"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Zengine zekât verilmez

Fakir ve yoksulların zekât paylarından zengine verilmez. Bu hususta, ilim ehli arasında bir ihtilaf yoktur. Çünkü zengin bir kimse, fakir ve yoksul kapsamına dâhil değildir. Zira Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Zekâttan zengine ve (çalışıp) kazanmakta olan güçlü bir kimseye pay yoktur.”

İlim adamları, kendisine zekâtın verilmesi yasak olan “zengin” hakkında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bu noktada İmam Ahmed’den iki de rivayet nakledilmiştir:

En açık (kuvvetli) olan görüşüne göre, zenginliğin ölçüsü; elli (gümüş) dirhemi ya da bu değerde altını bulunan yahut da sürekli şekilde yeterli bir kazancı, ticareti, akar ücreti veyahut buna benzer bir gelire sahip olmasıdır. Dolayısıyla bir yeterliliği sağlamayacağı durumda onun, ticaret mallarına, ekin ve ürünlere, davarlara veyahut akarlara sahip olması, onun zengin olduğunu ortaya koymamaktadır; hatta nisaba ulaşmış olsa dahi durum böyledir. Bu, İmam Ahmed’in açık (kuvvetli) mezhebini oluşturmaktadır. Bu, aynı zamanda Sevrî, Nehaî, İbn Mübarek ve İshak’ın da görüşüdür.

Çünkü İbn Mes‘ûd’un rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
“Kendisine yetecek malı bulunduğu hâlde dilenen kimsenin aldığı şeyler, kıyamet gününde yüzünde tırmık izi ve yara olarak gelir.”
“Ey Allah’ın Elçisi! Zenginliğin ölçüsü nedir?” diye soruldu. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Elli dirhem gümüş ya da bu değerde altın.” buyurdu.

İkinci görüşe göre ise zenginliğin ölçüsü; kişinin yeterli bir mala sahip olmasıdır. Bu durumda, bir şeye muhtaç olmaması hâlinde —bir şeye mâlik olmasa dahi— onun sadaka alması haram olur. Eğer muhtaç ise, bu durumda onun sadaka alması helâldir; hattâ malı nisaba ulaşmış olsa dahi durum böyledir. Ürünler ve buna benzer mallar ise bu noktada eşittir.

Bu, Ebû’l-Hattâb, İbn Şihâb, el-Akberî, İmam Mâlik ve İmam Şâfiî’nin görüşüdür. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ey Kabîsa! Dilenmek sadece şu üç kişiden birine helâl olur.”
Onlardan zikrettiği birisi de şudur:
“Kavminden aklı başında üç kişi ‘gerçekten de falan fakir düştü’ deyip de şehadette bulundukları kişinin, o meblağı elde edinceye kadar —ya da (şöyle dedi) onu temin edinceye kadar— dilenmesi helâldir.”

Yani mübah olan dilenmeyi, meblağı ya da geçimi temin edinceye kadar uzatmış oldu. Zira ihtiyaç, fakirliktir; zenginlik ise bunun tersidir. Buna göre her kim muhtaç düşecek olursa, o zaman nassın genel anlamına girmiş sayılır; kimin de buna ihtiyacı yoksa, o da dilenmenin haram sayıldığı naslar kapsamına girmiş olur.

Rey ashabı ise şöyle demiştir: Zekât noktasında, kendisini zekât almaktan engelleyen zenginliğin ölçüsü; tarım ya da (diğer) yiyecek ürünlerinin, ticari malların veya davarların veyahut benzeri diğer malların, hakkında zekât vermeyi farz kılacak olan nisaba ulaşmış olmasıdır. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Muaz’a şöyle buyurmuştur:
“Ardından onlara mallarında Allah’ın zekâtı farz kıldığını da bildir. Bu zekât, zenginlerinden alınır ve fakirlerine verilir.”
Buhârî ve Müslim ittifak etmiştir.

Burada zenginlere, zekât vermelerinin farz olduğunu bildirmiş olmaktadır. Bu da gösteriyor ki, zekât vermeleri farz olan kimseler, zenginlerdir. Zekât vermeleri farz olmayan kimseler ise zengin olmayan kimselerdir. Ve bu şekilde “fakir” sayıldığından dolayı, kendisine zekât dahi verilebilir. Zira Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in:
“Bu zekât, zenginlerinden alınır ve fakirlerine verilir.”
kavli bunu ifade eder. Çünkü zekâtı gerektiren şey zengin olmaktır; aslolan da ortak olmamaktır.

el-Muvaffak der ki: Hasılı, bizimle onlar arasında söz konusu olan ihtilaf, şu üç konuda ortaya çıkmış oluyor:

Bize göre zekâta mâni olan zenginlik, zekâtı icap ettiren değildir.
Buna dair delil, İbn Mes‘ûd hadîsidir ve bu hadis, diğerlerinin öne sürdüğü hadisten daha has anlamda gelmiştir. Bu nedenle de bu hadis öne alınır. Bir de onların ileri sürdüğü hadis, icap ettiren zenginlik hakkında gelmiştir. Bizim ileri sürdüğümüz hadis ise, zekâta mâni zenginlik hakkında mevzubahistir ve her iki hadis hakkında da bir çelişki bulunmamaktadır. Durum böyle olunca, her ikisini de cem etmek vacip olur. Onların “Aslolan da ortak olmamaktır.” sözlerine gelince; biz, “Zikrettiğimiz gibi, buna dair delil ortaya konmuş idi, bu durumda bu hadîsi almak vacip olur.” deriz.
Zekâtı dışında, kendisine yeterli gelecek miktarda malı, kazancı, akar ücreti ya da buna benzer bir geliri olmayan kimseler, zekâttan bir şey alamazlar.
Bunu, İmam Şâfiî ve İshak söylemiştir. Ebû Yûsuf ise: “Bu durumda ona zekât vermek çirkin olur; ancak yeterli geleceğini düşünüyorum.” demiştir. Ebû Hanîfe ve diğer ashabı ise şöyle demiştir: “Ona zekât vermek câiz olur; çünkü zengin değildir.”
Zekât verecek ölçüye ulaşan nisaba sahip olduğu hâlde, sadece (tarım vb.) ürünler dışında yeterli bir mala sahip olmayan kimseler de zekâttan bir pay alabilirler.
Bu, İmam Şâfiî’nin görüşüdür. Çünkü o, kendisini ne zengin kılacak bir mala ne de yeterli miktarda bir kazanca sahiptir. Bu nedenle zekâttan alması câizdir. Bunun durumu, farz olarak zekât vermeye ulaşmadığı mala sahip olması gibidir. Bir de fakirlik konusu, ihtiyaç sahibi olma hâlinden ibarettir ve bu durumda o (malı kendisine yeterli gelmediğinden dolayı) muhtaç durumdadır. Onun için zengin değil, fakir sayılır. Şayet mâlik olduğu mal, hakkında zekât gerekmeyen bir mal olursa, o zaman fakir olmuş olacaktır ve bu durumda iki mal arasında, ihtiyaç sahibi olması arasında bir fark olmayacaktır.
Rey ashabı ise şöyle der: Zekâttaki nisaba ulaşması hâlinde, onun zekâttan alması söz konusu olamaz; çünkü onun zekât vermesi farzdır. Ama diğerinin (nisaba ulaşmayanın) vermesi ise farz değildir.

el-Muvaffak (İbn Kudâme) ise şöyle demiştir: Öncesinde açıkladığımız gibi, “zenginliğin” kullanımı farklı farklıdır ve bu yüzden de zekât, zengin olana gerekli olurken; diğer taraftan da (zengin olmasına rağmen ihtiyaç sebebiyle) zekâttan mâni kimselerden de olabilmektedir. Dolayısıyla birisinin varlığı, diğerinin varlığını ortaya koymadığı gibi, birisinin olmaması da yine öbürünün olmamasını gerektirmemektedir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/beni-hasimin-azatli-kolelerine-zekat-verilmez/,https://kutsalayet.de/urunlerden-verilen-zekatin-sarf-edilecegi-yerler/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız