Şüphesiz biz onları ahiret yurdunu anmakla ihlâslı kıldık.
Diyanet Vakfı
Biz onları özellikle ahiret yurdunu düşünen ihlaslı kimseler kıldık.
Kurtubi Tefsiri
Çünkü Biz onları bir hasletle ihlaslı kıldık ki, bu da yurdu anmaktır.
“Çünkü Biz onları bir hasletle ihlaslı kıldık ki, bu da yurdu anmaktır” âyetindeki:
“Bir hasletle” lâfzı genel olarak tenvinli okunmuştur. Ebû Ubeyd ile Ebû Hatim’in tercih ettiği şekil de budur. Nafî’, Şeybe, Ebû Cafer ve İbn Amir’den Hişam ise: ” Yurdu anma hasleti ile” anlamında izafet ile okumuşlardır. Bu durumda
“bir hasletle” âyetini tenvinli okuyanlar
“yurdu anmak” anlamındaki terkibi ondan bedel olarak kabul ederler. îfade: Biz âhiret yurdunu hatırlamaları ve onun için hazırlanarak hem kendileri ona rağbet etsinler, hem de insanların ona rağbetlerini arttırmaları şeklindeki bir haslet ile ihlaslı kıldık, takdirinde olur.
Bununla birlikte:
“Bir hasletle” âyetinin: ” Halis oldu, kurtuldu, arındı” fiilinin mastarı, buna karşılık:
” Anmak” âyetinin da fail olarak ref konumunda olması da mümkündür. Anlam da şöyle olur: Yurdu hatırlamak yani âhiret yurdunu hatırlatmak onlar için halis olmak suretiyle onları ihlâsa erdirdik, arındırdık, kurtardık. Yine
“bir haslet”in: ” Kurtardım, arındırdım, halis kıldım” fiilinin mastarı olması ve fazla gelen hemzenin hazfedilmiş olması da mümkündür. Bu takdirde “anmak” anlamındaki lâfız, nasb konumunda olur. İfade de: Yurdu hatırlamayı halis kılmaları suretiyle… takdirinde olur.
“Yurt” ile dünyanın kastedilmesi de mümkündür. Yani onlar dünyayı hatırlasınlar ve ona rağbet etmesinler. Böylelikle dünya da onlardan güzel övgülerle sözedilmek suretiyle, dünya onlar için halis olsun (kötülüklerden arınsın). Yüce Allah’ın:
“Ve onlara doğruyu söyleyen yüce bir dil verdik. (Yahut onlardan doğru olarak ve övgü ile sözedilmesini sağladık)” (Meryem, 19/50) âyetine benzer.
“Yurt” ile âhiret yurdu ile bu yurdun insanlara hatırlatılması anlamı da kastedilmiş olabilir.
“İhlas ile” lâfzını
“yurt”a izafe ile okuyan kimselerin bu okuyuşuna göre
“ihlâs” anlamında bir mastar olur,
“anmak” da mastarın kendisine izafe edilmiş olduğu mef’ûlün bih olur. Bu da âhiret yurdunu ihlâs ile (anmaları) suretiyle… demek olur. Yine mastarın faile izafe edilmesi “ihlâs ile” anlamındaki lâfzın “hulus (halislik)” anlamında mastar olması da mümkündür. Yani yurdu anmak işi, onlar için halis olması suretiyle…
Burada da
“yurt” önceden geçtiği üzere ya âhiret ya da dünya yurdudur. İbn Zeyd dedi ki: Anlamı âhiret yurdunu anmak suretiyle Biz onları ihlâsa erdirdik, şeklindedir. Yani onlar âhireti hatırlarlar, ona rağbet ederler, dünyaya karşı da zahiddirler (radıyallahü anhğbet etmezler). Mücahid de şöyle demiştir:
Biz onlara cenneti zikredip hatırlatmak suretiyle onları ihlâsa erdirdik, demektir.