Kişi, vaktin girip girmediği hususunda şüphe edecek olursa, vaktin girdiğini kesin olarak bilmedikçe ya da ameli veya kıraati mikan (ölçü) kadar zann-ı galip (baskın kanaat) elde etmedikçe o namazı kılamaz. Bu durumda —vaktin çıkmasından korkulmadığı sürece— zann-ı galip oluşana kadar o namazı ihtiyaten ertelemesi müstehap sayılır.
Şayet vakti bilen bilgili bir kimseden aldığı güvenilir bir habere göre o namazı kılmayacak olursa, bu habere göre amel eder. Ancak aldığı haber bir rey ve içtihada dayanıyorsa, o zaman onu taklit etmez ve zann-ı galip oluşana kadar bizzat kendisi içtihadda bulunur. Çünkü kişinin kendi başına içtihad etmesiyle namaz kılması mümkündür. Namaz da kıble tayini gibi başkasının içtihadı ya da araştırmasıyla değil, kişinin kendi araştırmasıyla kılınmalıdır.
Kişi namaz kılacak olur ve ardından o namazın vakte denk geldiğini veya vaktin girmesinden sonra kılındığını anlarsa, bu namaz geçerli olur. Ancak vakitten önce kıldığı ortaya çıkarsa, bu namaz yeterli gelmez. Şüpheyle birlikte delilsiz (araştırma yapmadan) bir şekilde namaz kılarsa, isabet etmiş olsa da olmasa da bu namaz geçerli sayılmaz. Bu durum, kıble tayininde araştırma yapmadan kıbleye yönelip namaz kılmaya benzer.
Güvenilir bir kimsenin ezanı işittiğine dair vaktin girmiş olduğu haberi gelirse, ona uyması gerekir. Çünkü o güvenilir bir kimsedir ve ezan da vaktin girdiğini haber veren meşru bir bildirimdir. Şayet müezzinin okuduğu ezana uymak caiz olmasaydı, ezanın bizzat kendisiyle meşruiyet kazanması anlamını yitirmiş olurdu. Ayrıca insanlar da müezzinin ezanına —itiraz etmeksizin— vakit içinde araştırma yapmaksızın uymaya devam ettiklerinden, bu durum bir icma (ittifak) hâlini almış olurdu.