Muhammed b. Yahyâ, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Muhammed b. Hâlid’den, o Nadr b. Süveyd’den, o Yahyâ el-Halebî’den, o Büreyd b. Muâviye’den, o Muhammed b. Müslim’den rivayet etti. Dedi ki: Ebû Abdullah’a dedim: “Allah seni ıslah etsin, senin rahatsızlığın bize ulaştı ve endişelendik. Bize bildirsen veya öğretsen.” Dedi ki: “Ali âlimdi ve ilim miras alınır. Bir âlim helak olmaz ki ondan sonra onun ilmi gibi veya Allah’ın dilediği kadarını bilen biri kalmasın.”
Dedim ki: “Âlim öldüğünde insanların ondan sonrakini tanımamaları onlara caiz olur mu?” Dedi ki: “Bu şehir halkına gelince hayır; yani Medine’yi kastetti. Diğer beldelere gelince, yolculukları miktarıncadır. Allah şöyle buyurur: ‘Müminlerin hepsi birden yola çıkacak değildi. Onlardan her topluluktan bir grup, dinde derin bilgi sahibi olmak ve kavimleri kendilerine döndüklerinde onları uyarmak için çıkmalı değil miydi? Umulur ki sakınırlar.’ (Tevbe 122)”
Dedim ki: “Bu sırada ölen kimse hakkında ne dersin?” Dedi ki: “O, evinden Allah’a ve Resulüne hicret ederek çıkıp sonra ölüm kendisine yetişen kimse konumundadır; onun ecri Allah’a düşmüştür.”
Dedim ki: “Geldiklerinde sahiplerini ne ile tanırlar?” Dedi ki: “Ona sekine, vakar ve heybet verilir.”