Karı kocanın icra edecekleri lanetleşmeden hangisinin sahih ve geçerli olacağı noktasında farklı görüşler gelmiştir. İmam Ahmed’den nakledildiğine göre, mükellef olmaları halinde, Müslüman olsun, kafir olsun, adil yahut fâsık olsun, kazif (iftira atma) sebebiyle kendisine had vurulmuş olsun veya olmasın, karı kocadan her birinin lanetleşmesi geçerlidir. Bunu, İmam Malik ve İshak söylemiştir. Çünkü ayet-i kerimenin genel manası bunu ifade eder. Zira lian, bir yemindir ve -diğer yeminlerde olduğu gibi- şart koştukları şeye gereksinim duymaz.
Lian’ın bir yemin olduğuna dair delil, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in: “Eğer (şu denilen) yeminler olmasaydı, benimle bu kadın için başka bir durum vardı, (yani ben o kadına zina haddi uygulardım.)” buyruğudur. Yemin için Yüce Allah’ın isminin kullanılmış olması gerekmektedir, bunun yanında yeminde erkek de kadın da aynı konumda değerlendirilirler.
İmam Ahmed’den gelen diğer bir görüşe göre lian, ancak karı ve kocanın Müslüman, adil, hür olması ve kazif sebebiyle de kendisine had vurulmamış olması halinde geçerlilik arz eder. Bu, Zührî, Sevri, Evzfü, Hammad ve rey ashabından aktarılmıştır. Çünkü lian bir şahitliktir, buna dair delil ise Yüce Allah’ın: “Eşlerine zina esnasında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince…” (Nur Suresi 6) buyruğu ve “onların her birinin şahitliği…” (Nur Suresi 6) buyruğudur. Dolayısıyla şahitlikte bulunamayanların lianı (lanetleşmesi) kendisinden kabul edilmemektedir.
Eğer kadın kazif sebebiyle had vurulmayan kimselerden olursa, o vakit lian vacip olmaz; çünkü bununla istenilen haddin düşürülmesidir, halbuki burada had yoktur.
Şöyle cevap verilmiştir: Lian’ın “şahitlik” diye isimlendirilmesi, yeminde bulunan kişinin “Allah adına şahitlik ederim ki” demesinden dolayıdır. Bu nedenle yemin de olsa “şahitlik” diye isim almıştır. Yüce Allah’ın buyurduğu gibi: “Münafıklar sana geldiklerinde: Şahitlik ederiz ki sen Allah’ın Peygamberisin, derler.” (Münafıkûn Suresi 11). Zira kocanın, çocuğu yok saymaya ihtiyacı vardır, bu sebeple de onu yok saymasına dair bir yol izlemesi meşru olur. Tıpkı karısının kazif sebebiyle had vurulan kimselerden olması böyledir. Bu görüş, cemaatin görüşü üzere İmam Ahmed tarafından ifade edilmiştir. Bu görüşe muhalif olan, nakil noktasında kural dışı olarak gelmiştir.
Kadının lanetleşmesi noktasında, kendisiyle zifafa girilmiş olması yahut olmaması arasında bir fark yoktur. İbn Munzir der ki: Bu hususta kendilerinden ilim aldığımız belde alimlerinin hepsi icma etmiştir.
Karı kocadan birisi mükellef olmayacak olursa, o vakit aralarında lanetleşme hükmü gerçekleşmez. Çünkü bu lanetleşme neticesinde ayrılık baş göstermiş olacağından, mükellef olmayan hakkında bu geçerlilik arz etmez, tıpkı boşama veya yemin gibi değerlendirilir. O vakit -diğer yeminlerde olduğu gibi- mükellef olmayan kimse hakkında bunlar sahih ve geçerli olmaz.
Karı kocadan başkasının, aralarında lian da bulunması sahih olmaz. Buna göre bir erkek evli yabancı bir kadına zina isnadında bulunacak olursa, lian’a başvurulmaksızın kendisine had vurulur. Kadın eğer evli değilse tazir cezası alır ve yine lian da bulunması yoktur. Bunda bir ihtilaf da yoktur.
Bir kadınla fasit bir nikah yapacak olur da sonra aralarında çocuğun bulunması hasebiyle ona ait olmadığını ifade etmesi durumunda karısına zina isnadında bulunursa, o vakit erkek için, çocuğun kendisine ait olmadığına dair karşılıklı yeminleşme hakkı doğar, bunun yanında kocaya had cezası da vurulmaz. Ama aralarında bir çocuk olmazsa, o zaman erkeğe had vurulur ve aralarında lanetleşme olmaz. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Çünkü o, nikah akdi hükmüyle ilhak olan bir çocuk olduğundan, bu nedenle kocanın o çocuğun kendisine ait olmadığına dair karşı çıkma hakkı vardır, sanki nikahın sahih olması gibi değerlendirilir.
Ebu Hanife ise şöyle demiştir: O vakit çocuk kendisine ilhak olur, bu nedenle kocanın o çocuğun kendisine ait olmadığına dair karşı çıkma hakkı da olmaz, lian’da da bulunamazlar. Çünkü kadın, yabancı bir kadın olduğundan, bu yönüyle diğer yabancı kadınlara yahut aralarında çocuğun olmadığı karı kocaya benzemektedir.
(Ama) çocuğun olmaması durumunda bunun farklı olacağı yönünde cevap verilmiştir. Zira o vakit zina isnadına hacet yoktur; çünkü kadın yabancı bir kadındır. Konu diğer yabancı kadınlarla da farklılık oluşturur; zira o çocuk, bu yabancı kadınların çocuklarına ilhak olmayacağından, o vakit onlara zina isnadında bulunmasına gerek de yoktur. Lian’da bulunacak olursa, o vakit had sakıt olur; çünkü bu meşru bir lian sayılmaktadır.
Peki, ebedi haram oluşu sabit olur mu? Bu noktada ise iki görüş gelmiştir.
Eğer karısıyla fıkın yapar sonra ona zina isnadında bulunur da evlilik haline bunu izafe edecek olursa, bunun hükmü, önceki meselenin hükmüyle aynıdır. Aralarında bir çocuk olur da koca da, onun kendisine ait olmadığını ortaya koyarsa, o vakit çocuğun kendisine ait olmadığına dair karşılıklı lanetleşme hakkı doğar. Aksi takdirde had cezası alır ve lian da yapamaz. Bunu, İmam Malik ve İmam Şafii söylemiştir.
Ebu Hanife ise had olmaksızın lian (lanetleşme) da bulunmak vacip olur. Zira bundan yüz çevirecek olursa, o vakit lanetleşmeyi gerçekleştirene değin hapsedilir; çünkü eşlere zina isnadında bulunmayı icap ettiren şey ancak lian ile gerçekleşmektedir, demiştir.
(Ancak) onların bu noktada ayetteki genel kapsama dahil oldukları yönünde cevap verilmiştir. Kocanın bundan tahsis edilmiş olması ise (iftira) haddi, sövme ve şahitlik reddi hakkında onun bu lian’ının, şahitliği yerine geçmiş olacağıdır.
Koca’ya haddin ikame edilmesi çelişki oluşturmayacağı gibi, ondan lian’da bulunması talep de edilmez, meğer ki karısı ondan bunu talep etmesin; zira karısının buna hakkı vardır. Çünkü -diğer haklarda olduğu gibi- karısının talebi dışında bunların ikamesi gerçekleşmez. Dolayısıyla kadın talep etmediği halde kocası lian’da bulunmak isterse, o vakit bakarız; eğer ortada çocuğun kendisine ait olmadığını ifade eden bir nesep yoksa, o zaman karşılıklı lanetleşme hakkı doğmaz.
Aynı şekilde erkekten haddin sakıt olduğu tüm yerlerde mesela, kadının zina ettiğine dair erkeğin bir beyyine (belge vb.) ikame etmesi veya zina nispetinden dolayı erkeği temiz çıkartması veyahut da kadından dolayı had yer de sonrasında onunla lanetleşmek isterse, o vakit ortada karşı çıkılacak bir nesep olmaz. Çünkü bu durumda lanetleşmek, meşru olmaz. Bu, ilim adamlarının çoğunluğunun görüşüdür.
el-Muvaffak der ki: Bu konuda ihtilaf edenin olduğunu bilmiyoruz; sadece Şafii ashabı bundan farklı düşünmektedir; zira onlar: O vakit erkeğin, yatak durumunu izale etmek için karşılıklı lanetleşme hakkı doğar, demişlerdir. Onlardan sahih olarak gelen görüş ise cumhur alimlerle aynıdır. Şüphesiz yatak durumunun izale edilmesi, talakla mümkün olur. Ebedi haram olmasıyla ise kasdedilen, sebebiyle lanetleşmenin meşruluğu değil, bunun sadece tazmin ile elde edilmesidir. Ama ortada kendisine ait olmayan bir çocuk olursa, bu hususta el-Kadı (İyaz): O vakit çocuğun kendisine ait olmadığına dair erkeğin lian’da bulunma hakkı olur, demiştir. Bu, Şafii mezhebinin de görüşüdür. Çünkü çocuğun kendisine ait olmadığını söylemeye dair erkek ihtiyaç duymuş olacağından, sanki talep etmiş gibi buna dair lehine olmak üzere çıkar bir yolu doğar. Zira batıl bir nesebe karşı çıkması erkeğin bir hakkıdır; dolayısıyla bu noktada karısının ondan razı olmasıyla bu sakıt olmaz. Sanki kadının lanetleşmeyi istemesinin yanında, çocuktan da razı olması gibi değerlendirilir. Bunun yanında lian’ın burada meşru olmayacağı da muhtemeldir, tıpkı karısına zina isnadında bulunması ve kadının da bunu doğrulaması gibi kabul edilir. Bu da rey ashabının görüşünü oluşturmaktadır.