Söz konusu zekât ürünleri sadece Yüce Allah’ın şu âyet-i kerîmesinde bildirdiği kimselere verilebilir:
“Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak; yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslâm’a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan) kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pek iyi bilendir, hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi: 60)
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den ise şöyle nakledilmiştir:
“Yüce Allah, zekât (taksimi) hakkında ne bir peygamberin ne de başkasının hükmüne râzı olmadı ki, onunla ilgili hükmü bizzat kendisi verdi, onu sekiz sınıfa taksim etti…”
Bu sekiz sınıfa dair hükümlerin hepsi bakîdir; delili ise Kitap ve Sünnet’tir. Çünkü Yüce Allah, haklarında zekâtın verilmesi gereken sınıfları isimlendirirken “müellefe-i kulûb”u da zikretmiş; Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de birçok meşhur hadîsinde onlara birçok defa zekât verdiği geçmektedir. Öyle ki Allah Resûlü vefat edene kadar da bu uygulama üzere devam ettiğinden dolayı, Allah’ın kitabının ve Peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünnetinin —nesh hariç— terk edilmesi câiz değildir.
İmam Mâlik, İmam Şâfiî ve Rey ashabı ise: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in vefatından sonra artık müellefe-i kulûba (gönülleri İslâm’a ısındırılacak olanlara) ait olan zekât payı kesintiye uğramıştır; çünkü Allah Teâlâ İslâm dinini yükseltmiş ve artık insanların gönüllerini ısındırmaya gerek kalmamıştır. Bu durumda, kalbini ısındırmak için bir müşriğe zekâttan pay verilmez, demişlerdir. Onlar bu hususta Hz. Ömer (radıyallahu anh)’tan nakledilen rivayeti gerekçe göstermişlerdir.
Söz konusu olan neshin, ihtimallerle mümkün olamayacağı şeklinde cevap verilmiştir. Bir de nesh, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatta iken söz konusu olur. Zira ne Kur’ân-ı Kerîm’de ne de Sünnet’te bu neshe dair bir ifade vardır. Öyleyse mücerret görüş ve hükümlerle, sahâbe sözüyle yahut da başkasıyla Kitap ve Sünnet nasıl terk edilebilir? Halbuki onlar, kıyasın kendisiyle terk edildiği “sahâbenin görüşünü” hüccet dahi kabul etmedikleri hâlde, burada nasıl olur da Kitap ve Sünnet’i terk edebilmişlerdir?
Onların zikrettikleri mânâ ile Kitap ve Sünnet arasında bir ihtilaf yoksa, o zaman onları bundan müstağnî görmeleri, onlara dair hükmü kaldırmayı gerektirmez. Zira onlara (müellefe-i kulûba) sadece zengin olmaları hâlinde zekât verilmez. Muhtaç oldukları zaman ise kendilerine zekâttan verilir. Aynı şekilde kendilerine zekât verilen diğer sınıflar da öyle… Onlardan kimisi bir vakit bulunmayacak olursa yalnız o vakit içerisinde, o durumu özel olarak düşer. Bu sınıflardan birisi bulunduğu zaman da o hüküm tekrar geri döner.