Arkadaşlarımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o İbn Mahbûb’dan, o Abdülazîz el-Abdî’den, o Abdullah b. Ebî Ya‘fûr’dan rivayet etti. Dedim ki: “Ben insanlarla karışıyorum. Size velayet beslemeyen, falan ve falanı veli edinen; fakat emaneti, doğruluğu ve vefası bulunan topluluklara çok şaşırıyorum. Size velayet besleyen, fakat kendilerinde o emanet, vefa ve doğruluk bulunmayan topluluklar da var.” Bunun üzerine Ebû Abdullah oturuşunu düzeltti, bana öfkeli gibi yöneldi ve şöyle dedi: “Allah’tan olmayan zalim bir imamın velayetiyle Allah’a dinlenen kimsenin dini yoktur. Allah’tan olan adil bir imamın velayetiyle dinlenen kimseye de kınama yoktur.” Dedim ki: “Onların dini yoktur, bunlara da kınama yoktur, öyle mi?” Dedi ki: “Evet; onların dini yoktur, bunlara da kınama yoktur.”
Sonra dedi ki: “Allah’ın şu sözünü işitmiyor musun: ‘Allah iman edenlerin velisidir; onları karanlıklardan nura çıkarır.’ (Bakara 257) Yani onları, Allah’tan olan her adil imamı veli edinmeleri sebebiyle günahların karanlıklarından tövbe ve bağışlanma nuruna çıkarır. Ve buyurdu ki: ‘İnkâr edenlerin velileri ise tağuttur; onları nurdan karanlıklara çıkarırlar.’ Bununla yalnızca şunu kastetmiştir: Onlar İslam nurundaydılar. Allah’tan olmayan her zalim imamı veli edindiklerinde, onu veli edinmeleri sebebiyle İslam nurundan küfür karanlıklarına çıktılar. Böylece Allah onlara kâfirlerle birlikte ateşi gerekli kıldı: ‘İşte onlar ateş ehlidir; orada ebedî kalacaklardır.’”