Muhayyerlik süresi içinde mal telef olursa, bu durumda o mal ya öncesinde yahut da sonrasında kişinin eline geçmiş olmaktan hali değildir. O takdirde bu mal ölçülen ya da tartılan bir mal olduğu halde ele geçmeden evvel satış söz konusu olmuşsa, alışveriş geçersiz olur, mal da satıcıya aittir. el-Muvaffak der ki: Bu konuda ihtilaf edeni bilmiyorum.
Bu mal ölçülen ya da tartılan bir mal olmaz, satıcı da müşterinin onu almasına engel olmayacak olursa, mezhebimizin zahir görüşüne göre bu mal, müşterinin tazmininde olur ve tıpkı ele geçirdikten sonra malın telef olması gibi hüküm alır. Ama muhayyerlik süresi içerisinde onu aldıktan sonra mal telef olursa o zaman müşterinin tazmininde olur (zararı ona aittir), artık muhayyerlik de geçersizdir. Satıcının muhayyerliği noktasında ise iki görüş gelmiştir. Meclis muhayyerliği ile şartın muhayyerliği tüm bunların hepsinde eşit konumdadır.
Muhayyerlik süresi içinde müşteri olan şahıs bu malı özel mülkü gibi kullanıp sarf ederse artık (cayma) seçim ve muhayyerliği bitmiş olur. Bu durumda o, tıpkı köleyi hürriyetine kavuşturması, yazışmada bulunması, onu satması yahut hediye etmesi veyahut cariyesi ile cima etmesi yahut cinsel yakınlıkta bulunma hükmünde gibi addedilir. Aynı şekilde o kimse, aldığı malı durdurmuş, ihtiyacından dolayı (satın aldığı) bineğe binmiş ya da onunla bir şeyler taşımış veyahut eve taşınmış ve ekini hasat etmiş kimsenin hükmünde gibi sayılır. Dolayısıyla bu konumda bulunan bir kimse, o maldan razı olmuş kimse hükmündedir ve artık (caymak gibi) bir muhayyerliği kalmamıştır. Çünkü muhayyerlik, maldan razı olduğunu açıkça söylemesi yahut ona delalet eden bir şeyle bitmiş sayılır. Bu, Ebu Hanife ve İmam Şafii’nin mezhebini oluşturmaktadır.
Nasıl yürüdüğüne bakmak için bineğe binmeye, ne şekilde (un vb.) öğüttüğünü anlamak için değirmeni denemeye, ne kadar süt verdiğini bilmek için koyunu sağmaya ve daha başka benzer durumları öğrenmeye gelince, bununla o maldan razı olup kabullenmek anlamına gelmez; dolayısıyla (cayma) muhayyerliğini de bitirmez. Zira muhayyerlikten maksat da budur, bizzat satın alınan malın muhayyerliği bu demektir.
O malı satışa arz etse ya da onu fasit bir satışla satsa yahut rehin üzere arz etse veyahut diğer tasarruflar şeklinde ya da hediye olarak onu vermiş olsa, hediye verilmiş o şahıs onu kabul edemez. Çünkü o mal hakkındaki muhayyerliği bitmiş, sona ermiştir, zira bu durum, o mala razı olduğu anlamına gelmiş olmaktadır.
Alıcının muhayyerliği o malı tasarruf edip kullanmasıyla ne zamanki bitecek olursa, satıcının muhayyerliği hali üzere baki kalır; çünkü başkasının maldan razı olması onun muhayyerliğini geçersiz kılmaz. Ancak alıcının tasarrufta bulunuşu satıcının iznine göre olmuş olursa başka. Çünkü birisinin geçersiz kılması nedeniyle her ikisinin o mala rıza göstermesi söz konusu olacağı için, her ikisinin de muhayyer olması bunu geçersiz kılmaktadır.
Satıcı mal hakkında mülke bağlı olarak tasarrufta bulunacak olursa, alışveriş hakkında fesih gerekçesi olur. Bu, Ebu Hanife ve İmam Şafii’nin mezhebidir; zira alıcı hakkında zikri geçen ifadeler buna delalet etmektedir. Bir de o, her iki alıcı ve satıcıdan birisini oluşturmuş olacağından, onun mal hakkında tasarrufta bulunması -alıcı gibi- kendi muhayyerliği için de söz konusu olur.
İmam Ahmed’den gelen başka bir görüşe göre bu şekilde alışveriş hakkında bir fesih gerekçesi olmaz. Çünkü mülk ondan intikal eder ve onda tasarrufta bulunması, o malın tekrar kendisine geri döneceği anlamına gelmez. Tıpkı müflis (iflas eden) kimsenin yanında kendi malının olduğunu görüp de onda tasarrufta bulunan kimseye benzer.
(Hanbeli) mezhebimize göre alıcı ve satıcıdan birisinin ölmesiyle onun muhayyerliği, ölüm sebebiyle sona erer; bey’ ve müşterinin ölmesindeki hüküm de aynıdır. Geriye hali üzere diğerinin muhayyerliği kalmış olur; ancak ölen şahıs ölmeden evvel karşı taraftan satış akdinin feshedilmesini talep etmiş olursa başka. Bu durumda, konu varislerine intikal eder. Bu, Sevri ve Ebu Hanife’nin kavlidir. Çünkü bunda feshetme hakkı vardır; dolayısıyla da bu mala malik olmak caiz değildir ve -hediyeden geri dönmede muhayyer olunduğu gibi- varisleri de buna hak sahibi olamazlar.
Şu var ki muhayyerlik, (akdi) geçersiz kılmıyor, varislerine de intikal eder. Zira bu mali bir haktır, öyleyse varise intikal edebiliyor. Tıpkı malın kusuru sebebiyle akdi ertelemek ve reddetme muhayyerliğini kullanmak gibidir. Zaten bu haliyle alışverişin feshedilme hakkı doğar ve mal varise intikal eder; tıpkı ayıplı mal sebebiyle akdi reddetmek ve karşılıklı yemin ederek akde son vermek gibi. Bu da İmam Malik ve İmam Şafii’nin kavlidir.