Muhammed b. Yahyâ ve Ahmed b. Muhammed, ikisi birlikte Muhammed b. Hasan’dan; o da Ali b. Hassân’dan rivayet etti. Ali b. Hassân şöyle dedi: Bana Ebû Abdullah er-Riyâhî, Ebû’s-Sâmit el-Hulvânî’den; o da Ebû Ca‘fer’den rivayet etti. Ebû Ca‘fer şöyle buyurdu:
“Emîrü’l-Müminîn’in fazileti şudur: Onun getirdiğini alırım, yasakladığından uzak dururum. Resulullah’tan sonra ona itaat konusunda Resulullah’a ait olan hüküm verilmiştir; üstünlük ise Muhammed’indir. Onun önüne geçen, Allah’ın ve Resulünün önüne geçmiş gibidir. Kendisini ondan üstün gören, Resulullah’tan üstün görmüş gibidir. Küçük veya büyük bir konuda onu reddeden kimse, Allah’a şirk koşma sınırında olur.
Resulullah, Allah’ın ancak kendisinden gelinen kapısı ve kendisinden gidildiğinde Allah Azze ve Celle’ye ulaşılan yoludur. Ondan sonra Emîrü’l-Müminîn de böyleydi. İmamlar da birbiri ardınca aynı hüküm üzere geldi. Allah Azze ve Celle onları, yeryüzü halkıyla birlikte sarsılmasın diye yeryüzünün direkleri, İslam’ın sütunları ve kendi hidayet yolunun bağlantısı kıldı. Bir hidayet edici ancak onların hidayetiyle hidayet bulur; hidayetten çıkan bir kimse de ancak onların hakkı konusunda kusur ettiği için sapar. Onlar, Allah’ın indirdiği ilim, özür ve uyarılar üzerinde Allah’ın eminleridir; yeryüzünde bulunanlara karşı ulaştırılmış hüccettirler. Onların sonuncusu için Allah katından, ilkleri için geçerli olan hükmün benzeri geçerlidir. Hiç kimse buna Allah’ın yardımı olmadan ulaşamaz.
Emîrü’l-Müminîn şöyle buyurdu: ‘Ben Allah’ın cennet ile cehennem arasındaki taksim edicisiyim; hiç kimse cehenneme ancak benim taksimimin sınırına göre girer. Ben en büyük ayırıcıyım. Ben benden sonrakilerin imamı ve benden önce olanlar adına eda ediciyim. Benden önce hiç kimse geçemez; yalnız Ahmed geçer. Ben ve o aynı yol üzerindeyiz; ancak o kendi adıyla çağrılan kimsedir.
Bana altı şey verilmiştir: Ölümler ilmi, belalar ilmi, vasiyetler ilmi, kesin hüküm bilgisi; ben dönüşlerin sahibi ve devletlerin devletinin sahibiyim. Ben asa ve mühür sahibiyim; insanlarla konuşacak olan dâbbe de benim.’”