"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Yezid b. Muaviye’nin Hilafeti

Bu yıl (60/680) içinde, bazı rivayetlere göre babasının ölümünden sonra 15 Receb’de (22 Nisan 680), başka rivayetlere göre ise ayın 20’sinde (27 Nisan 680) Yezid b. Muaviye’ye biat edildi; bunu daha önce babası Muaviye’nin ölümünü anlatırken zikretmiştik. Yezid, Ubeydullah b. Ziyad’ı Basra valisi, Nu‘man b. Beşir’i de Kufe valisi olarak yerlerinde bıraktı.

Hişam b. Muhammed el-Kelbi’den, o da Ebu Mihnef’ten rivayet ettiğine göre:

Yezid, 60 yılının Receb ayının başında (8 Nisan 680) başa geçti. Medine valisi Velid b. Utbe b. Ebu Süfyan, Kufe valisi Nu‘man b. Beşir el-Ensari, Basra valisi Ubeydullah b. Ziyad, Mekke valisi ise Amr b. Said b. el-Âs idi. Yezid’in iktidara geçince ilk işi, Muaviye’nin Yezid için alınmasını istediği biata yanaşmayan kimselerden biat almaktı. Muaviye, halkı çağırıp Yezid’in kendisinden sonra veliaht olacağına dair ona biat ettirmişti. Yezid de onların bu tavrına son vermek istiyordu. Bunun üzerine Velid’e şöyle yazdı:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Müminlerin emiri Yezid’den Utbe oğlu Velid’e… Muaviye, Allah’ın kullarından bir kuldu; Allah ona nimet verdi, onu yönetici yaptı, güç ve imkân verdi. Belirlenmiş bir süre yaşadı ve tayin edilmiş bir vakitte öldü. Allah ona rahmet etsin; övülmüş biri olarak yaşadı, takvalı ve Allah’tan korkan biri olarak öldü. Sana selam olsun.”

Ardından, fare kulağı kadar küçük başka bir kâğıda da şöyle yazdı:

“Hüseyin’i, Abdullah b. Ömer’i ve Abdullah b. Zübeyr’i biat ettirinceye kadar yakala. Biat etmeden önce hiçbir şey yapmaya fırsat bulamayacakları şekilde sert davran. Sana selam olsun.”

Muaviye’nin ölüm haberi Velid’e ulaşınca bu onu sarstı ve çok kaygılandırdı. Hemen Mervan b. Hakem’e haber gönderip onu yanına çağırdı. Daha önce Velid Medine’ye geldiğinde Mervan ona ancak isteksizce gidip geliyordu. Velid onun bu tavrını fark edince meclisinde bulunanların önünde ona ağır sözler söylemişti. Mervan bunu öğrenince ondan uzak durmuş, onunla bütün ilişkisini kesmişti.

Muaviye’nin ölüm haberi Velid’e ulaşıncaya kadar Mervan böylece ondan uzak kalmıştı. Muaviye’nin ölümü ve bu topluluktan biat alma emri Velid’e ağır gelince bu işte Mervan’dan yardım istemek üzere onu çağırdı. Velid, Yezid’in mektubunu Mervan’a okuyunca, Mervan:

“Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz. Allah ona rahmet etsin.” dedi.

Sonra Velid, bu iş hakkında Mervan’ın görüşünü sorup:

“Ne yapmamızı uygun görüyorsun?” dedi.

Mervan şu cevabı verdi:

“Benim görüşüm, hemen bu topluluğa adam gönderip onları biate ve itaate çağırmandır. Eğer bunu yaparlarsa onlardan kabul eder ve onları bırakırsın. Eğer reddederlerse, Muaviye’nin ölümünü öğrenmeden önce onları yakalar ve öldürtürsün. Çünkü bunu öğrenirlerse her biri ayrı bir tarafa yönelir, muhalefet ve ayrılık ilan eder, insanları kendine çağırır. Bu işin açık seçik kalmayacağından korkuyorum. Ama İbn Ömer’e gelince, onun savaşmayı düşüneceğini sanmam. Çünkü bu iş kendisine kendiliğinden verilmedikçe insanların başına geçmeyi kabul edecek biri değildir.”

Bunun üzerine Velid, Abdullah b. Amr b. Osman’ı —o sırada daha genç bir çocuktu— Hüseyin b. Ali ile Abdullah b. Zübeyr’e gönderdi. Abdullah b. Amr b. Osman onları mescitte otururlarken buldu. Onlara, Velid’in halk için meclis kurmadığı bir vakitte gelmişti; onlar da böyle bir vakitte ona gitmezlerdi. Şöyle dedi:

“İkiniz de valinin çağrısına uyun.”

Onlar ise:

“Sen git, biz de geleceğiz.” dediler.

Bunun üzerine biri ötekine yaklaştı. Abdullah b. Zübeyr, Hüseyin’e:

“Sence bizi, halk için meclis kurmadığı böyle bir vakitte neden çağırdı?” dedi.

Hüseyin şöyle cevap verdi:

“Ben de düşündüm. Bana göre onların zorbası ölmüştür ve bu haber halk arasında yayılmadan önce bizden biat almak için bizi çağırmıştır. Bunun dışında bir şey olduğunu sanmıyorum.”

İbn Zübeyr:

“Peki sen ne yapmayı düşünüyorsun?” diye sordu.

Hüseyin:

“Derhal hizmetkârlarımı toplayıp ona gideceğim. Kapıya vardığımda onları orada bekleteceğim, kendim de içeri girip onunla görüşeceğim.” dedi.

İbn Zübeyr:

“İçeri girersen senin için korkuyorum.” dedi.

Hüseyin de:

“Ona, ancak kendimi koruyabilecek durumda olursam giderim.” diye cevap verdi.

Hüseyin kalktı, mevalisini ve ailesinden olanları etrafına topladı. Sonra yürüyüp Velid’in evinin kapısına geldi. Yanındakilere:

“Ben içeri giriyorum. Eğer sizi çağırırsam veya onun sesinin yükseldiğini duyarsanız hepiniz birden yanıma gelin. Yoksa ben çıkıncaya kadar ayrılmayın.” dedi.

İçeri girip valilik makamındaki Velid’e selam verdi. Mervan da onun yanında oturuyordu. Hüseyin, Muaviye’nin ölümünden kuşkulanmıyormuş gibi:

“Akrabalık bağlarını sürdürmek koparmaktan daha hayırlıdır. Allah ikinizin arasını düzeltsin.” dedi.

Onlar cevap vermediler. Hüseyin ilerleyip oturdu. Bunun üzerine Velid ona mektubu okudu, Muaviye’nin ölüm haberini verdi ve kendisinden biat istedi. Hüseyin şöyle dedi:

“Biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz. Allah Muaviye’ye rahmet etsin ve senin ecrini arttırsın. Benden istediğin biate gelince, benim gibi biri gizlice biat etmez. Senin de insanların önünde açıkça verilen biatten daha azına razı olacağını sanmıyorum.”

Velid buna razı oldu. Hüseyin de:

“İnsanların önüne çıkıp onları biate çağırdığında bizi de onlarla birlikte çağırırsın; o zaman tek bir iş olur.” dedi.

Kolay yolu tercih eden Velid ona:

“Öyleyse Allah’ın adıyla git ve halkla birlikte bize gel.” dedi.

Bunun üzerine Mervan araya girip yeminle şöyle dedi:

“Allah’a yemin olsun ki, eğer şu anda senden biat etmeden çıkıp giderse, sen onun üzerinde bir daha böyle bir fırsat bulamazsın; ancak aranızda çok kan döküldükten sonra olabilir. Adamı tut; ya biat etsin ya da boynunu vuruncaya kadar onu bırakma.”

Bunun üzerine Hüseyin yerinden sıçrayıp:

“Ey mavi gözlü kadının oğlu! Beni sen mi öldüreceksin, o mu? Allah’a yemin olsun ki yalan söylüyorsun ve günahkârsın.” dedi.

Sonra dışarı çıktı, adamlarının yanından geçti; onlar da peşine takılıp evine kadar gittiler.

Mervan, Velid’e:

“Bana karşı geldin. Hayır, Allah’a yemin olsun ki, artık onun üzerinde bir daha böyle bir imkân bulamazsın.” dedi.

Velid ise şöyle cevap verdi:

“Ey Mervan, beni sen değil başkası kınasın. Sen benim için dinimin helâkini gerektiren bir şeyi seçtin. Allah’a yemin olsun ki, Hüseyin’i öldürmüş olmak karşılığında güneşin doğup battığı her yerin dünya malı ve saltanatı benim olsun istemem. Sübhanallah! Hüseyin sadece ‘Ben biat etmeyeceğim’ dedi diye onu mu öldüreyim? Allah’a yemin olsun ki, kıyamet günü Hüseyin’in kanından sorumlu tutulan bir adamın Allah katında terazisi hafif gelir diye düşünüyorum.”

Mervan:

“Eğer görüşün buysa, doğru davranmışsın.” dedi. Bunu söylerken onun görüşünü övmüyordu.

İbn Zübeyr ise “Geleceğim” demiş, sonra kendi evine dönüp gizlenmişti. Velid ona adam gönderdi; onun kendini korumak için yandaşlarını topladığını öğrendi. Birbiri ardınca çok sayıda haberci ve adam göndererek onu sıkıştırdı. Hüseyin ise elçilere:

“Bunu bırakın da siz de düşünün, biz de düşünelim; siz de değerlendirin, biz de değerlendirelim.” diye cevap veriyordu.

İbn Zübeyr ise onlara:

“Acele etmeyin; size geliyorum. Bana süre tanıyın.” diyordu.

Bütün o gün ve gecenin ilk kısmında ikisini de sıkıştırdılar; fakat Hüseyin’e karşı daha yumuşak davrandılar. Velid, mevalisinden adamları İbn Zübeyr’e gönderdi; bunlar ona ağır sözler söyleyip:

“Ey Kahiliyye kadınının oğlu! Allah’a yemin olsun, valiye gelmelisin; yoksa seni öldürür.” diye bağırıyorlardı.

O gün boyunca ve gecenin ilk kısmında İbn Zübeyr bulunduğu yerde kalıp onlara:

“Şimdi geliyorum.” diye cevap veriyordu.

Onlar iyice sıkıştırınca:

“Allah’a yemin olsun ki, bu kadar çok çağrılmam ve peş peşe elçi gönderilmesi beni kuşkulandırıyor. Bana, valinin görüşünü ve emrini getirecek birini gönderinceye kadar acele etmeyin.” dedi.

Bunun üzerine kardeşi Cafer b. Zübeyr’i Velid’e gönderdi. Cafer ona şöyle dedi:

“Allah sana merhamet etsin, Abdullah’ı rahat bırak. Onu korkuttun, ürküttün; bu kadar çok elçi göndererek onu dehşete düşürdün. İnşallah yarın sana gelecektir. Elçilerine bize dokunmamalarını emret.”

Velid de adamlarına haber gönderdi, onlar da ayrıldılar.

Gece karanlığında İbn Zübeyr çıktı. Yalnız kendisi ve kardeşi Cafer ile birlikte el-Fur‘ yoluna saptı. Takip edilmekten korktuğu için ana yoldan uzak durup Mekke’ye yöneldi.

Sabah olunca Velid ona adam gönderdi; onun ayrıldığını öğrendi. Mervan:

“Allah’a yemin olsun, eğer Mekke yolunu tutmuşsa…” dedi ve ardından, “Onun peşine adam gönder.” diye ekledi.

Velid, Ümeyye’nin mevalisinden bir süvariyi seksen süvari ile birlikte peşlerine gönderdi. Onları takip ettiler fakat yetişemediler, geri döndüler. O gün akşama kadar Velid, İbn Zübeyr’in peşine düşmekle meşgul olduğu için Hüseyin’le ilgilenemedi. Sonra akşam vakti Hüseyin’e adam gönderdi. Hüseyin:

“Sabah gelin; o zaman siz düşünürsünüz, biz de düşünürüz.” diye cevap verdi.

O gece onu rahat bıraktılar, sıkıştırmadılar. Hüseyin de geceleyin ayrıldı. Bu, 60 yılının Receb ayından iki gün kalmışken, pazar gecesiydi (4 Mayıs 680).

İbn Zübeyr, Hüseyin’den bir gece önce çıkmıştı; cumartesi gecesi yola koyulmuş ve el-Fur‘ yolunu tutmuştu. İbn Zübeyr, kardeşi Cafer’le yolculuk ederken Cafer şu mısraları okudu:

“Bir anneden doğan oğullar, bir gece anlayacaklar
ki onların çocuklarından yalnız biri kalmıştır.”

Bunun üzerine Abdullah:

“Sübhanallah! Kardeşim, az önce duyduğum sözle neyi kastettin?” dedi.

Cafer:

“Allah’a yemin olsun, kardeşim, senin hoşlanmayacağın bir şeyi kastetmedim.” diye cevap verdi.

Abdullah ise:

“Allah’a yemin olsun, bu sözün senin tarafından kasıtsız söylenmiş olması, benim için daha da nahoştur.” dedi.

Ravi der ki: Sanki bu şiirden uğursuzluk çıkarıyordu.

Hüseyin ise oğulları, kardeşleri ve kardeşinin oğullarıyla birlikte çıktı. Bunlar, Muhammed b. Hanefiyye dışında ailesinin çoğunu oluşturuyordu. Muhammed b. Hanefiyye ona şöyle demişti:

“Kardeşim, sen insanların en sevimlisi ve benim için en değerlisisin. Sakladığım nasihati senden daha çok hak edene veremem. Yezid b. Muaviye’den, yandaşlarınla birlikte uzak dur; gücün yettikçe eyaletlerden de sakın. Sonra elçilerini insanlara gönder ve onları kendine çağır. Eğer sana biat ederlerse bunun için Allah’a hamd ederim. Eğer insanlar senden başkası üzerinde birleşirse, bu yüzden Allah ne dinini ne de aklını eksiltir; yiğitliğini ve üstünlüğünü de senden almaz. Ama korkarım ki bu eyaletlerden birine girersin, bir topluluğun yanına inersin; sonra onlar kendi aralarında bölünürler: bir grup seninle olur, bir grup sana karşı çıkar. Savaşırlar ve sen onların ilk mızrağına hedef olursun. Böylece bütün bu ümmet içinde şahsı, babası ve annesi bakımından en hayırlı olanın kanı en çok boşa akıtılmış, ailesi de en çok zillete uğramış olur.”

Bunun üzerine Hüseyin ona nereye gitmesi gerektiğini sordu. O da şöyle dedi:

“Mekke’de kal. Eğer orası sana güvenli olursa maksada yeter. Eğer sana uygun düşmezse, çöllere ve dağ başlarına çekil; insanların işlerinin nereye varacağını görünceye kadar yer değiştirip dur. Sonra onların görüşünü anlarsın. İşlere doğrudan bakabildiğin sürece hüküm verirken daha isabetli, davranırken daha sağlam olursun. İşler, onlara sırtını çevirdiğinde olduğundan daha kapalı hâle asla gelmez.”

Hüseyin de:

“Kardeşim, öğüdün güzel ve ilgin açık. Umarım görüşün isabetli ve yerindedir.” dedi.

Ebu Mihnef’ten, o da Abdülmelik b. Nevfel b. Musahik’ten, o da Ebu Said el-Makburi’den rivayet edildiğine göre:

Ben Hüseyin’in Medine mescidine girdiğini gördüm. Yürürken iki adama dayanıyordu; bazen birine, bazen ötekine yaslanıyordu. Şu mısraları okuyordu:

“Sabah seherinde baskına giderken develer korkaklık etmesin;
ve bana Yezid denmesin,
eğer ölüm gözetleyip dururken
onur uğruna alçalmayı kabul edersem.”

Ben de kendi kendime:

“Allah’a yemin olsun, bu iki beyti ancak yapmayı düşündüğü bir şey yüzünden okuyor.” dedim.

Daha iki gün geçmeden, onun Mekke’ye gittiği haberi bana ulaştı.

Sonra Velid, Abdullah b. Ömer’i çağırdı ve ondan Yezid için biat istedi. O da:

“Halk biat edince ben de ederim.” dedi.

Bir adam ona şöyle dedi:

“Biat etmene ne engel oluyor? Sen ancak insanların birbiriyle çekişmesini, savaşmasını ve birbirini yok etmesini istiyorsun. Sonra bu onları yorunca, ‘Başınıza Abdullah b. Ömer’i geçirin; başka kimse kalmadı’ diyecekler. Sonra da ona biat edecekler.”

Abdullah ise şu cevabı verdi:

“Ben ne onların birbirleriyle savaşmasını ne de çekişip birbirlerini yok etmelerini istiyorum. Fakat halk biat eder, benden başka kimse kalmazsa, ben de biat ederim.”

Bunun üzerine onu bıraktılar; çünkü ondan korkmuyorlardı.

İbn Zübeyr yola çıkıp Mekke’ye geldi. O sırada Mekke valisi Amr b. Said idi. İçeri girince:

“Ben sığınma istiyorum.” dedi.

Fakat onların namazına katılmıyor, Arafat’tan dönüşte de onlarla bulunmuyordu. Kendi yandaşlarıyla ayrı duruyor, onlarla baş başa namaz kılıyor ve tören yapıyordu.

Hüseyin Mekke’ye doğru yola çıkarken şu ayeti okuyordu:

“Bunun üzerine korkarak, etrafı gözetleyerek oradan çıktı ve dedi ki: ‘Rabbim, beni zalimler topluluğundan kurtar.’”

Mekke’ye girerken de şu ayeti okudu:

“Medyen’e yönelince dedi ki: ‘Umarım Rabbim beni doğru yola iletir.’”

Bu yılın Ramazan ayında (60/Haziran 680), Yezid, Velid b. Utbe’yi Medine valiliğinden azletti. Yerine Amr b. Said el-Eşdak’ı tayin etti. Amr b. Said b. el-Âs Ramazan ayında Medine’ye geldi.

El-Vakidi, Muaviye’nin ölümü haberi ve Yezid için biat talebi Velid’e ulaştığında İbn Ömer’in Medine’de bulunmadığını söyler. İbn Zübeyr ile Hüseyin, Yezid’e biat etmeleri için çağrıldıklarında bunu reddetmişler ve aynı gece Mekke’ye gitmişlerdi. Yolda Mekke’den gelmekte olan İbn Abbas ve İbn Ömer’le karşılaştılar. Bu ikisi onlara Medine’de durumun nasıl olduğunu sordular. Onlar da:

“Muaviye öldü; şimdi Yezid için biat isteniyor.” diye cevap verdiler.

İbn Ömer onlara Allah’tan korkmalarını, Müslümanların birliğini bozmamalarını öğütledi; ardından Medine’ye gitti ve birkaç gün orada kaldı. Eyaletlerden biat haberi gelince Velid b. Utbe’nin yanına gidip ona biat etti. İbn Abbas da ona biat etti.

Bu yıl içinde Amr b. Said, kardeşi Abdullah b. Zübeyr’e karşı savaşması için Amr b. Zübeyr’i gönderdi.

https://kutsalayet.de/muaviyenin-bazi-isleri-ve-davranislari/,https://kutsalayet.de/amr-b-ez-zubeyrin-saldirisi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız