"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Nur 58

Ey iman edenler! Sağ ellerinizin sahip oldukları ve sizden henüz ergenlik çağına ulaşmamış olanlar, üç vakitte sizden izin istesinler: sabah namazından önce, öğle sıcağında elbiselerinizi çıkardığınız vakitte ve yatsı namazından sonra. Bu üçü sizin için mahremiyet vakitleridir. Bunların dışında ne sizin ne de onların içinize girmesinde bir sakınca yoktur. Birbirinizin yanına girip çıkarsınız. Allah size ayetleri böyle açıklıyor. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Diyanet Vakfı
Ey müminler! Ellerinizin altında bulunan (köle ve cariyeleriniz) ve içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar, sabah namazından önce, öğleyin soyunduğunuz vakit ve yatsı namazından sonra (yanınıza gireceklerinde) sizden üç defa izin istesinler. Bunlar, mahrem (kapanmamış) halde bulunabileceğiniz üç vakittir. Bu vakitlerin dışında ne sizin için ne de onlar için bir mahzur yoktur. Birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. İşte Allahayetleri size böyle açıklar. Allah, (her şeyi) bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Kurtubi Tefsiri
Ey îman edenler! Sağ ellerinizin sahip olduğu kimseler ve sizden baliğ olmayanlarınız, sizden üç defa izin istesinler. Sabah namazından önce, öğle vaktinde elbisesiz olabileceğiniz vakit ve yatsı namazından sonra… Bunlar sizin elbisesiz olabileceğiniz üç vakittir. Bu üç vakitten sonra size de bir vebal yoktur, onlara da. Onlar da yanınıza girip çıkarlar, herbiriniz de diğerinin yanına girip çıkar. Allah âyetleri size böyle açıklar. Allah çok iyi bilendir, Hakîm’dir.

Bu âyete dair açıklamalarımızı sekiz başlık halinde sunacağız:

1- Bu Âyet-i kerîme İle İzin İstemeye Dair Bundan Önceki 27. Âyet Arasındaki İlgi:

İlim adamları derler ki: Bu âyet-i kerîme hâsstır, bundan önceki âyet-i kerîme ise umumîdir. Zira yüce Allah orada:

“Ey îman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere izin alıp o ev halkına selâm vermeden girmeyin” (en-Nûr, 24/27) diye buyurmaktadır. Daha sonra yüce Allah burada hitabı tahsîs ederek, şöyle buyurmaktadır:

“Sağ ellerinizin sahip olduğu kimseler… sizden üç defe izin İstesinler.” Bu âyet-i kerîme ile özetlikle izin isteyen bazı kimseleri söz konusu etmektedir. Aynı şekilde birinci âyet-i kerîmede zaman itibariyle bütün zamanları umumi olarak kapsamaktadır. Bu âyet-i kerîmede ise bir takım vakitler özellikle söz konusu edilmiştir. Bu vakitler içerisinde ister köle, ister cariye, ister çirkin, ister güzel görünümlü olsun ancak izin istedikten sonra girebilecektir.

Mukâtil dedi ki: Âyet-i kerîme Mersed kızı Esma hakkında nazil olmuştur. Onun bulunduğu yere yaşlıca olan kölesi girmişti. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)a bundan şikayetçi olunca, bu âyet-i kerîme nazil eldu. Âyetin iniş sebebinin Mudlic’in, Ömer (radıyallahü anh)ın yanına girmesi olduğu da söylenmiştir ki, ileride gelecektir.

2- İzin İstemeleri İstenen Kimseler:

Yüce Allah’ın:

“Sizden Üç defa izin İstesinler” âyeti ile kimlerin kastedildiği hususunda İlim adamlarının attı ayrı görüşü vardır:

1- Âyet-i kerîme neshedilmiştir. Bu görüş İbnu’l-Müseyyeb ve İbn Cübeyr’e aittir.

2- İzin isteme menduptur, ancak vacib değildir. Bu görüş, Ebû Kılâbe’ye aittir. O: Onların iyilikleri açısından bu emir kendilerine verilmiştir, demektedir.

3- Bundan kasıt kadınlardır. Bu görüş de Ebû Abdu’r-Rahmân es-Sülemî’nin görüşüdür.

4- İbn Ömer: Bu âyet-i kerîme kadınlar hakkında değil de erkekler hakkındadır, demiştir. Bu da dördüncü görüştür.

5- Bu önceleri vacib idi. Zira ne kilitleri, ne de kapılan vardı. Eğer aynı durum söz konusu olursa, yine vacib olan İzin isteme hükmü söz konusu olur. Bu açıklamayı da el-Mehdevî, İbn Abbâs’tan nakletmektedir.

6- Bu âyet-i kerîme muhkemdir, farzdır, sabittir. Erkekler hakkında da, kadınlar hakkında da.

İlim ehlinin çoğunluğu bu görüştedir. el-Kasım, Câbir b. Zeyd ve en-Nehaî de bunlar arasındadır. En zayıf görüş ise es-Sülemî’nin görüşüdür. Zira; “…ler” Arap dilinde kadınlar için kullanılmaz. Kadınlar için bunun yerine; kullanılır. Kıyas ve re’y sahipleri İbn Ömer’in görüşünü güzel kabul etmektedirler.

Çünkü; Arap dilinde erkekler hakkında kullanılır. Her ne kadar kadınlar da onlarla birlikte âyetin kapsamına girebiliyor ise de bu bir de-3i 1 ile olabilir. İfade ise zahiri üzere kabul edilir. Şu kadar var ki bu görüşün isnadında Leys b. Ebi Süleym vardır, Leys b. Ebi) Süleym: H. 141 veya 142 yılında vefat etmiş, salih bir zar olmakta birlikte, kanıt olmaksızın hatalı rivâyetlerde bulunmuş ve çeşitli bakımlardan tenkide maruz kalmış birisidir. Geniş bilgi için bk. İbn Hacer, Tehzibut-Tehzib, VIII, 417-419.

İbn Abbâs’ın görüşüne gelince, bunu Ebû Dâvûd, Ubeydullah b. Ebi Yezid’den rivâyet etmektedir, Buna göre Ubeydullah, İbn Abbâs’ı şöyle derken dinlemiş: Bir âyet var ki insanların çoğu onun gereğini emretmemektedirler. Bu izin isteme âyetidir. Ben şu cariyeme dahi emrediyorum, o da yanıma girmek için izin ister. Ebû Dâvûd dedi ki: Atâ bunu bu şekilde İbn Abbâs’tan “onu(n gereğini) emreder” lâfzı ile rivâyet etmiştir. Ebû Dâvûd, Edeb 129-130

İkrime’nin rivâyetine göre Iraklılardan bir grub: Ey İbn Abbâs dediler. Bize izin alma emri verilen fakat kimsenin kendisi ile amel etmediği şu âyet-i kerîme hakkındaki görüşün nedir? Aziz ve celil olan Allah’ın:

“Ey îman edenler! Sağ ellerinizin sahip olduğu kimseler ve sizden baliğ olmayanlarınız, sizden üç defa izin istesinler. Sabah namazından önce, öğle vaktinde elbisesiz olabileceğiniz vakit ve yatsı namazından sonra. Bunlar sizin elbisesiz olabileceğiniz üç vakittir. Bu üç vakitten sonra size de bir vebal yoktur, onlara da. Onlar da yanınıza girip, çıkarlar…” diye buyurmaktadır. Ebû Dâvûd dedi ki: el-Ka’nebî âyeti; “Allah çok iyi bilendir, Hakimdir” âyetine kadar okudu, İbn Abbâs dedi ki: “Şüphesiz Allah Halîm’dir, mü’minlere karşı çok merhametlidir ve O, ayıp hallerin görülmemesini (setri) sever. İnsanların evlerinin ne perdeleri, ne de başkalarına karşı örten örtüleri vardı. Bazen hizmetçi ya da çocuk, yahut kişinin himayesindeki yetim bir kız, adamın yanına o ailesi üzerinde iken girebiliyordu. Allah onlara bu elbisesiz olunabilecek vakitlerde izin istemelerini emretti. Yüce Allah böylelikle onlara bu gibi hallerinin, başkalarının görmesine karşı korunmasını ve hayrı getirdi. Ondan sonra da bununla (gereğince) amel eden kimseyi görmedim. ” Ebû Dâvûd, Edeb 129-130

Derim ki: Bu güzel bir metindir. Said’in ve İbn Cübeyr’in görüşlerini reddetmektedir. Çünkü burada âyetin nesh olduğuna dair bir delil bulunmamaktadır. Ancak bu âyetin indiği zaman belli bir hal vardı, sonradan bu hal ortadan kalktı. Eğer benzeri hal tekrar görülecek olursa, hükmü aynen bakidir. Hatta hükmü bugün için çöllerde, sahralarda ve benzeri yerlerde müslümanların meskenlerinin bir çoğu hakkında sabittir. Vekî’, Süfyan’dan, o Mûsa b. Ebi Âişe’den, onun da en-Nehaî’den rivâyetine göre yüce Allah’ın:

“Ey îman edenler! Sağ ellerinizin sahip olduğu kimseler… Sizden üç defa izin İstesinler” âyeti hakkında en-Nehaî: Mensuh değildir, demiştir. Ben de: Ama insanlar gereğince amel etmiyorlar, deyince: Buna karşı Allah’ın yardımını taleb ederiz, dedi.

3- Üç Defa İzin İstemek;

Kimi ilim adamı şöyle demektedir: Üç defa izin istemek yüce Allah’ın:

“Ey îman edenler! Sağ ellerinizin sahip olduğu kimseler ve sizden baliğ olmayanlarınız sizden üç defe izin istesinler” âyetinden alınmıştır. Bu ilim adamı der ki: Bu âyetle yüce Allah, üç defa izin istemeyi kastetmiştir. Bu âyet Kur’ân-ı Kerîm’de kölelerle, çocuklar hakkında vârid olmuştur. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)in sünneti ise herkes hakkında umumîdir.

İbn Abdi’l-Berr der ki: Bu ilim adamının bu kabilden söylediklerinin her ne kadar açıklanabilir bir tarafı varsa da kendisinin istidlal ettiği şekilde bu âyetin tefsirinde ilim adamlarının yaptıkları açıklamalar arasında bilinen böyle bir görüş yoktur. İlim adamlarının çoğunluğunun “üç defa” âyeti hakkında söylediklerinden kasıt, üç vakitte izin alsınlar şeklinde olduğudur. Bu görüşlerinin doğruluğuna da bu âyet-i kerîmede yüce Allah’ın bu üç vakti zikrederek:

“Sabah namazından önce, öğle vaktinde elbisesiz olabileceğiniz vakit ve yatsı namazından sonra” âyeti delil teşkil etmektedir.

4- Yüce Allah’ın Kullarına Edeb Öğretmesi:

Yüce Allah, bu âyet-i kerîme ile kullarını edeblendirmekte ve kölelerin -onların giriş çıkışlarına aldırılmadığı için- ve henüz ergenleşmemiş olmakla birlikte açılmanın ve benzeri hallerin ne demek olduğunu kavrayacak yaştaki çocukların sözü edilen bu üç vakitte yakınlarının odalarına girecekleri zamanda izin almalarını isteyerek edeblendirmektedir. Bu üç vakitlerde insanlar adeten açılırlar ve elbisesiz bulunurlar. Fecirden önceki zaman, uykunun bittiği vakittir. Artık uyku elbiseleri çıkartılır, gündüz elbiseleri giyilir. Öğle sıcağında istirahate çekilme zamanı da, aynı şekilde elbiselerin çıkartılacağı bir vakittir. Çünkü bu vakitte gündüzün ışığı parlak, harareti şiddetlidir. Yatsı namazından sonrası da uyumak için elbiselerin çıkarılacağı vakittir. İşte bu üç vakitte insanlar çoğunlukla açık bulunabilirler.

Rivâyete göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ensardan Müdlic diye anılan bir köleyi Ömer b. el-Hattâb’a onu çağırmak üzere öğle vakti göndermişti. Uyumakta olduğunu ve üzerinde kapıyı kapatmış olduğunu gördü. Köle kapıyı çaldı, ona seslenip içeri girdi. Ömer (radıyallahü anh) uyanınca oturdu ve avreti kısmen acıtınca şöyle dedi; Yüce Allah’ın oğullarımıza, kadınlarımıza, hizmetçilerimize bu saatlerde izin almadan girmelerini yasaklamış olmasını ne kadar da arzu ederdim. Daha sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın huzuruna vardığında bu âyet-i kerîmenin inmiş olduğunu gördü. Yüce Allah’a şükür olmak üzere secdeye kapandı. Bazı lafzî farklarla: el-Vâhidî, Esbâbu Nüzûli’l-Kur’ân, s. 339. Ancak merhum müellif “âyetin MekkI olduğunu söylemekle, bu rivâyeti pek güvenilir bulmadığını ima etmektedir.

Halbuki bu âyet-i kerîme Mekki’dir.

5- İzin Alacak Kimseler ve İzin Alacakları Vakitler:

Yüce Allah’ın:

“Ve sizden baliğ olmayanlarınız” âyeti, sizden hür olup da henüz ergenlik çağına gelmemiş olanlar kastedilmektir. Bu açıklamayı Mücahid yapmıştır. Nakledildiğine göre İsmail b. İshak şöyle dermiş: Sağ ellerinizin sahip olduğu kimseler arasından henüz ergenlik yaşına gelmemiş olanlar sizden izin istesinler. Buna göre ifade de takdim ve te’hir vardır. Âyet-i kerîme de cariyeler hakkındadır.

Cumhûr “el-hulum (baliğ olmak)” kelimesini İâm” harfi ötreli okumuştur. el-Hasen b. Ebi’l-Hasen ise bunu sakin olarak (el-hulm şeklinde) okumuştur. Buna sebeb ise ötrenin telaffuzunun ağırlığıdır. Ebû Amr da bu okuyuşu güzel bulurdu.

“Üç defa” kelimesi zarf olarak nasbedilmiştir. Çünkü onlara üç defa izin istemeleri emredilmemiştir, onlara üç durumda İzin istemeleri emredilmiştir. “Üç” lâfzındaki zarf oluşu “sabah namazından önce, öğle vaktinde elbisesiz olabileceğiniz vakit ve yatsı namazından sonra” âyeti açıklamaktadır. Bunun manası daha önceden geçmiş bulunmaktadır, yoksa her seferinde üç defa izin istemek vacib değildir.

“Bunlar sizin elbisesiz olabileceğiniz üç vakittir” âyetini yedi kıraat İmâmının çoğunluğu “üç” anlamındaki kelimeyi ref ile okumuşlardır. Ancak Hamza, el-Kisaî ve Âsım’dan Ebubekir yüce Allah’ın;

“üç defa” âyetindeki zarftan bedel olmak üzere nasb ile okumuştur. Ebû Hatim der ki: Burada nasb ile okuyuş zayıf ve merduttur. el-Ferrâ’ ise: Merfû’ okuyuşu daha çok severim demiş ve şöyle devam etmiştir: Merfû’ okuyuşu tercih edişimin sebebi şudur: Burada mana bu üç hal elbisesiz olabileceğiniz üç vakittir, şeklindedir.

el-Kisaî’ye göre ise merfû’ olması mübtedâ olduğu içindir. Ona göre haber sonraki ifadelerdir. O âyetin aid olduğu görüşünü (daha önce geçen “üç defa” ile ilgili olduğunu) kabul etmeyerek açıktan açığa bununmübtedâolduğunu ifade etmiş ve şöyle demiştir. “Avretler” kelimesi kişinin avretinin açık olabileceği zaman demektir. Ancak o burada “üç” kelimesini nasb ile okumuştur.

Nasb hakkında da iki görüş vardır; Birincisine göre bu daha önce geçen “üç defe” âyeti ile alâkalıdır. el-Ferrâ’’nın bunu uzak bir ihtimal görmesinin sebebi de budur.

ez-Zeccâc ise şöyle demektedir: Yani; “”Elbisesiz olabileceğiniz üç vakitte sizden izin istesinler” anlamında olup burada muzaf hazfedilmiş, muzafunileyh de onun yerine geçirilmiştir.

“Elbisesiz olunacak vakitler” kelimesi, in çoğuludur. Bu türden kelimelerin sahih olanları (illetli harfi bulunmayanları) çoğulu “fe’alât” şeklinde -ayn harfi üstün olarak- gelir. “Çanak, çanaklar” ve benzerlerinde olduğu gibi. İlletli olan kelimelerde ise ayn (kelimenin mücerred halinin ikinci harfi)i sakin kultanırlar, “Yumurta, yumurtalar” gibi. Çünkü ikinci harf (olan “ya”)in üstün olarak okunması illetli olduğundan dolayı söz konusu değildir. Şairin şu beyitinde üstün okumak ise istisnaîdir:

“O yumurtalar sahibi, gider ve gelir,

Omuzları sıvazlarken o şefkatlidir, dolaşır durur.”

6- İzinsiz Girilebilecek Vakitler:

“Bu üç vakitten sonra size de bir vebal yoktur, onlara da.” Yani sizler üstünüz, başınız açık bulunsa dahi, izin almadan bulunduğunuz yere girebilirler.

“Girip, çıkarlar” âyeti “onlar girip çıkarlar” anlamındadır, el-Ferrâ’ der ki: Bu konuşma esnasında; Onlar sizin hizmetçilerinizdir, yanınıza girip çıkarlar, demek gibidir. Bu kelimenin nasb ile okunmasını el-Ferrâ’ câiz kabul etmektedir. Çünkü bu kelime nekredir. Buna karşılık “üzerinize” lâfzındaki zamir ise marifedir. Basralılar ise “üzerinize” ve “birbirinizeBki iki zamirden -âmillerin farklılığı dolayısıyla- hal olmasını câiz kabul etmemektedirler. Çünkü “aklı başında iki kişi olan Zeyd’e uğradım ve Amr’ın yanında konakladım” anlamında olmak üzere ve “aklı başında iki kişi” anlamındaki kelime Zeyd ile Amr’ın sıfatı olmak üzere; demek uygun değildir. Buna göre “onlar da yanınıza girip çıkarlar” âyeti onlar yanınıza girip çıkarlar, siz de onların yanına girip çıkarsınız, anlamındadır, Peygamber efendimizin kedi hakkındaki: “o sizin üzerinize girip çıkanlardandır” Ebû Dâvûd, Tahâre 38; Tirmizî, Tahâre 69; Nesâî, Tahâre 54, Miyâh 8; İbn Mâce, Tahâre 32; Dârimî, Vudû’ 58; Muvatta’’, Tahâre 13; Müsned, V, 296, 303, 309. Rivâyetlerin bir kısmında merhum müfessirimizin naklettiği şekilde “ev; yahut, veya” bir kısmında ise “ve” İledir. Türkçe’de bu fark, çoğulların müzekker (eril) ya da milzekker dişiî olması fark etmediği için, bu edatın böyle olması da fark etmez. Ancak Müsned, V, 303’te hâvilerden İshâk b. Îsa’nın “ve” yerine “ev…” diye rivâyet ettiği belirtilmektedir. hadisinde bu lâfız geçmektedir.

Yüce Allah bu âyette açık bulunabileceğimiz üç vakitte izinsiz girmelerini yasaklamış bulunmaktadır. Çünkü “avret” kelimesi aslında karşısında engel bulunmayan herşey demektir. Yüce Allah’ın:

“Gerçekten evlerimiz avrettir (korumasızdır)” (el-Ahzab, 33/13) âyetinde de bu lâfız kullanılmıştır ki, oraya girmek kolaydır, anlamındadır. Yüce Allah izin istemeyi gerektiren sebebi de açıklamaktadır ki, bu da açık olunabilecek halde kişinin ailesiyle başbaşa olması halidir. Buna göre, bu emrin yerine getirilmesi kaçınılmaz bir hal almakta ve bu âyetin neshi imkânsız olmaktadır

Daha sonra yüce Allah şu âyeti ile (diğer vakitlerde) izin istememenin vebalini kaldırmaktadır:

“Bu üç vakitten sonra size de vebal yoktur, onlara da. Onlar da yanınıza girip çıkarlar, herbiriniz de diğerinin yanına girip çıkar.” Yani kiminiz, kiminizin yanına girip çıkar.

“Allah, âyetleri size böyle açıklar” âyetindeki;

“Böylece” lâfzındaki “kef” harfi nasb konumundadır. Yani yüce Allah, kendisine nasıl ibadet edileceğine delâlet eden âyetleri sizlere bu gibi hususları açıkça beyan ettiği gibi, beyan etmektedir.

“Allah, çok İyi bilendir, Hakim’dir” âyetine dair açıklamalar da daha önceden (el-Bakara, 2/32. âyet, 3. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.

7- Yatsı Namazı ve Adlandırılması:

Yüce Allah:

“Yatsı namazından sonra” âyetinde “salâtu’l-işâ'”den kasıt, el-ateme (gecenin kararma vakti) namazıdır. Müslim’in, Sahih’inde Abdullah b. Ömer (radıyallahü anh)ın şöyle dediği kaydedilmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ı şöyle buyururken dinledim: “Sakın Bedevi Araplar, namazınızın ismi hususunda size galip gelmesinler. Şunu biliniz ki bunun ismi “el-işâ”‘dır. Onlar ise (bu vakitte) develeri sebebiyle karanlıkta bulunurlar.” Diğer rivâyette de şöyle denilmektedir: “(Bu vaktin ismi) Allah’ın Kitabında işâdır. Onlar (Bedevi Araplar) develeri bu karanlık vakitte sağarlar. ” Müslim, Mesâcid 228, 229; Ebû Dâvûd, Etleb 78; Nesâî, Mevâkît 23; Müsned, II, 19, 144, V, 55.

Buhârî’de de, Ebû Berze’den şöyle dediği kaydedilmektedir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın işâ’ (yatsı namazını)yı te’hir ettiği olurdu. Buhârî, Mevâkîtu’s-Salât 20

Enes de der ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yatsı (işâ’) namazını geciktirdi. Buhârî, tyevâkîtu’s-Satât 20

Bu ilk Îsa’ya delâlet etmektedir. Sahih’te de: O namazı kıldı, yani ikindi namazını iki işâ’ vakti olan akşam ile yatsı arasında kıldı. Buhâri, Mevâkît 20: “Peygamber akşam ile yatsıyı kıldı’ anlamında.

Muvatta’’da ve başkalarında şöyle denilmektedir: Eğer onlar ateme (yatsı) namazı ile sabah namazında neler olduğunu bilselerdi, emekleyerek dahi olsa bu namazlara gelirlerdi. Buhârî, Ezan 9, 32, Şehâdât 30; Müslim, Salar 129; Nesâî. Mevâkît 22, Ezan 31; Muoat- la’ Salâtırl-Cemaa 6, Nida 3; Müsned, II, 278, 303, 375, 533, VI, 80

Müslim’in, Sahih’inde de Câbir b. Semura’dan şöyle dediği kaydedilmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) namazları sizin namazınıza yakın bir şekilde kılardı. Ancak yatsı namazını (el-ateme) sizin bu vakiti kıldığınızdan bir parça daha sonra kılardı ve o namazı hafifletirdi. Müslim, Mesâcid 227; Müsned, V, 89, 105.

Ebubekr İbnu’l-Arabî der ki: Bu haberler birbirleriyle tearuz (çatışma) halindedir. Tarih itibariyle bunların hangisinin önce, hangisinin sonra olduğu bilinmemektedir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın akşam namazına işa’ demeyi, işa’ (yatsı) namazına da ateme demeyi yasakladığı sabittir. Ashab’ın -diğerleri bir tarafa- görüşlerinden bunu reddeden bir görüş bulunmamaktadır. İbn Ömer de şöyle derdi: Ateme namazı diyen günahkâr olur. İbnu’l-Kasim dedi ki: Malik dedi ki: Yüce Allah’ın;

“Yatsı (el-işa’) namazından sonra” âyetinde yüce Allah bu namaza işa’ ismini vermektedir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da bu namaza yüce Allah’ın verdiği ismin verilerek anılmasını güzel görmüştür. Kişi bunu aile halkına ve çocuklarına öğretmelidir. (Yatsı namazı kastedilerek) ateme, ancak bunu (İşâ’yı) anlamayan kimseye hitab ederken kullanılabilir. Hassan br Sabit şöyle demiştir:

“Hâlâ orada teselli eden. olurdu,

Oranın meraları arasında develer ve koyunlar,

Sen bırak bunu ama söyle bana, yatsı vakti gittikten sonra,

Uykumu kaçıran bir hayale karşı kim bana yardım edebilir?”

Şöyle de açıklanmıştır: Buradaki yasak yatsı namazına “ateme” ismini veren Bedevi Araplara uymayı yasaklamayı ihtiva eder. Bunun sebebi de yüce Allah’ın bu namaza Kitab-ı Kerîm’inde vermiş olduğu ismin terkedilmemesidir. Çünkü O: “Yatsı (el-işâ’) namazından sonra” diye buyurmaktadır. Sanki bu buyruklardaki yasaklama, evlâ olanı gösteren bir nehiy mahiyetindedir, yoksa haramlık ifade eden bir nehy değildir; yatsı namazına “el-ateme” ismini vermenin câiz olmayacağı anlamında değildir. Nitekim Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın bu namaza “el-ateme” ismini verdiğinin de sabit olduğu görülmektedir. Ebubekir ve Ömer (radıyallahü anh) da bu namaza, bu ismin verilmesini mubah görmüşlerdir.

Şöyle de açıklanmıştır: Bunun yasaklanış sebebi, bu şekildeki şerefli ve dini bir ibadete dünyevî bir işin ismi olan o ismin kullanılışından insanları uzaklaştırmaktır. Bu ise Bedevi Arapların o vakitte “el-ateme” adım verdikleri süt sağma işidir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın: “Çünkü develerin sağılması o akşam vaktinde olur” ifadesi buna tanıklık etmektedir.

8- Yatsı Namazını Cemaatle Kılmanın. Fazileti:

İbn Mâce, Sünen’inde şu rivâyeti zikretmektedir: Bize Osman b. Ebi Şeybe anlattı: Bize İsmail b. Ayyaş, Umâre b. Gaziyye’den anlattı: Umâre, Enes b. Malik’ten, onun Ömer b. el-Hattâb’dan rivâyetine göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyururmuşr “Kim, kırk gece yatsı namazının ilk rek’atini kaçırmadan cemaatle kılacak olursa, bu sebeb dolayısıyla yüce Allah, onun İçin cehennem ateşinden azadlık yazar.” İbn Mâce, Mesâcid 18. Hadisin akabinde kaydedilen Zevâid’deki bilgiye göre, hadis hem mürsel, hem zayıftır. Çünkü Umâre, Enes ile karşılaşmamış, İsmail de tedlis yapar (hadisteki hususları gizler)di. Merhum Kurtubînin senedi özellikle kaydetmesinin sebebi de bu olmalıdır.

Müslim’in, Sahih’indeki rivâyete göre Osman b. Affan (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Kim yatsı namazını cemaatle kılacak olursa, gecenin yarısını namaz kılmış gibi olur. Kim de sabah namazını cemaatle birlikte kılarsa, o da gecenin tamamını namazla geçirmiş gibi olur.” Müslim, Mesâcid 260: Tirmizî. Salât 51: Müsned. I. 58. 86

Dârakutnî de Sünen’inde şu rivâyeti kaydetmektedir: Sübey’ ya da Tubey’, Ka’b’dan dedi ki: Kim güzelce abdest alır, son işâ’yı (yatsıyı) kılar, ondan sonra da dört rek’at kılıp bunların rükû’ ve sucudlarını mükemmel yapar, bu rek’atlerde neler okuduğunu (manasını) bilirse, bunlar onun için Kadir gecesi seviyesinde olur. Dârakutnî, III, 194.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/nur-57/,https://kutsalayet.de/nur-59/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız