“Onları bana geri getirin.” Derken, onların bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı.
Diyanet Vakfı
32, 33. Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini, Rabbimi anmak için istedim, dedi. Nihayet güneş battı. (O zaman:) Onları (atları) tekrar bana getirin, dedi. Bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.
Kurtubi Tefsiri
“Onları bana geri getirin” (dedi.) Boyunlarını ve ayaklarını sıvazlamaya başladı.
” Onları bana geri getirin” sözündeki “he (onu diye de tercüme edilebilir)” zamirin, atlara ait değil de güneşe ait olduğu da söylenmiştir.
İbn Abbâs dedi ki: Ben Ali (radıyallahü anh)’a bu âyet-i kerîme hakkında soru sordum da bana: Onun hakkında sana ulaşan nedir? diye sordu. Dedim ki: Ka’b’ı şöyle derken dinledim: Güneş perde arkasına gizlenip Süleyman namazı geçirinceye kadar atların kendisine sunulması ile meşgul olunca
“Ben ancak hayır sevgisi ile meşgul iken Rabbimi anmaktan uzak kaldım” yani “hayır sevgisini Rabbimi anmaya tercih ettim” dedi.
“Onları bana geri getirin” sözünde kastettiği ise atlardır. Bunlar ondört at idi. Kılıçla bacaklarını ve boyunlarını vurdu. Allah da ondört gün süreyle mülkünü elinden aldı, çünkü atlara zulmetmişti. Ali b. Ebî Tâlib bunun üzerine dedi ki: Ka’b yalan söyledi, çünkü Süleyman cihad için atların sunulması ile uğraştı. Nihayet o gizlendi, yani güneş perde arkasında battı. Yüce Allah’ın güneş üzerinde görevli meleklere emri üzerine “onu bana geri getirin” yani güneşi geri getirin, dedi. Onlar da güneşi geri getirdiler ve ikindi namazını vaktinde eda etti. Şüphesiz ki Allah’ın peygamberleri zulmetmezler, çünkü onlar masum (günahtan korunmuş)durlar.
Derim ki: Tefsir(e dair rivâyetler)de çoğunlukla görülen açıklamalar perde arkasında saklananın güneş olduğu şeklindedir. Güneşin zikredilmeyiş sebebi ise, daha önce onunla ilgili olup sözkonusu edilmiş şeylerin önceden de açıklandığı üzeredinleyene güneşe delalet edecek bir izlenim vermiş olmasıdır. Güneşten zamir ile sözedildiği de çokça rastlanan bir şeydir. Lebid dedi ki:
“Nihayet (gecenin örten) karanlığına bir el atınca,
Ve onun karanlığı düşmana karşı zayıf noktaları gizleyince…”
“Onları bana getirin” lâfzındaki “he (onları)” zamiri atlara aittir. Onları sıvazlamasına gelince, ez-Zührî ve İbn Keysan dedi ki: O atların bacaklarını ve boyunlarını sıvazlar, onlara sevgisinden ötürü üzerlerindeki tozlan alırdı. el-Hasen, Katade ve İbn Abbâs da böyle demiştir. Hadîs-i şerîfte de belirtildiğine göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) sırtındaki ridasıyla atını silerken görülmüş ve: “Bu gece atlar dolayısıyla bana sitem edildi.” diye buyurmuştur. Muvatta’, II, 468. Bunu Muvatta’'(da İmâm Mâlik) Yahya b. Said’den mürsel olarak rivâyet etmiştir. Muvatta’’ın dışındaki eserlerde ise Malik’ten, o Yahya b. Said’den o Enes’ten diye muttasıl senedle rivâyet edilmiştir. el-Enfal Sûresi’nde de (8/60. âyet, 2. başlıkta) Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın: “…Onların alınlarını ve sağrılarını sıvazlayınız…” İbn Abdi’l-Berr, Temhid, XXIV, 100; ancak bu muttasıl senedli rivâyetin sahih olmadığını da belirtmektedir. âyeti da geçmiş bulunmaktadır. İbn Vehb de Malik’ten (Süleyman -aleyhisselâm-ın) atların boyun ve bacaklarını kılıçla sıvazladığını söylediğini rivâyet etmiştir.
Derim ki: Şiblî ve onun dışında sufilerden bazı kimseler elbiselerini yırtıp parçalamaya Süleyman (aleyhisselâm)’ın bu fiilini delil göstermişlerdir. Ancak bu bozuk, tutarsız bir delil göstermedir. Zira masum bir peygambere fasid bir iş işlediğini nisbet etmek câiz değildir. Ayrıca müfessirler âyetin anlamı hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Onlardan kimisi: Atlara verdiği değeri göstermek için boyun ve bacaklarını sıvazlamıştır ve: Siz Allah yolundasınız demiştir, bu bir ıslahtır. Kimisi de: Önce ayaklarını bağlamış, sonra kesmiştir. Atları kesip etlerini yemek de caizdir. Buna dair açıklamalar daha önceden en-Nahl Sûresi’nde (16/8. âyet, 5. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Buna göre de Süleyman (aleyhisselâm) günahı gerektiren bir iş yapmış değildir. Sağlıklı bir maksat olmaksızın sağlam bir elbiseyi berbat etmek ise câiz değildir.
Diğer taraftan Süleyman (aleyhisselâm)’ın yaptığı söylenen işin, şeriatinde câiz olmakla birlikte, bizim şeriatimizde câiz olmaması imkanı da vardır. Şöyle de denilmiştir: O bu atlara yüce Allah’ın yaptığını mubah kılması üzerine bu uygulamayı yapmıştır. Bir diğer açıklamaya göre onun atları sıvazlaması, atları dağlayarak işaretlemesi ve onları Allah yoluna vakfetmesidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. Ancak bu görüş, bacaklarda hiçbir şekilde dağlamayla işaret yapılmayacağı açısından zayıf kabul edilmiştir. Şöyle de denilebilir: Bacaklar üzerinde dağlamaya “ilat” denilir. Boyun üzerindeki dağlamaya da “visak” denilir. el-Cevherî’nin “es-Sıhah”ındaki açıklama ise şöyledir: ” Deveyi boynunda dağlayarak alametlendirdi” da “boynun iki tarafı” demektir.
Derim ki:
“Onları bana getirin” âyetindeki “he” zamiri güneşe raci olduğunu söyleyenlerin görüşlerine göre (o takdirde “onu benim için geri çevirin” demek olur) bu onun mucizelerinden olur. Benzeri bir durum bizim Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) için de olmuştur. Tahavî “Muşkilu’l-Hadis” adlı eserinde Esma bint Umeys’den gelen iki rivâyet yoluyla kaydettiğine göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a başı Ali’nin kucağında iken vahiy gelirdi. (Bir sefer) ikindi namazını güneş batıncaya kadar kılamadı. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Namaz kıldın mı ey Ali?” deyince, o: Hayır dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah’ım, o sana ve Rasûlüne itaat etmekte idi. Onun için güneşi geri çevir.” Esma dedi ki: Ben güneşin önce battığını, battıktan sonra da tekrar çıkıp dağlara ve yere aydınlık saçtığını gördüm. Bu ise Hayber’de es-Sahba’da olmuştu. Tahavî dedi ki: İşte bunlar sabit’iki hadis olup ravileri de sika kimselerdir. Taberani, Kebir, XXIV, 151. Zehebi, Mizanu’l-Î’tidal, V, 205’de bu rivâyeti kaydettikten sonra hadisin ravilerinden Ammar b. Matar hakkında: Ebû Hatim’in: “yalan söylerdi”; İbn Adiyy’in: “Hadisleri batıldır.” Dârakutnî’nin: “Zayıftır” dediğini kaydetmektedir. Ayrıca merhum müfessirimizin hemen bundan sonra İbnu’l-Cevzi’den yaptığı nakil de dikkate değer.
Derim ki: Ebû’l-Ferec İbnu’l-Cevzî bu hadisin zayıf olduğunu belirterek şöyle demiştir: Rafızilerin, Ali (radıyallahü anh)’a karşı duydukları aşırı sevgi onları Ali’nin faziletlerine dair pekçok hadis uydurmaya itmiştir. Bunlardan birisi de güneşin batıp Ali (aleyhisselâm)’ın ikindi namazını geçirmesinden sonra tekrar onun için güneşin döndürüldüğüne dair rivâyettir. Böyle bir şey nakil açısından imkansız olduğu gibi, mana açısından da şunu belirtelim ki, vakit geçtikten sonra güneşin tekrar geri döndürülmesi yeni bir doğuş sayılır, vakti geri çevirmez.
Zamirin (“onları” anlamındaki “he” zamirinin) atlara ait olduğunu söyleyen ve yarış esnasında Süleyman’ın gözünden uzaklaştığını kabul edenlerin görüşlerine göre de bunda atlarla yarışmaya delil vardır, bu da meşru bir iştir. Buna dair açıklamalar da daha önceden Yusuf Sûresi’nde (12/17. âyet, 1. başlık ve devamında) geçmiş bulunmaktadır.