Ey iman edenler! Başkalarının evine, sizden başkası içindeyken izinsiz girmeyin; izin isteyin ve içeri girince selam verin. Bu, sizin için hayırlıdır; belki öğüt alırsınız.
Diyanet Vakfı
Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi farkettirip (izin alıp) ev halkına selam vermedikçe girmeyin. Bu sizin için daha iyidir; herhalde (bunu) düşünüp anlarsınız.
Kurtubi Tefsiri
Ey îman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, İzin alıp o ev halkına selâm vermeden girmeyin. Bu, sizin İçin daha hayırlıdır. Olur ki öğüt alırsınız.
Bu âyete dair açıklamalarımızı on yedi başlık halinde sunacağız:
1- Başkalarına Ait Meskenlere Girme Adabı:
“Ey îman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere… girmeyin” âyeti ile yüce Allah bize şunu bildirmektedir: Şanı yüce Allah şerefli ve üstün kıldığı Âdemoğluna meskenlerde kalma özelliğini vermiş, başkalarının görmelerine karşı onları bu meskenlerde setretmiştir. Tek başlarına bu meskenlerden gereği gibi faydalanma hakkını tanımıştır. Diğer insanların dışarıdan bu meskenlere muttali olmalarını yahut mesken sahiplerinin izni olmaksızın oralara girmelerini yasaklamıştır. O bakımdan herhangi bir kimse onların herhangi bir avretlerine (başkaları tarafından görülmesini istemedikleri bir hallerine) muttali olmaması için, başkalarına karşı tesettüre raci’ olan hususlara riâyeti bildirip onlara gereken edebleri öğretmiş bulunmaktadır.
Müslim’in, Sahih’inde yer alan rivâyete göre Ebû Hüreyre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “Her kim izinleri olmaksızın başkalarına ait bir eve muttali olursa, o ev halkının o kimsenin gözünü çıkartmaları helâl olur.” Müslim, Edeb 43; Müsned, II, 266.
Bu âyetin te’vili hususunda farklı görüşler vardır. Kimi ilim adamı: Bu hadis zahirinin anlaşıldığı şekliyle anlaşılmamalıdır, demişlerdir, Çünkü gözün çıkartılması karşılığında bir tazminat söz konusudur ve bu haber, bu yönüyle neshedilmîş olmaktadır. Bu âyet yüce Allah’ın:
“Şayet bir ceza verecek olursanız, size yapılan saldırının misliyle karşılık verin” (en-Nahl. 16/126) âyetinin inişinden önce vârid olmuştur. Diğer taraftan kat’î bir hüküm ifade etmek maksadıyla değil de, tehdit maksadıyla söylenmiş olma ihtimali de vardır yüce Allah’ın Kitabına muhalif gelen bir rivâyet gereğince amel etmek de câiz değildir. Hem Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)in bazen zahirinden anlaşılan mananın dışında bir maksatla söz söylediği olurdu. Nitekim haberde rivâyet edildiğine göre Abbas b. Mirdâs onu övmeye koyulunca, Bilâl’e: “Kalk, onun dilini kes” diye buyurmuştur. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), ileri gelen bazı kimselerin kalplerini İslâm’a ısındırmak maksadıyla, bir takım bağışlarda bulunmuştur. Şair Abbas b. Mirdâs’a da diğerlerine göre daha az sayıda deve bağışlamıştı. O da bu hususta Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’e sitem ifadeleri ihtiva eden bir şiir söyleyivermişti. Allah Rasülu: Bunu alın da bana karsı uzattığı dilini kesin” diye buyurdu. Ashâb da gönlünü hoş edinceye kadar ona hirşeyler verdiler. İşte Peygamberin emrettiği “dilinin kesilmesi” budur. (İbn Hişânı, ea-Siretu’n-Nebeviyye, IV, 107-108) Halbuki bundan maksadı ona bir şeyler vermesidir, yoksa bu sözleriyle gerçekten dilini kesmeyi kastetmiş değildir. İşte bu buyrukda -aynı şekilde- gözün çıkarılmasını söz konusu etmekle birlikte, daha başka bir eve bakmasını önleyecek bir şekilde ona bir uygulama yapılmasını kastetmiş olmalıdır.
Kimisi de şöyle demiştir; Böyle bir durumda (göz çıkarana) ne tazminat ödemek, ne de kısas söz konusudur. Yüce Allah’ın izniyle ileride geleceği üzere Enes yoluyla rivâyet edilen hadisten ötürü sahih olan da bu olmalıdır.
2- Bu Âyetin Nüzul Sebebi;
Bu âyetin nüzul sebebi Taberi ve başkalarının Adiy b. Sâbit’ten rivâyetlerine göre şöyledir: Ensara mensub bir kadın: Ey Allah’ın Rasûlü dedi. Ben evimde baba olsun, oğlum olsun hiçbir kimsenin görmesini istemediği bir hal üzere bulunabiliyorum. Ben bu halde iken babam gelir yanıma girer, yine ailemden bir başka adam çıkıp gelebilir. Ne yapayım? Bunun üzerine bu âyet-i kerîme nazil oldu.
Bu sefer Ebubekir (radıyallahü anh) dedi ki: Ey Allah’ın Rasûlü! Şam yolu üzerinde hanlar ve meskenler vardır. Oralarda da hiç kimse bulunmuyor, (Bu gibi yerlere nasıl girilir?) deyince, yüce Allah da:
“Oturulmayan ve içlerinde… evlere girmenizde size günah yoktur” (en-Nûr, 24/29) âyetini inzal buyurdu.
3- Evlere Girmek İçin İzin İstemek:
Yüce Allah bize ait olmayan evlere girmenin haram oluşunu, izin istemek demek olan isti’nâsa kadar ileri götürmüştür. İbn Vehb dedi ki: Malik dedi ki: İsti’nâs bizim görüşümüze göre -doğrusunu en iyi bilen Allah’tır ya- isti’zân (izin istemek) demektir. Nitekim Ubeyy, İbn Abbâs ve Saîd b. Cübeyr’in kıraatinde “İzin alıp, o ev halkına selâm vermeden girmeyin” şeklindedir, “İsti’nâs”ın öğrenmek istemek anlamında olduğu da söylenmiştir. Evde kim olduğunu öğrenmeden girmeyin, demek olur. Mücahid dedi ki: Bu da öksürmekle yahut mümkün olan herhangi bir şekilde olur. Kendisinin geldiğinin farkedildiğini anlayacağı bir süre kadar da ağır hareket eder ve bundan sonra içeri girer. Bu anlamdaki bir açıklamayı et-Taberî de yapmıştır. Yüce Allah’ın:
“Şayet onlarda bir reşitlik görürseniz.” (en-Nisâ, 4/6) âyetinde (aynı kökten gelen bu kelime) bilirseniz” demektir. Şair de şöyle demektedir:
“Hafif bir ses duydu ve korkuttu avcı onu,
İkindi vakti idi hatta akşam yaklaşmıştı,”
Derim ki: İbn Ma’ce’nin, Sünen’inde şöyle bir rivâyet vardır: Bize Ebubekr b. Ebi Şeybe anlattı: Bize Abdu’r-Rahîm b. Süleyman anlattı. O, Vâsıl b. es-Sâib’den, o Ebû Sevre’den, o Ebû Eyyub el-Ensarî’den dedi ki: Ey Allah’ın Rasûlü, dedik. Selam ne olduğunu biliyoruz, peki isci’nâs ne demektir? Şöyle buyurdu: “Adam ya subhanallah, ya Allahu ekber, ya elhamdülillah der, öksürür ve aile halkını haberdar eder.” İbn Mâce, Edeb 17.
Derim ki: İşte bu, Mücahid ve ona uygun kanaat belirtenlerin dedikleri gibi isti’nâsın, isti’zândan farklı olduğu hususunda açık bir nasstır,
4- “İsti’nâs” Kelimesinin Yazılışı İle İlgili Asılsız Bir Rivâyet:
İbn Abbâs’tan -bazı kimselerin ise Saîd b. Cübeyr’den- rivâyetlerine göre “İzin alıncaya kadar” âyeti(nda, hemzeden sonra nûn ve sin harflerinin gelmesi) katibin bir hatası ya da bir yanılmağıdır. Asıl doğrusu “İzin ah..,ncaya kadar” şeklindedir.
Ancak böyle bir rivâyet İbn Abbâs’tan da, başkasından da sahih olarak gelmiş bir rivâyet değildir. Çünkü İslâm mushaflarının tümünde bu ifade onların hata dedikleri şekilde sabit olmuştur, Osman (radıyallahü anh) döneminden beri bu hususta icma ile sahih olarak nakledilmiştir. Bu hatta muhalefet câiz değildir. Ashab-ı Ki ram’in üzerinde icma’ ettiği bir lafızın yazımında kâtibin hata ya da yanıldığını söylemek ise İbn Abbâs’tan sahih olarak nakledilmesi imkânsız bir iddiadır. Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır:
“Önünden de, arkasından da bâtıl ona erişemez. (Çünkü o) hikmeti sonsuz, her hamde lâyık olan tarafından indirilmiştir.” (Fussilet, 41/42);
“Şüphe yok ki o Zikri (Kur’ân’ı) Biz indirdik, onu koruyacak olan elbette Biziz.” (el-Hicr, 15/9)
Ancak İbn Abbâs’tan ifadede bir takdim ve tehir olduğuna dair rivâyet gelmiştir ve buna göre mana: “Tâ ki ev halkına selâm verip, izin İstemeden girmeyin” şeklindedir. Bunu da Ebû Hatim nakletmiştir.
İbn Atiyye der ki: İbn Abbâs’tan ve başkalarından böyle bir görüşün nakledilmesinin imkânsız olduğunu ortaya koyan hususlardan birisi de; “isti’nâs” kökünden gelen fiilin mana itibariyle çok sağlam bir bütünlük arzetmekte oluşu ile Arap dilinde bunun gayet kolay açıklanabilir olmasıdır. Ömer (radıyallahü anh), Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a: Ey Allah’ın Rasûlü! Ben isti’nâs ediyorum (izin istiyorum), demişti. Bu esnada Ömer de odanın kapısında ayakta duruyordu. Bu sözlerin geçtiği hadis de meşhur’bir hadistir. Buhâri, Mezâlim 25, Nikâh 93; Müslim, Talâk 30, 34; Tirmizî, Tefsir 66. sûre; Müsned, I, 33. Sözü edilen bu meşhur hadis, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)in haramlarına îlâ (onlara yaklaşmamaya dair yemin) etmesi ve Ömer (radıyallahü anh)in endişelenip gerçeği öğrenmek istemesi üzerine vârid olmuş bir hadistir. Hadisin belirtilen kaynaklarda delil olarak gösterilen ve “izin istemek” anlamındaki kelime burada belirtildiği gibi “isti’nâs” kökünden değil, “istizan” kökündendir Ancak, merhum müfessirimiz açıklamaları paragrafın başında belirtildiği gibi, İbn Atiyyeden nakletmektedir. Nitekim İbn Atiyye’nin Tefsir’imte (XI, 291) ifade nakledildiği gibidir. İbn Atiyye, lâfzın bu şekilde kullanıldığı bir kaynağa dayanmış olmalıdır. Bu da onun Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)tan izin (isti’nâs) talebinde bulunmuş olmasını gerektirmektedir. İbn Abbâs böyle bir durumda Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın ashabının hata ettiğini nasıl söyleyebilir?
Derim ki: Ebû Eyyub yoluyla gelen (bir öndeki başlıkta kaydedilen) hadiste isti’nâsın selâmdan önce olduğunu ve buna göre âyet-i kerîmenin olduğu haliyle, takdim ve tehir söz konusu olmadan hüküm ifade ettiğini, içeri girdikten sonra selâm verileceğini ortaya koymaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
5- İzin îstemenin Sünnet Şekli:
İzin İstemede sünnet üç defadır, daha fazla izin istenmez. İbn Vehb dedi ki: Malik dedi ki: İzin istemek üç defadır, herhangi bir kimsenin daha fazla izin istemesini uygun görmüyorum. Ancak iznini İşittiremediğini kabul eden kimsenin, işittirmediği kanaati kendisinde hasıl olursa, daha fazla iznini tekrarlamasında mahzur görmemekteyim.
İzin isteme şekli kişinin: “es-Selâmu aleykum, gireyim mi?” demesi suretiyle olur. Ona izin verilirse, içeri girer. Geri dönmesi söylenirse, geri döner. Ses çıkarılmazsa, üç defa izin ister ve üçüncüsünden sonra geri döner.
İzin istemekte sünnet, izin isteğini üç defa tekrarlamaktır ve bundan fazla izin istenmez, deyişimizin sebebi Ebû Mûsa el-Eş’arî yoluyla gelen Hadîs-i şerîftir, O, Ömer b. el-Hattâb’a karşı bu hadis gereğince uygulama yapmış, bu hususta Ebû Mûsa lehine önce Ebû Said el Hudrî sonra da Ubeyy b. Ka’b şahitlikte bulunmuştur. Bu, meşhur bir hadis olup bunu Sahih(-i Buhârî) rivâyet etmiştir. Bu hadis, bu hususta açık bir nasstır. Hadiste şöyle denilmektedir: … Ömer: Yanımıza gelmene engel olan ne oldu? diye sordu, o da şöyle dedi: Ben geldim, kapında durup üç defa selâm verdim. Sen benim selâmımı almayınca, ben de geri döndüm. Çünkü Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Sizden herhangi bir kimse üç defa izin istediği halde, ona izin verilmeyecek olursa, geri dönsün. ” Buhâri, İstizan 13; Müslim, Âdâb 33-37; Ebû Dâvûd, Edeb Î27; Tirmizî, İsti’zfm 3; İbn Mân, Edeb 17; Dûrirrû, İstizan 1; Müsned, III, 19; IV, 403, 410.
İzin isteme şekli ile ilgili olarak sözünü ettiğimiz hususa gelince; bu da Ebû Dâvûd’un, Rib’î’den kaydettiği rivâyete dayanmaktadır. O dedi ki: Bize Âmiroğullarından bir adam anlattı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir evde bulunuyorken huzuruna girmek üzere izin istedi(m) ve içeri gireyim mi? diye sordu(m). Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hizmetçisine şöyle buyurdu: “Çık da bu adama izin İstemeyi öğret. -Ona dedi ki-:.es-Selâmu aleykum, gireyim mi? de” dedi. Adam onun bu sözlerini işitince: es-Selamu Aleykum, gireyim mi? dedi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da ona izin verince, o da içeri girdi. Ebû Dâvud, Edeb 126
Taberide bunu zikretmiş ve şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) “Ravda” diye anılan bir cariyesine şöyle dedi: “Sen bu adama; es-Selâmu aleykum, gireyim mi? demesini söyle” deyip, hadisi zikretmektedir. Suyûtî, ed-Durru’l-Mtnsûr, VI, 172.
Rivâyet edildiğine göre İbn Ömer bir gün çölün sıcağından rahatsız olmuş ve Kureyş’e mensub bir kadına ait bir çadıra giderek- es-Selâmu aleykum, gireyim mi? diye sormuş. Kadın: Selâm ile gir, demiş. Ömer (radıyallahü anh) sözlerini tekrarlayınca, kadın da tekrarlamış. Sonunda Ömer (radıyallahü anh) kadına: Gir de deyince, kadın da böyle demiş! Görüldüğü gibi o: “Selâm ile (gir)” deyince, içeri girmeyip durmuş. Çünkü bu lâfız ile; şahıs olarak değil, selâmınla gir, demeyi kastetmiş olma ihtimali de vardır.
6- İzin İstemenin Üç Defa İle Sınırlandırılmasının Sebebi:
İlim adamlarımız -Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun- derler ki: İzin istemenin üç defa tekrarlanmasının sebebi, bir sözün, üç defa tekrarlanmasının duyulup anlaşılmış olmasını -çoğunlukla- sağlamasından dolayıdır. Bunun için Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir söz söyledi mi, söylediği iyice anlaşılsın diye üç defa tekrarlardı. Bir topluluğa da selam verdi mi, selamını üç defa tekrarlardı. Üç defa çoğunlukla duyulup, anlaşıldığına göre; üç defa izin istediği halde izin isteyene müsaade edilmeyecek olursa, ev sahibinin izin vermeyi istemediği ortaya çıkar ya da kesintiye uğratması imkânı bulunmayan bir mazereti dolayısıyla cevap veremeyecek durumda demektir, İşte o vakit izin isteyenin geri dönmesi gerekir, çünkü izin istemeyi daha fazla tekrarlamak, ev sahibini rahatsız edebilir. Hatta meşguliyetini kesmesine sebep olup kendisine zararlı olabilir. Nitekim Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), Ebû Eyyub’dan izin istediğinde o da alelacele çıkınca, Peygamber: “Biz seni aceleye getirmiş de olabiliriz…” demiştir. Buhârî, VudıY 34; Müslim, Hayz «3; İbn Mâce, Tahâre 110; Müsned, III, 21, 26.
Akîl b. Şihab’ın şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Üç defa selam verme sünnetine gelince, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Sa’d b. Ubade’ye gidip: “es-Selâmu aleykum” dediği halde, ona cevap vermediler. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sonra tekrar: “es-Selâmu aleykum” dediği halde, onlar yine selâmını almadılar. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) geri döndü. Sa’d orilın bir daha selâm vermediğini görünce, geri döndüğünü anladı. Arkasından çıktı ve nihayet ona yetişip: Ve aleykumü’s-selâm ya Rasûlallah, dedi. Biz sadece senin bize daha çok selâm vermeni istedik. Allah’a yemin ederiz ki selamını işittik. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), Sa’d ile birlikte geri döndü ve evine girdi. Ebû Dâvûd, Edeb 128 İbn Şihab dedi ki: İşte üç defa selam verme bu kabilden rivâyetlerden alınmıştır.
Ayrıca bunu el-Velid b. Müslim, el-Evzaî’den rivâyet etmiştir. el-Evzaî dedi ki: Yahya b. Ebi Kesir’i şöyle derken dinledim: Bana Muhammed b. Abdu’r-Rahmân b. Es’ad b. Zürare, Kays b. Sad’dan anlattı, o dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) evimizde bizi ziyarete getdi ve: “es-Selâmu aleykum ve rahmetullah” dedi. Sa’d yavaş bir sesle selamını aldı. Kays (b. Sa’d) dedi ki: Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)a (içeri girmesi İçin) izin vermeyecek misin? dedim. O da: Onu bırak da bize çokça selâm versin… dedi ve hadisin geri kalan bölümünü zikretti. Bu hadisi Ebû Dâvûd da rivâyet etmiş olup onda: “İbn Şihab dedi ki: İşte üç defa selam vermek bu kabilden rivâyetlerden alınmıştır.” sözü yoktur. Ebû Dâvûd dedi ki: Bu hadisi ayrıca Ömer b. Abdu’l-Vahid ile İbn Semaa, el-Evzaî’den mürsel olarak rivâyet etmiş olup bunlar Kays b. Sa’d’ı zikretmemişlerdir, Ebû Dâvûd, Edeb 128
7- Evlerin Girişlerinde Kapı Ya da Perdenin Bulunmasının İzin İstemeye Etkisi:
İbn Abbâs (radıyallahü anh)dan: İnsanlar isti’zan gereğince uygulamayı terk etmişlerdir, dediği rivâyet edilmektedir.
Bizim ilim adamlarımız da -Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun- şöyle demişlerdir: Buna sebeb insanların evlerine kapılar yaptırmış olmaları ve kapıların çalınmasıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
Ebû Dâvûd da, Abdullah b. Busr’dan şöyle dediğini rivâyet eder: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bir ailenin kapısına gitti itli yüzü kapıya karşı durmazdı. Bunun yerine kapının ya sağ ya da sol tarafında durur ve: “es-Selâmu aleykum, es-selâmu aleykum” derdi. Çünkü o gün evlerin (kapıları) üzerinde perde bulunmuyordu. Ebû Davüd, Edeh 128
8- Kapı Kapalı Bulunuyor îse:
Şayet kapı kapalı ise istediği yerde durur ve öylece izin ister, dilerse de kapıyı çatar. Çünkü Ebû Mûsa el-Eş’arî’nin rivâyetine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Medine’de bir evin bahçesinde, bir kuyunun kenarında bulunuyor idi. Ayaklarını kuyunun içine uzatmıştı, Ebubekir kapıyı çaldı. Resûlüllah (ona): “Ona izin ver ve onu cennetle müjdele” diye buyurdu. Buhârî, Fi ten 17, Ahbârul-Âhâd 3, Fedflilu’s-Sahâbe 6; Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe 28, 29; Tirmizî, Menâkıh 18; Müsned, 1, 5, II, 165, 111, 408, IV, 393, 406, 407 Bu hadisi Abdu’r-Rahmân b. Ebi’z-Zinâd böylece rivâyet etmiş, Salih b. Keysân ile Yûnus b. Yezid de ona mütabaat etmiş olup hep birlikte Ebû’z-Zinâd’dan, o Ebû Seleme’den, o Abdu’r-Rahmân b. Nâfi’den, o da Ebû Mûsa’dan diye rivâyet etmişlerdir. Ancak Muhammed b. Amr el-Leysî onlara muhalefet ederek bu hadisi Ebû’z-Zinâd’dan, o Ebû Seleme’den, o Nâfi’ b. el-Hâris’den, o da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan böylece rivâyet etmiştir. Ancak birincisinin isnadı daha sahihtir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
9- Kapı Nasıl Çalınır?
Kapı işitilebilecek kadar yavaş çalınmalıdır, şiddetle çalınmaz. Enes b. Malik şöyle demektedir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın kapıları tırnaklarla çalınırdı. Bunu Ebubekr Ahmed b. Ali b. Sabit el-Hatib “Cami'”inde zikretmektedir. Ebû Bekr Ahmed el-Hatib, el-Câmi’ li Ahl&ki’r-Râvî ve Âdâbi’s-Sâmi; Beyrut I416/199û, t 740 Vf H. 444.
10- Kapıyı Çalanın: Kim O Diye Sorulması Üzerine: “Ben” Diye Cevap Vermesi:
Buhârî, Müslim ve başkalarının rivâyetine göre Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın huzuruna girmek üzere izin istedim. O: “Kim o?” diye sordu. Ben de: Benim, dedim. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bundan hoşlanmamışcasına: “Benim, benim” diye buyurdu. Buhârî, İstizan 17; Müslim, Âdâb 38, 39; Tirmizî, istizan 18; Müsned, III, 363
İlim adamlarımız derler ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın bu sözden hoşlanmayışının sebebi “benim” demesi ile tanımanın hasıl olmamasından dolayıdır. Bu hususta uyulması gereken hüküm ise Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh) ile Ebû Mûsa’nın uygulamasında olduğu gibi ismini zikretmesidir. Çünkü kişi ismini zikretmekle tekrar soru ve cevab külfeti ortadan kaldırılmış olur.
Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh)dan sabit olduğuna göre o Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın yanına -o (îlâ sebebiyle) yüksekçe odasında bulunuyor iken- gitmiş ve: es-Selamu aleyke ya Rasûlallah, es-selamu aleykum Ömer girebilir mi? demiştir.. Bu hadisin kaynakları için dördüncü başlığa bakınız.
Müslim’in, Sahih’inde de kaydedildiğine göre Ebû Mûsa, Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh)ın huzuruna varmış ve: es-Selâmu aleykum, bu Ebû Mûsa’dır, es-Selamu aleykum, bu el-Eş’arî’dir… demiştir. Bu hadisin kaynakları için beşinci başlığa bakınız.
11- Kim O? Sorusuna: “Ben” diye Cevap Vermenin Sakıncası:
el-Hatib, “el-Camî’…” adlı eserinde Ali b. Âsım el-Vâsitî’den şöyle dediğini nakletmektedir: Basra’ya gittim, Şu’be’nin evine vardım. Kapısını çaldım, kim o? dedi. Ben: Benim, dedim. Şu cevabı verdi: Ey adam! Benim, benim diye anılan bir arkadaşım yoktur, Sonra yanıma çıkıp dedi ki: Bana Muhammed b. el-Munkedir anlattı. O Cabir b. Abdullah’tan naklen dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın huzuruna bir ihtiyacım dolayısıyla gitmiştim. Kapısını çaldım. O: “Kim o?” diye sordu. Ben de: Benim, dedim. O da: “Benim, benim” diye tekrarladı. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) benim bu sözümden -ya da onun bu sözünü- hoşlanmadı gibi. el-Hatîb a.g.e.. I, 243,
Ömer b. Şebbe’den de naklettiğine göre o şöyle demiş: Bize Muhammed b. Selâm babasından naklen anlattı, dedi ki: Amr b. Ubeyd’in kapısını çaldım. Bana: Kim o? diye sordu. Ben de: Benim deyince, gaybı Allah’tan başka kimse bilemez, dedi. el-Hatib (el-Bağdadî) dedi ki: Ben Kadı Ali b. el-Muhassin’in hadis şeyhlerinden birisinden şunu naklettiğini duydum: Kapısı çalındı mı: Kim o? diye sorar. Kapıdaki kişi: Benim, diyecek olursa, Hoca da: Benim, işte bu kapıyı çalan bir kederdir derdi. el-Hatîb, a.g.e., 1, 243-244
12- Örfe Göre İzin İsteme Şekilleri:
Herbir kavmin izin isterken kendi örflerine göre kullandıkları İfadeleri vardır. Nitekim Ebubekir el-Hatib senedini kaydederek Ömer b. el-Hattâb’ın oğlu Âsım’ın kızı Um Miskin’in azadlı kölesi Ebû Abdi’l-Melik’ten şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Hanım efendim beni Ebû Hüreyre’ye gönderdi, o da benimle birlikte geldi. Kapıya gelince Ender (içeri gireyim mi?) diye sordu. O da: Enderun, dedi. Hatib bu bahsin başına “Farsça İzin isteme” başlığını koymuştur. Ahmed b. Salih’ten de şöyle dediğini zikretmektedir: ed-Derâverdî, Isfahan halkından olup, Medine’ye yerleşmiş birisi idi. İçeri girmek isteyen adama da: Enderun derdi. O bakımdan Medineliler kendisine “ed-Deıaverdî” demişlerdir. el-Hâtib, a.g.e., I, 247.
13- İçeri Girmeden Selam Vermek:
Ebû Dâvûd’un, Kelede b. Hanbel’den rivâyetine göre; Safvan b. Ümeyye Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)a götürmek üzere onunla bir miktar süt, altı-yedi aylık bir ceylan yavrusu ve bir miktar acur göndermişti. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da o sırada Mekke’nin yukarı taraflarında bulunuyordu. Yanına selâm vermeden girdim, o da; “Geri dön ve: es-selâmu aleykum de, diye buyurdu.” Bu da Safvân b. Umeyye’nin müslüman oluşundan sonra idi. Ebû Dâvûd, Edeb 127; Tirmizî, İsti’zân 18; Müsned, IV, 414.
Ebû’z-Zübeyr’in, Câbir’den rivâyetine göre de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Selam ile söze başlamayana izin vermeyiniz.” el-Heysemî, Mecmâu’z-Zevâid, VIII, 32; el-Hatîb, a.g.e., I, 241
İbn Cüreyc şunu zikreder: Bana Atâ haber verip dedi ki: Ebû Hüreyre’yi şöyle derken dinledim: Adam gireyim mi? diye sorup da selâm vermeyecek olursa, sende ona: Anahtarı getirinceye kadar hayır, de. Ben: es-selamu aleykum mu? dedim. O: Evet, dedi. el-Heysemî, Mecmâu’z-Zevâid, VIII, 32; el-Hatîh, a.g.e. I, 241.
Rivâyet edildiğine göre Huzeyfe (radıyallahü anh)a bir adam geldi ve evin içinde ne olduğuna bakıp: es-Selamu aleykum gireyim mi? dedi. Huzeyfe’de ona: Sen kıçınla henüz girmeden gözünle zaten girmiş bulunuyorsun.
14- Davet, Girmek İçin İzin Sayılır mı?
Bu bahse giren hususlardan birisi de Ebû Dâvûd’un kaydettiği şu rivâyettir. Ebû Hüreyre’den rivâyete göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Bir kimsenin, bir kimseye elçi göndermesi ona izin vermesi demektir,” Ebû Dâvûd, Edeb 128 Yani bir kişi diğerine haber gönderecek (ve çağıracak) olursa, içeri girmesi için ona izin vermiş demektir. Peygamber efendimizin şu hadisi de buna açıklık getirmektedir: “Sizden biriniz, bir yemeğe davet edilip de o da gönderilen elçi ile birlikte gelirse, şüphesiz ki bu, ona verilmiş bir izin demektir.” Bu hadisi de Ebû Dâvûd, Ebû Hüreyre’den rivâyet etmiştir. Ebû Dâvûd, Edeb 128
15- Ne Zaman Selam Vermek Gerekir?
Göz göze değdi mi artık selâm vermek icab eder. Onun seni görmüş olmasını, sakın yanına girmen için bir izin olarak kabul etmeyesin. Selamın hakkını yerine getirmen gerekir, çünkü onun huzuruna girmek isteyen ve: Gireyim mi? diyen sensin. Sana izin verecek olursa girersin, aksi takdirde geri dönersin. Ebû Dâvûd, Edeb 128
16- Kişinin Kendi Evine Girmesi İle İlgili Hükümler:
Sözünü ettiğimiz bütün bu hükümler kişinin kendi evi dışındaki evler hakkındadır. Kişinin kaldığı evine gelince, şayet o evde kişinin kendi hanımı varsa, yanına girmek için izin İstemeye gerek yoktur. Ancak yanına girdi mi, selâm verir.
Katade der ki: Evine girdiğin takdirde ailene selâm ver, çünkü onlar kendilerine selâm verdiklerin arasında bu işe en lâyık olanlardır. Şayet evde seninle birlikte annen ya da kızkardeşin varsa, ilim adamları derler ki: Öksür, ayağını yere vur ki senin girdiğinin farkına varsınlar. Çünkü hanımının senden utanmanı gerektirecek bir taraf yoktur, ancak annen ile kızkardeşin senin kendilerini görmek istemediğin bir durumda olmaları mümkündür.
İbnu’l-Kasım dedi ki: Malik dedi ki: Kişi annesinin ve kızkardeşinîn yanına girmek istediği takdirde izin ister. Atâ b. Yesâr’dan rivâyete göre: Bir adam Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a: Annemin yanına, girmek için izin isteyeyim mi? diye sormuş. O da: “Evet” diye buyurmuş. Adam: Ben ona hizmet ediyorum ama; deyince, yine ona: “Yanına girmek için izin iste” diye buyurdu. Adam sözlerini üç defa tekrarladı. Peygamber de: “Sen onu çıplak görmek ister misin?” deyince, adam: Hayır, diye cevap verdi. Bu sefer peygamber: “O halde yanına gireceğin vakit izin iste” diye buyurdu. el-Beyhakî, es-Sunenu’t-Kübrâ, VII, 157 Bunu Taberî (de) zikretmektedir.
17- Kişi Kendi Evine Girdiğinde Kimse Yoksa:
Kişi kendi evine girip de evde kimse bulunmuyor ise ilim adamlarımız derler ki: “Selam olsun bizlere Rabbimizden, o en güzel selamlar; hoş, temiz ve mübarek kılınmış sözler. Selâm Allah’a mahsustur” der. Bunu İbn Vehb, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan zikretmiş ise de senedi zayıftır.
Katâde dedi ki: Sen içinde kimsenin bulunmadığı bir eve girecek olursan: es-Selimu aleynâ ve alâ ıbâdillahi’s-salihîn, de. Çünkü böyle demek emrulunmuştur. Bize nakledildiğine göre de melekler böyle diyenlerin selâmını alırlar. İbnu’l-Arabî der ki: Sahih olan selam da vermemek, izin de istememektir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
Derim ki: Katâde’nin sözü güzeldir.