"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Maide 31

Bunun üzerine Allah, ona kardeşinin cesedini nasıl örteceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. O da: Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten aciz mi kaldım? dedi. Böylece pişman olanlardan oldu.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Fe beasallahu (ve gonderdi Allah) guraben (bir karga) yebhasu (eseliyordu) fil ard (toprakta) li yuriyahu (gostermek icin ona) keyfe (nasil) yuvari (gomecegini) sevete (cesedini) ahihi (kardesinin) kale (dedi) ya veyleta (yaziklar olsun bana) e aceztu (aciz mi kaldim) en ekune (olmaya) misle hazel gurab (su karga gibi) fe uvariye (ve gomemeye) sevete ahi (kardesimin cesedini) fe asbaha (ve oldu) minen nadimin (pisman olanlardan)

Mukatil Tefsiri
Kâbil onu günün sonuna doğru akşam vakti öldürünce ne yapacağını bilemedi ve pişman oldu. O gün yeryüzünde ne yapı ne de kabir vardı. Onu omzuna aldı; yorulunca önüne bırakıyor, sonra ona bakıp bir süre ağlıyor, sonra yine taşıyordu. Bunu üç gün yaptı.

Üçüncü gece olunca Allah iki karga gönderdi; kargalar birbirleriyle dövüştüler. Kâbil bakarken biri diğerini öldürdü. Sonra gagasıyla toprağı kazdı. Kazmayı bitirince ölü karganın ayağını gagasıyla tuttu, onu çukura attı, sonra çukuru toprakla düzeltti. Kâbil de bunu izliyordu. İşte Allah’ın “Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl örteceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi” buyruğu budur. Kâbil, “Yazık bana! Şu karga gibi olmaktan aciz mi kaldım?” dedi. Yani bu karganın bildiği kadar bir bilgiyi bilmekten aciz mi kaldım, demektir. “Kardeşimin cesedini örteyim” yani karganın arkadaşını örttüğü gibi kardeşimin ayıbını örteyim, demektir. “Böylece pişman olanlardan oldu” buyruğu, kardeşini öldürdüğü için pişman oldu, demektir.

Bunun üzerine Kâbil eliyle toprağı kazdı, sonra kardeşini çukura attı ve karganın arkadaşına yaptığı gibi çukurun toprağını onun üzerine düzeltti. Onu defnedince Allah Kâbil’in üzerine korku saldı; çünkü ilk korkutan kişi oydu. Kaçarak gitti. Gökten kendisine şöyle seslenildi: “Ey Kâbil, kardeşin Hâbil nerede?” O, “Ben onun bekçisi miydim? Dilediği yere gitsin” dedi. Seslenen, “Onun nerede olduğunu bilmiyor musun?” dedi. O, “Hayır” dedi. Seslenen, “Dilin, kalbin, ellerin, ayakların ve bütün bedenin, onu haksız yere öldürdüğüne senin aleyhine şahitlik edecektir” dedi. O inkâr edince uzuvları onun aleyhine şahitlik etti. Seslenen, “Rabbinden nereye kaçacaksın? İlahım şöyle buyuruyor: Sen her yerde lânetlisin, karşına çıkandan korkacaksın; sende de soyunda da hayır yoktur” dedi.

Aç olarak gidip deniz kıyısına vardı. Kuşları yakalıyor, onları dağa vuruyor, öldürüp yiyordu. Bu sebeple Allah vurularak öldürülen hayvanı haram kıldı. Hayvanlar, kuşlar ve yırtıcılar, Kâbil Hâbil’i öldürünceye kadar birbirlerinden korkmazlardı. Bundan sonra kuşlar göğe, vahşi hayvanlar çöllere ve dağlara, yırtıcılar da ormanlara kaçtı. Bundan önce onlar Âdem’e alışık idiler ve ona gelirlerdi. O günden itibaren yeryüzü kâfirlere öfkelendi. Bu yüzden kâfir toprağın içinde kaburgaları birbirine geçinceye kadar sıkılır; müminin kabri ise iki ucu görülmeyecek kadar genişletilir. Âdem’in oğlu Şît, Hâbil’le birlikte doğan Leyûzâ ile evlendi. Allah Kâbil’e bir melek gönderdi; melek onun ayağını astı ve üzerine ateşten üç örtü yaptı. O her döndüğünde örtüler de onunla birlikte dönüyordu. Bir süre böyle kaldı, sonra ondan çözüldü.

Taberi Tefsiri
Ebû Cafer der ki: Bu da, Amr’ın Hasan’dan naklettiği görüşün aksine, burada sözü edilen iki kişinin İsrailoğullarından değil, doğrudan Âdem’in öz oğulları olduklarını gösteren delillerden biridir. Çünkü Allah’ın bu ayette vasıflarını anlattığı iki kişi İsrailoğullarından olsaydı, kardeşini öldüren kimsenin onu nasıl gömeceğini ve cesedini nasıl gizleyeceğini bilmemesi mümkün olmazdı. Fakat bunlar Âdem’in öz çocuklarıydı. Kardeşini öldüren kişi, Allah’ın ölüler hakkında koyduğu uygulamayı bilmiyordu ve öldürdüğü kardeşi hakkında ne yapacağını da kestiremiyordu. Rivayet edildiğine göre bir süre onu omzunda taşıdı; cesedi kokmaya başlayınca Allah, kullarının ölüleri hakkındaki sünnetini ona öğretmek istedi ve bu sebeple kitabında vasfını zikrettiği iki kargayı ona gönderdi.

İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre katil, kardeşini bir çuval içinde boynuna asarak bir yıl boyunca taşıdı. Nihayet Allah iki karga gönderdi. Onların toprağı eşelediğini görünce: “Şu karga kadar olamadım mı?” dedi ve kardeşini gömdü.

İbn Abbas’tan gelen başka bir rivayette Allah canlı bir kargayı ölü bir karganın yanına gönderdi. Canlı karga toprağı eşeleyip ölü karganın cesedini örttü. Bunun üzerine kardeşini öldüren Âdemoğlu: “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten aciz mi kaldım?” dedi.

Süddî’nin, İbn Abbas’tan, Abdullah b. Mesud’dan ve Resûlullah’ın bazı sahabilerinden naklettiği rivayete göre, öldürülen kardeş açıkta bırakılmıştı ve katil onu nasıl gömeceğini bilmiyordu. Bunun üzerine Allah kardeş iki karga gönderdi. Bu iki karga birbirleriyle dövüştüler. Biri diğerini öldürdü, sonra onun için bir çukur kazdı ve üzerine toprak attı. Katil bunu görünce: “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gizlemekten aciz mi kaldım?” dedi. Allah’ın: “Allah ona kardeşinin cesedini nasıl gizleyeceğini göstermek için bir karga gönderdi” buyruğu işte bunu ifade etmektedir.

Mücâhid, “Yeri eşeleyen bir karga” ifadesi hakkında şöyle demiştir: Allah bir karga gönderdi. Bu karga yanında ölü bulunan başka bir karga için çukur kazdı. Âdemoğlu onu seyrediyordu. Karga toprağı eşeleyerek ölüyü tamamen gizledi. Bunun üzerine katil: “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olamadım mı?” dedi.

Mücâhid’den gelen başka bir rivayette de aynı şekilde, karganın ölü karganın yanına çukur kazdığı, onu toprağa gizlediği ve katilin bunu izleyerek gömmeyi öğrendiği anlatılmıştır.

Yine Mücâhid’den nakledildiğine göre Allah bir kargayı başka bir karganın yanına gönderdi. İki karga dövüştüler, biri diğerini öldürdü. Sonra onu toprağa gömmeye başladı. Bunu gören katil: “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömemedim mi?” dedi ve pişman olanlardan oldu.

İbn Abbas’tan gelen başka bir rivayette bir karga ölü bir karganın yanına gelmiş, üzerine toprak atarak onu tamamen örtmüştü. Bunun üzerine kardeşini öldüren kişi: “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olamadım mı?” dedi.

Atıyye’nin rivayetine göre kardeşini öldürdükten sonra pişman oldu ve cesedi yanına aldı. Ceset kokmaya başlayınca kuşlar ve yırtıcı hayvanlar onun etrafında dolaşmaya, ne zaman bırakacağını beklemeye başladılar.

Katâde şöyle demiştir: Allah toprağı eşeleyen bir karga gönderdi. Bize anlatıldığına göre bunlar iki kargaydı. Birisi diğerini öldürdü. Âdemoğlu bunu seyrediyordu. Sonra hayatta kalan karga ölü karganın üzerine toprak atmaya başladı. İşte o sırada katil: “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtemedim mi?” dedi ve ayetin sonuna kadar anlatılan pişmanlığa düştü.

Katâde’den gelen başka bir rivayette de bir karganın diğerini öldürdüğü, sonra üzerine toprak attığı ve bunu gören katilin aynı sözleri söylediği nakledilmiştir.

Mücâhid’den gelen bir başka rivayete göre karga diğer kargayı gömdü. Katil ise kardeşini yüz yıl boyunca omzunda taşıdı; onu yere bırakıyor, sonra tekrar omzuna alıyordu ve ne yapacağını bilmiyordu. Nihayet bir karganın başka bir kargayı gömdüğünü görünce: “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olamadım mı?” dedi ve kardeşini gömdü.

Ebû Malik de şöyle demiştir: Allah bir karga gönderdi. Karga ölü bir karganın üzerine toprak atmaya başladı. Bunun üzerine katil: “Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gizlemekten aciz mi kaldım?” dedi ve pişman olanlardan oldu.

Dahhâk da, Allah’ın canlı bir kargayı ölü bir karganın yanına gönderdiğini, canlı karganın ölü karganın cesedini örttüğünü ve bunu gören katilin aynı sözleri söylediğini nakletmiştir.

İbn İshak’ın, Ehl-i Kitap âlimlerinden naklettiğine göre Kabil kardeşini öldürdüğünde yaptığı işten dolayı eli kolu bağlanmış gibi kaldı ve cesedi nasıl gizleyeceğini bilemedi. Çünkü onların iddiasına göre bu, Âdemoğulları arasında meydana gelen ilk ölüm ve ilk öldürme olayıydı. Bunun üzerine: “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtemedim mi?” dedi. Bu kıssa, Allah’ın: “Sonra onların birçoğu bundan sonra yeryüzünde aşırı gitmeye devam ettiler” (Mâide 32) buyruğuna kadar devam etmektedir.

Tevrat ehlinin anlattığına göre Kabil kardeşi Habil’i öldürdükten sonra Allah ona: “Ey Kabil! Kardeşin Habil nerede?” diye sordu. Kabil: “Bilmiyorum, ben onun bekçisi miydim?” dedi. Bunun üzerine Allah: “Kardeşinin kanının sesi yerden bana sesleniyor. Şimdi sen, kardeşinin kanını yutmak için ağzını açan bu toprak sebebiyle lanetlisin. Bundan sonra toprağı işlediğinde sana ürün vermeyecektir. Sen yeryüzünde korku içinde dolaşan şaşkın bir kimse olacaksın” buyurdu. Kabil ise: “Suçum bağışlanamayacak kadar büyüktür. Bugün beni yeryüzünden kovdun. Senin huzurundan uzaklaşacağım. Yeryüzünde şaşkın ve korku içinde dolaşacağım. Beni bulan herkes beni öldürecek” dedi. Allah ona: “Hayır, öyle olmayacaktır. Her katil mutlaka öldürülmez. Bir kişiye karşılık yedi kat ceza verilecektir” buyurdu ve onu gören herkesin öldürmemesi için Kabil’e bir işaret verdi. Daha sonra Kabil, Aden bahçesinin doğu tarafına doğru uzaklaştı.

Hayseme’den rivayet edildiğine göre Âdem’in oğullarından biri kardeşini öldürdüğünde yeryüzü onun kanını içine çekti ve bu sebeple lanetlendi. O günden sonra yeryüzü hiçbir kanı içine çekmedi.

Ayetin anlamı şudur: Katil kardeş, öldürdüğü kişinin cesedi hakkında ne yapacağını bilemeyince Allah ona toprağı eşeleyen bir karga gönderdi. Bu karga toprağı kazıyor, toprağı kaldırıyor ve böylece ona kardeşinin cesedini nasıl gizleyeceğini gösteriyordu. Buradaki “süv’e” kelimesiyle kardeşinin cesedi kastedilmiştir. Her ne kadar kelime avret yeri anlamına da gelebilirse de burada daha kuvvetli anlam cesettir ve müfessirlerin açıklamaları da bunu göstermektedir.

Ayette hazfedilmiş bir ifade vardır. Takdiri şöyledir: Karga toprağı eşeleyerek ölü bir kargayı gömdü ve bunu gören katil: “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtemedim mi?” dedi. Sonra kardeşini gömdü ve kardeşini öldürmek suretiyle Allah’a isyan etmiş olmasından dolayı pişman olanlardan oldu.

Allah’ın bu ayetlerde anlattığı bütün bu olaylar, Âdemoğullarına verilmiş bir örnektir. Allah bununla Resûlullah’ın sahabilerini, kendisini öldürmeye teşebbüs eden Yahudilere karşı affı ve bağışlamayı tercih etmeye teşvik etmiştir. Bu Yahudiler, Benî Nadîr Yahudileri olup Amr b. Ümeyye ed-Damrî’nin öldürdüğü iki kişinin diyeti konusunda kendilerinden yardım istenmesi sırasında Resûlullah’ı öldürmeye teşebbüs etmişlerdi. Allah bu kıssa ile onların atalarının kötü karakterini, Allah’ın kendilerine verdiği sayısız nimetlere rağmen haktan nasıl saptıklarını ortaya koymuş; aynı zamanda düşmanlarına karşı Yahudileri Kabil’e, ahitlerine sadakat göstermeleri ve affedici davranmaları bakımından müminleri ise Habil’e benzetmiştir.

Bu kıssa aynı zamanda insanlara iki kardeşten faziletli olanın yolunu izlemeyi, kötü olanın yolundan ise uzak durmayı öğreten bir örnektir. Nitekim bu konuda Resûlullah’tan şu rivayet nakledilmiştir:

“Allah size Âdem’in iki oğlunu örnek verdi. Onların hayırlı olanını alın, şerli olanını bırakın.”

Hasan’ın rivayet ettiği başka bir haberde Resûlullah şöyle buyurmuştur:

“Âdem’in iki oğlu bu ümmete örnek kılınmıştır. Siz onların hayırlı olanını alın.”

Yine Hasan’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur:

“Allah size Âdem’in iki oğlunu örnek olarak verdi. Onların hayırlı tarafını alın, kötü tarafını bırakın.”

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

https://kutsalayet.de/maide-30/,https://kutsalayet.de/maide-32/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız