Bu yıl meydana gelen olaylardan biri, Suriye halkı arasında patlak veren şiddetli iç çatışmadır.
Rivayete göre, Suriye’de halk arasında bu çekişme büyüyüp durum ağırlaşınca er-Reşîd bundan rahatsız oldu. Bunun üzerine Suriye’nin idaresini Ca‘fer b. Yahyâ’ya verdi ve ona, “Ya sen gidip bu işi halledersin ya da ben kendim giderim” dedi. Ca‘fer ise, “Hayır, seni ben korurum” diyerek bu görevi üstlendi.
Ardından çok sayıda komutan, asker, at ve silahla birlikte yola çıktı. Polis teşkilatının başına Abbas b. Muhammed b. el-Müseyyeb’i, özel muhafız birliğinin başına ise Şebîb b. Humeyd b. Kahtabe’yi tayin etti.
Suriye’ye vardığında çatışan grupların arasını buldu, onları barıştırdı ve aralarındaki eşkıya ve yağmacıları ortadan kaldırdı. Savaş için kullanılabilecek hiçbir silah ve imkân bırakmadı. Böylece bölgede yeniden güvenlik ve sükûnet sağlandı, düşmanlıklar sona erdi.
Bu olay üzerine Mansûr en-Nemirî, Ca‘fer’in hareketi hakkında şu anlamda bir methiye söylemiştir:
Suriye’de fitne ateşinin alevlendiğini, fakat artık bu ateşin söneceğini ifade eder. Barmekî ailesinin gücünün bu ateşi bastırdığı, halifenin Ca‘fer’i göndererek bu fitneyi sona erdirdiği belirtilir. Ca‘fer’in hem düzeni yeniden kurduğu hem de bozulmuş olanı düzelttiği vurgulanır.
Şair, Ca‘fer’i hem güneyli hem kuzeyli Arapların razı olduğu bir kişi olarak tanımlar. Onun gelişiyle isyancıların üzerine sert bir güç çöktüğünü, ordusunun heybetli olduğunu ve bayraklarının görünmesinin bile korku saldığını anlatır.
Suriye halkına hitaben, boş umutlara kapılmamaları gerektiğini, çünkü halifenin bizzat kendisi ya da onun seçtiği temsilcisi aracılığıyla üzerlerine geldiğini söyler.
Ca‘fer’in otorite sahibi, iyiliği ve takvası umulan bir yönetici olduğu; savaşta karşısında kimsenin duramayacağı; halifenin yardımcısı, kılıcı ve mızrağı olduğu ifade edilir. Onun güvenilir olduğu, emanete asla ihanet etmediği ve şüpheli işlerden uzak durduğu belirtilir.
Şair ayrıca Ca‘fer’i, bozulmuş düzeni iyileştiren bir tabibe benzetir. Zor zamanlarda bile korkuya kapılmadığını, Suriye’ye gelişinin hem umut hem de korku getiren bir bulut gibi olduğunu ifade eder.
Eğer Suriye halkı barışı kabul ederse bu bulutun rahmet ve bereket getireceği, aksi takdirde ise kan yağdıracağı söylenir.
Şiirde ayrıca Ca‘fer’in babası Yahyâ b. Hâlid’in cömertliği ve büyüklüğü övülür; Barmekîlerin hem cömertlikte hem savaşta üstün oldukları dile getirilir. Onların himayesine girenlerin güç kazandığı belirtilir.
Şair, Ca‘fer’e olan bağlılığını da ifade ederek ondan ayrılma korkusunun kendisini sürekli tedirgin ettiğini, onu düşünmekten uyuyamadığını dile getirir.