Tüm bu sınıflardan her birisi için —ihtiyacını ortadan kaldırma amacıyla— fazladan vermeksizin zekât taksim edilip verilir. Borçlu ile anlaşmalı köleden her birisi için —çok da olsa— borcunu ödeyebilecek ölçüde verilir. Yolda kalmışa ise memleketine gidebilecek kadar verilir. Gaziye ise gazvesinde kendisine yetecek kadar verilir ve zekât memuruna ise ücretini karşılayacak miktarda (zekâttan) verilir.
Dört sınıf vardır ki, onlar ise karar kılarak zekâtı alırlar ve verdikten sonra da onların durumları gözlenmez. Bunlar fakirler, yoksullar, zekât memurları ve müellefe-i kulûbdur. Dolayısıyla onlar, zekâtı ne zaman alacak olurlarsa ona tam, devamlı, istikrarlı şekilde mâlik olmuş sayılırlar ve hiçbir durumda onlardan zekâtı geri almak gerekli değildir.
Dört sınıf daha vardır ki, onlar da: Borçlular, köleler, Allah yolunda olanlar ve yolda kalmışlardır. Bunlar da (zekât memurunun) gözetimine göre zekât alırlar. Şayet almaya hak sahibi olurlarsa bu cihetten zekâttan alırlar, aksi hâlde (hak sahibi değillerse) zekât geri alınır. Bunlarla öncesinde geçen (diğer) sınıflar arasındaki farka gelince; bir defa bunlar, bir mânâya göre almış olmakla, zekât için hâsıl olmuş olmuyorlar; ancak ilk sınıflar ise zekâttan almakla söz konusu maksada hâsıl olmuş oluyorlar. Bu da fakirlerin, yoksulların, müellefe-i kulûbun zenginliği ile zekât memurlarının aldığı ücretin edâsıdır.