Eğer insanlar tek bir ümmet olacak olmasaydı, Rahman’ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.
Diyanet Vakfı
Şayet insanların küfürde birleşmiş bir tek ümmet olması (tehlikesi) bulunmasaydı, Rahmanı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını ve çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık.
Kurtubi Tefsiri
Eğer insanlar tek bir ümmet olmayacak olsalardı, Rahmâna kâfir olanların evlerinin tavanlarını üzerlerine çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık.
Bu âyete dair açıklamalarımızı beş başlık halinde sunacağız:
1- Dünyanın Mahiyeti ve Değeri:
İlim adamları der ki: Yüce Allah dünyanın değersizliğini, öneminin azlığını sözkonusu ederek, eğer dünya sevgisi kalblere baskın gelip, bu da insanları küfre itmeyecek olsaydı, kâfirlerin evlerini ve basamaklarını altın ve gümüşten kılacak kadar nezdinde önemsiz olduğunu anlatmaktadır.
el-Hasen dedi ki: Âyet şu anlamdadır: Eğer dünyaya meyledip ahireti terketmek sebebiyle insanların tümünün kâfir olmaları sözkonusu olmasaydı, Biz onlara dünyada belirttiğimiz şeyleri verecektik. Buna sebeb ise dünyanın yüce Allah nezdindeki önemsizliğidir. İbn Abbâs, es-Süddî ve buna benzer müfessirlerin büyük çoğunluğu bu kanaattedir.
İbn Zeyd dedi ki:
“Eğer insanlar” dünyayı istemek ve onu ahirete tercih etmek noktasında
“tek bir ümmet olmayacak olsalardı Rahmâna kâfir olanların evlerinin tavanlarını, üzerlerine çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık.”
el-Kisaî dedi ki: Âyet şu anlamdadır: Eğer kâfirler arasında zengin ve fakir bulunmasını, müslümanlar arasında da aynı şeylerin olmasını takdir etmiş olmasaydık. Biz kâfirlere, değersizliği sebebiyle -belirttiğimiz şekilde- dünyalığı verirdik.
2- “Sukuf: Tavanlar” Kelimesi ile “Buyut: Evler” Kelimesinin Okunuşuna Dair Açıklamalar:
İbn Kesîr ve Ebû Amr “sin” harfini üstün, “kaf” harfini de sakin olarak çoğul anlamında tekil lâfız halinde: “Tavan” diye okumuşlardır. Bunu da yüce Allah’ın:
“Üstlerindeki tavan başlarına yıkıldı” (en-Nahl, 16/26) âyetini nazarı itibara alarak böyle okumuşlardır.
Diğerleri, -çoğul olmak üzere- “sin” ve “kaf” harflerini ötreli okumuşlardır. “Rehin” kelimesinin çoğulunun: şeklinde gelmesi gibi. Ebû Ubeyd dedi ki: Bu iki lâfzın üçüncü şekilleri yoktur.
Bunun ‘in çoğulu olduğu da söylenmiştir. Tıpkı ” (Kum) yığın(ı)” kelimesinin çoğulunun: şeklinde,: “Ekmek'” kelimesinin çoğulunun: diye gelmesi gibi. Bu açıklamayı el-Ferrâ” yapmıştır.
Bunun: ” Tavanlar” lâfzının çoğulu olduğu da söylenmiştir. Bu durumda bu çoğulun çoğulu olur. Tekili: Tavan” şeklinde, çoğulu da gelir. ” Fels: Bozuk para” lâfzının çoğulunun diye gelmesi gibi. Daha sonra da (çoğul olduğu söylenen sukûf kelimesinin vezni olan: “fuul” veznini tekil bir isim gibi kabul ettiler ve bunun çoğulunu: vezninde (sukuf şeklinde) getirdiler.
Mücahid’den gelen rivâyete göre o “kaf” harfini sakin olarak: ” Bir tavan” diye okumuştur.
“Evlerinin” lâfzındaki “lam’ın: anlamında olduğu ve: “Evlerinin üzerinde” demek olduğu da söylenmiştir. Bunun (“Rahmân’a kâfir olanlar” anlamından) bedel olduğu da söylenmiştir. Nitekim: “Ben bunu Zeyd dolayısıyla, onun değeri sebebiyle yaptım” demeye benzer. Yüce Allah da:
“Anne ve babasına (yani) onların herbirine… altıda bir verilir.” (en-Nisa, 4/11) diye buyurduğu gibi burada da: “Rahmâna kâfir olanların evlerinin… yapardık.” Bu açıklamaya göre meal şöyle olur: “Rahmâna kâfir olanlara, onların evlerine” diye buyurmaktadır.
3- Üzerine Çıkılan Merdivenler:
Yüce Allah’ın:
“Merdivenler”‘ âyeti, basamaklar, merdivenler demektir. Bu açıklamayı İbn Abbâs yaptığı gibi, Cumhûrun kabul ettiği görüş de budur. Bunun tekili dır, bu da “merdiven” demektir. “Miraç gecesi” de buradan gelmektedir, çoğulu: ile şeklinde gelir. Nitekim “anahtar” anlamındaki kelimenin çoğulunun da ile şeklinde gelmesi gibi. Bu iki ayrı söyleyiştir.
Ebû Reca el-Utaridî ve Talha b. Mûsarrif: “Merdivenler” diye okumuşlardır. Bu lâfız, üzerinde çıkılan merdivenler anlamındadır. el-Ahfeş şöyle demektedir: Bunun tekili: ile de kabul edilebilir. Tıpkı: “Merdiven” kelimesinin şeklinde de kullanıldığı gibi.
“Üzerlerine çıkacakları” âyeti, bu merdivenler üzerinde çıkar ve yükselirler demektir. Mesela: ” Evin üzerine çıktım” denilirken, damına çıktım demektir. Çünkü bir şeyin üzerine çıkıp onun üzerine yükselen bir kimse, artık bakan kimseler tarafından rahatlıkla görülür. “Onu bildim” anlamında da kullanılır. ” Düşmanı yenik düşürdüm” demektir.
Benu Ca’deoğullarına mensub Nabiğa (el-Ca’dî) Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın huzurunda şu beyitini okumuştur:
“İzzet ve heybet ile semaya yükseldik biz,
Ayrıca bunun da üzerine çıkmak için daha bir merdiven umarız.”
Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buna öfkelenerek: “Nereye?” diye sorunca, Nabiğa: Cennete diye cevap vermiş, peygamber de: “Evet, inşaallah” diye buyurmuştur. Heysemi, Mecmau’z-Zevaid, VIII, 126
el-Hasen dedi ki: Allah’a yemin ederim, dünya ehlinin çoğunluğu (bunu keşke yapsaydı) diye arzu etmekle birlikte; o bunu yapmadı. Ya yapmış olsaydı, ne olurdu?
4- Bina Tavanının Üstü Kimin Hakkıdır?:
Bazı ilim adamları bu âyet-i kerimeyi, binanın yukarısına sahib kimsenin damda hak sahibi olmadığına delil göstermişlerdir. Çünkü yüce Allah kapılan evlere ait zikrettiği gibi, burada tavanları da evlere ait olarak söz konusu etmiştir. Malik -Allah’ın rahmeti üzerineolsuningörüşü budur.
İbnu’l-Arabî dedi ki: Buna sebeb evin, bir alan, duvar, tavan ve kapıdan ibaret oluşundan dolayıdır. Ev kime ait ise onun ana unsurlarına da sahihtir. Semaya kadar üst hakkının ona ait olduğunda da görüş ayrılığı yoktur. Altı hususunda ise farklı görüşler vardır. Kimisi ona aittir derken, kimisi de yerin altında onun herhangi bir hakkı yoktur, demiştir. Bizim mezhebimizde (maliki mezhebinde) her iki görüş de vardır. Daha öncekilerden İsrailoğullarına mensub kişi ile ilgili sahih hadis bu hususu açıklamaktadır: Bir adam birisinden bir ev satın almış, orada inşaat yaptığı sırada içinde altından bir testi bulmuş. O testiyi kendisine evi satana getirerek: Ben evi satın aldım, testiyi satın almadım deyince, satıcı da: Ben sana o evi içindekilerle birlikte sattım demiş. Herbiri ötekine vermek isterken aralarında peygamber(leri) şöyle hüküm vermiş: Onlardan birisi oğlunu diğerinin kızı ile evlendirsin ve bu mal her ikisinin olsun. Müslim, III, 1345; Buhârî, III, 1281; İbn Mace, II, «39; Müsned, II, 316; Deylemi, Firdevs, III, 275. Doğrusu ise altın da, üstün de -satış esnasında bunların dışarda tutulması hali dışında- ev sahibinin olduğudur. Eğer bu iki yerden birisini satacak olursa, ondan kendisi ile faydalanabileceği kadarını hakeder, geri kalanı ise satana aittir.
5- Yapının Alt ve Üstüne (Kat Mülkiyetine) Ait Diğer Bazı Hükümler:
Bir yapının üst ve altı ile ilgili hükümlerden birisi de şudur: Eğer bir yapının üstü ve altı iki kişiye ait bulunup da alt binada tamiri gereken bir durum olur yahutta altın sahibi binasını yıkmak isterse, Suhnun’un Eşheb’den naklettiğine göre; Eşheb şöyle demiş: Eğer alttaki yapının sahibi yapısını yıkmak ister yahutta üstteki yapının sahibi üstüne bina etmek isterse, altta bulunan kimse ancak zaruret dolayısıyla ve yıkması üstte hak sahibi olana daha uygun gelmesi halinde yıkabilir; ta ki altın yıkılmasıyla üstteki de yıkılmış olmasın. Üstte bulunan kimse de kendi hakkında daha önce olmayan -alta sahib olana zarar vermeyecek kadar basit şeyler dışında- herhangi bir bina yapamaz. Eğer üsttekinin tavanından bir kereste kırılacak olursa, onun yerine öncekinden daha ağır gelmeyecek ve altın sahibine zarar vereceğinden korkulmayacak bir kereste yerleştirebilir.
Eşheb dedi ki: Evin (giriş) kapısı altta bulunanın sahibine aittir. Eğer alt yıkılacak olursa, altın sahibi onu bina etmeğe mecbur edilir. Yukarıda olanın altı bina etme gibi bir yükümlülüğü yoktur. Şayet alttakinin sahibi, yeniden yapmayı kabul etmeyecek olursa, o vakit: Altı bina edecek bir kimseye bunu sat, denilir.
Alt birisinin yukarı bir başkasının olup altın tamire ihtiyacı bulunması hali ile ilgili olarak İbnu’l-Kasım’ın rivâyetine göre Malik şöyle demiştir: Böyle bir binanın tamiratı altta bulunan bölümün sahibine aittir. Altını düzeltip tamir edinceye kadar yukarıyı gerekli desteklerle beslemek onun vazifesidir, çünkü altta bulunanın vazifesi yukarıda bulunanı ya bir yapı üzerinde yahutta gerekli şekilde desteklemek suretiyle taşımak görevi vardır. Aynı şekilde yukardakinin üstünde de bir başka yapı bulunuyor ise, yukarda olan ikinci yapının gereken şekilde desteklerle yerinde tutulması, ortada olana sahib olanın görevidir.
Şöyle de denilmiştir: İkinci katın askıda tutulması, alttaki bina yapılıncaya kadar onun üstündekinin görevidir. en-Numan b. Beşir’in Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan şöyle dediğine dair hadisi bu hususta asli bir dayanaktır: Peygamber buyurdu ki: “Allah’ın hadleri üzerinde (onları işlememekte) dimdik duran kimsenin misali ile onların içine düşenin misali bir gemiyi (bölümlerini) paylaştırıp bir kısmına yukarısının bir kısmına da alt taraflarının isabet ettiği bir (yolcu) topluluğun haline benzer. Geminin alt tarafında bulunanlar su ihtiyaçlarını almak için üstlerinde bulunanların bulundukları yere giderler. O bakımdan (kendi aralarında) şöyle derler: Biz kendi payımızda bir delik açsak da üstümüzde bulunanlara eziyet vermesek (daha iyi olmaz mı?) Şayet (diğerleri) bunları istekleri ile birlikte başbaşa bırakacak olurlarsa hep birlikte helâk olurlar, eğer onların bu şekilde hareket etmelerini engelleyecek olurlarsa onlar da, bunlar da hep birlikte kurtulurlar.” Buhârî, II, 882; Münziri, Tergib, III, 159. 173.
İşte bu aynı zamanda Malik ve Eşheb’in lehine bir delildir. Ayrıca bu hadişte şuna da delil vardır: Altta bulunan kimsenin yukarıda bulunana zarar verecek şekilde yeni şeyler yapmak hakkı yoktur. Eğer ona zarar verecek bir şey yapacak olursa, tek başına alttakinin ıslahını (düzeltilmesini) yapmak zorundadır. Yukarıda bulunanın sahibi onu zarar vermekten alıkoymak hakkına sahihtir. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Eğer onlara engel olurlarsa, onlar da diğerleri de hep birlikte kurtulurlar.” diye buyurmuştur. Zalimden başkasının yahutta sünnette meydana getirilmesi câiz olmayan şeyleri yeniden ortaya çıkartması yasaklanmış kişilerden başkasının engellenmesi ise câiz değildir.
Ayrıca bu âyette erar-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münkerin terkedilmesi sebebiyle cezalandırılmaya hak kazanılacağına delil de vardır. Buna dair açıklamalar daha önceden el-Enfal Sûresi’nde (8/25. âyet, 1. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.
Yine bu hadiste kuranın ve kura çekmenin câiz olduğuna da delil vardır. Bu da daha önce Al-i İmrân suresinde (3/44. âyet, 3. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Bu hususların herbirisini belirtilen yerde izleyecek olursak, gereği gibi açıklanmış olduğunu göreceğiz. Hamd, Allah’a mahsustur.