Bu yıl, yani 36 yılında, Muhammed b. Ebî Huzeyfe öldürüldü. Bunun sebebi şuydu: Mısırlılar, Muhammed b. Ebî Bekir ile birlikte Osman’a gitmek üzere ayrıldıklarında, o Mısır’da kaldı, Abdullah b. Sa‘d b. Ebî Serh’i Mısır’dan çıkardı ve ülkenin idaresini ele geçirdi. Orada, Osman öldürülüp Ali’ye biat edilinceye kadar kaldı. Sonra Muâviye isyan etti ve Amr b. el-Âs ona biat etti. Kays b. Sa‘d Mısır’a ulaşmadan önce bu ikisi Muhammed b. Ebî Huzeyfe’nin üzerine yürüdüler. Mısır’a girmeye çalıştılar ama başarılı olamadılar. Bunun üzerine Muhammed b. Ebî Huzeyfe’ye karşı hile yolunu sürdürdüler; sonunda o, bin adamıyla birlikte Mısır’ın Ariş bölgesine çıktı ve orada tahkimat kurdu. Bunun üzerine Amr onun üzerine yürüdü ve mancınıkları ona karşı kurdu. Bu durum, Muhammed’i otuz adamıyla birlikte dışarı çıkmaya mecbur etti. Onlar yakalanıp öldürüldüler.
Hişâm b. Muhammed – Ebû Mihnef Lût b. Yahyâ b. Saîd b. Mihnef b. Süleym – Muhammed b. Yûsuf el-Ensârî, Benî’l-Hâris b. el-Hazrec’ten – Abbas b. Sehl es-Sâidî’den rivayet etti: Osman b. Affân’a Mısırlıları gönderen kişi, Muhammed b. Ebî Huzeyfe b. Utbe b. Rebîa b. Abdüşems b. Abdümenâf idi. Mısırlılar Osman’ın yanına gidip onu kuşatınca, o da Mısır’da Osman’ın o sıradaki Mısır valisi olan, Kureyş’ten Benî Âmir b. Lüeyy koluna mensup Abdullah b. Sa‘d b. Ebî Serh’i ele geçirdi. Sonra Muhammed onu Mısır’dan çıkardı ve namazı kendisi kıldırmaya başladı. Abdullah b. Sa‘d da Mısır’dan ayrılıp Mısır ile Filistin arasındaki sınır bölgesinde konakladı ve Osman hakkında işin nereye varacağını beklemeye koyuldu.
Bir süvari geldi. Abdullah b. Sa‘d ona, “Haberin nedir, Abdullah? Geldiğin yerde insanların başına neler geldi, bize anlat” dedi. O da, “Anlatayım. Müslümanlar Osman’ı öldürdüler” dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Sa‘d, “Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz” dedi. Sonra, “Peki bundan sonra ne yaptılar, Abdullah?” diye sordu. Adam, “Sonra Peygamber’in amcasının oğlu Ali b. Ebi Talib’e biat ettiler” dedi. Abdullah b. Sa‘d tekrar, “Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz” dedi. Bunun üzerine adam, şaşkınlıkla, “Görüyorum ki Ali b. Ebi Talib’in yönetici olması sana Osman’ın öldürülmesi kadar kötü geliyor” dedi. Abdullah, “Evet, öyledir” diye cevap verdi.
Adam ona dikkatle baktı ve onu tanıdı. “Sen galiba Mısır valisi Abdullah b. Sa‘d b. Ebî Serh’sin” dedi. O da, “Evet” dedi. Bunun üzerine adam şöyle dedi: “Eğer hâlâ yaşama arzun kaldıysa çabuk kaç. Müminlerin Emiri’nin sen ve arkadaşların hakkındaki görüşü kötü. Sana üstün gelirse seni ya öldürür ya da Müslümanların memleketinden sürer. Şimdi benim hemen arkamdan, senin yerine yeni bir vali geliyor.” Abdullah, “Bu vali kim?” diye sordu. Adam, “Ensardan Kays b. Sa‘d b. Ubâde” dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Sa‘d şöyle dedi: “Allah, Muhammed b. Ebî Huzeyfe’yi rahmetinden uzak kılsın. Çünkü o, baba tarafından akrabasına karşı büyük bir kötülük yaptı ve ona karşı çalıştı. Oysa Osman onun velisi olmuş, onu yetiştirmiş ve ona birçok iyilikte bulunmuştu. Fakat o, himayenin hakkını gözetmedi; Osman’ın valilerine saldırdı, ona karşı adamlar donattı, sonunda da Osman öldürüldü. Ardından da kendisinden daha kötü biri ona vali yapıldı; Osman, onu bir yıl bile, bir ay bile toprakları üzerinde yetkili görmemişti; çünkü onu buna ehil saymıyordu.” Adam ona, “Kaç ve canını kurtar, öldürülmezsin” dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Sa‘d kaçtı ve sonunda Şam’da Muâviye b. Ebî Süfyan’ın yanına ulaştı.
Ebû Ca‘fer et-Taberî şöyle dedi: Hişâm’dan gelen bu rivayet, Kays b. Sa‘d’in Mısır valisi olduğunda Muhammed b. Ebî Huzeyfe’nin hâlâ hayatta olduğunu göstermektedir.
Bu yılda Ali b. Ebi Talib, Ensardan Kays b. Sa‘d b. Ubâde’yi Mısır’a vali olarak gönderdi. Bunun hakkında bize şu rivayet ulaşmıştır:
Hişâm b. Muhammed el-Kelbî – Ebû Mihnef – Muhammed b. Yûsuf b. Sâbit – Sehl b. Sa‘d’dan rivayet etti: Osman öldürülüp Ali b. Ebi Talib halife olunca, Ali Kays b. Sa‘d el-Ensârî’yi çağırıp ona şöyle dedi: “Mısır’a git. Seni oraya vali tayin ettim. Yolculuk için hazırlan, güvendiğin adamlarını ve beraberinde götürmek istediklerini topla; öyle ki oraya bir kuvvetle varasın. Bu, düşmanlarını daha çok korkutur, dostlarını da daha çok cesaretlendirir. Eğer Allah oraya ulaşmanı nasip ederse, iyilik yapanlara iyi davran, şüpheli gördüklerine karşı sert ol. Yeni gelenlere de, eskiden beri orada bulunanlara da yumuşak davran. Yumuşaklık başarı getirir.”
Bunun üzerine Kays b. Sa‘d şöyle dedi: “Allah sana merhamet etsin, ey Müminlerin Emiri. Söylediklerinin kıymetini bilirim. Fakat ‘oraya bir kuvvetle çık’ şeklindeki tavsiyene gelince, Allah’a yemin ederim ki Mısır’a ancak Medine’den götüreceğim bir kuvvetle gireceksem, oraya hiç girmem daha iyi. O kuvveti sana bırakırım. Sonra onlara ihtiyacın olursa yakınında olurlar; yahut onları bir işin için göndermek istersen hazır bulunurlar. Ben ise ailemle birlikte kendi başıma gideceğim. Yumuşak davranma ve güzel muamele etme konusundaki tavsiyene gelince, bunda Yüce Allah’tan yardım isterim.”
Bunun üzerine Kays b. Sa‘d yedi adamıyla birlikte yola çıktı ve Mısır’a geldi. Minbere çıktı, oturdu ve yanında Müminlerin Emiri’nden getirdiği mektubun halka okunmasını emretti:
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
Allah’ın kulu, Müminlerin Emiri Ali’den, bu fermanımı işiten bütün Müslüman ve müminlere. Selam üzerinize olsun. Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a hamd ederim.
Bundan sonra. Yüce Allah, işlerinin güzelliği, tedbiri ve idaresiyle İslam’ı kendi dini, meleklerinin ve peygamberlerinin dini olarak seçmiştir. Kullarına peygamberleri onunla göndermiş, yaratıkları arasından seçtiklerini de ona ayırmıştır. Yüce Allah’ın bu ümmete verdiği şeref ve onu faziletle diğerlerinden ayırmasının bir yönü de Muhammed’i onlara göndermesidir. Böylece onlara Kitab’ı, hikmeti, hükümleri ve sünneti öğretti ki doğru yolu bulsunlar. Ayrılığa düşmesinler diye onları bir araya getirdi; temiz olsunlar diye onları arındırdı; kendilerine güzel bir hayat versin diye onları rahatlattı ki zulmetmesinler. Görevini tamamlayınca Yüce Allah onu huzuruna aldı. Müslümanlar da onun ardından, Allah’a bağlı ve Kitap ile sünnete göre hareket eden iki önderi onun yerine geçirdiler. Onlar güzel yönettiler, sünnete aykırı davranmadılar. Sonra Yüce Allah onları da huzuruna aldı. Onların ardından bir yönetici geldi; yenilikler ortaya koydu. Ümmet de onun aleyhinde konuşmanın yolunu buldu; önce konuştular, sonra onu ayıpladılar ve kötülediler. Daha sonra da bana gelip biat ettiler. Ben de Yüce Allah’tan hidayet diler, O’ndan takva üzere bana yardım etmesini isterim. Size karşı benim üzerime düşen; Allah’ın Kitabı ve Resulünün sünnetiyle amel etmek, sizi O’nun uygun usulüyle yönetmek, sünnetini uygulamak ve siz yokken de size karşı dürüst davranmaktır. Yardım ancak Allah’tandır. Allah bize yeter; O ne güzel vekildir. İşte size vali olarak Kays b. Sa‘d b. Ubâde’yi gönderdim. Ona yardım edin, onu destekleyin, doğruluk üzere ona güç verin. Ben ona, içinizden iyilik yapanlara iyi davranmasını, şüpheli gördüklerine karşı sert olmasını, yeni gelenler ve geç gelenler hakkında ise yumuşak davranmasını emrettim. O, hidayetinden hoşnut olduğum, iyiliğini ve samimi öğüdünü daima umduğum kimselerdendir. Ben, sizin ve bizim için Yüce Allah’tan doğru amel, bol mükâfat ve geniş rahmet diliyorum. Selam üzerinize, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.”
Bu mektup, 36 yılının Safer ayında Ubeydullah b. Ebî Râfi‘ tarafından yazıldı.
Bunun ardından Kays b. Sa‘d ayağa kalkıp konuşma yaptı. Allah’a hamd etti, O’nu yüceltti, Muhammed’e salat getirdi ve şöyle dedi: “Hamd, hakkı getiren, batılı yok eden ve zalimleri boyun eğdiren Allah’a aittir. Ey insanlar! Bildiğimiz kadarıyla Peygamberimiz Muhammed’den sonra insanların en hayırlısına biat ettik. Hepiniz kalkın ve Allah’ın Kitabı ile Resulünün sünneti üzerine biat edin. Çünkü biz bunlarla hükmetmezsek, sizin de bize biat borcunuz olmaz.”
Bunun üzerine halk kalktı ve biat etti. Mısır onun yönetimi altında sükûnete kavuştu. O da vilayetlere kendi görevlilerini gönderdi. Ancak orada Harbita adında bir köy vardı. Orada Osman b. Affân’ın öldürülmesini çok ağır karşılayan bir topluluk bulunuyordu. Bunların arasında Kinaneden Benî’l-Hâris b. Müdlic kolundan Yezid b. el-Hâris adında biri de vardı. Bunlar Kays b. Sa‘d’e şu haberi gönderdiler: “Biz seninle savaşmayacağız. Valilerini gönder; ülke senindir. Ama insanlara ne olacağını görene kadar bizi kendi hâlimizde bırak.”
Bunun üzerine Kays b. Sa‘d’in grubundan Saîde kolundan Mesleme b. Muhalled el-Ensârî ayağa kalktı; Osman b. Affân’ın ölümüne ağladı ve onun kanı için intikam çağrısı yaptı. Fakat Kays b. Sa‘d ona şu haberi gönderdi: “Yazıklar olsun sana! Benim üzerime mi kalkıyorsun? Allah’a yemin ederim ki seni öldürmeyi, bana Şam ile Mısır’ın yönetimi verilse bile istemem.” Mesleme ona şu cevabı yolladı: “Sen Mısır valisi oldukça seninle savaşmayacağım.”
Kays b. Sa‘d kararlı ve isabetli görüş sahibi biriydi. Bu yüzden Harbita’dakilere şu haberi gönderdi: “Sizi biata zorlamayacağım. Sizi kendi hâlinize bırakacağım ve sizinle savaşmayacağım.” Böylece onlarla ve Mesleme b. Muhalled ile bir barış yaptı. Hiç kimsenin ona karşı koymadığı bir şekilde haracı toplamaya başladı.
Kays Mısır valisiyken Müminlerin Emiri Cemel ordusuna karşı çıkmıştı. Ali, Basra’dan Kûfe’ye döndüğünde o hâlâ görevindeydi. Mısır’ın Şam’a yakınlığı sebebiyle, Muâviye b. Ebî Süfyan açısından o en büyük engeldi. Çünkü Muâviye, Ali’nin Irak ordusuyla, Kays b. Sa‘d’in de Mısır ordusuyla üzerine geleceğinden ve kendisinin ikisinin arasında kalacağından korkuyordu.
Bu sebeple Muâviye, Kays b. Sa‘d’e bir mektup yazdı. Bu sırada Ali b. Ebi Talib, henüz Sıffîn’e çıkmadan önce Kûfe’de bulunuyordu.
Muâviye b. Ebî Süfyan’dan Kays b. Sa‘d b. Ubâde’ye.
Selam üzerinize olsun. Bundan sonra. Eğer Osman b. Affân’a, ona göre bir ayrıcalık tanıdığını düşündüğün için, ya da verdiği kırbaç cezaları için, yahut birilerini sözle incittiği için, yahut başkalarını sürgün ettiği için, yahut gençleri göreve getirdiği için öfkeliysen, yine de biliyordun -eğer bir şey biliyorsan- ki onun canını almak sana helal değildi. Dolayısıyla çok büyük bir suç işledin ve korkunç bir işe kalkıştın. Ey Kays! Eğer bir müminin öldürülmesinden dolayı tövbe etmenin bir faydası olacaksa, Yüce Allah’a tövbe et. Çünkü sen Osman b. Affân’ın öldürülmesi suçuna ortaksın. Arkadaşın hakkında ise, insanları Osman’a karşı kışkırtanın ve onu öldürünceye kadar gizlice teşvik edenin o olduğu hususunda hiçbir şüphemiz yoktur. Kendi kavminin çoğu da şimdi onun kanına bulaşmıştır. Ey Kays! Eğer Osman’ın kanı için intikam isteyenlere katılabilirsen katıl. Bizim önderliğimizin arkasından gel. Eğer ben galip gelirsem, yaşadığım müddetçe sana Kûfe ile Basra’nın yönetimini vereceğim. Hicaz’ın yönetimini de, iktidarda kaldığım sürece, yakın ailenden kimi istersen ona veririm. Bunun dışında da benden ne istersen iste. İstediğin hiçbir şey geri çevrilmeyecektir. Öyleyse yaz ve mektubum hakkındaki tavrını bana bildir. Selam!
Bu mektup kendisine ulaşınca, Kays onu oyalamak, kendi tavrını açık etmemek ve onunla savaşta acele etmemek istedi. Bu yüzden ona şöyle yazdı:
Bundan sonra. Mektubunu aldım ve Osman’ın öldürülmesi konusunda söylediklerini anladım. Fakat ben onu öldürmedim, buna hiçbir şekilde de ortak olmadım. Yine arkadaşımın insanları Osman’a karşı kışkırttığını, sonunda onu öldürünceye kadar gizlice onları teşvik ettiğini söylüyorsun. Buna da ben şahit olmadım. Ayrıca kavmimin çoğunun Osman’ın kanına bulaştığını söylüyorsun. Oysa onun intikamını istemek üzere ayağa kalkan ilk topluluk benim kavmimdi. Senin, benim senin önderliğinin altına girmemi istemene ve bunun karşılığında bana önerdiklerine gelince, bunları anladım. Bu, üzerinde düşünmem ve incelemem gereken bir iştir. Acele edilerek karar verilecek bir şey değildir. Bu arada seninle savaşmayacağım ve -Allah dilerse- ben de sen de bu işi iyice düşününceye kadar benden sana hoşuna gitmeyecek bir şey ulaşmayacaktır. Korunma ancak Yüce Allah’tandır. Selam, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Muâviye onun cevabını okuyunca, onun kendisini çekip itme taktiğiyle oyalamak istediğini anladı ve bunun sonunda itip aldatmaya dönüşmeyeceğinden emin olamadı. Bunun üzerine ona tekrar yazdı:
Bundan sonra. Mektubunu okudum. Fakat seni öyle bir yakınlaşma içinde görmüyorum ki bununla bende barış niyetin olduğuna kanaat getireyim. Seni öyle bir uzaklaşma içinde de görmüyorum ki bununla bende savaş niyetin olduğuna kanaat getireyim. Bu şekilde davranarak, boğazlanmak için yatırılmış devenin çenesi gibi oldun. Benim gibi, elinde çok sayıda adam ve savaş atlarının yuları bulunan kimseler, aldatıcıya yanaşmaz, hilekâra da meyletmez. Selam!
Kays b. Sa‘d bu mektubu okuyup oyalama ve zaman kazanma yönteminin Muâviye üzerinde işe yaramayacağını anlayınca, ona gerçek niyetini açık ederek şunları yazdı:
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
Kays b. Sa‘d’den Muâviye b. Ebî Süfyan’a. Bundan sonra. Beni aldatmaya çalışmana, üzerime gelmek istemene ve fikrimi kötüye çevirmeye uğraşmana şaşıyorum. Sen benden, insanlar arasında bu iş için en ehil olan, sözü en doğru, ameli en isabetli ve Resulullah’a bağı en yakın kimseye itaati bırakmamı mı istiyorsun? Sonra da beni kendine itaat etmeye çağırıyorsun; yani bu yönetim için insanların en ehliyetsizine, en çok yalan söyleyene, amelleri bakımından en sapığına ve Allah ile Resulüne bağı en uzak olana; sapmışların ve saptıranların oğluna, şeytanın şeytanlarından birine? Bana Mısır’ı atlar ve adamlarla doldurup üzerime geleceğini söylemene gelince; Allah’a yemin ederim ki seni kendi nefsinle meşgul etmezsem, öyle ki hayatta kalman senin için en büyük kaygı hâline gelmezse, sen şanslı sayılırsın. Selam!
Muâviye, Kays’ın mektubunu alınca ondan umudunu kesti. Onun Mısır’da bulunması, Muâviye için çok büyük bir engeldi.
Abdullah b. Ahmed el-Mervezî – babası – Süleyman – Abdullah – Yûnus – ez-Zührî’den rivayet etti: Ali zamanında Mısır’ın valisi, Ensarın sancağını Peygamber’in yanında taşıyan Kays b. Sa‘d b. Ubâde idi. O, sağlam görüşlü ve güçlü karakterli kimselerdendi. Muâviye b. Ebî Süfyan ile Amr b. el-Âs, onu Mısır’dan çıkarmak ve Mısır’ı ele geçirmek için büyük çaba gösteriyorlardı; fakat o, hile ve tedbirlerle Mısır’ı savundu. Onlar ne ona üstün gelebildiler ne de Mısır’ı ele geçirebildiler; sonunda Muâviye, Ali üzerinden onu kandırıncaya kadar.
Muâviye, Kureyş’ten, iyi görüşleriyle tanınan bazı adamlarla konuşurken şöyle dedi: “Benim deviselerim arasında bana en çok hoş geleni, Kays b. Sa‘d’i Ali üzerinden kandırmam oldu. O Irak’ta idi, Kays da bana karşı direniyordu. Ben Şamlılara şöyle dedim: ‘Kays b. Sa‘d hakkında sert konuşmayın ve ona saldırı çağrısı yapmayın. O bizim yanımızdadır; gizlice bize isabetli görüşler gönderir. Orada kendisine bağlı olan Harbita adamlarıyla ne yaptığını görmüyor musunuz? Onlara maaşlarını ve erzaklarını veriyor, güvenlik sağlıyor; sizden ona giden her süvariye de iyi davranıyor. Onlar onda hiçbir kusur bulmuyorlar.’”
Muâviye şöyle devam etti: “Bunların hepsini özellikle Irak’taki adamlarıma yazdım; öyle ki burada benim yanımdaki ve Irak’taki Ali casusları bunu duysunlar.” Bu sözler, onlar aracılığıyla Ali’ye, Muhammed b. Ebî Bekir ile Muhammed b. Ca‘fer b. Ebî Talib yoluyla ulaştı. Ali bunu duyunca Kays hakkında şüpheye düştü ve ona, Harbita halkının üzerine yürüyüp onlarla savaşmasını emreden bir mektup yazdı. O sırada Harbita halkı on bin kişiydi.
Kays onlarla savaşmayı reddetti ve Ali’ye şu mektubu yazdı:
“Onlar Mısır’ın ileri gelenleri ve soylularıdır. İçlerinde bağlılık gösterenler de vardır. Onlar benimle, kendilerine güvence vermem, maaşlarını ve erzaklarını sağlamam şartıyla anlaştılar. Her ne kadar gönüllerinin Muâviye’ye meylettiğini bilsem de, onları idare etmek için benim ve senin adına yaptığım şeyden daha kolay bir yol görmüyorum. Onların üzerine yürüsem benim dengim olurlar. Onlar Arapların arslanlarıdır. İçlerinde Büsr b. Ebî Ertât, Mesleme b. Muhalled ve Muâviye b. Hudeyc vardır. Bu işi bana bırak; ben onları nasıl idare edeceğimi bilirim.”
Ali’nin kabul ettiği tek yol onlarla savaşmaktı. Fakat Kays bunu reddedip tekrar şöyle yazdı: “Eğer benden şüphe ediyorsan, beni valiliğinden al ve yerine başka birini tayin et.”
Bunun üzerine Ali, Mısır’a vali olarak Eşter’i tayin etti. Ancak Eşter, Kulzum’da bir bal şerbeti içip öldü. Bu haber Muâviye ile Amr’a ulaşınca Amr, “Allah’ın balda da ordusu vardır” dedi. Ali, Eşter’in Kulzum’da öldüğünü öğrenince Mısır’a vali olarak Muhammed b. Ebî Bekir’i gönderdi.
Zührî, Ali’nin Mısır’a vali olarak Eşter’in Kulzum’daki ölümünden sonra Muhammed b. Ebî Bekir’i gönderdiğini söyledi. Fakat Hişâm b. Muhammed el-Kelbî kendi rivayetinde bunun aksini söyledi: Ona göre Ali, Muhammed b. Ebî Bekir’in ölümünden sonra Mısır’a vali olarak Eşter’i göndermişti.
Hişâm b. Muhammed el-Kelbî’nin, Ebû Mihnef’ten naklettiği rivayete dönelim
Muâviye, Kays’ın kendi otoritesine boyun eğmesinden ümidi kesince çok kaygılandı. Çünkü Kays’ın kararlılığını ve sağlam karakterini çok iyi biliyordu. Bunun üzerine Muâviye, etrafındaki insanlara, “Kays b. Sa‘d sizin tarafınızdadır; onun için Allah’a dua edin” diyormuş gibi davrandı. Sonra da Kays’ın kendisine karşı uyumlu ve yumuşak tavır takındığı mektubu onlara okudu. Hatta Kays b. Sa‘d adına sahte bir mektup düzenleyip Şamlılara yüksek sesle okudu:
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
Muâviye b. Ebî Süfyan’a, Kays b. Sa‘d’den. Selamlar! Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a hamd ederim.
Bundan sonra. Durumu düşündüm ve artık imamını öldüren, öldürülmesi caiz olmayan bir Müslümanı öldüren, görevlerini yerine getiren ve takva sahibi bir kişiye karşı duran bir topluluğu destekleyemeyeceğimi anladım. Bu sebeple Yüce Allah’tan günahlarımızın affını diliyor, dinimizi sapıklıktan korumasını istiyoruz. Ben şimdi, zulmen öldürülen hidayet imamı Osman’ın katillerine karşı savaşma çağrına uyarak barış içinde sana geliyorum. Bu nedenle, benden ne kadar mal ve adam istersen iste; onları sana hemen gönderirim. Selam!”
Bunun üzerine Şamlılar arasında, Kays b. Sa‘d’in Muâviye b. Ebî Süfyan’a biat ettiği haberi yayıldı. Ali b. Ebi Talib’in casusları bunu Ali’ye ulaştırdılar. Ali bu haberi duyunca büyük bir sıkıntıya düştü, sarsıldı ve çok şaşırdı. Oğullarını ve Abdullah b. Ca‘fer’i çağırıp bunu onlara anlattı. Sonra, “Siz ne düşünüyorsunuz?” diye sordu. Abdullah b. Ca‘fer, “Ey Müminlerin Emiri! Şüphe ettiğini bırak, şüphe etmediğini al. Kays’ı Mısır’dan görevden al” dedi.
Ali onlara, “Allah’a yemin ederim ki bunu Kays hakkında doğrulayamam” diye cevap verdi. Fakat Abdullah b. Ca‘fer şöyle dedi: “Ey Müminlerin Emiri, onu görevden al. Allah’a yemin ederim ki, eğer bu haber doğruysa, sen onu azledince görevden çekilmeyecektir.”
Böyle konuşurlarken Kays’tan bir mektup geldi. Mektupta şöyle yazıyordu:
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
Bundan sonra. Yüce Allah seni aziz kılsın ey Müminlerin Emiri! Sana bildiririm ki burada karşımdaki bazı adamlar geri duruyorlar. Benden, insanlar arasındaki iş düzelene kadar kendilerinden el çekmemi ve onlara dokunmamamı istediler. O vakit onlar da karar verecekler, biz de karar vereceğiz. Ben de onları kendi hâllerine bırakmayı, onlarla savaşta acele etmemeyi, bu arada onları bize meylettirmeye çalışmayı uygun gördüm. Belki Yüce Allah, dilerse, kalplerini bize yumuşatır ve onları yanlışlarından ayırır.”
Bunun üzerine Abdullah b. Ca‘fer, “Ey Müminlerin Emiri! Bundan onun aslında onlarla birleştiğinden korkuyorum. Ona emret, onlarla savaşsın” dedi. Bunun üzerine Ali ona şöyle yazdı: “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Bundan sonra. Bahsettiğin o insanların yanına git. Eğer Müslümanların yaptığı gibi bana biat ederlerse ne âlâ. Etmezlerse de, Allah dilerse onlarla savaş.”
Bu mektup Kays b. Sa‘d’e ulaşınca ve o da okuyunca, Müminlerin Emiri’ne şu cevabı yazmaktan başka bir yol bulamadı:
“Bundan sonra. Ey Müminlerin Emiri! Senin emrine şaştım. Benden, senden geri duran ve seni düşmanınla baş başa bırakan bir toplulukla savaşmamı mı istiyorsun? Sen onlarla savaşa girersen onlar senin düşmanını sana karşı desteklerler. Benim görüşümü kabul et ey Müminlerin Emiri! Onlardan el çek. Onları kendi hâllerine bırakmak yapılacak en iyi iştir. Selam.”
Bu mektup Ali’ye ulaştığında Abdullah b. Ca‘fer ona şöyle dedi: “Ey Müminlerin Emiri! Mısır’a vali olarak Muhammed b. Ebî Bekir’i gönder. O senin adına orayı idare eder. Kays’ı görevden al. Allah’a yemin ederim ki Kays’ın şöyle dediğini işittim: ‘Allah’a yemin ederim ki, Mesleme b. Muhalled’i öldürmekle ancak kurulabilecek bir yönetim ne kötü bir yönetimdir! Allah’a yemin ederim ki İbnü’l-Muhalled’in katili olarak bana Şam ile Mısır verilse bile buna razı olmam.’”
Abdullah b. Ca‘fer, Muhammed b. Ebî Bekir’in ana bir kardeşiydi. Bunun üzerine Ali, Mısır valiliğine Muhammed b. Ebî Bekir’i gönderdi ve Kays’ı görevden aldı.