Mezhebimizin zahir (kuvvetli) görüşüne göre muhayyerlik satışındaki mülk, bizzat o akit içinde müşteriye intikal edebilir. Bu durumda, alıcı ve satıcının yahut ikisinden sadece birisinin arasında bir fark da olmaz. Bu, İmam Şafii’ye ait görüşlerden birisini oluşturmaktadır. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim, aşılanmış bir hurma ağacı satarsa meyveleri satıcıya aittir. Ancak müşteri ağacı bu meyvelerle beraber satın almayı şart koşmuşsa o zaman meyveler, müşteriye aittir. Kim de malı bulunan bir köleyi satarsa malı, satıcıya aittir. Ancak müşteri onun malını da almayı şart koşmuşsa, müşteriye aittir.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
Sadece müşterinin şart koşmasına binaen bunu istisna getirmiştir ve bu, tüm alışverişler için genel bir hükmü de ihtiva etmektedir. Çünkü bu geçerli bir satıştır ve -muhayyersiz bir kimsedeki gibi- mülk akabinde ona intikal etmiştir. Zira bey’ (alışveriş), temlik (mülk olarak vermek) demektir ve temlik de malın müşteriye intikal etmesidir, hem “temlik” lafzı da bunu gerektirmektedir. Şeriat da buna itibar eder ve bu akdin sahih olacağına hükmeder. Bu durumda, icabına göre itibar etmek vacip olur, nitekim lafzı da buna delalet etmektedir. Bunun yanı sıra muhayyerliğin sabit oluşu da buna engel teşkil etmez; tıpkı bir malı bir mala karşılık satmasının yanında, satın aldığı malın kusurlu olduğunu her iki tarafın da görmeleri örneği gibidir.
İmam Ahmed’den nakledildiğine göre; muhayyerlik bitinceye kadar mülk (karşı tarafa) intikal etmez. Bu, İmam Malik’in ve İmam Şafii’nin de ikinci görüşünü oluşturmaktadır. Mülk satıcının mülkünden çıkmış olur ve müşterinin mülküne girmemiş dahi olsa, müşteri yahut satıcının muhayyer olmaları durumunda Ebu Hanife de bu görüşü kabul etmiştir. Çünkü içinde muhayyerliğin söz konusu olduğu alışveriş, bir tür kısır akit olarak addedilir; dolayısıyla da -ele geçmeden verilen hediye gibi- mülk de intikal etmiş olmaz.
Şöyle cevap verilmiştir: Onların “bir tür kısır akit olarak addedilir.” sözlerine gelince, bu doğru değildir; satışın feshedilme cevazı, kısır olmasını gerektirmez ve -ayıplı bir malın satışında olduğu gibi- mülkün intikal etmesine de engel teşkil etmez. Tasarrufta bulunmanın engellenmesi ancak başkasının hakkı için söz konusu olacağından, bu durumda -rehin alınmış mal gibi- mülkün varlığını da engellemez.
Onların: “Mülk satıcının mülkünden çıkmış olur ve müşterinin mülküne girmemiş dahi olsa …” sözlerine gelince, bu da doğru değildir. Çünkü bu, mülkün varlığına götürür, yoksa onun malik olmasına götürmüş değildir; zaten bu imkansızdır da. Aynı zamanda bu, değeri hakkında müşteri için bir ivaz hasıl olmaksızın bâyı (satıcı) için mülkün sübutuna götürmektedir. Akit ise karşılıklı bir anlaşma sayıldığından (karşı taraf isterse) akdi kabul etmeyebilir.
İmam Şafii’nin üçüncü görüşüne göre söz konusu olan bu mülk, (satışı bitip) durdurulmuş ve bu haliyle gözetilmesi gereken bir maldır. Şayet iyice araştırıp bu satışı devam ettirecek olursak, bu durumda mülk müşteriye ait olur; aksi takdirde araştırılacak olursa bu mülk satıcıdan intikal etmez.
Şöyle cevap verilmiştir: Bu da aynı şekilde doğru değildir; çünkü mülkün intikal etmesi ancak malı nakledene ait bir neden için şekillenir ki, bu da alışveriştir. Bu da satışın devamı yahut feshedilmesiyle farklılık arz etmez. Nitekim devam ettirmesi muktezaya göre olmaz, bunda şart da değildir. Şayet böyle olsaydı öncesinde mülk sabit olmazdı. Feshetmek ise men edici değildir; çünkü bundaki men konusu -hükmün sebebinin ve şartının öne geçmediği gibi- men edenin de önüne geçmez. Bir de muhayyerlik olduğu halde alışveriş yapmak, feshedilmeyen hususlarda satışın peşine mülkün sabit olmasına sebep teşkil etmektedir. Öyleyse -ayıplı bir malın satışında olduğu gibi- feshedilmiş olsa dahi sabit olması icap eder. İnşallah kuvvetli olan görüş de budur.
Eline geçtiği vakit malın tazmini müşteriye ait olur. Öyleyse mal telef olsa, eksilse yahut muhayyerlik süresi içerisinde malda bir ayıp/kusur sâdır olsa bunun tazmini müşteriye aittir. Çünkü o, artık mala sahip olmuş ve kendi zimmetine onu geçirmiş sayılacağından, tazmini de ona ait olur ve sanki muhayyerlik bitmiş gibi addedilir, onun zimmetinde sayılır.