"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Şura 35

Ve ayetlerimiz hakkında tartışanlar, onlar için bir kaçış yoktur.

Diyanet Vakfı
Böylece ayetlerimiz üzerinde tartışanlar, kendilerine kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.

Kurtubi Tefsiri
Ta ki âyetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacakları bir yer olmadığını bileler.

“Ta ki âyetlerimiz hakkında tartışanlar kendileri için kaçacakları bir yer olmadığını bileler.” Kasıt kâfirlerdir yani onlar denizin ortasında bulunup da herbir yandan dalgalar kendilerini bürüyünce yahutta gemiler hareketsiz olarak denizin üzerinde kaldıkları vakit, artık kendileri için Allah’tan başka bir sığınak olmadığını ve Allah kendilerini helâk etmeyi dileyecek olursa, hiçbir kurtarıcı bulunmadığını anlarlar ve bunun üzerine O’na ihlasla ibadete koyulurlar.

Bu anlamdaki açıklamalar daha önce birkaç yerde (Yûnus, 10/22-23; en-Neml, 27/62-64. âyetlerin tefsirinde) geçtiği gibi: denizde yolculuk yapmaya dair açıklamalar da daha önceden el-Bakara Sûresi’nde (2/164. âyet, 4. başlıkta) ve başka yerlerde -burada tekrara gerek bırakmayacak şekilde-geçmiş bulunmaktadır.

Nafî’ ve İbn Amir

“bileler” anlamındaki âyeti:şeklinde ref ile diğerleri ise nasb ile okumuşlardır. Ref ile okuyuş şart ve cevabdan sonra yeni bir cümle başlangıcı diye okunur. et-Tevbe Sûresi’nde yer alan:

“Onları rezil etsin, size onlara karşı zafer versin” (et-Tevbe, 9/14) diye buyurduktan sonra;

“Allah dilediğine tevbe nasib eder” (et-Tevbe, 9/15) diye fiilin merfu okunmasına benzer. Buna göre konumuz olan âyet-i kerimenin meali şöyle olur: “Ayetlerimiz hakkında tartışanlar kendileri için kaçacakları bir yer olmadığını bilecekler.”

Günlük konuşmada bunun benzeri: ” Sen bana gelirsen ben de sana gelirim, Abdullah da gider” ifadesidir. Yahutta bu âyet (ref ile okunduğu takdirde) hazfedilmiş bir mübtedanın haberi olabilir. (Onlar… bilecekler, demek olur). Nasb ile okunması ise sarf üzere (yani meczum olması gereken harekenin nasba nakledilmesi suretiyle)dir. Yüce Allah’ın:

“Allah içinizden cihad edenlerle sabredenleri belli etmeden” (Al-i İmrân, 3/142) âyetinde olduğu gibi; meczum fiillerin arka arkaya gelmesi hoş görünmediğinden hareke hafifliği olsun diye cezm halinden, nasb haline dönüştürülmüştür Bununla “belli etsin” anlamı verilen ikinci “ya’lem” fiilinin meczum gelmesi gerekmekle birlikte, harekesinin nash ile okunmasına işaret etmektedir.

en-Nabiğa’nın şu sözlerinde de böyledir:

“Eğer Ebû Kabus (unvanlı en-Numan İbnu’l-Münzir) ölürse

ölür onunla birlikte, İnsanların baharı ve haram ay.

Ondan sonra ise bizler hörgücü bulunmayan, hörgücü kesilmiş bir hayatın,

Arkasından yakalarız.”

Tercemeye esas aldığımız baskıda “yakalarız” diye karşıladığımız, ikinci beyitin ilk kelimesi “yakalar” anlamında “nun” harfi yerine “ye” ile kaydedilmiştir. Ancak aynı beyitin şahid olarak gösterildiği diğer kaynaklarda (Fena. Meanil’l-Kur’ân, 111. 23; Nehhas, Î’rabu’l-Kur’ân, III, 63…) “yakalarız” anlamını verecek şekilde “nun” iledir. Bu haliyle şahit gösterilmesi uygun düşer. Tercümemizi de ona göre yaptık.

el-Ferrâ’nın açıklamaları bu anlamdadır. O: Bununla birlikte: “Bi-refer” âyeti meczum olsa da caizdir,demiştir.

ez-Zeccâc der ki: Âyetin nasbedilmesi: nasb edatının takdirine binaendir. Çünkü ondan önce (gelen fiil) meczumdur.

Mesela: “Sen ne yaparsan, ben de onun benzerini yaparım ve sana ikram ederim” denilir. Bununla birlikte cezm ile: “Sana ikram ederim” de denilebilir. Bazı mushaflarda bu âyet: ” Bilsinler'” diye şeklindedir. Bu ise nasb ile okuyuşun: ” Bilsinler” diye veya ” Bilmeleri için” anlamında olduğunu göstermektedir.

Ebû Ali ve el-Müberred de şöyle demişlerdir: Bu âyetin: takdiri ile nasb ile okunması, birinci fiilin de mastar takdirinde kabul edilmesine binaendir. Yani: “Ve ondan bir bağışlama olur (ve onların da) bilmesi…” takdirindedir. Fiil bu şekilde isme atfedilince, takdir etmiş oluyoruz. Nitekim: “Sen bana gelir ve bana (bir şeyler) verirsen, ben de sana ikramda bulunurum” derken ” Bana (bir şeyler) verirsen” fiilinin nasb ile söylenmesi buna benzer.

Bu da “Eğer senden bir geliş olur ve sen bana vermek durumunda olursan…” demektir.

“Kaçacak bir yer” âyeti onların kaçış ve kendilerini kurtarmaları anlamındadır. Bu açıklamayı Kutrub yapmıştır. es-Süddî ise; sığınak diye açıklamıştır. Bu da Arapların: “Deve onu attı, fırlattı” tabirlerinden alınmıştır. Yine Arapların “Filan kişi haktan sapar” tabirleri de buradan gelmektedir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/sura-34/,https://kutsalayet.de/sura-36/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız