Eğer sefere çıkmazsanız, Allah sizi acı bir azapla azaplandırır ve yerinize başka bir topluluk getirir. Siz O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye gücü yetendir.
Diyanet Vakfı
Eğer (gerektiğinde savaşa) çıkmazsanız, (Allah) sizi pek elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize sizden başka bir kavim getirir; siz (savaşa çıkmamakla) Ona hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.
Kurtubi Tefsiri
Eğer topluca cihada çıkmazsanız Allah sizi can yakıcı bir azapla azaplandırır; yerinize başka bir kavmi getirir ve siz O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah herşeye gücü yetendir.
Bu âyete dair açıklamalarımız tek başlık altında yapılacaktır:
Cihada Çıkmamaya Karşı İlâhî Tehdit:
” Eğer topluca cihada çıkmazsanız” âyeti bir şarttır. Bundan dolayı fiilin sonunda “nun” hazfedilmiştir. Cevabı ise
“Sizi… azaplandırır” âyetidir.
“Yerinize başka bir kavmi getirir” âyeti de topluca cihada çıkmayı terketmek halinde ağır bir tehdit ve pekiştirilmiş bir korkutmadır.
İbnü’l-Arabî der ki: Fıkıh usulünde tahkik edilerek ifade edilmiş hususlardan birisi de şudur: Emir vârid olduğu takdirde onun vârid olması, o fiilin yerine getirilmesi gereğinden fazla bir şey ifade etmez. Emri terk halinde ceza ise, bizzat emrin kendisinden de anlaşılmaz ve emir ifadesi de bu ceza ve tehdidi gerektirmez. Ceza, ancak ona dair haber vermekle anlaşılır. Bir kimsenin: -Bu âyet-i kerimede varid olduğu gibi- eğer bu işi yapmayacak olursan, ben de sana bu şekilde azâb ederim, demesi gibi. İşte bu âyetin muktezası gereğince cihad için ve yüce Allah’ın sözü en üstün olsun diye kâfirlerle çarpışmak üzere topluca çıkmak gerekmektedir.
Ebû Dâvûd, İbn Abbâs’tan şöyle dediğini rivâyet etmektedir: “Eğer topluca cihada çıkmazsaoız Allah sizi can yakıcı bir azapla azaplandırır” diye başlayan âyet-i kerîme ile “gerek Medine’lilerin…” diye başlayan âyeti ile
“… yapmakta olduklarının en güzeliyle kendilerini mükâfatlandırsın” (et-Tevbe, 9/120-121) âyetlerini, bundan sonra gelen: “Mü’minlerin topluca (Savaşa) çıkmaları gerekmez” (et-Tevbe, 9/122) âyeti nesh etmiştir. Ebû Dâvûd, Cihad 18.
Bu aynı zamanda ed-Dahhâk, el-Hasen ve İkrime’nin de görüşüdür.
“Sizi… azaplandırır” âyeti ile ilgili olarak, İbn Abbâs: Bu, onlara yağmur yağdırılmaması ile gerçekleşmiştir, demektedir. İbnü’l-Arabî der ki: Eğer bu sözü söylediği ondan sahih olarak nakledilmiş ise elbette ki o, bu sözü neye dayanarak söylediğini daha iyi bilir. Yoksa, can yakıcı azâb dünyada düşmanın istilâsı, âhirette de ateş ile gerçekleşir.
Derim ki: İbn Abbâs’ın bu sözünü İmâm Ebû Dâvûd Sünen’inde İbn Nufey’den şöylece nakletmektedir: İbn Abbâs’a:
“Eğer topluca cihada çıkmazsanız Allah sizi can yakıcı bir azapla azaplandırır” ayeti hakkında soruldu, şöyle dedi: Onlara yağmur yağdırmadı. İşte bu onların azâbı olmuştur. Ebû Dâvûd, Cihad 18.
İmâm Ebû Muhammed b. Atiyye de bunu İbn Abbâs’tan (Hazret-i Peygamber’e) merfuen şöylece nakletmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) kabilelerden birisinin Savaşa çıkmalarım istedi, o kabile oturup çıkmadı. Allah da yağmur yağdırmayarak azaplandırdı.
“Elim” can yakan demek olup, buna dair açıklamalar önceden geçmiş bulunmaktadır.
“Yerinize başka bir kavmi getirir” âyeti, yüce Allah’ın, Rasûlünün kendilerinden Savaşa çıkmalarını istemesi halinde -oturmayacak bir başka kavmi onların yerine getireceğine dair bir tehdittir. Bunların, Farisiler oldukları söylendiği gibi, Yemenliler oldukları da söylenmiştir.
“Ve siz O’na hiçbir zarar veremezsiniz” âyeti bir atıftır.
“O” anlamındaki zamir de yüce Allah’a aittir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a ait olduğu da söylenmiştir.
Hoşlanmadığını açığa vurmak suretiyle cihada çıkmayıp oturmak herkes için haramdır. Hoşlanmaksızın oturup çıkmamak ise, eğer Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın cihada çıkmalarını tayin ettiği kimseler tarafından olursa, bunların ağırlaşıp yere çakılmaları haramdır. Şayet bu iki husus da sözkonusu değilse, o takdirde cihada çıkma farzı, farzı kifaye olur. Bunu el-Kuşeyrî nakletmektedir.
Şöyle de denilmiştir: Bu âyet-i kerimeden maksat, İhtiyaç halinde, kâfirlerin galip gelmeleri ve güçlerinin pekişmesi esnasında topluca Savaşa çıkmanın vacip olduğunu ortaya koymaktır. Âyet-i kerimenin zahiri İse, bunun Savaşa çağırma halinde böyle olduğunu göstermektedir. Buna göre âyetin müşriklerin galip gelmeleri vaktine yorumlanması uygun görünmemektedir. Çünkü böyle bir durumda cihadın vücubu, yalnızca cihada çıkma çağrısıyla farz olmaz, zira o takdirde cihad farz-ı ayn olur. Bu husus bu şekilde sabit olduğuna göre, cihad çağrısı ve cihada çıkma isteğinin önceden vacip olmayan bir şeyi vacip kılmasını kabul etme ihtimalini uzak kılmaktadır. Ancak İmâm, belli bir kavmi muayyen olarak cihada çağırır ve çıkmalarını isteyecek olursa, o takdirde böyle bir tayin ile birlikte ağırlaşıp çıkmamaları hakları yoktur. İmâmın bu tayini sebebiyle cihada çıkmak, o tayin ettiği kimseler için farz olur. Bu ise, cihadın bizzat kendi hükmünden ötürü değil, İmâma itaatin gerekli oluşundan dolayı böyledir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.