Bu yıl içinde iki hakemin buluşması gerçekleşti.
Ebu Mihnef – el-Mücâlid b. Saîd – eş-Şa‘bî – Ziyâd b. en-Nadr el-Hârisî’ye göre: Ali, Şüreyh b. Hânî el-Hârisî kumandasında 400 kişi gönderdi. Bunlarla birlikte namazlarını kıldıran ve işlerini idare eden Abdullah b. Abbas ve Ebu Musa el-Eş‘arî de vardı. Muaviye ise Amr b. el-Âs’ı, Suriyelilerden 400 kişiyle gönderdi. Bunlar Adruh tarafındaki Dûmatü’l-Cendel’e geldiler.
Muaviye, Amr’a her yazdığında, aralarında gidip gelen elçi ne hangi mektubu getirdiğini ne de neyi geri götürdüğünü bilirdi. Suriyeliler de ona hiçbir şey sormazlardı. Fakat Ali’nin elçisi her geldiğinde, onun adamları İbn Abbas’a gidip, “Müminlerin Emiri sana ne yazdı?” diye sorarlardı. İbn Abbas mektubu gizlerse, tahminde bulunur ve, “Sanıyoruz ki sana şöyle şöyle yazdı” derlerdi. O da, “Anlamıyor musunuz? Muaviye’nin elçisinin gelip gittiğini görmüyor musunuz; ne getirdiğini ne götürdüğünü bilmiyor. Onlardan hiçbir ses duymuyorsunuz. Fakat siz her gün benim yanımda tahmin yürütüp duruyorsunuz” derdi.
O toplantıda şunlar da hazır bulunuyordu: Abdullah b. Ömer, Abdullah b. ez-Zübeyr, Abdurrahman b. el-Hâris b. Hişâm el-Mahzûmî, Abdurrahman b. Abd Yegûs ez-Zührî, Ebu Cehm b. Huzeyfe el-Adevî ve el-Muğîre b. Şu‘be es-Sekafî. Ömer b. Sa‘d babasının yanına, Benî Süleym’e ait bir su başında bulunduğu çöle gitti ve ona dedi ki: “Babacığım, Sıffin’de insanlar arasında çıkan anlaşmazlığı, Ebu Musa el-Eş‘arî ile Amr b. el-Âs’ın hakem tayin edildiğini duydun. Kureyş’ten bir topluluk da onların yanına gelmiş bulunuyor. Sen de git ve onların arasında bulun. Çünkü sen Resul’ün ashabındansın, şûra ehlindensin ve ümmetin hoş karşılamadığı hiçbir işe girmedin. Onlara katıl; zira hilafete insanlar içinde en layık olan sensin.” Sa‘d ise şöyle cevap verdi: “Ben bunu yapmam. Çünkü ben Resul’ün şöyle dediğini işittim: ‘Öyle bir fitne olacaktır ki onda en hayırlı kişi, göz önünde olmayan ve Allah’tan korkan kimse olacaktır.’ Allah’a yemin ederim ki bu işte asla yer almayacağım.”
İki hakem bir araya geldi. Amr b. el-Âs, “Ebu Musa, Osman’ın haksız yere öldürüldüğünü bilmiyor musun?” dedi. O da, “Buna şahadet ederim” dedi. Amr, “Muaviye ile Muaviye ailesinin onun en yakın velileri olduğunu bilmiyor musun?” dedi. O da, “Evet, biliyorum” diye cevap verdi. Bunun üzerine Amr şöyle devam etti:
“Allah, ‘Kim haksız yere öldürülürse, onun velisine yetki vermişizdir. O da öldürmede aşırı gitmesin; çünkü kendisine yardım olunmuştur’ buyurmuştur. Öyleyse ey Ebu Musa, neden Osman’ın velisi olan Muaviye’yi desteklemekten geri duruyorsun? Onun Kureyş içindeki konumu malumdur. Eğer insanlar, ‘Ebu Musa yönetimi Muaviye’ye verdi; halbuki o ilk Müslümanlardan değildir’ derler diye korkarsan, buna vereceğin bir cevabın vardır. Şöyle dersin: ‘Ben onu haksız yere öldürülen halife Osman’ın velisi ve onun kanını talep eden kişi olarak gördüm. Onu yönetim ve iş idaresinde ehil buldum. O, Peygamber’in hanımı Ümmü Habibe’nin kardeşidir. Resul’ün ashabından biridir.’”
Sonra Amr, Ebu Musa’ya bir makam elde edeceğini ima etti ve, “Eğer Muaviye yönetimi ele geçirirse, sana hiçbir halifenin vermediği kadar ikramda bulunur” dedi.
Ebu Musa şöyle cevap verdi:
“Amr, Allah’tan kork. Muaviye’nin asaletine dair söylediklerine gelince; yönetim asalet esasına göre verilmez. Eğer bu iş asalet esasına göre olsaydı, yönetim Ebrehe b. es-Sabbâh ailesine ait olurdu. Bu iş ancak din ve fazilet sahiplerine aittir. Ayrıca ben Kureyş’in en asilini seçmek isteseydim, onu Ali b. Ebi Talib’e verirdim. Muaviye’nin Osman’ın kanını talep eden kişi olması sebebiyle yönetimi ona vermem gerektiği şeklindeki sözlerine gelince; ben yönetimi Muaviye’ye verip ilk muhacirlerin hakkını terk etmem. Bana makam ima etmene gelince; Allah’a yemin ederim ki Muaviye’nin bütün yönetimi bana geçse bile onu yine ona vermem. Ben Allah’ın hükmü konusunda rüşvet kabul edecek biri değilim. Ama istersen Ömer b. el-Hattâb’ın adını yeniden canlandırırız.”
Ebu Mihnef – Ebu Cenâb el-Kelbî – Umâre b. Rebîa veya el-Hurr b. es-Sayyâh’a göre: Ebu Musa, “Allah’a yemin ederim ki elimden gelse Ömer b. el-Hattâb’ın adını yeniden diriltirdim” dedi. Bunun üzerine Amr ona, “Eğer İbn Ömer’e biat ettirmek istiyorsan, kendi oğluma biat ettirmene ne engel var? Onun faziletini ve doğruluğunu biliyorsun” dedi. Ebu Musa, “Senin oğlun salih bir adamdır, fakat sen onu bu fitneye gömdün” diye cevap verdi.
Ebu Mihnef – Muhammed b. İshak – İbn Ömer’in mevlası Nâfi‘e göre: Amr b. el-Âs, “Bu işe ancak yiyen ve yediren, dişi olan bir adam yaraşır” dedi. İbn Ömer bunun farkına varmadı. Abdullah b. ez-Zübeyr ise ona, “Dikkat et ve uyanık ol” dedi. Abdullah b. Ömer, “Hayır, Allah’a yemin ederim ki bu işi elde etmek için hiçbir şey rüşvet olarak vermem” dedi ve şöyle devam etti: “Ey İbn el-Âs, Araplar kılıçlar çarpıştıktan, mızraklarla birbirlerine vurduktan sonra işlerini size havale ettiler. Sakın onları yeniden fitneye döndürmeyin.”
Ebu Mihnef – en-Nadr b. Salih el-Absî’ye göre: Ben, Sicistan seferinde Şüreyh b. Hânî ile birlikteydim. Bana Ali’nin kendisini Amr b. el-Âs’a bir mesajla gönderdiğini anlattı. Ali, Şüreyh’e, Amr’la karşılaştığında ona şu mesajı iletmesini söylemişti:
“Allah katında insanların en hayırlısı, eksiltse ve kendisine keder verse bile hakkı, artırsa ve nefsi arzulasa bile batıla tercih eden kimsedir. Amr, Allah’a yemin ederim ki sen hakkın nerede olduğunu biliyorsun; öyleyse neden bilmiyormuş gibi davranıyorsun? Arzuladığın şeylerden en küçüğü bile sana verilse, onunla Allah’a ve O’nun dostlarına düşman olursun; böylece elde ettiğini aslında kaybetmiş gibi olursun. Yazıklar olsun sana! Hainlerin savunucusu ve günahkârların yandaşı olma. Ben, senin pişman olacağın bir günü biliyorum; o da ölüm günündür. O gün, bir Müslümana düşmanlık etmemiş ve bir hüküm karşılığında rüşvet kabul etmemiş olmayı içten içe isteyeceksin.”
Şüreyh dedi ki: Ben bunu Amr’a söyledim. Bunun üzerine öfkeden yüzü kıpkırmızı oldu ve, “Ben ne zaman Ali’nin nasihatini kabul etmişim, onun dediğini yapmışım ya da görüşünü dikkate almışım?” dedi. Ben de ona, “Ey Nâbiğa’nın oğlu, neden efendinin nasihatini kabul etmiyorsun? O, Peygamberlerinden sonra Müslümanların efendisidir. Senden daha hayırlı olan Ebu Bekir ve Ömer, ondan görüş sorar ve onun görüşüyle amel ederlerdi” dedim. O da, “Benim gibiler senin gibilerle tartışmaz” dedi. Ben de, “Sen bana anne babandan hangisi sebebiyle tepeden bakıyorsun? Aşağılık baban sebebiyle mi, yoksa ‘seçkin’ annen sebebiyle mi?” dedim. Bunun üzerine Amr kalktı gitti, ben de çıktım.
Ebu Mihnef – Ebu Cenâb el-Kelbî’ye göre: Amr ile Ebu Musa Dûmatü’l-Cendel’de bir araya geldiklerinde, Amr ilk başta söze başlamada önceliği Ebu Musa’ya veriyordu ve, “Sen Resulullah’ın ashabındansın, benden de yaşlısın; konuş, sonra ben konuşurum” diyordu. Amr, onu her şeyde öne geçiriyormuş gibi bir hava oluşturarak, Ali’yi azletme işinde ilk sözü onun söylemesini istiyordu.
Ebu Musa, ele aldıkları meseleyi ve niçin bir araya geldiklerini düşündü. Amr ise onun Muaviye lehine konuşmasını istiyordu, fakat Ebu Musa bunu reddetti. Sonra Amr, onun kendi oğlu lehine konuşmasını istedi, onu da reddetti. Ebu Musa, Amr’ın Abdullah b. Ömer lehine konuşmasını istemeye çalıştı, Amr bunu da kabul etmedi. Bunun üzerine Amr, “Peki ne düşünüyorsun, bana söyle” dedi. Ebu Musa, “Bana göre bu iki adamı da azledelim ve işi Müslümanlar arasında şûraya bırakalım; onlar da istedikleri kişiyi seçsinler” dedi. Amr da, “Ben de buna razıyım” dedi. Sonra toplanmış olan halkın yanına yöneldiler. Amr, “Ey Ebu Musa, onlara aramızda görüş birliği ve anlaşma sağlandığını söyle” dedi. Ebu Musa konuşup, “Ben ve Amr, Allah’ın bu ümmet için barış sağlayacağını umduğumuz bir hususta anlaştık” dedi. Amr da, “Doğru söyledin ve sözünü tuttun, ey Ebu Musa; buyur, konuş” dedi.
Ebu Musa konuşmak üzere öne çıktı. Bunun üzerine İbn Abbas ona, “Yazıklar olsun sana, Allah’a yemin ederim ki onun seni aldattığından şüpheleniyorum. Eğer ikiniz bir konuda anlaştıysanız, bırak önce o çıksın ve o konuda konuşsun, sonra sen konuş. Amr hilekâr bir adamdır. Baş başa iken sana söz verdiğinden emin değilim; insanların önüne çıktığında sana muhalefet edecektir” dedi. Ama Ebu Musa gaflet içindeydi ve, “Biz anlaştık” dedi.
Sonra Ebu Musa öne çıktı, Allah’a hamd ve sena ettikten sonra dedi ki: “Ey insanlar, biz bu ümmetin işini düşündük. Bu ümmet için üzerinde benim ve Amr’ın anlaştığı şeyden daha faydalı ve daha çözüme elverişli bir yol görmedik. O da Ali ile Muaviye’yi görevden almak ve ümmetin bu işi üstlenip kendi içinden uygun gördüğü kimseyi başa getirmesidir. Ben Ali ile Muaviye’yi görevden aldım. Şimdi siz bu işi üstlenin ve yönetimi layık gördüğünüz kimseye verin.”
Bunun ardından kenara çekildi ve yerine Amr b. el-Âs geçti. Allah’a hamd ve sena ettikten sonra şöyle dedi: “Bu adamın söylediklerini duydunuz. O, temsil ettiği kişiyi azlettiğini açıkladı. Ben de onun azlettiğini azlediyorum ve kendi adamım Muaviye’yi yerinde bırakıyorum. O, Osman b. Affan’ın velisidir ve onun kanını talep etmektedir. İnsanlar içinde onun yerine geçmeye en layık olan odur.”
Bunun üzerine Ebu Musa, “Ne yapıyorsun, Allah seni boşa çıkarsın! Hainlik ettin ve zulmettin. Sen, üstüne varsan da dilini sarkıtan, bıraksan da dilini sarkıtan köpek gibisin” dedi. Amr ise, “Sen de sırtında kitaplar taşıyan merkep gibisin” diye karşılık verdi. Şüreyh b. Hânî, Amr’a saldırıp kamçısıyla başına vurdu. Amr’ın oğullarından biri de Şüreyh’e saldırıp kamçıyla vurdu. Herkes kalkıp ikisini ayırdı. Şüreyh sonradan, “Amr’a kamçıyla vurduğuma pişman olduğum kadar hiçbir şeye pişman olmadım. Keşke ona kılıçla vursaydım da kader ne getirecekse getirseydi” derdi. Suriyeliler Ebu Musa’yı aradılar. Fakat o devesine binip Mekke’ye çekildi.
İbn Abbas, “Allah Ebu Musa’nın görüşünü kahretsin! Ben onu uyarmış, tedbirli olmasını söylemiştim; ama o beni dinlemedi” dedi. Ebu Musa da, “İbn Abbas beni o günahkârın hainliği konusunda uyarmıştı; fakat ben ona güvendim ve bu ümmete nasihatten başka bir şeyi öne alacağını zannetmedim” derdi.
Bundan sonra Amr ve Suriyeliler Muaviye’nin yanına dönüp ona halife diye selam verdiler. İbn Abbas ile Şüreyh b. Hânî ise Ali’nin yanına gittiler. Ali, sabah namazlarını kıldığında kunut yapar ve şöyle derdi: “Allah’ım, Muaviye’ye, Amr’a, Ebu’l-A‘ver es-Sülemî’ye, Habib b. Mesleme’ye, Abdurrahman b. Hâlid’e, Dahhâk b. Kays’a ve Velid b. Ukbe’ye lanet et.”
Muaviye bunu öğrenince, o da kunut yaptığında Ali’ye, İbn Abbas’a, el-Eşter’e, Hasan’a ve Hüseyin’e lanet ederdi.
el-Vâkıdî, iki hakemin buluşmasının hicretin 38. yılının Şaban ayında olduğunu söylemektedir.