isırılan herkes ona bakınca yaşayacaktır” dedi. Böylece Musa tunç bir yılan yaparak direğin üzerine koydu. Yılan tarafından ısırılan kişiler tunç yılana bakınca yaşadı.

Arat Kenti Yok Ediliyor – Sayım 21

Negevde yaşayan Kenanlı Arat Kralı, İsraillilerin Atarim yolundan geldiğini duyunca, onlara saldırarak bazılarını tutsak aldı. Bunun üzerine İsrailliler, “Eğer bu halkı tümüyle elimize teslim edersen, kentlerini büsbütün yok edeceğiz” diyerek RABbe adak adadılar. RAB İsraillilerin yalvarışını işitti ve Kenanlıları ellerine teslim etti. İsrailliler onları da kentlerini de büsbütün yok ettiler. Oraya Horma adı verildi.

Harunun Ölümü – Sayım 20

İsrail topluluğu Kadeşten ayrılıp Hor Dağına geldi. RAB, Edom sınırındaki Hor Dağında Musayla Haruna şöyle dedi: “Harun ölüp atalarına kavuşacak. İsrail halkına vereceğim ülkeye girmeyecek. Çünkü ikiniz Meriva sularında verdiğim buyruğa karşı geldiniz. Harunla oğlu Elazarı Hor Dağına çıkar. Harunun kahinlik giysilerini üzerinden çıkarıp oğlu Elazara giydir. Harun orada ölüp atalarına kavuşacak.”
Musa RABbin buyurduğu gibi yaptı. Bütün topluluğun gözü önünde Hor Dağına çıktılar. Musa Harunun kahinlik giysilerini üzerinden çıkarıp oğlu Elazara giydirdi. Harun orada, dağın tepesinde öldü. Sonra Musayla Elazar dağdan indiler. Harunun öldüğünü öğrenince bütün İsrail halkı onun için otuz gün yas tuttu.

Edom Kralı İsraillilere Geçiş İzni Vermiyor – Sayım 20

Musa Kadeşten Edom Kralına ulaklarla şu haberi gönderdi: “Kardeşin İsrail şöyle diyor: Başımıza gelen güçlükleri biliyorsun. Atalarımız Mısıra gitmişler. Orada uzun yıllar yaşadık. Mısırlılar atalarımıza da bize de kötü davrandılar. Ama biz RABbe yakarınca, yakarışımızı işitti. Bir melek gönderip bizi Mısırdan çıkardı.
“ Şimdi senin sınırına yakın bir kent olan Kadeşteyiz. İzin ver, ülkenden geçelim. Tarlalardan, bağlardan geçmeyeceğiz, hiçbir kuyudan da su içmeyeceğiz. Sınırından geçinceye dek, sağa sola sapmadan Kral yolundan yolumuza devam edeceğiz. ”
Ama Edom Kralı, “Ülkemden geçmeyeceksiniz!” diye yanıtladı, “Geçmeye kalkışırsanız kılıçla karşınıza çıkarım.”
İsrailliler, “Yol boyunca geçip gideceğiz” dediler, “Eğer biz ya da hayvanlarımız suyundan içersek karşılığını öderiz. Yürüyüp geçmek için senden izin istiyoruz, hepsi bu.”
Edom Kralı yine, “Geçmeyeceksiniz!” yanıtını verdi. Edomlular İsraillilere saldırmak üzere kalabalık ve güçlü bir orduyla yola çıktılar. Edom Kralı ülkesinden geçmelerine izin vermeyince, İsrailliler dönüp ondan uzaklaştılar.

Kayadan Çıkan Su – Sayım 20

İsrail topluluğu birinci ay Zin Çölüne vardı, halk Kadeşte konakladı. Miryam orada öldü ve gömüldü.
Ancak topluluk için içecek su yoktu. Halk Musayla Haruna karşı toplandı. Musaya, “Keşke kardeşlerimiz RABbin önünde öldüğünde biz de ölseydik!” diye çıkıştılar, “RABbin topluluğunu neden bu çöle getirdiniz? Biz de hayvanlarımız da ölelim diye mi? Neden bizi bu korkunç yere getirmek için Mısırdan çıkardınız? Ne tahıl, ne incir, ne üzüm ne de nar var. Üstelik içecek su da yok!”
Musayla Harun topluluktan ayrılıp Buluşma Çadırının giriş bölümüne gittiler, yüzüstü yere kapandılar. RABbin görkemi onlara göründü. RAB Musaya, “Değneği al” dedi, “Sen ve ağabeyin Harun topluluğu toplayın. Halkın gözü önünde su fışkırması için kayaya buyruk verin. Onlar da hayvanları da içsin diye kayadan onlara su çıkaracaksınız.”
Musa kendisine verilen buyruk uyarınca değneği RABbin önünden aldı. Musayla Harun topluluğu kayanın önüne topladılar. Musa, “Ey siz, başkaldıranlar, beni dinleyin!” dedi, “Bu kayadan size su çıkaralım mı?” Sonra kolunu kaldırıp değneğiyle kayaya iki kez vurdu. Kayadan bol su fışkırdı, topluluk da hayvanları da içti.
RAB Musayla Haruna, “Madem İsraillilerin gözü önünde benim kutsallığımı sayarak bana güvenmediniz” dedi, “Bu topluluğu kendilerine vereceğim ülkeye de götürmeyeceksiniz.”
Bu sulara Meriva suları denildi. Çünkü İsrail halkı orada RABbe çıkışmış, RAB de aralarında kutsallığını göstermişti.

Kirli Sayılanın Arındırılması – Sayım 19

RAB Musayla Haruna şöyle dedi: “RABbin buyurduğu yasanın kuralı şudur: İsraillilere size kusursuz, özürsüz, boyunduruk takmamış kızıl bir inek getirmelerini söyleyin. İnek Kahin Elazara verilsin; ordugahın dışına çıkarılıp onun önünde kesilecek. Kahin Elazar parmağıyla kanından alıp yedi kez Buluşma Çadırının önüne doğru serpecek. Sonra Elazarın gözü önünde inek, derisi, eti, kanı ve gübresiyle birlikte yakılacak. Kahin biraz sedir ağacı, mercanköşkotu ve kırmızı iplik alıp yanmakta olan ineğin üzerine atacak. Sonra giysilerini yıkayacak, yıkanacak. Ancak o zaman ordugaha girebilir. Ama akşama dek kirli sayılacaktır. İneği yakan kişi de giysilerini yıkayacak, yıkanacak. O da akşama dek kirli sayılacak.
“Temiz sayılan bir kişi ineğin külünü toplayıp ordugahın dışında temiz sayılan bir yere koyacak. İsrail topluluğu temizlenme suyu için bu külü saklayacak; bu, günahtan arınmak içindir. İneğin külünü toplayan adam giysilerini yıkayacak, akşama dek kirli sayılacak. Bu kural hem İsrailliler, hem de aralarında yaşayan yabancılar için kalıcı olacaktır.
“Herhangi bir insan ölüsüne dokunan kişi yedi gün kirli sayılacaktır. Üçüncü ve yedinci gün temizlenme suyuyla kendini arındıracak, böylece paklanmış olacak. Üçüncü ve yedinci gün kendini arındırmazsa, paklanmış sayılmayacak. Herhangi bir insan ölüsüne dokunup da kendini arındırmayan kişi RABbin Konutunu kirletmiş olur. O kişi İsrailden atılmalı. Temizlenme suyu üzerine dökülmediği için kirli sayılır, kirliliği üzerinde kalır.
“Çadırda biri öldüğü zaman uygulanacak kural şudur: Çadıra giren ve çadırda bulunan herkes yedi gün kirli sayılacaktır. Kapağı iple bağlanmamış, ağzı açık her kap kirli sayılacaktır.
“Kırda kılıçla öldürülmüş ya da doğal ölümle ölmüş birine, insan kemiğine ya da mezara her dokunan yedi gün kirli sayılacaktır.
“Kirli sayılan kişi için bir kabın içine yakılan günah sunusunun külünden koyun, üstüne duru su dökeceksiniz. Temiz sayılan bir adam mercanköşkotunu alıp suya batıracak. Sonra çadırın, bütün eşyaların ve orada bulunanların üzerine serpecek. Kemiğe, öldürülmüş ya da doğal ölümle ölmüş kişiye ya da mezara dokunanın üzerine de suyu serpecek. Temiz sayılan adam, üçüncü ve yedinci gün kirli sayılanın üzerine suyu serpecek. Yedinci gün onu arındıracak. Arınan kişi giysilerini yıkayacak, yıkanacak ve akşam temiz sayılacak. Ancak, kirli sayılan biri kendini arındırmazsa topluluğun arasından atılmalı. Çünkü RABbin Tapınağını kirletmiştir. Temizlenme suyu üzerine dökülmediği için kirli sayılır. Onlar için bu kural kalıcı olacaktır. Temizlenme suyunu serpen kişi de giysisini yıkamalı. Temizlenme suyuna dokunan kişi akşama dek kirli sayılacak. Kirli sayılan birinin dokunduğu nesne kirli sayılır; o nesneye dokunan da akşama dek kirli sayılır.”

Kahinlerle Levililerin Payı – Sayım 18

RAB Harunla konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bana sunulan kutsal sunuların bağış kısımlarını sana veriyorum. Bunları sonsuza dek pay olarak sana ve oğullarına veriyorum. Sunakta tümüyle yakılmayan, bana sunulan en kutsal sunulardan şunlar senin olacak: Tahıl, suç ve günah sunuları. En kutsal sunular senin ve oğullarının olacak. Bunları en kutsal sunu olarak yiyeceksin. Her erkek onlardan yiyebilir. Onları kutsal sayacaksın.
“Ayrıca şunlar da senin olacak: İsraillilerin sunduğu sallamalık sunuların bağış kısımlarını sonsuza dek pay olarak sana, oğullarına ve kızlarına veriyorum. Ailende dinsel açıdan temiz olan herkes onları yiyebilir.
“RABbe verdikleri ilk ürünleri –zeytinyağının, yeni şarabın, tahılın en iyisini– sana veriyorum. Ülkede yetişen ilk ürünlerden RABbe getirdiklerinin tümü senin olacak. Ailende dinsel açıdan temiz olan herkes onları yiyebilir.
“İsrailde RABbe koşulsuz adanan her şey senin olacak. İnsan olsun hayvan olsun RABbe adanan her rahmin ilk ürünü senin olacak. Ancak ilk doğan her çocuk ve kirli sayılan hayvanların her ilk doğanı için kesinlikle bedel alacaksın. İlk doğanlar bir aylıkken, kendi biçeceğin değer uyarınca, yirmi geradan oluşan kutsal yerin şekeline göre beş şekel gümüş bedel alacaksın.
“Ancak sığırın, koyunun ya da keçinin ilk doğanı için bedel almayacaksın. Onlar benim için ayrılmıştır. Kanlarını sunağın üzerine dökeceksin, yağlarını RABbi hoşnut eden koku olsun diye yakılan bir sunu olarak yakacaksın. Sallamalık sununun göğsü ve sağ budu senin olduğu gibi eti de senin olacak. İsraillilerin bana sundukları kutsal sunuların bağış kısımlarını sonsuza dek pay olarak sana, oğullarına ve kızlarına veriyorum. Senin ve soyun için bu RABbin önünde sonsuza dek sürecek bozulmaz bir antlaşmadır.”
RAB Harunla konuşmasını şöyle sürdürdü: “Onların ülkesinde mirasın olmayacak, aralarında hiçbir payın olmayacak. İsrailliler arasında payın ve mirasın benim.
“Buluşma Çadırıyla ilgili yaptıkları hizmete karşılık, İsrailde toplanan bütün ondalıkları pay olarak Levililere veriyorum. Bundan böyle öbür İsrailliler Buluşma Çadırına yaklaşmamalı. Yoksa günahlarının bedelini canlarıyla öderler. Buluşma Çadırıyla ilgili hizmeti Levililer yapacak, çadıra karşı işlenen suçtan onlar sorumlu olacak. Gelecek kuşaklarınız boyunca kalıcı bir kural olacak bu. İsrailliler arasında onların payı olmayacak. Bunun yerine İsraillilerin RABbe armağan olarak verdiği ondalığı miras olarak Levililere veriyorum. Bu yüzden Levililer için, İsrailliler arasında onların mirası olmayacak dedim.”
RAB Musaya şöyle dedi: “Levililere de ki, Pay olarak size verdiğim ondalıkları İsraillilerden alınca, aldığınız ondalığın ondalığını RABbe armağan olarak sunacaksınız. Armağanınız harmandan tahıl ya da üzüm sıkma çukurundan bir armağan sayılacaktır. Böylelikle siz de İsraillilerden aldığınız bütün ondalıklardan RABbe armağan sunacaksınız. Bu ondalıklardan RABbin armağanını Kahin Haruna vereceksiniz. Aldığınız bütün armağanlardan RAB için bir armağan ayıracaksınız; hepsinin en iyisini, en kutsalını ayıracaksınız.
“Levililere şöyle de: En iyisini sunduğunuzda, geri kalanı harman ya da asma ürünü olarak size sayılacaktır. Siz ve aileniz her yerde ondan yiyebilirsiniz. Buluşma Çadırında yaptığınız hizmete karşılık size verilen ücrettir bu. En iyisini sunarsanız, bu konuda günah işlememiş olursunuz. Ölmemek için İsraillilerin sunduğu kutsal sunuları kirletmeyeceksiniz. ”

Kahinlerle Levililerin Görevi – Sayım 18

RAB Haruna, “Sen, oğulların ve ailen kutsal yere ilişkin suçtan sorumlu tutulacaksınız” dedi, “Kahinlik görevinizle ilgili suçtan da sen ve oğulların sorumlu tutulacaksınız. Sen ve oğulların Levha Sandığının bulunduğu çadırın önünde hizmet ederken, atanız Levinin oymağından kardeşlerinizin de size katılıp yardım etmelerini sağlayın. Senin sorumluluğun altında çadırda hizmet etsinler. Ancak, siz de onlar da ölmeyesiniz diye kutsal yerin eşyalarına ya da sunağa yaklaşmasınlar. Seninle çalışacak ve Buluşma Çadırıyla ilgili bütün hizmetlerden sorumlu olacaklar. Levililer dışında hiç kimse bulunduğunuz yere yaklaşmayacak.
“Bundan sonra İsrail halkına öfkelenmemem için kutsal yerin ve sunağın hizmetinden sizler sorumlu olacaksınız. Ben İsrailliler arasından Levili kardeşlerinizi size bir armağan olarak seçtim. Buluşma Çadırıyla ilgili hizmeti yapmaları için onlar bana adanmıştır. Ama sunaktaki ve perdenin ötesindeki kahinlik görevini sen ve oğulların üstleneceksiniz. Kahinlik görevini size armağan olarak veriyorum. Sizden başka kutsal yere kim yaklaşırsa öldürülecektir.”

Harunun Değneği – Sayım 17

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına her oymak önderi için bir tane olmak üzere on iki değnek getirmesini söyle. Her önderin adını kendi değneğinin üzerine yaz. Levi oymağının değneği üzerine Harunun adını yazacaksın. Her oymak önderi için bir değnek olacak. Değnekleri Buluşma Çadırında sizinle buluştuğum Levha Sandığının önüne koy. Seçeceğim kişinin değneği filiz verecek. İsrail halkının sizden sürekli yakınmasına son vereceğim.”
Musa İsrail halkıyla konuştu. Halkın önderleri, her oymak önderi için bir tane olmak üzere on iki değnek getirdiler. Harunun değneği de aralarındaydı. Musa değnekleri Levha Sandığının bulunduğu çadırda RABbin önüne koydu.
Ertesi gün Musa Levha Sandığının bulunduğu çadıra girdi. Baktı, Levi oymağını temsil eden Harunun değneği filiz vermiş, tomurcuklanıp çiçek açmış, badem yetiştirmiş. Musa bütün değnekleri RABbin önünden çıkarıp İsrail halkına gösterdi. Halk değneklere baktı, her biri kendi değneğini aldı.
RAB Musaya, “Başkaldıranlara bir uyarı olsun diye Harunun değneğini saklanmak üzere Levha Sandığının önüne koy” dedi, “Onların benden yakınmalarına son vereceksin; öyle ki, ölmesinler.” Musa RABbin buyruğu uyarınca davrandı.
İsrailliler Musaya, “Yok olacağız! Öleceğiz! Hepimiz yok olacağız!” dediler, “RABbin Konutuna her yaklaşan ölüyor. Hepimiz mi yok olacağız?”

Korah, Datan ve Aviram Başkaldırıyor – Sayım 16

Levi oğlu Kehat oğlu Yishar oğlu Korah, Ruben soyundan Eliavoğullarından Datan, Aviram ve Pelet oğlu On toplulukça seçilen, tanınmış iki yüz elli İsrailli önderle birlikte Musaya başkaldırdı. Hep birlikte Musayla Harunun yanına varıp, “Çok ileri gittiniz!” dediler, “Bütün topluluk, topluluğun her bireyi kutsaldır ve RAB onların arasındadır. Öyleyse neden kendinizi RABbin topluluğundan üstün görüyorsunuz?”
Bunu duyan Musa yüzüstü yere kapandı. Sonra Korahla yandaşlarına şöyle dedi: “Sabah RAB kimin kendisine ait olduğunu, kimin kutsal olduğunu açıklayacak ve o kişiyi huzuruna çağıracak. RAB seçeceği kişiyi huzuruna çağıracak. Ey Korah ve yandaşları, kendinize buhurdanlar alın. Yarın RABbin huzurunda buhurdanlarınızın içine ateş, ateşin üstüne de buhur koyun. RABbin seçeceği kişi, kutsal olan kişidir. Ey Levililer, çok ileri gittiniz!”
Musa Korahla konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ey Levililer, beni dinleyin! İsrailin Tanrısı sizi kendi huzuruna çıkarmak için ayırdı. RABbin Konutunun hizmetini yapmanız, topluluğun önünde durmanız, onlara hizmet etmeniz için sizi İsrail topluluğunun arasından seçti. Sizi ve bütün Levili kardeşlerinizi huzuruna çıkardı. Bu yetmiyormuş gibi kahinliği de mi istiyorsunuz? Ey Korah, senin ve yandaşlarının böyle toplanması RABbe karşı gelmektir. Harun kim ki, ona dil uzatıyorsunuz?”
Sonra Musa Eliavoğulları Datanla Aviramı çağırttı. Ama onlar, “Gelmeyeceğiz” dediler, “Bizi çölde öldürtmek için süt ve bal akan ülkeden çıkardın. Bu yetmiyormuş gibi başımıza geçmek istiyorsun. Bizi süt ve bal akan ülkeye götürmediğin gibi mülk olarak bize tarlalar, bağlar da vermedin. Bu adamları kör mü sanıyorsun? Hayır, gelmeyeceğiz.”
Çok öfkelenen Musa RABbe, “Onların sunularını önemseme. Onlardan bir eşek bile almadım, üstelik hiçbirine de haksızlık etmedim” dedi.
Sonra Koraha, “Yarın sen ve bütün yandaşların –sen de, onlar da– RABbin önünde bulunmak için gelin” dedi, “Harun da gelsin. Herkes kendi buhurdanını alıp içine buhur koysun. İki yüz elli kişi birer buhurdan alıp RABbin önüne getirsin. Harunla sen de buhurdanlarınızı getirin.” Böylece herkes buhurdanını alıp içine ateş, ateşin üstüne de buhur koydu. Sonra Musa ve Harunla birlikte Buluşma Çadırının giriş bölümünde durdular. Korah bütün topluluğu Musayla Harunun karşısında Buluşma Çadırının giriş bölümünde toplayınca, RABbin görkemi bütün topluluğa göründü. RAB, Musayla Haruna, “Bu topluluğun arasından ayrılın da onları bir anda yok edeyim” dedi.
Musayla Harun yüzüstü yere kapanarak, “Ey Tanrı, bütün insan ruhlarının Tanrısı!” dediler, “Bir kişi günah işledi diye bütün topluluğa mı öfkeleneceksin?”
RAB Musaya, “Topluluğa söyle, Korahın, Datanın, Aviramın çadırlarından uzaklaşsınlar” dedi.
Musa Datanla Avirama gitti. İsrailin ileri gelenleri onu izledi. Topluluğu uyararak, “Bu kötü adamların çadırlarından uzak durun!” dedi, “Onların hiçbir şeyine dokunmayın. Yoksa onların günahları yüzünden canınızdan olursunuz.” Bunun üzerine topluluk Korah, Datan ve Aviramın çadırlarından uzaklaştı. Datanla Aviram çıkıp karıları, küçük büyük çocuklarıyla birlikte çadırlarının önünde durdular.
Musa şöyle dedi: “Bütün bunları yapmam için RABbin beni gönderdiğini, kendiliğimden bir şey yapmadığımı şuradan anlayacaksınız: Eğer bu adamlar herkes gibi doğal bir ölümle ölür, herkesin başına gelen bir olayla karşılaşırlarsa, bilin ki beni RAB göndermemiştir. Ama RAB yepyeni bir olay yaratırsa, yer yarılıp onları ve onlara ait olan her şeyi yutarsa, ölüler diyarına diri diri inerlerse, bu adamların RABbe saygısızlık ettiklerini anlayacaksınız.”
Musa konuşmasını bitirir bitirmez Korah, Datan ve Aviramın altındaki yer yarıldı. Yer yarıldı, onları, ailelerini, Korahın adamlarıyla mallarını yuttu. Sahip oldukları her şeyle birlikte diri diri ölüler diyarına indiler. Yer onların üzerine kapandı. Topluluğun arasından yok oldular. Çığlıklarını duyan çevredeki İsrailliler, “Yer bizi de yutmasın!” diyerek kaçıştılar.
RABbin gönderdiği ateş buhur sunan iki yüz elli adamı yakıp yok etti.
RAB Musaya şöyle dedi: “Kahin Harun oğlu Elazara buhurdanları ateşin içinden çıkarmasını, ateş korlarını az öteye dağıtmasını söyle. Çünkü buhurdanlar kutsaldır. İşledikleri günahtan ötürü öldürülen bu adamların buhurdanlarını levha haline getirip sunağı bunlarla kapla. Buhurdanlar RABbe sunuldukları için kutsaldır. Bunlar İsrailliler için bir uyarı olsun.”
Böylece Kahin Elazar, yanarak ölen adamların getirdiği tunç buhurdanları RABbin Musa aracılığıyla kendisine söylediği gibi alıp döverek sunağı kaplamak için levha haline getirdi. Bu, İsraillilere Harunun soyundan gelenlerden başka hiç kimsenin RABbin önüne çıkıp buhur yakmaması gerektiğini anımsatacaktı. Yoksa o kişi Korahla yandaşları gibi yok olacaktı.
Ertesi gün bütün İsrail topluluğu Musayla Haruna söylenmeye başladı. “RABbin halkını siz öldürdünüz” diyorlardı.
Topluluk Musayla Haruna karşı toplanıp Buluşma Çadırına doğru yönelince, çadırı ansızın bulut kapladı ve RABbin görkemi göründü. Musayla Harun Buluşma Çadırının önüne geldiler. RAB Musaya, “Bu topluluğun arasından ayrılın da onları birden yok edeyim” dedi. Musayla Harun yüzüstü yere kapandılar.
Sonra Musa Haruna, “Buhurdanını alıp içine sunaktan ateş koy, üstüne de buhur koy” dedi, “Günahlarını bağışlatmak için hemen topluluğa git. Çünkü RAB öfkesini yağdırdı. Öldürücü hastalık başladı.” Harun Musanın dediğini yaparak buhurdanını alıp topluluğun ortasına koştu. Halkın arasında öldürücü hastalık başlamıştı. Harun buhur sunarak topluluğun günahını bağışlattı. O ölülerle dirilerin arasında durunca, öldürücü hastalık da dindi. Korah olayında ölenler dışında, öldürücü hastalıktan ölenlerin sayısı 14 700 kişiydi. Öldürücü hastalık dindiğinden, Harun Musanın yanına, Buluşma Çadırının giriş bölümüne döndü.

Püsküllerle İlgili Kural – Sayım 15

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, Kuşaklar boyunca giysinizin dört yanına püskül dikeceksiniz. Her püskülün üzerine lacivert bir kordon koyacaksınız. Öyle ki, püskülleri gördükçe RABbin buyruklarını anımsayasınız. Böylelikle RABbin buyruklarına uyacak, yüreğinizin, gözünüzün istekleri ardınca gitmeyecek, hainlik etmeyeceksiniz. Ta ki, bütün buyruklarımı anımsayıp tutasınız ve Tanrınız için kutsal olasınız. Tanrınız olmak için sizi Mısırdan çıkaran Tanrınız RAB benim. Tanrınız RAB benim. ”

Şabat Gününü Tutmayan Öldürülüyor – Sayım 15

İsrailliler çöldeyken, Şabat Günü odun toplayan birini buldular. Odun toplarken adamı bulanlar onu Musayla Harunun ve bütün topluluğun önüne getirdiler. Adama ne yapılacağı belirlenmediğinden onu gözaltında tuttular. Derken RAB Musaya, “O adam öldürülmeli. Bütün topluluk ordugahın dışında onu taşa tutsun” dedi. Böylece topluluk adamı ordugahın dışına çıkardı. RABbin Musaya buyurduğu gibi, onu taşlayarak öldürdüler.

Günah için Sunu – Sayım 15

“ Eğer bilmeden günah işlediyseniz, RABbin Musaya verdiği buyruklardan herhangi birini –RABbin buyruk verdiği günden başlayarak Musa aracılığıyla size ve gelecek kuşaklara buyurduğu herhangi bir şeyi– yerine getirmediyseniz ve bu günah bilmeden işlendiyse, bütün topluluk RABbi hoşnut eden koku sunmak için yakmalık sunu olarak istenilen tahıl ve dökmelik sunuyla birlikte bir boğa, günah sunusu olarak da bir teke sunacaktır. Kahin bütün İsrail topluluğunun günahını bağışlatacak, halk bağışlanacak. Çünkü bilmeyerek günah işlediler. İşledikleri günah yüzünden RAB için yakılan sunu olarak sunularını ve günah sunularını sundular. Bütün İsrail topluluğu da aranızda yaşayan yabancılar da bağışlanacaktır. Çünkü halk bilmeyerek bu günahı işledi.
“ Eğer biri bilmeden günah işlerse, günah sunusu olarak bir yaşında bir dişi keçi getirmeli. Kahin RABbin önünde, bilmeden günah işleyen kişinin günahını bağışlatacak. Bağışlatma yapılınca kişi bağışlanacak. Bilmeden günah işleyen İsrail yerlisi için de aranızda yaşayan yabancı için de aynı yasayı uygulayacaksınız.
“ Yerli ya da yabancı biri bilerek günah işlerse, RABbe saygısızlık etmiştir. Bu kişi halkının arasından atılmalı. RABbin sözünü küçümsemiş, buyruklarına karşı gelmiştir. Bu nedenle o kişi halkının arasından kesinlikle atılacak, suçunun cezasını çekecektir. ”

Sunularla İlgili Kurallar – Sayım 15

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, Yerleşmek için size vereceğim ülkeye girince, RABbi hoşnut eden bir koku yapmak için yakmalık sunu, özel adak kurbanı, gönülden verilen sunu ya da bayram sunusu gibi yakılan sunu olarak RABbe sığır ya da davar sunacaksınız. Sunu sunan kişi RABbe tahıl sunusu olarak dörtte bir hin zeytinyağıyla yoğrulmuş onda bir efa ince un sunacak. Yakmalık sunu ya da kurban için, her kuzuya dökmelik sunu olarak dörtte bir hin şarap hazırla.
“ Koç sunarken tahıl sunusu olarak üçte bir hin zeytinyağıyla yoğrulmuş onda iki efa ince un hazırla. Dökmelik sunu olarak da üçte bir hin şarap sun. Bunları RABbi hoşnut eden koku olarak sunacaksın. RABbe yakmalık sunu, özel adak kurbanı ya da esenlik sunusu olarak bir boğa sunduğunda, boğayla birlikte tahıl sunusu olarak yarım hin zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa ince un sun. Ayrıca dökmelik sunu olarak yarım hin şarap sun. Yakılan bu sunu RABbi hoşnut eden bir koku olacak. Sığır, koç, davar –kuzu ya da keçi– böyle hazırlanacak. Kaç hayvan sunacaksan her biri için aynı şeyleri yapacaksın.
“ Her İsrail yerlisi RABbi hoşnut eden koku olarak yakılan bir sunu sunarken bunları aynen yapmalıdır. Kuşaklar boyunca aranızda yaşayan bir yabancı ya da yerli olmayan bir konuk, RABbi hoşnut eden koku olarak yakılan bir sunu sunarken, sizin uyguladığınız kuralları uygulamalıdır. Sizin ve aranızda yaşayan yabancılar için topluluk aynı kuralları uygulamalıdır. Kuşaklar boyunca kalıcı bir kural olacak bu. RABbin önünde siz nasılsanız, aranızda yaşayan yabancı da aynı olacak. Size de aranızda yaşayan yabancıya da aynı yasalar ve kurallar uygulanacak. ”
RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, Sizi götüreceğim ülkeye girip o ülkenin ekmeğinden yediğinizde, bir kısmını bana sunacaksınız. İlk tahılınızdan sunu olarak bir pide sunacaksınız; bunu harmanınızdan bir sunu olarak sunacaksınız. İlk tahılınızdan yapılmış bu sunuyu kuşaklar boyunca RABbe sunacaksınız. ”

Halk Başkaldırıyor – Sayım 14

O gece bütün topluluk yüksek sesle bağrışıp ağladı. Bütün İsrail halkı Musayla Haruna karşı söylenmeye başladı. Onlara, “Keşke Mısırda ya da bu çölde ölseydik!” dediler, “RAB neden bizi bu ülkeye götürüyor? Kılıçtan geçirilelim diye mi? Karılarımız, çocuklarımız tutsak edilecek. Mısıra dönmek bizim için daha iyi değil mi?” Sonra birbirlerine, “Kendimize bir önder seçip Mısıra dönelim” dediler.
Bunun üzerine Musayla Harun İsrail topluluğunun önünde yüzüstü yere kapandılar. Ülkeyi araştıranlardan Nun oğlu Yeşuyla Yefunne oğlu Kalev giysilerini yırttılar. Sonra bütün İsrail topluluğuna şöyle dediler: “İçinden geçip araştırdığımız ülke çok iyi bir ülkedir. Eğer RAB bizden hoşnut kalırsa, süt ve bal akan o ülkeye bizi götürecek ve orayı bize verecektir. Ancak RABbe karşı gelmeyin. Orada yaşayan halktan korkmayın. Onları ekmek yer gibi yiyip bitireceğiz. Koruyucuları onları bırakıp gitti. Ama RAB bizimledir. Onlardan korkmayın!”
Topluluk onları taşa tutmayı düşünürken, ansızın RABbin görkemi Buluşma Çadırında bütün İsrail halkına göründü. RAB Musaya şöyle dedi: “Ne zamana dek bu halk bana saygısızlık edecek? Onlara gösterdiğim bunca belirtiye karşın, ne zamana dek bana iman etmeyecekler? Onları salgın hastalıkla cezalandıracağım, mirastan yoksun bırakacağım. Ama seni onlardan daha büyük, daha güçlü bir ulus kılacağım.”
Musa, “Mısırlılar bunu duyacak” diye karşılık verdi, “Çünkü bu halkı gücünle onların arasından sen çıkardın. Kenan topraklarında yaşayan halka bunu anlatacaklar. Ya RAB, bu halkın arasında olduğunu, onlarla yüz yüze görüştüğünü, bulutunun onların üzerinde durduğunu, gündüz bulut sütunu, gece ateş sütunu içinde onlara yol gösterdiğini duymuşlar. Eğer bu halkı bir insanmış gibi yok edersen, senin ününü duymuş olan bu uluslar, RAB ant içerek söz verdiği ülkeye bu halkı götüremediği için onları çölde yok etti diyecekler.
“Şimdi gücünü göster, ya Rab. Demiştin ki, RAB tez öfkelenmez, sevgisi engindir, suçu ve isyanı bağışlar. Ancak suçluyu cezasız bırakmaz; babaların işlediği suçun hesabını üçüncü, dördüncü kuşak çocuklarından sorar. Mısırdan çıkışlarından bugüne dek bu halkı nasıl bağışladıysan, büyük sevgin uyarınca onların suçunu bağışla.”
RAB, “Dileğin üzerine onları bağışladım” diye yanıtladı, “Ne var ki, varlığım ve yeryüzünü dolduran yüceliğim adına ant içerim ki, yüceliğimi, Mısırda ve çölde gösterdiğim belirtileri görüp de beni on kez sınayan, sözümü dinlemeyen bu kişilerden hiçbiri atalarına ant içerek söz verdiğim ülkeyi görmeyecek. Beni küçümseyenlerden hiçbiri orayı görmeyecek. Ama kulum Kalevde başka bir ruh var, o bütün yüreğiyle ardımca yürüdü. Araştırmak için gittiği ülkeye onu götüreceğim, onun soyu orayı miras alacak. Amaleklilerle Kenanlılar ovada yaşıyorlar. Siz yarın geri dönün, Kamış Denizi yolundan çöle gidin.”
RAB Musayla Haruna da, “Bu kötü topluluk ne zamana dek bana söylenecek?” dedi, “Bana söylenen İsrail halkının yakınmalarını duydum. Onlara RAB şöyle diyor de: Varlığım adına ant içerim ki, söylediklerinizin aynısını size yapacağım: Cesetleriniz bu çöle serilecek. Bana söylenen, yirmi ve daha yukarı yaşta sayılan herkes çölde ölecek. Sizi yerleştireceğime ant içtiğim ülkeye Yefunne oğlu Kalevle Nun oğlu Yeşudan başkası girmeyecek. Ama tutsak edilecek dediğiniz çocuklarınızı oraya, sizin reddettiğiniz ülkeye götüreceğim; orayı tanıyacaklar. Size gelince, cesetleriniz bu çöle serilecek. Çocuklarınız, hepiniz ölünceye dek kırk yıl çölde çobanlık edecek ve sizin sadakatsizliğiniz yüzünden sıkıntı çekecekler. Ülkeyi araştırdığınız günler kadar –kırk gün, her gün için bir yıldan kırk yıl– suçunuzun cezasını çekeceksiniz. Sizden yüz çevirdiğimi bileceksiniz! Ben RAB söyledim; bana karşı toplanan bu kötü topluluğa bunları gerçekten yapacağım. Bu çölde yıkıma uğrayacak, burada ölecekler.”
Musanın ülkeyi araştırmak üzere gönderdiği adamlar geri dönüp ülke hakkında kötü haber yayarak bütün topluluğun RABbe söylenmesine neden oldular. Ülke hakkında kötü haber yayan bu adamlar RABbin önünde ölümcül hastalıktan öldüler. Ülkeyi araştırmak üzere gidenlerden yalnız Nun oğlu Yeşuyla Yefunne oğlu Kalev sağ kaldı.
Musa bu sözleri İsrail halkına bildirince, halk yasa büründü. Sabah erkenden kalkıp dağın tepesine çıktılar. “Günah işledik” dediler, “Ama RABbin söz verdiği yere çıkmaya hazırız.”
Bunun üzerine Musa, “Neden RABbin buyruğuna karşı geliyorsunuz?” dedi, “Bunu başaramazsınız. Savaşa gitmeyin, çünkü RAB sizinle olmayacak. Düşmanlarınızın önünde yenilgiye uğrayacaksınız. Amaleklilerle Kenanlılar sizinle orada karşılaşacak ve sizi kılıçtan geçirecekler. Çünkü RABbin ardınca gitmekten vazgeçtiniz. RAB de sizinle olmayacak.”
Öyleyken, kendilerine güvenerek dağlık bölgenin tepesine çıktılar. RABbin Antlaşma Sandığı da Musa da ordugahta kaldı. Dağlık bölgede yaşayan Amaleklilerle Kenanlılar üzerlerine saldırdılar, Horma Kentine dek onları kovalayıp bozguna uğrattılar.

Kenan Ülkesine Casuslar Gönderiliyor – Sayım 13

RAB Musaya, “İsrail halkına vereceğim Kenan ülkesini araştırmak için bazı adamlar gönder” dedi, “Ataların her oymağından bir önder gönder.”
Musa RABbin buyruğu uyarınca Paran Çölünden adamları gönderdi. Hepsi İsrail halkının önderlerindendi. Adları şöyleydi:
Ruben oymağından Zakkur oğlu Şammua; Şimon oymağından Hori oğlu Şafat; Yahuda oymağından Yefunne oğlu Kalev; İssakar oymağından Yusuf oğlu Yigal; Efrayim oymağından Nun oğlu Hoşea; Benyamin oymağından Rafu oğlu Palti; Zevulun oymağından Sodi oğlu Gaddiel; Yusuf oymağından –Manaşşe oymağından– Susi oğlu Gaddi; Dan oymağından Gemalli oğlu Ammiel; Aşer oymağından Mikael oğlu Setur; Naftali oymağından Vofsi oğlu Nahbi; Gad oymağından Maki oğlu Geuel.
Ülkeyi araştırmak üzere Musanın gönderdiği adamlar bunlardı. Musa Nun oğlu Hoşeaya Yeşu adını verdi.
Musa, Kenan ülkesini araştırmak üzere onları gönderirken, “Negeve, dağlık bölgeye gidin” dedi, “Nasıl bir ülke olduğunu, orada yaşayan halkın güçlü mü zayıf mı, çok mu az mı olduğunu öğrenin. Yaşadıkları ülke iyi mi kötü mü, kentleri nasıl, surlu mu değil mi anlayın. Toprak nasıl? Verimli mi, kıraç mı? Çevre ağaçlık mı, değil mi? Elinizden geleni yapıp orada yetişen meyvelerden getirin.” Mevsim üzümün olgunlaşmaya başladığı zamandı.
Böylece adamlar yola çıkıp ülkeyi Zin Çölünden Levo-Hamata doğru Rehova dek araştırdılar. Negevden geçip Anakoğullarından Ahiman, Şeşay ve Talmayın yaşadığı Hevrona vardılar. –Hevron Mısırdaki Soan Kentinden yedi yıl önce kurulmuştu.– Eşkol Vadisine varınca, üzerinde bir salkım üzüm olan bir asma dalı kestiler. Adamlardan ikisi dalı bir sırıkta taşıdılar. Yanlarına nar, incir de aldılar. İsraillilerin kestiği üzüm salkımından dolayı oraya Eşkol Vadisi adı verildi.
Kırk gün dolaştıktan sonra adamlar ülkeyi araştırmaktan döndüler. Paran Çölündeki Kadeşe, Musayla Harunun ve İsrail topluluğunun yanına geldiler. Onlara ve bütün topluluğa gördüklerini anlatıp ülkenin ürünlerini gösterdiler. Musaya, “Bizi gönderdiğin ülkeye gittik” dediler, “Gerçekten süt ve bal akıyor orada! İşte ülkenin ürünleri! Ancak orada yaşayan halk güçlü, kentler de surlu ve çok büyük. Orada Anak soyundan gelen insanları bile gördük. Amalekliler Negevde; Hititler, Yevuslular ve Amorlular dağlık bölgede; Kenanlılar da denizin yanında ve Şeria Irmağının kıyısında yaşıyor.”
Kalev, Musanın önünde halkı susturup, “Oraya gidip ülkeyi ele geçirelim. Kesinlikle buna yetecek gücümüz var” dedi.
Ne var ki, kendisiyle oraya giden adamlar, “Bu halka saldıramayız, onlar bizden daha güçlü” dediler. Araştırdıkları ülke hakkında İsrailliler arasında kötü haber yayarak, “Boydan boya araştırdığımız ülke, içinde yaşayanları yiyip bitiren bir ülkedir” dediler, “Üstelik orada gördüğümüz herkes uzun boyluydu. Nefilleri, Nefillerin soyundan gelen Anaklıları gördük. Onların yanında kendimizi çekirge gibi hissettik, onlara da öyle göründük.”

Miryamla Harunun Yakınmaları – Sayım 12

Musa Kuşlu bir kadınla evlenmişti. Bundan dolayı Miryamla Harun onu yerdiler. “RAB yalnız Musa aracılığıyla mı konuştu?” dediler, “Bizim aracılığımızla da konuşmadı mı?” RAB bu yakınmaları duydu.
Musa yeryüzünde yaşayan herkesten daha alçakgönüllüydü.
RAB ansızın Musa, Harun ve Miryama, “Üçünüz Buluşma Çadırına gelin” dedi. Üçü de gittiler. RAB bulut sütununun içinde indi. Çadırın kapısında durup Harunla Miryamı çağırdı. İkisi ilerlerken RAB onlara seslendi:
“Sözlerime kulak verin:
Eğer aranızda bir peygamber varsa,
Ben RAB görümde kendimi ona tanıtır,
Onunla düşte konuşurum.
Ama kulum Musa öyle değildir.
O bütün evimde sadıktır.
Onunla bilmecelerle değil,
Açıkça, yüzyüze konuşurum.
O RABbin suretini görüyor.
Öyleyse kulum Musayı yermekten korkmadınız mı?”
RAB onlara öfkelenip oradan gitti. Bulut çadırın üzerinden ayrıldığında Miryam deri hastalığına yakalanmış, kar gibi bembeyaz olmuştu. Harun Miryama baktı, deri hastalığına yakalandığını gördü. Musaya, “Ey efendim, lütfen akılsızca işlediğimiz günahtan ötürü bizi cezalandırma” dedi, “Miryam etinin yarısı yenmiş olarak ana rahminden çıkan ölü bir bebeğe benzemesin.”
Musa RABbe, “Ey Tanrı, lütfen Miryamı iyileştir!” diye yakardı.
RAB, “Babası onun yüzüne tükürseydi, yedi gün utanç içinde kalmayacak mıydı?” diye karşılık verdi, “Onu yedi gün ordugahtan uzaklaştırın, sonra geri getirilsin.” Böylece Miryam yedi gün ordugahtan uzaklaştırıldı, o geri getirilene dek halk yola çıkmadı.
Bundan sonra halk Haserottan ayrılıp Paran Çölünde konakladı.

Rab Bıldırcın Gönderiyor – Sayım 11

RAB denizden bıldırcın getiren bir rüzgar gönderdi. Rüzgar bıldırcınları ordugahın her yönünden bir günlük yol kadar uzaklığa, yerden iki arşın yüksekliğe indirdi. Halk bütün gün, bütün gece ve ertesi gün durmadan bıldırcın topladı. Kimse on homerden az toplamadı. Bıldırcınları ordugahın çevresine serdiler. Et daha halkın dişleri arasındayken, çiğnemeye vakit kalmadan RAB öfkelendi, onları büyük bir yıkımla cezalandırdı. Bu nedenle oraya Kivrot-Hattaava adı verildi. Başka yiyeceklere özlem duyanları oraya gömdüler.
Halk Kivrot-Hattaavadan Haserota göç edip orada kaldı.

Halk Yakınıyor – Sayım 11

Halk çektiği sıkıntılardan ötürü yakınmaya başladı. RAB bunu duyunca öfkelendi, aralarına ateşini göndererek ordugahın kenarlarını yakıp yok etti. Halk Musaya yalvardı. Musa RABbe yakarınca ateş söndü. Bu nedenle oraya Tavera adı verildi. Çünkü RABbin gönderdiği ateş onların arasında yanmıştı.
Derken, halkın arasındaki yabancılar başka yiyeceklere özlem duymaya başladılar. İsrailliler de yine ağlayarak, “Keşke yiyecek biraz et olsaydı!” dediler, “Mısırda parasız yediğimiz balıkları, salatalıkları, karpuzları, pırasaları, soğanları, sarmısakları anımsıyoruz. Şimdiyse yemek yeme isteğimizi yitirdik. Bu mandan başka hiçbir şey gördüğümüz yok.”
Man kişniş tohumuna benzerdi, görünüşü de reçine gibiydi. Halk çıkıp onu toplar, değirmende öğütür ya da havanda döverdi. Çömlekte haşlayıp pide yaparlardı. Tadı zeytinyağında pişirilmiş yiyeceklere benzerdi. Gece ordugaha çiy düşerken, man da birlikte düşerdi.
Musa herkesin, her ailenin çadırının önünde ağladığını duydu. RAB buna çok öfkelendi. Musa da üzüldü. RABbe, “Kuluna neden kötü davrandın?” dedi, “Seni hoşnut etmeyen ne yaptım ki, bu halkın yükünü bana yüklüyorsun? Bütün bu halka ben mi gebe kaldım? Onları ben mi doğurdum? Öyleyse neden emzikteki çocuğu taşıyan bir dadı gibi, atalarına ant içerek söz verdiğin ülkeye onları kucağımda taşımamı istiyorsun? Bütün bu halka verecek eti nereden bulayım? Bana, Bize yiyecek et ver diye sızlanıp duruyorlar. Bu halkı tek başıma taşıyamam, bunca yükü kaldıramam. Bana böyle davranacaksan –eğer gözünde lütuf bulduysam– lütfen beni hemen öldür de kendi yıkımımı görmeyeyim.”
RAB Musaya, “Halk arasında önder ve yönetici bildiğin İsrail ileri gelenlerinden yetmiş kişi topla” dedi, “Onları Buluşma Çadırına getir, yanında dursunlar. Ben inip seninle orada konuşacağım. Senin üzerindeki Ruhtan alıp onlara vereceğim. Halkın yükünü tek başına taşımaman için sana yardım edecekler.
“Halka de ki, Yarın için kendinizi kutsayın, et yiyeceksiniz. Keşke yiyecek biraz et olsaydı, Mısırda durumumuz iyiydi diye ağladığınızı RAB duydu. Şimdi yemeniz için size et verecek. Yalnız bir gün, iki gün, beş, on ya da yirmi gün değil, bir ay boyunca, burnunuzdan gelinceye dek, tiksinene dek yiyeceksiniz. Çünkü aranızda olan RABbi reddettiniz. Onun önünde, Mısırdan neden çıktık diyerek ağladınız. ”
Musa, “Aralarında bulunduğum halkın 600 000i yetişkin erkektir” diye karşılık verdi, “Oysa sen, Bu halka bir ay boyunca yemesi için et vereceğim diyorsun. Bütün davarlar, sığırlar kesilse, onları doyurur mu? Denizdeki bütün balıklar tutulsa, onları doyurur mu?”
RAB, “Elim kısaldı mı?” diye yanıtladı, “Sana söylediklerimin yerine gelip gelmeyeceğini şimdi göreceksin.”
Böylece Musa dışarı çıkıp RABbin kendisine söylediklerini halka bildirdi. Halkın ileri gelenlerinden yetmiş adam toplayıp çadırın çevresine yerleştirdi. Sonra RAB bulutun içinde inip Musayla konuştu. Musanın üzerindeki Ruhtan alıp yetmiş ileri gelene verdi. Ruhu alınca peygamberlik ettilerse de, daha sonra hiç peygamberlik etmediler.
Eldat ve Medat adında iki kişi ordugahta kalmıştı. Seçilen yetmiş kişi arasındaydılar ama çadıra gitmemişlerdi. Ruh üzerlerine konunca ordugahta peygamberlik ettiler. Bir genç koşup Musaya, “Eldatla Medat ordugahta peygamberlik ediyor” diye haber verdi.
Gençliğinden beri Musanın yardımcısı olan Nun oğlu Yeşu, “Ey efendim Musa, onlara engel ol!” dedi.
Ama Musa, “Sen benim adıma mı kıskanıyorsun?” diye yanıtladı, “Keşke RABbin bütün halkı peygamber olsa da RAB üzerlerine Ruhunu gönderse!” Sonra Musayla İsrailin ileri gelenleri ordugaha döndüler.

İsrailliler Sinadan Ayrılıyor – Sayım 10

İkinci yılın ikinci ayının yirminci günü bulut Levha Sandığının bulunduğu konutun üzerinden kalktı. İsrailliler de Sina Çölünden göç etmeye başladılar. Bulut Paran Çölünde durdu. Bu, RABbin Musa aracılığıyla verdiği buyruk uyarınca ilk göç edişleriydi.
Önce Yahuda sancağı bölükleriyle yola çıktı. Yahuda bölüğüne Amminadav oğlu Nahşon komuta ediyordu. İssakar oymağının bölüğüne Suar oğlu Netanel, Zevulun oymağının bölüğüne de Helon oğlu Eliav komuta ediyordu. Konut yere indirilince, onu taşıyan Gerşonoğullarıyla Merarioğulları yola koyuldular.
Sonra Ruben sancağı bölükleriyle yola çıktı. Ruben bölüğüne Şedeur oğlu Elisur komuta ediyordu. Şimon oymağının bölüğüne Surişadday oğlu Şelumiel, Gad oymağının bölüğüne de Deuel oğlu Elyasaf komuta ediyordu. Kehatlılar kutsal eşyaları taşıyarak yola koyuldular. Bunlar varmadan konut kurulmuş olurdu.
Efrayim sancağı bölükleriyle yola çıktı. Efrayim bölüğüne Ammihut oğlu Elişama komuta ediyordu. Manaşşe oymağının bölüğüne Pedahsur oğlu Gamliel, Benyamin oymağının bölüğüne de Gidoni oğlu Avidan komuta ediyordu.
En sonunda Dan sancağı ordunun artçı kolu olan bölükleriyle yola çıktı. Dan bölüğüne Ammişadday oğlu Ahiezer komuta ediyordu. Aşer oymağının bölüğüne Okran oğlu Pagiel, Naftali oymağının bölüğüne de Enan oğlu Ahira komuta ediyordu. Yola koyulduklarında İsrailli bölüklerin yürüyüş düzeni böyleydi.
Musa, kayınbabası Midyanlı Reuel oğlu Hovava, “RABbin, Size vereceğim dediği yere gidiyoruz” dedi, “Bizimle gel, sana iyi davranırız. Çünkü RAB İsraile iyilik edeceğine söz verdi.”
Hovav, “Gelmem” diye yanıtladı, “Ülkeme, akrabalarımın yanına döneceğim.”
Musa, “Lütfen bizi bırakma” diye üsteledi, “Çünkü çölde konaklayacağımız yerleri sen biliyorsun. Sen bize göz olabilirsin. Bizimle gelirsen, RABbin yapacağı bütün iyilikleri seninle paylaşırız.”
RABbin Dağından ayrılıp üç günlük yol aldılar. Konaklayacakları yeri bulmaları için RABbin Antlaşma Sandığı üç gün boyunca önleri sıra gitti. Konakladıkları yerden ayrıldıklarında da RABbin bulutu gündüzün onların üzerinde duruyordu.
Sandık yola çıkınca Musa,
“Ya RAB, kalk!
Düşmanların dağılsın,
Senden nefret edenler önünden kaçsın!” diyordu.
Sandık konaklayınca da,
“Ya RAB, binlerce, on binlerce İsrailliye dön!” diyordu.

Gümüş Borazanlar – Sayım 10

RAB Musaya şöyle dedi: “Dövme gümüşten iki borazan yapacaksın; bunları topluluğu çağırmak ve halkın yola çıkması için kullanacaksın. İki borazan birden çalınınca, bütün topluluk senin yanında, Buluşma Çadırının girişi önünde toplanacak. Yalnız biri çalınırsa, önderler, İsrailin oymak başları senin yanında toplanacak. Borazan kısa çalınınca, doğuda konaklayanlar yola çıkacak. İkinci kez kısa çalınınca da güneyde konaklayanlar yola çıkacak. Borazanın kısa çalınması oymakların yola çıkması için bir işarettir. Topluluğu toplamak için de borazan çaldırt, ama kısa olmasın.
“Borazanları kahin olan Harunoğulları çalacak. Borazan çalınması sizler ve gelecek kuşaklar için kalıcı bir kural olacak. Sizi sıkıştıran düşmana karşı ülkenizde savaşa çıktığınızda, borazan çalın. O zaman Tanrınız RAB sizi anımsayacak, sizi düşmanlarınızdan kurtaracak. Sevinçli olduğunuz günler –kutladığınız bayramlar ve Yeni Ay Törenlerinde– yakmalık sunular ve esenlik kurbanları üzerine borazan çalacaksınız. Böylelikle Tanrınızın önünde anımsanmış olacaksınız. Ben Tanrınız RABbim.”

Konutun Üstündeki Bulut – Sayım 9

Konut, yani Levha Sandığının bulunduğu çadır kurulduğu gün üstünü bulut kapladı. Konutun üstündeki bulut akşamdan sabaha dek ateşi andırdı. Bu hep böyle sürüp gitti. Konutu kaplayan bulut gece ateşi andırıyordu. İsrailliler ancak bulut çadırın üzerinden kalkınca göçer, bulut nerede durursa orada konaklarlardı. RABbin buyruğu uyarınca göç eder, yine RABbin buyruğu uyarınca konaklarlardı. Bulut konutun üzerinde durdukça yerlerinden ayrılmazlardı. Bulut konutun üzerinde uzun süre durduğu zaman RABbin buyruğuna uyar, yola çıkmazlardı. Bazen bulut konutun üzerinde birkaç gün kalırdı. Halk da RABbin verdiği buyruğa göre ya konakladığı yerde kalır ya da göç ederdi. Bazı günler bulut akşamdan sabaha dek kalır, sabah konutun üzerinden kalkar kalkmaz halk yola çıkardı. Gece olsun, gündüz olsun, bulut konutun üzerinden kalkar kalkmaz halk yola çıkardı. Bulut konutun üzerinde iki gün, bir ay ya da uzun süre kalsa bile, İsrailliler konakladıkları yerde kalır, yola koyulmazlardı. Ama bulut kalkar kalkmaz yola çıkarlardı. RABbin buyruğu uyarınca konaklar ya da yola çıkarlardı. Böylece RABbin Musa aracılığıyla verdiği buyruğa uydular.

Fısıh Kurbanıyla İlgili Kurallar – Sayım 9

İsraillilerin Mısırdan çıkışlarının ikinci yılının birinci ayında RAB Sina Çölünde Musaya şöyle seslendi: “İsrailliler Fısıh kurbanını belirlenen zamanda kessinler. Bütün kurallar, ilkeler uyarınca kurbanı belirlenen zamanda, bu ayın on dördüncü gününün akşamüstü keseceksiniz.”
Böylece Musa İsraillilere Fısıh kurbanını kesmelerini söyledi. Onlar da Sina Çölünde birinci ayın on dördüncü gününün akşamüstü Fısıh kurbanını kestiler. Her şeyi RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptılar.
Ancak, ölüye dokunduklarından kirli sayılan bazı kişiler o gün Fısıh kurbanını kesemediler. Aynı gün Musayla Haruna gelip Musaya, “Ölüye dokunduğumuzdan kirli sayılırız” dediler, “Ama öbür İsraillilerle birlikte belirlenen zamanda RABbin sunusunu sunmamız neden engellensin?”
Musa, “RABbin sizinle ilgili bana neler söyleyeceğini duyuncaya dek bekleyin” dedi.
RAB Musaya şöyle dedi: “İsraillilere de ki, Sizlerden ya da soyunuzdan ölüye dokunduğu için kirli sayılan ya da uzak bir yolculukta bulunan biri RABbin Fısıh kurbanını kesebilir. İkinci ayın on dördüncü gününün akşamüstü Fısıh kurbanını kesip mayasız ekmek ve acı otlarla yiyecek. Sabaha dek kurbandan bir şey bırakmayacak, kemiklerini kırmayacak. Fısıh kurbanını bütün kuralları uyarınca kesmelidir. Ancak, temiz sayılan ve yolculukta olmayan biri Fısıh kurbanını kesmeyi savsaklarsa, halkının arasından atılacaktır. Çünkü belirlenen zamanda RABbin sunusunu sunmamıştır. Günahının cezasını çekecektir.
“ Aranızda yaşayan bir yabancı RABbin Fısıh kurbanını kesmek isterse, Fısıhın kuralları, ilkeleri uyarınca kesmelidir. Yerli ya da yabancı için aynı kuralı uygulamalısınız. ”

Levililerin Adanması – Sayım 8

RAB Musaya şöyle dedi: “Levilileri İsraillilerin arasından ayırıp dinsel açıdan arındır. Onları arındırmak için şöyle yapacaksın: Günahtan arındırma suyunu üzerlerine serp; bedenlerindeki bütün kılları tıraş etmelerini, giysilerini yıkamalarını sağla. Böylece arınmış olurlar. Sonra bir boğa ile tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un alsınlar; günah sunusu için sen de başka bir boğa alacaksın. Levilileri Buluşma Çadırının önüne getir, bütün İsrail topluluğunu da topla. Levilileri RABbin huzuruna getireceksin, İsrailliler ellerini üzerlerine koyacaklar. Harun, RABbin hizmetini yapabilmeleri için, İsraillilerin arasından adak olarak Levilileri RABbe adayacak.
“Levililer ellerini boğaların başına koyacaklar; günahlarını bağışlatmak için boğalardan birini günah sunusu, öbürünü yakmalık sunu olarak RABbe sunacaksın. Levililer Harunla oğullarının önünde duracaklar. Onları adak olarak RABbe adayacaksın. Levilileri öbür İsraillilerin arasından bu şekilde ayıracaksın. Levililer benim olacak.
“Sen onları arındırıp adak olarak adadıktan sonra, Levililer Buluşma Çadırındaki hizmeti yerine getirmeye başlayacaklar. Çünkü İsrailliler arasından Levililer tümüyle bana verilmiştir. İlk doğanların, İsrailli kadınların doğurdukları ilk erkek çocukların yerine onları kendime ayırdım. İsrailliler arasında ilk doğan insan ya da hayvan benimdir. Mısırda ilk doğanları yok ettiğim gün, onları kendime ayırdım. İsrailde ilk doğan erkek çocukların yerine Levilileri seçtim. İsrailliler kutsal yere yaklaştıklarında belaya uğramamaları için, onların adına Buluşma Çadırındaki hizmeti yerine getirmek ve günahlarını bağışlatmak üzere, onların arasından Levilileri Harunla oğullarına armağan olarak verdim.”
Musa, Harun ve bütün İsrail topluluğu Levililer için söyleneni yaptılar. İsrailliler RABbin Musaya Levililerle ilgili verdiği her buyruğu yerine getirdiler. Levililer kendilerini günahtan arındırıp giysilerini yıkadılar. Sonra Harun onları RABbin huzurunda adak olarak adadı; onları arındırmak için günahlarını bağışlattı. Bundan sonra Levililer Harunla oğullarının sorumluluğu altında Buluşma Çadırındaki hizmetlerini yapmaya geldiler. RABbin Levililere ilişkin Musaya verdiği buyrukları yerine getirdiler.
RAB Musaya şöyle dedi: “Levililerle ilgili kural şudur: Yirmi beş ve daha yukarı yaşta olanlar Buluşma Çadırında hizmet edecekler. Ancak elli yaşına gelince yaptıkları hizmetten ayrılıp bir daha çadırda çalışmayacaklar. Buluşma Çadırında görev yapan kardeşlerine yardımcı olacaklar, ama kendileri hizmet etmeyecekler. Levililerin sorumluluklarını böyle düzenleyeceksin.”

Kandillikle İlgili Kurallar – Sayım 8

RAB Musaya şöyle dedi: “Haruna de ki, yedi kandili kandilliğin önünü aydınlatacak biçimde yerleştirsin.”
Harun söyleneni yaptı. RABbin Musaya buyurduğu gibi, kandilleri kandilliğin önüne yerleştirdi. Kandillik, ayağından çiçek motiflerine dek dövme altından, RABbin Musaya gösterdiği örneğe göre yapıldı.

Önderlerin Rabbe Verdiği Armağanlar – Sayım 7

Musa konutu bitirdiği gün onu meshetti. Onu ve içindeki bütün eşyaları, sunağı ve bütün takımlarını da meshedip adadı. Sonra İsrail ileri gelenleri, sayılanlardan sorumlu olan aile ve oymak önderleri armağanlar sundular. RABbe armağan olarak üstü kapalı altı araba ve on iki öküz getirdiler: Her iki önder için bir araba, her önder için bir öküz. Bu armağanları konutun önüne getirdiler.
Sonra RAB Musaya, “Bunları Buluşma Çadırındaki hizmetlerde kullanılmak üzere onlardan alıp yapacakları işe göre Levililere ver” dedi.
Musa arabaları, öküzleri alıp Levililere verdi. Yapacakları işe göre Gerşonoğullarına iki arabayla dört öküz, Merarioğullarına da dört arabayla sekiz öküz verdi. Bunlar Kahin Harun oğlu İtamarın sorumluluğu altında yapıldı. Kehatoğullarına ise bir şey vermedi. Çünkü onların görevi kutsal eşyaları omuzlarında taşımaktı.
Meshedilen sunağın adanması için önderler armağanlarını sunağın önüne getirdiler. Çünkü RAB Musaya, “Sunağın adanması için her gün bir önder kendi armağanını sunacak” demişti.
Birinci gün Yahuda oymağından Amminadav oğlu Nahşon armağanlarını sundu. Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak –ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu– buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; günah sunusu için bir teke; esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Amminadav oğlu Nahşonun getirdiği armağanlar bunlardı.
İkinci gün İssakar oymağı önderi Suar oğlu Netanel armağanlarını sundu. Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak –ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu– buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; günah sunusu için bir teke; esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Suar oğlu Netanelin getirdiği armağanlar bunlardı.
Üçüncü gün Zevulun oymağı önderi Helon oğlu Eliav armağanlarını sundu. Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak –ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu– buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; günah sunusu için bir teke; esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Helon oğlu Eliavın getirdiği armağanlar bunlardı.
Dördüncü gün Ruben oymağı önderi Şedeur oğlu Elisur armağanlarını sundu. Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak –ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu– buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; günah sunusu için bir teke; esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Şedeur oğlu Elisurun getirdiği armağanlar bunlardı.
Beşinci gün Şimon oymağı önderi Surişadday oğlu Şelumiel armağanlarını sundu. Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak –ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu– buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; günah sunusu için bir teke; esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Surişadday oğlu Şelumielin getirdiği armağanlar bunlardı.
Altıncı gün Gad oymağı önderi Deuel oğlu Elyasaf armağanlarını sundu. Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak –ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu– buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; günah sunusu için bir teke; esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Deuel oğlu Elyasafın getirdiği armağanlar bunlardı.
Yedinci gün Efrayim oymağı önderi Ammihut oğlu Elişama armağanlarını sundu. Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak –ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu– buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; günah sunusu için bir teke; esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Ammihut oğlu Elişamanın getirdiği armağanlar bunlardı.
Sekizinci gün Manaşşe oymağı önderi Pedahsur oğlu Gamliel armağanlarını sundu. Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak –ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu– buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; günah sunusu için bir teke; esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Pedahsur oğlu Gamlielin getirdiği armağanlar bunlardı.
Dokuzuncu gün Benyamin oymağı önderi Gidoni oğlu Avidan armağanlarını sundu. Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak –ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu– buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; günah sunusu için bir teke; esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Gidoni oğlu Avidanın getirdiği armağanlar bunlardı.
Onuncu gün Dan oymağı önderi Ammişadday oğlu Ahiezer armağanlarını sundu. Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak –ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu– buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; günah sunusu için bir teke; esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Ammişadday oğlu Ahiezerin getirdiği armağanlar bunlardı.
On birinci gün Aşer oymağı önderi Okran oğlu Pagiel armağanlarını sundu. Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak –ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu– buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; günah sunusu için bir teke; esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Okran oğlu Pagielin getirdiği armağanlar bunlardı.
On ikinci gün Naftali oymağı önderi Enan oğlu Ahira armağanlarını sundu. Getirdiği armağanlar şunlardı: 130 kutsal yerin şekeli ağırlığında gümüş bir tabak, yetmiş şekel ağırlığında gümüş bir çanak –ikisi de tahıl sunusu için zeytinyağıyla yoğrulmuş ince un doluydu– buhur dolu on şekel ağırlığında altın bir tabak; yakmalık sunu için bir boğa, bir koç, bir yaşında bir erkek kuzu; günah sunusu için bir teke; esenlik kurbanı için iki sığır, beş koç, beş teke, bir yaşında beş kuzu. Enan oğlu Ahiranın getirdiği armağanlar bunlardı.
Sunak meshedildiğinde İsrail önderlerinin adanması için sunduğu armağanlar şunlardı: On iki gümüş tabak, on iki gümüş çanak, on iki altın tabak; her gümüş tabağın ağırlığı 130 şekel, her çanağın ağırlığı yetmiş şekeldi. Bütün gümüş eşyaların toplam ağırlığı 2 400 kutsal yerin şekeliydi. Buhur dolu on iki altın tabağın her birinin ağırlığı on kutsal yerin şekeliydi. Bütün altın tabakların toplam ağırlığı 120 şekeldi. Yakmalık sunu için tahıl sunularıyla birlikte sunulan hayvanların sayısı on iki boğa, on iki koç, bir yaşında on iki erkek kuzuydu; günah sunusu için de on iki teke sunuldu. Esenlik kurbanı için sunulan hayvanların sayısı yirmi dört sığır, altmış koç, altmış teke, bir yaşında altmış kuzuydu. Sunak meshedildikten sonra, adanması için verilen armağanlar bunlardı.
Musa RABle konuşmak için Buluşma Çadırına girince, Levha Sandığının Bağışlanma Kapağının üstündeki iki Keruv arasından kendisine seslenen sesi duydu. RAB Musayla bu şekilde konuştu.

Kahinin Yapacağı Kutsama – Sayım 6

RAB Musaya şöyle dedi: “Harunla oğullarına de ki, İsrail halkını şöyle kutsayacaksınız. Onlara diyeceksiniz ki,
RAB sizi kutsasın
Ve korusun;
RAB aydın yüzünü size göstersin
Ve size lütfetsin;
RAB yüzünü size çevirsin
Ve size esenlik versin.
“Böylece kahinler İsrail halkını adımı anarak kutsayacaklar. Ben de onları kutsayacağım.”

Rabbin Adanmışı – Sayım 6

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, Eğer bir erkek ya da kadın RABbe adanmış kişi olarak RABbe özel bir adak adamak, kendini RABbe adamak isterse, şaraptan ya da herhangi bir içkiden kaçınacak, şaraptan ya da başka içkilerden yapılmış sirke içmeyecek. Üzüm suyu da içmeyecek. Yaş ya da kuru üzüm yemeyecek. RABbe adanmışlığı süresince çekirdekten kabuğuna dek asmanın ürününden hiçbir şey yemeyecek.
“ RABbe adanmışlığı süresince başına ustura değmeyecek. Kendini RABbe adadığı günler tamamlanıncaya dek kutsal olacak, saçını uzatacak. Kendini RABbe adadığı günler boyunca ölüye yaklaşmayacak. Annesi, babası, erkek ya da kız kardeşi ölse bile onlar için kendini kirletmeyecek. Çünkü kendini Tanrısına adama simgesi başı üzerindedir. Adanmışlığı süresince RAB için kutsal olacaktır.
“ Eğer ansızın yanında biri ölür, adamış olduğu başını kirletirse, temizlendiği gün, yedinci gün saçını tıraş edecek. Sekizinci gün Buluşma Çadırının giriş bölümünde kahine iki kumru ya da iki güvercin sunacak. Kahin birini günah sunusu, öbürünü yakmalık sunu olarak sunacak. Böylece ölünün yanında bulunmakla kirlenen adam arınacak. O gün başını yeniden adayacak. Adanmışlığı süresince kendini RABbe yeniden adayacak. Suç sunusu olarak bir yaşında bir erkek kuzu getirecek. Önceki günler sayılmayacak, çünkü adanmışlığı kirlenmiş sayıldı.
“ Adanmış kişi için yasa şudur: Kendini adamış olduğu günler tamamlanınca, Buluşma Çadırının giriş bölümüne getirilecek. Orada RABbe sunularını sunacak: Yakmalık sunu için bir yaşında kusursuz bir erkek kuzu, günah sunusu olarak bir yaşında kusursuz bir dişi kuzu, esenlik sunusu için kusursuz bir koç, tahıl sunusu ve dökmelik sunularla birlikte bir sepet mayasız ekmek, ince undan zeytinyağıyla yoğrulmuş pideler, üzerine yağ sürülmüş mayasız yufkalar.
“ Kahin bunları günah sunusu ve yakmalık sunu olarak RABbin önünde sunacak. Esenlik kurbanı olarak da koçu mayasız ekmek sepetiyle birlikte RABbe sunacak. İlgili tahıl ve dökmelik sunuları da sunacak.
“ Sonra adanmış kişi Buluşma Çadırının giriş bölümünde adadığı saçını tıraş edecek, saçını alıp esenlik kurbanının altındaki ateşe koyacak.
“ Adanmış kişi adadığı saçını tıraş ettikten sonra, kahin koçun haşlanmış budunu, sepetten alacağı mayasız pide ve mayasız yufkayla birlikte adanmış kişinin eline koyacak. Sonra sallamalık sunu olarak RABbin huzurunda bunları sallayacak. Bunlar sallanan döş ve bağış olarak sunulan butla birlikte kutsaldır, kahin için ayrılacaktır. Bundan sonra adanmış kişi şarap içebilir.
“ Adak adayan adanmış kişiyle ilgili yasa budur. RABbe sunacağı sunu adağı uyarınca olacak. Elinden geldiğince daha fazlasını verebilir. Adanmışlıkla ilgili yasa uyarınca adadığı adağı yerine getirmelidir. ”

Topluluğu Temiz Tutmak – Sayım 5

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, deri hastalığı veya akıntısı olan ya da ölüye dokunduğundan kirli sayılan herkesi ordugahın dışına çıkarsınlar. Erkeği de kadını da çıkaracaksınız. Aralarında yaşadığım ordugahlarını kirletmemeleri için onları ordugahın dışına çıkaracaksınız.” İsrail halkı denileni yaparak RABbin Musaya buyurduğu gibi onları ordugahın dışına çıkardı.
RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, Bir erkek ya da kadın, insanın işleyebileceği günahlardan birini işler, RABbe ihanet ederse o kişi suçlu sayılır. İşlediği günahı itiraf etmeli. Karşılığını, beşte birini üzerine ekleyerek suç işlediği kişiye ödeyecek. Eğer kişinin işlenen suçun karşılığını alacak bir yakını yoksa, suçun karşılığı RABbe ait olacak. Günahın bağışlanması için sunulan bağışlamalık koçla birlikte suçun karşılığı da kahine verilecek. İsrail halkının kahine sunduğu kutsal armağanların bağış kısımları kahinin olacak. Herkesin kendine ayırdığı sunular kendinin, ama kahine verdikleri kahinin olacaktır. ”
RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, Eğer bir adamın karısı yoldan çıkar, ona ihanet eder, başka bir adamla yatar, kirlendiği halde bu olayı kocasından gizlerse ve tanık olmadığı için kadının yaptığı ortaya çıkmazsa, koca karısını kıskanır, ona karşı yüreğinde kuşku uyanırsa, kadın suçluysa ya da suçlu olmadığı halde kocası onu kıskanır, ona karşı yüreğinde kuşku uyanırsa, adam karısını kahine götürecek. Karısı için sunu olarak onda bir efa arpa unu alacak. Üzerine zeytinyağı dökmeyecek, günnük koymayacak. Çünkü bu kıskançlık sunusudur. Suçu anımsatan anımsatma sunusudur.
“ Kahin kadını öne çağırıp RABbin önünde durmasını sağlayacak. Sonra, toprak bir kabın içine kutsal su koyacak. Konutun kurulu olduğu yerden biraz toprak alıp suya katacak. Kadını RABbin önünde durdurduktan sonra onun saçını açacak, anımsatma sunusu, yani kıskançlık sunusunu eline verecek. Kendisi de lanet getiren acı suyu elinde tutacak. Sonra kadına ant içirtip şöyle diyecek: Eğer başka bir adam seninle yatmadıysa, kocanla evliyken yoldan çıkıp günah işlemediysen, lanet getiren bu acı su sana zarar vermesin. Ama kocanla evliyken yoldan çıkıp başka biriyle yatarak günah işlediysen –kahin kadına lanet andı içirtip şöyle diyecek– RAB sana eriyen kalça, şişen karın versin. RAB halkın arasında seni lanetli ve iğrenç duruma düşürsün. Lanet getiren bu su karnına girince karnını şişirsin, kalçanı eritsin.
“ O zaman kadın, Amin, amin, diyecek.
“ Kahin bu lanetleri bir kitaba yazıp acı suda yıkayacak. Lanet getiren acı suyu kadına içirecek. Su kadının içine girince acılık verecek. Kahin kadının elinden kıskançlık sunusunu alacak, RABbin huzurunda salladıktan sonra sunağa getirecek. Kadının anma payı olarak sunudan bir avuç alıp sunakta yakacak. Sonra kadına suyu içirecek. Eğer kadın kocasına ihanet etmiş, kendini kirletmişse, lanet getiren suyu içince acı duyacak; karnı şişip kalçası eriyecek. Halkı arasında lanetli olacak. Ama kendini kirletmemişse, temizse, zarar görmeyecek, çocuk doğurabilecek.
“ Kıskançlık yasası budur. Bir kadın yoldan çıkar, kocasıyla evliyken kendini kirletirse, ya da bir koca karısını kıskanır, ona karşı yüreğinde kuşku uyanırsa, kahin kadını RABbin önünde durduracak, bu yasayı ona uygulayacak. Kocası herhangi bir suçtan suçsuz sayılacak, kadınsa suçunun cezasını çekecek. ”

Levililerin Sayımı – Sayım 4

Musa, Harun ve topluluğun önderleri, boylarına ve ailelerine göre Kehatoğullarını, Buluşma Çadırındaki işlerde çalışabilecek otuz ile elli yaş arasındaki bütün erkekleri saydılar. Boylarına göre sayılanlar 2 750 kişiydi. Buluşma Çadırında hizmet gören Kehat boylarından sayılanlar bunlardı. RABbin Musaya verdiği buyruk uyarınca Musayla Harun onları saydılar.
Gerşonoğullarından boylarına ve ailelerine göre Buluşma Çadırındaki işlerde çalışabilecek otuz ile elli yaş arasındaki bütün erkekleri saydılar. Boylarına ve ailelerine göre sayılanlar 2 630 kişiydi. Buluşma Çadırında hizmet gören Gerşon boylarından sayılanlar bunlardı. RABbin buyruğu uyarınca Musayla Harun onları saydılar.
Merari boylarına ve ailelerine göre Buluşma Çadırındaki işlerde çalışabilecek otuz ile elli yaş arasındaki bütün erkekleri saydılar. Boylarına göre sayılanlar 3 200 kişiydi. Buluşma Çadırında hizmet gören Merari boylarından sayılanlar bunlardı. RABbin Musaya verdiği buyruk uyarınca Musayla Harun onları saydılar.
Böylece Musa, Harun ve İsrail önderleri, boylarına ve ailelerine göre Levilileri, Buluşma Çadırında hizmet gören ve yük taşıma işini yapan otuz ile elli yaş arasındaki bütün erkekleri saydılar. Sayılanlar 8 580 kişiydi. RABbin Musaya verdiği buyruk uyarınca, herkes yapacağı hizmete ve taşıyacağı yüke göre atandı. Böylece RABbin Musaya verdiği buyruk uyarınca yazıldılar.

Merarioğullarının Görevleri – Sayım 4

“Boylarına ve ailelerine göre Merarioğullarını say. Buluşma Çadırındaki işlerde çalışabilecek otuz ile elli yaş arasındaki bütün erkekleri say. Buluşma Çadırında hizmet ederken şunları yapacaklar: Konutun çerçevelerini, kirişlerini, direklerini, tabanlarını, çadırı çevreleyen avlunun direkleriyle tabanlarını, kazıklarını, iplerini ve bunların kullanımıyla ilgili bütün eşyaları taşıyacaklar. Herkesi yapacağı belirli işe ata. Merari boylarının Buluşma Çadırıyla ilgili görevi budur. Kahin Harun oğlu İtamarın yönetimi altında hizmet edecekler.”

Gerşonoğullarının Görevleri – Sayım 4

RAB Musaya şöyle dedi: “Gerşonoğullarını da boylarına, ailelerine göre say. Buluşma Çadırındaki işlerde çalışabilecek otuz ile elli yaş arasındaki bütün erkekleri say.
“Hizmet etmek ve yük taşımak konusunda Gerşon boylarının sorumluluğu şudur: Konutun perdelerini, Buluşma Çadırını ve örtüsünü, üzerindeki deri örtüyü, Buluşma Çadırının girişindeki perdeyi, konutla sunağı çevreleyen avlunun perdelerini, girişindeki perdeyi, ipleri ve bu amaçla kullanılan bütün eşyaları taşıyacaklar. Bu konuda gereken her şeyi Gerşonoğulları yapacak. Yapacakları bütün hizmetler –yük taşıma ya da başka bir iş– Harunla oğullarının yönetimi altında yapılacaktır. Taşıyacakları yükten Gerşonoğullarını sorumlu tutacaksınız. Gerşon boylarının Buluşma Çadırıyla ilgili görevi budur. Kahin Harun oğlu İtamarın yönetimi altında hizmet edecekler.”

Kehatoğullarının Görevleri – Sayım 4

RAB Musayla Haruna, “Levi oymağında Kehatoğullarına bağlı boy ve aileler arasında sayım yapın” dedi, “Buluşma Çadırında hizmet etmeye gelen otuz ile elli yaş arasındaki adamların hepsini sayın.
“Kehatoğullarının Buluşma Çadırındaki görevi şudur: En kutsal eşyaları taşımak. Ordugah taşınacağı zaman Harunla oğulları gelip bölme perdesini indirecekler ve Levha Sandığını bununla örtecekler. Sonra üzerine deri bir örtü geçirecek, üstüne de salt lacivert bir bez serecek, sırıklarını yerine koyacaklar.
“Kutsal masanın üzerine lacivert bir bez serip üzerine tabakları, sahanları, tasları, dökmelik sunu testilerini koyacaklar. Masada sürekli ekmek bulunmasını sağlayacaklar. Bunların üzerine kırmızı bir bez serip deri bir örtüyle örtecek, sırıklarını yerine koyacaklar.
“Işık veren kandilliği, kandillerini, fitil maşalarını, tablalarını ve zeytinyağı için kullanılan kaplarını lacivert bir bezle örtecekler. Kandillikle takımlarını deri bir örtüye sarıp sedyenin üzerine koyacaklar.
“Altın sunağın üzerine lacivert bir bez serip üzerine deri bir örtü örtecek, sırıklarını yerine koyacaklar. Kutsal yerde kullanılan bütün eşyaları lacivert bir beze sarıp deri bir örtüyle örtecek, sedyenin üzerine koyacaklar. Sunaktan yağı, külü kaldıracak, sunağı mor bir bezle örtecekler. Sonra üzerine hizmet için kullanılan bütün takımları, ateş kaplarını, büyük çatalları, kürekleri, çanakları yerleştirip deri bir örtüyle örtecek, sırıklarını yerine koyacaklar.
“Ordugah başka yere taşınırken Harunla oğulları kutsal yere ait bütün eşyaları ve takımları örtmeyi bitirdikten sonra, Kehatoğulları onları taşımaya gelecekler. Ölmemek için kutsal eşyalara dokunmayacaklar. Buluşma Çadırındaki bu eşyaların taşınması Kehatoğullarının sorumluluğu altındadır.
“Kahin Harun oğlu Elazar ışık için zeytinyağından, güzel kokulu buhurdan, günlük tahıl sunusundan ve mesh yağından –konuttan ve içindeki her şeyden– kutsal yerle eşyalarından sorumlu olacaktır.”
RAB Musayla Haruna şöyle dedi: “Kehat boylarının Levililerin arasından yok olmasına yol açmayın. En kutsal eşyalara yaklaşınca ölmemeleri için şöyle yapın: Harunla oğulları kutsal yere girecek, her adamı göreceği işe atayıp ne taşıyacağını bildirecek. Ancak Kehatoğulları içeri girip bir an bile kutsal eşyalara bakmamalı, yoksa ölürler.”

Levililerin Görevleri – Sayım 3

RAB Sina Dağında Musaya seslendiği sırada Harunla Musanın çocukları şunlardı. Harunun oğulları: İlk oğlu Nadav, Avihu, Elazar, İtamar. Harunun kahin atanıp meshedilen oğulları bunlardı. Nadavla Avihu Sina Çölünde RABbin önünde kurallara aykırı bir ateş sunarken öldüler. Oğulları yoktu. Elazarla İtamar babaları Harunun yanında kahinlik ettiler.
RAB Musaya şöyle dedi: “Kahin Haruna yardım etmek üzere Levi oymağını çağırıp görevlendir. Buluşma Çadırında Harunla bütün topluluk adına konutla ilgili hizmeti yürütsünler. Buluşma Çadırındaki bütün eşyalardan sorumlu olacak, İsrailliler adına konuta ilişkin hizmeti yerine getirecekler. Levilileri Harunla oğullarının hizmetine ver. İsrailliler arasında tümüyle onun hizmetine ayrılanlar onlardır. Kahinlik görevini sürdürmek üzere Harunla oğullarını görevlendir. Kutsal yere onlardan başka her kim yaklaşırsa öldürülecektir.”
RAB Musaya şöyle dedi: “İşte İsrailli kadınların doğurduğu ilk erkek çocukların yerine İsrailliler arasından Levilileri seçtim. Onlar benim olacaktır. Çünkü bütün ilk doğanlar benimdir. Mısırda ilk doğanların hepsini yok ettiğim gün, İsrailde insan olsun hayvan olsun bütün ilk doğanları kendime ayırdım. Onlar benim olacak. Ben RABbim.”
RAB Musaya Sina Çölünde şöyle dedi: “Levioğullarını ailelerine ve boylarına göre say. Bir aylık ve daha yukarı yaştaki her erkeği sayacaksın.”
Böylece Musa RABbin buyruğu uyarınca onları saydı.
Levinin oğullarının adları şunlardı: Gerşon, Kehat, Merari. Gerşonun boy başı olan oğulları şunlardı: Livni, Şimi. Kehatın boy başı olan oğulları: Amram, Yishar, Hevron, Uzziel. Merarinin boy başı olan oğulları: Mahli, Muşi. Ailelerine göre Levi boyları bunlardı.
Livni ve Şimi boyları Gerşon soyundandı. Gerşon boyları bunlardı. Bir aylık ve daha yukarı yaştaki bütün erkeklerin sayısı 7 500dü. Gerşon boyları batıda konutun arkasında konaklayacaktı. Gerşona bağlı ailelerin önderi Lael oğlu Elyasaftı. Buluşma Çadırında Gerşonoğulları konuttan, çadırın örtüsünden, Buluşma Çadırının girişindeki perdeden, konutla sunağı çevreleyen avlunun perdelerinden, avlunun girişindeki perdeyle iplerden ve bunların kullanımından sorumlu olacaktı.
Amram, Yishar, Hevron ve Uzziel boyları Kehat soyundandı. Kehat boyları bunlardı. Bir aylık ve daha yukarı yaştaki bütün erkeklerin sayısı 8 600dü. Bunlar kutsal yerden sorumluydular. Kehat boyları konutun güney yanında konaklayacaktı. Kehat boylarına bağlı ailelerin önderi Uzziel oğlu Elisafandı. Kehatlılar Antlaşma Sandığından, masayla kandillikten, sunaklardan, kutsal yerin eşyalarından, perdeden ve bunların kullanımından sorumlu olacaktı. Levili önderlerin başı Kahin Harunun oğlu Elazar olacak, kutsal yerden sorumlu olanları o yönetecekti.
Mahli ve Muşi boyları Merari soyundandı. Merari boyları bunlardı. Bir aylık ve daha yukarı yaştaki bütün erkeklerin sayısı 6 200dü. Merari boylarına bağlı ailelerin önderi Avihayil oğlu Surieldi. Merari boyları konutun kuzey yanında konaklayacaktı. Merarioğulları konutun çerçevelerinden, kirişlerinden, direklerinden, tabanlarından, takımlarından ve bunların kullanımından, konutu çevreleyen avlunun direkleriyle tabanlarından, kazıklarıyla iplerinden sorumlu olacaktı.
Musa, Harun ve oğulları konutun önünde, gündoğusu yönünde Buluşma Çadırının önünde konaklayacaklardı. İsrailliler adına kutsal yerin bakımından sorumlu olacaklardı. Kutsal yere başka her kim yaklaşırsa öldürülecekti.
RABbin buyruğu uyarınca Musayla Harunun Levili boylardan saydıkları bir aylık ve daha yukarı yaştaki bütün erkeklerin sayısı 22 000di.
Sonra RAB Musaya, “İsraillilerin bir aylık ve daha yukarı yaştaki ilk doğan bütün erkeklerini say, adlarını yaz” dedi, “İsraillilerin bütün ilk doğanlarının yerine Levilileri, yine İsraillilerin ilk doğan hayvanlarının yerine Levililerin hayvanlarını bana ayır. Ben RABbim.”
Böylece Musa, RABbin buyurduğu gibi, İsrailliler arasında ilk doğanların tümünü saydı. Adlarıyla yazılan, ilk doğan bir aylık ve daha yukarı yaştaki erkeklerin sayısı 22 273tü.
RAB Musaya şöyle dedi: “İsraillilerin ilk doğanları yerine Levilileri, hayvanları yerine de Levililerin hayvanlarını ayır. Levililer benim olacak. Ben RABbim. İsraillilerin ilk doğanlarından olup Levililerin sayısını aşan 273 kişi için bedel alacaksın. Adam başına beşer şekel al. Kutsal yerin yirmi geradan oluşan şekelini ölçü tut. Levililerin sayısını aşanlardan bedel olarak alınan parayı Harunla oğullarına ver.”
Böylece Musa, bedeli Levililer olanların sayısını aşan İsraillilerden bedel parasını aldı. İsraillilerin ilk doğanlarından 1 365 kutsal yerin şekeli aldı. RABbin sözü uyarınca, RABbin kendisine buyurduğu gibi, bedel parasını Harunla oğullarına verdi.

Oymakların Konaklama Düzeni – Sayım 2

RAB Musayla Haruna, “İsrailliler sancaklarının altında, aile bayraklarıyla Buluşma Çadırından biraz ötede çepeçevre konaklasın” dedi.
Doğuda, gündoğusunda konaklayan bölükler Yahuda ordugahının sancağına bağlı olacak. Yahudaoğullarının önderi Amminadav oğlu Nahşon olacak. Bölüğünün sayısı 74 600 kişiydi.
İssakar oymağı onların bitişiğinde konaklayacak. İssakaroğullarının önderi Suar oğlu Netanel olacak. Bölüğünün sayısı 54 400 kişiydi.
Sonra Zevulun oymağı konaklayacak. Zevulunoğullarının önderi Helon oğlu Eliav olacak. Bölüğünün sayısı 57 400 kişiydi.
Yahuda ordugahına ayrılan bölüklerdeki adam sayısı 186 400 kişiydi. Yola ilk çıkacak olanlar bunlardı.
Güneyde Ruben ordugahının sancağı dikilecek, Rubene bağlı bölükler orada konaklayacak. Rubenoğullarının önderi Şedeur oğlu Elisur olacak. Bölüğünün sayısı 46 500 kişiydi.
Şimon oymağı onların bitişiğinde konaklayacak. Şimonoğullarının önderi Surişadday oğlu Şelumiel olacak. Bölüğünün sayısı 59 300 kişiydi.
Sonra Gad oymağı konaklayacak. Gadoğullarının önderi Deuel oğlu Elyasaf olacak. Bölüğünün sayısı 45 650 kişiydi.
Ruben ordugahına ayrılan bölüklerdeki adam sayısı 151 450 kişiydi. İkinci sırada yola çıkacak olanlar bunlardı.
Buluşma Çadırı ve Levililerin ordugahı göç sırasında öbür ordugahların ortasında yola çıkacak. Herkes konakladığı düzende kendi sancağı altında göç edecek.
Batıda Efrayim ordugahının sancağı dikilecek, Efrayime bağlı bölükler orada konaklayacak. Efrayimoğullarının önderi Ammihut oğlu Elişama olacak. Bölüğünün sayısı 40 500 kişiydi.
Manaşşe oymağı onlara bitişik olacak. Manaşşeoğullarının önderi Pedahsur oğlu Gamliel olacak. Bölüğünün sayısı 32 200 kişiydi.
Sonra Benyamin oymağı konaklayacak. Benyaminoğullarının önderi Gidoni oğlu Avidan olacak. Bölüğünün sayısı 35 400 kişiydi.
Efrayim ordugahına ayrılan bölüklerdeki adam sayısı 108 100 kişiydi. Üçüncü olarak bunlar yola çıkacak.
Kuzeyde Dan ordugahının sancağı dikilecek, Dana bağlı bölükler orada konaklayacak. Danoğullarının önderi Ammişadday oğlu Ahiezer olacak. Bölüğünün sayısı 62 700 kişiydi.
Aşer oymağı onların bitişiğinde konaklayacak. Aşeroğullarının önderi Okran oğlu Pagiel olacak. Bölüğünün sayısı 41 500 kişiydi.
Sonra Naftali oymağı konaklayacak. Naftalioğullarının önderi Enan oğlu Ahira olacak. Bölüğünün sayısı 53 400 kişiydi.
Dan ordugahına ayrılan adamların sayısı 157 600 kişiydi. Kendi sancakları altında en son onlar yola çıkacak.
Ailelerine göre sayılan İsrailliler bunlardı. Ordugahlardaki bütün bölüklerin toplamı 603 550 kişiydi. RABbin Musaya verdiği buyruk uyarınca Levililer öbür İsraillilerle birlikte sayılmadı.
Böylece İsrailliler RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptılar. Sancakları altında ordugah kurdular. Göç ederken de herkes boyu ve ailesiyle birlikte yola çıktı.

İsrailde Yapılan İlk Sayım – Sayım 1

İsraillilerin Mısırdan çıkışının ikinci yılı, ikinci ayın birinci günü RAB Sina Çölünde, Buluşma Çadırında Musaya şöyle seslendi: “Sen ve Harun İsrail topluluğunun bütün boylarıyla ailelerinin sayımını yapın. Bütün erkekleri bir bir sayıp adlarını yazın. İsraillilerden savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştaki bütün erkekleri sayıp bölüklere ayırın. Size yardım etmek için yanınızda her oymaktan birer adam bulunsun; bu kişiler aile başı olmalı. Size yardımcı olacak adamların adları şunlardır:
“Ruben oymağından: Şedeur oğlu Elisur, Şimon oymağından: Surişadday oğlu Şelumiel, Yahuda oymağından: Amminadav oğlu Nahşon, İssakar oymağından: Suar oğlu Netanel, Zevulun oymağından: Helon oğlu Eliav, Yusufoğullarından Efrayim oymağından: Ammihut oğlu Elişama, Manaşşe oymağından: Pedahsur oğlu Gamliel, Benyamin oymağından: Gidoni oğlu Avidan, Dan oymağından: Ammişadday oğlu Ahiezer, Aşer oymağından: Okran oğlu Pagiel, Gad oymağından: Deuel oğlu Elyasaf, Naftali oymağından: Enan oğlu Ahira.”
Bunlar İsrail topluluğundan atanmış adamlardı; atalarının soyundan gelen oymak önderleri, İsrailin boy başlarıydı. Musayla Harun adları bildirilen bu adamları getirttiler. RABbin buyruğu uyarınca ikinci ayın birinci günü bütün halkı topladılar. Yirmi ve daha yukarı yaştakileri boylarına, ailelerine göre birer birer sayıp adlarını yazdılar. Böylece Musa Sina Çölünde halkın sayımını yaptı.
İsrailin ilk oğlu Rubenin soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştaki bütün erkekler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla birer birer kayda geçirildi. Ruben oymağından sayılanlar 46 500 kişiydi.
Şimonun soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştaki bütün erkekler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla birer birer belirlenip kayda geçirildi. Şimon oymağından sayılanlar 59 300 kişiydi.
Gadın soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. Gad oymağından sayılanlar 45 650 kişiydi.
Yahudanın soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. Yahuda oymağından sayılanlar 74 600 kişiydi.
İssakarın soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. İssakar oymağından sayılanlar 54 400 kişiydi.
Zevulunun soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. Zevulun oymağından sayılanlar 57 400 kişiydi.
Yusufoğullarından, Efrayim soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. Efrayim oymağından sayılanlar 40 500 kişiydi. Manaşşenin soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. Manaşşe oymağından sayılanlar 32 200 kişiydi.
Benyaminin soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. Benyamin oymağından sayılanlar 35 400 kişiydi.
Danın soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. Dan oymağından sayılanlar 62 700 kişiydi.
Aşerin soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. Aşer oymağından sayılanlar 41 500 kişiydi.
Naftalinin soyundan olanlar: Savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakiler bağlı oldukları boy ve aileye göre adlarıyla kayda geçirildi. Naftali oymağından sayılanlar 53 400 kişiydi.
Musa, Harun ve İsrailin on iki önderi tarafından sayılanlar bunlardı. Her önder bağlı olduğu aileyi temsil ediyordu. İsrailde savaşabilecek durumda yirmi ve daha yukarı yaştakilerin tümü bağlı oldukları aileye göre sayıldılar. Sayılanların toplamı 603 550 kişiydi.
Ne var ki, Levi oymağından olanlar öbürleriyle birlikte sayılmadı. Çünkü RAB Musaya şöyle demişti: “Ancak Levi oymağını sayma, öbür İsrailliler arasında yaptığın sayıma onları katma. Levilileri Levha Sandığının bulunduğu konuttan, eşyalardan ve konuta ait her şeyden sorumlu kıl. Konutu ve bütün eşyalarını onlar taşısın; konutun bakımını onlar yapsın, çevresinde ordugah kursun. Konut taşınırken onu Levililer toplayacak; konaklanacağı zaman da onlar kuracak. Levililer dışında konuta yaklaşan ölüm cezasına çarptırılacak. İsrailliler çadırlarını bölükler halinde kuracaklar. Herkes kendi ordugahında, kendi sancağının altında bulunacak. Ancak İsrail topluluğunun gazabıma uğramaması için Levililer Levha Sandığının bulunduğu konutun çevresinde konaklayacak ve konuta bekçilik edecekler.”
İsrailliler bütün bunları tam tamına RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptılar.

Dilek Adaklarıyla İlgili Kurallar – Levililer 27

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, Eğer bir kimse RABbe birini adamışsa senin biçeceğin değeri ödeyerek adağını yerine getirebilir. Bu değerler şöyle olacak: Yirmi yaşından altmış yaşına kadar erkekler için elli kutsal yerin şekeli gümüş, kadınlar için otuz şekel. Beş yaşından yirmi yaşına kadar erkekler için yirmi, kadınlar için on şekel. Bir aylıktan beş yaşına kadar oğlanlar için beş, kızlar için üç şekel gümüş. Eğer altmış ya da daha yukarı yaşta iseler, erkekler için on beş, kadınlar için on şekel. Ancak adakta bulunan kişi belirtilen parayı ödeyemeyecek kadar yoksulsa, adadığı kişiyi kahine götürecek; kahin adakta bulunan kişinin ödeme gücüne göre ona değer biçecektir.
“ RABbe sunulacak adak Ona sunu olarak sunulabilecek hayvanlardan biriyse, kabul edilecektir. Ona böyle sunulan her hayvan kutsaldır. Adakta bulunan kişi RABbe sunacağı adağı değiştirmemeli. İyisinin yerine kötüsünü ya da kötüsünün yerine iyisini koymamalı. Eğer hayvanı değiştirirse, değiştirilen hayvanların ikisi de kutsal sayılacaktır. Eğer adak RABbe sunulamayacak kirli sayılan hayvanlardan biriyse, kahine götürülecektir. Hayvan iyi ya da kötü olsun, kahin ona değer biçecek. Biçilen değer neyse o geçerli olacak. Ama sahibi hayvanı geri almak isterse, kahinin biçtiği değerin üzerine beşte bir fazlasını katarak ödemelidir.
“ Bir kimse kutsal bir sunu olarak evini RABbe adarsa, evin iyi ya da kötü olduğuna kahin karar verecektir. Kahinin biçtiği değer geçerli olacaktır. Eğer kişi adadığı evi geri almak isterse, kahinin biçtiği değerin üzerine beşte bir fazlasını katarak ödeyecek, böylece ev kendisine kalacaktır.
“ Bir kimse ailesinden kalan tarlanın bir bölümünü RABbe adamak isterse, tarlaya ekilecek tohum miktarına göre değer biçilecektir. Bir homer arpa tohumu ekilebilecek tarlanın değeri elli şekel gümüş olacaktır. Eğer tarlasını özgürlük yılından hemen sonra adarsa, bu fiyat geçerli olacaktır. Eğer özgürlük yılından daha sonra adarsa, kahin bir sonraki özgürlük yılına kadar geçecek yılların sayısına göre tarlaya değer biçecektir. Tarlanın fiyatı daha düşük olacaktır. Kişi tarlasını geri almak isterse, tarlaya biçilen değerin üzerine beşte bir fazlasını katarak ödeyecek, böylece tarla kendisine kalacaktır. Ama tarlayı geri almadan başka birine satarsa, tarla geri alınamaz. Tarla özgürlük yılında serbest kaldığı zaman, RABbe koşulsuz adanmış bir tarla gibi kutsal sayılacak ve kahinlere ait olacaktır.
“ Bir kimse ailesinin mülkü olmayan, sonradan satın aldığı bir tarlayı RABbe adarsa, kahin özgürlük yılına kadar geçecek yıllara göre ona bir değer biçecektir. O gün kişi biçilen değer üzerinden ödeme yapacak ve para RABbe ait olacak, kutsal sayılacaktır. Özgürlük yılında tarla ilk sahibine geri verilecektir. Değer biçilirken kutsal yerin şekeli esas alınacaktır. Bir şekel yirmi geradır.
“ İlk doğan hayvan RABbe aittir. İster sığır, ister davar olsun, kimse onu RABbe adayamaz. Çünkü o RABbindir. Ama ilk doğan hayvan kirli sayılan hayvanlardan biriyse, kişi kahinin biçeceği değerin beşte bir fazlasını ödeyerek hayvanı geri alabilir. Geri alınmazsa, hayvan biçilen değer üzerinden başka birine satılacaktır.
“ İster insan, ister hayvan, ister aileden kalma tarla olsun, RABbe koşulsuz adanan hiç bir şey satılmayacak ve geri alınmayacaktır. Çünkü RABbe koşulsuz adanan her şey RAB için çok kutsaldır. RABbe koşulsuz adanan insan para karşılığında kurtarılamayacak, kesinlikle öldürülecektir.
“ İster toprağın ürünü, ister ağacın meyvesi olsun, toprakta yetişen her şeyin ondalığı RABbe aittir. RAB için kutsaldır. Kim ondalığının bir bölümünü geri almak isterse, değerinin üzerine beşte bir fazlasını katarak ödemelidir. Bütün sığırlarla davarların ondalığı, sayımda çoban değneğinin altından geçen her onuncu hayvan RAB için kutsal sayılacaktır. Hayvan sahibi hayvanları iyi, kötü diye ayırmayacak, birini öbürüyle değiştirmeyecektir. Değiştirirse, değiştirilen hayvanların ikisi de kutsal sayılacak ve karşılığı ödenip geri alınamayacaktır. ”
RABbin Sina Dağında İsrail halkı için Musaya bildirdiği buyruklar bunlardır.

Tanrıdan Uzaklaşmanın Cezası – Levililer 26

“ Ama beni dinlemez, bütün bu buyrukları yerine getirmezseniz, cezalandırılacaksınız. Kurallarımı çiğner, ilkelerimden nefret eder, buyruklarıma karşı çıkar, antlaşmamı bozarsanız, sizi şöyle cezalandıracağım: Üzerinize dehşet salacağım. Verem ve sıtma gözlerinizin ferini söndürecek, canınızı kemirecek. Boşa tohum ekeceksiniz, çünkü ürünlerinizi düşmanlarınız yiyecek. Size öfkeyle bakacağım. Düşmanlarınız sizi bozguna uğratacak. Sizden nefret edenler sizi yönetecek. Kovalayan yokken bile kaçacaksınız.
“ Bütün bunlara karşın beni dinlemezseniz, günahlarınıza karşılık cezanızı yedi kat artıracağım. İnatçı gururunuzu kıracağım. Gök demir, yer bakır olacak. Gücünüz tükenecek. Topraklarınız ürün, ağaçlarınız meyve vermeyecek.
“ Eğer karşı çıkmaya devam eder, beni dinlemek istemezseniz, günahlarınıza karşılık cezanızı yedi kat artıracağım. Üzerinize yabanıl hayvanlar göndereceğim. Çocuklarınızı öldürecek, hayvanlarınızı yok edecekler. Sayınız azalacak, yollarınız ıssız kalacak.
“ Bununla da yola gelmez, bana karşı çıkmaya devam ederseniz, ben de size karşı çıkacağım, günahlarınıza karşılık sizi yedi kez cezalandıracağım. Bozduğunuz antlaşmamın öcünü almak için başınıza savaş getireceğim. Kentlerinize çekildiğinizde aranıza salgın hastalık göndereceğim. Düşman eline düşeceksiniz. Ekmeğinizi kestiğim zaman, on kadın ekmeğinizi bir fırında pişirecek. Ekmeğiniz azar azar, tartıyla verilecek. Yiyecek ama doymayacaksınız.
“ Bütün bunlardan sonra yine beni dinlemez, bana karşı çıkarsanız, bu kez ben de öfkeyle size karşı çıkacağım ve günahlarınıza karşılık sizi yedi kat cezalandıracağım. Açlıktan çocuklarınızın etini yiyeceksiniz. Tapınma yerlerinizi yıkacak, buhur sunaklarınızı yok edeceğim. Cesetlerinizi devrilen putların üzerine serecek, sizden nefret edeceğim. Kentlerinizi viraneye çevirecek, tapınaklarınızı yıkacağım. Beni hoşnut etmek için sunduğunuz kokuları duymayacağım. Ülkenizi viran edeceğim, oraya yerleşen düşmanlarınız bile şaşkına dönecek. Sizi öteki ulusların arasına dağıtacak, kılıcımla peşinize düşeceğim. Ülkeniz viran olacak, kentleriniz harabeye dönecek. Siz düşmanlarınızın ülkesinde yaşarken, ülke ıssız kaldığı yıllar boyunca Şabatların sevincini yaşayacak. Ancak o zaman dinlenip Şabatlarının tadına varacak. Üzerinde yaşadığınız Şabat yıllarında görmediği rahatı ıssız kaldığı yıllarda görecek.
“ Düşman ülkelerinde sağ kalanlarınızın yüreğine öyle bir korku düşüreceğim ki, rüzgarın sürüklediği yaprakların sesinden bile kaçacaklar. Savaştan kaçarcasına kaçacaklar. Peşlerinde kovalayan olmadığı halde düşecekler. Kovalayan yokken savaştan kaçarcasına birbirlerinin üzerine yıkılacaklar. Düşmanlarınızın karşısında ayakta duramayacaksınız. Öteki ulusların arasında yok olacaksınız. Düşman ülkeler sizi yutacak. Artakalanlarınız gerek kendi, gerekse atalarının suçlarından ötürü düşman ülkelerde eriyip gidecekler.
“ Ama işledikleri suçları, atalarının suçlarını, bana karşı geldiklerini, ihanet ettiklerini itiraf eder –bu yüzden onlara karşı çıkıp kendilerini düşman ülkelerine sürmüştüm– inadı bırakıp alçakgönüllü olur, suçlarının bedelini öderlerse, ben de Yakupla, İshakla, İbrahimle yaptığım antlaşmayı ve onlara söz verdiğim ülkeyi anımsayacağım. Ülke önce ıssız bırakılacak ve ıssız kaldığı sürece Şabatların tadına varacak. Onlar da işledikleri suçların bedelini ödeyecekler; çünkü ilkelerimi reddettiler, kurallarımdan nefret ettiler. Bütün bunlara karşın, düşman ülkelerindeyken yine de onları reddetmeyecek, onlardan nefret etmeyeceğim. Böylece hepsini yok etmeyecek, kendileriyle yaptığım antlaşmayı bozmayacağım. Çünkü ben onların Tanrısı RABbim. Tanrıları olmak için öteki ulusların önünde Mısırdan çıkardığım atalarıyla yaptığım antlaşmayı onlar için anımsayacağım. RAB benim. ”
RABbin Sina Dağında Musa aracılığıyla kendisiyle İsrail halkı arasına koyduğu kurallar, ilkeler, yasalar bunlardır.

Tanrıya Bağlılığın Ödülü – Levililer 26

“ Put yapmayacaksınız. Oyma put ya da taş sütun dikmeyeceksiniz. Tapmak için ülkenize putları simgeleyen oyma taşlar koymayacaksınız. Çünkü Tanrınız RAB benim. Şabat günlerimi tutacak, tapınağıma saygı göstereceksiniz. RAB benim.
“ Kurallarıma göre yaşar, buyruklarımı dikkatle yerine getirirseniz, yağmurları zamanında yağdıracağım. Toprak ürün, ağaçlar meyve verecek. Bağbozumuna kadar harman dövecek, ekim zamanına kadar bağlarınızdan üzüm toplayacaksınız. Bol bol yiyecek, ülkenizde güvenlik içinde yaşayacaksınız.
“ Ülkenize barış sağlayacağım. Korku içinde yatmayacaksınız. Tehlikeli hayvanları ülkenizden kovacağım. Savaş yüzü görmeyeceksiniz. Düşmanlarınızı kovalayacaksınız. Kılıç darbeleriyle önünüzde yere serilecekler. Beşiniz yüz kişinin, yüzünüz on bin kişinin hakkından gelecek. Düşmanlarınız kılıç darbeleriyle önünüzde yere serilecek. Size iyilikle bakacağım. Sizi verimli kılıp çoğaltacağım. Sizinle yaptığım antlaşmayı sürdüreceğim. Eski ürününüz yemekle tükenmeyecek. Yeni ürüne yer bulmak için eskisini boşaltmak zorunda kalacaksınız. Konutumu aranızda kuracak, size sırt çevirmeyeceğim. Aranızda yaşayacak, Tanrınız olacağım. Siz de benim halkım olacaksınız. Ben sizi Mısırda köle olmaktan kurtaran Tanrınız RABbim. Boyunduruğunuzu kırdım. Sizi başı dik yaşattım. ”

Özgürlük Yılı – Levililer 25

“ Yedi yılda bir kutlanan Şabat yıllarının yedi kez geçmesini bekleyin. Yedi kez geçecek Şabat yıllarının toplamı kırk dokuz yıldır. Sonra, yedinci ayın onuncu günü, yani günahları bağışlatma günü, bütün ülkede yüksek sesle boru çalınacak. Ellinci yılı kutsal sayacak, bütün ülke halkı için özgürlük ilan edeceksiniz. O yıl sizin için özgürlük yılı olacak. Herkes kendi toprağına, ailesine dönecek. Ellinci yıl sizin için özgürlük yılı olacak. O yıl ekmeyecek, ürünün ardından süreni biçmeyecek, budanmamış asmanın üzümlerini toplamayacaksınız. Çünkü o yıl özgürlük yılıdır. Sizin için kutsaldır. Yalnız tarlalarda kendiliğinden yetişeni yiyebilirsiniz.
“ Özgürlük yılında herkes kendi toprağına dönecek. Bir komşuna tarla satar ya da ondan tarla alırsan, birbirinize haksızlık yapmayacaksınız. Eğer sen ondan alıyorsan, özgürlük yılından sonraki yılların sayısına göre ödeyeceksin, o da sana ürün yıllarının sayısına göre satacak. Yılların sayısı çoksa fiyatı artıracak, azsa indireceksin. Çünkü sana yıllık ürünlerini satıyor. Birbirinize haksızlık yapmayacak, Tanrınızdan korkacaksınız. Tanrınız RAB benim.
“ Kurallarıma uyacak, ilkelerimi özenle yerine getireceksiniz. Böylece ülkede güvenlik içinde yaşayacaksınız. Ülke de ürün verecek, sizi doyuracak ve orada güvenlik içinde oturacaksınız. Toprağımızı ekmez, ürünümüzü toplamazsak, yedinci yıl ne yiyeceğiz? diye sorarsanız, altıncı yıl size öyle bir bereket göndereceğim ki, toprak üç yıllık ürün verecek. Sekizinci yıl toprağınızı ekerken, dokuzuncu yıl ürün alıncaya kadar eski ürününüzü yiyeceksiniz.
“ Tarlanız temelli olarak satılamaz. Çünkü bana aittir. Sizse yabancısınız, konuğumsunuz. Miras alacağınız ülkenin her yerinde tarlanın asıl sahibine tarlasını geri alma hakkı tanımalısınız. Kardeşlerinizden biri yoksullaşır, toprağının bir parçasını satmak zorunda kalırsa, en yakın akrabası gelip toprağı geri alabilir. Toprağını satın alacak yakın bir akrabası yoksa, sonradan durumu düzelir, yeterli para bulursa, satış yaptıktan sonra geçen yılları hesaplayacak ve geri kalan parayı toprağını sattığı adama ödeyip toprağına dönecek. Ancak toprağını geri alacak parayı bulamazsa, toprak özgürlük yılına kadar onu satın alan adama ait olacak. O yıl toprağı elinden çıkaracak, satan adam da toprağına kavuşacak.
“ Surlu bir kentte evini satan adamın evi sattıktan tam bir yıl sonrasına kadar onu geri alma hakkı olacaktır. Eğer bir yıl içinde evini geri almazsa, ev temelli olarak alıcıya geçecek, kuşaklar boyunca yeni sahibinin olacaktır. Özgürlük yılında ev yeni sahibinin elinden alınmayacaktır. Ama surlarla çevrilmemiş köylerdeki evler tarlalar gibi işlem görecektir. İlk sahibinin evi geri alma hakkı olacak, özgürlük yılında evi satın alan onu geri verecektir.
“ Ancak Levililer kendilerine ait kentlerde sattıkları evleri her zaman geri alma hakkına sahiptirler. Eğer bir Levili bu kentlerde sattığı evi geri alamazsa, özgürlük yılında ev kendisine geri verilecektir. Çünkü Levililerin kentlerindeki evler onların İsrail halkının arasındaki mülkleridir. Kentlerinin çevresindeki otlaklar ise satılamaz. Çünkü bunlar onların kalıcı mülküdür.
“ Bir kardeşin yoksullaşır, muhtaç duruma düşerse, ona yardım etmelisin. Aranızda kalan bir yabancı ya da konuk gibi yaşayacak. Ondan faiz ve kar alma. Tanrından kork ki, kardeşin yanında yaşamını sürdürebilsin. Ona faizle para vermeyeceksin. Ödünç verdiğin yiyecekten kar almayacaksın. Ben Kenan ülkesini size vermek ve Tanrınız olmak için sizleri Mısırdan çıkaran Tanrınız RABbim.
“ Aranızda yaşayan bir kardeşin yoksullaşır, kendini köle olarak sana satarsa, onu bir köle gibi çalıştırmayacaksın. Yanında çalışan bir işçi ya da yabancı gibi davranacaksın ona. Özgürlük yılına dek yanında çalışacak. Sonra çocuklarıyla birlikte yanından ayrılıp ailesinin yanına, atalarının toprağına dönecek. Çünkü İsrailliler benim Mısırdan çıkardığım kullarımdır. Köle olarak satılamazlar. Ona efendilik etmeyecek, sert davranmayacaksın. Tanrından korkacaksın.
“ Köleleriniz, cariyeleriniz çevrenizdeki uluslardan olmalı. Onlardan uşak ve cariye satın alabilirsiniz. Ayrıca aranızda yaşayan yabancıların çocuklarını, ister ülkenizde doğmuş olsun ister olmasın, satın alıp onlara sahip olabilirsiniz. Onları miras olarak çocuklarınıza bırakabilirsiniz. Yaşamları boyunca size kölelik edecekler. Ancak bir İsrailli kardeşine efendilik etmeyecek, sert davranmayacaksın.
“ Aranızda yaşayan bir yabancı ya da geçici olarak kalan biri zenginleşir, buna karşılık bir İsrailli kardeşin yoksullaşıp kendini ona ya da ailesinin bir bireyine köle olarak satarsa, satıldıktan sonra geri alınma hakkı vardır. Kardeşlerinden biri, amcası, amcasının oğlu veya yakın akrabalarından, ailesinden biri onu geri alabilir. Ya da yeterli para bulursa, kendisi özgürlüğünü geri alabilir. Efendisiyle hesap görmeli. Kendisini sattığı yıldan özgürlük yılına kadar geçen yılları sayacaklar. Özgürlüğünün bedeli, kalan yılların sayısına göre bir işçinin gündelik ücreti üzerinden hesap edilecektir. Eğer geriye çok yıl kalıyorsa, buna göre özgürlüğünün bedeli olarak satın alındığı fiyatın bir bölümünü ödeyecek. Eğer özgürlük yılına yalnız birkaç yıl kalmışsa, ona göre hesap ederek özgürlüğünün bedelini ödemelidir. Efendisinin yanında yıllık sözleşmeyle çalışan bir işçi gibi yaşamalıdır. Senin önünde efendisinin ona sert davranmamasını sağlayacaksın.
“ Bu yollardan özgürlüğüne kavuşamasa bile, özgürlük yılında çocuklarıyla birlikte özgür olacaktır. Çünkü İsrailliler benim kullarım, Mısırdan çıkardığım kendi kullarımdır. Tanrınız RAB benim. ”

Şabat Yılı – Levililer 25

RAB Sina Dağında Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, Size vereceğim ülkeye girdiğiniz zaman, ülke RAB için Şabatı kutlamalı. Altı yıl tarlanı ekeceksin, bağını budayacaksın, ürününü toplayacaksın. Ama yedinci yıl toprak dinlenecek. O yıl Şabat Yılı olacak, RABbe adanacak. Tarlanı ekmemeli, bağını budamamalısın. Hasadının ardından süreni biçmeyecek, budanmamış asmanın üzümlerini toplamayacaksın. O yıl ülke için dinlenme yılı olacak. Şabat Yılında ülke ne ürün verirse, sizin için, köleleriniz, cariyeleriniz, yanınızda çalışan ücretliler ve aranızda yaşayan yabancılar için yiyecek olacak. Ülkede yetişen ürünler kendi hayvanlarınızı da yabanıl hayvanları da doyuracak. ”

Tanrıya Lanet Edenin Sonu – Levililer 24

İsrailliler arasında annesi İsrailli babası Mısırlı bir adam vardı. Ordugahta onunla bir İsrailli arasında kavga çıktı. İsrailli kadının oğlu RABbe sövdü, lanet etti. Onu Musaya getirdiler. Annesi Dan oymağından Divrinin kızı Şelomitti. Adamı göz altına alıp RABbin kararını beklediler.
RAB Musaya şöyle dedi: “Onu ordugahın dışına çıkar. Ettiği laneti duyan herkes elini adamın başına koysun ve bütün topluluk onu taşlasın. İsrail halkına de ki, Kim Tanrısına lanet ederse günahının cezasını çekecektir. RABbe söven kesinlikle öldürülecektir. Bütün topluluk onu taşlayacak. İster yerli ister yabancı olsun, RABbe söven herkes öldürülecektir.
“ Adam öldüren kesinlikle öldürülecektir. Başkasının hayvanını öldüren, yerine bir hayvan vererek aldığı canın karşılığını canla ödeyecektir. Kim komşusunu yaralarsa, kendisine de aynı şey yapılacaktır. Kırığa karşılık kırık, göze göz, dişe diş olmak üzere, ona ne yaptıysa kendisine de aynı şey yapılacaktır. Hayvan öldüren yerine bir hayvan verecek, adam öldüren öldürülecektir. Yerli yabancı herkes için tek bir yasanız olacak. Tanrınız RAB benim. ”
Musa bunları İsrail halkına bildirdikten sonra, halk RABbe lanet eden adamı ordugahın dışına çıkardı ve taşlayarak öldürdü. Böylece İsrail halkı RABbin Musaya verdiği buyruğu yerine getirmiş oldu.

Rabbe Sunulan Ekmek – Levililer 24

“İnce undan on iki pide pişireceksin. Her biri efanın onda ikisi ağırlığında olacak. Bunları RABbin huzurunda iki sıra halinde, altışar altışar saf altın masanın üzerine dizeceksin. İki sıra ekmeğin yanına anma payı olarak saf günnük koyacaksın. Bu RAB için yakılan sunu olacak ve ekmeğin yerini alacak. Bu ekmek, İsrail halkı adına sonsuza dek sürecek bir antlaşma olarak, her Şabat Günü aksatılmadan RABbin huzurunda dizilecek. Ve Harunla oğullarına ait olacak. Onu kutsal bir yerde yiyecekler. Çünkü çok kutsaldır. RAB için yakılan sunulardan onların sürekli bir payı olacak.”

Rabbin Huzurunda Yanan Işık – Levililer 24

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına buyruk ver, kandilin sürekli yanıp ışık vermesi için saf sıkma zeytinyağı getirsinler. Harun kandilleri benim huzurumda, Buluşma Çadırında, Levha Sandığının önündeki perdenin dışında, akşamdan sabaha kadar sürekli yanar biçimde tutacak. Kuşaklar boyunca sürekli bir kural olacak bu. RABbin huzurunda saf altın kandillikteki kandiller sürekli yanacaktır.”

Çardak Bayramı – Levililer 23

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, Yedinci ayın on beşinci günü Çardak Bayramı başlar. Bu bayramı RABbin onuruna yedi gün kutlayacaksınız. İlk gün kutsal bir toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. Yedi gün RAB için yakılan sunu sunacaksınız. Sekizinci gün kutsal bir toplantı düzenlemeli, RAB için yakılan sunu sunmalısınız. Bu bayramın son toplantısıdır. Gündelik işlerinizi yapmayacaksınız.
–“ Kutsal toplantılar olarak ilan edeceğiniz RABbin bayramları bunlardır. Bayramlarda RAB için yakılan sunuyu, yakmalık sunuyu, tahıl sunusunu, kurbanı, dökmelik sunuları günün gereğine uygun biçimde sunacaksınız. Bunlar RABbin kutlamanızı istediği Şabat günlerinin, RABbe sunduğunuz armağanların, bütün dilek adaklarının ve gönülden verilen sunuların dışındadır.–
“ Yedinci ayın on beşinci günü, topraklarınızın ürünlerini devşirdiğiniz zaman RAB için yedi gün bayram yapacaksınız. Birinci ve sekizinci gün dinlenme günleri olacak. İlk gün meyve ağaçlarının güzel meyvelerini, hurma dallarını, sık yapraklı ağaç dallarını, vadi kavaklarını toplayıp Tanrınız RABbin önünde yedi gün şenlik yapacaksınız. Bunu her yıl yedi gün RABbin bayramı olarak kutlayacaksınız. Kuşaklar boyunca sürekli bir yasa olacak bu. Bayramı yedinci ay kutlayacaksınız. Yedi gün çardaklarda kalacaksınız. Bütün yerli İsrailliler çardaklarda yaşayacak. Öyle ki, gelecek kuşaklar İsrail halkını Mısırdan çıkardığım zaman çardaklarda barındırdığımı bilsinler. Tanrınız RAB benim. ”
Böylece Musa İsrail halkına RABbin bayramlarını bildirdi.

Günahların Bağışlanma Günü – Levililer 23

RAB Musaya şöyle dedi: “Yedinci ayın onuncu günü günahların bağışlanma günüdür. Kutsal bir toplantı düzenleyeceksiniz. İsteklerinizi denetleyecek, RAB için yakılan sunu sunacaksınız. O gün hiç iş yapmayacaksınız. Çünkü Tanrınız RABbin huzurunda günahlarınızı bağışlatacağınız bağışlanma günüdür. O gün isteklerini denetlemeyen herkes halkın arasından atılacaktır. O gün herhangi bir iş yapanı halkın arasından yok edeceğim. Hiç iş yapmayacaksınız. Yaşadığınız her yerde kuşaklar boyunca sürekli yasa olacak bu. O gün sizin için Şabat, dinlenme günü olacak. İsteklerinizi denetleyeceksiniz. Ayın dokuzuncu günü, akşamdan ertesi akşama kadar Şabatı kutlayacaksınız.”

Anma Günü – Levililer 23

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, Yedinci ayın birinci günü dinlenme günüdür, boru çalınarak anma ve kutsal toplantı günü olacaktır. O gün gündelik işlerinizi yapmayacak, RAB için yakılan sunu sunacaksınız. ”

Hasat Bayramı – Levililer 23

“ Şabattan sonraki gün sallamalık demeti götürdüğünüz günden başlayarak tam yedi hafta sayın. Yedinci Şabattan sonraki güne kadar elli gün sayın: O gün RABbe yeni tahıl sunusu sunacaksınız. Yaşadığınız yerden RABbe sallamalık sunu olarak iki ekmek getirin. Ekmekler ilk ürünlerden, onda iki efa ince undan yapılacak. Mayayla pişirilip RABbe öyle sunulacak. Ekmekle birlikte yakmalık sunu olarak RABbe bir yaşında kusursuz yedi kuzu, bir boğa ve iki koç sunacaksınız. Tahıl sunusu ve dökmelik sunuyla sunulan bu sunu, yakılan sunu ve RABbi hoşnut eden kokudur. Günah sunusu olarak bir teke, esenlik kurbanı olarak bir yaşında iki kuzu sunacaksınız. Kahin iki kuzuyu ilk üründen yapılmış ekmekle birlikte sallamalık sunu olarak RABbin huzurunda sallayacak. RAB için kutsal olan bu sunular kahinindir. O gün kutsal toplantı ilan edecek ve gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. Yaşadığınız her yerde kuşaklar boyunca sürekli bir yasa olacak bu.
“ Ülkenizdeki ekinleri biçerken tarlalarınızı sınırlarına kadar biçmeyin. Artakalan başakları toplamayın. Onları yoksullara ve yabancılara bırakacaksınız. Tanrınız RAB benim. ”

İlk Ürünler – Levililer 23

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, Size vereceğim ülkeye girip ürününü biçtiğiniz zaman, ilk yetişen ürününüzden bir demet kahine götüreceksiniz. Kabul edilmeniz için, kahin demeti RABbin huzurunda sallayacak. Demet Şabattan sonraki gün sallanacak. Demetin sallandığı gün, yakmalık sunu olarak RABbe bir yaşında kusursuz bir erkek kuzu sunacaksınız. Kuzuyla birlikte tahıl sunusu olarak yağla yoğrulmuş bir efa ince unun onda ikisi sunulacak. RAB için yakılan sunu ve Onu hoşnut eden koku olacak bu. Yakmalık sunuyla birlikte dökmelik sunu olarak bir hin şarabın dörtte birini sunacaksınız. Tanrınıza bu sunuyu getireceğiniz güne kadar ekmek, kavrulmuş buğday, taze başak yemeyeceksiniz. Yaşadığınız her yerde kuşaklar boyunca sürekli bir yasa olacak bu. ”

Fısıh ve Mayasız Ekmek Bayramı – Levililer 23

“ Belirli zamanlarda kutsal toplantılar olarak ilan edeceğiniz RABbin bayramları şunlardır: Birinci ayın on dördüncü günü akşamüstü RABbin Fısıh Bayramı başlar. On beşinci gün RABbin Mayasız Ekmek Bayramıdır. Yedi gün mayasız ekmek yiyeceksiniz. İlk gün kutsal toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. Yedi gün RAB için yakılan sunu sunacaksınız. Yedinci gün kutsal toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız. ”

Şabat Günü – Levililer 23

“ Altı gün çalışacaksınız. Ama yedinci gün olan Şabat dinlenme ve kutsal toplantı günüdür. Hiçbir iş yapmayacaksınız. Yaşadığınız her yerde Şabatı RABbe ayıracaksınız. ”

Bayramlar – Levililer 23

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, Kutsal toplantılar olarak ilan edeceğiniz bayramlarım, RABbin bayramları şunlardır: ”

Kabul Edilmeyecek Kurbanlar – Levililer 22

RAB Musaya şöyle dedi: “Harunla oğullarına ve bütün İsrail halkına de ki, İster İsrailli olsun, ister İsrailde yaşayan bir yabancı olsun, biriniz RABbe dilek adağı ya da gönülden verilen sunu olarak yakmalık sunu sunmak istiyorsa, sunusunun kabul edilmesi için kusursuz bir erkek sığır, koyun ya da keçi sunmalı. Kusurlu olanı sunmayacaksınız. Çünkü kabul edilmeyecektir. Kim gönülden verilen bir sunuyu ya da dilek adağını yerine getirmek için RABbe esenlik kurbanı olarak sığır veya davar sunmak isterse, kabul edilmesi için hayvan kusursuz olmalı. Hiçbir eksiği bulunmamalı. Kör, sakat, yaralı, yarası irinli, kabuklu ya da uyuz bir hayvanı RABbe sunmayacaksınız. Yakılan sunu olarak sunak üzerinde RABbe böyle bir hayvan sunmayacaksınız. Organlarından biri aşırı büyümüş ya da yeterince gelişmemiş bir sığırı veya davarı dilek adağı olarak sunabilirsiniz. Ama gönülden verilen bir sunu olarak kabul edilmez. Yumurtaları vurulmuş, ezilmiş, burulmuş ya da kesilmiş hayvanı RABbe sunmayacak, ülkenizde buna yer vermeyeceksiniz. Böyle bir hayvanı bir yabancıdan alıp yiyecek sunusu olarak Tanrınıza sunmayacaksınız. Çünkü sakat ve kusurludur. Kabul edilmeyecektir. ”
RAB Musaya şöyle dedi: “Bir buzağı, kuzu ya da oğlak doğduğu zaman, yedi gün anasının yanında kalacaktır. Sekizinci günden itibaren yakılan sunu olarak RABbe sunulabilir. Kabul edilecektir. İster inek, ister davar olsun, hayvanla yavrusunu aynı gün kesmeyeceksiniz.
“RABbe şükran kurbanı sunduğunuz zaman, kabul edilecek biçimde sunun. Eti aynı gün yenecek, sabaha bırakılmayacak. RAB benim.
“Buyruklarıma uyacak, onları yerine getireceksiniz. RAB benim. Kutsal adıma leke sürmeyeceksiniz. İsrail halkı arasında kutsal tanınacağım. Sizi kutsal kılan RAB benim. Tanrınız olmak için sizi Mısırdan çıkardım. RAB benim.”

Sunuları Kimler Yiyecek – Levililer 22

RAB Musaya şöyle dedi: “Haruna ve oğullarına de ki, İsrail halkının bana sunduğu kutsal sunulardan uzak dursunlar. Kutsal adıma leke sürmesinler. RAB benim. Gelecek kuşaklar boyunca soyunuzdan biri İsrail halkının bana sunduğu kutsal sunulara kirli olarak yaklaşırsa, onu huzurumdan atacağım. RAB benim.
“ Harun soyundan deri hastalığına yakalanmış ya da akıntısı olan biri temiz sayılıncaya kadar kutsal sunuları yemeyecektir. Bir cesede değdiği için kirli sayılan bir şeye dokunan, menisi akan, insanı kirli kılacak küçük kara hayvanlarından birine ya da herhangi bir nedenle kirli sayılan bir insana dokunan, akşama kadar kirli sayılacak, yıkanmadığı sürece kutsal sunulardan yemeyecektir. Güneş battıktan sonra temiz sayılır, kutsal sunuları yiyebilir. Çünkü bu onun yiyeceğidir. Ölü bulunmuş ya da yabanıl hayvanlar tarafından parçalanmış bir leşi yiyerek kendini kirletmeyecektir. RAB benim.
“ Kahinler buyruklarıma uymalıdır. Yoksa günahlarının cezasını çeker, buyruklarımı çiğnedikleri için ölürler. Onları kutsal kılan RAB benim.
“ Kahin ailesi dışında hiç kimse kutsal sunuyu yemeyecek; kahinin konuğu ve işçisi bile. Ama kahinin parayla satın aldığı ya da evinde doğan köle onun yemeğini yiyebilir. Kahinin kahin olmayan bir erkekle evlenen kızı bağışlanan kutsal sunuları yemeyecek. Ama dul kalmış ya da boşanmış, çocuğu olmamış ve gençliğinde kaldığı baba evine geri dönmüş kahin kızı babasının ekmeğini yiyebilir. Aile dışından yabancı biri asla yiyemez.
“ Bilmeden kutsal sunuyu yiyen biri, beşte birini üzerine katarak kahine geri verecek. Kahinler İsrail halkının RABbe sunduğu kutsal sunuları bayağılaştırmayacaklar. Yoksa kutsal sunuları yiyen öbür insanlara büyük suç yüklemiş olurlar. Çünkü sunuları kutsal kılan RAB benim. ”

Kahinlerle İlgili Kurallar – Levililer 21

RAB Musaya şöyle dedi: “Harun soyundan gelen kahinlere de ki, Kahinlerden hiçbiri yakın akrabası olan annesi, babası, oğlu, kızı ve kardeşi dışında, halkından birinin ölüsüyle kendini kirletmesin. Yanında kalan evlenmemiş kızkardeşi için kendini kirletebilir. Halkı arasında bir büyük olarak kendini kirletmemeli, adına leke getirmemeli.
“ Kahinler yas tutarken başlarını tıraş etmeyecek, sakallarının uçlarını kesmeyecek, bedenlerini yaralamayacaklar. Tanrıları için kutsal olacaklar, Tanrılarının adını lekelemeyecekler. Çünkü onlar Tanrıları RABbe yakılan sunu ve yiyecek sunusu sunuyorlar. Kutsal olmaları gerekir. Kahinler fahişelerle, kirletilmiş kadınlarla, boşanmış kadınlarla evlenmeyecek. Çünkü kahin Tanrı için kutsal olmalıdır. Onu kutsal sayın. Çünkü yiyecek sunusunu Tanrınıza o sunuyor. Sizin için kutsaldır. Çünkü ben kutsalım, sizi kutsal kılan RAB benim. Bir kahinin kızı fahişelik yaparak kendini kirletirse, hem kendini hem de babasını rezil etmiş olur. Yakılmalıdır.
“ Öbür kahinler arasından başına mesh yağı dökülen ve özel giysiler giymek üzere atanan başkahin, saçlarını dağıtmayacak, giysilerini yırtmayacak. Hiçbir ölüye yaklaşmayacak. Ölen annesi, babası bile olsa kendini kirletmeyecek. Tapınak hizmetinden ayrılmayacak, Tanrısının Tapınağını kirletmeyecek. Çünkü Tanrının buyurduğu mesh yağıyla Tanrısına adanmıştır. RAB benim. Başkahinin evleneceği kadın bakire olmalıdır. Dul, boşanmış, kirletilmiş ya da fahişe bir kadınla evlenmeyecek. Yalnız kendi halkından bakire bir kızla evlenebilir. Böylece halkının arasında çocuklarına leke sürmemiş olur. Onu kutsal kılan RAB benim. ”
RAB Musaya şöyle dedi: “Haruna de ki, Soyundan gelecek kuşaklar boyunca kusurlu olan hiç kimse yiyecek sunusu sunmak üzere Tanrısına yaklaşmasın. Kusurlu olan, sunağa yaklaşamaz: Kör, topal, yüzü arızalı, organlarından biri aşırı büyümüş, kolu veya ayağı kırık, kambur, cüce, gözü özürlü, uyuz, yarası kabuk bağlamış ya da hadım. Kahin Harunun soyundan bu kusurlara sahip hiç kimse RAB için yakılan sunuyu sunmak üzere sunağa yaklaşmayacak. Çünkü kusurludur. Tanrısına yiyecek sunusu sunmak üzere sunağa yaklaşamaz. Böyle bir adam Tanrısına sunulan kutsal ve en kutsal yiyecekleri yiyebilir. Ancak perdeye ve sunağa yaklaşmayacaktır. Çünkü kusurludur. Tapınağımı kirletmesin. Onları kutsal kılan RAB benim. ”
Musa Harunla oğullarına ve bütün İsrail halkına bunları anlattı.

Günahın Bedeli – Levililer 20

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, İsraillilerden ya da aranızda yaşayan yabancılardan kim çocuklarından birini ilah Moleke sunarsa, kesinlikle öldürülecek. Ülke halkı onu taşlayacak. Kim çocuğunu Moleke sunarak tapınağımı kirletir, kutsal adıma leke sürerse, ona öfkeyle bakacağım. Onu halkımın arasından atacağım. Adam çocuğunu Moleke sunar da, ülke halkı bunu görmezden gelir, onu öldürmezse, adama ve ailesine öfkeyle bakacağım. Hem onu, hem de bana ihanet edip onu izleyerek Moleke tapanların hepsini halkımın arasından atacağım.
“ Kim cincilere, ruh çağıranlara danışır, bana ihanet ederse, ona öfkeyle bakacak, halkımın arasından atacağım. Kendinizi bana adayın, kutsal olun. Tanrınız RAB benim. Kurallarıma uyacak, onları yerine getireceksiniz. Sizi kutsal kılan RAB benim.
“ Annesine ya da babasına lanet eden herkes kesinlikle öldürülecektir. Annesine ya da babasına lanet ettiği için ölümü hak etmiştir.
“ Biri başka birinin karısıyla, yani komşusunun karısıyla zina ederse, hem kendisi, hem de zina ettiği kadın kesinlikle öldürülecektir. Babasının karısıyla yatan, babasının namusuna leke sürmüş olur. İkisi de kesinlikle öldürülecektir. Ölümü hak etmişlerdir. Bir adam geliniyle yatarsa, ikisi de kesinlikle öldürülecektir. Rezillik etmişler, ölümü hak etmişlerdir. Bir erkek başka bir erkekle cinsel ilişki kurarsa, ikisi de iğrençlik etmiş olur. Kesinlikle öldürülecekler. Ölümü hak etmişlerdir. Bir adam hem bir kızla, hem de kızın annesiyle evlenirse, alçaklık etmiş olur. Aranızda böyle alçaklıklar olmasın diye üçü de yakılacaktır. Bir hayvanla cinsel ilişki kuran adam kesinlikle öldürülecek, hayvansa kesilecektir. Bir kadın cinsel ilişki kurmak amacıyla bir hayvana yaklaşırsa, kadını da hayvanı da kesinlikle öldüreceksiniz. Ölümü hak etmişlerdir.
“ Bir adam anne ya da baba tarafından üvey olan kızkardeşiyle evlenir, cinsel ilişki kurarsa, utançtır. Açıkça aşağılanıp halkın arasından atılacaklardır. Adam kızkardeşiyle ilişki kurduğu için suçunun cezasını çekecektir. adet gören bir kadınla yatıp cinsel ilişki kuran adam kadının akıntılı yerini açığa çıkarmış, kadın da buna katılmış olur. İkisi de halkın arasından atılacaktır.
“ Teyzenle ya da halanla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü yakın akrabanın namusudur. İkiniz de suçunuzun cezasını çekeceksiniz.
“ Amcasının karısıyla cinsel ilişki kuran adam, amcasının namusuna leke sürmüş olur. İkisi de günahlarının cezasını çekecek ve çocuk sahibi olmadan öleceklerdir. Kardeşinin karısıyla evlenen adam rezillik etmiş olur. Kardeşinin namusunu lekelemiştir. Çocuk sahibi olmayacaklardır.
“ Bütün kurallarıma, ilkelerime uyacak, onları yerine getireceksiniz. Öyle ki, yaşamak üzere sizi götüreceğim ülke sizi dışarı kusmasın. Önünüzden kovacağım ulusların törelerine göre yaşamayacaksınız. Çünkü onlar bütün bu kötülükleri yaptılar. Bu yüzden onlardan nefret ettim. Oysa, Siz onların topraklarını sahipleneceksiniz. Bal ve süt akan bu ülkeyi size mülk olarak vereceğim, dedim. Sizi öteki uluslardan ayrı tutan Tanrınız RAB benim.
“ Temiz hayvanlarla kuşları kirli olanlardan ayırt edeceksiniz. Sizin için kirli ilan ettiğim hayvanlarla, kuşlarla, küçük kara hayvanlarıyla kendinizi kirletmeyeceksiniz. Benim için kutsal olacaksınız. Çünkü ben RAB kutsalım. Bana ait olmanız için sizi öbür halklardan ayrı tuttum.
“ Cincilik yapan ve ruh çağıran ister erkek olsun, ister kadın olsun kesinlikle öldürülecektir. Onları taşlayacaksınız. Ölümlerinden kendileri sorumludur. ”

Adalet ve Kutsallık Yasaları – Levililer 19

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail topluluğuna de ki, Kutsal olun, çünkü ben Tanrınız RAB kutsalım.
“ Herkes annesine babasına saygı göstersin. Şabat günlerimi tutun. Tanrınız RAB benim.
“ Putlara tapmayın. Kendinize dökme ilahlar yapmayın. Tanrınız RAB benim.
“ RAB için esenlik kurbanı keseceğiniz zaman kabul edilecek biçimde kesin. Kurban eti, kestiğiniz gün ya da ertesi gün yenecek. Üçüncü güne kalan et yakılacak. Üçüncü gün yenirse iğrenç sayılır. Kabul olmayacaktır. Onu yiyen suçunun cezasını çekecektir. Çünkü RABbin gözünde kutsal olanı bayağılaştırmıştır. Halkın arasından atılacaktır.
“ Ülkenizdeki ekinleri biçerken tarlanızı sınırlarına kadar biçmeyeceksiniz. Artakalan başakları toplamayacaksınız. Bağbozumunda bağınızı tümüyle devşirmeyecek, yere düşen üzümleri toplamayacaksınız. Onları yoksullara ve yabancılara bırakacaksınız. Tanrınız RAB benim.
“ Çalmayacaksınız. Hile yapmayacaksınız. Birbirinize yalan söylemeyeceksiniz. Benim adımla yalan yere ant içmeyeceksiniz. Tanrınızın adını aşağılamış olursunuz. RAB benim.
“ Komşuna haksızlık etmeyecek, onu soymayacaksın. İşçinin alacağını sabaha bırakmayacaksın. Sağıra lanet etmeyecek, körün önüne engel koymayacaksın. Tanrından korkacaksın. RAB benim.
“ Yargılarken haksızlık yapmayacaksın. Yoksula ayrıcalık göstermeyecek, güçlüyü kayırmayacaksın. Komşunu adaletle yargılayacaksın. Halkının arasında onu bunu çekiştirerek dolaşmayacaksın. Komşunun canına zarar vermeyeceksin. RAB benim.
“ Kardeşine yüreğinde nefret beslemeyeceksin. Komşun günah işlerse onu uyaracaksın. Yoksa sen de günah işlemiş olursun. Öç almayacaksın. Halkından birine kin beslemeyeceksin. Komşunu kendin gibi seveceksin. RAB benim.
“ Kurallarımı uygulayın. Farklı cinsten iki hayvanı çiftleştirme. Tarlana iki çeşit tohum ekme. Üzerine iki tür iplikle dokunmuş giysi giyme.
“ Bir adam bir cariyeyle yatarsa, eğer kadın nişanlı, bedeli ödenmemiş ya da azat edilmemişse, ikisi de cezalandırılacak ama öldürülmeyecek. Çünkü kadın özgür değildir. Adam RABbe, Buluşma Çadırının giriş bölümüne, suç sunusu olarak bir koç getirecek. Kahin bu koçla adamın işlediği günahı RABbin önünde bağışlatacak ve adam bağışlanacak.
“ Kenan ülkesine girdiğinizde bir meyve ağacı dikerseniz, ilk üç yıl meyvesini kirli ve yasak sayın, yemeyin. Dördüncü yıl ağacın bütün meyvesi şükran sunusu olarak RAB için kutsal sayılacak. Beşinci yıl ağacın meyvesini yiyebilirsiniz. Böylece ağaç daha bol ürün verir. Tanrınız RAB benim.
“ Kanlı et yemeyeceksiniz. Kehanette bulunmayacak, falcılık yapmayacaksınız. Başınızın yan tarafındaki saçları kesmeyecek, sakalınızın kenarlarına dokunmayacaksınız. Ölüler için bedeninizi yaralamayacak, dövme yaptırmayacaksınız. RAB benim.
“ Kızını fahişeliğe sürükleyip rezil etme. Yoksa fahişelik yayılır ve ülke ahlaksızlıkla dolup taşar. Şabat günlerimi tutacaksınız. Tapınağıma saygı göstereceksiniz. RAB benim.
“ Cincilere, ruh çağıranlara yönelmeyin. Onlara danışmayın, kirlenirsiniz. Tanrınız RAB benim.
“ Ak saçlı insanların önünde ayağa kalkacak, yaşlılara saygı göstereceksin. Tanrından korkacaksın. RAB benim.
“ Ülkenizde sizinle birlikte yaşayan bir yabancıya kötü davranmayın. Ona sizden biriymiş gibi davranacak ve onu kendiniz kadar seveceksiniz. Çünkü siz de Mısırda yabancıydınız. Tanrınız RAB benim.
“ Yargılarken, uzunluk ve sıvı ölçerken, ağırlık tartarken haksızlık yapmayın. Doğru terazi, ağırlık taşı, efa ve hin kullanın. Mısırdan sizi çıkaran Tanrınız RAB benim. Kurallarımın, ilkelerimin tümüne uyacak ve onları yerine getireceksiniz. RAB benim. ”

Yasak İlişkiler – Levililer 18

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, Tanrınız RAB benim. Mısırda bir süre yaşadınız; onların törelerine göre yaşamayacaksınız. Sizleri Kenan ülkesine götürüyorum. Onlar gibi de yaşamayacaksınız. Onların kurallarına uymayacaksınız. Benim kurallarımı yerine getirecek, ilkelerime göre yaşayacaksınız. Tanrınız RAB benim. Kurallarıma, ilkelerime sarılın. Çünkü onları yerine getiren onlar sayesinde yaşayacaktır. RAB benim.
“ Hiçbiriniz cinsel ilişkide bulunmak için yakın akrabasına yaklaşmayacak. RAB benim. Annenle cinsel ilişkide bulunarak babanın namusuna dokunmayacaksın. O senin annendir. Onunla ilişki kurmayacaksın. Babanın karısıyla cinsel ilişki kurmayacaksın. Babanın namusudur o. Annenden ya da babandan olan, ister seninle aynı evde doğmuş olsun, ister olmasın üvey kızkardeşlerinden biriyle cinsel ilişki kurmayacaksın. Kızının ya da oğlunun kızıyla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü onların namusu senin namusundur. Babanın evlendiği kadından doğan kızla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü o babandan olmadır, senin kızkardeşin sayılır. Halanla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü o babanın yakın akrabasıdır. Teyzenle cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü o annenin yakın akrabasıdır. Amcanın namusuna dokunmayacaksın. Karısına yaklaşmayacaksın, çünkü o senin yengendir. Gelininle cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü oğlunun karısıdır. Onunla ilişki kurmayacaksın. Kardeşinin karısıyla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü o kardeşinin namusudur. Bir kadının hem kendisiyle, hem kızıyla cinsel ilişki kurmayacaksın. Kadının kızının ya da oğlunun kızıyla cinsel ilişki kurmayacaksın. Çünkü onlar kadının yakın akrabasıdır. Onlara yaklaşmak alçaklıktır. Karın yaşadığı sürece onun kızkardeşini kuma olarak almayacak ve onunla cinsel ilişki kurmayacaksın.
“ adet gördüğü için kirli sayılan bir kadınla cinsel ilişki kurmayacaksın. Komşunun karısıyla cinsel ilişki kurarak kendini kirletmeyeceksin. İlah Moleke ateşte kurban edilmek üzere çocuklarından hiçbirini vermeyeceksin. Tanrının adına leke getirmeyeceksin. RAB benim. Kadınla yatar gibi bir erkekle yatma. Bu iğrençtir. Bir hayvanla cinsel ilişki kurmayacaksın. Kendini kirletmiş olursun. Kadınlar cinsel ilişki kurmak amacıyla bir hayvana yaklaşmayacak. Sapıklıktır bu.
“ Bu davranışların hiçbiriyle kendinizi kirletmeyin. Çünkü önünüzden kovacağım uluslar böyle kirlendiler. Onların yüzünden ülke bile kirlendi. Günahından ötürü ülkeyi cezalandırdım. Ülke, üzerinde yaşayan halkı kusuyor. İster yerli olsun, ister aranızda yaşayan yabancılar olsun kurallarıma ve ilkelerime göre yaşayacaksınız. Bu iğrençliklerin hiçbirini yapmayacaksınız. Sizden önce bu ülkede yaşayan insanlar bütün bu iğrençlikleri yaparak ülkeyi kirlettiler. Eğer siz de ülkeyi kirletirseniz, ülke sizden önceki uluslara yaptığı gibi sizi de kusar.
“ Kim bu iğrençliklerden birini yaparsa halkın arasından atılacaktır. Buyruklarımı yerine getirin, sizden önceki insanların iğrenç törelerine uyarak kendinizi kirletmeyin. Tanrınız RAB benim. ”

Kan Yemek Yasaktır – Levililer 17

RAB Musaya şöyle dedi: “Harunla oğullarına ve bütün İsrail halkına de ki, RABbin buyruğu şudur: İsraillilerden kim ordugahın içinde ya da dışında bir sığır, bir kuzu ya da keçi kurban eder ve onu Buluşma Çadırının giriş bölümüne, RABbin Konutunun önüne, RABbe sunmak üzere getirmezse, kan dökmüş sayılacak ve halkın arasından atılacaktır. Öyle ki, İsrailliler açık kırlarda kestikleri kurbanları RABbin huzuruna, Buluşma Çadırının giriş bölümüne, kahine getirsinler ve esenlik sunusu olarak RABbe kurban etsinler. Kahin sununun kanını Buluşma Çadırının giriş bölümünde RABbin sunağı üzerine dökecek, yağını da RABbi hoşnut eden koku olarak yakacak. İsrail halkı taptığı teke ilahlara artık kurban kesmeyecek. Bu yasa kuşaklar boyunca geçerli olacak.
“Onlara de ki, İsrail halkından ya da aralarında yaşayan yabancılardan kim yakmalık sunu veya kurban sunar da, onu RABbe sunmak için Buluşma Çadırının giriş bölümüne getirmezse, halkın arasından atılacaktır.
“ İsrail halkından ya da aralarında yaşayan yabancılardan kim kan yerse, ona öfkeyle bakacağım ve halkımın arasından atacağım. Çünkü canlılara yaşam veren kandır. Ben onu size sunakta kendinizi günahtan bağışlatmanız için verdim. Kan yaşam karşılığı günah bağışlatır. Bundan dolayı İsrail halkına, Sizlerden ya da aranızda yaşayan yabancılardan hiç kimse kan yemeyecek, dedim.
“ İsrail halkından ya da aralarında yaşayan yabancılardan kim eti yenen bir hayvan veya kuş avlarsa, kanını akıtıp toprakla örtecektir. Çünkü canlılara yaşam veren kandır. Bundan dolayı İsrail halkına, Hiçbir etin kanını yemeyeceksiniz, dedim. Çünkü her canlıya yaşam veren kandır. Onu yiyen halkın arasından atılacaktır.
“ Yerli olsun, yabancı olsun ölü bulduğu ya da yabanıl hayvanların parçaladığı bir hayvanın leşini yiyen herkes giysilerini yıkayacak, kendisi de yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. Ancak bundan sonra temiz sayılacaktır. Eğer giysilerini yıkamaz ve yıkanmazsa suçunun cezasını çekecektir. ”

Günahları Bağışlatma Günü – Levililer 16

RABbin huzuruna yaklaştıkları için ölen Harunun iki oğlunun ölümünden sonra RAB Musaya şöyle dedi: “Ağabeyin Haruna de ki, perdenin arkasındaki En Kutsal Yere ikide bir girmesin, Antlaşma Sandığının üzerindeki Bağışlanma Kapağına yaklaşmasın. Yoksa ölür. Çünkü ben kapağın üstünde, bulut içinde görünüyorum. Harun En Kutsal Yere ancak günah sunusu olarak bir boğa, yakmalık sunu olarak da bir koç sunarak girebilir. Kutsal keten mintan, keten don giyecek, keten kuşak bağlayacak, keten sarık saracak. Bunlar kutsal giysilerdir. Bunları giymeden önce yıkanacak. İsrail topluluğu günah sunusu olarak Haruna iki teke, yakmalık sunu olarak bir koç verecek.
“Harun boğayı kendisi için günah sunusu olarak sunacak. Böylece kendisinin ve ailesinin günahlarını bağışlatacak. Sonra iki tekeyi alıp RABbin huzuruna, Buluşma Çadırının giriş bölümüne götürecek. İkisi üzerine kura çekecek. Biri RAB için, biri Azazel için. Harun kurada RABbe düşen tekeyi getirip günah sunusu olarak sunacak. Azazele düşen tekeyi ise halkın günahlarını bağışlatmak için canlı olarak RABbe sunacak. Onu çöle salıp Azazele gönderecek.
“Harun kendisi için günah sunusu olarak boğayı getirecek. Böylece kendisinin ve ailesinin günahlarını bağışlatacak. Bu günah sunusunu kendisi için kesecek. RABbin huzurunda bulunan sunağın üzerindeki korları buhurdana koyup iki avuç dolusu ince öğütülmüş güzel kokulu buhurla perdenin arkasına geçecek. Orada, RABbin huzurunda buhuru korların üzerine koyacak; buhurun dumanı Levha Sandığının üzerindeki Bağışlanma Kapağını kaplayacak. Öyle ki, Harun ölmesin. Sonra boğanın kanını alıp parmağıyla kapağın üzerine, doğuya doğru serpecek. Kapağın önünde yedi kez bunu yineleyecek.
“Bundan sonra, halk için günah sunusu olarak tekeyi kesecek. Kanını perdenin arkasına götürecek. Boğanın kanıyla yaptığı gibi tekenin kanını da Bağışlanma Kapağının üzerine ve önüne serpecek. Böylece En Kutsal Yeri İsrail halkının kirliliklerinden, isyanlarından, bütün günahlarından arındıracak. Buluşma Çadırı için de aynı şeyi yapacak. Çünkü kirli insanların arasında bulunuyor. Harun kendisi, ailesi ve bütün İsrail topluluğunun günahlarını bağışlatmak için En Kutsal Yere girdiğinde, dışarı çıkıncaya kadar Buluşma Çadırında hiç kimse bulunmayacak. Harun RABbin huzurunda bulunan sunağa çıkıp sunağı arındıracak, boğanın ve tekenin kanını sunağın boynuzlarına çepeçevre sürecek. Kanı parmağıyla yedi kez sunağa serpecek. Böylece sunağı İsrail halkının kirliliğinden arındırıp kutsal kılacak.
“Harun En Kutsal Yeri, Buluşma Çadırını, sunağı arındırdıktan sonra, canlı tekeyi sunacak. İki elini tekenin başına koyacak, İsrail halkının bütün suçlarını, isyanlarını, günahlarını açıklayarak bunları tekenin başına aktaracak. Sonra bu iş için atanan bir adamla tekeyi çöle gönderecek. Teke İsrail halkının bütün suçlarını yüklenerek ıssız bir ülkeye taşıyacak. Adam tekeyi çöle salacak.
“Sonra Harun Buluşma Çadırına girecek. En Kutsal Yere girerken giydiği keten giysileri çıkarıp orada bırakacak. Kutsal bir yerde yıkanıp kendi giysilerini giyecek. Sonra çıkıp kendisi ve halk için getirilen yakmalık sunuları sunacak, kendisinin ve halkın günahlarını bağışlatacak. Günah sunusunun yağını sunakta yakacak.
“Tekeyi Azazele gönderen adam giysilerini yıkayıp kendisi de yıkandıktan sonra ordugaha girecek. Günah sunusu olarak sunulan ve kanları günahları bağışlatmak için En Kutsal Yere getirilen boğa ile teke ordugahın dışına çıkarılacak. Derileri, etleri, gübreleri yakılacak. Bunları yakan kişi giysilerini yıkayıp kendisi de yıkandıktan sonra ordugaha girecek.
“Aşağıdakiler sizin için sürekli bir yasa olacak: Yedinci ayın onuncu günü isteklerinizi denetleyeceksiniz. Gerek İsraillilerden, gerekse aranızda yaşayan yabancılardan hiç kimse çalışmayacak. Çünkü o gün, Kahin Harun sizi pak kılmak için günahlarınızı bağışlatacaktır. RABbin huzurunda bütün günahlarınızdan arınacaksınız. O gün Şabattır, sizin için dinlenme günüdür. İsteklerinizi denetleyeceksiniz. Bu sürekli bir yasadır. Babasının meshedip kendi yerine atadığı kahin günahları bağışlatacak. Kutsal keten giysileri giyecek. En Kutsal Yeri, Buluşma Çadırını, sunağı arındıracak; kahinlerin ve bütün topluluğun günahlarını bağışlatacak.
“Bu sizin için sürekli bir yasadır: İsrail halkının bütün günahlarını yılda bir kez bağışlatmak için verildi.”
Ve Harun RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptı.

Bedensel Akıntının Yol Açtığı Kirlilik – Levililer 15

RAB Musayla Haruna şöyle dedi: “İsrail halkına deyin ki, Adamın erkeklik organında akıntı varsa, akıntı kirlidir. Akıntı ister devam etsin, ister kesilsin adamı kirletir. Akıntının neden olduğu kirlilikler şunlardır: Üzerinde yattığı her yatak ve oturduğu her şey kirli sayılacaktır. Kim yatağına dokunursa, giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. Adamın üzerine oturduğu bir eşyaya oturan da giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. Kim akıntısı olan adamın bedenine dokunursa giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. Eğer akıntısı olan adam temiz bir adama tükürürse, o kişi giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. Akıntısı olan adamın bindiği her eyer kirli sayılacaktır. Adamın üzerine oturduğu ya da yattığı herhangi bir eşyaya dokunan, akşama kadar kirli sayılacaktır. Bu eşyaları taşıyan herkes giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. Akıntısı olan adam ellerini yıkamadan kime dokunursa o kişi giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. Akıntısı olan adamın dokunduğu toprak kap parçalanacak, tahta kap ise suyla çalkalanacaktır.
“ Eğer adamın akıntısı kesilirse, paklanmak için yedi gün bekleyecek. Sonra giysilerini yıkayacak, akarsuda yıkanacak ve temiz sayılacak. Sekizinci gün iki kumru ya da iki güvercin alıp RABbin huzuruna, Buluşma Çadırının giriş bölümüne gelecek ve bunları kahine verecek. Kahin birini günah sunusu, ötekini yakmalık sunu olarak sunacak. Böylece akıntısı olan adamı RABbin huzurunda arıtacak.
“ Eğer bir adamdan meni akarsa, bedeninin tümünü yıkayacak ve akşama kadar kirli sayılacaktır. Üzerine meni bulaşan her giysi ya da deri eşya yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. Bir adam kadınla cinsel ilişkide bulunurken menisi akarsa, ikisi de yıkanacak ve akşama kadar kirli sayılacaklardır.
“ adet gördüğü için kan kaybeden kadın yedi gün kirli sayılacak. Ona dokunan da akşama kadar kirli sayılacak. adet gördüğü günlerde kadının üzerinde yattığı ya da oturduğu her şey kirli sayılacaktır. Kim kadının yatağına dokunursa, giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. Kim kadının üzerine oturduğu herhangi bir şeye dokunursa, o da giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır. Kadının yatağındaki ya da oturduğu şeyin üzerindeki herhangi bir eşyaya dokunan herkes akşama kadar kirli sayılacaktır. adet gören kadının kirliliği onunla yatan adama da bulaşır. Adam yedi gün kirli kalır ve yattığı her yatak kirli sayılır.
“ Eğer bir kadının adet günleri dışında uzun süreli bir kanaması varsa, ya da kanaması adet günlerinden sonra da devam ediyorsa, kanaması olduğu sürece adet günlerinde olduğu gibi kirli sayılır. Kanaması olduğu sürece, adet günlerinde olduğu gibi, yattığı her yatak ve üzerine oturduğu her şey kirli sayılacaktır. Kim bunlara dokunursa kirli sayılacak. Giysilerini yıkayacak, yıkanacak, akşama kadar kirli kalacaktır.
“ Ama kanama durursa, kadın yedi gün bekleyecek, sonra temiz sayılacaktır. Sekizinci gün iki kumru ya da iki güvercin alıp Buluşma Çadırının giriş bölümüne getirecek ve bunları kahine verecek. Kahin birini günah sunusu, ötekini yakmalık sunu olarak sunacak. Böylece kadını kanamasından doğan kirlilikten RABbin huzurunda arıtacak.
“ İsrail halkını kirliliğinden arındıracaksın. Öyle ki, aralarında bulunan konutumu kirletip kirlilik içinde ölmesinler. ”
Akıntısı olan, boşalarak kirlenen adam, adet gören kadın, akıntısı olan erkek ya da kadın ve kirli sayılan kadınla yatan erkekle ilgili yasa budur.

Küften Kurtulma – Levililer 14

RAB Musayla Haruna şöyle dedi: “Size mülk olarak vereceğim Kenan ülkesine gittiğiniz zaman, ülkenizdeki bir eve küf hastalığı gönderirsem, ev sahibi gidip kahine, Evimde küfe benzer bir hastalık gördüm diye haber vermeli. Kahin küfe bakmaya gitmeden önce, evdeki her şeyin kirli sayılmaması için evin boşaltılmasını buyuracak. Sonra evi görmeye gidecek. Duvarlara yayılan küfe bakacak. Eğer küf yeşilimsi ya da kırmızımsı lekeler halindeyse ve duvarın içine işlemişse, kahin evi terk edecek ve yedi gün süreyle kapalı tutacak. Yedinci gün geri dönecek ve eve yine bakacak. Eğer küf duvarlara yayılmışsa, küflü taşları söküp kentin dışına, kirli sayılan bir yere atmaları için buyruk verecek. Evin içindeki bütün sıvayı kazdıracak. Moloz kentin dışına, kirli sayılan bir yere dökülecek. Sökülen taşların yerine başka taşlar koyup evi yeniden sıvayacaklar.
“Taşları sökülüp sıvası kazınan evde yeni sıva yapıldıktan sonra küf yine ortaya çıkarsa, kahin gidip eve bakacak. Küf yayılmışsa, önü alınamaz demektir. Ev kirli sayılır. Yıkılmalıdır. Taşları, keresteleri, bütün harcı kent dışına, kirli sayılan bir yere atılmalıdır. Evin kapalı olduğu günlerde, eve giren biri akşama kadar kirli sayılacak. O evde yatan ya da yemek yiyen biri giysilerini yıkamalı.
“Ev sıvandıktan sonra kahin eve girip bakacak, küf yayılmamışsa evi temiz ilan edecek. Çünkü küf geçmiş demektir. Evi paklamak için iki kuş, sedir ağacı, kırmızı iplik ve mercanköşkotu alacak. Kuşlardan birini toprak bir kapta, akarsuyun üzerinde kesecek. Sedir ağacını, mercanköşkotunu, kırmızı ipliği, canlı kuşu alıp kesilen kuşun kanına ve akarsuya batıracak. Yedi kez eve serpecek. Böylece kuşun kanı, akarsu, canlı kuş, sedir ağacı, mercanköşkotu ve kırmızı iplikle evi paklamış olacak. Sonra canlı kuşu kent dışına, kıra salacak. Böylece evin kirliliğini bağışlatacak ve ev temiz sayılacaktır.”
Her türlü deri hastalığı, uyuz, giysiye ya da eve bulaşan küf, şiş, kabuk ya da parlak lekelerle ilgili yasa budur. Bunların ne zaman kirli, ne zaman temiz olduğu bu yasaya göre bilinebilir. Deri hastalığı yasası budur.

Deri Hastalarının Paklanması – Levililer 14

RAB Musaya şöyle dedi: “Deri hastasının temiz kılınacağı gün şu yasa geçerlidir: Hasta kahine götürülecek. Kahin hastaya ordugahın dışında bakacak. Hastalık iyileşmişse, pak kılınacak kişi için iki temiz, canlı kuş, sedir ağacı, kırmızı iplik ve mercanköşkotu getirilmesini buyuracak. Kahinin buyruğuyla kuşlardan biri toprak bir kapta, akarsuyun üzerinde kesilecek. Sonra kahin canlı kuşu, sedir ağacını, kırmızı ipliği ve mercanköşkotunu akarsuyun üzerinde kesilen kuşun kanına batıracak ve pak kılınacak kişinin üzerine yedi kez serpecek, onu temiz ilan edip canlı kuşu kıra salacak. Pak kılınacak kişi giysilerini yıkayacak, bütün kıllarını tıraş edecek ve yıkanacak. Bundan sonra pak sayılacak. Artık ordugaha girebilir, ama yedi gün çadırının dışında kalmalı. Yedinci gün saçını, sakalını, kaşlarını, bedenindeki bütün kılları tıraş edecek. Giysilerini yıkayacak, kendisi de yıkandıktan sonra temiz sayılacak.
“Sekizinci gün kusursuz iki erkek kuzu, bir yaşında kusursuz bir dişi kuzu, tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda üç efa ince un ve bir log zeytinyağı getirecek. Paklama işiyle görevli kahin bütün bunları ve pak kılacağı kişiyi RABbin huzurunda, Buluşma Çadırının giriş bölümünde bekletecek. Sonra kahin erkek kuzulardan birini alıp bir log zeytinyağıyla birlikte RABbe suç sunusu olarak sunacak. Sallamalık sunu olarak bunları RABbin huzurunda sallayacak. Erkek kuzuyu günah sunusunun ve yakmalık sununun kesildiği kutsal yerde kesecek. Çünkü günah sunusu gibi suç sunusu da kahine aittir. Çok kutsaldır. Kahin pak kılınacak kişinin sağ kulak memesine, sağ elinin ve sağ ayağının baş parmağına suç sunusunun kanından sürecek. Sonra bir log zeytinyağından biraz alarak kendi sol avucuna dökecek. Sağ elinin parmağını zeytinyağına batırıp RABbin huzurunda yedi kez serpecek. Pak kılınacak kişinin sağ kulak memesine, sağ elinin ve sağ ayağının baş parmağına, suç sunusunun kanı üzerine avucunda kalan yağdan sürecek. Ayrıca pak kılınacak kişinin başına avucunda kalan yağı sürerek RABbin huzurunda onu arıtacak. Sonra günah sunusunu sunarak pak kılınacak kişiyi kirliliğinden arıtacak ve yakmalık sunuyu kesecek. Yakmalık sunuyla tahıl sunusunu sunakta sunacak. Böylece kahin kişiyi arıtacak ve kişi temiz sayılacaktır.
“Eğer kişi yoksulsa ve bunları alacak gücü yoksa, arınmak üzere sallamalık suç sunusu olarak bir erkek kuzu, tahıl sunusu olarak zeytinyağıyla yoğrulmuş onda bir efa ince un ve bir log zeytinyağı alacak. Gücü oranında biri günah sunusu, öbürü yakmalık sunu olmak üzere iki kumru ya da iki güvercin sunacak. Pak kılınmak için sekizinci gün hepsini RABbin huzuruna, Buluşma Çadırının giriş bölümüne getirip kahine verecek. Kahin suç sunusu olan erkek kuzuyla bir log zeytinyağını alıp sallamalık sunu olarak RABbin huzurunda sallayacak. Suç sunusu olan kuzuyu kesecek. Sununun kanını pak kılınan kişinin sağ kulak memesine, sağ elinin ve sağ ayağının baş parmağına sürecek. Sonra kendi sol avucuna biraz zeytinyağı dökecek. Sağ parmağını sol avucundaki yağa batırarak RABbin huzurunda yedi kez serpecek. Avucundaki yağdan pak kılınacak kişinin sağ kulak memesine, sağ elinin ve sağ ayağının baş parmağına, suç sunusunun kanını sürdüğü yerlere sürecek. RABbin huzurunda pak kılınacak kişiyi arıtmak üzere avucunda kalan yağı başına sürecek. Sonra kişinin gücü oranında aldığı kumrulardan ya da güvercinlerden birini günah sunusu, öbürünü yakmalık sunu olarak tahıl sunusuyla birlikte sunacak. Kahin böylece pak kılınan kişiyi RABbin huzurunda arıtacak.” Deri hastası olup da temiz kılınmaya parasal gücü yetmeyen kişiler için bu yasa geçerlidir.

Küfle İlgili Kurallar – Levililer 13

“Yün ya da keten bir giyside, yün ya da keten bir kumaşta, deri ya da deri eşyada küf görülürse, giyside, deride, deri eşyada, örgü ipinde, kumaşta görülen küf yeşilimsi ya da kırmızımsı bir renk almışsa, kahine gösterilmelidir. Kahin ona bakacak ve yedi gün kapalı bir yerde tutacak. Yedinci gün ona yine bakacak. Eğer kumaştaki, giysideki veya herhangi bir amaçla kullanılan deri eşyadaki küf yayılmışsa, bu tehlikeli bir küftür. Kirli sayılacaktır. Üzerinde küf bulunan yün ya da keten giysi, kumaş ya da her türlü deri eşya kahin tarafından yakılacaktır. Çünkü önü alınamaz bir küftür ve yakılmalıdır.
“Kahin giyside, kumaşta ya da herhangi bir deri eşyada bulunan küfün yayılmadığını görürse, buyruk verecek ve küflü eşya yıkanacak. Kahin onu yedi gün daha kapalı bir yerde tutacak. Küflü eşya yıkandıktan sonra yeniden kahine gösterilmeli. Küf yayılmasa bile rengi değişmemişse, kirli sayılacak. Yakılmalıdır. Gerek iç yüzünü, gerekse dış yüzünü küf kemirmiştir.
“Küflü eşya yıkandıktan sonra, küfte bir solma varsa, kahin giysideki, derideki ya da kumaştaki küflü kısmı yırtacak. Eğer kumaşta, giyside ya da herhangi bir deri eşyada yine küf görülürse, küf yayılıyor demektir; eşyayı yakacaksın. Yıkanan giysiden, kumaştan ya da deri bir eşyadan küf geçmişse, yeniden yıkanacak. Sonra temiz sayılacaktır.”
Küfün bulaştığı yün ya da keten giysiyi, kumaşı veya deri eşyayı kirli ya da temiz ilan etmenin yasası budur.

Deri Hastalıkları Yasası – Levililer 13

RAB Musaya ve Kahin Haruna şöyle dedi: “Bedeninde deri hastalığına dönüşebilecek şiş, kabuk ya da parlak leke bulunan kişi Haruna, ya da Harunun kahin oğullarından birine götürülecek. Kahin derideki yaraya bakacak, yarada kıl ağarması varsa ve yara derine inmişse, kişi deri hastalığına yakalanmış demektir. Hastaya bakan kahin onu kirli ilan edecektir. Derideki parlak leke beyazsa, derine inmemişse, üzerindeki kıllar ağarmamışsa, kahin hastayı yedi gün kapalı bir yerde tutacak. Yedinci gün yaraya bakacak; yara ilerlememiş, deri yüzeyine yayılmamışsa, hastayı yedi gün daha kapalı bir yerde tutacak. Yedinci gün hastaya bir daha bakacak; yara solmuş, deri yüzeyine yayılmamışsa, hastayı temiz ilan edecek. Yara yalnızca kabuktur. Hasta giysilerini yıkayıp temiz sayılacaktır. Ancak temiz sayılmak için kahine muayene olduktan sonra derisindeki kabuk yayılırsa, yine kahine görünmelidir. Kahin kişiye bakacak, derisindeki kabuk yayılmışsa onu kirli ilan edecek. Kişi deri hastalığına yakalanmış demektir.
“Deri hastalığına yakalanan kişi kahine götürülecek. Kahin ona bakacak. Derideki şiş beyazlaşmış, üzerindeki kıllar ağarmışsa, şişkin yarada kızıl et görünüyorsa, bu müzmin bir deri hastalığıdır. Kahin kişiyi kirli ilan edecek, ama kapalı yerde tutmayacaktır. Çünkü kişi zaten kirlenmiştir.
“Eğer deri hastalığı yayılıp kahinin görebildiği kadarıyla tepeden tırnağa hastanın bütün bedenini kaplamışsa, kahin hastaya bakacak ve bedenini hastalık saran kişiyi temiz ilan edecektir. Yaralar beyazlaşmış ve temizdir. Ama kızıl et görülüyorsa, kişi kirli sayılacaktır. Kahin kızıl et görürse, kişiyi kirli ilan edecektir. Kızıl et kirlidir, deri hastalığıdır. Eğer kızıl et iyileşir, beyazlaşırsa, hasta yine kahine görünmelidir. Kahin hastaya bakacak, yara beyazlaşmışsa, yarayı temiz ilan edecek. Kişi temiz sayılacak.
“Derideki çıban iyileşmiş, ama bir süre sonra çıbanın yerinde beyaz bir şiş, ya da kırmızımsı-beyaz parlak bir leke oluşmuşsa, kahine göstermeli. Kahin hastaya bakacak, görünen yara derine inmiş, üzerindeki kıllar ağarmışsa, kişiyi kirli ilan edecektir. Çıbanda baş gösteren bir deri hastalığıdır bu. Ama kahin hastaya baktığında yarada beyaz kıl yoksa, yara derine inmemiş ve yara solmuşsa, kişiyi yedi gün kapalı bir yerde tutacaktır. Eğer derideki yara yayılıyorsa, kahin kişiyi kirli ilan edecektir; çünkü kişi hastalığa yakalanmış demektir. Parlak leke geçmemiş ama yayılmamışsa, bu çıban kabuğudur. Kahin kişiyi temiz ilan edecektir.
“Deride ateş yanığı varsa ve et kırmızımsı-beyaz ya da beyaz, parlak bir leke haline gelmişse, kahin yaraya bakmalı. Parlak lekenin üzerindeki kıllar ağarmış, leke derine inmişse, yanıkta deri hastalığı var demektir. Kahin kişiyi kirli ilan edecektir, çünkü kişi deri hastalığına yakalanmıştır. Ama parlak lekede kıl ağarması yoksa, leke derine inmemiş ve solmuşsa, kahin hastayı yedi gün kapalı bir yerde tutacaktır. Yedinci gün kişiye yine bakacak, eğer leke deriye yayılmışsa, onu kirli ilan edecek. Çünkü kişi deri hastalığına yakalanmıştır. Eğer derideki parlak leke geçmemiş, ama yayılmamış ve solmuşsa, yanıktan doğan bir şişliktir. Kahin kişiyi temiz ilan edecektir. Çünkü yanık yarasının kabuğudur bu.
“Bir erkeğin ya da kadının başında ya da çenesinde yara varsa, kahin yaraya bakmalı. Yara derine inmişse ve üzerinde ince sarı tüyler varsa, hastayı kirli ilan edecektir. Çünkü hasta uyuzdur. Baş ya da çenede görülen bir deri hastalığıdır. Ancak kahin bu tür bir yaraya baktığı zaman, yara derine inmemişse, üzerinde siyah kıl yoksa, hastayı yedi gün kapalı bir yerde tutacak. Yedinci gün yaraya yine bakacak; uyuz deriye yayılmamışsa, üzerinde sarı kıl yoksa, uyuz derine inmemişse, hasta tıraş olacak, ama uyuz olan yerlere dokunmayacaktır. Kahin hastayı yedi gün daha kapalı bir yerde tutacak. Yedinci gün uyuza yine bakacak; uyuz deriye yayılmamışsa, derine inmemişse, hastayı temiz ilan edecektir. Hasta giysilerini yıkayacak ve temiz sayılacaktır. Ama hasta temiz ilan edildikten sonra uyuz derisine yayılırsa, kahin ona yeniden bakmalı. Uyuz yayılmışsa, yarada sarı kıl olup olmamasına bakılmaksızın kişi kirli sayılacaktır. Ama kahine göre uyuz ilerlememiş, üzerinde siyah kıl bitmişse, hastalık geçmiş demektir. Kişi temizdir. Kahin onu temiz ilan edecektir.
“Bir erkeğin ya da kadının derisinde beyaz parlak lekeler varsa, kahin ona bakmalı. Derideki lekeler beyaz ve solgunsa, sadece deride çıkan kırmızı lekelerdir. Kişi temizdir.
“Eğer adamın saçı dökülmüşse, sadece keldir. Temiz sayılır. Saçının önü dökülmüşse alnı açılmış demektir. Temiz sayılır. Ama saçı dökülmüş ya da alnı açılmış adamın başında veya alnında kırmızımsı-beyaz yaralar çıkmışsa, adam deri hastalığına yakalanmış demektir. Kahin adama bakacak. Saçı dökülmüş baş ya da alındaki şişler deri hastalığının yol açtığı yaralar gibi kırmızımsı-beyazsa, adam deri hastalığına yakalanmıştır. Kirlidir. Başındaki yaradan ötürü kahin kesinlikle onu kirli ilan edecektir.
“Böyle bir hastalığa yakalanan kişinin giysileri yırtık, saçları dağınık olmalı; kişi ağzını örtüp, Kirliyim! Kirliyim! diye bağırmalı. Hastalığı devam ettiği sürece kirli sayılacaktır, çünkü kirlenmiştir. Halktan uzak, ordugahın dışında yaşamalıdır.”

Doğum Yapan Kadının Paklanması – Levililer 12

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, Bir kadın hamile kalıp erkek çocuk doğurursa, adet gördüğü günlerde olduğu gibi yedi gün kirli sayılacaktır. Çocuk sekizinci gün sünnet edilmeli. Kadın kanamasından paklanmak için otuz üç gün bekleyecek. Pak sayılması için geçmesi gereken bu günler doluncaya dek kutsal bir şeye dokunmayacak, tapınağa girmeyecek. Ancak, kız çocuk doğurursa, adet gördüğü günler gibi iki hafta kirli sayılacaktır. Kanamasından paklanmak için altmış altı gün bekleyecektir.
“ Erkek ya da kız çocuk doğuran kadının temiz sayılması için geçmesi gereken günler dolunca, yakmalık sunu olarak bir yaşında bir kuzu, günah sunusu olarak bir güvercin ya da bir kumru getirip Buluşma Çadırının giriş bölümünde kahine verecektir. Kahin bunu RABbin huzurunda sunacak ve kadını arıtacak. Böylece kadın kanamasından temizlenmiş sayılacak. Erkek ya da kız doğuran kadınla ilgili yasa budur.
“ Eğer kadının kuzu alacak gücü yoksa, biri yakmalık sunu, öbürü günah sunusu olmak üzere, iki kumru ya da iki güvercin yavrusu getirecek. Kahin kadını arıtacak ve kadın temiz sayılacaktır. ”

Eti Yenen ve Yenmeyen Hayvanlar – Levililer 11

RAB Musayla Haruna şöyle dedi: “İsrail halkına deyin ki, Karada yaşayan hayvanlardan şunların etini yiyebilirsiniz: Çatal ve yarık tırnaklı, geviş getiren hayvanların tümü. Ancak geviş getiren ve çatal tırnaklı olan hayvanlardan etini yememeniz gerekenler şunlardır: Deve geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır. Kaya tavşanı geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır. Tavşan geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır. Domuz çatal ve yarık tırnaklıdır, ama geviş getirmez. Sizin için kirli sayılır. Bu hayvanların etini yemeyecek, leşine dokunmayacaksınız, sizin için kirlidir.
“ Suda yaşayan hayvanlardan şunların etini yiyebilirsiniz: Denizde, akarsularda yaşayan pullu ve yüzgeçli canlıların etini yiyebilirsiniz. Denizdeki ve akarsulardaki bütün pulsuz ve yüzgeçsiz canlılar –suda toplu halde yaşayanlar ve ötekiler– sizin için iğrenç sayılır. Bunlar sizin için iğrenç sayılacak. Etlerini yemeyecek, leşlerinden tiksineceksiniz. Suda yaşayan bütün pulsuz ve yüzgeçsiz canlılar sizin için iğrenç sayılacak.
“ Tiksindirici kuşların etini yemeyecek, şunları iğrenç sayacaksınız: Kartal, kuzu kartalı, kara akbaba, çaylak, doğan türleri, bütün karga türleri, baykuş, puhu, martı, atmaca türleri, kukumav, karabatak, büyük baykuş, peçeli baykuş, ishakkuşu, akbaba, leylek, balıkçıl türleri, ibibik, yarasa.
“ Dört ayaklı ve kanatlı böceklerin hepsi sizin için iğrençtir. Ama dört ayaklı ve kanatlı olup ayaklarını sıçramak için kullanan bazılarının etini yiyebilirsiniz. Şunları yiyeceksiniz: Bütün çekirge türleri, küçük çekirge, cırcırböceği, ağustosböceği. Öbür dört ayaklı, kanatlı böceklerin hepsi sizin için iğrenç sayılır.
“ Sizi kirletecek şeyler şunlardır: Aşağıdaki hayvanların leşine dokunan akşama kadar kirli sayılacaktır. Kim aşağıdaki hayvanların leşini taşırsa giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli sayılacaktır. Çatal tırnaklı ama tırnağı yarık olmayan ve geviş getirmeyen her hayvan sizin için kirlidir. Bunlara dokunan da kirlenmiş sayılır. Dört ayaklı hayvanlardan pençelerini yere basarak yürüyenler sizin için kirlidir. Bunların leşine dokunanlar akşama kadar kirli sayılacaktır. Bunların leşini taşıyanlar giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli sayılacaktır. Çünkü bu hayvanlar sizin için kirlidir.
“ Küçük kara hayvanları içinde sizin için kirli sayılanlar şunlardır: Gelincik, fare, bütün kertenkele türleri –geko, varan, duvar kertenkelesi, düz keler– bukalemun. Sizin için kirli sayılan küçük kara hayvanları bunlardır. Bunların leşine dokunan akşama kadar kirli sayılacaktır. Bunlardan birinin leşi neyin üzerine düşerse onu da kirletir. İster tahta kap, ister giysi, ister deri, ister çul olsun suya konmalıdır. Akşama kadar kirli sayılacak ve akşam temizlenmiş olacaktır. Bunlardan biri toprak kabın içine düşerse, kabın içindekiler kirli sayılacaktır. Toprak kap kırılmalıdır. Toprak kaptaki sulu yiyecek ve her içecek kirli sayılacaktır. Bunlardan birinin leşi neyin üzerine düşerse onu da kirletir. Üzerine düştüğü ister fırın olsun, ister ocak, parçalanmalıdır. Çünkü onlar kirlidir ve sizin için kirli sayılacaktır. Ancak kaynak ya da su sarnıcı temiz sayılacaktır; ama bunların leşine dokunan kirli sayılacaktır. Eğer bu hayvanlardan birinin leşi ekin tohumunun üzerine düşerse, o tohum temiz sayılacaktır. Ama suya konmuş tohumun içine düşerse, tohum sizin için kirlidir.
“ Eti yenen hayvanlardan biri ölürse, leşine dokunan akşama kadar kirli sayılacaktır. Hayvanın leşinden yiyen giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli sayılacaktır. Leşi taşıyan da giysilerini yıkayacak ve akşama kadar kirli sayılacaktır.
“ Bütün küçük kara hayvanları iğrençtir. Yenmeyecektir. İster karnı üzerinde sürünen, ister dört ayaklı ya da çok ayaklı canlılar olsun, bunların hiçbirini yemeyeceksiniz. Çünkü bunlar iğrençtir. Bunların hiçbiriyle kendinizi kirletmeyin, iğrenç duruma sokmayın, kirli duruma düşmeyin. Tanrınız RAB benim. Kendinizi bana adayın ve kutsal olun. Çünkü ben kutsalım. Murdar küçük kara hayvanlarını yiyerek kendinizi kirletmeyin. Tanrınız olmak için sizi Mısırdan çıkaran RAB benim. Kutsal olun, çünkü ben kutsalım.
“ Kirli olanı temizden, eti yeneni eti yenmeyenden ayırt edebilmeniz için hayvanlar, kuşlar, suda toplu halde yaşayan bütün canlılar ve küçük kara hayvanlarıyla ilgili yasa budur. ”

Nadavla Avihunun Ölümüv – Levililer 10

Harunun oğulları Nadavla Avihu buhurdanlarını alıp içlerine ateş, ateşin üstüne de buhur koydular. RABbin buyruklarına aykırı bir ateş sundular. RAB bir ateş gönderdi. Ateş onları yakıp yok etti. RABbin huzurunda öldüler. Musa Haruna şöyle dedi: “RAB demişti ki,
Bana hizmet edenler kutsallığıma saygı duyacak
Ve halkın tümü beni yüceltecek. ” Harun hiçbir şey söylemedi.
Musa Harunun amcası Uzzielin oğullarını, Mişaelle Elsafanı çağırdı, “Gelin, kardeşlerinizi kutsal yerin önünden kaldırıp ordugahın dışına çıkarın” dedi. Geldiler ve Musanın buyurduğu gibi cesetleri üzerlerindeki mintanlarıyla ordugahın dışına çıkardılar.
Sonra Musa Harunla oğulları Elazarla İtamara, “Saçlarınızı dağıtmayın, giysilerinizi yırtmayın” dedi, “Yoksa ölürsünüz ve RAB bütün topluluğa öfkelenir. Ama kardeşleriniz, bütün İsrail halkı RABbin ateşle yok ettiği bu insanlar için yas tutsun. Buluşma Çadırının giriş bölümünden ayrılmayın, yoksa ölürsünüz. Çünkü RABbin mesh yağıyla kutsandınız.” Harunla oğulları Musanın dediğine uydular.
RAB Haruna şöyle dedi: “Sen ve oğulların Buluşma Çadırına şarap ya da herhangi bir içki içip girmeyin, yoksa ölürsünüz. Kuşaklar boyunca bir kural olsun bu. Kutsalla bayağı olanı, kirliyle temizi birbirinden ayırt etmelisiniz. RABbin Musa aracılığıyla İsrail halkına bildirdiği bütün kuralları onlara öğretmelisiniz.”
Musa Haruna ve sağ kalan oğulları Elazarla İtamara şöyle dedi: “RAB için yakılan sunulardan artan tahıl sunusunu alın, mayasız ekmek yapıp sunağın yanında yiyin. Çünkü çok kutsaldır. Onu kutsal bir yerde yemelisiniz. Çünkü RAB için yakılan sunulardan senin ve oğullarının payıdır bu. Bana böyle buyruk verildi. Sallamalık döşle bağış olarak sunulan budu ise oğulların ve kızlarınla birlikte temiz bir yerde yemelisin. Çünkü bunlar İsrail halkının sunduğu esenlik kurbanlarından senin ve çocuklarının payı olarak ayrıldı. Bağış olarak sunulan butla sallamalık döşü, yakılacak sunu yağlarıyla birlikte getirip RABbin önünde sallamalık sunu olarak sunacaklar. RABbin buyruğu uyarınca bunlar sonsuza dek senin ve çocuklarının payı olacak.”
Musa günah sunusu olarak sunulacak tekeyi soruşturdu, yakılmış olduğunu öğrenince, Harunun sağ kalan oğulları Elazarla İtamara çok öfkelendi, “Neden günah sunusunu kutsal bir yerde yemediniz?” diye sordu, “O çok kutsaldır. Topluluğun suçunu üstlenmesi ve günahlarını bağışlatmanız için RAB onu size vermişti. Tekenin kanı kutsal çadıra getirilmemiş. Buyurduğum gibi tekeyi kesinlikle kutsal yerde yemeniz gerekirdi.”
Harun, “Halk bugün RABbe günah sunusu ve yakmalık sunu sundu” diye yanıtladı, “Benim başıma ise bunlar geldi. Günah sunusunu bugün yemiş olsaydım, RAB bundan hoşnut olur muydu?” Musa yanıtı uygun buldu.

Kahinler Görevlerine Başlıyor – Levililer 9

Sekizinci gün Musa Harunla oğullarını ve İsrail ileri gelenlerini çağırdı. Haruna, “Kendin için günah sunusu olarak kusursuz bir erkek buzağı, yakmalık sunu olarak da kusursuz bir koç al, RABbe sun” dedi, “Sonra İsrail halkına de ki, Günah sunusu olarak bir teke, yakmalık sunu olarak da bir yaşında kusursuz bir buzağı ile bir kuzu alın. RABbin huzurunda esenlik sunusu olarak kurban edilmek üzere bir sığır ve bir koçla birlikte zeytinyağıyla yoğrulmuş tahıl sunusu getirin. Çünkü RAB bugün size görünecektir. ”
Musanın buyurdukları Buluşma Çadırının önüne getirildi. Herkes yaklaşıp RABbin huzurunda toplandı. Musa, “RAB şunları yapmanızı buyuruyor, o zaman RABbin yüceliği size görünecektir” dedi. Sonra Haruna, “Sunağa git, günah ve yakmalık sunularını sun” dedi, “Hem kendinin, hem de halkın günahlarını bağışlat. RABbin buyurduğu gibi halkın sunusunu sun, günahlarını bağışlat.”
Böylece Harun sunağa gidip kendisi için günah sunusu olarak sunulacak buzağıyı kesti. Oğulları buzağının kanını ona getirdiler. Harun parmağını kana batırıp sunağın boynuzlarına sürdü. Artan kanı sunağın dibine döktü. RABbin Musaya verdiği buyruğa uygun olarak günah sunusunun yağını, böbreklerini, karaciğerinin perdesini sunakta yaktı. Etiyle derisini ise ordugahın dışında yaktı.
Sonra yakmalık sunuyu kesti. Oğulları sununun kanını kendisine verdiler. O da kanı sunağın her yanına döktü. Sununun bütün parçalarını ve başını Haruna verdiler. Harun hepsini sunağın üzerinde yaktı. Sununun işkembesini, bağırsaklarını, ayaklarını yıkayıp sunakta yakmalık sununun üzerinde yaktı.
Bundan sonra Harun halkın sunusunu getirdi. Halkın günahları için sunulacak tekeyi kesti ve ilk sunu gibi bunu da günah sunusu olarak sundu.
Yakmalık sunuyu da kurallara uygun biçimde sundu. Sonra tahıl sunusunu getirdi. Bir avuç alıp her sabah sunulan yakmalık sunuya ek olarak sunağın üzerinde yaktı.
Halk için esenlik kurbanları olarak sunulacak sığırla koçu da kesti. Oğulları sunuların kanını kendisine verdiler. O da kanı sunağın her yanına döktü. Sığırla koçun yağlarını, kuyruk yağını, bağırsak ve işkembe yağlarını, böbreklerini ve karaciğerlerinin perdesini döşlerin üzerine koydular. Harun yağları sunakta yaktı. Musanın buyurduğu gibi döşleri ve sağ budu sallamalık sunu olarak RABbin huzurunda salladı.
Harun günah, yakmalık, esenlik sunularını sunduktan sonra ellerini halka doğru uzatarak onları kutsadı ve aşağıya indi.
Musayla Harun Buluşma Çadırına girdiler. Dışarı çıkınca halkı kutsadılar. O zaman RABbin yüceliği halka göründü. RAB bir ateş gönderdi. Ateş sunağın üzerindeki yakmalık sunuyu, yağları yakıp küle çevirdi. Bunu gören halkın tümü sevinçle haykırarak yüzüstü yere kapandı.

Harunla Oğullarının Kahin Atanması – Levililer 8

RAB Musaya şöyle dedi: “Harunla oğullarını, kahin giysilerini, mesh yağını, günah sunusu olarak sunulacak boğayı, iki koçu ve mayasız ekmek sepetini Buluşma Çadırının giriş bölümüne getir. Bütün topluluğu da oraya çağır.” Musa RABbin buyruğunu yerine getirdi. Herkes Buluşma Çadırının önünde toplandı.
Musa topluluğa, “Şimdi RABbin buyruğunu yerine getireceğim” dedi. Harunla oğullarını öne çıkarıp yıkadı. Haruna mintanı giydirdi, beline kuşağı bağladı, üzerine kaftanı, onun üzerine de efodu giydirdi. Ustaca dokunmuş şeridiyle efodu bağladı. Üzerine göğüslüğü taktı, göğüslüğün içine Urim ile Tummimi koydu. Başına sarığı sardı, ön kısmına kutsal tacı, altın levhayı koydu. Musa her şeyi RABbin buyurduğu gibi yaptı.
Sonra mesh yağını aldı, Tanrının Konutunu ve içindeki her şeyi meshederek kutsal kıldı. Yağı yedi kez sunağın üzerine serpti; sunağı, sunağın bütün aletlerini, kazanı ve ayaklıklarını kutsal kılmak için meshetti. Harunu kutsal kılmak için başına yağ dökerek meshetti. Harunun oğullarını öne çıkardı, onlara mintan giydirdi, bellerine kuşak bağladı, başlarına başlık koydu. Musa her şeyi RABbin buyurduğu gibi yaptı.
Sonra günah sunusu olarak sunulacak boğayı getirdi. Harunla oğulları ellerini boğanın başına koydular. Musa boğayı kesti. Sunağı pak kılmak için kanını parmağıyla sunağın boynuzlarına çepeçevre sürdü. Artan kanı sunağın dibine döktü. Böylece sunağı arındırıp kutsal kıldı. Musa hayvanın bağırsak ve işkembe yağlarını, karaciğer perdesini, böbreklerini ve böbrek yağlarını sunağın üzerinde yaktı. Boğanın geri kalan kısmını da –derisini, etini, gübresini– ordugahın dışında yaktı. Musa her şeyi RABbin buyurduğu gibi yaptı.
Sonra yakmalık sunu olarak sunulacak koçu getirdi. Harunla oğulları ellerini koçun başına koydular. Musa koçu kesti, kanını sunağın her yanına döktü. Koçu parçalara ayırıp parçaları, başını ve iç yağını yaktı. Bağırsaklarını, işkembesini, ayaklarını yıkadı ve koçun tümünü sunağın üzerinde yaktı. Bu bir yakmalık sunu, RABbi hoşnut eden koku, yakılan sunuydu. Musa her şeyi RABbin buyurduğu gibi yaptı.
Sonra öteki koçu, atanma sunusu olarak sunulacak koçu getirdi. Harunla oğulları ellerini koçun başına koydular. Musa koçu kesti. Kanını Harunun sağ kulak memesine, sağ elinin ve sağ ayağının baş parmaklarına sürdü. Sonra Harunun oğullarını öne çıkardı. Onların da sağ kulak memelerine, sağ ellerinin ve ayaklarının baş parmaklarına kan sürdü. Artan kanı sunağın her yanına döktü. Hayvanın yağını, kuyruk yağını, bağırsak ve işkembe yağlarını, karaciğer perdesini, böbreklerini, böbrek yağlarını ve sağ budunu aldı. Sonra RABbin huzurunda bulunan mayasız ekmek sepetinden bir ekmek, yağlı pide ve yufka alıp hayvanın yağlarının ve sağ budunun üzerine koydu. Hepsini Harunla oğullarının eline verdi. Bunları RABbin huzurunda sallamalık sunu olarak salladı. Sonra ellerinden alıp sunakta yakmalık sununun üzerinde yaktı. Bunlar atanma sunusu, RABbi hoşnut eden koku ve RAB için yakılan sunuydu. Bundan sonra Musa döşü aldı ve sallamalık sunu olarak RABbin huzurunda salladı. Atanma sunusu olarak sunulan koçtan Musanın payına düşen buydu. Musa her şeyi RABbin buyurduğu gibi yaptı.
Musa mesh yağını ve sunağın üzerindeki kanı alıp Harunla oğullarının ve giysilerinin üzerine serpti. Böylece Harunu, oğullarını ve giysilerini kutsal kılmış oldu.
Sonra Harunla oğullarına, “Eti Buluşma Çadırının giriş bölümünde haşlayın” dedi, “ Eti Harunla oğulları yiyecek diye buyurmuştum. Atanma sunularının bulunduğu sepetteki ekmekle birlikte onu orada yiyin. Etten ve ekmekten artanı yakın. Atanma günleriniz doluncaya kadar, yedi gün boyunca Buluşma Çadırının giriş bölümünden ayrılmayın. Çünkü atanmanız yedi gün sürecek. Bugün yapılan her şeyi günahlarınızı bağışlatmak için RAB buyurdu. Yedi gün boyunca gece gündüz Buluşma Çadırının giriş bölümünde bekleyecek, RABbin buyruğunu yerine getireceksiniz. Öyle ki, ölmeyesiniz. Bana böyle buyruk verildi.” Böylece Harunla oğulları RABbin Musa aracılığıyla verdiği bütün buyrukları yerine getirdiler.

Kahinlerin Payı – Levililer 7

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, RABbe esenlik kurbanı sunmak isteyen biri, esenlik kurbanının bir parçasını RABbe sunmalı. RAB için yakılan sunusunu kendi eliyle getirmeli. Hayvanın yağını döşüyle birlikte getirecek ve döş RABbin huzurunda sallamalık bir sunu olarak sallanacak. Kahin yağı sunağın üzerinde yakacak, ama döş Harunla oğullarının olacak. Esenlik kurbanlarınızın sağ budunu bağış olarak kahine vereceksiniz. Harunoğulları arasında esenlik sunusunun kanını ve yağını kim sunuyorsa, sağ but onun payı olacak. İsrail halkının sunduğu esenlik kurbanlarından sallamalık döşü ve bağış olarak sunulan budu aldım. İsrail halkının payı olarak bunları sonsuza dek Kahin Harunla oğullarına verdim. ”
Harunla oğulları kahin atandıkları gün RAB için yakılan sunulardan paylarına bu düştü. RAB onları meshettiği gün İsrail halkına buyruk vermişti. Adağın bu parçaları gelecek kuşaklar boyunca onların payı olacaktı.
Yakmalık, tahıl, suç, günah, atanma sunularının ve esenlik kurbanlarının yasası budur. RAB, bu buyruğu çölde, Sina Dağında İsrail halkından kendisine sunu sunmalarını istediği gün Musaya vermişti.

Yağ ve Kan Yenmemeli – Levililer 7

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına de ki, İster sığır, ister koyun ya da keçi yağı olsun, hayvan yağı yemeyeceksiniz. Kendiliğinden ölen ya da yabanıl hayvanların parçaladığı bir hayvanın yağı başka şeyler için kullanılabilir, ama hiçbir zaman yenmemeli. Kim yakılan ve RABbe sunulan hayvanlardan birinin yağını yerse, halkımın arasından atılacak. Nerede yaşarsanız yaşayın, hiçbir kuşun ya da hayvanın kanını yemeyeceksiniz. Kan yiyen herkes halkımın arasından atılacak. ”

Esenlik Sunusu – Levililer 7

“ RABbe sunulacak esenlik kurbanının yasası şudur: Eğer adam sunusunu RABbe şükretmek için sunuyorsa, sunusunun yanısıra zeytinyağıyla yoğrulmuş mayasız pideler, üzerine zeytinyağı sürülmüş mayasız yufkalar ve iyice karıştırılmış ince undan yağla yoğrulmuş mayasız pideler de sunacak. RABbe şükretmek için, esenlik sunusunu mayalı ekmek pideleriyle birlikte sunacak. Her sunudan birini RABbe bağış sunusu olarak sunacak ve o sunu esenlik sunusunun kanını sunağa döken kahinin olacak. RABbe şükretmek için sunulan esenlik kurbanının eti, sununun sunulduğu gün yenecek, sabaha bırakılmayacak.
“ Biri gönülden verilen bir sunu ya da dilediği adağı sunmak istiyorsa, kurbanın eti sununun sunulduğu gün yenecek, artakalırsa ertesi güne bırakılabilecek. Ancak üçüncü güne bırakılan kurban eti yakılacak. Esenlik kurbanının eti üçüncü gün yenirse sunu kabul edilmeyecek, geçerli sayılmayacak. Çünkü et kirlenmiş sayılır ve her yiyen suçunun cezasını çekecektir.
“ Kirli sayılan herhangi bir şeye dokunan et yenmemeli, yakılmalıdır. Öteki etlere gelince, temiz sayılan bir insan o etlerden yiyebilir. Ama biri kirli sayıldığı sürece RABbe sunulan esenlik kurbanının etini yerse, halkın arasından atılacak. Ayrıca kirli sayılan herhangi bir şeye, insandan kaynaklanan bir kirliliğe, kirli bir hayvana ya da kirli ve iğrenç bir şeye dokunup da RABbe sunulan esenlik kurbanının etinden yiyen biri halkın arasından atılacak. ”

Suç Sunusu – Levililer 7

“ Çok kutsal olan suç sunusunun yasası şudur: Suç sunusu yakmalık sununun kesildiği yerde kesilecek ve kanı sunağın her yanına dökülecek. Hayvanın bütün yağı alınacak, kuyruk yağı, bağırsak ve işkembe yağları, böbrekleri, böbrek üstü yağları, karaciğerden böbreklere uzanan perde ayrılacak. Kahin bunların hepsini sunak üzerinde, RAB için yakılan sunu olarak yakacak. Bu suç sunusudur. Kahinler soyundan gelen her erkek bu sunuyu yiyebilir. Sunu kutsal bir yerde yenecek, çünkü çok kutsaldır.
“ Suç ve günah sunuları için aynı yasa geçerlidir. Et, sunuyu sunarak günahı bağışlatan kahinindir. Yakmalık sununun derisi de sunuyu sunan kahinindir. Fırında, tavada ya da sacda pişirilen her tahıl sunusu onu sunan kahinin olacak. Zeytinyağıyla yoğrulmuş ya da kuru tahıl sunuları da Harunoğullarına aittir. Aralarında eşit olarak bölüşülecektir. ”

Günah Sunusu – Levililer 6

RAB Musaya şöyle dedi: “Harunla oğullarına de ki, Günah sunusu yasası şudur: Günah sunusu yakmalık sununun kesildiği yerde, RABbin huzurunda kesilecek. Çok kutsaldır. Hayvanı sunan kahin onu kutsal bir yerde, Buluşma Çadırının giriş bölümünde yiyecek. Sununun etine her dokunan kutsal sayılacak. Kanı birinin giysisine sıçrarsa, giysi kutsal bir yerde yıkanmalı. İçinde etin haşlandığı çömlek kırılmalı. Ancak tunç bir kapta haşlanmışsa, kap iyice ovulup suyla durulanmalı. Kahinler soyundan gelen her erkek bu sunuyu yiyebilir. Çok kutsaldır. Ama kutsal yerde günah bağışlatmak için kanı Buluşma Çadırına getirilen günah sunusunun eti yenmeyecek, yakılacaktır. ”

Tahıl Sunusu – Levililer 6

“ Tahıl sunusu yasası şudur: Harunun oğulları onu sunağın önünde RABbe sunacaklar. Kahin üzerindeki günnükle birlikte tahıl sunusunun ince unundan ve zeytinyağından bir avuç alıp anma payı ve RABbi hoşnut eden koku olarak sunakta yakacak. Artakalanı Harunla oğulları yiyecekler. Onu kutsal bir yerde, Buluşma Çadırının avlusunda mayasız ekmek olarak yemeliler. Mayayla pişirilmemeli. Bunu yakılan sunulardan, kahinlerin payı olarak verdim. Suç sunusu, günah sunusu gibi bu da çok kutsaldır. Harun soyundan gelen her erkek ondan yiyebilir. RAB için yakılan sunularda onların kuşaklar boyunca sonsuza dek payları olacak. Sunulara her dokunan kutsal sayılacak. ”
RAB Musaya şöyle dedi: “Harun kahin olarak meshedildiği gün, Harunla oğulları tahıl sunusu olarak RABbe yarısı sabah, yarısı akşam olmak üzere, onda bir efa ince un sunacaklar. Bu sürekli bir sunu olacak. Zeytinyağıyla iyice yoğrulup sacda pişirilecek. Tahıl sunusunu getirip RABbi hoşnut eden koku olarak pişmiş parçalar halinde sunacaklar. Bunu Harun soyundan gelen meshedilmiş kahin RABbe sunacak. Sürekli bir kural olacak bu. Sununun tümü yakılacak. Kahinin sunduğu her tahıl sunusu tümüyle yakılmalı, hiç yenmemeli.”

Kahinlerin Sunu Sunma Kuralları – Levililer 6

RAB Musaya şöyle dedi: “Harunla oğullarına buyruk ver: Yakmalık sunu yasası şudur: Yakmalık sunu bütün gece, sabaha kadar sunaktaki ateşin üzerinde kalacak. Sunağın üzerindeki ateş sönmeyecek. Kahin keten giysisini, donunu giyecek. Sunağın üzerindeki yakmalık sunudan kalan külü toplayıp sunağın yanına koyacak. Giysilerini değiştirdikten sonra külü ordugahın dışında temiz bir yere götürecek. Sunağın üzerindeki ateş sürekli yanacak, hiç sönmeyecek. Kahin her sabah ateşe odun atacak, yakmalık sununun parçalarını odunların üzerine dizecek, onun üzerinde de esenlik sunularının yağını yakacak. Sunağın üzerindeki ateş sürekli yanacak, hiç sönmeyecek. ”

Suç Sunusu – Levililer 6

RAB Musaya şöyle dedi: “Eğer biri günah işler, RABbe ihanet eder, kendisine emanet edilen, rehin bırakılan ya da çalıntı bir mal konusunda komşusunu aldatır ya da ona haksızlık ederse, kayıp bir eşya bulup yalan söylerse, yalan yere ant içerse, yani insanların işleyebileceği bu suçlardan birini işlerse, günah işlemiş olur ve suçlu sayılır. Çaldığı ya da haksızlıkla ele geçirdiği şeyi, kendisine emanet edilen ya da bulduğu kayıp eşyayı, ya da hakkında yalan yere ant içtiği şeyi, üzerine beşte birini de ekleyerek, suç sunusunu getirdiği gün sahibine geri vermeli. RABbe suç sunusu olarak kahine belli değeri olan kusursuz bir koç getirmeli. Kahin RABbin huzurunda onun günahını bağışlatacak; işlediği suç ne olursa olsun kişi bağışlanacak.”

Suç Sunusu – Levililer 5

RAB Musaya şöyle dedi: “Eğer biri RABbe adanmış nesnelere el uzatır, bilmeden günah işlerse, suç sunusu olarak RABbe küçükbaş hayvanlardan kusursuz bir koç getirmeli. Değeri gümüş şekelle, kutsal yerin şekeliyle ölçülmeli. Adanmış nesneler konusunda işlediği günahın karşılığını ödemeli ve beşte birini üzerine ekleyip kahine vermeli. Kahin suç sunusu olan koçla kişinin günahını bağışlatacak ve kişi bağışlanacak.
“Eğer biri günah işler, RABbin buyruklarından birinde yasak olanı yaparsa, bilmeden yapsa bile, suç işlemiş olur; suçunun cezasını çekecektir. Kahine suç sunusu olarak küçükbaş hayvanlardan belli değeri olan kusursuz bir koç getirmeli. Kahin kişinin bilmeden işlediği günahı bağışlatacak ve kişi bağışlanacak. Bu suç sunusudur. Kişi gerçekten RABbe karşı suç işlemiştir.”

Günah Sunusu – Levililer 5

“ Lanetleneceğini bile bile gördüğüne ya da bildiğine tanıklık etmeyen kişi günah işlemiş olur ve suçunun cezasını çekecektir.
“ Biri bilmeden kirli sayılan herhangi bir şeye, yabanıl, evcil ya da küçük bir hayvan leşine dokunursa, kirlenmiş olur ve suçlu sayılır.
“ Biri bilmeden kirli sayılan bir insana ya da insandan kaynaklanan kendisini kirletecek herhangi bir şeye dokunursa, ne yaptığını anladığı an suçlu sayılacaktır.
“ Biri hangi konuda olursa olsun, kötülük ya da iyilik yapmak için, düşünmeden ve ne yaptığını bilmeden ant içerse, bunu anladığı an suçlu sayılacaktır.
“ Kişi bu suçlardan birini işlediği zaman, günahını itiraf etmeli. Günahının bedeli olarak RABbe bir suç sunusu getirmeli. Bu sunu küçükbaş hayvanlardan olmalı. Dişi bir kuzu ya da keçi olabilir. Kahin kişinin günahını bağışlatacaktır.
“ Eğer kuzu alacak gücü yoksa, suçuna karşılık biri günah sunusu, öbürü yakmalık sunu olmak üzere RABbe iki kumru ya da iki güvercin sunmalı. Bunları kahine getirmeli. Kahin önce günah sunusunu sunacak. Kuşun boynunu kırmalı, ama başını koparmamalı. Sununun kanından birazını sunağın yan yüzüne serpmeli. Artakalan kan sunağın dibine akıtılmalı. Bu günah sunusudur. Kahin bundan sonra ikinci kuşu yakmalık sunu olarak kurallara göre sunacak. Kahin kişinin günahını bağışlatacak ve kişi bağışlanacak.
“ Eğer iki kumru ya da iki güvercin alacak gücü yoksa, günahına karşılık günah sunusu olarak onda bir efa ince un getirmeli. Üzerine zeytinyağı dökmemeli, günnük de koymamalı; çünkü bu günah sunusudur. Onu kahine vermeli. Kahin anma payı olarak bir avuç dolusu alıp sunakta, RAB için yakılan sunuların üzerinde yakacak. Bu günah sunusudur. Kahin kişinin günahını bağışlatacak ve kişi bağışlanacak. Tahıl sunusunda olduğu gibi, artakalan un kahinin olacaktır. ”

Günah Sunusu – Levililer 4

RAB Musaya şöyle dedi: “İsrail halkına söyle: Biri buyruklarımdan birinde yasakladığım bir şeyi yapar, bilmeden günah işlerse; meshedilmiş kahin günah işleyerek halkını da suçlu kılarsa, işlediği günahtan ötürü RABbe günah sunusu olarak kusursuz bir boğa sunmalı. Boğayı Buluşma Çadırının giriş bölümüne, RABbin önüne getirip elini onun başına koymalı ve RABbin huzurunda onu kesmeli. Meshedilmiş kahin boğa kanının birazını Buluşma Çadırına götürecek. Parmağını kana batırıp En Kutsal Yerin perdesi önünde, RABbin huzurunda yedi kez serpecek. Sonra çadırda, RABbin huzurunda, buhur sunağının boynuzlarına sürecek. Boğanın artakalan kanını çadırın giriş bölümündeki yakmalık sunu sunağının dibine dökecek. Günah sunusu olarak adanan boğanın bütün yağını alacak. Bağırsak ve işkembe yağlarını, böbrekleri, böbrek üstü yağlarını, karaciğerden böbreklere uzanan perdeyi, esenlik kurbanı olarak sunulan sığırda olduğu gibi ayıracak. Bunları yakmalık sunu sunağı üzerinde yakacak. Boğanın artakalan parçalarını; derisini, etinin tümünü, başını, ayaklarını, işkembesini, bağırsaklarını, gübresini ordugahın dışında küllerin döküldüğü temiz bir yere götürecek; küllerin üzerinde odun ateşiyle yakacak.
“ Eğer bütün İsrail topluluğu bilmeden günah işler, RABbin buyruklarından birinde yasaklanmış olanı yaparsa durum gözden kaçsa bile suçlu sayılır. İşlediği günah açığa çıkınca, topluluk günah sunusu olarak bir boğa sunmalı, onu Buluşma Çadırının önüne getirmeli. RABbin huzurunda topluluğun ileri gelenleri ellerini boğanın başına koyacak ve boğa RABbin huzurunda kesilecek. Meshedilmiş kahin boğanın kanını Buluşma Çadırına götürecek. Parmağını kana batırıp RABbin huzurunda, perdenin önünde yedi kez serpecek. Sonra çadırda RABbin huzurunda bulunan sunağın boynuzlarına sürecek. Boğanın artakalan kanını çadırın giriş bölümündeki yakmalık sunu sunağının dibine dökecek. Boğanın bütün yağını alıp sunağın üzerinde yakacak. Günah sunusu olarak sunulan boğaya yaptığının aynısını yapacak. Böylece kahin halkın günahlarını bağışlatacak ve halk bağışlanacak. İlk boğayı yaktığı gibi bunu da ordugahın dışına çıkarıp yakacak. Topluluğun günah sunusudur bu.
“ Önderlerden biri günah işler, bilmeden Tanrısı RABbin buyruklarından birinde yasak olanı yaparsa, suçlu sayılır. İşlediği günah kendisine açıklanırsa, sunu olarak kusursuz bir teke getirmeli. Elini tekenin başına koymalı ve yakmalık sunuların kesildiği yerde RABbin huzurunda onu kesmeli. Bu bir günah sunusudur. Kahin günah sunusunun kanına parmağını batırıp yakmalık sunu sunağının boynuzlarına sürecek. Artakalan kanı yakmalık sunu sunağının dibine dökecek. Tekenin bütün yağını esenlik kurbanının yağı gibi sunak üzerinde yakacak. Kahin kişinin günahını bağışlatacak ve kişi bağışlanacak.
“ Eğer halktan biri RABbin buyruklarından birinde yasak olanı yapar, bilmeden günah işlerse, suçlu sayılır. İşlediği günah kendisine açıklanırsa, günahından ötürü sunu olarak kusursuz bir dişi keçi getirmeli. Elini günah sunusunun başına koymalı ve yakmalık sunuların kesildiği yerde onu kesmeli. Kahin sununun kanına parmağını batırıp yakmalık sunu sunağının boynuzlarına sürecek. Artakalan kanı sunağın dibine dökecek. Kişi keçinin bütün yağını, esenlik kurbanında olduğu gibi ayıracak. Kahin RABbi hoşnut eden koku olarak onu sunakta yakacak, kişinin günahını bağışlatacak ve kişi bağışlanacak.
“ Eğer biri günah sunusu olarak bir kuzu getirirse, kuzu dişi ve kusursuz olmalı. Elini günah sunusunun başına koyacak ve yakmalık sunuların kesildiği yerde onu günah sunusu olarak kesecek. Kahin sununun kanına parmağını batırıp yakmalık sunu sunağının boynuzlarına sürecek. Artakalan kanı sunağın dibine dökecek. Esenlik kurbanı kuzusunda olduğu gibi kişi sununun bütün yağını ayırmalı. Kahin RAB için yakılan sunuların üzerinde hepsini sunakta yakacak. Kahin kişinin günahını bağışlatacak ve kişi bağışlanacak.

Esenlik Sunusu – Levililer 3

“ Eğer biri esenlik kurbanı olarak sığır sunmak istiyorsa, RABbe erkek ya da dişi, kusursuz bir hayvan sunmalı. Elini sununun başına koyup onu Buluşma Çadırının giriş bölümünde kesmeli. Harun soyundan gelen kahinler kanı sunağın her yanına dökecekler. Kişi esenlik sunusunun bazı parçalarını RAB için yakılan sunu olarak sunmalı. Sununun bağırsak ve işkembe yağlarını, böbreklerini, böbrek üstü yağlarını, karaciğerden böbreklere uzanan perdeyi ayıracak. Harunun oğulları sunakta yanan odunların üzerinde duran yakmalık sununun üzerinde bunları yakacak. Yakılan sunu, RABbi hoşnut eden kokudur.
“ Eğer kişi esenlik kurbanı olarak RABbe davar sunmak istiyorsa, erkek ya da dişi, sunusu kusursuz olmalı. Eğer kuzu sunmak istiyorsa, RABbin önünde sunmalı. Elini sununun başına koyup onu Buluşma Çadırının önünde kesmeli. Harunun oğulları kanı sunağın her yanına dökecekler. Kişi esenlik kurbanının bazı parçalarını RAB için yakılan sunu olarak sunmalı. Yağını almalı, kuyruk sokumunun dibinden bütün kuyruk yağını kesmeli, bağırsak ve işkembe yağlarını, böbreklerini, böbrek üstü yağlarını, karaciğerden böbreklere uzanan perdeyi ayırmalı. Kahin bunları sunağın üzerinde yakacak. RAB için yakılan yiyecek sunusudur bu.
“ Eğer sunusu keçi ise, onu RABbin önünde sunmalı. Elini sununun başına koyup onu Buluşma Çadırının önünde kesmeli. Harunun oğulları kanı sunağın her yanına dökecekler. RAB için yakılan sunu olarak sunudan şunları ayırıp sunmalı: Bağırsak ve işkembe yağlarını, böbrekleri, böbrek üstü yağlarını, karaciğerden böbreklere uzanan perdeyi. Kahin bütün bunları sunağın üzerinde yakacak. Yakılan yiyecek sunusudur bu. Kokusu RABbi hoşnut eder. Yağın tümü RABbe aittir. Hayvan yağı ve kan yemeyeceksiniz. Yaşadığınız her yerde kuşaklar boyunca bu kural hep geçerli olacak. ”

Tahıl Sunusu – Levililer 2

“ Biri RABbe tahıl sunusu getirdiği zaman, sunusu ince undan olmalı. Üzerine zeytinyağı dökerek ve günnük koyarak sunuyu Harun soyundan gelen kahinlere götürmeli. Kahin avuç dolusu ince un, zeytinyağı ve bütün günnüğü alıp sunağın üzerinde anma payı olarak yakacak. Bu yakılan sunu ve RABbi hoşnut eden kokudur. Tahıl sunusundan artakalan Harunla oğullarına bırakılmalı. RAB için yakılan bir sunu olduğundan çok kutsaldır.
“ Eğer fırında pişirilmiş tahıl sunusu sunuyorsan, zeytinyağıyla yoğrulmuş ince undan yapılmış mayasız pideler ya da üzerine yağ sürülmüş mayasız yufkalar olmalı. Eğer sunu sacda pişirilmiş tahıl sunusu ise, zeytinyağıyla yoğrulmuş mayasız ince undan yapılmalı. Onu sunarken parçalara ayırıp üzerine zeytinyağı dökeceksin. Bu tahıl sunusudur. Eğer sunu tavada pişirilmiş tahıl sunusu ise, ince un ve zeytinyağıyla yoğrulmuş olmalı. Böyle yapılmış tahıl sunusunu RABbe sunmak için getirip kahine vereceksin. Kahin de onu sunağa götürecek. Anma payı olarak tahıl sunusundan bir parça alıp yakılan sunu ve RABbi hoşnut eden koku olarak sunak üzerinde yakacak. Tahıl sunusundan artakalan Harunla oğullarına bırakılmalı. RAB için yakılan bir sunu olduğundan çok kutsaldır.
“ RABbe sunacağınız tahıl sunularının hiçbirine maya katılmamalı. Çünkü RAB için yakılan sunu içinde hiçbir zaman maya ya da bal yakılmamalı. Bunları ilk ürünlerinizin sunusu olarak RABbe sunabilirsiniz. Ancak RABbi hoşnut eden koku olarak sunak üzerinde sunulmamaları gerekir. Bütün tahıl sunularını tuzlayacaksınız. Tanrının sizinle yaptığı antlaşmayı simgeleyen tuzu tahıl sunularından hiç eksik etmeyeceksiniz. Bütün sunulara tuz katacaksınız.
“ Eğer RABbe ilk ürünlerin tahıl sunusunu getiriyorsan, kavrulup dövülmüş, taze devşirilmiş buğday başakları sunacaksın. Üzerine zeytinyağı ve günnük koyacaksın. Tahıl sunusudur bu. Kahin biraz dövülmüş buğday ve zeytinyağı alıp günnüğün tümüyle birlikte anma payı olarak yakacak. RAB için yakılan sunudur bu. ”

Yakmalık Sunu – Levililer 1

RAB Musayı çağırıp Buluşma Çadırından ona şöyle seslendi: “İsrail halkıyla konuş, onlara de ki, İçinizden biri RABbe sunu olarak bir hayvan sunacağı zaman, sığır ya da davar sunmalı.
“ Eğer yakmalık sunu sığırsa, kusursuz ve erkek olmalı. RABbin sunuyu kabul etmesi için onu Buluşma Çadırının giriş bölümünde sunmalı. Elini yakmalık sununun başına koymalı. Sunu kişinin günahlarının bağışlanması için kabul edilecektir. Boğayı RABbin önünde kesmeli. Harun soyundan gelen kahinler boğanın kanını getirip Buluşma Çadırının giriş bölümündeki sunağın her yanına dökecekler. Sonra kişi yakmalık sunuyu yüzüp parçalara ayırmalı. Kahin Harunun oğulları sunakta ateş yakıp üzerine odun dizecekler. Hayvanın başını, iç yağını, parçalarını sunakta yanan odunların üzerine yerleştirecekler. Kişi hayvanın işkembesini, bağırsaklarını ve ayaklarını yıkayacak. Kahin de hepsini yakmalık sunu, yakılan sunu ve RABbi hoşnut eden koku olarak sunağın üzerinde yakacaktır.
“ Eğer kişi yakmalık sunu olarak davar, yani koyun ya da keçi sunmak istiyorsa, sunusu kusursuz ve erkek olmalı. Onu sunağın kuzeyinde, RABbin önünde kesmeli. Harun soyundan gelen kahinler kanı sunağın her yanına dökecekler. Kişi başını, iç yağını kesip hayvanı parçalara ayırmalı. Kahin bunları sunakta yanan odunların üzerine yerleştirecek. Kişi hayvanın işkembesini, bağırsaklarını, ayaklarını yıkamalı. Kahin bunları sunak üzerinde yakarak sunmalı. Bu yakmalık sunu, yakılan sunu ve RABbi hoşnut eden kokudur.
“ Eğer kişi yakmalık sunu olarak RABbe kuş sunmak istiyorsa, kumru ya da güvercin sunmalı. Kahin sunuyu sunağa getirecek, başını ayırıp sunağın üzerinde yakacak. Kuşun kanı sunağın yan tarafından akıtılacak. Kahin kuşun kursağını pisliğiyle birlikte çıkarıp sunağın doğusundaki küllüğe atacak. Kanatlarını tutarak kuşu ikiye bölecek, ama tümüyle ayırmayacak. Sonra kuşu sunakta yanan odunların üstünde yakmalı. Bu yakmalık sunu, yakılan sunu ve RABbi hoşnut eden kokudur. ”

Buluşma Çadırı Üstündeki Bulut – Çıkış 40

O zaman bulut Buluşma Çadırını kapladı ve RABbin görkemi konutu doldurdu. Musa Buluşma Çadırına giremedi; çünkü bulut her yeri kaplamış, RABbin görkemi konutu doldurmuştu. İsrailliler ancak bulut konutun üzerinden kalkınca göçerlerdi. Bulut durdukça yerlerinden ayrılmaz, kalkacağı günü beklerlerdi. Böylece bütün yolculuklarında konutun üzerinde gündüzün RABbin bulutu, gece de ateş İsraillilere yol gösterdi.

Buluşma Çadırının Düzenlenmesi ve Adanması – Çıkış 40

RAB Musaya şöyle dedi: “Konutu, yani Buluşma Çadırını birinci ayın ilk günü kur. Levha Sandığını oraya getirip perdeyle gizle. Masayı içeri getir, gereken her şeyi üzerine diz. Kandilliği getirip kandillerini yak. Altın buhur sunağını Levha Sandığının önüne koy, konutun giriş bölümüne perdesini tak. Yakmalık sunu sunağını konutun –Buluşma Çadırının– giriş bölümüne koy. Kazanı çadırla sunak arasına koyup içine su doldur. Çadırın çevresini avluyla kapat, avlunun girişine perdesini as.
“Sonra mesh yağıyla konutu ve içindeki bütün eşyaları meshederek kutsal kıl. Böylece konutla takımları kutsal olacak. Yakmalık sunu sunağıyla takımlarını meshet, sunağı kutsal kıl. Sunak çok kutsal olacak. Kazan ve kazan ayaklığını meshederek kutsal kıl.
“Harunla oğullarını Buluşma Çadırının giriş bölümüne getirip yıka. Haruna kutsal giysileri giydir, bana kahinlik etmesi için onu meshederek kutsal kıl. Oğullarını getirip mintanları giydir. Bana kahinlik etmeleri için babaları gibi onları da meshet. Bu mesh onların kuşaklar boyu sürekli kahin olmalarını sağlayacak.”
Musa her şeyi RABbin kendisine buyurduğu gibi yaptı. Böylece ikinci yılın birinci ayının birinci günü konut kuruldu. Musa konutu kurdu, tabanlarını koydu, çerçevelerini yerleştirdi, kirişlerini taktı, direklerini dikti. Çadırı tıpkı RABbin kendisine buyurduğu gibi konutun üzerine gerdi, çadır örtüsünü üzerine örttü. Antlaşma Levhalarını sandığa koydu, sandık sırıklarını taktı, Bağışlanma Kapağını sandığın üzerine yerleştirdi. RABbin kendisine buyurduğu gibi Levha Sandığını konuta getirdi, bölme perdesini asarak sandığı gizledi.
Masayı Buluşma Çadırına, konutun kuzeyine, perdenin dışına koydu. RABbin huzurunda, RABbin kendisine buyurduğu gibi üzerine ekmekleri dizdi. Kandilliği Buluşma Çadırına, masanın karşısına, konutun güneyine koydu. RABbin kendisine buyurduğu gibi, RABbin huzurunda kandilleri yaktı. Altın sunağı Buluşma Çadırına, perdenin önüne koydu. RABbin kendisine buyurduğu gibi üzerinde güzel kokulu buhur yaktı. Konutun giriş bölümünün perdesini taktı. RABbin kendisine buyurduğu gibi yakmalık sunu sunağını Buluşma Çadırının giriş bölümüne koydu, üzerinde yakmalık sunu ve tahıl sunusu sundu. Kazanı Buluşma Çadırı ile sunak arasına koydu, yıkanmak için içine su doldurdu. Musa, Harun ve Harunun oğulları ellerini, ayaklarını orada yıkadılar. Ne zaman Buluşma Çadırına girip sunağa yaklaşsalar RABbin Musaya buyurduğu gibi orada yıkandılar. Musa konutla sunağı avluyla çevirdi. Avlunun girişine perdeyi asarak işi tamamladı.

İşin Tamamlanması – Çıkış 39

Böylece konutun, yani Buluşma Çadırının bütün işleri tamamlandı. İsrailliler her şeyi tıpkı RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptılar. Konutu, çadırla bütün takımlarını, kopçalarını, çerçevelerini, kirişlerini, direklerini, tabanlarını; kırmızı boyalı koç derisinden örtüyü, deri örtüyü, bölme perdesini; Levha Sandığıyla sırıklarını, Bağışlanma Kapağını; masayla takımlarını, Tanrının huzuruna konan ekmekleri; saf altın kandilliği, üstüne dizilecek kandillerle takımlarını, kandil için zeytinyağını; altın sunağı, mesh yağını, güzel kokulu buhuru, çadırın giriş bölümünün perdesini; tunç sunakla ızgarasını, sırıklarını, bütün takımlarını, kazanı, kazan ayaklığını; avlunun perdelerini, direklerini, direk tabanlarını, avlu girişinin perdesini, iplerini, kazıklarını, konutta, yani Buluşma Çadırındaki hizmet için gerekli bütün aletleri; kutsal yerdeki hizmet için dokunmuş giysileri, Kahin Harunun kutsal giysilerini, oğullarının kahin giysilerini Musaya gösterdiler. Her şeyi tıpkı RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptılar. Musa baktı, bütün işlerin RABbin buyurduğu gibi yapılmış olduğunu görünce onları kutsadı.

Öbür Kahin Giysilerinin Yapımı – Çıkış 39

Efodun altına giyilen kaftanı ustaca dokunmuş salt lacivert iplikten yaptılar. Ortasında baş geçecek kadar bir boşluk bıraktılar. Yırtılmaması için boşluğun kenarlarını yaka gibi dokuyarak çevirdiler. Kaftanın kenarını lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden nar motifleriyle bezediler. Saf altından çıngıraklar yaptılar ve hizmet için kullanılan kaftanın eteğinin ucundaki narların arasına, bir çıngırak bir nar, bir çıngırak bir nar olmak üzere çepeçevre koydular. Tıpkı RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptılar.
Harunla oğulları için ince ketenden ustaca dokunmuş mintanlar, sarıklar, süslü başlıklar, ince keten donlar, lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden nakışlı kuşak yaptılar; tıpkı RABbin Musaya buyurduğu gibi.
Kutsal tacın levhasını saf altından yaparak üzerine mühür oyar gibi RABbe adanmıştır sözünü yazdılar. Üstüne bağlanmak üzere sarığa lacivert bir kordon taktılar; tıpkı RABbin Musaya buyurduğu gibi.

Göğüslüğün Yapımı – Çıkış 39

Efod gibi altın sırmayla lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden usta işi bir göğüslük yaptılar. Dört köşe, eni ve boyu birer karıştı, ikiye katlanmıştı. Üzerine dört sıra taş yuvası kaktılar. Birinci sırada yakut, topaz, zümrüt; ikinci sırada firuze, laciverttaşı, aytaşı; üçüncü sırada gökyakut, agat, ametist; dördüncü sırada sarı yakut, oniks, yeşim vardı. Taşlar altın yuvalara kakılmıştı. On iki taş vardı. Üzerlerine mühür oyar gibi İsrailoğullarının adları bir bir oyulmuştu. Bu taşlar İsrailin on iki oymağını simgeliyordu.
Göğüslük için saf altından örme zincirler yaptılar. İkişer tane altın yuva ve halka yaptılar. Göğüslüğün üst iki köşesine birer halka koydular. İki örme altın zinciri göğüslüğün köşelerindeki halkalara taktılar. Zincirlerin öteki iki ucunu iki yuvanın üzerinden geçirerek efodun ön tarafına, omuzlukların üzerine bağladılar. İki altın halka yaparak göğüslüğün alt iki köşesine, efoda bitişik iç kenarına taktılar. İki altın halka daha yaparak efodun önündeki omuzluklara alttan, dikişe yakın, ustaca dokunmuş şeridin yukarısına taktılar. Göğüslüğün halkalarıyla efodun halkalarını lacivert kordonla birbirine bağladılar. Öyle ki, göğüslük efodun ustaca dokunmuş şeridinin yukarısında kalsın ve efoddan ayrılmasın. Tıpkı RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptılar.

Efodun Yapımı – Çıkış 39

Efodu altın sırmayla lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden yaptılar. Altını ince tabakalar halinde dövüp lacivert, mor, kırmızı iplik ve ince keten arasına ustaca işlemek için tel tel kestiler. Efodun iki köşesine tutturulmuş omuzluklar yaparak birleştirdiler. Efodun üzerindeki ustaca dokunmuş şerit efodun bir parçası gibi altın sırmayla lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketendendi; tıpkı RABbin Musaya buyurduğu gibiydi.
Altın yuvalar içine kakılmış, üzerine İsrailoğullarının adları mühür gibi oyulmuş oniksi işleyip İsraillilerin anılması için efodun omuzluklarına taktılar. Tıpkı RABbin Musaya buyurduğu gibi yaptılar.

Kahin Giysilerinin Yapımı – Çıkış 39

Kutsal yerde hizmet için lacivert, mor, kırmızı iplikten özenle dokunmuş giysiler yaptılar. Ayrıca RABbin Musaya buyurduğu gibi Haruna kutsal giysiler yapıldı.

Kullanılan Malzemeler – Çıkış 38

Antlaşma Levhalarının bulunduğu konut için kullanılan malzeme miktarının tümü Musanın buyruğu uyarınca, Kahin Harun oğlu İtamarın yönetimindeki Levililer tarafından kaydedildi. RABbin Musaya buyurduğu bütün işleri Yahuda oymağından Hur oğlu Uri oğlu Besalel yaptı. Dan oymağından oymacı, yaratıcı, lacivert, mor, kırmızı iplik ve ince keten işlemede usta nakışçı Ahisamak oğlu Oholiav da ona yardım etti.
Kutsal yerdeki bütün işler için kullanılan adanmış altın miktarı kutsal yerin şekeliyle 29 talant 730 şekeldi. Topluluğun sayımından elde edilen gümüş, kutsal yerin şekeliyle 100 talant 1 775 şekeldi. Sayımı yapılan yirmi ve daha yukarı yaştaki 603 550 kişiden adam başına bir beka, yani yarım kutsal yerin şekeli düşüyordu. Kutsal yer ve perde tabanlarının dökümü için 100 talant gümüş kullanıldı. Her tabana bir talant olmak üzere, 100 tabana 100 talant gümüş harcandı. Direklerin çengelleri, başlıkların kaplanması ve çemberleri için 1 775 şekel harcandı. Adanan tunç 70 talant 2 400 şekeldi. Bununla Buluşma Çadırının giriş bölümündeki tabanlar, sunakla ızgarası ve bütün takımları, avlu çevresindeki ve girişindeki tabanlar, bütün konut kazıklarıyla avlu çevresindeki kazıklar yapıldı.

Konut Avlusunun Yapımı – Çıkış 38

Konuta bir avlu yaptı. Avlunun güney tarafı için yüz arşın boyunda özenle dokunmuş ince keten perdeler yaptı. Perdeler için tabanları tunç, çengelleri ve çengel çemberleri gümüş yirmi direk yaptı. Kuzey tarafı için yüz arşın boyunda perdeler, yirmi direk, direkler için yirmi tunç taban yapıldı. Direklerin çengelleriyle çemberleri gümüştü.
Avlunun batı tarafı için elli arşın boyunda perde, on direk, on taban yapıldı. Direklerin çengelleriyle çemberleri gümüştü. Doğuya bakan tarafta avlunun eni elli arşındı. Girişin bir tarafında on beş arşın boyunda perde, üç direk ve üç taban; öbür tarafında da on beş arşın boyunda perde, üç direk ve üç taban vardı. Avlunun çevresindeki bütün perdeler özenle dokunmuş ince ketendi. Direklerin tabanları tunç, çengelleriyle çemberleri gümüştü. Başlıkları da gümüş kaplamaydı. Avlunun bütün direkleri gümüş çemberlerle donatılmıştı.
Avlunun girişindeki perde lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş nakışlı ince ketenden yapılmıştı. Boyu yirmi, yüksekliği avlunun perdeleri gibi beş arşındı. Tunçtan dört direği ve dört tabanı vardı. Direklerin çengelleri, başlıklarının kaplaması ve çemberleri gümüştü. Konutun ve konutu çevreleyen avlunun bütün kazıkları tunçtandı.

Yıkanma Kazanının Yapımı – Çıkış 38

Buluşma Çadırının giriş bölümünde hizmet eden kadınların aynalarından tunç ayaklıklı tunç bir kazan yaptı.

Yakmalık Sunu Sunağının Yapımı – Çıkış 38

Besalel yakmalık sunu sunağını akasya ağacından kare biçiminde yaptı. Eni ve boyu beşer arşın, yüksekliği üç arşındı. Dört üst köşesine kendinden boynuzlar yaparak hepsini tunçla kapladı. Sunağın bütün takımlarını –kovaları, kürekleri, çanakları, büyük çatalları, ateş kaplarını– tunçtan yaptı. Kenarın altında aşağı doğru sunağın yarısına kadar ağ biçiminde tunç bir ızgara yaptı. Tunç ızgaranın dört köşesine taşıma sırıklarını geçirmek için birer halka döktü. Sırıkları akasya ağacından yaparak tunçla kapladı. Sunağın taşınması için yan tarafındaki halkalara geçirdi. Sunağı tahtadan, içi boş yaptı.

Buhur Sunağının Yapımı – Çıkış 37

Akasya ağacından bir buhur sunağı yaptı. Kare biçiminde, boyu ve eni birer arşın, yüksekliği iki arşındı. Boynuzları kendindendi. Üstünü, yanlarını, boynuzlarını saf altınla kapladı. Çevresine altın pervaz yaptı. İki yandaki pervazın altına iki altın halka yaptı. Bunlar sunağın taşınması için sırıkların geçmesine yarıyordu. Sırıkları akasya ağacından yaparak altınla kapladı.
Itriyatçı ustalığıyla kutsal mesh yağı ve güzel kokulu saf buhur yaptı.

Kandilliğin Yapımı – Çıkış 37

Saf altından bir kandillik yaptı. Ayağı, gövdesi dövme altındı. Çanak, tomurcuk ve çiçek motifleri kendindendi. Üç kolu bir yanda, üç kolu öteki yanda olmak üzere altı kolluydu. Her kolda badem çiçeğini andıran üç çanak, tomurcuk ve çiçek motifi vardı. Altı kol da aynıydı. Kandilliğin gövdesinde badem çiçeğini andıran dört çanak, tomurcuk ve çiçek motifi bulunuyordu. Kandillikten yükselen ilk iki kolun, ikinci iki kolun, üçüncü iki kolun altında kendinden birer tomurcuk vardı. Toplam altı koldu. Tomurcukları, kolları tek parça olan kandillik saf dövme altındı. Kandillik için saf altından yedi kandil, fitil maşaları, tablalar yaptı. Bütün takımları dahil kandilliğe bir talant saf altın harcandı.

Üzerinde Ekmek Sunulan Masanın Yapımı – Çıkış 37

Besalel akasya ağacından bir masa yaptı. Boyu iki, eni bir, yüksekliği bir buçuk arşındı. Masayı saf altınla kapladı. Çevresine altın pervaz yaptı. Pervazın çevresine dört parmak eninde bir kenarlık yaparak altın pervazla çevirdi. Masa için dört altın halka dökerek dört ayak üzerindeki dört köşeye yerleştirdi. Masanın taşınması için sırıkların içinden geçeceği halkalar kenarlığa yakındı. Sırıkları akasya ağacından yaptı, altınla kapladı. Masa için saf altından tabaklar, sahanlar, dökmelik sunu testileri, tasları yaptı.

Antlaşma Sandığının Yapımı – Çıkış 37

Besalel Antlaşma Sandığını akasya ağacından yaptı. Boyu iki buçuk, eni ve yüksekliği birer buçuk arşındı. İçini de dışını da saf altınla kapladı. Çevresine altın pervaz yaptı. İkisi bir yanda, ikisi öbür yanda olmak üzere sandığın dört köşesindeki ayaklara takmak için birer altın halka döktü. Akasya ağacından sırıklar yapıp altınla kapladı. Sandığın taşınması için sırıkları yanlardaki halkalara geçirdi. Bağışlanma Kapağını saf altından yaptı. Boyu iki buçuk, eni bir buçuk arşındı. Kapağın iki kenarına dövme altından birer Keruv yaptı. Keruvlardan birini bir kenara, öbürünü öteki kenara koyarak kapağı tek parça halinde yaptı. Keruvlar yukarı doğru açık kanatlarıyla kapağı örtüyor, yüzleri birbirine dönük kapağa bakıyorlardı.

Konutun Yapımı – Çıkış 36

Çalışanlar arasındaki becerikli adamlar konutu on perdeden yaptılar. Besalel onları lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden yaptı, üzerini Keruvlarla ustaca süsledi. Her perdenin boyu yirmi sekiz, eni dört arşındı. Bütün perdeler aynı ölçüdeydi. Perdeleri beşer beşer birbirine ekleyerek iki takım perde yaptı. Birinci takımın kenarına lacivert ilmekler açtı. Öbür takımın kenarına da aynı şeyi yaptı. Birinci takımın ilk perdesiyle ikinci takımın son perdesine ellişer ilmek açtı; ilmekler birbirine karşıydı. Elli altın kopça yaptı, perdeleri kopçalayarak çadırı birleştirdi. Böylece konut tek parça haline geldi.
Konutun üstünü kaplayacak çadır için keçi kılından on bir perde yaptı. Her perdenin boyu otuz, eni dört arşındı. On bir perde de aynı ölçüdeydi. Beş perdeyi birbirine, altı perdeyi birbirine birleştirdi. Her iki perde takımının kenarlarına ellişer ilmek açtı. Çadırı birleştirip tek parça haline getirmek için elli tunç kopça yaptı. Çadır için kırmızı boyalı koç derisinden bir örtü, onun üstüne de deriden başka bir örtü yaptı.
Konut için akasya ağacından dikine çerçeveler yaptı. Her çerçevenin boyu on, eni bir buçuk arşındı. Çerçevelerin birbirine uyan iki paralel çıkıntısı vardı. Konutun bütün çerçevelerini aynı biçimde yaptı. Konutun güneyi için yirmi çerçeve yaptı. Her çerçevenin altında iki çıkıntı için birer taban olmak üzere, yirmi çerçevenin altında kırk gümüş taban yaptı. Konutun öbür yanı, yani kuzeyi için de yirmi çerçeve ve her çerçevenin altında iki taban olmak üzere kırk gümüş taban yaptı. Konutun batıya bakacak arka tarafı için altı çerçeve yaptı. Arkada konutun köşeleri için iki çerçeve yaptı. Bu köşe çerçevelerinin alt tarafı ayrı kaldı, üst tarafı ise birinci halkayla birleştirildi. İki köşeyi oluşturan iki çerçeveyi aynı biçimde yaptı. Böylece sekiz çerçeve ve her çerçevenin altında iki taban olmak üzere on altı gümüş taban yaptı.
Konutun bir yanındaki çerçeveler için beş, öbür yanındaki çerçeveler için beş, batıya bakan arka tarafındaki çerçeveler için de beş olmak üzere akasya ağacından kirişler yaptı. Çerçevelerin ortasındaki kirişi konutun bir ucundan öbür ucuna geçirdi. Çerçevelerle kirişleri altınla kapladı, kirişlerin geçeceği halkaları da altından yaptı.
Lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden bir perde yaptı, üzerini Keruvlarla ustaca süsledi. Perde için akasya ağacından dört direk yaparak altınla kapladı. Çengelleri de altındı. Direkler için dört gümüş taban döktü. Çadırın giriş bölümüne lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden nakışlı bir perde yaptı. Perdeyi asmak için çengelli beş direk yaparak başlıklarını, çemberlerini altınla kapladı. Direklere beş tunç taban yaptı.

Besalel ve Oholiav Ustalar – Çıkış 36

“Besalel, Oholiav ve kutsal yerin yapımında gereken işleri nasıl yapacaklarına ilişkin RABbin kendilerine bilgelik ve anlayış verdiği bütün becerikli kişiler her işi tam RABbin buyurduğu gibi yapacaklar.”
Musa Besaleli, Oholiavı, RABbin kendilerine bilgelik verdiği becerikli adamları ve çalışmaya istekli herkesi iş başına çağırdı. Gelenler kutsal yerin yapımında gereken işleri yapmak üzere İsraillilerin getirmiş olduğu bütün armağanları Musadan aldılar. İsrailliler gönülden verdikleri sunuları her sabah Musaya getirmeye devam ettiler. Öyle ki, kutsal yerdeki işleri yapmakta olan ustalar işlerini bırakıp bir bir Musanın yanına gelerek, “Halk RABbin yapılmasını buyurduğu iş için gereğinden fazla getiriyor” dediler.
Bunun üzerine Musa buyruk verdi: “Ne erkek, ne kadın hiç kimse kutsal yere armağan olarak artık bir şey vermesin.” Buyruk ordugahta ilan edildi. Böylece halkın daha çok armağan getirmesine engel olundu. Çünkü o ana kadar getirilenler işi bitirmek için yeter de artardı bile.

Besalel ve Oholiav Ustalar – Çıkış 35

Musa İsraillilere, “Bakın!” dedi, “RAB Yahuda oymağından özellikle Hur oğlu Uri oğlu Besaleli seçti. Beceri, anlayış, bilgi ve her türlü ustalık vermek için onu kendi Ruhuyla doldurdu. Öyle ki, altın, gümüş, tunç işleyerek ustaca yapıtlar üretsin; taş kesme ve kakmada, ağaç oymacılığında, her türlü sanat dalında çalışsın. RAB ona ve Dan oymağından Ahisamak oğlu Oholiava öğretme yeteneği de verdi. Onlara üstün beceri verdi. Öyle ki, ustalık isteyen her türlü işte, oymacılıkta, lacivert, mor, kırmızı iplik ve ince keten yapmada, dokuma ve nakış işlerinde, her sanat dalında yaratıcı olsunlar.

Konuta Getirilen Armağanlar – Çıkış 35

Musa bütün İsrail topluluğuna seslenerek şöyle dedi: “RABbin buyruğu şudur: Aranızda armağanlar toplayıp RABbe sunacaksınız. İstekli olan herkes RABbe altın, gümüş, tunç; lacivert, mor, kırmızı iplik; ince keten, keçi kılı, deri, kırmızı boyalı koç derisi, akasya ağacı armağan etsin. Kandil için zeytinyağı; mesh yağı ve güzel kokulu buhur için baharat; başkahinin efoduyla göğüslüğü için oniks ve öbür kakma taşları getirsin.
“Aranızdaki bütün becerikli kişiler gelip RABbin buyurduğu her şeyi yapsın. Konutu, çadırın iç ve dış örtüsünü, kopçalarını, çerçevelerini, kirişlerini, direklerini, tabanlarını; sandığı ve sırıklarını, Bağışlanma Kapağını, bölme perdesini, masayla sırıklarını, bütün masa takımlarını, huzura konan ekmekleri; ışık için kandilliği ve takımlarını, kandilleri, kandiller için zeytinyağını; buhur sunağını ve sırıklarını, mesh yağını, güzel kokulu buhuru; konutun giriş bölümündeki perdeyi; yakmalık sunu sunağını ve tunç ızgarasını, sırıklarını, bütün takımlarını, kazanı ve kazan ayaklığını; avlunun çevresindeki perdeleri, direkleri, direk tabanlarını, avlu kapısındaki perdeyi, konutun ve avlunun kazıklarıyla iplerini; kutsal yerde hizmet etmek için dokunmuş giysileri –Kahin Harunun giysileriyle oğullarının kahin giysilerini– yapsınlar.”
İsrail topluluğu Musanın yanından ayrıldı. Her istekli, hevesli kişi Buluşma Çadırının yapımı, hizmeti ve kutsal giysiler için RABbe armağan getirdi. Kadın erkek herkes istekle geldi, RABbe her çeşit altın takı, broş, küpe, yüzük, kolye getirdi. RABbe armağan ettikleri bütün takılar altındı. Ayrıca kimde lacivert, mor, kırmızı iplik; ince keten, keçi kılı, deri, kırmızı boyalı koç derisi varsa getirdi. Gümüş ve tunç armağanlar sunan herkes onları RABbe adadı. Herhangi bir işte kullanılmak üzere kimde akasya ağacı varsa getirdi. Bütün becerikli kadınlar elleriyle eğirdikleri lacivert, mor, kırmızı ipliği, ince keteni getirdiler. İstekli, becerikli kadınlar da keçi kılı eğirdiler. Önderler efod ve göğüslük için oniks, kakma taşlar, kandil, mesh yağı ve güzel kokulu buhur için baharat ve zeytinyağı getirdiler. Kadın erkek bütün istekli İsrailliler RABbin Musa aracılığıyla yapmalarını buyurduğu işler için RABbe gönülden verilen sunu sundular.

Şabat Kuralları – Çıkış 35

Musa bütün İsrail topluluğunu çağırarak, “RABbin yapmanızı buyurduğu işler şunlardır” dedi, “Altı gün çalışacaksınız. Ama yedinci gün sizin için kutsal Şabat, RABbe adanmış dinlenme günü olacaktır. O gün çalışan herkes öldürülecektir. Şabat Günü konutlarınızda ateş yakmayacaksınız.”

Musa Sina Dağından İniyor – Çıkış 34

Musa elinde iki antlaşma levhasıyla Sina Dağından indi. RABle konuştuğu için yüzü ışıldıyordu, ama kendisi bunun farkında değildi. Harunla İsrailliler Musanın ışıldayan yüzünü görünce, ona yaklaşmaya korktular. Musa onları yanına çağırdı. Harunla İsrail topluluğunun bütün önderleri çevresine toplandılar. Musa onlarla konuştu. Sonra herkes ona yaklaştı. Musa RABbin Sina Dağında kendisine bildirdiği bütün buyrukları onlara verdi.
Konuşmasını bitirdikten sonra, yüzüne bir peçe taktı. Ama ne zaman konuşmak için RABbin huzuruna çıksa, ayrılıncaya kadar peçeyi kaldırırdı. Dönünce de kendisine verilen buyrukları İsraillilere bildirir, İsrailliler de onun ışıldayan yüzünü görürlerdi. Sonra Musa içeri girip RABle görüşünceye kadar yine peçeyi takardı.

Antlaşma Yenileniyor – Çıkış 34

RAB Musaya, “Öncekiler gibi iki taş levha kes” dedi, “Kırdığın levhaların üzerindeki sözleri onlara yazacağım. Sabaha kadar hazırlan, sabah olunca Sina Dağına çık; dağın tepesinde, huzurumda dur. Senden başka kimse dağa çıkmasın, dağın hiçbir yerinde kimse görülmesin. Dağın eteğinde davar ya da sığır da otlamasın.”
Musa öncekiler gibi iki taş levha kesti. RABbin buyurduğu gibi sabah erkenden kalktı, taş levhaları yanına alarak Sina Dağına çıktı. RAB bulutun içinde oraya inip onunla birlikte durdu ve adını RAB olarak duyurdu. Musanın önünden geçerek, “Ben RABbim” dedi, “RAB, acıyan, lütfeden, tez öfkelenmeyen, sevgisi engin ve sadık Tanrı. Binlercesine sevgi gösterir, suçlarını, isyanlarını, günahlarını bağışlarım. Hiçbir suçu cezasız bırakmam. Babaların işlediği suçun hesabını oğullarından, torunlarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım.”
Musa hemen yere kapanıp tapındı. “Ya Rab, eğer benden hoşnutsan, lütfen bizimle gel” dedi, “Bunlar inatçı insanlardır. Sen suçlarımızı, günahlarımızı bağışla. Bizi kendi mirasın olarak benimse.”
RAB, “Senin halkınla bir antlaşma yapıyorum” dedi, “Onların önünde dünyada ve öteki uluslar arasında görülmemiş harikalar yapacağım. Arasında yaşadığın halk neler yapabileceğimi görecek. Senin için korkunç şeyler yapacağım. Bugün sana verdiğim buyruğu tut. Amor, Kenan, Hitit, Periz, Hiv ve Yevus halklarını senin önünden kovacağım. Gideceğin ülkedeki insanlarla antlaşma yapmaktan kaçın. Çünkü bu senin için bir tuzak olur. Onların sunaklarını yıkacak, dikili taşlarını parçalayacak, Aşera putlarını keseceksiniz. Başka ilahlara tapmayacaksınız. Çünkü ben adı Kıskanç bir RABbim, kıskanç bir Tanrıyım. Ülke halkıyla herhangi bir antlaşma yapmayın. Yoksa onlar başka ilahlara gönül verir, kurban keserken sizi de çağırırlar; siz de gider yersiniz. Kızlarını oğullarınıza alırsınız. Kızlar başka ilahlara gönül verirken oğullarınızı da artlarından sürükler.
“Dökme putlar yapmayacaksınız.
“Size buyurduğum gibi, Aviv ayının belirli günlerinde yedi gün mayasız ekmek yiyerek Mayasız Ekmek Bayramını kutlayacaksınız. Çünkü Mısırdan Aviv ayında çıktınız.
“Bütün ilk doğanlar benimdir; ister sığır, ister davar olsun, ilk doğan erkek hayvanlarınızın tümü bana aittir. İlk doğan sıpanın bedelini bir kuzuyla ödeyin. Bedelini ödemeyecekseniz, sıpanın boynunu kıracaksınız. Bütün ilk doğan oğullarınızın bedelini ödemelisiniz.
“Kimse huzuruma eli boş çıkmasın.
“Altı gün çalışacak, yedinci gün dinleneceksiniz. Ekim, biçim vakti bile olsa dinleneceksiniz.
“İlk buğday biçiminde Haftalar Bayramı, yıl sonunda da Ürün Devşirme Bayramı yapacaksınız. Bütün erkekleriniz yılda üç kez İsrailin Tanrısı ben Egemen RABbin huzuruna çıkacaklar. Öteki ulusları önünüzden kovacak, sınırlarınızı genişleteceğim. Yılda üç kez Tanrınız RABbin önüne çıktığınız zaman, kimse ülkenize göz dikemeyecek.
“Evinizde maya bulunduğu sürece bana kurban kesmeyeceksiniz. Fısıh kurbanı sabaha bırakılmayacak.
“Toprağınızın seçme ilk ürünlerini Tanrınız RABbin Tapınağına getireceksiniz.
“Oğlağı anasının sütünde haşlamayacaksınız.”
RAB Musaya, “Bunları yaz” dedi, “Çünkü seninle ve İsraillilerle bu sözlere dayanarak antlaşma yaptım.” Musa orada kırk gün kırk gece RABle birlikte kaldı. Ağzına ne ekmek koydu, ne de su. Antlaşma sözlerini, on buyruğu taş levhaların üzerine yazdı.

Musa ve Rabbin Görkemi – Çıkış 33

Musa bir çadır alır, ordugahın dışına, biraz öteye kurardı. Ona Buluşma Çadırı derdi. Kim RABbe danışmak istese, ordugahın dışındaki Buluşma Çadırına giderdi. Musa ne zaman çadıra gitse, bütün halk kalkar, herkes çadırının girişinde durarak Musa içeri girinceye kadar arkasından bakardı. Musa çadıra girince, bulut sütunu aşağı iner, RAB Musayla konuştuğu sürece girişi kapardı. Bulut sütununun çadırın girişinde durduğunu gören herkes kalkar, kendi çadırının girişinde tapınırdı. RAB Musayla iki arkadaş gibi yüz yüze konuşurdu. Sonra Musa ordugaha dönerdi. Ama genç yardımcısı Nun oğlu Yeşu çadırdan çıkmazdı.
Musa RABbe şöyle dedi: “Bana, Bu halka öncülük et diyorsun, ama kimi benimle göndereceğini söylemedin. Bana, Seni adınla tanıyorum, senden hoşnudum demiştin. Eğer benden hoşnutsan, lütfen şimdi bana yollarını göster ki, seni daha iyi tanıyıp hoşnut etmeye devam edeyim. Unutma, bu ulus senin halkındır.”
RAB, “Varlığım sana eşlik edecek” diye yanıtladı, “Seni rahata kavuşturacağım.”
Musa, “Eğer varlığın bize eşlik etmeyecekse, bizi buradan çıkarma” dedi, “Yoksa benden ve halkından hoşnut kaldığın nereden bilinecek? Bize eşlik etmenden, değil mi? Ancak o zaman benimle halkın yeryüzünün öteki halklarından ayırt edilebiliriz.”
RAB, “Söylediğin gibi yapacağım” dedi, “Çünkü senden hoşnut kaldım, adınla tanıyorum seni.”
Musa, “Lütfen görkemini bana göster” dedi.
RAB, “Bütün iyiliğimi önünden geçireceğim” diye karşılık verdi, “Adımı, RAB adını senin önünde duyuracağım. Merhamet ettiğime merhamet edeceğim, acıdığıma acıyacağım. Ancak, yüzümü görmene izin veremem. Çünkü yüzümü gören yaşayamaz.” Sonra, “Yakınımda bir yer var” dedi, “Orada, kayanın üzerinde dur. Görkemim oradan geçerken seni kayanın kovuğuna sokup geçinceye kadar elimle örteceğim. Elimi kaldırdığımda, sırtımı göreceksin. Ama yüzüm görülmeyecek.”

Horevden Ayrılma Hazırlığı – Çıkış 33

RAB Musaya, “Buradan git” dedi, “Sen ve Mısırdan çıkardığın halk İbrahime, İshaka, Yakupa, Orayı senin soyuna vereceğim diye ant içtiğim topraklara gidin. Süt ve bal akan ülkeye senden önce bir melek gönderecek, Kenan, Amor, Hitit, Periz, Hiv ve Yevus halklarını oradan kovacağım. Ben sizinle gelmeyeceğim, çünkü inatçı insanlarsınız. Belki sizi yolda yok ederim.”
Halk bu kötü haberi duyunca yasa büründü. Kimse takı takmadı. Çünkü RAB Musaya şöyle demişti: “İsraillilere de ki, Siz inatçı insanlarsınız. Bir an aranızda kalsam, sizi yok ederim. Şimdi üzerinizdeki takıları çıkarın, size ne yapacağıma karar vereyim. ” Böylece Horev Dağından sonra İsrailliler takılarını çıkardı.

Altın Buzağı – Çıkış 32

Halk Musanın dağdan inmediğini, geciktiğini görünce, Harunun çevresine toplandı. Ona, “Kalk, bize öncülük edecek bir ilah yap” dediler, “Bizi Mısırdan çıkaran adama, Musaya ne oldu bilmiyoruz!”
Harun, “Karılarınızın, oğullarınızın, kızlarınızın kulağındaki altın küpeleri çıkarıp bana getirin” dedi. Herkes kulağındaki küpeyi çıkarıp Haruna getirdi. Harun altınları topladı, oymacı aletiyle buzağı biçiminde dökme bir put yaptı. Halk, “Ey İsrailliler, sizi Mısırdan çıkaran Tanrınız budur!” dedi.
Harun bunu görünce, buzağının önünde bir sunak yaptı ve, “Yarın RABbin onuruna bayram olacak” diye ilan etti. Ertesi gün halk erkenden kalkıp yakmalık sunular sundu, esenlik sunuları getirdi. Yiyip içmeye oturdu, sonra kalkıp çılgınca eğlendi.
RAB Musaya, “Aşağı in” dedi, “Mısırdan çıkardığın halkın baştan çıktı. Buyurduğum yoldan hemen saptılar. Kendilerine dökme bir buzağı yaparak önünde tapındılar, kurban kestiler. Ey İsrailliler, sizi Mısırdan çıkaran ilahınız budur! dediler.”
RAB Musaya, “Bu halkın ne inatçı olduğunu biliyorum” dedi, “Şimdi bana engel olma, bırak öfkem alevlensin, onları yok edeyim. Sonra seni büyük bir ulus yapacağım.”
Musa Tanrısı RABbe yalvardı: “Ya RAB, niçin kendi halkına karşı öfken alevlensin? Onları Mısırdan büyük kudretinle, güçlü elinle çıkardın. Neden Mısırlılar, Tanrı kötü amaçla, dağlarda öldürmek, yeryüzünden silmek için onları Mısırdan çıkardı desinler? Öfkelenme, vazgeç halkına yapacağın kötülükten. Kulların İbrahimi, İshakı, İsraili anımsa. Onlara kendi üzerine ant içtin, Soyunuzu gökteki yıldızlar kadar çoğaltacağım. Söz verdiğim bu ülkenin tümünü soyunuza vereceğim. Sonsuza dek onlara miras olacak dedin.” Böylece RAB halkına yapacağını söylediği kötülükten vazgeçti.
Musa döndü, elinde antlaşma koşulları yazılı iki taş levhayla dağdan indi. Levhaların ön ve arka iki yüzü de yazılıydı. Onları Tanrı yapmıştı, üzerlerindeki oyma yazılar Onun yazısıydı.
Yeşu, bağrışan halkın sesini duyunca, Musaya, “Ordugahtan savaş sesi geliyor!” dedi.
Musa şöyle yanıtladı:
“Ne yenenlerin,
Ne de yenilenlerin sesidir bu;
Ezgiler duyuyorum ben.”
Musa ordugaha yaklaşınca, buzağıyı ve oynayan insanları gördü; çok öfkelendi. Elindeki taş levhaları fırlatıp dağın eteğinde parçaladı. Yaptıkları buzağıyı alıp yaktı, toz haline gelinceye dek ezdi, sonra suya serperek İsraillilere içirdi.
Haruna, “Bu halk sana ne yaptı ki, onları bu korkunç günaha sürükledin?” dedi.
Harun, “Öfkelenme, efendim!” diye karşılık verdi, “Bilirsin, halk kötülüğe eğilimlidir. Bana, Bize öncülük edecek bir ilah yap. Bizi Mısırdan çıkaran adama, Musaya ne oldu bilmiyoruz dediler. Ben de, Kimde altın varsa çıkarsın dedim. Altınlarını bana verdiler. Ateşe atınca, bu buzağı ortaya çıktı!”
Musa halkın başıboş hale geldiğini gördü. Çünkü Harun onları dizginlememiş, düşmanlarına alay konusu olmalarına neden olmuştu. Musa ordugahın girişinde durdu, “RABden yana olanlar yanıma gelsin!” dedi. Bütün Levililer çevresine toplandı.
Musa şöyle dedi: “İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, Herkes kılıcını kuşansın. Ordugahta kapı kapı dolaşarak kardeşini, komşusunu, yakınını öldürsün. ” Levililer Musanın buyruğunu yerine getirdiler. O gün halktan üç bine yakın adam öldürüldü. Musa, “Bugün kendinizi RABbe adamış oldunuz” dedi, “Herkes öz oğluna, öz kardeşine düşman kesildiği için bugün RAB sizi kutsadı.”
Ertesi gün halka, “Korkunç bir günah işlediniz” dedi, “Şimdi RABbin huzuruna çıkacağım. Belki günahınızı bağışlatabilirim.”
Sonra RABbe dönerek, “Çok yazık, bu halk korkunç bir günah işledi” dedi, “Kendilerine altın put yaptılar. Lütfen günahlarını bağışla, yoksa yazdığın kitaptan adımı sil.”
RAB, “Kim bana karşı günah işlediyse onun adını sileceğim” diye karşılık verdi, “Şimdi git, halkı sana söylediğim yere götür. Meleğim sana öncülük edecek. Ama zamanı gelince günahlarından ötürü onları cezalandıracağım.”
RAB halkı cezalandırdı. Çünkü Haruna buzağı yaptırmışlardı.

Şabat: Dinlenme Günü – Çıkış 31

RAB Musaya şöyle buyurdu: “İsraillilere de ki, Şabat günlerimi kesinlikle tutmalısınız. Çünkü o sizinle benim aramda kuşaklar boyu sürecek bir belirtidir. Böylece anlayacaksınız ki, sizi kutsal kılan RAB benim.
“ Şabat Gününü tutmalısınız, çünkü sizin için kutsaldır. Kim onun kutsallığını bozarsa, kesinlikle öldürülmeli. O gün çalışan herkes halkının arasından atılmalı. Altı gün çalışılacak; ama yedinci gün RABbe adanmış Şabattır, dinlenme günüdür. Şabat Günü çalışan herkes kesinlikle öldürülmelidir. İsrailliler, sonsuza dek sürecek bir antlaşma gereği olarak, Şabat Gününü kuşaklar boyu kutlamaya özen gösterecekler. Bu, İsraillilerle benim aramda sürekli bir belirti olacaktır. Çünkü ben, RAB yeri göğü altı günde yarattım, yedinci gün işe son verip dinlendim. ”
Tanrı Sina Dağında Musayla konuşmasını bitirince, üzerine eliyle antlaşma koşullarını yazdığı iki taş levhayı ona verdi.

Besalel ve Oholiav Ustalar – Çıkış 31

RAB Musaya şöyle dedi: “Bak, Yahuda oymağından özellikle Hur oğlu Uri oğlu Besaleli seçtim. Beceri, anlayış, bilgi ve her türlü ustalık vermek için onu ruhumla doldurdum. Öyle ki, altın, gümüş, tunç işleyerek ustaca yapıtlar üretsin; taş kesme ve kakmada, ağaç oymacılığında, her türlü sanat dalında çalışsın. Ayrıca Dan oymağından Ahisamak oğlu Oholiavı onunla çalışması için görevlendirdim. Sana buyurduğum işlerin hepsini yapabilsinler diye öteki becerikli adamlara üstün yetenek verdim. Buluşma Çadırını, Levha Sandığını, sandığın üzerindeki Bağışlanma Kapağını, çadırın bütün takımlarını, masayla takımlarını, saf altın kandillikle takımlarını, buhur sunağını, yakmalık sunu sunağıyla takımlarını, kazanla kazan ayaklığını, dokunmuş giysileri –Kahin Harunun kutsal giysileriyle oğullarının kahin giysilerini– mesh yağını, kutsal yer için güzel kokulu buhuru tam sana buyurduğum gibi yapsınlar.”

Buhur – Çıkış 30

Sonra RAB Musaya şöyle dedi: “Güzel kokulu baharat –kara günnük, onika, kasnı ve saf günnük– al. Hepsi aynı ölçüde olsun. Bir ıtriyatçı ustalığıyla bunlardan güzel kokulu bir buhur yap. Tuzlanmış, saf ve kutsal olacak. Birazını çok ince döv, Buluşma Çadırında seninle buluşacağım yere, Levha Sandığının önüne koy. Sizin için çok kutsal olacaktır. Aynı reçeteyle kendinize buhur yapmayacaksınız. Onu RAB için kutsal sayacaksınız. Kim koklamak için aynısını yaparsa halkının arasından atılacaktır.”

Mesh Yağı – Çıkış 30

RAB Musaya şöyle dedi: “Şu nadide baharatı al: 500 şekel sıvı mür, yarısı kadar, yani 250şer şekel güzel kokulu tarçın ve kamış, 500 kutsal yerin şekeli hıyarşembe, bir hin de zeytinyağı. Bunlardan ıtriyatçı ustalığıyla güzel kokulu kutsal bir mesh yağı yap. Ona kutsal mesh yağı denecek. Buluşma Çadırını, Levha Sandığını, masayla takımlarını, kandillikle takımlarını, buhur sunağını, yakmalık sunu sunağıyla bütün takımlarını, kazanı ve kazan ayaklığını hep bu yağla meshet. Onları kutsal kıl ki, çok kutsal olsunlar. Onlara değen her şey kutsal sayılacaktır.
“Bana kahin olmaları için Harunla oğullarını meshedip kutsal kıl. İsraillilere de ki, Kuşaklarınız boyunca bu kutsal mesh yağı yalnız benim için kullanılacak. İnsan bedenine dökülmeyecek. Aynı reçeteyle benzeri yapılmayacak. O kutsaldır ve sizin için kutsal olacaktır. Onun benzerini yapan ya da kahin olmayan birinin üzerine döken herkes halkının arasından atılacaktır. ”

Yıkanma Kazanı – Çıkış 30

RAB Musaya şöyle dedi: “Yıkanmak için tunç bir kazan yap. Ayaklığı da tunçtan olacak. Buluşma Çadırı ile sunağın arasına koyup içine su doldur. Harunla oğulları ellerini, ayaklarını orada yıkayacaklar. Buluşma Çadırına girmeden ya da RAB için yakılan sunuyu sunarak hizmet etmek üzere sunağa yaklaşmadan önce, ölmemek için ellerini, ayaklarını yıkamalılar. Harunla soyunun bütün kuşakları boyunca sürekli bir kural olacak bu.”

Bağışlanma Bedeli – Çıkış 30

RAB Musaya şöyle dedi: “İsraillilerin sayımını yaptığın zaman, herkes canına karşılık bana bedel ödeyecektir. Öyle ki, sayım yapılırken başlarına bela gelmesin. Sayılan herkes armağan olarak bana yarım kutsal yerin şekeli verecektir. –Bir şekel yirmi geradır.– Sayılan yirmi yaşındaki ve daha yukarı yaştaki herkes bana armağan verecektir. Canlarınızın bedeli olarak bu armağanı verdiğinizde, zengin yarım şekelden fazla, yoksul yarım şekelden eksik vermeyecek. İsraillilerden bedel olarak verilen paraları toplayacak, Buluşma Çadırının hizmetinde kullanacaksın. Bu paralar canlarınızın bedeli olarak ben, RABbe İsraillileri hep anımsatacak.”

Buhur Sunağı – Çıkış 30

“Üzerinde buhur yakmak için akasya ağacından bir sunak yap. Kare biçiminde, boyu ve eni birer arşın, yüksekliği iki arşın, boynuzları kendinden olacak. Üstünü, yanlarını, boynuzlarını saf altınla kapla. Çevresine altın pervaz yap. İki yandaki pervazın altına iki altın halka yap. Bunlar sunağın taşınması için sırıkların geçmesine yarayacak. Sırıkları akasya ağacından yap ve altınla kapla. Sunağı Levha Sandığının karşısındaki perdenin, sandığın üzerindeki Bağışlanma Kapağının önüne, seninle buluşacağım yere koy.
“Harun her sabah kandillerin bakımını yaparken sunağın üzerinde güzel kokulu buhur yakacak. Akşamüstü kandilleri yakarken yine buhur yakacak. Böylece huzurumda kuşaklar boyunca sürekli buhur yanacak. Sunağın üzerinde başka buhur, yakmalık sunu ya da tahıl sunusu sunmayacaksınız; üzerine dökmelik sunu dökmeyeceksiniz. Harun yılda bir kez sunağın boynuzlarını arındıracak. Kuşaklarınız boyunca yılda bir kez günahları bağışlatmak için sunulan sununun kanıyla sunağı arındıracak. Sunak ben RAB için çok kutsaldır.”

Günlük Sunular – Çıkış 29

“Düzenli olarak her gün sunağın üzerinde bir yaşında iki erkek kuzu sunacaksınız. Kuzunun birini sabah, öbürünü akşamüstü sunun. Kuzuyla birlikte dörtte bir hin sıkma zeytinyağıyla yoğrulmuş onda bir efa ince un ve dökmelik sunu olarak dörtte bir hin şarap sunacaksınız. Öbür kuzuyu akşamüstü, beni hoşnut eden koku, yakılan sunu olarak, sabahki gibi tahıl sunusu ve dökmelik sunuyla birlikte bana sunacaksınız.
“Bu yakmalık sunu Buluşma Çadırının giriş bölümünde, RABbin huzurunda, kuşaklar boyu sürekli sunulacaktır. Musayla konuşmak için İsrail halkıyla orada buluşacağım. İsraillilerle buluşurken çadır görkemimle kutsal kılınacak.
“Buluşma Çadırını ve sunağı kutsal kılacak, Harunla oğullarını bana kahinlik etmeleri için görevlendireceğim. İsrailliler arasında yaşayacak, onların Tanrısı olacağım. Anlayacaklar ki, aralarında yaşamak için onları Mısırdan çıkaran Tanrıları RAB benim. Tanrıları RAB benim.”

Kahinliğe Atanma – Çıkış 29

“Bana kahinlik edebilmeleri için, Harunla oğullarını kutsal kılmak üzere şunları yap: Bir boğa ile iki kusursuz koç al. İnce buğday unundan mayasız ekmek, zeytinyağıyla yoğrulmuş mayasız pideler, üzerine yağ sürülmüş mayasız yufkalar yap. Bunları bir sepete koyup boğa ve iki koçla birlikte bana getir. Harunla oğullarını Buluşma Çadırının giriş bölümüne getirip yıka. Giysileri al; mintanı, efodun altına giyilen kaftanı, efodu ve göğüslüğü Haruna giydir. Efodun ustaca dokunmuş şeridini bağla. Başına sarığı sar, üzerine de kutsal tacı koy. Sonra mesh yağını al, başına dökerek onu meshet. Harunun oğullarını öne çıkarıp onlara mintan giydir. Bellerine kuşak bağla, başlarına başlık koy. Kalıcı bir kural olarak kahinlik onların işi olacak. Böylece Harunla oğullarını atamış olacaksın.
“Boğayı Buluşma Çadırının önüne getir, Harunla oğulları ellerini boğanın başına koysunlar. Boğayı huzurumda, Buluşma Çadırının giriş bölümünde keseceksin. Kanını parmağınla sunağın boynuzlarına sür, artan kanı sunağın dibine dök. Hayvanın bağırsak ve işkembe yağlarını, karaciğer perdesini, böbreklerini ve böbrek yağlarını sunağın üzerinde yakacaksın. Etini, derisini, gübresini de ordugahın dışında yak. Bu günah sunusudur.
“Bir koç getir, Harunla oğulları ellerini koçun başına koysunlar. Koçu sen kes. Kanını sunağın her yanına dök. Koçu parçalara ayırıp bağırsaklarını, işkembesini, ayaklarını yıka, başla öteki parçaların yanına koy. Sonra koçun tümünü sunağın üzerinde yak. Bu RABbe sunulan yakmalık sunu, RABbi hoşnut eden koku, Onun için yakılan sunudur.
“Öteki koçu getir, Harunla oğulları ellerini koçun başına koysunlar. Koçu sen kes. Kanını Harunla oğullarının sağ kulak memelerine, sağ el ve ayaklarının baş parmaklarına sür. Artan kanı sunağın her yanına dök. Sunağın üzerindeki kanı ve mesh yağını Harunla oğullarının ve giysilerinin üzerine serp. Böylece Harunla oğulları ve giysileri kutsal kılınmış olacak.
“Koçun yağını, kuyruk yağını, bağırsak ve işkembe yağlarını, karaciğer perdesini, böbreklerini, böbrek yağlarını ve sağ budunu al. –Çünkü bu, biri göreve atanırken kesilen koçtur.– Huzurumdaki mayasız ekmek sepetinden bir somun, yağlı pide ve yufka al, hepsini Harunla oğullarının eline ver. Bunları benim huzurumda sallamalık sunu olarak salla, sonra ellerinden alıp sunakta yakmalık sunuyla birlikte beni hoşnut eden koku olarak yak. Bu, RAB için yakılan sunudur.
“Harunun atanması için sunulacak koçun döşünü huzurumda sallamalık sunu olarak salla. O döş senin payın olacak. Harunla oğullarının atanması için kesilen koçun sallanmış olan döşüyle bağış olarak sunulan budunu bana ayır. İsrailliler bunları sürekli Harunla oğullarının payına ayıracak. Bu, İsraillilerin RABbe sunduğu esenlik kurbanlarından biridir.
“Harunun kutsal giysileri, kendinden sonra oğullarına kalacak. Meshedilip atanırlarken bu giysileri giyecekler. Harunun yerine kahin olan oğlu, Kutsal Yerde hizmet etmek üzere Buluşma Çadırına girdiğinde yedi gün bu giysileri giyecek.
“Harunla oğulları göreve atanırken kesilen koçun etini kutsal bir yerde haşlayacaksın. Haşlanan eti ve sepetteki ekmeği Buluşma Çadırının giriş bölümünde yiyecekler. Atanıp kutsal kılınmaları için günahları bağışlatan bu sunuları yalnız onlar yiyebilir. Yabancı biri yiyemez, çünkü bu sunular kutsaldır. Atanmaları için kesilen kurbanın etinden ya da ekmekten sabaha artan olursa, yakacaksın. Bunlar yenmeyecek, çünkü kutsaldır.
“Harunla oğulları için sana buyurduklarımın hepsini yap. Atanmaları yedi gün sürecek. Günah bağışlatmak için günah sunusu olarak her gün bir boğa sunacaksın. Sunağı arındırmak için günah sunusu sun, kutsal kılmak için de meshet. Yedi gün sunağı arındırarak kutsal kılacaksın. Böylece sunak çok kutsal olacak. Ona dokunan her şey de kutsal sayılacaktır.”

Öbür Kahin Giysileri – Çıkış 28

“Efodun altına giyilen kaftanı salt lacivert iplikten yap. Ortasında baş geçecek kadar bir boşluk bırak. Yırtılmaması için boşluğun kenarlarını yaka gibi dokuyarak çevir. Kaftanın kenarını çepeçevre lacivert, mor, kırmızı iplikten nar motifleriyle beze, aralarına altın çıngıraklar tak. Eteğin ucu bir altın çıngırak, bir nar, bir altın çıngırak, bir nar olmak üzere çepeçevre kaplanacak. Harun hizmet ederken bu kaftanı giyecek. En Kutsal Yere, huzuruma girip çıkarken duyulan çıngırak sesi onun ölmediğini gösterecek.
“Saf altından bir levha yap ve üzerine mühür oyar gibi RABbe adanmıştır sözünü oy; lacivert bir kordonla sarığın ön tarafına bağla. Harun onu alnında taşıyacak. İsrailliler kutsal bağışlarını getirirken suç işlemişlerse, suçlarını Harun taşıyacak; onlar önümde kabul görsün diye levha sürekli Harunun alnında bulunacak.
“İnce ketenden işlemeli bir mintan doku, ince ketenden bir sarık, bir de nakışlı kuşak yap.
“Harunun oğullarına mintanlar, kuşaklar, görkem ve saygınlık kazandıracak başlıklar yap. Bu giysileri ağabeyin Haruna ve oğullarına giydir; sonra bana kahinlik etmeleri için onları meshedip ata ve kutsal kıl.
“Edep yerlerini örtmek için onlara keten donlar yap. Boyu belden uyluğa kadar olacak. Harunla oğulları Buluşma Çadırına girdiklerinde ya da Kutsal Yerde hizmet etmek üzere sunağa yaklaştıklarında, suç işleyip ölmemek için bu donları giyecekler. Harun ve soyundan gelenler için sürekli bir kural olacak bu.”

Göğüslük – Çıkış 28

“Usta işi bir karar göğüslüğü yap. Onu da efod gibi, altın sırmayla, lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden yap. Dört köşe, eni ve boyu birer karış olacak; ikiye katlanacak. Üzerine dört sıra taş yuvası kak. Birinci sırada yakut, topaz, zümrüt; ikinci sırada firuze, laciverttaşı, aytaşı; üçüncü sırada gökyakut, agat, ametist; dördüncü sırada sarı yakut, oniks ve yeşim olacak. Taşlar altın yuvalara kakılacak. On iki taş olacak. Üzerlerine mühür oyar gibi İsrailoğullarının adları bir bir oyulacak. Bu taşlar İsrailin on iki oymağını simgeleyecek.
“Göğüslük için saf altından örme zincirler yap. İki altın halka yap, göğüslüğün üst iki köşesine birer halka koy. İki örme altın zinciri göğüslüğün köşelerindeki halkalara tak. Zincirlerin öteki iki ucunu iki yuvanın üzerinden geçirerek efodun ön tarafına, omuzlukların üzerine bağla. İki altın halka daha yap; her birini göğüslüğün alt iki köşesine, efoda bitişik iç kenarına tak. İki altın halka daha yap; efodun önündeki omuzluklara alttan, dikişe yakın, ustaca dokunmuş şeridin yukarısına tak. Göğüslüğün halkalarıyla efodun halkaları lacivert kordonla birbirine bağlanacak. Öyle ki, göğüslük efodun ustaca dokunmuş şeridinin yukarısında kalsın ve efoddan ayrılmasın.
“Harun Kutsal Yere girerken, İsrailoğullarının adlarının yazılı olduğu karar göğüslüğünü yüreğinin üzerinde taşıyacak. Öyle ki, ben, RAB halkımı sürekli anımsayayım. Urimle Tummimi karar göğüslüğünün içine koy; öyle ki, Harun ne zaman huzuruma çıksa yüreğinin üzerinde olsunlar. Böylece Harun İsrailoğullarının karar vermek için kullandıkları Urimle Tummimi RABbin huzurunda sürekli yüreğinin üzerinde taşıyacak.”

Efod – Çıkış 28

“Efodu altın sırmayla, lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden ustaca yapacaklar. Bağlanabilmesi için iki köşesine takılmış ikişer omuzluğu olacak. Efodun üzerinde efod gibi ustaca dokunmuş bir şerit olacak. Efodun bir parçası gibi lacivert, mor, kırmızı iplikle, altın sırmayla, özenle dokunmuş ince ketenden olacak. İki oniks taşı alacak, İsrailoğullarının adlarını, doğuş sırasına göre altısını birinin, altısını ötekinin üzerine oyacaksın. İsrailoğullarının adlarını bu iki taşın üzerine usta oymacıların mühür oyduğu gibi oyacaksın. Taşları altın yuvalar içine koyduktan sonra İsraillilerin anılması için efodun omuzluklarına tak. Harun, anılmaları için onların adlarını RABbin önünde iki omuzunda taşıyacak. Altın yuvalar ve saf altından iki zincir yap. Zincirleri örme kordon gibi yapıp yuvalara yerleştir.”

Kahin Giysileri – Çıkış 28

“Bana kahinlik etmeleri için İsrailliler arasından ağabeyin Harunu, oğulları Nadav, Avihu, Elazar ve İtamarı yanına al. Ağabeyin Haruna görkem ve saygınlık kazandırmak için kutsal giysiler yap. Bilgelik verdiğim becerikli adamlara söyle, Haruna giysi yapsınlar. Öyle ki, bana kahinlik etmek için kutsal kılınmış olsun. Yapacakları giysiler şunlardır: Göğüslük, efod, kaftan, nakışlı mintan, sarık, kuşak. Bana kahinlik etmeleri için ağabeyin Haruna ve oğullarına bu kutsal giysileri yapacaklar. Altın sırma, lacivert, mor, kırmızı iplik, ince keten kullanacaklar.”

Rabbin Huzurunda Yanan Işık – Çıkış 27

“İsrail halkına buyruk ver, kandilin sürekli yanıp ışık vermesi için saf sıkma zeytinyağı getirsinler. Harunla oğulları kandilleri benim huzurumda, Buluşma Çadırında, Levha Sandığının önündeki perdenin dışında, akşamdan sabaha kadar yanar tutacaklar. İsrailliler için kuşaklar boyunca sürekli bir kural olacak bu.”

Konutun Avlusu – Çıkış 27

“Konuta bir avlu yap. Avlunun güney tarafı için yüz arşın boyunda, özenle dokunmuş ince keten perdeler yapacaksın. Perdeler için yirmi direk yapılacak; direklerin tabanları tunç, çengelleri ve çengel çemberleri gümüş olacak. Kuzey tarafı için yüz arşın boyunda perdeler, yirmi direk, direkler için yirmi tunç taban yapılacak. Direklerin çengelleriyle çemberleri gümüşten olacak.
“Avlunun batı tarafı için elli arşın boyunda perde, on direk, on taban yapılacak. Doğuya bakan tarafta avlunun eni elli arşın olacak. Girişin bir tarafında on beş arşın boyunda perde, üç direk ve üç taban olacak. Girişin öbür tarafında da on beş arşın boyunda perde, üç direk ve üç taban olacak.
“Avlunun girişinde lacivert, mor, kırmızı iplikle, özenle dokunmuş ince ketenden yirmi arşın boyunda nakışlı bir perde olacak. Dört direği ve dört tabanı bulunacak. Avlunun çevresindeki bütün direkler gümüş çemberlerle donatılacak. Çengelleri gümüş, tabanları tunç olacak. Avlunun boyu yüz, eni elli, çevresindeki perdelerin yüksekliği beş arşın olacak. Perdeleri özenle dokunmuş ince ketenden, tabanları tunçtan olacak. Konutta her türlü hizmet için kullanılacak bütün aletler, konutun ve avlunun bütün kazıkları da tunçtan olacak.”

Yakmalık Sunu Sunağı – Çıkış 27

“Sunağı akasya ağacından kare biçiminde yap. Eni ve boyu beşer arşın, yüksekliği üç arşın olacak. Dört üst köşesine kendinden boynuzlar yaparak hepsini tunçla kapla. Sunak için yağ ve kül kovaları, kürekler, çanaklar, büyük çatallar, ateş kapları yap. Tümü tunç olacak. Ağ biçiminde tunç bir ızgara da yap, dört köşesine birer tunç halka tak. Izgarayı sunağın kenarının altına koy. Öyle ki, aşağı doğru sunağın yarısına yetişsin. Sunak için akasya ağacından sırıklar yap, tunçla kapla. Sırıklar halkalara geçirilecek ve sunak taşınırken iki yanında olacak. Sunağı tahtadan, içi boş yapacaksın. Tıpkı dağda sana gösterildiği gibi olacak.”

Tanrının Konutu – Çıkış 26

“Tanrının Konutunu on perdeden yap. Perdeler lacivert, mor, kırmızı iplikle özenle dokunmuş ince ketenden olsun, üzeri Keruvlarla ustaca süslensin. Her perdenin boyu yirmi sekiz, eni dört arşın olmalı. Bütün perdeler aynı ölçüde olacak. Perdeler beşer beşer birbirine eklenerek iki takım perde yapılacak. Birinci takımın kenarına lacivert ilmekler aç. Öbür takımın kenarına da aynı şeyi yap. Birinci takımın ilk perdesiyle ikinci takımın son perdesine ellişer ilmek aç. İlmekler birbirine karşı olmalı. Elli altın kopça yap, perdeleri kopçalayarak çadırı birleştir. Böylece konut tek parça haline gelecek.
“Konutun üstünü kaplayacak çadır için keçi kılından on bir perde yap. Her perdenin boyu otuz, eni dört arşın olacak. On bir perde de aynı ölçüde olmalı. Beş perde birbirine, altı perde birbirine birleştirilecek. Altıncı perdeyi çadırın önünde katla. Her iki perde takımının kenarlarına ellişer ilmek aç. Elli tunç kopça yap, kopçaları ilmeklere geçir ki, çadır tek parça haline gelsin. Çadırın perdelerinden artan yarım perde konutun arkasından sarkacak. Perdelerin uzun kenarlarından artan kumaş çadırın yanlarından birer arşın sarkarak konutu örtecek. Çadır için kırmızı boyalı koç derilerinden bir örtü, onun üstüne de deriden başka bir örtü yap.
“Konut için akasya ağacından dikine çerçeveler yap. Her çerçevenin boyu on, eni bir buçuk arşın olacak. Çerçevelerin birbirine uyan iki paralel çıkıntısı olacak. Konutun bütün çerçevelerini aynı biçimde yapacaksın. Konutun güneyi için yirmi çerçeve yap. Her çerçevenin altında iki çıkıntı için birer taban olmak üzere, yirmi çerçevenin altında kırk gümüş taban yap. Konutun öbür yanı, yani kuzeyi için de yirmi çerçeve ve her çerçevenin altında iki taban olmak üzere kırk gümüş taban yap. Konutun batıya bakacak arka tarafı için altı çerçeve yap. Arkada konutun köşeleri için iki çerçeve yap. Bu köşe çerçevelerinin alt tarafı ayrı kalacak, üst tarafı ise birinci halkayla birleştirilecek. İki köşeyi oluşturan iki çerçeve aynı biçimde olacak. Böylece sekiz çerçeve ve her çerçevenin altında iki taban olmak üzere on altı gümüş taban olacak.
“Konutun bir yanındaki çerçeveler için beş, öbür yanındaki çerçeveler için beş, batıya bakan arka tarafındaki çerçeveler için de beş olmak üzere akasya ağacından kirişler yap. Çerçevelerin ortasındaki kiriş çadırın bir ucundan öbür ucuna geçecek. Çerçeveleri ve kirişleri altınla kapla, kirişlerin geçeceği halkaları da altından yap.
“Konutu dağda sana gösterilen plana göre yap.
“Lacivert, mor, kırmızı iplikle özenle dokunmuş ince ketenden bir perde yap; üzerini Keruvlarla ustaca süsle. Dört gümüş taban üstünde duran akasya ağacından altın kaplı dört direk üzerine as. Çengelleri altın olacak. Perdeyi kopçaların altına asıp Levha Sandığını perdenin arkasına koy. Perde Kutsal Yerle En Kutsal Yeri birbirinden ayıracak. Bağışlanma Kapağını En Kutsal Yerde bulunan Levha Sandığının üzerine koy. Masayı perdenin öbür tarafına, konutun kuzeye bakan yanına yerleştir; kandilliği masanın karşısına, konutun güney tarafına koy.
“Çadırın giriş bölümüne lacivert, mor, kırmızı iplikle özenle dokunmuş ince ketenden nakışlı bir perde yap. Perdeyi asmak için akasya ağacından beş direk yap, altınla kapla. Çengelleri de altın olacak. Direkler için tunçtan beş taban dök.”

Kandillik – Çıkış 25

“Saf altından bir kandillik yap. Ayağı, gövdesi dövme altın olsun. Çanak, tomurcuk ve çiçek motifleri kendinden olsun. Kandillik üç kolu bir yanda, üç kolu öteki yanda olmak üzere altı kollu olacak. Her kolda badem çiçeğini andıran üç çanak, tomurcuk ve çiçek motifi bulunacak. Altı kol da aynı olacak. Kandilliğin gövdesinde badem çiçeğini andıran dört çanak, tomurcuk ve çiçek motifi olacak. Kandillikten yükselen ilk iki kolun, ikinci iki kolun, üçüncü iki kolun altında kendinden birer tomurcuk bulunacak. Toplam altı kol olacak. Tomurcukları, kolları tek parça olan kandillik saf dövme altından olacak.
“Kandillik için yedi kandil yap; kandiller karşısını aydınlatacak biçimde yerleştirilsin. Fitil maşaları, tablaları saf altından olacak. Bütün takımları dahil kandilliğe bir talant saf altın harcanacak. Her şeyi sana dağda gösterilen örneğe göre yapmaya dikkat et.”

Üzerinde Ekmek Sunulan Masa – Çıkış 25

“Akasya ağacından bir masa yap. Boyu iki, eni bir, yüksekliği bir buçuk arşın olacak. Masayı saf altınla kapla. Çevresine altın pervaz yap. Pervazın çevresine dört parmak eninde bir kenarlık yaparak altın pervazla çevir. Masa için dört altın halka yap, dört ayak üzerindeki dört köşeye yerleştir. Masanın taşınması için sırıkların içinden geçeceği halkalar kenarlığa yakın olmalı. Sırıkları akasya ağacından yap, altınla kapla. Masa onlarla taşınacak. Masa için saf altından tabaklar, sahanlar, dökmelik sunu testileri, tasları yap. Ekmekleri sürekli olarak huzuruma, masanın üzerine koyacaksın.”

Antlaşma Sandığı – Çıkış 25

“Akasya ağacından bir sandık yapsınlar. Boyu iki buçuk, eni ve yüksekliği birer buçuk arşın olsun. İçini de dışını da saf altınla kapla. Çevresine altın pervaz yap. Dört altın halka döküp dört ayağına tak. İkisi bir yanda, ikisi öbür yanda olacak. Akasya ağacından sırıklar yapıp altınla kapla. Sandığın taşınması için sırıkları yanlardaki halkalara geçir. Sırıklar sandığın halkalarında kalacak, çıkarılmayacak. Antlaşmanın taş levhalarını sana vereceğim. Onları sandığın içine koy.
“Saf altından bir Bağışlanma Kapağı yap. Boyu iki buçuk, eni bir buçuk arşın olacak. Kapağın iki kenarına dövme altından birer Keruv yap. Keruvlardan birini bir kenara, öbürünü öteki kenara, kapakla tek parça halinde yap. Keruvlar yukarı doğru açık kanatlarıyla kapağı örtecek. Yüzleri birbirine dönük olacak ve kapağa bakacak. Kapağı sandığın üzerine, sana vereceğim taş levhaları ise sandığın içine koy. Seninle orada, Levha Sandığının üstündeki Keruvlar arasında, Bağışlanma Kapağının üzerinde görüşeceğim ve İsrailliler için sana buyruklar vereceğim.”

Buluşma Çadırı için Armağanlar – Çıkış 25

RAB Musaya şöyle dedi: “İsraillilere söyle, bana armağan getirsinler. Gönülden veren herkesin armağanını alın. Onlardan alacağınız armağanlar şunlardır: Altın, gümüş, tunç; lacivert, mor, kırmızı iplik; ince keten, keçi kılı, deri, kırmızı boyalı koç derisi, akasya ağacı, kandil için zeytinyağı, mesh yağıyla güzel kokulu buhur için baharat, başkahinin efoduyla göğüslüğü için oniks ve öbür kakma taşlar.
“Aralarında yaşamam için bana kutsal bir yer yapsınlar. Konutu ve eşyalarını sana göstereceğim örneğe tıpatıp uygun yapın.”

Antlaşma Onaylanıyor – Çıkış 24

RAB Musaya, “Sen, Harun, Nadav, Avihu ve İsrail ileri gelenlerinden yetmiş kişi bana gelin” dedi, “Bana uzaktan tapın. Yalnız sen bana yaklaşacaksın. Ötekiler yaklaşmamalı. Halk seninle dağa çıkmamalı.”
Musa gidip RABbin bütün buyruklarını, ilkelerini halka anlattı. Herkes bir ağızdan, “RABbin her söylediğini yapacağız” diye karşılık verdi. Musa RABbin bütün buyruklarını yazdı. Sabah erkenden kalkıp dağın eteğinde bir sunak kurdu, İsrailin on iki oymağını simgeleyen on iki taş sütun dikti. Sonra İsrailli gençleri gönderdi. Onlar da RABbe yakmalık sunular sundular, esenlik kurbanları olarak boğalar kestiler. Musa kanın yarısını leğenlere doldurdu, öbür yarısını sunağın üzerine döktü. Sonra antlaşma kitabını alıp halka okudu. Halk, “RABbin her söylediğini yapacağız, Onu dinleyeceğiz” dedi.
Musa leğenlerdeki kanı halkın üzerine serpti ve, “Bütün bu sözler uyarınca, RABbin sizinle yaptığı antlaşmanın kanı budur” dedi.
Sonra Musa, Harun, Nadav, Avihu ve İsrail ileri gelenlerinden yetmiş kişi dağa çıkarak İsrailin Tanrısını gördüler. Tanrının ayakları altında laciverttaşını andıran bir döşeme vardı. Gök gibi duruydu. Tanrı İsrail soylularına zarar vermedi. Tanrıyı gördüler, sonra yiyip içtiler.
RAB Musaya, “Dağa, yanıma gel” dedi, “Burada bekle, halkın öğrenmesi için üzerine yasalarla buyrukları yazdığım taş levhaları sana vereceğim.”
Musayla yardımcısı Yeşu hazırlandılar. Musa Tanrı Dağına çıkarken, İsrail ileri gelenlerine, “Geri dönünceye kadar bizi burada bekleyin” dedi, “Harunla Hur aranızda; kimin sorunu olursa onlara başvursun.”
Musa dağa çıkınca, bulut dağı kapladı. RABbin görkemi Sina Dağının üzerine indi. Bulut dağı altı gün örttü. Yedinci gün RAB bulutun içinden Musaya seslendi. RABbin görkemi İsraillilere dağın doruğunda yakıcı bir ateş gibi görünüyordu. Musa bulutun içinden dağa çıktı. Kırk gün kırk gece dağda kaldı.

Tanrı Meleği Öncülük Ediyor – Çıkış 23

“Yolda sizi koruması, hazırladığım yere götürmesi için önünüzden bir melek gönderiyorum. Ona dikkat edin, sözünü dinleyin, başkaldırmayın. Çünkü beni temsil ettiği için başkaldırınızı bağışlamaz. Ama onun sözünü dikkatle dinler, bütün söylediklerimi yerine getirirseniz, düşmanlarınıza düşman, hasımlarınıza hasım olacağım. Meleğim önünüzden gidecek, sizi Amor, Hitit, Periz, Kenan, Hiv ve Yevus topraklarına götürecek. Onları yok edeceğim. Onların ilahları önünde eğilmeyecek, tapınmayacaksınız; törelerini izlemeyeceksiniz. Tersine, ilahlarını yok edecek, dikili taşlarını büsbütün parçalayacaksınız. Tanrınız RABbe tapacaksınız. Ekmeğinizi, suyunuzu bereketli kılacak, aranızdaki hastalıkları yok edeceğim. Ülkenizde kısır ve çocuk düşüren kadın olmayacak. Size uzun ömür vereceğim.
“Dehşetimi önünüzden gönderecek, karşılaşacağınız bütün halkları şaşkına çevireceğim. Düşmanlarınız önünüzden kaçacak. Hivlileri, Kenanlıları, Hititleri önünüzden kovmaları için önünüzsıra eşekarısı göndereceğim. Ama onları bir yıl içinde kovmayacağım. Yoksa ülke viran olur, yabanıl hayvanlar çoğaldıkça çoğalır, sayıları sizi aşar. Siz çoğalıncaya, toprağı yurt edininceye dek onları azar azar kovacağım.
“Sınırlarınızı Kamış Denizinden Filist Denizine, çölden Fırat Irmağına kadar genişleteceğim. Ülke halkını elinize teslim edeceğim. Onları önünüzden kovacaksınız. Onlarla ya da ilahlarıyla antlaşma yapmayacaksınız. Onları ülkenizde barındırmayacaksınız. Yoksa bana karşı günah işlemenize neden olurlar. İlahlarına taparsanız, size tuzak olur.”

Üç Bayram – Çıkış 23

“Yılda üç kez bana bayram yapacaksınız. Size buyurduğum gibi, Aviv ayının belirli günlerinde yedi gün mayasız ekmek yiyerek Mayasız Ekmek Bayramını kutlayacaksınız. Çünkü Mısırdan o ay çıktınız.
“Kimse huzuruma eli boş çıkmasın.
“Tarlaya ektiğiniz ürünleri biçtiğinizde ilk ürünlerle Hasat Bayramını kutlayacaksınız.
“Yıl sonunda tarladan ürünlerinizi topladığınızda Ürün Devşirme Bayramını kutlayacaksınız.
“Bütün erkekleriniz yılda üç kez ben Egemen RABbin huzuruna çıkacaklar.
“Evinizde maya bulunduğu sürece bana kurban kesmeyeceksiniz.
“Bayramda bana kurban edilen hayvanın yağı sabaha bırakılmamalı.
“Toprağınızın seçme ilk ürünlerini Tanrınız RABbin Tapınağına getireceksiniz.
“Oğlağı anasının sütünde haşlamayacaksınız.”

Adalet ve Doğruluk Yasaları – Çıkış 23

“Yalan haber taşımayacaksınız. Haksız yere tanıklık ederek kötü kişiye yan çıkmayacaksınız.
“Kötülük yapan kalabalığı izlemeyeceksiniz. Bir davada çoğunluktan yana konuşarak adaleti saptırmayacaksınız. Duruşmada yoksulu kayırmayacaksınız.
“Düşmanınızın yolunu şaşırmış öküzüne ya da eşeğine rastlarsanız, onu kendisine geri götüreceksiniz. Sizden nefret eden kişinin eşeğini yük altında çökmüş görürseniz, kendi haline bırakıp gitmeyecek, ona yardımcı olacaksınız.
“Duruşmada yoksula karşı adaleti saptırmayacaksınız. Yalandan uzak duracak, suçsuz ve doğru kişiyi öldürmeyeceksiniz. Çünkü ben kötü kişiyi aklamam.
“Rüşvet almayacaksınız. Çünkü rüşvet göreni kör eder, haklıyı haksız çıkarır.
“Yabancıya baskı yapmayacaksınız. Yabancılığın ne olduğunu bilirsiniz. Çünkü siz de Mısırda yabancıydınız.
“Toprağınızı altı yıl ekecek, ürününü toplayacaksınız. Ama yedinci yıl nadasa bırakacaksınız; öyle ki, halkınızın arasındaki yoksullar yiyecek bulabilsin, onlardan artakalanı da yabanıl hayvanlar yesin. Bağınıza ve zeytinliğinize de aynı şeyi yapın.
“Altı gün çalışacak, yedinci gün dinleneceksiniz. Böylece hem öküzünüz, eşeğiniz dinlenir, hem de kadın kölenizin oğulları ve yabancılar rahat eder.
“Söylediğim her şeyi yerine getirin. Başka ilahların adını anmayın, ağzınıza almayın.”

Sosyal Sorumluluklar – Çıkış 22

“Eğer biri nişanlı olmayan bir kızı aldatıp onunla yatarsa, başlık parasını ödemeli ve onunla evlenmelidir. Babası kızını ona vermeyi reddederse, adam normal başlık parası neyse onu ödemelidir.
“Büyücü kadını yaşatmayacaksınız.
“Hayvanlarla cinsel ilişki kuran herkes öldürülecektir.
“RABden başka bir ilaha kurban kesen ölüm cezasına çarptırılacaktır.
“Yabancıya haksızlık ve baskı yapmayacaksınız. Çünkü siz de Mısırda yabancıydınız.
“Dul ve öksüzün hakkını yemeyeceksiniz. Yerseniz, bana feryat ettiklerinde onları kesinlikle işitirim. Öfkem alevlenir, sizi kılıçtan geçirtirim. Kadınlarınız dul, çocuklarınız öksüz kalır.
“Halkıma, aranızda yaşayan bir yoksula ödünç para verirseniz, ona tefeci gibi davranmayacaksınız. Üzerine faiz eklemeyeceksiniz. Komşunuzun abasını rehin alırsanız, gün batmadan geri vereceksiniz. Çünkü tek örtüsü abasıdır, ancak onunla örtünebilir. Onsuz nasıl yatar? Bana feryat ederse işiteceğim, çünkü ben iyilikseverim.
“Tanrıya sövmeyeceksiniz. Halkınızın önderine lanet etmeyeceksiniz.
“Ürününüzü ve şıranızı sunmakta gecikmeyeceksiniz. İlk doğan oğullarınızı bana vereceksiniz. Öküzlerinize, davarlarınıza da aynı şeyi yapacaksınız. Yedi gün analarıyla kalacaklar, sekizinci gün onları bana vereceksiniz.
“Benim kutsal halkım olacaksınız. Bunun içindir ki, kırda parçalanmış hayvanların etini yemeyecek, köpeklerin önüne atacaksınız.”

Mala İlişkin Yasalar – Çıkış 22

“Bir adam öküz ya da davar çalıp boğazlar ya da satarsa, bir öküze karşılık beş öküz, bir koyuna karşılık dört koyun ödeyecektir.
“Bir hırsız bir eve girerken yakalanıp öldürülürse, öldüren kişi suçlu sayılmaz. Ancak olay güneş doğduktan sonra olmuşsa, kan dökmekten sorumlu sayılır.
“Hırsız çaldığının karşılığını kesinlikle ödemelidir. Hiçbir şeyi yoksa, hırsızlık yaptığı için köle olarak satılacaktır. Çaldığı mal –öküz, eşek ya da koyun– sağ olarak elinde yakalanırsa, iki katını ödeyecektir.
“Tarlada ya da bağda hayvanlarını otlatan bir adam, hayvanlarının başkasının tarlasında otlamasına izin verirse, zararı kendi tarlasının ya da bağının en iyi ürünleriyle ödeyecektir.
“Birinin yaktığı ateş dikenlere sıçrar, ekin demetleri, tarladaki ekin ya da tarla yanarsa, yangın çıkaran kişi zararı ödeyecektir.
“Biri komşusuna saklasın diye parasını ya da eşyasını emanet eder ve bunlar komşusunun evinden çalınırsa, hırsız yakalandığında iki katını ödemelidir. Ama hırsız yakalanmazsa, komşusunun eşyasına el uzatıp uzatmadığının anlaşılması için ev sahibi yargıç huzuruna çıkmalıdır. Emanete ihanet edilen konularda, öküz, eşek, koyun, giysi, herhangi bir kayıp eşya için Bu benimdir diyen her iki taraf sorunu yargıcın huzuruna getirmelidir. Yargıcın suçlu bulduğu kişi komşusuna iki kat ödeyecektir.
“Bir adam komşusuna korusun diye eşek, öküz, koyun ya da herhangi bir hayvan emanet ettiğinde, hayvan ölür, sakatlanır ya da kimse görmeden çalınırsa, komşusu adamın malına el uzatmadığına ilişkin RABbin huzurunda ant içmelidir. Mal sahibi bunu kabul edecek ve komşusu bir şey ödemeyecektir. Ama mal gerçekten ondan çalınmışsa, karşılığı sahibine ödenmelidir. Emanet hayvan parçalanmışsa, adam parçalarını kanıt olarak göstermelidir. Parçalanan hayvan için bir şey ödemeyecektir.
“Biri komşusundan bir hayvan ödünç alır, sahibi yokken hayvan sakatlanır ya da ölürse, karşılığını ödemelidir. Ama sahibi hayvanla birlikteyse, ödünç alan karşılığını ödemeyecektir. Hayvan kiralanmışsa, kayıp ödenen kiraya sayılmalıdır.”

Mal Sahiplerinin Sorumluluğu – Çıkış 21

“Eğer bir boğa bir erkeği ya da kadını boynuzuyla vurup öldürürse, kesinlikle taşlanacak ve eti yenmeyecektir. Boğanın sahibi ise suçsuz sayılacaktır. Ama saldırganlığı bilinen bir boğanın sahibi uyarılmasına karşın boğasına sahip çıkmazsa ve boğası bir erkeği ya da kadını öldürürse, hem boğa taşlanacak, hem de sahibi öldürülecektir. Ancak, boğanın sahibinden para cezası istenirse, istenen miktarı ödeyerek canını kurtarabilir. Boğa ister erkek, ister kız çocuğunu öldürsün, aynı kural uygulanacaktır. Eğer boğa bir erkek ya da kadın köleyi öldürürse, kölenin efendisine otuz şekel gümüş verilecek ve boğa taşlanacaktır.
“Bir adam bir çukur açar ya da kazdığı çukurun üzerini örtmezse ve çukura bir boğa ya da bir eşek düşerse, çukuru kazan hayvanın bedelini ödeyecektir. Parayı hayvanın sahibine verecek, ölü hayvan kendisinin olacaktır.
“Bir adamın boğası komşusunun boğasını yaralar, yaralı boğa ölürse, sağ boğayı satıp parasını paylaşacak, ölü hayvanı da bölüşeceklerdir. Eğer boğanın saldırgan olduğu ve sahibinin ona sahip çıkmadığı biliniyorsa, boğaya karşılık boğa verecek ve ölü hayvan kendisine kalacaktır.”

Şiddete Karşı Yasalar – Çıkış 21

“Kim birini vurup öldürürse, kendisi de kesinlikle öldürülecektir. Ama olayda kasıt yoksa, ona ben izin vermişsem, size adamın kaçacağı yeri bildireceğim. Eğer bir adam komşusuna düzen kurar, kasıtlı olarak saldırıp onu öldürürse, sunağıma bile kaçmış olsa, onu çıkarıp öldüreceksiniz.
“Kim annesini ya da babasını döverse, kesinlikle öldürülecektir.
“Kim adam kaçırırsa, onu ister satmış olsun, ister elinde tutsun, kesinlikle öldürülecektir.
“Annesine ya da babasına lanet eden kesinlikle öldürülecektir.
“Kavga çıkar, bir adam komşusuna taşla ya da yumrukla vurur, vurulan adam ölmeyip yatağa düşer, sonra kalkıp değnekle dışarıda gezebilirse, vuran adam suçsuz sayılacaktır. Yalnız yaralının kaybettiği zamanın karşılığını ödeyecek ve tümüyle iyileşmesini sağlayacaktır.
“Bir adam erkek ya da kadın kölesini değnekle döverken öldürürse, kesinlikle cezalandırılacaktır. Ama köle hemen ölmez, bir iki gün sonra ölürse, köle sahibi ceza görmeyecektir. Çünkü köle onun malı sayılır.
“İki kişi kavga ederken gebe bir kadına çarpar, kadın erken doğum yapar ama başka bir zarar görmezse, saldırgan, kadının kocasının istediği ve yargıçların onayladığı miktarda para cezasına çarptırılacaktır. Ama başka bir zarar varsa, cana karşılık can, göze karşılık göz, dişe karşılık diş, ele karşılık el, ayağa karşılık ayak, yanığa karşılık yanık, yaraya karşılık yara, bereye karşılık bere ödenecektir.
“Bir adam erkek ya da kadın kölesini gözüne vurarak kör ederse, gözüne karşılık onu özgür bırakacaktır. Eğer erkek ya da kadın kölesinin dişini kırarsa, dişine karşılık onu özgür bırakacaktır.”

Kölelere Nasıl Davranmalı – Çıkış 21

“İsraillilere şu ilkeleri bildir:
“İbrani bir köle satın alırsan, altı yıl kölelik edecek, ama yedinci yıl karşılık ödemeden özgür olacak. Bekar geldiyse, yalnız kendisi özgür olacak; evli geldiyse, karısı da özgür olacak. Efendisi kendisine bir kadın verir ve o kadından çocukları olursa, kadın ve çocuklar efendisinde kalacak, yalnız kendisi gidecek.
“Ama köle açıkça, Ben efendimi, karımla çocuklarımı seviyorum, özgür olmak istemiyorum derse, efendisi onu yargıç huzuruna çıkaracak. Kapıya ya da kapı sövesine yaklaştırıp kulağını bizle delecek. Böylece köle yaşam boyu efendisine hizmet edecek.
“Eğer bir adam kızını cariye olarak satarsa, kız erkek köleler gibi özgür bırakılmayacak. Efendisi kızla nişanlanır, sonra kızdan hoşlanmazsa, kızın geri alınmasına izin vermelidir. Kızı aldattığı için onu yabancılara satamaz. Eğer cariyeyi oğluna nişanlarsa, ona kendi kızı gibi davranmalıdır. Eğer ikinci bir kadınla evlenirse, ilk karısını nafakadan, giysiden, karılık haklarından yoksun bırakmamalıdır. Eğer bu üç hakkı ona vermezse, kadın karşılıksız özgür olacaktır.”

Sunaklara İlişkin Yasalar – Çıkış 20

RAB Musaya şöyle dedi: “İsraillilere de ki, Göklerden sizinle konuştuğumu gördünüz. Benim yanımsıra başka ilahlar yapmayacaksınız, altın ya da gümüş ilahlar dökmeyeceksiniz. Benim için toprak bir sunak yapacaksınız. Yakmalık ve esenlik sunularınızı, davarlarınızı, sığırlarınızı onun üzerinde sunacaksınız. Adımı anımsattığım her yere gelip sizi kutsayacağım. Eğer bana taş sunak yaparsanız, yontma taş kullanmayın. Çünkü kullanacağınız alet sunağın kutsallığını bozar. Sunağımın üzerine basamakla çıkmayacaksınız. Çünkü çıplak yeriniz görünebilir. ”

İsrailliler Korkuyor – Çıkış 20

Halk gök gürlemelerini, boru sesini duyup şimşekleri ve dağın başındaki dumanı görünce korkudan titremeye başladı. Uzakta durarak Musaya, “Bizimle sen konuş, dinleyelim” dediler, “Ama Tanrı konuşmasın, yoksa ölürüz.”
Musa, “Korkmayın!” diye karşılık verdi, “Tanrı sizi denemek için geldi; Tanrı korkusu üzerinizde olsun, günah işlemeyesiniz diye.”
Musa Tanrının içinde bulunduğu koyu karanlığa yaklaşırken halk uzakta durdu.

On Buyruk – Çıkış 20

Tanrı şöyle konuştu:
“Seni Mısırdan, köle olduğun ülkeden çıkaran Tanrın RAB benim.
“Benden başka tanrın olmayacak.
“Kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın. Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrıyım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım. Ama beni seven, buyruklarıma uyan binlerce kuşağa sevgi gösteririm.
“Tanrın RABbin adını boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü RAB, adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır.
“Şabat Gününü kutsal sayarak anımsa. Altı gün çalışacak, bütün işlerini yapacaksın. Ama yedinci gün bana, Tanrın RABbe Şabat Günü olarak adanmıştır. O gün sen, oğlun, kızın, erkek ve kadın kölen, hayvanların, aranızdaki yabancılar dahil, hiçbir iş yapmayacaksınız. Çünkü ben, RAB yeri göğü, denizi ve bütün canlıları altı günde yarattım, yedinci gün dinlendim. Bu yüzden Şabat Gününü kutsadım ve kutsal bir gün olarak belirledim.
“Annene babana saygı göster. Öyle ki, Tanrın RABbin sana vereceği ülkede ömrün uzun olsun.
“Adam öldürmeyeceksin.
“Zina etmeyeceksin.
“Çalmayacaksın.
“Komşuna karşı yalan yere tanıklık etmeyeceksin.
“Komşunun evine, karısına, erkek ve kadın kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.”

İsrailliler Sina Dağında – Çıkış 19

İsrailliler Mısırdan çıktıktan tam üç ay sonra Sina Çölüne vardılar. Refidimden yola çıkıp Sina Çölüne girdiler. Orada, Sina Dağının karşısında konakladılar.
Musa Tanrının huzuruna çıktı. RAB dağdan kendisine seslendi: “Yakup soyuna, İsrail halkına şöyle diyeceksin: Mısırlılara ne yaptığımı, sizi nasıl kartal kanatları üzerinde taşıyarak yanıma getirdiğimi gördünüz. Şimdi sözümü dikkatle dinler, antlaşmama uyarsanız, bütün uluslar içinde öz halkım olursunuz. Çünkü yeryüzünün tümü benimdir. Siz benim için kahinler krallığı, kutsal ulus olacaksınız. İsraillilere böyle söyleyeceksin.”
Musa gidip halkın ileri gelenlerini çağırdı ve RABbin kendisine buyurduğu her şeyi onlara anlattı. Bütün halk bir ağızdan, “RABbin söylediği her şeyi yapacağız” diye yanıtladılar. Musa halkın yanıtını RABbe iletti.
RAB Musaya, “Sana koyu bir bulut içinde geleceğim” dedi, “Öyle ki, seninle konuşurken halk işitsin ve her zaman sana güvensin.” Musa halkın söylediklerini RABbe iletti.
RAB Musaya, “Git, bugün ve yarın halkı arındır” dedi, “Giysilerini yıkasınlar. Üçüncü güne hazır olsunlar. Çünkü üçüncü gün bütün halkın gözü önünde ben, RAB Sina Dağına ineceğim. Dağın çevresine sınır çiz ve halka de ki, Sakın dağa çıkmayın, dağın eteğine de yaklaşmayın! Kim dağa dokunursa, kesinlikle öldürülecektir. Ya taşlanacak, ya da okla vurulacak; ona insan eli değmeyecek. İster hayvan olsun ister insan, yaşamasına izin verilmeyecek. Ancak boru uzun uzun çalınınca dağa çıkabilirler.”
Sonra Musa dağdan halkın yanına inip onları arındırdı. Herkes giysilerini yıkadı. Musa halka, “Üçüncü güne hazır olun” dedi, “Bu süre içinde cinsel ilişkide bulunmayın.”
Üçüncü günün sabahı gök gürledi, şimşekler çaktı. Dağın üzerinde koyu bir bulut vardı. Derken, çok güçlü bir boru sesi duyuldu. Ordugahta herkes titremeye başladı. Musa halkın Tanrıyla görüşmek üzere ordugahtan çıkmasına öncülük etti. Dağın eteğinde durdular. Sina Dağının her yanından duman tütüyordu. Çünkü RAB dağın üstüne ateş içinde inmişti. Dağdan ocak dumanı gibi duman çıkıyor, bütün dağ şiddetle sarsılıyordu. Boru sesi gitgide yükselince, Musa konuştu ve Tanrı gök gürlemeleriyle onu yanıtladı. RAB Sina Dağının üzerine indi, Musayı dağın tepesine çağırdı. Musa tepeye çıktı. RAB, “Aşağı inip halkı uyar” dedi, “Sakın beni görmek için sınırı geçmesinler, yoksa birçoğu ölür. Bana yaklaşan kahinler de kendilerini kutsasınlar, yoksa onları şiddetle cezalandırırım.”
Musa, “Halk Sina Dağına çıkamaz” diye karşılık verdi, “Çünkü sen, Dağın çevresine sınır çiz, onu kutsal kıl diyerek bizi uyardın.”
RAB, “Aşağı inip Harunu getir” dedi, “Ama kahinlerle halk huzuruma gelmek için sınırı geçmesinler. Yoksa onları şiddetle cezalandırırım.” Bunun üzerine Musa aşağı inip durumu halka anlattı.

Yitronun Öğüdü – Çıkış 18

Ertesi gün Musa halkın davalarına bakmak için yargı kürsüsüne çıktı. Halk sabahtan akşama kadar çevresinde ayakta durdu.
Kayınbabası Musanın halk için yaptıklarını görünce, “Nedir bu, halka yaptığın?” dedi, “Neden sen tek başına yargıç olarak oturuyorsun da herkes sabahtan akşama kadar çevrende bekliyor?”
Musa, “Çünkü halk Tanrının istemini bilmek için bana geliyor” diye yanıtladı, “Ne zaman bir sorunları olsa, bana gelirler. Ben de taraflar arasında karar veririm; Tanrının kurallarını, yasalarını onlara bildiririm.”
Kayınbabası, “Yaptığın iş iyi değil” dedi, “Hem sen, hem de yanındaki halk tükeneceksiniz. Bu işi tek başına kaldıramazsın. Sana ağır gelir. Beni dinle, sana öğüt vereyim. Tanrı seninle olsun. Tanrının önünde halkı sen temsil etmeli, sorunlarını Tanrıya sen iletmelisin. Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster. Bunun yanısıra halkın arasından Tanrıdan korkan, yetenekli, haksız kazançtan nefret eden dürüst adamlar seç; onları biner, yüzer, ellişer, onar kişilik toplulukların başına önder ata. Halka sürekli onlar yargıçlık etsin. Büyük davaları sana getirsinler, küçük davaları kendileri çözsünler. Böylece işini paylaşmış olurlar. Yükün hafifler. Eğer böyle yaparsan, Tanrı da buyurursa, dayanabilirsin. Herkes esenlik içinde evine döner.”
Musa kayınbabasının sözünü dinledi. Söylediği her şeyi yerine getirdi. İsrailliler arasından yetenekli adamlar seçti. Onları biner, yüzer, ellişer, onar kişilik toplulukların başına önder atadı. Halka sürekli yargıçlık eden bu kişiler zor davaları Musaya getirdiler, küçük davaları ise kendileri çözdüler. Sonra Musa kayınbabasını uğurladı. Yitro da ülkesine döndü.

Yitro Musayı Ziyaret Ediyor – Çıkış 18

Musanın kayınbabası Midyanlı Kahin Yitro, Tanrının Musa ve halkı İsrail için yaptığı her şeyi, RABbin İsraillileri Mısırdan nasıl çıkardığını duydu. Musanın kendisine göndermiş olduğu karısı Sipporayı ve iki oğlunu yanına aldı. Musa, “Garibim bu yabancı diyarda” diyerek oğullarından birine Gerşom adını vermişti. Sonra, “Babamın Tanrısı bana yardım etti, beni firavunun kılıcından esirgedi” diyerek öbürüne de Eliezer adını koymuştu.
Yitro Musanın karısı ve oğullarıyla birlikte Tanrı Dağına, Musanın konakladığı çöle geldi. Musaya şu haberi gönderdi: “Ben, kayınbaban Yitro, karın ve iki oğlunla birlikte sana geliyoruz.”
Musa kayınbabasını karşılamaya çıktı, önünde eğilip onu öptü. Birbirinin hatırını sorup çadıra girdiler. Musa İsrailliler uğruna RABbin firavunla Mısırlılara bütün yaptıklarını, yolda çektikleri sıkıntıları, RABbin kendilerini nasıl kurtardığını kayınbabasına bir bir anlattı.
Yitro RABbin İsraillilere yaptığı iyiliklere, onları Mısırlıların elinden kurtardığına sevindi. “Sizi Mısırlıların ve firavunun elinden kurtaran RABbe övgüler olsun” dedi, “Halkı Mısırın boyunduruğundan O kurtardı. Artık biliyorum ki, RAB bütün ilahlardan büyüktür. Çünkü onların gurur duyduğu şeylerin üstesinden geldi.” Sonra Tanrıya yakmalık sunu ve kurbanlar getirdi. Harunla bütün İsrail ileri gelenleri, Musanın kayınbabasıyla Tanrının huzurunda yemek yemeye geldiler.

Amalekliler Bozguna Uğruyor – Çıkış 17

Amalekliler gelip Refidimde İsraillilere savaş açtılar. Musa Yeşuya, “Adam seç, git Amaleklilerle savaş” dedi, “Yarın ben elimde Tanrının değneğiyle tepenin üzerinde duracağım.”
Yeşu Musanın buyurduğu gibi Amaleklilerle savaştı. Bu arada Musa, Harun ve Hur tepenin üzerine çıktılar. Musa elini kaldırdıkça İsrailliler, indirdikçe Amalekliler kazanıyordu. Ne var ki, Musanın elleri yoruldu. Bir taş getirip altına koydular. Musa üzerine oturdu. Bir yanda Harun, öbür yanda Hur Musanın ellerini yukarıda tuttular. Güneş batıncaya dek Musanın elleri yukarıda kaldı. Böylece Yeşu Amalek ordusunu yenip kılıçtan geçirdi.
RAB Musaya, “Bunu anı olarak kayda geç” dedi, “Yeşuya da söyle, Amaleklilerin adını yeryüzünden büsbütün sileceğim.”
Musa bir sunak yaptı, adını “Yahve nissi” koydu. “Eller Rabbin tahtına doğru kaldırıldı” dedi, “RAB kuşaklar boyunca Amaleklilere karşı savaşacak!”

Kayadan Çıkan Su – Çıkış 17

RABbin buyruğu uyarınca, bütün İsrail topluluğu Sin Çölünden ayrıldı, bir yerden öbürüne göçerek Refidimde konakladı. Ancak orada içecek su yoktu. Musaya, “Bize içecek su ver” diye çıkıştılar.
Musa, “Niçin bana çıkışıyorsunuz?” dedi, “Neden RABbi deniyorsunuz?”
Ama halk susamıştı. “Niçin bizi Mısırdan çıkardın?” diye Musaya söylendiler, “Bizi, çocuklarımızı, hayvanlarımızı susuzluktan öldürmek için mi?”
Musa, “Bu halka ne yapayım?” diye RABbe feryat etti, “Neredeyse beni taşlayacaklar.”
RAB Musaya, “Halkın önüne geç” dedi, “Birkaç İsrail ileri gelenini ve Nile vurduğun değneği de yanına alıp yürü. Ben Horev Dağında bir kayanın üzerinde, senin önünde duracağım. Kayaya vuracaksın, halk içsin diye su fışkıracak.” Musa İsrail ileri gelenlerinin önünde denileni yaptı.
Oraya Massa ve Meriva adı verildi. Çünkü İsrailliler orada Musaya çıkışmış ve, “Acaba RAB aramızda mı, değil mi?” diye RABbi denemişlerdi.

Man ve Bıldırcın – Çıkış 16

Bütün İsrail topluluğu Elimden ayrıldı. Mısırdan çıktıktan sonra ikinci ayın on beşinci günü Elim ile Sina arasındaki Sin Çölüne vardılar. Çölde hepsi Musayla Haruna yakınmaya başladı. “Keşke RAB bizi Mısırdayken öldürseydi” dediler, “Hiç değilse orada et kazanlarının başına oturur, doyasıya yerdik. Ama siz bütün topluluğu açlıktan öldürmek için bizi bu çöle getirdiniz.”
RAB Musaya, “Size gökten ekmek yağdıracağım” dedi, “Halk her gün gidip günlük ekmeğini toplayacak. Böylece onları sınayacağım: Benim yasama göre yaşıyorlar mı, yaşamıyorlar mı, göreceğim. Altıncı gün her gün topladıklarının iki katını toplayıp hazırlayacaklar.”
Musayla Harun İsraillilere, “Bu akşam sizi Mısırdan RABbin çıkardığını bileceksiniz” dediler, “Sabah da RABbin görkemini göreceksiniz. Çünkü RAB kendisine söylendiğinizi duydu. Biz kimiz ki, bize söyleniyorsunuz?” Sonra Musa, “Akşam size yemek için et, sabah da dilediğiniz kadar ekmek verilince, RABbin görkemini göreceksiniz” dedi, “Çünkü RAB kendisine söylendiğinizi duydu. Biz kimiz ki? Siz bize değil, RABbe söyleniyorsunuz.”
Musa Haruna, “Bütün İsrail topluluğuna söyle, RABbin huzuruna gelsinler” dedi, “Çünkü RAB söylendiklerini duydu.”
Harun İsrail topluluğuna bunları anlatırken, çöle doğru baktılar. RABbin görkemi bulutta görünüyordu.
RAB Musaya şöyle dedi: “İsraillilerin yakınmalarını duydum. Onlara de ki, Akşamüstü et yiyeceksiniz, sabah da ekmekle karnınızı doyuracaksınız. O zaman bileceksiniz ki, Tanrınız RAB benim. ”
Akşam bıldırcınlar geldi, ordugahı sardı. Sabah ordugahın çevresini çiy kaplamıştı. Çiy eriyince, toprakta, çölün yüzeyinde kırağıya benzer ince pulcuklar göründü. Bunu görünce İsrailliler birbirlerine, “Bu da ne?” diye sordular. Çünkü ne olduğunu anlayamamışlardı.
Musa, “RABbin size yemek için verdiği ekmektir bu” dedi, “RABbin buyruğu şudur: Herkes yiyeceği kadar toplasın. Çadırınızdaki her kişi için birer omer alın. ”
İsrailliler söyleneni yaptılar. Kimi çok, kimi az topladı. Omerle ölçtüklerinde, çok toplayanın fazlası, az toplayanın da eksiği yoktu. Herkes yiyeceği kadar toplamıştı.
Musa onlara, “Kimse sabaha bir parça bile bırakmasın” dedi.
Ama bazıları ona aldırmayıp sabaha bıraktılar. Bıraktıkları kurtlanıp kokmaya başlayınca Musa onlara öfkelendi.
Her sabah herkes yiyeceği kadar topluyordu. Güneş ortalığı ısıtınca, yerde kalanlar eriyordu. Altıncı gün kişi başına iki omer, yani iki kat topladılar. Topluluğun önderleri gelip durumu Musaya bildirdiler. Musa, “RABbin buyruğu şudur” dedi, “ Yarın dinlenme günü, RAB için kutsal Şabat Günüdür. Pişireceğinizi pişirin, haşlayacağınızı haşlayın. Artakalanı bir kenara koyun, sabaha kalsın. ”
Musanın buyurduğu gibi artakalanı sabaha bıraktılar. Ne koktu, ne kurtlandı. Musa, “Artakalanı bugün yiyin” dedi, “Çünkü bugün RAB için Şabat Günüdür. Bugün dışarda ekmek bulamayacaksınız. Altı gün ekmek toplayacaksınız, ama yedinci gün olan Şabat Günü ekmek bulunmayacak.”
Yedinci gün bazıları ekmek toplamak için dışarı çıktı, ama hiçbir şey bulamadılar. RAB Musaya, “Ne zamana dek buyruklarıma ve yasalarıma uymayı reddedeceksiniz?” dedi, “Size Şabat Gününü verdim. Bunun için altıncı gün size iki günlük ekmek veriyorum. Yedinci gün herkes neredeyse orada kalsın, dışarı çıkmasın.” Böylece halk yedinci gün dinlendi.
İsrailliler o ekmeğe man adını verdiler. Kişniş tohumu gibi beyazımsı, tadı ballı yufka gibiydi. Musa, “RABbin buyruğu şudur” dedi, “ Mısırdan sizi çıkardığımda, gelecek kuşakların çölde size yedirdiğim ekmeği görmesi için, bir omer saklansın. ”
Musa Haruna, “Bir testi al, içine bir omer man doldur” dedi, “Gelecek kuşaklar için saklanmak üzere onu RABbin huzuruna koy.”
RABbin Musaya buyurduğu gibi Harun manı saklanmak üzere Antlaşma Levhalarının önüne koydu.
İsrailliler yerleştikleri Kenan topraklarına varıncaya dek kırk yıl man yediler. –Bir omer efanın onda biridir.–

Acı Su – Çıkış 15

Musa İsraillileri Kamış Denizinin ötesine çıkardı. Şur Çölüne girdiler. Çölde üç gün yol aldılarsa da su bulamadılar. Maraya vardılar. Ama Maranın suyunu içemediler, çünkü su acıydı. Bu yüzden oraya Mara adı verildi. Halk, “Ne içeceğiz?” diye Musaya yakınmaya başladı.
Musa RABbe yakardı. RAB ona bir ağaç parçası gösterdi. Musa onu suya atınca sular tatlı oldu.
Orada RAB onlar için bir kural ve ilke koydu, hepsini sınadı. “Ben, Tanrınız RABbin sözünü dikkatle dinler, gözümde doğru olanı yapar, buyruklarıma kulak verir, bütün kurallarıma uyarsanız, Mısırlılara verdiğim hastalıkların hiçbirini size vermeyeceğim” dedi, “Çünkü size şifa veren RAB benim.”
Sonra Elime gittiler. Orada on iki su kaynağı, yetmiş hurma ağacı vardı. Su kıyısında konakladılar.

Kurtuluş Ezgisi – Çıkış 15

Musayla İsrailliler RABbe şu ezgiyi söylediler:
“Ezgiler sunacağım RABbe,
Çünkü yüceldikçe yüceldi;
Atları da, atlıları da denize döktü.
Rab gücüm ve ezgimdir,
O kurtardı beni.
Odur Tanrım,
Övgüler sunacağım Ona.
Odur babamın Tanrısı,
Yücelteceğim Onu.
Savaş eridir RAB,
Adı RABdir.
“Denize attı firavunun ordusunu,
Savaş arabalarını.
Kamış Denizinde boğuldu seçme subayları.
Derin sulara gömüldüler,
Taş gibi dibe indiler.
“Senin sağ elin, ya RAB,
Senin sağ elin korkunç güce sahiptir.
Altında düşmanlar kırılır.
Devrilir sana başkaldıranlar büyük görkemin karşısında,
Gönderir gazabını anız gibi tüketirsin onları.
Burnunun soluğu karşısında,
Sular yığıldı bir araya.
Kabaran sular duvarlara dönüştü,
Denizin göbeğindeki derin sular dondu.
Düşman böbürlendi:
Peşlerine düşüp yakalayacağım onları dedi,
Bölüşeceğim çapulu,
Dileğimce yağmalayacağım,
Kılıcımı çekip yok edeceğim onları.
Üfledin soluğunu, denize gömüldüler,
Kurşun gibi engin sulara battılar.
“Var mı senin gibisi ilahlar arasında, ya RAB?
Senin gibi kutsallıkta görkemli, heybetiyle övgüye değer,
Harikalar yaratan var mı?
Sağ elini uzattın,
Yer yuttu onları.
Öncülük edeceksin sevginle kurtardığın halka,
Kutsal konutunun yolunu göstereceksin gücünle onlara.
Uluslar duyup titreyecekler,
Filist halkını dehşet saracak.
Edom beyleri korkuya kapılacak,
Moav önderlerini titreme alacak,
Kenanda yaşayanların tümü korkudan eriyecek.
Korku ve dehşet düşecek üzerlerine,
Senin halkın geçinceye dek, ya RAB,
Sahip olduğun bu halk geçinceye dek,
Bileğinin gücü karşısında taş kesilecekler.
Ya RAB, halkını içeri alacaksın.
Kendi dağına, yaşamak için seçtiğin yere,
Ellerinle kurduğun kutsal yere dikeceksin, ya Rab!
RAB sonsuza dek egemen olacaktır.”
Firavunun atları, savaş arabaları, atlıları denize dalınca, RAB suları onların üzerine çevirdi. Ama İsrailliler denizi kuru toprakta yürüyerek geçtiler.
Harunun kızkardeşi Peygamber Miryam tefini eline aldı, bütün kadınlar teflerle, oynayarak onu izlediler. Miryam onlara şu ezgiyi söyledi:
“Ezgiler sunun RABbe,
Çünkü yüceldikçe yüceldi,
Atları, atlıları denize döktü.”

Kamış Denizini Geçiş – Çıkış 14

RAB Musaya, “İsraillilere söyle, dönsünler” dedi, “Pi– Hahirot yakınlarında, Migdol ile deniz arasında, Baal-Sefonun karşısında deniz kıyısında konaklasınlar. Firavun şöyle düşünecek: İsrailliler ülkede şaşkın şaşkın dolaşıyorlardır, çöl onları kuşatmıştır. Firavunu inatçı yapacağım. Onların peşine düşecek. Böylece firavunla ordusunu yenerek yücelik kazanacağım. Mısırlılar bilecek ki, ben RABbim.” İsrailliler söyleneni yaptılar.
Halkın kaçtığı Mısır Firavununa bildirilince, firavunla görevlileri onlara ilişkin düşüncelerini değiştirdiler: “Biz ne yaptık?” dediler, “İsraillileri salıvermekle kölelerimizi kaybetmiş olduk!” Firavun savaş arabasını hazırlattı, ordusunu yanına aldı. Seçme altı yüz savaş arabasının yanısıra, Mısırın bütün savaş arabalarını sorumlu sürücüleriyle birlikte yanına aldı. RAB Mısır Firavununu inatçı yaptı. Firavun zafer havası içinde ilerleyen İsraillilerin peşine düştü. Mısırlılar firavunun bütün atları, savaş arabaları, atlıları, askerleriyle onların ardına düştüler ve deniz kıyısında, Pi-Hahirot yakınlarında, Baal-Sefonun karşısında konaklarken onlara yetiştiler.
Firavun yaklaşırken, İsrailliler Mısırlıların arkalarından geldiğini görünce dehşete kapılarak RABbe feryat ettiler. Musaya, “Mısırda mezar mı yoktu da bizi çöle ölmeye getirdin?” dediler, “Bak, Mısırdan çıkarmakla bize ne yaptın! Mısırdayken sana, Bırak bizi, Mısırlılara kulluk edelim demedik mi? Çölde ölmektense Mısırlılara kulluk etsek bizim için daha iyi olurdu.”
Musa, “Korkmayın!” dedi, “Yerinizde durup bekleyin, RAB bugün sizi nasıl kurtaracak görün. Bugün gördüğünüz Mısırlıları bir daha hiç görmeyeceksiniz. RAB sizin için savaşacak, siz sakin olun yeter.”
RAB Musaya, “Niçin bana feryat ediyorsun?” dedi, “İsraillilere söyle, ilerlesinler. Sen değneğini kaldır, elini denizin üzerine uzat. Sular yarılacak ve İsrailliler kuru toprak üzerinde yürüyerek denizi geçecekler. Ben Mısırlıları inatçı yapacağım ki, artlarına düşsünler. Firavunu, bütün ordusunu, savaş arabalarını, atlılarını yenerek yücelik kazanacağım. Firavun, savaş arabaları ve atlılarından ötürü yücelik kazandığım zaman, Mısırlılar bilecek ki, ben RABbim.”
İsrail ordusunun önünde yürüyen Tanrının meleği yerini değiştirip arkaya geçti. Önlerindeki bulut sütunu da yerini değiştirip arkalarına, Mısır ve İsrail ordularının arasına geldi. Gece boyunca bulut bir yanı karartıyor, öbür yanı aydınlatıyordu. Bu yüzden, bütün gece iki taraf birbirine yaklaşamadı.
Musa elini denizin üzerine uzattı. RAB bütün gece güçlü doğu rüzgarıyla suları geri itti, denizi karaya çevirdi. Sular ikiye bölündü, İsrailliler kuru toprak üzerinde yürüyerek denizi geçtiler. Sular sağlarında, sollarında onlara duvar oluşturdu. Mısırlılar artlarından geliyordu. Firavunun bütün atları, savaş arabaları, atlıları denizde onları izliyordu. Sabah nöbetinde RAB ateş ve bulut sütunundan Mısır ordusuna baktı ve onları şaşkına çevirdi. Arabalarının tekerleklerini çıkardı; öyle ki, arabalarını zorlukla sürdüler. Mısırlılar, “İsraillilerden kaçalım!” dediler, “Çünkü RAB onlar için bizimle savaşıyor.”
RAB Musaya, “Elini denizin üzerine uzat” dedi, “Sular Mısırlıların, savaş arabalarının, atlılarının üzerine dönsün.” Musa elini denizin üzerine uzattı. Sabaha karşı deniz olağan haline döndü. Mısırlılar sulardan kaçarken RAB onları denizin ortasında silkip attı. Geri dönen sular savaş arabalarını, atlıları, İsraillilerin peşinden denize dalan firavunun bütün ordusunu yuttu. Onlardan bir kişi bile sağ kalmadı.
Ama İsrailliler denizi kuru toprakta yürüyerek geçmişlerdi. Sular sağlarında, sollarında onlara duvar oluşturmuştu. RAB o gün İsraillileri Mısırlıların elinden kurtardı. İsrailliler deniz kıyısında Mısırlıların ölülerini gördüler. RABbin Mısırlılara gösterdiği büyük gücü gören İsrail halkı RABden korkup Ona ve kulu Musaya güvendi.

Kamış Denizini Geçiş – Çıkış 13

Firavun İsraillileri salıverdiğinde, Filist yöresi yakın olmasına karşın, Tanrı onları oradan götürmedi. Çünkü, “Halk savaşla karşılaşınca, düşüncelerini değiştirip Mısıra geri dönebilir” diye düşündü. Halkı çöl yolundan Kamış Denizine doğru dolaştırdı. İsrailliler Mısırdan silahlı çıkmışlardı.
Musa Yusufun kemiklerini yanına almıştı. Çünkü Yusuf İsrailin oğullarına, “Tanrı kesinlikle size yardım edecek, kemiklerimi buradan götüreceksiniz” diye sıkı sıkı ant içirmişti.
Sukkottan ayrılıp çöl kenarında, Etamda konakladılar. Gece gündüz ilerlemeleri için, RAB gündüzün bir bulut sütunu içinde yol göstererek, geceleyin bir ateş sütunu içinde ışık vererek onlara öncülük ediyordu. Gündüz bulut sütunu, gece ateş sütunu halkın önünden eksik olmadı.

İlk Doğanların Adanması – Çıkış 13

RAB Musaya, “Bütün ilk doğanları bana adayın” dedi, “İsrailliler arasında insan olsun, hayvan olsun her rahmin ilk ürünü bana aittir.”
Musa halka, “Mısırdan, köle olduğunuz ülkeden çıktığınız bugünü anımsayın” dedi, “Çünkü RAB güçlü eliyle sizi oradan çıkardı. Mayalı hiçbir şey yenmeyecek. Bugün Aviv ayında buradan ayrılıyorsunuz. RAB sizi Kenan, Hitit, Amor, Hiv ve Yevus topraklarına, atalarınıza vereceğine ant içtiği süt ve bal akan ülkeye götürdüğü zaman bu ay şu törelere uyacaksınız: Yedi gün mayasız ekmek yiyecek, yedinci gün RABbe bayram yapacaksınız. O yedi gün içinde yalnız mayasız ekmek yiyeceksiniz. Aranızda ve ülkenizin hiçbir yerinde mayalı bir şey görülmeyecek. O gün oğullarınıza, Mısırdan çıktığımızda RABbin bizim için yaptıklarından dolayı bunları yapıyoruz diye anlatacaksınız. Bu elinizde bir belirti ve alnınızda bir anma işareti olacak; öyle ki, RABbin yasası hep ağzınızda olsun. Çünkü RAB güçlü eliyle sizi Mısırdan çıkardı. Siz de her yıl belirlenen tarihte bu kuralı uygulamalısınız.
“RAB size ve atalarınıza ant içerek söz verdiği gibi sizi Kenan topraklarına getirecektir. Orayı size verdiği zaman, ilk doğan erkek çocuklarınızın ve hayvanlarınızın hepsini RABbe adayacaksınız. Çünkü bunlar RABbe aittir. İlk doğan her sıpanın bedelini bir kuzuyla ödeyin. Bedelini ödemezseniz, boynunu kırın. Bütün ilk doğan erkek çocuklarınızın bedelini ödemelisiniz.
“İlerde oğullarınız size, Bunun anlamı ne? diye sorduklarında, RAB bizi güçlü eliyle Mısırdan, köle olduğumuz ülkeden çıkardı diye yanıtlarsınız, Firavun bizi salıvermemekte diretince, RAB Mısırda insanların ve hayvanların bütün ilk doğanlarını öldürdü. İşte bunun için hayvanların ilk doğan erkek yavrularını RABbe kurban ediyoruz. İlk doğan erkek çocuklarımızın bedelini ise bir hayvanla ödüyoruz. Bu uygulama elinizde bir belirti ve alnınızda bir anma işareti olacak; RABbin bizi Mısırdan güçlü eliyle çıkardığını anımsatacak.”

Fısıh Kuralları – Çıkış 12

RAB Musayla Haruna şöyle dedi: “Fısıh Bayramının kuralları şunlardır: Hiçbir yabancı Fısıh etini yemeyecek. Ama satın aldığınız köleler sünnet edildikten sonra ondan yiyebilir. Konuklar ve ücretli işçiler ondan yemeyecek. Fısıh eti evde yenmeli, evin dışına çıkarılmamalı. Kemikleri kırmayacaksınız. Bütün İsrail topluluğu Fısıh Bayramını kutlayacak. Yanınızdaki yabancı bir konuk RABbin Fısıh Bayramını kutlamak isterse, önce evindeki bütün erkekler sünnet edilmeli; sonra yerel halktan biri gibi İsrail halkına katılıp bayramı kutlayabilir. Ama sünnetsiz biri Fısıh etini yemeyecektir. Ülkede doğan için de, aranızda yaşayan yabancı için de aynı kural geçerlidir.” İsrailliler RABbin Musayla Haruna verdiği buyruğu eksiksiz yerine getirdiler. O gün RAB İsraillileri ordular halinde Mısırdan çıkardı.

Mısırdan Çıkış – Çıkış 12

Aynı gece firavun Musayla Harunu çağırttı ve, “Kalkın!” dedi, “Siz ve İsrailliler halkımın arasından çıkıp gidin, istediğiniz gibi RABbe tapın. Dediğiniz gibi davarlarınızı, sığırlarınızı da alın götürün. Beni de kutsayın!”
İsraillilerin ülkeyi hemen terk etmesi için Mısırlılar diretti. “Yoksa hepimiz öleceğiz!” diyorlardı. Böylece halk mayası henüz katılmamış hamurunu aldı, giysilere sarılı hamur teknelerini omuzlarında taşıdı.
İsrailliler Musanın dediğini yapmış, Mısırlılardan altın, gümüş eşya ve giysi istemişlerdi. RAB İsraillilerin Mısırlıların gözünde lütuf bulmasını sağladı. Mısırlılar onlara istediklerini verdiler. Böylece İsrailliler onları soydular.
İsrailliler kadın ve çocukların dışında altı yüz bin kadar erkekle yaya olarak Ramsesten Sukkota doğru yola çıktılar. Daha pek çok kişi de onlarla birlikte gitti. Yanlarında çok sayıda davar ve sığır vardı. Mısırdan getirdikleri hamurla mayasız pide pişirdiler. Maya yoktu. Çünkü Mısırdan kovulmuşlar, kendilerine azık hazırlayacak zaman bulamamışlardı.
İsrailliler Mısırda dört yüz otuz yıl yaşadı. Dört yüz otuz yılın sonuncu günü RABbin halkı ordular halinde Mısırı terk etti. O gece RAB İsraillileri Mısırdan çıkarmak için sürekli bekledi. İsrailliler de kuşaklar boyunca aynı gece RABbi yüceltmek için uyanık olmalıdır.

İlk Fısıh Bayramı – Çıkış 12

Musa İsrailin bütün ileri gelenlerini çağırtarak onlara şöyle dedi: “Hemen gidin, aileleriniz için kendinize davarlar seçip Fısıh kurbanı olarak boğazlayın. Bir demet mercanköşkotu alın, leğendeki kana batırıp kanı kapılarınızın yan ve üst sövelerine sürün. Sabaha kadar kimse evinden çıkmasın. RAB Mısırlıları öldürmek için gelecek, kapılarınızın yan ve üst sövelerindeki kanı görünce üzerinden geçecek, ölüm saçanın evlerinize girip sizi öldürmesine izin vermeyecek.
“Sen ve çocukların kalıcı bir kural olarak bu olayı kutlayacaksınız. RABbin size söz verdiği topraklara girdiğiniz zaman bu töreye uyacaksınız. Çocuklarınız size, Bu törenin anlamı nedir? diye sorduklarında, Bu RABbin Fısıh kurbanıdır diyeceksiniz, Çünkü RAB Mısırlıları öldürürken evlerimizin üzerinden geçerek bizi bağışladı. ” İsrailliler eğilip tapındılar. Sonra gidip RABbin Musayla Haruna verdiği buyruğu eksiksiz uyguladılar.
Gece yarısı RAB tahtında oturan firavunun ilk çocuğundan zindandaki tutsağın ilk çocuğuna kadar Mısırdaki bütün insanların ve hayvanların ilk doğanlarını öldürdü. O gece firavunla görevlileri ve bütün Mısırlılar uyandı. Büyük feryat koptu. Çünkü ölüsü olmayan ev yoktu.

Mayasız Ekmek Bayramı – Çıkış 12

“Yedi gün mayasız ekmek yiyeceksiniz. İlk gün evlerinizden mayayı kaldıracaksınız. Kim bu yedi gün içinde mayalı bir şey yerse, İsrailden atılacaktır. Birinci ve yedinci günler kutsal toplantı yapacaksınız. O günler hiçbir iş yapılmayacak. Herkes yalnız kendi yiyeceğini hazırlayacak. Mayasız Ekmek Bayramını kutlayacaksınız, çünkü sizi ordular halinde o gün Mısırdan çıkardım. Bu günü kalıcı bir kural olarak kuşaklarınız boyunca kutlayacaksınız. Birinci ayın on dördüncü gününün akşamından yirmi birinci gününün akşamına kadar mayasız ekmek yiyeceksiniz. Evlerinizde yedi gün maya bulunmayacak. Mayalı bir şey yiyen yerli yabancı herkes İsrail topluluğundan atılacaktır. Mayalı bir şey yemeyeceksiniz. Yaşadığınız her yerde mayasız ekmek yiyeceksiniz.”

Fısıh Bayramı – Çıkış 12

RAB Mısırda Musayla Haruna, “Bu ay sizin için ilk ay, yılın ilk ayı olacak” dedi, “Bütün İsrail topluluğuna bildirin: Bu ayın onunda herkes ailesine göre kendi ev halkına birer kuzu alacak. Eğer bir kuzu bir aileye çok geliyorsa, aile bireylerinin sayısı ve herkesin yiyeceği miktar hesaplanacak ve aile kuzuyu en yakın komşusuyla paylaşabilecek. Koyun ya da keçilerden seçeceğiniz hayvan kusursuz, erkek ve bir yaşında olmalı. Ayın on dördüne kadar ona bakacaksınız. O akşamüstü bütün İsrail topluluğu hayvanları boğazlayacak. Hayvanın kanını alıp, etin yeneceği evin yan ve üst kapı sövelerine sürecekler. O gece ateşte kızartılmış et mayasız ekmek ve acı otlarla yenmelidir. Eti çiğ veya haşlanmış olarak değil, başı, bacakları, bağırsakları ve işkembesiyle birlikte kızartarak yiyeceksiniz. Sabaha kadar bitirmelisiniz. Artakalan olursa, sabah ateşte yakacaksınız. Eti şöyle yemelisiniz: Beliniz kuşanmış, çarıklarınız ayağınızda, değneğiniz elinizde olmalı. Eti çabuk yemelisiniz. Bu RABbin Fısıh kurbanıdır.
“O gece Mısırdan geçeceğim. Hem insanların hem de hayvanların bütün ilk doğanlarını öldüreceğim. Mısırın bütün ilahlarını yargılayacağım. Ben RABbim. Bulunduğunuz evlerin üzerindeki kan sizin için belirti olacak. Kanı görünce üzerinizden geçeceğim. Mısırı cezalandırırken ölüm saçan size hiçbir zarar vermeyecek. Bu gün sizin için anma günü olacak. Bu günü RABbin bayramı olarak kutlayacaksınız. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürekli bir kural olarak bu günü kutlayacaksınız.”

İlk Doğan Çocukların Ölümü – Çıkış 11

RAB Musaya, “Firavunun ve Mısırın başına bir bela daha getireceğim” dedi, “O zaman gitmenize izin verecek, sizi buradan adeta kovacak. Halkına söyle, kadın erkek herkes komşusundan altın, gümüş eşya istesin.” RAB İsrail halkının Mısırlıların gözünde lütuf bulmasını sağladı. Musa da Mısırda, firavunun görevlilerinin ve halkın gözünde çok büyüdü.
Musa firavuna şöyle dedi: “RAB diyor ki, Gece yarısı Mısırı boydan boya geçeceğim. Tahtında oturan firavunun ilk çocuğundan, değirmendeki kadın kölenin ilk çocuğuna kadar, hayvanlar dahil Mısırdaki bütün ilk doğanlar ölecek. Bütün Mısırda benzeri ne görülmüş, ne de görülecek büyük bir feryat kopacak. İsraillilere ya da hayvanlarına bir köpek bile havlamayacak. O zaman RABbin İsraillilerle Mısırlılara nasıl farklı davrandığını anlayacaksınız. Bu görevlilerinin hepsi gelip önümde eğilecek, Sen ve seni izleyenler, gidin! diyecekler. Ondan sonra gideceğim.” Musa firavunun yanından büyük bir öfkeyle ayrıldı.
RAB Musaya, “Mısırda şaşılası işlerim çoğalsın diye firavun sizi dinlemeyecek” demişti. Musayla Harun firavunun önünde bütün bu şaşılası işleri yaptılar. Ama RAB firavunu inatçı yaptı. Firavun İsraillileri ülkesinden salıvermedi.

Karanlık Belası – Çıkış 10

RAB Musaya, “Elini göğe doğru uzat” dedi, “Mısırı hissedilebilir bir karanlık kaplasın.” Musa elini göğe doğru uzattı, Mısır üç gün koyu karanlığa gömüldü. Üç gün boyunca kimse kimseyi göremez, yerinden kımıldayamaz oldu. Yalnız İsraillilerin yaşadığı yerler aydınlıktı.
Firavun Musayı çağırttı. “Gidin, RABbe tapın” dedi, “Yalnız davarlarınızla sığırlarınız alıkonacak. Çoluk çocuğunuz sizinle birlikte gidebilir.”
Musa, “Ama Tanrımız RABbe kurban kesmemiz için bize kurbanlık ve yakmalık sunular da vermelisin” diye karşılık verdi, “Hayvanlarımızı da yanımıza almalıyız. Bir tırnak bile kalmamalı burada. Çünkü Tanrımız RABbe tapmak için bazı hayvanları kullanacağız. Oraya varmadıkça hangi hayvanları RABbe sunacağımızı bilemeyiz.”
Ancak RAB firavunu inatçı yaptı, firavun İsraillileri salıvermeye yanaşmadı. Musaya, “Git başımdan” dedi, “Sakın bir daha karşıma çıkma. Yüzümü gördüğün gün ölürsün.”
Musa, “Dediğin gibi olsun” diye karşılık verdi, “Bir daha yüzünü görmeyeceğim.”

Çekirge Belası – Çıkış 10

RAB Musaya, “Firavunun yanına git” dedi, “Belirtilerimi aralarında göstermek için firavunla görevlilerini inatçı yaptım. Mısırla nasıl alay ettiğimi, aralarında gösterdiğim belirtileri sen de çocuklarına, torunlarına anlat ki, benim RAB olduğumu bilesiniz.”
Musayla Harun firavunun yanına varıp şöyle dediler: “İbranilerin Tanrısı RAB diyor ki, Ne zamana dek alçakgönüllü olmayı reddedeceksin? Halkımı salıver, bana tapsınlar. Halkımı salıvermeyi reddedersen, yarın ülkene çekirgeler göndereceğim. Yeryüzünü öylesine kaplayacaklar ki, toprak görünmez olacak. Doludan kurtulan ürünlerinizi, kırda biten bütün ağaçlarınızı yiyecekler. Evlerine, bütün görevlilerinin, bütün Mısırlıların evlerine çekirge dolacak. Ne babaların, ne ataların ömürlerince böylesini görmediler. ” Sonra Musa dönüp firavunun yanından ayrıldı.
Görevlileri firavuna, “Ne zamana dek bu adam bize tuzak kuracak?” dediler, “Bırak gitsinler, Tanrıları RABbe tapsınlar. Mısır harap oldu, hala anlamıyor musun?”
Böylece, Musayla Harunu firavunun yanına geri getirdiler. Firavun, “Gidin, Tanrınız RABbe tapın” dedi, “Ama kimler gidecek?”
Musa, “Genç, yaşlı hep birlikte gideceğiz” dedi, “Oğullarımızı, kızlarımızı, davarlarımızı, sığırlarımızı yanımıza alacağız. Çünkü RABbe bayram yapmalıyız.”
Firavun, “Alın çoluk çocuğunuzu, gidin gidebilirseniz, RAB yardımcınız olsun!” dedi, “Bakın, kötü niyetiniz ne kadar açık. Olmaz. Yalnız erkekler gidip RABbe tapsın. Zaten istediğiniz de bu.” Sonra Musayla Harun firavunun yanından kovuldular.
RAB Musaya, “Elini Mısırın üzerine uzat” dedi, “Çekirge yağsın; ülkenin bütün bitkilerini, doludan kurtulan her şeyi yesinler.”
Musa değneğini Mısırın üzerine uzattı. Bütün o gün ve gece RAB ülkede doğu rüzgarı estirdi. Sabah olunca da doğu rüzgarı çekirgeleri getirdi. Mısırın üzerinde uçuşan çekirgeler ülkeyi boydan boya kapladı. Öyle çoktular ki, böylesi hiçbir zaman görülmedi, kuşaklar boyu da görülmeyecek. Toprağın üzerini öyle kapladılar ki, ülke kapkara kesildi. Bütün bitkileri, dolunun zarar vermediği ağaçlarda kalan meyvelerin hepsini yediler. Mısırın hiçbir yerinde, ne ağaçlarda, ne de kırdaki bitkilerde yeşillik kalmadı.
Firavun acele Musayla Harunu çağırttı. “Tanrınız RABbe ve size karşı günah işledim” dedi, “Lütfen bir kez daha günahımı bağışlayın ve Tanrınız RABbe dua edin; bu ölümcül belayı üzerimden uzaklaştırsın.”
Musa firavunun yanından çıkıp RABbe dua etti. RAB rüzgarı çok şiddetli batı rüzgarına döndürdü. Rüzgar çekirgeleri sürükleyip Kamış Denizine döktü. Mısırda tek çekirge kalmadı. Ama RAB firavunu inatçı yaptı. Firavun İsraillileri salıvermedi.

Dolu Belası – Çıkış 9

RAB Musaya şöyle dedi: “Sabah erkenden kalkıp firavunun huzuruna çık, de ki, İbranilerin Tanrısı RAB şöyle diyor: Halkımı salıver, bana tapsınlar. Yoksa bu kez senin, görevlilerinin, halkının üzerine bütün belalarımı yağdıracağım. Öyle ki, bu dünyada benim gibisi olmadığını öğrenesin. Çünkü elimi kaldırıp seni ve halkını salgın hastalıkla vurmuş olsaydım, yeryüzünden silinmiş olurdun. Gücümü sana göstermek, adımı bütün dünyaya tanıtmak için seni ayakta tuttum. Hala halkımı salıvermiyor, onlara üstünlük taslıyorsun. Bu yüzden, yarın bu saatlerde Mısıra tarihinde görülmemiş ağır bir dolu yağdıracağım. Şimdi buyruk ver, hayvanların ve kırda neyin varsa hepsi sığınaklara konsun. Dolu yağınca, eve getirilmeyen, kırda kalan bütün insanlarla hayvanlar ölecek. ”
Firavunun görevlileri arasında RABbin uyarısından korkanlar köleleriyle hayvanlarını çabucak evlerine getirdiler. RABbin uyarısını önemsemeyenler ise köleleriyle hayvanlarını tarlada bıraktı.
RAB Musaya, “Elini göğe doğru uzat” dedi, “Mısırın her yerine, insanların, hayvanların, kırdaki bütün bitkilerin üzerine dolu yağsın.” Musa değneğini göğe doğru uzatınca RAB gök gürlemeleri ve dolu gönderdi. Yıldırım düştü. RAB Mısıra dolu yağdırdı. Şiddetli dolu yağıyor, sürekli şimşek çakıyordu. Mısır Mısır olalı böylesi bir dolu görmemişti. Dolu Mısırda insandan hayvana dek kırdaki her şeyi, bütün bitkileri mahvetti, bütün ağaçları kırdı. Yalnız İsraillilerin yaşadığı Goşen bölgesine dolu düşmedi.
Firavun Musayla Harunu çağırtarak, “Bu kez günah işledim” dedi, “RAB haklı, ben ve halkım haksızız. RABbe dua edin, yeter bu gök gürlemeleri ve dolu. Sizi salıvereceğim, artık burada kalmayacaksınız.”
Musa, “Kentten çıkınca, ellerimi RABbe uzatacağım” dedi, “Gök gürlemeleri duracak, artık dolu yağmayacak. Böylece dünyanın RABbe ait olduğunu bileceksin. Ama biliyorum, sen ve görevlilerin RAB Tanrıdan hala korkmuyorsunuz.”
Keten ve arpa mahvolmuştu; çünkü arpa başak vermiş, keten çiçek açmıştı. Ama buğday ve kızıl buğday henüz bitmediği için zarar görmemişti.
Musa firavunun yanından ayrılıp kentten çıktı. Ellerini RABbe uzattı. Gök gürlemesi ve dolu durdu, yağmur dindi. Firavun yağmurun, dolunun, gök gürlemesinin kesildiğini görünce, yine günah işledi. Hem kendisi, hem görevlileri inat ettiler. RABbin Musa aracılığıyla söylediği gibi, firavun inat ederek İsraillileri salıvermedi.

Çıban Belası – Çıkış 9

RAB Musayla Haruna, “Yanınıza iki avuç dolusu ocak kurumu alın” dedi, “Musa kurumu firavunun önünde göğe doğru savursun. Kurum bütün Mısırın üzerinde ince bir toza dönüşecek; ülkenin her yanındaki insanların, hayvanların bedenlerinde irinli çıbanlar çıkacak.”
Böylece Musayla Harun ocak kurumu alıp firavunun önünde durdular. Musa kurumu göğe doğru savurdu. İnsanlarda ve hayvanlarda irinli çıbanlar çıktı. Büyücüler çıbandan ötürü Musanın karşısında duramaz oldular. Çünkü bütün Mısırlılarda olduğu gibi onlarda da çıbanlar çıkmıştı. RAB firavunu inatçı yaptı, RABbin Musaya söylediği gibi, firavun Musayla Harunu dinlemedi.

Hayvanların Ölümü – Çıkış 9

RAB Musaya şöyle dedi: “Firavunun yanına git ve ona de ki, İbranilerin Tanrısı RAB şöyle diyor: Halkımı salıver, bana tapsınlar. Salıvermeyi reddeder, onları tutmakta diretirsen, RABbin eli kırlardaki hayvanlarınızı –atları, eşekleri, develeri, sığırları, davarları– büyük kırıma uğratarak sizi cezalandıracak. RAB İsraillilerle Mısırlıların hayvanlarına farklı davranacak. İsraillilerin hayvanlarından hiçbiri ölmeyecek. ”
RAB zamanı da belirleyerek, “Yarın ülkede bunu yapacağım” dedi. Ertesi gün RAB dediğini yaptı: Mısırlıların hayvanları büyük çapta öldü. Ama İsraillilerin hayvanlarından hiçbiri ölmedi. Firavun adam gönderdi, İsraillilerin bir tek hayvanının bile ölmediğini öğrendi. Öyleyken, inat etti ve halkı salıvermedi.

At Sineği Belası – Çıkış 8

RAB Musaya şöyle dedi: “Sabah erkenden kalk, firavun ırmağa inerken onu karşıla ve şöyle de: RAB diyor ki, halkımı salıver, bana tapsınlar. Halkımı salıvermezsen senin, görevlilerinin, halkının, evlerinin üzerine at sineği yağdıracağım. Mısırlıların evleri ve üzerinde yaşadıkları topraklar at sinekleriyle dolup taşacak.
“ Ama o gün halkımın yaşadığı Goşen bölgesinde farklı davranacağım. Orada at sineği olmayacak. Böylece bileceksin ki, bu ülkede RAB benim. Kendi halkımla senin halkın arasına fark koyacağım. Yarın bu belirti gerçekleşecek. ”
RAB dediğini yaptı. Firavunun sarayına, görevlilerinin evlerine sürü sürü at sineği gönderdi. Mısır at sineği yüzünden baştan sona harap oldu.
Firavun Musayla Harunu çağırtıp, “Gidin, bu ülkede Tanrınıza kurban kesin” dedi.
Musa, “Bu doğru olmaz” diye karşılık verdi, “Çünkü Mısırlılar Tanrımız RABbe kurban kesmeyi iğrenç sayıyorlar. İğrenç saydıkları bu şeyi gözlerinin önünde yaparsak bizi taşlamazlar mı? Tanrımız RABbe kurban kesmek için, bize buyurduğu gibi üç gün çölde yol almalıyız.”
Firavun, “Çölde Tanrınız RABbe kurban kesmeniz için sizi salıveriyorum” dedi, “Yalnız çok uzağa gitmeyeceksiniz. Şimdi benim için dua edin.”
Musa, “Yarın at sineklerini firavunun, görevlilerinin, halkının üzerinden uzaklaştırsın diye, yanından ayrılır ayrılmaz RABbe dua edeceğim” dedi, “Yalnız firavun RABbe kurban kesmek için halkın gitmesini önleyerek bizi yine aldatmamalı.”
Musa firavunun yanından çıkıp RABbe dua etti. RAB Musanın isteğini yerine getirdi; firavunun, görevlilerinin, halkının üzerinden at sineklerini uzaklaştırdı. Tek sinek kalmadı. Öyleyken, firavun bir kez daha inatçılık etti ve halkı salıvermedi.

Sivrisinek Belası – Çıkış 8

RAB Musaya şöyle dedi: “Haruna de ki, Değneğini uzatıp yere vur, yerdeki toz sivrisineğe dönüşsün, bütün Mısırı kaplasın. ” Öyle yaptılar. Harun elindeki değneği uzatıp yere vurunca, insanlarla hayvanların üzerine sivrisinekler üşüştü. Mısırda yerin bütün tozu sivrisineğe dönüştü. Büyücüler de kendi büyüleriyle tozu sivrisineğe dönüştürmek istedilerse de başaramadılar. İnsanların, hayvanların üzerini sivrisinek kapladı.
Büyücüler firavuna, “Bu işte Tanrının parmağı var” dediler. Ne var ki, RABbin söylediği gibi firavun inat etti, Musayla Harunu dinlemedi.

Kurbağa Belası – Çıkış 8

RAB Musaya şöyle dedi: “Firavunun yanına git ve ona de ki, RAB şöyle diyor: Halkımı salıver, bana tapsınlar. Eğer halkımı salıvermeyi reddedersen, bütün ülkeni kurbağalarla cezalandıracağım. Irmak kurbağalarla dolup taşacak. Kurbağalar çıkıp sarayına, yatak odana, yatağına, görevlilerinin ve halkının evlerine, fırınlarına, hamur teknelerine girecekler. Senin, halkının, bütün görevlilerinin üstüne sıçrayacaklar.
“Haruna de ki, Elindeki değneği ırmakların, kanalların, havuzların üzerine uzatıp kurbağaları çıkart; Mısırı kurbağalar kaplasın. ”
Böylece Harun elini Mısırın suları üzerine uzattı; kurbağalar çıkıp Mısırı kapladı. Ancak büyücüler de kendi büyüleriyle aynı şeyi yaptılar ve ülkeye kurbağaları saldılar.
Firavun Musayla Harunu çağırtıp, “RABbe dua edin, benim ve halkımın üzerinden kurbağaları uzaklaştırsın” dedi, “O zaman halkınızı RABbe kurban kessinler diye salıvereceğim.”
Musa, “Sen karar ver” diye karşılık verdi, “Bunu sana bırakıyorum. Kurbağalar senden ve evlerinden uzak dursun, yalnız ırmakta kalsınlar diye senin, görevlilerin ve halkın için ne zaman dua edeyim?”
Firavun, “Yarın” dedi.
Musa, “Peki, dediğin gibi olsun” diye karşılık verdi, “Böylece bileceksin ki, Tanrımız RAB gibisi yoktur. Kurbağalar senden, evlerinden, görevlilerinden, halkından uzaklaşacak, yalnız ırmakta kalacaklar.”
Musayla Harun firavunun yanından ayrıldılar. Musa RABbin firavunun başına getirdiği kurbağa belası için RABbe feryat etti. RAB Musanın isteğini yerine getirdi. Kurbağalar evlerde, avlularda, tarlalarda öldüler. Kurbağaları yığın yığın topladılar. Ülke kokudan geçilmez oldu. Ancak firavun ülkenin rahatladığını görünce, RABbin söylediği gibi inatçılık etti ve Musayla Harunu dinlemedi.

Kan Belası – Çıkış 7

RAB Musaya, “Firavun inat ediyor, halkı salıvermeyi reddediyor” dedi, “Sabah git, firavun Nile inerken onu karşılamak için ırmak kıyısında bekle. Yılana dönüşen değneği eline al ve ona de ki, Halkımı salıver, çölde bana tapsınlar, demem için İbranilerin Tanrısı RAB beni sana gönderdi. Ama sen şu ana kadar kulak asmadın. Benim RAB olduğumu şundan anla, diyor RAB. İşte, elimdeki değneği ırmağın sularına vuracağım, sular kana dönecek. Irmaktaki balıklar ölecek, ırmak leş gibi kokacak, Mısırlılar artık ırmağın suyunu içemeyecekler. ”
Sonra RAB Musaya şöyle buyurdu: “Haruna de ki, Değneğini al ve elini Mısırın suları üzerine –ırmakları, kanalları, havuzları, bütün su birikintileri üzerine– uzat, hepsi kana dönsün. Bütün Mısırda tahta ve taş kaplardaki sular bile kana dönecek. ”
Musayla Harun RABbin buyurduğu gibi yaptılar. Harun firavunla görevlilerinin gözü önünde değneğini kaldırıp ırmağın sularına vurdu. Bütün sular kana dönüştü. Irmaktaki balıklar öldü, ırmak kokmaya başladı. Mısırlılar ırmağın suyunu içemez oldular. Mısırın her yerinde kan vardı.
Mısırlı büyücüler de kendi büyüleriyle aynı şeyi yaptılar. RABbin söylediği gibi firavun inat etti ve Musayla Harunu dinlemedi. Olanlara aldırmadan sarayına döndü. Mısırlılar içecek su bulmak için ırmak kıyısını kazmaya koyuldular. Çünkü ırmağın suyunu içemiyorlardı.
RABbin ırmağı vurmasının üzerinden yedi gün geçti.

Harunun Değneği Yılan Oluyor – Çıkış 7

RAB Musayla Haruna şöyle dedi: “Firavun size, Bir mucize yapın dediğinde, söyle Haruna, değneğini alıp firavunun önüne atsın. Değnek yılan olacak.”
Böylece Musayla Harun firavunun yanına gittiler ve RABbin buyurduğu gibi yaptılar. Harun değneğini firavunla görevlilerinin önüne attı. Değnek yılan oluverdi. Bunun üzerine firavun kendi bilgelerini, büyücülerini çağırdı. Mısırlı büyücüler de büyüleriyle aynı şeyi yaptılar. Her biri değneğini attı, değnekler yılan oldu. Ancak Harunun değneği onların değneklerini yuttu. Yine de, RABbin söylediği gibi firavun inat etti ve Musayla Harunu dinlemedi.

Rab Musayla Haruna Buyruk Veriyor – Çıkış 7

RAB, “Bak, seni firavuna karşı Tanrı gibi yaptım” dedi, “Ağabeyin Harun senin peygamberin olacak. Sana buyurduğum her şeyi ağabeyine anlat. O da firavuna İsraillileri ülkesinden salıvermesini söylesin. Ben firavunu inatçı yapacağım ki, belirtilerimi ve şaşılası işlerimi Mısırda artırabileyim. Ama firavun sizi dinlemeyecek. O zaman elimi Mısırın üzerine koyacağım ve onları ağır biçimde cezalandırarak halkım İsraili ordular halinde Mısırdan çıkaracağım. Mısıra karşı elimi kaldırdığım ve İsraillileri aralarından çıkardığım zaman Mısırlılar benim RAB olduğumu anlayacak.”
Musayla Harun RABbin buyurduğu gibi yaptılar. Firavunla konuştuklarında Musa seksen, Harun seksen üç yaşındaydı.

Rab Musayla Haruna Buyruk Veriyor – Çıkış 6

RAB Mısırda Musayla konuştuğunda, ona, “Ben RABbim” dedi, “Sana söylediğim her şeyi Mısır Firavununa ilet.”
Musa RABbin huzurunda, “Ben iyi konuşan biri değilim” diye karşılık verdi, “Firavun beni nasıl dinler?”

Musayla Harunun Soy Kütüğü – Çıkış 6

İsraillilerin aile önderleri şunlardır: Yakupun ilk oğlu Rubenin oğulları: Hanok, Pallu, Hesron, Karmi. Rubenin boyları bunlardır. Şimonun oğulları: Yemuel, Yamin, Ohat, Yakin, Sohar ve Kenanlı bir kadının oğlu Şaul. Şimonun boyları bunlardır. Kayıtlarına göre Levioğullarının adları şunlardır: Gerşon, Kehat, Merari. Levi 137 yıl yaşadı. Gerşonun oğulları boylarına göre şunlardır: Livni, Şimi. Kehatın oğulları: Amram, Yishar, Hevron, Uzziel. Kehat 133 yıl yaşadı. Merarinin oğulları: Mahli, Muşi. Kayıtlarına göre Levi boyları bunlardır.
Amram halası Yokevetle evlendi. Yokevet ona Harunla Musayı doğurdu. Amram 137 yıl yaşadı. Yisharın oğulları: Korah, Nefek, Zikri. Uzzielin oğulları: Mişael, Elsafan, Sitri. Harun Nahşonun kızkardeşi ve Amminadavın kızı Elişevayla evlendi. Elişeva ona Nadav, Avihu, Elazar ve İtamarı doğurdu. Korahın oğulları: Assir, Elkana, Aviasaf. Korahlıların boyları bunlardır. Harunun oğlu Elazar Putielin kızlarından biriyle evlendi. Karısı ona Pinehası doğurdu. Boylarına göre Levili aile önderleri bunlardır.
RABbin, “İsraillileri ordular halinde Mısırdan çıkarın” dediği Harun ve Musa bunlardır. İsraillileri Mısırdan çıkarmak için Mısır Firavunu ile konuşanlar da Musayla Harundur.

Tanrı Kurtuluş Sözü Veriyor – Çıkış 6

RAB Musaya, “Firavuna ne yapacağımı şimdi göreceksin” dedi, “Güçlü elimden ötürü İsrail halkını salıverecek, güçlü elimden ötürü onları ülkesinden kovacak.”
Tanrı ayrıca Musaya, “Ben Yahveyim” dedi, “İbrahime, İshaka ve Yakupa Her Şeye Gücü Yeten Tanrı olarak göründüm, ama onlara kendimi Yahve adıyla tanıtmadım. Yabancı olarak yaşadıkları Kenan ülkesini kendilerine vermek üzere onlarla antlaşma yaptım. Mısırlıların köleleştirdiği İsraillilerin iniltilerini duydum ve antlaşmamı hep andım.
“Onun için İsraillilere de ki, Ben Yahveyim. Sizi Mısırlıların boyunduruğundan çıkaracak, onların kölesi olmaktan kurtaracağım. Onları ağır biçimde yargılayacak ve kudretli elimle sizi özgür kılacağım. Sizi kendi halkım yapacak ve Tanrınız olacağım. O zaman sizi Mısırlıların boyunduruğundan çıkaran Tanrınız Yahvenin ben olduğumu bileceksiniz. Sizi İbrahime, İshaka ve Yakupa vereceğime ant içtiğim topraklara götüreceğim. Orayı size mülk olarak vereceğim. Ben Yahveyim. ”
Musa bunları İsraillilere anlattı, ama umutları kırıldığı ve ağır baskı altında oldukları için onu dinlemediler.
RAB Musaya, “Git, Mısır Firavununa İsraillileri ülkesinden salıvermesini söyle” dedi.
Ama Musa, “İsrailliler beni dinlemedikten sonra, firavun nasıl dinler?” diye karşılık verdi, “Zaten iyi konuşan biri değilim.”
RAB Musa ve Harunla İsrailliler ve Mısır Firavunu hakkında konuştu. İsraillileri Mısırdan çıkarmalarını buyurdu.

Tanrı Kurtuluş Sözü Veriyor – Çıkış 5

Musa RABbe döndü ve, “Ya Rab, niçin bu halka kötü davrandın?” dedi, “Beni bunun için mi gönderdin? Senin adına firavunla konuşmaya gittim gideli firavun bu halka kötü davranıyor. Sen de kendi halkını kurtarmak için hiçbir şey yapmadın.”

Musayla Harun Firavunun Huzurunda – Çıkış 5

Sonra Musayla Harun firavuna gidip şöyle dediler: “İsrailin Tanrısı RAB diyor ki, Halkımı bırak gitsin, çölde bana bayram yapsın. ”
Firavun, “RAB kim oluyor ki, Onun sözünü dinleyip İsrail halkını salıvereyim?” dedi. “RABbi tanımıyorum. İsraillilerin gitmesine izin vermeyeceğim.”
Musayla Harun, “İbranilerin Tanrısı bizimle görüştü” diye yanıtladılar, “İzin ver, Tanrımız RABbe kurban kesmek için çölde üç gün yol alalım. Yoksa bizi salgın hastalık ya da kılıçla cezalandırabilir.”
Mısır Firavunu, “Ey Musa ve Harun, niçin halkı işinden alıkoyuyorsunuz? Siz de işinizin başına dönün” dedi, “Bakın, halkınız Mısırlılardan daha kalabalık, oysa siz onların işini engellemeye çalışıyorsunuz.”
Firavun o gün angaryacılara ve halkın başındaki görevlilere buyruk verdi: “Kerpiç yapmak için artık halka saman vermeyeceksiniz. Gitsinler, kendi samanlarını kendileri toplasınlar. Önceki gibi aynı sayıda kerpiç yapmalarını isteyin, kerpiç sayısını azaltmayın. Çünkü tembel insanlardır; bu yüzden, Gidelim, Tanrımıza kurban keselim diye bağrışıyorlar. İşlerini ağırlaştırın ki, meşgul olsunlar, yalan sözlere kulak asmasınlar.”
Angaryacılarla görevliler gidip İsraillilere şöyle dediler: “Firavun diyor ki, Artık size saman vermeyeceğim. Gidin, nerede bulursanız oradan kendinize saman alın. Ancak işiniz hiç hafifletilmeyecek. ” Böylece halk saman yerine anız toplamak üzere bütün Mısıra dağıldı. Angaryacılar, “Saman verildiği günlerdeki gibi gündelik görevlerinizi eksiksiz yerine getirin” diyerek onlara baskı yapıyordu. Firavunun angaryacılarının atadığı İsrailli görevliler, “Niçin dün ve bugün daha önceki gibi gereken sayıda kerpiç yaptırmadınız?” diyerek dövüldüler.
Bunun üzerine İsrailli görevliler firavunun yanına varıp yakındılar: “Neden kullarına böyle davranıyorsun? Neden bize saman verilmediği halde, Kerpiç yapın! deniyor? İşte kulların dövülüyor, oysa suçlu senin kendi halkındır.”
Firavun, “Tembelsiniz siz, tembel!” diye karşılık verdi, “Bu yüzden Gidip RABbe kurban keselim diyorsunuz. Haydi, işinizin başına dönün. Size saman verilmeyecek; yine de aynı sayıda kerpiç üreteceksiniz.”
Kendilerine, “Her gün üretmeniz gereken kerpiç sayısını azaltmayacaksınız” dendiğinde İsrailli görevliler zor durumda olduklarını anladılar. Firavunun yanından ayrılınca, kendilerini bekleyen Musayla Haruna çıkıştılar. “RAB yaptığınızı görsün, cezanızı versin!” dediler, “Bizi firavunla görevlilerinin gözünde rezil ettiniz. Bizi öldürmeleri için ellerine bir kılıç verdiniz.”

Musa Mısıra Dönüyor – Çıkış 4

Musa kayınbabası Yitronun yanına döndü. Ona, “İzin ver, Mısırdaki soydaşlarımın yanına döneyim” dedi, “Bakayım, hala yaşıyorlar mı?”
Yitro, “Esenlikle git” diye karşılık verdi.
RAB Midyanda Musaya, “Mısıra dön, çünkü canını almak isteyenlerin hepsi öldü” demişti. Böylece Musa karısını, oğullarını eşeğe bindirdi; Tanrının buyurduğu değneği de eline alıp Mısıra doğru yola çıktı.
RAB Musaya, “Mısıra döndüğünde, sana verdiğim güçle bütün şaşılası işleri firavunun önünde yapmaya bak” dedi, “Ama ben onu inatçı yapacağım. Halkı salıvermeyecek. Sonra firavuna de ki, RAB şöyle diyor: İsrail benim ilk oğlumdur. Sana, bırak oğlum gitsin, bana tapsın, dedim. Ama sen onu salıvermeyi reddettin. Bu yüzden senin ilk oğlunu öldüreceğim. ”
RAB yolda, bir konaklama yerinde Musayla karşılaştı, onu öldürmek istedi. O anda Sippora keskin bir taş alıp oğlunu sünnet etti, derisini Musanın ayaklarına dokundurdu. “Gerçekten sen bana kanlı güveysin” dedi. Böylece RAB Musayı esirgedi. Sippora Musaya sünnetten ötürü “Kanlı güveysin” demişti.
RAB Haruna, “Çöle, Musayı karşılamaya git” dedi. Harun gitti, onu Tanrı Dağında karşılayıp öptü. Musa duyurması için RABbin kendisine söylediği bütün sözleri ve gerçekleştirmesini buyurduğu bütün belirtileri Haruna anlattı.
Musayla Harun varıp İsrailin bütün ileri gelenlerini topladılar. Harun RABbin Musaya söylemiş olduğu her şeyi onlara anlattı. Musa da halkın önünde belirtileri gerçekleştirdi. Halk inandı; RABbin kendileriyle ilgilendiğini, çektikleri sıkıntıyı görmüş olduğunu duyunca, eğilip tapındılar.

Rab Musaya Belirtiler Gösteriyor – Çıkış 4

Musa, “Ya bana inanmazlarsa?” dedi, “Sözümü dinlemez, RAB sana görünmedi derlerse, ne olacak?”
RAB, “Elinde ne var?” diye sordu.
Musa, “Değnek” diye yanıtladı.
RAB, “Onu yere at” dedi. Musa değneğini yere atınca, değnek yılan oldu. Musa yılandan kaçtı.
RAB, “Elini uzat, kuyruğundan tut” dedi. Musa elini uzatıp kuyruğunu tutunca yılan yine değnek oldu. RAB, “Bunu yap ki, ataları İbrahimin, İshakın, Yakupun Tanrısı RABbin sana göründüğüne inansınlar” dedi.
Sonra, “Elini koynuna koy” dedi. Musa elini koynuna koydu. Çıkardığı zaman eli bir deri hastalığına yakalanmış, kar gibi bembeyaz olmuştu.
RAB, “Elini yine koynuna koy” dedi. Musa elini yine koynuna koydu. Çıkardığı zaman eli eski haline dönmüştü.
RAB, “Eğer sana inanmaz, ilk belirtiyi önemsemezlerse, ikinci belirtiye inanabilirler” dedi, “Bu iki belirtiye de inanmaz, sözünü dinlemezlerse, Nilden biraz su alıp kuru toprağa dök. Irmaktan aldığın su toprakta kana dönecek.”
Musa RABbe, “Aman, ya Rab!” dedi, “Ben kulun ne geçmişte, ne de benimle konuşmaya başladığından bu yana iyi bir konuşmacı oldum. Çünkü dili ağır, tutuk biriyim.”
RAB, “Kim ağız verdi insana?” dedi, “İnsanı sağır, dilsiz, görür ya da görmez yapan kim? Ben değil miyim? Şimdi git! Ben konuşmana yardımcı olacağım. Ne söylemen gerektiğini sana öğreteceğim.”
Musa, “Aman, ya Rab!” dedi, “Ne olur, benim yerime başkasını gönder.”
RAB Musaya öfkelendi ve, “Ağabeyin Levili Harun var ya!” dedi, “Bilirim, o iyi konuşur. Hem şu anda seni karşılamaya geliyor. Seni görünce sevinecek. Onunla konuş, ne söylemesi gerektiğini anlat. İkinizin konuşmasına da yardımcı olacak, ne yapacağınızı size öğreteceğim. O sana sözcülük edecek, senin yerine halkla konuşacak. Sen de onun için Tanrı gibi olacaksın. Bu değneği eline al, çünkü belirtileri onunla gerçekleştireceksin.”

Tanrı Musayı Çağırıyor – Çıkış 3

Musa kayınbabası Midyanlı Kahin Yitronun sürüsünü güdüyordu. Sürüyü çölün batısına sürdü ve Tanrı Dağına, Horeve vardı. RABbin meleği bir çalıdan yükselen alevlerin içinde ona göründü. Musa baktı, çalı yanıyor, ama tükenmiyor. “Çok garip” diye düşündü, “Gidip bir bakayım, çalı neden tükenmiyor!”
RAB Tanrı Musanın yaklaştığını görünce, çalının içinden, “Musa, Musa!” diye seslendi.
Musa, “Buyur!” diye yanıtladı.
Tanrı, “Fazla yaklaşma” dedi, “Çarıklarını çıkar. Çünkü bastığın yer kutsal topraktır. Ben babanın Tanrısı, İbrahimin Tanrısı, İshakın Tanrısı ve Yakupun Tanrısıyım.” Musa yüzünü kapadı, çünkü Tanrıya bakmaya korkuyordu.
RAB, “Halkımın Mısırda çektiği sıkıntıyı yakından gördüm” dedi, “Angaryacılar yüzünden ettikleri feryadı duydum. Acılarını biliyorum. Bu yüzden onları Mısırlıların elinden kurtarmak için geldim. O ülkeden çıkarıp geniş ve verimli topraklara, süt ve bal akan ülkeye, Kenan, Hitit, Amor, Periz, Hiv ve Yevus topraklarına götüreceğim. İsraillilerin feryadı bana erişti. Mısırlıların onlara yapmakta olduğu baskıyı görüyorum. Şimdi gel, halkım İsraili Mısırdan çıkarmak için seni firavuna göndereyim.”
Musa, “Ben kimim ki firavuna gidip İsraillileri Mısırdan çıkarayım?” diye karşılık verdi.
Tanrı, “Kuşkun olmasın, ben seninle olacağım” dedi, “Seni benim gönderdiğimin kanıtı şu olacak: Halkı Mısırdan çıkardığın zaman bu dağda bana tapınacaksınız.”
Musa şöyle karşılık verdi: “İsraillilere gidip, Beni size atalarınızın Tanrısı gönderdi dersem, Adı nedir? diye sorabilirler. O zaman ne diyeyim?”
Tanrı, “Ben Benim” dedi, “İsraillilere de ki, Beni size Ben Benim diyen gönderdi.
“İsraillilere de ki, Beni size atalarınızın Tanrısı, İbrahimin Tanrısı, İshakın Tanrısı ve Yakupun Tanrısı Yahve gönderdi. Sonsuza dek adım bu olacak. Kuşaklar boyunca böyle anılacağım. Git, İsrail ileri gelenlerini topla, onlara şöyle de: Atalarınız İbrahimin, İshakın, Yakupun Tanrısı Yahve bana görünerek şunları söyledi: Sizinle ve Mısırda size yapılanlarla yakından ilgileniyorum. Söz verdim, sizi Mısırda çektiğiniz sıkıntıdan kurtaracağım; Kenan, Hitit, Amor, Periz, Hiv ve Yevus topraklarına, süt ve bal akan ülkeye götüreceğim.
“İsrail ileri gelenleri seni dinleyecekler. Sonra birlikte Mısır Kralına gidip, İbranilerin Tanrısı Yahve bizimle görüştü diyeceksiniz, Şimdi izin ver, Tanrımız Yahveye kurban kesmek için çölde üç gün yol alalım. Ama biliyorum, güçlü bir el zorlamadıkça Mısır Kralı gitmenize izin vermeyecek. Elimi uzatacak ve aralarında şaşılası işler yaparak Mısırı cezalandıracağım. O zaman sizi salıverecek.
“Halkımın Mısırlıların gözünde lütuf bulmasını sağlayacağım. Gittiğinizde eli boş gitmeyeceksiniz. Her kadın Mısırlı komşusundan ya da konuğundan altın ve gümüş takılar, giysiler isteyecek. Oğullarınızı, kızlarınızı bunlarla süsleyeceksiniz. Mısırlıları soyacaksınız.”

Musa Midyana Kaçıyor – Çıkış 2

Musa büyüdükten sonra bir gün soydaşlarının yanına gitti. Yaptıkları ağır işleri seyrederken bir Mısırlının bir İbraniyi dövdüğünü gördü. Çevresine göz gezdirdi; kimse olmadığını anlayınca, Mısırlıyı öldürüp kuma gizledi. Ertesi gün gittiğinde, iki İbraninin kavga ettiğini gördü. Haksız olana, “Niçin kardeşini dövüyorsun?” diye sordu.
Adam, “Kim seni başımıza yönetici ve yargıç atadı?” diye yanıtladı, “Mısırlıyı öldürdüğün gibi beni de mi öldürmek istiyorsun?” O zaman Musa korkarak, “Bu iş ortaya çıkmış!” diye düşündü. Firavun olayı duyunca Musayı öldürtmek istedi. Ancak Musa ondan kaçıp Midyan yöresine gitti. Bir kuyunun başında otururken Midyanlı bir kahinin yedi kızı su çekmeye geldi. Babalarının sürüsünü suvarmak için yalakları dolduruyorlardı. Ama bazı çobanlar gelip onları kovmak istedi. Musa kızların yardımına koşup hayvanlarını suvardı.
Sonra kızlar babaları Reuelin yanına döndüler. Reuel, “Nasıl oldu da bugün böyle tez geldiniz?” diye sordu.
Kızlar, “Mısırlı bir adam bizi çobanların elinden kurtardı” diye yanıtladılar, “Üstelik bizim için su çekip hayvanlara verdi.”
Babaları, “Nerede o?” diye sordu, “Niçin adamı dışarıda bıraktınız? Gidin onu yemeğe çağırın.”
Musa Reuelin yanında kalmayı kabul etti. Reuel de kızı Sipporayı onunla evlendirdi. Sippora bir erkek çocuk doğurdu. Musa, “Garibim bu yabancı ülkede” diyerek çocuğa Gerşom adını verdi.
Aradan yıllar geçti, bu arada Mısır Kralı öldü. İsrailliler hala kölelik altında inliyor, feryat ediyorlardı. Sonunda yakarışları Tanrıya erişti. Tanrı iniltilerini duydu; İbrahim, İshak ve Yakupla yaptığı antlaşmayı anımsadı. İsraillilere baktı ve onlara ilgi gösterdi.

Musanın Doğumu – Çıkış 2

Levili bir adam kendi oymağından bir kızla evlendi. Kadın gebe kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. Güzel bir çocuk olduğunu görünce, onu üç ay gizledi. Daha fazla gizleyemeyeceğini anlayınca, hasır bir sepet alıp katran ve ziftle sıvadı. İçine çocuğu yerleştirip Nil kıyısındaki sazlığa bıraktı. Çocuğun ablası kardeşine ne olacağını görmek için uzaktan gözlüyordu.
O sırada firavunun kızı yıkanmak için ırmağa indi. Hizmetçileri ırmak kıyısında yürüyorlardı. Sazların arasındaki sepeti görünce, firavunun kızı onu getirmesi için hizmetçisini gönderdi. Sepeti açınca ağlayan çocuğu gördü. Ona acıyarak, “Bu bir İbrani çocuğu” dedi.
Çocuğun ablası firavunun kızına, “Gidip bir İbrani sütnine çağırayım mı?” diye sordu, “Senin için bebeği emzirsin.”
Firavunun kızı, “Olur” diye yanıtladı. Kız gidip bebeğin annesini çağırdı. Firavunun kızı kadına, “Bu bebeği al, benim için emzir, ücretin neyse veririm” dedi. Kadın bebeği alıp emzirdi. Çocuk büyüyünce, onu geri getirdi. Firavunun kızı çocuğu evlat edindi. “Onu sudan çıkardım” diyerek adını Musa koydu.

İsrailliler Mısırda Baskı Görüyor – Çıkış 1

Yakupla birlikte aileleriyle Mısıra giden İsrailoğullarının adları şunlardır: Ruben, Şimon, Levi, Yahuda, İssakar, Zevulun, Benyamin, Dan, Naftali, Gad, Aşer. Yakupun soyundan gelenler toplam yetmiş kişiydi. Yusuf zaten Mısırdaydı.
Zamanla Yusuf, kardeşleri ve o kuşağın hepsi öldü. Ama soyları arttı; üreyip çoğaldılar, gittikçe büyüdüler, ülke onlarla dolup taştı.
Sonra Yusuf hakkında bilgisi olmayan yeni bir kral Mısırda tahta çıktı. Halkına, “Bakın, İsrailliler sayıca bizden daha çok” dedi, “Gelin, onlara karşı aklımızı kullanalım, yoksa daha da çoğalırlar; bir savaş çıkarsa, düşmanlarımıza katılıp bize karşı savaşır, ülkeyi terk ederler.”
Böylece Mısırlılar İsraillilerin başına onları ağır işlere koşacak angaryacılar atadılar. İsrailliler firavun için Pitom ve Ramses adında ambarlı kentler yaptılar. Ama Mısırlılar baskı yaptıkça İsrailliler daha da çoğalarak bölgeye yayıldılar. Mısırlılar korkuya kapılarak İsraillileri amansızca çalıştırdılar. Her türlü tarla işi, harç ve kerpiç yapımı gibi ağır işlerle yaşamı onlara zehir ettiler. Bütün işlerinde onları amansızca kullandılar.
Mısır Kralı, Şifra ve Pua adındaki İbrani ebelere şöyle dedi: “İbrani kadınlarını doğum sandalyesinde doğurturken iyi bakın; çocuk erkekse öldürün, kızsa dokunmayın.” Ama ebeler Tanrıdan korkan kimselerdi, Mısır Kralının buyruğuna uymayarak erkek çocukları sağ bıraktılar. Bunun üzerine Mısır Kralı ebeleri çağırtıp, “Niçin yaptınız bunu?” diye sordu, “Neden erkek çocukları sağ bıraktınız?”
Ebeler, “İbrani kadınlar Mısırlı kadınlara benzemiyor” diye yanıtladılar, “Çok güçlüler. Daha ebe gelmeden doğuruyorlar.”
Tanrı ebelere iyilik etti. Halk çoğaldıkça çoğaldı. Ebeler kendisinden korktukları için Tanrı onları ev bark sahibi yaptı.
Bunun üzerine firavun bütün halkına buyruk verdi: “Doğan her İbrani erkek çocuk Nile atılacak, kızlar sağ bırakılacak.”

Yusufun Ölümü – Tekvin 50

Yusufla babasının ev halkı Mısıra yerleştiler. Yusuf yüz on yıl yaşadı. Efrayimin üç göbek çocuklarını gördü. Manaşşenin oğlu Makirin çocukları onun elinde doğdu.
Yusuf yakınlarına, “Ben ölmek üzereyim” dedi, “Ama Tanrı kesinlikle size yardım edecek; sizi İbrahime, İshaka, Yakupa ant içerek söz verdiği topraklara götürecek.” Sonra onlara ant içirerek, “Tanrı kesinlikle size yardım edecek” dedi, “O zaman kemiklerimi buradan götürürsünüz.”
Yusuf yüz on yaşında öldü. Onu mumyalayıp Mısırda bir tabuta koydular.

Yusuf Kardeşlerine Güven Veriyor – Tekvin 50

Babalarının ölümünden sonra Yusufun kardeşleri, “Belki Yusuf bize kin besliyordur” dediler, “Ya ona yaptığımız kötülüğe karşılık bizden öç almaya kalkarsa?” Böylece Yusufa haber gönderdiler: “Babamız ölmeden önce Yusufa şöyle deyin diye buyurmuştu: Kardeşlerin sana kötülük yaptılar, lütfen onların suçunu, günahını bağışla. Ne olur şimdi günahımızı bağışla. Biz babanın Tanrısının kullarıyız.” Yusuf bu haberi alınca ağladı.
Bunun üzerine kardeşleri gidip onun önünde yere kapanarak, “Senin köleniz” dediler.
Yusuf, “Korkmayın” dedi, “Ben Tanrı mıyım? Siz bana kötülük düşündünüz, ama Tanrı bugün olduğu gibi birçok halkın yaşamını korumak için o kötülüğü iyiliğe çevirdi. Korkmanıza gerek yok, size de çocuklarınıza da bakacağım.” Yüreklerine dokunacak güzel sözlerle onlara güven verdi.

Yakupun Gömülüşü – Tekvin 50

Yusuf kendini babasının üzerine attı, ağlayarak onu öptü. Babasının cesedini mumyalamaları için özel hekimlerine buyruk verdi. Hekimler İsraili mumyaladılar. Bu iş kırk gün sürdü. Mumyalama için bu süre gerekliydi. Mısırlılar İsrail için yetmiş gün yas tuttu.
Yas günleri geçince, Yusuf firavunun ev halkına, “Eğer benden hoşnut kaldınızsa, lütfen firavunla konuşun” dedi, “Babam bana ant içirdi: Ölmek üzereyim. Beni Kenan ülkesinde kendim için kazdırdığım mezara gömeceksin dedi. Şimdi lütfen firavuna bildirin, izin versin gideyim, babamı gömüp geleyim.”
Firavun, “Git, babanı göm, andını yerine getir” dedi.
Böylece Yusuf babasını gömmeye gitti. Firavunun bütün görevlileri, sarayın ve Mısırın ileri gelenleri ona eşlik etti. Yusufun bütün ailesi, kardeşleri, babasının ev halkı da onunla birlikteydi. Yalnız çocukları, davarlarla sığırları Goşende bıraktılar. Arabalarla atlılar da onları izledi. Büyük bir alay oluşturdular.
Şeria Irmağının doğusunda Atat Harmanına varınca, yüksek sesle, acı acı ağıt yaktılar. Yusuf babası için yedi gün yas tuttu. O bölgede yaşayan Kenanlılar, Atat Harmanındaki yası görünce, “Mısırlılar ne kadar hüzünlü yas tutuyor!” dediler. Bu yüzden, Şeria Irmağının doğusundaki bu yere Avel-Misrayim adı verildi.
Yakupun oğulları, babalarının vermiş olduğu buyruğu tam tamına yerine getirdiler. Onu Kenan ülkesine götürüp Mamre yakınlarında Makpela Tarlasındaki mağaraya gömdüler. O mağarayı mezar yapmak üzere tarlayla birlikte Hititli Efrondan İbrahim satın almıştı. Yusuf babasını gömdükten sonra, kendisi, kardeşleri ve onunla birlikte babasını gömmeye gelenlerin hepsi Mısıra döndüler.

Yakupun Ölümü – Tekvin 49

Sonra Yakup oğullarına şu buyrukları verdi: “Ben ölmek, halkıma kavuşmak üzereyim. Beni Kenan ülkesinde atalarımın yanına, Mamre yakınlarında Hititli Efronun tarlasındaki mağaraya, Makpela Tarlasındaki mağaraya gömün. İbrahim o mağarayı mezar yapmak üzere Hititli Efrondan tarlasıyla birlikte satın almıştı. İbrahimle karısı Sara, İshakla karısı Rebeka oraya gömüldüler. Leayı da ben oraya gömdüm. Tarla ile içindeki mağara Hititlerden satın alındı.”
Yakup oğullarına verdiği buyrukları bitirince, ayaklarını yatağın içine çekti, son soluğunu vererek halkına kavuştu.

Yakupun Son Sözleri – Tekvin 49

Yakup oğullarını çağırarak, “Yanıma toplanın” dedi, “Gelecekte size neler olacağını anlatayım.
“Yakupoğulları, toplanın ve dinleyin,
Babanız İsraile kulak verin.
“Ruben, sen benim ilk oğlum, gücümsün,
Kudretimin ilk ürünüsün,
Saygı ve güç bakımından en üstünsün.
Ama su gibi oynaksın,
Üstün olmayacaksın artık.
Çünkü babanın yatağına girip
Onu kirlettin.
Döşeğimi rezil ettin.
“Şimonla Levi kardeştir,
Kılıçları şiddet kusar.
Gizli tasarılarına ortak olmam,
Toplantılarına katılmam.
Çünkü öfkelenince adam öldürdüler,
Canları istedikçe sığırları sakatladılar.
Lanet olsun öfkelerine,
Çünkü şiddetlidir.
Lanet olsun gazaplarına,
Çünkü zalimcedir.
Onları Yakupta bölecek
Ve İsrailde dağıtacağım.
“Yahuda, kardeşlerin seni övecek,
Düşmanlarının ensesinde olacak elin.
Kardeşlerin önünde eğilecek.
Yahuda bir aslan yavrusudur.
Oğlum benim! Avından dönüp yere çömelir,
Aslan gibi, dişi bir aslan gibi yatarsın.
Kim onu uyandırmaya cesaret edebilir?
Sahibi gelene kadar
Krallık asası Yahudanın elinden çıkmayacak,
Yönetim hep onun soyunda kalacak,
Uluslar onun sözünü dinleyecek.
Eşeğini bir asmaya,
Sıpasını seçme bir dala bağlayacak;
Giysilerini şarapta,
Kaftanını üzümün kızıl kanında yıkayacak.
Gözleri şaraptan kızıl,
Dişleri sütten beyaz olacak.
“Zevulun deniz kıyısında yaşayacak,
Liman olacak gemilere,
Sınırı Saydaya dek uzanacak.
“İssakar semerler arasında yatan güçlü eşek gibidir;
Ne zaman dinlenecek iyi bir yer,
Hoşuna giden bir ülke görse,
Yüklenmek için sırtını eğer,
Angaryaya katlanır.
“Dan kendi halkını yönetecek,
Bir İsrail oymağı gibi.
Yol kenarında bir yılan,
Toprak yolda bir engerek olacak;
Atın topuklarını ısırıp
Atlıyı sırtüstü düşüren bir engerek.
“Ben senin kurtarışını bekliyorum, ya RAB.
“Gad akıncıların saldırısına uğrayacak,
Ama onların topuklarına saldıracak.
“Zengin yemekler olacak Aşerde,
Krallara yaraşır lezzetli yiyecekler yetiştirecek Aşer.
“Naftali salıverilmiş geyiğe benzer,
Sevimli yavrular doğurur.
“Yusuf meyveli bir dal gibidir,
Kaynak kıyısında verimli bir dal gibi,
Filizleri duvarların üzerinden aşar.
Okçular acımadan saldırdı ona.
Düşmanca savurdular oklarını üzerine.
Ama onun yayı sağlam,
Kolları esnek çıktı;
Yakupun güçlü Tanrısı,
İsrailin Kayası, Çobanı olan Tanrı sayesinde.
Sana yardım eden babanın Tanrısıdır,
Her Şeye Gücü Yeten Tanrıdır seni kutsayan.
Yukarıdaki göklerin
Ve aşağıdaki denizlerin bereketiyle,
Memelerin, rahimlerin bereketiyle Odur seni kutsayan.
Babanın kutsamaları ebedi dağların nimetlerinden,
Ebedi tepelerin bolluğundan daha yücedir;
Yusufun başı üzerinde,
Kardeşleri arasında önder olanın üstünde olacak.
“Benyamin aç kurda benzer;
Sabah avını yer,
Akşam ganimeti paylaşır.”
İsrailin on iki oymağı bunlardır. Babaları onları kutsarken bunları söyledi. Her birini uygun biçimde kutsadı.

Yakup Efrayimle Manaşşeyi Kutsuyor – Tekvin 48

Bir süre sonra, “Baban hasta” diye Yusufa haber geldi. Yusuf iki oğlu Manaşşeyle Efrayimi yanına alıp yola çıktı. Yakupa, “Oğlun Yusuf geliyor” diye haber verdiler. İsrail kendini toparlayıp yatağında oturdu.
Yusufa, “Her Şeye Gücü Yeten Tanrı Kenan ülkesinde, Luzda bana görünerek beni kutsadı” dedi, “Bana, Seni verimli kılacak, çoğaltacağım dedi, Soyundan birçok ulus doğuracağım. Senden sonra bu ülkeyi sonsuza dek mülk olarak senin soyuna vereceğim.
“Ben Mısıra gelmeden önce burada doğan iki oğlun benim sayılır. Efrayimle Manaşşe benim için Rubenle Şimon gibidir. Onlardan sonra doğacak çocuklar senin olsun. Efrayimle Manaşşeden onlara miras geçecek. Ben Paddandan dönerken Rahel Kenan ülkesinde, Efrata varmadan yolda yanımda öldü. Çok üzüldüm, onu orada Efrata –Beytleheme– giden yolun kenarına gömdüm.”
İsrail, Yusufun oğullarını görünce, “Bunlar kim?” diye sordu.
Yusuf, “Oğullarım” diye yanıtladı, “Tanrı onları bana Mısırda verdi.”
İsrail, “Lütfen onları yanıma getir, kutsayayım” dedi.
İsrailin gözleri yaşlılıktan zayıflamıştı, göremiyordu. Yusuf oğullarını onun yanına götürdü. Babası onları öpüp kucakladı.
Sonra Yusufa, “Senin yüzünü göreceğimi hiç sanmıyordum” dedi, “Ama işte Tanrı bana soyunu bile gösterdi.”
Yusuf oğullarını babasının kucağından alıp onun önünde yere kapandı. Sonra Efrayimi sağına alarak İsrailin sol eline, Manaşşeyi soluna alarak İsrailin sağ eline yaklaştırdı. İsrail ellerini çapraz olarak uzattı, sağ elini küçük olan Efrayimin, sol elini Manaşşenin başına koydu. Oysa ilkin Manaşşe doğmuştu.
Sonra Yusufu kutsayarak şöyle dedi:
“Atalarım İbrahimin, İshakın hizmet ettiği,
Bugüne dek yaşamım boyunca bana çobanlık eden Tanrı,
Beni bütün kötülüklerden kurtaran melek bu gençleri kutsasın!
Adım ve atalarım İbrahimle İshakın adları bu gençlerle yaşasın!
Yeryüzünde çoğaldıkça çoğalsınlar.”
Yusuf, babasının sağ elini Efrayimin başına koyduğunu görünce, bundan hoşlanmadı. Babasının elini Efrayimin başından kaldırıp Manaşşenin başına koymak istedi. “Baba, öyle değil” dedi, “İlkin Manaşşe doğdu. Sağ elini onun başına koy.”
Ancak babası bunu istemedi. “Biliyorum oğlum, biliyorum” dedi, “Manaşşe de büyük bir halk olacak. Ama küçük kardeşi daha büyük bir halk olacak, soyundan birçok ulus doğacak.” O gün onları kutsayarak şöyle dedi:
“İsrailliler, Tanrı seni Efrayim ve Manaşşe gibi yapsın
Diyerek sizin adınızla kutsayacaklar.”
Böylece Yakup Efrayimi Manaşşenin önüne geçirdi.
İsrail Yusufa, “Ben ölmek üzereyim” dedi, “Tanrı sizinle olacak. Sizi atalarınızın toprağına geri götürecek. Sana kardeşlerinden bir pay fazla veriyorum; onu Amorlulardan kılıcımla, yayımla aldım.”

Kıtlık Şiddetleniyor – Tekvin 47

Kıtlık öyle şiddetlendi ki, hiçbir ülkede yiyecek bulunmaz oldu. Mısır ve Kenan ülkeleri kıtlıktan kırılıyordu. Yusuf sattığı buğdaya karşılık Mısır ve Kenandaki bütün paraları toplayıp firavunun sarayına götürdü. Mısır ve Kenanda para tükenince Mısırlılar Yusufa giderek, “Bize yiyecek ver” dediler, “Gözünün önünde ölelim mi? Paramız bitti.”
Yusuf, “Paranız bittiyse, davarlarınızı getirin” dedi, “Onlara karşılık size yiyecek vereyim.” Böylece davarlarını Yusufa getirdiler. Yusuf atlara, davar ve sığır sürülerine, eşeklere karşılık onlara yiyecek verdi. Bir yıl boyunca hayvanlarına karşılık onlara yiyecek sağladı.
O yıl geçince, ikinci yıl yine geldiler. Yusufa, “Efendim, gerçeği senden saklayacak değiliz” dediler, “Paramız tükendi, davarlarımızı da sana verdik. Canımızdan ve toprağımızdan başka verecek bir şeyimiz kalmadı. Gözünün önünde ölelim mi? Toprağımız çöle mi dönsün? Canımıza ve toprağımıza karşılık bize yiyecek sat. Toprağımızla birlikte firavunun kölesi olalım. Bize tohum ver ki ölmeyelim, yaşayalım; toprak da çöle dönmesin.”
Böylece Yusuf Mısırdaki bütün toprakları firavun için satın aldı. Mısırlıların hepsi tarlalarını sattılar, çünkü kıtlık onları buna zorluyordu. Toprakların tümü firavunun oldu. Yusuf Mısırın bir ucundan öbür ucuna kadar bütün halkı köleleştirdi. Yalnız kahinlerin toprağını satın almadı. Çünkü onlar firavundan aylık alıyor, firavunun bağladığı aylıkla geçiniyorlardı. Bu yüzden topraklarını satmadılar.
Yusuf halka, “Sizi de toprağınızı da firavun için satın aldım” dedi, “İşte size tohum, toprağı ekin. Ürün devşirdiğinizde, beşte birini firavuna vereceksiniz. Beşte dördünü ise tohumluk olarak kullanacak ve ailelerinizle, çocuklarınızla yiyeceksiniz.”
“Canımızı kurtardın” diye karşılık verdiler, “Efendimizin gözünde lütuf bulalım. Firavunun kölesi oluruz.”
Yusuf ürünün beşte birinin firavuna verilmesini Mısırda toprak yasası yaptı. Bu yasa bugün de yürürlüktedir. Yalnız kahinlerin toprağı firavuna verilmedi.
İsrail Mısırda Goşen bölgesine yerleşti. Orada mülk sahibi oldular, çoğalıp arttılar.
Yakup Mısırda on yedi yıl yaşadı. Ömrü toplam yüz kırk yedi yıl sürdü. Ölümü yaklaşınca, oğlu Yusufu çağırıp, “Eğer benden hoşnut kaldınsa, lütfen elini uyluğumun altına koy” dedi, “Bana sevgi ve sadakat göstereceğine söz ver. Lütfen beni Mısırda gömme. Atalarıma kavuştuğum zaman beni Mısırdan çıkarıp onların yanına göm.”
Yusuf, “Dediğin gibi yapacağım” diye karşılık verdi.
İsrail, “Ant iç” dedi. Yusuf ant içti. İsrail yatağının başı ucunda eğilip RABbe tapındı.

Yakupoğulları Goşene Yerleşiyor – Tekvin 47

Yusuf gidip firavuna, “Babamla kardeşlerim davarları, sığırları ve bütün eşyalarıyla Kenan ülkesinden geldiler” diye haber verdi, “Şu anda Goşen bölgesindeler.” Sonra kardeşlerinden beşini seçerek firavunun huzuruna çıkardı.
Firavun Yusufun kardeşlerine, “Ne iş yapıyorsunuz?” diye sordu.
“Biz kulların atalarımız gibi çobanız” diye yanıtladılar, “Bu ülkeye geçici bir süre için geldik. Çünkü Kenan ülkesinde şiddetli kıtlık var. Davarlarımız için otlak bulamıyoruz. İzin ver, Goşen bölgesine yerleşelim.”
Firavun Yusufa, “Babanla kardeşlerin yanına geldiler” dedi, “Mısır ülkesi senin sayılır. Onları ülkenin en iyi yerine yerleştir. Goşen bölgesine yerleşsinler. Sence aralarında becerikli olanlar varsa, davarlarıma bakmakla görevlendir.”
Yusuf babası Yakupu getirip firavunun huzuruna çıkardı. Yakup firavunu kutsadı. Firavun, Yakupa, “Kaç yaşındasın?” diye sordu.
Yakup, “Gurbet yıllarım yüz otuz yılı buldu” diye yanıtladı, “Ama yıllar çabuk ve zorlu geçti. Atalarımın gurbet yılları kadar uzun sürmedi.” Sonra firavunu kutsayıp huzurundan ayrıldı.
Yusuf babasıyla kardeşlerini Mısıra yerleştirdi; firavunun buyruğu uyarınca onlara ülkenin en iyi yerinde, Ramses bölgesinde mülk verdi. Ayrıca babasıyla kardeşlerine ve babasının ev halkına, sahip oldukları çocukların sayısına göre yiyecek sağladı.

Yakupoğulları Goşene Yerleşiyor – Tekvin 46

Oğullarının karıları dışında Yakupun soyundan gelen ve onunla birlikte Mısıra gidenler toplam altmış altı kişiydi. Bunların hepsi Yakuptan olmuştu. Yusufun Mısırda doğan iki oğluyla birlikte Mısıra göçen Yakup ailesi toplam yetmiş kişiydi.
Yakup Goşen yolunu göstermesi için Yahudayı önden Yusufa gönderdi. Onlar Goşene varınca, Yusuf arabasını hazırlayıp babası İsraili karşılamak üzere Goşene gitti. Babasını görür görmez boynuna sarılıp uzun uzun ağladı.
İsrail Yusufa, “Yüzünü gördüm ya, artık ölsem de gam yemem” dedi, “Yaşıyorsun!”
Yusuf kardeşleriyle babasının ev halkına şöyle dedi: “Gidip firavuna haber vereyim, Kenan ülkesinde yaşayan kardeşlerimle babamın ev halkı yanıma geldi diyeyim. Çoban olduğunuzu, hayvancılık yaptığınızı, bu yüzden davarlarınızla sığırlarınızı ve her şeyinizi birlikte getirdiğinizi anlatayım. Firavun sizi çağırıp da, Ne iş yaparsınız? diye sorarsa, Atalarımız gibi biz de çocukluktan beri hayvancılık yapıyoruz dersiniz. Öyle deyin ki, sizi Goşen bölgesine yerleştirsin. Çünkü Mısırlılar çobanlardan iğrenir.”

Yakup Mısıra Gidiyor – Tekvin 46

İsrail sahip olduğu her şeyle birlikte yola çıktı. Beer-Şevaya varınca, orada babası İshakın Tanrısına kurbanlar kesti. O gece Tanrı bir görümde İsraile, “Yakup, Yakup!” diye seslendi.
Yakup, “Buradayım” diye yanıtladı.
Tanrı, “Ben Tanrıyım, babanın Tanrısı” dedi, “Mısıra gitmekten çekinme. Soyunu orada büyük bir ulus yapacağım. Seninle birlikte Mısıra gelecek, soyunu bu ülkeye geri getireceğim. Senin gözlerini Yusufun elleri kapayacak.”
Yakup Beer-Şevadan ayrıldı. Oğulları Yakupu –İsraili– götürmek üzere firavunun gönderdiği arabalara onu, kendi çocuklarıyla karılarını bindirdiler. Yakup, bütün ailesini –oğullarını, kızlarını, torunlarını– hayvanlarını ve Kenan ülkesinde kazandığı malları yanına alarak Mısıra gitti.
İsrailin Mısıra giden oğullarının –Yakupla oğullarının– adları şunlardır:
Yakupun ilk oğlu Ruben.
Rubenin oğulları:
Hanok, Pallu, Hesron, Karmi.
Şimonun oğulları:
Yemuel, Yamin, Ohat, Yakin, Sohar ve Kenanlı bir kadının oğlu Şaul.
Levinin oğulları:
Gerşon, Kehat, Merari.
Yahudanın oğulları:
Er, Onan, Şela, Peres, Zerah.
Ancak Erle Onan Kenan ülkesinde ölmüştü.
Peresin oğulları:
Hesron, Hamul.
İssakarın oğulları:
Tola, Puvva, Yov, Şimron.
Zevulunun oğulları:
Seret, Elon, Yahleel.
Bunlar Leanın Yakupa doğurduğu oğullardır. Lea onları ve kızı Dinayı Paddan-Aramda doğurmuştu. Yakupun bu oğullarıyla kızları toplam otuz üç kişiydi.
Gadın oğulları:
Sifyon, Hagi, Şuni, Esbon, Eri, Arodi, Areli.
Aşerin çocukları:
Yimna, Yişva, Yişvi, Beria; kızkardeşleri Serah.
Berianın oğulları:
Hever, Malkiel.
Bunlar Lavanın kızı Leaya verdiği Zilpanın Yakupa doğurduğu çocuklardır. Toplam on altı kişiydiler.
Yakupun karısı Rahelin oğulları:
Yusuf, Benyamin. Yusufun Mısırda On Kenti kahini Potiferanın kızı Asenattan Manaşşe ve Efrayim adında iki oğlu oldu.
Benyaminin oğulları:
Bala, Beker, Aşbel, Gera, Naaman, Ehi, Roş, Muppim, Huppim, Ard.
Bunlar Rahelin Yakupa doğurduğu çocuklardır. Toplam on dört kişiydiler.
Danın oğlu:
Huşim.
Naftalinin oğulları:
Yahseel, Guni, Yeser, Şillem.
Bunlar Lavanın, kızı Rahele verdiği Bilhanın Yakupa doğurduğu çocuklardır. Toplam yedi kişiydiler.

Yusuf Kardeşlerine Kim Olduğunu Açıklıyor – Tekvin 45

Yusuf adamlarının önünde kendini tutamayıp, “Herkesi çıkarın buradan!” diye bağırdı. Kendini kardeşlerine tanıttığında yanında kimse olmasın istiyordu. O kadar yüksek sesle ağladı ki, Mısırlılar ağlayışını işitti. Bu haber firavunun ev halkına da ulaştı.
Yusuf kardeşlerine, “Ben Yusufum!” dedi, “Babam yaşıyor mu?” Kardeşleri donup kaldı, yanıt veremediler.
Yusuf, “Lütfen bana yaklaşın” dedi. Onlar yaklaşınca Yusuf şöyle devam etti: “Mısıra sattığınız kardeşiniz Yusuf benim. Beni buraya sattığınız için üzülmeyin. Kendinizi suçlamayın. Tanrı insanlığı korumak için beni önden gönderdi. Çünkü iki yıldır ülkede kıtlık var, beş yıl daha sürecek. Kimse çift süremeyecek, ekin biçemeyecek. Tanrı yeryüzünde soyunuzu korumak ve harika biçimde canınızı kurtarmak için beni önünüzden gönderdi. Beni buraya gönderen siz değilsiniz, Tanrıdır. Beni firavunun başdanışmanı, sarayının efendisi, bütün Mısır ülkesinin yöneticisi yaptı. Hemen babamın yanına gidin, ona oğlun Yusuf şöyle diyor deyin: Tanrı beni Mısır ülkesine yönetici yaptı. Durma, yanıma gel. Goşen bölgesine yerleşirsin; çocukların, torunların, davarların, sığırların ve sahip olduğun her şeyle birlikte yakınımda olursun. Orada sana bakarım, çünkü kıtlık beş yıl daha sürecek. Yoksa sen de ailen ve sana bağlı olan herkes de perişan olursunuz.
“Hepiniz gözlerinizle görüyorsunuz, kardeşim Benyamin, sen de görüyorsun konuşanın gerçekten ben olduğumu. Mısırda ne denli güçlü olduğumu ve bütün gördüklerinizi babama anlatın. Babamı hemen buraya getirin.”
Sonra kardeşi Benyaminin boynuna sarılıp ağladı. Benyamin de ağlayarak ona sarıldı. Yusuf ağlayarak bütün kardeşlerini öptü. Sonra kardeşleri onunla konuşmaya başladı.
Yusufun kardeşlerinin geldiği haberi firavunun sarayına ulaşınca, firavunla görevlileri hoşnut oldu. Firavun Yusufa şöyle dedi: “Kardeşlerine de ki, Hayvanlarınızı yükleyip Kenan ülkesine gidin. Babanızı ve ailelerinizi buraya getirin. Size Mısırın en iyi topraklarını vereceğim. Ülkenin kaymağını yiyeceksiniz. Onlara ayrıca şöyle demeni de buyuruyorum: Çocuklarınızla karılarınız için Mısırdan arabalar alın, babanızla birlikte buraya gelin. Gözünüz arkada kalmasın, çünkü Mısırda en iyi ne varsa sizin olacak. ”
İsrailin oğulları söyleneni yaptı. Firavunun buyruğu üzerine Yusuf onlara araba ve yol için azık verdi. Hepsine birer kat yedek giysi, Benyamine ise üç yüz parça gümüşle beş kat yedek giysi verdi. Böylece babasına Mısırda en iyi ne varsa hepsiyle yüklü on eşek, yolculuk için buğday, ekmek ve azık yüklü on dişi eşek gönderdi. Kardeşlerini yolcu ederken onlara, “Yolda kavga etmeyin” dedi.
Yusufun kardeşleri Mısırdan ayrılıp Kenan ülkesine, babaları Yakupun yanına döndüler. Ona, “Yusuf yaşıyor!” dediler, “Üstelik Mısırın yöneticisi olmuş.” Babaları donup kaldı, onlara inanmadı. Yusufun kendilerine bütün söylediklerini anlattılar. Kendisini Mısıra götürmek için Yusufun gönderdiği arabaları görünce, Yakupun keyfi yerine geldi. “Tamam!” dedi, “Oğlum Yusuf yaşıyor. Ölmeden önce gidip onu göreceğim.”

Yahuda Benyamin için Yalvarıyor – Tekvin 44

Yahuda yaklaşıp, “Efendim, lütfen izin ver konuşayım” dedi, “Kuluna öfkelenme. Sen firavunla aynı yetkiye sahipsin. Efendim, biz kullarına sormuştun: Babanız ya da başka kardeşiniz var mı? diye. Biz de, Yaşlı bir babamız ve onun yaşlılığında doğan küçük bir kardeşimiz var demiştik, O çocuğun kardeşi öldü, kendisi annesinin tek oğlu. Babamız onu çok sever.
“Sen de biz kullarına, O çocuğu bana getirin, gözümle göreyim demiştin. Biz de, Çocuk babasından ayrılamaz, ayrılırsa babası ölür diye karşılık vermiştik. Sen de biz kullarına, Eğer küçük kardeşiniz sizinle gelmezse, yüzümü bir daha göremezsiniz demiştin.
“Kulun babamızın yanına döndüğümüzde, söylediklerini ona anlattık. Babamız, Yine gidin, bize biraz yiyecek alın dedi. Ama biz, Gidemeyiz dedik, Ancak küçük kardeşimiz bizimle gelirse gideriz. Küçük kardeşimiz bizimle olmazsa o adamın yüzünü göremeyiz.
“Babam, biz kullarına, Biliyorsunuz, karım bana iki erkek çocuk doğurdu dedi, Biri yanımdan ayrıldı. Besbelli bir hayvan parçaladı, bir daha göremedim onu. Bunu da götürürseniz ve ona bir zarar gelirse, bu acıyla ak saçlı başımı ölüler diyarına götürürsünüz.
“Efendim, şimdi babam kulunun yanına döndüğümde çocuk yanımızda olmazsa, babam onu görmeyince ölür. Çünkü onu yaşama bağlayan bu çocuktur. Biz kulların da acı içinde babamızın ak saçlı başını ölüler diyarına indiririz. Ben kulun bu çocuğa kefil oldum. Babama, Onu sana geri getirmezsem, ömrümce kendimi sana karşı suçlu sayarım dedim.
“Lütfen şimdi çocuğun yerine beni kölen kabul et. Çocuk kardeşleriyle birlikte geri dönsün. O yanımda olmadan babamın yanına nasıl dönerim? Babamın başına gelecek kötülüğe dayanamam.”

Kaybolan Kase – Tekvin 44

usuf kahyasına, “Bu adamların torbalarına taşıyabilecekleri kadar yiyecek doldur” diye buyurdu, “Her birinin parasını torbasının ağzına koy. En küçüğünün torbasına benim gümüş kasemi ve buğdayının parasını koy.” Kahya Yusufun buyruğunu yerine getirdi.
Sabah erkenden adamlar eşekleriyle yolcu edildi. Onlar kentten pek uzaklaşmamıştı ki Yusuf kahyasına, “Hemen o adamların peşine düş” dedi, “Onlara yetişince, Niçin iyiliğe karşı kötülük yaptınız? de, Efendimin şarap içmek, fala bakmak için kullandığı kase değil mi bu? Bunu yapmakla kötülük ettiniz. ” Kahya onlara yetişip bu sözleri yineledi.
Adamlar, “Efendim, neden böyle konuşuyorsun?” dediler, “Bizden uzak olsun, biz kulların böyle şey yapmayız. Torbalarımızın ağzında bulduğumuz paraları Kenan ülkesinden sana geri getirdik. Nasıl efendinin evinden altın ya da gümüş çalarız? Kullarından birinde çıkarsa öldürülsün, geri kalanlar efendimin kölesi olsun.”
Kahya, “Peki, dediğiniz gibi olsun” dedi, “Kimde çıkarsa kölem olacak, geri kalanlar suçsuz sayılacak.” Hemen torbalarını indirip açtılar. Kahya büyükten küçüğe doğru hepsinin torbasını aradı. Kase Benyaminin torbasında çıktı. Kardeşleri üzüntüden giysilerini yırttılar. Sonra torbalarını eşeklerine yükleyip kente geri döndüler.
Yahudayla kardeşleri Yusufun evine geldiğinde, Yusuf daha evdeydi. Önünde yere kapandılar. Yusuf, “Nedir bu yaptığınız?” dedi, “Benim gibi birinin fala bakabileceği aklınıza gelmedi mi?”
Yahuda, “Ne diyelim, efendim?” diye karşılık verdi, “Nasıl anlatalım? Kendimizi nasıl temize çıkaralım? Tanrı suçumuzu ortaya çıkardı. Hepimiz köleniz artık, efendim; hem biz hem de kendisinde kase bulunan kardeşimiz.”
Yusuf, “Benden uzak olsun!” dedi, “Yalnız kendisinde kase bulunan kölem olacak. Siz esenlikle babanızın yanına dönün.”

Mısıra İkinci Yolculuk – Tekvin 43

Kenan ülkesinde kıtlık şiddetlenmişti. Mısırdan getirilen buğday tükenince Yakup, oğullarına, “Yine gidin, bize biraz yiyecek alın” dedi.
Yahuda, “Adam bizi sıkı sıkı uyardı” diye karşılık verdi, “ Kardeşiniz sizinle birlikte gelmezse, yüzümü göremezsiniz dedi. Kardeşimizi bizimle gönderirsen, gider sana yiyecek alırız. Göndermezsen gitmeyiz. Çünkü o adam, Kardeşinizi birlikte getirmezseniz, yüzümü göremezsiniz dedi.”
İsrail, “Niçin adama bir kardeşiniz daha olduğunu söyleyerek bana bu kötülüğü yaptınız?” dedi.
Şöyle yanıtladılar: “Adam, Babanız hala yaşıyor mu? Başka kardeşiniz var mı? diye sordu. Bizimle ve akrabalarımızla ilgili öyle sorular sordu ki, yanıt vermek zorunda kaldık. Kardeşinizi getirin diyeceğini nereden bilebilirdik?”
Yahuda, babası İsraile, “Çocuğu benimle gönder, gidelim” dedi, “Sen de biz de yavrularımız da ölmez, yaşarız. Ona ben kefil oluyorum. Beni sorumlu say. Eğer onu geri getirmez, önüne çıkarmazsam, ömrümce sana karşı suçlu sayılayım. Çünkü gecikmeseydik, şimdiye dek iki kez gidip gelmiş olurduk.”
Bunun üzerine İsrail, “Öyleyse gidin” dedi, “Yalnız, torbalarınıza bu ülkenin en iyi ürünlerinden biraz pelesenk, biraz bal, kitre, laden, fıstık, badem koyun, Mısırın yöneticisine armağan olarak götürün. Yanınıza iki kat para alın. Torbalarınızın ağzına konan parayı geri götürün. Belki bir yanlışlık olmuştur. Kardeşinizi alıp gidin, o adamın yanına dönün. Her Şeye Gücü Yeten Tanrı, adamın yüreğine size karşı merhamet koysun da, adam öbür kardeşinizle Benyamini size geri versin. Bana gelince, çocuklarımdan yoksun kalacaksam kalayım.”
Böylece kardeşler yanlarına armağanlar, iki kat para ve Benyamini alarak hemen Mısıra gidip Yusufun huzuruna çıktılar. Yusuf Benyamini yanlarında görünce, kahyasına, “Bu adamları eve götür” dedi, “Bir hayvan kesip hazırla. Çünkü öğlen benimle birlikte yemek yiyecekler.”
Kahya Yusufun buyurduğu gibi onları Yusufun evine götürdü. Ne var ki kardeşleri Yusufun evine götürüldükleri için korktular. “İlk gelişimizde torbalarımıza konan para yüzünden götürülüyoruz galiba!” dediler, “Bize saldırıp egemen olmak, bizi köle edip eşeklerimizi almak istiyor.”
Yusufun kahyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular: “Aman, efendim!” dediler, “Buraya ilk kez yiyecek satın almaya gelmiştik. Konakladığımız yerde torbalarımızı açınca, bir de baktık ki, paramız eksiksiz olarak torbalarımızın ağzına konmuş. Onu size geri getirdik. Ayrıca yeniden yiyecek almak için yanımıza başka para da aldık. Paraları torbalarımıza kimin koyduğunu bilmiyoruz.”
Kahya, “Merak etmeyin” dedi, “Korkmanıza gerek yok. Parayı Tanrınız, babanızın Tanrısı torbalarınıza koydurmuş. Ben paranızı aldım.” Sonra Şimonu onlara getirdi.
Kahya onları Yusufun evine götürüp ayaklarını yıkamaları için su getirdi, eşeklerine yem verdi. Kardeşler öğlene, Yusufun geleceği saate kadar armağanlarını hazırladılar. Çünkü orada yemek yiyeceklerini duymuşlardı.
Yusuf eve gelince, getirdikleri armağanları kendisine sunup önünde yere kapandılar. Yusuf hatırlarını sorduktan sonra, “Bana sözünü ettiğiniz yaşlı babanız iyi mi?” dedi, “Hala yaşıyor mu?”
Kardeşleri, “Babamız kulun iyi” diye yanıtladılar, “Hala yaşıyor.” Sonra saygıyla eğilip yere kapandılar.
Yusuf göz gezdirirken kendisiyle aynı anneden olan kardeşi Benyamini gördü. “Bana sözünü ettiğiniz küçük kardeşiniz bu mu?” dedi, “Tanrı sana lütfetsin, oğlum.” Sonra hemen oradan ayrıldı, çünkü kardeşini görünce yüreği sızlamıştı. Ağlayacak bir yer aradı. Odasına girip orada ağladı.
Yüzünü yıkadıktan sonra dışarı çıktı. Kendisini toparlayarak, “Yemeği getirin” dedi.
Yusufa ayrı, kardeşlerine ayrı, Yusufla yemek yiyen Mısırlılara ayrı hizmet edildi. Çünkü Mısırlılar İbranilerle birlikte yemek yemez, bunu iğrenç sayarlardı. Kardeşleri Yusufun önünde büyükten küçüğe doğru yaş sırasına göre oturdular. Şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. Yusufun masasından onlara yemek dağıtıldı. Benyaminin payı ötekilerden beş kat fazlaydı. İçtiler, birlikte hoş vakit geçirdiler.

Yusufun Kardeşleri Mısıra Gidiyor – Tekvin 42

Yakup Mısırda buğday olduğunu öğrenince, oğullarına, “Neden birbirinize bakıp duruyorsunuz?” dedi, “Mısırda buğday olduğunu duydum. Gidin, satın alın ki, yaşayalım, yoksa öleceğiz.”
Böylece Yusufun on kardeşi buğday almak için Mısıra gittiler. Ancak Yakup Yusufun kardeşi Benyamini onlarla birlikte göndermedi, çünkü oğlunun başına bir şey gelmesinden korkuyordu. Buğday satın almaya gelenler arasında İsrailin oğulları da vardı. Çünkü Kenan ülkesinde de kıtlık hüküm sürüyordu.
Yusuf ülkenin yöneticisiydi, herkese o buğday satıyordu. Kardeşleri gelip onun önünde yere kapandılar. Yusuf kardeşlerini görünce tanıdı. Ama onlara yabancı gibi davranarak sert konuştu: “Nereden geliyorsunuz?”
“Kenan ülkesinden” diye yanıtladılar, “Yiyecek satın almaya geldik.”
Yusuf kardeşlerini tanıdıysa da kardeşleri onu tanımadılar. Yusuf onlarla ilgili düşlerini anımsayarak, “Siz casussunuz” dedi, “Ülkenin zayıf noktalarını öğrenmeye geldiniz.”
“Aman, efendim” diye karşılık verdiler, “Biz kulların yalnızca yiyecek satın almaya geldik. Hepimiz aynı babanın çocuklarıyız. Biz kulların dürüst insanlarız, casus değiliz.”
Yusuf, “Hayır!” dedi, “Siz ülkenin zayıf noktalarını öğrenmeye geldiniz.”
Kardeşleri, “Biz kulların on iki kardeşiz” dediler, “Hepimiz Kenan ülkesinde yaşayan aynı babanın çocuklarıyız. En küçüğümüz babamızın yanında kaldı, biri de kayboldu.”
Yusuf, “Söylediğim gibi” dedi, “Casussunuz siz. Sizi sınayacağım. Firavunun başına ant içerim. Küçük kardeşiniz de gelmedikçe, buradan ayrılamazsınız. Aranızdan birini gönderin, kardeşinizi getirsin. Geri kalanlarınız göz altına alınacak. Anlattıklarınız doğru mu, değil mi, sizi sınayacağız. Değilse, firavunun başına ant içerim ki casussunuz.” Üç gün onları göz altında tuttu.
Üçüncü gün, “Bir koşulla canınızı bağışlarım” dedi, “Ben Tanrıdan korkarım. Dürüst olduğunuzu kanıtlamak için, içinizden biri göz altında tutulduğunuz evde kalsın, ötekiler gidip aç kalan ailenize buğday götürsün. Sonra küçük kardeşinizi bana getirin. Böylece anlattıklarınızın doğru olup olmadığı ortaya çıkar, ölümden kurtulursunuz.”
Kabul ettiler. Birbirlerine, “Besbelli kardeşimize yaptığımızın cezasını çekiyoruz” dediler, “Bize yalvardığında nasıl sıkıntı çektiğini gördük, ama dinlemedik. Bu sıkıntı onun için başımıza geldi.”
Ruben, “Çocuğa zarar vermeyin diye sizi uyarmadım mı?” dedi, “Ama dinlemediniz. İşte şimdi kanının hesabı soruluyor.” Yusufun konuştuklarını anladığını farketmediler, çünkü onunla çevirmen aracılığıyla konuşuyorlardı.
Yusuf kardeşlerinden ayrılıp ağlamaya başladı. Sonra dönüp onlarla konuştu. Aralarından Şimonu alarak ötekilerin gözleri önünde bağladı. Sonra torbalarına buğday doldurulmasını, paralarının torbalarına geri konulmasını, yol için kendilerine azık verilmesini buyurdu. Bunlar yapıldıktan sonra buğdayları eşeklerine yükleyip oradan ayrıldılar.
Konakladıkları yerde içlerinden biri eşeğine yem vermek için torbasını açınca parasını gördü. Para torbanın ağzına konmuştu. Kardeşlerine, “Paramı geri vermişler” diye seslendi, “İşte torbamda!” Yürekleri yerinden oynadı. Titreyerek birbirlerine, “Tanrının bize bu yaptığı nedir?” dediler.
Kenan ülkesine, babaları Yakupun yanına varınca, başlarına gelenleri ona anlattılar: “Mısırın yöneticisi bizimle sert konuştu. Bize casusmuşuz gibi davrandı. Ona, Biz dürüst insanlarız dedik, Casus değiliz. Hepimiz aynı babanın çocuklarıyız. On iki kardeşiz; biri kayboldu, en küçüğü de Kenan ülkesinde, babamızın yanında.
“Ülkenin yöneticisi, Dürüst olduğunuzu şöyle anlayabilirim dedi, Kardeşlerinizden birini yanımda bırakın, buğdayı alıp aç kalan ailelerinize götürün. Küçük kardeşinizi de bana getirin. O zaman casus olmadığınızı, dürüst insanlar olduğunuzu anlar, kardeşinizi size geri veririm. Ülkede ticaret yapabilirsiniz. ”
Torbalarını boşaltınca, hepsi para kesesini torbasında buldu. Para keselerini görünce hem kendileri hem babaları korkuya kapıldı. Yakup, “Beni çocuklarımdan yoksun bırakıyorsunuz” dedi, “Yusuf yok, Şimon yok. Şimdi de Benyamini götürmek istiyorsunuz. Sıkıntıyı çeken hep benim.”
Ruben babasına, “Benyamini geri getirmezsem, iki oğlumu öldür” dedi, “Onu bana teslim et, ben sana geri getireceğim.”
Ama Yakup, “Oğlumu sizinle göndermeyeceğim” dedi, “Çünkü kardeşi öldü, yalnız o kaldı. Yolda ona bir zarar gelirse, bu acıyla ak saçlı başımı ölüler diyarına götürürsünüz.”

Yusuf Mısırın Yöneticisi Oluyor – Tekvin 41

Bu öneri firavunla görevlilerine iyi göründü. Firavun görevlilerine, “Bu adam gibi Tanrı Ruhuna sahip birini bulabilir miyiz?” diye sordu.
Sonra Yusufa, “Madem Tanrı bütün bunları sana açıkladı, senden daha akıllısı, bilgilisi yoktur” dedi, “Sarayımın yönetimini sana vereceğim. Bütün halkım buyruklarına uyacak. Tahttan başka senden üstünlüğüm olmayacak. Seni bütün Mısıra yönetici atıyorum.” Sonra mührünü parmağından çıkarıp Yusufun parmağına taktı. Ona ince ketenden giysi giydirdi. Boynuna altın zincir taktı. Onu kendi yardımcısının arabasına bindirdi. Yusufun önünde, “Yol açın!” diye bağırdılar. Böylece firavun ona bütün Mısırın yönetimini verdi.
Firavun Yusufa, “Firavun benim” dedi, “Ama Mısırda senden izinsiz kimse elini ayağını oynatmayacak.” Yusufun adını Safenat-Paneah koydu. On Kentinin kahini Potiferanın kızı Asenatı da ona karı olarak verdi. Yusuf ülkeyi boydan boya dolaştı.
Yusuf firavunun hizmetine girdiğinde otuz yaşındaydı. Firavunun huzurundan ayrıldıktan sonra bütün Mısırı dolaştı. Yedi bolluk yılı boyunca toprak çok ürün verdi. Yusuf Mısırda yedi yıl içinde yetişen bütün ürünleri toplayıp kentlerde depoladı. Her kente o kentin çevresindeki tarlalarda yetişen ürünleri koydu. Denizin kumu kadar çok buğday depoladı; öyle ki, ölçmekten vazgeçti. Çünkü buğday ölçülemeyecek kadar çoktu.
Kıtlık yılları başlamadan, On Kentinin kahini Potiferanın kızı Asenat Yusufa iki erkek çocuk doğurdu. Yusuf ilk oğlunun adını Manaşşe koydu. “Tanrı bana bütün acılarımı ve babamın ailesini unutturdu” dedi. “Tanrı sıkıntı çektiğim ülkede beni verimli kıldı” diyerek ikinci oğlunun adını Efrayim koydu.
Mısırda yedi bolluk yılı sona erdi. Yusufun söylemiş olduğu gibi yedi kıtlık yılı başgösterdi. Bütün ülkelerde kıtlık vardı, ama Mısırın her yanında yiyecek bulunuyordu. Mısırlılar aç kalınca, yiyecek için firavuna yakardılar. Firavun, “Yusufa gidin” dedi, “O size ne derse öyle yapın.” Kıtlık bütün ülkeyi sarınca, Yusuf depoları açıp Mısırlılara buğday satmaya başladı. Çünkü kıtlık Mısırı boydan boya kavuruyordu. Bütün ülkelerden insanlar da buğday satın almak için Mısıra, Yusufa geliyordu. Çünkü kıtlık bütün dünyayı sarmıştı ve şiddetliydi.

Yusuf Firavunun Düşünü Yorumluyor – Tekvin 41

Tam iki yıl sonra firavun bir düş gördü: Nil Irmağının kıyısında duruyordu. Irmaktan güzel ve semiz yedi inek çıktı. Sazlar arasında otlamaya başladılar. Sonra yedi çirkin ve cılız inek çıktı. Irmağın kıyısında öbür ineklerin yanında durdular. Çirkin ve cılız inekler güzel ve semiz yedi ineği yiyince, firavun uyandı.
Yine uykuya daldı, bu kez başka bir düş gördü: Bir sapta yedi güzel ve dolgun başak bitti. Sonra, cılız ve doğu rüzgarıyla kavrulmuş yedi başak daha bitti. Cılız başaklar, yedi güzel ve dolgun başağı yuttular. Firavun uyandı, düş gördüğünü anladı.
Sabah uyandığında kaygılıydı. Bütün Mısırlı büyücüleri, bilgeleri çağırttı. Onlara gördüğü düşleri anlattı. Ama hiçbiri firavunun düşlerini yorumlayamadı.
Bu arada baş saki firavuna, “Bugün suçumu itiraf etmeliyim” dedi, “Kullarına –bana ve fırıncıbaşına– öfkelenince bizi zindana, muhafız birliği komutanının evine kapattın. Bir gece ikimiz de düş gördük. Düşlerimiz farklı anlamlar taşıyordu. Orada bizimle birlikte muhafız birliği komutanının kölesi İbrani bir genç vardı. Gördüğümüz düşleri ona anlattık. Bize bir bir yorumladı. Her şey onun yorumladığı gibi çıktı: Ben görevime döndüm, fırıncıbaşıysa asıldı.”
Firavun Yusufu çağırttı. Hemen onu zindandan çıkardılar. Yusuf tıraş olup giysilerini değiştirdikten sonra firavunun huzuruna çıktı.
Firavun Yusufa, “Bir düş gördüm” dedi, “Ama kimse yorumlayamadı. Duyduğun her düşü yorumlayabildiğini işittim.”
Yusuf, “Ben yorumlayamam” dedi, “Firavuna en uygun yorumu Tanrı yapacaktır.”
Firavun Yusufa anlatmaya başladı: “Düşümde bir ırmak kıyısında duruyordum. Irmaktan semiz ve güzel yedi inek çıktı. Sazlar arasında otlamaya başladılar. Sonra arık, çirkin, cılız yedi inek daha çıktı. Mısırda onlar kadar çirkin inek görmedim. Cılız ve çirkin inekler ilk çıkan yedi semiz ineği yedi. Ancak kötü görünüşleri değişmedi. Sanki bir şey yememiş gibi görünüyorlardı. Sonra uyandım.
“Bir de düşümde bir sapta dolgun ve güzel yedi başak bittiğini gördüm. Sonra solgun, cılız, doğu rüzgarının kavurduğu yedi başak daha bitti. Cılız başaklar yedi güzel başağı yuttular. Büyücülere bunu anlattım. Ama hiçbiri yorumlayamadı.”
Yusuf, “Efendim, iki düş de aynı anlamı taşıyor” dedi, “Tanrı ne yapacağını sana bildirmiş. Yedi güzel inek yedi yıl demektir. Yedi güzel başak da yedi yıldır. Aynı anlama geliyor. Daha sonra çıkan yedi cılız, çirkin inek ve doğu rüzgarının kavurduğu yedi solgun başaksa yedi yıl kıtlık olacağı anlamına gelir.
“Söylediğim gibi, Tanrı ne yapacağını sana göstermiş. Mısırda yedi yıl bolluk olacak. Sonra yedi yıl öyle bir kıtlık olacak ki, bolluk yılları hiç anımsanmayacak. Çünkü kıtlık ülkeyi kasıp kavuracak. Ardından gelen kıtlık bolluğu unutturacak, çünkü çok şiddetli olacak. Bu konuda iki kez düş görmenin anlamı, Tanrının kesin kararını verdiğini ve en kısa zamanda uygulayacağını gösteriyor.
“Şimdi firavunun akıllı, bilgili bir adam bulup onu Mısırın başına getirmesi gerekir. Ülke çapında adamlar görevlendirmeli, bunlar yedi bolluk yılı boyunca ürünlerin beşte birini toplamalı. Gelecek verimli yılların bütün yiyeceğini toplasınlar, firavunun yönetimi altında kentlerde depolayıp korusunlar. Bu yiyecek, gelecek yedi kıtlık yılı boyunca Mısırda ihtiyat olarak kullanılacak, ülke kıtlıktan kırılmayacak.”

Yusuf Tutsakların Düşünü Yorumluyor – Tekvin 40

Bir süre sonra Mısır Kralının sakisiyle fırıncısı efendilerini gücendirdiler. Firavun bu iki görevlisine, baş sakiyle fırıncıbaşına öfkelendi. Onları muhafız birliği komutanının evinde, Yusufun tutsak olduğu zindanda göz altına aldı. Muhafız birliği komutanı Yusufu onların hizmetine atadı. Bir süre zindanda kaldılar.
Firavunun sakisiyle fırıncısı tutsak oldukları zindanda aynı gece birer düş gördüler. Düşleri farklı anlamlar taşıyordu. Sabah Yusuf yanlarına gittiğinde, onları tedirgin gördü. Efendisinin evinde, kendisiyle birlikte zindanda kalan firavunun görevlilerine, “Niçin suratınız asık bugün?” diye sordu.
“Düş gördük ama yorumlayacak kimse yok” dediler.
Yusuf, “Yorum Tanrıya özgü değil mi?” dedi, “Lütfen düşünüzü bana anlatın.”
Baş saki düşünü Yusufa anlattı: “Düşümde önümde bir asma gördüm. Üç çubuğu vardı. Tomurcuklar açar açmaz çiçeklendi, salkım salkım üzüm verdi. Firavunun kasesi elimdeydi. Üzümleri alıp firavunun kasesine sıktım. Sonra kaseyi ona verdim.”
Yusuf, “Bu şu anlama gelir” dedi, “Üç çubuk üç gün demektir. Üç gün içinde firavun seni zindandan çıkaracak, yine eski görevine döneceksin. Geçmişte olduğu gibi yine ona sakilik yapacaksın. Ama her şey yolunda giderse, lütfen beni anımsa. Bir iyilik yap, firavuna benden söz et. Çıkar beni bu zindandan. Çünkü ben İbrani ülkesinden zorla kaçırıldım. Burada da zindana atılacak bir şey yapmadım.”
Fırıncıbaşı bu iyi yorumu duyunca, Yusufa, “Ben de bir düş gördüm” dedi, “Başımın üstünde üç sepet beyaz ekmek vardı. En üstteki sepette firavun için pişirilmiş çeşitli pastalar vardı. Kuşlar başımın üstündeki sepetten pastaları yiyorlardı.”
Yusuf, “Bu şu anlama gelir” dedi, “Üç sepet üç gün demektir. Üç gün içinde firavun seni zindandan çıkarıp ağaca asacak. Kuşlar etini yiyecekler.”
Üç gün sonra, firavun doğum gününde bütün görevlilerine bir şölen verdi. Görevlilerinin önünde baş sakisiyle fırıncıbaşını zindandan çıkardı. Yusufun yaptığı yoruma uygun olarak baş sakisini eski görevine atadı. Baş saki firavuna şarap sunmaya başladı. Ama firavun fırıncıbaşını astırdı. Gelgelelim, baş saki Yusufu anımsamadı, unuttu gitti.

Yusufla Potifarın Karısı – Tekvin 39

İsmaililer Yusufu Mısıra götürmüştü. Firavunun görevlisi, muhafız birliği komutanı Mısırlı Potifar onu İsmaililerden satın almıştı. RAB Yusufla birlikteydi ve onu başarılı kılıyordu. Yusuf Mısırlı efendisinin evinde kalıyordu. Efendisi RABbin Yusufla birlikte olduğunu, yaptığı her işte onu başarılı kıldığını gördü. Yusuftan hoşnut kalarak onu özel hizmetine aldı. Evinin ve sahip olduğu her şeyin sorumluluğunu ona verdi. Yusufu evinin ve sahip olduğu her şeyin sorumlusu atadığı andan itibaren RAB Yusuf sayesinde Potifarın evini kutsadı. Evini, tarlasını, kendisine ait her şeyi bereketli kıldı. Potifar sahip olduğu her şeyin sorumluluğunu Yusufa verdi; yediği yemek dışında hiçbir şeyle ilgilenmedi.
Yusuf güzel yapılı, yakışıklıydı. Bir süre sonra efendisinin karısı ona göz koyarak, “Benimle yat” dedi. Ama Yusuf reddetti. “Ben burada olduğum için efendim evdeki hiçbir şeyle ilgilenme gereğini duymuyor” dedi, “Sahip olduğu her şeyin yönetimini bana verdi. Bu evde ben de onun kadar yetkiliyim. Senin dışında hiçbir şeyi benden esirgemedi. Sen onun karısısın. Nasıl böyle bir kötülük yapar, Tanrıya karşı günah işlerim?” Potifarın karısı her gün kendisiyle yatması ya da birlikte olması için direttiyse de, Yusuf onun isteğini kabul etmedi.
Bir gün Yusuf olağan işlerini yapmak üzere eve gitti. İçerde ev halkından hiç kimse yoktu. Potifarın karısı Yusufun giysisini tutarak, “Benimle yat” dedi. Ama Yusuf giysisini onun elinde bırakıp evden dışarı kaçtı.
Kadın Yusufun giysisini bırakıp kaçtığını görünce, uşaklarını çağırdı. “Bakın şuna!” dedi, “Kocamın getirdiği bu İbrani bizi rezil etti. Yanıma geldi, benimle yatmak istedi. Ben de bağırdım. Bağırdığımı duyunca giysisini yanımda bırakıp dışarı kaçtı.”
Efendisi eve gelinceye kadar Yusufun giysisini yanında alıkoydu. Ona da aynı şeyleri anlattı: “Buraya getirdiğin İbrani köle yanıma gelip beni aşağılamak istedi. Ama ben bağırınca giysisini yanımda bırakıp kaçtı.”
Karısının, “Kölen bana böyle yaptı” diyerek anlattıklarını duyunca, Yusufun efendisinin öfkesi tepesine çıktı. Yusufu yakalayıp zindana, kralın tutsaklarının bağlı olduğu yere attı.
Ama Yusuf zindandayken RAB onunla birlikteydi. Ona iyilik etti. Zindancıbaşı Yusuftan hoşnut kaldı. Bütün tutsakların yönetimini ona verdi. Zindanda olup biten her şeyden Yusuf sorumluydu. Zindancıbaşı Yusufun sorumlu olduğu işlerle hiç ilgilenmezdi. Çünkü RAB Yusufla birlikteydi ve yaptığı her işte onu başarılı kılıyordu.

Yahudayla Tamar – Tekvin 38

O sıralarda Yahuda kardeşlerinden ayrılarak Adullamlı Hira adında bir adamın yanına gitti. Orada Kenanlı bir kızla karşılaştı. Kızın babasının adı Şuaydı. Yahuda kızla evlendi. Kadın hamile kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. Yahuda ona Er adını verdi. Kadın yine hamile kaldı, bir erkek çocuk daha doğurdu, adını Onan koydu. Yine bir erkek çocuk doğurdu, adını Şela koydu. Şela doğduğu zaman Yahuda Kezivdeydi.
Yahuda ilk oğlu Er için bir kadın aldı. Kadının adı Tamardı. Yahudanın ilk oğlu Er, RABbin gözünde kötüydü. Bu yüzden RAB onu öldürdü.
Yahuda Onana, “Kardeşinin karısıyla evlen” dedi, “Kayınbiraderlik görevini yap. Kardeşinin soyunu sürdür.” Ama Onan doğacak çocukların kendisine ait olmayacağını biliyordu. Bu yüzden ne zaman kardeşinin karısıyla yatsa, kardeşine soy yetiştirmemek için menisini yere boşaltıyordu. Bu yaptığı RABbin gözünde kötüydü. Bu yüzden RAB onu da öldürdü.
Bunun üzerine Yahuda, gelini Tamara, “Babanın evine dön” dedi, “Oğlum Şela büyüyünceye kadar orada dul olarak yaşa.” Yahuda, “Şela da kardeşleri gibi ölebilir” diye düşünüyordu. Böylece Tamar babasının evine döndü.
Uzun süre sonra Şuanın kızı olan Yahudanın karısı öldü. Yahuda yası bittikten sonra arkadaşı Adullamlı Hirayla birlikte Timnaya, sürüsünü kırkanların yanına gitti.
Tamara, “Kayınbaban sürüsünü kırkmak için Timnaya gidiyor” diye haber verdiler. Tamar üzerindeki dul giysilerini çıkardı. Peçesini örttü, sarınıp Timna yolu üzerindeki Enayim Kapısında oturdu. Çünkü Şela büyüdüğü halde onunla evlenmesine izin verilmediğini görmüştü.
Yahuda onu görünce fahişe sandı. Çünkü yüzü örtülüydü. Yolun kenarına, ona doğru seğirterek, kendi gelini olduğunu bilmeden, “Hadi gel, seninle yatmak istiyorum” dedi.
Tamar, “Seninle yatarsam, bana ne vereceksin?” diye sordu.
Yahuda, “Sürümden sana bir oğlak göndereyim” dedi.
Tamar, “Oğlağı gönderinceye kadar rehin olarak bana bir şey verebilir misin?” dedi.
Yahuda, “Ne vereyim?” diye sordu.
Tamar, “Mührünü, kaytanını ve elindeki değneği” diye yanıtladı. Yahuda bunları verip onunla yattı. Tamar hamile kaldı. Gidip peçesini çıkardı, yine dul giysilerini giydi.
Bu arada Yahuda rehin bıraktığı eşyaları geri almak için Adullamlı arkadaşıyla kadına bir oğlak gönderdi. Ne var ki arkadaşı kadını bulamadı. O çevrede yaşayanlara, “Enayimde, yol kenarında bir fahişe vardı, nerede o?” diye sordu.
“Burada öyle bir kadın yok” diye karşılık verdiler.
Bunun üzerine Yahudanın yanına dönerek, “Kadını bulamadım” dedi, “O çevrede yaşayanlar da Burada fahişe yok dediler.”
Yahuda, “Varsın eşyalar onun olsun” dedi, “Kimseyi kendimize güldürmeyelim. Ben oğlağı gönderdim, ama sen kadını bulamadın.”
Yaklaşık üç ay sonra Yahudaya, “Gelinin Tamar zina etmiş, şu anda hamile” diye haber verdiler.
Yahuda, “Onu dışarıya çıkarıp yakın” dedi.
Tamar dışarı çıkarılınca, kayınbabasına, “Ben bu eşyaların sahibinden hamile kaldım” diye haber gönderdi, “Lütfen şunlara bak. Bu mühür, kaytan, değnek kime ait?”
Yahuda eşyaları tanıdı. “O benden daha doğru bir kişi” dedi, “Çünkü onu oğlum Şelaya almadım.” Bir daha onunla yatmadı.
Doğum vakti gelince Tamarın rahminde ikiz olduğu anlaşıldı. Doğum yaparken ikizlerden biri elini dışarı çıkardı. Ebe çocuğun elini yakalayıp bileğine kırmızı bir iplik bağladı, “Bu önce doğdu” dedi. Ne var ki, çocuk elini içeri çekti, o sırada da kardeşi doğdu. Ebe, “Kendine böyle mi gedik açtın?” dedi. Bu yüzden çocuğa Peres adı kondu. Sonra bileğine kırmızı iplik bağlı kardeşi doğdu. Ona da Zerah adı verildi.

Kardeşleri Yusufu Satıyor – Tekvin 37

Bir gün Yusufun kardeşleri babalarının sürüsünü gütmek için Şekeme gittiler. İsrail Yusufa, “Kardeşlerin Şekemde sürü güdüyorlar” dedi, “Gel seni de onların yanına göndereyim.”
Yusuf, “Hazırım” diye yanıtladı.
Babası, “Git kardeşlerine ve sürüye bak” dedi, “Her şey yolunda mı, değil mi, bana haber getir.” Böylece onu Hevron Vadisinden gönderdi.
Yusuf Şekeme vardı. Kırda dolaşırken bir adam onu görüp, “Ne arıyorsun?” diye sordu.
Yusuf, “Kardeşlerimi arıyorum” diye yanıtladı, “Buralarda sürü güdüyorlar. Nerede olduklarını biliyor musun?”
Adam, “Buradan ayrıldılar” dedi, “ Dotana gidelim dediklerini duydum.”
Böylece Yusuf kardeşlerinin peşinden gitti ve Dotanda onları buldu.
Kardeşleri onu uzaktan gördüler. Yusuf yanlarına varmadan, onu öldürmek için düzen kurdular. Birbirlerine, “İşte düş hastası geliyor” dediler, “Hadi onu öldürüp kuyulardan birine atalım. Yabanıl bir hayvan yedi deriz. Bakalım o zaman düşleri ne olacak!”
Ruben bunu duyunca Yusufu kurtarmaya çalıştı: “Canına kıymayın” dedi, “Kan dökmeyin. Onu şu ıssız yerdeki kuyuya atın, ama kendisine dokunmayın.” Amacı Yusufu kurtarıp babasına geri götürmekti.
Yusuf yanlarına varınca, kardeşleri sırtındaki renkli uzun giysiyi çekip çıkardılar ve onu susuz, boş bir kuyuya attılar.
Yemek yemek için oturduklarında, Gilat yönünden bir İsmaili kervanının geldiğini gördüler. Develeri kitre, pelesenk, laden yüklüydü. Mısıra gidiyorlardı. Yahuda, kardeşlerine, “Kardeşimizi öldürür, suçumuzu gizlersek ne kazanırız?” dedi, “Gelin onu İsmaililere satalım. Böylece canına dokunmamış oluruz. Çünkü o kardeşimizdir, aynı kanı taşıyoruz.” Kardeşleri kabul etti.
Midyanlı tüccarlar oradan geçerken, kardeşleri Yusufu kuyudan çekip çıkardılar, yirmi gümüşe İsmaililere sattılar. İsmaililer Yusufu Mısıra götürdüler.
Kuyuya geri dönen Ruben Yusufu orada göremeyince üzüntüden giysilerini yırttı. Kardeşlerinin yanına gidip, “Çocuk orada yok” dedi, “Ne yapacağım şimdi ben?”
Bunun üzerine bir teke keserek Yusufun renkli uzun giysisini kanına buladılar. Giysiyi babalarına götürerek, “Bunu bulduk” dediler, “Bak, bakalım, oğlunun mu, değil mi?”
Yakup giysiyi tanıdı, “Evet, bu oğlumun giysisi” dedi, “Onu yabanıl bir hayvan yemiş olmalı. Yusufu parçalamış olsa gerek.”
Yakup üzüntüden giysilerini yırttı, beline çul sardı, oğlu için uzun süre yas tuttu. Bütün oğulları, kızları onu avutmaya çalıştılarsa da o avunmak istemedi. “Oğlumun yanına, ölüler diyarına yas tutarak gideceğim” diyerek oğlu için ağlamaya devam etti.
Bu arada Midyanlılar da Yusufu Mısırda firavunun bir görevlisine, muhafız birliği komutanı Potifara sattılar.

Yusufun Düşleri – Tekvin 37

Yakup babasının yabancı olarak kalmış olduğu Kenan ülkesinde yaşadı. Yakup soyunun öyküsü:
Yusuf on yedi yaşında bir gençti. Babasının karıları Bilha ve Zilpadan olan üvey kardeşleriyle birlikte sürü güdüyordu. Kardeşlerinin yaptığı kötülükleri babasına ulaştırırdı.
İsrail Yusufu öbür oğullarının hepsinden çok severdi. Çünkü Yusuf onun yaşlılığında doğmuştu. Yusufa uzun, renkli bir giysi yaptırmıştı. Yusufun kardeşleri babalarının onu kendilerinden çok sevdiğini görünce, ondan nefret ettiler. Yusufa tatlı söz söylemez oldular.
Yusuf bir düş gördü. Bunu kardeşlerine anlatınca, ondan daha çok nefret ettiler. Yusuf, “Lütfen gördüğüm düşü dinleyin!” dedi, “Tarlada demet bağlıyorduk. Ansızın benim demetim kalkıp dikildi. Sizinkilerse, çevresine toplanıp önünde eğildiler.”
Kardeşleri, “Başımıza kral mı olacaksın? Bizi sen mi yöneteceksin?” dediler. Düşlerinden, söylediklerinden ötürü ondan büsbütün nefret ettiler.
Yusuf bir düş daha görüp kardeşlerine anlattı. “Dinleyin, bir düş daha gördüm” dedi, “Güneş, ay ve on bir yıldız önümde eğildiler.”
Yusuf babasıyla kardeşlerine bu düşü anlatınca, babası onu azarladı: “Ne biçim düş bu?” dedi, “Ben, annen, kardeşlerin gelip önünde yere mi eğileceğiz yani?” Kardeşleri Yusufu kıskanıyordu, ama bu olay babasının aklına takıldı.

Edom Kralları – Tekvin 36

İsraillileri yöneten bir kralın olmadığı dönemde, Edomu şu krallar yönetti:
Beor oğlu Bala Edom Kralı oldu. Kentinin adı Dinhavaydı.
Bala ölünce, yerine Bosralı Zerah oğlu Yovav geçti.
Yovav ölünce, Temanlılar ülkesinden Huşam kral oldu.
Huşam ölünce, Midyanı Moav kırlarında bozguna uğratan Bedat oğlu Hadat kral oldu. Kentinin adı Avitti.
Hadat ölünce, yerine Masrekalı Samla geçti.
Samla ölünce, yerine Rehovot-Hannaharlı Şaul geçti.
Şaul ölünce, yerine Akbor oğlu Baal-Hanan geçti. Akbor oğlu Baal-Hanan ölünce, yerine Hadat geçti. Kentinin adı Pauydu. Karısı, Me-Zahav kızı Matretin kızı Mehetaveldi.
Boylarına ve bölgelerine göre Esavın soyundan gelen beylerin adları şunlardı: Timna, Alva, Yetet, Oholivama, Ela, Pinon, Kenaz, Teman, Mivsar, Magdiel, İram. Sahip oldukları ülkede yaşadıkları yerlere adlarını veren Edom beyleri bunlardı.
Edomluların atası Esavdı.

Seirin Soyu – Tekvin 36

Ülkede yaşayan Horlu Seirin oğulları şunlardı: Lotan, Şoval, Sivon, ana, Dişon, Eser, Dişan. Seirin Edomda beylik eden Horlu oğulları bunlardı.
Lotanın oğulları:
Hori, Hemam. Timna Lotanın kızkardeşiydi.
Şovalın oğulları:
Alvan, Manahat, Eval, Şefo, Onam.
Sivonun oğulları:
Aya ve ana. Babası Sivonun eşeklerini güderken çölde sıcak su kaynakları bulan anadır bu.
ananın çocukları şunlardı:
Dişon ve ananın kızı Oholivama.
Dişonun oğulları şunlardı:
Hemdan, Eşban, Yitran, Keran.
Eserin oğulları şunlardı:
Bilhan, Zaavan, Akan.
Dişanın oğulları şunlardı:
us, Aran.
Horlu boy beyleri şunlardı:
Lotan, Şoval, Sivon, ana, Dişon, Eser, Dişan. Seir ülkesindeki Horlu boy beyleri bunlardı.

Esavın Soyu – Tekvin 36

Esavın, yani Edomun öyküsü: Esav şu Kenanlı kızlarla evlendi: Hititli Elonun kızı ada; Hivli Sivonun torunu, ananın kızı Oholivama; Nevayotun kızkardeşi, İsmailin kızı Basemat. ada Esava Elifazı, Basemat Reueli, Oholivama Yeuş, Yalam ve Korahı doğurdu. Esavın Kenan ülkesinde doğan oğulları bunlardı.
Esav karılarını, oğullarını, kızlarını, evindeki bütün adamlarını, hayvanlarının hepsini, Kenan ülkesinde kazandığı malların tümünü alıp kardeşi Yakuptan ayrıldı, başka bir ülkeye gitti. Birlikte yaşayamayacak kadar çok malları vardı. Yabancı olarak yaşadıkları bu topraklar davarlarına yetmiyordu. Esav –Edom– Seir dağlık bölgesine yerleşti.
Seir dağlık bölgesine yerleşen Edomluların atası Esavın soyu:
Esavın oğullarının adları şunlardır:
Esavın karılarından adanın oğlu Elifaz, Basematın oğlu Reuel.
Elifazın oğulları:
Teman, Omar, Sefo, Gatam, Kenaz.
Timna Esavın oğlu Elifazın cariyesiydi. Elifaza Amaleki doğurdu. Bunlar Esavın karısı adanın torunlarıdır.
Reuelin oğulları:
Nahat, Zerah, Şamma, Mizza.
Bunlar Esavın karısı Basematın torunlarıdır.
Sivonun torunu ve ananın kızı olan Esavın karısı Oholivamanın Esava doğurduğu oğullar şunlardır:
Yeuş, Yalam, Korah.
Esavoğullarının boy beyleri şunlardır:
Esavın ilk oğlu Elifazın oğulları:
Teman, Omar, Sefo, Kenaz, Korah, Gatam, Amalek. Bunlar Edom ülkesinde Elifazın soyundan beylerdi ve adanın torunlarıydı.
Esav oğlu Reuelin oğulları şunlardır:
Nahat, Zerah, Şamma, Mizza. Bunlar Edom ülkesinde Reuelin soyundan gelen beylerdi ve Esavın karısı Basematın torunlarıydı.
Esavın karısı Oholivamanın oğulları şunlardır:
Yeuş, Yalam, Korah. Bunlar ananın kızı olan Esavın karısı Oholivamanın soyundan gelen beylerdi.
Bunların hepsi Esavın –Edomun– oğullarıdır. Yukardakiler de onların beyleridir.

Rahelle İshakın Ölümü – Tekvin 35

Sonra Beytelden göçtüler. Efrata varmadan Rahel doğum yaptı. Doğum yaparken çok sancı çekti. O sancı çekerken, ebesi, “Korkma!” dedi, “Bir oğlun daha oluyor.” Ama Rahel ölmek üzereydi. Can verirken oğlunun adını Ben-Oni koydu. Babası ise çocuğa Benyamin adını verdi.
Rahel öldü ve Efrat –Beytlehem– yolunda gömüldü. Yakup Rahelin mezarına bir taş dikti. Bu mezar taşı bugüne kadar kaldı.
İsrail yine göçtü ve Eder Kulesinin ötesinde konakladı. İsrail o bölgede yaşarken Ruben babasının cariyesi Bilhayla yattı. İsrail bunu duyunca çok kızdı.
Yakupun on iki oğlu vardı.
Leanın oğulları: Ruben –Yakupun ilk oğlu– Şimon, Levi, Yahuda, İssakar, Zevulun.
Rahelin oğulları: Yusuf, Benyamin.
Rahelin cariyesi Bilhanın oğulları: Dan, Naftali.
Leanın cariyesi Zilpanın oğulları: Gad, Aşer. Yakupun Paddan-Aramda doğan oğulları bunlardır.
Yakup, İshakla İbrahimin de yabancı olarak kalmış olduğu, bugün Hevron denen Kiryat-Arba yakınlarındaki Mamreye, babası İshakın yanına gitti. İshak yüz seksen yıl yaşadı. Kocamış, yaşama doymuş olarak son soluğunu verdi. Ölüp halkına kavuştu. Oğulları Esavla Yakup onu gömdüler.

Yakup Beytele Dönüyor – Tekvin 35

Tanrı Yakupa, “Git, Beytele yerleş” dedi, “Ağabeyin Esavdan kaçarken sana görünen Tanrıya orada bir sunak yap.”
Yakup ailesine ve yanındakilere, “Yabancı ilahlarınızı atın” dedi, “Kendinizi arındırıp giysilerinizi değiştirin. Beytele gidelim. Sıkıntı çektiğim günlerde yakarışımı duyan, gittiğim her yerde benimle birlikte olan Tanrıya orada bir sunak yapacağım.” Böylece herkes yabancı ilahlarını, kulaklarındaki küpeleri Yakupa verdi. Yakup bunları Şekem yakınlarında bir yabanıl fıstık ağacının altına gömdü. Sonra göçtüler. Çevre kentlerde yaşayan halk peşlerine düşmedi, çünkü hepsini Tanrı korkusu sarmıştı.
Yakup adamlarıyla birlikte Kenan ülkesindeki Luz –Beytel– Kentine geldi. Bir sunak yaparak oraya El-Beytel adını verdi. Çünkü ağabeyinden kaçarken Tanrı orada kendisine görünmüştü.
Rebekanın dadısı Debora ölünce Beytelin güneyindeki meşe ağacının altına gömüldü. Bu yüzden ağaca Allon-Bakut adı verildi.
Yakup Paddan-Aramdan dönünce, Tanrı ona yine görünerek onu kutsadı. “Sana Yakup diyorlar, ama bundan böyle adın Yakup değil, İsrail olacak” diyerek onun adını İsrail koydu. “Ben Her Şeye Gücü Yeten Tanrıyım” dedi, “Verimli ol, çoğal. Senden bir ulus ve uluslar topluluğu doğacak. Kralların atası olacaksın. İbrahime, İshaka verdiğim toprakları sana verecek, senden sonra da soyuna bağışlayacağım.” Sonra Tanrı Yakuptan ayrılarak onunla konuştuğu yerden yukarı çekildi. Yakup Tanrının kendisiyle konuştuğu yere taş bir anıt dikti. Üzerine dökmelik sunu ve zeytinyağı döktü. Oraya, Tanrının kendisiyle konuştuğu yere Beytel adını verdi.

Dina ve Şekemliler – Tekvin 34

Leayla Yakupun kızı Dina bir gün yöre kadınlarını ziyarete gitti. O bölgenin beyi Hivli Hamorun oğlu Şekem Dinayı görünce tutup ırzına geçti. Yakupun kızına gönlünü kaptırdı. Dinayı sevdi ve ona nazik davrandı. Babası Hamora, “Bu kızı bana eş olarak al” dedi.
Yakup kızı Dinanın kirletildiğini duyduğunda, oğulları kırda hayvanların başındaydı. Yakup onlar gelinceye kadar konuşmadı.
Bu arada Şekemin babası Hamor konuşmak için Yakupun yanına gitti. Yakupun oğulları olayı duyar duymaz kırdan döndüler. Üzüntülü ve çok öfkeliydiler. Çünkü Şekem Yakupun kızıyla yatarak İsrailin onurunu kırmıştı. Böyle bir şey olmamalıydı.
Hamor onlara, “Oğlum Şekemin gönlü kızınızda” dedi, “Lütfen onu oğluma eş olarak verin. Bizimle akraba olun. Birbirimize kız verip kız alalım. Bizimle birlikte yaşayın. Ülke önünüzde, nereye isterseniz yerleşin, ticaret yapın, mülk edinin.”
Şekem de Dinanın babasıyla kardeşlerine, “Bana bu iyiliği yapın, ne isterseniz veririm” dedi, “Ne kadar başlık ve armağan isterseniz isteyin, dilediğiniz her şeyi vereceğim. Yeter ki, kızı bana eş olarak verin.”
Kızkardeşleri Dinanın ırzına geçildiği için, Yakupun oğulları Şekemle babası Hamora aldatıcı bir yanıt verdiler. “Olmaz, kızkardeşimizi sünnetsiz bir adama veremeyiz” dediler, “Bizim için utanç olur. Ancak şu koşulla kabul ederiz: Bütün erkekleriniz bizim gibi sünnet olursa, birbirimize kız verip kız alabiliriz. Sizinle birlikte yaşar, bir halk oluruz. Eğer kabul etmez, sünnet olmazsanız, kızımızı alır gideriz.”
Bu öneri Hamorla oğlu Şekeme iyi göründü. Ailesinde en saygın kişi olan genç Şekem öneriyi yerine getirmekte gecikmedi. Çünkü Yakupun kızına aşıktı.
Hamorla oğlu Şekem durumu kent halkına bildirmek için kentin kapısına gittiler. “Bu adamlar bize dostluk gösteriyor” dediler, “Ülkemizde yaşasınlar, ticaret yapsınlar. Topraklarımız geniş, onlara da yeter, bize de. Birbirimize kız verip kız alabiliriz. Yalnız, şu koşulla bizimle birleşmeyi, birlikte yaşamayı kabul ediyorlar: Bizim erkeklerin de kendileri gibi sünnet olmasını istiyorlar. Böylece bütün sürüleri, malları, öbür hayvanları da bizim olur, değil mi? Gelin onlarla anlaşalım, bizimle birlikte yaşasınlar.” Kent kapısından geçen herkes Hamorla oğlu Şekemin söylediklerini kabul etti ve kentteki bütün erkekler sünnet oldu.
Üçüncü gün erkekler daha sünnetin acısını çekerken, Yakupun oğullarından ikisi –Dinanın kardeşleri Şimonla Levi– kılıçlarını kuşanıp kuşku uyandırmadan kente girip bütün erkekleri kılıçtan geçirdiler. Hamorla oğlu Şekemi de öldürdüler. Dinayı Şekemin evinden alıp gittiler. Sonra Yakupun bütün oğulları cesetleri soyup kenti yağmaladılar. Çünkü kızkardeşlerini kirletmişlerdi. Kentteki ve kırdaki davarları, sığırları, eşekleri ele geçirdiler. Bütün mallarını, çocuklarını, kadınlarını aldılar, evlerindeki her şeyi yağmaladılar.
Yakup, Şimonla Leviye, “Bu ülkede yaşayan Kenanlılarla Perizlileri bana düşman ettiniz, başımı belaya soktunuz” dedi, “Sayıca azız. Eğer birleşir, bana saldırırlarsa, ailemle birlikte yok olurum.”
Şimonla Levi, “Kızkardeşimize bir fahişe gibi mi davranmalıydı?” diye karşılık verdiler.

Yakup Esavla Karşılaşıyor – Tekvin 33

Yakup baktı, Esav dört yüz adamıyla birlikte geliyor. Çocukları Leayla Rahele ve iki cariyeye teslim etti. Cariyelerle çocuklarını öne, Leayla çocuklarını arkaya, Rahelle Yusufu da en arkaya dizdi. Kendisi hepsinin önüne geçti. Ağabeyine yaklaşırken yedi kez yere kapandı.
Ne var ki Esav koşarak onu karşıladı, kucaklayıp boynuna sarıldı, öptü. İkisi de ağlamaya başladı. Esav kadınlarla çocuklara baktı. “Kim bu yanındakiler?” diye sordu.
Yakup, “Tanrının kuluna lütfettiği çocuklar” dedi.
Cariyelerle yanlarındaki çocuklar yaklaşıp eğildiler. Ardından Lea çocuklarıyla birlikte yaklaşıp eğildi. En son da Yusufla Rahel yaklaşıp eğildi.
Esav, “Karşılaştığım öbür topluluğun anlamı neydi?” diye sordu.
Yakup, “Efendimi hoşnut etmek için” diye yanıtladı.
Esav, “Benim yeterince malım var, kardeşim” dedi, “Senin malın sana kalsın.”
Yakup, “Olmaz, eğer sevgini kazandımsa, lütfen armağanımı kabul et” diye karşılık verdi, “Senin yüzünü görmek Tanrının yüzünü görmek gibi. Çünkü beni kabul ettin. Lütfen sana gönderdiğim armağanı al. Tanrı bana öyle iyilik yaptı ki, her şeyim var.” Armağanı kabul ettirinceye kadar diretti.
Esav, “Haydi yolumuza devam edelim” dedi, “Ben önünsıra gideceğim.”
Yakup, “Efendim, bilirsin, çocuklar narindir” dedi, “Yanımdaki koyunların, sığırların yavruları var. Hayvanları bir gün daha yürümeye zorlarsak hepsi ölür. Efendim, lütfen sen kulunun önünden git. Ben hayvanlarla çocuklara ayak uydurarak yavaş yavaş geleceğim. Seirde efendime yetişirim.”
Esav, “Yanımdaki adamlardan birkaçını yanına vereyim” dedi.
Yakup, “Niçin?” diye sordu, “Ben yalnızca seni hoşnut etmek istiyorum.”
Esav o gün Seire dönmek üzere yola koyuldu. Yakupsa Sukkota gitti. Orada kendine ev, hayvanlarına barınaklar yaptı. Bu yüzden oraya Sukkot adını verdi.
Yakup güvenlik içinde Paddan-Aramdan Kenan ülkesine, Şekem Kentine vardı. Kentin yakınında konakladı. Çadırını kurduğu arsayı Şekemin babası Hamorun oğullarından yüz parça gümüşe aldı. Orada bir sunak kurarak El-Elohe-İsrail adını verdi.

Yakup Güreş Tutuyor – Tekvin 32

Yakup o gece kalktı; iki karısını, iki cariyesini, on bir oğlunu yanına alıp Yabbuk Irmağının sığ yerinden karşıya geçti. Onları geçirdikten sonra sahip olduğu her şeyi de karşıya geçirdi. Böylece Yakup arkada yalnız kaldı. Bir adam gün ağarıncaya kadar onunla güreşti. Yakupu yenemeyeceğini anlayınca, onun uyluk kemiğinin başına çarptı. Öyle ki, güreşirken Yakupun uyluk kemiği çıktı. Adam, “Bırak beni, gün ağarıyor” dedi.
Yakup, “Beni kutsamadıkça seni bırakmam” diye yanıtladı.
Adam, “Adın ne?” diye sordu.
“Yakup.”
Adam, “Artık sana Yakup değil, İsrail denecek” dedi, “Çünkü Tanrıyla, insanlarla güreşip yendin.”
Yakup, “Lütfen adını söyler misin?” diye sordu.
Ama adam, “Neden adımı soruyorsun?” dedi. Sonra Yakupu kutsadı.
Yakup, “Tanrıyla yüzyüze görüştüm, ama canım bağışlandı” diyerek oraya Peniel adını verdi.
Yakup Penielden ayrılırken güneş doğdu. Uyluğundan ötürü aksıyordu. Bu nedenle İsrailliler bugün bile uyluk kemiğinin üzerindeki siniri yemezler. Çünkü Yakupun uyluk kemiğinin başındaki sinire çarpılmıştı.

Yakup Esavla Karşılaşmaya Hazırlanıyor – Tekvin 32

Yakup Edom topraklarında, Seir ülkesinde yaşayan ağabeyi Esava önceden haberciler gönderdi. Onlara şu buyruğu verdi: “Efendim Esava şöyle deyin: Kulun Yakup diyor ki, Şimdiye kadar Lavanın yanında konuk olarak kaldım. Öküzlere, eşeklere, davarlara, erkek ve kadın kölelere sahip oldum. Efendimi hoşnut etmek için önceden haber gönderiyorum. ”
Haberciler geri dönüp Yakupa, “Ağabeyin Esavın yanına gittik” dediler, “Dört yüz adamla seni karşılamaya geliyor.” Yakup çok korktu, sıkıldı. Yanındaki adamları, davarları, sığırları, develeri iki gruba ayırdı. “Esav gelir, bir gruba saldırırsa, hiç değilse öteki grup kurtulur” diye düşündü.
Sonra şöyle dua etti: “Ey atam İbrahimin, babam İshakın Tanrısı RAB! Bana, Ülkene, akrabalarının yanına dön, seni başarılı kılacağım diye söz verdin. Bana gösterdiğin bunca iyiliğe, güvene layık değilim. Şeria Irmağını geçtiğimde değneğimden başka bir şeyim yoktu. Şimdi iki orduyla döndüm. Yalvarırım, beni ağabeyim Esavdan koru. Gelip bana, çocuklarla annelerine saldırmasından korkuyorum. Seni kesinlikle başarılı kılacağım, soyunu denizin kumu gibi sayılamayacak kadar çoğaltacağım diye söz vermiştin bana.”
Yakup geceyi orada geçirdi. Birlikte getirdiği hayvanlardan ağabeyi Esava armağan olarak iki yüz keçi, yirmi teke, iki yüz koyun, yirmi koç, yavrularıyla birlikte otuz dişi deve, kırk inek, on boğa, yirmi dişi, on erkek eşek ayırdı. Bunları ayrı sürüler halinde kölelerine teslim ederek, “Önümden gidin, sürüler arasında boşluk bırakın” dedi. Birinci köleye buyruk verdi: “Ağabeyim Esavla karşılaştığında, Sahibin kim, nereye gidiyorsun? Önündeki bu hayvanlar kimin? diye sorarsa, Kulun Yakupun diyeceksin, Efendisi Esava armağan olarak gönderiyor. Kendisi de arkamızdan geliyor. ” İkinci ve üçüncü köleye, sürülerin peşinden giden herkese aynı buyruğu verdi: “Esavla karşılaştığınızda aynı şeyleri söyleyeceksiniz. Kulun Yakup arkamızdan geliyor diyeceksiniz.”
“Önden göndereceğim armağanla onu yatıştırır, sonra kendisini görürüm. Belki beni bağışlar” diye düşünüyordu. Böylece armağanı önden gönderip geceyi konakladığı yerde geçirdi.

Lavan Yakupun Peşine Düşüyor – Tekvin 32

Yakup yoluna devam ederken, Tanrının melekleriyle karşılaştı. Onları görünce, “Tanrının ordugahı bu” diyerek oraya Mahanayim adını verdi.

Lavan Yakupun Peşine Düşüyor – Tekvin 31

Üçüncü gün Yakupun kaçtığını Lavana bildirdiler. Lavan yakınlarını yanına alıp Yakupun peşine düştü. Yedi gün sonra Gilat dağlık bölgesinde ona yetişti. O gece Tanrı Aramlı Lavanın düşüne girerek ona, “Dikkatli ol!” dedi, “Yakupa ne iyi, ne kötü bir şey söyle.”
Lavan Yakupa yetişti. Yakup çadırını Gilat dağlık bölgesine kurmuştu. Lavan da yakınlarıyla birlikte çadırını aynı yere kurdu. Yakupa, “Nedir bu yaptığın?” dedi, “Beni aldattın. Kızlarımı alıp savaş tutsağı gibi götürdün. Neden gizlice kaçtın? Neden beni aldattın? Niçin bana söylemedin? Seni sevinçle, ezgilerle, tefle, lirle yolcu ederdim. Torunlarımla, kızlarımla öpüşüp vedalaşmama izin vermedin. Aptallık ettin. Size kötülük yapacak güçteyim, ama babanın Tanrısı dün gece bana, Dikkatli ol! dedi, Yakupa ne iyi, ne kötü hiçbir şey söyleme. Babanın evini çok özlediğin için bizden ayrıldın. Ama ilahlarımı niçin çaldın?”
Yakup, “Korktum” diye karşılık verdi, “Kızlarını zorla elimden alırsın diye düşündüm. İlahlarını kimde bulursan, o öldürülecektir. Yakınlarımızın önünde kendin ara, eşyalarımın arasında sana ait ne bulursan al.” Yakup ilahları Rahelin çaldığını bilmiyordu.
Lavan Yakupun, Leanın ve iki cariyenin çadırına baktıysa da ilahları bulamadı. Leanın çadırından çıkıp Rahelin çadırına girdi. Rahel çaldığı putları devesinin semerine koymuş, üzerine oturmuştu. Lavan çadırını didik didik aradıysa da putları bulamadı.
Rahel babasına, “Efendim, huzurunda kalkamadığım için kızma, adet görüyorum da” dedi. Lavan her yeri aradıysa da, putları bulamadı.
Yakup kendini tutamadı. Lavana çıkışarak, “Suçum ne?” diye sordu, “Ne günah işledim ki böyle öfkeyle peşime takıldın? Bütün eşyalarımı aradın, kendine ait bir şey buldun mu? Varsa onu buraya, yakınlarımızın önüne koy. Onlar ikimiz hakkında karar versinler. Yirmi yıl yanında kaldım. Koyunların, keçilerin hiç düşük yapmadı. Sürülerinin içinden bir tek koç yemedim. Yabanıl hayvanların parçaladığını sana göstermedim, zararını ben çektim. Gece ya da gündüz çalınan her hayvanın karşılığını benden istedin. Öyle bir durumdaydım ki, gündüz sıcak, gece kırağı yedi bitirdi beni. Gözüme uyku girmedi. Yirmi yıl evinde böyle yaşadım. İki kızın için on dört yıl, sürün için altı yıl sana hizmet ettim. On kez alacağımı değiştirdin. Babamın ve İbrahimin Tanrısı, İshakın taptığı Tanrı benden yana olmasaydı, beni eli boş gönderecektin. Tanrı çektiğim zorluğu, verdiğim emeği gördü ve dün gece seni uyardı.”
Lavan, “Kadınlar benim kızlarım, çocuklar benim çocuklarım, sürüler benim sürülerim” diye karşılık verdi, “Burada gördüğün her şey bana ait. Kızlarıma ya da doğurdukları çocuklara bugün ne yapabilirim ki? Gel anlaşalım. Aramıza tanık koyalım.”
Yakup bir taş alıp onu anıt olarak dikti. Yakınlarına, “Taş toplayın” dedi. Adamlar topladıkları taşları bir yere yığdılar. Orada, yığının yanında yemek yediler. Lavan taş yığınına Yegar-Sahaduta, Yakup ise Galet adını verdi.
Lavan, “Bu yığın bugün aramızda tanık olsun” dedi. Bu yüzden yığına Galet adı verildi. Mispa diye de anılır. Çünkü Lavan, “Birbirimizden uzak olduğumuz zaman RAB aramızda gözcülük etsin” dedi, “Eğer kızlarıma kötü davranır, başka kadınlarla evlenirsen, yanımızda kimse olmasa bile Tanrı tanık olacaktır.”
Sonra, “İşte taş yığını, işte aramıza diktiğim anıt” dedi, “Bu yığın ve anıt birer tanık olsun. Bu yığının ötesine geçip sana kötülük etmeyeceğim. Sen de bu yığını ve anıtı geçip bana kötülük etmeyeceksin. İbrahimin, Nahorun ve babalarının Tanrısı aramızda yargıç olsun.”
Yakup babası İshakın taptığı Tanrının adıyla ant içti. Sonra dağda kurban kesip yakınlarını yemeğe çağırdı. Yemeği yiyip geceyi dağda geçirdiler. Lavan sabah erkenden kalktı; torunlarını, kızlarını öpüp kutsadıktan sonra evine gitti.

Yakup Lavandan Kaçıyor – Tekvin 31

Lavanın oğulları, “Yakup babamızın sahip olduğu her şeyi aldı” dediler, “Bütün varlığını babamıza ait şeylerden kazandı.” Yakup bu sözleri duyunca, Lavanın kendisine karşı tutumunun eskisi gibi olmadığını anladı.
RAB Yakupa, “Atalarının topraklarına, akrabalarının yanına dön” dedi, “Seninle olacağım.”
Bunun üzerine Yakup Rahelle Leayı sürüsünün bulunduğu kırlara çağırttı. Onlara, “Bakıyorum, babanız bana eskisi gibi davranmıyor” dedi, “Ama babamın Tanrısı benimle birlikte. Var gücümle babanıza hizmet ettiğimi bilirsiniz. Ne yazık ki, babanız beni aldattı, ondan alacağımı on kez değiştirdi. Ama Tanrı bana kötülük etmesine izin vermedi. Babanız, Ücret olarak noktalı hayvanları al deyince, bütün sürü noktalı doğurdu. Ücret olarak çizgili olanları al deyince de bütün sürü çizgili doğurdu. Tanrı babanızın hayvanlarını aldı, bana verdi.
“Sürülerin çiftleştiği mevsimde bir düş gördüm. Çiftleşen tekeler çizgili, noktalı, kırçıldı. Düşümde Tanrının meleği bana, Yakup! diye seslendi. Buyur dedim. Bana, Bak, bütün çiftleşen tekeler çizgili, noktalı ve kırçıl dedi, Çünkü Lavanın sana yaptıklarının hepsini gördüm. Ben Beytelin Tanrısıyım. Hani orada bana anıt dikip meshetmiş, adak adamıştın. Kalk, bu ülkeden git, doğduğun ülkeye dön. ”
Rahelle Lea, “Babamızın evinde hala payımız, mirasımız var mı?” dediler, “Onun gözünde artık yabancı değil miyiz? Çünkü bizi sattı. Bizim için ödenen bedelin hepsini yedi. Tanrının babamızdan aldığı varlığın tümü bize ve çocuklarımıza aittir. Tanrı sana ne dediyse öyle yap.”
Böylece Yakup çocuklarını, karılarını develere bindirdi. Bütün hayvanları önüne kattı; topladığı mallarla, Paddan-Aramda kazandığı hayvanlarla birlikte Kenan ülkesine, babası İshakın yanına gitmek üzere yola çıktı.
Lavan koyunlarını kırkmaya gidince, Rahel babasının putlarını çaldı. Yakup da kaçacağını söylemeyerek Aramlı Lavanı kandırdı. Böylece kendisine ait her şeyi alıp kaçtı. Fırat Irmağını geçip Gilat dağlık bölgesine doğru gitti.

Yakupun Sürüleri Artıyor – Tekvin 30

Rahel Yusufu doğurduktan sonra Yakup Lavana, “Beni gönder, evime, topraklarıma gideyim” dedi, “Hizmetime karşılık karılarımı, çocuklarımı ver de gideyim. Sana nasıl hizmet ettiğimi biliyorsun.”
Lavan, “Eğer benden hoşnutsan, burada kal” dedi, “Çünkü fala bakarak anladım ki, RAB senin sayende beni kutsadı. Alacağın neyse söyle, ödeyeyim.”
Yakup, “Sana nasıl hizmet ettiğimi, sürülerine nasıl baktığımı biliyorsun” diye karşılık verdi, “Ben gelmeden önce malın azdı. Sayemde RAB seni kutsadı, malın gitgide arttı. Ya kendi evim için ne zaman çalışacağım?”
Lavan, “Sana ne vereyim?” diye sordu.
Yakup, “Bana bir şey verme” diye yanıtladı, “Eğer şu önerimi kabul edersen, yine sürünü güder, hayvanlarına bakarım: Bugün bütün sürülerini yoklayıp noktalı veya benekli koyunları, kara kuzuları, benekli veya noktalı keçileri ayırayım. Ücretim bu olsun. İleride bana verdiklerini denetlemeye geldiğinde, dürüst olup olmadığımı kolayca anlayabilirsin. Noktalı ve benekli olmayan keçilerim, kara olmayan kuzularım varsa, onları çalmışım demektir.”
Lavan, “Kabul, söylediğin gibi olsun” dedi. Ama o gün çizgili ve benekli tekeleri, noktalı ve benekli keçileri, beyaz keçilerin hepsini, bütün kara kuzuları ayırıp oğullarına teslim etti. Sonra Yakuptan üç günlük yol kadar uzaklaştı. Yakup Lavanın kalan sürüsünü gütmeye devam etti.
Yakup aselbent, badem, çınar ağaçlarından taze dallar kesti. Dalları soyarak beyaz çentikler açtı. Soyduğu çubukları koyunların önüne, su içtikleri yalaklara koydu. Koyunlar su içmeye gelince çiftleşiyorlardı. Çubukların önünde çiftleşince çizgili, noktalı, benekli yavrular doğuruyorlardı. Yakup kuzuları ayırıp sürülerin yüzünü Lavanın çizgili, kara hayvanlarına döndürüyordu. Kendi sürülerini ayrı tutuyor, Lavanınkilerle karıştırmıyordu. Sürüdeki güçlü hayvanlar kızışınca, Yakup çubukları onların gözü önüne, yalaklara koyuyordu ki, çubukların yanında çiftleşsinler. Sürünün zayıf hayvanlarının önüneyse çubuk koymuyordu. Böylece zayıf hayvanları Lavan, güçlüleri Yakup aldı. Yakup alabildiğine zenginleşti. Çok sayıda sürü, erkek ve kadın köle, deve, eşek sahibi oldu.

Yakupun Çocukları – Tekvin 30

Rahel Yakupa çocuk doğuramayınca, ablasını kıskanmaya başladı. Yakupa, “Bana çocuk ver, yoksa öleceğim” dedi.
Yakup Rahele öfkelendi. “Çocuk sahibi olmanı Tanrı engelliyor. Ben Tanrı değilim ki!” diye karşılık verdi.
Rahel, “İşte cariyem Bilha” dedi, “Onunla yat, benim için çocuk doğursun, ben de aile kurayım.”
Rahel cariyesi Bilhayı eş olarak kocasına verdi. Yakup onunla yattı. Bilha hamile kalıp Yakupa bir erkek çocuk doğurdu. Rahel, “Tanrı beni haklı çıkardı” dedi, “Yakarışımı duyup bana bir oğul verdi.” Bu yüzden çocuğa Dan adını verdi.
Rahelin cariyesi Bilha yine hamile kaldı ve Yakupa ikinci bir oğul doğurdu. Rahel, “Ablama karşı büyük savaşım verdim ve onu yendim” diyerek çocuğa Naftali adını verdi.
Lea artık doğum yapamadığını görünce, cariyesi Zilpayı Yakupa eş olarak verdi. Zilpa Yakupa bir erkek çocuk doğurdu. Lea, “Uğurum!” diyerek çocuğa Gad adını verdi.
Leanın cariyesi Zilpa Yakupa ikinci bir oğul doğurdu. Lea, “Mutluyum!” dedi, “Kadınlar bana Mutlu diyecek.” Ve çocuğa Aşer adını verdi.
Ruben hasat mevsimi tarlaya gitti. Orada adamotu bulup annesi Leaya getirdi. Rahel Leaya, “Lütfen oğlunun getirdiği adamotundan bana da ver” dedi.
Lea, “Kocamı aldığın yetmez mi? Bir de oğlumun adamotunu mu istiyorsun?” diye karşılık verdi.
Rahel, “Öyle olsun” dedi, “Oğlunun adamotuna karşılık kocam bu gece seninle yatsın.”
Akşamleyin Yakup tarladan dönerken Lea onu karşılamaya gitti. Yakupa, “Benimle yatacaksın” dedi, “Oğlumun adamotuna karşılık bu gece benimsin.” Yakup o gece onunla yattı.
Tanrı Leanın duasını işitti. Lea hamile kalıp Yakupa beşinci oğlunu doğurdu. “Cariyemi kocama verdiğim için Tanrı beni ödüllendirdi” diyerek çocuğa İssakar adını verdi.
Lea yine hamile kaldı ve Yakupa altıncı oğlunu doğurdu. “Tanrı bana iyi bir armağan verdi” dedi, “Artık kocam bana değer verir. Çünkü ona altı erkek çocuk doğurdum.” Ve çocuğa Zevulun adını verdi.
Bir süre sonra Lea bir kız doğurdu ve adını Dina koydu.
Tanrı Raheli anımsadı, onun duasını işiterek çocuk sahibi olmasını sağladı. Rahel hamile kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. “Tanrı utancımı kaldırdı. RAB bana bir oğul daha versin!” diyerek çocuğa Yusuf adını verdi.

Yakupun Çocukları – Tekvin 29

RAB Leanın sevilmediğini görünce, çocuk sahibi olmasını sağladı. Oysa Rahel kısırdı. Lea hamile kalıp bir erkek çocuk doğurdu. Adını Ruben koydu. “Çünkü RAB mutsuzluğumu gördü” dedi, “Kuşkusuz artık kocam beni sever.”
Yine hamile kaldı ve bir erkek çocuk daha doğurdu. “RAB sevilmediğimi duyduğu için bana bu çocuğu verdi” diyerek adını Şimon koydu.
Üçüncü kez hamile kalıp bir daha erkek çocuk doğurdu. “Artık kocam bana bağlanacak” dedi, “Çünkü ona üç erkek çocuk doğurdum.” Onun için çocuğa Levi adı verildi.
Dördüncü kez hamile kaldı ve bir erkek çocuk daha doğurdu. “Bu kez RABbe övgüler sunacağım” dedi. Onun için çocuğa Yahuda adını verdi. Bir süre doğum yapmadı.

Yakup Lea ve Rahelle Evleniyor – Tekvin 29

Lavan, “Sen benim etim, kemiğimsin” dedi.
Yakup Lavanın yanında bir ay kaldıktan sonra, Lavan, “Akrabamsın diye benim için bedava mı çalışacaksın?” dedi, “Söyle, ne kadar ücret istiyorsun?”
Lavanın iki kızı vardı. Büyüğünün adı Lea, küçüğünün adı Raheldi. Leanın gözleri alımlıydı, Rahel ise boyu bosu yerinde, güzel bir kızdı. Yakup Rahele aşıktı. Lavana, “Küçük kızın Rahel için sana yedi yıl hizmet ederim” dedi.
Lavan, “Onu sana vermek başkasına vermekten daha iyidir” dedi, “Yanımda kal.” Yakup Rahel için yedi yıl çalıştı. Raheli sevdiği için, yedi yıl ona birkaç gün gibi geldi.
Lavana, “Zaman doldu, kızını ver, evleneyim” dedi.
Lavan bütün yöre halkını toplayıp bir şölen verdi. Gece kızı Leayı Yakupa götürdü. Yakup onunla yattı. Lavan cariyesi Zilpayı kızı Leanın hizmetine verdi.
Sabah olunca Yakup bir de baktı ki, yanındaki Lea! Lavana, “Nedir bana bu yaptığın?” dedi, “Ben Rahel için yanında çalışmadım mı? Niçin beni aldattın?”
Lavan, “Bizim buralarda adettir. Büyük kız dururken küçük kız evlendirilmez” dedi, “Bu bir haftayı tamamla, Raheli de sana veririz. Yalnız ona karşılık yedi yıl daha yanımda çalışacaksın.”
Yakup kabul etti. Leayla bir hafta geçirdi. Sonra Lavan kızı Raheli de ona verdi. Cariyesi Bilhayı Rahelin hizmetine verdi. Yakup Rahelle de yattı. Onu Leadan çok sevdi. Lavana yedi yıl daha hizmet etti.

Yakup Paddan-Arama Varıyor – Tekvin 29

Yakup yoluna devam ederek doğu halklarının ülkesine vardı. Kırda bir kuyu gördü. Kuyunun yanıbaşında üç davar sürüsü yatıyordu. Sürülere o kuyudan su verilirdi. Kuyunun ağzında büyük bir taş vardı. Bütün sürüler oraya toplanınca, çobanlar kuyunun ağzındaki taşı yuvarlar, davarlarını suvardıktan sonra taşı yine yerine, kuyunun ağzına koyarlardı.
Yakup çobanlara, “Kardeşler, nerelisiniz?” diye sordu.
Çobanlar, “Harranlıyız” diye yanıtladılar.
Yakup, “Nahorun torunu Lavanı tanıyor musunuz?” diye sordu.
“Tanıyoruz” dediler.
Yakup, “İyi midir?” diye sordu.
“İyidir. İşte kızı Rahel davarlarla birlikte geliyor.”
Yakup, “Akşama daha çok var” dedi, “Sürülerin toplanma vakti değil. Davarlarınızı suvarın, götürüp otlatın.”
Çobanlar, “Bütün sürüler toplanmadan, kuyunun ağzındaki taşı yuvarlamadan olmaz” dediler, “Ancak o zaman davarları suvarabiliriz.”
Yakup onlarla konuşurken Rahel babasının davarlarını getirdi. Rahel çobanlık yapıyordu. Yakup dayısı Lavanın kızı Raheli ve davarları görünce, gidip kuyunun ağzındaki taşı yuvarladı, dayısının davarlarını suvardı. Raheli öperek hıçkıra hıçkıra ağladı. Rahele baba tarafından akraba olduklarını, Rebekanın oğlu olduğunu anlattı. Rahel koşup babasına haber verdi.
Lavan, yeğeni Yakupun geldiğini duyunca, onu karşılamaya koştu. Ona sarılıp öptü, evine getirdi. Yakup bütün olanları Lavana anlattı.

Yakupun Düşü – Tekvin 28

Yakup Beer-Şevadan ayrılarak Harrana doğru yola çıktı. Bir yere varıp orada geceledi, çünkü güneş batmıştı. Oradaki taşlardan birini alıp başının altına koyarak yattı. Düşte yeryüzüne bir merdiven dikildiğini, başının göklere eriştiğini gördü. Tanrının melekleri merdivenden çıkıp iniyorlardı. RAB yanıbaşında durup, “Atan İbrahimin, İshakın Tanrısı RAB benim” dedi, “Üzerinde yattığın toprakları sana ve soyuna vereceğim. Yeryüzünün tozu kadar sayısız bir soya sahip olacaksın. Doğuya, batıya, kuzeye, güneye doğru yayılacaksınız. Yeryüzündeki bütün halklar sen ve soyun aracılığıyla kutsanacak. Seninle birlikteyim. Gideceğin her yerde seni koruyacak ve bu topraklara geri getireceğim. Verdiğim sözü yerine getirinceye kadar senden ayrılmayacağım.”
Yakup uyanınca, “RAB burada, ama ben farkına varamadım” diye düşündü. Korktu ve, “Ne korkunç bir yer!” dedi, “Bu, Tanrının evinden başka bir yer olamaz. Burası göklerin kapısı.”
Ertesi sabah erkenden kalkıp başının altına koyduğu taşı anıt olarak dikti, üzerine zeytinyağı döktü. Oraya Beytel adını verdi. Kentin önceki adı Luzdu.
Sonra bir adak adayarak şöyle dedi: “Tanrı benimle olur, gittiğim yolda beni korur, bana yiyecek, giyecek sağlarsa, babamın evine esenlik içinde dönersem, RAB benim Tanrım olacak. Anıt olarak diktiğim bu taş Tanrının evi olacak. Bana vereceğin her şeyin ondalığını sana vereceğim.”

Yakup Lavanın Yanına Kaçıyor – Tekvin 28

İshak Yakupu çağırdı, onu kutsayarak, “Kenanlı kızlarla evlenme” diye buyurdu, “Hemen Paddan-Arama, annenin babası Betuelin evine git. Orada dayın Lavanın kızlarından biriyle evlen. Her Şeye Gücü Yeten Tanrı seni kutsasın, verimli kılsın, soyunu çoğaltsın; soyundan halklar türesin. İbrahimi kutsadığı gibi seni ve soyunu da kutsasın. Öyle ki, Tanrının İbrahime verdiği topraklara –üzerinde yabancı olarak yaşadığın bu topraklara– sahip olasın.” İshak Yakupu böyle uğurladı. Yakup Paddan-Arama, kendisinin ve Esavın annesi Rebekanın kardeşi Aramlı Betuel oğlu Lavanın yanına gitmek üzere yola çıktı.
Esav İshakın Yakupu kutsadığını, evlenmek üzere Paddan-Arama gönderdiğini öğrendi. Ayrıca Yakupu kutsarken, babasının, “Kenanlı kızlarla evlenme” diye buyurduğunu, Yakupun da annesiyle babasını dinleyip Paddan-Arama gittiğini öğrendi. Böylece babasının Kenanlı kızlardan hoşlanmadığını anladı. İsmailin yanına gitti. İbrahim oğlu İsmailin kızı, Nevayotun kızkardeşi Mahalatla evlenerek onu karılarının üzerine getirdi.

Yakup Lavanın Yanına Kaçıyor – Tekvin 27

Babası Yakupu kutsadığı için Esav kardeşi Yakupa kin bağladı. “Nasıl olsa babamın ölümü yaklaştı” diye düşünüyordu, “O zaman kardeşim Yakupu öldürürüm.”
Büyük oğlu Esavın ne düşündüğü Rebekaya bildirilince Rebeka küçük oğlu Yakupu çağırttı. “Bak, ağabeyin Esav seni öldürmeyi düşünerek kendini avutuyor” dedi, “Beni dinle, oğlum. Hemen Harrana, kardeşim Lavanın yanına kaç. Ağabeyinin öfkesi dinip sana kızgınlığı geçinceye, ona yaptığını unutuncaya kadar orada kal. Birini gönderir, seni getirtirim. Niçin bir günde ikinizden de yoksun kalayım?”
Sonra İshaka, “Bu Hititli kadınlar yüzünden canımdan bezdim” dedi, “Eğer Yakup da bu ülkenin kızlarıyla, Hitit kızlarıyla evlenirse, nasıl yaşarım?”

Esav Kutsanma Hakkını Yitiriyor – Tekvin 27

İshak Yakupu kutsadıktan ve Yakup babasının yanından ayrıldıktan hemen sonra kardeşi Esav avdan döndü. Esav da lezzetli bir yemek yaparak babasına götürdü. Ona, “Baba, kalk, getirdiğim av etini ye” dedi, “Öyle ki, beni kutsayabilesin.”
Babası, “Sen kimsin?” diye sordu.
Esav, “Ben ilk oğlun Esavım” diye karşılık verdi.
İshakı bir titreme sardı. Tir tir titreyerek, “Öyleyse daha önce avlanıp bana yemek getiren kimdi?” diye sordu, “Sen gelmeden önce yemeğimi yiyip onu kutsadım. Artık o kutsanmış oldu.”
Esav babasının anlattıklarını duyunca, acı acı haykırdı. “Beni de kutsa, baba, beni de!” dedi.
İshak, “Kardeşin gelip beni kandırdı” diye karşılık verdi, “Senin yerine o kutsandı.”
Esav, “Ona boşuna mı Yakup diyorlar?” dedi, “İki kezdir beni aldatıyor. Önce ilk oğulluk hakkımı aldı. Şimdi de benim yerime o kutsandı.” Sonra, “Kutsamak için bana bir hak ayırmadın mı?” diye sordu.
İshak, “Onu sana egemen kıldım” diye yanıtladı, “Bütün kardeşlerini onun hizmetine verdim. Onu buğday ve yeni şarapla besledim. Senin için ne yapabilirim ki, oğlum?”
Esav, “Sen yalnız bir kişiyi mi kutsayabilirsin baba?” dedi, “Beni de kutsa, baba, beni de!” Sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.
Babası şöyle yanıtladı:
“Göklerin çiyinden,
Zengin topraklardan
Uzak yaşayacaksın.
Kılıcınla yaşayacak,
Kardeşine hizmet edeceksin.
Ama özgür olmak isteyince,
Onun boyunduruğunu kırıp atacaksın.”

İshak Yakupu Kutsuyor – Tekvin 27

İshak yaşlanmış, gözleri görmez olmuştu. Büyük oğlu Esavı çağırıp, “Oğlum!” dedi.
Esav, “Efendim!” diye yanıtladı.
İshak, “Artık yaşlandım” dedi, “Ne zaman öleceğimi bilmiyorum. Silahlarını –ok kılıfını, yayını– al, kırlara çıkıp benim için bir hayvan avla. Sevdiğim lezzetli bir yemek yap, bana getir yiyeyim. Ölmeden önce seni kutsayayım.”
İshak, oğlu Esavla konuşurken Rebeka onları dinliyordu. Esav avlanmak için kıra çıkınca, Rebeka oğlu Yakupa şöyle dedi: “Dinle, babanın ağabeyin Esava söylediklerini duydum. Baban ona, Bana bir hayvan avla getir dedi, Lezzetli bir yemek yap, yiyeyim. Ölmeden önce seni RABbin huzurunda kutsayayım. Bak oğlum, sana söyleyeceklerimi iyi dinle: Git süründen bana iki seçme oğlak getir. Onlarla babanın sevdiği lezzetli bir yemek yapayım. Yemesi için onu babana sen götüreceksin. Öyle ki, ölmeden önce seni kutsasın.”
Yakup, “Ama kardeşim Esavın bedeni kıllı, benimkiyse kılsız” diye yanıtladı, “Ya babam bana dokunursa? O zaman kendisini aldattığımı anlar. Kutsama yerine üzerime lanet getirmiş olurum.”
Annesi, “Sana gelecek lanet bana gelsin, oğlum” dedi, “Sen beni dinle, git oğlakları getir.”
Yakup gidip oğlakları annesine getirdi. Annesi babasının sevdiği lezzetli bir yemek yaptı. Büyük oğlu Esavın en güzel giysileri o anda evdeydi. Rebeka onları küçük oğlu Yakupa giydirdi. Ellerinin üstünü, ensesinin kılsız yerini oğlak derisiyle kapladı. Yaptığı güzel yemekle ekmeği Yakupun eline verdi.
Yakup babasının yanına varıp, “Baba!” diye seslendi.
Babası, “Evet, kimsin sen?” dedi.
Yakup, “Ben ilk oğlun Esavım” diye karşılık verdi, “Söylediğini yaptım. Lütfen kalk, otur da getirdiğim av etini ye. Öyle ki, beni kutsayabilesin.”
İshak, “Nasıl böyle çabucak buldun, oğlum?” dedi.
Yakup, “Tanrın RAB bana yardım etti” diye yanıtladı.
İshak, “Yaklaş, oğlum” dedi, “Sana dokunayım, gerçekten oğlum Esav mısın, değil misin anlayayım.”
Yakup babasına yaklaştı. Babası ona dokunarak, “Ses Yakupun sesi, ama eller Esavın elleri” dedi. Onu tanıyamadı. Çünkü Yakupun elleri ağabeyi Esavın elleri gibi kıllıydı. İshak onu kutsamak üzereyken, bir daha sordu: “Sen gerçekten oğlum Esav mısın?”
Yakup, “Evet!” diye yanıtladı.
İshak, “Oğlum, av etini getir yiyeyim de seni kutsayayım” dedi. Yakup önce yemeği, sonra şarabı getirdi. İshak yedi, içti. “Yaklaş da beni öp, oğlum” dedi. Yakup yaklaşıp babasını öptü. Babası onun giysilerini kokladı ve kendisini kutsayarak şöyle dedi:
“İşte oğlumun kokusu
Sanki RABbin kutsadığı kırların kokusu.
Tanrı sana göklerin çiyinden
Ve yerin verimli topraklarından
Bol buğday ve yeni şarap versin.
Halklar sana kulluk etsin,
Uluslar boyun eğsin.
Kardeşlerine egemen ol,
Kardeşlerin sana boyun eğsin.
Sana lanet edenlere lanet olsun,
Seni kutsayanlar kutsansın.”

İshak ile Avimelek – Tekvin 26

İbrahimin yaşadığı dönemdeki kıtlıktan başka ülkede bir kıtlık daha oldu. İshak Gerara, Filist Kralı Avimelekin yanına gitti. RAB İshaka görünerek, “Mısıra gitme” dedi, “Sana söyleyeceğim ülkeye yerleş. Orada bir süre kal. Ben seninle olacak, seni kutsayacağım: Bütün bu toprakları sana ve soyuna vereceğim. Baban İbrahime ant içerek verdiğim sözü yerine getireceğim. Soyunu gökteki yıldızlar kadar çoğaltacağım. Bu ülkelerin tümünü onlara vereceğim. Yeryüzündeki bütün uluslar senin soyun aracılığıyla kutsanacak. Çünkü İbrahim sözümü dinledi. Uyarılarıma, buyruklarıma, kurallarıma, yasalarıma bağlı kaldı.”
Böylece İshak Gerarda kaldı. Yöre halkı karısıyla ilgili soru sorunca, “Kızkardeşimdir” diyordu. Çünkü “Karımdır” demekten korkuyordu. Rebeka yüzünden yöre halkı beni öldürebilir diye düşünüyordu. Çünkü Rebeka güzeldi.
İshak orada uzun zaman kaldı. Bir gün Filist Kralı Avimelek, pencereden dışarı bakarken, İshakın karısı Rebekayı okşadığını gördü. İshakı çağırtarak, “Bu kadın gerçekte senin karın!” dedi, “Neden kızkardeşin olduğunu söyledin?”
İshak, “Çünkü onun yüzünden canımdan olurum diye düşündüm” dedi.
Avimelek, “Nedir bize bu yaptığın?” dedi, “Az kaldı halkımdan biri karınla yatacaktı. Bize suç işletecektin.” Sonra bütün halka, “Kim bu adama ya da karısına dokunursa, kesinlikle öldürülecek” diye buyruk verdi.
İshak o ülkede ekin ekti ve o yıl ektiğinin yüz katını biçti. RAB onu kutsamıştı. İshak bolluğa kavuştu. Varlığı gittikçe büyüyordu. Çok zengin oldu. Sürülerle davar, sığır ve birçok uşak sahibi oldu. Filistliler onu kıskanmaya başladılar. Babası İbrahim yaşarken kölelerinin kazmış olduğu bütün kuyuları toprakla doldurup kapadılar.
Avimelek İshaka, “Ülkemizden git” dedi, “Çünkü gücün bizim gücümüzü aştı.” İshak oradan ayrıldı. Gerar Vadisinde çadır kurup oraya yerleşti. Babası İbrahim yaşarken kazılmış olan kuyuları yeniden açtırdı. Çünkü Filistliler İbrahimin ölümünden sonra o kuyuları kapamışlardı. Kuyulara aynı adları, babasının vermiş olduğu adları verdi.
İshakın köleleri vadide kuyu kazarken bir kaynak buldular. Gerarın çobanları, “Su bizim” diyerek İshakın çobanlarıyla kavgaya tutuştular. İshak kendisiyle çekiştikleri için kuyuya Esek adını verdi.
İshakın köleleri başka bir kuyu kazdılar. Bu kuyu yüzünden de kavga çıkınca İshak kuyuya Sitna adını verdi. Oradan ayrılıp başka bir yerde kuyu kazdırdı. Bu kuyu yüzünden kavga çıkmadı. Bu nedenle İshak ona Rehovot adını verdi. “RAB en sonunda bize rahatlık verdi” dedi, “Bu ülkede verimli olacağız.”
İshak oradan Beer-Şevaya gitti. O gece RAB kendisine görünerek, “Ben baban İbrahimin Tanrısıyım, korkma” dedi, “Seninle birlikteyim. Seni kutsayacak, kulum İbrahimin hatırı için soyunu çoğaltacağım.” İshak orada bir sunak yaparak RABbi adıyla çağırdı. Çadırını oraya kurdu. Köleleri de orada bir kuyu kazdı.
Avimelek, danışmanı Ahuzzat ve ordusunun komutanı Fikol ile birlikte, Gerardan İshakın yanına gitti. İshak onlara, “Niçin yanıma geldiniz?” dedi, “Benden nefret ediyorsunuz. Üstelik beni ülkenizden kovdunuz.”
“Açıkça gördük ki, RAB seninle” diye yanıtladılar, “Onun için, aramızda ant olsun: Biz nasıl sana dokunmadıksa, hep iyi davranarak seni esenlik içinde gönderdikse, sen de bize kötülük etme. Bu konuda seninle anlaşalım. Sen şimdi RABbin kutsadığı bir adamsın.”
İshak onlara bir şölen verdi, yiyip içtiler. Sabah erkenden kalkıp karşılıklı ant içtiler. Sonra İshak onları yolcu etti. Esenlik içinde oradan ayrıldılar.
Aynı gün İshakın köleleri gelip kazdıkları kuyu hakkında kendisine bilgi verdiler, “Su bulduk” dediler. İshak kuyuya Şiva adını verdi. Bu yüzden kent bugüne kadar Beer-Şeva diye anılır.
Esav kırk yaşında Hititli Beerinin kızı Yudit ve Hititli Elonun kızı Basematla evlendi. Bu kadınlar İshakla Rebekanın başına dert oldular.

Yakupla Esav – Tekvin 25

İbrahimin oğlu İshakın öyküsü: İshak Aramlı Lavanın kızkardeşi, Paddan-Aramlı Betuelin kızı Rebekayla evlendiğinde kırk yaşındaydı. İshak karısı için RABbe yakardı, çünkü karısı kısırdı. RAB İshakın yakarışını yanıtladı, Rebeka hamile kaldı. Çocuklar karnında itişiyordu. Rebeka, “Nedir bu başıma gelen?” diyerek RABbe danışmaya gitti. RAB onu şöyle yanıtladı:
“Rahminde iki ulus var,
Senden iki ayrı halk doğacak,
Biri öbüründen güçlü olacak,
Büyüğü küçüğüne hizmet edecek.”
Doğum vakti gelince, Rebekanın ikiz oğulları oldu. İlk doğan oğlu kıpkırmızı ve tüylüydü; kırmızı bir cüppeyi andırıyordu. Adını Esav koydular. Sonra kardeşi doğdu. Eliyle Esavın topuğunu tutuyordu. Bu yüzden İshak ona Yakup adını verdi. Rebeka doğum yaptığında İshak altmış yaşındaydı.
Çocuklar büyüdü. Esav kırları seven usta bir avcı oldu. Yakupsa hep çadırda oturan sakin bir adamdı. İshak Esavı daha çok severdi, çünkü onun getirdiği av etlerini yerdi. Rebeka ise Yakupu severdi.
Bir gün Yakup çorba pişirirken Esav avdan geldi. Aç ve bitkindi. Yakupa, “Lütfen şu kızıl çorbadan biraz ver de içeyim. Aç ve bitkinim” dedi. Bu nedenle ona Edom adı da verildi.
Yakup, “Önce sen ilk oğulluk hakkını bana ver” diye karşılık verdi.
Esav, “Baksana, açlıktan ölmek üzereyim” dedi, “İlk oğulluk hakkının bana ne yararı var?”
Yakup, “Önce ant iç” dedi. Esav ant içerek ilk oğulluk hakkını Yakupa sattı. Yakup Esava ekmekle mercimek çorbası verdi. Esav yiyip içtikten sonra kalkıp gitti.
Böylece Esav ilk oğulluk hakkını küçümsemiş oldu.

İsmailoğulları – Tekvin 25

Saranın cariyesi Mısırlı Hacerin İbrahime doğurduğu İsmailin öyküsü: Doğum sırasına göre İsmailin oğullarının adları şunlardır: İlk oğlu Nevayot. Sonra Kedar, Adbeel, Mivsam, Mişma, Duma, Massa, Hadat, Tema, Yetur, Nafiş, Kedema gelir. İsmailin oğulları olan bu on iki bey oymakların atalarıydı. Köylerine, obalarına da bu adları verdiler. İsmail yüz otuz yedi yıl yaşadıktan sonra son soluğunu verdi. Ölüp halkına kavuştu. İsmailoğulları aşure doğru giderken Mısır sınırı yakınında, Havila ile Şur arasındaki bölgeye yerleştiler. Kardeşlerinin yaşadığı yerin doğusuna yerleşmişlerdi.

İbrahimin Ölümü – Tekvin 25

İbrahim bir kadınla daha evlendi. Kadının adı Keturaydı. Ondan Zimran, Yokşan, Medan, Midyan, Yişbak, Şuah adlı çocukları oldu. Yokşandan da Şeva, Dedan oldu. Dedan soyundan Aşurlular, Letuşlular, Leumlular doğdu. Midyanın Efa, Efer, Hanok, Avida, Eldaa adlı oğulları oldu. Bunların hepsi Keturanın soyundandı.
İbrahim sahip olduğu her şeyi İshaka bıraktı. Cariyelerinin oğullarına da armağanlar verdi. Kendisi sağken bu çocukları oğlu İshaktan uzaklaştırıp doğuya gönderdi.
İbrahim yüz yetmiş beş yıl yaşadı. Ömrü bu kadardı. Kocamış, yaşama doymuş, iyice yaşlanmış olarak son soluğunu verdi. Ölüp atalarına kavuştu. Oğulları İshakla İsmail onu Hititli Sohar oğlu Efronun tarlasında Mamreye yakın Makpela Mağarasına gömdüler. İbrahim o tarlayı Hititlerden satın almıştı. Böylece İbrahimle karısı Sara oraya gömüldüler. Tanrı İbrahimin ölümünden sonra oğlu İshakı kutsadı. İshak Beer-Lahay-Roide yaşıyordu.

İshak ile Rebeka – Tekvin 24

İbrahim kocamış, iyice yaşlanmıştı. RAB onu her yönden kutsamıştı. İbrahim, evindeki en yaşlı ve her şeyden sorumlu uşağına, “Elini uyluğumun altına koy” dedi, “Yerin göğün Tanrısı RABbin adıyla ant içmeni istiyorum. Aralarında yaşadığım Kenanlılardan oğluma kız almayacaksın. Oğlum İshaka kız almak için benim ülkeme, akrabalarımın yanına gideceksin.”
Uşak, “Ya kız benimle bu ülkeye gelmek istemezse?” diye sordu, “O zaman oğlunu geldiğin ülkeye götüreyim mi?”
İbrahim, “Sakın oğlumu oraya götürme!” dedi, “Beni baba ocağından, doğduğum ülkeden getiren, Bu toprakları senin soyuna vereceğim diyerek ant içen Göklerin Tanrısı RAB senin önünden meleğini gönderecek. Böylece oradan oğluma bir kız alabileceksin. Eğer kız seninle gelmek istemezse, içtiğin ant seni bağlamaz. Yalnız, oğlumu oraya götürme.” Bunun üzerine uşak elini efendisi İbrahimin uyluğunun altına koyarak bu konuda ant içti.
Sonra efendisinden on deve alarak en iyi eşyalarla birlikte yola çıktı; Aram-Naharayime, Nahorun yaşadığı kente gitti. Develerini kentin dışındaki kuyunun yanına çöktürdü. Akşamüzeriydi, kadınların su almak için dışarı çıkacakları zamandı.
Uşak, “Ya RAB, efendim İbrahimin Tanrısı, yalvarırım bugün beni başarılı kıl” diye dua etti, “Efendim İbrahime iyilik et. İşte, pınarın başında bekliyorum. Kentin kızları su almaya geliyorlar. Birine, Lütfen testini indir, biraz su içeyim diyeceğim. O da, Sen iç, ben de develerine içireyim derse, bileceğim ki o kız kulun İshak için seçtiğin kızdır. Böylece efendime iyilik ettiğini anlayacağım.”
O duasını bitirmeden, İbrahimin kardeşi Nahorla karısı Milkanın oğlu Betuelin kızı Rebeka, omuzunda su testisiyle dışarı çıktı. Çok güzel bir genç kızdı. Ona erkek eli değmemişti. Pınara gitti, testisini doldurup geri döndü. Uşak onu karşılamaya koştu, “Lütfen testinden biraz su ver, içeyim” dedi.
Rebeka, “İç, efendim” diyerek hemen testisini indirdi, içmesi için ona uzattı.
Ona su verdikten sonra, “Develerin için de su çekeyim” dedi, “Kanıncaya kadar içsinler.” Çabucak suyu hayvanların teknesine boşalttı, yine su çekmek için kuyuya koştu. Adamın bütün develeri için su çekti. Adam RABbin yolunu açıp açmadığını anlamak için sessizce genç kızı süzüyordu.
Develer su içtikten sonra, adam bir beka ağırlığında altın bir burun halkasıyla on şekel ağırlığında iki altın bilezik çıkardı. “Lütfen söyle, kimin kızısın sen?” diye sordu, “Babanın evinde geceyi geçirebileceğimiz bir yer var mı?”
Kız, “Milkayla Nahorun oğlu Betuelin kızıyım” diye karşılık verdi, “Bizde saman ve yem bol, geceyi geçirebileceğiniz yer de var.”
Adam eğilip RABbe tapındı. “Efendim İbrahimin Tanrısı RABbe övgüler olsun” dedi, “Sevgisini, sadakatini efendimden esirgemedi. Efendimin akrabalarının evine giden yolu bana gösterdi.”
Kız annesinin evine koşup olanları anlattı. Rebekanın Lavan adında bir kardeşi vardı. Lavan pınarın başındaki adama doğru koştu. Kızkardeşinin burnundaki halkayı, kollarındaki bilezikleri görmüştü. Rebeka adamın kendisine söylediklerini de anlatınca, Lavan adamın yanına gitti. Adam pınarın başında, develerinin yanında duruyordu. Lavan, “Eve buyur, ey RABbin kutsadığı adam” dedi, “Niçin dışarıda bekliyorsun? Senin için oda, develerin için yer hazırladım.”
Böylece adam eve girdi. Lavan develerin kolanlarını çözdü, onlara saman ve yem verdi. Adamla yanındakilere ayaklarını yıkamaları için su getirdi. Önüne yemek konulunca, adam, “Niçin geldiğimi anlatmadan yemek yemeyeceğim” dedi.
Lavan, “Öyleyse anlat” diye karşılık verdi.
Adam, “Ben İbrahimin uşağıyım” dedi, “RAB efendimi alabildiğine kutsadı. Onu zengin etti. Ona davar, sığır, altın, gümüş, erkek ve kadın köleler, develer, eşekler verdi. Karısı Sara ileri yaşta efendime bir oğul doğurdu. Efendim sahip olduğu her şeyi oğluna verdi. Ülkelerinde yaşadığım Kenanlılardan oğluma kız almayacaksın. Oğluma kız almak için babamın ailesine, akrabalarımın yanına gideceksin diyerek bana ant içirdi.
“Efendime, Ya kız benimle gelmezse? diye sordum.
“Efendim, Yolunda yürüdüğüm RAB meleğini seninle gönderecek, yolunu açacak dedi, Akrabalarımdan, babamın ailesinden oğluma bir kız getireceksin. İçtiğin anttan ancak akrabalarımın yanına vardığında sana kızı vermezlerse, evet, ancak o zaman özgür olabilirsin.
“Bugün pınarın başına geldiğimde şöyle dua ettim: Ya RAB, efendim İbrahimin Tanrısı, yalvarırım yolumu aç. İşte pınarın başında bekliyorum. Su almaya gelen kızlardan birine, lütfen testinden bana biraz su ver, içeyim, diyeceğim. O da, sen iç, develerin için de su çekeyim derse, anlayacağım ki efendimin oğlu için RABbin seçtiği kız odur.
“Ben içimden dua ederken, Rebeka omuzunda su testisiyle dışarı çıktı. Pınar başına gidip su aldı. Ona, Lütfen, biraz su ver, içeyim dedim.
“Rebeka hemen testisini omuzundan indirdi, İç efendim dedi, Ben de develerine içireyim. Ben içtim. Develere de su verdi.
“Ona, Kimin kızısın sen? diye sordum.
“ Milkayla Nahorun oğlu Betuelin kızıyım dedi.
“Bunun üzerine burnuna halka, kollarına bilezik taktım. Eğilip RABbe tapındım. Efendimin oğluna kardeşinin torununu almak için bana doğru yolu gösteren efendim İbrahimin Tanrısı RABbe övgüler sundum. Şimdi efendime sevgi ve sadakat mı göstereceksiniz, yoksa olmaz mı diyeceksiniz, bana bildirin. Öyle ki, ben de ne yapacağıma karar vereyim.”
Lavanla Betuel, “Bu RABbin işi” diye karşılık verdiler, “Biz sana ne iyi, ne kötü diyebiliriz. İşte Rebeka burada. Al götür. RABbin buyurduğu gibi efendinin oğluna karı olsun.”
İbrahimin uşağı bu sözleri duyunca, yere kapanarak RABbe tapındı. Rebekaya altın, gümüş takımlar, giysiler, kardeşiyle annesine de değerli eşyalar çıkarıp verdi. Sonra yanındakilerle birlikte yedi, içti. Geceyi orada geçirdiler.
Sabah kalkınca İbrahimin uşağı, “Beni yolcu edin, efendime döneyim” dedi.
Rebekanın kardeşiyle annesi, “Bırak kız on gün kadar bizimle kalsın, sonra gidersin” diye karşılık verdiler.
Adam, “Madem RAB yolumu açtı, beni geciktirmeyin” dedi, “İzin verin, efendime döneyim.”
“Kızı çağırıp ona soralım” dediler. Rebekayı çağırıp, “Bu adamla gitmek istiyor musun?” diye sordular.
Rebeka, “İstiyorum” dedi.
Böylece Rebekayla dadısını, İbrahimin uşağıyla adamlarını uğurlamaya çıktılar. Rebekayı şöyle kutsadılar:
“Ey kızkardeşimiz,
Binlerce, on binlerce kişiye analık et,
Soyun düşmanlarının kentlerini mülk edinsin.”
Rebekayla genç hizmetçileri hazırlanıp develere binerek İbrahimin uşağını izlediler. Uşak Rebekayı alıp oradan ayrıldı.
İshak Beer-Lahay-Roiden gelmişti. Çünkü Negev bölgesinde yaşıyordu. Akşamüzeri düşünmek için tarlaya gitti. Başını kaldırdığında develerin yaklaştığını gördü. Rebeka İshakı görünce deveden indi, İbrahimin uşağına, “Tarladan bizi karşılamaya gelen şu adam kim?” diye sordu.
Uşak, “Efendim” diye karşılık verdi. Rebeka peçesini alıp yüzünü örttü.
Uşak bütün yaptıklarını İshaka anlattı. İshak Rebekayı annesi Saranın yaşamış olduğu çadıra götürüp onunla evlendi. Böylece Rebeka İshakın karısı oldu. İshak onu sevdi. Annesinin ölümünden sonra onunla avunç buldu.

Saranın Ölümü – Tekvin 23

Sara yüz yirmi yedi yıl yaşadı. Ömrü bu kadardı. Kenan ülkesinde, bugün Hevron denilen Kiryat-Arbada öldü. İbrahim yas tutmak, ağlamak için Saranın ölüsünün başına gitti.
Sonra karısının ölüsünün başından kalkıp Hititlere, “Ben aranızda konuk ve yabancıyım” dedi, “Bana mezar yapabileceğim bir toprak satın. Ölümü kaldırıp gömeyim.”
Hititler, “Efendim, bizi dinle” diye yanıtladılar, “Sen aramızda önemli bir beysin. Ölünü mezarlarımızın en iyisine göm. Ölünü gömmen için kimse senden mezarını esirgemez.”
İbrahim, ülke halkı olan Hititlerin önünde eğilerek, “Eğer ölümü gömmemi istiyorsanız, benim için Sohar oğlu Efrona ricada bulunun” dedi, “Tarlasının dibindeki Makpela Mağarasını bana satsın. Fiyatı neyse huzurunuzda eksiksiz ödeyip orayı mezarlık yapacağım.”
Hititli Efron halkının arasında oturuyordu. Kent kapısında toplanan herkesin duyacağı biçimde, “Hayır, efendim!” diye karşılık verdi, “Beni dinle, mağarayla birlikte tarlayı da sana veriyorum. Halkımın huzurunda onu sana veriyorum. Ölünü göm.”
İbrahim ülke halkının önünde eğildi. Herkesin duyacağı biçimde Efrona, “Lütfen beni dinle” dedi, “Tarlanın parasını ödeyeyim. Parayı kabul et ki, ölümü oraya gömeyim.”
Efron, “Efendim, beni dinle” diye karşılık verdi, “Aramızda dört yüz şekel gümüşün sözü mü olur? Ölünü göm.”
İbrahim Efronun önerisini kabul etti. Efronun Hititlerin önünde sözünü ettiği dört yüz şekel gümüşü tüccarların ağırlık ölçülerine göre tarttı.
Böylece Efronun Mamre yakınında Makpeladaki tarlası, çevresindeki bütün ağaçlarla ve içindeki mağarayla birlikte, kent kapısında toplanan Hititlerin huzurunda İbrahimin mülkü kabul edildi.
İbrahim karısı Sarayı Kenan ülkesinde Mamreye –Hevrona– yakın Makpela Tarlasındaki mağaraya gömdü. Hititler tarlayı içindeki mağarayla birlikte İbrahimin mezarlık yeri olarak onayladılar.

Nahorun Oğulları – Tekvin 22

Bir süre sonra İbrahime, “Milka, kardeşin Nahora çocuklar doğurdu” diye haber verdiler, “İlk oğlu us, kardeşi Buz, Kemuel –Aramın babası– Keset, Hazo, Pildaş, Yidlaf, Betuel.” Betuel Rebekanın babası oldu. Bu sekiz çocuğu İbrahimin kardeşi Nahora Milka doğurdu. Reuma adındaki cariyesi de Nahora Tevah, Gaham, Tahaş ve Maakayı doğurdu.

İbrahimin Denenmesi – Tekvin 22

Daha sonra Tanrı İbrahimi denedi. “İbrahim!” diye seslendi. İbrahim, “Buradayım!” dedi.
Tanrı, “İshakı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git” dedi, “Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun.”
İbrahim sabah erkenden kalktı, eşeğine palan vurdu. Yanına uşaklarından ikisini ve oğlu İshakı aldı. Yakmalık sunu için odun yardıktan sonra, Tanrının kendisine belirttiği yere doğru yola çıktı. Üçüncü gün gideceği yeri uzaktan gördü. Uşaklarına, “Siz burada, eşeğin yanında kalın” dedi, “Tapınmak için oğlumla birlikte oraya gidip döneceğiz.”
Yakmalık sunu için yardığı odunları oğlu İshaka yükledi. Ateşi ve bıçağı kendisi aldı. Birlikte giderlerken İshak İbrahime, “Baba!” dedi.
İbrahim, “Evet, oğlum!” diye yanıtladı.
İshak, “Ateşle odun burada, ama yakmalık sunu kuzusu nerede?” diye sordu.
İbrahim, “Oğlum, yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak” dedi. İkisi birlikte yürümeye devam ettiler.
Tanrının kendisine belirttiği yere varınca İbrahim bir sunak yaptı, üzerine odun dizdi. Oğlu İshakı bağlayıp sunaktaki odunların üzerine yatırdı. Onu boğazlamak için uzanıp bıçağı aldı. Ama RABbin meleği göklerden, “İbrahim, İbrahim!” diye seslendi.
İbrahim, “İşte buradayım!” diye karşılık verdi.
Melek, “Çocuğa dokunma” dedi, “Ona hiçbir şey yapma. Şimdi Tanrıdan korktuğunu anladım, biricik oğlunu benden esirgemedin.”
İbrahim çevresine bakınca, boynuzları sık çalılara takılmış bir koç gördü. Gidip koçu getirdi. Oğlunun yerine onu yakmalık sunu olarak sundu. Oraya “Yahve yire” adını verdi. “RABbin dağında sağlanacaktır” sözü bu yüzden bugün de söyleniyor.
RABbin meleği göklerden İbrahime ikinci kez seslendi: “RAB diyor ki, kendi üzerime ant içiyorum. Bunu yaptığın için, biricik oğlunu esirgemediğin için seni fazlasıyla kutsayacağım; soyunu göklerin yıldızları, kıyıların kumu kadar çoğaltacağım. Soyun düşmanlarının kentlerini mülk edinecek. Soyunun aracılığıyla yeryüzündeki bütün uluslar kutsanacak. Çünkü sözümü dinledin.”
Sonra İbrahim uşaklarının yanına döndü. Birlikte yola çıkıp Beer-Şevaya gittiler. İbrahim Beer-Şevada kaldı.

İbrahimle Avimelek Arasındaki Antlaşma – Tekvin 21

O sırada Avimelekle ordusunun komutanı Fikol İbrahime, “Yaptığın her şeyde Tanrı seninle” dediler, “Onun için, Tanrının önünde bana, oğluma ve soyuma haksız davranmayacağına ant iç. Bana ve konuk olarak yaşadığın bu ülkeye, benim sana yaptığım gibi iyi davran.”
İbrahim, “Ant içerim” dedi.
İbrahim Avimeleke bir kuyuyu zorla ele geçiren adamlarından yakındı. Avimelek, “Bunu kimin yaptığını bilmiyorum” diye yanıtladı, “Sen de bana söylemedin, ilk kez duyuyorum.”
Daha sonra İbrahim Avimeleke davar ve sığır verdi. Böylece ikisi bir antlaşma yaptılar. İbrahim sürüsünden yedi dişi kuzu ayırdı. Avimelek, “Bunun anlamı ne, niçin bu yedi dişi kuzuyu ayırdın?” diye sordu.
İbrahim, “Bu yedi dişi kuzuyu benim elimden almalısın” diye yanıtladı, “Kuyuyu benim açtığımın kanıtı olsun.” Bu yüzden oraya Beer-Şeva adı verildi. Çünkü ikisi orada ant içmişlerdi.
Beer-Şevada yapılan bu antlaşmadan sonra Avimelek, ordusunun komutanı Fikolla birlikte Filist yöresine geri döndü. İbrahim Beer-Şevada bir ılgın ağacı dikti; orada RABbi, ölümsüz Tanrıyı adıyla çağırdı. Filist yöresinde konuk olarak uzun süre yaşadı.

https://kutsalayet.de/hacerle-ismail-uzaklastiriliyor-tekvin-21/,https://kutsalayet.de/ibrahimin-denenmesi-tekvin-22/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız