De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, kazandığınız mallar, durgunluğundan korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız meskenler; Allah’tan, Resulünden ve O’nun yolunda cihaddan size daha sevgili ise, Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
Diyanet Vakfı
De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allahtan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
Kurtubi Tefsiri
De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, elinize geçirdiğiniz mallar, durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden meskenler, size Allah’tan, Rasûlünden ve O’nun yolundaki cihaddan daha sevimli ise, o halde Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.”
Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a Mekke’den Medine’ye hicret etme emri verilince, kişi babasına, baba oğluna, kardeş kardeşine, koca hanımına: Bize hicret etme emri verildi, demeye başladı. Onlardan kimisi hicret etmekte elini çabuk tuttu. Kimisi hicret etmeyi kabul etmeyerek şöyle dedi: Allah’a yemin ederim, eğer hicret yurduna çıkıp gitmeyecek olursanız size hiçbir faydam dokunmaz ve size en ufak bir şey harcamam. Kimisine de hanımı ve çocuğu asılıp duruyor, ona Allah aşkına gitme, biz senden sonra kaybolur gideriz diyordu, Onlardan kimisi rikkate gelir, bundan dolayı hicret etmekten vazgeçer onlarla birlikte kalırdı. Bunun üzerine:
“Ey îman edenler! Eğer küfrü Îmandan sevimli bulurlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veli edinmeyin” âyeti nâzil oldu. Yani, eğer onlar Mekke’de küfür üzere kalmayı Allah’a Îman edip Medine’ye hicret etmeye tercih edecek olurlarsa, onları veli edinmeyin demek istemektedir.
“İçinizden”, bu âyet-i kerimenin nüzulünden sonra
“kim onları veli edinirse onlar zâlimlerin tâ kendileridirler.” Daha sonra da geri kalarak hicret etmeyenler hakkında da:
“De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz” âyeti indi.
Aşiret, on ve daha fazla bir topluluk gibi bir topluluğun tek bir akde bağlı bulunan cemaat demektir. Belli bir şey etrafında toplanmak demek olan “muaşeret” de buradan gelmektedir.
“Elinize geçirdiğiniz mallar” Mekke’de kazanmış olduğunuz mallar demektir. Bu kelime aslında birşeyi bir yerden kesip başka bir yere alıp götürmek hakkında kullanılır.
“Durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticaret… Allah’tan… daha sevimli ise…” İbnü’l-Mübarek der ki: Durgunluğa uğramasından korkulan ticaret, evde kalan ve onlara talip bulunmayan kızlar ve kızçocuklar demektir. Nitekim şair şöyle demektir:
“Fakirlikten dolayı kavimleri arasında durgun kaldılar (onlara talip çıkmadı).
Benim de orada kalışım (ya da; konumum) o kızların durgunluklarını (onlara talip çıkmayışım) daha da arttırdı.”
“Ve hoşunuza giden meskenler” orada yaşamaktan hoşlanacağınız evler
“size, Allah’tan… daha sevimli ise…” bunları, Allah yolunda ve Medine’de bulunan Rasûlüne hicret etmekten daha çok seviyorsanız… demektir.
“Daha sevimli” kelimesi,
“… idi.” nin haberidir. Kur’ân-ı Kerîm dışındaki konuşmalarda mübtedâ ve haber cümlesi olarak; ‘in merfu’ olması mümkündür. Bu durumda (……..)’in ismi de onda mahzuf kabul edilir. Şair Sîbeveyh şöyle bir beyit nakletmektedir:
“Ben öldüm mü insanlar iki grup olur: (Biri) sevinir,
Diğeri ise yaptıklarımdan övgü ile söz eder.”
Yine şöyle bir beyit nakletmektedir:
“Ona ulaşacak olsam odur derdimin şifası
Fakat o, derdin şifasını karşılıksız bağışlayan birisi değildir.”
Âyet-i kerimede Allah ve Rasûlünü sevmenin vücubuna delil vardır. Zaten bu hususta ümmet arasında hiçbir görüş ayrılığı yoktur. Onlara duyulan sevginin her sevilenden önce geldiği hususunda da görüş ayrılığı yoktur. Yüce Allah’ı ve O’nun Rasûlünü sevmenin anlamına dair açıklamalar daha önceden (Âl-i İmrân, 3/31) âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
“… ve O’nun yolundaki cihaddan… bekleyedurun” âyeti, emir kipidir, fakat tehdit anlamını ihtiva etmektedir. Bekleyin, demektir,
“Allah’ın emri gelinceye kadar” Allah’ın Savaş emri ve Mekke’nin fethi gerçekleşinceye kadar demektir, bu açıklama Mücahid’den nakledilmiştir, el-Hasen ise: Dünyada ya da âhirette gelecek bir cezayı bekleyin diye açıklamıştır.
“Ve Onun yolundaki cihaddan” âyetinde cihadın faziletine, onun nefsin rahatına, nefsin aile ve mala bağlılığına tercih edileceğine delil vardır. Sûrenin son taraflarında cihadın faziletine dair açıklamalar gelecektir, en-Nisa Sûresi’nde (4/100. âyetin tefsirinde) hicretin hükümlerine dair yeteri kadar açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. Yüce Allah’a hamd olsun.
Sahih hadiste de şöyle buyrulmaktadır: “Şüphesiz ki şeytan Âdemoğluna karşı üç yerde oturmuş (pusu kurmuş)dur. Ona karşı İslâm’a giden yolda oturmuş ve ona: Niçin kendi dinini ve atalarının dinini bırakıyorsun? demiştir. Kişi ona muhalefet ederek İslâm’a girer. Yine şeytan ona karşı hicrete giden yolda oturur ve ona: Malını ve aileni mî bırakacaksın, der. Kişi ona muhalefet eder ve hicret ettikten sonra bu sefer cihada giden yolda ona karşı oturur ve ona şöyle den Sen cihad edeceksin ve öldürüleceksin. Hanımını başkası nikâhlayacak, malın ise paylaştırılacak. Kişi bu hususta da ona muhalefet eder ve cihad ederse, artık Allah’ın onu cennetine koyması Allah üzerindeki bir hakkıdır.” Bu hadisi Nesâî Sebere b. Ebi Fâkih yoluyla rivâyet etmiştir. Sebere dedi ki: Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı şöyle buyururken dinledim: “Muhakkak şeytan…” deyip hadisi nakletmektedir. Nesâî, Cihâd 19; Müsned, III, 483. Buhârî: “(Sebere b. Ebi Fâkih değil de) Sebere b. el-Fâkih diye ismini anmakta ve bu hususta herhangi bir görüş ayrılığını sözkonusu etmemektedir. Müsned, III, 483’te: “Sebre b. Ebî Fâkih” diye; Tirmizî, Tahâre 23’te: “İbnu’l-Fâkih” diye kaydetmektedir, İbn Hacer, Tekzib, III, 393’te: “İbnu’l-Fakih, İbn Ebi’l-Fakih, İbnu’l-Fükihe ve İbn Ebi’l-Fâkihe” şekillerinin zikredilmiş olduğunu belirtmektedir İbn Ebi Adiy de der ki: İbnü’l-Fakih de İbn Ebi Fakih de denilmektedir.