"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Selem’in sıhhat şartları

Selem’in sahih olması için altı şart vardır:

Birinci Şart: Hakkında selem yapılan şeyin, zahiren ürünlerin farklı olduğu vasıflarının zapt-u rapt altına alınmış olması. Bu durumda tahıl, meyve, giysi, pamuk, yün, kağıt, demir, ilaç, koku, yağ ve sütlerde, ölçülen, tartılan ve uzunluk birimi ile ölçümü yapılan her türlü ürünlerde selem sahih ve geçerli olur. Meyvelerde seleme dair hadis gelmiştir. Bunun yanında İbn Ebu Evfa’nın da buğday, arpa, kuru üzüm ve zeytinyağı hakkında hadisi gelmiştir.

İlim ehli yiyeceklerde selem yapmanın caiz olduğu noktasında icma etmişlerdir. Bunu, İbn Munzir söylemiştir. Bunun yanında giysilerde de selemin caizliği hakkında icma etmişlerdir. Çekirdeği gibi meyvenin ne türde bir vasfa sahip olacağı bilinmeyen şeylerde ise selem olmaz; çünkü bunun meyveleri farklılık arz edeceğinden, takdir edilmesi de imkan dışıdır. Bu, İmam Şafii ile rey ashabının görüşüdür.

Hayvanlara yönelik icra edilen selem hakkında ise farklı görüşler ileri sürülmüştür. Rivayete göre bunlarda selem sahih değildir. Bu, Sevri ve rey ashabının görüşünü oluşturmaktadır. Çünkü hayvan farklılık arz edeceğinden, zabt-u rapt altına alınması da mümkün değildir. Meyvesi farklılık arz eden özelliklere sahip olmakla -o özellik üzere olması nadir seyrettiğinden- selem yapılması imkansızlaşır.

(Mezhebimizin) zahirine göre hayvanlarda selem caizdir. Bunu, Evzai, İmam Şafii, İshak ve Ebu Sevr söylemiştir. Çünkü bu noktada Ebu Rafi’in aktardığına göre; “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), bir adamdan altı yaşında bir deveyi selem (vadeli) olarak borç almıştır.” Abdullah b. Amr’dan şöyle nakledilmiştir: “Allah Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisine genç zekat develeri karşılığında (deve) almasını emretti. O da zekat develeri gelinceye kadar iki deveye karşılık bir deve alırdı.”

Çünkü bu zimmette bir borç olarak sabit olurken, selem noktasında ise -elbisede olduğu gibi- sabit olur.

Hayvanların dışında olup da tartılmayan, ölçülmeyen ve uzunluk birimi ile de ölçümü yapılmayan ürünlerde icra edilen selem hakkında da farklı görüşler ileri sürülmüştür. Rivayete göre, nar ve yumurta gibi farklı bulunan, sayılan her bir üründe selem yapmak sahih değildir. Çünkü bunlar, ölçülmeyen ve tartılmayan ürünlerdir -baklagiller gibi- büyüğü de vardır, küçüğü de… Bu nedenle farklılık arz eder ve baklagillerin paket şeklinde (kesin olarak) miktarını hesap etmek mümkün değildir; dolayısıyla da -çekirdek gibi- selem yapılması geçerli olmaz.

Elma, ayva, nar, yeşillik ve diğer meyvelerde icra edilen selemin caiz olduğu da nakledilmiştir. Çünkü bunların çoğu büyük ve küçük şeklinde aşağı yukarı olarak hesap edilir. Bu şekilde hesap edilemeyenler ise -baklagillerde vb. olduğu gibi- tartılarak hesaplanır. Bu durumda uzunluk birimi ile ölçümü yapılmayan ürünler gibi bunda selem yapmak sahih olur. Bunu, Ebu Hanife, İmam Şafii ve Evzai söylemiştir.

Ette selem yapmak geçerlidir. Bunu, İmam Malik ve İmam Şafii söylemiştir. Zira bu hususta Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): “(…) belli ölçüde belli ağırlıkta ve belli zamana kadar selem yapsın.” buyurmuştur. Hadisin zahirinden anlaşılan, ölçülen her şeyde selemin mübah olduğudur. Nitekim hayvanlar konusunda selemin caiz oluşuna dair açıklamalar da geçmişti, öyleyse etlerde selem, caizlik bakımından daha önceliklidir. Ebu Hanife ise farklı olduğundan dolayı etlerde selemin caiz olmadığını ifade etmiştir.

İkinci Şart: Zahiren farklılık arz eden ürünlerin farklı olduğu vasıflarının zapt edilmiş olması. Çünkü hakkında selem yapılan şeyin zimmette bir karşılığı olduğu için -meyve gibi- vasfının da malum olması gerekmektedir. Bir de bilgi sahibi olmak satılacak olan eşyada şarttır, bilinmesinin yolu ise ya görmekle yahut da niteliğini bilmekle gerçekleşir. Burada ise görmek imkansız olduğuna göre, nitelik söz konusu olur.

Vasıflar/nitelikler iki kısma ayrılır:

Üzerinde ittifak edilen vasıflar. Bunlar cins, tür, iyi yahut kötü vasıflar olmak üzere üçe ayrılır. Bu vasıflar, hakkında selem yapılan şeylerde olması zorunludur. el-Muvaffak der ki: Bunların şart oluşu hakkında ilim adamları arasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Nitekim Ebu Hanife, İmam Malik ve İmam Şafii de bunu ifade etmişlerdir.
Bu üç vasfın dışındaki şeylerde ürünlerin farklılık arz ettiği kısım. Bu, hakkında selem yapılan şeylerin farklılık arz etmesiyle farklılaşır. Selem konusunda buna dair bir şartı, İmam Ahmed ve İmam Şafii zikretmişlerdir. Çünkü bu durumda, ürünleri farklı olan ve kendisi sebebiyle de maksadı bulunan vasıflardan kimisi baki kalacağından, o takdirde -tür gibi- zikredilmesi de gerekli olur. Bu arada tüm vasıfları araştırmak gerekli değildir; çünkü bu imkansızdır. Kimi zaman onunla beraber hakkında selem yapılan şeyi teslim etmek de imkansız hale gelebilmektedir.
Ebu Hanife: Bu üç vasfı zikretmek yeterlidir; çünkü ardında bulunan (diğer) vasıflara da şamil olmaktadır, demiştir.

Zahiren ürünün farklılık arz ettiği açık vasıflarla yetinmek de gereklidir. Eğer bu vasıflarla hakkında selem yapılan şeylerin varlığını azaltacak hale sokacak olursa, o zaman selem batıl olur. Çünkü selemin şartından birisi de kendisiyle selem yapılan şeyin o mahalde iken mevcut olmasıdır, vasıfların araştırılması ise buna manidir. Şayet daha iyisini şart koşmuş olursa bu da sahih olmaz; zira daha iyisine muktedir değildir. Buna muktedir olursa şayet bu da nadirdir.

Üçüncü Şart: Hakkında selem yapılan şeylerin miktarının, ölçülen ise ölçüsünü, tartılan ise tartısını ve adet ise adedini bilmek. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): “(…) belli ölçüde belli ağırlıkta ve belli zamana kadar selem yapsın.” buyurmuştur. Çünkü bu (selem), zimmette sabitesini koruyan, şahit olmadığı halde karşılığın ödendiği bir muamele şeklidir. Onun için -meyvelerde olduğu gibi- miktarının bilinmesi şarttır.

el-Muvaffak der ki: Miktarının bilinmesine itibar edileceği hususunda ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Genele göre miktarının keylî olarak yahut da malum rıtıl (kilo ve ağırlıklar) şeklinde ölçülmesi icap eder. Bunun yanında uzunluk birimi ile ölçümü yapılan şeylerde ise zira şeklinde ölçümü yapılması gerekir. el-Muvaffak: Bildiğimiz kadarıyla bunda bir ihtilaf yoktur, demiştir. İbn Munzir ise şöyle demiştir: Kendisinden ilim ezberlediğimiz her bir ilim adamı, selem’in elbiselerde de malum zira ölçüsüyle (ölçümünün) caiz olduğuna dair icma etmişlerdir.

Dördüncü Şart: Selem satışının belirli bir vadeyle gerçekleşmiş olması. Bu konu hakkında ise üç fasıla bulunmaktadır:

Birincisi: Selemin sahih olması için tecilli (vadeli) olmasının şart koşulması; zira selem satışının peşinen yapılması geçerli olmaz. Bunu, Ebu Hanife, İmam Malik ve Evzai söylemiştir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): “Kim selem yapacak olursa; belli ölçüde belli ağırlıkta ve belli zamana kadar selem yapsın.” buyurmuştur ve vade emri verilmiştir. Onun emri ise vacip olmayı gerektirir. Çünkü bu durumlarda selemin şartları için dikkatler çekilmiş olmakta, bu şartların dışındakilerden ise uzak tutulmuş olmaktadır. Bu nedenledir ki keylî ve veznî olması ortadan kalkacak olursa, selem sahih olmaz, aynı şekilde vadeli olması da öyledir.

Ayrıca selem insanlara kolaylık olsun diye, bir ruhsat olmak üzere caiz kılınmıştır ve vade tespit edilmeden de kolaylık sağlanmış olmaz. Eğer vade ortadan kalkacak olursa kolaylık da kalkar, o bakımdan selem de sahih olmaz, yazışma konusu gibi. Bir de (satışın) peşin olması, onu “selem” in isim ve manasından çıkarır. İsmin “selem” ve “selef” olması, mal vade ile para ise peşinen verilmesi demektir. Mana’ya gelince bu da zikredildiği üzere şari (şeriat koyan) bunda insanların ihtiyaç duymaları üzere izin ve ruhsat vermiştir. Dolayısıyla satın alınacak eşya peşinen alınacak olursa, bu durumda seleme ihtiyaç duyulmuş olmaz, selem de dolayısıyla sabit olmaz.

İmam Şafii ve Ebu Sevr ise peşinen yapılan selemin caiz olduğunu söylemişlerdir. Zira bunun bir akit olması hasebiyle vadeli nasıl geçerli oluyorsa, peşin olarak da -tıpkı diğer aynî akitler gibi- geçerli ve sahih olacağını ifade etmişlerdir. Bunun yanında satış vadeli olarak caiz olunca, onun peşinen yapılması -aldatmadan daha uzak kalındığı için- daha caiz olmuş olur.

Söz konusu aynî akitlerin, vadeli satışa özgü mananın aslına muhalif olarak sabit olmayacağı şeklinde, cevap verilmiştir. Onların “dikkat çekmeye dair” zikrettikleri ifadeler ise doğru değildir. Çünkü bu, ancak mananın, fer’î konularda pekiştirme niteliği ile mevcut olması durumunda söz konusudur. Burada ise durum böyle değildir. Aldatmadan uzak kalınması durumu vardır ve bu vadeli olan selemin sahih olmasının gereği değildir; selemin sahih olması ancak başka bir şeyden dolayı olmuştur ki, biz de bu iki durumun bir arada bulunmalarını zikretmedik, sadece ayrı oldukları özelliklerini ifade ettik.

İkincisi: Vadenin malum olması gerekir. Çünkü Yüce Allah:
“Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit…” (Bakara Suresi: 282)
ve Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de:
“… belirli bir süreye kadar…” diye buyurmuştur.

el-Muvaffak der ki: Genel anlamda bu bilinen sürenin şart koşulması bağlamında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Ama keyfiyetine gelirsek, bunun kesin zamanını bilmeye ihtiyaç vardır ve zamanı muhtelif olmamalıdır. Mesela hasat yahut ekin olduğu zamana kadar vadeli olsun şeklinde vb. gibi bir zaman dilimine ait selemi tecil etmek geçerli olmaz. Ebu Hanife ve İmam Şafii de bunu söylemiştir. Çünkü bu zamanın farklı olmasını, yakın veya uzak şeklinde bir farklılığı ortaya koyar. Bu durum meydana gelirse vade caiz olmaz. Mesela “Zeyd’in gelmesi” örneğine benzer (yani ne zaman geleceği meçhuldür).

İmam Ahmed’den gelen diğer bir görüşe göre ise o: Bunda bir sakıncanın olmayacağını ümit ederim, demiştir. İmam Malik ve Ebu Sevr de bunu söylemişlerdir. Buna cevaz verenler, bunun adet olarak bilinen bir zaman dilimine ait bir vade olacağından ve çok büyük bir farklılığın oluşmayacağını ileri sürerek, sanki: “Senenin başına kadar…” diyen bir kimsenin hükmüne benzemiş olacağını söylemişlerdir.

Üçüncüsü: Vadenin malum aylar ile olması gerekir. Bu da bilinen hilale bağlı, o ayların süresine dair selemde bulunmaktır. Mesela aya kadar, ayda, ortasında, ayın sonunda yahut da o ayın belirli bir gününde olması gibi. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Sana, hilal şeklinde yeni doğan ayları sorarlar. De ki: Onlar, insanlar ve özellikle hac için vakit ölçüleridir…” (Bakara Suresi: 189)
Bu durumda tecil yapmasının sıhhati noktasında bir ihtilaf yoktur. Şayet Ramazan veya Kurban Bayramına veyahut Arefe yahut da Aşure gününe vb. değin selem yaparak satışı tecil etmiş olsa bu caiz olur; çünkü bu aylar, belli ve malumdur.

Şayet bu meşhur aylar olmaksızın takdir ettikleri bir vade olursa, bunun durumu iki kısma ayrılır:

Müslümanların kendi aralarında meşhur olarak bildikleri Ocak ve Şubat gibi aylar. el-Haraki ve İbn Ebu Musa’nın kelamının zahirinden anlaşılan bu tür aylar zikredilerek icra edilen selemin sahih olmayacağıdır. Çünkü meşhur ayların dışındakilerle selem yapıldığından bu, sanki Paskalyadan önceki Pazar günü yahut Mayasız Ekmek Bayramında icra edilmiş selem gibi kabul edilir. Zira bu zaman dilimlerini Müslümanların çoğu bilmemektedirler; dolayısıyla zikri geçen duruma benzemektedir. el-Kadı ise: Bu zamanlarda yapılması da sahihtir, demiştir. Bu, Evzai ve İmam Şafii’nin de görüşünü oluşturmaktadır. Çünkü bu günler de malumdur, muhtelif değildir.
Paskalyadan önceki Pazar günü veya Mayasız Ekmek Bayramı vb. gibi, Müslümanların bilmedikleri aylar. Bu zaman dilimlerini zikrederek icra edilen selem caiz değildir. Çünkü Müslümanlar bu vakitleri bilmemektedirler, nitekim zimmîleri bu zaman dilimlerinde taklit etmek caiz olmaz; zira onların sözleri makbul değildir. Bir de onlar, Müslümanların bilmediği şekilde sadece kendi hesaplarına göre satışı öne alır ve yine kendi hesaplamalarına göre onu ertelerler. Bunun yanında karışıklığın olmadığı bir zamana değin selem icra ederlerse, alıcı ve satıcı yahut onlardan birisi de bunu bilmeyecek olursa, bu akit sahih olmaz; çünkü zaman dilimi bilmeyen açısından meçhul kalmıştır.

Beşinci Şart: Selem satışının yapıldığı yerin, mahallin mevcut olması (ve durumunun elverişli olması). el-Muvaffak der ki: Bu noktada bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Çünkü durum böyle olursa, o zaman teslim edilmesi gerektiğinde onun teslim edilmesi imkan dahilindedir, demektir. Ama bu mevcut olmayacak olursa o zaman zahiri anlamda yer ve mahallinde o yer mevcut değildir, anlamına gelir ki, malın teslim edilmesi mümkün olmayacağından, dolayısıyla satış da geçerli değildir, tıpkı kaçan kölenin satışı gibi kabul edilir.

Telef olacağı yahut da kesintiye uğrayacağı bilinmeyeceğinden ve bundan emin olunamayacağından ötürü, bahçede bulunan meyve ve küçük bir köyün de ayni olarak selem şeklindeki satışı caiz olmaz. İbn Munzir şöyle der: Ayni olarak bir bahçenin meyvesi hakkında icra edilen selemin geçersiz oluşu konusunda ilim ehlinin icması var gibidir. Bu görüşe sahip olanlardan bildiklerimiz arasında Sevri, İmam Malik, Evzai, İmam Şafii, rey ashabı ve İshak bulunmaktadır.

Selem durumda iken kendisinde selem satışının mevcut olması şart koşulmamıştır, bilakis kış dönemlerinde yaş hurma hakkında selemde bulunmak caizdir. Bunun yanında henüz olmamış olan ürünler de o yer ve mahalde mevcut olduklarında selemi caizdir. Bunu, İmam Malik, İmam Şafii ve İshak söylemiştir. Çünkü bu minvalde İbn Abbas hadisi şöyledir: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Medine’ye geldiğinde Medineliler meyvelerde iki ve üç seneliğine selem yapıyorlardı. Bunun üzerine Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki: ‘Kim, selem yapacak olursa belli ölçüde belli ağırlıkta ve belli zamana kadar selem yapsın.'” Burada mevcut olmasını zikretmemiştir, eğer bu şart olsaydı o zaman bunu zikrederdi ve iki seneliğine selem yapılmasını da kendilerine yasak ederdi. Çünkü hakkında icra ettikleri selemin kesintiye uğraması, yılın ortasında olması gerekirdi.

Sevri, Evzai ve rey ashabı ise: Cinsinin, akit halinden mahallin (yerin) durumuna değin mevcut oluncaya kadar caiz olmayacağını, ifade etmişlerdir. Çünkü her bir zamanın -kendisine selem yapanın ölümü noktasında- hakkında selem yapılan bir mahallinin olmasının caiz olacağı, onun için de bu noktadaki varlığına itibar edileceğini ve bunun ise -tıpkı yer gibi kabul edileceğini- söylemişlerdir.

“Bu durumda teslim edilmiş sayılmayacağı; zira ölüm sebebiyle borçların gitmiş olacağı” şeklinde cevap verilmiştir. Şayet bunu kabul edecek olursak, o zaman bunun mevcut olma şartı gerekli olmayacaktır.

Selem yapanın var olmayışı, teslim etmekten aciz kalması, haliyle de selem yapılan şeyin bulunmayışı yahut o sene içerisinde meyveleri taşıyamamış olması gibi durumlarda selem yapılan malın teslim edilmesi o yerde imkansız hale gelirse; bu takdirde selem yapan şahıs, bunları bulana değin sabretmek ve eline geçince onu istemek ile akdi feshetmek ve -eğer mevcut ise- meyveleri geri vermek yahut -misli olursa- mislini ödemek yahut da kıymetini vermek arasında muhayyer olur. Bunu, İmam Şafii ve İshak söylemiştir.

Altıncı Şart: Akdin icra edildiği mecliste söz konusu olan selemdeki anaparanın kabzedilmesi… Şayet akdi yapan kişiler kabzetmeden evvel ayrılacak olurlarsa, akit batıl olur. Bunu, Ebu Hanife ve İmam Şafii söylemiştir. Çünkü bu, karşılıklı bir akittir ve bunda mutlak bir ivazın ertelenmesini şart koşmak, caiz değildir. Bu nedenledir ki kabzedilmeden önce ayrılması da caiz olmaz, tıpkı sarf konusu gibi.

İmam Malik ise: Anaparanın kabzedilmesinin iki gün, üç gün yahut daha fazla ertelenmesi caizdir, yeter ki şart koşulmuş olmasın, demiştir. Bir adamın zimmetinde dirhemleri bulunsa ve bunları bir vadeye kadar yiyecek noktasında selem olarak verecek olsa, bu sahih olmaz. İbn Munzir der ki: Kendilerinden ilim ezberlediğim her bir ilim adamı bu konu hakkında icma etmişlerdir. Nitekim selem yapmanın içerisinde bir tür borç anlamı vardır; dolayısıyla meyveleri borç verdiğinde borcu borçla satmış sayılır. Bu ise icma’ya göre geçerli değildir.

Selem, ancak (zikri geçen) bu altı şartla sahih ve geçerli olur. Şu gelen iki şart hakkında ise ihtilaf edilmiştir:

Birincisi: Belirli bir ürünün vasfını bilmek… Zimmette olduğu sürece bu ürünün sıfatını bilmeyi şart koşmak noktasında bir ihtilaf yoktur. Çünkü bu, seleme ait iki bedelden birisini oluşturmaktadır. Buna göre ürün muayyen değilse, o zaman -selem yapılan mal gibi- onun sıfatını bilmeye dair şart koşabilir. Ancak ıtlak eder de beldesinde de muayyen bir nakit olursa, mutlaklık geri döner ve bu, onun sıfatının yerine geçer. Ama ürün muayyen olursa, bu takdirde el-Kadı ve Ebu’l Hattab: Sıfatının bilinmesi gereklidir, demişlerdir. Bu, İmam Malik ve Ebu Hanife’nin görüşüdür. Zira bu, peşinen tamamlamaya malik olmadığı bir akit sayıldığından, hakkında akdi yapılmış mal da teslim edilmemiş olmakta ve feshedilmesinden de emin olunamamaktadır; o yüzdendir ki -borç ve şirket konusunda olduğu gibi- bedelini geri vermek için selem olan anaparanın bilinmesi vacip olur. Bunun yanında hak sahibi olduğu bir kısım ürünlerin ortaya çıkmasından da emin olunamamaktadır; bu durumda miktarına göre akdin fesholması söz konusu olur.

el-Haraki’nin kelamının zahirinden anlaşılan bunun şart olmayacağıdır ki, bu İmam Şafii’nin de iki görüşünden birisini oluşturmaktadır. Çünkü bu, şahit olunan (gözle görülen) ivazlı bir muameledir ve diğer ayni satışlarda olduğu gibi miktarını bilmeye gerek de yoktur. İmam Ahmed’in sözünden ise bunun sadece muayyen olmayan eşyaları içermiş olduğu anlaşılmaktadır. Vasıflarına itibar edileceği noktasında ise ihtilaf yoktur. Onların ileri sürdükleri delil, kira akdi ile çelişki oluşturur, nitekim kiraya verilen ayni eşyanın telef olmasıyla akit de fesholur. Buna ek olarak akdin şartları tamamlandığından dolayı da artık vehimli konularla akit batıl olmayacaktır.

İkincisi: Verilecek yerin tayin edilmesi… el-Kadı (İyaz), bunun şart olmadığını söylemiştir. İbn Munzir de bu görüşü, İmam Ahmed’den, İshak’tan ve ehli hadisten müteşekkil bir topluluktan nakletmiştir. Ebu Yusuf ve Muhammed de bu görüşe sahip olmuşlardır. Bu, aynı zamanda İmam Şafii’nin iki görüşünden de birisini oluşturmaktadır. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Kim, selem yapacak olursa belli ölçüde belli ağırlıkta ve belli zamana kadar selem yapsın.” Hadiste verilecek yeri tayin etmemiştir ve bu da söz konusu yerin şart olmadığına delalet eder. Aynı şekilde bu karşılıklı bir akitleşme sayıldığı için -diğer ayni akitlerde olduğu gibi- yeri şart koşulmaz.

Sevri ise; Satış yerinin zikredilmesi şarttır, demiştir. Bu aynı zamanda İmam Şafii’nin ikinci görüşünü de oluşturmaktadır. Zira malın kabzedilmesi o yerden ayrılmasıyla gereklilik oluşturmaktadır. Oysaki bu durumda o malın (belirli bir) yeri olmamış oluyor, öyleyse bunun meçhul olmaması için o yerin şart koşulması icap etmektedir.

İbn Ebu Musa ise şöyle demiştir: Şayet alıcı ve satıcı kara parçası üzerinde olurlarsa bu durumda alışveriş yerinin zikredilmesi gerekli olur. Şayet kara parçası üzerinde olmazlarsa (mesela denizde olmak gibi) bu durumda alışveriş yerinin zikredilmesi güzel olur. Zikretmeyecek olurlarsa o zaman alışveriş yeri akdi bağladıkları yer olur; çünkü onlar, ne zamanki teslimi mümkün olmayan bir kara parçası üzerinde bulunmuş olurlarsa, bu durumda yeri zikretmeyi terk etmeleriyle bu meçhul bir yer olmuş olacaktır. Bir kara parçası üzerinde bulunmuş olmazlarsa, bu takdirde o yerde malın teslim edilmesi gerekmiş olacağından, bu şekilde o yerin zikredilmesi yeterli olmuş olacaktır. Zikretmiş olursa eğer bunu pekiştirmiş olurlar ki, bu da güzel bir şeydir.

Başka bir yerde alışveriş yerini şart koşmuş olursa, akit sahih olur; çünkü bu bir alışveriş akdidir; dolayısıyla da söz konusu yerden başka bir yerde de zikredilmesini şart koşmak geçerlidir. Mesela, ayni satışlar gibi. Bir de akdin yerine getirildiği mekan zikredildiği için bu sahih olmuş olur, tıpkı onu akit yerinde zikretmek gibi kabul edilir.

Sonra akdin bir gereği olarak malın yerinde teslim edilmesi gerekir. Bu durumda; ya o yeri şart koşmuş olur ki, o zaman akdin gereğini şart koşmuş sayılır veyahut da bu, akdin bir gereği değildir; o zaman ise -cehaleti ve söz konusu tartışmaları yok edip ortadan kaldırmak için- alışveriş yerinin icra edildiği yerin zikredilmesi kesinlik kazanır.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/selem-akdi/,https://kutsalayet.de/mali-kabzetmeden-once-hakkinda-selem-yapilan-satis-konusu/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız