"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

İkrar konusunda müphemlik ve açıklama

Şayet: “Onun bende bin dirhemi var elli müstesnadır.” derse, istisna dirhemler olur; zira Araplar, sadece cinsinden olmak üzere ispatı noktasında istisna ederler. Şayet: “Onun bende bin var, elli dirhem hariç.” derse, toplam yine dirhemler olur. İbn Hamid ve el-Kadı’nın tercihi de bu şekildedir. Bu, aynı şekilde Ebu Sevr’in de kavlidir. Çünkü Araplardan geldiğine göre istisna, ancak cinsten olmak üzere söz konusu olmuştur. Dolayısıyla taraflardan birisi -kendisinden istisna edileni bilmesinde olduğu gibi- diğerinin kendi cinsinden olduğunu bilecek olursa, ilim adamları bunu kabul etmişlerdir.
Ebu’l Hasen et-Temimi ve Ebu’l Hattab ise: Bu durumda, bin müphem (üstü kapalı) sayılır ve açıklanmaya ihtiyaç duyar, demişlerdir. Bu, İmam Malik ve İmam Şafii’nin kavlini de oluşturur. Çünkü bu durumda istisna, cinsi olmaksızın sahih ve geçerlidir. Bir de bin lafzı müphem gelmiş, dirheme ait herhangi bir açıklama ise zikredilmemiştir; öyleyse müphemliği üzere kalır. Şayet: “Onun bende bin ve dirhem var yahut bin ve elbise var.” derse, o zaman yine mücmel olan açıklama cinsinden sayılır. Aynı şekilde: “Onun bende bin dirhem ve on yahut bin elbise ve yirmi var.” derse durum aynıdır. Bu, el-Kadı, İbn Hamid ve Ebu Sevr’in kavlidir. Çünkü Araplar, iki cümleden birisinin açıklamasını, diğer cümle için de kifayetli görürler. Allah’u Teala buyurur ki: “Onlar, mağaralarında üç yüz yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir.” (Kehf Suresi 25) Şöyle de buyurdu: “İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar.” (Kaf Suresi 17) Zira bu, açıklaması mevcut olan müphem bir ifadedir ve cinsinden başkasına ait olduğuna dair delili yoktur. Bu durumda müphem, açıklama cinsinden olmuş olur, sanki onun “yüz elli dirhem” demesi gibi kabul edilir. Bu da müphem bir ifade olacağından bir açıklamaya ihtiyaç duyacaktır. Nitekim cümle içerisinde kendisine yakın bir açıklamanın zikredilmiş olması, onu bizzat açıklamaya uygun olduğunu göstermektedir. Bu durumda o şey üzere hamledilmesi de gereklilik arz etmiş olur.
et-Temimi ve Ebu’l Hattab ise şöyle demişlerdir: Genel anlamını açıklamaya rücu eder; çünkü bir şey cinsinden başkasına atfedilir. Yüce Allah buyurur ki: “Sizden ölenlerin, geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına (evlenmeden) dört ay on gün beklerler.” (Bakara Suresi 234)
Ebu Hanife ise şöyle demiştir: Müphem olan bir ifade keyli yahut vezni bir ifadeye atfedilecek olursa, onu açıklamış sayılır. Ama biçilmiş yahut madum bir ifadeye atfedilecek olursa, onu açıklamış sayılmaz. Çünkü “Benim üzerimde vardır.” ifadesi zimmette vaciptir, mevcuttur demektir. Bu durumda bizzat kendisi zimmette sabit olan bir şeye atfedilmesi halinde onu açıklamış sayılır. “Yüz elli dirhem var.” demesi gibi kabul edilir.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa “Kendi başlarına (evlenmeden) dört ay on gün beklerler.” (Bakara Suresi 234) buyruğuna gelirsek, buradaki “aşran (on)” ifadesi, iki sebepten dolayı “eşhurin (aylar)” olarak gelmesi mümkün değildir:
Birincisi: Şüphesiz “aşran/on” kelimesi dişil takısına sahip “he” harfi ile de gelmesi mümkündür. Ama “eşhurin/aylar” kelimesi eril bir kelimedir; bu durumda “he” harfi olmadan gelmesi caiz değildir.
İkincisi: Eğer burada “eşhuran” şeklinde gelseydi, o zaman terkibe göre “erbeate aşera şehran” şeklinde gelirdi, atıf olarak gelmezdi.
Ebu Hanife ashabının; “Benim üzerimde vardır.” ifadesinin zimmette vacip ve mevcut anlamına geleceğine dair söyledikleri görüşe gelince, buna verilecek cevap şöyledir: Ne zamanki bu, vacip olmayı gerektirecek bir cümleye atfedilecek olur, birisi müphem (üstü kapalı), diğeri de açıklayıcı olursa, onunla açıklanıp tefsir edilmesi mümkün olur. Müphemin de açıklama cinsinden olması icap eder. Ama eril ifadesinin dişil üzerinde atfedilmesinin mümkün olmaması yahut bunun aksi gibi bir durum vb. söz konusu olursa, o takdirde, birisi diğeri cinsinden olmayacağı gibi müphem olan kelime de bu şekliyle üstü kapalı olmaya devam eder. Tıpkı “Onun benim üzerimde dört dirhemi ve on borcu vardır.” demesine benzer.
Eğer “Onun benim üzerimde on dirhem borcu vardır.” der sonra ikrar ederek açıklama yoluna gider ve açıklamasından önce bunun bir vedia (emanet) olduğu söz konusu olursa, işte bunun hakkında İbn Kudame: Bu hususta ilim ehlinin ihtilaf ettiklerini bilmiyoruz, demiştir. Nitekim bunu söylerken ister açıklamasıyla birlikte veyahut sonrasında söylemiş olsun fark etmez; çünkü ifadeyi gerektirecek lafzı açıkladığından dolayı karşı taraf da bunu kabul etmiştir. Bu halde vedia hükümleri sabit olur, yani bu açıklamasından sonra vedianın (emanet eşyanın) telef olduğunu iddia eder yahut onu geri öderse o takdirde itibar edilecek söz onun sözü olur. Şayet bir borçla o emanet eşyayı açıklayacak olursa yine onu kabul eder. Çünkü o, böylece daha ağır olan şeye nazaran o diğerini ikrar etmiştir.
Şayet “Onun benim üzerimde emaneti vardı, onu kendisine geri verdim yahut onu telef ettim.” derse, onu tazmin etmesi gerekli olur, sözü ise kabul görmez. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Çünkü bunda ikrar ettiği şeyde bir tür çelişki ve rücu söz konusudur. Zira geri verilen bin (dirhem) ile telef eden şahıs ona göre ne bir aslı ve ne de emaneti ifade etmektedir. İkrara ters gelen ve onu dolandıran her şeyin merdut olması gerekir. el-Kadı (İyaz) der ki: Çünkü o emaneti telef ettiğini iddia etmiş yahut onu geri verdiğini belirtmiş olduğu için bu kabul edilir, bu haliyle sanki açıklamanın sonrasında bunu iddia etmiş kimseye benzemektedir.
Dirhemleri ikrar ederse mesela: “Onun benim üzerimde şu kadar… borcu vardır.” der ardından bunu vedia olarak açıklayacak olursa bu sözü kabul edilmez. Bundan sonra onu telef ettiğini iddia ederse şayet sözü de kabul edilmez. Bunu, Ebu Hanife ve İmam Şafii söylemiştir. Çünkü “üzerimde vardır” sözü gereklilik ve icap bildirir, zimmette onun olduğunu gerektirmektedir. Emanet ise onun zimmetinde bulunmaz, diğerinin zimmetinde de değildir; o sadece onun yanında bulunan bir emanet eşyadır.
Bu bağlamda İmam Şafii’den, bunun bir vedia sayılacağına dair ona ait sözünün kabul edileceği, bundan sonra emaneti telef ettiğini iddiada bulunması halinde ise yine sözünün kabul göreceği, görüşü rivayet edilmiştir. el-Kadı’nın da aynı şekilde bu yönde görüş belirttiği nakledilmiştir. Çünkü vediayı (emaneti) muhafaza etmesi ve geri vermesi gerekmektedir. O zaman: “Üzerimde vardır.” der ve bu şekilde açıklarsa, doğru söylediği ihtimal sayılacağından bu ifadesi kendisinden kabul edilir, sanki “Üzerimde bin vedia vardır.” deyip sözünü peşi sıra söylemesi gibi kabul edilir. Bunun yanında peşi sıra söylediği harfler bir birini takip ettiğinden dolayı, “üzerimde vardır” sözünün, “bende vardır” manasında kullanılması caiz olur.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa onların zikrettikleri bu ifade mecazdır. Bunun şekli ise mudaf (izafe eden) kelimenin hazfedilip yerine de mudafun ileyhin (kendisine izafe edilenin) getirilmesidir yahut harfin yerine bir harfin koyulmasıdır, ikrar ise bunda lafzın zahirine göre alınmaktadır. Buna dair delil şudur: Mesela o kişi: “Benim üzerimde dirhemi vardır.” der de bununla kasdım “yarım dirhemdir” diyecek olur ve söz konusu mudafun ileyh olan kelimeyi hazfedecek olursa bu sözü kabul görmez.
Şayet: “Benim malımdan bini sana aittir.” der, o da “Doğru söylüyorsun.” der ve ardından diğeri: “Bununla kasdım malımdan bini sana aittir demekle Yüce Allah’ın: ‘Kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz.’ (İsra Suresi 7) buyruğunda olduğu gibi ‘Bana borcun var.’ anlamında ‘aleyye’ kelimesini getirdim, bunu kullandım.” derse, onun bu sözü kabul edilmez. Şayet ikrar konusunda mutlak ihtimal şeklinde kabul görecek olursa, sakıt olur.
Onun sözüyle peşi sıra şeklinde cümle kullanılmış olursa mesela: “Benim üzerimde senin yüz emanetin vardır.” derse bu sözü kabul görür; çünkü sözüne muhtemel olan peşi sıra ifadeyi kullanmış olduğundan bu sahih ve geçerli olur, tıpkı “Benim üzerimde onun vadeli dirhemleri vardır.” demesine benzer.
Mesela “Bu köle hakkında ortaklık vardır.” derse, bu ikrarı geçerlidir ve kendisinden hangi şekilde olursa olsun bunu açıklaması gerekmektedir. Çünkü ona ait ne şekilde olursa olsun söz konusu ortaklık ona aittir demektir, öyleyse -yarısı konusunda olduğu gibi- dilediği şeyle açıklamada bulunması da ona aittir. Mecaz olarak ve zahire de zıt olarak ortaklık lafzını, yarısından başka bir manaya gelen bir lafızla mutlak şekilde kullanması ise doğru değildir.
Ebu Yusuf ise şöyle der: Bu durumda o yarısını ikrar eden kimse sayılır; çünkü Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar.” (Nisa Suresi 11) Bu da eşit olmayı gerektirmiş olacağından, burada da durum aynıdır.
Bu ayet-i kerimedeki eşitliğin delil ile sabit olduğu ve aynı şekilde: “Bu köle ikimiz arasında ortaktır.” dediği zaman hükmünde bu yönde şekilleneceği, şeklinde cevap verilmiştir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/cogun-istisnasi/,https://kutsalayet.de/mechul-olan-bir-konuda-ikrarda-bulunmak/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız