Cevaz ve mazeret vaktine dair bilgiler geçmişti. Fazilet vaktine gelince, bu da namazları ilk vaktinde kılmaktır. Sadece yatsının son dilimi ile sıcağın şiddetli olduğu zamanlarda kılınan öğle namazı, bunun dışındadır. Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de bu namazlarda böyle yapardı.
el-Muvaffak der ki: Öğle namazının sıcak ve bulutlu (yağmurlu) günler dışında, ilk vaktinde kılmanın müstehap olduğu noktasında bir ihtilaf bilmiyoruz. Ama sıcağın şiddetli olduğu zamanlarda her halükarda bu namazı serin vakitte eda etmek müstehaptır. İmam Ahmed’in sözünün zahirinden anlaşılan da budur. Bu, İshak ve Rey ashabının da görüşüdür. Çünkü bu noktada Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Sıcak şiddetlendiği vakitte namazı serinliğe bırakınız. Çünkü sıcağın şiddeti cehennemin kaynamasındandır.” Buhârî ve Müslim ittifak etmiştir.
Şöyle denilmiştir: Serinliğe bırakmak için üç şartın bulunması gerekir. Bunlar: sıcağın şiddetli olması, namazın sıcak ülkelerde kılınıyor olması ve o yerin cemaatle kılınan mescitler statüsünde olması. Şayet bunlar olmaz ise bu durumda erken kılmak (ilk vaktinde eda etmek) daha faziletlidir. Bu, Şafiî mezhebinin görüşüdür. Zira namazı ertelemenin müstehap olması sadece sıcağın kırılması, duvar sınırlarının genişletilmesi ve cemaatlere çokça yürünmesi sebebiyledir.
Hadisin zahiri alınacak olursa, birinci görüş daha evladır. Cuma namazına gelince; serinliğe bırakmaksızın, zevalden sonraki vaktin herhangi bir yerinde erken kılmak sünnettir.
Yatsı namazına gelince, zorluk olmadığı sürece vaktin sonuna değin ertelemek müstehaptır. Çünkü bu minvalde gelen Ebu Berze hadisinde şöyle der: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), sizin ‘Atemeh’ diye söylediğiniz yatsıyı ertelemeyi müstehap saymıştır.” Ebu Hureyre hadisinde ise o şöyle demiştir: “Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: Ümmetime zorluk vermiş olmasaydım, onlara yatsıyı gecenin üçte birine değin ertelemelerini emrederdim.”
Ertelemek isteyen kimse, cemaat de olsa münferid bir şahıs da olsa, bundan razı olmaları durumunda müstehap olur. Ama imama uyanlara yahut da bir kısmına bu zorluk verecek olursa, o zaman müstehap değil mekruh olur. Şüphesiz Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), ümmetine zorluk olur endişesinden dolayı yatsıyı ertelemeyi terk etmiştir. Bunun yanında, onun ertelemeyi bir ya da iki kere terk ettiği de nakledilmiştir. Ama diğer vakitlerde ise O, Câbir’in rivayetine göre zaman zaman kılarmış: “Cemaatin toplandığını gördüğü vakit acele eder, yavaş hareket ettiklerini gördüğünde ise namazı ertelerdi.” Buhârî ve Müslim ittifak etmiştir. Dolayısıyla imamın her iki durumda da Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e uyması müstehap sayılır. O zaman, imama uyan cemaati zor duruma sokacak kadar namazı ertelememelidir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), cemaate rıfk ile muamele eder, namazı hafif tutmayı emrederdi.
Sabah namazına gelince; alacakaranlıkta kılınması daha faziletlidir. Bunu, İmam Malik, İmam Şafiî ve İshak belirtmiştir. İbn Abdilberr der ki: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den, Ebubekir, Ömer ve Osman’dan sahih olarak geldiğine göre, onlar sabah namazını alacakaranlık vaktinde kılarlardı. Onların fazileti terk etmeleri ve daha düşük olana yönelmeleri imkansızdır; çünkü faziletli işleri yapmada onlar zirvedeydiler.”
Buna, Ebu Berze’nin Sahihayn’da bulunan hadisi delalet etmektedir. Hz. Âişe’nin şu hadisi de bu yöndedir: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) sabah namazını kılardı da kadınlar, örtülerine bürünmüş olarak ayrılırlardı, karanlık sebebiyle tanınmazlardı.” Buhârî ve Müslim ittifak etmiştir. İbn Mesud hadisinde geçtiği üzere Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) sabahı bir sefer alacakaranlıkta, başka bir sefer de ortalık ağarınca kıldı. Bundan sonra onun sabah namazı, ölünceye kadar alacakaranlıkta oldu; bir daha ortalık ağarınca kılmadı. Hattabî: “İsnadı sahihtir.” demiştir.
İmam Ahmed’den rivayet edildiği üzere bu noktada itibar edilecek husus, imama uyan cemaatin durumunu gözetmektir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), bunu yatsı namazında uygulardı ve aynı şekilde sabah namazında da uygulardı.
Sevri ve Rey ashabına göre ise efdal olan, ortalığın ağarma vaktidir. Çünkü Rafi b. Hadic hadisinde geldiğine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: “Sabahı ortalığın ağarma vaktinde kılın. Çünkü ecir açısından bu, daha faziletlidir.”
Burada “ortalığın ağarmasıyla” kasdedilen, kesin olarak fecrin doğmasına değin sabah namazının ertelenmesidir, şeklinde cevap verilmiştir.