"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Allah’ın Üç Elçiyi Göndermesi

Bölgesel prensler döneminde meydana gelen olaylardan biri de Allah’ın gönderdiği üç elçinin kıssasıdır. Bu olay ilahî vahiyde şöyle anlatılır: “Onlara şu misali ver: O şehir halkını; hani onlara elçiler gelmişti. Biz onlara iki kişi göndermiştik, onları yalanladılar; biz de üçüncü ile onları destekledik. Onlar, ‘Biz size gönderilmiş elçileriz’ dediler.” Bu ayetlerde onların kıssası anlatılmaktadır.

Ancak ilk dönem âlimleri bu kıssa hakkında ihtilaf etmişlerdir. Bazıları, bu ayetlerde zikredilen üç kişinin peygamber ve Allah’ın elçileri olduğunu, Roma kralı Antiyohus’a gönderildiklerini ve gönderildikleri şehrin Antakya olduğunu söylemiştir.

Bu görüşü benimseyenler

İbn Humeyd – Seleme – Muhammed b. İshak – Ka‘b el-Ahbar ve Vehb b. Münebbih rivayetine göre: Antakya’da Habib adında bir adam vardı. İpek dokumacılığı yapıyordu. Hastalıklı biriydi ve küçük yaşta cüzzama yakalanmıştı. Evi şehrin en uzak kapısına yakındı. İman etmiş, sadaka veren biriydi. Akşam kazancını ikiye ayırır; bir kısmıyla ailesini geçindirir, diğer kısmını sadaka olarak dağıtırdı. Hastalığına, işine ve zayıflığına aldırmazdı; kalbi temiz, ahlakı düzgündü.

Antakya’da Antiyohus b. Antiyohus adında, putlara tapan bir hükümdar vardı. Allah ona üç elçi gönderdi: Sadık, Saduk ve Şelum. Önce iki elçi gönderildi, fakat halk onları yalanladı. Bunun üzerine üçüncü elçi gönderildi. Başka bir görüşe göre bunlar İsa’nın havarileriydi; Allah’ın değil, İsa’nın elçileriydi. Ancak İsa’nın görevlendirmesi Allah’ın emriyle olduğu için bu görev Allah’a nispet edilmiştir.

Bu görüşü benimseyenler

Bişr b. Muaz – Yezid b. Zürey‘ – Said – Katade rivayetine göre: İsa, Antakya’ya iki havari gönderdi; onlar yalanlanınca üçüncü bir kişi ile destekledi.

İbn İshak’ın rivayetine göre: Elçiler Allah adına çağrıda bulunup şehrin dinini reddettiklerinde halk, “Sizden uğursuzluk görüyoruz. Vazgeçmezseniz sizi taşlarız ve size acı bir azap uygularız” dediler. Elçiler, “Sizin uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt veriliyor diye mi? Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz” dediler.

Kral ve halk elçileri öldürmeye karar verince bu haber şehrin en uzak yerinde bulunan Habib’e ulaştı. Koşarak geldi ve onları Allah’a çağırdı: “Ey kavmim, elçilere uyun! Sizden bir karşılık istemeyen ve doğru yolda olanlara uyun.” Yani onlar sizden bir şey talep etmeden size doğru yolu gösteriyorlar; onlara uyarsanız doğru yolu bulursunuz.

Katade’nin rivayetine göre Habib elçilere, “Siz buna karşılık istiyor musunuz?” diye sordu. Onlar “Hayır” dediler. Bunun üzerine kavmine aynı çağrıyı yaptı.

İbn İshak’ın rivayetine göre: Habib onlara putperestliği bırakmalarını, Allah’a kulluk etmelerini söyledi ve şöyle dedi: “Beni yaratan Allah’a neden kulluk etmeyeyim? Siz de O’na döndürüleceksiniz. O’ndan başka ilahlar mı edineyim?… Ben sizin Rabbinize iman ettim, beni dinleyin.” Bunun üzerine halk ona saldırdı ve onu öldürdü. Zayıf ve hasta olduğu için onu önemsemediler ve kimse onu savunmadı.

İbn Mesud’dan gelen rivayete göre: Onu ayaklarıyla çiğnediler, iç organları dışarı çıktı. Bunun üzerine Allah ona, “Cennete gir” dedi. O da dünyadaki hastalık, üzüntü ve sıkıntılardan kurtularak cennete girdi ve şöyle dedi: “Keşke kavmim bilseydi; Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını.”

Allah onların Habib’i küçümsemelerine öfkelendi ve içlerinden hiç kimseyi sağ bırakmadı. Onlardan intikamı hemen aldı. “Biz ondan sonra kavmine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik. Sadece bir tek ses oldu ve hepsi sönüp gittiler.” Böylece Antakya halkı tamamen yok edildi.

İbn Abbas’tan gelen rivayete göre bu kişinin adı Habib idi ve cüzzamı ileri derecedeydi. Başka bir rivayette adı Habib b. Mari olarak geçer.

https://kutsalayet.de/yunus/,https://kutsalayet.de/simson/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız