Kötü kadınlar kötülere; kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar temizlere; temiz erkekler de temiz kadınlara aittir. Onlar ne söylediklerinden münezzehtir. Onlar için mağfiret ve bol rızık vardır.
Diyanet Vakfı
Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır. Bu sonuncular, (iftiracıların) söylediklerinden çok uzaktırlar. Kendileri için bağışlanma ve güzel bir rızık vardır.
Kurtubi Tefsiri
Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler kötü kadınlara yakışır. İyi kadınlar da iyi erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yakışır. İşte onlar, o müfterilerin dediklerinden uzak olanlardır. Onlar için bir mağfiret ve cömertçe bir rızık vardır.
İbn Zeyd dedi ki: Âyetin anlamı şudur: Kötü olan kadınlar, kötü olan şrkeklere yakışır. Aynı şekilde kötü olan erkekler, kötü olan kadınlara yakışır. Yine iyi olan kadınlar iyi olan erkeklere, iyi olan erkekler de iyi olan kadınlara vakısır.
Mücahid, İbn Cübeyr, Atâ ve müfessirlerin çoğunluğu da şöyle demektedirler: Âyetin anlamı şudur: Kötü sözler kötü erkeklere, aynı şekilde kötü olan İnsanlara kötü sözler yakışır. İyi sözler aynı şekilde İyi insanlara, iyi insanlar da iyi sözlere yakışırlar.
en-Nehhâs, “Meâni’l-Kur’ân” adlı eserinde şöyle demektedir: Bu açıklama bu âyet-i kerîme hakkında yapılmış en güzel açıklamadır. Bu açıklamanın doğruluğuna delil yüce Allah’ın:
“İşte onlar, o müfterilerin dediklerinden uzak olanlardır” âyetidir. Yani Âişe ve Safvân kötü erkeklerin ve kötü kadınların söylediklerinden uzaktırlar.
Bir diğer açıklamaya göre; bu âyet-i kerîme yüce Allah’ın:
“Zina eden erkek ancak zina eden veya müşrik olan bir kadını nikâh edebilir…” (en-Nûr, 24/3) âyetine bina edilmiştir. Buna göre “kötü kadınlar” zina eden kadınlar, “iyi kadınlar” ise iffetli kadınlar demektir. Aynı şekilde iyi olan erkekler ile İyi olan kadınlar da böyledir. Bu görüşü de yine en-Nehhâs tercih etmiştir, İbn Zeyd’in açıklamasının manası da budur.
“İşte onlar o müfterilerin dediklerinden uzak olanlardır” ifadesinde genel olarak bu türden olan kimseler kastedilmektedir. Âişe ve Safvân’ın da kastedildiği, o bakımdan ifadenin (ikil gelmesi gerektiği halde), cem’ olarak getirildiği de söylenmiştir. Nitekim yüce Allah:
“Şayet kardeşleri varsa” (en-Nisâ, 4/11) âyetinde de kastedilen iki kardeştir (bununla birlikte ifade üç ve fazlası için kullanılan cem’ halinde getirilmiştir). Bu açıklamayı da el-Ferrâ’ yapmıştır.
“Uzak olanlar” kendilerine yapılan iftiradan uzak ve münezzeh olanlar, demektir.
Bazı tahkik ehli kimseler şöyle demişlerdir: Yusuf (aleyhisselâm) zina iftirasına maruz kaldığında yüce Allah beşikte yatan bir çocuğu konuşturarak uzaklığını açıkladı. Meryem (aleyhisselâm) da zina iftirasına maruz kaldığında yüce Allah onu Îsa (Allah’ın salât ve selâmları üzerine olsun) vasıtası ile temize çıkardı. Âişe (radıyallahü anhnhâ) da zina iftirasına maruz kaldığında yüce Allah onu Kur’ân-ı Kerîm ile temize çıkardı. Onun bir çocuk ya da bir peygamber tarafından temize çıkarılmasına razı olmayıp yüce Allah bizzat kendi kelâmıyla onun iftira ve bühtandan uzak olduğunu ilân etti.
Ali b. Zeyd b. Cüd’an’dan rivâyete göre o dedesinden, o da Âişe (radıyallahü anhnhâ)dan şöyle dediği nakledilmiştir: Bana hiçbir kadına verilmemiş dokuz özellik verilmiştir; Cebrâîl (aleyhisselâm), Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)a benimle evlenmesini emrettiğinde avucu içerisinde benim suretimle (peygambere) nazil oldu. Peygamber benimle bakire olarak evlendi, benden başka bakire ile evlenmiş değildir. Peygamber (salât ve selâm) başı benim göğsüme dayalı olduğu halde vefat etti. Benim odamda gömüldü, melekler benim evimi kuşattılar. O hanımlarından birisiyle birlikte ise hanımları yanından uzaklaşır ve ona vahiy öylece nazil olurdu. Halbuki ben onunla aynı örtünün altında ve tenini benden ayırmadığı halde vahiy ona nazil olurdu. Ben onun halifesinin ve onun sıddîkının kızıyım, benim suçsuz olduğuma dair hüküm semâdan nazil olmuştur. Ben tertemiz olarak ve tertemiz olanın nezdinde yaratıldım. Bana bir mağfiret ve pek cömertçe ve şerefli bir rızık vaadinde bulunuldu. el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, IX, 241
O bununla yüce Allah’ın:
“Onlar için bir mağfiret ve cömertçe bir rızık vardır” âyetini kastetmektedir ki, o da cennettir.