Orucunu bozan herkesin, oruç tutması kendisi hakkında lâzımdır ve mazeretsiz bir şekilde iftar açan kimseye benzer. Bu noktadan hareketle;
Bir kişi fecir doğduğu hâlde, onun henüz doğmadığını zannederek ya da güneş battığı hâlde, onun batmadığını zannederek orucunu açmış olursa yahut da oruca niyet etmeyi unutmuş olursa vb. işte bunların o orucunu tutarak (ona devam etmeleri) gereklidir. el-Muvaffak: “Bu konuda onlar arasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz.” demiştir.
Aybaşı ve nifaslı olan kadın, yolcu, çocuk, deli ve hasta gibi, açık ve gizli olarak gündüzün başında kendilerine iftar etmeyi mübah kılacak olan durumdaki özür sahiplerinin özürleri şayet gündüz vaktinde ortadan kalkacak olursa, bu durumda iki görüş gelmiştir:
Vaktin geri kalan bölümünde onların orucu tutmaları gerekmektedir. Bu, Ebû Hanîfe, Sevrî ve Evzâî’nin görüşüdür. Bu, bir tür fecirden önce özrü kalkmış olmasıyla orucu kendisine vacip sayması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla fecirden sonra özür kalkmış olursa, o orucu tutması gerekli olur. Tıpkı gördüğüne dair delil getirmek gibi.
Bu durumdaki orucu tutmaları gerekli değildir. Bu ise İmam Mâlik ve İmam Şâfiî’nin görüşüdür. Çünkü açık ve gizli olarak gündüzün başında kendisine iftar etmesi mübah kılınmıştı. Buna göre şayet orucunu bozacak olursa, gündüzün sonuna değin o orucunu –tıpkı özrü devam ediyormuş gibi– devam ettirmesi gerekmektedir.