"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Nur 36

Allah’ın adı anıldığı ve sabah-akşam yüceltildiği evleri, yükseltilip temizlenen mescitleri biliyor. Bu mescitlerde yüce habit-i Allah tespih edilir.

Diyanet Vakfı
(Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah akşam Onu (öyle kimseler) tesbih eder ki;

Kurtubi Tefsiri
(Bu) Allah’ın yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Sabah-akşam Onu oralarda teşbih ederler;

Bu âyetin: “(Bu) Allah’ın yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına İzin verdiği evlerdedir. Sabah-akşam O’nu oralarda teşbih ederler. (Bunlar) kendilerini ticaretin de, alışverişin de Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoymadığı yiğitlerdir” bölümüne dair açıklamalarımızı ondokuz başlık halinde sunacağız:

1- Allah’ın Adının Yüceltildiği Evler:

Yüce Allah’ın: “(Bu) Allah’ın yüceltilmesine ve… evlerdedir” âyetinde yer alan “Evler âyetindeki “be” harfi hem ötreli, hem de esreli olarak okunabilir. Buna dair açıklamalar daha önceden (el-Bakara, 2/189. âyet, 11. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.

“…dedir” edatının nereye taalluk ettiği hususunda farklı görüşler vardır. Bunun

“misbâh: kandil”e taalluk ettiği söylenilmiştir. Bu takdire göre anlam: O kandiller… evlerdedir, anlamında olur. Bunun:

“O’nu… teşbih ederler” âyetine taalluk ettiği de söylenmiştir. Bu açıklamaya göre (bir önceki âyetteki):

“Allah herşeyi çok iyi bilendir” âyetinde vakıf yapılır. İbnul-Enbarî dedi ki: Ben Ebû’l-Abbas’i şöyle derken dinledim: Bu, kandil, cam ve yıldız kelimelerinin halidir. Sanki: Bunlar… evlerdedir, denilmiş gibidir.

et-Tirmizî el-Hakim Muhammed b. Ali de şöyle demektedir:

“… evlerdedir” âyeti munfasıl (önceki âyetten ayn)dır. O: Allah, adının yüceltilmesine izin verdiği evlerdedir, diyor gibidir. Zaten bu doğrultuda haberler de gelmiş bulunmaktadır. “Kim mescidde oturursa, o Rabbi ile oturuyor demektir” gibi. Tevrat’tan nakledildiği üzere haberde de şöyle varid olmuştur: “Mü’min mescide yürüdüğü zaman şanı yüce Allah şöyle buyurur: Kulum beni ziyaret etti, onu ağırlamak da Bana düşer. Ben onu cennetin dışında her hangi bir şeyle ağırlamaya da razı olmuyorum. ”

İbnul-Enbarî der ki: Buradaki; “…dedir” anlamındaki edatı eğer “teşbih ederler” anlamındaki fiile mutaallak kabul eder, yahut da bunun “er-ricâl: yiğitler” kelimesinin ref edicisi olduğunu kabul edersek, o takdirde yüce Allah’ın;

“Allah herşeyi çok iyi bilendir” âyeti üzerinde vakıf güzel olur.

er-Rummânî der ki: Bu edat “tutuşturulan” anlamındaki fiile mutaallaktır. Buna göre; “çok iyi bilendir” lâfzı üzerinde vakıf yapılmaz.

Eğer: “Evlerdedir” lâfzı, “tutuşturulan” lâfzına taalluk ettiğine göre “kandil, kandil yuvası” müfred olarak gelirken “evler’in çoğul gelmesi nasıl izah edilir? Halbuki kandil yuvası bir evde sadece bir tane olur, denilecek olursa, şöyle cevap verilir: Bu tekil olarak başlayan ve çoğul olarak sona erdirilen çeşitli (mütelevven) hitab kabilindendir. Yüce Allah’ın:

“Ey Peygamber! Kadınları boşadığınız zaman…” (et-Talâk, 65/1) âyeti ve benzerleri gibidir.

Şöyle de açıklanmıştır: Burada ayrı ayrı herbir evden söz edilmektedir. Bunun yüce Allah’ın:

“Onların arasında ay’ı bir nûr kılmış” (Nûh, 71/16) âyeti gibi olduğu da söylenmiştir. Halbuki ay göklerden sadece birisindedir.

Burada sözü edilen “evler”den maksadın ne olduğu hususunda beş görüş ileri sürülmüştür:

1- Yüce Allah’a ibadet için tahsis edilmiş olan mescitlerdir. Bu mescitlerde semadaki yıldızlar nasıl yeryüzünde bulunanlara aydınlık veriyorsa, semadakilere öylece aydınlık görünürler. Bu açıklamayı İbn Abbâs, Mücahid ve el-Hasen yapmışlardır.

2- Bu evler Beytu’l-Makdis’teki evlerdir. Bu görüş de el-Hasen’den nakledilmiştir.

3- Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın haneleridir. Bu da Mücahid’den nakledilmiştir.

4- Bundan kasıt bütün evlerdir. Bu açıklamayı da İkrime yapmıştır. Yüce Allah’ın:

“Sabah akşam O’nu oralarda teşbih ederler” âyeti ise bu evlerin mescitler olduğu kanaatini güçlendirmektedir.

5- Bunlar hepsi de peygamber tarafından inşa edilmiş olan dört mesciddir: Ka’be, Beyt-i Erîha (Beytu’l-Makdis), Medine Mescidi ve Küba Mescidi’dir. Bu açıklamayı İbn Büreyde yapmıştır. Bu, daha önce et-Tevbe Sûresi’nde (9/108. âyet, 4. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.

Derim ki: Kuvvetli olan birinci görüştür. Çünkü Enes b. Malik (radıyallahü anh), Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)dan şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: “Aziz ve celil olan Allah’ı seven beni de sevsin. Beni seven ashabımı sevsin, ashabımı seven Kur’ân’ı sevsin. Kur’ân’ı seven, mescidleri sevsin. Çünkü onlar Allah’ın avlularıdır, yüceltilmelerine Allah’ın İzin verdiği binalarıdır. Oraları mübarek ve hayırlı kılmıştır, orada bulunanlar da hayırlıdır. Oralar muhafaza altındadır, oradakiler de muhafaza altındadırlar. Onlar namazlarında iken aziz ve celil olan Allah da ihtiyaçlarını karşılar, onla? mescitlerinde bulunuyorlarken, Allah da onları muhafaza eder.”

2- Mescidlere İhtİmâm Göstermek:

Yüce Allah’ın:

“Allah’ın yüceltilmesine… İzin verdiği” âyetindeki “izin vermek emretmek ve hükmetmek” anlamındadır. İzinin gerçek anlamı, bilmek ve yasak koymaksızın imkân tanımaktır. Eğer onunla birlikte emir ve uygulama bulunacak olursa, anlamı daha da güçlü olur,

“Yüceltilmesine” âyetinin bina edilip, yükseltilmelerine demek olduğu söylenmiştir. Bu açıklamayı Mücahid ve İkrime yapmıştır. Yüce Allah’ın:

“Hani İbrahim ve İsmail o Evin temellerini birlikte yükseltiyorlardı” (el-Bakara, 2/127) âyetinde de aynı kökten gelen kelime kullanılmıştır.

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da şöyle buyurmaktadır: “Kim kendi malından bir mescid bina edecek olursa, yüce Allah da ona cennette bir ev bina eder.” İbn Mâce, Mesâcid 1. Yakın lâfızlarla vârid olmuş benzeri rivâyetler: el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, II, 7-8.

Bu anlamda mescid bina etmeyi teşvik eden pek çok Hadîs-i şerîf vardır. Hasan-ı Basrî ve başkaları şöyle demişlerdir: “Yüceltilmesine” âyetinin anlamı tazim edilip şanlarının yükseltilmesine, necaset ve pisliklerden arındırılıp, temizletilmesine… demektir. Çünkü Hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmaktadır: “Deri ateşten dolayı çekildiği gibi, mescitler de necasetten böylece çekilirler. ” el-Aclûnî. Keşfu’l-Hafâ, I, 253’te, Aliyyu’l-Karîden naklen, böyle bir hadisin bulunmadığım zikretmektedir.

İbn Mâce de Sünen’inde Ebû Said el-Hudrîden şöyle dediğini kaydetmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Kim mescidden rahatsızlık verici bir şeyi (pislik ve benzerini) dışarı çıkartacak olursa, Allah da ona cennette bir ev bina eder.” İbn Mâce, Mesâcid 9

Âişe (radıyallahü anhnhâ)dan da şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bizlere mahallelerde mescidler edinmemizi ve bu mescidlerin temiz tutulup, hoş kokularla kokulandırılmasını emretmiştir. Ebû Dâvûd, Salât 13; Tirmizî, Cumua 64; İbn Mâce, Mesâcid 9

3- Mescidlere Süs ve Nakış Yapmak:

Bizler burada kastedilenin, mescidlerin bina edilmesi olduğunu kabul edecek olursak, acaba mescidlere süs ve nakış yapılır mı? Bu hususta farklı görüşler vardır. Kimileri bunu mekruh görürken, kimileri de mubah kabul etmektedirler.

Hammâd b. Seleme, Eyyub’dan, o Ebû Kılabe’den, o Enes’ten; Katade’nin de, Enes’ten rivâyet ettiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “İnsanlar mescidlerle birbirlerine karşı öğüneceklerî vakit gelmedikçe, kıyâmet kopmayacaktır.” Bu hadisi Ebû Dâvûd rivâyet etmiştir Ebû Dâvûd, Salât 12; Nesâî, Mesâcid 2; İbn Mâce, Mesâcîd 2; Dârimi, Salât 123; Müsned, III, 134, 145, 152, 230, 283.

Buhârî’de de şöyle denilmektedir: …Enes de dedi ki: “Mescidlerle karşılıklı öğünürler. Sonra da pek az müstesna orayı imar etmezler (namaza gitmezler.)” Buhârî, Saiât 62.

İbn Abbâs da şöyle demiştir: Yahudiler ve hristiyanlar (mabedlerini) süsledikleri gibi yemin olsun sizler de oraları (mescidleri) süsleyeceksinizdir. Ebû Dâvûd, Salât 12.

Tirmizî el-Hakim Ebû Abdullah da “Nevadiru’l-Usul” adlı eserinde Ebû’d-Derdâ’dan şöyle dediğini zikretmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Mescidlerinizi süsleyip mushaflarınızı da allayıp pulladığınız takdirde artık helâk olmak gelip sizi bulacaktır.

Bunun mubah olduğunu kabul edenler de mescidlerin süslenmesinin mescidleri ta’zim etmek demek olduğunu söyleyerek delil göstermişlerdir. Çünkü yüce Allah da: “Allah’ın yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir” diye buyurmakla mescidlerin ta’zim edilmesini emretmektedir.

Osman (radıyallahü anh)dan da rivâyete göre o, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın mescidini tik ağacından bina etmiş ve güzelleştirmiştir.

Ebû Hanîfe der ki: Mescidleri altın suyu ile nakışlamakta bir mahzur yoktur.

Rivâyet edildiğine göre Ömer b. Abdu’l-Aziz de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın mescidini nakışlarla süslemiş, mescidin imar ve süsleme işini ileriye götürmüştür. Bu da onun halifeliğinden önce Medine valiliği döneminde olmuş, kimse onun bu yaptığını tepki ile karşılamamıştı.

Nakledildiğine göre el-Velid b. Abdu’l-Melik de Dımaşk’taki (Şam’daki) mescidin yapımı ve süslenmesi için Şam (Suriye) bölgesinden toplanan haracın üç mislini harcamıştır. Yine rivâyet edildiğine göre Davud oğlu Süleyman (İkisine de salât ve selâm olsun) Beytu’l-Makdis mescidini bina etmiş ve onu ileri derecede süslemiştir.

4- Mescidin, Rahatsızlık Verici Şeylere Karşı Korunması:

Mescidin kendilerine karşı korunması ve uzak tutulması gereken hususlar arasında hoş olmayan kokular, kötü sözler ve buna benzer açıklayacağımız diğer hususlar vardır. Bunlara riayet etmek mescidlere gösterilen saygının bir parçasıdır. İbn Ömer (radıyallahü anh)dan rivâyet edilen sahih hadise göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Tebûk gazvesinde şöyle buyurmuştur: “Kim bu bitkiden -sarımsağı kastediyor- yiyecek olursa, sakın mescidlere gelmesin. ” Buhâri, Ezân 160; Müslim, Mesâcid 68; Ebû Dâvûd, Efîme 40; Dârimî, Et’ime 21; Müsned, II, 13, 20, Buhârî, Mflstim ve Dârimî’de bu gazvenin Tebûk değil, Hayber olduğu kaydedilmektedir,

Cabir b. Abdullah (radıyallahü anh)ın rivâyetine göre de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim bu bakliyattan yani sarımsaktan yiyecek olursa… ” Bir seferinde de “kim soğan, sarımsak ve pırasa yiyecek olursa, bizim mescidimize asla yaklaşmasın. Çünkü melekler de Âdemoğullarının rahatsız olduğu şeylerden rahatsız olurlar.” Müslim, Mesâcid 72-74; Tirmizî, Efime 13; Nesâî, Mesâcid 16; İbn Mâce, tkâmetus-salât 58; Müsned, II,

Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh) da irad ettiği bir hutbesinde şöyle demiştir; Sonra siz ey insanlar iki bitkiden yiyorsunuz ki benim görüşüme göre bunlar ancak pis şeylerdir. Şu soğan ve sarımsağı kastediyorum. Yemin olsun Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) mescidde bunların kokularının bir adamdan geldiğini gördüğü takdirde o kimse hakkında emir vererek, Bakî’e kadar çıkartılırdı. O bakımdan bunlardan kim yiyecek olursa, onları pişirmek suretiyle öldürsün. (Pis kokularının gitmesini sağlasın.) Bu hadisi Müslim, Sahih’inde rivâyet etmiştir. Müslim, Mesâcid 78; Nesâî, Mesâcid 17; İbn Mâce, tkâmetus-Salât 58, Et’ime 59; Müsned, I, 28.

İlim adamları derler ki: Böyle bir kimsenin mescidden çıkartılmasının illeti onun başkalarını rahatsız etmesi olduğuna göre; kıyasen şunu da söyleyebiliriz: Mescidde kötü diliyle onlara karşı güzel olmayan davranışlarda bulunarak çevresindekilere rahatsızlık veren yahut mesleğinin kötülüğü dolayısıyla kendisinden ayrılmayan bir şekilde kötü kokan yahut cüzzam ve buna benzer rahatsızlık verici bir hastalığı bulunan ve insanları rahatsız edecek bir hususu olan herkesi, bu illet o kimsede bulunduğu sürece -ondan ayrılıncaya kadar- mescitten çıkartabilmek hakkına sahiptirler.

Aynı şekilde sarımsak ve buna benzer insanları rahatsız edici, hoş olmayan kokusu bulunan şeyleri yiyen, kimseler namaz ya da ilim meclisinden, ziyafet vb. başka sebebler için insanların toplu olarak bulunduğu yerlerden uzak kalırlar. Bundan dolayı (Ömer -radıyallahü anh-) soğan, sarımsak ve pırasayı bir arada söz konusu etmiş ve bunların rahatsızlık verici şeylerden olduğunu haber vermiştir.

Ebû Ömer b. Abdi’l-Berr dedi ki: Hocamız Ebû Ömer Ahmed b. Abdul-Melik b. Hişam’ın -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- komşuları tarafından şikâyet edilen ve mescidde eliyle ve diliyle kendilerine eziyet ettiği ittifakla söylenen birisine nasıl bir uygulama yapılması gerektiği hususunda kendisiyle danışılması üzerine; o şahsın mescidden çıkartılıp oradan uzaklaştırılması, komşularıyla birlikte namazda hazır bulunmaması doğrultusunda fetva verdiğini gördüm. Zira böyle bir kimsenin delicesine ve haksızca hareketlerinden kurtulmanın başka bir yolu yoktur. Bir gün bu kişi hakkında onunla müzakere ettim, bu hususta vermiş olduğu fetva ile ilgili delil getirmesini istedim ve karşılıklı olarak söz alışverişinde bulunduk. O da sarımsak yiyen kimse ile ilgili hadisi delil gösterdi ve dedi ki: Bana göre böyle bir kimsenin bu. hali sarımsak yiyen kimseden daha çok eziyet vericidir. Sarımsak yiyen bir kimse de mescide cemaate katılmaktan alıkonulur. İbn Abdi’l-Berr, et-Temhîd, VI, 423. Ancak İbn Abdi’l-Berr, sözünü ettiği hocasının ismi gerek burada, gerek, el-İstizkâr, I, 394te: “Abdulmelik b. Hişam” olarak değil de, “… Abdulmelik b. Hâşim…” olarak kaydedilmektedir.

Derim ki: Mürsel rivâyetler arasında şöyle denilmektedir: “Kişi bir tek yalan söylediğinden melek onun pis kokusundan dolayı uzaklaşıp gider.”

Buna göre yalan söylemek ve batıl sözler uydurmakla tanınan bir kimse de dışarı çıkartılır. Çünkü bu da eziyet verici bir iştir.

5- Mescidlerin, Mescidleri İmar Etmenin, Mescidlere Devam Etmenin Fazileti:

İlim adamlarının çoğunluğu İbn Ömer hadisi dolayısıyla bütün mescidlerin eşit olduğu kanaatindedirler. Kimileri de şöyle demektedir: Buradaki (sarımsak vb. şeyler ile ilgili) yasak sadece Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın mescidi hakkındadır. Buna sebep ise Cebrâîl (aleyhisselâm) ve onun mescide inişidir. Zira Cabir hadisinde: “Sakın bizim mescidimize yaklaşmasın” diye buyurmuştur. Ancak birinci görüş daha sahihtir, çünkü bu hükmü etkileyen sıfatt söz konusu etmiştir ki, bu da mescid oluştur. Hükmü etkileyen sıfatın söz konusu edilmesi ise bir illet bildirmedir. es-Sa’lebî isnadını kaydederek Enes (radıyallahü anh)dan şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Allah kıyâmet gününde dünya mescidlerini beyaz ve asil develer suretinde getirir. Ayakları anberden, boyunları zaferandan, basları miskten, yularları yeşil zebercetten. O mescidlerde ikamet edip ezan okuyanlar o develerin yularını çekecekler. İmâmları da arkadan sürecekler. Mescidleri imar edenler de onlara asılmış olacaklar. Böylelikle kıyâmetin Arasatından süratli bir şimşek gibi geçecekler, Mevkıf te bulunan kimseler; Bunlar mukarreb melekler ve mürsel peygamberlerdir, diyecekler. Bunun üzerine şöyle nida olunacak: Bunlar melek de değildir, peygamber de değildir. Bunlar mescid ehli kimselerdir. Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) ümmetinden namazları dikkatle koruyanlardır.”

Kur’ân-ı Kerîm’de de şöyle buyurulmaktadır:

“Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe îman eden… kimseler imar eder.” (et-Tevbe, 9/18) Bu âyet bütün mescidler hakkında geneldir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da şöyle buyurmaktadır; “Sizler bir kimsenin mescidlere devam etmeyi itiyat haline getirdiğini görecek olursanız, onun îman ehli olduğuna şahitlik ediniz. Çünkü yüce Allah: “Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe îman eden… kimseler imar eder” diye buyurmaktadır.” Tirmizî. Tefsir 9. sûre 9: İbn Mâce. Mesâcid 19; Dârimî, Salât 23; Müsned, HI, 68, 76. Bu hadis daha önceden de (bk. et-Tevbe, 9/18. âyet, 1. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.

6- Mescidlerde, Mescidlerle Bağdaşmayan İşlerin Yapılması:

Aynı şekilde mescidler alışveriş ve (benzeri) bütün işlerin yapılmasına karşı himaye edilirler. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kaybetmiş olduğu kırmızı devesinin kayıbını yüksek sesle ilan eden kimseye şöyle demiştir: “Hay bulmaz olasın! Mescidler ancak bina ediliş maksatları için kullanılır.” Bu hadisi Müslim, Süleyman b. Bureyde’den, o babasından diye rivâyet etmiş olup buna göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) namazı bitirdikten sonra bir adam kalkıp, şöyle demiştir: Benim kırmızı devemi bulan var mı:’ Beni haberdar etsin. Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Hay bulmaz olasın! Mescidler bina ediliş maksatları için kullanılır,” Müslim, Mesâcid 80-81; İbn Mâce, Mesacid 11

İşte bu da mescidlerde aslolanın namaz, zikir ve Kur’ân kıraati olduğuna, bunun dışında herhangi bir iş yapılmaması gerektiğine delildir. Nitekim Enes (radıyallahü anh)ın rivâyet ettiği şu hadiste de böylece açıklanmış bulunmaktadır: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte mescidde bulunduğumuz bir sırada Bedevi bir Arap geldi ve ayakta durup, mescidde küçük abdestini bozdu. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın ashabı: Dur, dur dediler. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da şöyle buyurdu: “İhtiyacını görmesini ortada bıraktırmayın. Onu haline terkedin.” Bunun üzerine ihtiyacını giderinceye kadar ona ilişmediler. Daha sonra Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onu çağırıp şöyle dedi: “Bu mescidlerde hiçbir şekilde böyle bir küçük abdest bozmak ya da kirletilmeleri uygun değildir. Bu mescidler ancak Allah’ı zikretmek, namaz kılmak ya da Kur’ân okumak içindir.” -Ya da Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın buyurduğu gibi… (Enes devamla) dedi ki: Orada bulunanlardan birisine emir verdi, o da bir kova su getirip üzerine döktü. Bu hadisi de Müslim rivâyet etmiştir. Buhâri, Ecleb 35; Müslim, Tahâre 98, 199; Nesâî, Tahâre 45, Miyâh 2; İbn Mâce, Tahâre 78; Müsned, III, 191, 226.

Yüce Allah’ın Kitabından buna delil olan âyetlerden birisi de O’nun:

“İçlerinde adının anılmasına izin verdiği evler…” âyetidir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın Muaviye b. el-Hakem es-Sülemî’ye söylediği şu sözler de buna delildir: “Şüphesiz ki bu mescidlerde insanların kelâmından herhangi bir şey söylemek uygun düşmez. Söylenebilecek sadece teşbihtir, tekbirdir ve Kur’ân kıraatidir.” Yahut ta Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın buyurduğu gibi… Müslim, Tahâre 100; Müsned, III, 191.

Bu hadisi bütün uzunluğu ile Müslim, Sahihinde rivâyet etmiş bulunmaktadır; bu kadarı da yeter,

Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh), mescidde bir adamın sesini duyunca: Bu ses de ne oluyor? Nerede olduğunu biliyor musun? diye çıkışmıştır.

Halef b. Eyyub bir seferinde mescidinde oturmakta iken kölesi yanına gelip ona bir hususa dair soru sordu. O da ayağa kalkıp nıescidden çıktı ve ona öylece cevap verdi. Niye böyle yaptığı sorulunca, şöyle dedi: Şu, şu kadar zamandan bu yana mescidde dünya kelâmı konuşmuş değilim. Bu gün de konuşmak hoşuma gitmedi.

7- Mescidde Kayıp İlânı, Alış-veriş Yapmak, Şiir Okumak vs. nin Hükmü;

Tirmizî, Amr b. Şuayb’dan, o babasından, o da dedesi yoluyla rivâyet ettiğine göre; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) mescidde şiir okumayı, orada alışveriş yapmayı ve cuma gününde namazdan önce insanların halkalar oluşturarak oturmalarını yasaklamıştır. (Tirmizî) dedi ki: Bu hususta Büreyde, Cabir ve Enes’ten de rivâyetler gelmiştir. Abdullah b. Amr’in hadisi de hasen bir hadistir, Muhammed b. İsmail dedi ki: Ben Muhammed’i (Tirmizî’de Ahmed’i) ve İshak’ı -başkalarını da zikrederek- Amr b. Şuayb’in hadisini delil gösterdiklerini gördüm. Kimi ilim ehli kimseler de mescidde alışveriş yapılmasını mekruh karşılamışlardır. Ahmed ve İshak da bu görüştedirler. Tirmizî, Salât 123. Hadis ayrıca: Nesâî, Mesâcld 23; İbn Mâce, Mesâcid 5’de de yer almaktadır. .

Rivâyet edildiğine göre de Meryem oğlu Îsa (ikisine de selam olsun) mescidde alışveriş yapan bir topluluğun yanından geçince, elbisesini sarıp sarmaladıktan sonra onları vura vura üzerlerine yürüdü ve bu arada da; Ey yılanların çocukları! Sizler Allah’ın mescidlerini pazar edindiniz. Burası âhiretin pazarıdır, diyordu.

Derim ki: Mezhebimize mensub kimi İlim adamı mescidlerde çocuklara öğretmeyi mekruh görmüş ve bunun da alışveriş kabilinden olduğu görüşünü belirtmiştir. Bu, ilim öğretmenin ücret karşılığı yapılması halinde böyledir, Şayet ücretsiz yapılacak olsa, yine bir başka açıdan bunun engellenmesi söz konusu olur. O da çocukların pisliklerden ve kirletmekten kendilerini koruyamayacaklarıdır. Bu ise mescidlerin temiz tutulmaması sonucunu doğurur. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) da mescidlerin temizlenmesini ve hoş kokularla kokulandırılmasını emrederek şöyle buyurmuştur: “Çocuklarınızı, delilerinizi, kılıçlarınızı kınsız tutmayı, orada hadlerinizi uygulayıp seslerinizi yükseltmeyi, karşılıklı tartışmalarınızı mescidlerinizden uzak tutunuz. Cuma günlerinde oraları kokulandırıp, tütsülendiriniz. Mescidlerinizin kapılarında da tuvalet ve abdest alma yerleri yapınız.” Müslim, Mesâcid 5

Bu hadisin isnadında Umeyyeoğullarının azatlısı Dımaşklı el-Alâ b. Kesir vardır. Bu da hadis âlimlerine göre zayıf bir ravidir. Bunu hadis hafızı Ebû Ahmed b. Adî el-Cürcanî zikretmiştir. Hadisin senedine bakıldığında el-Alâ b. Kesîrin ismen zikredilmediği görülecektir. Künyesi verilen Ebû Saîd, el-Alâ b. Kesîr’in kendisidir. İlk. ez-Zehebî, Mîzûnu’l-İtidât, IV, 24; İbn Hacer, Tekztbul-Tekzîb, VIII, 170.

Yine Ebû Ahmed’in zikrettiğine göre, Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahü anh) şöyle demiştir: İkindi namazını mü’minlerin emin Osman ile birlikte kıldım. Mescidin bir tarafında bir terzi gördü. Onun dışarı çıkartılmasını emretti. Ona: Ey mü’minlerin emiri! O mescidi süpürüyor, kapıları kapatıyor ve bazen de su serpiyor denilince, Osman şöyle dedi: Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ı şöyle buyururken dinledim: “Sanatkârlarınızı mescidlerinizden uzaklaştırınız.” Bu bellenmiş bir hadis değildir, isnadında Muhammed b. Mucîb es-Sakafî vardır. Bu ise Zâhibu’l-Hadis (hiçbir surette hadisi alınmayan) bir ravidir Bk. Zehebî, Maûnu’l-l’tidût, V, 149; İbn Hacer, Tehzîbul-Tehzîb, IX, 379-Î80.

Derim ki: Bu anlamda vârid olmuş rivâyetlerin, rivâyet yolları her ne kadar gevşek ise de manaları sahihtir. Bu manaların sahih olduğuna, daha önce zikrettiklerimiz delil teşkil etmektedir. Tirmizî der ki: Tabiîne mensub kimi ilim ehlince mescidde alışverişe ruhsat verildiğine dair rivâyet gelmiş bulunmaktadır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)den de birden çok hadiste mescidde şiir okunabileceğine dair ruhsat da rivâyet edilmiş bulunmaktadır. Tirmizî. Salât 123

Derim ki: Mescidlerde şiir okumak hakkında farklı görüşler vardır. Kimisi mutlak olarak kabul etmezken, kimisi mutlak olarak câiz kabul etmektedir. Ancak uygun olan bu hususta hükmün tafsilatlı olarak ele alınmasıdır. Şöyleki: Şiire bakılır, eğer şiir yüce Allah’a ya da Rasûlüne övgü ihtiva ediyor, yahut onları yakışık olmayan şeylerden tenzih ediyor ise -Hassan’ın şiirlerinde olduğu gibi- veya hayra teşvik, öğüt, dünyaya karşı zahîdliği, dünyalıktan az şeylerle yetinmeyi ihtiva ediyor ise böyle şiirleri mescidlerde de, başka yerlerde de okumak güzeldir. Mesela şairin şu beyitleri bu kabildendir:

“Dolaş, dur ey nefis ki, ben de tek ve samed olana doğru gideyim,

Bırak benim peşimi, Rabbimden başkasını aramıyayım.

O benim tesellim, benim sohbet ettiğimdir, insanları terket artık,

Çünkü sen O’nun dışında sığınacak kimse bulamazsın.”

Böyle olmayan şiirler de câiz olmaz. Çünkü şiirde çoğunlukla çirkin sözler, yalan ve batılın süslü gösterilmesi söz konusudur. Bu gibi hususlardan uzak kalan şiirde bile en azından boş sözler ve gereksiz ifadeler vardır. Mescidler ise bundan uzak tutulmalıdır. Çünkü yüce Allah:

“Allah’ın yûceltilmesine ve İçlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir” diye buyurmaktadır. Şiirin mescidde okunması bazen câiz olabilir. Şairin şu beyiti gibi:

“Yumuşak kumların (üzerinde yürüyen) ve yağmurun vurduğu

bir erkek deve gibi, Ki sırtında yağmur vardır ve oradan aşağı düşmüştür.”

Bir başka sairin su beviti de bövledir:

“Sema (yağmur) bir kavmin topraklarına düştü mü,

Orada otlatırız isterlerse kızsınlar (bizlere)”

Bu kabil şiirde her ne kadar Allah’a hamd ve sena bulunmamakta ise de caizdir. Çünkü hayasızca sözler ve yalan ihtiva etmemektedir. Câiz olan ve olmayan şiirlere dair yeterli açıklamalar yüce Allah’ın izniyle eş-Şuarâ Sûresi’nde gelecektir.

Dârakutnî’nin rivâyetine göre Hişam b. Urve babasından, o Âişe (radıyallahü anhnhâ)dan şöyle dediğini nakletmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın huzurunda şiirden söz edildi de şöyle buyurdu: “O bir sözdür, güzeli güzeldir, çirkini çirkindir. ” Dârakutnî, IV, 155

Bu. hususta Abdullah b. Amr b. el-Âs’tan, Ebû Hüreyre’den ve İbn Abbâs’tan rivâyet edilen Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)in hadisleri de bulunmaktadır. Bunları (Dârakutnî) Sünen’inde zikretmiş bulunmaktadır.

Derim ki: Şâfiî mezhebihe mensup ilim adamları bu sözü Şâfiî’den nakletmektedirler ve ondan başkasının bu sözleri söylemediğini ileri sürerler. Sanki onlar bu husustaki hadislere vakıf olmamış gibidirler. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

8- Mescidlerde Seslerin Yükseltilmesi:

Mescidlerde sesin yükseltilmesine gelince, şayet bu sesini yükseltenin maslahatının bir gereği ise o vakit maksadının zatına olmak üzere ona beddua edilir. Çünkü az önce kaydettiğimiz Bureyde yoluyla gelen hadis bunu İfade etmektedir. Aynı şekilde Ebû Hüreyre’nin naklettiği hadise göre de Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Kim birisinin mescidde bir şey kaybettiğini ilan ettiğini işitirse: Allah onu sana geri çevirmesin, desin, çünkü mescidler bunun İçin bina edilmiş değildir, ” Müslim, Mesâcid 79; Ebû Dâvûd, Salât 21; İbn Mâce, Mesâcid 11; Müsned, II, 349, 420.

Malik ve bir grub ilim adamı bu kanaattedir. Öyle ki bunlar, ilim ve başka bir maksat için dahi mescidde sesin yükseltilmesini mekruh kabul ederler. Ebû Hanîfe mezhebine mensub ilim adamları bizim -Maliki- mezhebimize mensub Muhammed b. Mesleme ise davalaşma ve ilim maksİsmi ile sesi yükseltmeyi câiz kabul eder ve şöyle derler: Çünkü onlar için bu şekilde seslerini yükseltmek kaçınılmaz bir şeydir. Ancak bu, hadisin zahirine muhaliftir. “Onlar için bu şekilde davranmak kaçınılmaz bir şeydir.” sözleri ise uygun değildir. Aksine İki sebeb dolayısıyla bundan kaçınabilirler. Evvela vakar ve hürmette kusur etmezler. Sürekli bunu hatırlarında tutarlar ve aksi olan işlerden kendilerini sakındırırlar. İkinci olarak eğer buna imkân bulunmayacak olursa, o takdirde bu maksatla özel bir yer tesbit edilmelidir. Nitekim Ömer (radıyallahü anh), el-Butayha diye adlandırılan geniş bir yer bina etmiş ve: Kim yüksek sesle konuşmak yahut bir şiir okumak isterse -Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın mescidinde bunları yapmak isteyenleri kastetmektedir- haydi bu geniş yere çıkıp gitsin. İşte bu da Ömer (radıyallahü anh)ın, mescidde şiir okunmasına karşı çıktığının delilidir. el-Butayha denilen yerde, Mescidin dışında bunun için bir yer bina etmiştir.

9- Mescidde Uyumak:

Yabancı ve evi olmayan erkek ya da kadınlardan bu işe ihtiyaç duyan kimselerin mescidde uyumalarına gelince, bu caizdir. Çünkü Buhârî’de şöyle denilmektedir: …Ebû Kılâbe, Enes’ten naklen dedi ki: Ukl kabilesinden bir grup Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın yanına geldiler. Onlar Suffe’de kaldılar. Abdu’r-Rahmân b. Ebi Bekr dedi ki: Suffa ashabı fakir kimseler idiler. Buhârî, Salât 5HT Mevakîtus-Salâ 41; Müsned, I, 197, 19S.

Buhârî ile Müslim’de kaydedildiğine göre de İbn Ömer bekâr bir delikanlı iken evlenmeden Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın Mescidinde (kimi zaman) uyurdu. Buhârî, Salât 58; Müslim, Fedâikı’s-Sahâbe 140; Nesâî, Mesâcid 29. Buhârî’nin lâfzı bu şekildedir,

Buhârî: “Kadının mescidde uyuması” diye bir başlık açmış ve bu başlık altında Âişe (radıyallahü anhnhâ)nın rivâyet ettiği hadisi de zikretmiştir. Bu hadis ahalisi tarafından bir kemer çalmakla itham edilen siyahi bir cariyenin başından geçenler hakkındadır. Âişe dedi ki: Bu cariyenin mescidde kıldan bir çadırı ya da küçükçe bir evi vardı… Buhârî, Salât 57.

Atâ b. Ebi Rebah da kırk yıl süreyle gecelerini mescidde geçirmiştir.

10- Mescide Giriş ve Çıkışın Adabı:

Müslim, Ebû Humeyd ya da Ebû Useyd’den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Sizden herhangi bir kimse mescide girdiği takdirde; “Allah’ım bana rahmetinin kapılarını aç” desin. Mescidden çıkacak olursa da: “Allah’ım, lütfundan dilerim” desin.” Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn 68; Ebû Dâvûd, Salât 18; Nesâî, Mesâcid 36; İbn Mâce, Mesâcid 13; Dârimi, İsti’zân 56; Müsned, III, 497, V, 425. Ebû Dâvûd da bu hadisi böylece rivâyet etmiş, ancak o: “Sizden herhangi bir kimse mescide girecek olursa: Selâm versin, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a salât getirsin, sonra da: “Allah’ım bana rahmetinin kapılarını aç, desin…” fazlalığıyla rivâyet etmektedir. Ebû Dâvûd, Salât 18.

İbn Mâce’nin rivâyetine göre de Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın kızı Fâtıma (radıyallahü anhnhâ) şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) mescide girdi mi:

“Allah’ın adıyla, Resûlüllah’a selâm olsun. Allah’ım, bana günahlarımı bağışla ve bana rahmetinin kapılarım aç” derdi. Çıktımıda:

“Allah’ın adıyla, Allah’ın Rasûlüne salât olsun. Allah’ım, günahlarımı bana bağışla ve bana rahmetinin ve lütfunun kapılarını aç,” derdi İbn Mâce, Mesâcid 13; Tirmizî, Salât 117.

Ebû Hüreyre’den rivâyete göre de Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Sizden herhangi bir kimse mescide girdi mi, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a salât (ve selâm) getirsin ve şöyle desin: “Allah’ım, bana rahmetinin kapılarını aç.” Mescidden dışarıya çıktı mı yine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a selâm getirsin ve: “Allah’ım, beni kovulmuş şeytandan koru” desin.” İbn Mâce, Mesâcid 13

Ebû Dâvûd da Hayve b. Şureyh’den şöyle dediğini rivâyet eder: Ukbe b. Müslim ile karşılaştım. Ben ona şöyle dedim: Bana ulaştığına göre senin Abdullah b. Amr b. el-Âs’dan rivâyet ettiğine göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) mescide girdi mi şöyle dermiş: “Azim olan Allah’a, O’nun kerim olan zatına, kadim olan sultanına (egemenligine), kovulmuş şeytandan sığınırım.” (Ukbe) Evet, dedi. Dedi ki: O bunu söyledi mi şeytan da: Günün diğer vakitlerinde de bana karşı korunmuş oldu, der. Ebû Dâvûd, Salat 18

11- Mescide Girdikten Sonra Oturmadan İki Rek’at Namaz Kılmak (Tahiyyetu’l-Mescid):

Müslim’in, Ebû Katade’den rivâyetine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Sizden herhangi bir kimse mescide girdi mi oturmadan önce iki rek’at kılıversin.” Buhârî, Salât 60; Müslim, Salâtul-Müsâfirîn 69; Ebû Dâoüd, Salât 19; Tirmizî, Salât 118; Nesâî, Mesâcid 37; Dârimi, Salât 114; Muvatta’, Kasru’s-Salât 57; Müsned, V, 295, 296, 303, 305, 311 Yine ondan rivâyete göre: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) insanlar arasında oturuyor iken mescide girdim. Ben de geçip oturdum, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Oturmadan önce iki rek’at namaz kılmana engel olan nedir?” Ey Allah’ın Rasûlü, dedim. Ben senin ve sair insanların oturmakta olduğunu gördüm. Şöyle buyurdu: “Sizden herhangi bir kimse mescide girecek olursa, iki rek’at namaz kılmadan oturmasın. ” Müslim, Salâtu’l-Müsâfirûn 70; Müsned, V, 305.

İlim adamları derler ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) mescidi diğer evlerden ayıran bir Özellikle mümtaz kılmıştır. O da namaz kılmadan oturmama meziyetidir.

İlim adamları genel olarak burada namaz kılma emrinin mendubluk ve teşvik ifade ettiğini kabul etmekle birlikte, Dâvûd (ez-Zahirî) ve mezhebine mensub ilim adamları bunun vücub ifade ettiği kanaatindedirler. Ancak bu kanaat batıldır. Eğer durum onların dedikleri gibi olsaydı, abdestsiz bir kimsenin abdest almadan mescide girmesinin haram olması gerekirdi. Bildiğim kadarıyla da kimse böyle bir görüş ileri sürmüş değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

İbrahim b. Yezid, el-Evzaî’den, o Yahya b. Ebi Kesir’den, o Ebû Seleme b. Abdu’r-Rahmân’dan, o Ebû Hüreyre’den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Sizden herhangi bir kimse mescide girdi mi iki rek’at namaz kılmadan oturmasın. Sizden herhangi bir kimse evine girdi mi iki rek’at namaz kılmadan oturmasın. Şüphesiz Allah onun, o iki rek’atmdan dolayı evinde hayır takdir buyurur.” Bu hadis mescid ile ev arasında eşitliği gerektirmektedir; denilse;

Böyle diyene şu şekilde cevap verilir: Eve giriş esnasında namaz kılmayı ifade eden bu fazlalığın aslı yoktur. Bunu Buhârî söylemiştir ez-Zehebî, Mîzânu’l-Hidâl, I, 74. Bu hususta az önce kaydettiğimiz Müslim tarafından rivâyet edilen Ebû Katade hadisi sahihtir. Burada sözü edilen İbrahim’den bildiğim kadarıyla Sa’d b. Abdu’l-Hamid’den başka hadis rivâyet eden olmamıştır. Bildiğim kadarıyla da onun bu hadisten başka rivâyeti de yoktur. Bk. ez-Zehebî, aynı yer. Bu ifadeler Ebû Muhammed Abdu’l-Hakk’a aittir.

12- Mescidlerin Kandillerle Aydınlatılması:

Said b. Zebbân rivâyetle dedi ki: Bana babam, babasından anlattı. O (babam) dedesinden, o Ebû Hind (radıyallahü anh)dan rivâyetle dedi ki: Temim -yani ed-Darî- Şam’dan, Medine’ye kandiller, zeytinyağı ve ipler getirdi. Medine’ye ulaştığında cuma gecesine rastgeldi. Ebû’l-Büzad diye anılan bir köleye emir vermesi üzerine köle kalkıp o ipleri bağladı, kandilleri astı. Onlara su ve zeytinyağı doldurdu ve aralarına da fitil yerleştirdi. Güneş batınca Ebû’l-Büzâd’a emir vererek bu kandilleri yaktı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) mescide çıkınca, kandillerin parıldadığını gördü. “Bunu kim yaptı?” diye sorunca, Temim ed-Darî yaptı ey Allah’ın Rasûlü, dediler. Şöyle buyurdu: “Sen İslâm’ı aydınlattın, Allah da dünyada da, âhirette de seni nûrlandirsın. Eğer bir kızım olsaydı, onu seninle evlendirirdim.” Nevfel b. el-Haris dedi ki: Ey Allah’ın Rasûlü! Benim Nevfel kızı el-Muğire adında bir kızım var, sen onu istediğinle evlendirebilirsin deyince, Peygamber o kızı Temim’e nikâhladı.

Zebbân yalnızca Said’in adıdır. Onun nesebi de şu şekildedir: Ebû Osman Said b. Zebban b. Kaid b. Zebbân b. Ebi Hind. Burada anılan Ebû Hind de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın hacamatçısı ve Beyâdaoğullarının azadlısıdır.

İbn Mâce’nin rivâyetine göre de Ebû Said el-Hudrî şöyle demiştir: Mescidlerde kandil yakan ilk kişi Temim ed-Darî’dir. İbn Mâce, Mesâcid 9

Enes’ten rivâyet edildiğine göre de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim bir mescidde bir kandil yakacak olursa, o ışık onda bulunduğu sürece melekler ve Arşı yüklenenler ona dua edip dururlar ve şüphesiz ki mescidin süpürülmesinin tozu Hür el-Iyn’in mehiridir.”

İlim adamları derler ki: İçinde Kur’ân’ın okunduğu evin kandiller asmak suretiyle ve içinde mumlar dikmekle aydınlatılması müstehabtır. Ramazan ayında da mescidlerin aydınlatılması arttırılır.

13- Allah’ı Teşbih Edenlerin Nitelikleri:

“Sabah akşam O’nu oralarda teşbih ederler; … yiğitlerdir” âyetinde teşbih edenleri nitelendirmesi hususunda ilim adamları farklı görüşlere sahiptir. Bir görüşe göre bunlar yüce Allah’ın emirlerini gözetenler ve onun rızasını taleb edenlerdir. Dünya işlerinden hiçbir iş onları narnaz kılmaktan ve Allah’ın anmaktan, engellemez.

Ashab-ı Kiram’dan bir çok kimse de şöyle demiştir: Bu âyet-i kerîme namaz için ezanı işittiklerinde, işlerini bırakıp hemen namaza koşuşan, çarşı ve pazardakiler hakkında inmiştir.

Salim b. Abdullah pazarda bulunanların namaza gitmekte olduklarını görünce şöyle demiştir: İşte yüce Allah’ın:

“Kendilerini ticaretin de, alışverişin de Allah’ı anmaktan… alıkoymadığı yiğitlerdir” âyetinde kastettiği kimseler bunlardır. Bu sözün İbn Mes’ûd tarafından söylendiği de rivâyet edilmiştir.

Abdullah b. Âmir ve Ebubekr’in kendisinden rivâyetine göre Âsım ile el-Hasen “O’nu teşbih ederler” âyetini; O’na, oralarda teşbih olunur” anlamında meçhul bir fiil olarak “be” harfini üstün okumuştur. Nâfî’, İbn Ömer, Ebû Amr ve Hamza ise “teşbih ederler” anlamında olmak üzere “be” harfini esreli okurlardı. Ebû Âmr’ın, Âsım’dan rivâyeti de bu şekildedir.

“Be” harfini üstün okuyanların kıraatine göre bunun iki türlü manası vardır: Birincisine göre, açıktan zikredilen fiilin delâlet ettiği gizli bir fiil ile “yiğitlerdir” anlamındaki “rical” kelimesinin merfû’ olmasıdır. Bu da, yiğitler O’nu teşbih ederler, manasınadır. Buna göre (âyetin son kelimesi olan) “akşam (el-âsâl)” kelimesi üzerinde vakıf yapılır. Sîbeveyh bunun benzeri bir açıklamayı zikretmiş ve şu beyiti kaydetmiş bulunmaktadır:

“Ağlansın Yezid için, düşmanlık dolayısı ile zelil olup boyun eğen,

Ve atılan silahların helâk edip öldürmelerinden dolayı ihtiyacı olan kimseler”

Burada ifade, zelil olan kimse onun için ağlasın, anlamındadır. İşte buna binaen: İfadesi Zeyd, Amr’ı dövdü, anlamında kullanılır.

Diğer bir açıklama da şöyledir: “Yiğitler” anlamındaki kelime mübtedâ olarak merfû’ okunur, haberi ise (birinci âyetin başındaki) “evlerdedir” anlamındaki âyettir. Yani Allah’ın yücekilmelerine izin verdiği evlerde bir takım yiğitler vardır ki…

“O’nu orada teşbih ederler” ifadesi de “yüceltilmesi” fiilindeki zamirden hat olur. Şöyle denilmiş gibidir: Oralarda O’na teşbih edilerek yüceltilmesine… izin vermiştir. Bu durumda “akşam” anlamındaki kelime üzerinde vakıf yapılmaz.

“Teşbih ederler” fiilini “be” harfi esreli olarak okuyanlar ise “akşam” (anlamındaki: “el-âsâl” kelimesi) üzerinde vakıf yapmazlar. Çünkü bu durumda “teşbih ederler” fiili “yiğitler” anlamındaki kelimenin fiilidir. Fiilin ise faile (özneye) ihüyacı vardır ve burada hazfedilmiş de değildir.

“Sabah-akşam” anlamındaki kelimelere dair açıklamalar da daha önceden el-A’raf Sûresi’nin sonlarında (7/205. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Hamd yalnızca Allah’a mahsustur.

14- Bu Âyette Geçen “Tesbih”in Anlamı:

“O’nu oralarda teşbih ederler” âyetinin namaz kılarlar anlamında olduğu söylenmiştir. İbn Abbâs da: Kur’ân-ı Kerîm’de geçen her teşbih lâfzı namaz demektir, demiştir. Buna da yüce Allah’ın:

“Sabah-akşam” âyeti delildir. Sabah ve öğleden sonra (akşama kadar) anlamındadır. Müfessirlerin çoğu da şöyle demektedir: (İbn Abbâs) “namaz” ile farz olan namazı kastetmiştir. Sabah (el-ğuduvv) sabah namazını, akşam (el-âsâl); öğle, ikindi, akşam ile yatsı namazlarım kapsar. Çünkü “el-âsâl” ismi onların hepsini ifade eder.

15- Mescidlere Gidip Gelmenin Orada Kalmanın Fazileti:

Ebû Dâvûd’un rivâyetine göre Ebû Umâme Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın şöyle buyurduğunu nakletmektedir; “Kim evinden abdest almış olarak farz bir namaz kılmak üzere çıkarsa, onun ecri tıpkı ihrama girmiş hacmin ecri gibidir. Kim de kuşluk namazı için çıkıp da yalnız bu maksatla çıkacak olursa, onun da ecri umre yapan kimsenin ecri gibidir. Aralarında lağv (boş söz ve iş) bulunmayan şekilde ardı arkasına namaz kılmak ise illiyyînde bir kitabdır.” Ebû Dâvûd, Salât 48 ”

Bureyde’den de, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: “Karanlıklarda mescidlere yürüyüp, gidenleri kıyâmet gününde tam nûr ile müjdele. ” Buhârî, Ezan 37; Müslim, Mesâcid 285; Uüsned, II, 509

Müslim’in, Sahih’inde kaydedildiğine göre Ebû Hüreyre (radıyallahü anh), Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Her kim sabah veya akşam mescide gidecek olursa, Allah ona cennette sabah veya akşam gittiği her vakit bir İkram ve ziyafet hazırlar.” Ebû Dâvûd, Salât 48; Tirmizî, Mevâkûtul-Salât 51; İbn Mâce, Mesâcid 14.

Sahih’in dışındaki kaynaklarda da şu ziyade vardır: “Nasıl ki sizden herhangi bir kimse sevdiği kimseyi ziyaret edecek olursa, ona ikramda elinden geleni yapıyorsa (ona öylece ikramda bulunacaktır.)” Bu fazlalığı hadis olarak teshit edemedik. Bunu es-Sa’lebî zikretmektedir.

Müslim’in rivâyetine göre Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Kim evinde abdest alır, sonra da Allah’ın evlerinden herhangi birisine Allah’ın farzlarından bir farizayı edâ etmek üzere yürüyerek giderse, atacağı iki adımdan birisi ile bir günahı silinir, diğeri onu bir derece yükseltir.” Müslim, Mesâcid 282.

Yine Ebû Hüreyre’den rivâyetine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kişinin cemaatle birlikte kıldığı bir namaz, evinde ve pazarında kıldığı namazdan yirmi küsur kat daha fazladır. Çünkü onlardan herhangi bir kimse güzel bir şekilde abdest alıp sonra da namaz kılmaktan başka bir arzusu bulunmayıp yalnızca namaz kılmak arzusu ile mescide gidecek olursa, attığı herbir adım sebebiyle mutlaka onun bir derecesi yükseltilir ve mutlaka onun bir günahı silinir; tâ ki mescide girinceye kadar. Mescide girdikten sonra onun orada kalmasına sebep namaz olduğu sürece namazda sayılır. Sizden herhangi bir kimse namaz kıldığı yerinde kaldığı sürece melekler de sizden o kimseye dua eder dururlar ve: Allah’ım ona rahmet eyle, Allah’ım ona mağfiret eyle, Allah’ım onun tevbesini kabul buyur, derler. Orada başkasını rahatsız etmediği ve abdestini bozmadığı sürece (bu böylece sürer gider.)” Buhârî, Eîan 30, Salât 87, Buyû’ 49; Müslim, Mesâcid 282; Ebû Dâvûd, Salar 48; İbn Mâce, Mesâcid 14.

Bir rivâyette de şöyle denilmektedir: Abdestini bozmadıkça (ne demektir!) diye soruldu. (Ebû Hüreyre): Yellenmedikçe yahut osurmadıkça, diye cevap verdi. Müslim, Mesâcid 274; Ebû Dâvûd, Salât 20

Hakîm b. Zurayk dedi ki: Said b. el-Müseyyeb’e: Sence cenazede hazır bulunmak mı daha iyidir, yoksa mescidde oturmak mı? diye soruldu. Şu cevabı verdi: Bir cenazenin namazını kılan bir kimseye bir kırat (ecir) vardır. Onun defnedilmesine şahit olan kimseye iki kırat vardır. Bense mescidde oturmayı daha çok severim, çünkü melekler: Allah’ım ona mağfiret buyur, Allah’ım ona rahmet eyle, Allah’ım tevbesini kabul et, derler.

Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın ashabından olan el-Hakem b. Ömer’den de şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Dünyada misafir (gibi) olunuz. Mescidleri ev edininiz, kalblerinizi rikkate alıştırınız. Çokça tefekkür edip ağlayınız. Hevâlarıruz sizleri ihtilâfa düşürmesin. Yerleşmeyeceğiniz binalar yapmayınız, yemeyeceğiniz kadarını toplamayınız, erişemeyeceğiniz umutlar beslemeyiniz. ”

Ebû’d-Derdâ da oğluna şöyle demiştir: Mescid senin evin olsun, çünkü ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ı şöyle buyururken dinledim: “Mescidler takva sahiplerinin evleridir. Mescidleri ev edinen kimseye yüce Allah huzur ve sükûnu ve sırat üzerinden geçmeyi taahhüd etmiştir. ” el-Heysemî, Mecmâu’zZevâd, II, 22.

Ebû Sadık el-Ezdî Şuayb b. el-Habhab’a yazdığı mektubunda şunları söyler: Sana mescidlere gidip oradan ayrılmamanı tavsiye ederim. Çünkü bana ulaştığına göre mescidler peygamberlerin meclisleri idi.

Ebû İdris el-Havlânî dedi ki; Mescidler insanlar arasından kerim kimselerin meclisleridir.

Malik b. Dinar da şöyle demektedir: Bana ulaştığına göre şanı yüce Allah şöyle buyurmuştur: Ben kullarımı azaplandırmak isterim; ancak mescidleri imar edenlere, Kur’ân için birlikte oturanlara ve müslüman olarak yetişen çocuklara bakarım da gazabım sükûn bulur.

Yine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın şöyle buyurduğu rivâyet edilmektedir: “Âhir zamanda bir takım insanlar olacaktır. Bunlar mescidlere gelirler ve halkalar halinde otururlar. Dünyayı ve dünya sevgisini konuşurlar. Bunlarla oturmayınız, Allah’ın da böylelerine ihtiyacı yoktur. ” el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, II, 24; “râvileri arasında hadis uyduran birisinin bulunduğu” kaydıyla

İbnu’l-Müseyyeb de şöyle demiştir: Her kim bir mescidde oturursa o ancak Rabbinin huzurunda oturur. Artık onun hayırdan başka bir şey söylemek hakkı yoktur.

Mescidlerin tazimi ve mescidlere gereken saygının gösterilmesi ile ilgili yeterli açıklamalar daha önceden (bk. et-Tevbe, 9/17-18. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.

Kimi ilim adamı bu hususta onbeş madde zikrederek şöyle demektedir: Mescide duyulan saygının gereği olarak: Şayet cemaat oturmakta ise girdiği vakit selâm vermelidir, Eğer mescidde kimse yoksa “es-selâmu aleynâ ve alâ ibadillahi’s-salihîn” demelidir ve oturmadan önce de iki rek’at namaz kılmalıdır.

Mescidde alışveriş yapmamalıdır.

Orada herhangi bir ok ya da kılıç çekmemelidir.

Mescidde kayıp aramaya kalkışmamalıdır.

Yüce Allah’ın zikri dışında sesini yükseltmemelidir, dünya sözleri konuşmamalıdır.

İnsanların boyunları üzerinden yürümeye kalkışmamalı, bir yerde oturmak için kimseyle çekişmemelidir, safta da kimsenin yerini daraltmamahdır.

Namaz kılan kimsenin önünden geçmemeli, tükürmemeli, balgam çıkarmamalı, sümkürmemelidir.

Parmaklarını çıtlatmamalı, bedeninde herhangi bir şeyle oynamamalıdır.

Necis şeyleri, küçük çocukları ve delileri mescidden uzak tutmalıdır. Mescidde hadler uygulanmamalıdır. Mescidde yüce Allah’ı çokça zikretmeli, O’ndan gafil olmamalıdır.

Bir kimse bunlara riâyet edecek olursa, mescidin hakkını ifa etmiş olur. Mescid onu koğulmuş şeyeana karşı korur ve himaye eder, Haberde şöyle denilmektedir: “Bir mescid içindekilerle birlikte semaya yükselerek, içinde konuştukları dünya sözleri dolayısıyla o kimseleri yüce Allah’a şikâyet etri.”

Dârakutnî’nin rivâyetine göre Amir en-Nehaî şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Hilâlin iri görülmesi ve (kalınlığı sebebiyle) iki geceliktir denilmesi, mescidlerin yol edinilmesi ve ani Ölümlerin ortaya çıkması kıyâmetin yakınlaşmasından ötürüdür,”.

Bunu Abdu’l-Kebir b. Muâfâ, Şerîk’den, o el-Abbas b. Zerîh’den, o Şa’bî’den, o Enes’den rivâyet etmektedir. Başkası ise bunu eş-Şa’brden mürsel olarak rivâyet etmektedir, doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

Ebû Hatim dedi ki: Abdu’l-Kebir b. Mûâfâ sikadır, o ebdâldan sayılırdı, Buhârî’de kaydedildiğine göre Ebû Mûsa, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Her kim bizim herhangi bir mescidimizden ya da pazarımızdan ok ile geçecek olursa, okun ucunu tutsun ve eli İle (okun ucuyla) müslüman bir kimseyi yaralamasın.” Buhârî, Salât 67

Müslim’in kaydettiğine göre de Enes şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Mescid’de tükürmek bir günahtır, onun keffareti de onu gömmektir.” Buhârî, Salat 37; Müslim, Mesâcid 55-56; Ebû Dâvûd, Satât 22; Tirmizî, Cuma 49; Nesâî, Mesâeid 30; Dârimî, Salât 116; Müsned, III, 109, 173, 183…, V, 260

Ebû Zerr’den rivâyete göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle demiştir; “İyisiyle, kötüsüyle ümmetimin amelleri bana gösterildi. Onların güzel amelleri arasında yoldan kaldırılan rahatsız verici şeyler vardı. Kötü amelleri arasında da mescidde atılan ve gömülmeyen balgam vardı. ” Müslim, Mesâcid 57; İbn Mâce, Edeh 7; Müsned, V, 178, 1Ö0.

Ebû Dâvûd’un rivâyet ettiğine göre el-Farac b. Fedâte, Ebû Sa’d el-Himyerî’nin şöyle dediğini rivâyet etmiştir: Ben Vasile b. el-Eska’ı, Dımaşk Mescidinde hasır üzerine tükürdükten sonra ayağıyla onu sildiğini gördüm.

Ona: Niye böyle yaptın? denilince, şöyle dedi: Çünkü ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ı böyle yaparken gördüm. Farac b. Fedâle zayıf bir râvidir.. Aynı şekilde Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın Mescid’inde hasır da yoktu. Ebû Dâvûd, Salât 22

Sahih olan; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın yere tükürdüğü ve bunu sol ayakkabısı ile sürttüğüdür. Ebû Dâvud, Salât 22 Vâsile’nin bunu kastetmiş olması muhtemeldir, bu sefer hasır da ona yorumlanmış olur.

16- Hanımların Mescidlere Gitmelerinin Hükmü:

Yüce Allah’ın:

“Yiğitlerdir” diye buyurması ve özellikle erkekleri söz konusu etmesi, kadınların mescidlerde herhangi bir paylarının olmadığını göstermektedir. Zira onların ne cuma namazı kılmak, ne de cemaate katılmak sorumlulukları vardır. Onların evlerinde kılacakları namazlar daha faziletlidir. Ebû Dâvûd’un rivâyetine göre Abdullah (b. Mes’ûd) (radıyallahü anh) Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Kadının namazını odasında kılması, evin genişçe bir yerinde kılmasından daha iyidir. Evinin iç taraflarında kılması, orta yerlerindeki geniş bir yerinde kılmasından daha faziletlidir.” Ebû Dâvûd, Salât 53

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/nur-35/,https://kutsalayet.de/nur-37/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız