Bu yıl Abdülmelik b. Salih Suriye’ye gitti. Rakka’ya vardığında oraya yerleşti. Ardından elçiler göndererek ve mektuplar yazarak Suriye ordularının kumandanlarına, askerlerin toplanmasını ve Muhammed’in Tahir’e karşı savaşında desteklenmesini istedi.
Davud b. Süleyman’ın rivayetine göre: Abdülmelik Rakka’ya ulaşınca Suriye ordularının başlarına ve el-Cezire ileri gelenlerine mektuplar gönderdi. Ümit bağlanan, cesareti ve kabiliyeti övülen kim varsa hepsine vaatlerde bulundu ve beklentilerini artırdı. Bunun üzerine reisler ve gruplar halinde yanına gelmeye başladılar. Gelen herkese hediye veriyor, hil‘at giydiriyor ve at bağışlıyordu. Böylece Suriye halkı, Zewâgıl ve bedevi Araplar her taraftan gelip toplandılar ve sayıları çok arttı.
Bu sırada Horasanlı askerlerden biri, Süleyman b. Ebî Ca‘fer ile yapılan savaşta elinden alınmış bir atı, Zewâgıl’dan birinin sürdüğünü gördü. Onu takip etti ve aralarında kavga çıktı. Zewâgıl ile Horasanlı askerler toplandı ve birbirlerine girdiler. Her grup kendi adamını destekledi. Çarpışma büyüdü ve şiddetli bir savaş başladı.
Abna askerleri kendi aralarında istişare edip Muhammed b. Ebî Hâlid’in yanına gittiler: “Sen bizim büyüğümüzsün, reisimizsin. Zewâgıl’ın bize yaptığını gördün. Bizi birleştir; yoksa bizi küçümser, üzerimize cesaretlenir ve bunu sürekli yaparlar” dediler. O ise, “Ben bu işe karışmayacağım” dedi.
Bunun üzerine Abna hazırlık yapıp ani bir baskın düzenledi. Zewâgıl’a kılıçlarla saldırdılar, birçoğunu öldürdüler ve evlerinde katlettiler. Zewâgıl da toplanıp atlarına bindi, silahlandı ve savaş başladı.
Haber Abdülmelik’e ulaştı. Onlara silah bırakmalarını emretti fakat onu taşladılar. Gün boyu şiddetli şekilde savaştılar. Abna birçok Zewâgıl’ı öldürdü. Abdülmelik ağır hasta olmasına rağmen bu haberleri alınca ellerini birbirine vurup şöyle dedi: “Yazık bana! Araplar kendi yurtlarında böyle muamele görüyor!”
Durum daha da kötüleşti. Hüseyin b. Ali b. İsa b. Mahan Abna’nın başına geçti. Ertesi gün Zewâgıl Rakka’da, Abna ve Horasanlılar ise Râfiqa’da toplandı.
Humus’tan bir adam ayağa kalkıp şöyle dedi: “Ey Humuslular! Kaçmak helaktan, ölüm de aşağılanmaktan daha hafiftir. Yurtlarınızı terk ettiniz, bolluk ve izzet aradınız; şimdi ise felaketin ortasına düştünüz! Ölüm siyah elbiseli askerlerin kılıçlarında! Silaha sarılın, silaha sarılın!”
Kalb kabilesinden bir adam da şöyle dedi: “Bu siyah sancaktır! Vallahi o ne geri döner ne de sapar. Onu taşıyan asla teslim olmaz. Horasanlıların kılıçlarının boyunlarınıza vurduğu darbeleri biliyorsunuz. Bu kötülük büyümeden ondan uzaklaşın. Şam’a dönün! Memleketinize dönün! Filistin’de ölüm, el-Cezire’de yaşamaktan daha iyidir.”
Bunun üzerine birçok Suriyeli onunla birlikte geri döndü.
Zewâgıl ise tüccarların topladığı yemlerin çoğunu yakıp tahrip etti. Hüseyin b. Ali, bazı Horasanlı askerlerle birlikte Râfiqa kapısında kaldı.
Bu sırada Nasr b. Şebes atına binmiş, elinde mızrak ve kalkanla şöyle haykırıyordu:
“Ey Kays süvarileri, ölüme kadar direnin!
Canım, ani ölümden beni korkutma!”
Ardından saldırıya geçti. Şiddetli çarpışmalar oldu ve Zewâgıl büyük kayıplar verdi. Sonunda yenildiler.
Bu yıl Abdülmelik b. Salih öldü.
Aynı yıl Muhammed b. Harun azledildi ve Bağdat’ta kardeşi Abdullah el-Me’mun adına biat alındı.