Zulme uğradıktan sonra Allah uğrunda hicret edenleri dünyada güzel bir yere yerleştireceğiz. Âhiret mükâfatı ise daha büyüktür. Keşke bilselerdi.
Diyanet Vakfı
Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse ahiretin mükafatı elbette daha büyüktür.
Kurtubi Tefsiri
Zulmedildikten sonra Allah yolunda hicret edenleri Biz dünyada elbette güzel bir şekilde barındıracağız. Âhiret mükâfatı ise elbette daha büyüktür; bilmiş olsalardı.
Yüce Allah’ın;
“Zulmedildikten sonra Allah yolunda hicret edenleri…” âyetinde sözü edilen hicretin anlamına dair açıklamalar daha önce en-Nisa Sûresi’nde (4/100. âyet 5. başlıkta) geçmiş bakınmaktadır
Hicret: Allah yolunda yahut Allah’ın dini için vatanları, aile ve yakınları terketmek ve aynı zamanda günah ve kötülükleri de terketmek demektir
Buradaki:
” Allah yolunda” âyetindeki; “…de, da” edatının “lâm” anlamında olup “Allah için hicret edenleri …” anlamını verdiği söylenmiştir.
“Zulmedildikten” yani Allah yolunda azaba uğratıldıktan sonra . Bu âyet-i kerîme Süheyl, Bilal, Habbab ve Ammar hakkında inmiştir. Mekkeliler istediklerini onlara söyletinceye kadar işkence etmişlerdi. Mekkeliler onları serbest bırakınca da Medine’ye hicret etmişlerdi. Bu açıklamayı el-Kelbî yapmıştır.
Âyet-i kerimenin Ebû Cendel b. Süheyl hakkında indiği de söylenmiştir.
Ebû Katade der ki: Burada maksad Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabıdır. Mekke’de müşrikler onlara zulmetmişler ve yurtlarından çıkarmışlardıs sonunda onlardan bir kesim Habeşistan’a gitmişti. Daha sonra yüce Allah onları hicret yurduna yerleştirmiş ve mü’minlerden onlara yardımcılar takdir buyurmuştu. Bununla birlikte âyet-i kerîme herkesi kapsamına almaktadır.
“Biz dünyada elbette güzel bir şekilde barındıracağız” âyetindeki
“güzel bir şekilde” ifadesi ile ilgili altı türlü açıklama yapılmıştır:
1- Bundan kasıt Medine’ye yerleşmektir. Bu açıklamayı İbn Abbâs, el-Hasen, Şa’bî ve Katade yapmıştır.
2- Maksad güzel rızıktır. Bu açıklamayı Mücahid yapmıştır.
3- Düşmanlarına karşı yardım edeceğiz, demektir. Bu açıklamayı ed-Dahhâk yapmıştır.
4- Onlara dûğru sözlülük ve güzel övgü ihsan edilecektir. Bunu da İbn Cüreyc nakletmektedir.
5- Bundan kasıt fethedip ele geçirdikleri ülkelerle ellerine geçirdikleri, yönetimleri altına aldıkları bölgelerdir.
6- Maksad dünyada onlardan sonra kalan, onların övgü ile anılmaları ve dünyada soylarından gelenlerin sahip oldukları şereftir.
Yüce Allah’ın lutfu ile onlar bütün bunları elde edebilmişlerdi, Allah’a hamd olsun.
“Âhiret mükâfatı ise mutlaka daha büyüktür” yani Allah Teâla’nın âhirette vereceği mükâfat herhangi bir kimse tarafından görülmeden önce bilinemeyecek kadar büyüktür:
“Nereye bakarsan orada pek çok nimetler ve büyük bir saltanat görürsün.” (el-İnsan, 76/20)
“Bilmiş olsalardı” yani keşke zâlimler bu gerçeği bilmiş olsalardı. Bunun mü’minlere raci olduğu da söylenmiştir. Yani eğer mü’minler âhiret sevabını görüp müşahede edecek olsalar, onun mükâfatının dünya hayatındaki güzelliklerden daha büyük olduğunu da bileceklerdir.
Rivâyete göre Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh) muhacirlere devletten atiyyelerini ödediğinde şöyle dermiş: Bu, Allah’ın size dünyada vad ettiğidir. Âhirette sizin için sakladıkları ise elbette daha çoktur. Sonra da onlara bu âyet-i kerimeyi okurdu.