Derler ki: “Ona inandık.” Ama bu erişme uzaktan nasıl mümkün olur?
Diyanet Vakfı
(İş işten geçtikten sonra:) «Ona inandık» demişlerdir, ama uzak yerden (dünya hayatı gelip geçtikten sonra) imana kavuşmak onlar için nasıl mümkün olur?
Kurtubi Tefsiri
“Ona îman ettik” diyecekler, ama onlar için uzak bir yerden ona el atmaları ne mümkün!
“Ona” Kur’ân’a inandık. Mücahid’e göre Allah’a, el-Hasen’e göre öldükten sonra dirilişe, Katade’ye göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a
“îman ettik, diyecekler.”
“Ama onlar için uzak bir yerden ona el atmaları ne mümkün!” âyeti ile ilgili olarak İbn Abbâs ve ed-Dahhak şöyle demiştir:
“El atmak”dan kasıt, geri dönmektir. Yani îman etmek için dünyaya geri dönmeyi isteyeceklerdir, fakat böyle bir isteğin yerine getirilmesine imkan bulunmayacaktır. Şairin şu beyitinde de bu anlamda kullanılmıştır:
“Meyye’nin bana tekrar dönmesini temenni etti,
Ama onun dönüşüne imkan yok.”
es-Süddî, kasıt tevbedir demiştir. Yani bu tevbe imkanı onlardan uzaklaşmış iken böyle bir istekte bulunacaklardır. Çünkü tevbe ancak dünya hayatında kabul olunur.
Bu lâfzın el atmak, el ile yakalamak anlamında olduğu da söylenmiştir. İbnu’s-Sikkit dedi ki: Bir adam, bir diğerinin başından ve sakalından yakaladığı takdirde: “Onu yakaladı, yakalar, yakalamak” denilir. Daha sonra da şu beyiti zikreder:
“O develer havuzdan suyu içiyorlar,
Öyle bir içiş ki, hem bunlar büyük çöllerin ortasını katederler.”
Bu beyit ile sözünü ettiği develerin yukarıdan (boyları uzun olduğu için) çok büyük miktarda su içtiklerini böylelikle de başka bir suya ihtiyaçları olmadan uzun mesafeleri, çölleri aştıklarını anlatmak istemektedir.
Yine (İbnu’s-Sikkit) şöyle demektedir: Savaş esnasında “münaveşe” tabiri de buradan gelmektedir. Bu ise iki tarafın birbirine yaklaşması halinde sözkonusudur. “Şiddetlice yakalayan adam” demektir. “El atmak, elle yakalamak” demek olup da bu anlamdadır. Recez vezninde şair şöyle demektedir:
“Boyunları iyiden iyiye yakalıyorlardı.”
“Ama onlar için uzak bir yerden ona el atmaları ne mümkün!” âyeti ile yüce Allah şunu anlatmaktadır: Onların dünya hayatında iken kâfir olduklarından ötürü, âhirette tekrar imanı ele geçirmeleri mümkün değildir.
“Onlar için… ona el atmaları ne mümkün” âyetini: şeklinde Ebû Amr, el-Kisaî, el-A’meş ve Hamza hemze ile okumuşlardır. en-Nehhâs şöyle demektedir: Ebû Ubeyde böyle bir okuyuşun (doğru olmaktan) uzak olduğunu görmektedir. Çünkü hemzeli okuyuş uzaklık) anlamındadır. O halde: “Uzak bir yerden onlar için uzaklık nasıl olur” gibi bir mana ortaya çıkar.
Ebû Cafer şöyle demektedir: Bu okuyuş caizdir ve güzeldir. Arap dilinde bunun iki türlü açıklaması vardır ve bunlar doğruluktan uzak te’viller de değildir. Bu iki açıklamadan birisi şöyledir: Kelimenin aslı hemzeli olmayıp sonradan “vav” harfi üzerindeki harekenin hafif (gizli) oluşu dolayısıyla hemzeli okunmuş olabilir. Bu Arapçada çokça görülen bir husustur. Büyük toplulukların, büyük topluluklardan naklettiği mushafta da: “Peygamberlerin belirli vakitleri geldiği zaman” (el-Murselat, 77/11) Burada -“belirli vakitleri geldiği” anlamındaki kelime- aslında; şeklindedir. Çünkü bu “vakif’den türetilmiştir. Diğer taraftan: “Ev” kelimesi diye çoğul yapılabilmektedir.
Diğer bir açıklamayı da Ebû İshak zikretmektedir ve şöyledir: Bu durumda kelime ağırca hareket demek olan: den türetilmiş olur. Uzak kalmış olan bir husus hakkında onların hareket edebilmeleri mümkün değil, demektir. “o şeyi uzak bir yerden aldım” denilir. ise ağır olan şey demektir. el-Cevherî şöyle demektedir: Hemzeli olarak; “Gecikmek ve uzaklaşmak” anlamındadır. “Ben bu işi geciktirdim, geciktiriyorum” denilir. “(……..): O da gecikti” demektir. Mesela: “Son olarak onu yaptı” denilir. Şair de şöyle demektedir:
“Sonunda bana itaat etseydi diye temenni ettiğim,
Halbuki o işlerden sonra çok işler meydana geldi.”
Bir başka şair de şöyle demektedir:
“Uzun bir süre yükseklere ulaşma isteğini bırakıp oturdun,
Ve sonunda payın olanı da elden kaçırdıktan sonra gecikmiş olarak geldin.”
el-Ferrâ’ da şöyle demektedir: lâfzında hemzeli ve hemzesiz okuyuş anlam itibariyle birbirine yakındır. Tıpkı; “Ben o adama sitem ettim, ederim” fiiline benzemektedir.
“Uzak bir yer”den kasıt âhirettir. Ebû İshak et-Temimî’den, o İbn Abbâs’tan şöyle dediğini rivâyet etmektedir:
“Onlar için… ne mümkün” yani geri dönüş mümkün olamaz. Çünkü onlar geri döndürülme zamanı olmayan bir sırada böyle bir istekte bulunmuş olacaklardır.