"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Meçhul olan bir konuda ikrarda bulunmak

“Filancanın benim üzerimde borcu vardır.” diyecek olursa yahut buna benzer ifadelerde bulunursa bu ikrar, sahih ve geçerlidir. Bunun yanında açıklamada da bulunması gerekmektedir. Bu konuda bir ihtilaf yoktur.
İkrarını ne zamanki genel olarak bir tür detaya giderek açıklarsa, bu ikrarı kabul edilir ve sabit de olur. Ancak ikrarda bulunduğu şahsa yalan söyler, başka cinsin olduğunu veyahut da bir şeyin olmadığını iddia ederse, bu durumda ikrarı geçersiz sayılır. Fakat cevizin kabuğu yahut patlıcanın kabuğu gibi ikrarını genel olarak detaya girmeksizin açıklayacak ve izah edecek olursa, bu ikrarı kabul edilmez. Çünkü bu ikrarı üzerindeki hakkı itiraf etmek ve zimmetinde sabit olduğunu ortaya koymak demektir, halbuki bu, zimmette sabit değildir. Aynı şekilde şeriat de içki ve domuz gibi mal sayılmayan bir şeyi açıklayıp izah etmesine gelirsek, bu ise kabul edilmez.
Kazif (zina iftirası) haddini açıklayacak olursa kabul edilir; çünkü bu üzerine vacip olan bir haktır. Bunun kabul edilmemesi de muhtemeldir; zira bunun bir mala sirayeti yoktur. İlk görüş ise daha doğrudur; çünkü zimmette sabit olan bir şey hakkında onun: “Bu, benim üzerimdedir/bana aittir…” demesi geçerlidir.
Şufa hakkı konusunda açıklamada bulunursa bu (ikrarı) kabul edilir. Çünkü bu, vacip bir haktır ve bir mala sirayeti söz konusudur.
Ebu Hanife’den aktarıldığına göre o, keyli ve vezni olan malların dışındakilerde ifa edilen ikrarda açıklamaya gidilmesini kabul etmez. Çünkü bunların dışındaki mallar bizzat zimmette sabit olmamaktadır.
Şöyle cevap verilmiştir: Bunların temellük edilmesi hasebiyle akdin kapsamına girmiş olacakları, dolayısıyla da -keyll ve vezni mallarda olduğu gibi- herhangi bir şeyin ikrarında da açıklamaya gidilmesi kabul edilir. Bir de genel olarak bu sabit olduğundan dolayı -keyli gibi- bunun hakkında da açıklama ve izaha gidilmesi geçerlidir.
Mal hakkında ikrarda bulunursa şayet -bu malı az da olsa, çok da olsa- açıklaması kabul edilir. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Ebu Hanife ise şöyle demiştir: Zekata tabi mallar dışında bunları açıklaması kabul edilmez; çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Onların mallarından sadaka al; bununla onları (günahlardan) temizlersin.” (Tevbe suresi 103) ve şöyle de buyurmuştur: “Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.” (Zariyat Suresi: 19)
İmam Malik’in ashabı ise kendisinden olmak üzere kendisinden bu noktada üç tane görüş nakletmişlerdir:
Birincisi: Bizim görüşümüzün aynısı,
İkincisi: Malları türünden olan zekat nisabının ilki dışında bunun açıklamasının kabul edileceği
Üçüncüsü de: Hırsızın (elinin) kesileceği had miktarında söz konusu açıklamasının kabul edileceğidir ve mehir olarak da sahih olur; çünkü Allah’u Teala şöyle buyurmuştur: “(…) mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helal kılındı.” (Nisa Suresi 24)
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa onların zikrettikleri dışındakiler de hem hakikaten ve hem de örf olarak “mal” ismi üzere vakidir, mal kapsamına dahildir ve genellikle detaya tabidir. Onun içindir ki bunlara dair açıklamada bulunması kabul edilir tıpkı bunun üzerinde muvafık olmalarına benzemektedir.
Zekat ayetine gelince, bu ayet genel anlamda gelmiştir ve tahsis ifadesi ise bu kapsama dahildir. Yüce Allah’ın: “Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardır.” (Zariyat Suresi 19) buyruğu ise zekat ile ilgili değildir. Buna dair delil ise bu ayet-i kerimenin, zekatın farz kılınmasından önce Mekke’de nazil olduğudur. Bu sebeple de bu ayet onların lehine delil olamaz.
Bir de onların ileri sürdükleri: “(…) mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helal kılındı.” (Nisa Suresi 24) ayetine gelince, bu da onların iddia ettikleri görüşe cevap niteliğindedir. Nitekim evlilik, mal cinsinden hangisiyle olursa olsun ve aynı şekilde nisaba ulaşmasa dahi caizdir.
Şayet: “Onun bende çok, fazla yahut iyi veyahut da adi malı vardır.” derse bunu az ve çok şekliyle tefsir edip açıklaması caizdir, tıpkı “malı vardır” deyip bir şeyi ilave etmemesine benzer.
Ebu Hanife’den nakledildiği üzere o şöyle der: On dirhemden daha azı hakkında açıklaması kabul edilmez. Çünkü bu miktarla hırsızın (eli) kesilir ve ona göre de bu ona ait mehiri sayılır. Yine ondan nakledildiği üzere iki yüz dirhemden daha azı hakkında açıklaması kabul edilmez. Bunu, aynı zamanda iki sahibi (Ebu Yusuf ve Muhammed) de ifade etmiştir. Çünkü bu miktarda zekat vermek vaciptir. İmam Malik’in ashabından bazıları ise mal hakkında onlar gibi görüş ortaya koymuşlardır. Onlardan kimisi bu ölçünün üzerine az bir ilavenin olacağını söylerken, kimisi de diyet miktarı kadar olacağını söylemiştir.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa mal hakkında açıklama yapılması ve (malın) büyük ve çok oluşu hakkında açıklama yapılması onların bunu kabul etmeleri gibi sayılır. Çünkü az ve çok oluşunun şeriatte bir sınırı/tarifi yoktur, dil bilgisinde ve örfte de yoktur. İnsanlara göre bu durum farklılık arz edebilmektedir. Dolayısıyla onlardan azı büyük görenler ve büyüğü de az sayanların bu minvaldeki açıklamasına müracaat edilmesinin ne bir sınırı ve ne de bir manası sabit değildir. Zira bir malın büyük olması, ancak kendisi altındakine nispetle böylece söz konusu olabilmektedir. Muhtemeldir ki büyük demekle onun kastı, kendi nefsinin düşük ve değersiz olmasını (bunların değersizliklerinin oldukça büyük ve çok olmasını) kasdetmiş olabilir. Öyleyse onların ortaya koydukları ifadelerde “çokluk” hakkında bir sınırlama yoktur, aynı şekilde onların “çok” dedikleri şeylerin altında yer alan şeylerin de çok oluşunu engellemez.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/ikrar-konusunda-muphemlik-ve-aciklama/,https://kutsalayet.de/davet-iddia-hakkinda-hakkinda-ikrarin-tazmin-edilmesi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız