Az bir menfaattir. Onlar için elem verici bir azap vardır.
Diyanet Vakfı
(Kazandıkları) pek az bir menfaattir. Halbuki onlar için elem verici bir azap vardır.
Kurtubi Tefsiri
Pek az bir menfaat; ama onlar için acıklı bir azâb vardır.
Bu âyete dair açıklamalarımızı İki başlık halinde sunacağız;
1. Allah’a Yalan Uydurarak, Kendiliklerinden Helâl ve Haram Koyanlar:
Yüce Allah’ın:
“Niteleyegeldiği” âyetinde, mastariyyedir. Nitelemesi için, nitelemesi suretiyle demektir. “Lâm”ın, sebep bildiren lâm olduğu da söylenmiştir. Siz, yalan yere nitelediğiniz için böyle söylemeyiniz demektir. Bu da: Siz, yalan yere nitelendirdiğiniz için bunu söylemeyiniz demektir ki, dillerinizin yalan yere nitelemede bulunması sebebiyle bu sözleri söylemeyiniz anlamındadır. Buradaki Yalan” kelimesi, “kef”, “zal” ve “be” harlleri ötreli olarak şeklinde,
“diller”in sıfatı olarak da okunmuştur. Yalan söyleyen dillerinizin niteleyegekliği şeyler için… rınlnınında olur. Daha önceden de (16/62. âyette) geçmiş bulunmaktadır. el-Hasen, yalnızca burada: şeklinde “kef” harfini üstün, “zel” ve be harflerini de esreli olarak; ‘in sıfatı olmak üzere okumuştur ki, ifadenin takdiri şu anlamdadır: Dillerinizin yalan nitelemesi sebebiyle… demeyiniz, demektir. Bunun, dan bedel olarak böyle okunduğu da söylenmiştir ki, anlamı şöyle olur: Dillerinizin nitelendirmiş olduğu o yalan şeye siz, bu helâldir, bu da haramdır demeyiniz, çünkü Allah’a yalan iftira etmiş olursunuz.
Âyet-i kerîme, Bahîraları, Şaibeleri haram kılıp buna karşılık davarların karınlarında bulunan ceninleri -ölü dahi olsalar- helal kılan kâfirlere bir hitabdır. Buna göre yüce Allah’ın:
“Şu helâldir” âyeti, davarların karınlarında bulunan ölülere işarettir. Ve onların, haram olduğu halde helâl kıldıkları her şeye bir İşarettir.
“Şu da haramdır” âyeti da Bahîrelere, Şaibelere ve haram kıldıkları diğer şeylere bir işarettir.
“Şüphe yok ki, Allah’a karşı yalan uyduranlar iflah olmazlar. Pek az bir menfaat… vardır.” Yani onların içinde bulundukları dünya nimetleri pek yakında son bulacaktır. ez-Zeccâc: Onların, ellerinde bulundurdukları meta (fayda) pek azdır, diye açıklamıştır. Bu ifadenin: Onlar için pek az bir menfaat vardır, sonra da can yakıcı bir azaba döndürüleceklerdir, anlamında olduğu da söylenmiştir.
2. Helâl ve Haram Kılma Yetkisi:
Dârimî Ebû Muhammed, Müsned’inde (Sünen’inde) senedini kaydederek şöyle demektedir: Bize Harun, Hafs’dan haber verdi. O, el-A’meş’den dedi ki: Ben İbrahim’in asla: (Bu) helâldir, haramdır dediğini duymadım. Ama o şöyle derdi: Bunu mekruh görürlerdi, bunu müstehab görürlerdi.
İbn Vehb dedi ki: Malik dedi ki: İnsanların, bu helâldir, bu da haramdır diyerek fetva vermeleri uygun değildir. Bunun yerine şu ve şu işten sakının ve ben bu işi yapmam… demelidirler. Bunun anlamı da şudur; Helâl ve haram kılmak, ancak aziz ve celil olan Allah’ın yetkisindedir. Herhangi bir kimsenin muayyen bir şey hakkında -yaratıcı yüce Allah’ın bu husustaki hükmü haber vermiş olması hali müstesna- bunu açıkça ifade etme yetkisi yoktur.
İçtihad yolu ile haram olduğu kanaatine ulaşılan şey hakkında ise kişi: Ben bunu mekruh görmekteyim, demelidir. İşte Malik de daha önce geçen fetva verme ehliyetine sahip kimselere uyarak böyle yapardı.
Denilse ki; O, hanımına: Sen bana haramsın diyen kimse hakkında, o kadın o adama haram olur ve bu üç talâk hükmündedir, demiştir. Buna şöyle cevap verilir: Malik, Ali b. Ebî Tâlib’in böyle birisi: Hakkında hanımı ona haram olur dediğini haber aldığından, ona uymuştur. Diğer taraftan, müçtehid o şeyin haram olduğuna dair delili kuvvetli görecek olursa, böyle bir şeyi söylemesinde de bir mahzur yoktur. Mesela, (Hadîs-i şerîfte belirtilen) altı şey dışındaki riba (faiz) için haramdır, demesi bu kabildendir. Malik -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- bu gibi durumlarda bu kelimeyi mutlak olarak çokça kullanmıştır. Çünkü böyle bir işlem haram olup faizin cereyan ettiği mallar hakkında faizli muamele uygun olmadığı gibi, mesâlihe, muhalif (maslahatlara) olup, şer’i maksatların dışına çıkmış olan hususlarda da böyle denilebilir. Çünkü bu konudaki deliller kuvvetlidir.