"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Ebû Hamza el-Hâricî’nin Haccı Yönetmesi

Abbas b. Îsâ el-Ukaylî – Hârûn b. Mûsâ el-Fervevî – Saîdîlerin mevlâsı Mûsâ b. Kesîr’e göre: 129 yılının sonunda (Ağustos 747), hacılar henüz Arafat’a çıkmamışken, Mekke’de mızrakların uçlarına takılmış siyah hırganî sarıklardan yapılmış sancaklar belirdi. Bunları yedi yüz kişi taşıyordu. İnsanlar onları görür görmez korkuya kapıldılar ve, “Ne yapıyorsunuz, ne istiyorsunuz?” diye sordular. Bunun üzerine o adamlar, Mervân’a ve Mervân oğullarına karşı çıktıklarını, onu tanımadıklarını söylediler. O sırada Medine ve Mekke valisi olan Abdülvâhid b. Süleyman onlara, hac esnasındaki ateşkes kapsamında haberler gönderdi. Onlar da, “Biz haccımızı yapmaya kararlıyız ve bundan başka bir işle uğraşmayı istemiyoruz” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Abdülvâhid onlarla, Mina’dan dönen son hacılar dönünceye kadar her iki tarafın birbirine güvence vereceği şartıyla bir barış anlaşması yaptı.

Fakat ertesi sabah erkenden kalktılar ve Arafat dağında ayrı bir topluluk olarak vakfeye durdular. Abdülvâhid b. Süleyman b. Abdülmelik b. Mervân ise halkla birlikte kenara itildi. Hacılar Mina’da bulunurken insanlar Abdülvâhid’i ayıplayarak, “Onlar konusunda yanlış yaptın. Hacıları onlara karşı kışkırtsaydın, senin başındaki bir kaşıntıdan fazlası olamazlardı” dediler. Ebû Hamza Kuraynü’s-Seâlib’de, Abdülvâhid ise hükümet konağında kaldı. Sonra Abdülvâhid, Abdullah b. Hasan b. Hasan b. Ali’yi, Muhammed b. Abdullah b. Amr b. Osman’ı, Abdurrahman b. Kasım b. Muhammed b. Ebî Bekir’i, Ubeydullah b. Ömer b. Hafs b. Âsım b. Ömer b. Hattâb’ı, ayrıca Rebîa b. Abdurrahman’ı ve bunlar gibi ileri gelenleri Ebû Hamza’ya gönderdi. Onu kaba pamuklu bir peştamal giymiş halde buldular. Abdullah b. Hasan ile Muhammed b. Abdullah onları ona takdim ettiler. Ebû Hamza onların nesebini sordu; onlar da soylarını saydılar. O da yüzlerine sertçe baktı ve onlardan hoşlanmadığını gösterdi. Sonra Abdurrahman b. Kasım ile Ubeydullah b. Ömer’e sordu; onlar da soylarını anlattılar. Bunun üzerine onlara karşı neşeli davrandı, yüzlerine gülümseyerek, “Allah’a yemin ederim ki biz ancak sizin iki atanızın yolunu izlemek için Hâricî olduk” dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Hasan ona, “Allah’a yemin olsun ki biz, sen bazı atalarımızı öv diye gelmedik. Emir bizi sana bir mesajla gönderdi; onu Rebîa sana bildirecektir” dedi.

Rebîa anlaşmanın bozulmasını anınca, kumandanlarından Belc ve Ebrehe, “Şimdi, tam şimdi!” dediler. Fakat Ebû Hamza onlara dönüp, “Allah korusun; ne anlaşmayı bozarız ne de sizi alıkoyarız. Allah’a yemin olsun ki boynum vurulacak olsa bile bunu yapmam. Fakat aramızdaki ateşkesi bozan sizsiniz” dedi. Onların isteğini reddedince onlar dönüp Abdülvâhid’e haber verdiler. Hacılar Mina’dan ayrılınca Abdülvâhid ilk ayrılan kafile içinde idi. Mekke’yi Ebû Hamza’ya bırakarak ayrıldı. Ebû Hamza da savaş olmaksızın Mekke’ye girdi.

Abbas – Hârûn – Ya‘kûb b. Talha el-Leysî, Abdülvâhid’i hicveden bazı beyitler nakletti ve, “Bunlar adını hatırlamadığım bir şaire aittir” dedi:

Hacılara Allah’ın dinine aykırı davranan bir güruh geldi,
bunun üzerine Abdülvâhid kaçtı.

Kadınlarını ve emirliğini ardında bırakıp koştu,
kaçan bir dişi deve gibi toprağı döverek.

Babası onun etini kemiğinden sıyırmış olsaydı,
babasının kökü sebebiyle soyu daha temiz olurdu.

Bundan sonra Abdülvâhid yürüyüp Medine’ye girdi ve divanın getirilmesini emretti. İnsanları seferberlik için çağırdı ve her birinin maaşına on dirhem zam yaptı. Abbas – Hârûn – Ebû Damre Enes b. Iyâd’a göre: O da divana kayıtlı olanlar arasındaydı, fakat sonra adı kayıttan silindi. O ayrıca şöyle dedi: “Arkadaşlarımızdan birden fazlası bana anlattı ki, Abdülvâhid, Abdülaziz b. Abdullah b. Amr b. Osman’ı insanların başına kumandan tayin etti ve onlar sefere çıktılar. Harre’ye vardıklarında boğazlanmış develerle karşılaştılar ve yollarına devam ettiler.”

Ahmed b. Sâbit – bir ravi – İshak b. Îsâ – Ebû Ma‘şer es-Sindî’ye göre bu yıl haccı Abdülvâhid b. Süleyman b. Abdülmelik b. Mervân yönetti. Muhammed b. Ömer el-Vâkıdî ve başkaları da aynı şeyi söyler. Abdülvâhid, Mekke ve Medine valisiydi. Irak valisi Yezîd b. Ömer b. Hubeyre idi. Rivayet edildiğine göre Kûfe kadılığı el-Haccâc b. Âsım el-Muhâribî’nin, Basra kadılığı ise Abbâd b. Mansûr’un elindeydi. Horasan’da Nasr b. Seyyâr hüküm sürüyordu ve orada iç savaş vardı.

https://kutsalayet.de/abdullah-b-muaviye-el-caferinin-farsa-hakim-olmasi/,https://kutsalayet.de/ebu-muslimin-merv-surlu-sehrine-girisi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız