O’ndan başka yalvardıkları, şefaate sahip değildir. Ancak gerçeğe tanıklık edenler ve bilenler hariç.
Diyanet Vakfı
Allahı bırakıp da taptıkları putlar, şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.
Kurtubi Tefsiri
Onu bırakıp çağırdıkları kimselerin şefaat etme imkanları yoktur. Bilerek, hak ile şehadet edenler müstesna.
Bu âyete dair açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız:
1- Şefaat ve Hak İle Şahitlik:
“Bilerek hak ile şehadet edenler müstesna” âyetinde yer alan
“…enler” cer konumundadır.
“Onu bırakıp, çağırdıkları kimseler” âyeti ile kastettiği ise Îsa, Uzeyr ve meleklerdir.
Âyetin anlamı da şudur:
“Bunlar ancak hak ile şehadet edenlere ve ilim ve basiret üzere îman eden kimselere şefaat edebilirler.” Bu açıklamayı Said b. Cübeyr ve başkaları yapmıştır. Said b. Cübeyr dedi ki: Hak ile şehadet ise; la ilahe ilallah’tır.
” …enler”in ref mahallinde olduğu da söylenmiştir. Yani onların Allah’tan başka dua edip çağırdıkları kimseler -Katade’nin açıklamasına göre uydurma ilahlar- şefaat etme imkanına sahib değildirler.
Kendilerine ibadet edenlere şefaat edemezler. Hak ile şahidlik eden kimseler müstesnadır. Bununla da Uzeyr, Îsa ve melekleri kastetmektedir. Çünkü bunlar, hak ile ve vahdaniyetin yalnız Allah için olduğunu belirterek şahidlik ederler. Burada istisnanın anlamı şudur: Allah’tan başka ma’budlar, kendilerine ibadet edenlere şefaat edemeyecekleri gibi; bu ma’budların hakka dair bir şahitlikleri de yoktur. Yani bu ma’budlar ya mükellef olmayan cansız varlıklardır ya da bu ibadete razı olan mükellef varlıklardır. Cansız olan mükellef varlıklardır. Cansız varlıklar cansız olduklarından, mükellef olan varlıklar ise bu işe razı olup kâfir olduklarından yani şahitlikleri hak ile olmadığından kendilerine ibadet edenlere şefaat edemeyeceklerdir, llzeyr, Îsa ve Melekler ise, kendilerine yapılan ibadete razı olmazlar. Çünkü onlar “hak şehadet” olan tevhid ehlidirler. Kendilerinin ortak koşulmasını kabul etmedikleri gibi, kendilerine ibadet ederek tevhidi terk edip müşrik olanlara da şefaat etmeleri imkansızdır.
“Bilerek” lâfzı ise şahidlik ettikleri hususun gerçeğini bilmeleri demektir.
Denildiğine göre âyet-i kerîme en-Nadr b. el-Haris ile Kureyşlilerden bir topluluk hakkında inmiştir. Onlar: Eğer Muhammed’in söyledikleri doğru ise bizler de melekleri veli (dost ve yardımcı) ediniriz. Onların bize şefaat etmeleri ona göre daha uygundur. Bunun üzerine yüce Allah:
“Onu bırakıp çağırdıkları kimselerin şefaat etme imkanları yoktur. Bilerek, hak ile şehadet edenler müstesna” âyetini indirdi. Yani onlar meleklerin, putların, cinlerin ya da şeytanların kendilerine şefaat edeceklerine inandılar. Halbuki kıyâmet gününde hiçbir kimsenin şefaat etme hakkı ve imkanı yoktur.
“Bilerek hak ile şehadet edenler” kendilerine izin verilmesi halinde mü’minler
“müstesna.” İbn Abbâs dedi ki:
“Bilerek, hak ile” Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna
“şehadet edenler müstesna” demektir.
Bir diğer açıklamaya göre; Allah’tan başkasına ibadet eden bu kimseler kendilerine şefaat edecek kimseyi bulamayacaklardır. Ancak hak ile şehadet edenler müstesnadır. Çünkü hak ile şahitlik eden kimsenin lehine şefaat edilir, fakat müşrik olan kimseye şefaat edilmez. Bu durumda: ” Müstesna” Ama, fakat” anlamındadır. Yani müşrikler şefaate nail olamazlar, fakat hak ile şahidlik eden kimseler şefaate nail olurlar. Bu durumda istisna munkatı’dır, muttasıl olması da mümkündür. Çünkü
“O’nu bırakıp çağırdıkları kimseler”in kapsamında melekler de vardır.
“Ona şefaat ettim” anlamında: ile denilir. Tıpkı “ona ölçtüm” anlamında: ile denilebileceği gibi. Şefaatin anlamı ve türediği köküyle ilgili açıklamalar daha önce el-Bakara Sûresi’nde (2/48. âyet, 3. başlık ve devamında) geçmiştir. Tekrar etmenin anlamı yoktur.
“Hak ile şehadet edenler müstesna” âyetinin meleklerin lehine o dünyada iken hak üzere idi, diye şahitlik edeceği kimseler müstesna, anlamında olduğu da söylenmiştir. Onlar o kimsenin bu halde olduğunu ya yüce Allah’ın onun hakkında böylece haber vermesi sonucu bilmiş olacaklar, yahutta o kimsenin îman üzere olduğuna bizzat şahit olacaklar. (Buna binaen bu şehadette bulunabilecekler).
2- Şehadet Bilgiye Dayanarak Yapılmalıdır:
Yüce Allah’ın:
“Bilerek, hak ile şehadet edenler müstesna” âyeti iki hususa delalet etmektedir:
1- Hak ile şehadet ancak bilgi ile birlikte olması halinde fayda verir. (Bu konuda) başkasını taklid ederek şahitlikte bulunmanın, söylenen sözün doğru olduğunu bilmemek halinde fayda sağlamaz.
2- Haklara ve daha başka diğer hususlara dair yapılacak öteki şahitliklerde de şahitlik yapanın o hususu bilen birisi olması şarttır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan rivâyet olunan: “Güneş gibi görecek olursan şahitlik yap, aksi takdirde terket” Zeylai, Nasbu’r-Râye, IV, 82. âyeti da bu anlamdadır. Bu da daha önce el-Bakara Sûresi’nde (2/282. âyet, 24. başlık ve devamında) geçmiş bulunmaktadır.