Bu kimselerden birisi cana kıyar ve malını da alırsa, kendisi hem öldürülür hem de asılır. Öldürmüş olur, malı almış olmasa sadece öldürülür ama asılmaz. Mal almış olur ama öldürmüş olmazsa, sağ eli ve sol ayağı kesilir. Bunu, Leys, İmam Şafii ve İshak söylemiştir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’e göre buradaki hükümle kasdedilen eğer muhayyerlik olursa, o zaman –yemin kefaretinde olduğu gibi– en hafif olanı ile başlanır. Ama kasdedilen tertip (sıraya göre) olursa, o vakit –zıhar kefaretinde ve öldürmede olduğu gibi– en ağır olandan başlanır.
İmam Ahmed’den nakledildiğine göre, yol kesici öldürmüş ve malı da almış olursa, hem öldürülür hem de eli-ayağı (çaprazlama) kesilir. Zira her cezanın haddi, başlı başına, ayrı ayrı olarak uygulanması gerekir. Bu cinayetler, bir arada icra edilmiş olursa had beraber tatbik edilir. Hem zina hem de hırsızlık yapması gibi değerlendirilir. Bir topluluk ise bu durumda devlet başkanının öldürme, asma, (çaprazlama) kesme ve sürgüne gönderme cezaları arasında tercih yapacağı görüşüne sahip olunmuştur. Nitekim ayette geçen “ev (ya da)” edatı, muhayyerlik (tercih) bildirmektedir.
Rey ashabı ise öldürmesi halinde öldürüleceğini, malı alması halinde ise el ve ayağın kesileceğini, öldürmüş ve malı da almış olması durumunda ise bunun devlet başkanının öldürme ve asma, öldürme ve (çaprazlama) kesme veyahut hepsini aynı anda tatbik etme arasında muhayyer bırakılacağını ifade etmişlerdir. Çünkü ortada öldürmeyi ve kesmeyi gerektirecek cinayetler işlenmiş olduğundan, bu sebeple devlet başkanı bunları icra edebilir. Nitekim bu, yol kesme dışında adam öldürmesi ve el-ayak kesmesine benzemektedir.
İmam Malik der ki: Bir kimse, yol kesecek olur ve devlet başkanı da sopa uygulanmasını uygun bulursa onu öldürür. Bu cezayı uygun bulmazsa el-ayağını (çaprazlama) keser. Söz konusu olan bu ameline itibar etmez. Cezaların işlenen amellere göre farklılık oluşturacağı yönünde cevap verilmiştir. Bu nedenle zina edenin, hırsızlık edenin ve iftira edenin hükmü farklı farklıdır. Burada ise cinayetleri farklı da olsa aralarında bir tesviyeye gidilmiştir. Bu da İmam Malik’in kavlini reddetmektedir. Zira burada cinayetler dışında sopa cezasına ve reye itibar edilmiştir.
el-Muvaffak şöyle der: Ebu Hanife’nin görüşüne gelirsek, doğru değildir. Çünkü Yüce Allah’ın bir hakkı olarak şayet öldürme cezası gereklilik arz etmiş olursa, o vakit devlet başkanı dahi bunun uygulanıp uygulanmaması noktasında muhayyer olamaz. Tıpkı hırsızın elinin kesilmesi ve malı tek başına çalmış olması örneğinde olduğu gibi. Şüphesiz Allah’ın hadlerinde öldürme cezası varsa, öldürme dışında kalan cezalar sakıt olur, tıpkı muhsan olduğu halde hırsızlık edip zina eden kimse gibi.