Zekâtı çıkaran kişinin, söz konusu olan sekiz sınıftan sadece bir tanesine bunu ayırması câiz olduğu gibi, bunu yalnız bir kişiye vermesi de câizdir. Bu görüşe, Sevrî, Ebû Ubeyd ve Rey ashabı sahip olmuştur. Çünkü Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ardından onlara mallarında Allah’ın zekâtı farz kıldığını da bildir. Bu zekât, zenginlerinden alınır ve fakirlerine verilir.”
Haber verdiğine göre, zekâtın cümleten fakirlere verilmesi emredilmiştir; oysaki onlar tek bir sınıfı oluşturmaktadır ve hadiste de diğer sınıflardan kimseyi zikretmemiştir. Sonra da bunun ardından bir mal getirilir ve onu da ikinci sınıf olan müellefe-i kulûba (kalpleri İslâm’a ısındırılanlara) verir, sonra da mal getirilir ve onu da diğer sınıfa verir…
Kabîsa der ki:
“Bir anlaşmazlıkta ortalığı yatıştırmak üzere kefil olmuştum da Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e geldim. Bana: ‘Kabîsa, bekle de bize zekât gelsin, onun sana verilmesini emredelim.’ buyurdu.”
Şayet zekâtı bütün sınıfların hepsine vermek farz olsaydı, bu durumda bir sınıfa vermesi câiz olmazdı. Dolayısıyla, zekât memuru zekâtı aldığı vakit onun hepsini sekiz sınıfın hepsine dağıtması vacip değildir. Öyleyse mal sahibi, zekâtı ayırdığı vakit —bir sınıftan başkasını bulamaması gibi— zekâtı bu sınıfların hepsine vermesi farz sayılmaz.
İmam Mâlik ise: Bu sekiz sınıftan en ihtiyaç sahibi olanı araştırır ve onlardan en muhtaç olanına zekâtı verir, sonra da onun peşine gelene verir ve bu şekilde devam eder gider, der.
İmam Şâfiî ise şöyle demiştir: Kişi, malının zekâtını, payları eşit seviyede taksim ederek altı sınıftan mevcut olanlara taksim ederek vermesi gerekmektedir. Sonra o sınıflardan üç ya da daha fazla sınıf bulunacak olursa, bu durumda her birisinin hissesi, üçünden azına sarf edilip verilemez. Şayet yalnız bir sınıf bulunacak olursa, o zaman yalnız o sınıfa hissesini verir. Nitekim el-Esrem, İmam Ahmed’den bu şekilde rivayette bulunmuştur. Çünkü Yüce Allah, zekâtı onların hepsi hakkında zikretmiş ve hepsini de o zekâta ortak etmiştir. Bu durumda —ganîmetin beşte bir verilmesi konusu gibi— bu zekâtı, söz konusu sınıflardan sadece bir kısmı için ayırıp vermek câiz olmaz.
Bu âyet-i kerîmenin, sadece sekiz sınıfa zekât verilmesinin câiz olan sınıflar olduğunu beyan etmek amacıyla geldiği şeklinde cevap verilmiştir.
Durum böyle olduğuna göre, zekâtta müstehap olan; onu (sekiz) sınıfın hepsine dağıtmak ya da onlardan ulaşılması mümkün olanlara vermektir. Çünkü bu şekilde söz konusu olan ihtilaftan çıkılmış ve paylaştırma da kesin olarak hâsıl olmuş olur. Evlâ olan da budur.