Bir görsen onları! Korkuya kapılmışlardır, ama kaçış yoktur. Yakın bir yerden yakalanmışlardır.
Diyanet Vakfı
(Resulüm!) Telaşa düştükleri zaman, bir görsen! Artık kurtuluş yoktur, yakın bir yerden yakalanmışlardır.
Kurtubi Tefsiri
Onları korkuya kapıldıklarında bir görsen! Artık kurtuluş olmayacak ve yakın yerde yakalanmış olacaklar.
“Onları korkuya kapıldıklarında bir görsen! Artık kurtuluş olmayacak”
âyetinde yüce Allah, kâfirlerin hakkı tanımak zorunda kalacakları bir zamandaki hallerini sözkonusu etmektedir. Âyet: Sen dünya hayatında ölümün geldiği yahut ta yüce Allah’ın kendilerine göndereceği başka bir azâbın inişi esnasında korkuya kapıldıklarını bir görsen, demektir. Bu anlamdaki bir açıklama İbn Abbâs’tan rivâyet edilmiştir. el-Hasen dedi ki: Bu onların kabirlerde Sayha (kıyâmet çığlığı)’dan ötürü duyacakları korku ve dehşettir. Yine ondan nakledilen bir rivâyete göre buradaki korkudan kasıt, kabirlerinden çıkacakları vakit duyacakları bir korkudur. Katade de böyle açıklamıştır.
İbn Muğaffel ise şöyle demektedir: Bu korku Kıyâmet gününde yüce Allah’ın vereceği cezayı gözleriyle görecekleri vakit ortaya çıkacaktır.
es-Süddî de şöyle demektedir: Bu meleklerin kılıçları ile boyunları vurulduğu esnada Bedir günü duydukları korkudur. Bu halde iken ne kaçabildiler, ne de tevbeye geri dönebildiler.
Saîd b. Cübeyr de dedi ki: Bundan kasıt, el-Beyda denilen bir yerde yerin dibine geçirilecek olan ordudur. Onlardan geriye sadece bir adam kalacak, o da insanlara arkadaşlarının karşı karşıya kaldıkları durumu haber verecek ve korkuya kapılacaklar. İşte onların korkuları bu olacaktır.
“Artık kurtuluş olmayacak.” İbn Abbâs, kurtulmaları sözkonusu olmayacaktır diye; Mücahid ise bir yere kaçış mümkün olmayacak, diye açıklamıştır.
“Ve yakın yerde yakalanmış olacaklar.” Kabirlerden yakalanmış olacaklar demektir. Nerede bulunurlarsa, oradan yakalanacaklar, diye de açıklanmıştır. Onlar yüce Allah’a göre yakındır. Hiçbir şekilde O’na gizli kalmazlar ve O’nun elinden kurtulamazlar.
İbn Abbâs da şöyle demektedir: Bu âyet-i kerîme ahir zamanda Ka’be’yi tahrib etmek üzere yola çıkacak olan seksenbin kişilik ordu hakkında nazil olmuştur. Onlar el-Beyda’ya girmekle birlikte, yerin dibine geçirileceklerdir. İşte “yakın yerde yakalanmak”dan kasıt budur.
Derim ki: Bu anlamda Huzeyfe’den gelmiş merfu bir haber vardır. Biz bu haberi “et-Tezkire” adlı eserimizde zikretmiş bulunuyoruz. Huzeyfe dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu -deyip doğudakiler ile batıdakiler arasında ortaya çıkacak bir fitneyi sözkonusu etti ve şöyle devam etti-: “Onlar bu hallerinde bulunuyor iken es-Süfyanî kuru olan vadiden bu işin alevlendiği bir sırada çıkıp gelecek ve Dımaşk’ta konaklayacak. Birisi doğuya, diğeri Medine’ye olmak üzere iki ordu gönderecek. Doğuya giden ordu doğu tarafına doğru yol alacak ve nihayet o lanetli şehir Babil ile o kötü yerde -Bağdat şehrini kastetmektedir- konaklayacaklar. Üçbin kişiden daha fazlasını öldürecekler. Bin kadından fazla kadının ırzına geçecekler ve orada el-Abbas’ın soyundan ileri gelen üçyüz kişiyi öldürecekler. Sonra Şam’a doğru çıkacaklar, Kufe’den bir hidayet bayrağı çıkacak ve Kufe’den iki günlük mesafede bu orduya yetişecek ve onları öldürecekler. Haber verebilecek bir kimse dahi onlardan kurtulamayacak. O ordunun elinde bulunan esir kadın ve çocukları ve ganimetleri kurtaracaklar. Göndereceği ikinci ordu ise Medine’ye varacak. Üç gün, üç gece Medine’yi talan edecekler. Sonra da Mekke’ye doğru yola çıkacaklar. Nihayet el-Beyda’da bulunacakları bir sırada yüce Allah, üzerlerine Cibril (aleyhisselâm)’ı gönderecek. Ey Cibril! Git ve onları imha et, diyecek. Cibril de oraya ayağı ile bir defa vuracak, yüce Allah onları yerin dibine geçirecek. İşte yüce Allah’ın:
“Onları korkuya kapıldıklarında bir görsen! Artık kurtuluş olmayacak ve yakın bir yerde yakalanmış olacaklar” âyeti bunu anlatmaktadır. Onlardan geriye sadece biri onların müjdecileri, diğeri ise korkutucuları olan Cüheyneli iki kişi kalacak. İşte bundan dolayı kesin haber Cüheynelilerdedir denilmiştir Burada zikredilenlerin çeşitli kısımlarıyla kaydedildiği bazı rivâyetler için bkz. Hakim. Müstedrek, IV, 565; Ebû Amr ed-Dânî, es-Sünenü’l-Varide fi’l-Fiten, IV, 937, V, 1021, 1022, 109, 1091, 1093; Nuaym b. Hammâd el-Mervezî. el-Fiten, I, 220-224. II, 690-691.
“Yakın yerde yakalanmış olacaklar” âyeti, ruhları bulundukları yerde kabzedilecek, ölümden kaçma imkanını bulamayacaklardır de diye açıklanmıştır. Bu açıklama da: Bu korku ruhun alınacağı esnada sözkonusu olur, diyenlerin görüşüne uygundur. Bununla birlikte bunun, karşılık vermek, çağrıya uymak anlamındaki korku ile ilgili olma imkanı da vardır. Çünkü: “Adam başına gelen bir korku dolayısıyla kendisinden yardım isteyen imdat dileyenin istediğine koştu” demektir. Peygamber Efendimiz’in ensara hitaben söylemiş olduğu: “Sizler tamah edilen şeyler sözkonusu olursa, sizden az bulunur, dehşetli hallerde yardıma çağrı esnasında da çok kişi bulunur” şeklindeki Abdurrahman b. Ali b. Muhammed Ebû’l-Farac, Safvetu’s-Safve, I, 205. rivâyette de bu anlamdadır.
Bu âyetle, yerin dibine geçirilmek yahut ta Bedir gününde olduğu gibi dünyada iken öldürülmenin kastedildiğini söyleyenler, şu açıklamayı da yaparlar: Bunlar âhiretten önce dünya hayatında azâb ile yakalanmış oldular.
Bu korku, kıyâmet gününde gerçekleşecektir, diyenler de şöyle derler: Bunlar yerin dibinden, yerin üstüne çıkartılmışlardır. (Onun için korkmuşlardır).
“Yakın yerde yakalanmış olacaklar” âyetin cehenneme yakın bir yerden alınıp oraya atılacaklardır, diye de açıklanmıştır.