Rükûsu bitince başını kaldırır, mutedil bir şekilde dümdüz olarak her bir uzuv yerine gelene ve mutmain olana kadar dikelir ve kalkarken de: “Semiallahu limen hamideh” der. Bitişi de kalkışın bitmesine değin sürer ve ellerini kaldırır. Rükû esnasında elleri kaldırma konusunda geçtiği gibi, dimdik durur ve mutedil bir şekilde dikilir. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), namazını kötü kılan adama:
“Sonra dümdüz olacak şekilde rükûdan kalk.” buyurmuştur.
Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in namazını vasfeden Ebû Humeyd es-Sâidî şöyle der:
“Hz. Peygamber başını kaldırdığında omurga kemiklerinden her biri yerli yerine gelinceye kadar dümdüz doğrulurdu.”
Hz. Âişe ise şöyle demiştir:
“Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem), rükûdan başını kaldırdığında dimdik doğrulmadan secdeye gitmezdi.”
Bu kalkış ve dik duruş vaciptir. Bunu, İmam Şâfiî söylemiştir. Çünkü Allah’ın Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), namazını kötü kılan o (malum) şahsa bunu yapmasını emir buyurmuş ve bunu kendisi de bizzat yapmaya devam etmiştir. Bu nedenle de bu, O’nun:
“Beni nasıl namaz kılar görmüş iseniz, öylece kılınız.” buyruğunun kapsamına girmiş olmaktadır.
Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik’in arkadaşlarından bazıları; bunun vacip olmadığını belirtmişlerdir. Çünkü Allah Teâlâ bunu emretmemiştir ve şüphesiz O’nun emretmiş olduğu sadece rükû ve secde ile kıyam konusudur; dolayısıyla bundan başkası vacip olmaz.
Birinci görüş hakkında verilen geçmiş açıklamalar ve bunun yanında onların: “Yüce Allah bunları (söylemeyi) vacip saymamıştır.” sözlerine verilen cevap şöyledir:
Bir defa Allah Teâlâ kıyamda durmayı emretmiştir ve bu da kıyamdır. Sonra Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu emir buyurmuş olduğu için artık O (sallallahu aleyhi ve sellem)’in emrine uymak farzdır.