Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir; buna içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder. Bu, Kâbe’ye ulaşacak bir kurbanlık olmak üzere yahut yoksulları doyurma kefareti yahut bunun dengi oruçtur ki kişi yaptığı işin vebalini tatsın. Allah geçmiş olanı affetmiştir. Kim tekrar ederse Allah ondan intikam alır. Allah mutlak galiptir, intikam sahibidir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ya eyyuhellezine amenu (ey iman edenler) la taktulus sayde ve entum hurum (ihramliyken avi oldurmeyin) ve men katelehu minkum muteammiden (sizden kim onu bilerek oldururse) fe cezau mislu ma katele minen neami (oldurdugu hayvanin benzeri bir ceza gerekir) yahkumu bihi zeva adlin minkum (icinizden iki adaletli kisi buna karar verir) hedyen baligal ka’be (Kabeye ulastirilacak kurban olarak) ev keffaretun taamu mesakin (veya fakir doyurma kefareti) ev عدل zalike siyamen (veya buna denk oruc) li yezuka vebale emrihi (yaptiginin sonucunu tatsin diye) afallahu amma selef (Allah gecmisi affetti) ve men ade (kim tekrar ederse) fe ينتقم الله منه (Allah ondan intikam alir) vallahu azizun zuntikam (Allah gucludur intikam sahibidir)
Mukatil Tefsiri
Bu ayet, Hudeybiye yılında umre için ihrama girmiş bulunan Ebû Bişr lakabıyla tanınan Amr b. Mâlik el-Ensârî hakkında nazil olmuştur. O, ihramlı iken bir yaban eşeği öldürmüştü. Bunun üzerine “İhramlı iken av öldürmeyin” ayeti nazil oldu.
“Sizden kim onu kasten öldürürse” ifadesi, ihramlı olduğunu unutarak öldürmüş olsa bile hükmün geçerli olduğunu ifade etmektedir. “Öldürdüğü hayvana denk bir ceza gerekir” yani öldürdüğü avın karşılığı olarak evcil hayvanlardan uygun bir bedel ödemesi gerekir. Bu hüküm, ister kasten ister hata ile öldürmüş olsun, hatta sadece avı işaret edip onun öldürülmesine sebep olmuş olsa bile geçerlidir.
“Buna içinizden iki adalet sahibi kimse hükmeder” ifadesi, Müslümanlardan adil ve fıkıh bilgisine sahip iki kişinin hüküm vermesini ifade etmektedir. Bu iki kişi öldürülen ava denk düşen cezanın ne olduğuna karar verir.
Bir kimse yaban eşeği veya devekuşu öldürürse, bunun cezası Mekke’de kurban edilmek üzere bir devedir. Bu et fakirlere dağıtılır; öldüren kişi ve arkadaşları ondan yiyemez.
Boynuzlu hayvanlardan geyik, dağ keçisi ve benzerleri öldürülürse cezası fakirlere kesilecek bir sığırdır.
Kuşlar ve benzerlerinde ise yaşını doldurmuş bir koyun gerekir. Güvercinin cezası da bir koyundur.
Güvercin yumurtasında yavru oluşmuşsa cezası bir dirhemdir. Yavru oluşmamışsa yarım dirhemdir.
Yaban eşeğinin yavrusunu öldüren kimse bir deve yavrusu verir. Devekuşu yavrusunu öldüren kimse de bir deve yavrusu verir. Geyik ve dağ keçisi yavrularında bir sığır yavrusu gerekir. Güvercin yavrusu ve benzerlerinde bir koyun yavrusu gerekir. Ceylan yavrusunda da bir koyun yavrusu gerekir.
“Kâbe’ye ulaştırılacak bir kurbanlık” ifadesi, bu hayvanın Mekke’de kurban edilmesi demektir. Bunun benzeri “Sonra onların varacağı yer Beyt-i Atîk’tir” ayetidir (Hac 33). Bu kurbanlar harem bölgesinde kesilir ve Mekke fakirlerine dağıtılır.
“Yahut yoksulları doyurma şeklinde bir kefaret” ifadesinde, her yoksula yarım sâ‘ buğday verilmesi kastedilmektedir.
“Ya da bunun dengi kadar oruç tutmak” ifadesi ise, kurban bulamayan, kurbanın bedeline sahip olmayan ve yoksulları da doyuramayan kimsenin her yoksul karşılığında bir gün oruç tutması anlamındadır. Önce kurbanın değeri hesaplanır, ardından bu miktarla Mekke fiyatlarına göre ne kadar yiyecek alınabileceğine bakılır. Her yoksul karşılığında bir gün oruç tutulur. Her yoksul için ölçü yarım sâ‘ buğdaydır.
“Yaptığı işin sonucunu tatsın diye” ifadesi, işlediği günahın cezasını ve sonucunu tatması anlamındadır. Bu kefaret, av öldürmesinden dolayı verilen bir cezadır.
“Allah geçmişi affetmiştir” yani bu hüküm inmeden önce bilerek av öldürmüş olanları Allah bağışlamıştır ve geçmişte yaptıkları sebebiyle onları sorumlu tutmamıştır.
“Kim tekrar dönerse” yani yasaktan sonra yeniden av öldürürse, “Allah ondan intikam alır.” Bu intikam; dövülmesi, fidye ödemesi ve elbiselerinin alınması şeklindedir.
“Allah mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir” ifadesi, mülkünde karşı konulamaz olduğunu ve günahkârlardan intikam alacağını bildirmektedir.
Müfessire göre bu ayet, daha önce geçen “Bundan sonra kim sınırı aşarsa onun için acı bir azap vardır” ayetinden önce nazil olmuştur.
Taberi Tefsiri
Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir; buna içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder. Bu, Kâbe’ye ulaşacak bir kurbanlık olmak üzere yahut yoksulları doyurma kefareti yahut bunun dengi oruçtur ki kişi yaptığı işin vebalini tatsın. Allah geçmiş olanı affetmiştir. Kim tekrar ederse Allah ondan intikam alır. Allah mutlak galiptir, intikam sahibidir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Ey Allah’ı ve Resulünü tasdik edenler! Size açıkladığım avı, yani deniz avını değil kara avını, siz ihramlı iken öldürmeyin. İhramlı iken buyruğu, hac veya umre için ihrama girmiş olduğunuz hâlde demektir. “Hurum” kelimesi “haram” kelimesinin çoğuludur; bu lafızda erkek ve kadın aynı şekilde kullanılır. “Bu adam haramdır” ve “bu kadın haramdır” denilir. Fakat “muhrim” denildiğinde kadın için “muhrime” denilir. İhram ise bir şeye girmek demektir. Bir topluluk haram aya veya hareme girdiği zaman “kavim ihrama girdi” denilir. Buna göre sözün tevilî şudur: Hac veya umre ihramında iken avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasten öldürürse buyruğuna gelince, bu, Allah’ın, şanı yüce olan zikriyle, kullarına, öldürmelerini yasakladığı avı ihramlılardan kasten öldüren kimsenin hükmünü bildirmesidir. Sonra tefsir ehli, Allah’ın avı öldüren kimseye kefaret ve ceza gerektirdiği kastın niteliği konusunda ihtilaf etti. Bazıları şöyle dedi: Bu, avı öldürmeyi kastetmekle birlikte öldürenin, öldürdüğü sırada ihramlı olduğunu unutmasıdır. Dediler ki: Eğer ihramlı olduğunu hatırladığı hâlde onu öldürmeyi kasten öldürürse, onun hakkında hüküm verilmez; işi Allah’a kalmıştır. Dediler ki: Bu, hakkında hüküm verilecek veya kendisine kefaret konulacak şeyden daha büyük bir iştir. Bunu söyleyenlerin zikri: Süfyân b. Vekî‘ bize rivayet etti, dedi ki: İbn Uyeyne bize rivayet etti, İbn Ebî Necîh’ten, o Mücâhid’den; Mücâhid, Sizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir buyruğu hakkında şöyle dedi: Sizden kim ihramını unutarak fakat onu öldürmeyi kastedip öldürürse, hakkında hüküm verilecek kimse odur. Eğer ihramını hatırlayarak ve onu öldürmeyi kastedip öldürürse, hakkında hüküm verilmez. İbn Vekî‘ ve İbn Humeyd bize rivayet ettiler, dediler ki: Cerîr bize rivayet etti, Leys’ten, o Mücâhid’den; Mücâhid, avı kasten öldüren, kendisinin ihramlı olduğunu bilen ve öldürmeyi de kasten yapan kimse hakkında şöyle dedi: Onun hakkında hüküm verilmez ve onun haccı yoktur. Sizden kim onu kasten öldürürse buyruğu hakkında ise şöyle dedi: Bu, kefareti olan kasttır ve onda kefaret vardır. Hata ise kişinin ihramını unutmuş hâlde onu öldürmeyi kastederek avı vurması yahut başka bir şeyi isterken avı vurmasıdır; böyle olursa onun hakkında bir defa hüküm verilir. Muhammed b. Amr bana rivayet etti, dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti, dedi ki: Îsâ bize rivayet etti, İbn Ebî Necîh’ten, o Mücâhid’den; Mücâhid, İhramlı iken avı öldürmeyin; sizden kim onu kasten öldürürse buyruğu hakkında şöyle dedi: İhramını unutmaksızın ve başka bir şeyi hedeflemeksizin öldürürse ihramdan çıkmış olur ve ona ruhsat yoktur. Kim onu unutarak öldürürse yahut başka bir şeyi hedeflerken hata ile onu vurursa, işte kefareti olan kast budur. Ya‘kûb bize rivayet etti, dedi ki: Hüşeym bize rivayet etti, Leys’ten, o Mücâhid’den; Mücâhid, Sizden kim onu kasten öldürürse buyruğu hakkında şöyle dedi: Onu öldürmeyi kastetmiş, fakat ihramlı olduğunu unutmuş olarak. Yahyâ b. Talha el-Yerbûî bana rivayet etti, dedi ki: Fudayl b. Iyâz bize rivayet etti, Leys’ten, o Mücâhid’den; Mücâhid şöyle dedi: Kast, kefareti olan hatadır. Hasan b. Arafe bize rivayet etti, dedi ki: Yûnus b. Muhammed bize rivayet etti, dedi ki: Abdülvâhid b. Ziyâd bize rivayet etti, dedi ki: Leys bize rivayet etti; Mücâhid şöyle dedi: Allah’ın, Sizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir buyruğu hakkında dedi ki: Allah Teâlâ’nın zikrettiği kast, kişinin avı, başka bir şeyi hedeflerken vurup onu vurmasıdır. İşte kefareti olan kast budur. Ama onu unutmaksızın ve başka bir şeyi hedeflemeksizin vurana gelince, onun hakkında hüküm verilmez; bu, hakkında hüküm verilecek şeyden daha büyüktür.
İbn Vekî‘ ve Muhammed b. Müsennâ bize rivayet ettiler, dediler ki: Muhammed b. Ca‘fer bize rivayet etti, Şu‘be’den, o Heysem’den, o Hakem’den, o Mücâhid’den; Mücâhid bu ayet hakkında, Sizden kim onu kasten öldürürse buyruğu için şöyle dedi: Onu öldürmeyi kastederek fakat ihramını unutarak öldürür. İbn Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Adî bize rivayet etti, dedi ki: Şu‘be bize rivayet etti, Heysem’den, o Hakem’den, o Mücâhid’den; bunun benzerini rivayet etti. Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Zâide bize rivayet etti, dedi ki: İbn Cüreyc şöyle dedi: Sizden kim onu kasten öldürürse; ihramını unutmaksızın ve başka bir şeyi hedeflemeksizin öldürürse ihramdan çıkmış olur ve ona ruhsat yoktur. Kim onu ihramını unutarak öldürürse yahut başka bir şeyi hedeflerken hata ile onu vurursa, işte kefareti olan kast budur. İbn Vekî‘ bize rivayet etti, dedi ki: Sehl b. Yûsuf bize rivayet etti, Amr’dan, o Hasan’dan; Hasan, Sizden kim onu kasten öldürürse buyruğu hakkında şöyle dedi: Avı öldürmeyi kastetmiş, fakat ihramını unutmuş olarak; Bundan sonra kim haddi aşarsa buyruğu ise avı kasten öldürüp ihramını hatırlayan kimse hakkındadır. Amr b. Ali bize rivayet etti, dedi ki: Muhammed b. Ebî Adî bize rivayet etti, dedi ki: İsmâîl b. Müslim bize rivayet etti; Hasan, ihramını hatırlayarak avı kasten öldüren kimse hakkında fetva verir ve onun hakkında hüküm verilmez derdi. İsmâîl dedi ki: Hammâd da İbrâhîm’den bunun benzerini rivayet etti. Amr b. Ali bize rivayet etti, dedi ki: Affân b. Müslim bize rivayet etti, dedi ki: Hammâd b. Seleme bize rivayet etti, dedi ki: Ca‘fer b. Ebî Vahşiyye bana bu ayeti, Sizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir… ayetini Amr b. Dînâr’a sormamı emretti. Ona sordum. Dedi ki: Atâ şöyle derdi: O kimse muhayyerdir; bunlardan hangisini dilerse yapar; ister kurban gönderir, ister yedirir, ister oruç tutar. Bunu Ca‘fer’e haber verdim ve “Sen bu konuda ne işittin?” dedim. Bir süre duraksadı, sonra gülmeye başladı ve bana haber vermedi. Sonra dedi ki: Saîd b. Cübeyr şöyle derdi: Onun hakkında davarlardan Kâbe’ye ulaşacak bir kurbanlık olarak hüküm verilir; eğer bulamazsa onun bedeli hakkında hüküm verilir, sonra bu bedel yiyecek olarak takdir edilir ve onunla sadaka verilir; eğer bulamazsa ona, üç günden on güne kadar oruç hükmü verilir. İbn Berkî bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Meryem bize rivayet etti, dedi ki: Nâfi‘ b. Yezîd bize haber verdi, dedi ki: İbn Cüreyc bana haber verdi, dedi ki: Mücâhid şöyle dedi: Sizden kim onu kasten öldürürse; ihramını unutmaksızın ve başka bir şeyi hedeflemeksizin öldürürse ihramdan çıkmış olur ve ona ruhsat yoktur. Kim onu unutarak öldürürse yahut başka bir şeyi hedeflerken hata ile onu vurursa, işte kefareti olan kast budur. Yûnus bize rivayet etti, dedi ki: İbn Vehb bize haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd şöyle dedi: Avı öldürmeyi kasteden, fakat ihramını unutan yahut onu öldürmenin haram kılındığını bilmeyen kimselere gelince, haklarında hüküm verilenler bunlardır. Ama Allah’ın yasağından sonra, onun kendisine yasak olduğunu ve haram olduğunu bilerek onu kasten öldüren kimseye gelince, işte o Allah’ın intikamına bırakılır. Allah’ın hakkında intikam kıldığı kimse de odur. Ya‘kûb bana rivayet etti, dedi ki: Hüşeym bize rivayet etti, Leys’ten, o Mücâhid’den; Mücâhid, Sizden kim onu kasten öldürürse buyruğu hakkında şöyle dedi: Onu öldürmeyi kastetmiş, fakat ihramını unutmuş olarak.
Başkaları ise şöyle dedi: Bilakis bu, ihramlı kimsenin ihramını hatırlayarak avı kasten öldürmesidir. Bunu söyleyenlerin zikri: Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: Vekî‘ bize rivayet etti; İbn Vekî‘ de bize rivayet etti, dedi ki: Babam bize rivayet etti, Süfyân’dan, o İbn Cüreyc’den, o Atâ’dan; Atâ şöyle dedi: Kasıtta, hatada ve unutma hâlinde onun hakkında hüküm verilir. Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Zâide bize rivayet etti, dedi ki: İbn Cüreyc bize rivayet etti; Amr b. Ali de bize rivayet etti, dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti, İbn Cüreyc’den; o şöyle dedi: Tâvûs şöyle dedi: Allah’a yemin olsun ki Allah yalnızca, Sizden kim onu kasten öldürürse buyurmuştur. Ya‘kûb b. İbrâhîm bana rivayet etti, dedi ki: Hüşeym bize rivayet etti, dedi ki: Ashabımızdan biri bana Zührî’den haber verdi; Zührî şöyle dedi: Kur’an kasten öldürme hakkında inmiştir, sünnet ise hata hakkında cereyan etmiştir. Bununla ihramlı kimsenin avı vurmasını kastetmiştir. Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: Abdullah b. Sâlih bize rivayet etti, dedi ki: Muâviye b. Sâlih bana rivayet etti, Ali b. Ebî Talha’dan, o İbn Abbâs’tan; İbn Abbâs, Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin buyruğu hakkında şöyle dedi: Eğer onu kasten yahut unutarak öldürürse hakkında hüküm verilir. Eğer kasten tekrar ederse ona ceza acele verilir; ancak Allah affederse başka. İbn Vekî‘ bize rivayet etti, dedi ki: Babam bize rivayet etti, A‘meş’ten, o Amr b. Mürre’den, o Saîd b. Cübeyr’den; Saîd şöyle dedi: Kefaret ancak kasten öldürmede kılınmıştır; fakat sakınsınlar diye hata konusunda onlara ağırlaştırılmıştır. Amr b. Ali bize rivayet etti, dedi ki: Ebû Muâviye ve Vekî‘ bize rivayet ettiler, dediler ki: A‘meş bize rivayet etti, Amr b. Mürre’den, o Saîd b. Cübeyr’den; bunun benzerini rivayet ettiler. İbn Berkî bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Meryem bize rivayet etti, dedi ki: Nâfi‘ b. Yezîd bize haber verdi, dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi, dedi ki: Tâvûs şöyle derdi: Allah’a yemin olsun ki Allah yalnızca, Sizden kim onu kasten öldürürse buyurmuştur. Bu konuda bize göre doğru söz şudur: Allah Teâlâ, Ey iman edenler! Avı öldürmeyin buyruğuyla, ihramlı olduğu müddetçe her ihramlıya kara avını öldürmeyi haram kılmıştır. Sonra ihramlı iken ondan öldürdüğünü, öldürmeyi kasten öldüren kimsenin hükmünü açıklamıştır. Bunu, ihramını unuttuğu hâlde öldürmeyi kasten yapan kimseye veya ihramını hatırladığı hâlde öldürmede hata eden kimseye tahsis etmemiş, bilakis indirmede, ihramlı iken avı kasten öldüren her katile cezayı gerekli kılarak umumî ifade kullanmıştır. Kitaptan bir nass, Resulullah’tan bir haber, ümmetten bir icmâ yahut bu yönlerden birinden herhangi bir delil bulunmaksızın, indirilen ayetin zahirini delilsiz bir iç yoruma çevirmek caiz değildir. Durum böyle olunca, ihramlı av katilinin avı kasten öldürüp ihramını hatırlaması, avı kasten öldürüp ihramını unutması yahut ihramını hatırladığı hâlde başka bir şeyi hedefleyip onu öldürmesi arasında, hepsine Rabbimizin söylediği cezanın gerekli olması bakımından fark yoktur. Bu da şudur: Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir; buna Müslümanlardan iki adalet sahibi kişi hükmeder; yahut yoksulları doyurma kefareti yahut bunun dengi oruç gerekir. Bu, zikrettiğimiz Atâ ve Zührî’nin görüşüdür; Mücâhid’in söylediği görüş değildir.
Hata ile öldürene neyin gerekli olduğuna gelince, bunun hakkındaki sözü “Şeriat Hükümleri Hakkında Kısa Söz Kitabı” adlı kitabımızda açıklamıştık; bu yüzden burada zikretmeye ihtiyaç kalmadı. Burası onu zikretme yeri değildir. Çünkü bu kitaptaki maksadımız indirilen ayetin tevilini açıklamaktır. İndirilen ayette ise hatadan söz edilmemiştir ki onun hükümlerini zikredelim. Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir buyruğuna gelince, Allah şöyle demektedir: Ona kefaret ve bedel gerekir. Bununla öldürülen avın cezasını kastetmektedir. Allah, şanı yüce olan zikriyle şöyle buyurur: Avı öldüren kimseye, öldürülen avın cezası olarak davarlardan öldürdüğüne benzer bir şey gerekir. Bunun Abdullah’ın kıraatinde, Onun cezası, öldürdüğünün davarlardan benzeridir şeklinde olduğu zikredilmiştir. Kıraat âlimleri bunu okumada ihtilaf ettiler. Medine kıraatçilerinin geneli ve bazı Basralılar bunu, “öldürdüğünün benzerinin cezası” anlamında, cezayı “misil”e izafe edip “misil”i cer ile okudular. Kûfe kıraatçilerinin geneli ise, cezayı tenvinli ve “misil”i merfû okuyarak, “ona öldürdüğünün benzeri bir ceza gerekir” anlamında okudular. Bu iki kıraatten doğruya daha uygun olanı, cezayı tenvinli ve “misil”i merfû okuyanların kıraatidir. Çünkü ceza zaten misildir; bir şeyin kendisine izafe edilmesinin bir anlamı yoktur. Sanırım bunu izafetle okuyanlar, avı öldüren kimseye, avın benzerinin davarlardan bir benzerle cezalandırılmasının gerekli olduğunu düşündüler. Oysa iş onların gittiği gibi değildir. Bilakis avı öldürene gerekli olan, öldürülen avın davarlardan benzeriyle cezalandırılmasıdır. Durum böyle olunca, misil Allah Teâlâ’nın avı öldürene gerekli kıldığı cezanın kendisidir; bir şey kendisine izafe edilmez. Bundan dolayı bildiğimiz kadarıyla hiçbir kıraatçi bunu cezayı tenvinli ve misli mansub okuyarak okumamıştır. Eğer misil cezadan başka bir şey olsaydı, ceza tenvinli okunduğunda mislin mansub okunması caiz olurdu. Nitekim, Bir kıtlık gününde yakınlığı olan bir yetimi doyurmak (Beled 14-15) sözünde yetim, doyurmaktan başka olduğu için mansub okunmuştur. Yine, Biz yeryüzünü diriler ve ölüler için bir toplanma yeri yapmadık mı? (Mürselât 25-26) sözünde “diriler” ve “ölüler” mansub okunmuş, “kifât” ise tenvinli gelmiştir; çünkü “kifât”, dirilerden ve ölülerden başkadır. Aynı şekilde ceza da misilden başka olsaydı, cezanın tenvinli okunması hâlinde mislin mansub okunmasına kıraat genişliği olurdu. Fakat bu mümkün görülmemiş ve kimse cezayı tenvinli, misli mansub okuyarak okumamıştır; çünkü misil, cezanın kendisidir. Sözün anlamı şudur: Sizden kim onu kasten öldürürse, ona davarlardan öldürdüğünün benzeri olan bir ceza gerekir. Sonra ilim ehli, cezanın niteliği ve ihramlılardan avı öldüren kimsenin öldürdüğü avı davarlardan benzeriyle nasıl cezalandıracağı konusunda ihtilaf etti. Bazıları şöyle dedi: Davarlardan ona en çok benzeyen şeye bakılır, onunla ceza verilir ve bu Kâbe’ye kurbanlık olarak gönderilir. Bunu söyleyenlerin zikri: Muhammed b. Hüseyin bana rivayet etti, dedi ki: Ahmed b. Mufaddal bize rivayet etti, dedi ki: Esbât bize rivayet etti, Süddî’den; Süddî, Sizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir buyruğu hakkında şöyle dedi: Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan ceza şudur: Eğer deve kuşu veya yaban eşeği öldürürse ona bir bedene gerekir. Eğer yabani sığır, geyik yahut dağ keçisi öldürürse ona bir sığır gerekir. Eğer ceylan veya tavşan öldürürse ona bir koyun gerekir.
Eğer keler, bukalemun yahut çöl faresi öldürürse ona ot yemiş ve süt içmiş bir oğlak gerekir. İbn Humeyd bize rivayet etti, dedi ki: Hârûn b. Muğîre bize rivayet etti, Ebû Mücâhid’den; o şöyle dedi: Atâ’ya soruldu: Küçük avda da büyük avda ödenen gibi tazmin gerekir mi? Dedi ki: Allah Teâlâ, Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir buyurmuyor mu? Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Zâide bize rivayet etti, dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi, dedi ki: Mücâhid, Sizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir buyruğu hakkında şöyle dedi: Ona davarlardan onun benzeri gerekir. Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: Cerîr bize rivayet etti, Mansûr’dan, o Hakem’den, o Miksam’dan, o İbn Abbâs’tan; İbn Abbâs, Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir buyruğu hakkında şöyle dedi: İhramlı kişi avı vurduğu zaman, ona davarlardan cezası gerekli olur. Eğer cezasını bulursa onu keser ve onunla sadaka verir. Eğer cezasını bulamazsa ceza dirhem olarak takdir edilir, sonra dirhemler buğday olarak değerlendirilir, sonra her yarım sâ‘ yerine bir gün oruç tutar. Dedi ki: Yiyecek ile yalnızca oruç kastedilmiştir. Yiyecek bulduğu zaman cezasını bulmuş olur. İbn Vekî‘ ve İbn Humeyd bize rivayet ettiler, dediler ki: Cerîr bize rivayet etti, Mansûr’dan, o Hakem’den, o Miksam’dan, o İbn Abbâs’tan; İbn Abbâs, Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir; buna içinizden iki adalet sahibi hükmeder; Kâbe’ye ulaşacak bir kurbanlık olmak üzere yahut yoksulları doyurma kefareti yahut bunun dengi oruçtur buyruğu hakkında şöyle dedi: İhramlı avı vurduğu zaman ona davarlardan cezası hakkında hüküm verilir. Eğer bulamazsa sizin onun bedeline bakmanız gerekir. İbn Humeyd’in rivayetinde: “Sizin onun kıymetine bakmanız gerekir” dedi. Bunun üzerine onun bedeli yiyecek olarak takdir edilir; her yarım sâ‘ yerine bir gün oruç tutar. Yahut yoksulları doyurma kefareti yahut bunun dengi oruçtur. Dedi ki: Yiyecekle yalnızca oruç kastedilmiştir. Yiyecek bulduğu zaman cezasını bulmuş olur. İbn Vekî‘ bize rivayet etti, dedi ki: Yezîd b. Hârûn bize rivayet etti, Süfyân b. Hüseyin’den, o Hakem’den, o Miksam’dan, o İbn Abbâs’tan; İbn Abbâs, Sizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir buyruğu hakkında şöyle dedi: Eğer kurbanlık bulamazsa, kurbanlık onun üzerine yiyecek olarak takdir edilir ve her bir sâ‘ için iki gün oruç tutar. Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: Abd b. Humeyd, Mansûr’dan, o Hakem’den, o Miksam’dan, o İbn Abbâs’tan bu ayet hakkında şöyle rivayet etti: Sizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir; buna içinizden iki adalet sahibi hükmeder; Kâbe’ye ulaşacak bir kurbanlık olmak üzere. Dedi ki: Kişi avı vurduğu zaman onun hakkında hüküm verilir. Eğer yanında yoksa, bedeli yiyecek olarak takdir edilir, sonra her yarım sâ‘ için bir gün oruç tutar. Ebû Küreyb ve Ya‘kûb bize rivayet ettiler, dediler ki: Hüşeym bize rivayet etti, dedi ki: Abdülmelik b. Umeyr bize haber verdi, Kabîsa b. Câbir’den; o şöyle dedi: Ben ve bir arkadaşım Akabe’de bir ceylana doğru atıldık, onu ben vurdum. Bunun üzerine Ömer b. Hattâb’a geldim ve durumu ona anlattım. Yanındaki bir adamla bana yöneldi; ikisi bu konuda baktılar ve dedi ki: Bir koç kes. Ya‘kûb bana rivayet etti, dedi ki: Hüşeym bize rivayet etti, dedi ki: Husayn bize haber verdi, Şa‘bî’den; Şa‘bî dedi ki: Kabîsa b. Câbir bana Abdülmelik’in rivayet ettiği şeyin benzerini haber verdi.
Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: Vekî‘ bize rivayet etti, Mes‘ûdî’den, o Abdülmelik b. Umeyr’den, o Kabîsa b. Câbir’den; Kabîsa şöyle dedi: Bir arkadaşım ihramlı iken bir ceylan öldürdü. Ömer ona bir koyun kesmesini, etiyle sadaka vermesini ve derisini su kabı yapmasını emretti. Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Zâide bize rivayet etti, Dâvûd b. Ebî Hind’den, o Bekr b. Abdullah el-Müzenî’den; o şöyle dedi: Bedevîlerden bir adam ihramlı iken bir ceylan öldürdü. Ömer’e sordu. Ömer ona dedi ki: Bir koyun kurban et. Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: Ebû’l-Ahvas bize rivayet etti, Husayn’dan; Ebû Hişâm er-Rifâî de bize rivayet etti, dedi ki: İbn Fudayl bize rivayet etti, dedi ki: Husayn bize rivayet etti, Şa‘bî’den; Şa‘bî dedi ki: Kabîsa b. Câbir şöyle dedi: Ben ihramlı iken bir ceylan vurdum. Ömer’e gelip bunu sordum. O da Abdurrahman b. Avf’a haber gönderdi. Ben dedim ki: Ey müminlerin emiri, bunun işi bundan daha hafiftir. Dedi ki: Bunun üzerine beni sopayla vurdu; öyle ki koşarak ondan uzaklaştım. Sonra dedi ki: İhramlı iken avı öldürdün, sonra da fetvayı küçümsüyor musun? Dedi ki: Abdurrahman geldi ve ikisi bir koyuna hükmettiler. Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: Abdullah b. Sâlih bize rivayet etti, dedi ki: Muâviye b. Sâlih bana rivayet etti, Ali b. Ebî Talha’dan, o İbn Abbâs’tan; İbn Abbâs, Sizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir buyruğu hakkında şöyle dedi: İhramlı kişi avdan bir şey öldürdüğü zaman hakkında hüküm verilir. Eğer bir ceylan yahut benzerini öldürürse ona Mekke’de kesilecek bir koyun gerekir. Eğer bulamazsa altı yoksulu doyurmak gerekir. Eğer bulamazsa üç gün oruç gerekir. Eğer geyik yahut benzerini öldürürse ona bir sığır gerekir. Eğer deve kuşu veya yaban eşeği yahut benzerini öldürürse ona develerden bir bedene gerekir. Muhammed b. Beşşâr bize rivayet etti, dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti, dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi, dedi ki: Atâ’ya dedim ki: Bir av öldürsem, fakat onun tek gözlü, topal yahut eksik olduğunu görsem, onun benzerini mi tazmin ederim? Dedi ki: Evet, istersen. Dedim ki: Tam olanını vermek sana daha sevimli midir? Dedi ki: Evet. Atâ şöyle dedi: Eğer ceylan yavrusu öldürürsen onda koyun yavrusu gerekir; eğer yabani sığır yavrusu öldürürsen onda onun benzeri evcil sığır yavrusu gerekir. Bütün bunlar bu şekildedir. Hüseyin b. Ferec’den bana rivayet edildi, dedi ki: Ebû Muâz el-Fazl b. Hâlid’i işittim, dedi ki: Ubeyd b. Süleyman el-Bâhilî bize haber verdi, dedi ki: Dahhâk b. Müzâhim’i şöyle derken işittim: Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir: Kara avından boynuzu olmayan, yaban eşeği ve deve kuşu gibi avlarda, ona deveden benzeri gerekir. Kara avından dağ keçisi veya geyik gibi boynuzlu olanların cezası sığırdandır. Ceylan türünde ise onun benzeri koyundandır. Tavşan için iki yaşına basmış dişi koyun gerekir. Çöl faresi ve benzeri için küçük kuzu gerekir. Çekirge veya benzeri için bir avuç yiyecek gerekir. Kara kuşları için ise değer biçilmesi ve bedelinin sadaka verilmesi gerekir; dilerse her yarım sâ‘ için bir gün oruç tutar.
Eğer kara kuşlarından bir kuş yavrusunu yahut yumurtalarını vurursa, bunlarda kuş hakkında olduğu gibi değer, yiyecek yahut oruç gerekir. Ancak deve kuşu yumurtaları konusunda, ihramlı kişinin onları vurması hâlinde, vurduğu yumurta sayısınca erkek devenin genç dişi develer üzerine salınacağı; bunlardan hamile kalanların yavrularını Beyt’e kurbanlık olarak göndereceği, bozulup yavru vermeyenlerde ise bir şey gerekmediği zikredilmiştir. İbn Berkî bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Meryem bize rivayet etti, dedi ki: Nâfi‘ bize haber verdi, dedi ki: İbn Cüreyc bana haber verdi, dedi ki: Mücâhid şöyle dedi: Kim onu, yani avı unutarak öldürürse yahut başka bir şeyi hedeflerken hata ile onu vurursa, işte bu kefareti olan kasttır. Ona Kâbe’ye ulaşacak kurbanlık olarak onun benzeri gerekir. Eğer bulamazsa onun bedeliyle yiyecek satın alır. Eğer bulamazsa her bir müdd için bir gün oruç tutar. Atâ şöyle dedi: Bir insan deve kuşu vurursa, imkân sahibi ise dilediğini yapma hakkı vardır; ister bir deve kurbanlık gönderir, ister onun dengi kadar yiyecek verir, ister onun dengi kadar oruç tutar. Bunlardan hangisini dilerse onu yapar. Çünkü Allah’ın sözü “ceza yahut…” şeklindedir. Yahut buna benzer bir söz söyledi. Kur’an’da “yahut, yahut” şeklinde gelen her şeyde, sahibi ondan dilediğini seçer. İbn Berkî bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Meryem bize rivayet etti, dedi ki: Nâfi‘ bize haber verdi, dedi ki: İbn Cüreyc bana haber verdi, dedi ki: Hasan b. Müslim bana haber verdi; o şöyle dedi: Avdan, cezası bir koyun ve daha yukarısına ulaşan şeyi vuran kimse hakkında Allah Teâlâ’nın, Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir sözü geçerlidir. Yoksulları doyurma kefaretine gelince, bu, içinde kurbanlık gerektirecek miktara ulaşmayan şey hakkındadır; serçe öldürülürse onda kurbanlık olmaz. Dedi ki: Yahut bunun dengi oruçtur; deve kuşunun dengi yahut serçenin dengi yahut bütün bunların dengi demektir. Başkaları ise şöyle dedi: Bilakis öldürülen avın dirhem olarak değeri takdir edilir, sonra katil onun değeriyle davarlardan bir denk satın alır ve onu Kâbe’ye kurbanlık olarak gönderir. Bunu söyleyenlerin zikri: Ya‘kûb b. İbrâhîm bana rivayet etti, dedi ki: Hüşeym bize rivayet etti, dedi ki: Abde bize haber verdi, İbrâhîm’den; İbrâhîm şöyle dedi: İhramlı kişinin vurduğu her şeyde onun değeri hakkında hüküm verilir. Muhammed b. Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Muhammed b. Ca‘fer bize rivayet etti, dedi ki: Şu‘be bize rivayet etti, Hammâd’dan; Hammâd şöyle dedi: İbrâhîm’i şöyle derken işittim: Avdan her şeyde onun bedeli gerekir. Ayetin tevilinde bu iki görüşten doğruya daha uygun olanı, Ömer, İbn Abbâs ve onların görüşünü benimseyenlerin söylediğidir: Öldürülen av, Allah Teâlâ’nın buyurduğu gibi davarlardan benzeriyle cezalandırılır: Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir. Öldürülen avın benzerinin dirhem olması caiz değildir; çünkü Allah Teâlâ, Davarlardan buyurmuştur. Dirhemler ise hiçbir bakımdan davarlardan değildir. Eğer biri derse ki: Dirhemler öldürülen avın benzeri olmasa da onunla davarlardan benzeri satın alınır ve katil onu kurbanlık olarak gönderir; böylece yaptığı bu fiille öldürdüğü avın karşılığını davarlardan benzeriyle ödemiş olur. Ona şöyle denilir: Peki öldürülen av küçük yahut büyük, sağlam yahut kusurlu olsa; yahut öldürülen av büyük veya sağlam olup onun değeriyle davarlardan ancak küçük veya kusurlu bir şey bulunabilse, onun değeriyle ona aykırı ve sıfatça farklı olan şeyi satın alıp kurbanlık olarak göndermesi caiz midir, yoksa bundan başkasını bulamadığı hâlde bu ona caiz değil midir? Eğer onun değeriyle ancak onun benzerini satın almasının caiz olduğunu iddia ederse, bu sözü terk edilir. Çünkü bu görüşün sahipleri, onun değeriyle satın alıp kurbanlık göndereceği şeyin ancak kurbanlarda caiz olan türden olması gerektiğini ileri sürerler. Eğer öldürülen avın benzerini değeriyle satın alıp kurbanlık göndermeyi caiz görürlerse, öldürülen av küçük ve kusurlu olabileceği için, kurbanlarda caiz olmayan bir şeyi kurbanlıkta caiz görmüş olurlar. Eğer onun değeriyle satın alıp kurbanlık olarak göndereceği şeyin ancak kurbanlarda caiz olan şey olması gerektiğini iddia ederlerse, bu sözleriyle indirilen ayetin zahirine açıkça muhalefet etmiş olurlar. Çünkü Allah Teâlâ, avı kasten öldüren ihramlılara, buldukları takdirde davarlardan benzerini gerekli kılmıştır; bu görüşün sahibi ise, ona davarlardan benzerinin gerekli olmadığını, üstelik ona ulaşma imkânı bulunduğu hâlde böyle olmadığını iddia etmektedir.
Bu görüşü söyleyene şöyle de denilir: Başka biri çıkıp şöyle dese ne dersin: Avdan, değeri kurbanlarda caiz olan davarlardan bir şeye ulaşmayan şeyi öldüren kimseye ne yedirme ne de oruç gerekir; çünkü Allah Teâlâ ihramlılardan avı öldüren kimseyi kitabında isimlendirdiği üç şeyden biri arasında muhayyer bırakmıştır. Bunlardan birine yolu bulunmadığında diğer ikisinin farziyeti de ondan düşer. Çünkü tercih hakkı, üçüne de yolu bulunduğu zaman söz konusudur. Bunlardan bir kısmına yolu bulunmayınca ceza farziyeti ondan düşer; çünkü o ayetin kastettiği kimselerden değildir. Bu, senin “öldürülen avın değeri kurbanlarda caiz olan davarlardan bir şeye ulaşmazsa, davarlardan benzerle ceza farziyeti ondan düşer; ona yalnızca yiyecek veya oruçla ceza gerekir” sözünün benzeridir. Seninle onun arasında bir asıl yahut benzerlik bakımından fark var mıdır? Bu iki şeyden birinde hangi sözü söylerse, diğerinde de onun benzeri ona gerekli kılınır. Allah Teâlâ’nın şu sözünün teviline dair görüş: Buna içinizden iki adalet sahibi kişi, Kâbe’ye ulaşacak kurbanlık olarak hükmeder. Allah, şanı yüce olan zikriyle şöyle buyurmaktadır: Öldürülen avın davarlardan benzeri olan bu cezaya içinizden iki adalet sahibi kişi hükmeder; yani din ve fazilet ehli, bilen iki fakih hükmeder. Kurbanlık olarak buyruğu, iki adalet sahibinin, bu cezanın kurbanlık olarak gönderilip Kâbe’ye ulaşmasına hükmetmesi demektir. “Onunla hükmeder” sözündeki zamir cezaya döner. İki adalet sahibi, öldürülen avın davarlardan benzeriyle katil hakkında hüküm vermek istediklerinde, öldürülene bakarlar ve onu tarif ettirirler. Eğer küçük bir ceylan vurduğunu söylerse, ona yaş ve beden bakımından öldürdüğünün benzeri olan koyun yavrusundan hükmederler. Eğer vurduğu bunun büyüğü ise koyundan büyüğüne hükmederler. Eğer vurduğu yaban eşeği ise ona bir sığır hükmederler; vurduğu büyükse sığırın büyüğü, küçükse küçüğü gerekir. Öldürülen erkekse sığırların erkeğinden benzeri; dişiyse sığırların dişisinden benzeri gerekir. Sonra böylece öldürülen ava davarlardan en çok benzeyen şeye bakarlar ve Allah Teâlâ’nın buyurduğu gibi ona onunla hükmederler.
Bu konuda söylediğimizin benzerini, aralarında ihtilaf bulunmakla birlikte tefsir ehli de söylemiştir. Bu hususta bizim söylediğimize benzer söz söyleyenlerin zikri: Hennâd b. Serî bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Zâide bize rivayet etti, dedi ki: Dâvûd b. Ebî Hind bize haber verdi, Bekr b. Abdullah el-Müzenî’den; o şöyle dedi: İki bedevî ihramlıydı. Birisi bir ceylanı ürküttü, diğeri de onu öldürdü. Ömer’e geldiler; yanında Abdurrahman b. Avf vardı. Ömer ona, “Sen ne dersin?” dedi. O da, “Bir koyun” dedi. Ömer, “Ben de bunu uygun görüyorum; gidin bir koyun kurbanlık gönderin” dedi. Onlar ayrılıp gittiklerinde biri arkadaşına, “Müminlerin emiri, arkadaşına soruncaya kadar ne dediğini bilemedi” dedi. Ömer bunu işitti, onları geri çağırdı ve dedi ki: “Mâide suresini okuyor musunuz?” Onlar, “Hayır” dediler. Bunun üzerine onlara, Buna içinizden iki adalet sahibi kişi hükmeder ayetini okudu. Sonra, “Ben bu arkadaşımın yardımına başvurdum” dedi. Ebû Küreyb ve Ya‘kûb bize rivayet ettiler, dediler ki: Hüşeym bize rivayet etti, dedi ki: Abdülmelik b. Umeyr bize haber verdi, Kabîsa b. Câbir’den; o şöyle dedi: Ben ve bir arkadaşım Akabe’de bir ceylana doğru atıldık, onu ben vurdum. Bunun üzerine Ömer b. Hattâb’a geldim ve bunu ona anlattım. O, yanındaki bir adama yöneldi; ikisi bu konuda baktılar. Dedi ki: “Bir koç kes.” Ya‘kûb kendi hadisinde şöyle dedi: Bana, “Bir koyun kes” dedi. Ben ayrılıp arkadaşıma geldim ve dedim ki: “Müminlerin emiri ne dediğini bilemedi.” Arkadaşım da, “Deveni kes” dedi. Ömer b. Hattâb bunu işitti ve sopayla beni dövmeye yöneldi. Dedi ki: “İhramlı iken avı öldürüyorsun, sonra da fetvayı küçümsüyorsun! Allah Teâlâ kitabında, Buna içinizden iki adalet sahibi kişi hükmeder buyuruyor. Bu İbn Avf, ben de Ömer’im.” Ya‘kûb bana rivayet etti, dedi ki: Hüşeym bize rivayet etti, dedi ki: Husayn bize haber verdi, Şa‘bî’den; Şa‘bî dedi ki: Kabîsa b. Câbir bana Abdülmelik’in anlattığına benzer şekilde haber verdi. Hennâd ve Ebû Hişâm bize rivayet ettiler, dediler ki: Vekî‘ bize rivayet etti, Mes‘ûdî’den, o Abdülmelik b. Umeyr’den, o Kabîsa b. Câbir’den; Kabîsa şöyle dedi: Hacılar olarak çıktık. Sabah namazını kıldığımızda bineklerimizi hazırlayıp yürür, konuşurduk. Bir sabah biz böyleyken önümüze bir ceylan çıktı yahut yolumuzu kesti. Bizden bir adam ona taş attı; taş tam can yerine isabet etti. Adam bineğine bindi ve onu ölü olarak bıraktı. Dedi ki: Bu bize ağır geldi. Mekke’ye vardığımızda onunla birlikte çıktım ve Ömer’e geldik. O da olayı ona anlattı. Dedi ki: Yanında yüzü gümüş levha gibi olan bir adam vardı; yani Abdurrahman b. Avf. Ömer arkadaşına döndü ve onunla konuştu. Sonra adama yöneldi ve dedi ki: “Onu kasten mi öldürdün, hata ile mi?” Adam dedi ki: “Ona taş atmayı kastettim, fakat onu öldürmek istemedim.” Ömer dedi ki: “Seni ancak kast ile hatayı birleştirmiş görüyorum. Bir koyuna yönel, onu kes, etiyle sadaka ver ve derisini su kabı yap.” Dedi ki: Onun yanından kalktık. Ben dedim ki: “Ey adam, Allah’ın nişanelerini büyük tut. Müminlerin emiri, arkadaşına soruncaya kadar sana ne fetva vereceğini bilemedi. Devene yönel ve onu kes.” Adam bunu yaptı.
Kabîsa dedi ki: Ben Mâide suresindeki Buna içinizden iki adalet sahibi kişi hükmeder ayetini hatırlamıyordum. Dedi ki: Sözüm Ömer’e ulaştı. Bir de baktık ki yanında sopayla geldi. Arkadaşımı sopayla dövmeye başladı ve şöyle diyordu: “Haremde mi öldürdün ve hükmü mü küçümsedin?” Sonra bana yöneldi. Ben dedim ki: “Ey müminlerin emiri, bugün benim tarafımdan sana haram olan hiçbir şeyi sana helal kılmam.” Dedi ki: “Ey Kabîsa b. Câbir, seni yaşı genç, göğsü geniş ve dili açık biri olarak görüyorum. Gençte dokuz güzel ahlak ve bir kötü huy bulunabilir; o kötü huy, güzel huyları bozar. Gençliğin sürçmelerinden sakın.” İbn Vekî‘ bize rivayet etti, dedi ki: İbn Uyeyne bize rivayet etti, Muhârik’ten, o Târık’tan; Târık şöyle dedi: Erbed ihramlı iken bir kelerin üzerine bastı ve onu öldürdü. Hüküm vermesi için Ömer’e geldi. Ömer ona, “Benimle birlikte hüküm ver” dedi. İkisi, suyu ve otu toplamış bir oğlak hakkında hükmettiler. Sonra Ömer, Buna içinizden iki adalet sahibi kişi hükmeder ayetini okudu. Beşr b. Muâz bize rivayet etti, dedi ki: Câmi‘ b. Hammâd bize rivayet etti, dedi ki: Yezîd b. Zürey‘ bize rivayet etti, dedi ki: Saîd bize rivayet etti, Katâde’den; Katâde şöyle dedi: Bize zikredildiğine göre bir adam av vurdu ve İbn Ömer’e gelip bunu sordu. Yanında Abdullah b. Safvân vardı. İbn Ömer, İbn Safvân’a dedi ki: “Ya ben söylerim, sen beni tasdik edersin; ya da sen söylersin, ben seni tasdik ederim.” İbn Safvân, “Hayır, sen söyle” dedi. İbn Ömer söyledi, Abdullah b. Safvân da bu konuda ona muvafakat etti. Ya‘kûb bana rivayet etti, dedi ki: Hüşeym bize rivayet etti, dedi ki: Hişâm bize haber verdi, İbn Sîrîn’den, o Şüreyh’ten; Şüreyh şöyle dedi: Eğer adaletli bir hakem bulsaydım, tilki hakkında oğlakla hükmederdim. Oğlak bana tilkiden daha sevimlidir. İbn Beşşâr bize rivayet etti, dedi ki: Muhammed b. Bekîr bize rivayet etti, dedi ki: Saîd bize rivayet etti, Katâde’den, o Ebû Miclez’den; Ebû Miclez şöyle dedi: Bir adam İbn Ömer’e, ihramlı iken av vuran bir kimseyi sordu; yanında İbn Safvân vardı. İbn Ömer ona dedi ki: “Ya sen söyle, ben seni tasdik edeyim; ya da ben söyleyeyim, sen beni tasdik et.” O da, “Sen söyle, ben seni tasdik edeyim” dedi. İbn Beşşâr bize rivayet etti, dedi ki: Abdurrahman bize rivayet etti, dedi ki: Şu‘be bize rivayet etti, Mansûr’dan, o Ebû Vâil’den; Ebû Vâil dedi ki: İbn Cerîr el-Becelî bana haber verdi, dedi ki: Ben ihramlı iken bir ceylan vurdum. Bunu Ömer’e zikrettim. Dedi ki: “Kardeşlerinden iki adama git, onlar senin hakkında hüküm versin.” Ben de Abdurrahman ve Saîd’e gittim. Bana kırçıl bir teke hükmettiler. Ebû Ca‘fer dedi ki: “A‘fer”, beyaz demektir. Muhammed b. Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Muhammed b. Ca‘fer bize rivayet etti, dedi ki: Şu‘be bize rivayet etti, Mansûr’dan, aynı isnadla Ömer’den bunun benzerini rivayet etti. Abdülhamîd bize rivayet etti, dedi ki: İshâk bize haber verdi, Şerîk’ten, o Eş‘as b. Süvâr’dan, o İbn Sîrîn’den; o şöyle dedi: Bir adam ihramlı iken bir devenin üzerindeydi. Bir ceylanın bir tepeye sığındığını gördü ve dedi ki: “Ben mi bu tepeye daha önce varacağım, yoksa bu ceylan mı, bakayım.” Bunun üzerine ceylanlardan bir keçi, devesinin ayaklarının altına düştü ve deve onu öldürdü. Adam Ömer’e geldi ve bunu ona anlattı. Ömer ve İbn Avf ona kırçıl bir keçi hükmettiler. Dedi ki: Bu beyazdır. Ya‘kûb bana rivayet etti, dedi ki: İbn Uleyye bize rivayet etti, dedi ki: Eyyûb bize haber verdi, Muhammed’den; o şöyle dedi: Bir adam ihramlı iken bir ceylanı ayak altında çiğnetti.
Ömer’e geldi ve bunu ona anlattı. Yanında Abdurrahman b. Avf vardı. Ömer Abdurrahman’a yöneldi ve onunla konuştu. Sonra adama yöneldi ve dedi ki: “Kırçıl bir keçi kurban et.” Ya‘kûb bana rivayet etti, dedi ki: Hüşeym bize rivayet etti, dedi ki: Muğîre bize haber verdi, İbrâhîm’den; İbrâhîm şöyle derdi: İhramlı kişinin vurduğu ve hakkında daha önce hüküm geçmemiş olan her şey yeniden ele alınır ve onun hakkında iki adalet sahibi kişi hüküm verir. Muhammed b. Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: Vehb b. Cerîr bana rivayet etti, dedi ki: Şu‘be bize rivayet etti, Ya‘lâ’dan, o Amr b. Habeşî’den; o şöyle dedi: Bir adamın Abdullah b. Ömer’e, tavşan yavrusu vuran bir kimse hakkında sorduğunu işittim. İbn Ömer dedi ki: “Onda, benim görüşüme göre keçi yavrusu gerekir.” Sonra bana, “Böyle değil mi?” dedi. Ben, “Sen benden daha iyi bilirsin” dedim. O da dedi ki: Allah Teâlâ, Buna içinizden iki adalet sahibi kişi hükmeder buyurmuştur. İbn Beşşâr bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Adî ve Sehl b. Yûsuf bize rivayet ettiler, Humeyd’den, o Bekr’den; Bekr şöyle dedi: İki adam ihramlı iken bir ceylan gördüler. Bahse girdiler ve her biri, ona önce ulaşana bir şey koydu. İçlerinden biri onu geçti, değneğiyle ona vurdu ve öldürdü. Mekke’ye geldiklerinde, aralarındaki ihtilaf için Ömer’e geldiler; yanında Abdurrahman b. Avf vardı. Durumu ona anlattılar. Ömer dedi ki: “Bu kumardır, bunu geçerli saymam.” Sonra Abdurrahman’a baktı ve dedi ki: “Sen ne dersin?” O, “Bir koyun” dedi. Ömer de, “Ben de bunu uygun görüyorum” dedi. İki adam Ömer’in yanından ayrılıp gittiklerinde biri arkadaşına, “Ömer, o adama soruncaya kadar ne dediğini bilemedi” dedi. Ömer onları geri çağırdı ve dedi ki: “Allah Teâlâ yalnız Ömer’i yeterli görmedi; Buna içinizden iki adalet sahibi kişi hükmeder buyurdu. Ben Ömer’im, bu da Abdurrahman b. Avf’tır.” Başkaları ise şöyle dedi: Bilakis iki adalet sahibi kişi öldürülen ava bakar, onun dirhem olarak değerini takdir eder, sonra katile bununla davarlardan kurbanlık satın almasını emreder. Bu görüştekilere göre hakemler değer hakkında hüküm verirler; onlara ihtiyaç duyulması da avın vurulduğu yerdeki değerini takdir etmeleri içindir. Daha önce İbrâhîm en-Nehaî’den, “İhramlı kişinin vurduğu her şeyde onun değeri hakkında hüküm verilir” dediğini zikretmiştik; bu, Kûfeli fakihlerden bir topluluğun görüşüdür. Kurbanlık olarak buyruğuna gelince, bu, “onunla hükmeder” sözündeki zamirden hâl olarak gelen bir mastardır. Kâbe’ye ulaşacak buyruğu ise kurbanlığın niteliği ve sıfatıdır. Bu sıfatın, marifeye izafe edilmiş olmasına rağmen onunla nitelenmesi caiz olmuştur; çünkü anlam bakımından nekredir. Bunun sebebi şudur: Kâbe’ye ulaşacak sözünün anlamı, “Kâbe’ye ulaşır” demektir. Bu, izafetli olsa da anlamı tenvinlidir; çünkü gelecek zaman anlamındadır. Bu, Onlar: Bu bize yağmur getirecek bir buluttur, dediler (Ahkâf 24) sözündeki gibidir. Orada “bize yağmur getirecek” sözüyle bulut nitelenmiştir; çünkü “bize yağmur getirecek” ifadesinde tenvin anlamı vardır. Zira tevili gelecek zamandır; anlamı “bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur” demektir. Allah’ın, Kâbe’ye ulaşacak kurbanlık olarak sözü de böyledir. Allah Teâlâ’nın şu sözünün teviline dair görüş: Yahut yoksulları doyurma kefareti. Allah, şanı yüce olan zikriyle şöyle demektedir: Yahut ona yoksulları doyurma kefareti gerekir. Kefaret, Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir sözündeki “ceza”ya atfedilmiştir. Kıraat âlimleri bunu okumada ihtilaf ettiler. Medine kıraatçilerinin geneli bunu izafetle, “yoksulları doyurma kefareti” şeklinde okudu.
Irak kıraatçilerinin geneli ise bunu kefareti tenvinli ve yiyeceği merfû okuyarak, “yahut bir kefaret, yoksulları doyurmaktır” şeklinde okudu. Bu iki kıraatten bize göre doğruya daha uygun olanı, kefareti tenvinli ve yiyeceği merfû okuyanların kıraatidir. Bunun sebebi, Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir sözünde zikrettiğimiz gerekçedir. Tefsir ehli, Yahut yoksulları doyurma kefareti sözünün anlamında ihtilaf etti. Bazıları şöyle dedi: Bunun anlamı şudur: İhramlı iken avı kasten öldüren katil, Allah Teâlâ’nın zikrettiği şu üç şeyden birinin gerekli olmasından boş kalmaz: Öldürülenin benzeri olan ve Kâbe’ye ulaşacak kurbanlık, yahut yaptığı işe kefaret olmak üzere yoksulu doyurma, yahut bunun dengi oruç. Çünkü o bunlardan hangisini dilerse onu yapmakta muhayyerdir; bunlardan hangisiyle kefaret verirse vermiş olsun, üzerine gerekli olanı yerine getirmiş olur. Bu, Allah Teâlâ’nın kullarına, vasfedildiği şekilde onu öldürenin hükmünün bu üç özellikten birinin dışına çıkmayacağını bildirmesidir. Dediler ki: Eğer benzerini vermeye gücü yetiyorsa, onun hakkında öldürülenin davarlardan benzeriyle hüküm verilir; benzerini bulduğu sürece bundan başkası ona yeterli olmaz. Dediler ki: Eğer onu bulamazsa yahut öldürülenin davarlardan benzeri yoksa, o zaman kefareti yoksulları doyurmaktır. Bunu söyleyenlerin zikri: Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: Abdullah b. Sâlih bize rivayet etti, dedi ki: Muâviye b. Sâlih bana rivayet etti, Ali b. Ebî Talha’dan, o İbn Abbâs’tan; İbn Abbâs, Sizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir; buna içinizden iki adalet sahibi kişi hükmeder; Kâbe’ye ulaşacak kurbanlık olmak üzere yahut yoksulları doyurma kefareti yahut bunun dengi oruçtur ki yaptığı işin vebalini tatsın buyruğu hakkında şöyle dedi: İhramlı kişi avdan bir şey öldürdüğünde onun hakkında hüküm verilir. Eğer ceylan yahut benzerini öldürürse ona Mekke’de kesilecek bir koyun gerekir. Eğer onu bulamazsa altı yoksulu doyurur. Eğer bulamazsa üç gün oruç tutar. Eğer geyik yahut benzerini öldürürse ona bir sığır gerekir. Eğer bulamazsa yirmi yoksulu doyurur. Eğer bulamazsa yirmi gün oruç tutar. Eğer deve kuşu, yaban eşeği yahut benzerini öldürürse ona develerden bir bedene gerekir. Eğer bulamazsa otuz yoksulu doyurur. Eğer bulamazsa otuz gün oruç tutar. Yiyecek ise her birine birer müdd olarak onları doyuracak miktardır. Muhammed b. Sa‘d bana rivayet etti, dedi ki: Babam bana rivayet etti, dedi ki: Amcam bana rivayet etti, dedi ki: Babam bana, o da babasından, o da İbn Abbâs’tan rivayet etti; İbn Abbâs, Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin… Buna içinizden iki adalet sahibi kişi hükmeder sözüne kadar olan kısım hakkında şöyle dedi: Tavşandan daha aşağı olan şeyi öldürmenin kefareti yedirmedir. Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: Cerîr bize rivayet etti, Mansûr’dan, o Hakem’den, o İbn Abbâs’tan; İbn Abbâs şöyle dedi: İhramlı kişi avı vurduğu zaman, ona davarlardan cezası hakkında hüküm verilir. Eğer cezayı bulursa onu keser ve onunla sadaka verir. Eğer cezasını bulamazsa ceza dirhem olarak takdir edilir, sonra dirhemler buğday olarak takdir edilir, sonra her bir sâ‘ yerine bir gün oruç tutar. Dedi ki: Yiyecekle kastedilen yalnızca oruçtur; yiyecek bulduğu zaman cezasını bulmuş olur.
İbn Vekî‘ bize rivayet etti, dedi ki: Humeyd b. Abdurrahman bize rivayet etti, Züheyr’den, o Câbir’den, o Atâ, Mücâhid ve Âmir’den; Yahut bunun dengi oruçtur ki tatsın buyruğu hakkında şöyle dediler: Yiyecek ancak kurbanlığı bulamayan kimse içindir. Ya‘kûb bana rivayet etti, dedi ki: Hüşeym bize rivayet etti, dedi ki: Muğîre bize haber verdi, İbrâhîm’den; İbrâhîm şöyle derdi: İhramlı kişi avdan bir şey vurur da ona davarlardan ceza gerekirse, eğer onu bulamazsa ceza dirhem olarak değerlendirilir, sonra dirhemler yiyecek olarak değerlendirilir, sonra her yarım sâ‘ için bir gün oruç tutar. İbn Humeyd bize rivayet etti, dedi ki: Cerîr bize rivayet etti, Muğîre’den, o Hammâd’dan; Hammâd şöyle dedi: İhramlı kişi avı vurur ve hakkında hüküm verilirse, eğer bundan yarım sâ‘ı tamamlamayan bir miktar artarsa onun için bir gün oruç tutar. Oruç ancak kurbanlık bedelini bulamayan kimseye olur; önce onun hakkında yiyecek hükmü verilir. Eğer yanında sadaka vereceği yiyecek yoksa hakkında oruç hükmü verilir ve her yarım sâ‘ yerine bir gün oruç tutar. Yoksulları doyurma kefareti sözü hakkında şöyle dedi: Bu, kurbanlık bedeline ulaşmayan şey hakkındadır. Yahut bunun dengi oruçtur sözü ise, kurbanlık satın alacak şeyi yahut kurbanlık bedeline ulaşmayan şeylerden sadaka verecek şeyi bulamadığında, ceza yerine her yarım sâ‘ için bir gün oruç hükmedilmesidir. Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Zâide bize rivayet etti, dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi, dedi ki: Mücâhid, Sizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir buyruğu hakkında şöyle dedi: Ona davarlardan onun benzeri, Kâbe’ye ulaşacak kurbanlık olarak gerekir. Kim bulamazsa onun değeriyle yiyecek satın alır ve her yoksula iki müdd yedirir. Eğer bulamazsa her iki müdd yerine bir gün oruç tutar. Muhammed b. Hüseyin bana rivayet etti, dedi ki: Ahmed b. Mufaddal bize rivayet etti, dedi ki: Esbât bize rivayet etti, Süddî’den; Süddî, Sizden kim onu kasten öldürürse… Allah ondan intikam alır sözüne kadar olan kısım hakkında şöyle dedi: Eğer bir av öldürürse ona öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan cezası gerekir. Eğer hakkında hükmedilen şeyi bulamazsa fidyenin kaç dirhem olduğu değerlendirilir, sonra bunun bedeli yoksul için yiyecek olarak takdir edilir; her yoksul yerine bir gün oruç tutar. Yoksulun yiyeceği ona helal olmaz; çünkü yoksul yiyeceğini bulan kimse fidyeyi de bulmuş olur. Amr b. Ali bize rivayet etti, dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti, İbn Cüreyc’den; İbn Cüreyc dedi ki: Hasan b. Müslim bana şöyle dedi: Kim cezası koyun olan bir av vurursa, Allah Teâlâ’nın Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir; buna içinizden iki adalet sahibi hükmeder sözü işte bunun hakkındadır. Yoksulları doyurma kefaretinden olan şey ise, serçe gibi öldürülüp içinde kurbanlık olacak seviyeye ulaşmayan şeydir. Yahut bunun dengi oruçtur ki tatsın sözü hakkında şöyle dedi: Deve kuşunun dengi, serçenin dengi yahut bütün bunların dengi demektir. Bunu Atâ’ya zikrettim. Atâ şöyle dedi: Kur’an’da “yahut, yahut” şeklinde gelen her şeyde kişi dilediğini seçer. Amr b. Ali bize rivayet etti, dedi ki: Yezîd b. Hârûn bize rivayet etti, dedi ki: Süfyân b. Hüseyin bize haber verdi, Hakem’den, o Miksam’dan, o İbn Abbâs’tan; İbn Abbâs, İhramlı iken avı öldürmeyin; sizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir buyruğu hakkında şöyle dedi: Eğer ceza bulamazsa, ceza ona yiyecek olarak değerlendirilir; sonra her sâ‘ için iki gün oruç tutar. Başkaları ise şöyle dedi: Bunun anlamı şudur: İhramlı iken avı kasten öldüren kimse, üç kefaretten biri arasında muhayyerdir; bunlar davarlardan onun benzeriyle ceza vermek, yiyecek vermek ve oruç tutmaktır.
Dediler ki Allah’ın, Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir yahut yoksulları doyurma kefareti yahut bunun dengi oruçtur sözünün tevili şudur: Ona davarlardan onun benzeriyle ceza vermek yahut yoksulları doyurarak kefaret vermek yahut yiyeceğin dengi kadar oruç tutmak gerekir. Bunu söyleyenlerin zikri: Hennâd b. Serî bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Zâide bize rivayet etti, dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi, Atâ’dan; Atâ, Allah Teâlâ’nın Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir; buna içinizden iki adalet sahibi hükmeder; Kâbe’ye ulaşacak kurbanlık olarak yahut yoksulları doyurma kefareti yahut bunun dengi oruçtur sözü hakkında şöyle dedi: İhramlı bir insan deve kuşu vurursa, imkân sahibi olduğunda dilediğini yapabilir; ister bir deve kurbanlık gönderir, ister onun dengi kadar yiyecek verir, ister onun dengi kadar oruç tutar. Dedi ki: Kur’an’da “yahut, yahut” şeklinde gelen her şeyde kişi ondan dilediğini seçer. Ya‘kûb bana rivayet etti, dedi ki: Hüşeym bize rivayet etti, dedi ki: Haccâc bize haber verdi, Atâ’dan; Atâ, Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir buyruğu hakkında şöyle dedi: Kur’an’da “yahut şöyle yahut şöyle” şeklinde gelen her şeyde kişi muhayyerdir; hangisini dilerse onu yapar. İbn Vekî‘ bize rivayet etti, dedi ki: Esbât ve Abdüla‘lâ bize rivayet ettiler, Dâvûd’dan, o İkrime’den; İkrime şöyle dedi: Kur’an’da “yahut, yahut” şeklinde gelen şeyde kişi muhayyerdir; “kim bulamazsa” şeklinde gelen şeyde ise önce birincisi, sonra onu takip eden gelir. İbn Vekî‘ bize rivayet etti, dedi ki: Hafs bize rivayet etti, Amr’dan, o Hasan’dan; bunun benzerini rivayet etti. Ya‘kûb bana rivayet etti, dedi ki: Hüşeym bize rivayet etti, dedi ki: Leys bize haber verdi, Atâ ve Mücâhid’den; ikisi Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir sözü hakkında şöyle dediler: Kur’an’da “yahut şöyle yahut şöyle” şeklinde gelen şeyde kişi muhayyerdir; hangisini dilerse onu yapar. Ya‘kûb bana rivayet etti, dedi ki: Hüşeym bize rivayet etti, Cüveybir’den, o Dahhâk’tan; Dahhâk şöyle dedi: Kur’an’da “yahut şöyle yahut şöyle” şeklinde gelen şeyde kişi muhayyerdir; hangisini dilerse onu yapar. Kâsım bize rivayet etti, dedi ki: Hüseyin bize rivayet etti, dedi ki: Hüşeym bize rivayet etti, dedi ki: Ebû Hamza bize haber verdi, Hasan’dan; yine Ubeyde bize İbrâhîm’den haber verdi; ikisi şöyle dediler: Kur’an’da “yahut, yahut” şeklinde gelen her şeyde kişi muhayyerdir; hangisini dilerse onu yapar. Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: Hafs bize rivayet etti, Leys’ten, o Mücâhid’den, o İbn Abbâs’tan; İbn Abbâs şöyle dedi: Kur’an’da “yahut, yahut” şeklinde gelen her şeyde kişi muhayyerdir. “Kim bulamazsa” şeklinde gelen her şeyde ise önce birincisi, sonra onu takip eden gelir. İhramlılardan avı öldüren kimseyi bu üç şey arasında muhayyer görenler, kurbanlığı bırakıp yiyecek veya oruçla kefaret vermeyi seçtiğinde ona gerekli olan kefaretin niteliği konusunda ihtilaf ettiler. Bazıları şöyle dedi: Bunu kefaret olarak seçtiğinde ona gerekli olan şey, davarlardan benzerinin yiyecek olarak değerlendirilmesi, sonra her bir müdd yerine bir gün oruç tutmasıdır. Bunu söyleyenlerin zikri: Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Zâide bize haber verdi, dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi, dedi ki: Atâ’ya, Bunun dengi oruçtur nedir, dedim. Dedi ki: Eğer dengi bir koyun olan şeyi vurursa, koyun yiyecek olarak değerlendirilir, sonra her bir müdd yerine bir gün oruç tutar.
Başkaları ise şöyle dedi: Bilakis yiyecek veya oruçla kefaret vermek istediğinde ona gerekli olan şey, öldürülen avın yiyecek olarak değerinin belirlenmesidir. Eğer sadakayı seçerse bu yiyeceği sadaka verir; eğer orucu seçerse oruç tutar. Sonra oruç konusunda da ihtilaf ettiler. Bazıları her bir müdd için bir gün oruç tutar dedi. Başkaları her yarım sâ‘ yerine bir gün oruç tutar dedi. Başkaları da her sâ‘ yerine bir gün oruç tutar dedi. Yiyecek için değeri belirlenen şeyin öldürülen av olduğunu söyleyenlerin zikri: Beşr b. Muâz bize rivayet etti, dedi ki: Câmi‘ b. Hammâd bize rivayet etti, dedi ki: Yezîd b. Zürey‘ bize rivayet etti, dedi ki: Şu‘be bize rivayet etti, Katâde’den; Katâde, Ey iman edenler! Avı öldürmeyin… ayeti hakkında şöyle dedi: Katâde şöyle derdi: İki hakem davarlar hakkında hükmederler. Eğer avı buna ulaşmayacak şeylerden ise onun bedeline bakarlar ve onu yiyecek olarak değerlendirirler; sonra her bir sâ‘ yerine iki gün oruç tutar. Başkaları ise şöyle dedi: Yiyecekle kefaret vermenin bir anlamı yoktur. Çünkü yiyecekle kefaret vermeye imkân bulan kimse, davarlardan benzeriyle ceza vermeye de imkân bulmuş olur. Davarlardan benzerle ceza vermeye imkân bulan kimseye ise başkasıyla kefaret vermek yeterli olmaz. Dediler ki: Allah’ın, şanı yüce olan zikriyle, bu yerde yiyecekle kefareti zikretmesi, oruçla kefaretin niteliğine delalet etmesi içindir; yoksa yiyecekle kefareti, av öldürmenin kefaretlerinden biri kılmış değildir. Bunun tevilini daha önce zikretmiştik. Bana göre Allah Teâlâ’nın Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir sözünde doğruya en uygun görüş şudur: Bununla, kasten öldüren kişiye, eğer onu davarlardan benzeriyle cezalandırmayı seçerse, öldürdüğünün benzeri olan davar gerekir; değer değil. Çünkü değer, dinar veya dirhem cinsinden olur; dinar ve dirhemler ise avın benzeri değildir. Allah Teâlâ ise cezayı davarlardan bir benzer olarak gerekli kılmıştır. Bana göre Yahut yoksulları doyurma kefareti yahut bunun dengi oruçtur sözü hakkında doğruya en uygun görüş, bunun muhayyerlik ifade etmesidir. İhramlı iken avı öldüren katilin, dilediği bu üç kefaretten herhangi biriyle kefaret verme hakkı vardır. Çünkü Allah Teâlâ, av öldürmede gerekli kıldığı ceza ve kefareti, yaptığı işe bir ceza ve ihramlı iken yok etmesi kendisine haram olan avı yok etme günahına kefaret kılmıştır. O av, ihrama girmeden önce ona helal idi; ihram hâlinde ise haram oldu. Bu, ihramlı iken saçını tıraş eden kimse için oruç, sadaka veya kurban şeklinde fidye kılınmasına benzer. Çünkü saçını tıraş etmek ihramdan önce ona helal idi, sonra ihram hâlinde onu tıraş etmekten menedildi; bu da avın benzeridir. Sonra tıraş ederse bu tıraşı sebebiyle ona bir ceza kılındı. Herkes ittifak etmiştir ki kişi eziyetten dolayı saçını tıraş ettiğinde kefaretinde muhayyerdir ve dilediği üç kefaretten hangisiyle yaparsa ona yeter. İnşallah ihramlılardan av öldüren kimse de bunun gibidir. O da avı öldürmesinin kefaretinde dilediği üç kefaretten herhangi biriyle muhayyerdir; bunlar arasında fark yoktur.
Bizim bu konuda söylediğimizi kabul etmeyene şöyle denilir: Allah Teâlâ avı öldüren kimse hakkında davarlardan benzeriyle yahut yoksulları doyurma kefaretiyle yahut onun dengi oruçla hükmetmiştir; tıpkı saçını tıraş eden kimse hakkında oruç, sadaka veya kurban fidyesiyle hükmettiği gibi. Sen bunlardan birinin, kendisine bedel kılınan şeyi bu üçünden dilediğiyle kefaretlendirme konusunda muhayyer olduğunu ileri sürdün; diğerinde ise bunun olmasını reddettin. Peki bu konuda seninle, işi tersine çevirip senin reddettiğin yerde muhayyerliği kabul eden ve senin kabul ettiğin yerde muhayyerliği reddeden kimse arasında bir asıl yahut benzerlik bakımından fark var mıdır? Birinde ne söylerse, diğerinde de onun benzeri ona gerekli olur. Sonra yiyecekle kefaret vermek istediğinde değerin nasıl belirleneceği konusunda ihtilaf ettiler. Bazıları şöyle dedi: Av, vurulduğu yerdeki değeriyle değerlendirilir. Bu, İbrâhîm en-Nehaî, Hammâd, Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve Muhammed’in görüşüdür. İbrâhîm ve Hammâd’dan buna delalet eden rivayeti daha önce zikretmiştim. Ebû Hanîfe ve arkadaşlarının açık görüşü de budur. Başkaları ise şöyle dedi: Bilakis bu, kefaret vereceği yerin fiyatına göre değerlendirilir. Bunu söyleyenlerin zikri: Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Zâide bize rivayet etti, dedi ki: İsrâîl bize rivayet etti, Câbir’den, o Âmir’den; Âmir, Horasan’da av vuran ihramlı hakkında şöyle dedi: Mekke’de yahut Minâ’da kefaret verir ve yiyecek, kefaret verdiği yerin fiyatına göre değerlendirilir. Ebû Küreyb bize rivayet etti, dedi ki: Ebû Yemân bize rivayet etti, İsrâîl’den, o Câbir’den, o Şa‘bî’den; Şa‘bî, Horasan’da av vuran bir adam hakkında şöyle dedi: Onun hakkında Mekke’de hüküm verilir. Bu konuda bize göre doğru söz şudur: Avı öldüren kimse, cezasını davarlardan benzeriyle verdiğinde, onu yaratılış ve beden ölçüsü bakımından kendisine en yakın benzer olan hayvanla öder. Eğer cezasını yiyecek olarak verirse, vurduğu yerdeki değeriyle değerlendirir. Çünkü ona yiyecek kefareti orada gerekli olmuştur. Sonra dilerse vurduğu yerde yedirir, dilerse Mekke’de, dilerse yeryüzünün başka bir yerinde dilediği yerde yedirir. Çünkü Allah Teâlâ av öldürmede cezanın diğer türleri için değil, yalnızca kurbanlığın Kâbe’ye ulaşmasını şart koşmuştur. Kurbanlıktan başka bir yolla ceza veren kimse ise yiyecek ve oruçla yeryüzünün dilediği yerinde ceza verebilir. Bu konuda söylediğimizin benzerini ilim ehlinden bir topluluk da söylemiştir. Bunu söyleyenlerin zikri: Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Zâide bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Arûbe bize rivayet etti, Ebû Ma‘şer’den, o İbrâhîm’den; İbrâhîm şöyle dedi: Kan cinsinden olan Mekke’dedir; sadaka veya oruç cinsinden olan ise kişinin dilediği yerdedir. Buna muhalefet edenler ise şöyle dediler: Kurbanlık ve yiyecek ancak Mekke’de yeterli olur; oruca gelince, onunla kefaret verirse yeryüzünde dilediği yerde oruç tutar. Bunu söyleyenlerin zikri: Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: Vekî‘ bize rivayet etti; İbn Vekî‘ de bize rivayet etti, dedi ki: Babam bize rivayet etti, Hammâd b. Seleme’den, o Kays b. Sa‘d’dan, o Atâ’dan; Atâ şöyle dedi: Kan ve yiyecek Mekke’dedir, oruç ise dilediği yerdedir.
Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: Vekî‘ bize rivayet etti; İbn Vekî‘ de bize rivayet etti, dedi ki: Babam bize rivayet etti, Mâlik b. Miğvel’den, o Atâ’dan; Atâ şöyle dedi: Hac kefareti Mekke’dedir. Amr b. Ali bize rivayet etti, dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti, İbn Cüreyc’den; İbn Cüreyc dedi ki: Atâ’ya, “Eğer kendisine yiyecek vermek görünürse bu yiyeceği nerede sadaka verir?” dedim. Dedi ki: “Mekke’de; çünkü o kurbanlık konumundadır.” Dedi ki: Öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza yahut Kâbe’ye ulaşacak kurbanlık olması sebebiyle; çünkü o, Beyt’i isteyen bir ihramlı hâlde avı vurmuştur, onun cezası Beyt’in yanındadır. Kurbanlığa gelince, öldürdüğü av sebebiyledir; onu sağlıklı şekilde Kâbe’ye ulaştırıp orada kesmedikçe veya boğazlamadıkça ve Harem yoksullarına sadaka vermedikçe, öldürdüğü şeyin kefaretinde bu ona yeterli olmaz. Bu yerde Kâbe ile kastedilen bütün Harem bölgesidir. Av cezasından gerekli kurbanlıkla gelen kimse, onu kurban bayramı gününden önce veya sonra dilediği her vakitte kesebilir ve yedirebilir. Yiyecekle kefaret verdiğinde de dilediği zaman ve dilediği yerde kefaret verebilir; oruçla kefaret verdiğinde de böyledir. Daha önce yiyecekle kefaret konusunda açıkladığımız ihtilaf dışında, bu konuda söylediğimizin benzerini tefsir ehli de söylemiştir. Bunu söyleyenlerin zikri: Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Zâide bize rivayet etti, dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi; Atâ’ya, Yahut bunun dengi oruçtur; bu orucun vakti var mıdır, dedim. Dedi ki: Hayır; ne zaman ve nerede dilerse. Fakat acele yapması bana daha sevimlidir. Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Zâide bize rivayet etti, dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi; Atâ’ya, “Bir adam hacda veya umrede av vurup cezasını Muharrem ayında yahut başka aylarda Harem’e gönderse bu onun adına yeterli olur mu?” dedim. Dedi ki: Evet. Sonra, Kâbe’ye ulaşacak kurbanlık olarak ayetini okudu. Hennâd dedi ki: Yahyâ şöyle dedi: Biz de bunu alıyoruz. Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Zâide bize rivayet etti, dedi ki: İbn Cüreyc ve İbn Ebî Süleym bize haber verdiler, Atâ’dan; Atâ şöyle dedi: Av cezasıyla Mekke’ye geldiğinde onu kes; çünkü Allah Teâlâ, Kâbe’ye ulaşacak kurbanlık olarak buyurmaktadır. Ancak on gün içinde gelirse, kurban bayramı gününe kadar erteler. Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Zâide bize rivayet etti, dedi ki: İbn Cüreyc bize rivayet etti, Atâ’dan; Atâ şöyle dedi: Avı vuran kimse Mekke’de sadaka verir; çünkü Allah Teâlâ, Kâbe’ye ulaşacak kurbanlık olarak buyurmaktadır. Allah Teâlâ’nın şu sözünün teviline dair görüş: Yahut bunun dengi oruçtur. Allah, şanı yüce olan zikriyle bununla şunu kasteder: Yahut ihramlı iken avı öldüren kimseye, öldürülen avın oruçtan dengi gerekir. Bu da avın, ihramlı kişinin onu öldürdüğü yerde, öldürülmemiş canlı hâliyle yiyecek olarak değerlendirilmesi, sonra her bir müdd yerine bir gün oruç tutulmasıdır. Çünkü Peygamber, Ramazan ayında eşiyle ilişkiye giren kimsenin kefaretinde bir müdd yiyeceği bir günlük oruca denk kılmıştır. Eğer biri derse ki: Niçin av cezasında her bir sâ‘ yerine bir günlük oruç kılmadın da Peygamber’in benzer konudaki hükmüne kıyas etmedin? Bu da Peygamber’in Ka‘b b. Ucre hakkında verdiği hükümdür; ona, yiyecekle kefaret verdiğinde altı yoksul arasında bir fark yiyecek, yani üç sâ‘ yedirmesini, oruçla kefaret verdiğinde ise üç gün oruç tutmasını emretmişti. Böylece oruçtaki üç günü üç sâ‘ yiyecek yedirmeye denk kılmıştı. Bu, av öldürme kefaretinde, Ramazan ayında eşiyle ilişkiye giren kimsenin kefaretine kıyas etmekten daha çok benzemektedir, denirse, ona şöyle cevap verilir: Kıyas, ancak ihtilaf edilen fer‘î meseleleri, üzerinde icmâ edilmiş benzer asıllara döndürmektir. Hüccet ehlinin tamamı arasında, av öldürme kefaretinde oruçla kefaret veren kimsenin bir günlük orucu bir sâ‘ yiyeceğe denk kılmasının yeterli olmayacağı konusunda ihtilaf yoktur.
Durum böyle olunca ve din konusunda üzerinde icmâ edilmiş şeye aykırı davranmak caiz olmayınca, bununla şu sabit olur: Av öldürmede orucun yiyeceğe denk kılınması hükmü, saç tıraşı kefaretindeki denk kılma hükmünden farklıdır. Çünkü birini diğerine kıyasla sokmak caiz değildir; ancak fer‘ asla kıyas edilir. Bir kimsenin, “Niçin av öldürme kefaretindeki orucun hükmünü, yiyeceğe denk kılınması bakımından eziyet sebebiyle saç tıraşı hükmüne döndürmedin?” demesi ile bir başkasının, “Niçin saç tıraşı konusundaki orucun hükmünü, yiyeceğe denk kılınması bakımından av öldürme kefareti hükmüne döndürmedin de her bir müdd yerine yahut her yarım sâ‘ yerine bir gün oruç gerekli kılmadın?” demesi aynıdır. Daha önce açıklamıştık ki Arapların sözünde “adl” fetha ile, bir şeyin kendi cinsinden olmayan denk miktarıdır; “idl” ise kendi cinsinden olan denk miktarıdır. Arap dilini bilen bazı ilim ehli şöyle derdi: “Adl”, “bunu güzel bir denk kılışla denkleştirdim” sözünden gelen mastardır. Dedi ki: “Adl” fetha ile aynı zamanda “benzer” demektir. Fakat onlar bu anlamdaki “adl” ile yük dengesi anlamındaki “idl” arasında ayırım yaptılar; yük dengi olan “idl”de ayn harfini esreli, Bir kimseden fidye kabul edilmez (Bakara 48) sözündeki “adl”de ve Allah’ın Yahut bunun dengi oruçtur sözündeki “adl”de ise ayn harfini fethalı yaptılar. Nitekim “vakarlı kadın” ve “ağır taş” sözlerinde de böyle söylerler. Bazıları ise şöyle dedi: “Adl”, hakta pay ve ölçüdür; “idl” esre ile benzer demektir. Biz bunu delilleriyle daha önce açıklamıştık. “Oruç” kelimesinin mansub oluşuna gelince, bu açıklama mahiyetindedir; tıpkı “yanımda bir tulum dolusu yağ” ve “bir rıtıl miktarı bal” denilmesi gibi. Bu konuda söylediğimizin benzerini tefsir ehlinden bir topluluk da söylemiştir. Bunu söyleyenlerin zikri: Muhammed b. Beşşâr bize rivayet etti, dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti, dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi, dedi ki: Atâ’ya, “Bunun dengi oruçtur ne demektir?” dedim. Dedi ki: Yiyeceğin oruçtan dengidir. Dedi ki: Her bir müdd için bir gün. Bunu, Ramazan orucu ve zıhârla delillendirdiğini ileri sürdü. Bunun kendi gördüğü bir görüş olduğunu, bunu kimseden işitmediğini ve bu konuda bir sünnet geçmediğini iddia etti. Dedi ki: Sonra bir süre sonra ona tekrar dönüp, “Bunun dengi oruçtur ne demektir?” dedim. Dedi ki: Dengi bir koyun olan şeyi vurursa, o yiyecek olarak değerlendirilir, sonra her bir müdd yerine bir gün oruç tutar. Dedi ki: Ben ona, “Bu görüş müdür, uygulanmış bir sünnet midir?” diye sormadım. Ya‘kûb b. İbrâhîm bana rivayet etti, dedi ki: Hüşeym bize rivayet etti, dedi ki: Ebû Bişr bize haber verdi, Saîd b. Cübeyr’den; Saîd b. Cübeyr, Aziz ve Celil olan Allah’ın Yahut bunun dengi oruçtur sözü hakkında şöyle dedi: Üç günden on güne kadar oruç tutar.
İbn Humeyd bize rivayet etti, dedi ki: Cerîr bize rivayet etti, Muğîre’den, o Hammâd’dan; Hammâd, Yahut bunun dengi oruçtur buyruğu hakkında şöyle dedi: Bu, ceza konusundadır; kurbanlık satın alacak yahut kurbanlık bedeline ulaşmayan şeylerden sadaka verecek bir şey bulamadığında, ona her yarım sâ‘ yerine bir gün oruç hükmedilir. Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: Abdullah b. Sâlih bize rivayet etti, dedi ki: Muâviye b. Sâlih bana rivayet etti, Ali b. Ebî Talha’dan, o İbn Abbâs’tan; İbn Abbâs, Yahut bunun dengi oruçtur buyruğu hakkında şöyle dedi: İhramlı kişi avdan bir şey öldürdüğünde onun hakkında hüküm verilir. Eğer bir ceylan yahut benzerini öldürürse, ona Mekke’de kesilecek bir koyun gerekir. Eğer bulamazsa altı yoksulu doyurur. Eğer bulamazsa üç gün oruç tutar. Eğer geyik yahut benzerini öldürürse, ona bir sığır gerekir. Eğer bulamazsa yirmi yoksulu doyurur. Eğer bulamazsa yirmi gün oruç tutar. Eğer deve kuşu, yaban eşeği yahut benzerini öldürürse, ona develerden bir bedene gerekir. Eğer bulamazsa otuz yoksulu doyurur. Eğer bulamazsa otuz gün oruç tutar. Yiyecek ise her birine birer müdd olup onları doyuracak miktardır. İbn Berkî bize rivayet etti, dedi ki: Amr b. Ebî Seleme bize rivayet etti, Saîd’den; ihramlı kişinin av vurması ve üzerine koyun, sığır veya bedene fidyesi gerekmesi hakkında, “Eğer bulamazsa bunun oruçtan veya sadakadan dengi nedir?” diye soruldu. Dedi ki: Bunun bedelidir. Eğer bedelini bulamazsa, bedeli yiyecek olarak takdir edilir; her bir yoksula bir müdd olmak üzere sadaka verir, sonra her bir müdd için bir gün oruç tutar. Allah Teâlâ’nın şu sözünün teviline dair görüş: İşinin vebalini tatsın diye. Şanı yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır: İhramlı iken avı öldürene, bu ayette zikrettiğim hak veya kefaretten gerekli kıldığım şeyi, işinin vebalini ve azabını tatsın diye gerekli kıldım. “İşi” ile onun günahını ve yaptığı fiili, yani ihramlı olduğu hâlde Allah’ın öldürmesini yasakladığı şeyi öldürmesini kastetmektedir. Yani ona gerekli kıldığım kefareti, kendisine para cezası yükleyerek ve bedenini yoran, ona ağır gelen bir amel yükleyerek günahının cezasını tattırmak için gerekli kıldım. “Vebal”in aslı, hoşlanılmayan şeyde şiddettir. Allah’ın şu sözü de bundandır: Firavun elçiye karşı geldi, biz de onu şiddetli bir yakalayışla yakaladık (Müzzemmil 16). Allah Teâlâ, İşinin vebalini tatsın diye sözüyle, mallara ve bedenlere gerekli olan kefaretlerin, her ne kadar onları arındırma ve kendileriyle kefaret verdikleri günahlarına kefaret olma niteliği taşısa da, kulları için O’ndan gelen cezalar olduğunu açıklamıştır. Bu konuda söylediğimizin benzerini tefsir ehli de söylemiştir. Bunu söyleyenlerin zikri: Muhammed b. Hüseyin bana rivayet etti, dedi ki: Ahmed b. Mufaddal bize rivayet etti, dedi ki: Esbât bize rivayet etti, Süddî’den; Süddî şöyle dedi: İşinin vebaline gelince, bu işinin cezasıdır. Allah Teâlâ’nın şu sözünün teviline dair görüş: Allah geçmiş olanı affetmiştir; kim tekrar ederse Allah ondan intikam alır. Şanı yüce olan Allah, kendisine ve Resulüne iman eden kullarına şöyle buyurmaktadır: Ey müminler, Allah sizin cahiliyenizde ihramlı iken avı vurup öldürmenizden geçmiş olanı affetmiştir; onu size haram kılmadan önce bu konuda sizden meydana gelen şey sebebiyle sizi sorumlu tutmaz ve bundan dolayı size ne malınızda ne de canınızda bir kefaret yükler. Fakat sizden kim, Allah’ın onu haram kılmasından sonra, onu küfür hâlinde ve kendisine haram kılınmadan önce öldürdüğü anlam üzere, yani öldürmesini helal sayarak, ihramlı iken tekrar öldürürse, Allah ondan intikam alır.
Bu sözün anlamı şunu da ihtimal eder: Kim İslam’da haram kılındıktan sonra onu tekrar öldürürse, Allah ondan ahirette intikam alır; dünyada ise ona daha önce açıkladığım ceza ve kefaret gerekir. Tefsir ehli bunun tevilinde ihtilaf etti. Bazıları bizim bu konuda söylediğimize yakın şekilde söylediler. Bunu söyleyenlerin zikri: Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Zâide bize rivayet etti, dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi; Atâ’ya, Allah geçmiş olanı affetmiştir ne demektir, dedim. Dedi ki: Cahiliyede olan şeyi affetmiştir. Dedim ki: Kim tekrar ederse Allah ondan intikam alır ne demektir? Dedi ki: İslam’da tekrar ederse Allah ondan intikam alır; bununla birlikte ona kefaret de gerekir. İbn Beşşâr bize rivayet etti, dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti, dedi ki: İbn Cüreyc bize haber verdi; Atâ’ya sordum, bunun benzerini zikretti ve şunu ekledi: Tekrar edip öldürürse ona kefaret gerekir. Dedim ki: Tekrar etme konusunda bilinen bir sınır var mıdır? Dedi ki: Hayır. Dedim ki: İmamın onu cezalandırmasını hak olarak görür müsün? Dedi ki: Bu, onun Allah ile kendi arasında işlediği bir günahtır; fakat fidye verir. Süfyân bize rivayet etti, dedi ki: Muhammed b. Bekr ve Ebû Hâlid bize rivayet ettiler, İbn Cüreyc’den, o Atâ’dan; Atâ, Kim tekrar ederse Allah ondan intikam alır sözü hakkında şöyle dedi: İslam’da tekrar ederse, bununla birlikte ona kefaret de gerekir. Dedim ki: İmam tarafından ona bir ceza gerekir mi? Dedi ki: Hayır. Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: Vekî‘ bize rivayet etti; İbn Vekî‘ de bize rivayet etti, dedi ki: Babam bize rivayet etti, Süfyân’dan, o İbn Cüreyc’den, o Atâ’dan; Atâ, Allah geçmiş olanı affetmiştir buyruğu hakkında şöyle dedi: Cahiliyede olan şeyi. Kim tekrar ederse buyruğu hakkında da şöyle dedi: İslam’da tekrar ederse Allah ondan intikam alır ve ona kefaret gerekir. Dedi ki: Atâ’ya, “İmam tarafından ona bir ceza gerekir mi?” dedim. Dedi ki: Hayır. Muhammed b. Beşşâr bize rivayet etti, dedi ki: Abdurrahman bize rivayet etti, dedi ki: Süfyân bize rivayet etti, İbn Cüreyc’den, o Atâ’dan; Atâ şöyle dedi: Hata, kasıt ve unutma hâllerinde, her vurduğunda onun hakkında hüküm verilir. Allah, Aziz ve Celil olan, Allah geçmiş olanı affetmiştir buyurmuştur; dedi ki: Cahiliyede olan şeyi. Kim tekrar ederse Allah ondan intikam alır buyruğu hakkında ise, kefaretle birlikte dedi. Süfyân dedi ki: İbn Cüreyc dedi ki: “Sultan onu cezalandırır mı?” dedim. Dedi ki: Hayır. İbn Vekî‘ bize rivayet etti, dedi ki: Muhammed b. Bekr ve Ebû Hâlid bize rivayet ettiler, İbn Cüreyc’den; İbn Cüreyc dedi ki: Atâ’ya, Allah geçmiş olanı affetmiştir ne demektir, dedim. Dedi ki: Cahiliyede olan şeyden. Ya‘kûb bana rivayet etti, dedi ki: Hüşeym bize rivayet etti, Ebû Bişr’den, o Atâ b. Ebî Rebâh’tan; Atâ şöyle dedi: Her tekrar ettiğinde onun hakkında hüküm verilir. Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: Cerîr bize rivayet etti, Mansûr’dan, o Mücâhid’den; Mücâhid şöyle dedi: İhramlı kişi avı her unutarak vurduğunda onun hakkında hüküm verilir. Yahyâ b. Talha el-Yerbûî bana rivayet etti, dedi ki: Fudayl b. Iyâz bize rivayet etti, Mansûr’dan, o İbrâhîm’den; İbrâhîm şöyle dedi: İhramlı kişi avı her vurduğunda onun hakkında hüküm verilir.
Amr b. Ali bize rivayet etti, dedi ki: Süfyân b. Uyeyne bize rivayet etti, İbn Ebî Necîh’ten, o Atâ’dan; Atâ şöyle dedi: Kim avı öldürür, sonra tekrar ederse onun hakkında hüküm verilir. Amr bize rivayet etti, dedi ki: Süfyân b. Uyeyne bize rivayet etti, Dâvûd b. Ebî Hind’den, o Saîd b. Cübeyr’den; Saîd şöyle dedi: Onun hakkında hüküm verilir; sonra ihramdan çıkarılır yahut bırakılır. Amr bize rivayet etti, dedi ki: Abdülvehhâb bize rivayet etti, dedi ki: Dâvûd b. Ebî Hind bize rivayet etti, Saîd b. Cübeyr’den; ihramlı iken av vurup hakkında hüküm verilen, sonra tekrar eden kimse hakkında, “Onun hakkında hüküm verilir” dedi. Amr bize rivayet etti, dedi ki: Kesîr b. Hişâm bize rivayet etti, dedi ki: Fırât b. Selîm bize rivayet etti, Abdülkerîm’den, o Atâ’dan; Atâ şöyle dedi: Her tekrar ettiğinde onun hakkında hüküm verilir. Başkaları ise şöyle dedi: Bunun anlamı şudur: Allah cahiliyede bu konuda sizden geçmiş olanı affetmiştir; İslam’da tekrar eden kimseden ise, ona kefaret yüklemek suretiyle Allah intikam alır. Bunu söyleyenlerin zikri: İbn Berkî bana rivayet etti, dedi ki: Amr bize rivayet etti, Züheyr’den, o Saîd b. Cübeyr ve Atâ’dan; onlar Allah Teâlâ’nın Kim tekrar ederse Allah ondan intikam alır sözü hakkında şöyle dediler: Allah intikam alır; yani ceza ile. Allah geçmiş olanı affetmiştir ise cahiliye hakkında demektir. Başkaları ise bu konuda şöyle dedi: Allah, sizden ihramlı iken avı ilk defa öldüren kimsenin geçmişteki öldürmesini affetmiştir. Kim onu ilkinden sonra ikinci defa ihramlı iken öldürmeye dönerse, Allah ondan intikam almaya velidir; onu öldürdüğü için ona bir kefaret gerekli olmaz. Bunu söyleyenlerin zikri: Müsennâ bana rivayet etti, dedi ki: Abdullah b. Sâlih bize rivayet etti, dedi ki: Muâviye b. Sâlih bana rivayet etti, Ali b. Ebî Talha’dan, o İbn Abbâs’tan; İbn Abbâs şöyle dedi: Kim ihramlı iken hata ile avdan bir şey öldürürse, onun hakkında bir defa hüküm verilir. Eğer tekrar ederse ona, “Allah senden intikam alır” denir; nitekim Allah Aziz ve Celil olan böyle buyurmuştur. Yahyâ b. Talha el-Yerbûî bize rivayet etti, dedi ki: Fudayl b. Iyâz bize rivayet etti, Hişâm’dan, o İkrime’den, o İbn Abbâs’tan; İbn Abbâs şöyle dedi: İhramlı kişi av vurduğunda onun hakkında hüküm verilir. Eğer tekrar ederse onun hakkında hüküm verilmez; bu, Aziz ve Celil olan Allah’a bırakılır. Dilerse onu cezalandırır, dilerse onu affeder. Sonra şu ayeti okudu: Kim tekrar ederse Allah ondan intikam alır. Allah mutlak galiptir, intikam sahibidir. Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: Yahyâ b. Ebî Zâide bize rivayet etti, dedi ki: Dâvûd bize rivayet etti, Âmir’den; Âmir şöyle dedi: Bir adam Şüreyh’e geldi ve dedi ki: Ben ihramlı iken av vurdum. Şüreyh dedi ki: Bundan önce bir şey vurmuş muydun? Adam, “Hayır” dedi. Şüreyh dedi ki: Eğer “evet” deseydin, seni Allah’a bırakırdım; O senden intikam alırdı. Çünkü O mutlak galiptir, intikam sahibidir. Dâvûd dedi ki: Bunu Saîd b. Cübeyr’e zikrettim. Dedi ki: Bilakis onun hakkında hüküm verilir yahut ihramdan çıkarılır. Ebû’s-Sâib ve Amr b. Ali bana rivayet ettiler, dediler ki: Ebû Muâviye bize rivayet etti, A‘meş’ten, o İbrâhîm’den; İbrâhîm şöyle dedi: Kişi ihramlı iken av vurduğunda ona, “Bunun gibi bir avı daha önce vurdun mu?” denilir. Eğer “evet” derse ona, “Git, Allah senden intikam alır” denilir. Eğer “hayır” derse onun hakkında hüküm verilir. Muhammed b. Müsennâ bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Adî bize rivayet etti, Şu‘be’den, o Süleyman’dan, o İbrâhîm’den; İbrâhîm, avı öldürüp sonra tekrar eden kimse hakkında şöyle dedi: Onlar şöyle derlerdi: Tekrar eden kimse hakkında hüküm verilmez; işi Aziz ve Celil olan Allah’a bırakılır.
Amr bize rivayet etti, dedi ki: İbn Uyeyne bize rivayet etti, Dâvûd b. Ebî Hind’den, o Şa‘bî’den; Şa‘bî şöyle dedi: Bir adam Şüreyh’e geldi ve “Av vurdum” dedi. Şüreyh dedi ki: Bundan önce av vurmuş muydun? Adam, “Hayır” dedi. Şüreyh dedi ki: “Eğer evet deseydin, senin hakkında hüküm vermezdim.” Amr bize rivayet etti, dedi ki: İbn Ebî Adî bize rivayet etti, dedi ki: Dâvûd bize rivayet etti, Şa‘bî’den, o Şüreyh’ten; bunun benzerini rivayet etti. Amr bize rivayet etti, dedi ki: Ebû Âsım bize rivayet etti, Eş‘as’tan, o Muhammed’den, o Şüreyh’ten; Şüreyh, av vuran kimse hakkında şöyle dedi: Onun hakkında hüküm verilir; eğer tekrar ederse Allah ondan intikam alır. İbn Humeyd bize rivayet etti, dedi ki: Hakkâm b. Selm bize rivayet etti, Anbese’den, o Sâlim’den, o Saîd b. Cübeyr’den; Saîd, Sizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir; buna içinizden iki adalet sahibi hükmeder buyruğu hakkında şöyle dedi: Kasten öldürmede onun hakkında bir defa hüküm verilir. Eğer tekrar ederse onun hakkında hüküm verilmez ve ona, “Git, Allah senden intikam alır” denilir. Hata konusunda ise her zaman onun hakkında hüküm verilir. İbn Vekî‘ bize rivayet etti, dedi ki: Babam bize rivayet etti, Süfyân’dan, o Husayf’tan, o Saîd b. Cübeyr’den; Saîd şöyle dedi: Avı öldürmeye bir defa ruhsat verilmiştir. Kim tekrar ederse Allah ondan intikam alıncaya kadar onu bırakmaz. Hennâd bize rivayet etti, dedi ki: Vekî‘ bize rivayet etti, Süfyân’dan, o Husayf’tan, o Saîd b. Cübeyr’den; bunun benzerini rivayet etti. Amr b. Ali bize rivayet etti, dedi ki: Yahyâ b. Saîd ve İbn Ebî Adî birlikte bize rivayet ettiler, Hişâm’dan, o İkrime’den, o İbn Abbâs’tan; İbn Abbâs, av vurup hakkında hüküm verilen, sonra tekrar eden kimse hakkında şöyle dedi: Hüküm verilmez; Allah ondan intikam alır. Amr bize rivayet etti, dedi ki: İbn Uyeyne bize rivayet etti, İbn Ebî Necîh’ten, o Mücâhid’den; Mücâhid şöyle dedi: Allah Aziz ve Celil olan, Sizden kim onu kasten öldürürse buyurmuştur; yani onu öldürmeyi kasten yapar, fakat ihramını unutur. İşte hakkında hüküm verilen kimse budur. Eğer tekrar ederse onun hakkında hüküm verilmez ve ona, “Allah senden intikam alır” denir. Amr bize rivayet etti, dedi ki: Kesîr b. Hişâm bize rivayet etti, dedi ki: Fırât b. Selîm bize rivayet etti, Abdülkerîm’den, o Mücâhid’den; Mücâhid şöyle dedi: Eğer tekrar ederse onun hakkında hüküm verilmez ve ona, “Allah senden intikam alır” denir. Amr bize rivayet etti, dedi ki: Yahyâ b. Saîd bize rivayet etti, dedi ki: Eş‘as bize rivayet etti, Hasan’dan; Hasan, avı vurup hakkında hüküm verilen, sonra tekrar eden kimse hakkında şöyle dedi: Onun hakkında hüküm verilmez. Başkaları ise şöyle dedi: Bunun anlamı şudur: Allah, onu size haram kılmadan önceki av öldürmelerinizden geçmiş olanı affetmiştir. Allah’ın onu size haram kılmasından sonra, haram kılındığını bilerek, onu öldürmeyi kasten yaparak ve ihramını hatırlayarak tekrar öldüren kimseden ise Allah intikam alır. Bu günahı için ona kefaret yoktur ve dünyada ona gerekli olacak bir ceza da yoktur. Bunu söyleyenlerin zikri: Yûnus b. Abdüla‘lâ bana rivayet etti, dedi ki: İbn Vehb bize haber verdi, dedi ki: İbn Zeyd, Kim tekrar ederse Allah ondan intikam alır buyruğu hakkında şöyle dedi: Allah’ın yasağından sonra, onun haram kılındığını bildikten ve ihramını hatırladıktan sonra tekrar eden kimse hakkında kimsenin hüküm vermesi gerekmez; onu Aziz ve Celil olan Allah’ın intikamına bırakırlar.
Avı öldürmeyi kasten yapan, fakat ihramını unutan yahut onu öldürmenin haram olduğunu bilmeyen kimselere gelince, işte hakkında hüküm verilenler bunlardır. Fakat Allah’ın yasağından sonra, ihramlı olduğunu ve onun haram olduğunu bilerek onu kasten öldüren kimse Allah’ın intikamına bırakılır. Allah’ın intikamı üzerine kıldığı kimse de budur. Bu, daha önce zikrettiğimiz Mücâhid’in sözüne benzemektedir. Başkaları ise şöyle dedi: Bununla belli bir kişi kastedilmiştir. Bunu söyleyenlerin zikri: Amr b. Ali bize rivayet etti, dedi ki: Mu‘temir b. Süleyman bize rivayet etti, dedi ki: Zeyd Ebû’l-Muallâ bize rivayet etti: Bir adam ihramlı iken av vurdu ve bu konuda ona müsamaha gösterildi. Sonra tekrar etti. Bunun üzerine Allah onun üzerine bir ateş gönderdi ve onu yaktı. İşte Allah’ın, Kim tekrar ederse Allah ondan intikam alır sözü budur. Dedi ki: Bu İslam’da oldu. Bu konuda bize göre doğruya en uygun söz, anlamı “Kim İslam’da, Allah Teâlâ’nın yasağından sonra onu öldürmeye dönerse, Allah ondan intikam alır; bununla birlikte ona kefaret de gerekir” diyenlerin sözüdür. Çünkü Aziz ve Celil olan Allah, ondan intikam alacağını haber verdiğinde, avı kasten öldürmesi sebebiyle ona, Sizden kim onu kasten öldürürse, öldürdüğünün benzeri olarak davarlardan bir ceza gerekir sözüyle gerekli kıldığı ceza veya kefareti gerekli kılmışken, ikinci ve üçüncü defada kefareti ondan kaldırdığını bize bildirmemiştir. Bilakis ihramlılardan avı kasten öldüren kimse hakkında gerekli kıldığı hükmü kullarına bildirmiş, sonra tekrar eden kimseden intikam alacağını haber vermiş, fakat dünyada ona kefaret yoktur dememiştir. Eğer bir zanneden, kefaret cezanın kalkmasını sağlar, dünyada kefaret ona gerekli olsaydı ahirette ceza batıl olurdu, diye zannederse yanlış zannetmiş olur. Çünkü Aziz ve Celil olan Allah, günahlarına karşı cezaları dilediği ve sevdiği şekilde farklı kılabilir; bazı günahlarının cezasını başka bazılarından artırır, bazısından eksiltir, bazısından artırdığı şeyi başkasından eksiltir. Nitekim bekâr zina eden ile evli olup korunmuş zina edenin cezası arasında, çeyrek dinar çalan ile bundan azını çalanın cezası arasında farklılık yapmıştır. Aynı şekilde, ihramlılardan avı kasten ilk defa öldürenin cezası ile ilkinden sonra tekrar öldürenin cezası arasında da farklılık yapmıştır. İlk başlayana davarlardan benzerini yahut yedirme kefaretini yahut oruçtan denk olanı gerekli kılmış ve bunu, İşinin vebalini tatsın diye sözüyle suçunun cezası kılmıştır. İlkinden sonra tekrar edene ise, kullarına haber verdiği intikamı da cezasına eklemiş ve bunu ilkinden sonra tekrarı ağırlaştırmak için yapmıştır. Eğer O’nun şeyler üzerindeki cezaları aynı olsaydı, hiçbir şeydeki cezanın başka bir şeydeki cezadan farklı olmaması ve ahirette hiçbir cezanın başka bir cezadan daha ağır olmaması gerekirdi. Bu ise muhkem Furkan’ın getirdiğine aykırıdır. Bazı iddiacılar, bunun anlamı şöyledir diye iddia etmiştir: Kim İslam’da, Allah’ın onu öldürmeyi yasaklamasından sonra, kavmin cahiliyede onu öldürdükleri anlam üzere öldürmeye dönerse, Allah ondan intikam alır. Allah, onu kendilerine haram kıldığında önceki öldürmelerini affetmiştir; bu da onu öldürmeyi helal sayarak öldürmektir.
Dedi ki: Eğer onu bu yön dışında, yani helal sayma yönüyle değil de fısk yönüyle öldürürse, her tekrar ettiğinde ona ceza ve kefaret gerekir. Bu, tefsir ehlinden söyleyenini bilmediğimiz bir sözdür. Eğer yanlışlığına başka bir delil bulunmasa bile, ilim ehlinin sözlerinden çıkmış olması onun yanlışlığı için yeterlidir. Kaldı ki indirilen ayetin zahiri de onun bozukluğunu haber vermektedir. Çünkü Allah, Kim tekrar ederse Allah ondan intikam alır sözüyle, ayetin başında kendisinden nehyedilen anlam üzere avı öldürmeye dönen herkesi umumî olarak içine almış, onlardan bir tekrar edeni diğerinden ayırarak özel kılmamıştır. Kim indirilmiş ayetin zahirinde bulunmayan bir şeyi iddia ederse, teslim olunması gereken yönden iddiasına delil getirmekle yükümlüdür. Avı kasten öldürmeye, ihram hâlinde kendisinden daha önce gerçekleşen bir öldürmeden sonra tekrar eden kimse hakkında bunun anlamının, “Allah ondan intikam alır” olduğunu ve Allah geçmiş olanı affetmiştir sözünün de, “Allah onun avı ilk defa öldürmesiyle işlediği günahı affetmiştir” anlamına geldiğini iddia eden kimseye gelince, Allah Teâlâ’nın İşinin vebalini tatsın diye sözünde, bu konudaki doğru sözün onun söylediği gibi olmadığına dair açık bir delil vardır. Çünkü suçu affetmek, ondan dolayı sorumlu tutmayı terk etmektir. Suçunun vebali kendisine tattırılan kimse ise onunla cezalandırılmıştır. Cezalandırılmış kimse hakkında “affedildi” denilmesi caiz değildir. Allah’ın haberi ise içinde çelişki bulunmasından daha doğrudur. Eğer biri derse ki: İhramlılardan avı ilk defa öldüren kişiye, kendisine gerekli kılınan ceza ve kefaretle işinin vebali tattırılmış, fakat Allah’ın onu daha fazlasıyla cezalandırmaya gücü yettiği cezadan fazlası onun için affedilmiş olamaz mı? Ona şöyle denilir: Eğer bu, ayetin tevili olarak sana göre caizse, her ne kadar tefsir ehlinin sözüne aykırı olsa da, o hâlde Allah’ın ilkinden sonra tekrar etme üzerine vaat ettiği intikamın, ilk defada ona tattırdığı işinin vebaliyle birlikte, ona yapma hakkı bulunan fakat o ilk seferde affettiği fazlalık olması neden inkâr edilsin? Böylece Allah, ilkinden sonraki tekrarında, ilk defa tattırdığı işinin vebalini ona tattırır ve ilkinde affettiği şeyden affını kaldırarak onu ondan dolayı sorumlu tutar. Bu konuda ne söylerse, diğerinde de onun benzeri ona gerekli olur. Allah Teâlâ’nın şu sözünün teviline dair görüş: Allah mutlak galiptir, intikam sahibidir. Aziz ve Celil olan Allah şöyle buyurmaktadır: Allah saltanatında yenilmezdir; hiçbir galip O’nu yenemez, intikam almak istediği kimseden intikam almasına ve cezalandırmak istediği kimseyi cezalandırmasına hiçbir engel engel olamaz. Çünkü yaratılmışlar O’nun yaratıklarıdır, emir O’nun emridir; üstünlük ve kudret O’nundur. İntikam sahibidir buyruğuna gelince, bununla kendisine isyan eden kimseyi, O’na isyan etmesinden dolayı cezalandırması kastedilir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…