İmam Ahmed’in sözünün zahirine göre ölçülen, tartılan ve madum olan şeyler, müşterinin tazminine girmez ancak kabzetmiş olursa başka. Bu durumda, yığın gibi tayin edilip belirlenmiş olsun yahut bu yığından alınan belirsiz bir kafiz olsun, fark etmez. Buna yakın bir görüşü İshak da söylemiştir. el-Kadı (İyaz) ve arkadaşları ise: Mekil, mevzun ve madumdan kasdedilen, -yığından alınan bir kafiz (ölçek) ve zübreden alınan bir rıtl gibi- tayin edilmemiş olanlardır, demişlerdir.
Ama tayin edilmş olana gelince bu, -keyli tesmiye edilmeksizin satışı yapılan yığın gibi- müşterinin tazmini kapsamına girer. İmam Ahmed’in de bu noktada görüşü nakledilmiştir. Buna yakın olarak İmam Malik’in de bir görüşü vardır. O der ki: Ölçülen ya da tartılan yiyeceğin kabzedilmeden ewel satılması caiz değildir. Götürü olarak satılan şeylerin yahut da yiyecek maddesi olmayan şeylerin ölçülüp tartılarak satılması ise kabzedilmeden önce caizdir. Bunun dayanağı İbn Ömer’in: “Toplu olup canlı olan malların pazarlık yapılarak icra edilen satışı, müşterinin malından sayılır (ona ait olur.)” kavlidir. Çünkü muayyen olan mal, vefa (ele geçme) hakkına bağlı olmadığından, bu durumda müşterinin malından sayılır; tıpkı ölçülmeyen ve tartılmayan şeyler gibi kabul edilir.
İmam Ahmed’den aktarıldığına göre ölçülüp tartılsa da yahut bunlar yapılmasa da kabzedilmeden önceki yiyeceklerin satışı caiz olmaz. Bu göstermektedir ki yiyecek maddeleri özel bir konuma haizdir ve kabzedilene değin de müşterinin tazmini kapsamına girmezler. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), kabzetmeden önce yiyeceğin satışını yasaklamıştır. Hadisin mefhumundan anlaşılıyor ki bunların dışındaki ürünlerin kabzedilmeden ewel satışları mübahtır. Rivayet edildiğine göre İbn Ömer şöyle demiştir: “Ben, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde götürü şeklinde pazarlıkla erzak satın alan (ve malı teslim almadan başkasına satmak isteyen öyle stokçu) kimseler gördüm ki, bunlar o malları yükleyip kendi mekanlarına nakledinceye kadar dövülürlerdi.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. Bu ise muayyen şeylerin satışı konusunda bir nastır. Bunun yanında Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in: “Kim, bir yiyecek satın alırsa onu, eline geçirmediği sürece satamaz.” buyruğunun genel hükmü de bu bağlamdadır. Hadis hakkında Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
Müslim’de ise İbn Ömer’den nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: “Biz, götürü usulü mal satan (ticaret) kervanlarından yiyecek satın alırdık, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bizim o maddeleri mekanından (başka) yere nakletmemize değin satmamızdan bizi bundan men etmiştir.”
İbn Munzir der ki: Eline geçirmediği sürece bir yiyecek satın alan kimsenin bu satışının olmayacağı hususunda ilim adamları icma etmişlerdir. Müşterinin tazminine girmiş olursa, bu takdirde satışı ve bundaki tasarrufu caiz olur; tıpkı o malı kabzettikten sonra almak gibi değerlendirilir. Bu ise -malın götürü olarak satımının yasaklığını delil ifade ettiği halde- yiyecek maddelerindeki yasağın genel hüküm içerdiğini göstermektedir. Bu görüş, el-Kadı (İyaz) ve arkadaşlarının görüşüne de terstir ve mefhumu ile yiyecek maddelerinin dışında kalanların bu noktada muhalif olduğuna delalet etmektedir.
Ebu Hanife şöyle demiştir: Kabzedilmeden önce telef olan bir malın tazminini satıcı yüklenir, akar ise bunun dışında kalır. İmam Şafii ise: Müşterinin malı kabzedene değin satılan her bir malın tazmini satıcıya aittir, demiştir. Ebu’l Hattab buna benzer bir görüşün, İmam Ahmed’in de ifade ettiğini nakleder. Zira İbn Abbas: “(Satın alınca) her bir maddenin yiyecekler konusu gibi olacağını sanıyorum.” demiştir. Çünkü malı teslim etmek satıcıya vaciptir, kuşkusuz mal onun elindedir; telef olması sebebiyle de bu malı nakletmesi imkansız olacak olursa -ölçülen, tartılan ve madum konusunda olduğu gibi- o takdirde satış akdi de geçersiz olur.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa satış yapılan bu malın artışı (ve kazancı) müşterinin lehine olduğu için tazmini de ona ait olur. Nitekim İbn Ömer’in: “Toplu olup canlı olan malların pazarlık yapılarak icra edilen satışı, müşterinin malından sayılır…” sözü de buna işaret eder. Zira bu durumda vefa (malın ele geçmesi) hakkı gerçekleşmemiş sayılır.